Kadına Yönelik Şiddet Sürüyor, İsyanımız Büyüyor!

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Kadına Yönelik Şiddet Sürüyor, İsyanımız Büyüyor!"

Transkript

1 Kadına Yönelik Şiddet Sürüyor, İsyanımız Büyüyor! Susmuyoruz! Örgütleniyoruz! Durduracağız! 25 KASIM da Şiddetin Karanlığına Karşı, Işık Olmak için Alanlardayız!

2 içindekiler 1 Merhaba Canan Çalağan 2 25 Kasım Tarihçe 4 KESK li Kadınlar Şiddetin Her Türlü Biçimine Karşı 5 Kadına Yönelik Şiddet Yasasına İlişkin Bir Değerlendirme Gülsen ÜLKER 8 Röportraj: Muhafazakarlık ve Feminizm Deniz Derinyol Demirci 11 Türkiye de Sessiz Şiddet ve Toplumsal Cinsiyet Gamze Yücesan-Özdemir Simten Coşar 13 Mevzu Kadına Yönelik Şiddetse Adalet Teferruattır! Candan Dumrul 15 Kürtaj Tartışmalarındaki Nesne; Kadın İlknur Başer 17 AKP nin Bütçesi Eşitsizliği Uçurumlaştırıyor Aslı Aydın 19 Röportaj: THY den Atılan Direnişteki Kadınlarla Konuştuk Leyla KOÇ ÜZÜM 22 Kreş yardım Paketi İle İlgili KEİG in Görüşü 24 Gürsel Şenşafak İçin Satı Burunucu Çalı 26 Röportaj: Sorun Çözülürse Kanat Takıp Siirt Cezaevine Kadar Uçarım Fatma GÜLÇİÇEK ARI 28 Unutmadık, Affetmedik, Takipçiyiz! 30 Adalet Sağlanıncaya Dek Davaların Takipçisiyiz! 31 LGBT Bireylere Karşı Nefret Suçları Aralık: Küresel Eylem Günü Güneşin Peşinde 24 Saat Feminist Eylem Merhaba Yaşadığımız yaklaşık 8 aylık zoraki ayrılıktan sonra, arada beton duvarlar olmadan dostlarımızla, mücadele arkadaşlarımızla, sevdiklerimizle ve elbette mücadelemizle yeniden buluşmanın buruk coşkusu ile: Merhaba. Ülkenin her tarafında, diktatörlük rejimlerini aratmayan yöntemlerle, tüm muhalif kesimlere karşı girişilen bastırma-yıldırma politikalarından bizde payımıza düşeni aldık. Şubat ayı idi. Hepimiz yaklaşan 8 Mart Kadınların Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü hazırlığında, yoğun bir çalışma temposu içindeydik. Herkes gibi ertesi gün yapacağımız işleri düşünerek dalmıştık uykuya; ama uyandığımız gün, o bizim bildiğimiz ertesi gün değildi. O ertesi gün önce erkek devletin erkek polisleri girdi evlerimize, hayatlarımıza. Çocuklarımız en tatlı uykularından korkuyla uyandılar ve gidişimizi izlediler anlam veremeyerek. Sonra erkek adalet önüne çıkarıldık. Dokuz kadın ailelerimizden, arkadaşlarımızdan,mücadelemizden koparılarak cezaevine kapatıldık. 4 Ekim den bu yana beşimiz tekrar dostlarımızın yanındayız. Bunun coşkusu ne kadar büyükse, beraber yola çıktığımız sevgili arkadaşlarımızı yani Güler i, Bedriye yi ve Güldane yi geride bırakmanın burukluğu da o denli büyük. Tabii Sakine yi, Seyran ı, Belgizar ı, Hanım ı, Sibel i, Seher i Olcay, Zeynep, Gürsel, Aynur ve Besime yi de. Bizler şahsında gerçekleştirilen operasyonlarla, amaç elbette kadın kimliğiyle özgürlük diyen, barış diyen; emek ve demokrasi mücadelesi yürüten kadınları bilindik eril şiddet yöntemleri ile susturmaktı. Erkeğin küçük devleti, aile içinde, bizim için biçilen kadınlık rollerini sükûnetle yerine getirmemiz; ucuz iş gücü olsunlar, savaşlarda ölsünler diye çocuklar doğurmamız, tacize de uğrasak, tecavüze de uğrasak sessizce boyun eğmemiz, biat etmemiz bekleniyordu. Kadını ikincilleştiren erkek egemen düzene karşı ses çıkaran kadınlardan olduğumuz için tehlikeliydik ve susturulmamız gerekiyordu! Ama olmadı. Bizi susturamadılar. KESK in SESİ 25 Kasım Özel Sayısı Sahibi: Lami Özgen Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Baki Çınar Yönetim Yeri: Çehre Sk. 6/1 Gaziosmanpaşa/ANKARA Tel: Faks: Basım Yeri : Mattek Matbaa - Ağaç İşleri Sanayi Sitesi 21.Cd. 601.Sk. No:35/ İskitler/ANKARA Basım Adedi: Basım Tarihi: 20 Kasım 2012 Canan ÇALAĞAN Araya duvarlar girdi, ama bizi ayırmayı başaramadılar. Biz, sekiz ay boyunca bir an bile, kendimizi yalnız hissetmedik. Tüm kız kardeşlerimiz ve mücadele arkadaşlarımız alanlardan yükselen sloganlarıyla, gönderdikleri kartlar ve mektuplarla, mahkeme önlerindeki güçlü sahiplenmeleriyle her an yanımızdaydı. Bundan sonrada öyle olacak. Tüm KESK li tutsaklar özgür oluncaya dek onların yanında olacağız. Omuz omuza, dayanışmanın ve birlikte mücadelenin gücüyle arkadaşlarımızı geri alacağız. Emek, demokrasi ve barış mücadelesine, cinsiyet eşitliği ve özgürlüğü mücadelesine durmaksızın devam edeceğiz. Ta ki zindanlar boşalıncaya, tüm devrimci tutsaklar özgür kalıncaya dek. Biz KESK li kadınlar, başından bu yana yürüttüğümüz cinsiyet özgürlüğü mücadelesini emek ve demokrasi mücadelesinden ayrı görmedik. Tüm çalışmalarımızı, eylem ve etkinliklerimizi bu bütünlükten hareketle ele aldık ve gerçekleştirdik. Çünkü bugün itibariyle Türkiye de erkek egemen düzenin temsilcisi AKP iktidarı tekçi, milliyetçi muhafazakâr politikalarını neo-liberal politikalarla harmanlayarak emeğimize, bedenimize, kimliğimize aralıksız olarak saldırmayı sürdürüyor. İstatistiklere yansıyan rakamlar bir kez daha gösteriyor ki; Türkiye de kadına yönelik şiddet münferit değil sistematiktir ve artarak devam etmektedir. Bu artışın temel nedeni, başta başbakan olmak üzere, devlet ve hükümet yetkililerinin cinsiyetçi söylemleri ve kurumlar aracılığıyla hayata geçirdikleri uygulamalardır. Kadın ve erkeği eşit görmediğini açıkça dile getiren bu eril zihniyet, kadın bedenini de kendi iktidar projelerinin nesnesi olarak görmekte kuşkusuz. Bu mantalitenin gerçekliğimize yansıması ise taciz, tecavüz ve kadın cinayetleri oluyor. Egemenlerin eril şiddeti, itaatkâr köleler yaratmak için tarih boyunca insanlığın karşısında oldu. Bu sömürü düzeninin tüm toplumu kapsayarak ayakta kalması, elbette kadının yüzde yüz tahakküm altına alınması ile mümkündü. Böylelikle geldiğimiz aşamada kapitalist modernitenin, neo-liberalizme evirilen ekonomi politikalarının temel ihtiyacı olan esnek, güvencesiz, sendikasız, ucuz iş gücü ihtiyacı için biçilmiş kaftan gördüğü kadın emeği sömürüsü de gerçekleşebilecekti. AKP hükümeti tarihten devraldığı bu mirası layıkıyla yerine getirmek için var gücüyle çalışıyor. Hazırlanan Ulusal İstihdam Stratejisi ile bizlere dayatılan bir yandan kölece çalışma düzenidir, diğer yandan kazanılmış haklarımızın gasp edilmesidir. Sorunların çözümünde yöntem olarak şiddetin kullanılması, hiç kuşkusuz ülkede süren 30 yıllık savaş ve çatışmaların da beslendiği temel kaynaktır. Bugün yüz yüze olduğumuz kadına yönelik şiddetin, yıllardır Kürt sorununun çözüm(süz)ünde kullanılan militarist politikalarla yakından ilişkisi vardır. Dünyada yapılan araştırmalar bunun en açık kanıtıdır. Her savaşın ortak düşmanı kadınlardır. Silahlı çatışmalar kadına yönelik şiddeti tırmandırır; tecavüz, cinsel kölelik, ev içi şiddet, yoksulluk ve göç kadınların kaderi haline gelir. AKP bugün ülkede yaşanan acılar yet mezmiş gibi, emperyalist odakların taşeronluğuna soyunarak bizi komşularımızla savaşın eşiğine sürüklemek istemektedir. Halkların kardeşliği emperyalistlerin çıkarlarına feda edilmek istenmektedir. Biz, KESK li kadınlar, böylesi bir atmosfere, şiddetin hiçbir biçimine boyun eğmeyeceğiz. Buradan hareketle elinizdeki dergide de eril şiddetin hayatımızı etkileyen farklı boyutlarına değinmeye çalıştık. Yine 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü için eylem ve etkinlik programımızı da aynı bakış açısıyla hazırladık. Dergimize yazıları ile katkı sunan tüm dostlarımıza sevgi ve şükranlarımızı sunuyoruz ve bir kez daha, örgütlü kadın mücadelesine ve kadın dayanışmasına olan inancımızla, yolumuz açık olsun diyoruz. 1

3 2 3

4 KESK li Kadınlar Şiddetin Her Türlü Biçimine Karşı! Kadına yönelik şiddet, erkeklerle kadınlar arasındaki eşit olmayan tarihsel güç ilişkilerinin bir sonucudur. Bu şiddet evrenseldir ve küresel düzeyde ekonomik, siyasal, etnik sorunlarla artarak sürmektedir. Pekin Deklarasyonu, kadına yönelik şiddeti şöyle tanımlamaktadır: Kadınlara yönelik şiddet terimi, kadının fiziksel, cinsel ve psikolojik zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel olan, bu tip hareketlerin tehdidini, baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, ister toplum önünde, ister özel hayatta meydana gelmiş olsun, cinsiyete dayalı her türlü şiddet anlamına gelir. Kadına yönelik şiddet, hem kadınların insan haklarını ve temel özgürlüklerini kullanmalarını engellemekte, hem de haklarını ihlal etmektedir. Erkekler, 2010 da en az 217 kadın ve üç çocuğu öldürdü, 164 kadın ve 4 çocuğu yaraladı. En az 381 kadın ve çocuk tacize, 207 kadın ve çocuk tecavüze maruz kaldı. Taciz ve tecavüze maruz bırakılanların büyük çoğunluğu çocuklardı. 23 kadının intihar ettiği öne sürüldü ya da şüpheli şekilde yaşamlarını yitirdiler de 257 kadın, 32 erkek, 14 çocuk ve iki bebek öldürdü, en az 102 kadın ve 59 kız çocuğuna tecavüz etti de koruma talep ettiği, savcılığa veya polise şikayette bulunduğu ya da sığınmaevlerine yerleştirildiği halde 11 kadın öldürüldü, üç kadın ağır yaralandı nin ilk on ayında toplam 137 kadını öldürdü, 195 kadını yaraladı,106 kadına tecavüz etti, 117 kadını taciz etti. Yukarıdaki sayılar şiddetin yalnızca birkaç boyutu ile ilgili olanlara bize gösteriyor. Diğer şiddet biçimlerinin kaç kadına, ne kadar süreyle, ne biçimde yapıldığını gösteren belge ne yazık ki elimizde bulunmamaktadır. Ama en ağır şiddetin rakamları bu kadar yüksekse, diğerlerinin ne kadar çok ve yoğun olduğunu tahmin edebiliriz. Kadına yönelik şiddet uygulayanlar, kadınların en yakınındakiler. Kadınları öldürenlerin yüzde 50 si kocaları. Onları sevgilileri, babaları, eski kocaları, erkek kardeş, akraba, eski sevgili, üvey baba, nişanlı, damat ve evlatları izliyor. Yani en yakınındakiler, yani onu tanıyanlar. Devlet ise öldürülen kadınları koruyamadı de koruma talep ettiği, savcılığa veya polise şikayette bulunduğu ya da sığınmaevlerine yerleştirildiği halde 11 kadın öldürüldü, üç kadın ağır yaralandı de bu oran daha da fazla. Biz KESK li Kadınlar bütün insanların her tür şiddetten uzak yaşadığı; hiçbir insanın diğerinin mülkü olamadığı; hiç kimsenin köle olarak alıkonulamadığı, evlenmeye zorlanmadığı, alınıp satılmadığı, angaryaya, cinsel sömürüye tabi kılınmadığı bir dünya, bir ülke yaratmaya yükümlüyüz. Biz KESK li kadınlar, kadınların kurtuluşunun toplumsal cinsiyet temelinde emek/üretim, cinsellik/ beden ve aile alanlarındaki ilişkilerimizin kadınların ortak mücadelesi ile yeniden düzenlenmesi ile mümkün olacağına inanıyoruz. Biz KESK li kadınlar, binlerce yıldır eşitsizliği, sömürüyü, ayrıcalığı, ayırımcılığı, kadınların insan olarak doğuştan ikincil varsayılmasını esas alan; kadınlara ve erkeklere hiyerarşik toplumsal roller biçen değerleri, standartları ve politikaları dayatan bir sistem olarak ataerkil sistemi ve kadınlarla erkekler arasında ayrıca eşitsizlik yaratan cinsiyete dayalı işbölümünü ve aynı zamanda artan şiddet potansiyelini temel alan neoliberal kapitalist küreselleşmeyi reddediyoruz. Biz KESK li kadınlar, ırkçılık ve militarizm temelli yaratılan çatışma ortamlarından en çok kadınların şiddete maruz kaldığını biliyoruz; bu nedenle ülkemizde var olan Kürt sorunun bir an önce çözülmesi ve tüm kadınlara dayatılan savaş kaynaklı şiddetin son bulması gerektiğine inanıyoruz. Biz KESK li kadınlar, kadına yönelik şiddetin, kültürel, coğrafi ya da sınıfsal bir fenomen olmadığını, şiddetin hepsini yatay kestiğini ve hepimizin sorunu olduğunu biliyoruz. Bu nedenle biz KESK li kadınlar Kadına yönelik şiddetin her türlü biçimini kınıyoruz ve Şiddete karşı mücadelemizi güçlü bir biçimde yürütmeye devam ediyoruz. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Yasasına İlişkin Bir Değerlendirme Gülsen ÜLKER Türkiye kadın hareketi, kadına yönelik şiddeti gündemine aldığı ilk zamanlardan bu yana, bir yandan kendi örgütleri kapsamında kadın danışma merkezi ve kadın sığınakları aracılığıyla şiddet vakaları ile tek tek uğraşmış, bir yandan da şiddetle mücadelenin devletin de sorumluluğunda olduğunu hatırlatarak, bu yönde çalışmalar yapılması için kamu otoritelerini harekete geçirmeye çalışmıştır. Özellikle 1998 yılından bu yana yapılan sığınaklar kurultaylarının gündemini ağırlıklı olarak; devletin kadına yönelik şiddeti kabul etmesi ve bunu önleyecek tedbirleri alması, şiddetin önlenememesi hallerinde ise kadınlar için etkili bir destek mekanizmasının yaratılmasını ve faillerin etkili bir biçimde durdurulmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi talepleri oluşturmuştur. Kadına yönelik şiddetle mücadelede yasaların rolü büyük önem taşımaktadır. Etkili bir yasa kadınların güven duymasını sağlayabileceği gibi belli oranda da olsa failleri caydırıcı bir niteliğe sahip olabilir ve bu nitelikleri ile kamusal/toplumsal bir zihniyet değişikliğinin yollarını açabilir. En azından yasadan bunun murad edildiğini söyleyebiliriz yılında çıkarılan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, bu konudaki ilk düzenleme olmuştur. Toplam 4 maddeden oluşan bu yasanın, uygulama sorunları da düşünüldüğünde, çok eksik olduğu gayet açıktır. Yasadaki yetersizliklere rağmen, ilgili yönetmeliğin biraz daha ayrıntılı düzenlenmiş olması, yasa ve uygulamalarının, kadın örgütlerince sürekli gündemde tutulması ve etkili bir kaç karar bile kadınlar için bazı imkanlar sağlamıştır. Yasaya ilişkin eksikliklerin her fırsatta dile getirilmesi ve şiddet rakamlarının sürekli bir biçimde artış göstermesi gibi nedenlerle yeni bir yasa hazırlanması sürecine girilmiştir. Bu sürecin aşağıda biraz daha ayrıntılı olarak söz edilecek olan özellikleri; devletin, halihazırda hükümetin, kadın erkek eşitliğine ve bu bağlamda kadına yönelik şiddetle mücadeleye nasıl baktığını göstermesi bakımından anlamlıdır. Günde neredeyse beş kadının öldürüldüğü, ağırlıklı olarak kadınlar aleyhine olmak üzere ortaya çıkan yargı kararlarıyla karşılaştığımız ve kadını erkekle eşit görmeyen bir perspektifle oluşturulan yasal düzenlemeler ve kurumsal yapılanmaların hayata geçmekte olduğu bir ortamda olumlu sözler söylemek kuşkusuz kolay değildir. Geçtiğimiz yıl başlayan ve yaklaşık bir yıl süren çalışmalar sonucunda Türkiye deki mevzuata yeni bir şiddetle mücadele yasası (6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun) ilave oldu. Yasa taslağı tartışmalarına, farklı platformlar altında yer alan kadın örgütleri katıldı. Eylül ayında Bakanlıkça yapılan ilk toplantının ardından kurulan Şiddete Son Platformu nu oluşturan kadın örgütlerinin temsilcileri, son iki ay içinde yasa yazım sürecinde de aktif olarak yer aldı yılından bu yana yürürlükte olan 4320 sayılı yasayla karşılaştırarak ele alınacak olursa, genel hatlarıyla yeni yasanın çok daha kapsamlı olduğunu söylemek mümkün. Her ne kadar, nasıl işleyeceğine ilişkin kuşkularımızı koruyor olsak da yasada bir şiddetle mücadele mekanizmasının yer bulmuş olmasına da işaret etmek gerekiyor. 4 5

5 Amacı ve kapsamı daha ayrıntılı tanımlanmış olan yeni şiddet yasasında, evli olan-olmayan kadın ayrımı ortadan kaldırılıyor ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları da yasa kapsamında yer alıyor. İstanbul Sözleşmesi ne (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) özellikle atıfta bulunmasını yasanın bir başka olumlu yönü olarak not ettik. Aynı şekilde ev içi şiddet, kadına yönelik şiddet ve şiddet tanımları ayrıntılı olarak yapıldı ve şiddetin kamusal ve özel alanda meydana geldiği ifadesi nihayet yasaya girdi. Buna karşılık, ailenin korunması ibaresinin son dakika kararıyla yasanın adına eklenmesi, hep dile getirdiğimiz, öyle görünüyor ki dile getirmeye devam edeceğimiz sakıncanın tekrarlanması anlamına gelmektedir. Başta Hükümet olmak üzere, metin üzerinde tasarrufta bulunanlar tarafından, bunun sadece bir isim olduğu, yasanın özünü belirlemediği sürekli söylense de aslında bu ibarede, bir zihniyetin kendini dışavurduğu çok açık. Aynı zamanda, kadın-erkek eşitliği ya da daha yaygın bir ifadeyle toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlaması ve kadına yönelik şiddetle etkili bir mücadelenin olmazsa olmazı meşhur zihniyet dönüşümü söyleminde yer alan ve dönüştürülmesi gereğinden söz edilen zihniyetin bizzat kendisinin işaretlerini taşıdığı da çok açık. Yasanın hazırlanması sürecinde de benzer kaygıların hakim olduğunu söylemek mümkün. Önceki şiddet yasasının uygulamaları sırasında ortaya çıkan ve kadın örgütlerinin de gündeminde yer almış olan eksikliklerin giderilmesi için bir fırsat olabilecek yeni şiddet yasasında bu imkanın yeterince kullanıldığını kabul etmek zor. Bir yandan ilk imzalayıcısı ve onaylayıcısı olmakla övünülürken, öte yandan İstanbul Sözleşmesi nin gözden uzak tutulmak istenmesi ve ancak yoğun ısrarlarımız sonucunda bir atıfla yetinilmesi aynı zihniyete dair bir başka örnek. Kadına yönelik şiddetle mücadele politikalarının merkezine aileyi koyan ve ailenin korunmasını hedefleyen bir şiddet yasasının, şiddetin ortaya çıktığı aile içindeki kadını ne kadar koruyacağı tartışmalı olmaya devam edecektir. Yasanın hangi kadınları kapsayacağı konusu ciddi bir pazarlık süreci sonunda son halini alabildi. Geniş olarak yorumlanacak Şiddete uğrayan ve uğrama ihtimali bulunan kadınların... ifadesi, olumlu bir düzenleme sayılabilir ancak bu haliyle, Bakanlıkça bu yasa kapsamında hiçbir şekilde telafuz edilmek istenmeyen LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans) bireyleri kapsayabilmesi için epeyce bir geniş yorumlama iradesi gerektiriyor. Üstelik yasanın adında anılan aile yi korumaya ant içmiş bir yargıcın kararından hiç bir zaman emin olamayacağız. Söz konusu şiddet yasasının ilk taslaklarında yer alan Toplumsal Cinsiyet tanımı yasanın son halinde tamamen çıkarılmıştır. Bir yandan toplumsal cinsiyet alanında eğitim programları öngören, bu konuya ilişkin materyalleri hazırlayan bakanlığın, bir yandan da bu ifadeyi yasadan tümüyle çıkarması toplumsal cinsiyet eğitim programlarına hangi gözlükle baktığı konusunda da bir fikir vermektedir. Şiddet uğramış kadınların karakollarda barıştırılması ve bunların birçoğun da daha yoğun şiddet görmeleri ve hatta öldürülmeleri basından da bildiğimiz bir durum. Bu şekildeki uzlaştırma girişimlerinin yasaklanması yönündeki talebimiz tüm ısrarlarımıza rağmen kabul görmedi. Oysa alanda çalışan başta güvenlik görevlileri olmak üzere diğer meslek profesyonellerinin; barıştırma girişimlerini ve kocandır, hem dışarıda nasıl yaşarsın benzeri telkinlerle kadınları daha baştan güçsüzleştiren söylem ve eylemlerin önünü kesebilecek etkisi ortadan kaldırıldı. Taleplerimizin, uzlaşma ve arabuluculuğa ilişkin ayrı bir yasanın hazırlanmakta olduğu gerekçe gösterilerek reddedilmesinin hemen ardından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından 16 bölgede hakim ve savcılarla yapılan toplantılardan sonra hazırladığı Yargıda Durum Analizi raporunda; kadın ve çocuklara yönelik basit yaralama suçlarında şikâyet olmasa da soruşturma açılabilmesini sağlayan düzenlemenin kaldırılması istenerek tarafların barışmaları veya uzlaşmaya varmaları durumunda toplumsal barışın sağlanacağı ve aile bütünlüğünün korunacağı, aynı zamanda da yargının iş yükünün azaltılacağı dile getirildi! Kadına yönelik şiddetle mücadelenin en önemli araçlarından biri olan kadın sığınakları/sığınmaevleri bugün itibariyle hem sayı olarak çok yetersiz hem de sığınaklarda verilen hizmetin kalitesi yönünden tartışmalı. Şu anda devletin, yerel yönetimlerin ve bağımsız örgütlerinki de dahil olmak üzere faal sığınak sayısı 84. Bakanlığa bağlı sığınaklar ise 40 civarında. Kadın hareketinin yıllardır dile getirdiği sığınak sayısının artırılması talebi yasada yer alamadı. Oysa bizatihi yasa hükümlerinin hayata geçebilmesi için sığınak sayısının bir yıl içinde en azından üç katına çıkarılması gerekiyor. Buna dair bir irade beyanını görmediğimiz sürece kadına yönelik şiddetle mücadele edildiğini nasıl söyleyebiliriz? Yasada yeni bir düzenleme olarak sunulan ücreti bakanlıkça karşılanan kreş hakkının, meclis görüşmeleri sırasında iyice kısıtlanarak çalışan kadınlar için 2 ay, iş arayanlar için ise 4 ay olarak belirlenmesi bu alana ilişkin bütçenin, daha başlamadan kısıtlanmasına örnek oluşturuyor. Aynı bütçe kısıtlamasını, şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kuruluşunda da görüyoruz. İki yıl içinde, seçilecek illerde pilot uygulamasının başlayacağı bu merkezler için talep edilen kadro sayısı 5577 iken, meclis sürecinde Maliye Bakanlığının uyarısı ile 362 ye indirildi. Görünen o ki sadece pilot uygulama için bir kadro talebi söz konusu. Ve yine çok itiraz edilmesine rağmen hem şiddete uğrayan kadınların hem de şiddet faillerinin aynı merkezlerde hizmet alacağı bir model oluşturuldu. Şu anda pilot uygulaması süren bu merkezlerin sağlıklı işleyeceğine dair ciddi kuşkularımız var. Yeni şiddet yasasının problemli bir diğer yanı ise önceki yasa hükümlerine göre her türlü tedbir için bildirim yeterli sayılırken bu yasada, sadece koruyucu tedbir kararlarında delil veya belge aranmıyor oluşu. 8 Mart 2012 tarihinde meclisten geçen şiddet yasası, yasanın uygulama örnekleri üzerine daha çok konuşacak ve yazacağız kuşkusuz ancak kadınlar şiddet görmeye, taciz ve tecavüze uğramaya devam ediyor ne yazık ki. Kadın cinayetleri hız kesmedi ve kesecek gibi de görünmüyor. Bianet in Ekim ayı içinde, yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre erkekler on kadın ve bir bebeği öldürdü, on altı kadına ve kız çocuğuna tecavüz etti ve sekiz kadını yaraladı. Kadınların yine en çok kocalarından şiddet gördüğünü ortaya çıkaran bu derleme, bize aileyi korumak isteyen bir şiddetle mücadele yasasının ne kadar etkili olabileceğini de göstermiyor mu? Üstelik öldürülen iki kadın ve ağır yaralanan üç kadının şikayette bulunduğunu ve kocaları hakkında evden uzaklaştırma kararı aldıklarını görüyoruz! Yine Bianet in derlemesine göre içinde bulunduğumuz yılın ilk 10 ayında toplam 137 kadının öldürüldüğünü, 195 kadın şiddete, 106 kadın tecavüze, 117 kadın ise tacize maruz kaldığını öğreniyoruz. Rakamlar korkunç, korkunç olmanın da ötesinde kadınları içinden hiç çıkamayacakları bir cenderede tutma tehdidini taşıyor. Ancak ailenin içindeysen kabul göreceğin, bunun dışında bağımsız bir birey, bir kadın olmanın bedelinin ağır olacağını gösteriyor sanki. Bu yazıda şiddet yasası kapsamında ve özellikle ev içi şiddetten söz etmeye çalıştım ancak biliyoruz ki, bununla bağlantılı olarak kamusal alanda yaşanan şiddet ve özellikle devlet kaynaklı şiddet de hız kesmiyor. Toplumsal alanda varoluşumuz, cinsiyetçi bir bakış ve dille mahkum edilmeye çalışılıyor. İşkenceci, tecavüzcü devlet görevlileri korunuyor. Cinsiyet eşitliğine dair mücadelemiz, sözümüz yok sayılmaya, üstü örtülmeye çalışılıyor. Ancak Türkiye kadın hareketi bugüne taşıdığı kazanımlarını koruyacak ve mücadelesini sürdürecektir. 6 7

6 (Röportaj) Muhafazakarlık ve Feminizim! Deniz DERİNYOL DEMİRCİ Röportaj: KESK Kadın Dergisi Adına Deniz DERİNYOL (DD), Handan KOÇ (HK) Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi nden otuz yıllık okul arkadaşım sevgili Aysen den bu sene şöyle bir söz öğrendim. Dostunu tanımalısın ama düşmanını daha iyi tanımalısın. Bu kitaptaki yazıları cins mücadelesi içinde yer alan feminist bir kadın olarak yazdım. Her biri geride bıraktığımız on yılı, Türkiye erkek egemen sistemini, İslamcı ve yeni-muhafazakâr düşünceyi anlama çabasının ürünüdür. Yeni sorulara ve yeni cevaplara vesile olmak, tek maksadım. diyor Handan Koç, Muhafazakârlığa Karşı Feminizm isimli kitabının önsözünde. Bizler de bu anlama çabasına sorularımızla bir parça da olsa katkı sunmak için Handan Koç ile söyleştik. DD: Muhafazakârlığa Karşı Feminizm isimli kitabınızın önsözünde yer verdiğiniz Dostunu tanımalısın ama düşmanını daha iyi tanımalısın sözüyle aslında bu kitabı hangi saikle derlediğinizi ifade etmişsiniz ama biraz daha açacak olursak... HK: Kitapta son on yıldır yazdığım şeyler arasından seçtiklerim ve yeni yazdıklarım bir arada. Ben Refah Partisinin belediye seçimlerinde büyük güç kazandığı yıllardan itibaren feminizmin Türkiye İslamizmi ile olan ilişkisini önemsemekten yana oldum. Bu önemseme İslamcı hareketin aslında açık olan ama çeşitli sebeplerle, ideolojik-politik sebeplerle puslu bir camın arkasından bakılan fikirlerinin izini sürmeyi gerektiriyordu. Öte yandan bu anlama çabası bu hareketi anlayışla karşılamak için değil, onunla çatışmak onun kadınların hayatını dolaysız etkileyen fikriyatını kırmak için yapılmalıydı diye düşündüm hep. Ben devrimci bir feminist olarak kendi hayatım ve değerlerim için mücadele etmeyi öncelikli buluyorum. Bazen çok uzaklara gitmeden ve büyük tahlillere girmeden kendi sınıf, cins ve insanlık değerlerimizi tehdit eden şeyleri açık ve basit bir şekilde algılayabilmek zorundayız diye düşünüyorum. Bir politik hareket için de aynı şey geçerli. Dünyanın zengin fakir ayrımı olmayan, eşitler olarak rahat edilen, mutlu olunan anlamlı bir yer haline gelmesini isteyenlere karşı her zaman güç kullananlar olmuştur. Bunlar düzende üsttekilerdir ve aslına bakılacak olursa üsttekiler alttakilerin ayaklanmasının düşmanıdırlar. AKP her zaman kadınlar açısından kökleri açık bir fikriyatın taşıyıcısı oldu. Kadın özgürleşmesine, kadınların aile dışına taşan varlıklarına, kadınların güçlenmesine düşman olan bu fikriyatı eleştiren kadınlar hep verili cumhuriyetçiliğin sınırlarında algılanmak istendiği için konu hep dolaylı tartışıldı. Başörtüsü ve demokrasi, Kürt meselesi ve mücadelesi, Kemalizm ve darbe ihtimali tartışmaları bu dolayımın başlıklarını oluşturdu. Bu belirleyici tartışmalar, kadınların kökleri toplumda mevcut olan İslamcılık, yeni İslamcılık, muhafazakârlık gibi ne isim verecek olursak verelim sofu veya dinci fikirlere dolaysız karşı çıkışının önüne geçti. Kadınlar muhakkak dünyada ve Türkiye de olan her şeyden bir şekilde etkileniyorlar. Ama kadın ve kadın özgürleşmesi düşmanı olan bu İslamcı-muhafazakâr geleneği kadınlar açısından tanımak, tanıtmak ve eleştirmek her zaman farz gibi gelmiştir bana. Çünkü bu düşünce kadınları ezmenin ve sömürmenin meşruiyetini sağlayan en eski ve en köklü fikir cephanesine sahip. O yüzden düşmanı tanımak ve ona karşı açıkça kendi gerekçelerimizle mücadele etmek gerekir diye düşünüyorum. DD: AKP iktidarının 10 yıllık yönetme pratiğiyle gündeme gelen ve sizin de yeni muhafazakârlık olarak tarif ettiğiniz ideolojik ve siyasal pozisyonun kendinden önceki dönemin muhafazakârlığıyla ayırt edici özellikleri nelerdir? HK: AKP pek çok kesim için pek çok türlü analiz edildi, edilmeye de devam ediyor. İşbaşına geldiği dönemden önce Refah Partisi, daha sonra da AKP bir demokrasi mücadelesi açısından, toplumda söz hakkı olmayanlara alan açacak bir güç olarak görüldü, gösterildi. Bu ayrı bir tartışma alanı buna girmeyelim. Eğer iktidarın düşüncelerine kadınlar açısından bakacaksak gerçekten sadece onlar açısından bakmalıyız. İran devriminden etkilenmiş, başörtüsü mücadelesi içinde politikleşmiş, partilerin erkek yöneticileri ile çatışmayı göze alan İslamcı kadınların verdiği ivme malum bu hareket için çok önemli oldu. AKP nin Muhafazakâr Demokrasi başlıklı çıkış bildirgesinin Recep Tayyip Erdoğan imzalı önsözünde Ak Parti geçmişten veya bir medeniyet havzasından siyaset çizgisi ödünç almak yerine kendi düşünce geleneği ile dünya genelinde test edilen bir siyasal tutumu yeniden üretmeyi doğru bulmaktadır diye yazar. Bundan ne anlıyorsunuz? Ben açık bir ikiyüzlülük dili algılamıştım. Hala da öyle anlıyorum. Yani yeni muhafazakârlığın en önemli yönü açık bir dile sahip olmaması, harbi olmaması, sinsi olmasıdır. AKP daha sonra içinde yer aldığı tarihi bir hat tanımladı ve bazı liderleri biliyorsunuz- milletin adamları olarak yüceltti. Bir üçlü söz konusuydu. Seçim propagandası olarak kullanıldı. Bu üçlü Menderes, Özal ve Erdoğan dı. Bu fotoğrafta milletin kadınları elbette yoktu ama Erbakan da yoktu. Şunu söylemek istiyorum. AKP öz-liderini arkasından bıçaklayarak kendini var eden bir kadronun ürünüdür. Denilebilir ki, Türkiye de hemen hemen bütün büyük partiler bir diğerinin içinden çıkmadır. Ama AKP öyle yaptı ki, gerçekten de yeni bir dönem başlattı. Hem ABD ile dost hem İslamcı bir iktidar olarak yeni bir ileri-demokratik-cumhuriyet kurmaya girişmek az bir şey değil. Öte yandan AKP çok da orijinal fikirlere ve uygulamalara sahip değil. Ben birçok sade ve güngörmüş vatandaş gibi Türkiyeli her sağ-politik geleneğin köklerinin zamanının milliyetçi cephesinde olduğunu düşünüyorum. Bugün Adalet partisi, MHP ve MSP nin 1980 öncesinde giriştiği kritik ve kutsal ittifakın çoğu özelliği devam ediyor. Kadınlar açısından milliyetçi cephenin ideolojik olarak kilit unsuru bence İslamcılardı. Çünkü sadece onların cumhuriyetin batıdan esinlenmiş kadın hakları uygulamalarına karşı köklü fikirleri, inançları, önerileri vardı. Sadece onlar cumhuriyetçilere kadınların gündelik hayatını da düzenleyen, yani özel hayatın da politikasını yapan kapsayıcı bir yaklaşımla karşı çıkıyorlardı. Kadınların iyi eş ve iyi yurttaş olarak tanımlandığı cumhuriyetçi erkek egemen düzen altında, batının ahlaksızlığını kadınları masaya yatırarak eleştiren ideolojileri, özellikle Said-i Nursi yandaşlarını ruhani bir bağla birbirlerine bağlıyordu. 80 lerden sonra yükselen feminist hareket içinde bizler, erkek egemenliğinin bütün uygulamalarından kadınların kurtuluşu yönünde uzaklaşır ve kendimize özgü adımlar atarken, irili ufaklı tarikatlar içinde zaten örgütlü olan İslamcılar, kadınlı erkekli bir yeniden uyanış yaşadılar. AKP nin kendinden önceki tüm sağ-muhafazakâr güçlerden ayrıt edici bir yanı da bu saf mirasın üstüne çok kolay bir şekilde ve büyük bir destek alarak konmuş olmasıdır bence. DD: Sizce bu muhafazakârlaşma dalgası Türkiye ye özgü mü? Dünyada da böyle bir eğilimin varlığından söz etmek mümkün değil mi? HK: Dünyada muhafazakâr siyasette öncü olan lider, cins mücadelesi açısından ne acı bir tesadüf ki, bir kadın. Malum Margaret Thatcher o ve Amerikalı arkadaşı Reagan iki sembol isim. Bu ikilinin lider olduğu, dünyada büyük sermaye güçlerinin büyük bir yeni organizasyonla güçlendiği bir dönemin devamında Sovyetler Birliğinin bir sistem olarak çökertilmesi, dağılması bizim ülkemizin de etki alanında olduğu büyük ve yeni bir sağcı, gerici dalgayı yarattı. Bu süreçte emekçilerin, işçilerin, öğrencilerin alttakilerin pek çok kazanımı çöpe gitti. Türkiye Sovyetlerden bizim buraya çalışmaya gelen insanlarla tanıştı. Bir dev ölmüştü. Bunu daha önceki on yıllarda düşünmek imkânsızdı. Türkiye bulunduğu bölgede yeni bir konuma geçti. Muhafazakâr terimini önüne demokrat eki koyarak üstlenen AKP, aslında Türkiye nin siyasi jargonu içinde kalırsak muhafazakârdan ziyade gerici sıfatı ile tanımlanabilir ların yeni sol ideolojisi gerici kavramını lügatlerden silmiştir. Bu terimin Kemalist kullanımını eleştirme kaygısının teorik arka planına burada girmeyelim. Ben AKP nin yeni muhafazakârlığına kolaylıkla yeni gericilik veya yeni İslamcılık veya İslamcı muhafazakârlık diyebileceğimizi düşünüyorum, öyle de diyorum. Bu neden önemli; Türkiye toplumu hem uluslaşmada hem kapitalistleşmede geç kalmış olmasının dışında genel olarak zaten muhafazakâr bir toplum olagelmiştir. Bunu özellikle kadınların hareket alanı açısından söylüyorum. Türkiye de kadınların ev dışına çıkışlarını, oy vermelerini, çalışmalarını, okumalarını teşvik eden, onları erkeklerin dünyasına katan yasal düzenlemelerle, kadınların ev içi yaşantılarının bağlı olduğu mutaassıp erkek egemen değerler arasındaki uçurum derindir. Türkiye de AKP nin başardığı şey, bu uçurumu kadınların aleyhine yeniden ve onların rızalarını alarak tahkim etmesi oldu. DD: Neoliberalizm ile muhafazakârlığın tüm dünyada eşanlı yükselişi, içiçe geçmişliği sizce nasıl anlaşılmalı? HK: İşte aslında yukarıda anlattığım süreci kolaylaştıran bütün ekonomikpolitik dönüşüm neo-liberal uygulamalarla gerçekleşti. Neo-liberal uygulamaların temel özelliği devletin vatandaşları için hiçbir şey yapmaması olarak basitleştirilebilir. Okullar paralı hale geldi, kadınların nitelikli okullarda okuması zorlaştı. İşyerleri güvencesiz hale geldi, sosyal haklar budandı, kadınların çalışması zorlaştı. Kadınlar için kendilerini ve çocuklarını korumak öncelikli hale geldi. Sigortasız, parça başı, ev içinde, kötü atölyelerde çalışmak, büyük fabrikalarda kadın erkek hep beraber sosyal hakların sahibi emekçiler olarak çalışmanın yerini aldı. Devletin hiçbir merkezi, sosyal görevini yapmadığı, hiçbir güvence sunmadığı bir toplumda insan olarak özgürleşmenin, aile dışında güçlenmenin kendini geliştirmenin hedef olarak kökleşmesi çok zordu. Üstelik bu süreçte radikal sol siyasetler de tutuldukları bir demokrasi dalgası altında, klasik solcu-devrimci reflekslerini yitirmişlerdi. Bu ortam bugünün büyük gücü olan Fethullahçı ve benzeri yeni gerici örgütlere halk için okul ve yaşam alanı yaratma imkânı verdi ve kendini kadınlar için çok cazip kıldı. DD: Sözünü ettiğiniz yeni muhafazakarlık İslamcılık a özgü mü? HK: AKP bence Türkiye nin klasik Sünni İslamcılarının gövdesini, geleneğini, alışkanlıklarını taşıyan bir güç. Gerçi bu on yıl içinde aynı zamanda orijinal İslamcıları tasfiye eden güç de AKP oldu, İslamcıların adil düzen ve eşitlik arayışı içinde olanları iktidar tarafından tasfiye edildi, çürütüldü kendine yabancılaştırıldı. Refah partisi liderliği bile sonunda hâkim koalisyonun içine dâhil oldu. Muhafazakârlık sadece İslamcılığa özgü mü diye sorunca, hem diğer dinler hem de aleviler açısından da bir muhafazakârlaşma var mı diye düşünülebilir düşünülmeli. Toplumda dini referanslarla düşünme, iletişim kurma alışkanlığının çoğalmasını bu yeni gericiliğin, yeni-muhafazakârlığın yerleştirdiği bir durum olarak görmemiz lazım. Bu her dini inanç sahibini tutuculaştıran bir şey. Bu on yılda laik sıfatına bir politik uygulamanın adı olarak yabancılaşan solcular-feministler oldu. Yani herkes kendini dini ile ifade eder hale geldi daha fazla. Bu kadınların lehine okunamayacak bir gelişme. Bu dönemde hiçbir din veya mezhep, erkek egemen kural ve uygulamalarında bir reform bir değişim yaşamadı. Öte yandan her dinden kadın, son çeyrek yüzyılda kadın hareketinin etkisi ile büyük değişimler geçirdi. Son on yılda bir de şunu gözlemlemek mümkün oldu. İktidar toplumsal-cinsiyet ayrımlarını keskinleştirdi. Başörtüsü bunun en büyük göstergesi. Kimler kadın kimler erkek, kimler kendini kapatmalı yani kadın gibi kadın olmalı, kadınsı görevlerini yerine getirmeli, kimler açık gezebilir yani erkek bu belli olsun diye çabalandı. Öte yandan örtünmeyen kadınları güvenilir saymayan, en azından kendilerinden saymayan topluluklar oluştu ve çok güçlendi. 8 9

7 DD: Bu muhafazakâr yükseliş kadınların gündelik yaşamını nasıl etkiliyor? HK: Bu yükseliş bir tür ahlaki çürümenin ortamını da yarattı ve yaratıyor. Başlangıçta belirttiğim gibi son derece ikiyüzlü bir iktidar yapılanması var. İstenen oldu. Toplumda erkekler zaten kadınları denetliyordu, onlar ev içi ekonominin patronları ve namus bekçileri olarak hep işbaşında idi. Elbette kadınlar da her zaman birbirlerinin dedikodusunu yapardı. Ama şimdi dinci/dini organizasyonlarda aktif kadınlar aracılığı ile kadınların günlük hayatlarının yönlendirildiği denetlendiği ağlar oluştu. Bu rıza ile oluşan bir süreç bunu unutmamak lazım. Ama artık özel yetkili bir gücün arkasına dizilmiş saldırgan bir güç olarak da hareket edebilen bir güç. Artık 1980 lerin doksanların idealist İslamcı kadınlarından ziyade, dini topluluk içinde yaşamanın kolaylıklarından, ekonomik imkânlarından, çocukların eğitim kolaylıklarından yararlanmaya çalışan itaatkâr ve faydacı bir kadın kitlesi söz konusu. Bu kitleler İslamcılığı kadın erkek eşitliği açısından iyileştirmeye çalışan başörtülü öncü kadınları sevmiyorlar. Hadislerin kadın bakış açısı ile yeniden kadınlar lehine yorumlanması ile ilgilenmiyorlar. Eskisi gibi tek renk pardösüler içinde bakımsız gezen sofular da olmak istemiyorlar. Onlar daha ziyade bazen fazlasıyla dünyevileşerek liderleri Gülen i veya Erdoğan ı seviyorlar. Gündelik yaşamlarında hem alışveriş merkezi, hem mümkünse araba olsun, hem buluşulup nur risalesi okunsun gibi bir birleşime bayılıyorlar. Türkiye de kadınlar hala genç evleniyor, yüksek bir oranda akrabaları ile evleniyor, daha az çalışıyor ve daha az kazanıyor. Televizyonlarda Seda Sayan da olsa Gülben Ergen de olsa her sabah bütün kadın programı sunucuları muhakkak bir din âlimine bağlanarak görüş alıyor. Kadınlar da eğer akşam bir koltuk ve televizyon bulma şansına sahiplerse televizyonda dizi seyrediyor. İşin fena tarafı son zamanlarda bir yakışıklı erkek için birbirlerini paralayan kadınların bol olduğu diziler çok moda. DD: Dramatik artışlar gösteren kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet rakamlarının kaynakları neler olabilir? HK: Burada şöyle bir çelişkili durum olduğun düşünüyorum. Dönemsel düşüşler gösterse ve eski radikal gücünü taşımasa da Türkiye de feminizm kadınları etkiledi. Öte yandan klasik cumhuriyetçi kadınların, Kemalist kadınların kendilerine özgü bir inadı ve gücü var lerde Avrupa birliği ile bahar yaşanan süreçte, Türkiyeli kadınlar uluslararası kadın hareketinin mücadelesinin sonucu olan pek çok yasal yeni hak elde ettiler. Bunların cinsiyet eşitliği adı altında kadınlara tuzaklar kuran özellikleri olsa da iktidar tarafından törpülenseler de pek çok kadını etkileyecek sonuçları oldu ve bu sivil toplum çalışmaları sürecinde çalışan Kürt ve Türk kadınlar kendine özgü değişimlere uğradı. Kadınlar AKP iktidarına rağmen değişimlerini sürdürüyorlar. Türkiye de boşanma oranlarında büyük artış var. Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet, zaten çoğunlukla kadınların herhangi bir düzeydeki başkaldırısının erkeklerce cezalandırılması demektir. Ama son zamanlarda erkeklerin kadınların değişimine karşı hınçlandığı olaylarda artış var. DD: Rakamlardaki bu artışla yükselen muhafazakârlık arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? HK: Muhafazakârlık kadınlardaki eşitlikçi, özgürleşmeci değişimi anlamayı değil kafadan reddetmeyi kolaylaştıran bir ortam yaratıyor. Tutuculuk kadın bedenini eşya olarak görmeyi kolaylaştırıyor. İnsancıl derinliğini, sükûnetini, şefkatini kaybetmiş dinsel düşünce, kadınlara yönelik erkek korkularını ve kadın düşmanlığını besliyor. Erkekler karşılarında konuşan kadın görmeye dayanamıyor, erkekler karşılarında çok suskun ve itaatkâr bir kadın görünce onu da çekici bulmuyor. İslamcı muhafazakârlık altında yetişen gençler modernleşmeyi eşyalarla tanıyor. Araba, internet, son model iletişim aygıtları, moda hepsinin tüketim toplumu dünyasında büyük yere sahip. Ama bu tüketim toplumu kodları altında modernleşen erkekler, kadınları insan değil nesne olarak görmekten uzaklaşamıyor. Kapalı olmayan kadınlara bakıyor ama ben kadınımın kapalı olmasını isterim diyor. İslamcı muhafazakâr düşünce, kadınların aile içinde korunacaklarını, tehlikenin aile dışından geldiğini sürekli olarak yinelerler. Peki öyle ise, neden güle oynaya girilen yuvalar kadınlara mezar oluyor sorusuna verdikleri cevaplar, bu konuda yürüttükleri mücadele kadın hareketinin toplumda en fazla kabul gören yanı. Ama AKP son yaptığı düzenlemelerle kadın hareketini bu alanlardan tasfiye etmek, silmek süpürmek için büyük gayret gösteriyor. Güldünya nın bebeğini onu öldürten ailesine verilmesini normal gören dönemin Bakanı, şu an AKP Kadın Kolları Başkanı Güldal Akşit i, bir erkeğin cinsel saldırısı sonucu gebe kalan bir kadını, adeta yaşamasa da olur diye nitelendiren Ankara Belediye Başkanını hatırlayın. Bu düşünce her zaman isyan eden kadınları, kural dışına çıkan kadınları ölümüne yargılarken rahat, erkeklere karşı ise en fazla arada sırada bağıran bir baba kadar denetleyicidir. DD: Muhafazakârlığın panzehri feminizm mi? Nasıl mücadele edilmeli? Kadın hareketinin müttefikleri kimler olabilir? HK: AKP nin kadınlarla ilgili uygulamalarına karşı çıkarken onların bütünlüklü bir dili konuştuklarını ihmal etmemeliyiz. Organik kökleri olan bir güçle karşı karşıya olduğumuzun bilinci ile kendi kadın dilimizi, piyasanın ve iktidarın uygulamalarından, politikadaki yol arkadaşlarımızın, dostlarımızın tartışmalarından ayrı bir alanda oluşturmalıyız. Günlük büyük siyaset tartışmalarına takılmadan kendi gücümüzü ve düşüncelerimizi geliştirmemiz gerekiyor. Bunu önce kendimiz için yaparsak başka kadınlara da aktarabiliriz. DD: Kürt siyasi hareketi içinde kadınlar adına inkâr edilemeyecek bir özgürleşme pratiği yaşandığını hepimiz görüyoruz, siz de kitabınızda bunu dile getiriyorsunuz. Kadınların politik imkânları açısından sizce bu süreçten ne anlamalıyız? HK: Vallahi bu soruya Kürt kadınları her gün cevap veriyorlar, özgürlükçü Kürt kadınları, yurtları kadar kendi gelecekleri için de mücadele içinde olan bir çizgiye sahipler. Ama Kürt kadınlarının erkek egemenliğine karşı daha karışık olan mücadelesi kavuşulacak barış ortamında başlayacaktır. Ama haklı olarak ne diyorlar, ne diyoruz hele bir barış gelsin! Kara Gün, Kararıp Gitmez : Türkiye de Sessiz Şiddet ve Toplumsal Cinsiyet Gamze Yücesan-Özdemir Simten Coşar Kara gün, kararıp gitmez. Orhan Kemal, 72. Koğuş Son yıllarda, bu ülke topraklarında kadınlara karşı çıplak şiddetin, ev içlerinde, polis karakollarında, mahkemelerde ve sokaklardaki görünürlüğü hızlanan bir ivmeyle artmaktadır. Bu ülkenin kadınları, eylemde yaralanan bir öğrenci için kız mı kadın mı bilemiyorum diyebilen bir Başbakan ın, üç çocuk ve kürtaj yasağı gibi politika önerileriyle kadın yaşamının her anına müdahale eden bir siyasal iktidarın şiddetine maruz kalmaktadırlar. Kadınlar olarak, ne oluyor? u görüyoruz ama üzerinde düşünülmesi gereken soru, nasıl oluyor? Bu soruya yanıt ararken ise, Türkiye de AKP li yılları sınıf temelli ve toplumsal cinsiyet temelli değerlendirmek gerekiyor. AKP li yılların sınıf temelli ve toplumsal cinsiyet temelli bir değerlendirmesi bize şunu söylemektedir: Türkiye de kadınlar AKP li yıllarda hem neoliberal politikaların şiddetine, hem dinî motifleri ağır basan muhafazakârlığın şiddetine, hem de neoliberalmuhafazakâr siyasetin şiddetine maruz kalmaktadırlar. İlk olarak belirtilmesi gereken, kadınlara yönelik şiddetin arkasında AKP nin kadınları emek piyasasına fırlatma politikaları bulunmaktadır. Emek piyasasına fırlatılan kadınlar taşeron çalışma, ev-eksenli çalışma, çağrı üzerine çalışma, sözleşmeli çalışma, yarı-zamanlı çalışma, kamuda yaygınlaştırılan 4-C ve benzeri güvencesiz istihdam biçimlerinde yer buluyorlar. Böylelikle, düşük ücretler ve uzun çalışma saatleriyle ve yeri doldurulabilirliğin yarattığı her an işsiz kalma tehdidiyle güvencesizliği tüm şiddetiyle deneyimlemektedirler. Genelde, neoliberal zamanlara özgü bu güvencesizlik hali, kadınlar açısından iki katmanlı bir riski beraberinde getirmektedir. Şöyle ki, istihdam alanına fırlatılmakla özgürlük taleplerinin karşılandığı varsayılan kadınların, istihdam-dışı seçenekleri muhafazakâr akılda erkeğin tekeline verilen aile olmaktadır. İkinci olarak, kadınlara yönelik şiddetin ardında eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi sosyal politikaları kadına ve aileye havale etme süreci yer almaktadır. Neoliberalizmin özünde karşı çıktığı iki pratik sosyal adalet ve toplumsal haklar politikalarıdır. Bu siyaset biçimine göre kaybedenlerin kaybetmesi kadar doğal bir durum yoktur ve kazananların bu kaybedişten sorumlu tutulması adaletsizliktir. Toplumun sağlığa, eğitime ve sosyal güvenceye ulaşamadığı anlarda gönüllü yardımlar, mahalli örgütlenmeler vasıtasıyla kurulan yardım ağları gündeme gelmektedir. Öte yandan bu soğuk mönüye din soslu bir ısıtma niteliğinde hayırseverlik değeri eklenmektedir. Ama esas görev, aileye ve kadına verilmektedir. Bugün Türkiye de varolan güvencesizlik içinde, işyerinde yaşadıkları fiziksel yıpranma, manevi yıpranma ve sözel/davranışsal tacizin yanı sıra, evde ev işlerini ve hasta ve çocuk bakımını da üstlenen kadınların yükü ağırdır ve ağırlaşmaktadır. Neoliberal yapılanmaların kadınlara dayattıkları, ucuz, esnek işgücü kaynağı etiketine yönelik muhafazakâr sağaltım ise, son tahlilde, kadınları ücretsiz sağlık-bakım hizmetlileri olarak erkek-egemen aile modelleri içerisine kilitlemek olmaktadır. Tam da bu noktada, yazının başında dile getirdiğimiz şiddetin neoliberal politika tercihleriyle muhafazakârlığın harmanlanmasıyla sessizleştirildiğinden bahsedilebilir lerden bu yana, hemen bütün iktidar partilerinin 10 11

8 rotasından sapmayan son on yılın AKP hükümetlerinde piyasacılığın yılmaz savunuculuğunun üstlenildiğini söylemek mümkün. Haliyle, bu savunuculuk piyasa ilişkilerinin rekabet, hırs, piyasa, kâr ve tüketim gibi değerlerinin yüceltilmesi üzerinden işler. Bu noktada din (İslam) motifli muhafazakârlığın, azla yetinme, nefsine hâkim olma, tevekkül etme gibi değerleri yoksullar, sınıf-altı için tedavüldeyken, sermaye açısından böyle bir değerler kümesinin pek mevzuu bahis edildiği gözlemlenemez. Öyleyse, denebilir ki, Türkiye nin neoliberal dönemlerinin son on yılında, muhafazakârlığın değerleri doğrudan kadınlaştırılan yoksulluğun üzerinden kurulmaktadır. Yukarıda değindiğimiz ana başlıkların ortak noktası, kadınlara yönelik şiddetin neoliberal zamanlardaki tezahürünün yapı taşlarının tanıdık, eril değerler seti üzerinden kuruluyor olması. Hane-piyasasokak üzerinden birbiriyle içiçe geçerek yeniden-üretilen şiddet neoliberal yapılanmanın vazgeçilmezi olan ve bölük-pörçük bir siyaset çizimi üzerinden işletiliyor. Bu işleyiş içerisinde, dinî-muhafazakâr değerler hanenin şiddetini doğallaştırıyor; kadınlara piyasanın şiddetini tercih etmeme ye yönelik bir alan sunuyor; sokakta namusun korunmasına yönelik garanti alanları vaad ediyor. Bu ise, böyle bir yapılanmayı reddeden ve/ya da kendi alternatiflerini oluşturmaya çıkan kadınlar açısından derinleşen ve katmanlaşan bir şiddet tehdidini beraberinde getiriyor. Kara günlerin içinde, biliyoruz ve inanıyoruz ki, kara gün kararıp gitmez diyecek olan ve bugüne inat güneşli ve güzel yarınları kuracak olan yine kadınlardır. Mevzu Kadına Yönelik Şiddetse Adalet Teferruattır! Candan DUMRUL Şiddetin toplumsal kavranışı ile varlığı arasındaki çelişik ilişki, uzunca süredir kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden örgütlerin en önemli gündemlerinden birisidir. Kadına yönelik şiddetin sadece fiziksel şiddet olarak algılanması, cinsel ve psikolojik şiddetin hem toplumsal hem de bireysel yönden inkarı, buna karşı mücadeleyi ve yaptırımı engelleyen en önemli olgudur. İnkarın bir devlet geleneği olduğu bu topraklarda yargı; inkarcılığı belki de en keskin kamusal güçtür. Öyle ki şiddetin görünürlüğü ne kadar artarsa artsın; şiddete karşı kamusal ve bireysel tepkiler ne kadar farklılaşırsa farklılaşsın; yargı, bildiğini okumaya devam eden en bağımsız erk olarak tavrında ısrar eder. Kimi dönemlerde yasama ve yürütme organlarının kadına yönelik şiddete yaklaşımında kısmen de olsa bir iyileşme görülse dahi, bunun yargı cephesinde umulduğu şekilde bir yansıması olmaz. Bu direnç ve ısrar, yargının, başta feministler olmak üzere, kadın hareketi tarafından erkek adalet olarak tanımlanmasına yol açmış ve bu doğru tarif mücadelenin rotası konusunda da bir berraklık sağlamıştır. Son yıllarda kadın hareketinin hedefine yargıyı ve onun patriyarkayı güçlendiren kararlarını koyması hiç de tesadüfi değildir. N.Ç olayı diye bilinen ve yargının eril şiddete onay veren yüzünü en açık biçimde deşifre eden bu dava ve medyada gündem olan benzeri davalar, adaletin, kadınlar için hiç de adaletli olmadığını kısmen de olsa gözler sermiştir. Kadın hareketinin, özellikle de feministlerin gündemde tutmaya çalıştıkları davalarda, meselenin medyatik olmasının da etkisiyle kısmen olumlu süreçler yaşanmış; ancak, hiçbir gücün özellikle de örgütlü kadınların politik baskısının etkisi altında kalmayacağını ispatlamaya çalışan bağımsız yargımız, kadın katillerine haksız tahrikler, tecavüz sanıklarına anlı şanlı beraatlar vermekten de zerre kadar çekinmemiştir. Kadına yönelik şiddet karşısında gerekli tedbirleri almayan idari makamlar ile yasama gücünü hep kadınlar aleyhine kullanan yasa koyucular; mesele kadına yönelik şiddet olduğunda, konunun yargıya intikal etmiş olmasından büyük bir huzur duymakta ve yüce adaletin kendiliğinden tesis edileceği beklentisi ile kadınlara yargıya güvenmelerini telkin etmektedirler. Peki, güncel tablo böylesi bir güven ve iç rahatlığı verecek halde midir? Yazının bundan sonraki kısmında kadına yönelik şiddetle mücadele eden kadın avukatların deneyimlerinden küçük kesitlere yer vererek bu soruyu yanıtlamaya çalışacağım: Üniversite öğrencisi bir kadın müvekkili için 6284 sayılı yasa kapsamında önleyici tedbir talep eden avukata, savcının yanıtı şu olmuştur: Sizin müvekkiliniz üniversite öğrencisi yani kız, bu yasa kadınlar için geçerli avukat hanım Kendisini ölümle tehdit eden adamla ilgili başvuruda bulunan kadını savcılık, tehditlerin cep telefonu mesajı ile gelmesi sebebiyle bilişim suçları bürosuna yönlendirmiş, ölüm tehdidi gibi acil tedbir gerektiren bir suça bilişim suçu muamelesi yapmıştır 6284 sayılı yasa kapsamındaki (eski 4320 sayılı yasa) şiddet suçlarına bakmakla görevli savcılardan birisine başvuran avukata savcı, kendilerinin sadece aile içi şiddet suçlarına baktığını söylemiş; yasa kapsamında aile içi-dışı gibi bir ayrım olmadığının 12 13

9 Kürtaj Tartışmalarındaki Nesne; Kadın kendisine hatırlatılması üzerine de ben anlamam avukat hanım aile değilse beni ilgilendirmez diyerek şikayetle ilgili işlem yapmamıştır sayılı yasa kapsamındaki önleyici tedbirin ihlali ile ilgili yapılan şikayeti Aile Mahkemesi, şiddet uygulayanın mesaj gönderdiği telefon numarasının kendi adına kayıtlı olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Dershane öğretmenin cinsel istismarına uğrayan bir kız çocuğuna Mahkeme Başkanı neden bağırmadığını, bağırsa duyulup duyulmayacağını sormuştur. Bir tecavüz dosyasında, mağdur kadının, tecavüz sanığının ölüm tehditlerinden korktuğu için cinsel saldırının hemen ardından şikayette bulunmamasını mahkeme rıza olarak yorumlamış ve ruh sağlığı raporu dahi almadan ikinci celse beraat kararı vermiştir. Karısını 3 ve 5 yaşlarındaki iki çocuğunun gözü önünde 31 kez bıçaklayarak öldüren adama haksız tahrik indirimi uygulayan mahkeme 20 yıl hapis cezasına hükmetmiştir. Bunlar bir çırpıda sıralayabildiğimiz örnekler, daha nicesi sayılabilir. Görüldüğü gibi yargı kadınlara bir yandan aile içinde değilsen seni korumam derken, öte yandan aile içinde olsan da öldürülmeni engellemem mesajı vermektedir. Bu tablo dahilinde kadınların yargıya güvenmelerini beklemek en hafif tabiriyle saflık olur. Bu sebeple son yılların en haklı politik taleplerinden birisi kadınların erkek adalet değil, gerçek adalet talepleri olmuştur. Kadınları Fethiye davasını izlemeye iten de, Necla Yıldız ın katili karşısında pozisyon aldıran da işte bu haklı taleptir. Sanılanın aksine, yargının erkek egemen bakışı ve tutumu kadınları yıldırmamış, mücadele kararlılığını bir kat daha arttırmıştır. İlknur BAŞER Tarihsel süreç boyu erkek egemen sistem; kadının doğurganlığı üzerinde denetim sahibi olma, kadın bedenini tahakküm altında tutma noktasında kendini erk olarak görmüştür. Ataerki; kadın doğurganlığını kendinden bağımsız bir güç olarak değerlendirmiş ve ister feodal, ister kapitalist veya başka sistemlerde üreme konusunu kadının değil, iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda ele almıştır. Savaş, salgın hastalık, işgücü ihtiyacı, vb. dönemlerde üreme teşvik edilmiş, ekonomik kriz, açlık vb. dönemlerde ise nüfus planlaması politikaları uygulanmaya konulmuştur. Nüfus artışı yâda nüfus artışının denetlenmesi politikaları sistemin ihtiyaçları doğrultusunda ele alınmış, kadın doğurganlığı hiçbir zaman kadının karar vereceği bir olgu olarak görülmemiştir. Kadınların buna karşı itirazı gündeme geldiğinde ise, dinsel öğeler, yaşamın kutsallığı üzerinden günahkarlık, cinayet, vb. benzetmelerle toplumsal, kültürel, dinsel baskı mekanizmaları devreye sokulmuştur. Savaş politikaları ile beslenen ataerki kapitalist sistem, bu politikaları toplum gözünde haklı ve meşru kılma yöntemlerini uygularken, kadın doğurganlığı hakkındaki kararın iktidara-topluma ait olması gerektiğini de meşrulaştırmaktadır Mayıs ının son haftasında ülkenin Başbakanının Roboski katliamı ile Kürtajı eşitleyip, cinayettir benzeştirmesi tam da buna denk düşmektedir. Bu açıklama sonrasındaki tartışmalar; kadının anne olarak dinsel açıdan da kutsandığı, annelik bakımıyla öne çıkarıldığı, yaşam hakkına dem vurulduğu, bebeğin yerine tecavüze uğrayan kadının ölmesi gerekliliği noktasına kadar götürülmüş ve kadının araçsallaştırılıp, hiçleştirildiği süreçler yaşatılmıştır. Peki bu dönem böylesi bir tartışma hangi ihtiyaçlardan ve neden başlatılmıştır? Benim cevabım; neo-liberal muhafazakâr sistemin; Sermayenin ucuz işgücü ihtiyacının giderilmesi, işsizlik tehdidiyle düşük ücret politikalarının yerleştirilmesi doğrultusunda nüfus artışı ihtiyacı, Ortadoğu da ve ülkede hâkim kılınan savaş politikalarından kaynaklı nüfus artışı politikası, Sistemin kadını sadece doğurganlığa, dolayısıyla anneliğe hapsederek kurallıgüvenceli iş yaşamından uzaklaştırıp, güvencesiz, kısmi, esnek çalışma koşullarına yönlendirip her türlü emek sömürüsünü gerçekleştirme ihtiyacıdır. Bütün bunlar muhafazakâr bir toplum inşası gereksinimleriyle, kadını tahakküm altına alma politikalarıyla da örtüşmektedir. Sistem boyutuyla; yukarıdaki ihtiyaçlar sıralanabilir veya her birimiz tarafından bu maddeler çoğaltılabilir. Peki, bu tartışmalara araçsal bir şekilde konu olan kadın-kadınlar cephesi açısından durum nedir? Kadınlar açısından kürtaj ve sezaryen tartışmalarına verilecek tek bir cevap vardır. Bedenimiz bizimdir. Bedeniyle ilgili her türlü kararı verecek tek özne kadının kendisidir. Doğurma- doğurmama kararı iktidarın nüfus politikalarının değil, kadının kararıdır. Annelik kutsanması yâda yaşama hakkı üzerinden kadınlara kürtaj öncesi-sonrası travmaları kimsenin yaşatma hakkı yoktur. İkinci ele alınması gereken konu ise; kadın sağlığı, kadının yaşam hakkı boyutudur. Feministlerinkadınların Kürtaj haktır, Uludere Katliam sloganı üzerinden başbakana verdiği cevabın, çarpıtılmasıyla başlatılan tartışmalar; kürtajın korunma yöntemi olarak görüldüğü ve yaşam hakkı üzerinden ele alınarak toplum vicdanına seslenilmesine kadar gitmiştir. Evet devlet; eğer gebelik istenmiyorsa kadının ve erkeğin; parasız, eşit, ulaşılabilir, sağlıklı korunma yöntemlerine ulaşabildiği bir sağlık hizmetini vatandaşlarına sunmak zorundadır. Bütün bunlara rağmen oluşan, istenmeyen gebelikle ilgili kararı ne koca, ne baba, ne de devlet verebilir. Kürtajın yasaklanması, kadınların düşük yapmak için sağlıksız, farklı yöntemlere başvurması sonucunu doğurmaktadır. Türkiye örneği dâhil pek çok ülkede, düşüğün yasa ile yasaklanması onun yapılmasını engelleyememektedir

10 Bu durumu kadın sağlığı açısından da değerlendiren Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği nin yaptığı açıklamada; Dünya Sağlık Örgütü (WHO) nün hesaplamalarına göre, dünyada her yıl, 210 milyon civarında gebelik meydana gelmekte, bunların yaklaşık 1/3 ü istenmeden oluşmaktadır. Dünyada meydana gelen gebeliklerin 46 milyonu isteyerek düşükle sonlanmakta olup, yasaklamalar nedeni ile düşüklerin 19 milyonu güvenli olmayan koşullarda gerçekleşmektedir. Güvenli olmayan düşüklere bağlı olarak dünyada her sekiz dakikada bir kadın ölüyor ve güvenli olmayan düşükler dünyadaki anne ölümlerinin %13 üne, her yıl 68 bin kadının ölümüne, 5,3 milyon kadının hastalık ve sakatlığına neden oluyor. (WHO 2007) Dernek; şu anda Türkiye de anne ölümleri içinde düşüğün payının yalnızca %2 olduğunu açıklıyor; Dünyada düşüğün anne ölümleri içindeki payının %13 olduğu hatırlanacak olursa bu durumun Türkiye açısından bir başarı olarak değerlendirilmesi gerekir. İsteyerek düşükler, özellikle gelişmekte olan ülkelerde kadın sağlığında önemli bir sorun oluşturmakta; üreme çağındaki kadınların başlıca ölüm nedenleri arasında yer almaktadır. İsteyerek düşüklerin yasa dışı olarak yapılması durumunda, kadın sağlığında yaratacağı ciddi sonuçlar bilinen bilimsel gerçeklerdir. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği ne göre kürtaj ihtiyacını azaltmak için yapılması gerekenler: İlköğretimden başlayarak yapılandırılmış bir cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularını yaş grubuna uygun olacak şekilde müfredatın parçası haline getirmek, Gençlere yönelik cinsel sağlık, üreme sağlığı akran eğitim programlarını yaygınlaştırmak Genç Dostu Sağlık Hizmeti Merkezlerini yaygınlaştırmak İstenmeyen gebeliklerin tümünü oluşmadan önlemek Karşılanmamış aile planlaması ihtiyacını ortadan kaldırmak Aile planlaması hizmetlerini birinci basamakta kaliteli, sürekli ve her düzeyde yaygın sunmak, Aile planlaması hizmetleri ve malzemelerinin tümünü genel sağlık sigortası kapsamına almak, Kadının statüsünü güçlendirmek Üreme sağlığında erkek katılımını güçlendirmek Aile planlaması alanındaki yanlış toplumsal inanışların önüne geçmek şeklinde sıralanmıştır AKP Hükümeti dönemiyle başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Programıyla sağlık hizmetlerinin ticarileştirme süreci hızlanmıştır. SSGSS yasasıyla sağlık hizmetinden yararlanmak için getirilen primkatkı payı ödeme zorunluluğu sağlık güvencesi açısından koca veya babaya bağımlı olan kadının hizmete erişimini zorlaştırmıştır yılı itibariyle başlatılan Aile Hekimliği Modeli ile ise koruyucu sağlık hizmetleri ciddi yaralar almıştır. Ev ev dolaşılarak gebe ve bebeklerin izlendiği sağlık ocağı modeli yerine getirilen Aile Hekimliği modeli ile 2009 da Manisa ve İzmir de gebelere tarihi geçmiş kızamıkçık aşısı yapılması sonucu birçok kadın gebelik tahliyesi yoluna gitmek zorunda bırakılmıştır. Bu olaydan dolayı açılan davada Sağlık bakanlığı tazminat cezasına çarptırılmıştır. Aile Hekimliği modeliyle AÇSAP (ana-çocuk sağlığı merkezleri) işlevsizleşmiş, üreme sağlığı hizmetleri sekteye uğramıştır. Hizmetlerin yürümediği ortamla birlikte kürtaj tartışmaları gündeme sokulmuştur. Oysa biz biliyoruz ki; üreme sağlığı hizmetlerinin eşit-parasız, erişilebilir verildiği kamusal bir sağlık ortamında kürtaj tartışmaları da azalacaktır baharında tartışmaya açılan ve hala gündemden düşmeyen kürtaj ve sezaryeni neredeyse yasaklarcasına sınırlandırma tartışmaları ve fiili uygulamalar (GEBLİZ sistemi, kadınların fişlenmesi süreçleri,..), kadınların kendi bedeni hakkındaki karar hakkını yok etmekte, kadınları sağlıksız koşullarda merdiven altı kürtajlara yönlendirmektedir. Öyle görünüyor ki bu süreç henüz bitmemiştir. O yüzden kadınlar olarak uyanık olmak, Kürtaj tartışmalarının başlatıldığı dönemdeki gibi hatta onu da aşan tepkiyi hep birlikte örgütleyerek ataerki kapitalist muhafazakâr sistemin yüzüne bir kez daha Bedenimiz Bizimdir diyerek haykırmaya devam etmek zorundayız AKP nin Bütçesi Eşitsizliği Uçurumlaştırıyor Aslı AYDIN Kaynakların nasıl ve kimlerden toplanacağı ve bu kayakların kimler için ne şekilde harcanacağına kadar varan karar süreçlerini içeren bütçe dönemleri, iktidarların siyasal tercihlerini yansıtarak, taşıdıkları ideolojik kimliği resmeder. Emekçiler açısından siyasal iktidarın sınıfsal tercihini de ortaya koyan bütçeler, toplumsal cinsiyetler açısından da eşitsizliğin uçurumlaşmasına neden olurlar. Bu eşitsizlikler eğitim, sağlık, sosyal koruma gibi kamu hizmetlerinde, personel, yatırım, transfer harcamaları gibi kamu harcamalarında ve vergiler, harçlar, katılım payları gibi kamu gelirlerinin edinailmesinde ortaya çıkmaktadır. Bugün demokratikleşme yönünde daha ileri bir çizgide bulunan ülkelerin hızla Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme (TCDB) modeline doğru yöneldiğini izlemekteyiz. Kamu bütçelerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele etme alanlarından biri olarak görülen bu çaba, eşitsizliği giderici alanların tespit edilmesi ve bu alanlar üzerinden bütçeleme ile mücadele yöntemlerinin geliştirilmesine dayanmaktadır. Türkiye deki bütçe dönemlerinde ise toplumsal cinsiyet eşitsizliği karar süreçlerine etki etmemektedir. Kadınların ekonomik kaynaklara, kamusal hizmetlere, eğitime, sağlığa ve sosyal koruma haklarına eşitsiz erişimi göz ardı edilmektedir. Son açıklanan verilere göre Türkiye de işgücüne katılım oranı yüzde 50,8 dir. Bu oranın içinde erkeklerde işgücüne katılım oranı yüzde 71,9 olurken, kadınlarda ise sadece yüzde 30,3 tür. Diğer bir ifade ile çalışma çağındaki her üç kadından yaklaşık olarak sadece biri çalışabilmektedir. Kadınların çalışma hayatına düşük katılımı, aynı zamanda daha düşük bir seviyede sosyal güvence kapsamında olmaları anlamına gelmekte. Kadınların kamu hizmetlerine erkeklere kıyasla çok daha kısıtlı olan erişimleri, toplumsal cinsiyete duyarlı, eşitsizliğe karşı mücadeleyi esas alan bir bütçelemede, karar süreçlerine etki edecek önemli bir sorundur. Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimi çerçevesinde kadınların ev içinde harcadıkları duygusal, fiziksel ve zihinsel görünmez emeğin daha fazla ihtiyaç haline gelmesi, her geçen gün daha fazla kadını çalışma hayatının dışına itmekte, kadınları ev içi işlere hapsetmektedir. Bütçede sağlık, eğitim harcamalarının kısılması ile de kadınların ev içi yükü ağırlaştırılmakta; yaşlı, hasta ve çocuk bakımlarının artık kamusal bir hizmet olmaktan çıkarılması, evdeki görevleri çoğaltmaktadır. Bu kapsamda AKP hükümetinin meclise sunduğu 2013 yılı Bütçe Kanun Tasarısında kamuya ait kreşlere, misafirhanelere ve spor tesislerine hiçbir şekilde yeni personel alınmayacağı ve bu alanlara hiçbir şekilde bütçeden ödenek aktarılmayacağına ilişkin madde, kadınların ev içi yükünü daha da ağırlaştıran hamlelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm faktörler bir araya getirildiğinde kadınların kamu hizmetlerine erkeklere kıyasla çok daha kısıtlı bir erişimi olduğu gözlemlenir. Toplumsal cinsiyete duyarlı, eşitsizliğe karşı mücadeleyi esas alan bir 16 17

11 (Röportaj) THY de İşten Atılan Direnişteki Kadınlarla Konuştuk Leyla KOÇ ÜZÜM bütçelemeden, kamu hizmetlerine erişimdeki bu eşitsizliği ve hizmetten yararlanma koşullarında oluşan farklılıkları giderecek uygulamaları temel alması beklenmektedir. Ne var ki, sosyal devleti tasfiye eden neoliberal politikalar temelinde inşa edilen AKP düzeni bugün baskı ve şiddet mekanizmalarını çoğaltırken, kadına yönelik şiddeti de tırmandırmaktadır. Koruyucu devlet politikalarının yoksunluğu ve yasaların caydırıcı olmamasının yanında güvenlik ve adalet hizmetlerinin de eşitsizliği temel alan bir yaklaşımdan uzak olması, var olan bu eğilimi destekleyici niteliktedir. Ayrıca kadınların yaşadığı eşitsizliği tırmandıran bir unsur da, kadın-erkek gelir eşitsizliğini gözetmeyen bir vergi sisteminin bugün AKP düzeninde işletilmesidir. Bugün Türkiye de sınıflar arası gelir adaletsizliğini uçurumlaştıran vergi düzeni, tüketim vergileri kanalı ile gelir yükünü emekçilerin omuzlarına dayamaktadır. Toplam vergi gelirleri içinde yüzde 80 lere yaklaşan dolaylı vergilerin ağırlığı, aynı zamanda kadınlar aleyhinde cinsiyet eşitsizliğini de arttırmaktadır. Cinsiyetçi iş bölümü sonucunda bir tüketim objesi ne dönüştürülen kadınlar, ev içi iş yükleri kapsamında temizlik, bakım vb. tüketim giderleri ile bu vergi düzeninin en mağdurları konumuna sürüklenmektedir. Kuşkusuz bugün toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelerin gelişmesi, kadınların tarihsel mücadelelerinin bugünkü kazanımlarından birisini oluşturmaktadır. Küresel alanda bu mücadeleye ilişkin sonuçların önem kazandığı bir dönemde Türkiye de AKP hükümetinin önümüzde koyduğu 2013 yılı Merkezi Bütçe Yasa Tasarısı ise tamamen akıntıya karşı ters kürek çekmekten ibaret kalmaktadır. Bugün oldubittiyle dayatılmak istenen bütçe, militarist ve gelecek nesilleri dinselleştirmeye yönelik tüm gerici unsurları ile birlikte, kuşkusuz kadınların toplumdaki eşitsiz konumlarını daha da pekiştirecek bir etkiye sahiptir. *Bizden çalınanları geri alıncaya kadar bu direniş sürecek Asla vazgeçmeyeceğiz!. * Çünkü; burada sadece kendimiz için değil, çalışmaya devam eden arkadaşlarımız; hatta tüm işçi sınıfının hakları için de mücadele veriyoruz. THY -AKP işbirliğiyle 29 Mayıs 2012 Havayolu iş koluna getirilen grev yasağına karşı iş bırakan ve akabinde bir telefon mesajıyla işten çıkarılan 305 işçinin, Hava- İş Sendikasının öncülüğünde 156 gündür İstanbul Atatürk Hava Limanı Dış hatlar önünde sürdürdükleri haklı ve meşru direnişleri kararlılıkla devam ediyor. İşten çıkarılanların çoğunluğunu( 206 kadın ) oluşturan direnişin öncüsü Kadınlarla bu süreci ve çalışırken yaşadıkları cinsiyetçi ayrımcı baskıları, grev hakkını, örgütlülüğün önemini ve direnişlerini konuştuk. İşten atılan havayolu emekçisi kadınlardan Deniz ERALP(THY Kabin Amiri) ve Özlem ALTIOK (THY Kabin Memuru) direnişlerinin 156. gününde KESK Kadın dergisi için konuştular. Grev hakkını geri aldık, sıra işe geri dönmekte Bu süreç nasıl başladı, neden direniyorsunuz, toplamda kaç kadınsınız? DE: 18 aydır sekteye uğratılan TİS sürecimiz tam da grev kararı alınma aşamasına geçecekken AKP hükümetince aniden çıkartılan grev yasağı yasası TBMM de görüşülmeye başlayınca buna tepki gösteren binlerce arkadaşımızdan 305 kişinin rastgele seçilerek işten çıkartılmaları sonucu, grev yasağı yasasının geri çekilmesi ve işten çıkartılanların işlerine geri iade edilmeleri için direnişe başladık. Toplam sayı vermek çok güç (dönem dönem değişiyor)şu anda 25 kişiyiz.. Biz burada sadece kendimiz için değil, çalışmaya devam eden arkadaşlarımız hatta işçi sınıfının hakları için de mücadele veriyoruz ÖA:. Sendikanın çağrısı ile düzenlenen basın açıklamasına yaklaşık 3 bine yakın kişi katıldı. O gün izinli, raporlu olanlarda vardı, hiç eyleme katılmayanlar da. Örneğin; ben o gün raporluydum ve eyleme de katılmamıştım. 29 Mayıs akşamı beni telefonla arayan kişi yasadışı bir eyleme katıldığınız için iş akdinize fesh edildi dedi. Ayrıca aynı içerikte metin mail atıldı. Böylece ben de diğer 305 kişi gibi hukuksuz -haksız ve tazminatsız işten çıkarıldım Bugün 156 gündür direniyoruz niçin? Bize yapılan bu haksız ve hukuksuzluğu kabul edemezdik ve etmedik bu kararlılığımızı göstermek için buradayız. Bizden çalınanları geri alıncaya kadar bu direniş sürecek. Asla vazgeçmeyeceğiz. Grev hakkını geri aldık, sıra işe geri dönmekte. Ailenizin sosyal çevrenizin tepkisi nasıl? DE: Ankara da yaşıyorum ilk günden itibaren eşim de benimle birlikte direnişe geçti; ailemse her zaman destek. Özellikle annem, haklarımızı almamız konusunda tam destek veriyor. Gerek ailem, gerekse arkadaş çevrem başından beri bizzat arayıp sorarak ve basından sürekli takip ederek bütün süreç hakkında biz direniştekiler kadar olaylara vakıf ve bilgi sahibi olarak mücadelemizi destekliyorlar. Direniş öncesi ve sonrası kendinizle ilgili bir değerlendirme yapsanız neler söylersiniz. Örn: eskiden sizin durumunuzda olanlar dikkatinizi çeker miydi? Neler düşünürdünüz? DE: Tabi ki dikkatimi çekiyordu bir gün herkesin başını gelebileceğini her zaman düşünüyordum. Çevremde pek çok kişi zorla tayin ettirildi. Emekli olmaya zorlandı ya da işten çıkarılmıştı. Hem THY den hem de farklı sektörlerden tanıdıklarım bu zulme yıllardır maruz kalıyorlardı. Ankara da yaşadığım için TEKEL işçilerinin direnişi tüm Ankaralıları etkilediği gibi beni de etkilemişti. ÖA: Bu süreç öncesi de politik bir insandım, duyarlıydım. Ancak çalışma koşullarınız ve kapitalist sistem sizi öyle bir şekle sokuyor ki zaten çok şeyden haberiniz bile olamıyor. Gazete bile okuyamıyorsunuz. Günde saat mesai yapıyorsunuz. Bu ideolojik saldırılar karşısında önceleri bu kadar duyarlı değildim Bu süreç, beni daha sağlamlaştırp, bilinçli olmamı sağladı artık farkındayım yalnız değilim, değiştirebilirim. Dayanışma açısından bakıldığında ( ulusal-uluslar arası ) sendikalar,siyasi partiler demokratik kitle örgütleri vb sizce yeterince destek-dayanışma gösterdiler mi? Medyanın tutumu nasıldı? Toplumun hangi kesimlerinden destek aldınız? DE: Gerçekten de toplumun her kesiminden destek ziyaretleri oldu. Sanatçılardan, akademisyenlerden, 18 19

12 sendikalardan, siyasi partilerden ve onların kadın örgütlerinden, sivil toplum örgütleri ve kadın kuruluşlarından, havalimanına gelen yolculardan, daha sayamadığım pek çok yerden destek aldık. Uluslararası destek özellikle ITF, yabancı gazeteciler v.s Avrupa parlamentosundan yabancı milletvekilleri, yurt dışındaki çalışma örgütleri ve çok sayıdaki sendikalardan da destek aldık. İstanbul daki kadın örgütleri bir araya gelerek 4 Ağustos ta Taksim THY bilet satışın önünde bizim için kadın eylemi düzenlediler. Ana akım medya tam da AKP iktidarının onlardan istediği gibi bizi çoğunlukla görmezden geldi. Hükümetten beslenmeyen ve yandaş olmayan medya başından beri bizimle ilgilendi ve destek olmaya sesimizi duyurmaya hala devam ediyorlar. ÖA: Genel anlamda çok yerden destek aldık moral, motivasyon açısından çok önemliydi. Ancak bunların eyleme dönüşmesi önemli niyetten öte birlikte hareket etmek gerekli diye düşünüyorum. Hiç yılgınlığa düştüğünüz oldu mu? Örneğin siz burada direnirken her gün işe gelip giden mesai arkadaşlarınızla ilişkiniz nasıl? Onların tutumu sizi olumsuz etkiliyor mu? DE: Asla yılgınlığa düşmedim bu sürecin uzun soluklu olacağını tahmin ediyordum ayrıca yılgınlığa düşerek veya korkarak zafer kazanılamayacağını gayet iyi biliyorum. Hala çalışmaya devam eden arkadaşlarımızın bir kısmıyla ilişkilerimiz çok iyi ve tam bir bütünlük içindeyiz. Bir kısım arkadaşlarımız ise THY yönetiminin ve AKP iktidarının genel korkutma politikaları sebebiyle belki bizlerle sürekli birlikte olmak istemelerine rağmen çekimser görünmeyi tercih ediyorlar. Bu beni ve direnişteki arkadaşlarımı olumsuz etkilemiyor. Çünkü; durumun neden böyle olduğunun farkındayız ancak mesai arkadaşlarımızla tamamıyla bir bütünlük oluşturabilirsek sonuca çok daha çabuk varacağımızı biliyoruz. Çünkü; burada sadece kendimiz için değil, çalışmaya devam eden arkadaşlarımız hatta tüm işçi sınıfının hakları için de mücadele veriyoruz. Örgütlü ve Sendikalı olmasaydınız aynı kararlı tavrıgösrerebilirmiydiniz? Kazanmanın anahtarı örgütlü olabilmekte diyebilir miyiz? DE: Kazanmanın tek anahtarı örgütlü mücadeledir. Örgütlü ve sendikalı olmasaydım emek -sermaye denklemindeki olumsuzlukları ve saldırıları yine biliyor olacaktım ancak ne kendim, ne de sınıf için verilecek mücadelenin yollarını örgütsüz ve sendikasız olarak bulmam mümkün değildi ve bunun bütün işçiler için geçerli olduğunu söyleyebilirim AKP ve onun sözde ileri demokrasi söylemleri ve uygulamaları hakkında neler düşünüyorsunuz? DE:. AKP nin ileri kelimesinden kastettiği ileri yasakçılık, ileri despotizm, ileri polis devleti, ileri gericilikten ibarettir, demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. İş kolunuzun özellikleri açısından bakıldığında karşılaştığınız güçlükler nelerdi kadın olmanızdan dolayı cinsiyetçi uygulamalara maruz kaldınız mı? (Taciz, sağlık sorunları, izin vs.) DE: Günün her saati bakımlı, makyajlı olmak ve de her şeyin yolunda olduğu izlenimi veren gülümsememizin yüzümüzden hiç eksik olmaması. Maalesef karşı cinse mensup bazı kişiler tarafından yeşil ışık olarak algılanabilmektedir, toplumun her alanında görülen kadınlarla ilgili sorunların bu şirkette görülmüyor olması zaten beklenemez. Kaldı ki bizim işimiz sadece iş arkadaşlarımızla değil kısaca yolcu diye tabir ettiğimiz toplumun her kesiminden insanlarla iç içe yapılan bir iştir. Sağlık problemleri saymakla bitmez. Aşırı yoğunluktan kaynaklanan kronik yorgunluk ve bunun getirdiği pek çok sağlık problemleri bu mesleğe özgü hastalıklara neden olabiliyor. Yeterince dinlenememe, uyku düzensizliği vücutta biriken radyasyon pek çok hastalıklara davetiye çıkarıyor. Basınçlı bir ortam omurgaya normalden fazla bir yük bindirmektedir. Bu da duruş bozukluğu, fıtık, sinir sıkışması, kaslarda güçsüzlük, yapay oksijenli ortam ve sürekli ayakta çalışma sonucu varisler, ayak ve bacak ağrılarına sebep olabilmektedir. Ayrıca uçakta çalışan personelin en çok karşılaştığı rahatsızlıklardan bazıları ise kanser, emboli, orta kulak rahatsızlıkları, rahim sarkması, düzensiz adet görme veya görememe; uçak sefer halindeyken ayakta çalışıldığından ani sarsıntı, türbülans sonucu her türlü yaralanma vakalarıdır. Çocuk sahibi olamama da çok sık görülüyor. Birçok arkadaşımız aşılama yöntemini uyguluyor, ayrıca düşük yapan arkadaşlarımız da oldukça fazla. Ve depresyon gece gündüz farklılıkları, mevsim farklılıkları evden uzakta olma, hem psikolojik rahatsızlıkları hem de özel hayatın düzensizliği.. Çalışma şartlarını daha da zorlaştırmaktadır. Bütün bunlara ek olarak THY yönetiminin işleri aksatmamak ve maliyeti düşürmek adına çalışanlar üzerindeki yoğun baskısı, işten atma veya ücret kesintisi gibi çeşitli tehditlerle uyguladığı mobbing, hastalanan personele rapor almaktan kaçınacak kadar korku salması ( rapor alan pek çok arkadaşımız verimsizlikten ötürü işten çıkartılıyordu) hakkımız olan mazeret izinlerimizi kullandırmaması, grevli toplu iş sözleşmesi hakkının ve sendikal örgütlenme çatısı altında geçirilecek bir çalışma hayatının, hayati önemini tam olarak ortaya koymaktadır. Yukarıda bahsettiğim çalışma tempomuzun ve mesleğimizin yapısından kaynaklanan doğal zorlukların üstesinden gelebilmemizi, olumsuz koşulların ve hastalıkların minimum seviyeye indirilmesini sağlayan işçilerin talepleri üzerine Hava -iş sendikasının işverene sunduğu ve grev hakkımızın var olması sonucu işverenle karşılıklı imzaladıkları TİS maddeleridir. Bu maddeler yalnızca biz çalışanların değil aynı zamanda uçakla seyahat eden milyonlarca insanın can güvenliğini sağlayan kurallardır. Ancak dinlenmiş ve sağlıklı personelle (pilotlar ve kabin memurları; uçakların bakımından sorumlu yer görevlileri ve teknisyenler) gerçekleştirilen uçuşlar mal ve de en önemlisi can güvenliği vaad edebilir. ÖE: Bizim hep anlattığımız bir olay var şirketin taciz olayları karşısındaki tavrı vardır. Örn. müşteri size kartvizitini verirse asla reddetmeyin alın yoksa yolcu rencide olur. Ya bizim diğer yolcuların gözü önünde güler yüzle kartviziti cebimize koymamız bizi nasıl rencide(taciz) eder umursamazlar. Sadece yolcuya gülen ikramlar yapan süslü püslü çok para kazanan kadınlar olarak sunarak yaptığımız işi toplum nezdinde basit göstermek işverenin genel politikası... Dolayısıyla insanlar bizim yaptığımız işin ağırlığını bilmediler ve bu eylem sırasında çok tepki gösterdiler. Bu direnişin bir amacı da kamuoyuna kendimizi anlatmak oldu. Bizim Taksim de yaptığımız ilk eylemi bile yandaş televizyon kanalı güya bizi haber yapıyor aynen şöyle veriyor hostesler eylemleriyle değil ama güzellikleriyle göz doldurdular diye verebiliyor. Biz hak mücadelesi veriyoruz onlar bilerek çarpıtıyor 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle yaptığımız bu söyleşide, AKP nin Kadınlar üzerinde ki Neo-Liberal muhafazakâr uygulamaları ( çalışma yaşamından dışlama, üç çocuk doğurmaya teşvik, kürtaj yasağı vb) her gün 6 kadının şiddete maruz kalıp en yakınındaki erkekler tarafından öldürüldüğü bir ortamdayız. Kadın bedeni ve kimliğine yönelik sistemli saldırılar için neler söylersiniz: Bu yeni çıkmış bir olgu değil binlerce yıldır kadın bedeni üzerinden istismar sistemli olarak toplumların tamamında görülen ayrımcılık ve insanlık ayıbıdır. Cins biyolojik, cinsiyet kültüreldir görece olarak fiziki gücü daha fazla olan erkeklerin ta ilkel toplumlardan beri bu fiziki gücün bir üstünlük olduğunu zannederek bunu günümüze kadar yaşatılan bir baskı ve üstünlük aracı olarak kullanmaya çalışması söz konusu. Hayatın her alanında kadınların da erkekler kadar güçlü başarılı örgütlü, lider olabildiklerini gören erkek hegemonyası, binlerce yıldır öğretilmiş üstünlük hisleriyle harekete geçiyor ve kadın-erkek eşit bir dünyada yaşamının bir yenilgi olacağı sanrısıyla kadınların kimliğine bedenine ve özgürlüklerine olumsuz yaklaşıp kendilerinin de olmasına sebep olan annelerinin bir kadın olduğunu unutarak, farkında olarak ya da olmayarak sistemin kendisinden istediği şekilde davranıyorlar. Sizi en son tutuklu bulunan 15 KESK li sendikacı kadının 4 Ekim deki mahkemelerine destek çağrısı için Taksim de eylemde gördük. Altısı serbest bırakılan KESK li kadınların birçoğu hala içeride ve suçları Kadın mücadelesi başta olmak üzere örgütlü emek mücadelesi vermek, Bu bağlamda neler söylersiniz? D.E: Türkiye de zaten sendikaların ve her türlü örgütlenmenin önünü kesmeye adeta yemin etmiş vahşi dünya kapitalizmin Anadolu versiyonu uygulanıyor;, sistem hedef olarak ilk önce kadınları ve kadın örgütlenmesini seçiyor Ö.A: Dayanışma içinde olduğumuzu bilmeleri gerekir. Kadın sendikacıları mücadele ettikleri için haksız hukuksuz içeri atarak susturmak istiyorlar.biz bunun farkındayız ve KESK li tutuklu kadınların yanında olduğumuzu bildirmek isteriz Son olarak TBMM de kabul edilen Sendikalar ve Toplu İş sözleşmesi kanunu genel anlamda sendikasızlaştırmak başta olmak üzere birçok olumsuzluğu barındırmasına rağmen, HAVACILIK HİZMETLERİNE GETİRİLEN GREV YASAĞI KALDIRILDI. Neden? DE: Kesinlikle direnişimizin sonucunda geri adım atıldı. 5 ay içinde ne değişmiş olabilir? 156 gündür yurt içi ve yurt dışında yaptığımız çalışmalar, kararlığımız bir baskı unsuru oluşturdu. THY yönetimine ve AKP iktidarına yurtiçi ve yurt dışı sayısız sivil toplum örgütü ve siyasi unsurlar bu grev yasağının hem insan hakları hem de uluslararası sözleşmeler açısından kabul edilemez olduğunu resmi yollardan ilettiler. Avrupa Birliği İlerleme raporunda sendikal örgütlenme haklarıyla ilgili kısımda açıkça havacılık iş kolunda grev yasağının kabul edilemez ve Türkiye -AB ilişkilerinde olumsuzluk teşkil edecek bir engel olduğu açıkça yer aldı. Yurtiçi ve yurt dışı bahsettiğim bütün unsurlar bu baskıyı Atatürk Havalimanında da aylarca sürdürdüğümüz direniş ve yurtiçi yurtdışı ilişkilerimiz sonucunda kaldırdılar. Son olarak neler söylemek istersiniz ÖA: Biz işimize dönene dek buradayız. Bizi artık hiçbir şey yolumuzdan döndüremez çok kararlıyız. Ocak ayında TİS görüşmeleri başlayacak. Sendikamızın ilk ve tek koşulu işten atılan 305 işçinin geri alınması olacak eğer işveren bunu kabul etmezse sendika direkt grev kararını alma sürecine girecek.hiç bir şey değişmez diye düşünülmesin biz kazanacağımıza ve değiştireceğimize inanıyoruz. DE: Biz her hafta C.tesi günü Taksim THY Bilet Satış Bürosu önünde saat eylem yapmaktayız tüm emek dostlarını yanımızda görmek isteriz.teşşekürler Kamu Emekçisi Kadınlar adına şiddetsiz, sömürüsüz eşit bir dünya mümkün diyor, haklı ve meşru direnişinizde başarılar diliyoruz

13 Kreş Yardım Paketi İle İlgili KEİG in Görüşü! Kadın istihdamının arttırılması bağlamında geliştirilen kreş yardımı paketi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından gündeme getirildi. Basında yer alan bilgiler şöyle: Çalışan kadınların 0-5 yaş arasındaki çocuklarının kreş parasını devlet üstlenecek. Böylece de kadının çocuklarının bakımı nedeniyle istihdam dışına çıkması, işinden olmasının önüne geçilecek. Aile ve Sosyal Politikalar Bakan Yardımcısı Aşkın Asan, alt yapı çalışmalarının tamamlandığını, en kısa sürede hayata geçirilmesinin planlandığını söyledi. Kadınların, devlet tarafından verilecek kreş yardımından yararlanmasının tek şartı olarak çalışmaları aranacak. AÇEV, TÜSİAD, KAGİDER ve Dünya Bankası nın katkılarıyla hazırlanan proje uyarınca, çalışan kadınlar kreş yardımından faydalanmak için aile ve sosyal politikalar bakanlığına başvuracaklar. Başvurular, bakanlık tarafından oluşturulan Soybis sistemi çerçevesinde, başvuran kişinin gelir düzeyi çerçevesinde değerlendirilecek. Soybis, başvuran kişinin gelir düzeyinin tek bir düğmeye basılarak belirlenmesini sağlayacak. Soybis in doğru işlemesini sağlamak için TÜBİTAK da devrede. Bir çeşit gelirölçer olarak nitelendirilebilecek yazılım ile, tek düğmeyle kişinin bilgilerine erişilip, gelir durumu 0 ile 100 puan arasında belirlenecek. Puana göre yardım verilecek. BAKAN Yardımcısı Aşkın Asan, AÇEV in 300 TL yi önerdiğini, ancak henüz bakanlığın kesin kararı vermediğini söyledi. Asan, STK ların hesapları, verilecek yardımın en az yarısının zaten istihdam oluşacağından, vergi olarak devlete döneceğini de gösteriyor. Yani mesela kreş yardımı 300 TL olarak belirlenirse, bunun 150 TL si zaten devlete dönecek diye konuştu. Kreş yardımı doğrudan kreşe ödenecek. Planlanan kreş yardımı çerçevesinde artacak kreş ihtiyacı için ise kadın kooperatifleri aracılığıyla mahalle arası kreşler kurulacak. Basında yer alan bu bilgilerin üzerine KEİG olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakan Yardımcısı Aşkın Asan la 31 Temmuz da makamında görüştük. Görüşmelerimizden aldığımız kısa notlar şöyle özetlenebilir: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı nın Dünya Bankası, KAGİDER ve AÇEV ile birlikte hazırladığı kreş yardım Eğer ebeveyn çalışıyorsa, çalışma düzeneğine göre (vardiya sistemi, part-time, vb.) çalışma biçimi (kadrolu, sözleşmeli, yarı zamanlı, vs.) gözetilmeden bakım hizmeti olanağı sağlanmalıdır. paketinin amacı, kadının istihdama katılımının önündeki en önemli engellerden biri olan çocuk bakımını kolaylaştırmak olarak belirtildi. Bu kapsamda, kreş yardımından, çalışan ya da çalışmak isteyen kadınların 0-5 yaş arası çocukları yararlanabilecek. Ancak, kadınların bu destekten faydalanabilmesi eğitim düzeyi -özellikle mesleki eğitim- ve gelir düzeyi gibi bazı şartlara bağlanmış. Bu şartlarla destek kapsamına girecek kadınların, istihdama katılma şansı yüksek olan kadınlar olduğu ve eğitim - gelir düzeyi çok düşük kadınlar ile bu yardıma ihtiyaç duymayan kadınların (ve erkekler) kapsam dışı bırakılmış olduğu söylenebilir. Verilecek kreş desteğinin doğrudan kadınlara değil kreşlere aktarımı söz konusu ve rakam 300 TL olarak belirlenmiş. KEDV in kadın kooperatifleri aracılığıyla mahalle arası gündüz bakım evleri de paket kapsamında yeniden gündeme alınmış. Kooperatifler yasasında da düzenleme yapılacakmış. Bakanlığın henüz tamamlamadığını belirttiği fakat çerçevesini çizdiği raporun bir engeli bütçeden nasıl ne kadar pay aktarılacağının belli olmaması. Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) Platformu bileşenleri olarak uzun zamandır kadınların ve erkeklerin çalışma hayatında eşit haklarla yer alması için bakım hizmeti gibi yükümlülüklerin daha eşitlikçi bir şekilde paylaşılmasına yönelik yasal ve kurumsal reform taleplerimizi dile getiriyoruz. Bakanlık tarafından ele alınan kreş desteği girişimi bu açıdan önemli bir potansiyel taşıyor; ancak bu potansiyelin gerçekleşmesinin ve Bakanlık girişiminin gerçek anlamda kadın-erkek eşitliğini desteklemesinin, geliştirilecek politika paketinin nasıl şekilleneceğine ve detaylarına bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bu noktada, paketin sorun yaratabileceğini düşündüğümüz birtakım yönlerinden hareketle, kreşle ve diğer bakım hizmetleriyle ilgili düzenlemelerin, aşağıdaki noktalar dikkate alınarak yapılmasını talep ediyoruz: Çalışan kadına kreş yardımı sadece çalışan kadın üzerinden tartışılmamalı; çalışan çalışmayan kadın erkek, kısacası şartsız tüm çocukların kreş hakkı savunulmalıdır. Çocuk bakımı ile birlikte yaşlı, engelli ve hasta bakım hizmetleri için kadın ve erkeklere kurumsal, gündüzlü veya yatılı hizmetlere ulaşmaları noktasında kamusal destek verilmelidir. Bu noktada yerel yönetimlere ve Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü ne (Eski SHÇEK) bağlı yaşlı bakımevleri ve huzurevleri açılması ve Milli Eğitim Bakanlığı nın anaokullarını yaygınlaştırması için zamana bağlı somut hedefler konulmalı; yerel yönetimlerin kreş açması için yerel yönetimler yasasında gerekli değişiklik yapılmalıdır. Çocuk bakım hizmeti satın alan ebeveyne kreş desteğinin yanı sıra mahalle arası kreşler, işyeri kreşleri ya da diğer farklı bakım hizmeti yolları ile birlikte birden çok seçenekle kurumsal bakım hizmetleri yelpazesi oluşturulmalıdır. Bu hizmetler, babalık izni ve ebeveyn izni ile uyumlu ve bütünlüklü bir yaklaşımla, bir kreş ve okul öncesi eğitim politikası şeklinde tasarlanmalıdır. Çalışan kadına kreş yardımı, sadece devlete değil, hem devlete hem işverene yükümlülük veren bir düzenleme olmalıdır. Yarı-zamanlı, sözleşmeli veya belirli süreli gibi çalışma pratiklerine ya da ana işletmede mi yoksa yüklenici firmada mı (alt-sözleşme ilişkileri) çalıştığına bakılmaksızın (aynı iş kazalarındaki yükümlülükler gibi) asıl işveren üzerinden kreş yükümlülüğü yerine getirilmelidir. 16 haftalık ücretli doğum iznini takiben 6 aylık ebeveyn izni yukarıda bahsi geçen sakıncaları ortadan kaldıracak destekleyici düzenlemelerle birlikte verilmelidir. Bu iznin iki ayı babadan anneye transfer edilemez (sadece babalar tarafından kullanım hakkını içeren) ücretli izin olarak uygulamaya geçirilmelidir ve bu iznin babalar tarafından amacına uygun olarak kullanılmasının teşvik edilmeli ve denetlenmelidir. İlköğretim çağındaki çocuklar için okul saatleri dışında çocukların gelişimini sağlayacak etüt saatleri uygulamalarının mesai saatleri ile uyumlu olarak tasarlanması ve yaygınlaştırılması sağlanmalıdır. Yeni hazırlanacak mevzuatlarda -mevcutlarında bulunan- ayrımcılık içeren maddeler yer almamalıdır yılında çıkarılan kadın istihdamı genelgesinde de zorunlu tutulan Organize Sanayi Bölgesi (OSB) kreşlerinin yanı sıra, düzenlemede farklı seçenekler, kamusal hak temelli olarak yer almalıdır. Sendikaların da toplu iş sözleşmelerinde bu konuyu dikkate alması ve takip edebilmelerini mümkün kılan katılımcılık temelinde hizmet verilmelidir. Konuyla ilgili veri tabanının oluşturulması için tüm istatistikî veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından toplanmalı ve analiz edilerek ihtiyaçlar belirlenmelidir. Çalışma saatleri, tam zamanlı statüsünü koruyarak azaltılmalı ve iş koşulları iyileştirilmelidir. İşyerinde çalışma saatleri uygulamaları, yasal üst limit olan 45 saate uygun olarak denetlenmeli; bu üst limit zaman içerisinde kadın ve erkek çalışanların iş ve özel yaşamı bağdaştırabilecekleri şekilde azaltılmalıdır. 1 1) KEİG (Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi), Kadın emeği ve istihdamı konusunda kadın bakış açısını ve kadın örgütlerinin ortak taleplerini dile getirmek için kurulan bir platformdur. Amacı, benzer ya da farklı konularda ve mekânlarda yürütülen kadın emeğini görünür kılmak ve kadın istihdamını insana yakışır iş imkânlarını sağlayacak şekilde artırmaya yönelik çalışmaları ortak bir politika üretme ve politikaları etkileme platformunda buluşturmak ve güçlendirmek. Böylelikle kadın emeği ve istihdamını etkileyebilecek her türlü ekonomik ve sosyal politikayı yönlendirmede aktif rol oynamak. Bu amaçlar doğrultusunda KEİG, ilgili kadın örgütleri arasında bir ağ ve işbirliği kurmaya ve bu alanda çalışacak yeni kadın gruplarına destek olmaya çalışmakta

14 Gürsel ŞENŞAFAK İçin! Satı BURUNUCU ÇALI Korkar mı Kadınlar Zindanlarınızdan? Sadece 2911 Sayılı Yasa ya muhalefetten 15 ay gibi abartılı sayılacak bir kararın çıkması, yaşadığımız baskılardan öte toplumda biriken muhalif basıncın farkında olan hükümetin, önünüzdeki günlerde oluşacak karşı koyuşları engellemek için topluma korku yayarak insanlığı sindirme çabasından başka bir şey değildir. Ama yanılıyorlar, baskı her zaman karşısında öfkeyi barındırır. Bizler bu mücadeleye sonuçları ne olursa olsun bilerek girdik. Bir dönem özgürlüğümüzü elimizden alsalar da, cezaevinden çıktığımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Hepinize sevgiler. 1 Eylül Dünya Barış Gününde demir kapılar ardına yolladığımız Gürsel Şenşafak, Ekmek ve Gül Dergisi ne gönderdiği mektupta bu sözlerle sesleniyordu bizlere. Her kelimesi, bedenleri bizden ayrılarak, üzerine sürgüler çekilmiş kapılar ardına konan arkadaşlarımızın, kız kardeşlerimizin mücadele azmi ve kararlılığının ifadesi olarak bu sözleri bir kez daha hatırlatmak istedim. Gürsel gibi mücadeleci bir insanı düşünürken o en sevdiğim şair olan Ahmet ARİF in Hasretinden Prangalar Eskittim şiirinin şu dizeleri geliyor aklıma. Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Ve arkasından ister istemez şöyle düşünüyor insan. Ahmet ARİF ne kadar güzel, yalın ve içten anlatıyorsa işte o kadar zor bir yoldaşı anlatmak. Üstelik de o yoldaş hayatı boyunca sürdürdüğü mücadelesi ile size rehberlik eden bir kadınsa bir kat daha zorlaşıyor işiniz. Gürsel in Kültür Sanat Sen MYK üyesi kızı Deniz e bu görevi üstlenmesi için ısrar ediyorum ama nafile. Ben yazamam annemi, onu anlatmak imkansız diyor Deniz. Şimdi Gürsel Şenşafak ı anlatmak görevi bana düştü Bana büyük mutluluk veren bu zor görev bir taraftan da beni endişelendiriyor. Çünkü Gürsel i ne kadar anlatırsam anlatayım bir şeylerin mutlaka eksik kalacağını biliyorum. Gürsel ŞENŞAFAK, ilk gençlik yıllarından bu yana mücadelenin içinde. 12 Eylül 1980 darbesi ile işini ve Ankara yı terk etmek zorunda kaldı. 7 yıl boyunca bir köyde yaşamak zorunda kalan Gürsel memuriyete dönüşle beraber Mersin de yaşamaya başladı. Memurun da sendikası mı olur diyenlere inat kararlıkla ve özveriyle sürdürülen mücadelenin ön saflarında Gürsel de yerini aldı yılında Maliye-Sen ile başlayan sendika yöneticiliği daha sonra iki dönem BES şube başkanlığı ile sürdü yılında memuriyetten emekli olan Gürsel mücadeledeki hizmet yılına ise bir sınır koymadan yoluna bu kez Partisinde devam etmeye başladı.. Emek Partisi (EMEP) Mersin il başkanlığı görevini sürdürürken, Halkların Demokratik Kongresi çalışmaları içinde yer aldı. Kocaeli cezaevindeki esarete aldırmadan Halkların Demokratik Partisi kurucu üyesi oldu. 3 çocuk annesi olan Gürsel in çocukları da KESK üyesi ve yöneticileri. Gürsel pek çok emekçi için olduğu gibi onlar için de bir mücadele örneği. Gürsel i Kürsüde Tanıdım Gürsel i tanıdığımda Mersin Şube başkanlığı görevini yapıyordu.2002 yılında yapılan sendikalarının genel merkez genel kurulunda divanda görevlendirilmiştim. Konuşmak için söz alanlar arasında Gürsel de vardı ve henüz birbirimizi tanımıyorduk. Gürsel daha konuşmasına başlar başlamaz pek çok delege de salona dönmüştü. İnsanlar kapı ağzında, ayakta bu coşkulu kadın konuşmacıyı dinliyordu. Gürsel in heyecan ve inanç dolu konuşmasına salondan yükselen alkışlar eşlik ederken, bir kadın olarak çok gururlandım o gün, hiç unutmam göğsüm kabardı. Divanda yer alan arkadaşlarla ne kadar güzel bir konuşma olduğunu konuştuk beğeniyle. Gürsel in konuşmasını dinledikçe onunla daha önce tanışmamış olmanın üzüntüsünü yaşadım. O gün kürsüde tanıdığım Gürsel hiç durmadı. Sadece kürsüde iyi bir hatip değil aynı zamanda yaşamın tüm alanlarını kucaklayan, mücadele coşkusunu gittiği her yere taşıyan bir kadın olduğunu gösterdi hep yıllarca. Kamu emekçilerinin mücadelesi, mevsimlik tarım işçilerinin mücadelesi, liman işçilerinin mücadelesi, kadın mücadelesi, insan hakları mücadelesi, barış ve kardeşlik mücadelesi; hepsi onun için emek verilmesi gereken mücadelelerdi. Onu kürsüde tanıdığım ilk günkü coşku ve kararlılıkla Gürsel ne durdu, ne durakladı. 8 Marttan Ceza, 1 Eylülde Tutuklama Gürsel ŞENŞAFAK artık başımıza bela olan 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasını ihlal ettiği gerekçesiyle 15 ay hapis cezası aldı.8 Mart 2005 tarihinde KESK in kararıyla meşaleli yürüyüş ve basın açıklaması yapan Gürsel o dönem aynı zamanda KESK Şubeler Platformu dönem sözcüsüydü. Ne ilginçtir ki 8 Mart ı kutladı diye ceza alan bu kadın sendikacı 1 Eylül Dünya Barış Gününde tutuklanarak cezaevine konuldu. Bu tarihi tesadüflere Gürsel in 8 Marttan hemen 2 gün önce dışarıda olacağı da ekleniyor. Belki gelecek yıl 8 Martta yapacağı basın açıklaması bir 2911 ihlali daha olacaktır bilinmez. Yine aynı basın açıklaması eyleminden dolayı o dönemin SES ve Eğitim Sen şube başkanları da Gürsel gibi cezaevindeler. 1 Eylül günü evinden apar topar alınarak cezaevine konulan Gürsel Şenşafak şu anda Kocaeli cezaevinde. Gazete, dergi, kitap hiçbir yayının sokulmadığı Kocaeli Cezaevinde kadınlar aynı yatakta ikişer kişi yatıyor. İçlerinde Gürsel den başka bir tek siyasi tutuklunun olmadığı koğuşta, Gürsel e bol bol mektup yazıp, kart atmakta fayda var gibi görünüyor. Biz Ne Zaman 8 Mart ı Özgürce Kutlayacak Anadilimizi Özgürce Konuşacak, Kardeşçe Bölüşeceğiz? Ne çok arkadaşımız birikti cezaevinde. Artık onları yanı başımızda görmek istiyoruz. Son bayram sebebiyle kart atma eylemine Antep te katıldım. Postaneye gitmeden Eğitim Sen Şubede göndereceğimiz kartları yazmaya başladık. Ne çok yazdım, onlarca. Basın açıklaması saati gelip de çıkmak zorunda kaldığımızda bitirememiştim daha yazacaklarımı. Gürsel e yaz, Güler e yaz, Bedriye ye, Seher e, Güldaneye, Zeynep e yaz. Olcay ı unutma Diyarbakır zindanında, ona da yaz. 8 Mart ı kutladı diye tutuklansın, Barış dediği için tutuklansın Ana dilinde savunma istediği için üstelik bir de kendini savunmaktan yoksun bırakılsın. Ah onlar tutsakken biz nasıl özgür oluruz.? Açlık grevlerinin on binleri bulduğu bugünlerde aklımız ve yüreğimizle biz de o zindanlardayız. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve barış; işte bütün kavga bu. Zindanların kalın duvarlarının bile gölgeleyemediği bir gerçek var ki kazanacağız. Ve kazandığımızda hepimiz bileceğiz ki bu bedel ödeyen kadınlara borçlu olacağız, onlar da bilecekler ki kazandığımızda mutluluk en çok onların hakkı olacak. İşte o zaman Biz de, Anadil de, 8 Mart da daha özgür ve kardeşçe olacak

15 (Röportaj) Sorun Çözülürse Kanat Takıp Siirt Cezaevi ne Kadar Uçarım! Fatma GÜLÇİÇEK ARI Dergimiz yayına hazırlandığı sırada, ülkede duyarlı tüm kesimlerin gündeminde olan açlık grevleri 66. günündeydi. Açlık grevleri sonlandırıldı, ancak uçurumun eşiğinden dönülen bu sürecin barış için bir fırsat olarak değerlendirilmesi ve benzer acıların bir daha asla yaşanmaması umuduyla yazıyı yayınlamayı uygun gördük. Sorun Çözülürse Kanat Takıp Siirt Cezaevi ne Kadar Uçarım 66. gününe giren süresiz-dönüşümsüz açlık grevcilerinden biri de Siirt Cezaevi nde yatan Gulan Kılıçoğlu. Babası üyemiz ve Eğitim Sen Diyarbakır Şubemizin eski başkanlarından olan Gulan Kılıçoğlu nun annesi Zekiye Kılıçoğlu ile görüşüp, Gulan ı ve açlık grevini konuştuk. Fatma: Merhaba. Bize kızınızı tanıtır mısınız? Zekiye Kılıçoğlu: Merhaba. Gulan öğrenci. Ankara Üniversitesi nde, Sosyal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisiydi. Ankara da okurken evinden alınarak gözaltına alındı. İki yıl sekiz aydır tutukludur. Fatma: Peki geçmişe gidersek, kızınız üniversiteye hazırlandığında kızınız ile ilişkileriniz nasıldı? Zekiye Kılıçoğlu: Küçüklükten beri bizler her zaman mücadelenin içinde olduk. Bu nedenle çocuklarımızda mücadelenin içinde büyüdüler. Şimdiye kadar onlar bizim arkamızdan geliyordu. Şimdi de biz onların arkasından gidiyoruz. Fatma: Peki Gulan ın çocukluğu nasıldı? Bize anlatabilir misiniz? Zekiye Kılıçoğlu; Gulan küçükken çok uslu bir çocuktu. Bebekken karnı tok olsa yeter, onun dışında hiç ağlamazdı. Yani uslu bir çocuktu, ama azimli bir çocuktu. Biz eşimle hiçbir zaman onun üzerinde baskı kurmadık. Engel koymadık önüne. Lise yıllarında da bizim arkamızdan geliyordu. Bunların dışında resim ve müzikle ilgileniyordu. Resimler yapardı, erbane çalardı. Öyle hiçbir şeyden geri kalmazdı. Aktif bir insandı. Fatma: Eşiniz öğretmen olduğu için bir ara sürgüne gönderiliyor. Bu sürgün döneminde Gulan bu durumdan nasıl etkilendi? Siz nasıl etkilendiniz Zekiye Kılıçoğlu: Tabi o dönemlerde birçok sürgün oldu. İster istemez insan etkileniyor. Eşim sürgün olarak başka bir ile gittiği zaman Gulan ilkokul üçüncü sınıfta okuyordu. Eşim sürgüne gittikten sonra tabi biz de zorluklar yaşadık. Kırklareli nin Vize İlçesi nin bir köyüne sürgüne gönderildi. Biz de tabii burada Çocuklara hem annelik hem babalık yapmak durumunda kaldım. Tabii çocuklar da bu durumdan etkilendiler. Eşim Eğitim-Sen Diyarbakır Şube başkanıydı. Ben de siyasi çalışmalara katılıyordum. Tabii çocuklar biraz bu duruma alışmışlardı. Gulan babası sürgüne gittikten sonra babasına mektup yazıyordu, benden daha çok babasına düşkündü. Beni de çok sever ama babasına daha düşkündü. Mektup yazıyordu babasına. İşte istifa et, buraya gel diyordu mektubunda. Eşim, kızım ben gelirsem ne yiyeceğiz, çalışıp para kazanıp ekmek yememiz lazım diyordu. O da olsun baba sen istifa et buraya gel biz bir şey yemeyiz diye cevap veriyordu. Eşim bir yıl Vize ilçesinde bir yıl da İstanbul da sürgüne gitmek zorunda kaldı. Ondan sonra zaten emekli oldu Diyarbakır a geldi. Fatma: Kızınız hangi cezaevinde? Görüş günlerine düzenli gidiyor musunuz? Zekiye Kılıçoğlu: Şu anda Siirt Cezaevi nde. Diyarbakır Cezaevi nde birkaç ay kaldı. Biz, hemen hemen her hafta kesintisiz görüşüyorduk kendisiyle. Daha sonra Mardin e götürdüler. Orada da her hafta hepimiz gidemesek de bir kişi mutlaka gidiyordu. Daha sonra Siirt Cezaevi ne götürdüler. Siirt Cezaevi ne sürgün oldu. Bir hafta gitmesek görmeye, öbür hafta mutlaka gidiyoruz. Ama şimdi açlık grevinde olduğu için, iki ayı bulan bir süredir görüşemedik. Fatma: Peki kızınız açlık grevine başladığını size telefonla mı bildirdi? Siz kızınızın açlık grevinde olduğundan nasıl haberdar oldunuz? Zekiye Kılıçoğlu: En son açık görüşe gittiğimizde kendisi bize açlık grevine gireceğini söyledi. Fatma: Açlık grevine gireceğini söylediğinde ne hissettiniz? Zekiye Kılıçoğlu: O an ne hissedebilirim? Tabii ki bir ana olarak insan ister istemez üzülüyor. İnsan hayatlarından endişe ediyor. İlerde ne olacak? diye insan düşünüyor. Taleplerini, isteklerini düşündüğüm zaman onlara hak veriyorum. Bugün 66 gün oldu, açlık grevindeler. Sağlık problemleri başladı. Burun kanaması, mide bulantısı, idrarda kanama Bir çok şikayetleri var. Bunlar yarın ya da öbür gün açlık grevini sonlandırsalar da Sadece kızım için söylemiyorum. Genel olarak söylüyorum. Hepsinin ruhen ve bedenen sakat kalma ihtimalleri vardır. En kısa zamanda bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Fatma: Peki görüşme koşullarınız var mı? Haber alabiliyor musunuz? Şu anda sağlığı ile ilgili düzenli bir bilgi alabiliyor musunuz? Zekiye Kılıçoğlu: Biz en son Çarşamba günü telefonla görüşmüştük. Anne ben iyiyim. Biz iyiyiz, bizi merak etme dedi. Ama sesi hiç iyi gelmiyordu. Kötü geliyordu. O, siz kendinizi üzmeyin, durumumuz iyidir. diyordu. Ve biz, yapabileceğimiz başka bir şey olmadığı için açlık grevine oturduk. Fatma: Düzenli doktor kontrolü yapılıyor mu? B1 vitamini alabiliyor mu? Zekiye Kılıçoğlu: İlk başlarda vitamin verilmiyordu. Biraz geç de olsa verilmeye başlandığını söylediler. Ama net olarak...tabii bilemiyorum. Fatma: Peki sizce hükümetin/devletin bu konudaki yaklaşımı nasıl? Yapılan açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Zekiye Kılıçoğlu: Yani ben hükümetin, Başbakan ın açıklamasını duydukça şok üstüne şok yaşıyorum. İdam cezasını gündeme getiriyor. Öyle bir şey yapılamayacağını bildiği halde İşte sırf gündemi dağıtmak için bunu söylüyor. Bir ılımlı, bir şeyler olacakmış gibi oluyor. Ondan sonra tekrar konuyu dağıtmaya çalışıyorlar ve en kısa zamanda bir şeyler yapmaları gerekiyor. Yani biz bu acıları daha ne zamana kadar çekeceğiz. Yeteri kadar çektik. Söylemlerle kardeşlik olmaz. Ne zaman eşitlik oldu, o zaman kardeşlik olur. Çocuklarımız belirli talepler için bedenlerini ölümlerine yatırmışlar. Anadilde eğitim, anadilde savunma, tecridin kaldırılmasını talep ediyorlar. Anneler olarak sesleniyoruz; Adalet Bakanlığı na, Sayın Başbakan a elini vicdanlarına koysunlar ve çocuklarımızı ölüme terk etmesinler. Fatma: Yaşanan açlık grevlerinden insanların belki yeterince haberi yok. Ya da haberi olsa bile yeterli bir tepki henüz yok. Burada yaşanan acılar burada kalmasın, herkes duysun diye siz vatandaşlara bu konuda nasıl bir mesaj vermek istersiniz? Zekiye Kılıçoğlu: Aslında bütün Türkiye halklarının bu duruma sessiz kalmaması gerekiyor. Buradan tüm halklara ve farklı inançlardaki ve düşüncelerdeki insanlara sesleniyorum: Herkesin bu duruma destek olması lazım. Dünya halklarına sesleniyorum: Herkesin bizim sesimize ses ve çığlık olmasını bekliyoruz. Fatma: Peki siz Kürt bir anne olarak Türkiye de yaşayan diğer annelere, bu konuda nasıl bir mesaj vermek istersiniz? Zekiye Kılıçoğlu: Ben de bir anneyim, onlar da bir anne. Mesela benim gözyaşımın aktığı zaman onlarla aynıdır. Mesela asker cenazesi geldiği zaman üzülüyorum. Bir gerilla cenazesi geldiği zaman biz de üzülüyoruz. Yani onların da gözyaşıdır. Bizim de gözyaşıdır. Ama bu topraklar kan gölüne döndü. Hükümet, başbakan çıkıp öyle şeyler söylüyor ki, insanın aklı almıyor bazen. Bir an için, o kendini televizyonda izleyip, kendi söylediklerine bakarsa kendisi de inanmaz Fatma: Şu televizyonu açsak ve haberlerde Açlık grevcilerinin talepleri karşılandı. Açlık grevindekiler hastaneye alındı. Tedavilerine başlandı. deseler, böyle bir haber duysanız ne hissedersiniz? Zekiye Kılıçoğlu: Valla, herhalde kanat takıp Siirt Cezaevi ne kadar uçarım. Fatma: Son olarak belirtmek istediğiniz bir şey var mı? Zekiye Kılıçoğlu: Buradan selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Bizim kalbimiz çocuklarımızla beraberdir. Şu an cezaevinde, açlık grevindedirler. Buradan yetkililere sesleniyorum. Birazcık vicdanları varsa ellerini vicdanlarına koysunlar ve çocuklarımızı ölüme terk etmesinler

16 Unutmadık, Affetmedik, Takipçiyiz! Onu sana anlatmalıyım diyordu Sultan Seçik, Yıldırım Türker e gönderdiği ve tarihli Radikal gazetesinde yayımlanan mektubunda. Onu sana anlatmalıyım ; Selim Sedat Ay ı... Belki pek çoğumuz yakın zamana değin bu ismi hiç duymamıştık. Ancak öğrendik ki; meğer bu ülkede hak ve özgürlükleri için mücadele eden pek çok sendikacı, gazeteci, öğrenci, devrimci, muhalif çok iyi tanırmış bu zatı. Bedenlerine ve ruhlarına bıraktığı yaralardan bilirmiş. Temmuz ayının ortalarında AKP hükümetinin terörle mücadeleden sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığına terfi ettirmesiyle hepimiz tanıdık onu. Pek çok kesimden tepkiler yükseldi bu anlı şanlı işkencecinin, onlarca tanıklığa ve AİHM de verilen iki mahkumiyet kararına rağmen terfi ettirilmesine. Hükümet milletvekillerinden bile Ancak iki eril ses, İdris Naim Şahin ve Recep Tayyip Erdoğan bas bas bağırıp susturmaya çalıştı itirazları; Yalan! İftira! Yedirtmeyiz! Belli ki işkenceye sıfır toleransın kıyılarından muhalefete sıfır tolerans ufkuna yelken açan AKP hükümeti güveniyor ve ihtiyaç duyuyordu bu kadrolara Evet yedirtmedi ama biz de yemedik Kadına yönelik şiddete karşı mücadelemizi yükselttiğimiz bu günlerde, bunun veçhelerinden biri olan devlet şiddetini ve bunun aktörlerini Unutmadık, Affetmedik, Takipçiyiz! demek için bu mektubu bir kez daha ilginize sunuyoruz. Günlerdir yaz diyor içimdeki ses. Yaz ve anlat. Anlat ki bugüne kadar yaptıkların daha bir anlamlı olsun. Oturuyorum ve yazamıyorum. Ne anlatacağım. Ne diyeceğim insanlara bilmedikleri. Sahi gerçekten bilmek istiyor mu hiç tanımadığım insanlar 15 yıl öncesinde bıraktığım ve yanımdan hiç ayırmadığım tanıklığımı. Günlerdir yazıyor, konuşuyor, hatırlatıyor insanlar. Ve yine insan için, insanlık için isyan etmiyor kimse. Daha çok kan, gözyaşı, tecavüz ve ıstırabın tanıklığı da değiştirmeyecek bence bunu. Bize yıllar önce bir grup kadının isyanla dediği gibi ne kadar SES gerekliyse o kadar da CESARET lazım. Bu yazıyı yazarken bekliyorum, bir gün alakasız bir nedenle gözaltına alınmayı. O nunla yeniden yüzleşme ihtimalimin olduğunu biliyorum. Gerçi yazılmışı var, iddianamelerle intikam almak isteyebileceğine ve bunu hemen yapmayacağına da eminim. Ama O beni iyi tanır, bilir de SUSMAYACAĞIMI... Sana Onu anlatmalıyım sevgili arkadaşım. Amerikalı seri katil profiline saklanmış SERİ İŞKENCECİ mizi. Sedat Selim Ay. Dıştan bakıldığında kim olduğunu ve kimliğini asla anlayamayacağınız o adamı. Tanıştığımızda ben 21 yaşındaydım. Uzun kıvırcık saçları belinde, cevval bir sosyalist gazateci. yarın devrim olacak diye hakikaten inanmış, hakikaten tutkulu kolektivizme. Tanıştığımızda O benim şimdiki yaşlarımdaydı. Açık tenli, bana sorsan nenemin çıyan gözlü dediklerinden, jilet gibi ütülü pantolon ve gömleğiyle her daim bakımlı. O takunyalı işkenceci, alaylı polis değil. O akademili. Ve hırslı. Her operasyon başına küpünü doldurmaktan zevk alan, işkenceyle çözdüğü insanları birer rakam gibi zihnine kazıyan bir seri işkenceci. Dengesiz başlayan tanışıklığımız, inatçı zaza ve kadın damarımla tanışması 1997 senesindedir. Kendileri özellikle PKK Timi ve DHKP-C Timi polislerince Çözemediysen ver de biz öttürelim şu kızı dediklerinde inatla daha bir acımasızlaşan ve battıkça daha bir acı verici metotlara odaklanan bir insan müsveddesidir. Yaşımız küçük olduğu için Birsen i ve beni oltaya takılmış yem gibi gördü 15 gün boyunca. Bayram Kartal ın Sultişşşş gel bakalım özledin mi beni diyen o nasıl tanımlayacağımı bilemediğim laubaliliğinin yanında soğuk, kendinden emin, muhatap olmaz ve almaz biridir O. Hiç unutmam, sandalye vermediler ilk gün. Ayakta saatlerce bekledik. Bir odada duvarın etrafına dizilmiş yüzü duvara dönük onlarca kişiyiz. Gözlerimiz bağlı. Gelemem ben sıkıntıya. Oturdum. Kalk dediler kalkmam dedim. Uzun saçlarımı ellerine dolayıp yerden beni kaldırdıklarında bacaklarımı öyle bir kenetlemiştim ki saç tellerimin tek tek kopuşunun çıkardığı ses hala kulaklarımda. Bu arada sandalyeyi kazandım. Gönül Karagöz, ben ve Mukaddes in isyankarlığı, Ayşe Yılmaz ın anaç koruyuculuğunda senesinde Şubat ayının buz gibi soğuğunda 15 gün işkence gördüm. 21 yaşındaydım. İlk porno filmle istanbul Emniyet Müdürlüğü nde tanıştım. İlaç gibi radyo Kral FM den ilk orada tiksindim. İlk filistin askısı ile o duvarların ardında tanıştım. Annemden sonra ilk Ayşe abla yıkadı beni tuvalette. Askıdayken parmaklarını içime geçiren adama öfkeyle Sen bunu karına da yaparsın dediğimde Parasıyla değil mi yaparım diyen bir polisin karısına ilk orda acıdım. Oturtulduğum sandalyede, karanlıkta gelip geçen koca koca adamların memelerimi çimdiklemesinden ilk orada irkildim. Kollarımdaki izler ve hassasiyetsizlik geçsin diye zorla tedavi edilmek istendim. Bir polis sırtımda, ikisi kollarımı tutmuş, belden yukarım çıplak. Yüzüm yerde bengay la öyle bir masaj yaptılar ki, Ayşe abla, Mukaddes zehirlenecektik kokudan. Ben evcil bir hayvanın işkencede kullanıldığını ilk orada gördüm. Bir kedinin nasıl acımasızca işkenceye dahil edilerek insanların korkutulabileceğini. Gözlerim hep bağlıydı işkencede, ta ki Sedat Selim Ay ı çıldırtacak yaramazlıklarımı yapana kadar. O beni gözlerime bakarken, benim de onun gözlerine baktığım ve acizliğine güldüğüm bir anda da dövdü. Gözlerim bağlıyken sesini hiç unutmayacağım kadar iyi bildiğim karanlık zamanlarda da. Vakıf Gureba Hastanesi ne götürüldük. İşkence yapılmadığı belgelenecek. Dr. Gürhan Baş. Tabelada yazan ismi okuyuverdim hemen. Girdim odaya. Belimden yukarısı kısmi felç. Kollarım kalkmıyor. Yürürken bir o duvara bir bu duvara çarpıyorum. Doktor bana rapor yazmadı. Muayeneyi de üstün körü yaptı. Ben de doktoru ikaz ettim. Bak Gürhan Baş, bana rapor yazacaksın, ne gördüysen o kağıda not edeceksin yoksa gelir sağlık bakanlığı müfettişleriyle seni koridor koridor arar bulurum dedim. Adam bir afalladı. Çık dedi. Çıktım. Birsen girdi. O da usulünce hatırlatmış doktora haklarımızı. Birden bir bağırış çağırış apar topar muayeneler bitirildi ve vatana geri götürüldük. Önce Birsen i çekmiş dayağa, en son beni aldılar özel bir arabaya. Emniyetin garajındayız. Ön koltukta Sedat Selim Ay. Döndü bana bağırış çağırış yumruklar havada. Biz güldük Birsen le, sinirden ama güldük işte. Ne yapılabilir ki başka. Doktoru nasıl tehdit edersin diye ikimiz yedik on ton sopayı. Ben 3 ay çamaşırımı indirip tuvalete yalnız gidemedim. 3 ay boyunca kıyafetlerimi başkaları giydirdi. Bir ekmeği elime alıp kırabilmek lüksünü hayli geç yaşadım. Ornöram da gördüğüm tedavi, TİHV in titiz çabaları Dr. Hulki Forta nın çabalarıyla açıldı ellerim. 22,5 yıl ile yargılandığım dosyadan beraat ettim. Sağ kolum Yüzde 40, sol kolum yüzde 70 duyu kaybına uğradı. Hala 15 yıl sonra bilesin ki sırt ağrılarım geçmedi. 15 yıl geçti. Yaralarım önce kabuk bağladı. Sonra izi kurudu gitti. Ama içime yara olan Süleyman ın ölüm acısı hiç dinmedi. Sedat Selim Ay, bir seri işkenceci, bir seri tecavüzcü ve bir seri katil. Şimdi terörden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı. Sosyaliste herşey mubah ya, ne olacak getirdiler yine tezgahın başına akademili ve alaylı işin ve acının ehli olanı. Okudum tanıklık edenlere yalancı diyor. Hangi tecavüzcü ben tecavüz ettim der. Hangi işkenceci ben işkence yaptım der ki o desin. İşkence de tecavüz de insanlık suçu. Zaman aşımının geçersiz olduğu insanlık suçları bunlar. Sedat Selim Ay, terfi edebilir. Aldığı maaş artabilir. İşkence zoru ile ifadesi alınmak istenen insanları yalancılıkla suçlayabilir. Peki kanıtlayabilir mi işkenceci olmadığını. Kanıtlayabilir mi katil ve tecavüzcü olmadığını. Bu son söz sana. Ne sen beni unutursun ne de ben seni. Ne ben unuturum yaşadıklarımı ne de sen ellerinden kayan hayatların son nefesini. Gece yastığa başını koyduğunda sen de yanlızsın herkes gibi. İkimiz de biliyoruz içten içe kurtların beynini kemirdiğini. İstersen sen yalancı de bize. Kötü niyetli devlet düşmanları. Hatırlatayım isterim, bu devlet, kıdemli işkencecisi Hanefi Avcıyı terörist dedikleriyle aynı sıralarda yargılıyor şimdi. Trajikomik bir durum. Ancak anlaşılmaz değil. O mahkeme salonunda Avcı nın Av olduğunu da gördü dünya alem, gözyaşlarıyla ben 30 yılımı terörle mücadeleye verdim. Zoruma gidiyor demesini de. Aman ha seni de görmeyelim o sıralarda... Unutma bu işler parayla değil, sırayla

17 Adalet Sağlanıncaya Dek Davaların Takipçisiyiz! LGBT Bireylere Karşı Nefret Suçları! Nejla Yıldız ın Davasına Müdahil Olmayı Sürdüreceğiz! 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü nünde bir kez daha hatırlayalım: Nejla Yıldız endişesini dile getirerek, yetkili mercilere başvurmuş ve başvurusu hafife alındığı için, birçok nedenin yanı sıra, en çok kadın olduğu için ve iki kadından gelen şikâyet ancak dört ay sonra dikkate alındığı için öldü. Adıyla, açık kimliğiyle söyleyelim. BES işyeri temsilcimiz Nejla Yıldız, basında da yer bulduğu ve hepimizin iki yıldır bildiği gibi, bir sabah, 20 Ekim 2010 da, evinden 16. İcra Hukuk Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü ndeki işine giderken otobüs tam da duraktayken ve çok sayıda kişinin gözü önünde, kızının eski sevgilisi tarafından defalarca bıçaklanarak öldürülmüştü. İki kadın, Nejla Yıldız ve kızı, olaydan bir ay kadar önce tehdit edildiklerini ve şiddete maruz kaldıklarını belirterek katil hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardı. Başvuru sonuçlanamadan öldü Nejla Yıldız, zira bu suç duyurusu Nejla öldükten dört ay sonra sonuçlanmıştı. Nejla Yıldız ın öldürülmesinin üzerinden, Adli Tıp Kurumu nun failin akli dengesi yerinde mi değil mi diye karar vermesini de beklerken 9 duruşma geçti. Kurum un sanığın akli dengesinin yerinde olduğu nu ifade eder raporu ancak 9. Duruşma da dikkate alınabildi. Birçok kadın örgütüyle birlikte, başından beri takip ettiğimiz dava henüz sonuçlanmadı. Dava ya ilişkin son gelişme ise şöyle: Mahkeme sanık ve avukatına savunma yapması için süre istedi ve sanığın tutukluluk halinin sürmesine karar verdi. Adaletin Terazisi Bozuk mu Ne? Hayatıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Tek isteğim bana bunu yaşatan herkesin cezalandırılması. Dışarıdaki özgürlüğü, ailem ve arkadaşlarımla zaman geçirmeyi çok özledim suçluları teslim etmeyen bir ülke varmış sanırım. Ya o polis de oraya kaçmışsa... ( Radikal, Yeni bir N.Ç. Yaşanmasın) Kamuoyunca Sakarya Davası ya da Ö. Ç. Davası olarak bilinen 2 si polis 34 kişinin tacizine uğrayan 14 yaşındaki Ö.Ç. nin davasında, basına yansıdığı kadarıyla, sanık polisler ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı ve bırakılan polislerden N.Ş. yurtdışına kaçtı. Yine basında yer bulan ifadelere göre, 14 yaşındaki Ö.Ç., sosyal medya aracılığıyla tanıştığı, kendini farklı bir kimlikle tanıtan ve kendisinden yaşça çok büyük bir emniyet mensubunun tacizine uğradı. Başka bir emniyet mensubu da, olayın sanığı ya da istismar zincirini başlatan (Radikal) N.Ş. ye yardım etti. Bu iki polis memurunun dışında 26 sı yaş aralığında, 32 kişi daha bu suça ortak oldu. Bir ihbar üzerine, 19 kişi olayla ilgili olarak gözaltına alındı ve tutuklu yargılanmalarına karar verildi. Ö.Ç. Ocak 2012 den Mayıs 2012 ye kadarki beş ayda, çoğu 15 ile 18 yaşındaki, suça sürüklenen 26 çocuğun değişik biçimlerde istismarına uğramış, sonra da görüntüleri çekilerek başkalarına izletilmişti. O çocuklardan bir kısmı istismarı kabul etmiş ve rızaya dayalı olarak yaptıklarını söylemişti. Sakarya Savcılığı tarafından açılan davada sanıklardan N.Ş. gözaltına alındıktan sonra kaçma şüphesi bulunmadığı için tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ve ülkeden kaçtı. Toplam 27 sanık, üç ayrı iddianameye göre çocuğun cinsel istismarı, cebir yoluyla cinsel saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, özel görüntü ve sesleri ifşa etme, 7 yetişkin sanıksa cinsel istismar için yer temin etme iddiasıyla suçlanıyordu. Bugün gelinen aşamada durum şöyle: Davanın ilk duruşmasında, Mahkeme 19 sanığı tahliye etti. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tahliyelere itirazda bulundu, ancak itiraz ve Bakanlık ın davaya müdahil olma talebi reddedildi. Aynı süreçte, Ö.Ç. ve sanıkların çoğunun 15 yaşın altında olduğu gerekçesiyle davaya yayın yasağı getirildi. Bir sonraki duruşma 23 Kasım 2012 de. Biz de KESK li kadınlar olarak duruşma günü Sakarya da Ö.Ç. nin yanında olacağız. LGBT bireylerin Onur Yürüyüşü başvurusunun engellenmesi ile başlayan LGBT Onur Haftası etkinlikleri bu yıl 20. kez gerçekleşti. LGBT lere (Lezbiyen, Gey, Bi-seksüel ve Trans vatandaşlara) yönelik baskı, şiddet ve ayrımcılığa dikkat çekmek amacıyla ilk kez 1993 yılında Trans Onur Haftası kutlama girişiminde bulunmuş, haftanın kapanışı dolayısıyla Haziran ayının son pazar günü Onur Yürüyüşü yapılmak istenmiş, ancak İstanbul Valiliği nden izin alınamamıştı. Gereken izinlerin alınamaması nedeniyle, Onur Haftası bir süre salon etkinlikleriyle kutlandı. LGTB Onur Haftası çerçevesinde ilk sokak etkinliği 2003 te, Taksim Meydanı nda ilk kutlama ise 2005 te yapılabildi. Onur Haftası birçok sivil toplum kuruluşunun da desteğiyle, 2008 den bu yana LİSTAG ın da yani LGBT ailelerinin de katılımıyla, her yıl Haziran aynının son haftası ile Temmuz ayının ilk haftası arasında gerçekleştiriliyor ve bu hafta içinde pazar günü Trans Onur Yürüyüşü yapılıyor. Bu yıl 1 Temmuz da yapılan Onur Yürüyüşü nde binlerce LGBT bireyin yanısıra heteroseksüel bireyler ve bir çok sivil toplum kuruluşu da dev gök kuşağı renklerinden oluşan bayrak altında yürüdüler. Bianet te yer alan habere göre, yürüyüş esnasında bir gerginlik yaşanmışsa da bu yıl Onur Yürüyüşü ne büyük ölçüde katılım sağlandı. Trans Cinayetleri Artıyor, Önlem Alınmıyor! *LGBT bireyler 20 Mayıs ta Ankara da anayasal eşitlik ve cinsel yönelimin ve cinsiyet realitesinin tanınması talepleriyle bir yürüyüş düzenledi. *Ağustos ayında Diyarbakır da eşcinsel olduğu için öldürülen R.A. nın ölümünden sorumlu olan babası ve iki amcası için ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istendi. Üç sanığın yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak. * 6 Kasım da İstanbul Avcılar Meis Sitesinde trans kadınların yaşadığı sekiz ev mühürlendi. *15 Kasım da Antalya da trans kadınların yaşadığı dört ev bir ay süreyle mühürlendi. *Antalya da 24 Ekim de trans kadın Serap öldürdü. *Uluslararası Af Örgütü, Kasım ayında Nefret Suçu Mağduru Trans Bireyleri Anma Günü nde yaptığı açıklamada öldürülen trans birey sayısının her sene arttığını, ancak ülkelerin cinsiyet kimliği temelli saldırıların nefret suçlarına karşı mevzuatları kapsamına alınmadığını belirtti. * arasında dünya çapında 1083 trans bireyin öldüğü rapor edildi. Yapılan araştırmalar ölü sayısının her geçen yıl arttığını gösteriyor

18 10 Aralık Küresel Eylem Günü, Güneşin Peşinde 24 Saat Feminist Eylem! 13 ARALIK PERŞEMBE GÜNÜ ANKARA ADLİYESİNDE ARKADAŞLARIMIZIN YANINDA OLACAĞIZ! 32 Geçen yıl Filipinler de 8. düzenlenen uluslararası toplantı için dünyanın dört bir yanından gelen biz Dünya Kadın Yürüyüşü delegeleri, kapitalizmin krizlerinin, toprak gasplarının, muhafazakârlığın, militarizmin, ırkçılığın ve kadın düşmanlığının arttığı, dolayısıyla ataerkil yapının kuvvetlendiği tespitinden yola çıkarak 10 Aralık 2012 tarihinde dünya çapında eylemler gerçekleştirme ( 24 Saat Feminist Eylem ) kararı aldık. Böylece, dünyada yaşanan kadın haklarına yönelik saldırıların farkında olduğumuzu göstermek ve alternatif modeller geliştirerek direnişlerimize dikkat çekmek istiyoruz. Militarizm ve sermayenin hayatın her alanına girmesinden doğrudan zarar gören halkların etrafındaki tecrit duvarını, ancak kökleri yerel mücadelelerden beslenen bir enternasyonalizm inşa ederek yıkabiliriz. Uluslararası dayanışmayı güçlendirmek yerelde verilen mücadeleleri güçlendireceği gibi uluslararası bir hareketin güç kazanması da köklerinin taban hareketleri tarafından beslenmesiyle mümkün olacaktır. Önceliğimiz Kadınların Küresel Şartındaki beş değeri (eşitlik, adalet, özgürlük, dayanışma ve barışı) DKY nin belirlediği dört eylem alanı (kadın emeği, kadına yönelik şiddet, kamu hizmetleri ve ortak menfaat, barış ve sivilleşme) ile bağlantısını kurarak vurgulamaktır. Bazı ülkeler ve kıtalar 24 saat küresel eylemle ilgili önceliklerini kararlaştırdılar. Avrupa delegeleri kürtaj hakkı ve halk sağlığına özel vurgu yaparken, Asya-Pasifik delegeleri iklim adaleti konusunu öne çıkaracaklar. Bununla birlikte her yerde, toplumsal hareketlerin kriminalizasyonu, militarizm ve savaşa karşı direniş ön planda olacaktır. Bize ilham veren ise Filipinli feminist şair Joi Barrios un dizeleri: Kadın Olmak, Savaş Zamanında Yaşamak Demek. İnsan Hakları Günü olan 10 Aralık ta biz kadınlar, eylemlerimizle dünya etrafında dönerek güneşi takip edeceğiz. Her zaman diliminde öğle vakti saat 12:00-13:00 arasında sokağa çıkarak bir zaman diliminden diğerine eylemlerimizle dünya etrafında tur atmış olacağız. Pasifik Adalarında başlayan eylemimiz, Asya, Orta Doğu, Afrika ve Avrupa nın ardından Amerika ya ulaşacak ve Seattle da sona erecek. Sömürü, ezilme ve tahakkümün olmadığı, haklara ve özgürlüklere saygı gösterilen başka bir dünya kurmak istiyoruz. 10 Aralık ta ortak eylem için birlikte hareket edecek, ülkemizde ve dünyada direnişi yükselteceğiz. Yürüyor, örgütleniyor ve direniyoruz; yürüyor ve isyan ediyoruz; yürüyor ve insanca bir yaşam inşa ediyoruz! Hepimiz özgür oluncaya kadar birlikte hareket edeceğiz! Kadınlar direnişte, 10 Aralık 2012 Kadın olmak, savaş zamanında yaşamak demek (Joi Barrios) Kadın olmak Savaş zamanında Yaşamak demek. Büyüdüm bir korkuyla yanı başımda, Belirsiz bir gelecekle Hayatımdaki erkeklere: Babaya, abiye, Kocaya, oğula Tabi olan. Anne olmak Yoksulluğun yüzüne bakmak demek. Savaşın acımasızlığı Yuvarlanan başlarda değil, Hep boş olan sofralarda. Bir bebeği emzirirken insan, Nasıl yemek bulabilir En yaşlısına? Yok tehlikesiz Bir an. Evde, Konuşmak, karşı gelmek, Başlı başına şiddeti çağırmak demek. Sokakta, Akşam karanlığında yürümek Bir yabancının saldırısına davet çıkarmak demek. Ülkemde benim, Zulme karşı kavga vermek Yaşamını mücadele uğruna feda etmek demek. Bu savaşı anlamaya çalışıyorum. Kadın olmak hiç bitmeyen bir mücadele Yaşamak ve özgür olmak için. Sibel Anıl Eğitim Sen İstanbul 4 Nolu Şb. Belgizar Sazak Kesk Genel Meclis Üyesi Bes Üyesi Güldane Erdoğan Eğitim Sen-Ankara 2No lu Şube Kadın Sekreteri Sakine Esen Yılmaz Eğitim Sen Genel Kadın Sekreteri Seher Tümer: Ses Ankara Şube Yön. Aynur Şahin Eğitim Sen Mersin Şb. Kadın Sekreteri Bedriye Yorgun Ses Kadın Sekreteri Seyran Şık Haber-Sen Genel Eğitim ve Kadın Sekreteri. Zeynep Sular Okan Tüm Bel-Sen Diyarbakır Şube Üyesi Besime Yağ Tüm Bel Sen Mersin Şube Üyesi Güler Elveren Tüm Bel Sen Genel Kadın Sekreteri ÖZGÜR BIRAK! Olcay Kanlıbaş Ses Eski Myk Üyesi Hanım Koçyiğit Eğitim Sen Sakarya Şube Üyesi Gürsel Şenşafak Bes Mersin Şb. Eski Şube Bşk. KESK li KADIN TUTSAKLAR ONURUMUZDUR!

19 Sevgi siz Devrim Olmaz! İşte yüzünde badem çiçekleri Saçlarında gülen toprak ve ilkbahar. Sen misin seni sevdiğim o kavga, Sen o kavganın güzelliği misin yoksa... Bugünlerden geriye, Bir yarına gidenler kalır Bir de yarınlar için direnenler... Kadını ve insanı ezen bu sistemin çarkları arasında hepimiz birer çakıl taşı olmalıyız diyen Sevgi ablamıza Kamu Emekçisi Kadınlar olarak sözümüz, senin başlattığın mücadeleyi, bıraktığın kazanımları sahiplenerek ve çakıl taşlarını çoğaltarak yürümeye devam edeceğiz. Yıldızlar yoldaşın olsun rahat uyu Sevgi ablamız Sevgi Göyçe (1958 Ardahan) Kamu emekçileri hareketinin ve kadın özgürlük mücadelesinin öncülerinden, hayatını devrimci mücadeleye adayan, üç dönem KESK-MYK üyeliği ve Kadın Sekreterliği görevini üstlenmiş kamu emekçilerinin ve kadın mücadelesinin önemli isimlerinden biriydi. Kadınların kamusal alanda pantolon giyme yasağının devam ettiği dönemde kılık kıyafet yönetmenliğinin değiştirilmesine öncülük ederek; kamu emekçisi kadınların pantolon giyme özgürlüğünü elde etmelerini sağlamıştır Dünya Kadın Yürüyüşü Türkiye ayağını örgütlemiş ve sözcülüğünü üstlenmiştir. Novamed Kadın Direnişi ve kazanımı esnasında oluşturulan kadın dayanışmasının Dünya ve Avrupa sendikal hareketi ayağının inşasında bilfiil yer almış ve büyük katkılar sağlamıştır. Sevgi GÖYÇE, Sağlık koşulları onu zorlamasına rağmen mücadeleden hiç çekilmedi son olarak KESK Genel Meclis üyeliği görevini sürdürdü. Adı gibi sevginin, tevazunun ve kararlılığın simgesi olan Sevgi GÖYÇE, son üç yıldır mücadele ettiği akciğer kanserine ne yazık ki yenik düşerek 13 Mayıs 2012 günü aramızdan ayrıldı. Selam olsun geride böyle onurlu bir ad ve düşmana inat, unutulmaz bir gülüş bırakarak gidenlere. ANISI MÜCADELEMİZDE YAŞAYACAK! (Leyla Koç Üzüm)

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

T.C. AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI Trabzon Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi PINAR ÖŞME PSİKOLOG

T.C. AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI Trabzon Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi PINAR ÖŞME PSİKOLOG T.C. AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI Trabzon Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi PINAR ÖŞME PSİKOLOG Mart - 2014 YASAL DÜZENLEMELER KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE VE İLGİLİ ULUSAL VE ULUSLAR ARASI

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ

TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ 445 TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ Aydeniz ALİSBAH TUSKAN* 1 İnsanların bir biçimde sınıflanarak genel kategoriler oturtulması sonucunda ortaya çıkan kalıplar ya da bir

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

Kadına Yönelik Şiddet mi? Aile İçi Şiddet mi? Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet

Kadına Yönelik Şiddet mi? Aile İçi Şiddet mi? Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Kadına Yönelik Şiddet mi? Aile İçi Şiddet mi? Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet TEMEL Kadına yönelik şiddetin tanımlanması: Fiziksel şiddet? Duygusal şiddet? Ekonomik şiddet? Cinsel şiddet? İhtiyaç- Hizmet

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDET RAPORU

KADINA YÖNELİK ŞİDDET RAPORU İHD İstanbul Şubesi dokümantasyon birimi tarafından, İHD Şubelerine yapılan başvuru, kadın örgütlerinin hazırladıkları araştırma ve inceleme çalışmaları, basın ve yayında çıkan haber, makalelerden yararlanarak

Detaylı

SOSYAL DUVARLARI YIKALIM DOĞRU SÖZLÜK. #dogrusozluk

SOSYAL DUVARLARI YIKALIM DOĞRU SÖZLÜK. #dogrusozluk SOSYAL DUVARLARI YIKALIM DOĞRU SÖZLÜK Merhaba, Neredeyse her gün gazete ve TV lerde karşılaştığımız manşetler, haberler, diziler ve sinema filmleri bizi bu kitapçığı hazırlamaya yönlendirdi. Türkiye de

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

2 Kasım 2011. Sayın Bakan,

2 Kasım 2011. Sayın Bakan, SayınSadullahErgin AdaletBakanı Adres:06659Kızılay,Ankara,Türkiye Faks:+903124193370 E posta:sadullahergin@adalet.gov.tr,iydb@adalet.gov.tr 2Kasım2011 SayınBakan, Yedi uluslarası insan hakları örgütü 1

Detaylı

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ Yazar : Erdem Denk Yayınevi : Siyasal Kitabevi Baskı : 1. Baskı Kategori : Uluslararası İlişkiler Kapak Tasarımı : Gamze Uçak Kapak

Detaylı

İstismar Edersen Ceza, Delilin. Yoksa. Tedbir, Boşanırsan Nafaka

İstismar Edersen Ceza, Delilin. Yoksa. Tedbir, Boşanırsan Nafaka İstismar Edersen Ceza, Delilin Yoksa Tedbir, Boşanırsan Nafaka Yok! Eğitim Sen Yayınları Mayıs 2016 14 Ocak 2016 da kurulan Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması

Detaylı

İş Yeri Hakları Politikası

İş Yeri Hakları Politikası İş Yeri Hakları Politikası İş Yeri Hakları Politikası Çalışanlarımızla olan ilişkilerimize değer veririz. İşimizin başarısı, küresel işletmemizdeki her bir çalışana bağlıdır. İş yerinde insan haklarının

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

SPoD İnsan Hakları Örgütlerinin Kasım Ayı Buluşmasına Katıldı. SPoD Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu nun Basın Açıklamasındaydı

SPoD İnsan Hakları Örgütlerinin Kasım Ayı Buluşmasına Katıldı. SPoD Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu nun Basın Açıklamasındaydı SPoD İnsan Hakları Örgütlerinin Kasım Ayı Buluşmasına Katıldı İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Af Örgütü ve Hakikat Adalet Hafıza Derneği'nin her ay düzenledikleri

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

Türkiye de Kadınların Sağlığı

Türkiye de Kadınların Sağlığı + Pratisyen Hekimlik Kongresi 16-18 Mayıs 2015 İstanbul Türkiye de Kadınların Sağlığı Prof. Dr. Nilay Etiler Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi + Zaman: 2015

Detaylı

ANAYASAMIZI HAZIRLIYORUZ - 2-

ANAYASAMIZI HAZIRLIYORUZ - 2- ANAYASAMIZI HAZIRLIYORUZ - 2- Değerlendirme Raporu Birey Hak ve Özgürlükleri (I) Yaşam hakkı Kişi dokunulmazlığı Özel yaşamın gizliliği www.tkmm.net 1 2 1. YAŞAM HAKKI Yaşam Hakkı kutsal mı? Toplumun/devletin

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Cinsel haklar / üreme hakları insan haklarıdır.

Cinsel haklar / üreme hakları insan haklarıdır. halk için Cinsel haklar / üreme hakları insan haklarıdır. Bu haklar varolusumuzdan, ileri gelir. Tüm cinsel haklar / üreme hakları yasalarla koruma altına alınmıstır., Hazırlayan : Eylem Karakaya. Illüstrasyonlar

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

Þiddete Maruz Kalan Kadýnlara Sunulan Hizmetler Þiddete Maruz Kalan Kadýnlara Sunulan Hizmetler Hazýrlayan Ebru Özberk T.C. Baþbakanlýk Kadýnýn Statüsü Genel Müdürlüðü Ekim 2008 Bu kitabýn basým, yayýn,

Detaylı

T.C. ESKİŞEHİR TEPEBAŞI BELEDİYESİ KADIN SIĞINMA EVİ ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ YÖNETMELİĞİ BÖLÜM I GENEL HÜKÜMLERİ

T.C. ESKİŞEHİR TEPEBAŞI BELEDİYESİ KADIN SIĞINMA EVİ ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ YÖNETMELİĞİ BÖLÜM I GENEL HÜKÜMLERİ TEPEBAŞI BELEDİYE MECLİSİNİN 06.09.2012 TARİH VE 179 SAYILI MECLİS KARARI İLE KABUL EDİLMİŞTİR. T.C. ESKİŞEHİR TEPEBAŞI BELEDİYESİ KADIN SIĞINMA EVİ ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ YÖNETMELİĞİ BÖLÜM I GENEL HÜKÜMLERİ AMAÇ

Detaylı

Kadın İstihdamının Sorun Alanları Amasya Örneği. Ülker Şener 03.05.2011

Kadın İstihdamının Sorun Alanları Amasya Örneği. Ülker Şener 03.05.2011 Kadın İstihdamının Sorun Alanları Amasya Örneği Ülker Şener 03.05.2011 Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Slide 2 İçerik Türkiye'de kadın istihdamı ne durumda? Amasya'da Kadın İstihdamının Artırılmasına

Detaylı

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin Uygulanması

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin Uygulanması Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme CRC/C/TUR/Q/2-3 Dağıtım: Genel 16 Kasım 2011 Aslı: İngilizce Çocuk Hakları Komitesi Altmışıncı Oturum 29 Mayıs 15 Haziran 2012 Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin

Detaylı

tepav Mart2012 N201220 DEĞERLENDİRMENOTU 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Ne Getiriyor?

tepav Mart2012 N201220 DEĞERLENDİRMENOTU 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Ne Getiriyor? DEĞERLENDİRMENOTU Mart2012 N201220 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Ülker ŞENER 1 Araştırmacı, Yönetişim Etütleri 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine

Detaylı

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr YENİ ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİMİZ (TCBMM Başkanlığı na iletilmek üzere hazırlanmıştır) 31.12.2011 İletişim: I. Anafartalar Mah. Vakıf İş Hanı Kat:3 No:

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE İÇİN KADIN KONUKEVLERİ PROJESİ 7 MAYIS 2014-ANKARA. Saygıdeğer Misafirler, Değerli Basın Mensupları

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE İÇİN KADIN KONUKEVLERİ PROJESİ 7 MAYIS 2014-ANKARA. Saygıdeğer Misafirler, Değerli Basın Mensupları KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE İÇİN KADIN KONUKEVLERİ PROJESİ 7 MAYIS 2014-ANKARA Saygıdeğer Misafirler, Değerli Basın Mensupları Aile içi Şiddetle Mücadele İçin Kadın Konukevleri Projesi nin açılış

Detaylı

UZMAN ÇOCUK GÜVENLİĞİ TAVSİYE VE DESTEK

UZMAN ÇOCUK GÜVENLİĞİ TAVSİYE VE DESTEK UZMAN ÇOCUK GÜVENLİĞİ TAVSİYE VE DESTEK KCS Danışmanlık Uluslararası okulları ve organizasyonları çocuklarınız için daha güvenli hale getirir Uluslararası lider uzamanlardan ve kuruluşlardan direk bilgiye

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE 2 KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İSTANBUL SÖZLEŞMESİ 11 Mayıs 2011 tarihinde Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa

Detaylı

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 T.C. BAŞBAKANLIK AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ Siyasi İşler Başkanlığı 20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 - Reform İzleme Grubu nun (RİG) 20. Toplantısı, Devlet Bakanı ve Başmüzakerecimiz

Detaylı

FETHİYE. Tübakkom 10. Dönem Sözcüsü. Hatay Barosu.

FETHİYE. Tübakkom 10. Dönem Sözcüsü. Hatay Barosu. AVUKAT HATİCE CAN Av.haticecan@hotmail.com Atatürk cad. 18/1 Antakya 0.326.2157903-2134391 AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA FETHİYE DOSYA NO : 2011/ 28 KATILAN : B. S. KATILMA İSTEYEN Türkiye Barolar

Detaylı

KADIN EMEKÇ LER N TALEPLER...

KADIN EMEKÇ LER N TALEPLER... KADIN EMEKÇ LER N TALEPLER D SK/GENEL- SEND KASI Emekçi kadınların sorunları gün be gün artmaktadır. Kapitalizmin yoğun saldırıları ve ataerkil sistem, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği derinleştirerek,

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

Kadın Cinayetleri Acil Eylem Planı

Kadın Cinayetleri Acil Eylem Planı Kadın Cinayetleri Acil Eylem Planı Kadın Cinayetleri Önlenebilir Kadın Cinayetleri Eylem Araştırması Kadın cinayetlerini önlemek için anlama gerekliliğinden ve mevcut veri-bilgi eksikliğinden hareketle

Detaylı

Türkiye de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması. 1 Şubat 2016

Türkiye de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması. 1 Şubat 2016 Türkiye de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması 1 Şubat 2016 Yöntem ve Künye Araştırma çalışması, 3-10 Aralık 2015 tarihleri arasında, Türkiye 18+ yaş nüfusunu temsil eden 1024 kişiyle, 16 ilin kentsel

Detaylı

TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA. Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir

TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA. Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir 30 Haziran 2014 ÇALIŞMANIN AMACI Kutuplaşma konusu Türkiye de çok az çalışılmış olmakla birlikte, birçok Avrupa ülkesine

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

CİNSİYET EŞİTLİĞİ MEVZUAT ÇERÇEVESİ: AB/TÜRKİYE

CİNSİYET EŞİTLİĞİ MEVZUAT ÇERÇEVESİ: AB/TÜRKİYE MUAMELE EŞİTLİĞİ CİNSİYET EŞİTLİĞİ MEVZUAT ÇERÇEVESİ: AB/TÜRKİYE Ayşegül Yeşildağlar Ankara, 08.10.2010 HUKUKİ KAYNAKLAR Md. 2 EC : temel prensip -kadın erkek eşitliğini sağlamak, Topluluğun özel bir yükümlülüğüdür,

Detaylı

Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği

Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği + Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Mekanizması: Geliştirici İzleme Projesi Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği + Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Mekanizması Geliştirici İzleme Projesi Bu çalışma; Adana Ankara

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu

TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu Ekonomi Koordinasyon Kurulu Toplantısı, İstanbul 12 Eylül 2008 Çalışma Grubu Amacı Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele M Çalışma Grubu nun amacı; Türkiye

Detaylı

FASIL 23 YARGI VE TEMEL HAKLAR

FASIL 23 YARGI VE TEMEL HAKLAR FASIL 23 YARGI VE TEMEL HAKLAR Öncelik 23.1 Yargının verimliliği, etkinliği ve işlevselliğinin arttırılması 1 Mevzuat Uyum Takvimi Tablo 23.1.1 No Yürürlükteki AB mevzuatı Taslak Türk mevzuatı Kapsam Sorumlu

Detaylı

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım.

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. Sayın Birlik Başkanım, Odamızın Değerli Yöneticileri, Sevgili Öğrenci Arkadaşlarım; Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. İstanbul dan, İzmir den, Sivas

Detaylı

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Medya ve İletişim Merkezi İstanbul Enstitüsü İstanbul Enstitüsü

Detaylı

Kadına Yönelik Şiddet ŞEYDA YILDIRIM SOSYAL HİZMET UZMANI İZMİR AİLE DANIŞMA MERKEZİ

Kadına Yönelik Şiddet ŞEYDA YILDIRIM SOSYAL HİZMET UZMANI İZMİR AİLE DANIŞMA MERKEZİ Kadına Yönelik Şiddet ŞEYDA YILDIRIM SOSYAL HİZMET UZMANI İZMİR AİLE DANIŞMA MERKEZİ Şiddet Kadına Yönelik Şiddetin Yaygınlığı Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Şiddet: Kişinin, fiziksel cinsel, psikolojik

Detaylı

Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler, Beyefendiler, ÇOCUKLARIN İNTERNET ORTAMINDA CİNSEL İSTİSMARINA KARŞI GLOBAL İTTİFAK AÇILIŞ KONFERANSI 5 Aralık 2012- Brüksel ADALET BAKANI SAYIN SADULLAH ERGİN İN KONUŞMA METNİ Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler,

Detaylı

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015 Türkiye Cezasızlık Araştırması Mart 2015 İçerik Araştırma Planı Amaç Yöntem Görüşmecilerin Dağılımı Araştırma Sonuçları Basın ve ifade özgürlüğünü koruyan yasalar Türkiye medyasında sansür / oto-sansür

Detaylı

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Kocadon ve CHP ye Demir, CHP ye katılan vatandaşlara rozet taktı CHP li Başkan Kocadon: Barışa en yakın parti CHP dir CHP li Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, CHP

Detaylı

Saniye Dedeoğlu Kadın Emeği Konferansı TEPAV-ODTÜ Kadın Çalışmaları 3 Mayıs 2011, Ankara

Saniye Dedeoğlu Kadın Emeği Konferansı TEPAV-ODTÜ Kadın Çalışmaları 3 Mayıs 2011, Ankara Saniye Dedeoğlu Kadın Emeği Konferansı TEPAV-ODTÜ Kadın Çalışmaları 3 Mayıs 2011, Ankara Sorunsal Cinsiyet eşitliği politikaları ve kadın istihdamı arasındaki ilişkiyi sorgulamak, Bu politikaların Türkiye

Detaylı

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını denetleyen en yüksek organ ise devlettir. Hukuk alanında birlik

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

AKP HÜKÜMETİNİN 2014 İTİBARSIZLIK ENDEKSİ

AKP HÜKÜMETİNİN 2014 İTİBARSIZLIK ENDEKSİ AKP HÜKÜMETİNİN 2014 İTİBARSIZLIK ENDEKSİ Demokrasi Endeksi: 2014 yılı i bariyle 167 ülke arasında Türkiye 89 (Yalnızca ilk 26 ülke tam demokrasi sayılıyor. Türkiye bu ülkelerin çok gerisinde. Sivil Özgürlükler:

Detaylı

EMEK ARAŞTIRMA RAPORU-2

EMEK ARAŞTIRMA RAPORU-2 EMEK ARAŞTIRMA RAPORU-2 KAMU İSTİHDAM RAPORU (Aralık, 2015) Ø KAMU SEKTÖRÜNDE İSTİHDAM EDİLEN İŞÇİ SAYISI YÜZDE 3,4! GERİLEDİ. KADROLU İŞÇİ SAYISI İSE YÜZDE 4,6 DÜŞTÜ! Ø BELEDİYELERDE KADROLU İŞÇİ SAYISI

Detaylı

Kadın Dostu Kentler Projesi. Proje Hedefleri. Genel Hedef: Amaçlar:

Kadın Dostu Kentler Projesi. Proje Hedefleri. Genel Hedef: Amaçlar: Kadın Dostu Kentler Projesi İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünün ulusal ortağı ve temel paydaşı olduğu Kadın Dostu Kentler Projesi, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu-UNFPA ve Birleşmiş Milletler

Detaylı

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI Türkiye nin gündemine damgasına vuran önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

2013 ABD Hükümeti Bütçe Krizi

2013 ABD Hükümeti Bütçe Krizi 2013 ABD Hükümeti Bütçe Krizi 1 Ekim 2013 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi, Obamacare olarak bilinen sağlık reformunun bir yıl ertelenmesini içeren tasarıyı kabul etti. Tasarının meclisten geçmesinin

Detaylı

YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU

YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU Halkla İlişkiler Başkanlığı TA K D İ M Değerli; Ana Kademe, Kadın Kolları, Gençlik Kolları MKYK üyemiz, Bakan Yardımcımız, Milletvekilimiz, Ana Kademe, Kadın Kolları,

Detaylı

Mobbing Araştırması. Haziran 2013

Mobbing Araştırması. Haziran 2013 Mobbing Araştırması Haziran 2013 Araştırma Hakkında 2013 Haziran ayında PERYÖN ve Towers Watson tarafından düzenlenen Mobbing Araştırması na çeşitli sektörlerden 143 katılımcı veri sağlamıştır. Ekteki

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI KEMAL KILIÇDAROĞLU NUN KONUK KONUŞMACI OLDUĞU TOPLANTI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI 1 ARALIK 2014 İZMİR Cumhuriyet Halk Partisi nin çok değerli Genel Başkanı ve çalışma arkadaşları,

Detaylı

TÜRKİYE DE MAĞDUR ÇOCUKLAR

TÜRKİYE DE MAĞDUR ÇOCUKLAR TÜRKİYE DE MAĞDUR ÇOCUKLAR Bilgi Notu-2: Cinsel Suç Mağduru Çocuklar Yazan: Didem Şalgam, MSc Katkılar: Prof. Dr. Münevver Bertan, Gülgün Müftü, MA, Adem ArkadaşThibert, MSc MA İçindekiler Grafik Listesi...

Detaylı

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ 2013-2014 ADLİ YILINDA TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ NİN AVUKATLARA YÖNELİK ÇALIŞMALARINDAN BAZI BAŞLIKLAR Eylül 2014 ANKARA Hastalıkta, Yaşlılıkta, Cezaevinde, Cenazede Her Yerde Avukatın

Detaylı

TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR?

TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR? Haziran 2010 SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMASI: TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR? Proje Koordinatörleri: İndeks Araştırma Ekibi Simge Şahin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Giriş:

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

KADIN DAYANIŞMA VAKFI 2014 YILI KADIN DANIŞMA MERKEZİ FAALİYET RAPORU 1 OCAK 31 ARALIK 2014

KADIN DAYANIŞMA VAKFI 2014 YILI KADIN DANIŞMA MERKEZİ FAALİYET RAPORU 1 OCAK 31 ARALIK 2014 KADIN DAYANIŞMA VAKFI 2014 YILI KADIN DANIŞMA MERKEZİ FAALİYET RAPORU 1 OCAK 31 ARALIK 2014 2014 yılında Kadın Dayanışma Vakfı Danışma Merkezi ne 354 kadın başvurdu. 101 kadın yüz yüze başvuru yaparken,

Detaylı

Türkiye nin Gizli Yoksulları 1

Türkiye nin Gizli Yoksulları 1 PLATFORM NOTU'14 / P-1 Yayınlanma Tarihi: 11.03.2014 * Türkiye nin Gizli ları 1 Thomas Masterson, Emel Memiş Ajit Zacharias YÖNETİCİ ÖZETİ luk ölçümü ve analizine yeni bir yaklaşım getiren iki boyutlu

Detaylı

Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu 47. Dönem Toplantısı

Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu 47. Dönem Toplantısı Etkinlik Değerlendirmeleri 145 Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu 47. Dönem Toplantısı Nilüfer Timisi Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyin Kadının Statüsü Komisyonu toplantıları çerçevesinde

Detaylı

KARADAĞ SUNUMU Natalija FILIPOVIC

KARADAĞ SUNUMU Natalija FILIPOVIC VII. ULUSLARARASI BALKAN BÖLGESİ DÜZENLEYİCİ YARGI OTORİTELERİ KONFERANSI 28-30 MAYIS 2012, İSTANBUL Yeni Teknolojiler ve Bunların Yargıda Uygulanmaları Türkiye Cumhuriyeti Hâkimler ve Savcılar Yüksek

Detaylı

YAŞAM BOYU DÖNEMLERİNE GÖRE KADIN CİNSİYETİNİN KARŞILAŞTIĞI SORUNLAR / OLAYLAR

YAŞAM BOYU DÖNEMLERİNE GÖRE KADIN CİNSİYETİNİN KARŞILAŞTIĞI SORUNLAR / OLAYLAR Bir insan hakları ihlali olan kadına yönelik şiddet gelir, eğitim düzeyi fark etmeksizin farklı toplum ve kültürlerin yaşadığı ortak bir sorundur ve dünyadaki bütün kadınlar kocaları, babaları, kardeşleri

Detaylı

Eşit? Son 20 yılda üniversiteye kaydolan kadın sayısı 7 kat arttı 2009 da kadınların %51 i yükseköğretim öğrencisi

Eşit? Son 20 yılda üniversiteye kaydolan kadın sayısı 7 kat arttı 2009 da kadınların %51 i yükseköğretim öğrencisi Ana Ana mesajlar mesajlar Aralık Aralık 2011 2011 EŞİTLİK? Eşit? Son 20 yılda üniversiteye kaydolan kadın sayısı 7 kat arttı 2009 da kadınların %51 i yükseköğretim öğrencisi. buna rağmen 35 milyon kız

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

Kadına Yönelik. Siddete Karsı. Uluslararası. Dayanısma Günü 25KASIM. Av. Selcen BAYÜN Stj. Av. Narin Ceren DİNÇER. 110 Hukuk Gündemi 2013/2

Kadına Yönelik. Siddete Karsı. Uluslararası. Dayanısma Günü 25KASIM. Av. Selcen BAYÜN Stj. Av. Narin Ceren DİNÇER. 110 Hukuk Gündemi 2013/2 Kadına Yönelik Siddete Karsı Uluslararası Dayanısma Günü 25KASIM Stj. Av. Selcen BAYÜN Stj. Av. Narin Ceren DİNÇER 110 Hukuk Gündemi 2013/2 İnsan Hakları herkes içindir; yalnız erkekler için değil. sözleri

Detaylı

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER...v GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm Antik Demokrasi I. ANTİK DEMOKRASİNİN

Detaylı

www.ankaraisguvenligi.com

www.ankaraisguvenligi.com İş sağlığı ve güvenliği temel prensiplerini ve güvenlik kültürünün önemini kavramak. Güvenlik kültürünün işletmeye faydalarını öğrenmek, Güvenlik kültürünün oluşturulmasını ve sürdürülmesi sağlamak. ILO

Detaylı

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece SİLİVRİ 2014 DÜNYA VE AVRUPA KENTİ Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte rekabetçi bir sanayi ekonomisi haline gelmiştir. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin

Detaylı

5 Mart 2011 tarihinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle yapılan mitinge katılım sağlandı.

5 Mart 2011 tarihinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle yapılan mitinge katılım sağlandı. 13.10. Kadın Komisyonu TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Kadın Komisyonu, meslek alanımızdaki kadınların mesleki, sosyal, kültürel, ekonomik dayanışmasını sağlayacak yönde çalışmalar yapmak

Detaylı

BES Büro Emekçileri Sendikası - Özel Sayı: 116 01 Mart 2013 Sahibi Sendika Adına: Ahmet Kesik (Genel Başkan) Yazı İşleri Müdürü: Ahmet Acar (Genel

BES Büro Emekçileri Sendikası - Özel Sayı: 116 01 Mart 2013 Sahibi Sendika Adına: Ahmet Kesik (Genel Başkan) Yazı İşleri Müdürü: Ahmet Acar (Genel BES Büro Emekçileri Sendikası - Özel Sayı: 116 01 Mart 2013 Sahibi Sendika Adına: Ahmet Kesik (Genel Başkan) Yazı İşleri Müdürü: Ahmet Acar (Genel Basın Yayın Halkla İlişkiler Sosyal ve Dış İlişkiler Sekreteri)

Detaylı

BİR AVUKAT YANINDA AYLIKLI OLARAK ÇALIŞAN AVUKATIN DURUMUNUN AVUKATLIK YASASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

BİR AVUKAT YANINDA AYLIKLI OLARAK ÇALIŞAN AVUKATIN DURUMUNUN AVUKATLIK YASASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ BİR AVUKAT YANINDA AYLIKLI OLARAK ÇALIŞAN AVUKATIN DURUMUNUN AVUKATLIK YASASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Güneş GÜRSELER * Hiçbir planlama yapılmadan birbiri ardına açılan hukuk fakültelerinin yılda ortalama

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 HAZİRAN 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur

Detaylı

R A P O R. Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL. Mayıs 2015

R A P O R. Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL. Mayıs 2015 R A P O R 1 Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL Mayıs 2015 Sunuş 4.264 kişi ile yüz yüze görüşme şeklinde yapılan anket bulgularına dayanan bu rapor, Mart- Nisan 2015 tarihinde Sakarya ilinin

Detaylı

T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8

T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8 T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8 Z ;... Sayı TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ile Bankacılık Kanunu'nda Değ Yapılması

Detaylı

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti SPoD un ve Uzman Psikiyatrist Dr. Seven Kaptan ın gönüllü işbirliğiyle düzenlenen Trans Terapi Toplantısı nın yedincisi 4 Eylül Çarşamba

Detaylı

İşyeri Temsilcileri Rehberi

İşyeri Temsilcileri Rehberi İşyeri Temsilcileri Rehberi Bir sendika için en önemli kadrolardan birisi işyeri temsilcisidir. İşyeri düzeyinde ise işyeri temsilcisi sendika örgütlenmenin olmazsa olmazıdır. Bir işyerinde işyeri temsilcisinin

Detaylı

Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı

Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı - Ekonomik krizin şiddeti devam ederken, krize borçlu yakalanan aileler, bu dönemde artan işsizliğin de etkisi ile

Detaylı

Amerika Birleşik Devletleri nin saygın yüksek öğretim kurumlarından Yale Üniversitesi nde tarih bölümü öğretim üyesi olarak çalışan ve eski LGBT

Amerika Birleşik Devletleri nin saygın yüksek öğretim kurumlarından Yale Üniversitesi nde tarih bölümü öğretim üyesi olarak çalışan ve eski LGBT Amerika Birleşik Devletleri nin saygın yüksek öğretim kurumlarından Yale Üniversitesi nde tarih bölümü öğretim üyesi olarak çalışan ve eski LGBT çalışmaları kürsüsü başkanı Prof. Dr. George Chauncey, SPOD

Detaylı

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Evde, Okulda, Sokakta, Kışlada, Gözaltında Şiddete Son 18-19 Mart 2006, Diyarbakır ŞİDDETE KARŞI KADIN BULUŞMASI 2 EVDE, OKULDA, SOKAKTA, KIŞLADA, GÖZALTINDA ŞİDDETE SON

Detaylı

KUZEY KIBRISTA İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ MEVZUATI

KUZEY KIBRISTA İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ MEVZUATI «Öngörülen birleşik Kıbrısta işyerinde işçi sağlığı ve güvenliği» 18 Eylül 2015, MERİT Hotel Lefkoşa Halil Erdim Maden Mühendisi TAŞOVA koordinatörü Kuzey Kıbrıs ta İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası 1 Mart

Detaylı

MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2010 YILI OCAK- HAZİRAN DÖNEMİ MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ

MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2010 YILI OCAK- HAZİRAN DÖNEMİ MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2010 YILI OCAK- HAZİRAN DÖNEMİ MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ DEĞERLENDİRMEK ÜZERE DÜZENLEDİĞİ BASIN TOPLANTISI KONUŞMA METNİ

Detaylı