TÜRKLER NEDEN VE NASIL MÜSLÜMAN OLDULAR?

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "TÜRKLER NEDEN VE NASIL MÜSLÜMAN OLDULAR?"

Transkript

1 TÜRKLER NEDEN VE NASIL MÜSLÜMAN OLDULAR? Vural AĞAOĞLU 1

2 TÜRKLER NASIL ve NEDEN MÜSLÜMAN OLDU? GĠRĠġ Türklerin nasıl ve neden Müslüman oldukları konusunda pek konuģulmak istenmez. MüslümanlaĢtırılmamız okullarda bizlere, kasıtlı olarak anlatılmamıģtır. Çünkü zorbalığın olmadığı söylenen Ġslâmiyet, Türklere kılıç zoru ile kabul ettirilmiģtir. Bunun aksine bize, Türklerin Müslümanlığa geçiģi, kendi istekleriyle olmuģ gibi gösterilmiģtir. Ġslâm ın Türklere zorla kabul ettirilmesi, 670 li yıllarda kanlı savaģlarla baģlayarak 740 lara kadar sürer. MÜSLÜMAN ARAPLARIN TÜRKLERE ĠLK SALDIRILARI Müslüman Arapların saldırılarından önce Türk beylikleri, Ġpek Yolu üzerindeki Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi Ģehirlerde yerleģmiģ yaģıyorlar, deri ticareti yapıyorlar ve pamuktan kâğıt imalatı ile uğraģıyorlardı. Bunların yanı sıra altın madenleri iģletiyorlar ve altın iģlemeciliği yapıyorlardı ve ipek yolundan geçen kervanların güvenliğini sağlayıp onlardan vergi topluyorlardı. Özellikle Semerkant ın zenginliği dillere destan olmuģtu. Bu zenginlikler öteden beri yağmacı, talancı, ganimetçi Arapların iģtahını kabartıyorsa da, Türklerden çekiniyorlar ve araya sınır olarak koydukları Ceyhun nehrini geçmeye pek cesaret edemiyorlardı. Çünkü daha önce Halife Osman zamanında, Muhammed bin Cerir komutasındaki Araplar, Ġslâm ı yayma bahanesiyle Türk uruğunu talan etmek için kiģilik bir ordu ile Fergane ye kadar girdi ise de, Türkler tarafından yok edilmiģlerdi. Ancak daha sonraları Muaviye tarafından, Ceyhun nehrinin altında kalan Horasan ın tamamıyla iģgal edilmesi ile o bölgede ilk AraplaĢtırma ve ĠslâmlaĢtırma giriģimleri baģlamıģ oldu. BUHARA NIN TALAN EDĠLMESĠ Horasan ın kendileri tarafından tamamen talan edilmesinden cesaret bulan Araplar, Muaviye nin ilk Horasan valisi, Ebeydullah bin Ziyad ın komutası altında, 673 yılında bu sefer ilkinden daha kalabalık ( kiģilik) bir ordu ile Ceyhun nehrini geçerek Kibac Hatun yönetimindeki Buhara yı kuģatır. Kibac Hatun diğer Türk beyliklerinden yardım istese de, beylikler arasına daha önceden sokulmuģ nifak nedeniyle, bu yardım kendisine gelmez ve Araplar verdikleri kayıplardan dolayı Buhara yı iģgal edemezlerse de tam anlamıyla talan ederler. Daha sonra Muaviye nin ikinci Horasan valisi, Halife Osman ın oğlu Said de Buhara ya saldırmaya hazırlanır. Kendisine diğer Türk beyliklerinden yardım gelmeyeceğini anlayan Kibac Hatun, halkını kırdırtmamak için, Said le anlaģma yapmak mecburiyetinde kalır. Bu anlaģmaya göre, Kibac Hatun Said e, diğer Türk beyliklerine yapacağı saldırılarda önüne çıkmayacağına dair güvence ve bu güvencenin teminatı olarak da Buhara daki Türk asilzadelerinden 50 ile 80 arasında rehinler verir. Bu anlaģmanın verdiği rahatlıkla Said, zenginliğini öteden beri duyduğu Semerkant a saldırır. Semerkant ı baģtan aģağı talan eder ve 2

3 topladığı binlerce gencini, köle pazarlarında satmak üzere Horasan a getirir. Daha sonra Said, Kibac Hatun dan rehin aldığı 80 kadar Türk asilzadesini, bir punduna getirip, hançerleterek öldürtür. Said den sonra Horasan valisi Salim bin Ziyad olur. Horasan da Muaviye nin oğlu Yezid e bağlıdır. Ziyad da aynı Ģekilde 680 yılında Türkleri ĠslâmlaĢtırmak ve Ģehirlerini talan etmek için saldırır; fakat püskürtülerek geri çevrilirler. Bu sefer kendi orduları Türkler tarafından talan edilerek, silâhları alınır. Daha sonra Araplar, daha güçlü bir orduyla tekrar saldırır ve Türk Ģehirlerini gene talan ederler. Bu talandan her Arap savaģçısı dirhem alır. SALDIRILARIN DEVAMI Ġslâm da ilk asimilasyon 685 yılında Abdülmelik le baģlar. Abdülmelik bu eylem için, kan dökücü, zalim Haccac ı kendisine yardımcı seçer. Önce civar halkın dilleri ArapçalaĢtırılır. (Bizde de bu hareket Osmanlı ile baģlamıģtı. Osmanlıca denen suni dilin üçte biri Arapça kelimelerden oluģuyordu.) Haraç karģılığı önceden bazı hakları kabul edilmiģ olan gayri Müslimlerin bütün hakları geri alınır. Bu arada Abdülmelik, Haccac ı Irak genel valiliğine atar. Haccac ise, Übeydullah Ġbni Ebi Bekri yi Sicistan a, Muhalleb Ġbni Ebi Sufra yı da Horasan a vali yapar. O tarihte Sicistan da Türk hükümdarı, Rutbil dir ve Araplara vergi adı altında haraç vermektedir. Haccac bununla yetinmez ve Übeydullah ı, Rutbil in üzerine göndererek ondan tam olarak teslim olmasını ister. Rutbil önce bunu kabul etmek istemez. Bunun üzerine Übeydullah, Rutbil in üzerine yürür. Rutbil eski bir harp oyununu uygulayarak, Übeydullah ı ordusuyla birlikte kuģatma altına alır. Übeydullah, Rutbil den kurtulmak için dirhem teklif ederse de, parayla satın alınamayan Rutbil, bunu reddeder ve Arap ordusunu büyük bir bozguna uğratır. Buna çok öfkelenen Haccac, kiģilik büyük bir ordu toplayarak, Abdurrahman bin Esas komutasında Rutbil in üzerine gönderir. Fakat cesur ve zeki Rutbil i yenemeyeceğini anlayan Esas, onunla anlaģır. Bu olay karģısında çılgına dönen Haccac, Esas ı yakalatmak üzere bir birlik gönderirse de, Esas ın ordusu bu birliği yenilgiye uğratır ve geri kalanları da Basra ya kadar sürer; ancak Esas ın ordusu dağılır, Esas da Rutbil e sığınır. Bunun üzerine Haccac, Esas ı kendisine vermesi için Rutbil i tehdit eder. Vermediği takdirde çok büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceğini ve bütün Türk Ģehirlerini harap edeceğini, verirse de kendisinden 7 sene hiç vergi almayacağını, söyler. Türk uruğunun tekrar savaģa girmesini istemeyen Rutbil, bu teklifi kabul eder, Esas ve yakınlarını Haccac a teslim eder. Ancak Rutbil, Haccac a güvenmekle hata yaptığını daha sonra anlayacaktır. Çünkü Esas ı teslim aldıktan sonra Haccac, derhal yeni bir ordu düzenleyerek 699 yılında Muhalleb bin Ebi Sufyan komutasında Türk Ģehirlerinin üzerine gönderir. Arap orduları, Hocente, Kes, Sogd ve Nefes i ele geçirse de Türkler direnirler. Bu arada Horasan valiliğine Muhalleb in oğlu Yezid gelir. Yezid Ġbn Muhalleb de Türk Ģehirlerini talan eder. Yezid in savaģçıları, Harzem den ele geçirdikleri Türkleri boyunlarına damga vurarak köle pazarlarında satarlar. Bu tarihlerde Müslüman Araplar, Ġslâm ın cihat ve kâfir addedilenlere yaģam hakkı vermeyen hükümlerine dayanarak (Yabgu Devleti, Hazar Ġmparatorluğu, Ġkinci Göktürk Kağanlığı, Karluklar, Avar Ġmparatorluğu gibi, Büyük Göktürk Ġmparatorluğu nun parçaları olan devletlerden ve beyliklerden oluģan, birlikleri bozulmuģ) Türklerin yurtlarını devamlı olarak istila edip Ģehirlerini talan ettilerse de, kalıcı bir üstünlük sağlayamamıģlar, yakıp, yıktıkları yerleri sonunda Türklere geri vermek zorunda kalmıģlardır. 3

4 Katliamlar 705 yılında Abdülmelik öldükten sonra yerine oğlu Velid geçer ve Kuteybe Ġbn Müslim Horasan a vali olarak atanır. ĠĢte bu tarihten sonra Araplar, Türk yurtlarında kalıcı baģarılar elde etmeye baģlar. Türklerin gerçek anlamda kılıç zoru ile MüslümanlaĢtırılmaları, Kuteybe zamanında olmuģtur. Kuteybe vali olduktan hemen sonra güçlü ordular kurmaya baģlar. Merv de askerlerini toplayarak, sanki Allah tan vahiy almıģ gibi ve Muhammed in vahyiymiģ gibi Kuran a koyduğu Bakara Suresi, 193. ayet Yalnız Allah dini kalana kadar savaģın, Enfal Suresi, 39. ayet Din tamamen Allah ın oluncaya kadar onlarla savaģın ayetlerini savaģçılarına okuyarak, Yahudiler gibi Allah, kendi dininin aziz olması için size bu toprakları helâl kıldı der ve Arap ordusunu Türklerin üzerine sürer. Önce Baykent kuģatılır. Türk Beyliklerinden bu sefer yardım gelir ve bu nedenle kuģatma 2 ay kadar devam eder. Kuteybe, tam bir zafer kazanamasa da, Türkleri haraca bağlayan bir anlaģma yapmaya zorlar. Böylece Ģehir yıkımdan kurtulur ama Ģehre giren Araplar, anlaģmaya rağmen Ģehrin bir kısmını yağmalar ve Ģehirden ayrılırlarken arkalarında bir de askeri garnizon bırakırlar. (Hatırlayalım: Muhammed, savaģ hiledir demiģtir ve kendisi de her türlü hileye baģvurmuģtur.) Yapılan hileyi kabullenemeyen ve baģlarına gelecekleri çok geç anlayan Türkler, ayaklanmaya baģlar ve kendi aralarında silâhlanarak zayıf bir karģı savaģçı birliği kurarlar ve Baykent te karıģıklıklar baģ gösterir. Bunun üzerine Kuteybe tekrar Baykent e gelerek, ne kadar silâhlanan Türk varsa, hepsini kılıçtan geçirtir. Kadınları ve çocukları esir alır ve Ģehri baģtan aģağı yağmalatır. Tabirî nin anlatımına göre; Araplar Horasan ı iģgal ettiklerinde dahi bu kadar ganimet toplamamıģlardır. Yağmalama bittikten sonra, daha önce Merv de toplanmıģ Arap aileleri, Baykent e yerleģtirilir. Valilikten vergi tahsildarlığına kadar bütün denetim organları Araplardan oluģturulur. Türklerin Budist ve ZerdüĢt inançlarını simgeleyen bütün heykeller toplatılır, taģ olanlar kırılır, altın olanlar eritilip ganimet olarak alınır. Bunlar, Ġslâm propagandistlerine göre, Enfal Suresinde yazıldığı gibi, Araplara Allah ın verdiği ganimetlerdir. Daha sonra esir edilen çocuklar babalarına, kadınlar kocalarına satılır. Bundan sonra sıra, Buhara nın iģgal edilip, halkının MüslümanlaĢtırılmasına gelmiģtir. BUHARA NIN TEKRAR KUġATILMASI ve BÜYÜK TÜRK KATLĠAMI Baykent i hallettikten sonra Kuteybe, Merv de Buhara yı ele geçirmek, yağmalamak ve MüslümanlaĢtırmak için hazırlıklar yapar. Bu arada Vardana ve Buhara Beylikleri arasında çatıģmalar vardır. Müslüman Araplara karģı mücadele etmek için bu çatıģmalar derhal durdurulur ve Vardan Hudat Türklerin baģına geçer. Kuteybe önce Numiskent ve Ramitan a saldırır; buraları kolayca istila eder. Demirkapı önlerinde Vardan la savaģır ve Vardan savaģı kaybeder; Buhara ya doğru çekilir. SavaĢtan yorgun düģen Kuteybe de Merv e geri döner. Haccac bunu baģarısızlık olarak kabul eder ve Buhara yı mutlaka alması için Kuteybe ye emir verir. Türkler, baģarı elde edememiģ Arapların bir daha gelmeyeceklerini düģünerek, rehavete kapılırlarken, Kuteybe tam bir yıl hazırlık yapar ve Buhara yı kuģatır. Birlikten yoksun olsalar da Türkler direnir ve Kuteybe baģarılı olamaz; ordusu dağılmaya baģlar. Bunun üzerine Kuteybe her bir Türk baģı için askerlerine 100 dirhem vaat eder. Allah, din, iman değil ama para hırsı ile gayrete gelen Araplar, Ģehri istilâ ederler. Bütün direnen Türkler kılıçtan geçirilerek, Araplara yakıģır bir Ģekilde tam bir katliam yapılır. VahĢi Araplar Türk kadınlarına tecavüz ederler, sonra da ya cariye olarak kullanmak, ya da köle pazarında satmak üzere alıkoyarlar. Erkeklerden de binlerce kiģiyi köle olarak satmak üzere beraberlerinde götürürler. Bundan sonra Buhara da Araplardan oluģan yeni bir idari teģkilat kurulur. Buhara 4

5 kuģatmasında askeri yardımda bulunmamıģ, onları güçlü Arap ordusu karģında yalnız bırakmıģ diğer Türk Beyliklerinden tepkiler gelmeye baģlayınca, Türklerden zaten korkan, dolayısıyla her türlü hileye baģvuran Araplar, Buhara Melikesi Hatun un oğlu Tuğ Sad ı kukla hükümdar yaparlar. Tuğ Sad da tarihe hain bir iģbirlikçi olarak geçer. Daha sonra Müslüman olarak oğluna da Kuteybe adını vererek, efendisine bağlılığını kanıtlar. Arap kolonileri kurmayı planlayan Kuteybe, öncelikle Türk halkını MüslümanlaĢtırmaya baģlar. Buhara halkı Müslüman olmuģ gibi görünse de, bu dini kabul etmek istemez. Kuteybe, Türklerin evlerinde Ġslâmî kuralları yerine getirmediklerini öğrenir ve yeni bir yöntem geliģtirir. Bu yönteme göre Türkler, evlerini Araplarla paylaģmak zorunda bırakılır ve bu Ģekilde bire bir kontrol altına alınırlar. Ġslâmî kurallara uymayanlar ise ağır cezalara uğratılırlar. Bu zorlamaların karģısında, halktan bazı direniģçiler çıkar; gizlice silâhlanırlar. Bu durum karģısında Araplar camiye bile silâhsız gidemez olur. Kuteybe baskıları arttırır; kendi aralarında örgütlenen Türkleri yakalatıp, öldürtür. Bu arada yeni vergiler getirir. Buhara halkı halifeye senede dirhem, Horasan valisine de dirhem vergi ödemeye mecbur bırakılır. Bunların dıģında Arap askerlerinin atlarına yem temin etmeye, oraya getirilen Arap ailelerine odun temin etmeye ve ellerinden alınıp onlara tahsis edilmiģ arazilerde çalıģmaya mecbur bırakılırlar. Kadınlar, kızlar Araplara cariye yapılırlar. Buhara Türkleri bu yıllarda, dünyadaki çok az milletin yaģadığı vahģeti ve ıstırabı yaģamıģtır. Allah dini dedikleri Ġslâm, savaģta gasp edilen Türk kızlarını ganimet olarak görür ve Araplara cariye olmalarını helâl kılar. (Bkz. Ahzap Suresi, 50. ayet.) Bir müddet sonra Kuteybe, Türkler arasında bir türlü rağbet görmeyen Ġslâmiyet e onları alıģtırmak için, namaza gelenlere 2 dirhem vaat eder. FakirleĢtirilmiĢ olan halk arasında bu uygulama, nispeten baģarılı olur. Fakir halktan para için camiye gidenler çıkar. ĠĢte Tek din, Ġslâm oluncaya kadar savaģın diyen ayet, Arapları Türklerin sırtından geçimlerini sağlayacak faģist ve hileli ortamı, böyle yaratmıģtır. Ġslâm da Ģiddet yoktur diyenler tarihe bir baksınlar da, görebilirlerse bunları görsünler ve ne dediklerini bir düģünsünler kişilik Talkan katliamı... Buhara halkının baģına gelenlerden haberdar olan diğer Türk Beylikleri, tedirgin olmuģlardır ve çareler aramaktadırlar. Sogd meliki Neyzek Tarhan, Ģehrinin yıkıma uğramaması ve halkına zülüm edilmemesi için Kuteybe ile anlaģmaya gider. (Halbuki Türkler birleģerek Arapların karģısına çıksalardı, geldiği çöle pabuçsuz kaçardı Kuteybe. Fakat o zamanlar Türk Beylerini biraraya getirecek güçlü bir lider ortaya çıkmadığı için herkes kendi baģının çaresine bakmaya mecbur kalmıģtı. Daha doğrusu, çeģitli entrikalarla beylerin arasına sokulan nifaklar, Türk birliğini bozmuģtu.) Bu anlaģmaya göre Tarhan, haraç verecek ve tarafsız kalacaktı. ĠĢte bu tarafsız kalmalar, Türkleri birlikten alıkoymuģ ve Arapların iģini kolaylaģtırmıģtır. Kuvvetli ordularla gelen Araplar, savunması zayıf küçük Türk Beyliklerini kolayca istila edip, yağmalamıģlardır. Ġlk olarak saldırıya uğrayan Kibac Hatun un yardımına koģmayan Türk Beylikleri, birer birer aynı akıbete uğramıģlardır. Bunları gören Neyzek Tarhan, yapmıģ olduğu anlaģmanın hatalı olduğunu anlamıģ ve bütün Türk Beyliklerine birer mektup yazmıģtır ve onları birlikte direniģe çağırmıģtır. Tarhan a ilk olumlu yanıt, Talkan meliki Sehrek ten gelir. Bunu öğrenen Kuteybe, Belh Ģehrinde hazırlık yapar ve baharda büyük bir ordu ile Talkan Ģehrine doğru yürür. Hazırlıklı olmayan Talkan meliki Sehrek, Ģehri terk eder. ġehre hiç savaģmadan giren Kuteybe nin askerleri, Ģehirde eli kılıç tutabilen ne kadar erkek varsa hepsini kılıçtan geçirir. Bu katliam o zamana kadar yapılanların en büyüğüdür. Katliamda Arap askerleri yorulana kadar adam keserler, kalanlarını da Talkan yolundaki ağaçlara asarlar, Kargalara, kuzgunlara yem ederler. Bu yolun 24 km.lik mesafesinin bölümü, Türklerin ağaçlara asılı cesetleriyle 5

6 doludur. ( Ġslam adına kiģinin kılıçtan geçirildiği ve asıldığı Talkan katliamı tarihe, Arapların o güne kadar yaptıkları en büyük katliam olarak geçmiģtir.) Hızını alamayan, kana doymamıģ çılgın Kuteybe, Talkan dan sonra Suman a girer; erkeklerin pek çoğunu öldürterek, kadınları ve kızları cariye olarak alıkoyar. Daha sonra Kes ve Nesef de aynı Ģeyleri yapar. Oradan Faryab a yönelir ve Faryab ın teslim olmasını ister. Faryab halkı baģlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaz ve erkekleri dövüģerek mertçe ölürler. Bütün Ģehir Araplar tarafından yakılır. Araplar bu Ģehre yakılmıģ Ģehir anlamında Muhtereka adını verirler. Bundan sonra Kuteybe, Tarhan ın çekildiği Kale Bazgis i kuģatır. KuĢatma 2 ay sürer ama bir sonuç alamaz. KıĢ bastırmak üzeredir ve Kale Bazgis tekilerin yiyeceği bitmiģtir. Her iki taraf da kendileri için savaģın kaybedildiğini düģünür ama Kuteybe son olarak bir hileye baģvurur. (Çünkü Muhammed, bir hadisinde en büyük hileyi Allah yapar; siz de savaģta hileye baģvurun diye ümmetine önerilerde bulunmuģtur.) Tarhan ın yanına Muhammed bin Selim adında bir adamını gönderir ve onunla, teslim olması halinde, kendisine hiçbir Ģekilde zarar vermeyeceği, güvencesini bildirir. Tarhan komutanlarıyla görüģür ve teklifi kabul ederler. Silahlarını bırakarak kaleden çıkarlar. Tarhan ve adamları derhal yakalanır ve Tarhan zincire vurulur. Kuteybe durumu Haccac a bildirir ve ne yapması gerektiğini sorar. Haccac, Tarhan için o bir Müslüman düģmanıdır; hiç aman vermeden öldür diye emir verir. Kuteybe önce Tarhan ın ve toplanan halkın gözleri önünde iki oğlunu öldürtür. Arkasından 700 kadar Türk savaģçısının baģlarını, gene Tarhan ın ve halkın gözleri önünde kestirtir. Tarhan ı da bizzat kendisi öldürür. Bütün kesilen baģlar Haccac a gönderilir. Türkler de Orta Asya dan baģka ülkelere göç ettiler ama gittikleri ve yurt edindikleri yerlerde asla katliam yapmadılar, oralardaki halkların dinlerini, inançlarını değiģtirmek gibi bir eylemde bulunmadılar, onları kendileri gibi inanmaya zorlamadılar. Hatta o ülke halklarını tehdit eden kavimlerden, devletlerden korudular, o insanlara uygarlık götürdüler, yazıyı, sanatı, kültürü öğrettiler ve beraberce harmoni içinde yaģadılar. Kimseyi asimile etmediler, evliliklerle akraba oldukları insanları benimsediler ve kendileri asimile oldular. Halbuki güçlerine dayanarak kendilerinden olmayanların mallarını, mülklerini alabilirler, kendi inançlarına zorlayabilirler ve aldıkları kızları, kadınları TürkleĢtirip asimilasyona gidebilirlerdi. Fakat Türkün yüksek karakterinde insana saygı, sevgi ve zayıfa, düģküne, mazluma yardım hisleri (hümanizm) vardır. Her Ģeyden önce vicdan, onda ön planda gelir. Onun için büyük fetihler yapmıģ emperyalist Müslüman Osmanlı bile diğer halklara zulmetmemiģtir; hatta atalarını kılıçtan geçiren entrikacı, düzenbaz, ikiyüzlü, sahtekâr, çıkarcı, beleģçi Araplara, karģılarında el-pençe divan durdukları halde, yaptıklarının hesabını sormamıģtır ve onları Ġngiliz lerden, Fransız lardan, Ġtalyan lardan korumuģtur. Bakınız, ne diyor Kuran daki Tevbe Suresi, 123. ayet! : Ey iman edenler! (Aklı, mantığı kullanmadan, bilimsellik aramadan inananlar!) Kâfirlerden yakınınızda olanlara karģı savaģın. Ve onlar SavaĢ anında sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir. ĠĢte Kuteybe nin, Haccac ın, adam kesmek için öne sürdükleri ayet bu. ġu sertliğe bakın! Kelleler kesiliyor, insanlar asılıyor, kızlara, kadınlara tecavüz ediliyor, insanların elinden malları, mülkleri, yiyecekleri alınıyor ve buna Allah ın emri deniliyor. Tarhan ı öldürdükten sonra Kuteybe, Aral Gölü nün güneyindeki Harzem bölgesine yürür. Harzem de Türk Beyleri olan Caygan ile Havarizat arasında taht kavgası vardır. Kuteybe, Caygan ile iģbirliği yapar. Önce Havarizat ile yardımcılarını öldürürler. Arkasından Camhud melikini yenerek civarında Türkü esir alırlar. Ancak bunlar daha sonra 6

7 Kuteybe nin emri ile öldürülürler. Bunun üzerine Harzem de halk ayaklanır ve Kuteybe ile iģbirliği yapan Caygan ı öldürür. Öfkeden deliye dönen Kuteybe, Harzem i yakıp, yıkar, halkı kılıçtan geçirtir. Harzemli Türk bilgini Biruni, Harzem deki uygarlığın yıkılıģını, yok ediliģini Ģu Ģekilde anlatır: Kuteybe, her çareye baģvurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece her Ģey karanlıklara gömüldü Ġslâm Harzemlilerin içine girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı. Harzem i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür. Semerkant meliki Gurek, üzerine gelen Müslüman Araplara karģı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister. TaĢkent ve Fergane yardım gönderir, fakat birlikler yolda Kuteybe nin askerleri tarafından pusuya düģürülerek yok edilirler. Kuteybe, Semerkant ı kuģatır, Araplar mancınık ateģiyle saldırırlar; büyük zayiat veren ve daha fazla dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaģmak zorunda kalır. Bu anlaģmaya göre: 1. Semerkant Araplara her sene altını haraç olarak verecektir. 2. Bir defaya mahsus olmak üzere Türk gencini esir olarak verecektir. 3. ġehirde cami yapılacaktır. 4. ġehirde eli silah tutan kimse dolaģmayacaktır. 5. Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe ye teslim edilecektir. Daha sonra Kuteybe, kardeģi Abdurrahman bin Müslim i Semerkant a vali tayin eder. Bu arada Türkler, iģgalci Araplara karģı bir direniģ birliği kurarlar. Zaman zaman Ceyhun nehrini geçerek, Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler. Bunun üzerine Haccac, Kuteybe ye TaĢkent ve Fergane yi iģgal etmesi emrini verir. Kuteybe TaĢkent e saldırır fakat baģarılı olamaz. Bu sırada zalim Haccac ölür; Halife Velid, Kuteybe ye Türklere saldırıları devam ettirmesini söyler. Söz dinleyen Kuteybe, bu sefer KaĢkar a doğru yola çıkar. Tam KaĢkar ı kuģatacakları sırada Halife Velid ölür, yerine Süleyman Ġbni Abdülmelik halife olur. Bu zat ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe, KaĢkar seferini yarıda bırakarak ona karģı ayaklanır; ancak halifeye karģı gelmek istemeyen kendi komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 yılında kafası kesilerek öldürülür. Curcan katliamı... Her Ģeye gücü yeten Tanrı, insanlar için bir din gönderecekse, bunu kılıç zoru ile mi, yoksa insanların kalplerine hitap ederek mi yapar? Elbette Tanrı nın insanların kalplerine hitap etmeye de gücü yeter. Fakat tarihi kayıtlardan biliyoruz ki, Mekke civarındaki Arap kavim ve kabilelerine de Müslümanlık kılıç zoruyla kabul ettirilmiģ. Öyleyse, bu dinde, kitabında yazılı olduğu gibi, zorbalık ve Ģiddet var. Sevgi ve iyilikler ögesi olarak kabul ettiğimiz Tanrı nın dininde ise, zorbalık ve Ģiddet olmaz. O zaman Müslümanlığı kabul etmiģ olanların, uygar akılla önce bunu düģünmeleri gerekiyor. Ya kulluğu (köleliği, uģaklığı, kendine ait olmamayı) kabul edip Kuran da emredilen Ģiddeti uygulayacaklar, ya da Konumuz değil ama bilgi edinmekte yarar var. Muhammed, Müslümanlığı yaymak ve ganimet toplamak için aģağıdaki savaģları yapmıģ: - Bedir SavaĢı (624) Toplanan ganimetlerin 4/5 ü savaģçılara, 1/5 i devlet hazinesine verilmiģ. - Uhud SavaĢı (625) - Hendek SavaĢı (627) - Mute SavaĢı (629) Bizans a karģı yapılmıģ 7

8 - Hayber in Fethi (629) Alınan topraklar devletin malı olmuģ - Mekke nin Fethi (630) Müslüman olan Arapların ekonomik gücünü arttırmıģ. Kâbe deki putlar kırılmıģ. - Huneyn SavaĢı (630) - Taif in KuĢatılması (630) - Tebük SavaĢı (631) Gassaniler e Müslümanlık kabul ettirilmiģ. Elbette bu savaģlarda da Arap olsun veya olmasın, binlerce masum insan ölmüģ. Yani Allah ın dinini yaymak için olsa bile, Ģiddete baģvurulmuģ. Çünkü emperyalist Ġslâm da, ne kadar red edilirse edilsin, Ģiddet var. CURCAN KATLĠAMI Kuteybe ve Haccac ın ölümü, Arapların Türkleri MüslümanlaĢtırmak ve zengin Ģehirleri talan edip, onlardan ganimet toplamak politikalarında bir değiģiklik yapmamıģtır. Çünkü birliği bozulmuģ, birbirlerine yardım etmeyen zengin Türklere karģı elde ettikleri baģarılar, onlardan olan korkularını yatıģtırmıģ, kendilerine olan güveni arttırmıģ ve topladıkları ganimetler baģlarını döndürmüģtür. Kuteybe nin öldüğü yıl (716) Yezid Ġbni Muhellep, Horasan a vali atanır, ilk iģ olarak Dağıstan a yönelir. Dağıstan Meliki Saltekin, Yezit e karģı uzun süre savaģsa da, sonunda Dağıstan düģer. ġehir yağmalanır ve Türk öldürülür. Muhellep Dağıstan dan sonra Curcan a yönelir. Diğer Türk Beyliklerinden yardım alamayan Curcan dirhem karģılığında savaģmadan teslim olur. Araplar oraya bir bölük asker yerleģtirip, Taberistan a doğru yola çıkarlar. Taberistan Meliki Ġsfehbed, Deylem melikinden kiģilik bir yardım alarak savaģa baģlar. Bu sırada Curcan halkı da ayaklanarak Esed Ġbni Abdullah komutasındaki Arap birliğini imha ederler. Buna çok öfkelenen Yezit, Curcan lı Türklerin kanlarından değirmen döndürüp ekmek yaparak yiyeceğine dair Allah a yemin eder ve Taberistan ı bırakıp Curcan üzerine yürür. Curcan Beyi Ģehirden çıkıp kalesine çekilir. 7 ay savaģtan sonra kale düģer. Curcan Beyi öldürülür; kaledeki askerler esir alınır. PeĢinden Araplar, savunmasız Curcan Ģehrine girerler. Burada da aynı Ģekilde, Kuteybe nin yaptığı gibi, müthiģ bir katliam yapılır. Türkler 4 fersah (24 km) boyunca sağlı sollu ağaçlara asılır, kuzgunlara, kargalara yem edilir. Yezit Allah a verdiği sözü yerine getirmek için esir aldığı binlerce Türkü, Enderiz Vadisindeki nehrin kenarına sürükletir orada askerlerine baģlarını kestirtir, kanlarını nehre akıttırır, nehrin suyu ile akan kanaldan, ilerideki değirmende un ve ekmek yaptırarak yer. Böylece Allah a vermiģ olduğu sözü yerine getirmiģ olur. Bu katliamda da in üzerinde Türk öldürülmüģtür. Bu da yetmez Yezid e; Ġslâm ın kurallarına uyarak katliamdan geri kalan masum, mazlum kızlardan ve kadınlardan 1/5 ini halifeye ayırdıktan sonra geri kalanları askerleri arasında ganimet olarak paylaģtırır. Yoksa bundan sonraki savaģlarda o askerler canla baģla savaģmayacaklardır. Onların savaģmalarının nedeni, Allah, Peygamber, kitap, Ġslâm falan değil, sadece ganimetten pay almaktır. Onları ancak böyle savaģtırabilirsiniz. Bunun için de Ġslâm da cihat farz, ganimet helâl kılınmıģtır. 717 yılından Ömer Ġbni Abdülaziz halife olduktan sonraki zaman, Arapların kendi aralarındaki çatıģmalarla geçer. 719 yılında hastalanan Ömer Ġbni Abdülaziz in yerine Yezid Ġbni Abdülmelik geçer ve hoģlanmadığı Yezid Ġbn Muhellep i hapse attırır. Fakat Muhellep hapisten kaçar, Basra da örgütlenir ve Halifeye karģı ayaklanır. 721 yılında Halife, Abbas ve Mesleme adlı iki komutanla Hilafet Ordusunu Muhellep in üzerine sürer. SavaĢı kaybeden Muhellep in kafası kesilir ve Halife Yezid Ġbni Abdülmelik e yollanır. Bundan baģka 8

9 Mesleme, Muhellep in yakını olan 300 kiģinin de kafasını kestirtir. Bunun üzerine, Yezid Ġbni Muhellep in oğlu olan Muaviye Ġbn Yezid de elinde bulunan 32 kadar Mesleme taraftarının kafasını kestirtir. ĠĢte bundan sonra Türk illerinde gerginliğin azaltılarak Ġslâm ın kuvvetlendirilmesine çalıģılır ve Türk Beyliklerine saldırılar azaltılır. Önceden hazırlanmış bir plan / Hakan Sulu... Bakınız, Kuran ın Fetih Suresi, 16. ayetinde Allah, Muhammed e Ģöyle sesleniyor!: O gazaya katılmayıp geri kalan bedevilere, de ki: Siz yakında çok kuvvetli ve savaģçı bir milletle savaģmaya davet edileceksiniz. Onlar teslim olup boyun eğinceye kadar onlarla savaģacaksınız. Eğer bu sefer itaat ederseniz, Allah sizi pek güzel bir Ģekilde ödüllendirir. Ama daha önce yaptığınız gibi, arkanızı döner, cihattan kaçarsanız, O da size acı bir azap verir. AnlaĢılan o ki, Muhammed, kurmuģ oldukları medeniyet ve uygarlık sayesinde zenginliğe ulaģmıģ Türklere saldırıp ganimet elde etmeyi önceden planlamıģ ve bu planını, yukarıdaki Ģekilde Kuran a taģımıģ. Ölümünden sonra da ganimetçi Araplar, Kuran ın hükmünü yerine getiriyoruz diyerek Türklere saldırmıģlar ve ganimetlerle kendilerini ödüllendirilmiģler! Bunun baģka türlü hiçbir izahı yok. Ġslâm propagandistleri, Allah, olacakları önceden Muhammed e bildirmiģ deseler de, bu uyduruk söylemin örnekleri tarihte çok var. Yahudiler de, Hıristiyanlar da önceden bazı Ģeyleri planlayıp, peygamberlerinin Tanrı katına çıkarak Onunla pazarlıklar içinde ahitler yaptıklarını kitaplarına koymuģlar ve uygun bir zamanda bu planları uygulamıģlar ve halkı da bak iģte, kitabın dedikleri nasıl çıktı? diyerek kandırmıģlar. Türklere saldırıların da, bunlardan hiçbir farkı yok. Siz de bugün 2,3,5 yıl sonrası için tasarladıklarınızı, arkadaģlarınıza söyleyip zamanı gelince onları gerçekleģtirebilirsiniz. ArkadaĢlarınız da size o zaman müneccim mi diyecekler? Onun için Türkler, Muhammed tarafından hazırlanmıģ bir planın kurbanı olmuģtur diyebiliriz pekâlâ. Yukarıdaki ayetin yanında Türklerle öldürüģme hakkında Muhammed in hadisleri de var. ġöyle ki: ġu da kıyamet alâmetlerindendir. Kıldan (keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruģup, öldürüģeceksiniz. GeniĢ yüzlü, yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiģ derili toplumla vuruģmanız (öldürüģmeniz), kıyamet alâmetlerindendir. Siz (Müslümanlar), küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiģ (Türklerle) öldürüģmedikçe kıyamet kopmaz. Bkz. Buhari, Ebu Davut ve Tirmizi Kitabu l Türk = Türklerle ÖldürüĢme, Ġbn Mace, Babu t Türk = Türkler Bölümü Aslında Tanrı nın, bedevileri Türklere karģı savaģa kıģkırtması da Onun Tanrılık vasfına uygun düģmez. Sevgi ve iyilik ögesi olduğuna inandığımız Tanrı, bir grup insana savaģırsanız sizi ödüllendiririm, savaģmazsanız size azap veririm demez. Olsa olsa bu gibi kıģkırtmaları insanlar yapar ve öyle de olmuģtur zaten. Yani içinde bu gibi Ģiddet içeren kıģkırtıcı sözlerin bulunduğu Kuran, asla Allah ın kelâmı olamaz. Zaten uygarlığın kurucusu medenî Türkler de dünya yaģamıyla ilgili çözümler getiren pek çok dine saygı göstermiģ, hatta bazılarını kendiliklerinden kabullenmiģlerdir ama hayalî öbür dünyaya odaklanmıģ, bu dünya için Ģiddet içeren Ġslâm ı, inançlarına, yaģam biçimlerine uygun düģmediği için ret etmiģlerdir. Ancak kılıç zoru karģısında yüz binlerce canı kaybettikten sonra Müslüman olmaya mecbur kalmıģlardır. ĠĢte Türklerin Müslüman olmalarının nedeni de budur. Müslüman olup yasaklarla, tabularla, haramlarla, günahlarla, özgürlüklerden, insan haklarından uzak, kısıtlı bir hayat sürdürmeye ve dogmalarla düģünemez, sorgulayamaz, fikir üretemez bir beyin yapısına yöneldikten sonra da iģ biter. Siz artık ahiret için (aslında sizi 9

10 Tanrı adına yönetenler için) dünyada yaģayan bir kölesinizdir. (Onun için Osmanlı padiģahları bu yüce millete kulum demiģtir.) Muhammed in planıyla ve kılıç zoruyla MüslümanlaĢtırılmaları devam eden Türkler, Arapların istilasına karģı direniģlerini Çin den yardım isteyerek sürdürürler. Daha önce Araplarla iģbirliği içinde olan Tuğ Sad da 718 yılında Çin Ġmparatorluğundan yardım ister. Fakat Çin, Türklere yardım göndermez. ĠĢ baģa düģmüģtür ve birleģme zamanı, çoktan gelip geçmiģtir ve nihayet Turgis Kani Sulu, Batı Göktürk boylarının baģına geçer. HAKAN SULU NUN GÖKTÜRK BOYLARININ BAġINA GEÇĠġĠ Hakan Sulu ilk olarak 720 yılında Sogd daki Türklerin Araplara karģı isyanını desteklemek için bir birlik gönderir. Sulu nun, Kur-Sul adındaki komutanı, Ceyhun Nehrini geçerek Sogd a gelir ve oradaki Türklerle birleģerek Semerkant a doğru yürür. Arap valisi Said Ġbni Haris, Türkleri durduramaz ve Semerkant a çekilir. Kur-Sul ise oradaki Türklere zarar verilir düģüncesiyle Semerkant ı kuģatmaz. Bu arada Said Ġbn Harisi nin yerine Horasan a vali olarak Said Ġbn Harasi, daha sonra da onun yerine Müslim Ġbn Said atanmıģtır. Müslim, ilk olarak AfĢin i haraca bağlar ve Ceyhun u geçip bütün ekinleri ve ağaçları yakarak ilerler. Bunun üzerine Hakan Sulu, bizzat kendisi Müslim in üzerine yürür. Büyük Hakandan korkan Müslim, geri çekilmeye baģlar; Ceyhun nehri yakınlarında baģka bir Türk birliği tarafından durdurulur. Fakat kaçmak daha hayırlı olduğu için zayiat vere vere Ceyhun Nehrini geçerek Semerkant a sığınır. Bu utanç verici yenilgi üzerine Müslim görevden alınır, yerine Esed Ġbni Abdullah atanır. Esed ilk olarak Hoten Ģehrini ele geçirerek yağmalatır. Ancak Hakan Sulu nun Müslim i kovalamasından cesaret alan halk, ayaklanır ve Araplara büyük zayiat verir. 726 yılında Hakan Sulu, Hoten in intikamını almak üzere kararlı bir Ģekilde Esed in üzerine yürür, Huttal da çarpıģırlar. Esed bu büyük Hakan karģısında ağır bir mağlubiyete uğrar. (Buradan da çok iyi anlaģılıyor ki Türkler akıllı ve cesur bir önderin komutasında birleģince, çöl bedevisinin kılıcı, hilesi falan bir iģe yaramıyor.) Bu yenilgi üzerine 727 yılında Esed görevden alınır, yerine Esres Ġbni Abdullah atanır. Esres, Türk halkı üzerinde baskı uygulayarak haraç toplamayı dener ama bir kısım halk Müslüman olduklarını söyleyerek haraç vermek istemezler ve Hakan Sulu dan yardım isterler. Bunun üzerine Hakan Sulu, Buhara ya yürür ve 728 yılında zapt eder. Bu arada haraç toplamakta baģarısız olan Esres in yerine Cüneyt Ġbni Abdurrahman geçer. Araplar korku içinde Semerkant a çekilirler. Hakan Sulu ve Kur-Sul idaresindeki Turgis kuvvetleri, 729 yılında 58 gün süreyle Arapları Kemerce Kalesinde kuģatma altında tutarlar. Açlıktan ölmek üzere olan Araplar Kemerce den çıkarak teslim olurlar ama Arapların Türklere yaptıkları gibi kılıçtan geçirilmezler, Debusia ya gönderilirler. (Çünkü Türklerde düģman olsa bile insana, insan canına, aman demiģ olana saygı vardır.) PeĢinden Hakan Sulu Semerkant ı kuģatır. Semerkant taki Arap komutan Savra Ġbni Hurr, Cüneyt ten yardım ister, fakat aptalca bir gurura kapılıp, Cüneyt ten yardım gelmeden Semerkant yakınlarında Hakan Sulu ile savaģır. Tabii ki Araplar savaģı kaybeder ve ahmak komutan Savra Ġbni Hurr bu savaģta ölür. Bu arada Cüneyt ölmüģ, yerine önce Asım Ġbni Abdullah geçmiģ, bir yıl sonra da onun yerine Halid Ġbni Abdullah atanmıģtır. 10

11 Hakan Sulu'nun ölümü... CURCAN BEYĠNĠN ĠHANETĠ ve HAKAN SULUNUN ÖLÜMÜ Hakan Sulu, 737 yılında Horasan valisi Halid in üzerine yürür. Araplar zayiat vererek Ceyhun nehrine kadar çekilirler; fakat burada tutunamazlar, Belh Ģehrine kadar sürülürler. Bu sırada Curcan Beyi, para karģılığında kiģiliğini, halkını satarak Araplarla iģbirliği yapar ve Hakan Sulu ya karģı cephe alır. Türk kanı dökmek istemeyen Sulu, ülkesine çekilir. Hakan Sulu, ülkesine döndükten bir müddet sonra, Ģahsi nedenlerden belki de kıskançlıktan dolayı, komutanı Kur-Sul tarafından öldürülür ve Arapların korkulu rüyası bu büyük hakan ortadan kalkar. (Öyle zannediliyor ki, bu cinayeti, öteden beri Türk Beylerini birbirine düģüren Çinliler tezgâhlamıģtır.) Kur-Sul, Hakan olamaz ama Turgis ordusunun baģında kalır. Hakan Sulu nun ölümü, Araplar arasında sevinçle karģılanır; öyle ki Horasan da Araplar Ģükür orucu tutarlar. Hakan Sulu nun öldürülmesinden sonra Türkler bir daha toparlanamazlar; Arapların Türk yurdundan temizlenmesi umudu da bir saman alevi gibi söner gider. Bu durumdan faydalanmak ve Müslümanlığı Türkler arasında kalıcı kılmak isteyen Araplar, takiyye yaparak Ģiddetten vazgeçip Müslümanlığı kabul edenlere büyük ekonomik çıkarlar sağlarlar, cizye olarak alınan haracın oranını düģünürler, ılımlı bir sömürü politikası izlerler ve sempatik görünmeye çalıģırlar. Hakan Sulu nun ölümünden sonra Güney Türkistan da, Arap güçlerinde bir toparlanma olur ve ılımlı bir politika izleyerek Türk topraklarında yayılmaya baģlarlar, 739 yılında Semerkant a tamamen yerleģirler. Ancak Ceyhun nehrini geçmeye çalıģtıklarında, Kur-Sul un ordusu tarafından durdurulurlar. Araplar, Türk ordusundan daha güçlü durumda oldukları halde, nehrin öte tarafına geçmeye cesaret edemezler. Fakat ne tesadüftür ki, saldırıya hazırlanan Kur-Sul, nehir kenarında keģif yaparken, Arap askerleri tarafından yakalanır. Son Emevi valisi Nasır, Kur-Sul u hemen öldürerek, cesedini Türklerin görebileceği Ģekilde Ceyhun Nehri kenarındaki bir ağaca astırır. Bu feci manzara çok geçmeden Türkler üzerinde beklenen etkiyi yapar ve Türk ordusu dağılır. TaĢkent ve Fergana de teslim olur; yumuģak politika icabı, yurtları terk edip giden Türklerin geri dönmeleri halinde vergi borçlarının affedileceği her tarafa duyurulur ve Ġslâm ın kalıcı olması için bazen sert, bazen ılımlı, her türlü tedbire baģvurulur. Bu tedbirler yavaģ da olsa sonuç verir ve kılıç zoruyla baģlayan MüslümanlaĢtırma baģarılır. Bundan sonra Abbasiler devrinde, MüslümanlaĢtırılmıĢ olan Türkler üzerinde daha uyumlu, onların örf ve adetlerine uyan bir Ġslâm uygulanmıģtır. (Onun için Türklerin Ġslâmiyet anlayıģı, Araplarınkinden farklıdır. Örneğin Suudi Arabistan da bir tek bile tarikat yokken, bizde 200 civarında tarikat vardır. Biz Kuran daki senin dinin sana, benim dinim bana ayetini baz alırız ve kimseyi Müslüman olmaya zorlamayız ama Suudiler, daha sonra indiğini söyledikleri kılıç ayetini baz alırlar ve Müslüman olmayanları, ölümle tehdit ederek Müslüman olmaya zorlarlar, vb.) Türkiye deki dinciler, Türklere yapılan bütün zulümlerden, Müslümanlar arasında ortaya çıkan sınıfsal farklılıklardan, yaģanan bütün olumsuzluklardan, Ġslâm ın kendisini değil, Emevi iktidarını sorumlu tutarlar. Hâlbuki Kuran la savaģa teģvik edilen Arap askerlerinin, servete kavuģma, ganimet elde etme isteği vardır. Çölde fakirlik içinde yaģayan Bedeviler, Ġslâm ın ilk yıllarında yapmıģ oldukları cihatlardan elde ettikleri ganimetlerle büyük servetlere kavuģtuklarını görmüģler ve bunu sürdürmek istemiģlerdir. Bunun içindir ki, Müslüman Arap kabileleri, çeģitli cephelerde savaģmak üzere, hatta Halife Ömer devrinde, Medine ye çok büyük kafileler halinde gelmeye baģlamıģlardır. (ĠĢte Emevi lerin büyük ordular kurabilmelerinde bu etkinlik rol oynar. Bunu da, Kuran ın 11

12 cihat ve ganimet hükümleri tetiklemiģtir.) Yani, çöl ikliminde yaģayan Araplar, geçim sıkıntısı içinde hayatlarını sürdürürlerken, Ġslâm la ellerine geçen ganimet fırsatını kaçırmamak için cihad yapmayı canı gönülden istemiģlerdir. Sadece savaģmakla kalmayıp, zengin ve verimli Türk topraklarına, bin arasında değiģen ve aile efradıyla birlikte kafileler halinde, göçler yapmıģlardır ve bir taraftan da yaģayacakları yerlerde Ġslâm dininin yayılmasına yardımcı olmuģlardır. ARAP TARĠHÇĠ TABERĠ NĠN ANLATIMLARI Utanç verici olduğu ve Ġslâmiyet in Ģiddete dayalı bir din olduğu ortaya çıkacağı için, bizlerden asırlardır bir sır gibi saklanan, Türklerin nasıl MüslümanlaĢtırıldıklarını, çeģitli tarih kayıtlarından olduğu gibi, tarihçi Tabari nin anlatımlarından da öğrenebiliriz: - (Tarih-i Taberi / Cilt. 3, s. 343): Her kim Türklerden baģ getirirse, yüz dirhem vereceğim. Ġmdi Müslümanlar, bir bir Türklerin baģını kesip, getirip yüz dirhem aldılar. Ve Türkleri dağıtıp hesapsız kıldılar. Ve mübalağa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv e geldiler. - Yaz gelince Kuteybe, Horasan Ģehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan a vardı. Sehrek ki Talkan Meliki idi. Kuteybe nin geldiğini iģitince kaçtı. Kuteybe Talkan a girdiği vakit, hükmetti ki, ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe nin askerleri, orada hesapsız adam öldürdü. - (S. 344): Rivayet ederler ki, 4 fersah yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmıģ idi. Oradan göçtü. Mervalarüd e kondu. Oradaki melik kaçtı - (S. 347): Kuteybe dedi: - Vallahi benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman kalmıģ olsa, bunu derim (utkülühü, utkülühü, utkülühü) (hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün) Bunun üzerine Neyzek i ve iki kardeģi oğulları ki, biri Sol, biri Osman dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler. Hepsi 700 adam idi. Buyurdu, baģlarını kesip Haccac a gönderdiler. - (S. 353): Ganimet malının beģte birini Haccac a gönderip Semerkant ın fethini ilan etti. Haccac da bu haberi iģitip sevindi. Kuteybe tekrar Merv e döndü. KardeĢi Abdullah ı Semerkant a emir yaptı. Askerlerinin bir miktarını onun yanında bıraktı ve lüzumu kadar harp aleti verip Abdullah a dedi: Kâfirlerden hiç kimseyi Semerkant a girmeye bırakma, ancak eline bir parça balçık ver ve o balçığın üzerine mühür vur. - Havarizem melikinin adı Çaygan idi. Ondan küçük Havarizad adlı bir kardeģi vardı. Çaygan ın üzerinde galebe etmiģ idi ve onun bütün iģini tutmuģ idi. ĠĢitse ki Çaygan ın eline güzel bir cariye girmiģ yahut bir nefis kumaģ almıģ, derhal adam gönderip alır idi. Yine iģitse ki bir kiģinin güzel bir kızı var yahut güzel bir avreti var, derhal mecal vermez, çekip alırdı. Hiç kimse men edemezdi. Ve Çaygan a ondan Ģikâyet etseler, ben ona bir Ģey diyemem derdi. Çaygan da onun elinden bunalmıģ idi. Bu iģi bu Ģekilde uzatınca Çaygan ın tahammül etmeye takati kalmadı. El altından Kuteybe ye adam gönderdi. Havarizem Ģehirlerinden üç Ģehrin kilitlerini bile gönderdi. 12

13 Talas Savaşı... ARAP TARĠHÇĠ TABERĠ NĠN ANLATIMLARININ DEVAMI - Ve Kuteybe ye dedi: Havarizem e gelip kardeģimi öldürürsen, her ne dilersen vereyim. Lakin bu haberi hiç kimseye bildirmedi. Bu haber Kuteybe ye ulaģınca gaza vakti idi. Kuteybe kavmine, Segat gazasına varınız diye bildirdi. Çaygan ın adamını geri gönderdi. Havarizad a haber verdiler ki, Kuteybe Segat a gazaya gider. O da gayet sevindi. Ve kavmine bildirdi ki, bu yıl cenkten eminsiniz, zira Kuteybe Segat a gazaya gidermiģ. Ve biz de iģ ile meģgul olalım dedi. Bilmedi ki Kuteybe kendi üzerine gelir. Bu esnada Kuteybe, ansızın bin atlı ile Madinetül Fil ki, Havarizem in ulu ve muazzam Ģehridir, zira Havarizem ülkesi üç Ģehirdir, ondan ulu yoktur, Kuteybe çıkıp geldi. Havarizem halkı Kuteybe yi görüp korktular. Kuteybe doğru Çaygan ın yanına geldi. Ve Havarizad a haber verdiler ki ne gafil durursun, iģte Kuteybe eriģip âlemi fesada verdi. Havarizad anladı ki, bu iģ Caygan ın baģı altındadır. Diledi ki Çaygan ı öldüre. Lâkin fırsat ve mecal bulamadı. Ġmdi hazır bulunan sipahi ile sürüp Medinetil Fil e geldi. Çaygan o üç Ģehri Kuteybe ye verip kendisi de Kuteybe nin yanına geldi. Ve Havarizad ĢaĢkına döndü. Nihayet Kuteybe ye adam gönderip aman diledi. Kuteybe dedi : - Amanı kardeģinden dile, eğer o aman verirse, benden emin ol. Havarizad dedi: - Ġmdi bildim ki benim ölmem lâzım. Zira benim kardeģime boyun eğmem, ölmek demektir. Belki ölmek muti olmaktan iyidir. Bunun üzerine cenge koyuldu. Bir saat cenk edip sonunda tutuldu. Kuteybe ye getirdiler. Kuteybe dedi: - Kendini nasıl görürsün? Havarizad dedi: - Ey Emir! Beni melâmet etme ki ben kılıca eli, onun için vurdum ki, seninle benim aramda bir hüküm zahir ola. Ġmdi fırsat senin oldu. Bana ne öğünmek gerek, ne dilersen et. Bunun üzerine Kuteybe buyurdu. DıĢarı çıkıp boynunu vurdular. Çaygan dedi: - Ey Emir! Henüz gönlüm Ģifa bulmadı. Kuteybe dedi: - Daha ne dilersin? Çaygan dedi: - Dilerim ki onunla bile olan kimselerin hepsini öldüresin. Kuteybe dedi: - Ġmdi sen benim yanıma topla, ben öldüreyim. Çaygan da hepsini tutup getirdi. Kuteybe cümlesini öldürüp mallarını aldı. Çaygan Ģöyle Ģart etmiģ idi ki: Bin baģ esir ve nice bin kumaģ vere. Ġmdi Kuteybe, Medinetül Fil e girip o malı Çaygan dan aldı. - (S ): Çaygan Kuteybe den yardım diledi. Zira Camhud meliki daima gelip Caygan ile cenk ederdi. Ve Çaygan ı gayet incitirdi. Kuteybe Abdurrahman ı ona yardıma gönderdi. Ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o meliki öldürdü. Çaygan o yerleri fethedip dört bin baģ esir aldı. Kuteybe buyurdu. Hepsini öldürdüler. - ġaģ askeri bize gece baskını yapmak dilermiģ, imdi varın onların yolunda filan yerde pusuda durun. Ve onlar çıktığı vakit üzerlerine sürünüz. Ola ki bir fetih edersiniz, dedi. Muslih bin Müslim i bunlara kumandan tayin etti. Muslih de gelip o, 700 adamı üç bölük etti. Bir bölüğünü yolun sağ yanına, bir bölüğünü sol yanına koydu ve kendisi bir bölükle yolun üzerinde durdu. Gece yarısı gelince ġaģ askeri çıkıp geldiler. Muslih i yol üzerinde görünce cenk ile meģgul oldular. Ve o iki bölük gaziler de iki taraftan hamle edip aç kurdun koyuna girdiği gibi kafileleri tarumar ettiler. Gazilerde ġübe adlı bir bahadır, bir yiğit vardı. Kendisini ġaģ güruhuna ve kalabalığına vurdu. Onların ortalarında bir melikzadeleri vardı. YetiĢip ġübe onun kulağını tözünden kılıç ile çaldı. Öyle bir çaldı ki baģı top gibi havaya uçtu. ġaģ askerleri bu heybeti gördüklerinde hepsi 13

14 bozguna uğradılar. Müslümanlar adına düģüp onları hesapsız kıldılar. Onlardan kurtulan pek az oldu. Ve onların ekserisi melikzadeler idi. Ziynetli ve silahlı kimseler idi. Onların baģlarını ve silahlarını ve elbiselerini hepsini aldılar, geri dönüp Kuteybe nin yanına geldiler. Ertesi gün Kuteybe hükmetti ki cenge atılalar. - (S ): Gavrek, Kuteybe ye adam gönderip dedi: - Bu ettiğin harbi, öyle zannetme ki Arapların kuvveti ile edersin, belki Acem den benim kardeģlerimdir ki sana yardım edip cenk ederler. Yoksa harbe Arapları gönder. Gör ki biz de neler ederiz. Kuteybe bu sözü iģitip gazaba geldi ve münadileri çağırttı. Müslüman mücahitleri toplatıp kâfirlerin üzerine yürüyüģ ettiler ve buyurdu ki mancınık kurdular ve bir burcu döve döve yıktılar. Ve Müslümanlar o yıkılan yerden hücum ettikte kâfirlerden bir bahadır er gelip o delikte durdu; her kim ileri gelse mecal vermez öldürürdü. Müslümanlarda silahģorlar çok idi. Kuteybe onları çağırtıp dedi ki: - Sizden kim ki o Ģahsı ok ile vurursa, ben ona on bin dirhem veririm. O silahģorlardan biri ileri yürüyüp ok ile atıp o Ģahsı gözünden vurdu ve ensesinden çıktı; derhal düģtü. O kiģi Kuteybe nin yanına gelip on bin dirhemi aldı. ĠĢte artık çok net bir Ģekilde görülüyor ki, resmi tarihte söylendiği gibi olmamıģ. Türkler, kendi özgür iradeleriyle, gönüllü olarak Ġslâmiyet i seçmemiģler, kılıç zoru ile Müslüman yapılmıģlar. Bunda artık hiç Ģüphemiz kalmadı. Bütün dinlerin yayılmasında olduğu gibi, Türklerin de büyük ölçüde yenilgiler sonucunda Müslümanlığı kabul ettikleri tarihsel bir gerçek. Büyük zulümlerle Emeviler Türkleri tarumar ettikten sonra Çinliler, bütün Türk topraklarını ele geçirmeyi planlamaktaydılar. Çünkü Türklerin gücü kalmamıģtı ve Çin ordusu, batıya yönelerek Karluk ülkesine girmiģti. Bu durum üzerine Karluklar, Abbasilerin Horasan valisi Ebu Müslim den yardım istediler. Valinin gönderdiği Ziyad Ġbni Salih komutasındaki Arap ordusu ile Çin ordusu Talas ırmağı boylarında karģılaģtılar. Türklerin de Arap ordusunun yanında yer alması sonucunda 751 yılında Çinliler büyük bir yenilgiye uğradılar. Bu savaģ, düģman olan Türklerle Arapların birbirlerini daha yakından tanımalarını ve dostane iliģkiler kurmalarını sağlamıģtır. Bu nedenle Talas SavaĢı, hem Türkler, hem de Araplar için bir dönüm noktası olmuģtur ve bu savaģtan sonra Ġslâmiyet, Türkler arasında hızla yayılmaya baģlamıģtır. ĠĢte bu nedenle, Türklerin kendi özgür iradeleriyle, gönüllü olarak Müslüman oldukları söylenmektedir. Yüz binlerce Türkün boyunlarının vurulduğu, ağaçlarda sallandırıldığı, kızlarının, kadınlarının köle pazarlarında satıldığı, mallarının mülklerinin ellerinden alındığı unutulmuģ, tarihi düģman olan Çin e karģı birlikte savaģılması, Türkleri vahģi Araplara yakınlaģtırmıģtır. Bu savaģ kazanılmamıģ olsaydı Türkler, Çinlilerin egemenliği altına girecekler, belki de onları bir daha topraklarından çıkaramayacaklardı ama kültürsüz, medeniyetsiz, kafası çalıģmaz Araplarla baģ etmeleri, yurtlarından atmaları her zaman için mümkündü. Nitekim bundan sonra Abbasi ordusunda çok sayıda bilgili ve akıllı Türk görev alır. Zaman zaman Türk askerleri, ordunun ve yönetimin denetimini ele geçirirler. Hatta Türk komutanları, Abbasi Devleti sınırları içerisinde kendi devletlerini bile kurmuģlardır. (Bunları, tarihsel bir geleneği olan Çin ordusu içinde yapmak asla mümkün olamazdı.) Kültür ve medeniyet kurucu olarak Türklerin devlet yönetiminde deneyimli olmaları ve aralarındaki bilge kiģilerin Ġslâmiyet i Türk örf ve adetlerine uygun bir Ģekle sokarak halkı incitmeden idare etmeleri, yeni Müslüman Türk devletlerinin kurulmaları için bir zemin oluģturmuģtur. Nitekim 900 lü yıllarda Bulgar Türkleri, aynı tarihlerde Karluk, Yağma ve 14

15 Çiğil boyları, ardından Oğuzlar Müslümanlığı kabul ettiler ve Araplardan tamamen arınmıģ olan Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri Karahanlı Devletini, Oğuzlar da Selçuklu Devletini kurdular ve Abbasi halifelerini himaye ettiler; hatta Osmanlı zamanında Ġslâm dünyasının koruyuculuğunu üstlendiler. Talas ta Araplarla bir olup Çinlileri yenmemiģ olsalardı, bunların hiçbiri gerçekleģmeyecekti. Demek ki, önemsiz gibi görünen bir savaģ bile dünya tarihinin akıģını değiģtirebiliyor. Eğer Türkler Ġslâmiyet i kabul etmemiģ olsalardı, batıdan gelen Haçlı Seferlerine, doğudan Moğol akınlarına Araplar asla karģı koyamayacaklar, HıristiyanlaĢacaklar, Ġslâmiyet de yok olup gidecekti. Türker, batının olsun, doğunun olsun ciddi tehlikelerine karģı Arapların önünde bir siper oluģturmuģlardır. Dolayısıyla Ģu anki varlıklarını, kafalarını kestikleri Türklere borçludurlar. Ayni zamanda Gazneli Mahmud un Hindistan a yapmıģ olduğu sefer neticesinde Ġslâmiyet Hindistan a da ulaģmıģtır ve böylece yakın zamanlarda kurulan Pakistan ve BengladeĢ in temelleri atılmıģtır. Osmanlı döneminde de Arnavutluk ve Bosna-Hersek Müslümanlığı kabul etmiģtir. Türkler, Ġslâm dünyasına devlet idaresi ve askerî alanda her zaman önderlik yapmıģ bir millettir. Bilime ve sanata katkıları da çok büyük olmuģtur. Bütün bunları Bedevi Arap mı yapacaktı? O sadece öldürmek üzere mazluma, zayıfa saldırmasını ve ganimet toplamasını bilir. Türkler, ta Abbasi döneminde Eski Yunan ve Helen medeniyetlerine ait eserlerin ve felsefi akımların çevirilerini yaparak Ġslâm dünyasına düģünce ve bilgi taģımıģlar ve de bilim adamlarının yetiģmesine öncülük etmiģlerdir. Yoksa Araplar hâlâ Kuran ın içinde bilimsellik aramaya devam edip keģif ve buluģ yapmaya çalıģacaklardı. Meselâ; Oğuzların Karaçuk (Farab) Ģehrinde doğan Farabi ( ) matematik, fizik, astronomi, Öklid geometrisi, vb. konularda, Kuran ın Ģifrelerini çözerek değil, Helen felsefesinin akılcı mantığına dayanarak 160 kitap yazmıģtır. Ve eserlerinin çoğu Latinceye çevrilmiģtir. Ġbni Sina ( ) da bir tıp dehasıdır ve El Kanun-fi t-tıb adlı eseri Latinceye çevrilmiģtir ve yüzlerce yıl ders kitabı olarak okutulmuģtur. Birûni ( ) astronomide kullanılan aletler geliģtirmiģtir ve 15 km.lik hata ile dünya çapını 6338,8 km. olarak tespit etmiģtir. Türk bilginlerinin bu derece baģarılı olmaları, uygarlık kurmuģ olan atalarının akılcı mantığına dayanmalarından, sorgulayıcı olmalarından ve düģünceyi Ģekillendirip fikir üretmeyi becerebilmelerinden kaynaklanmaktadır. Eğer onlar da Araplar gibi Ġslâm ın, dogmaların dar kalıpları içinde sıkıģıp kalmıģ olsalardı, Ġmam Gazali ler gibi hayatlarını yobazca sürdürüp gideceklerdi. Türklerin Müslüman olmaya ikna edilişi... TÜRKLER MÜSLÜMAN OLMAYA NASIL ĠKNA EDĠLDĠLER! Yüz binlerinin boyunlarının vurulduğu, kızlarının, kadınlarının köle pazarlarında satıldığı, mallarının, mülklerinin elinden alındığı Türkler, aman diyene, esir düģene kılıç kaldırmama, kadına, kıza saygılı olma, yüksek ahlâk ve faziletli yaģam biçimlerine uygun düģmeyen Ġslâmiyet i reddederlerken, nasıl oldu da Talas SavaĢından sonra Müslümanlığı kabul etmeye baģladılar? Zora, zorbalığa boyun eğmeyen bu insanları kimler, nasıl ikna etti? Bu sualinin cevabını Türklerin Müslümanlığına bakarak verebiliriz. Elbette tarihî kayıtları gözaltında bulundurmamız ve tarih felsefesini iyi okumamız da gerekiyor. 15

16 Türk bilgeleri daha fazla kanın dökülmemesi için Ġslâmiyet i inceleyip, onun Türk kültü, kültürü, örf ve adetleriyle örtüģen kısımlarını bulup çıkardıktan ve cihadı, zoru, zorbalığı dıģarıda tuttuktan sonra bunları, Türk halkına anlatmaya baģladılar. ġöyle ki: 1- Eski Türk inancı, Gök-Tanrı inancı olarak bilinmektedir. Bu inanca göre Türkler de Ġslâm da olduğu gibi tek Tanrı ya inanıyorlar, yalnız Ona Allah değil, Tengri diyorlardı. 2- Ġslâm ın Tanrı sının (Allah ın) bazı özellikleri, Tengri de de bulunuyordu. Meselâ; O da yaratıcıydı. 3- Ruhun ölmezliği, Ġslâm da olduğu gibi, Gök-Tanrı inancında da vardı. 4- Türkler cennet için uçmağ (uçmak), cehennem için Tamu sözcüklerini kullanıyorlardı. Yani onlar da, farklı biçimlerde de olsa, cennet ve cehennemin varlığına inanıyorlardı. 5- Ġslâmiyet te olduğu gibi, Gök-Tanrı inancında da, Tanrı ya kurban sunuluyordu. 6- Ġslâmiyet te ganimet elde etmek için cihat yapılıyordu, yani savaģılıyordu. Türkler de törelerini korumak, hâkim kılmak için savaģıyorlardı. 7- Müslümanlıkta cihat la elde edilen ganimetler helâldi. Türkler de savaģlarla elde ettikleri malları kendilerinde tutabiliyorlardı. 8- Ġslâmiyet te çalma, zina yapma, harama el uzatma, vb. eylemler günah sayılıyordu. Türklerde de bu gibi eylemler kınanıyor ve cezalandırılıyordu. Türk halkı, bilgelerine inanarak, töresi bozulmayacaksa, bunları kabullenmeye rıza gösterdi. Hatta bazı eski inanıģlarına müsaade edilmesi Ģartıyla Müslüman olmakta bir sakınca görmedi: 1- Ganimet için savaģmamak. 2- SavaĢta alınan esirleri öldürmemek 3- BaĢka inançtan olanları Ġslâmiyet e zorlamamak. 4- Ġslâmiyet in hükümlerini yorumlayarak dünya yaģamı için bir yol bulmak. 5- Ġslâm ın iyiliğe yönelik hükümlerini, sadece ahiret için değil, dünya yaģamı için de kullanmak. Gibi hükümleri Türk Müslümanlığının özü haline getirdiler ve kendi göreneklerine göre, kendilerine özgü bir biçimde yaģamaya devam ettiler. Gerçi zamanla değiģtiler ve Arap adetlerini kültürlerinin içine soktular, bugün de akıl almaz bir Ģekilde sokmaya devam ediliyor ama hiçbir zaman özlerini kaybetmediler. Eğer özlerini kaybetmiģ olsalardı, bugün Türk kelimesini sadece tarih sayfalarında okur olurduk. Aslında, Orta Asya, iklim değiģikliği ve nüfus artıģı nedeniyle kendilerine dar geldiği için ve daha güzel yaģama amacıyla Türkler, dünyanın çeģitli yerlerine göç ederlerken, Arap Yarımadasında da eski din ve pagan inanıģlar yayılmıģ ve çölde kısıtlı imkânlarla fakirlik içinde yaģayan Araplar, yoksulluklarına çare bulacak çeģitli Tanrı lar edinmiģlerdi. Bu insanlar, kafalarında oluģturdukları Tanrı nın heykelciğini (put) yapıp onlara tapmaktaydılar. Ellerindeki, destan, eski efsane, masal, hurafe, mitoloji kitaplarına göre yaģam, kadınların, küçük kız çocuklarının esir pazarlarında köle olarak satılmasından tutun da, insanlık dıģı bütün muameleler, günlük yaģam haline gelmiģti. ĠĢte bu yaģam tarzını düzeltmek ister gibi görünen Muhammed, kırk yaģındayken kendisine vahiy geldiğini ve Allah ın kendisini Peygamber olarak atadığını söyleyerek, bütün bu farklı inanıģları Ġslâmiyet adı altında, emperyalist tek dinde toplamak üzere mücadelesine baģladı. Elbette fikirler toplamı olan eski efsaneleri, masalları, hurafeleri, kendi anlayıģı ve çıkarı, Mekke halkının yaģam tarzı, Arap gelenekleri, öğretmenlerinin öğretileri ve emperyalist zihniyet doğrultusunda düzenleyerek yeni bir din oluģturdu. Dolayısıyla Ġslâm da cihat farzdır ve ganimet helâldir ki çöl bedevisi, baģkalarının canları, kızları, kadınları ve mallarıyla rahat bir hayat sürebilsin. Bu amaçla Ġslâmiyet in son din olduğunu vurgulayıp, kendisine Tanrı nın gönderdiğini söylediği Kuran ı 16

17 Mekke halkına, durum ve Ģartlara göre değiģtire değiģtire, öğretmenlerinden yeni Ģeyler öğrendikçe, peyderpey açıkladı. Ġnsanların, daha kötü durumlara düģme korkusuyla eski inançlarından dönmek istememeleri ve önyargılara saplanıp kalmaları nedeniyle Muhammed in bu dini yayması, pek de kolay olmadı. Bunun için bizzat kendisinin kurduğu ordusunun baģında 25 defa savaģa giderek insanları Ġslâmiyet i kabul etmeye zorladı. Kendi getirmiģ olduğu Ġslâmiyet in kurallarını değiģtirerek zaman aralıklarıyla Kuran a koyması da bu dinin oturmasını sağladı. Kabul etmeyen, baģta Yahudiler olmak üzere bütün milletler ve kavimlerle savaģmaktan hiçbir zaman çekinmedi. Bilindiği gibi gençliğinde çobanlık yapan Muhammed, zengin olan karısı Hatice ile evlendikten sonra onun kervanlarıyla, onun adına alıp-sattığı mallarla ticaret yaparak geçimini sağlamaktaydı. Bu ticaret sayesinde çok yer ve yurt görmüģ, çeģitli dinlerden insanlarla iliģkiler kurmuģ ve onlardan çok Ģey öğrenmiģti; tecrübeli, hitabeti kuvvetli, ikna ediciliği güçlü, zeki bir önderdi. Hatta gittiği bazı yerlerde Türkmen çadırlarına konuk olmuģtur ve henüz Ġslâmiyet i ilan etmeden önce, Türkler hakkında, gittiği yerlerde, sözler edip, nasihatlerde bulunarak, kuzeyden gelecek Türklerin kendi milleti olan Araplar için en büyük düģman olacağını açıkça söyleyerek, Arap/Türk düģmanlığının tohumlarını, ta o zamanlar atmıģtır. Ebu Hüreyre nin rivayetine göre bir hadisinde Muhammed Küfrün baģı, Ģark tarafındadır da demiģtir. Abdullah Ġbni Ömer in rivayetine göre de baģka bir hadisinde Ġyi biliniz ki iģte fitne buradadır; Ģeytanın boynuzunun doğduğu yerde (yani doğu yönünde) diyerek Türkleri iģaret etmiģtir. Gerçekleri saklamakta baģpehlivanlığa soyunmuģ olan Diyanet ĠĢleri BaĢkanlığımızın yetkilileri de bunu, Peygamber Efendimizin irtihalinden (vefatından) sonra zuhur eden fitnelerin hepsi Ģark tarafından zuhur etmiģ bulunduğundan bu haber Resulullah ın mucizelerinden sayılır diye yorumlarlarken, bu insanların kendi ataları olduklarını inkâr ederler. Etmeleri de normaldir; çünkü kendilerini Türk soyundan değil, varlıkları henüz ispat edilememiģ ve böyle birileri yaģamamıģ olduğu için hiçbir zaman da edilemeyecek olan Âdem in ve Ġbrahim in soyundan sayarlar. Ebu Said Hudrî nin bir rivayetine göre de bir hadisinde Muhammed, Size müjdeler olsun, sizden bir kiģiye mukabil Ye cûc ve Me cûc dan (Türklerden) bin kiģi cehenneme gönderilecektir sözlerini sarf eder. Ve yine Kuran a yerleģtirdiği Kehf Suresi, ayetler ve Enbiya Suresi, 90 ıncı ayet ile Türkleri kastederek, doğunun bu vahģi ve fesat insanlarına karģı hazırlıklı bulunulması, önerilerinde bulunur. Her oturup kalkıģında Türkleri en büyük düģman görüp, onları düģman ilan eden Muhammed den sonra da Kuran a Türkler aleyhinde bazı ayetler yerleģtirilmiģtir. (Bilindiği gibi, elimizdeki Kuran orijinal değildir. Deri ve kemikler üzerine yazılı olan orijinal ayetlerin bir kısmı toplatılıp Kuran yazıldıktan sonra getirilenlerle birlikte bunlar yakılmıģtır. Bu yazılan da Osman tarafından yenisi kaleme alınınca, bu sefer de kitap halindeki ilk Kuran yakılmıģtır. Osman dan ise, elimize geçen bir Mushaf dahi yok.) Muhammed in zeki bir insan olduğu, emperyalist zihniyete dayalı cihat ve ganimet ile fakir ve yoksul toplumuna geçim kaynağı bulmuģ olmasından da anlaģılır. Ayrıca Kuran a koyduğu envai çeģit cehennem azabı, dünya yaģamındaki taģlama, kırbaçlama, el, kol, kafa kesilmesi, asılma gibi cezalardan korku, sayısız yasaklar ve insanların düģünce üretmesini engelleyen dogmalar da bu dinin günümüze kadar gelmesini sağlamıģtır ki, bu da Muhammed in, okur-yazar olmamasına rağmen, kurmuģ olduğu dinin kalıcı olmasını sağlamak üzere baģvurmuģ olduğu çareler olarak, onun zeki bir insan olduğunu göstermektedir. Elbette Muhammed in hafızası fotoğraf makinesinden farksız idi. Duyduklarını ve gördüklerini oraya yazar, unutmaz ve zamanı gelince kullanmasını çok iyi bilirdi. BaĢarısı da bu kuvvetli hafızadan kaynaklanmıģtır. Papazlardan, hahamlardan, rahiplerden, keģiģlerden, bilginlerden ve kendisine öğretmenlik yapan kiģilerden duyduklarını çok iyi kullanabilmiģtir. KurmuĢ olduğu din (Ġslâmiyet), cihat ve ganimet ile kendi toplumuna (Araplara) çıkar sağlamıģtır ama diğer milletlere ve kavimlere de acı, keder ve ıstırap getirmiģtir. Bu acı, keder ve ıstırabı en çok yaģayanlar da Türkler olmuģtur. Muhammed in asıl korkusu, Orta Asya dan Batıya ve Güney Doğu ya doğru hızla yayılan Türk boylarının, 17

18 Arabistan ı ele geçirerek egemenlikleri altına almaları ve Arap milliyetçiliğinin, Ġslâmiyet in ortadan kalkmasıdır. Ve de geniģ bir nüfusa ve teģkilâtlı bir orduya sahip olan Türkleri Müslüman ederek, onların sayesinde dinini ve düģüncelerini daha da geniģletmek ve hızla yaymak istemiģtir ve bu isteği de zamanla yerine gelmiģtir. Arapların asla baģaramayacağı din yayılmasını, Türkler asmadan, kesmeden gerçekleģtirmiģtir. Bu insanlar bugün, Arap ın cihat ından ganimetçiliğinden arınmıģ olarak kendilerine özgü bir biçimde Müslümanlığı yaģıyorlar. Arapların da petrol gelirleri olduğu için fanatik teröristlerinden baģka cihat yapanları kalmadı; fakat bu arada Türk yurtları kıpır kıpır. Türk milliyetçiliği, Türkiye de çökerken ve Türkiye deki Türkler AraplaĢırken, buralarda her geçen gün biraz daha güçleniyor. Avrupa Birliğine alternatif olarak Türk Birliğinin kurulması, artık bir hayal değil. Çünkü ham madde olsun, enerji kaynakları olsun, iģ potansiyeli olsun, üretim için gerekli olan ögeler onların elinde. Türkiye, Türk Cumhuriyetlerine öncülük etmese bile, onlar yakında bu birliği kuracaklar. Çünkü Asya nın enerjisine ve ham maddesine ihtiyaç içinde olan emperyalist Avrupa çöküģün eģiğinde. Rusya, onların enerjisini kontrol ediyor, Çin ise Avrupa nın sanayisine her geçen gün biraz daha kuvvetli darbeler indiriyor. Türk Cumhuriyetleri ise, alt yapılarını giderek güçlendiriyorlar ve Feto cuları, Ģeriatçıları kapı dıģarı edip, dinci akımlara kapılarını kapatıyorlar, Türk kimliğini güçlendiriyorlar, özlerini bulmada büyük çabalar sarf ediyorlar. Emperyalistlerin dümen suyuna girmiģ olan Türkiye yi de 1990 larda olduğu gibi, büyük ağabey olarak görmüyorlar. Türkiye, Ilımlı Ġslâm ı yaymak için, Ortadoğu da Arapların ağabeyliğine soyunurken, Türklerin ağabeyi olma pozisyonunu çoktan kaçırdı. Son olarak da Ermeni Açılımı nedeniyle Azerbaycan ın güvenini kaybetti. Kazak ı da, Türkmen i de, Kıbrıslısı da, Kırgız ı da mozaikliği kabullenen, ulustan söz etmeyen Türkiye den bir yakınlık beklemiyor artık. AnlaĢılan, Türk Birliğini bizsiz onlar kuracaklar, biz de AB ye yalvardığımız gibi bizi de alın ne olur diye onlara yalvaracağız galiba! ĠġTE TÜRK BĠRLĠĞĠNĠ KURACAK OLAN TÜRK YURTLARI : 1. Türkiye KKTC Azerbeycan Kazakistan Özbekistan Türkmenistan Kırgızistan Altay Özerk Cumhuriyeti Hakas Özerk Cumhuriyeti Tannu-Tuva Özerk Cumhuriyeti Tataristan BaĢkırdistan ÇuvaĢistan Doğu Türkistan Dağıstan Çeçen-ĠnguĢ Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti Abhazya Özerk Cumhuriyeti Acar Türkleri Ahıska Türkleri Kırım Türkleri Kerkük Türkleri Azeri Türkleri Horasan Türkleri Afganistan Türkleri Tacikistan Özbekleri Doğu Sibirya Türkleri Tobol Türkleri Tatar Türkleri BaĢkurd Türkleri MiĢer Türkleri Nogaylar Stavropol Türkmenleri Gagavuz Türk Özerk Cumhuriyeti Balkan Türkleri... Not: ġimdilik (1) numarayı (Türkiye yi) bu listenin dıģında tutabiliriz. Çünkü emperyalistlerin güdümünde küreselleģmenin peģinde olan Türkiye, Türk Birliğine sıcak bakmıyor. 18

19 İslâmiyet'in Türkler arasında şekil bulma çabaları... ARAPLAR TÜRKLER ĠÇĠN NEDEN AġAĞILAYICI SÖZLER KULLANMIġLARDIR? Çölde uygarlık ve medeniyet oluģturamamıģ, kültür düzeyi düģük Arapların, hakaret derecesine varan, Türkleri aģağılayıcı ve kötüleyen sözlerinin nedeni Ģu hikâyeye dayanır: Nuh (Peygamberin!) Sâm, Hâm ve Yafis adında üç oğlu vardır. Sâm: Arapların, Yahudilerin, Acemlerin ve Rumların atasıdır. Hâm: Zencilerin, HabeĢlerin ve Nubî lerin atasıdır. (Babasının emrine uymadığı için ceza olarak cildi simsiyah kesilmiģtir. Ne hikâye ama! ) Yafis: Nuh un üçüncü oğlu olup, Hazer in, Sakalibe nin ve Ye cûc-me cûc un (Türklerin) babasıdır. Ye cûc-me cûc ler de, ġeytan gibi kötülük yapan yaratıklardır. Allah onları lânetlemiģtir ve cehennemine koyacaktır. Muhammed in bu konuda hadisi bile var. Ye cûc-me cûc, Kuran da küçük yaratıklar olarak vasıflandırılmıģ olup, Türkler anlamına gelmektedir. Kehf Suresi nin ayetlerinde ve Enbiya Suresi nin 90 ıncı ayetinde sıkça adları geçen bu yaratıklar, yani Türkler, kötülenir ve düģman olarak hedef gösterilir. Makedonya kralı Büyük Ġskender, Doğu ya yaptığı sefer sırasında güya Türkler, Asya da Ye cûc- Me cûc adında bir kavmin yaģadığını ve onlardan zarar gördüklerini söyleyip yardım istemiģler. Ġskender de onların arasına bir duvar (set) çekmiģ, yani Türkleri o aģağılık yaratıklardan korumuģ. (Bravo Ġskender e!) ĠĢte hikâye, çeģitli ağızlarda böyle yalan-yanlıģ anlatılıyor ama ortada bir gerçek var ki, o da Ye cûc-me cûc diye adlandırılan insanların aģağılanması. Bütün bu hikâyeler, milliyetçi Arapların uydurmalarıdır. Bu yalanlarla 600 yıl boyunca, Osmanlı Ġmparatorluğu zamanında, Türklüğünden eser kalmamıģ hanedan tarafından Anadolu Türkleri, aģağılanmıģ, çeģitli baskı ve zulme uğramıģ, mezhep farklılıkları nedeniyle de yüz binlercesi katledilmiģtir. Tarih iyi okunursa görülür ki, Muhammed in ölümünden 12 yıl sonra, onun Türklerle ilgili hadisleri uygulamaya konulmuģ, Türklere ilk saldırılar Halife Ömer zamanında, 652 yılında baģlatılmıģtır. Ömer, ordularına Turan ile Ġran ı ayıran sınır durumundaki Ceyhun Nehri ni geçmemeleri için emir vermiģ, fakat orduları onu dinlemeyip Hazar-Hanlığı sınırlarına dayanmıģtır. Bundan sonraki tarihsel akıģı kitabın baģlarında verdik; onun için tekrar etmiyoruz ve Talas SavaĢından sonrasına dönüyoruz. ĠSLÂMĠYETĠN TÜRKLER ARASINDA ġekġl BULMA ÇABALARI Türkler, bu savaģtan önce Araplar tarafından hep hor görülmüģtür. Bu vahģi ve kültürsüz çöl bedevileri, Türklere tepeden bakarlar, kendilerini onlardan üstün görürlerdi. Müslüman olmuģ bir Türkün veya Acem in arkasında namaz kılmazlar, onlarla dostluk kurmazlar ve evlenmezlerdi. Çünkü bu gibi Ģeyleri, büyük Arap ırkına hakaret sayarlardı. Fakat yumuģak Abbasi döneminde durum oldukça değiģti. Müslümanlığı kabul eden Türkler, Ģeriat kurallarını uygulamadılar ve inanç sistemlerini, bir düģün eylemi olarak geliģtirdiler. Bu eylem ilk olarak Basra da baģladı. Hatta Abbasi Halifeleri, iyi yöneticilik öğrensinler diye Türk ellerine gönderilerek eğitim ve kültür düzeyleri yükseltildi. Diğer taraftan da çok sayıda genç Türk yetiģtirilerek bu eylem desteklendi. 19

20 7.Arap Halifesi Memun da bu eylemin içindeydi. Bu eylemin inancına göre, KURAN IN BĠR ĠNSAN ÜRÜNÜ OLDUĞU VE KURAN DAKĠ SÖZLERĠN TANRI SÖZLERĠ DEĞĠL, PEYGAMBERĠN KENDĠ DÜġÜNCESĠ VE ÖĞRETĠLERĠ OLARAK KABUL EDĠLDĠ. (Yani bilimsel düģünce ta o zamanlar, gerçekleri ortaya çıkardı. Muhammed zamanında da eski efsaneleri ve hurafeleri bilenler bunu söylüyorlardı ama kılıç zoru ile susturuluyorlardı. Ġnsanlar cahildi ve anlatılan cehennem hikâyelerinden, toplumdan dıģlanmaktan korkuyorlardı. Dolayısıyla Muhammed, korku üzerine imparatorluğunu kurdu ve savaģlarla Müslümanlığı çevresindeki kabilelere kabul ettirdi.) Ġyi yetiģmiģ, tahsil-terbiye görmüģ, bilimsel düģünmeyi öğrenmiģ ve düģün eylemine katılmıģ olan Halife Memun, ilk olarak giyinmeyi Arap tarzından çıkardı ve sonra Kuran hakkındaki düģüncelerini açıkladı. Buna karģı gelen, Sünni mezhebinden fanatik kesim ise Memun a Emir-ül Kâfirin dediler. Çünkü cihat elden gidiyor, ganimet toplamak bir hayal oluyordu, düģün eylemiyle. Abbasi dönemi, 13. yüzyıla kadar sürmüģtür. Bu dönemde devlet, Türklerin eline geçmiģ, çölde yeni bir din yaratan Araplar, geldikleri çöle geri dönmek mecburiyetinde kalmıģlardır. Asya ya sokulan Arap zihniyeti ve yaģam tarzı da bütünüyle ortadan kalkmıģtır. Fakat eski inançlarını kaybetmemek için Ġslâmiyet e ve Arap kültürünü, yaģam biçimini kabul etmemek için de, bedevilere karģı yüzyıllar boyu savaģıp direnen, milyonlara varan soyunu ve ırkdaģını kaybeden Türkler, Ġslâmiyet i kabul ettikten sonra, yönetici durumundaki kağanlar, hakanlar, beyler, tahtlarını kurmak, makamlarını güçlendirmek için yine milyonları bulan kendi ulusundan insanları, dini kullanarak katletmiģlerdir. ĠĢte bu da gösteriyor ki, Ġslâmiyet teki Ģiddet, uygarlıklar kurmuģ medeni insanları bile etkisi altına alabiliyor. Çünkü Ģiddet ile bencil insan, hemcinsine hükmedebiliyor, onu kullanabiliyor ve kendisine çıkar sağlayabiliyor. Ilımlı, mılımlı derken, Türkiye de Ģeriat düzeninin kurulmak istenmesinin nedeni de bu zaten. Daha sonra Ahmet Yesevî nin oluģturduğu, eski Türk gelenek ve töre yaģantısını hiç değiģikliğe uğratmadan içinde muhafaza eden, Yesevî tarikatı ortaya çıkmıģtır. Bu tarikata göre, Ġslâm anlayıģ biçimi ve yorumu, Ģeriata göre değil, kendi yaģam biçimlerince uygulanır. Meselâ: Ġbadet ederken, Türk yaģantısının bir parçası olan kadın ve erkek, bir arada bulunup zikreder. Zamanla bu inançtan Alevilik doğmuģtur. ALEVĠLĠK NEDĠR? Alevilik, Ġslâm inancını benimseyen, Tanrı nın birliğine inanan, Muhammed i peygamber olarak kabul eden, Kitabı Kuran olan, Tanrı korkusu yerine Tanrı sevgisini benimseyen, Ģeriat dünyasını aģıp marifet yolu ile hakikat dünyası ile birleģen, dinin Ģekline göre değil, özüne inen, akıl ve gönül birliği ile kendi seyrinde giden bir tasavvuf inancıdır. Alevilik, Tanrı yı kendi özünde (kalbinde) arayan bir öğretidir. Allah la kul arasında aracı kabul etmez. Alevilikte eline, diline, beline sahip olmak esastır. Bunlara uymayan düģkün sayılır ve toplum içine kabul edilmez. Suçlular, kadı divanlarında veya devlet mahkemelerinde hâkim veya savcılar tarafından değil, yapılan kırklar ceminde sorgulanıp cezalandırılır. Bu nedenle Alevilerin yaģadığı yörelerde, pek çok kadı, hâkim, savcı iģsiz kalmıģtır. Hacı BektaĢi Veli Ģöyle der: Hararet nardadır, sacda değildir. Keramet baģtadır, taçta değildir. Her ne ararsan kendinde ara Kâbe de, Mekke de Hac da değildir. Alevilik için aynı zamanda KızılbaĢlık sözcüğü de kullanılır. 20

PKK 10. KONGRE BELGELERİ PKK 10. KONGRE BELGELERİ

PKK 10. KONGRE BELGELERİ PKK 10. KONGRE BELGELERİ PKK 10. KONGRE BELGELERİ 1 ĠÇĠNDEKĠLER PKK 10. KONGRESĠNE SUNULAN POLĠTĠK RAPOR 3 PKK 10. KONGRE AÇILIġ KONUġMASI 54 PKK 10. KONGRESĠ NE PARTĠ MECLĠSĠ FAALĠYET RAPORU..65 KARARLAR.103 KAPANIġ KONUġMASI.143

Detaylı

Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla. Âlemlerin Rabbi Allah a Hamdolsun. Barış ve Selam Peygamberlerin ve Elçilerin Mührü Üzerine Olsun

Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla. Âlemlerin Rabbi Allah a Hamdolsun. Barış ve Selam Peygamberlerin ve Elçilerin Mührü Üzerine Olsun Özet 1- İslamiyet te tüm gerekli öğrenim ihtiyaçları olmadan fetvalar yayınlamak yasaktır. Öyle olsa bile fetvalar klasik metinlerde tanımlı olan İslami hukuk teorisini takip etmelidir. Konuyla ilgili

Detaylı

ĠletiĢim Yayınları 510 ÇağdaĢ Türkçe Edebiyat 74 ISBN 975-470-71.1-1 1998 ĠletiĢim Yayıncılık A. ġ.

ĠletiĢim Yayınları 510 ÇağdaĢ Türkçe Edebiyat 74 ISBN 975-470-71.1-1 1998 ĠletiĢim Yayıncılık A. ġ. ÖN KAPAKTAKĠ at ve arka kapağın yüzeyi, Caminin Heft Evreng'inin 1556'da Sultan Ġbrahim Mirza tarafından yaptırılmıģ yazmasının, Marianna Shreve Simpson tarafından Sultan Ġbrahim Mirza's Haft Awrang adlı

Detaylı

Türk Solu İktidar Olur mu?

Türk Solu İktidar Olur mu? Türk Solu İktidar Olur mu? Solda özgürlükçü hareketler Kemalizm Ulusalcı akımlar Sol ve İslâm Cumhuriyet Gazetesi 2 Bu kitap Derin DüĢünce Fikir Platformu nun okurlarına armağanıdır. Özgürce paylaģabilirsiniz.

Detaylı

ÇANAKKALE BİR MİLLETİN YENİDEN DİRİLİŞ DESTANI ÇANAKKALE DE KADER B RL EDEN ÜMMET HATIRALARLA ÇANAKKALE ÇANAKKALE ÜZERİNE MEHMET NİYAZİ İLE SÖYLEŞİ

ÇANAKKALE BİR MİLLETİN YENİDEN DİRİLİŞ DESTANI ÇANAKKALE DE KADER B RL EDEN ÜMMET HATIRALARLA ÇANAKKALE ÇANAKKALE ÜZERİNE MEHMET NİYAZİ İLE SÖYLEŞİ Aylık Dergi Mart 2015 Sayı 291 ÇANAKKALE BİR MİLLETİN YENİDEN DİRİLİŞ DESTANI ÇANAKKALE DE KADER B RL EDEN ÜMMET Çanakkale, Osmanlı Devleti nin çöküşünü hızlandıran Birinci Dünya Savaşı içinde kazandığımız

Detaylı

ORTAOKUL VE İMAM HATİP ORTAOKULU. Öğretim Materyali KUR AN-I KERİM YAZARLAR. Yrd. Doç. Dr. M. Vehbi DERELİ. Nazif YILMAZ

ORTAOKUL VE İMAM HATİP ORTAOKULU. Öğretim Materyali KUR AN-I KERİM YAZARLAR. Yrd. Doç. Dr. M. Vehbi DERELİ. Nazif YILMAZ ORTAOKUL VE İMAM HATİP ORTAOKULU Öğretim Materyali KUR AN-I KERİM 6 YAZARLAR Yrd. Doç. Dr. M. Vehbi DERELİ Nazif YILMAZ DEVLET KİTAPLARI İKİNCİ BASKI..., 2014 MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI YAYINLARI... : 5904

Detaylı

SON BĠN YILDA DOĞU VE BATI MEDENĠYETLERĠNĠN ĠKTĠSADĠ YAPILARININ DEĞĠġĠMĠ ÜZERĠNE BĠR DENEME

SON BĠN YILDA DOĞU VE BATI MEDENĠYETLERĠNĠN ĠKTĠSADĠ YAPILARININ DEĞĠġĠMĠ ÜZERĠNE BĠR DENEME The Journal of Academic Social Science Studies International Journal of Social Science Volume 5 Issue 5, p. 281-324, October 2012 SON BĠN YILDA DOĞU VE BATI MEDENĠYETLERĠNĠN ĠKTĠSADĠ YAPILARININ DEĞĠġĠMĠ

Detaylı

1. FATİHA SÛRESİ (Mekke döneminde inmiştir. 7 ayettir. Adı: açan, açış anlamına gelir. Nüzul Sırası: 5) Rahman ve Rahim Allah ın adıyla... 1-3. Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, din gününün hakimi

Detaylı

BİRLİK ÇADIRI KURULDU

BİRLİK ÇADIRI KURULDU BİRLİK ÇADIRI KURULDU Prof. Dr. Mehmet MARUFİHAH İzmir, 2013 1 BİRLİK ÇADIRI KURULDU Prof. Dr. Mehmet MARUFİHAH ISBN: 978-605-62150-2-5 Birinci Basım: Kasım 2013, İzmir Baskı ve Cilt Bassaray Matbaası

Detaylı

A Ç I L I Ş K O N U Ş M A L A R I

A Ç I L I Ş K O N U Ş M A L A R I BEKTAŞİ GÜLBENGİ Bismişah Allah Allah Vakitler hayrola, Hayırlar feth ola. Şerler def ola. Müminler saf ola. Münâfıklar berbat ola. Gönüller şâd ola. Meydanlar âbâd ola. Kalplerimiz mesrûr, sırlarımız

Detaylı

C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, 2012 113

C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, 2012 113 C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, 2012 113 ÇOK PARTİLİ HAYATA GEÇİŞ SONRASINDA İLK MUHALEFET PARTİSİ: MİLLİ KALKINMA PARTİSİ B. Zakir AVŞAR ve Elif EMRE KAYA Özet ÇalıĢmanın konusu,

Detaylı

Diyanet İşleri Başkanl ğ Yay nlar : 511 Halk Kitaplar : 133. Tashih Hac Duran Naml. Kapak Tasar m Emre Y ld z. Grafik Mücella Tekin

Diyanet İşleri Başkanl ğ Yay nlar : 511 Halk Kitaplar : 133. Tashih Hac Duran Naml. Kapak Tasar m Emre Y ld z. Grafik Mücella Tekin Ankara 2013 2 ÖRNEK VAAZLAR LÜTFİ ŞENTÜRK Diyanet İşleri Başkanl ğ Yay nlar : 511 Halk Kitaplar : 133 Tashih Hac Duran Naml Kapak Tasar m Emre Y ld z Grafik Mücella Tekin Bask Mattek Matb. Bas. Yay. Tan.

Detaylı

Islam and Beheading. www.muhammadanism.org 12 Temmuz, 2004 Turkish language

Islam and Beheading. www.muhammadanism.org 12 Temmuz, 2004 Turkish language İslam ve Baş Kesme Islam and Beheading www.muhammadanism.org 12 Temmuz, 2004 Turkish language Ortadoğu da uygulanan Müslüman olmayan insanların başının kesilmesine karşı öfke dünya çapında dile getirilmiştir.

Detaylı

ORTA DOĞU DA KÜÇÜK AMA ÖNEMLĠ OLABĠLMEK: KATAR ÖRNEĞĠ

ORTA DOĞU DA KÜÇÜK AMA ÖNEMLĠ OLABĠLMEK: KATAR ÖRNEĞĠ ORTA DOĞU DA KÜÇÜK AMA ÖNEMLĠ OLABĠLMEK: KATAR ÖRNEĞĠ Burcu KAYA ERDEM Özet Katar -bizim ülke gündemimize yeni girmiş gibi görünmekle birlikte- önemi ve zenginliğinin yeni farkına varılmış bir ülke değildir.

Detaylı

BİR EKONOMİ TETİKÇİSİNİN İTİRAFLARI

BİR EKONOMİ TETİKÇİSİNİN İTİRAFLARI BİR EKONOMİ TETİKÇİSİNİN İTİRAFLARI Önsöz Ekonomi tetikçisi olarak bizlerin amacı küresel imparatorluk kurmaktır. Bizler, diğer ülkeleri şirketlerimizin, hükümetimizin, bankalarımızın, kısacası benim şirketokrasi

Detaylı

İKİYE BÖLÜNEN ULUS. Prof. Dr. Rahmankul BERDİBAY Ahmet Yesevi Ü, Öğr. Üyesi. Kazak Türkçesinden Aktaran: Salih KIZILTAN.

İKİYE BÖLÜNEN ULUS. Prof. Dr. Rahmankul BERDİBAY Ahmet Yesevi Ü, Öğr. Üyesi. Kazak Türkçesinden Aktaran: Salih KIZILTAN. 9 İKİYE BÖLÜNEN ULUS Prof. Dr. Rahmankul BERDİBAY Ahmet Yesevi Ü, Öğr. Üyesi Kazak Türkçesinden Aktaran: Salih KIZILTAN Karaçay ve balkarların dillerinin, adetlerinin ve hatta kaderlerinin bize yakın olduğunu

Detaylı

Ancak sesli harfler bir hece olusturur., 11/H-11/C

Ancak sesli harfler bir hece olusturur., 11/H-11/C Ancak sesli harfler bir hece olusturur., 11/H-11/C BAġAK KESKĠN BENAN GÜRBÜZ BERĠL ADIKUTLU BĠLGE GENÇOĞLU-CAN FENERCĠ- DAMLA AYKUT DENĠZ BAKKALCI EDA NAZLI GENÇ BĠLGE GENÇOĞLU EKĠN GÜNER- ELĠF TOPÇU EZGĠ

Detaylı

(DİNİ ANLAMADA) KURAN YETER Mİ? Kashif Ahmed Shehzada. Çeviren: Afşin Bilgili. Redaktör: Mecid Demir

(DİNİ ANLAMADA) KURAN YETER Mİ? Kashif Ahmed Shehzada. Çeviren: Afşin Bilgili. Redaktör: Mecid Demir (DİNİ ANLAMADA) KURAN YETER Mİ? Kashif Ahmed Shehzada Çeviren: Afşin Bilgili Redaktör: Mecid Demir 1 ÖNSÖZ Bu çalışmanın amacı, kendini Müslüman olarak tanımlayanlar arasında yaygın olan, Kuran ile ilgili

Detaylı

BATI YA YÖN VEREN METİNLER

BATI YA YÖN VEREN METİNLER KÖKLER 1 BATI YA YÖN VEREN METİNLER 2 I BATI GELENEKLERİNİN YAHUDİ-HIRİSTİYAN KAYNAKLARI Batı dünyasının gelenekleri, biri Yahudi-Hıristiyan, diğeri Yunan-Roma veya Klasik olmak üzere, başlıca iki kaynağa

Detaylı

Göç Sonuçları. Orta Asya Kültür Merkezleri

Göç Sonuçları. Orta Asya Kültür Merkezleri Batıda Hazar Denizi Doğuda Kingan Dağları ĠSLAM ÖNCESĠ ORTA ASYA TÜRK TARĠHĠ A.TÜRKLER ĠN TARĠH SAHNESĠNE ÇIKIġI Türklerin anayurdu Orta Asya dır. Orta Asya nın sınırları doğuda Kingan dağları, batıda

Detaylı

BU DOSYAYI KALDIRIYORUM -Ermeni Meselesi-

BU DOSYAYI KALDIRIYORUM -Ermeni Meselesi- BU DOSYAYI KALDIRIYORUM -Ermeni Meselesi- Gözden geçirilmiş ilâveli 2. Baskı 376 Sayfa Yunus ZEYREK Ankara 2011 Bu kitabın mevcudu vardır. Fiyatı: Posta ücreti dâhil: 20 TL. İsteme adresi: zeyrek.y@gmail.com

Detaylı

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup John Locke

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup John Locke Hoşgörü Üstüne Bir Mektup John Locke Çeviren: Melih Yürüşen Not: Eser Liberte Yayınları tarafından kitap olarak basılmıştır. 1 İçindekiler Sayfa 3 John Locke a Dair- Locke un Hayat Hikâyesi 6 Hoşgörü Üstüne

Detaylı

AFGANİSTAN DA SİYASİ PARTİLER TARİHÇESİ

AFGANİSTAN DA SİYASİ PARTİLER TARİHÇESİ III T. C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİMDALI AFGANİSTAN DA SİYASİ PARTİLER TARİHÇESİ Mohammad Aleem SAAİE YÜKSEKLİSANS TEZİ Danışman Prof. Dr. Bayram KODAMAN Isparta

Detaylı

Kitab-ı mukaddeste ise şöyle deniliyor: Ve Rabb inin ağzı ile tayin edilecek yeni bir adla çağrılacaksın. 2

Kitab-ı mukaddeste ise şöyle deniliyor: Ve Rabb inin ağzı ile tayin edilecek yeni bir adla çağrılacaksın. 2 AHMEDİ VE AHMEDİYET İSİMLERİ Müslüman Ahmediye Cemaati yeni bir din demek değildir. Ahmediler Müslüman dır ve dinleri İslâmiyet tir. Bize göre bir zerre kadar dahi olsa İslâmiyet ten yüz çevirmek haramdır.

Detaylı

Bu E-Kitap ücretsiz olup,bir ŞEKİLDE KİTABA ULAŞAMAYANLARA YARDIMCI OLABİLMEK AMACIYLA HAZIRLANMIŞ AMATÖR BİR ÇALIŞMADIR. Bu E-Kitabın birilerine bir

Bu E-Kitap ücretsiz olup,bir ŞEKİLDE KİTABA ULAŞAMAYANLARA YARDIMCI OLABİLMEK AMACIYLA HAZIRLANMIŞ AMATÖR BİR ÇALIŞMADIR. Bu E-Kitabın birilerine bir Bu E-Kitap ücretsiz olup,bir ŞEKİLDE KİTABA ULAŞAMAYANLARA YARDIMCI OLABİLMEK AMACIYLA HAZIRLANMIŞ AMATÖR BİR ÇALIŞMADIR. Bu E-Kitabın birilerine bir şekilde bir yerler için faydalı olması dileğiyle...

Detaylı

1.sayfadan 50. sayfaya TURAN DURSUN

1.sayfadan 50. sayfaya TURAN DURSUN 1 1.sayfadan 50. sayfaya TURAN DURSUN Tabu Can Çekişiyor DİN BU I. KİTAP İÇİNDEKİLER Yazarın önsözü 9 Prof. Dr. İlhan Arsel'in önsözü 11 "Muhammed'in Cinsel Hayatı" 16 İslam ve Şiddet 48 Nasıl Yakıldım?

Detaylı

İnanç ve İktidar: Ortadoğu da Din ve Siyaset Bernard Lewis

İnanç ve İktidar: Ortadoğu da Din ve Siyaset Bernard Lewis İnanç ve iktidar ilişkisine odaklanan bu çalışma, İslam Dünyasında din ve devlet yönetimi arasındaki ilişkiyi farklı açılardan incelemektedir. 2010 yılında Oxford University Press tarafından yayınlanan

Detaylı

MÜFERRİCÜ L - KURUB A GÖRE EYYÛBÎ SULTANLARININ ÖRNEK DAVRANIŞLARI

MÜFERRİCÜ L - KURUB A GÖRE EYYÛBÎ SULTANLARININ ÖRNEK DAVRANIŞLARI 3307 MÜFERRİCÜ L - KURUB A GÖRE EYYÛBÎ SULTANLARININ ÖRNEK DAVRANIŞLARI YARAR ÇAKIROĞLU, Hülya * TÜRKİYE/ТУРЦИЯ ABSTRACT According to Muferricu l-kurub the Commendable Conducts of Eyyubi Sultans Eyyubi

Detaylı

İSRAİL DEVLETİ NİN KURULUŞUNA KADAR GEÇEN SÜREÇTE YAHUDİLER ve SİYONİZM İN GELİŞİMİ. Sedat Kızıloğlu

İSRAİL DEVLETİ NİN KURULUŞUNA KADAR GEÇEN SÜREÇTE YAHUDİLER ve SİYONİZM İN GELİŞİMİ. Sedat Kızıloğlu Sedat Kızıloğlu İSRAİL DEVLETİ NİN KURULUŞUNA KADAR GEÇEN SÜREÇTE YAHUDİLER ve SİYONİZM İN GELİŞİMİ Sedat Kızıloğlu Özet Filistin toprakları üç semavi dinin de ortaya çıktığı bölge olması; yine üç semavi

Detaylı