SAYI: Temmuz TL (KDV Dahil) HAFTALIK SİYASI GAZETE

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "SAYI: 39 17 Temmuz 1997 100.000 TL (KDV Dahil) HAFTALIK SİYASI GAZETE"

Transkript

1 HALK İÇİN SAYI: Temmuz TL (KDV Dahil) HAFTALIK SİYASI GAZETE 1996 Mayıs -Temmuz Cezaevleri IfllIlPİlll n

2 HALK İÇİN KURTULUŞ 2 19 Temmuz 1997 İDİL'İN SORUSU.. "SORU SORMAK MI DAHA KOLA YDIR CEVAP BULMAK MI? EMPERYALİZM VE TEKELLER HÜKÜMETİNİN HALKA VEREBİLECEĞİ BİR ŞEY YOKTUR. J ÖLÜM ORUCU DİRENİŞÇİLERİ RÖPORTAJ. 4-6 ÖLÜM ORUCU VE TUTSAK AİLELERİ. 7-9 ÖLÜM ORUCU VE SOL OLİGARŞİNİN PANİĞİ BÜYÜYOR. 12 İNSAN HAKLARI CEZAEVLERİ BERGAMA İŞÇİ MEMUR HABER HERKESİN DİLİNDEN DEMOKRASİ DÜŞMÜYOR. 21 KÜRDİSTAN'DA TEK YOL DEVRİM YOLDAŞIM BİZİ AŞIN. 23 ONLAR ÖZGÜR VATANA, KURTULUŞA, DEVRİME ÇAĞRIDIR HALK SINIFI ANAYASA RÖPORTAJ. 30 GECEKONDULARDAN. 31 BASIN EMEKÇİLERİ. 32 YURTDIŞI ANAYASA ANKET BU TARİH. 37 DEVRİMLER TARİHİ ARNAVUTLUK. 43 KÜLTÜR SANAT GÖRÜNEN KÖY İDİL'İN BİR SORUSU Günlük yaşam içinde ne anlama geldiği üzerinde çok fazla düşünmeden kullandığımız bazı şeyler vardır. "...Harekete sordum, cevap bekliyorum, hareket çözer, harekete söyledim eve ihtiyacımız var, harekete ilettim paraya ihtiyacımız var..." Aslında biraz üzerinde düşündüğümüzde bu ifadelerin hiçte aklımıza getirmediğimiz anlamlarını hemen buluruz. Hareket kim, biz kimiz, kimden ne istedik... kimden ne cevap bekliyoruz... İdil'le çalışmaya başladığımızda ilk tartıştığımız konu buydu. "...Soru sormak mı daha kolaydır, cevap bulmak mı..." Birçok yanıyla yaralandığımız, darbeler aldığımız bir süreçte iş başa düşmüştü. Bize sorumluluk yapacak bir "abi", bir "abla" isteriz ya başımızda, işte bunların olmadığı bizim "abi" ve "abla" olmamız gerektiği bir süreçti. Yani hareketi isteriz, onun otoritesini, onun yol göstericiliğini, onun şevkatini, adaletini, elini sürekli omuzumuzda hissettiğimiz bir dostu isteriz. Biz hem öğrenmek, hem de öğretmek zorundaydık. Operasyonlar sonucu yara alan örgütlülüklerimizi toparlamak göreviyle karşı karşıya kalmıştık. Bir kurumumuzda otururken dikkatimi çekmişti ilk kez İdil... Parmaklarının ucuna basarak yürüyen, narin ufak tefek birisi. Herkese birşeyler söyleyen, bazen elinde bir kalem not alan, tezgahta çay demleyen, bazen yüzü gözü boya içinde ortalıkta sessiz sakin dolaşan, ağzı pek laf yapmayan ufak tefek birisi... Sorumlu arkadaşa"... İdil'i nasıl tanırsınız..." diye sormuştum. Üç-beş cümle ile idil'in edilgen biri olduğunu anlatmıştı. Hiç olumlu yanı yok muydu, idil'in... Eğer yoktuysa neden burada bizimle beraber... Bu nasıl bir alışkanlıktı, bir yoldaşımızı üçbeş cümle ile özetliyor ve hep olumsuz yanlarını anlatıyorduk. Bunun üzerine devam etti sohbetimiz. Olumlu yanları neydi idil'in. Emekçi, sabırlı, sakin, saygılı, bazen kendisinden beklenmeyecek kadar inatçı... Farklı bir gözle bakıldığında ne kadar da olumlu özelliğini bulmuştuk idil'in... Peki benim neden şimdi dikkatimi çekmişti İdil... Oysa dört yıldır haftada ortalama ikiüç kez gördüğüm birisiydi. Hep "albenisi" olan ilk bakışta hareketli, çevik, gözlerini dört açmış, oradan oraya koşturan insanlar dikkatimizi çeker ya işte İdil onlara benzemiyordu. Bu nedenle hiç "görmemiştim" İdil'i. Birlikte çalışmaya başladığımızda idil'in ne kadar özenli ve sabırlı olduğuna çok yakından tanık olmuştum. Çok daha uzun bir geçmişi olan bir arkadaşla birlikte komite şeklinde çalışıyordu. Kendisinden "eski" olan arkadaş çok bildiğine güvenle toplantılara hep hazırlıksız geliyor, yılların deneyiyle hemen toplantı sırasında düşünüyor, orada öneriler yapıyordu. İdil ise renkli kalemlerle bir ilkokul öğrencisinin özeniyle hazırlıyordu çalışmalarını. Üzerinde düşündüğü, yoğunlaştığı için de anlık önerilerin gerçekçi olmadığını yavaş yavaş kendi üslubuyla anlatmaya çalışıyordu. Birçok soruyla-sorunla karşılaşıyorduk. Şu sorunu nasıl çözeceğiz, şu kişi evsiz kalmış, şunun parası yok, şurada operasyon olmuş, bu arkadaşların duygusal bir sorunu var, bu gösteride neyi öne çıkartsak, şu bölgenin bağlan kopmuş, şu kampanya için nasıl bir program çıkartsak, birimler alanlar arası çekişmeler, tartışmalar vb... Tüm bu sorunları-soruları tartışmak ve cevap bulmak zorundaydık. Gerçekten soru sormak kolaydı. Ama biz hem soru sormak, hem de cevap bulmak zorundaydık. Sorularımıza cevap buldukça güçleniyorduk aslında. Sanki daha kolaylaşıyordu birçok şey. Aradan yaklaşık bir yıl geçtikten sonra İdil ile kongre sonrasında Ortadoğu'da, çok farklı koşullarda tekrar karşılaştık. İkimizde çok heyecanlıydık. Yaşadıklarımızın şaşkınlığı içindeydik, birçok şeyi yorumlamaya çalışıyorduk. Vatan kavramı üzerine konuştuk uzun uzun. Yabancı geliyordu bu kavram. Vatan dendiğinde sanki"... vatan millet sakarya..." tekerleme gibi gelir ya dilimizin ucuna, ilk aklımıza gelen bu oluyordu. Ne kadar değersizleşmişti bazı şeyler... anlayamıyorduk. İyi bir piyanist, iyi bir mühendis, iyi bir doktor olmamız istenmiş bizden... Ama ne, bu iyiliğin kıstasları ne, kim için, ne için iyi. Hederi, amacı ne bu iyiliğin... Hiç, hiçbir amacı yok. Dengesiz büyüyen çocuklar gibiydik... Hani şu kafası kocaman, elleri küçük, bacakları sakat, sağlıksız çocuklar olur ya, hastalıklı onlara benziyorduk. Alfabeyi öğrenmeden Motzartı öğrenmiştik, ama devrimcilerle tanışıncaya kadar Şeyh Bedrettin'i duymamışız ÖLÜMÜ HÜCRE HÜCRE YENENLERİ örneğin. Ülke vatan, halk ayaklanmaları, direniş ve isyan tarihimiz; bunların hiçbirini öğrenmemişiz. Dünya savaşlarının Avusturya veliahtının bir deli tarafından bıçaklanması ile başladığı öğretilmişti örneğin, bunları konuşurken çok gülüyorduk... Ne yani diyordu İdil "...bende gidip şimdi Prenses Diana'yı bıçaklasam üçüncü dünya savaşı çıkar mı acaba..." Bunların üzerine bir de yarı aydın ailelerimizin bize empoze etmeye çalıştığı batıcılık, aslolarak da Fransız hayranlığından kaynaklı piyano öğretmek, yabancı dil öğretmek gibi "tutkularıyla" birleşince şekilsiz ucube yaratıklar olmuşuz... Bir harebenin üzerine devrimci kişilik inşa etmeye çalışıyordu hareket. 12 Eylül kuşağı dejenerasyon ve tahribat kuşağıydı aslında. Çağdaşlık, özgürleşmek adına toptan herşeyi reddetmeyi öğretmişlerdi bize. Tüm olumlu değerlerimize bile nasıl böyle yabancılaştırılmıştık. İnkarcılığı teorileştirmişiz. Hemde bunun adına "çağdaşlık" diyerek, "özgürleşme" diyerek. Silah ve patlayıcı eğitimi almaya başlamıştı. Beş yıllık devrimci geçmişi vardı, eline ilk kez silah alıyordu. Oysa beş yıl içinde öyle ya da böyle hepimiz bir eğitim programından geçeriz ve şunu hepimiz öğreniriz"... silahlı mücadele temeldir, diğer tüm mücadele biçimleri silahlı mücadeleye tabidir..." Ama beş yıllık örgütlülük süreci olan bir insan ilk kez eline silah alıyor. Yine aynı tartışmaya farklı boyutlarıyla giriyoruz aslında. Hareket kim, biz kimiz ve mücadelenin neresindeyiz? Hareket ve silahlı mücadele direnişlerimiz, eylemlerimiz, savaşçılarımız efsaneleşmişti kafamızda. Bu efsaneleşme bir yanıyla güzeldi, saygıyı sevgiyi büyütüyordu içimizde ama bir diğer yanıyla ulaşılamaz bir yerde, bizim dışımızda gibi duruyordu kafamızda. Bunu konuştuğumuzda, tartıştığımızda çok şaşırıyorduk kendimize. Nasılda biçimlendirmiştik kafamızda. Yine bizim dışımızda kafamızda yarattığımız bir hareket vardı. Eylemleri, direnişleri, savaşçılarımızı sahipleniyorduk. Eylemlerin propagandası boyutuyla, ilişkileri kopan, evsiz parasız kalan savaşçılarımız, illegal yaşayan yoldaşlarımızın bir takım ihtiyaçları, cenazelerimiz boyutuyla sahipleniyorduk aslında ama hep bizim dışımızdaydı bunlar, sanki doğal bir işbölümü vardı aramızda. Neden biz onlardan birisi olmamıştık, neden neyimiz eksik veya fazlaydı. Yine farklı boyutuyla aynı tartışmaya dönmüştük, "hareket kim biz kimiz". Hatta espiri bile yapmıştık. Birçok kadın yoldaşlarımızdan daha farklı bir yanı da vardı İdil'in. İyi bir piyanist olmasının en büyük avantajı uzun ince parmaklarıydı. Birçok kadın yoldaşımız ufak tefek yapıları, tasa küt parmaklarıyla bazı silahlan kavramakta güçlük çekiyordu ama İdil'in piyanist parmakları silahı kavramakta, hassas devreleri bağlamakta avantaj sağlıyordu ona. "... Piyano çalışmanın hiç böyle bir avantaj sağlayacağını düşünmemiştim..." demişti. En temel silahlan ve patlayıcıları öğrenmiş ve çalışmalarını bitirmişti. Yeni sorular oluşmuştu kafalarımızda. Ama yeni cevaplarda bulmalıydık mutlaka. Ve sonra ölüm Orucu. O şimdi bir direnişçiydi. Yine titiz, sabırlı ve kendisinden beklenmeyecek kadar inatçı. İnançla ve inatla tamamladı direnişini. Bu konuda hiç kimseye söylenecek hiçbir ' şey bırakmadı İdil. O inançsız, değersizleştirilmiş, inkarcı, dejenerasyon kuşağından devrim kuşağının kahramanını yaratmıştı İdil. Kişiliğinden, kendisinden.yaşamından, tarihinden çalınan tüm değerlerini, tüm inançlarım geri aldı. Hereket bir harabenin üzerine devrimci bir kişilik inşa etmişti, o devrimci kişiliklerde biraraya gelip hareketi yaratmıştı... En zor sorumuzun cevabını da bulmuştu İdil, hareket bizdik, işte biz yaratıyoruz hareketi... Bizim dışımızda, bizden ayrı sihirli bir güç yoktu. Söylenecek herşeyi söyledi İdil. Arkasında cevaplanmadık hiçbir soru bırakmadan gitti.*

3 19 Temmuz l997 HÜKÜMET Emperyalizm Ve Tekellerin Hükümeti'nin Halka Verebileceği Birşey Yoktur TİSK Başkanı Refik Baydur "Bu hükümet son şansımız" diyor. Baydur tekelci sermayenin sözcüsüdür. "Son şansımız" derken de esasen bir gerçeği ifade ediyor. Bugüne kadar olabilecek tüm alternatifler denenmiş ama hiçbir hükümet oligarşinin krizine çare olamamıştır. Siyasi krizine çare bulamayan, istediği "istikran" bir türlü elde edemeyen tekeller ve emperyalizm tarafından REFAH- YOL hükümeti baskıyla düşürülürken, yeni hükümette yeralan koalisyon ortaklan ise yine adeta zorla biraraya getirildi. Baydur'un "son şansımız" dediği CHP destekli bu ANASOL-D hükümeti tekellerin ve emperyalizmin programını uygulamak, onlar adına "siyasi krize" çözüm bulmak, "istikrarı" sağlamak için kurulmuştur. Kandırmacası Yeni hükümet işe göz boyamayla başladı. Gazeteler memura "süper zam" diye yazdılar. Hükümet de çok büyük şey yapıyor havası vererek yüzde 35'lik zam açıkladı. Oysa bugünkü koşullarda bu zam oranı çok komik bir rakamı ifade ediyor. Devlet yıllardır aynı şeyi yapıyor. Hükümetler değişiyor ama taktikler, politikalar değişmiyor. Önümüzdeki altı aylık süre için geçerli olan yaklaşık sekiz milyon kamu emekçisini kapsayan zam, temel tüketim mallarına yapılan zamları bile karşılamıyor. Bugün yıllık gıda maddelerindeki fiyat artışı yüzde 100'ün üzerindedir. Satın alma gücü her geçen gün düşmektedir. Göstermelik olan bu zamla hükümet "Boş durmuyorum, birşeyler yapıyorum" mesajını vermeye çalışmaktadır. MGK'nın, TÜSİAD'ın çabalarıyla kurulan hükümetin bu tür manevralara, göz boyamalara ihtiyacı vardır. Kamu emekçilerinin yıllardır mücadelesini verdikleri grevli-sözleşmeli sendikal haklar ise hükümetin gündeminde ve programında yoktur. MGK TÜSİAD HÜKÜMETiNiN TANIDIK YÜZLERİNDEN BİRKAÇ ÖRNEK Emperyalizmin, MGK'nın ve burjuva partilerin yoğun uğraşları sonucunda Refahyol hükümetinin yerine ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz tarafından DSP ve DTP'nin de katılımıyla ANASOL-D Hükümeti kuruldu. İşte yeni hükümetin eski tanıdık yüzlerinden birkaç örnek: - Başbakan Yardımcısı ismet Sezgin yıllan arasında DYP- SHP hükümetinde içişleri Bakanı olarak görev yaptı, tekellerin tercihi ve isteğiyle DYP ve SHP ortak bir hükümet oluşturdu. Koalisy o n hükümetinin vaatlerinden biri demokratikleşmeydi. Bunun için halktan 500 gün istediler. DYP-SHP koalisyonu halka karşı açılan savaşın en vahşi dönemi oldu. işten atılmalar tüm hızıyla sürdü. Memurlar sendikal haklarını istedikleri için coplandılar. Özelleştirmeler hızlandı. Bu hükümetin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'di. 1991'den 1995'e kadar Kürdistan'daki katliamlardan, İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da büyük çoğunluğu Devrimci Solcular olmak üzere 200'e yakın devrimcinin infazından birinci dereceden sorumludur. Sivas'ta Madımak Oteli'nin yakılıp 35 insanımızın katledilmesinden, Gazi katliamından doğrudan sorumludur. Sınır ötesi operasyonlardan, Kürdistan'daki OHAL uygulamasından Çekiç Güç adı altında emperyalist askeri güçlerin ülkemiz topraklarında yerleştirilmesinden sorumludur arası sayılan 300'e ulaşan kayıplardan sorumludur. Aynı dönemde halkın daha fazla yoksullaştırılmasından, işten atmalardan, zamlardan sorumludur, suçludur. Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir istanbul eski Emniyet Müdürü. Görevde bulunduğu dönem en kanlı dönemdi. İşkence ve operasyonlara katılan bir kontrgerilla şefidir. Onun döneminde 83 kişi infazlarda, dokuz kişi işkencelerde katledildi. 18 insan kaçırılarak kaybedildi. Bu "hizmetlerinden dolayı Tansu Çiller tarafından milletvekili seçtirildi. Çiller'in A Takımı'nda yer aldı. Ancak çıkar çatışmalarından kaynaklı partiden istifa etti ve Cindoruk"la birlikte DTP'yi kurdu. İşlediği suçların listesi; Göreve başladığı 1992 Ocak ayından Nisan 1993'e kadar emrindeki çeteler tarafından yalnızca ev baskınlarında 30 devrimci katledildi. İşkence merkezi Gayrettepe, Bu Hükümette de Halkın Bir Çıkan Yoktur Hükümet daha koltuğuna oturur oturmaz memur maaşlarına yaptıkları göstermelik artışın hemen arkasından zamlar sağanak gibi gelmeye başladı. Kaşıkla verilen kepçeyle bir anda geri alınmaya başlandı. Gerisi de gelecektir. Onlar da hemen her yeni hükümetin yaptığı gibi suçu önceki hükümetin üzerine yıkarak, ne kadar kötü bir ekonomi devraldıklarını söyleyerek durumu açıklama yoluna gidiyorlar. Sorun sadece halkın belini büken zam sorunu da değildir. Halkın çözülmesi gereken onlarca, yüzlerce sorunu vardır. Peki bu hükümet hangi sorunu çözebilecektir? Gözaltılar, işkenceler, katliamlar son mu bulacak? Kürtlerin ulusal haklarını mı tanıyacak, işsizliği mi ortadan kaldıracak, halkın örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller mi kaldırılacak?... Bunların hiçbirini bu hükümet çözemez. Mesela Susurluk ne olacak? Susurluk'un gerçek failleri emperyalizm, tekeller ve MGK'dır. Peki onların isteğiyle, icazetiyle, onların çıkarlarını korumak için kurulan bu hükümet onlara rağmen Susurluk'u çözebilir mi? Elbette mümkün değil. Hem halkın hükümeti olmadığı için mümkün değil, hem de hemen hepsi geçmişte kontrgerillanın suçlarına ortak olduklan için mümkün değil. Bu hükümete bel bağlayanlar, umut duyanlar boşuna bir beklenti içindedirler. Küçük de olsa bu hükümetin halktan yana verebileceği birşey yoktur. Zaten hükümetin kendisi de pek parlak vaatlerde bulunamamaktadır. O halde sormak gerekir; bu hükümeti destekleyenler niçin destekledi? Elbette emperyalizmin, MGK'nın, işbirlikçi tekellerin çıkarları vardır desteklerler. Peki sözde halktan yana olduklarını söyleyenler MGK sendikacıları, solcuları neden destekledi? Ne umdu, ne buldu? Anti-şeriatçılık ne kazandırdı? Halka kazandırdığı birşey yoktur. Kazandırdığı şey MGK'nın ve TÜSİAD'ın politikalarına ortak olunarak onların istediği bir çözüme destek olunmuştur. Laikliğe sahip çıkmak adına REFAHYOL'un gitmesi için MGK-TÜSİAD politikalarına destek verenler, emperyalizmin ve tekellerin çıkarı için kurdurulan bu hükümete "doldur-boşalt" sistemiyle aralıksız çalıştı. Binlerce devrimci-demokrat gözaltına alındı, işkenceden geçirildi. Altı kişi gözaltında kaybedildi. Dokuz kişi işkencede katledildi. Onun gözetiminde işkencehanelerde tecavüzler yapıldı. Sadece, kaybetmekle, işkence etmekle yetinmedi. DKÖ'lere, sosyalist basına savaş açtı. Sık sık baskınlar yaptı, terör estirdi. Emekçi mahallerine defalarca operasyon düzenledi. Direnen gecekondu halkını gözaltına aldırdı, işkencelerden geçirdi, tutuklattı. İşçi ve memur eylemlerine saldırdı. Kaçakçılıktan uyuşturucu ticaretine, kadın ticaretinden ihale kapmalara, haraç almaya kadar her tür pisliğin içinde yer aldı. Mafya ile iç içe oldu. Susurluk döneminde "Emirleri Ağar'dan alıyorduk" diyerek kendini kurtarmaya çalışmıştır. Suçludur. Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez TOBB Başkanlığı yaptı. DYP'nin finansörlerindendir. Çillerin Genel Başkan seçilmesinde de en büyük KURTULUŞ de destek olmuşlardır. Dolayısıyla hükümetin halka karşı geliştireceği her saldırıdan onu destekleyenlerin de sorumluluk payı olacaktır. Demokrasicilik Oyununu Sürdürmeye Çalışıyorlar Hükümet kurulur kurulmaz, Ecevit doğru Diyarbakır'a gitti. Gezdi dolaştı, hatta gecekondulara bile gitti. Her hükümet değişikliğinde yapıldığı gibi kalkınma için bölgeye yatırım yapma sözleri verdi. Bu arada bir kısım "fikir suçlusu" gazetecinin affedilmesi tartışılmaya başlandı. Memurlara cüzi oranda da olsa bir zam yapıldı. Bunlar demokrasicilik oyununun bir parçasıdır. Hükümet kendisine demokrat bir görünüm vermek istiyor. Ama yapabileceği fazla birşey yoktur. Emperyalizm ve tekellerin politikaları doğrultusunda belki demokratikleşme adı altında ufak tefek rötuşlar yapmaları mümkündür. Ancak esas olarak uygulayacakları program emperyalizmin ve oligarşinin programıdır. O programda bugüne kadar tüm hükümetlerin uyguladığı gibi zam, zulüm, işkence programıdır. Nasıl yaparız da daha çok sömürürüz, halkın kemerini nısıl daha çok sıkabiliriz programıdır. Daha ilk günlerden ipliği pazara çıkmıştır. Diğerleri gibi bu hükümette uygulamalarıyla, halka saldırılarıyla teşhir olacaktır. Ancak bu kendi kendisinin teşhir olmasını beklememizi gerektirmiyor. Hükümetin maskesini düşürelim. Daha dün REFAHYOL'u Susurluk'un üzerini kapatmakla, zam yapmakla suçluyorlardı, çetelerden hesap sorulmasını, "temiz toplum" istiyorlardı. Dediklerini yapsınlar görelim. Şimdi Susurluk'un, camların hesabını onlardan soralım. Haklarımızı almak, hesap sormak için mücadeleyi yükseltelim. Maskelerini düşürelim.* desteği verdi. ANAYOL ve REFAH- YOL saldırı hükümetlerinin kurucu mimarı da kendisiydi. Saldırı hükümetlerinin içerisinde Bakan olarak görev yaptı. Halka yönelik baskılardan, katliamlardan sorumludur, Cavit Kavak, Eyüp Aşık, Rüştü Kazım Yücelen, İmren Aykut, Murat Başesgioğlu, Güneş Taner, Mustafa Taşar, Işılay Saygın, Rıfat Serdaroğlu, Refaiddin Şahin, Işın Çelebi, Yaşar Topçu ve tüm kabinede yeralanlar daha önceki iktidara gelen hükümet dönemlerinde de görev almışlardır. Hepsi de halka yönelik baskı politikalarından sorumludurlar. Hepsi Susurluk'ta açığa çıkan mafya devletin parçasıdırlar. Hepsi pis ilişkilerin içindedir. Halk düşmanı yüzleri, birçok defa teşhir olmuştur. Halk düşmanlığında kendilerini kanıtlamışlardır. Halkın yararına hiçbir şey yapmayacakları açıktır. Her dönem olduğu gibi bu dönemde de halk düşmanlıkları pekiştiremeyeceklerdir. Yine halka yönelik baskıların, katliamların, işkencelerin altında onların imzası olacaktır.* KAVGAMIZDA YAŞATIYORUZ

4 HALK İÇİN KURTULUŞ ÖLÜM ORUCU 19 Temmuz 1997 DİRENİŞİ VE ZAFERİ O SÜREÇTE TUTSAK OLAN DİRENİŞÇİLERDEN DİNLEDİK Ölüme ve Zafere Kilitlenmiştik" 96 Ölüm Orucunda ayrı ayrı hapishanelerde eyleme katılan ve daha sonra tahliye olan direnişçilerle Ölüm Orucu sürecini yeniden tartıştık. "Şimdi burjuvazi şöyle diyor, " hiç birşey için ölmeye değmez". Oysa devrimciler, devrimci tutsaklar "Hayır, inançlarımız için, halklarımıza yönelik saldırılar için biz ölebiliriz. Hem de tek tek değil, kafilelerle" dediler." Şimdi burjuvazi şöyle diyor; " hiç birşey için ölmeye değmez". Oysa devrimciler, devrimci tutsaklar "Hayır, inançlarımız için, halklarımıza yönelik saldırılar için biz ölebiliriz. Hem de tek tek değil, kafilelerle" dediler. 96 ölüm Orucu bunu gösterdi, halkta da çok çabuk yankısını buldu, halk ölüm Orucu eylemini sahiplendi, kendisine yönelik saldırıları geri püskürttü. Bu burjuva ideolojisine karşı kazanılan büyük bir zaferdir, Ölüm Orucu'nun zaferidir. ölüm Orucu gibi büyük bir direnişte hapishanedeydiniz ve bu direnişin içinde yer aldınız. Ölüm orucu çok büyük bir direnişti ve büyük bedeller ödediniz. 12 Şehit vererek zaferi kazandınız. O sürece yeniden gittiğimizde neden ölüm Orucu dediniz, Ölüm Orucuna gitmenin tutsaklarda yarattığı ruh halini, o günlerde yaşanan coşkuyu, duyguları tekrar anlatabilir misiniz? "Saldırı hapishanelerle sınırlı olmadığı için eylem biçimi dışarıya da güçlü mesajlar verecekti. Bu güçlü mesajlar neydi? Birincisi, devrimci kararlılıktı, devrimci iradeydi, ideolojik sağlamlılıktı, ideolojiye bağlılıktı, halka bağlılıktı, örgütlü mücadeleydi bütün bu mesajları içinde barındırabilecek en etkili eylem biçimide Ölüm Orucu'ydu." HAVVA SUİÇMEZ (Sağmalcılar Hapishanesi Ölüm Orucu1. Ekip Savaşçısı) : Neden Ölüm Orucu dendi? Saldırı dalgası düşünüldüğünde hapishanelerdeki somutlanan direnişin çok net mesajlar vermesi gerekiyordu. Böyle bir saldın dalgası içinde Ölüm Orucu'ndan başka bir alternatif yoktu. O dönemde süresiz açlık grevi tartışmaları oldu, farklı eylem biçimleri de gündemdeydi. Fakat bunlar tek başına bu saldırılan püskürtebilecek ve mücadele mesajı verebilecek yeterlilikte değildi. Farklı süreçlerde bu eylem biçimleri kullanılabilirdi, kullanılmıştıda zaten. Ama artık l Mayıs 96'yı ifade ediyoruz, Gazi katliamı ve ayaklanması, hapishanelere yönelik saldırılar, Eskişehir Tabutluğu'nun açılması tüm bunların ardından burada devrimci anlamda iradeyi ve kararlılığı ifade etmek gerekiyordu. Saldırı hapishanelere sınırlı olmadığı için eylem biçimi dışarıyada güçlü mesajlar verecekti. Bu güçlü mesajlar neydi? Birincisi, devrimci kararlılıktı, devrimci iradeydi, ideolojik sağlamlılıktı, ideolojiye bağlılıktı, halka bağlılıktı, örgütlü mücadeleydi bütün bu mesajları içinde barındırabilecek en etkili eylem biçimide Ölüm Orucu'ydu. Dolayısıyla da Ölüm Orucu gündeme gelmeden ölüm Orucu konuşuldu, tartışıldı, ona yönelik hazırlıklar başladı ve ölüm orucunun o sürece ne kadar denk düşen bir eylemlilik olduğu ilerleyen günlerde daha baştan görmeyenler için bile çok açık olarak görüldü. Yani daha sonraki süreçte dışarıdaki hareketlilik, dışarıyla bütünleşme Ölüm Orucu'nun ne kadar doğru bir eylem biçimi olduğunu herkesin gözlerinin önüne serdi. En sonunda da düşman yenilgiye uğradı. Sonuç olarak devrimci kararlılık, devrimci irade kazandı. MEHMET AKDEMiR: (Sağmalcılar Hapishanesi ölüm Orucu 1. Ekip Savaşçısı): Kapsamlı, halkı teslim alabilecek saldırıları geri püskürtmek; bu saldırıların odağında hapishaneler, devrimci tutsaklar olduğu düşünüldüğünde tek eylem biçimi devrimci tutsakların inançları için kendini feda edebileceğini, halkları için kendilerini feda edebileceğini gösterebilecek bir eylem biçimiydi. Bununda tek adı vardı, ölüm Orucu. OLUMU HÜCRE HÜCRE YENENLERİ HACI DEMİR: (Konya Hapishanesi ölüm Orucu 2. Ekip Savaşçısı): Lokal düzeyde yapılan açlık grevleri sonuç alma açısından etkisini kaybetmişti. Açlık grevine başladığımızda ölüm Orucu'nun olabileceğini biliyorduk, bekliyorduk. Kendimizi buna hazırlamıştık ve layık olmaya çalışıyorduk. Ki öncesinde de böyle bir tartışmamız vardı. Gerek ailelerimizle ilişkilerimizde, gerek yoldaşlarımızla yapılan mektuplaşmalarımıza bu yansıyordu. Çevremizi, kendimizi Ölüm Orucu'na hazırlıyorduk. Bu bir hazırlık süreciydi. HAVVA SUİÇMEZ: Diyarbakır'da açlık grevi sürüyordu. Bizde havalandırmada genel süreci tartışıyorduk. O dönemde Diyarbakır'daki açlık grevi bitince biz dedik, "süreç hızlı geçecek, kıran kırana bir mücadele olacak." Bunlar tartışıldı ilerleyen günlerde. ölüm Orucu, kafalarda şekillendi. Ölüm Orucu gündeme gelince gönüllüler kendini ifade etmeye başladı. Çok fazla sayıda gönüllü vardı gerçekten. Koğuşun havası tamamen değişti. Mesela uzun süreli açlık grevindeydik ama çalışmalar çok yoğundu, programlar yapılıyor,

5 19 Temmuz 1997 ÖLÜM ORUCU tiyatrolar yapılıyor. Yani çalışmaların havası, tartışmalar değişti. Ondan sonra kim acaba hangi ekipte yer alabilecek diye düşünülüyordu. Herkes kendine, başkalarına o gözle bakıyor, listeler çıkartılıyordu. Herkes kendince listelere birilerini koyuyordu. Sonra Ölüm Orucu gönüllüleri. Zaten kendilerini ifade etmişlerdi. Ölüm Orucu ekipleri açıklandığında, netleştiğinde birinci ekiptekilerin ayakları yerden kesilirken, ikinci ekipteki bazı arkadaşlar biraz buruktu; yani bizde olmalıydık der gibiydiler. Ondan sonrasında da şu yanıyla çok güzeldi. Yani biz şuna benzetiyorduk tam bir cephe savaşı. Mevziye doğru ilerleyen ondan sonra etrafı çevreleyenler, lojistik desteği vs. her şeyiyle birlikte tam bir cephe havasındaydı aslında destek açlık grevleri ve ekiplerin oluşması. Kazanacağımız konusunda herkesin kafası çok netti ama şunu da biliyorduk; zorlu bir mücadele olacak. Bunu çok iyi biliyorduk. Kazanacağımız konusunda herkesin kafasının çok net olmasının bence temelinde tek şey vardı. Kendi yapılanmasına olan güven, kendi özbenliğine olan güven. O yanıyla herkes kendini çok rahat emanet etti denilebilir. Öyle bir gönül rahatlığıyla başlandı Ölüm Orucuna ve büyük bir coşku hakimdi. Ölüm Orucu töreninin yapıldığı gün yani bant takma töreninin yapıldığı günün akşamı tören bittikten sonra dışarıya çıkıldı ve havalandırmada halaylar çekildi. Biz Ölüm Orucu ekibinde yer alanlar hemen hemen hepimiz omuz omuza halay çekiyorduk. İlginç'te oradaydı. Ve İlginç'le birinci ekipte yer alan bir başka arkadaşın arasında şöyle bir dialog geçmişti. İlginç Ümraniye'deki çatışmada yer almıştı ve Ümraniye'deki çatışmada yaralanmıştı. Yaralandıktan sonra tedavi amacıyla Bayrampaşa'ya gelmişti, o zaman ekipteki diğer arkadaş ona İlginç' dedi. "Ben o zaman Ümraniye'ye gelmek istiyordum, bir türlü gelememiştim. Şimdi kısmetmiş birlikte aynı cephede savaşacağız" diye ifade etmişti. O zaman ilginç bayan arkadaşa "cephe her zaman var şimdi de o cephede mücadele edeceğiz" demişti. Orada halay çekerken daha sonra kendi aramızda duygularımızı konuştuk. Herkesin kafasından şöyle geçmiş bundan bir süre sonra bu havalandırmada zafer halayı çekilecek ama içimizden birileri bu halayda olmayacak. Bu düşünce herkesin aklından şu ya da bu şekilde geçmişti. Daha sonra ki konuşmalarımızda vardı. Bu konuşmalar sırasında İlginç'te vardı aramızda. Örneğin Yemliha'yı hatırlıyorum ben. Yemliha çok kıpır kıpırdı, çok heyecanlıydı, herkesle hatıra fotoğrafı çektiriyordu, espriler yapıyordu. "Gelin, yarın birgün şehit düşeceğiz geride bir takım şeyler kalsın" diyordu. Anı yani bu mücadeleyi ifade eden bir takım belgeler kalsın şeklinde. Berdan'ın özel bir yeri var. Eylemin ilk şehidi düştüğünde o sırada biz Berdan'ın yanında değildik, Berdan, "İlk şehit bizden olmalıydı" demiş. Ve Berdan başından beri böyle bir kilitlenmişlikle hareket etti diye düşündük. Öylesine büyük bir coşkusu vardı Berdan'ın. Böylesine duygularla doluyken bir taraftan da yoldaşlarına karşı duyarlılık, ilgi vardı Berdan'da. Karşılaşdığımız zamanlar oluyordu. Bir görüş günü bizim koğuşta bir bayan arkadaşla karşılaşmış, kendisi sedyedeydi o zaman. Görüş kabininde bayan arkadaşa sürekli "aman söyle onlara suyunu şöyle alsınlar, şekerini böyle alsınlar, şöyle hareket etsinler kendilerine iyi baksınlar" falan diyor. Yani Berdan'ın bir tarafta eylem içerisinde eylemin ilk şehidi bizden olmalı yanı varken bir taraftan da böylesi bir duyarlılığı var. "O neyapıyor, bu neyapıyor, durumları nasıl" diye soruyor. Ve bunları söylediği anda kendisi damlalıkla su alıyor. Çok büyük bir coşku ile başladı Berdan. İlk rahatsızlanan arkadaşlarımızdan biri oldu. Ve daha sonra ki günlerde bilinci kapandı. O ana kadar sürekli çevresiyle ilgiliydi. Çevresine birşeyler vermeye çalışıyordu, bunu başında nöbet tutan arkadaşlar çok açık ifade ederler. Öyle bir duygu ki herşey çok daha anlamlı geliyor. Yaşam çok daha anlamlı. Yani belki daha öncesinden farkına varamadığın herşey, her hareket her davranış, yaşamdaki her olay senin için çok daha anlamlı oluyor. O zaman biz ölmeye de hazır olunca, yaşam çok daha anlamlı oluyor diye bir sonuç çıkarmıştık. HACI DEMiR: Bizim koğuşta "Bizim koğuşta Ölüm Orucu'na giden bir arkadaşımızın okuma yazması dahi yoktu. Çok yeni bir insan, köylü bir arkadaş. Bizi tanıyan altı ay olmuş. Dışarıda bizimkilerle merhabası var. Ondan sonra bir operasyonda merhaba dediği için gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bu arkadaş tüm karşı çıkmalarımıza hatta onaylamamasına rağmen fiili olarak, pratik olarak Ölüm Orucu'na girdi. Engel olamadık bende öleceğim dedi." Ölüm Orucu'na giden bir arkadaşımızın okuma yazması dahi yoktu. Çok yeni bir insan, köylü bir arkadaş. Bizi tanıyalı altı ay olmuş. Dışarıda bizimkilerle merhabası var. Ondan sonra bir operasyonda merhaba dediği için gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bu arkadaş tüm karşı çıkmalarımıza hatta onaylanmamasına rağmen fiili olarak, pratik olarak ölüm Orucu'na girdi. Engel olamadık bende öleceğim dedi. Yine içimizde çok yeni olan genç bir arkadaş ailesine bir mektup yazıyor. Şöyle diyor mektubunda "bu düzen partilerinin hepsi yalancı. Biz o kadar direndik, açlık grevi yaptık Ölüm Oruçlarına yattık hiçbiri bir şey demedi. Ama DHKP Genel Sekreteri Dursun Karataş bize bir telgraf çekerek kutladı" diyor ve sonunu şöyle bağlıyor "düzen partilerini bırakın bundan sonra DHKP'ye oy vermenizi istiyorum". Bir de koğuşumuzda üç tane torun sahibi bir arkadaşımız vardı. Çok saygın inanmış bir insandı ve verem hastası olmasına rağmen başından sonuna kadar Ölüm Orucu'nu büyük bir coşkuyla aldı götürdü bir kere bile yatağa girmedi. Koğuşumuzun motivasyonunda da onun coşkusu çok etkiliydi. Yani yepyeni gencecik insanlarla, torun sahibi insanlar aynı coşkuyla direnişi omuzladılar. MEHMET AKDEMiR: Ben burada İlginç'ten bahsetmek istiyorum. Ölüme kilitlenmenin güzel bir örneğini yaşattı aslında İlginç. İlginç Berdan'ın hemen ardından çok sessiz bir şekilde kimseye haber vermeden şehit oldu. Kendisini ölüme öyle bir kilitlemişti ki kimseye hissettirmemek için büyük bir çaba sarfetti. Dışarıya karşı tepkilerinde ki duyarlıkları hisseden arkadaşlarımıza bunu bile hissettirmemek için öyle bir kilitlenmişti ki "ilginç nasılsın" diyenlere hemen gözünü açıyor ama zorla açıyor "Bende bir şey yok diğer arkadaşlara bakın" diyor sonra kapatmak zorun da kalıyordu. Yani "benimle ilgilenmeyin bende öleceğim. Bir kişi yetmiyor, iki kişi yetmiyor, iki ölüm yetmiyor bende öleceğim" der gibi bir kilitlenme vardı. Ve bu tavrını sonuna kadar sürdürdü. Bir gün boyunca bu şekilde sessizce gitti ölüme. Öyle bir kilitlenme bütün insanlarda vardı elbette ama İlginç'in böyle bir ayrıcalığı da vardı. Berdan'sa hep aynı neşeli coşkulu halindeydi. Özellikle ölüm Orucu kararı açıklandıktan ve Ölüm Orucu gönüllüleri belirlendikten, netleştikten sonra havalandırmada var olan görüntüyü tarif etmek gerekir. Şimdi herkes bekliyor ekiplerde kim olacak diye. Herkesin yüreği kıpır, kıpır. Açıklama netleştikten sonra bazı arkadaşlarda burukluklar oldu. Berdan'ın yüreği kıpır kıpır ama şu duyarlılığı da vardı. Buruklaşan arkadaşlara dönük "ya niye böyle oluyor, böyle olmamalı" diye düşünüyordu. Elde değil tabiki. Herkes çekildi bir kenara havalandırma boşaldı. İnsanlar bir köşede kendi başlarına "ben niye KAVGAMIZDA YAŞATIYORUZ HALK İÇİN KURTULUŞ olamadım" diye düşünüyorlar. Bu böyle olmaz dedik ve konuşma kararır aldık. Hemen o arkadaşlardan birinin yanına gittik. "Niye böyle oluyor?" dedik, tabi arkadaşlarda "size kolay siz seçildiniz" diyorlar. Olsun böyle olmamalı şeklinde bir sohpet yürüttük. O zaman anlımıza bağlayacağımız bantların hazırlığı vardı. Birlikte o bantları hazırlamaya gittik. O havayı değiştirmeye çalıştık ve Berdan'ın çabalarıyla bir süre sonrada değiştirdik. HAVVA SUİÇMEZ: Ölüm Orucu başlamadan kısa bir süre önce bizim bir programımız vardı. '84 Ölüm Orucu anmasıydı. Herkes kalkıp düşüncelerini anlatıyordu. Herkes şehit düşüş anını tartışıyordu. Berdan'da kalkıp söz almıştı. Şu sözünü çok iyi hatırlıyorum. "Tek başına şehitlik anını ele almamalıyız. Şehitlerimizin tüm yaşamını öğrenmeli ve onlardan ders çıkarmalıyız" özellikle buna vurgu yapıyordu. Yani söyleşi bir vurgu vardı, nasıl yaşadıklarım öğrenmeliyiz, nasıl yaşadıkları bize ders olmalı ve ona göre kendimizi yenilemeliyiz şeklinde ifadeleri olmuştu Berdan'ın. 84 Ölüm Orucu'nun yıldönümüydü. Zaten Berdan'da gönüllü olduğunda söylemişti. "İlk örgütlenmeye yaklaşmam 84 Ölüm Orucu'nun etkisiyle olmuştu. Bende çok özel bir yanı vardır. Direniş Ölüm Yaşam kitabının çok büyük bir etkisi olmuştur" diyordu. MEHMET AKDEMiR: Tam olarak şöyle diyordu Berdan; şehit olmak bir sonuçtur bir devrimci açısından. Asıl olan şehit olana kadar ki yaşamıdır. O yaşamda onu şehitliğe hazırlayan o kararı aldırmaya hazırlayan kendini feda etmeye hazırlayan o süreci anlamalıyız, şehitlerimizin yaşamlarını anlamalıyız. Asıl olan bizi ilerletecek, bizi yenileyecek, geliştirecek olan da budur diyordu. Yoksa şehit olmak bir sonuçtur bir bütün olarak yaşamı incelendiğinde en son nokta şehitliktir. Böylesine bir coşkuyla girdik Ölüm Orucu'na ve kazandık. Çünkü en başından herkes zafere kilitliydi. Eylem sonunda büyük bir zafer getirdi. Evet büyük bir zaferdi. Öylesine büyük bir zafer ki dünyayı sarsan dünyada depremler yaratan beyinlerde depremler yaratan sarsıntıya yol açan bir zaferdi. Halka yönelik, Türkiye halklarına yönelik böylesine büyük ve kapsamlı saldırıyı olduğu yerde durduran geri püskürten bir zaferdir. MGK'sıyla, özel timiyle, polisiyle, güvenlik örgütleriyle tüm bu kurumlarıyla faşizmi geri püskürttük. İlginç'in annesine yazdığı bir mektupta vardı. "Bugün düzenin sadece halka zulmeden kurumları çalışıyor onun dışında hiçbir kurum çalışmıyor

6 HALK İÇİN KURTULUŞ çalıştırılmıyor" demişti İlginç. Gerçekten öylesine büyük bir zafer ki faşizmin kurumlarım yendik diyordu. Ölüm Orucu bu kurumları yenilgiye uğratan onlara diz çöktüren bir zafer olmuştu. Bu zaferi 27 Temmuz günü kazanmadık aslında. Bu zaferi ilk şehidi verdiğimizde kazandık. Ondan sonra ki şehitlerimizle de tek tek zaferi pekiştirdik. Onlar ölmezler hiçbir şey ölmeye değmez dediklerinde biz ilk şehidimizle bu düşünceyi darmadağın ederek yendik. Bütün ülke ayaklandı, bütün ülkede beyinler ayaklandı. Ve her şehidimiz zaferimizi perçinleyen oldu. Baştanda söylüyorduk zaferi şehitlerimizle kazanacağız. Dediğimizi yaptık verdiğimiz her şehitle zaferi daha da güçlendirdik. 27 Temmuz günü Yemliha'nın şehit düşmesiyle birlikte oligarşinin, egemenlerin etekleri tutuştu ve masaya oturmak zorunda kaldılar. Geri adım atmak, diz çökmek zorunda kaldılar. Bu yönüyle çok büyük bir zaferdir, bir bayram havasıydı bizim açımızdan. O halimizle bile halay çekmek istiyorduk. Öylesine büyük bir zaferdi yani. Eylemin şehitlerin ve kazanılan zaferin ardından faşizm, daha sonra masada kabul ettikleri şartların reddine giderken, bir yerde boyun eğmiş olmanın hazımsılığını yaşarken, reformist çevrelerden de zafer kazanılmadığı, hatta boşa olunduğu yolunda yaklaşımlar oldu. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? HACI DEMİR: Yalnız halkın bir sözü vardır. "Anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna az" böyle büyük bir zaferin hazım da ancak bu zafere inananlar, bedel ödeyenler anlayabilir. Bu güne kadar bedel ödemeyenler, ödenen bedellerle kazanılan siyasal ortamda bugün bol bol konuşabiliyorlar. Ama o günkü şartları düşünsünler. Ölüm Orucu öncesi büyük bir saldırı vardı. Televizyonlarda seyrediyorduk. İHD ve belli DKÖ'ler büyük postanede telgraf çekmek istiyorlar ve beşinci sıradan bir polis amiri İHD başkanına ve diğer Demokratik Kitle Örgütlerinin temsilcilerine el hareketleriyle "yok kardeşim çekemezsiniz" diyor ve insanlar dağılıyorlar. Bir telgraf dahi çekemiyorlar. İşte o günkü koşulları gören bilen ve o koşullara rağmen mücadele eden insanlar zaferin kıymetini biliyorlar. Yoksa biz bedel ödemişiz, ondan sonra koşullar yaratılmış. Bu '84 Ölüm Orucu içinde aynıdır. 12 Eylül sonrası yaprak kımıldamıyordu. '84 Ölüm Orucu mücadelenin önünü açtı.yani o zaman bırakalım devrimciliği demokrat sözünün bile kullanılmasına izin verilmediği bir ortamda analar Taksim Meydanına 14 TEMMUZ DİYARBAKIR ŞEHİTLERİ Diyarbakır zindanı cehennemin bir yüzüydü adeta. Kürt yurtseverler 12 Eylül'ün ilk şokuyla faşizmin saldırısı karşısında geçici de olsa yenildiler. Yenilginin etkileri zindanlarda daha yıkıcıydı. Teslimiyet ve ihanet yolunda hızla baş aşağı kayış başlamıştı. İlk anda, faşizmin politikasının çözümleyememişlerdi. Faşizm, direnişten başka birşey anlamaz ve geri adım atmazdı. Faşizm tek bir koşul öne sürüyordu Kürt yurtseverlerine: "Ya ihanet ya da ihanet!" Kürt yurtseverler bunu siyasal özlerine sindiremediler, sindiremezlerdi. Herşeyi göze alarak direnişe atıldılar. Direniş bedel istiyordu. Can istiyordu. Hem de bir, iki, üç, beş on değil, onlarca... Direniş bayrağım yükselttiler. Onurla, siyasi kimlikle, ulusal kimlikle yaşamanın bedelini de ödediler. Hem de en zorlu biçimde... Mamak gibi teslimiyeti yaşamıştı Diyarbakır. Ama Diyarbakır Mamak olmadı. Çünkü herşeye rağmen ölmesini bilmişlerdi. Mamak'ın, Mamak'taki Devrimci Yol'un teslimiyet çizgisinin yapamadığı buydu. Teslimiyete ve ihanete karşı bedenlerini açlığa yatıran, ölüm orucu gibi zorlu bir sürece atılan Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek Temmuz'unda şehit düştüler. 12 Eylül zindanlarmdaki insanlık dışı uygulamalara karşı kendilerini feda etmekten çekinmediler. Zindanlarda direnişe ışık tutanlardan oldular. çelenk koydular. Şimdi birçok devrimci, sosyalist geçinenlere de sormak gerekir ne bedel ödediniz? Bedel ödediniz mi? Zaferi anlayabilmek için düzenle cepheden, karşı karşıya bir savaşın içinde olmak gerekir. Bu savaşın içinde olamayanlar kazanılan zaferi anlayamazlar. MEHMET AKDEMiR: Zaferi anlayabilmek için düzenle cepheden, karşı karşıya bir savaşın içinde olmak gerekir. Bu savaşın içinde olamayanlar kazanılan zaferi anlayamazlar. Düzenle böyle cepheden karşı karşıya olmayanlar, düzenle cepheden karşı karşıya duran, onları masaya oturtan, onları yenen, kendi taleplerini onlara kabul ettiren ve bu savaşı kazananların kazandığı zaferi anlayamazlar. Anlayamamaları da doğaldır. Çünkü onlar böyle bedeller gerektiren bir savaşı sürdürmüyorlar. Savaşı sürdürenler, bedeller ödeyenler onlar. Ancak bu zaferi o açıdan onlar tarafından anlaşılmaması normal. Evet o beğenmedikleri, düşüncesine değer vermedikleri halk, zafer kazandığını anladı. Halaylar çekti, dışarı da zaferi kutladı. Ama onlar hala anlamadı. HACI DEMiR: Bugün reformist politikaları yapan, yaşam tarzları itibarıyla, halktan soyut, halka uzak olup amatör politika yapanları, o günlerde sokaklarda göremedik. Yollarda sürüklenenlerin yanlarında değillerdi. O gün başörtülüler vardı. Başında örtüleri olan yaşındaki analarımız vardı. Halk vardı. O gün orada bir cephe savaşı vardı. Savaşın en kızıştığı, çelişkilerin en keskinleştiği anda her zaman ki gibi ortada durmak mümkün olmaz. Orada ya devrim safında olacaksın ya karşı devrimci. Ya halk safında yer alacaksın ya düşmanın. O gün bugünkü şartlarda hala sol adına politika yapanlara bir bakalım. O zaman Ecevit'le aynı dili kullandılar. Ecevit Ölüm Orucu'nu, boğaz köprüsünden atlamaya benzetti. Onlar farklı bir dille siyasi intihar dediler. HADEP'in den tut İHD'sine kadar çağrılar yaptılar. Nitekim Diyarbakır Hapishanesinde süren açlık grevinide bıraktırdılar. Bu bize çok büyük bedele maloldu. Çünkü burjuvaziyi umutlandırdılar. O güne siyasi intihar diyenler, bugün bu anlamda bir panel düzenleyebilirler mi var mı ki o cesaretleri, yok. MEHMET AKDEMiR: O gün açısından zaferin hemen ertesinde "zafer kazanmadınız" diyenler dönüp kendilerine bakmalıdır. Hangi zaferi kazanmışlar hangi başarıları edinmişler. Bugün onu diyenler dönüp kendi tarihlerine bir baksınlar kendi yenilgilerini görecekler, kendi teslim oluşlarını görecekler ama bedeller ödeyenler hiç teslim olmadılar. Hiç teslim olmayacaklar. Zaferimiz sürüyor çünkü bugün halkımız generallerin, patronların değil halkın yaptığı anayasayı halk anayasasını tartışıyor. Halk anayasası taslağının valilik tarafından iptal OLUMU HÜCRE HÜCRE YENENLERİ edilen tanıtımına gelen bir gazeteci "biliyormusunuz" diyor, "bu devlete büyük bir kafa tutuştur". Evet kafa tutuştur. Halkın kafa tutuşudur. 82'den bu yana cunta anayasası ile yönetilen bu ülkede artık biz sizi istemiyoruz. Halkın anayasasını, halkın yönetimim istiyoruz diyen halkımızla birlikte zafere yürüyoruz. Teşekkür ederiz.* "Şehit olmak bir sonuçtur bir devrimci açısından. Asıl olan şehit olana kadar ki yaşamıdır. O yaşamda onu şehitliğe hazırlayan o kararı aldırmaya hazırlayan kendini feda etmeye hazırlayan o süreci anlamalıyız, şehitlerimizin yaşamlarını anlamalıyız. Asıl olan bizi ilerletecek, bizi yenileyecek, geliştirecek olan da budur"

7 19 Temmuz 1997 ÖLÜM ORUCU 7 tim O rııcıı VE TUTSAK AİLELERİ Hapishanelerden, tutsaklardan söz edildiğinde akla ilk gelen şüphesiz işkence, zulüm, katliamlar ve direnişlerdir. Ama bu saldırıların hedefi olan ve saldırılar karşısında direnen sadece tutsaklar değildi. Özverileriyle, fedakarlıklarıyla, yaşlı bedenlerine rağmen genç yürekleriyle, bitip tükenmek bilmeyen enerjileriyle, sonsuz bir sahiplenme duygusuyla evlatlarının mücadelesine sahip çıkan tutsak aileleri de dikilmişti faşizmin karşısına. Eğer oligarşi yıllardır estirdiği terörle, katliamlarla, işkence ve akla hayale gelmeyecek yöntemlerle tutsakları teslim alamadıy bunda en büyük / ıpaylardan de tutsak ailelerine aittir* Düşmana karşı kazanılan zaferde, j saldırıların '84 ÖLÜM ORUCU'NDAN '96 ÖLÜM ORUCU'NA 12 Eylülle birlikte tutsak aileleri faşizmin gerçek yüzünü çok daha yakından tanımaya başladılar. "Yaprağın kımıldamadığı" diye tabir edilen cunta yıllarında onlar toplumsal muhalefetin belki de en dinamik gücü oldular. Yıl '81. Metris'te ikinci büyük açlık grevinin sürdüğü günlerde 60 kadar tutsak yakını Selimiye Kışlası'ndaki Adli Müşavirliğe gittiler. Adli müşavir kendileriyle görüşmeyince bu kez dağılmadan orada protesto gösterisi yaptılar. Saldın gecikmedi. Saldıran askerler 10 tutsak yakınını gözaltına aldı. Tutuklanıp Metris'e evlatlarının yanına gönderildiler. Yıl yine Bu kez Aralık'ın 15'i, görüş günü. idare görüş kabinlerinde saldırıyor. 10 gün önce İsmet Taş adlı tutsak tahliyesine birkaç gün kala rahatsızlanmış ve hastaneye zamanında kaldırılmadığı için şehit düşmüştür. İdare suçunu örtmek için yeni bir saldın başlatmıştır. Askerlerin saldırısına aileler sessiz kalmıyor; tepki gösterince, görüş kabinlerinin her iki tarafı birden karışıyor Aileler ve tutsaklar kabinlerde kıyasıya dövülüyorlar. Belki başlangıçta onları harekete geçiren sadece kendi tutsak evlatlarına, yakınlarına sahip çıkma duygusuydu, ama giderek faşizm gerçeğini, mücadele edilmeden hak alınamayacağı gerçeğini kavramaya başladılar. '82'de idam cezasının kaldırılması için kavga veriyorlardı. Bunun için imza kampanyası başlattılar. Gidebilecekleri, oturabilecekleri tek bir kurumlan yoktu. Polis kahvehanelerde bile rahat bırakmıyordu. Gün olmuş mezarlıkta toplanıp verecekleri dilekçeleri orada hazırlamak zorunda kalmışlardı. Ama onlar her türlü baskı ve tehdide rağmen evlatlarına sahip çıkmaktan asla vazgeçmediler. '83 ortalarına doğru oligarşi çok daha kapsamlı bir saldırıya geçip Tek Tip Elbise uygulamasını dayattığında tutsakların dışarıdaki sesi, soluğu yine ailelerdi. Aylarca süren direniş boyunca tutsak evlatlarıyla, yakınlarıyla, eşleriyle görüşemediler. Subayların, askerlerin hakaretlerine maruz kaldılar. Mektuplarına bile el konuldu. Ama inançlarını hiçbir zaman kaybetmediler. TTE uygulamasının kaldırılması, gaspedilen hakların geri alınması için hep tutsakların direnişinin yanında oldular. Devrimci Sol ve TİKB'nin başlattığı '84 Ölüm Orucu içeride olduğu gibi dışanda da bir dönüm noktasıydı. O günler boyunca, 2,5 ay, Metris ve Sağmalcılar'ın önünden hiç ayrılmadılar. ölüm orucunun ilk günlerinde şaşkındılar. Sanki elleri kollan bağlanmış, çaresizdiler. Gözlerinin önünde evlatları ölüme gidiyordu. Ama sonra sessiz kalmakla hiçbir şeyin çözümleyeceğini kavradılar. Ölüm Orucu boyunca KURTULUŞ eylem yapmadıkları tek "bir gün kalmadı. O zamanlar da bazen üçer beşer kişilik heyetler, bazen kalabalık bir şekilde Ankara sokaklarında polis takibi altında yürüyorlar, Cumhurbaşkanlığı'ndan bakanlıklara kadar devletin resmi kapılarını, parti genel merkezlerini zorluyorlardı. örneğin, 8 Mayıs '84 de TBMM önünde oturma eylemindeydiler... Bir hafta sonra bu kez Ölüm Oruççularının ailelerinden 54 kişi Cumhurbaşkanlığı köşkü önündeydiler. Gösteriyi buraya taşımışlardı. Ankara Güven Park'ı eylem alanı yapmışlardı. Burada çadır açıp açlık grevi yapmaya çalışmışlardı Eylül'den sonra Taksim'de ilk eylemi yapan da onlardı. Yıl 1984'tü. Evlatları o büyük ölüm Orucuna uzanacak açlığın içindeydiler. 19 Mayıs törenlerinin yapıldığı Taksim'e çıktıklarında sadece altı ana, üç eş ve bir erkekten oluşan dokuz kişiydiler. Taksim'in göbeğine kadar yürümeyi başarmışlar ve "Cezaevleri Düzeltilsin! Ölüm Orucu'na Son" yazılı çelenklerini anıta kadar götürüp yerleştirmişlerdi. Gelen polis ekipleri saldırmakta gecikmedi. Beyoğlu Emniyet Amirliği'ne götürülüp 13 gün bu işkencehanede gözaltında tutuldular. Sonra tutuklandılar ve Metris'e götürüldüler. Ve düşünmeden onlar da açlık grevine başladılar. O günlerde bu günküyle kıyaslanmayacak kadar yalnızdılar. Kamuoyu desteği bir yana aynı cezaevlerinde aynı koşullan yaşayan Ö.O. direnişine katılmayan diğer tutsakların ailelerinin bile desteğinden yoksundular. O günleri yaşayan bir tutsak yakını duygularını (l U DİRENCftES ıx 11 %i«ti «fuar 1 *»»*» kimsenin reddedemeyeceği bir gerçekliktir. Hak ettikleri saygınlığı mücadeleleriyle kazanmışlardır. Ve bu saygınlığı titizlikle korumak, onlara sahip çıkmak, mücadelelerine destek vermek kendisine devrimciyim, demokratım, insanım diyen herkesin erteleyemeyeceği bir görev ve sorumluluktur. KAVGAMIZDA YAŞATIYORUZ

8 KURTULUŞ 8 ÖLÜM ORUCU 19 Temmuz 1997 şöyle ifade ediyordu: "Ruhumuz ve bilincimiz sarsılıyordu. Yeni bir kimliğe bürünürken, direnenlerin anaları, babalan, yakınları olarak onur acımızın önüne geçiyordu. Birbirimize daha sıkı sarılıyorduk. Biz saflarımızı sıklaştırdık, direnmeyenlerin aileleri bizi tümüyle terketti. Terk etmenin ötesinde, çocukları gibi direnişe karşı cephe alıp, yine çocuklarından kaynaklanan çirkin spekülasyonları dışarıya taşıyorlardı." '96 ÖLÜM ORUCU'NDA DA TUTSAK AİLELERİ MÜCADELENİN EN ÖNÜNDEYDİLER Adalet Bakanı yapılan kontrgerilla şefi Mehmet Ağar'ın çıkardığı 6, 8, 9 Mayıs genelgelerinin kaldırılması için dışarıda ilk protestoları örgütleyen yine ailelerdi. Her zaman olduğu gibi yine tutsakların dışarıdaki sesi, soluğuydular. 20 Mayıs'ta 1500'ü aşkın tutsağın açlık grevine başlamasıyla tutsak ailelerinin mücadelesi de yeni bir boyut kazanmaya başladı. Ailelerin tutsaklara desteğini engellemek isteyen düşman saldırılarını iyice yoğunlaştırdı. Ziyaret günleri artık polisin gözaltı operasyonu ve terör estirdiği günlere dönüşmüştü. Hapishanelere giden yollar kesiliyor, basın açıklaması yapmak isteyen, ziyarete giden, ziyaretten dönen tutsak aileleri, yakınları gözaltına alınarak işkencehanelere taşınıyor, tehdit. ediliyor, hakaretlere uğruyorlardı. Ama yılmadılar. Bir gün Adalet Bakanlığı'nın önüne siyah çelenk bırakıyorlar, bir başka gün telgraf çekme eylemi gerçekleştiriyorlardı. Artık sadece tutsakların sesini duyurmaktan öteye toplumsal muhalefetin en dinamik gücü haline dönüşmüşlerdi. Açlık grevleri yapıyorlar, izmir Buca, Eskişehir tabutluğuna topluca giderek açlık grevindeki tutsaklara güç ve moral taşıyorlardı. Yolları, caddeleri trafiğe kesiyorlar, Taksim'in göbeğinde basın açıklaması yapıyorlar, polis saldırısına uğruyorlar, yerlerde sürükleniyorlar, İzmir'de üzerlerine köpekler salınıyor ama vazgeçmiyorlardı. Oligarşinin başına bela olmuşlardı. Ölüm Orucu'yla birlikte Ankara tutsak ailelerinin sesini daha yalandan duymaya başladı. Değişik illerden, ilçelerden, kimisi işini, kimisi çoluğunu çocuğunu bırakıp koşmuştu Ankara'ya. "Üç küçük oğlum var bıraktım çıktım. Ben birini şehit verdim. İkincisi tutsak, göz göre göre öldürtmem onları" diyen bu analar polis coplarıyla, gözaltılarla durdurulabilir miydi? Onlar artık sadece mutfak işleri yapan, çocuk büyüten düzenin çizdiği kadın tipi değildiler. Evlatlarının mücadelesine sahip çıkarken gördükleri zulüm ve işkencede düşmanı daha iyi tanımışlar, direnişlerde, eylemlerde politikleşerek birer dava insanı, savaşçı olmuşlardır. ölüm Orucu ve Açlık Grevi Direnişindeki evlatlarının soylu direnişlerinin kararlılığını ve taleplerini Ankara sokaklarına taşıyan tutsak aileleri, hemen hergün kentin en merkezi caddelerinde, Başbakanlık ve Adalet Bakanlığı önünde direnişler örgütlediler, yürüyüşler yaptılar. Ankara hemen hergün onların güçlü ve kararlı öfkeleriyle haykırdıkları "Biz Doğurduk Size Katlettirmeyeceğiz", "Evlatlarımız Onurumuzdur", "Zindanlar Boşalsın Tutsaklara özgürlük" sloganlarıyla çınladı. Hergün ölesiye coplandılar. Gözaltına alınıp işkence merkezlerine götürüldüler, tehdit edildiler. Ankara sokaklarını kanlarıyla suladılar, ama merhamet dilemediler. Her saldırıdan sonra daha büyük bir kin ve öfkeyle sayıları daha da artarak zaptettiler caddeleri. Ali Rıza Eroğlu, Nadire Çelik ve Güzel Şahin, evlatları gibi yaşlı bedenlerini ölüm Orucu'na yatırırken diğer onlarca ana baba da açlık grevlerinde, protesto yürüyüşlerinde, işgallerde, bakanlık önlerinde hesap soruyordu. Evlatlarının taleplerini haykırıyorlardı. 27 Temmuz gecesi ölüm Orucu ve Açlık Grevi Direnişi'nin zaferle sonuçlandığı müjdesini aldıklarında, sevinçleri kadar onurlu ve gururluydular. Her düşen şehitte yürekleri parçalanmış, içleri kan ağlamış ama aynı zamanda düşmana vurulan darbenin onuruyla dik durmayı başarmışlar, düşmana boyun eğmeyi hiç düşünmemişlerdi. Artık onlar da öğrenmişlerdi ki zafer şehitlerle kazanılacaktı. Savaşın, mücadelenin gerçeği buydu. Tutsak aileleri 28 Temmuz günü saat 12.30'da, ÖDP Ankara İl Binası önünde kitlesel bir basın toplantısıyla zaferi kamuoyuna açıklarken açtıkları pankarttaki slogan herşeyin bir özetiydi: "Şehitlerimizle Direndik Kazandık". DAHA BÜYÜK ZAFERLERİ ELDE EDEBİLMEK İÇİN OLUMSUZLUKLARI DA DEĞERLENDİRMELİYİZ Evet, zaferi şehitlerimizle kazandık. Onlar bu zaferin mimarı, yapı ustalarıdır. Ve hiç şüphesiz bu zaferde en büyük paylardan biri de yiğitçe bir direniş sergileyen tutsak ailelerine aittir. Ancak yine de bu tutsak aileleri cephesinden de herşeyin olumlu başlayıp bittiği anlamına gelmiyor. Direniş içinde yer alan tutsak ailelerinin kendi içlerinde yaşadığı kimi zaman ortaya çıkan olumsuz gelişmelerden öteye çok daha önemli bir noktanın üzerinde durmak gerekir. Öncelikle üzerinde durulması gereken bu nokta direnişlerde yer alan tutsak ailelerinin kitleselliğinin düşüklüğüdür. Açlık Grevi 1500'ü aşkın tutsağın katılımıyla başlamıştır. Oysa şehitler verilmeye başlandığı, eylemlere en yoğun katılımın olduğu dönemlerde dahi sürekli eylem içinde olan tutsak ailelerinin sayısı bu sayının yarısı kadar olmamıştır. Evlatlarının, yakınlarının durumunu merak edip hapishane kapılarına koşan ailelerin sayısı elbette bu kadar değildir. Ama pek çoğu gelişmeleri uzaktan seyrederken, bir kısmının da eylemlere katılımının sürekliliği sağlanamamıştır Bunun neden böyle olduğu noktasında hem tutsakları, hem de direniş içinde yeralan, eylemleri örgütleyen DETUDAP'lı aileleri ilgilendiren boyutu vardır, ki esasında bunlar birbirinden bağımsız da değildir. Tutsak yakınlarına, ailelerine ulaşma, onlara yaşanan süreci kavratma, mücadele içinde yer almaları için ikna etme ve bunda ısrarcı olma yaşanan en büyük eksikliklerden biridir. Elbette tüm ailelerin politik düzeyinin bir olması beklenemez ve öyle de değildir. İçlerinde devrimci mücadeleye uzak olanlar, o güne kadar devletle, polisle yüz yüze gelmemiş, gelmek istemeyenler, korkanlar, farklı kaygılar taşıyanlar da vardır. Ama tüm bunlar katılımın bu kadar düşük olmasının esas gerekçesi değildir. Bir avuç karşı-devrimci, faşist dışında toplumun vicdanının ayağa kalktığı bir dönemde eylemlere tutsak ailelerinin bu düşük katılımının nedenlerim başka yerlerde aramak kendimizi kandırmak olur. Daha ısrarlı, programlı, disiplinli ve herşeyden önce tüm aileleri mücadeleye ortak etme hedefini temel alan bir çalışmayla ailelerin katılımını çok daha yüksek noktalara çıkarabilmek mümkündü. Bu noktada direnişte yer alan tek tek tüm tutsaklar, örgütler ve DETUDAP bileşenleri, aileleri biraraya getirmek, direnişlerde, eylemlerde yer almalarını sağlamak için ne kadar çaba ve nasıl sarfettiklerini sorgulamak zorundadır. Sürecin tutsak aileleri açısından yaşanan önemli bir diğer eksikliği ise aynı dönemde PKK davasından yargılanan tutsakların aileleriyle, diğer ailelerin ortak bir mücadele platformunda biraraya gelememesidir. Tek tek bazı eylemler ve ölümlerin yaşandığı son süreçte Ankara'daki bazı ortak eylemler dışında bu birliktelik sağlanamamıştır. Ancak bu birlikteliğin sağlanamamasında esas faktör ailelerden çok, Kürt yurtsever tutsakların soruna farklı bakış açısı ve * bu birliğin yaratılmasından uzak durmalarıdır. Bu konuda zaman zaman çeşitli görüşmeler, öneriler yapılmışsa da sonuçsuz kalmıştır. Yoksa aynı sorunları yaşayan ailelerin bu konudaki eğilimleri hep birlikte mücadele etmekten yana olmuştur. GERİYE NE KALDI? Kendi içinde yaşanan eksikliklere ve olumsuzluklara rağmen Açlık Grevi ve ölüm Orucu sürecinde ailelerin hapishane direnişlerinde ve zaferlerin elde edilmesinde oynadıkları büyük ve önemli rol bir kez daha görüldü. Tutsak '84 ÖLÜM ORUCU DİRENİŞÇİSİ DEVRİMCİ SOL TUTSAKLARININ AİLELERE VASİYETLERİNDEN "... Birer devrimci, ölüm Orucu direnişçisi, halkın davasına sonuna kadar bağlı insanların anası, babası, eşi, yakını olduğunuzu aklınızdan hiç çıkarmayın. Acınızı içinize gömün, dışarıya yansıtmayın, metin olun ve olgun davranın, zamanla aşılmayacak hiçbir acı yoktur. Normal yaşamınızı mümkün olduğunca bozmayın. Yaşamın bizim ölmemizle bitmediğini, akıp gittiğini, ayak uydurmak gerektiğini unutmayın! Devrime, davamıza, hareketimize, yoldaşlarımıza karşı gelişebilecek hiçbir duruma girmemeye özen gösterin. Çünkü sizlerin, halkımızın ve ülkemizin gelecek mutlu günleri, yarınlar için onların sizlere ihtiyacı olacaktır. Elinizden gelen yardımı esirgemeyin onlardan. Onlar yaşatacaktır bizleri. Bizlerin direnişi onlarla taşınacaktır geleceğe. Bizler halkımızın gelecekteki güzel, aydınlık ve mutlu günleri için bugün ölümü kucaklıyorsak, boşuna değildir. Her zaman güzel günlere ulaşılabilmesi, karanlığın aydınlığa çıkabilmesi için birilerinin yanması gerekiyor. Bizden önce de yananlar vardı, bizden sonra da olacak. Bu böyle akacak... Milyonlarca bizim gibi yanan götürecek ülkemizi geleceğe, aydınlığa. Eğer sizler bugün bunları kavrayamıyorsanız, gün gelecek mutlaka kavrayacaksınız. Bizim ölümü seçmemizin daha da derinliklerine ineceksiniz. Metin olun! Binlerce şehit düşenin anası, babası, yakınını gözünüzün önüne getirin. Onlar nasıl dayanıyorlarsa bu acıların en büyüğüne, sizler de öyle dayanacaksınız. Bunu bileceksiniz. Onurlu bir yaşamı, onurlu bir ölümle size teslim ediyoruz. Bu her anaya, babaya, eşe, kardeşe nasip olmaz; bu acınızı hafifletmeli, OLUMU HÜCRE HÜCRE YENENLERİ dindirmelidir. insan onuruyla yaşar, yaşamalıdır. Onurlu çok kısa bir yaşam, onursuz çok uzun bir yaşamdan her zaman yeğdir. Bizler siyasi kimliğimizi, kişiliğimizi insanlık onurumuzu çiğnetmemek, inançlarımızdan, yaşam değerlerimizden hiçbir ödün vermemek, devletin baskı ve zulmüne boyun eğmemek, teslim olmamak için ölümü seçtik. (...) Boş yere değil, bu kutsal inanç ve ilkeler için ölüyoruz; halkımız da, sizler de zamanla bunları çok iyi kavrayacaksınız. Bu onurlu ölümler sizlere gurur verecek. Size başınız hep dik gezecek kadar zengin, saygın, onurlu bir miras bırakıyoruz. Bu mirasa sahip çıkın, en değerli hazineniz olarak canınız gibi koruyun, asla hiçbir şekilde, hiçbir gerekçeyle kirletilmesine izin vermeyin..."

9 19 Temmuz 1997 ÖLÜM ORUCU 9 aileleri yaşadıkları bu süreçten yeni deneyim ve tecrübeler kazanarak, daha da bilinçlenip militanlaşarak çıktılar. Savaş gerçeğini çok daha yakından bir kez daha yaşarken, düşmanı da daha iyi tanıdılar. Bunlar ödenen bedellerin yanında aileler açısından elde edilen kazanımların önemli bir parçasıdır. Ancak bu süreçte elde edilen her kazanımın daha sonra korunamadığı da bir gerçektir. DETUDAP çatısı altında bir arada hareket eden ailelerin birliğinin ve mücadelesinin sonraki süreçte daha ileri noktalara taşınabilmesi olanağı vardı. Ama bu sağlanamadı. Ölüm Orucu'nun zaferle sonuçlanmasından sonra zafer sarhoşluğuna kapılan oportünizm DETUDAP çalışmalarını adeta askıya aldı. Kimi toplantılara gelmedi, kimi DETUDAP'ı kullanmaya yöneldi. Sonuçta DETUDAP, içinde siyasal bileşeni çok, ama kitlesi DHKP-C tutsaklarının ailelerinden oluşan bir yapıya büründü. içinde bulunulan durumu ilgili taraflara ileten Haklar ve Özgürlükler Platformu bunun nedenlerinin ortaya konmasını ve gerekli ilginin gösterilmesini istedi. Ancak ilgili taraflardan girişimde bulunmaları bir yana talebine cevap bile alamayan HÖP bir süre sonra DETUDAP'tan çekildiğini açıkladı. Bu noktada oportünizmin fırsatçılığı, rekabetçiliği bir kez daha ortaya çıktı. Haklar ve Özgürlükler Platformu'nun yazılı talebine cevap bile vermeyen kimileri, sanki böyle birşey yokmuşçasına. geçmişin özeleştirisini yapmadan kimi girişimlerde bulundular. Süreç henüz bir yanıyla "tartışma" noktasında. Ancak bir sonuç ortada; bugün gelinen noktada Açlık Grevi ve Ölüm Orucu sürecinde yakalanan birliktelik tutsak aileleri cephesinde de varlığını koruyamadı. Şimdi herkes kendi örgütlülüğü düzeyinde ayrı kanallardan mücadelesini sürdürmeye çalışıyor. DHKP-C tutsaklarının aileleri yıllardır TAYAD, Özgür-Der, TİYAD geleneğinde yürüttükleri mücadeleyle, ödedikleri bedellerle, elde ettikleri tecrübe ve birikimle her zaman olduğu gibi bugün yine mücadelenin en önündeler. Yine düşmanın en ağır saldırılarıyla karşı karşıyalar. Ve yine boyun eğmeden, düşmanın önünde diz çökmeden, yeni bedeller ödeyerek düşmanın saldırılarını göğüslüyor, mevzilerini koruyor, evlatlarının, özgür tutsakların mücadelesine sahip çıkmayı sürdürüyorlar. Şimdi görev geçmişten çıkarılacak dersler ışığında düşmana yeni yenilgiler tattırmak ve yeni zaferler kazanmak için, şehitlerimizden aldığımız güç ve kararlılıkla bu örgütlülüğü her geçen gün daha da büyütmek, ulaşılmadık tek bir tutsak, şehit ailesi, yakını bırakmamak, onları hu örgütlü güce kalmak olmalıdır. Gelecekteki yeni zaferleri daha kolay yakalayabilmek bugün gösterilecek çabaya bağlı olacaktır. Ve hiç şüphesiz o en büyük zafer, devrim kazanıldığında da ailelerimiz yine evlatlarının yanında en önde zaferi kucaklayan olacaklardır.* Bir Arap Yurtseverinin Gözüyle ÖLÜM ORUCU VE "DİRENİŞ ÖLÜM YAŞAM" 1984 Ölüm Orucu'nu anlatan "Direniş Ölüm Yaşam" kitabı geçtiğimiz aylarda Arapça olarak yayınlanmıştı. Kitap Arap halkı ve çeşitli Arap örgütleri tarafından ilgiyle karşılandı. Aşağıda kitabın Arapçasının yayınlanması üzerine Ortadoğu'da bir Arap yurtseveri tarafından kaleme alınan bir tanıtım yazısına yer veriyoruz. ÖLÜM ORUCU KİTABI... Şehitlik... tarih boyunca kutsallığın mekanı oldu... Bununla birlikte, mertebeleri var. Çatışmalarda... bazı askerlere bir mermi veya roket isabet eder, şehit olarak ölürler. Veya bir göreve giden bir asker veya görevli kaza geçirir, şehit olur. Bu gibi durumların tümü kadere bağlı. Hepsinden daha kutsal ve daha değerli şehitlik; Gönüllü şehitlik, kaçınılmaz, programlanmış ölüme gitmek, kötüleri gözbebeğinden vurmak veya kutsal olduğuna inanılan bir hedefe ulaşmak için ölümü kazanmak, ölüm Orucu... Bunların zirvesini, hepsinin güzelliğini ve tabii ki zorluğunu gösteriyor. Kendini bir bombayla parçala. Hissetmezsin, seni bir fünye, sesini duymadan öldürür. Zehir içersen, bir saat veya birkaç saat acı çekersin, ardından ölürsün. ölüm Orucu... başka bir konu. Bu deneyi yaşayan devrimcilere sempati duyanı da, tarafsız kalanı da, karşı çıkanı da saygı duruşuna mecbur ediyor. Adlan, onurlan ölümsüzlüğe layık. ölüm her gün tekrar ediyor, ardından her saat, ardından her dakika ve ardından her saniye... buna eşlik eden korkular, dayanılmaz itici bulanıklıklar da... Acılar üst boyuta ulaşıyor. Yaşam istek üzerine istek gösteriyor. Bütün isteklerin önünde durma sürdürülüyor. En başta da yaşama isteği. Yemek yemeyi ölene kadar reddetmek, her yönü insanların kaldırabileceğinden daha çok acıyla çevrili. Bu yola başvuranlar, kesin olarak gösteriyor ki, dünyada yaşamaktan daha değerli şeyler var... ve bu şeyler şehitliğin dışında değil, derinliklerinde. Mücadelenin bu güzel sayfasından çıkarak, insanlık ateşinin zirvesine ulaştı Ölüm Oruççular, son için birbirleriyle yarıştılar. Sonunda birbiri ardına gitmeye başladılar. Hiçbirinin boynu bükülmedi. Şu bir gerçek ki, sona kalan daha çok acı çekiyordu. Biri yoldaşlarına diyor ki, "önce ben..." Diğeri cevap veriyor; "Hayır... önce ben." Sanki halaya durmak için yarışıyorlar. Bu insani çatışma şeklinin güçlülüğüne ne erişebilir. Ölüm Orucu kitabının seviyesi konusunun düzeyinden altta değil, okurunu direkt olarak "yaşayan gerçekler"le karşı karşıya bırakıyor. Acı çekenlerle acı çekiyor. Ailesi ve arkadaşlarıyla üzülüyor. Zebanilerin baskısına karşı herkesi kapsamaya çalışıyor ve önyargıya düşmeden kin ve nefret duyuyor. Kan emicilerin hizmetinde çalışanların hepsinin aynı derecede robotlaşmadığını, işkencecileşmediğini, insanlığından soyunmadığını görmek için insanlık yaşamının derinliklerine iniyor. Hemşire, hademe, gardiyan... pis düzenin dünyasından kaçıp derinliklerindeki insanlık duyguları harekete geçiyor. Ellerinden geldiğince, görünüşte çok basit olan yardımlar sunuyorlar. Bu yardımlar gönüllülere acılarını unutturup, paha biçilmez sevinçler veriyor. ölüm olunca, her biri gidenin yanı başına geliyor... Fatih bağırıyor, * «*> fes* jmü diğerleri onunla birlikte tekrarlıyor; "Apolar ölmez!" Biri kendi kendine düşünürken "tek başına" ölmenin kötülüğünü düşünüyor. Kendi kendine soruyor ve sizi de kendi kendinize sormaya yöneltiyor: Eğer zafere ulaşmak için hayata veda etmen dayatılırsa, ne yaparsın? Hayatı bütün kapsamlılığı ve duygularıyla korumak, senin gelip geçici şahsi hayatını vermeyi dayatırsa ne yaparsın? Bir elleriyle hayatın kapısını çalarak, diğer elleriyle de kendi dünyalarını kurmak için kalan son güçlerini kullanarak tavırları tamamlanıyor. Biri... son takatiyle konuşuyor; "Yaşam sürüyor, el ayak henüz bilincin emrinde, o halde çalışmalı, üretmeliyiz." Koğuşta bir çiçek bahçesi yaptılar. KAVGAMIZDA YAŞATIYORUZ KURTULUŞ Kitabın sayfalarındaki güzel akıcılıkla uyumlu olarak konuya uygun mükemmel şiirler giriyor; "Kalbimin yaslı sesinde beslenen gül yaprağı umudum Sabret bu işkencelerde direnişin kökteşsin Kan revan bu bahçede yaşam sarmaşığımız büyüsün... Güneşi içenler... Ölenler dövüşerek öldüler Güneşe gömüldüler...* Apo'nun cesedi önünde (konuşuyorlar): "Al tarih, bu ölüm sana... Al serp onu kavganın ortasına; bire bin veren tohum, bire bir veren tohumla dolu kırmızı bir karanfil gibi..." Hiçbir zaman keşişliği ve keşişleri desteklemedim. Yaşama tutunmak her zaman benim çağrım ve bakış açım olmuştu; Ölüm Oruççular keşiş değiller. Birinin annesi, gelip sağlık yönünden gerilemiş oğlunun direniş azmini gördüğünde ve ölüm hayaletinin her tarafını sardığını hissettiğinde, çıkarken; "şimdi sizin hayatı ne kadar sevdiğinizi anladım" dedi. Bu anne ne kadar haklı, çünkü tek başına bir şahsın hayatı kısa, değerli ve geri getirilemez. Ya bir topluluğun hayatı... ve kuşaklar boyunca... kuşkusuz daha değerli ve daha ulu olmalı. Ki o denizde bir damla olmayı hakedelim. Kendimizi onun sevgisiyle yoğurdukça onun geçici görüntüsünden sonsuzluğuna, sevgiye ulaşabilmiş görelim. Tekdüze görüntüsünden, zengin varlığına... Kendimizi sevmekten insanları ve özgürlüğü sevmeye... ömrü ne kadar uzun olursa olsun kölenin yaşamının değeri ne ki? Ölüm Orucu kitabı etkileyici bir olayı veya olayları anlatan bir kitap değil. Ölüm Orucu, insan bilincinin ulaştığı üst mertebenin anlatımıdır. Halkların ihtiyaç duyduğu bilinç bu. Halkların kötü kaderleri, bedeli ne olursa olsun sömürgeciliğe ve zulme karşı duracak insanlar gerektirdikçe ihtiyaç duyacakları bilinç bu. Kitap en önemli tavırlarda olduğu gibi en ince ayrıntılarda bile doğruya özen gösteriyor. Aşama aşama gerileyen sağlık durumunu tasvir edişindeki canlılık, en yetenekli doktorları bile bilimsel doğruluğuyla dehşete düşürüyor. Her kuşağın okuyabileceği, her kütüphanede bulunmayı ve özellikle çürük kapitalizmin her türlü güzel değeri (adalet, sevgi, özgürlük gibi...) yok etmeğe çalıştığı bu tarihsel aşamada bütün dünyadaki eğitim programlarında okutulmayı hak eden bir kitap. Ey dünya gençleri... Suniliği bırakın. Onurlu bir yaşam sürmek için başka yol göremiyorsanız, ölüme direnin. Apo, Fatih, Hasan, Haydar ve onlar gibi olanlar için ağlanmaz. Onlar örnek alınır. Ölümsüzlüklerinin gizemi bu. Liva iskenderun Sömürgeciliğe Karşı Mücadeleden Eski Bir Mücadeleci Dr. Vehip Ganem

10 HALK İÇİN KURTULUŞ W Oıtun O ölüm Orucu direnişi faşizmin halka ve devrimcilere saldırılarına karşı halkın bir karşı saldırısı, bir hesaplaşma ve aynı zamanda düşmanla yürütülen ideolojik mücadelenin en açık, gözle görülür biçimiydi. Ve elbette bu ideolojik mücadele sadece Marksist-Leninistlerle burjuvazi arasında yaşanmıyordu. Açlık Grevi ve ölüm Orucuna ilişkin yapılan tartışmalar ve yaşanan Ölüm Orucu, süreci burjuvaziyle ideolojik mücadelenin yanında aynı zamanda sol içinde de ideolojik netleşmeyi hızlandıran, aynıların ve ayrıların saflarını belirginleştiren bir işlev gördü. REFORMİZM SADECE SEYRETTİ Reformizm baştan itibaren sürecin dışında kalmayı tercih etti. ölüm Orucu başlamadan çok daha önce kendilerini "Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu", devrimci örgüt ve gruplardan oluşan "Konsey" gibi yapılanmaların dışında tutarak devrimcilerle aralarına kalın bir çizgi çekmişlerdi. Bu çizgi Ölüm Orucu sürecinde daha da kalınlaştı. ölüm Orucu başladığında reformizm şaşkın, ne yapacağını bilemez durumdaydı. Tümüyle politikasız kaldı. Bir yanda faşizmin kendilerini de kapsayan saldırıları karşısında çaresiz, birşey yapamaz durumdaydı. Öte yanda ise açlığa ve ölüme yatarak direnenler, saldırılara karşı bedenlerini barikat yapanlar vardı. Ama bu direniş de reformizmin çok uzağındadır. Ölüme yatmak, "kendi bedenine zarar vermek" onun için anlamsızdır. Yakınlarında yüzlerce tutsak ölüme giderken onlar oturup seyretme becerisini gösterebildiler. Böylece burjuvaziye ne kadar "akıllı", uslu olduklarını, düzen için bir tehlike oluşturmadıklarını bir kez daha ispat etmiş oldular. içeridekilerin tavrı bu olunca dışarıdakilerden de elbette farklı bir tavır beklenemezdi. Bedenler hergün, her saat, her dakika biraz daha eriyip, ölüme biraz daha yaklaşırken, reformizm hiçbir şey yokmuş gibi davranabilmiştir. Onların gündeminde ölüm Orucu diye birşey yoktur. Reformistlerin gazetelerinde, dergilerinde örneğin bir Evrensel de çoğu gün bir burjuva gazetesindeki kadar bile ölüm Orucu haberlerine sayfalarında yer ayrılmamıştır. Halkın en değerli evlatları adım adım ölüme koşmaktadır ama onların gözleri kör, kulakları sağır olmuş, yürekleri nasır tutmuştur. Gaziantep'teki Ünaldı işçilerinin sendikal mücadelesi ile Ölüm Orucu adeta karşı karşıya getirilmektedir. Öyle ki, ölüm Orucuna rııcu SOL VE ilgisizlik alttan alta saldırıya bile dönüşür. Yunus Argüç o günlerde Evrensel'de şöyle yazıyordu: "... Dışarıdakinin kendini içeridekine uyarlaması değil, içeridekinin dışarıdaki mücadelenin gelişme çizgisini ve örgütlü mücadelenin durumunu gözetmesi zorunludur." Bu ne demektir? ölüm orucu gereksizdir, yanlıştır demenin, ona saldırmanın bir biçimidir. İçeride yaptığınız eylemle dışarıdaki mücadeleye yön vermeyin diyor. Peki dışarıdaki mücadelenin gelişme çizgisi ve örgütlü mücadelenin durumu o anda tutsakların haklan koruyacak, onlara yönelen saldırılan durduracak düzeyde değilse ne olacak? Onun tek cevabı vardır: Dışarıdaki mücadele o düzeye gelinceye kadar teslim olmayı kabul edeceksin. Proleter sosyalistlerin tutsaklara önerdiği politika budur. "Dışarıdakinin kendini içeridekine uyarlaması" sözkonusu olmadığına göre ben dışarıdaki işime bakarım, sen ne yaparsan yap, benden birşey bekleme diyor ve öyle de davranıyor. Dolayısıyla dışarıdaki işçilerin ekonomikdemokratik mücadelesi onun için daha önemlidir. Tutsaklar ölüm Orucu'yla uğraşacaklarına bunu gözetmeli, buna destek vermelidirler. Oysa ölüm Orucu gündemi belirlemekte dolayısıyla yıllardır işçi sınıfı edebiyatıyla kendilerini var etmeye çalışan reformistlerin işçilerin mücadelesi üzerinden yapacağı propagandayı da etkisizleştirmektedir. Reformizmin, legalist solun sıkıntısı buradadır. Bu nedenle ölüm Orucunu sadece seyretmiş, yok saymış, onun kendi tabanını da saran etkisini kırmak için kendi ikiyüzlü davranışına teorik tahlillerle haklılık kazandırma çabasına Bugün reformizmin geldiği nokta ve yol aldığı doğrultu dün söylenenleri teyid etmektedir. Ölüm Orucu karşısındaki tavırsızlıkları, ilgisizlikleri, hatta düşmanca sayılabilecek davranışları içinde bulundukları çürümenin boyutunu gösteriyordu ve o çürüme hala sürüyor. Ölüm Orucu reformizmin devrimcilerin mi, düzenin mi yanı tercihini hızlandıran, safını daha da netleştirmesini sağlayan bir işlev gördü. ÖLÜM ORUCU 19 Temmuz 1997 girmiştir. "Evet ne yapmalı? Proleter sosyalist hareketin sermayenin çok yönlü saldırılarına karşı ve emekçilerinin çıkarlarının savunulması için izlediği çizgi tartışma götürmez bir açıklığa sahiptir." Böyle diyordu reformizm. Ve gerçekten çizgisi tartışma götürmez bir açıklığa sahipti. O açıklıkta ölüm Orucunun sermayenin çok yönlü saldırısına karşı cepheden, tüm toplumu sarsan tarzda güçlü bir karşı koyuş olduğunu, savunmayı da aşan bir karşı saldın olduğunu gizlemeye gayreti vardır. O açıklıkta tüm halkın, dostun düşmanın dikkati ölüm Orucu'na kenetlenmişken kendisinin yer almadığı, alamayacağı bir direnişi yok sayma vardır. Ölüm Orucu'na, ölümlere burjuva insan haklan savunucuları kadar bile değer vermeme vardır. ibretlik belgesidir. Ölüm Orucunun ilk günlerinde İstanbul İşçi Sendika Şubeleri Platformu (İİSŞP)'nun toplantısına katılan bir kısım devrimcidemokrat sendika başkanları ve yöneticileri hapishanelerdeki ölüm Orucu'nun gündeme alınması ve tartışılması için önerge sundular. Ancak önerge platformun yürütmesini oluşturan Haber-İş, Tüm-Tis, Petrol-İş ve Basın-İş sendikası yöneticileri tarafından reddedildi. Platformun gündeminde "SSK ve özelleştirmeler" vardır ve yürütme bunun dışında başka bir konu tartışmak istememektedir. Oysa önergeyi verenler iki konunun birlikte tartışılmasına da karşı değildir. Ama içinde boğulduğu ekonomizm bataklığı reformizmi böyle bir öneriyi tartışmayı bile kabul etmeme noktasına getirmiştir. Söz'de Ölüm Orucu üzerine yapılan bir tartışma yazısının "Zafer Kazanmadınız" başlığı ve bir ÖDP üyesinin katıldığı panelde "Haybeye öldüler" sözleri reformizmin Ölüm Orucu'ndan duydukları rahatsızlığı ve hazımsızlığı fazlasıyla ifade ediyordu. Ölüm Orucunun sona ermesinin ardından M. Ali Baran Kurtuluş'ta yaptığı değerlendirmede reformizme ilişkin şöyle diyordu: "... İşçi sınıfı sözleri bunların dilinde sahtekarlığın, ikiyüzlülüğün adı olmuştur. İşçi sınıfı sözleri mücadeleden, bedel ödemekten kaçışlarının kılıfı olmuştur. Mücadele geliştikçe, oligarşi daha fazla saldırdıkça bu reformistler devrimcilerle aralarındaki mesafeyi daha fazla açarak olası baskılardan Aydınlık gibi, kendilerini kurtarma planı yapıyor. Bu çevreler her geçen gün biraz daha gericileşerek, devrimcilere karşı burjuvazinin literatürü ile konuşmaya başlamışlardır." Bugün reformizmin geldiği nokta ve yol aldığı doğrultu dün söylenenleri teyid etmektedir. Ölüm Orucu karşısındaki tavırsızlıkları, ilgisizlikleri, hatta düşmanca sayılabilecek davranışları içinde bulundukları çürümenin boyutunu gösteriyordu ve o çürüme hala sürüyor. Ölüm Orucu reformizmin devrimcilerin mi, düzenin mi yanı tercihini hızlandıran, safını daha da netleştirmesini sağlayan bir işlev gördü. Devrimcilerle arasındaki OLUMU HÜCRE HÜCRE YENENLERİ çizgiyi giderek kalınlaştıran reformizm düzenle daha bir bütünleşmeye yöneldi. Bir kesimi burjuva partileriyle ittifak arayışlarına yönelecek kadar sağa savrulurken, bir kesimi ağzından düşürmediği sokakları hepten unuttu. Şimdi hiçbirinin elinden yasal mitinglerde boy gösterme yarışından başka birşey gelmiyor. Başka birşey yapmaya da niyetleri yok. Devrim, devrimci mücadele onlar için çok uzakta, nostaljik edebiyatın birer parçası artık. OPORTÜNİZM ÖLÜM ORUCU'NUN YÜKLEDİĞİ SORUMLULUĞUN ALTINDA EZİLİYOR Ölüm Orucu sonuçları itibariyle hiç kimse tarafından reddedilemeyecek iki gerçeği ortaya koymuştur. Bunlardan biri, savaş gerçeğidir; ağır bedeller ödenmeden, burjuvaziyle her düzeyde çatışmayı ve bu bedelleri ödemeyi göze almadan ciddi, olumlu sonuçlar alınamayacağı, zaferler kazanılamayacağı gerçeğidir. Bir diğeri ise devrimci güçler birlik olduklarında, doğru politika ve taktikleri hayata geçirebildiklerinde, önemli sonuçlar yaratabileceklerini, düşmanın karşısında küçümsenemeyecek bir güç olabileceklerini gösterebilmeleridir. '84 Ölüm Orucu döneminde solun hemen tamamının dilinden düşürmediği "Cezaevleri merkez değildir, içeriden dışarısı yönetilemez", "Cezaevlerinde siyasi mücadele yapılamaz"; "Ölüm orucu gibi eylemler intihardır, cinayettir" vb. tartışmalarının aşılarak, oportünist kesimden çok daha fazla sayıda ve kitlesellikte Ölüm orucu ve Süresiz Açlık Grevi'ne katılımın olması, üstelik bugün dışarıda mücadele çok daha yüksekken Ölüm Orucu eyleminde çok daha büyük bir birlikteliğin sağlanması devrimci mücadele açısından, sol açısından gelinen olumlu, ileri bir noktaydı. Solun bu noktaya gelmesi elbette kendiliğinden olmadı. Bu bir yerde Marksist-Leninistlerin onyılardır ağır bedeller ödeyerek, şehitler vererek yolundan sapmadan sürdürdükleri mücadelesinin doğruluğunun bir kanıtıydı. Her ne kadar zamanında kavranamasa, kavranmak istenmese de '84 Ölüm Orucu'nun devrimimizde oynadığı tarihsel rolünden, her alanda, şehirlerde ve dağlarda yıllardır şehitler vererek süregelen silahlı, silahsız mücadeleden oportünizmin büyük ölçüde etkilendiğini, bir biçimiyle bu etkinin yönlendirmesiyle hareket ettiğini, doğruya, devrimci olana belirli bir oranda da olsa yaklaştığını göstermekteydi. Ama bu doğruya, devrimci olana belirli oranda yaklaşım oportünizm için hep "belirli bir oranda" kalmış, sonrasında geliştirememiştir. Savaş gerçeğini tüm boyutlarıyla yakalayabilmek, Ölüm Orucu'nda gösterilen kararlılığı, cesareti, özveriyi, fedakarlığı bir çizgi haline getirebilmek, mücadeleye bu çizginin hakim olmasını sağlayabilmek ölüm Orucu sürecinden doğru sonuçlar çıkarabilmekle ve elbetteki bu sonuçlar ışığında politik dönüşümü sağlayabilmekle

11 19 Temmuz 1997 ÖLÜM ORUCU 11 mümkündü. Ama oportünizm bunu yapmadı, yapamadı. Eksiklerini, zaaflarını görüp bunları sorgulamak yerine adeta ölüm Orucu zaferinin sarhoşluğuna kapılarak, zaferin yarattığı etkiden pragmatik biçimde faydalanma yarışına girdi. Küçük burjuva hırs ve rekabet gözlerini körleştirdi. Ve her biri önderlik yarışına soyundu. Örneğin, baştan DHKP- C tutsaklarının önerdiği Süresiz Açlık Grevi'ne bile karşı çıkan, sonra çoğunluk kararına uyarak katılmak zorunda kalan, ölüm Orucu'na karşı çıkıp, Süresiz Açlık Grevi'yle sonuç alacağına inanan, Süresiz Açlık Grevi ile ölüm Orucu arasındaki farkı bile kavrayamayan, küçük burjuva kibirliliği ve rekabetçiliği ile taraftarından kadrosuna kadar tüm kitlesini ölüme sürükleyip tam bir maceracı çizgiyle ölüm Orucu'nun peşinden sürüklenmek zorunda kalan, üstelik bunu "komünist" tavır olarak gösterip, savunduğu biçimiyle yerine de getiremeyen TİKB'ye bakarsanız yine en "öncü" odur. Yine kimileri başlangıçta Süresiz Açlık Grevi'ni gereksiz görmüş, kimisi Ölüm Orucu'na katılmakta tereddüt etmiş, ancak son birkaç gün içinde karar değiştirerek ölüm Orucu'na katılma kararı almıştır. Esasında oportünizm oligarşinin saldırılarının boyutu, hedefleri ve tutsakların bu saldırıları etkisizleştirmede nasıl bir rol oynayabileceği konusunda sürecin bütününü kavramaktan uzaktır. Bu noktada gerek Süresiz Açlık Grevi, gerekse ölüm Orucu önerilerinin DHKP-C tutsakları tarafından gündeme getirilmesi tesadüf değildir. Bu Parti-Cephe'nin Marksist-Leninist çizgisinin, süreci kavramada ve çözüm yolları üretmedeki yeteneğinin bir sonucudur. Bu kavrayış, bu yetenek Marksist-Leninistlerin onyıllardır yüzlerce şehitler vererek düşmanla sürdürdükleri dişe diş savaşta elde ettiği birikimin sonucudur. Buca, Ümraniye, Diyarbakır katliamları savaşın nasıl geliştiği, gelişmekte olduğunu göstermesi açısından en kör gözlerin bile görebileceği kadar açık ve nettir. Teslim olunmak istenmiyorsa, eğer devrim gerçekten isteniyorsa, eğer iktidar gerçekten alınmak isteniyorsa ister hapishanelerde olsun, ister dışarıda legalde, illegalde, şehirde, kırda yürütülecek mücadelenin her günü bir Ölüm Orucu'dur. Savaş gerçeği dediğimiz budur. Her an, her yerde katledilmeye, ölmeye, darbeler yemeye, yeni bedeller ödemeye hazır olmak, buna rağmen düşmanın çok yönlü saldırıları altında dahi devrimin ancak böyle gelişebileceğini bilerek, düşmana darbeler vurmaktan geri durmamak. Düşmana geri adım artırabilmenin de, devrimi kazanabilmenin de başka yolu yoktur. Ancak bu savaş gerçeğini yaşamayanlar ya da kıyıdan köşesinden içinde yer alanlar ölüm Orucu'ndan da gerekli dersleri çıkaramadılar. Onu belli tarihsel süreçlerde ödenebilecek bir bedel olarak gördüler. Halbuki düşmanla mücadelenin her gününü bir ölüm Orucu olarak görmek gerekiyordu. Dolayısıyla böyle görmedikleri için ne ölüm Orucu'nun siyasi hareketlerin omuzlarına yüklediği sorumlulukla hareket edebildiler, ne de Ölüm Orucu'nu bir çizgi haline getirebildiler. Ne kadar çok reklam yapabilirlerse o kadar büyüyebileceklerini sandılar. Yanıldıkları bugün kendi yarattıkları sonuçlarla ortadadır. Oportünizm Ölüm Orucu'ndaki oportünizmin de çok uzağına düşmüştür. Ölüm Orucu'nda yer alıp şehitler vererek tarihi bir sorumluluğun altına girmişler ama sonrasında yüklendikleri bu sorumluluğun, misyonun gereklerini yerine getiremeyerek altında ezilir hale gelmişlerdir. Eğer oportünizm bugün içinde bulunduğu faşır döngüyü, iadelerden koparak marjinalleşmesinin nedenlerini bulmak istiyorsa bunu öncelikle düşmanın saldırılarından, vurduğu darbelerden öteye kendi politikalarında aramak durumundadır. Bunu yapmadığı, yapamadığı noktada çıkış yolu da bulamayacaktır.* BİRLEELİM KAVGAMIZDA YAŞATIYORUZ HALK İÇİN KURTULUŞ ÖLÜM ORUCUNUN BİRLİK ÇAĞRISI HALA GÜNCEL, HALA ZORUNLUDUR... '96 ölüm orucunun yıldönümünde, şehitlerimizin kahramanlığıyla bir kez daha onurlanırken, bu kahramanlığın omuzlarımıza yüklediği görevin ağırlığını duyuyoruz. Büyük ölüm orucunun ilk yıldönümü, bize bu duygulan yaşatırken, bu bir yıl açısından bir muhasebe yapmamız gerektiğini de hatırlatıyor. Bu muhasebenin birçok yönü olabilir ve olmalı; ancak bu birçok yönden biri mutlaka ve mutlaka "birlik" konusu olmak durumundadır. Çünkü ölüm orucu eyleminin en önemli özelliklerinden biri, onun çeşitli siyasi hareketlerin "birlikte" gerçekleştirdiği bir eylem olmasıdır. Birlik konusunda ölüm orucunun gösterdiği yoldan yürünemedi. Tüm gerekçeler ve tartışmalar bir yana ölüm orucundan bir yıl sonrasının çıplak gerçeği budur. Neden? Birlikte ölebilmemize rağmen neden bu birliktelik, asgari boyutlarda bile olsun sürdürülemedi? Reformizm, biliniyor ki o süreçte ne içeride, ne dışarıda birlikteliklerin içinde değildir. Fakat aradan geçen bir yıl içinde reformizmin bu süreci sorguladığı, tartıştığına bir kez olsun tanık olunmadı. Sonraki çeşidi yazılarında, röportajlarında "biz gerçekten de ölüneceğine inanmıyorduk" türünden "samimi itiraflara" rastlanılmadı değil; ama bunu itiraf edenler, bu inançsızlıklarını bile sorgulamadılar. Sorgulayamazlardı. Çünkü bu sorgulama onların devrimden, devrimcilikten ne, kadar uzaklaştıklarını ortaya koymaktan başka sonuç vermezdi. Oysa reformizmin şefleri bunun görülmesini istemiyorlar, çünkü hala "devrimcilik" temelinde etkileri altında tuttukları bir kitle var. Yani kısacası, ölüm orucu sürecinin birlik ruhunun ve pratiğinin zaten dışında olan ve geleceğe yönelik olarak da devrimci bir birlikteliğin sorumluluğunu duymayan reformizmin, ölüm orucunun "birlik" yanına ilişkin bir sorumluluk duyması da zaten beklenemezdi. "Devrimci birlik" konusunda sorumluluk duyabilmek için önce bu kavramın "devrimci"lik yanına ilişkin bir sorumluluk ve pratik gerekirdi. Reformizmin ölüm orucundan sonraki süreçteki gelişimi ise, devrimcilikten bünyesinde kalmış olan yanlarından da "kurtularak" hızla düzenle bütünleşme yönünde olmuştur. ölüm orucunu kimlerin gerçekleştirdiği bellidir. Ölüm orucunun birlik konusunda bizlere bıraktığı mirası sürdürmek de asıl olarak bunların göreviydi. Daha o zaman bunu şöyle tesbit etmiştik; "Türkiye solundaki güçler anlamında ÖDP'si, EP'si bu süreci seyretmiştir. PKK bu sürece katılmamıştır. Bu süreci hem içerisiyle, hem dışarısıyla; hem kitlesel boyutuyla hem askeri boyutuyla öyle ya da böyle savaşan örgütler götürmüştür. Sol söylenildiği gibi güçsüz, etkisiz, sönük olmadığını göstermiştir. Birlik olduğunda, matematik olarak biraraya gelenlerden çok daha büyük bir güç oluşturabileceğini göstermiştir. Bir de ö dogmatizmini yıkabilse, bir de o kendini hapsettiği şablonlardan, kendi güçsüzlüğüne yol açan komplekslerden, çocukluk hastalıklarından kurtulabilse..." Evet, 10 Ağustos 1996 tarihli Kurtuluş'ta bu söylenmiş. Ve ne yazık ki, ne yazık ki, sol "o dogmatizmini" yıkamamıştır bir türlü, "o kendini hapsettiği şablonlardan, komplekslerden" kurtulamamıştır. Ölüm orucunda ağır bir bedel ödenmiştir. Ve ölüm orucu tüm siyasi hareketlere bu bedelin ağırlığından hiç de aşağı kalmayan ağır görevler yüklemiştir. Bu görevleri kaldıramayanların ya da kaldıramayacak durumda olanların ölüm orucundaki birlikteliği sürdürmeleri de mümkün olamazdı. Çünkü ölüm orucundaki birliktelik belli bir çizgi ve anlayış üzerinde sağlanan bir birliktelikti. Birliğin devamı içeride, dışarıda bu çizginin ve anlayışın devamında anlaşmakla mümkün olabilirdi. Ancak tüm bunlara rağmen ölüm orucunun birlik manifestosu, birlik mirası tüm görkemiyle önümüzdedir. Çünkü ölüm orucu, sonrasında siyasi hareketlerin bu misyonu, görevi omuzlayamamalarından bağımsız olarak siper yoldaşlığının görkemli bir örneği olarak tarihimizdeki yerini almıştır. Ölüm orucunun kararlılık, fedakarlık çizgisinde yürüyen, kayıplardan, bedel ödemekten korkmayan Cephe bu mirası da devralmıştır. Cephe bu bir yılda da mirası sahiplenip halk güçlerinin birliği yolunda ısrarcı olmuş, bu doğrultuda yeni adımlar atmış olmanın onurunu taşımaktadır. Propaganda düzeyinde mirası kuşkusuz herkes devraldığını söylemektedir. Şehitler vermiştir, bunu söylemesi de doğaldır. Ancak bugün izlenen çizgi ölüm orucunun çizgisine denk düşmüyorsa, mirası devralma iddiasının da propagandadan öteye bir anlamı olmaz. Olmamıştır da. Ölüm orucunda sorumluluk, fedakarlık, ortak risk üstlenme, ortak bedel ödeme temelinde birleşilmiştir. Ama aynı siyasetlerin çoğunun sonraki sürecinde yine birliklerde sorumluluk üstlenmeme, riskten, fedakarlıktan kaçış, rekabetçilik, söz verip yapmama vardır. Oysa ödenen bedelin mücadelenin yolunu açan, örgütü güçlendiren sonuçlar yaratması, ölüm orucunun çizgisini izlemekten geçmektedir. Bu çizgi mücadeleyi ağır bedeller pahasına yükseltmekte ısrar, halkı örgütlemekte, birliği sağlamakta ısrardır; fedakarlık ve olgunluktur. Cephe bunu başarabildiği için, '84 ölüm orucu gibi, '96 ölüm orucu da Cephe için büyük bir güç kaynağı olmuştur. '96 ölüm Orucunun çağrısı hala güncel, hala önemli, hala gereklidir. Herkesi, yine, geçen yılın o büyük kahramanlığının yaşandığı günlerde 3 Ağustos tarihli Kurtuluş'ta yeralan satırlarla ölüm orucunun gösterdiği birlik yolunda birleşmeye ve mücadeleye çağırıyoruz. "Bu kitlesel, bu destansı, bu ölümüne kahramanlık, değeri bilindiğinde, kısırlıklara, rekabetçiliklere dönüşün önünde barikat olur. Solun çocukluk hastalıklarının çaresi olur böylesi bir kahramanlık. Şehitler büyütür, şehitler olgunlaştım Bundan eminiz. Ölüme yatmada birleşenler pek çok şeyde birleşebilirler. Şimdi Türkiye Solu'nun üzerinde yeni birliktelikleri inşa edeceği çok sağlam bir temeli var. Halkın tüm kesimlerinin birliğini sağlamak için, halklarımızın birliğini sağlamak için güçlü bir mirasımız var. Bu temel şehitlerimizin bedenleriyle örüldü. Yalnızca bu bile bize daha büyük, daha kalıcı adımlar atabilmenin gücünü, cesaretini, olgunluğunu gösterme sorumluluğunu yükler. Tüm devrimci, yurtsever örgüt ve gruplar, tek tek tüm devrimciler, ilericiler bu sorumluluğu zaman geçirmeksizin üstlenmelidir. Bu büyük direniş içende ve dışarıda ancak böyle süreklileştirilebilir. Ölüm Orucu şehitlerine, bu kahramanlığa ancak böyle layık olabiliriz."*

12 KURTULUŞ 12 OLİGARŞİ 19 Temmuz 1997 Oligarşinin Paniği Büyüyor DURUN BU NE TELAŞ, DAHA NE GÖRDÜNÜZ Kİ? Vatan Caddesi'ndeki işkence merkezine DHKP-C savaşçıları tarafından roket atılmasının ardından 14 Temmuz'da da Harbiye Orduevi'ne bir roketli saldırı düzenlendi. Aynı günlerde Tokat ve civarında DHKC gerillalarıyla jandarma-polis arasında çatışmalar çıkması, bu çatışmalarda oligarşinin güçlerinin kayıp vermesi ve aynı günlerde farklı bölgelerde bazı operasyonlar sonucu silahlı birliklerin açığa çıkmasının, oligarşi cephesinde yeni bir panik dalgasına yolaçtığı görülüyor. DHKP-C oligarşinin kurumlarına saldırıyor ve hiçbir kayıp vermeden geri çekiliyordu. Düşmanın ise DHKP- C'nin kaç tane roketi olduğunu hesaplamaktan başka elinden birşey gelmiyordu. Burjuva basın ve televizyonlar, "beş roket var, dört roket kaldı, dört roket daha ortaya çıktı" diye sayıyor boyuna. Basın ve televizyonların aklı evvelleri DHKP- C'nin roketleri biterse eylem yapmayacağını sanıyordu belki de. Harbiye'deki orduevine yönelik saldırıdan sonra medyada yine lavların kullanımına ilişkin programlar düzenlendi, lavlar hakkında bilgiler verildi. Bazıları lavların çok pahalı olduğunu, nerelerde kullanıldığını anlatırken, bazıları ise -ne ilgisi varsa- Gazi olaylarıyla bağlantıyı kurmaya çalışıyorlardı. Esasında oligarşi bu yalan haberlerle lavın halka karşı kullanıldığını yaymak istiyordu, oysa lavların hedefi belli. Hedefte oligarşinin kurumlan var ve bunu herkes görüyor. Bu iki saldırıdan sonra oligarşi kendi kurumlarında daha sıkı koruma önlemleri alarak DHKP-C'nin olası bir saldırısından korumaya çalışıyor. Basına yansıyan haberlere göre Balmumcu'daki MİT binası, Harem'deki Ordu Komutanlığı ile Beylerbeyi Polis Evi gibi istanbul'daki önemli kurumlarda geniş güvenlik tedbirleri alındı. PANİK TA BAŞLARDA Oligarşinin paniğinin kurumlarındaki önlemleri artırmaktan ibaret olmadığının en bariz göstergesi çeşitli kurumların gelişmeler karşısında gösterdiği tavır ve tepkilerdi. Basından olduğu gibi aktaracağımız şu haber, oligarşinin telaşının boyutları hakkında yeterince fikir vermektedir: "Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Gürcistan seyahati dönüşünde ilk iş olarak, kendisini karşılamaya gelen Başbakan Mesut Yılmaz ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'dan DHKP-C'nm roketli eylemi hakkında bilgi istedi ve 'Hepimiz Konuya verdiğimiz önemi en yüksek seviyede tutalım. Gerekeni yapalım. Bunları mutlaka bulmak gerek' dedi." Evet konuya verdikleri önem büyüktü. Çünkü DHKP-C onlar için bir tehditti. Cephe'nin son eylemlerinde oligarşi cephesinden can kaybı verilmemiş olsa bile DHKP- C'nin eylemleri onları yakından ilgilendiriyordu. içişleri Bakanlığı ise 4 Temmuz 1997'de tüm İl Emniyet Müdürlükleri'ne bir yazı göndererek DHKP-C eylemlerine karşı tüm birimlerin uyarılmasını istedi. Yazıda Almanya ve Suriye'de eğitim gören örgütün Silahlı Propaganda Birliği (SPB) üyesi 50 teröristin çeşitli yollarla Türkiye'ye giriş yaptığı ve ikişer kişilik mobil timlere ayrılarak illere dağıldıkları yalanı ortaya atıldı. Ayrıca polis, askeri kuruluşlar ve siyasi partilerin hedef seçildiğini belirterek, "Örgüt, Temmuz'u eylem ayı ilan etti. Gerekli istihbarat çalışmalarını yapan örgüt kamu kuruluşları, asker ve polis kuruluşlarıyla, siyasi partilerin toplantı günlerini hedef alarak ses getirecek eylemler peşinde" denildi. SPB üyelerinin elinde bombaların yanısıra lav, RPG roketatarları ve uzaktan kumandalı patlayıcılar bulunduğu da yazıda yer aldı. KONTRGERİLLA MEDYA ARACILIĞIYLA HALKTA KORKU YARATMAK İSTİYOR "Eylem için Türkiye'ye giren 50 DHKC militanının timler kurduğu belirlendi." "Suriye'den sızdılar" "Suriye sınırından Türkiye'ye sızan yasadışı terör örgütü DHKC'nin silahlı eylem kanadı Silahlı Propaganda Birlikleri üyesi 50 militanın sansasyonel suikastlar gerçekleştirmek için üçer kişilik timlere bölündüğü belirlendi. Militanların Almanya'da siyasi, Suriye'de askeri eğitim gördüğü, eylem amacıyla 30 roketatar ATIN ATIN, NE BİLİYORSANIZ DÖKÜN ORTAYA, BİLMİYORSANIZ UYDURUN! Türkiye'ye 30 gerilla giriş yaptı... Yok yok, gerillaların sayısı 40. Yok Basında 20'den 50'ye kadar varan sayılarda değişik rakamlar yer alıyor. Hepsi polis ve kontrgerilla kaynaklı ama hepsi de birbirinden farklı. Çünkü kontrgerillanın, polisin de bir bilgisi yok, atıyor, uyduruyor. Kamuoyu nezdinde "Herşeye vakıf" görüntüsü çizebilmek için kontra muhabirleri aracılığıyla medyayı "bilgilendiriyor". Ama tüm medya ve tüm kontra, ülkeye girip eylem yapmak için şehirlere dağılmış gerillaların sayısında bir türlü hemfikir olamıyor. Ülkeye nereden girdiler? Meriç'ten geçip geldiler. Yok yok... Hatay'dan. Yok hayır, çoğu Kapıkule'den girmiş... Gerillaların nasıl geldiği konusunda da kafası karışık medyanın ve kontranın. Hepsi olabilir. Türkiye sınırlarının her metresi gerilla için bir geçiş yeri olabilir. O zaman hepsi, tüm kontrgerilla birimleri kendi düşüncelerine göre en uygunu hangisiyse, basına da onu yazdırıyor. Atıyorlar. Atıp, kamuoyuna yine "biliyoruz" havasını yayarken acaba bir açık verdirtebilir miyiz diye de ince kontra taktiklerine başvuruyorlar. Hiçbir halt bildikleri yok. Gerillaların komutanı Semih... Yok yok Tayfur... Yok Tayfun... Atın atın, daha başka bildiğiniz isimler varsa dökün ortaya... Gerillaların komutanını da keşfetmekte gecikmedi burjuva basın. Bildikleri "cezaevi firarileri"nin adlarını şöyle bir gözden geçirip birini ortaya attılar. Hatırlanırsa, DHKC savaşçıları İkiz Kulelere girip Sabancıları cezalandırdığında da ortaya hemen ertesi gün Mete Nezihi Altınay'ın ismi atılmış, eylem emrini onun verdiği yazılmıştı. Oysa Mete Nezihi Sivas dağlarındaydı ve bir süre sonra oradaki bir çatışmada şehit düşmüştü. Ama kontra ve burjuva basın için gam değildi. O hemen eylem emrini veren kişi olarak yeni bir isim ortaya atmakta sakınca görmedi... DHKC kaynakları çeşitli vesilelerle belirtiyor ki, bunların, ortaya atılan bu isimlerin gerçeklerle alakası yoktur. Geriye bize baştaki sözü tekrar etmek kalıyor. Atın atın... Nasıl olsa din kardeşi de değiliz!* OLUMU HÜCRE HÜCRE YENENLERİ getirdikleri saptandı." "Canlı bombalar Ege'de aranıyor." Basında yer alan bu haberler aslında kontrgerilla haberleri. Kontrgerilla halkta korku ve panik yaratmak için bu tür haberleri yayarak aslında kendisinin panikte olduğunu açıklıyor. Evet DHKP-C savaşıyor, her koşulda gelişimini sürdürüyor. Eylemleriyle oligarşiyi tam kalbinden vuruyor. Tedirginliği bundandır. Basında çıkan bu tür haberler bile oligarşinin paniğini açık bir şekilde dile getiriyor. Yine basında yer alan "PKK, DHKP- C örgütü ile işbirliği yaparak Kuzey'e yayılma planları yapıyor. Ordu, Tokat, Sivas hattında eylem yapan örgütler, halkı tedirgin ediyor. Alevi-Sünni bölünmesi yaratmak isteyen militanlar yüzünden geceleri sokağa çıkamaz hale gelen halk, 'Yeni bir Güney Doğu istemiyoruz' diyor."türü kontravari haberler PKK ve DHKP-C'nin yaptığı ittifaktan korkunun dile getirilmesidir. Bunu yazanlar da çok iyi biliyor ki, bölücülük devrimcilerin saflarında değil, oligarşinin saflarında yaratılmaya çalışılıyor. KARADENİZ GERİLLA BİRLİKLERİ, OLİGARŞİNİN KORKUSUNUN "YAYILMASI" Geçen haftaki gelişmeler içinde de çok açık görüldüğü gibi, oligarşinin telaşının bir ayağında Karadeniz ve İç Anadolu'daki devrimci gelişme vardır. Kırlarda da halkın desteğiyle savaş büyüyor. DHKC Recai Dinçel Karadeniz Kır gerillası Silahlı Propaganda Birliği'ne ait bir grup savaşçı, 24 Haziran'da Tokat'ın Niksar ilçesi Kurca Köyü'nde, devlet güçlerinin bölgeye yönelik operasyonları sırasında devlet güçleriyle girdiği silahlı çatışmada düşmana iki yaralı verdirdi. Köylüler bu iki yaralının öldüğünü söylüyorlar,, bilgi henüz kesinleşmiş değil. Başka bir çatışmada, 5 Temmuz 1997 günü Tokat Niksar Şadiroğlu köyü kırsalında oligarşinin güçlerinin düzenlediği operasyon sırasında sabah sıralarında girilen silahlı çatışma sonucunda bir astsubay, bir er öldürüldü. Düşmanın üç de ağır yaralısı bulunduğu belirtildi. Gerilla birliği ise herhangi bir kayıp vermeden geri çekildi. Henüz gerilla tarafından resmi bir açıklamanın yapılmadığı bir diğer eylemde ise, 7 Temmuz'da gece sıralarında Niksar Merkez Karakolu, yine DHKC Recai Dinçel Karadeniz Kır Gerillası Silahlı Propaganda Birliği'ne bağlı bir grup tarafından taciz edildi. Gerillalar bu eylem sonrasında da herhangi bir kayıp olmadan üstlerine geri çekildiler.*

13 19 Temmuz 1997 İNSAN HAKLARI 13 HALK İÇİN KURTULUŞ "Anasol Hükümeti ve Oltan Sungurlu da Tutsakları Teslim Alamayacak" Anasol hükümeti ve Adalet Bakanı Oltan Sungur'lunun "hücre tipi" dayatmaları Susurluk'tan sonra siyasi ve hukuki çöküntü yaşayan devleti kurtaramayacaktır. Oltan Sungurlu 1988 l Ağustos Genelgesiyle "hücre tipi" uygulamasını gündeme getiren bakandır. İlk hücre tipi uygulamasını tabutluklar diye adlandırdığımız Eskişehir E Tipi Hapishanesin'de uygulamışlardı, 'de içeride tutsakların, dışarıda aileler ve DKÖ'lerin açlık grevleri, yürüyüşler, işgaller ve benzeri eylemlilikleriyle kapattırdığımız "tabutluk hapishanesi" 1996'da Mehmet Ağar'ın 10 Mayıs genelgesiyle tekrar açılmıştı. Şu günlerde 1. yıldönümünü yaşadığımız büyük ölüm Orucu eylemiyle Eskişehir Tabutluk hapishanesini siyasilere tekrar ka haftasını doldurdu kayıp ve tutsak ailelerinin Galatasaray Lisesi önündeki oturma eylemi. Dur durak bilmeden yine resimler ellerinde oturuyorlar aileler. Devletin katliamlarını gizlemek için yapılan boş bir kandırmaca ve büyük bir pişkinlikten başka birşey olmayan kayıp insanları bulma arabası yine orada ve aileler sırtları arabaya dönük yarım saatlik sessiz oturmadan sonra Gazeteci Metin Göktepe' nin annesi Fadime Göktepe şöyle konuşuyor:" Gençlerimiz ölmedi. Hepsi sağ ve yanımızdadır. Asıl onlara kastedenler ölmüş. Düzgün Tekin de sağ. Onlar için her hafta buraya geldiğimizi herkes görüyor. Biz evlatlarımız için geliyoruz." Fadime Göktepe' nin konuşmasından sonra basın açıklaması okunuyor. Galatasaray'ın bugünkü konukları yine Kürdistan'dan. Kayıplardan ilki Batman'a bağlı Kesmeköprü köyünde Topkan ailesinin evine gerilla kıyafeti giyen dört 20 Mayıs 1996'da başlayıp 27 Temmuz'da 12 siyasi tutsağın şehit olması ve onlarca direnişçinin sakat kalması pahasına kazanılan Ölüm Orucu eylemi bir siyasi zaferdir. Eskişehir tabutluğunun siyasilere kapatılması ve kabul edilen diğer talepler gibi somut kazanımların yanında faşist devletin hapishane politikasının dünyaya teşhiri, devrimcilerin haklılığı ve devrimci iradenin yenilmezliğiyle ezilen halkların kurtuluş yolunun açılması birlikte mücadelenin gücünü göstermeli ve dünya halklarının uluslararası dayanışmasının yükselmesiyle kazanılan siyasi bir zaferdir, Devletin zaferden sonra içeride ve dışarıda katliamlarını sürdürmesi bu zafere gölge düşüremez. Katliamlar devletin faşist yapısındandır. Katliamlar devletin Susurluk'tan sonra siyasi ve hukuki çöküşünün paniğindendir. Sistemin ekonomik-siyasi krizi giderek derinleşecek ve ordu-siyaset-mafya üçgeninde birleşen kontrgerilla devleti varoldukça katledecektir. Anasol hükümeti basın cezalarına indirimini gündeme almasıyla demokratik açılımlar yapıyor gibi gözüksede işkence, tutuklama, hapishanelerde katletme ve "sessiz imha" bütün hızıyla sürmektedir. Hastaların tedavisi engellenmekte, hastane ve DGM'ye gidiş-gelişlerde fiziki saldırı, sevk, sürgün ve Giresun Hapishanesi'nde olduğu gibi aylarca hücre "cezaları" uygulanmaktadır. Hemen hemen tüm siyasi hapishanelerde insanlık onurunu aşağılayacı dayatmalar ve kazanılmış hakların gasp edilmesi vardır. Kimi hapisanelerde tutsakların basın-yayın alma hakkı gasp edilmekte, kimilerinde arama adı altında yiyecekler ziyan edilmekte, kimilerinde ziyaret hakkı engellemeleriyle, onur kırıcı arama dayatılmaktadır. Ve bütün bu baskıların yanında siyasi tutsaklar Uşak Hapishanesi'nde olduğu gibi sadece adlilerin olduğu hapishanelere sevk edilerek, oradaki uyuşturucu ve fuhuştan gelmiş adlileri siyasilere saldırmaktadırlar. Kimi hapishanelerde Sakarya'da yaptıkları gibi yeni tutuklanmış çeteleri siyasilerin üzerine saldırtmaktadırlar. Bütün bu fiziki saldırı ve hak ihlallerinin yanında da devlet kontra-medya işbirliğiyle yalan ve polis kaynaklı haberlerle tutsakları karalama kampanyası sürdürüyor. Cezaevleri terör yuvası gibi yalanlarla devlet halka uyguladığı terörü ve kendi adı olan teröristi tutsaklara yamamaya çalışıyor. Diğer tarafta ise '88 l Ağustos genelgesini tekrar gündeme getirerek hücre tipi uygulamasıyla hedeflediği tutsakları birbirinden ayırarak yanlızlaştırıp ve tek başına kalıp güçsüzleşen insanları teslim almaktır. Yani halka uyguladığı böl-parçalayönet politikasının daha vahşisi olan bir politika uygulanmak isteniyor. "Yalnız, bırak, teslim olmazsa öldür ya da delirsin". Bu çok yönlü yürütülen zindancı politikanın bir ve aynı hedefi vardır, imha etmek. Açık ya da "sessiz im- " Asıl Evlatlarımızı Kaybedenler Karanlıktalar" özel timin Ahmet Topkan ve Bedrettin Topkan'ı köyün girişinde bekleyen beyaz bir minübüsle kaçırılması. Yakınlarının savcılığa başvurusu sonucu hiç bir sonuç alınamadı. ikinci olay ise Mardin'in Derik ilçesine bağlı Rebet köyünde Ömer Söylemez, Bilal Aksin, Ferhat Söylemez, Murat Ateş, Sıddık Aksin, Savaş Söylemez, Diham Söylemez isimli yedi kişinin köye baskın yapan askerlerce kaçırılması. 7 Temmuz günü Savaş Söylemez'in kaçarak köye gelmesiyle Binbaşı Yılmaz Peker komutasındaki askerlerce köye baskın yapılarak köylüler meydan dayağından geçirildi. 27 köylü gözaltına alınarak Merkez Jandarma komando taburunda tutuluyor ancak hiçbir açıklama yapılmayarak gözaltındaki insanlar kabul edilmiyor. Bundan 4 yıl önce 11 Temmuz'da Mehmet Işık ve yeğeni Mahir Düşünmez Hakkari Yüksekova'da gözaltına alınarak serbest bırakılıyor, serbest kaldıktan 20 dakika sonra Kışla'nın bir kilometre ilerisinde öldürülüyor. Bu kişiler koruculuğu reddettikleri için öldürülüyor. Basın açıklamasından sonra Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak" sloganıyla eylem bitirildi. * ha" etmek. Düzen partilerinin A partisinden D partisine kadar, adliyelerden DGM heyetlerine kadar devlet erkanının beyinleri çürümeyi, gözlerini kan bürümüştür. Dün Mehmet Topaç, Mehmet Ağar ve Şevket Kazan'la uygulanmak istenen "imha" politikası şimdi Oltan Sungurlu ile uygulanmak isteniyor. Bunun bizleri şaşırtacak yönü yoktur. TİYAD'ın ve TUAD'ın keyfi nedenlerle kapatılması, kurucu üyelerimize yapılan saldırılarda bu politikaların bir parçasıdır. Şaşırmamamız kanıksamamızdan dolayı değildir. Biz sistemi ve devletin yapısını iyi tanıyoruz. Susurluk'tan sonra devlet meşruluğunu iyice yitirmiştir. Kendi örgütlediği irtica ve darbeyi ortaya atması meşruluk ihtiyacındandır. Kontra yüzünü gizlemekte zorlandığı için reformistlerin sırtını sıvazlamış, koltuk heveslerini kabartmıştır. Diğer tarafta işkence, tutuklama ve imha uygulamalarıyla düzenine karşı gelirseniz sonunuz böyle olur mesajını vermiştir. Devletin siyasi krizi derinleştiği zaman hemen hapishanelere saldırır. Çünkü hapishaneler devrimcilerle doludur Buca ve Ümraniye direnişleriyle, 1996 Ümraniye ve Ölüm Orucu Eylemleriyle saldırısına cevap aldığı halde saldırı ve hak gasplarını yine hapishanelerde yoğunlaştırması toplumu yönetme krizlerinin had safhaya varmasındandır. Devlet hapishanelere doldurduğu devrimcilerden ve devrimcileşen halktan korkuyor. Devletin faşist yasalarıyla ve yasadışı yaptığı saldırılara devrimci tutsakların bedenleriyle barikat öreceği kesindir. Ailelerimiz de yine zorlu direnişlere hazırdırlar. Uyanması gereken reformistler ve aydın geçinenlerdir. Sarsılması gereken işbirlikçi kontra-basındır. Kontra-medya halk düşmanlığından vazgeçmeli devletin zindancı politikalarını yazmalıdır. Tutsak ailelerimiz, analar-babalar, eşler-çocuklar tek tek hapishanelerde sahiplenmenin yanısıra devletin politikasının bütününü kavramalıyız. İstanbul ya da Türkiye'nin öbür ucundaki hapishanelerdeki uygulamalar bu politikaların bir parçasıdır. Yine Ölüm Orucu Eylemi'ndeki gibi planlı-programlı ve merkezi hareket etmeliyiz. Evimiz, mahallemiz hapishanelerin önü, bulunduğumuz her yer bir direniş mevzisidir Diyarbakır Kemal Pir'leri, Metris Apo'ların, 1995 Buca Turan Kılıç'lar, 1996 Ümraniye Orhanların, 1996 Ölüm Orucu Şehitlerimiz 12 canımız ve 1996 Diyarbakır şehitlerimizi unutmadık, düşmana da unutturmayacağız.* TİYAD'lı Aileler ı KAVGAMIZDA YAŞATIYORUZ

14 KURTULUŞ 12 Temmuz Şehitleri Karacaahmet'teki Mezarları Başında Anıldı "HER TEMMUZ'UN 12'SİNDE KARANLIĞIN CELLATLARI AĞLAYACAK BU ÜLKEDE" 12 ve 14 Temmuz 1991'de İstanbul'da 10, Ankara'da 2 Devrimci Sol önder ve savaşçısı işkenceciler tarafından insanların gözü önünde güpegündüz katledildiler. İstanbul'da Niyazi Aydın, ibrahim Erdoğan, İbrahim İlçi, Cavit Özkaya, Hasan Eliuygun, Nazmi Türkcan, Zeynep Eda Berk, Bilal Karakaya, Ömer Coşkunırmak, Yücel Şimşek, Ankara' da Fintöz Dikme ve Buluthan Kangalgil... Onlar birer önderdi, savaşçıydı, önder olmayı komutan olmayı bildikleri gibi, devrimin birer adsız neferi olmakta onların işiydi, işlerinin ustasıydılar. "Bize Ölüm Yok" ve Yoldaşlar Bizi Aşın" Şiarını yükseltenlerdi. Bitirdik yokettik dediler. Ama onlar şimdi Sibel olup Adalet olup, Süleyman olup sokak sokak çatışarak şehit düşen Niksar dağlarında Dersim dağlarında cephenin bayrağını daha yükseklerde dalgalandırarak, şiarlarını daha bir güçlü haykırarak savaşıyorlar. Direnci ve umudu büyüterek çatışıyorlar. Onlar bizim için, emekçi halk için bağımsız bir ülke için, sömürüsüz bir dünya için dövüştüler ve onların yükselttikleri şiarlar, dalgalandırdıkları bayraklar şimdi yeni Niyazilerin, İbrahimlerin, Fintözlerin elinde. Yeni Niyaziler, İbrahimler, Fintözler 12 Temmuz günü Karacaahmet'teki mezarları başında önderlerini selamladılar. Haklar ve Özgürlükler Platformu'nun düzenlediği anmaya katılan TİYAD'lı aileler, Memurlar, işçiler, TÖDEF ve DLMK'lı öğrenciler, Grup Yorum, Devrimci Halk Güçleri "12 Temmuz Şehitleri: Sözümüzü Tutacağız. Sizlere Bağımsız Demokratik Bir Ülke Armağan Edeceğiz" pankartıyla seslenerek anmayı başlattılar. 12 Temmuz ve tüm devrim şehitleri için yapılan saygı duruşundan sonra tişörtlerinin üzerinde 12 Temmuz şehitlerinin resmi olan Devrimci Halk Güçleri, her biri ayrı bir mezarın başına geçerek yumrukları havada önderlerine saygı nöbeti tuttular. O sırada Parti ve Cephe bayrakları çıkarılarak dalgalandırıldı. Şehitlerin başucuna " Devrim Şehitleri Ölümsüzdür" sloganıyla bayraklar yerleştirildi. Şehitlerin başucunda "12 Temmuz Şehitleri Ölümsüzdür."" Yaşasın Halkın Adaleti" sloganla- İNSAN HAKLARI 19 Temmuz 1997 rıyla "Bize ölüm Yok", "Yoldaşlar Bizi Aşın" yazılı flamalar dalgalanıyor. Ve daha bir güçlü çıkıyor yeni İbrahimlerin, Zeyneplerin sesi. Çünkü bu şiarlar onlara güç veriyor, umut veriyor, direnç veriyor. Kızıldere'den, Mahirlerden, 12 Temmuzlardan, Nisanlardan bu yana sürdürülen gelenekleri sahipleniyorlardı. Herbiri birer 12 Temmuz savaşçısıymış gibi taşıyorlar resimleri. Düşmana duydukları kini, öfkeyi sloganlarıyla, sıkılı yumruklarıyla ifade ediyorlar. Alkışlarla; karanfillerle süslenmiş çelenkler getiriliyor. Haklar ve Özgürlükler Platformu sözcüsü Oya Gökbayrak başlıyor konuşmaya" Bu katliam Bin Operasyondan biridir. Halkımız için asla bir yenilgi değildi. Çatışarak bizlere çok değerli gelenekler bıraktılar. "Yoldaşlar Bizi Aşın", "Bize Ölüm Yok" şiarlarını kendimize mücadelemize örnek aldık. Bugün bu savaşta bütün katliamlara rağmen mücadelemizi yükseltiyorsak bunu şehitlerimize borçluyuz. Onlar gibi olacağız ve onlar gibi savaşacağız" şeklinde konuşmasını sürdürürken "Halkız Haklıyız Kazanacağız" sloganı yükseliyordu. GRUP YORUM "Bize ölüm YOK" marşıyla selamlıyor şehitleri. Grup Yorum parçalarından sonra çelenkler ve karanfiller mezarlara bırakılarak "Katiller Halka Hesap Verecek" sloganıyla anma bitiriliyor. "Bu yüzden 12 Temmuz'da ve devrimci mücadelede katledilen yoldaşlarımızın bize bıraktığı mirası kıskançlıkla koruyoruz. Gözünüz arkada kalmasın yoldaşlar; YERİNİZ BOŞ KALMADI." Haklar ve Özgürlükler Platformu; "Bizim Kontra Hukukundan Bir Beklentimiz Yok Sadece Onları Görev Yapmaya Zorluyoruz" Temmuz 1991'de istanbul ve Ankara'da 12 Devrimci Sol önder ve savaşçısı katledilmişti. Bu katliam kontrgerilla devletinin Türkiye halklarına karşı başlattığı açık bir savaş ilanıydı. Bu katliamın ardından yapılan suç duyuruları sonucu açılan mahkemelerde hep katilleri aklanmaya çalışıldı. 14 Temmuz 97 günü Haklar ve Özgürlükler Platformu Sultanahmet Meydanı'nda tekrar suç duyurusunda bulunacaklarını belirten bir basın açıklaması yaptı. Haklar ve Özgürlükler Platformu Sözcüsü Oya Gökbayrak'ın okuduğu basın açıklamasında "Bugüne kadar katliamların sorumlularına açılan davalar kontra-hukukun sayesinde hep katillerin lehine sonuçlanmıştır. Biz bütün katilleri bağımsız demokratik bir ülkeye kavuştuğumuzda halkın anayasasıyla yargılayacağımızı biliyoruz. Ve böyle bir ülkenin mücadelesini veriyoruz. Gücümüzü haklılığımızdan cesaretimizi şehitlerimizden alıyoruz. 12 Temmuz katliamından 6 yıl sonra bugün burada katliamın sorumluları hakkında tekrar suç duyurusu yapmak için toplandık. Bizim kontra, hukukundan bir beklentimiz yok sadece onları görev yapmaya zorluyoruz. Sadece çürümüş hukuk sistemini tekrar tekrar teşhir ediyoruz." denildi. 100'ü aşkın kişinin katıldığı basın açıklamasında "Bin Operasyondan Biri 12 Temmuz Katliamı, Sorumlusu Susurluk'taki Devlettir, Katilleri İstiyoruz-Haklar ve Özgürlükler Platformu" pankartı bulunuyordu. Yine açıklamada 12 Temmuz şehitlerinin resimlerinin yanı sıra "Bağımsız Demokratik Bir Ülke İçin Şehit Düştüler", "Halk Düşmanlarını Halk Anayasası Yargılayacak", "Cunta Anayasası Katillerin, Halk Anayasası Halkındır" dövizleri bulunuyordu. Açıklamanın ardından katliamı yapan polisler Ali Erşan, Dursun Ali Öztürk, Ali Çetkin, Yunus Yıldırgan, Hacı Güngör, Şefik Kul, Hasan Erdoğan, Abdullah Dindar, Salih Tonga, Ayhan Özkan, Mustafa Altınok, Adnan Sinan, Necdet Toka, Mesut Demirbilek ve emir veren kişiler istanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli, Emniyet Genel Müdürü Ünal Erkan, Ankara Valisi Saffet Arıkan Bedük, Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Sultanahmet Adliyesi'nde suç duyurusunda bulunuldu. 12 Temmuz şehitlerinden ibrahim Erdoğan'ın annesi Hatice Erdoğan'ın suç duyurusunun ardından eylem sona erdi. * OLUMU HÜCRE HÜCRE YENENLERİ Tutsak METRİSTEKİ KATLİAMIN SORUMLUSU FAŞİST DEVLETTİR Halklarımız, 9 Temmuz günü bu kez Metris Hapishanesi'nde beş adli tutuklunun ölümü ve birçok tutuklunun yaralanmasıyla sonuçlanan olaylara, devletin "isyanı bastırmak" adına adli tutuklulara yönelik vahşice saldırısına, devletin olayı tutuldular arasında çıkan bir olay olarak gösterip, sorumluluktan sıyrılma çabalarına tanık oldu. Kuşkusuz adli tutukluların birçoğunun işledikleri suçların onaylanması mümkün değildir. Esrar, eroin, fuhuş, cinayet vb. şeylerin yaygınlaşması aynı zamanda bir çürümenin de ifadesidir. Herşeyden önce bu çürüme bugün hapishanelerde bulunan adli tutuklulardan çok milletvekillerinden tekelcilerine, mafyasından başbakanına, cumhurbaşkanına, polisine, askerine, her düzeyde kontrgerillasına, bürokratlarına kadar devletin kendisinde vardır. Bu devlet, baskı, sömürü, zulüm, katliam üzerine kuruludur. Halka hiçbir şey veremez duruma gelmiş, terörle halkı yönetmeye çalışmaktadır. Bu ülkeyi uyuşturucu kaçakçıları, katliamcılar, kontrgerilla, her düzeyde yolsuzluklara bulaşmış milletvekilleri, bürokratlar, başbakanlar, cumhurbaşkanları, soyguncu tekelciler, insan haklan ihlalcileri, köyleri yakanlar, ulusal onurumuzu ayaklar altına alanlar, her türlü ilerici, devrimci düşünceyi-yayını yasaklayanlar, Kürt halkının ulusal kimliğini yok etmeye çalışanlar, sömürücüler yönetmektedir. Faşist devletin Susurluk'la birlikte ortaya çıkan kontrgerillacı yüzü her geçen gün yeni bir gelişmeyle daha fazla somutlanmakta, daha büyük pislikleri ortaya çıkmaktadır. Her yanıyla suça batmış olan bu düzen doğal olarak suç üretmektedir, suçluları düzen yaratmaktadır ve kendi yarattığı suçluları hapishanelere doldurarak "cezalandırmaktadır". Boğazına Kadar suça batmış olan bu devletin adli suçlardan hapishanelere doldurulan tutuklulara yönelik adaletli bir yargılama yapması mümkün değildir. Suç üreten bir düzenin ise adli suçlardan yatan tutukluları eğitip halkın çıkarma davranan insanlar haline getirmesi hiç mümkün değildir. Bu doğasına ve çıkarlarına aykırıdır. Böyle bir çabası da yoktur. Tam tersine adli suçlardan yatan, faşistler dışındaki tutuklulara da hapishanelerde insanlık dışı bir yaşam dayatılmakta, hapishanelerde de suça teşvik edilmektedir. Adli tutuklular mafyacı faşistlerin iradeleri altına sokulmaya çalışılmaktadır. Adli suçlar kapsamındaki hapishanelerin yaşam koşulları bu şekilde olduğundan dolayıdır ki buralar kanayan bir yara olmaya devam etmekte, baskı, zulüm ve ölümler buralarda da sürekli olarak yaşamaktadır. Bu düzen devam ettikçe, Susurluk'ta gerçek yüzü açığa çıkan kontrgerillacı, mafyacı, soygun devleti suç işlemeye devam ettikçe, hapishanelerde insanlık onuruyla bağdaşmayan yaşam tutuklulara dayatılmaya devam ettikçe, "Adalet Bakanı" Oltan Sungurlu'nun açıkladığı ve uygulamaya geçtiği şekliyle "hücre tipi" cezaevleriyle olaylara "çözüm arayan" faşist mantık devam ettikçe hapishanelerin isyan-katliam gerçeği değişmeyecektir. Düzen suçlu üretmekte ve katliamlarla suçlarına yeni suçlar eklemektedir. Metris Hapishanesi'nde yaşanan katliam da bu düzenin bir ürünüdür ve sorumluları faşist devlettir. Metris Hapishanesi'ndeki katliamın sorumlusu ve adli tutuklulara zulüm eden faşist devletten yapılanların hesabını soracak, "Bağımsız, Demokratik, Ulusların ve Halkların özgür olduğu, emeğin, onurun, adaletin en yüce değer sayıldığı, halkın yönettiği bir ülke" kurarak adli tutukluları da özgürlüklerine kavuşturacağız. "işkenceciler ve halk düşmanları dışındaki tüm siyasi, adli tutuklu ve hükümlüler, derhal, koşulsuz olarak özgürlüklerine kavuşturulacaklardır." (Halk Anayasası syf. 92) DEVRiMCi HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ TUTSAKLARI

15 19 Temmuz 1997 İNSAN HAKLARI 15 KURTULUŞ Divriği Kültür Derneği'nin 13. Geleneksel Pilav Günü Yapıldı Çankırı Hapishanesi'nde Sivas Divriği Kültür Derneği'nin 13. Geleneksel Pilav günü İstanbul-Belgrad Ormanları'nda yapıldı. 13 Temmuz Pazar günü sabah çeşitli semtlerden hareket eden otobüslerle gidilen piknik alanına üçbini aşkın insan gelmişti. Piknik alanında "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Zindanlar Boşalsın Tutsaklara Özgürlük", "Dün Sivas'ta Bugün Maraş'ta Çözüm Faşizme Karşı Savaşta", "Söz Halka-Divriği Kültür Derneği" pankartlarının yanı sıra Sivas şehitlerinden Mete Kaya'nın resmi de bulunuyordu. Davul zurna eşliğinde çekilen halayların ardından saat 10:00'da piknik programı başladı. İlk olarak Nevzat Karakuş'un verdiği dinletinin ardından Divriği Kültür Derneği foklor ekibi Divriği yöresine ait halk oyunlarını oynadılar. Mahmut Erdal'ın şiirleri ve Çevre Radyo ile Ülkede Gündem Gazetesi'nin mesajlarının ardından Kardeşlik Türküsü müzik gurubu bir dinleti verdi. Daha sonra sırayla Nurgül Ateş, Ali Erguvan, Mazlum Çimen, Ahmet Çiler, Beyhan Aksoy türküler söylediler. Devlet adamlarını teşhir eden bir tiyatronun ardından Divriği Kültür Derneği semah ekibi semah döndü. Kalabalık ve coşkulu geçen piknik boyunca dağıtılan Halk Anayasası Taslağı Divriği yöresi halkı tarafından sahiplenildi. Bin Anayasa Taslağı ve halkı kendi anayasasını yapmaya çağıran metinler dağıtılırken, Divriğililerin Halk Anayasası Taslağı'na karşı olan ilgisi dialoglara yansıyor, yapılan çalışma sevinçle karşılanıyordu. Haklar ve Özgürlükler Platformu Halk İçin Kurtuluş Gazetesi ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinin mesajlarının ardından Suavi'nin dinletisiyle akşam saat 19:00'da program sona erdi. * Tutsak Ailelerine Keyfi Uygulama DLMK ÖLÜM ORUCU ŞEHTLERNİ ANIYOR Ölüm Orucu'nda şehit düşen 12 devrimci tutsağı anmak amacıyla 13 Temmuz Pazar günü saat 13:00' da Med-Kom Kültür Merkezi'nde bir anma yapıldı. DLMK (Demokratik Lise İçin Mücadele Komiteleri)'nin düzenlediği anma, Ölüm Orucu eylemi'nde verilen şehitler için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. FOSEM' in hazırladığı dia gösterisi alkışlarla izlendi. DLMK korosu büyük bir coşkuyla, Gündoğdu ve Zafer Yakında marşlarını söyledikten sonra Özgürlük Türküsü sahneye çıktı. Özgürlük Türküsü elemanları yaptıktarı konuşmada; "Ölüm Orucu şehitlerinin önünde saygıyla eğiliyoruz ve onların gösterdiği yoldan gideceğiz." dediler. Özgürlük Türküsü kitleyle beraber, Dersim Dağlan ve Özgür Tutsak marşlarını söyledi. Haklar ve özgürlükler Platformu'ndan gelen bir mesajın okunmasıyla anma sona erdi. * Çankırı Hapishanesi'nde kalan devrimci tutsakların, özellikle başka illerden gelen ailelerine çeşitli keyfi uygulamalarda bulunuluyor. Yaklaşık iki aydır tutsakların ziyaret günü olan Cumartesi ve Pazartesi günlerinde, Çankırı-Yapraklı Yolu üzerinde bulunan Sivil Savunma Müdürlüğü Binası önünde elinde telsiz bulunan ve kendilerini "sivil polis" olarak tanıtan kişiler, tutsak yakınlarının kimlik kontrolü bahanesiyle kimliklerini alarak, kimlik bilgileri kayıt edilmekte ve keyfi olarak bir saate yakın gözaltında tutmaktadırlar. Bunun sebebimde "hapishanenin jandarma bölgesi olduğu bu nedenle kimlik dökümlerinin kendilerine verilmediği" olarak gösteren işkenceciler, aileleri görüşe gelmekten yıldırmak istiyorlar. Oysaki kimlik ve adreslerin hapishane idareleri ve jandarmanın onayıyla emniyet müdürlüklerine gönderildiği bir sır değildir. Bu nedenle yapılan; tutsak yakınlarını rahatsız etmekte, keyfi ve kendi yasalarında dahi olmayan bu uygulama ile ailelerin tutsak evlatlarını sahiplenmelerini engellemeye çalışmaktadırlar. Hiç bir baskının kendilerini evlatlarına ulaşmaktan alıkoyamayacağını belirten tutsak aileleri 12 Temmuz günü bu keyfi uygulama hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundular.* Ölüm Orucu Şehitleri Anılıyor 1996 ölüm Orucu eyleminde şehit düşünlür ülke genelinde yapılan çeşitli etkinliklerle anılıyorlar. Bu etkinliklerden birisi ise 6 Temmuz Pazar günü ÖDP Eskişehir İl Merkezi'nde yapıldı. Fosemin 1996 Ölüm Orucu eylemine hitaben hazırladığı "Devrim Kuşağının Kahramanları" adlı video gösteriminin izlendiği etkinlik devrim şehitleri için yapılan bir dakikalık saygı duruşuyla bitirildi.* HÜCRE SİSTEMİ İÇİN HERŞEY HAZIR, MGK GÜDÜMLÜ İKTİDAR HAPİSHANELERİNDE ZULMÜ DAYATIYOR Av. Metin Narin MGK'nın aldığı "Tavsiye" kararları doğrultusunda Adalet Bakanlığı'nın çıkardığı genelgelerle yapılmasına başlanan Hücre Tipi Hapishane uygulama aşamasına geldi. Amasya ve Samsun Hapishanelerinde hücre yapımına ilişkin tadilat bitirildi. Konya Hapishanesinde inşaat sürüyor. Ceyhan Hapishanesi'nde çalışmalar son aşamasına geldi. Bu arada Adalet Bakanlığı'nın Hücre sistemini destekleyen ve tutuksakları birbirinden tecrit etmeye yönelik uygulamalarıyla ilgili genelgelerde aşama aşama çeşitli hapishanelerde uygulanmaya başlandı. Avukat görüşüne bayan ve erkeklerin ayrı çıkarılması, iç görüşlerin yasaklanması, tahliye olanların koğuşa gönderilmeden hapishane idare binasından salıvermeleri bu uygulamaların başlangıcını oluşturuyor. Bu hafta içerisinde ziyaret ettiğimiz Adana-Ceyhan Hapishanesi'nde 4. Koğuşta birden başlatılan hücre tadilatı çalışmaları sürdürülüyor. Bakanlık talimatı gereği hücrelerin en kısa sürede bitirilerek tutsakların buralara nakledilmesi için hapishane içinde yoğun bir inşaat çalışması yapılıyor. Hapishanedeki baskı ve keyfi uygulamalar nedeniyle (PKK Davasındakiler hariç) mahkemelere, avukat görüşüne ve doktora çıkmamaktadırlar. İdare tutukluların kendileriyle görüşmeleri için önceden dilekçe vermeleri şartı koşmakta, koğuş temsilcileri bir araya getirilememektedir. Yalaşık beş gün önce Konya Hapishanesinden Ceyhan'a bir kısım tutsağın sevk edilmesinin nedeninin Konya'da hücre inşaatına başlamak için yeraçılmasmı sağlamak olduğu anlaşılıyor. Bu hapisanede de şevklerden sonra hızlı bir şekilde koğuşlar hücrelere dönüştürülüyor. Sistemli olarak yürütülen çalışmalarda Adalet Bakanlığı Hapishanenin tipine göre (E tipi, Özel tip gibi) hücrelerin nasıl yapılacağı konusunda hazırladıkları porojeleri de ilgili hapishane idaresine veriyor. Bu arada bir süre önce inşaat çalışmalarına başlanan Amasya ve Samsun Hapishanesi'ndeki hücre çalışmaları bitirildi. Gizlilik içinde yürütülen çalışmalar sonucunda tutsakların heran için hücrelere nakledilmeleri söz konusu. Hapishanelerin hücrelere dönüştürülmesi konusunda bu çalışmalar yürütülürken adalet Bakanlığı'nın çıkardığı hücre sistemini destekler tecrit genelgeleri de aşamalı olarak hapishanelerde yürürlülüğe konuluyor. Örneğin yine bir hafta içinde ziyaret ettiğimiz Adana-Kürkçüler Hapisanesi'nde bayan ve erkek tutuklular yasalara aykırı şekilde ayrı ayrı avukat görüşlerine çıkarılmakta, tahliye olanlar koğuşlara götürülmeden idare binasıdan serbest bırakılmaktadır. HÜCRE SİSTEMİ YILMAZ HÜKÜMETİNİN MGK'YA RÜŞTÜNÜ KANITLAMA ÇABASININ ÜRÜNÜ İktidara gelir gelmez hapishanelerdeki zulüm uygulamalarını yaşama geçirmek için yoğun çaba harcayan ANASOL-D hükümeti halkın değil ama MGK'nın istemleri doğrultusunda hareket edeceğini açıkça ortaya koyuyor. Farklı davranması da beklenemez. Çünkü bu iktidar halkın değil MGK ve arkasındaki güçlerin iktidarıdır. Bugüne kadar hapishanelerde onlarca insan katledilmiş, birçok insan yapılan saldırı ve haksız uygulamalardan dolayı geçici ve sürekli sakatlıklarla karşı karşıya kalmıştır. Yıllardan beridir iktidarın hapishanelerdeki katliamcı yüzleri tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmış olmasına rağmen halen bu politikalardaki ısrar ANASOL-D hükümetinin halkın istem ve beklentilerinin çok dışında amaçlar izlediğini gösteriyor. Daha geçen sene bu dönemlerde yine çıkar çevrelerinin icazetiyle kurulan REFAHYOL hükümeti de hapishanelerde zulüm uygulamalarına girişmiş tutsakların 12 cana malolan direnişleri sonucu geri adım atmış ve bu direnişle REFAHYOL hükümetinin gerçek niteliği ortaya çıkmıştı. Güvenoyu alır almaz hapishanelere yönelen bu iktidar da aslında REFAHYOL hükümetinden pek de farklı olmadığını kanıtlamaktadır, Önümüzdeki sürecin halk açısından baskı ve zulmün giderek yaygınlaşacağı, şiddetleneceği bir süreç olacağı şimdiden kurulan hükümetin niteliğiyle anlaşılmaktadır.* KAVGAMIZDA YAŞATIYORUZ

16 HALK İÇİN KURTULUŞ 16 BERGAMA 19 Temmuz 1997 KÖYLERİN COĞRAFÎ KONUMU VE EKONOMİK DURUM bu yol tercih ediliyor. Bölgede yaklaşık 36 ton altın rezervi bulunuyor. Bunu ayrıştırmak için ise, binlerce toprağı oynatmak gerekiyor. 1. derece deprem kuşağında olan bir bölge için bu durumun son derece tehlikeli olduğu çok açık. Bunun üzerine büyük dinamit patlamaları da eklendiğinde, göz göre göre deprem zeminin yaratıldığı görülüyor. Siyanürle "altın çıkarma faaliyetinin sonucu bu zehir, köylere iki yolla ulaşacak. Bunların birincisi; yeraltı sulan. Tarımda sulama, yeraltı sularıyla yapıldığı için, yeraltı sularına sızan siyanür bitkileri, dolayısıyla hayvanları ve insanları etkileyecek. Buharlaşma sonucu havaya karışacak olan siyanür, solunum yoluyla insanları zehirleyecek.. ise, hazırladıkları raporlarla tam bir satılmışlık örneği gösteriyorlar. Bu profösörlerin hazırladıkları raporlarda, altın arama bölgesinde en yatan yerleşim biriminin 16 km. uzakta olduğu iddia ediliyor. Halbuki Ovacık köyü, madene (0) km. Çamköy, Narlıca, Pınarköy, Tepeköy ve diğer köyler ise en fazla 2-3 km içinde. Köylerin bağlı olduğu Bergama ilçesinin merkezi bile madene 12 km uzaklıkta. Rapor, Bergama'yı, köyleriyle birlikte yok saymış. Mesut Yılmaz'ın kurduğu son hükümette, köylüleri oyalama çabası içinde. Ancak köylü kararlı. Güvenoylamasından sonra hükümete belli bir süre veren köylüler, şimdi bekliyorlar. Ama bu bekleme, fırtına öncesi sesizliğe benziyor. Siyanürlü altına karşı direnen Bergama köylüleri, Bakırçay havzası içinde bulunuyorlar. Ege Bölgesi'nin en verimli havzalarından biri olan Bakırçay Havzası'nda bu özelliğinden dolayı çok çeşitli ürün yetiştirebilmekte. Ancak köylünün en çok rağbet ettiği ürünler; tütün, pamuk ve zeytin. Ayrıca yol kenarlarında ve ağaçlık kesimlerde, meyve ağaçları göze çarpıyor. Yükseklerde ise çam ve yabani zeytin ağaçlan göze çarpıyor. Ender de olsa kavaklıkları görmekte mümkün. Köylülerin bulunduğu havzanın bir diğer coğrafi özelliği fay hattı üzerinde bulunması. Bu sebeple, yeraltında çok yoğun kayma ve yer değiştirme faaliyetlerinin bulunduğu bölge, 1. derece deprem kuşağı içerisinde. Hatta 1936'da meydana gelen (7) şiddetindeki depremde, o bölgenin ve özellikle Dikili'nin yerlebir olduğu söyleniyor. Köylünün belki de tek geçim kaynağı tarım. Ağırlıklı olarak tütün yetiştirmekte. Bunu buğday, pamuk ve zeytin izliyor. Özellikle tütün ekiminin çok zahmetli olduğunu söyleyen köylüler bu zahmetlerinin karşılığını alamadıklarını belirtiyorlar. Köylüler, yetiştirdikleri tütünün paralarını, ancak bir yıl sonra alabiliyorlar. Tarımda, gelişmiş tarım makinalarının kullanılması dikkat çekiyor. Bu durum, gelişmiş merkezlere (özellikle İzmir'de) yakınlığına bağlanabilir. Özellikle buğday ekiminde bir makineleşme gözlenirken, tütün ekiminin her aşamasında el emeği hakim. Sulamada ise, yeraltı kaynaklan kullanılıyor. Yeraltı sularının ana kaynağı; yağmurlar. Bu anlamda köylüler, "nerede o eski yağmurlar..." demekten kendilerini alamıyorlar. ŞİRKETİN GELİŞİ VE SONRAKİ GELİŞMELER Eurogold, bölgeye 1989'da gelmiş. İlk geldiklerinde köylülere şirin gözükmek isteyen şirket yetkilileri, köy köy, kahve kahve dolaşıp köylülerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmışlar. O dönemde şirketin gerçek niyetini bilmeyen köylülerin bir kısmı şirkete işçi yazılmış ya da tarlalarını satmış. Kesenin ağzını açık tutan Eurogold çalışanlara yüksek maaş verirken, 200 milyon değerindeki tarlaları milyar'a satın almış. Köylüler işin aslını bilmedikleri için, o dönem şirketin gelişine çok sevindiklerini söylüyorlar. İşin rengi ilk kez, sondaj çalışmaları sırasında açığa çıkıyor. Sondaj çalışmalarından sonra, Narlıca köylülerinin suları bulanık akmaya başlıyor ve pek çok köylü, rahatsızlanarak hastaneye kaldırılıyor. Köylüler, su örneğini sağlık ocağına götürdüklerinde suya kimyasal madde karıştığı tanısı konurken, Ege Üniversitesi labaratuvarlarında yapılan tahlillerde hastalıklara, kimyasal maddelerin değil, bakteri, yani biyolojik maddelerin sebep olduğu belirtiliyor. Köylülerde genel olarak, üniversite uzmanlarının Eurogold tarafından satın alındığı görüşü hakim. Ki daha sonraları Ege Üniversitesi'ndeki bazı profosörlerin yaptığı açıklamalar, bu görüşü kuvvetlendiriyor. Köylüler bir diğer zararı, dinamit patlaması sırasında görmüşler. Tünel açmak için patlatılan dinamitler, köylerde pek çok evin duvarlarının çatlamasına, camlarının kırılmasına neden olmuş. Hatta bazı bitişik binaların patlamalardan sonra birbirinden ayrıldığı görülüyor. Patlatılan dinamitin kg.'lık olduğu ve ilerde kg'lık dinamitlerin patlatılacağı düşünüldüğünde, bir çok evin yıkılacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ayrıca bölgenin fay hattı üstünde olması da, bu konuda ciddi bir tehlike oluşturuyor. Köylüler Eurogold'ın, bölgedeki altını uydular yardımıyla tespit ettiklerini söylüyorlar. Bu yüzden ki altını, hiç arama yapmadan elleriyle koymuş gibi bulmuşlar ve hemen sondaja başlamışlar. Ancak bölgedeki altın rezervi, yataklar bulunmadığından, toprağa karışmış olan altını ayrıştırarak elde etmek gerekiyor. Ayrıştırma işlemi için pek çok yöntem mevcut. Ancak siyanür kullanımı, en ucuza geleni olduğu için, SİYANÜRLÜ ALTINA KARŞI DEVLETiN VE SÖZDE BiLiM ADAMLARININ TUTUMU Devlet, kurulduğu andan itibaren Eurogold'la işbirliği içinde. Dönemin Çevre Bakanlığı'ndan onayı olan şirket, "gönül rahatlığıyla" çalışmalara başlamış. Devlet ise, köylülerin bütün şikayetlerine ısrarla kulaklarını tıkamış. Mücadele gelişip meşruluğunu sağlamlaştırdıkça, oluşan tepkiyi görmezlikten gelemeyen devlet oyalama taktiğini hayata geçirmeye başlamış. Ancak köylülerin kararlı mücadelesi, devletin manevra alanını oldukça kısıtlamış durumda. Var olan sorunu çalışma alanı içine alan 13 bakardık olmasına rağmen, sorunun çözülmesi için hiç bir adım atılmaması, sadece vurdum duymazlıkla da açıklanamaz. Devletin, emperyalist şirketle açık bir işbirliği söz konusu. Belli çıkar ilişkilerine dayalı olan bir işbirliği, halkın üzerinde estirilen terörün de ana kaynağı. Bölgede bulunan jandarma tugayıda, her zamanki asli görevini yerine getiriyor. Köylüler, jandarmanın Eurogold tarafından beslendiğini söylüyorlar. Jandarma, bütün ihtiyaçlarını şirketten karşılıyor, subaylar şirketin restorantlarında ağırlanıyor, buna karşılık jandarma, Eurogold'a garanti veriyor: "Biz Güneydoğu'da bunlar gibi bir sürü köyü sindirdik. Evvelallah, bu 17 köyüde sindiririz." Bunun yanında, Kürdistan'daki haksız savaş için Foça'da eğitilen komando birlikleride köylere sevk ediliyor. Bunlar, jandarmayla birlikte, keyfi bir şekilde köylerin giriş-çıkışlarını kesip kimlik kontrolleri, aramalar yapıyor. Ellerinde listelerle, köylerde insan avına çıkıyorlar. Şu anda 6 köylü, Bergama Hapishanesinde tutuklu bulunuyor. Ege Üniversitesi'ndeki bazı profesörler OLUMU HÜCRE HÜCRE YENENLERİ KÖYLÜLERİN MÜCADELE İÇİNDE GELİŞİMİ Başta Eurogold'u tanımayan köylüler, onu tanıdıkça mücadele etmek gerektiğini kavramışlar. İlk işleri küskünleri, dargınları barıştırmak olmuş. 17 köy, tam bir kültür mozayiği. Aleviler, Muhaccirler, Pomaklar ve daha bir çok kültür iç içe, kardeşçe yaşıyorlar. "Yaşam beraberse, mücadele de beraber!" demiş köylü. Çünkü siyanür, insanları zehirlerken, Kürt-Türk, Alevi-Sunni diye ayırmıyor. Köylülerin uyarılarına rağmen, Eurogold'da çalışmaya devam edenler tecrit edilmiş, sokağa çıkamaz olmuşlar. Bazıları köyü terketmekte bulmuş çare- yi- Eurogold, tarihin en eski yöntemlerinden biri olan emekçileri birbirine kırdırma politikasını gütmüş. Şirkette, Kürdistan'dan Bergama'ya getirilen Kürt işçiler çalıştırılıyor. Bu işçilerde maden faaliyete geçene kadar çalışacak. Maden açıldıktan sonra, işlerin çoğunluğu robotla yapılacağı için civarında çalışanı olacak. Bunların da kapıcı vb. ayak işlerine bakanları hariç, hepsi yurtdışından getirilecek uzmanlar alacak. Mücadele, direnen köylülere, devletin ne olduğunu da öğretmiş. Bugüne kadar "devlet baba" dedikleri devletin, onlara neyi reva gördüğünü görmüşler. Devletin emperyalist şirketle işbirliği yapması, onun pisliklerine göz yumması, kolluk gücü olan jandarmanın üzerlerinde estirdiği terör köylüye, yıllarca kavrayamadığı gerçeği çok kısa sürede kavratmış. "Bizim asker, silahını bize doğrultuyor. Ne iştir!" diyen köylüler anlamışlar artık düşmanın kim olduğunu. Bir diğer değişildik ise, ekonomik olarak yıkılmış olan feodalizm, kafalarında da yıkılmaya başlamış. Özellikle kadınlar, mücadeleyi sahiplendikçe özgürleşmişler. Mücadelede, kocalarından daha kararlı,

17 19 Temmuz 1997 BERGAMA daha gözüpek olmuşlar. Köylüler, kadınların asker karşısında nasıl ellerindeki taşları bir birine vurarak askeri korkuttuklarını anlatıyorlar. Eskiden kahvenin önünden geçerken yüzlerini peçeyle örten Çamköy kadınlarının, son eylemde kahve önünde halay çekmeleride bunun bir diğer örneği... Köylüler, mücadelelerini daha örgütlü sürdürebilmek için meclisleri kurmuşlar. Meclis örgütlenmesi içinde, tüm süreçleri, eylemlilikleri tartışıp, en geniş katılımla kararlar alarak uygulamaya geçmişler. Kararlar ortak alındığı için, sahiplenilmiş ve pratikte başarı sağlanmış. Meclisler sayesinde köylüler, kollektif ve planlı-programlı hareket etmesini öğrenmişler. Artık o denli örgütlenmeyi oturtmuşlar ki, 10 dakika içinde bin köylü toplanıp eyleme geçer hale gelmişler. Bir köylünün anlattıkları, buna güzel bir örnek:"... Sabaha karşı 04:30'da fabrikayı işgal kararı alındı. Eylemin zamanını çok az kişi biliyor. Terörle Mücadele Şubesi, bir şeyler olacağı kuşkusuyla köylerde bir ekip dolaştırıyor. Yollar bomboş, in cin top oynuyor. Terörle Mücadele şefi, 04:15'te bir şey olmayacağından emin olarak, Bergama'ya çay içmeye gidiyor. Tam çayının yudumlarken telsizden bir anons; 'Eurogold şirketinin maden alanım köylüler işgal etti'. Komiser, 'daha 10 dk. evvel kimsecikler yoktu' diyerek şaşkınlığını dile getiriyor" Köylüler, 8 sene boyunca işin bütün inceliklerini öğrenmişler. Bir köylü, "8 senedir buralar, açıköğretime döndü" diyerek bu durumu çok iyi anlatıyor. Yani köylüler, neyi, niçin yaptıklarını çok iyi biliyor. Bergama'nın direnen 17 köyü, Eurogold'u geldiği yere göndermekte kararlı. Bunun aksini bile düşünmüyor, "mümkünü yok, gidecek" diyorlar. Köylülerin bu kararlı ruh hali, bir köylünün şu sözleri çok iyi yansıtıyor: "6 değil, 116 kişi tutuklasalar ne olacak? Geride kalanlar yine şirketin üstüne yürüyeyecek. Bu köylerde, bacakları tutan -çocuklar dahil- herkes Eurogold'un üstüne yürüyecek. Bu zehirle ölmektense, böyle onurluca ölmek daha iyi".* Onyedi Köy Kitabesi Ön Yüz Üzerinde durduğumuz bu topraklar Pınarköy, Kurfalı, Bozköy, Sarıdağa, Küçükkaya, Eğrigöl, Ovacık, Narlıca, Çamköy, Yenidere, Yenikent, Tepeköyü, Yılmazbey, Çatlıbahce, Soğanlı, Süleymanlı, Aşağı Gıkırızlar köylülerine aittir. Bu topraklar yediverendir. Ovasında kar gibi pamuk, altın gibi buğday, Kehribar gibi tütün, dağlarında vakkur çam ve meşeler derelerinde serin çınar gölgeleri uzanır. Eteklerinde zeytin ağaçlan tarihle yaşıttır. Narına, üzümüne doyamazsınız, tadından dönemezsiniz. Burada yaşayanlar dürüst ve çalışkan insanlardır. Başka topraklarda gözü yoktur. Konukseverdirler, konuklarında dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı yapmazlar. Dostlarımda düşmanlarımda unutmazlar Arka Yüz: Ey insan Başını kaldır yüzünün gördüğü her şeyi ezberle çünkü ikinci gelişinde belkide burada gördüklerin artık olmayacak. Şimdi onlar; Her akşam topraklarıyla, hayvanlarıyla ağaçlarıyla ve birbirleriyle vedalaşarak yatıyorlar ama uyuyamıyorlar. Hayata karşı altın diyen açgözlü insanları sevmiyor onları konuk saymıyor ama diğer tüm insanları hemşeri sayıyorlar Altını biliyorlar ama siyanürü yeni öğrendiler. Özenle taşıdıkları altınlarını siyanürü öğrenince yere attılar. Onlar buğdayın, ayçiçeğinin, tütünün sarı altın, pamuğun beyaz altın, zeytinin siyah altın olduğunu biliyorlar. Onlar buralardan gidip kaybolmak yada burada kalıp ölmek istemiyorlar. Ve onlar bu sıralar hayli öfkeli, siyasi umut tacirlerinin ilgisizliğine kızgın. Birbakışta dostu düşmanı ayırıyorlar Dost olarak geldiysen onlarla tanış, onlarla uzun uzun konuş. Dost değilsen hemen buralardan uzaklaş. Bu insanlar hayatı ve hayatları olan doğayı altından daha çok severler onlar bilirlerki ölüler altın takmaz! Biz bu insanları böyle gördük, böyle anladık ve böyle yazdık. 18 mayıs 1997 Bergama 17 Kartal HALK İÇİN KURTULUŞ Halkından Bergama Köylülerine Destek Yedi yıldır topraklarında siyanürle altın arayan emperyalist Eurogold şirketine karşı direnen Bergama Köylülerine destek büyüyor. Kartal Halkı Bergama Köylülerinin direnişini desteklemek amacıyla 10 Temmuz günü Erzincan Mahallesinde destek yürüyüşü düzenlendi. Akşam 20:30'da başlayan protesto Dörtyol'a doğru yürüyüşle başladı. Yürüyüş boyunca "Bergama Köylüleri Haklıdır Kazanacaktır", "Bergama Köylüleri Yalnız Değildir", "Eurogold Defol", "Siyanürlü Şirket Bergama'yı Terket" sloganları atıldı. Yürüyüşün sonunda basın açıklaması yapan Kartal Halkı şunları söyledi: "...Bergama köylüleri yedi yıldır emperyalist Eurogold şirketine karşı haklı ve meşru bir mücadele veriyor. Bergama Köylüleri bu mücadelede haklıdır, kazanacaktır. Bir kere daha söylüyoruz yerimiz direnen halkın yanıdır". Bu arada alkışlarla bitirilen eyleme saldıran polis 4 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar bir gün sonra serbest bırakıldılar.* "Köylerde toplantılar yaptık ve mücadeleye başladık" Danıştay kararı aldıktan sonra devlet mekanizmaları bunu hayata geçirmek zorunda. İlgili muhattabı çevre bakam değil mi? Bakanlığa tazminat davası açılsa. Metin Andaç: Bakanlığa tazminat davası açıldı. İzmir'de bir grup avukat, vali ve ilgili bakan hakkında suç duyurusunda bulundu. Valinin bölgede insanlara baskı yaptığını terör estirdiğini bunun sorumlusunun, vali olduğunu bunu yaparken danıştayın kararını bir ay gibi süre içinde beklememizi istediler. Eylem yapmayın dediler. Bu süre içinde madenden sorumlu devlet bakanı yetkili kılınacak o uygulayacak. Bir aylık süre geçtikten sonra eylem yapmaya gittik. Saatlerce bekledik kimse çıkıp birşey yapmadı. Kararlar uygulamaya konmadı, kimse yetkili kılınmadı. O aşamada hükümetin güvenoyu almasına kadar bekleyin dediler. Bir hafta gibi bir süre verdiler. Bunu kökten çözemezler. Sadece burası değil çok geniş alana yayılacak. Türkiye'de bu çoğu yerde uygulanacak. Özellikle Karadeniz, Ege ve Marmara'nın bir kısmını içine alıyor. Bundan nasıl altın elde edecekler? Metin Andaç: Taşları alıp öğütecekler. Havuzlarda suyla çamur haline getirecekler ve siyanür kullanacaklar. Yoğurt mayalanması gibi 3-5 gün siyanürle bekletecekler ve siyanürle altın ayrışacak rafine olarak dış ülkelere götürecekler. Türkiye'de altın kalmayacak. Türkiye'de vergi verecekler. Ama tarımdan aldıkları kar altın karından çok daha fazla. Burayı nasıl bulmuşlar? Metin Andaç: Böyle yerleri uydudan buluyorlar. Adamlar geldi hiç aramadan makineleri bizim köye yerleştirdiler. Kimse ne olduğunu önce bilemedi. Biz ilk önce sevinmiştik. Sanayileşmesiyle iş alanı gelişecek diye beklemiştik. İşleme ilerledikçe halk bilinçlendirildi. 89'da geldiler. Köylülere para verdikleri zaman tarlalarını sattılar ama tehlikesini kimse bilmiyordu. Daha sonra bilim adamları, getirildiği belediye başkanı tarafından maden işletilirken bazı kimyasal maddeler içtiğimiz sulara karışmış ilk etkileri sulardan farkedildi herkes başım dönüyor sular kokuyor şeklinde konuşmaya başladı. İlk önce köylüler sahiplenmedi. Bende biraz su alıp önce sağlık ocağına götürdüm "kimyasal madde var" dediler. Ege Üniversitesi'ne labaratuvara götürdüm. Labaratuvarda kimyasal madde yok diye rapor çıktı onlarda bizi kandırmaya çalıştılar. Daha sonra köylerde toplantılar yaptık ve mücadeleye başladık. İşe girmek isteyenlere engel olduk. Madende çalışanları köyden kovduk. Uluslararası bir şirket bu. Türkiye'deki ortakları Sabancı, Yaşar Holding, Eczacıbaşı Holding ve Tansu Çiller. Devlet işin içinde olduğu için sessiz kalıyorsun. Bu siyanürün Depreme nasıl etkisi olacak? Metin Andaç: m yerin altına inildikçe fay hattı yerin yüzüne çıkıyor. Boşluk oluştuğunda haliyle hareketlenme başlayacak. Burada deprem konusunda araştırma başlatıldı. Sonucunda maden çalışınca şiddetinde deprem olacak ve büyük hasarlar meydana gelecek.* KAVGAMIZDA YAŞATIYORUZ

18 KURTULUŞ 18 BERGAMA 19 Temmuz 1997 NURTEPE' DE BERGAMA İÇİN HALK SENLİĞİ Bergama köylülerinin tam 7 yıldır siyanürlü altına karşı sürdürdüğü kahramanca mücadeleyi desteklemek ve Bergama köylüleriyle dayanışma amacıyla Nurtepe'de bir halk şenliği düzenlendi. Nurtepe, Hüseyin Aksoy Parkı'nda 11 Temmuz akşamı saat 20:30' da başlayan şenliğe; Nurtepe-Güzeltepe Halk Meclisi Girişiminin yanı sıra, Okmeydanı Halk Meclisi, Alibeyköy Halk Meclisi Girişimi ve HÖP'ten temsilcilerde katildi. Kadınından, erkeğine, yaşlısından, gencine, çocuklarına kadar halkın yoğun ilgi gösterdiği şenlik, yine yaşlısı, genciyle birlikte söylenen türkülerle ve çekilen coşku dolu halaylarla başladı. Yerel sanatçıların sazları ve türküleriyle coşku kattığı gecede ilk olarak, Nurtepe-Güzeltepe Halk Meclisi Girişiminden temsilciler söz alarak şenliğin amacını anlatan konuşmalar yaptılar. "Bergama Köylülerinin Onurlu Mücadelesini Destekliyoruz" diyen Nurtepe-Güzeltepe Halk Meclisi Girişimcileri Bergama köylülerinin haklı mücadelesinin sonuna kadar yanında olacaklarını ve Bergama köylülerini yalnız bırakmayacaklarını açıkladılar. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı şenlikte sık sık "Bergama Köylüleri Yalnız Değildir", "Halk Meclisleri Gücümüzdür" sloganları atıldı. Gecenin ilerleyen dakikalarında söz alan HÖP'ten ve Alibeyköy Halk Meclisi Girişiminden temsilcilerde Bergama köylülerinin onurlu mücadelesini destekleyen açıklamalar yaptılar. HÖP Temsilcisi yaptığı konuşmada ayrıca katliamların hesabını sormak için 14 Temmuz'da yapılacak olan suç duyurusuna halkı davet ederken, Alibeyköy Halk Meclisi Girişimi sözcüsü de Halk Meclislerinin önemine vurgu yaparak sorunların çözümü için halkı Halk Meclislerinde örgütlenmeye çağırdı. Büyük bir coşkunun hakim olduğu gecede Bergama halkıyla çok güzel bir dayanışma örneği gösterildi. 2 saat boyunca türküler, marşlar, hiç susmadı, halaylar hiç durmadı. Halkın her zaman ki coşku ve kararlılığıyla sloganları ve marşlarıyla, çektiği coşku dolu halaylarla gece sona erdi.* Kartal Benzin istasyonuna Halktan Tepki Kartal Çavuşoğlu Mahallesi halkı; mahallelerinde usulsüz olarak yapılan benzin istasyonunun yapımının durdurulması için 15 Temmuz günü protesto gösterisi yaptılar. İki benzin istasyonu arasında 2 km mesafe olması gerekirken buna uyulmadan yapılan benzin istasyonun protesto gösterisine yaklaşık 150 kişi katıldı. Gösteride mahalle halkı yolu trafiğe kapatarak istasyon yapımını protesto ettiler. Mahalle halkının belediyeye yaptığı yazılı başvurusunu almayan belediye başkanı yardımcısı Unsal Kıraç mahalle halkının üzerine badigardlarını göndermiş eylemi izleyen KMP TV muhabirini tartaklayarak kamerasını kırdırmıştı. Mahalle halkı "Halkın vekilleri halkın kendinden korkmalarının ve bizlere saldırmalarının arkasındaki menfaatleri nedir ki bu denli vahşice saldırıyorlar" diyerek yaşadıkları haksızlık karşısında tepkilerini ortaya koydular. Bergama Eurogold Şirketi Hakkında Suç Duyurusu 7 yıldır Bergama köylerinde siyanürle altın çıkarmaya çalışan emperyalist Eurogold şirketinin çalışmalarını durdurması için Haklar ve Özgürlükler Platformu Bergama Cumhuriyet Savcılığına iletilmek üzere istanbul Sultanahmet Adliyesine suç duyurusunda bulundu. 13 Temmuz günü "Bergama Köylüleri Yalnız Değildir", "Siyanürlü Şirket Bergamayı Terket" dövizleri açılarak adliye kapısı önünde basın açıklaması okundu. Açıklamada siyanürün insan ve çevre sağlığı üzerinde duruldu. Açıklama okunduktan sonra Eurogold şirketi için suç duyurusunda bulunuldu. * Köylüleri'ne Ankara TÖDEF'ten Destek TÖDEF/AYÖ-DER'li öğrenciler Ankara Yüksel Caddesi'nde yaptıkları bir basın açıklaması ile Bergama köylülerinin haklı mücadelesinin yanında olduklarım ve siyanürlü altın çıkarılmasına karışı olduklarını belirttiler. TÖDEF'li öğrencilerin 8 Temmuz günü saat da başlayan açıklamalarına yoğun ilgi gösteren halka Bergama köylülerinin yedi yıldır sürüdürdükleri mücadele anlatıldı. Açıklama "Bergama Köylüleri Yalnız Değildir", "Eurogold Defol", "Bergama Köylüleri Haklıdır Kazanacaktır" sloganları atıldı.* GÜLSUYU HALKINDAN BERGAMA KÖYLÜLERİ İÇİN DESTEK SENLİĞİ Gülsuyu halkı Bergama köylüleriyle dayanışma amacıyla 11 Temmuz Cuma günü bir şenlik yaptı. Saat da Gülsuyu Meydanı'nda toplanan halk Heykel Durağı'ndan, Direniş Parkı'na kadar destek yürüyüşünde bulundu. Yürüyüş sırasında "Siyanürcü Şirket Vatanımızı Terket", "Halkı Haklıyız Kazanacağız", "Bergama Köylüleri Haklıdır Kazanacaktır" sloganları atıldı. Direniş Parkı'na gelindiğinde tüm halk davul, zurna eşliğinde halaylar çekti. Daha sonra bir basın açıklaması yapan Gülsuyu Halkı açıklamada "Taş, sopa ellerine ne geçerse Bergama köylüleri için silah oluyor. Ve gidip emperyalist şirketin kuşatmış olduğu madenîn önünde halaylar çekiyorlar. Emperyalizmin suratına tükürür gibi haykırıyorlar Eurogol Defol! Ve karşılarına kendi vergileriyle maaş alan polis, asker çıkıyor. Gözaltına alınıyor, coplanıyor hatta tutuklanıyorlar ama genede direniyorlar. Bergama köylülerinin direnişi bizce haklı ve meşrudur. Bu direnişi sonuna kadar destekliyor ve Bergama köylülerinin yanlarında olduğumuzu bir kerede buradan söylüyoruz" dediler. Grup Özgürlük Türküsü'nün de katıldığı şenlikte halkın ilgisi oldukça OLUMU HÜCRE HÜCRE YENENLERİ yoğundu. Bir açıklama yapan Grup özgürlük Türküsü Bergama köylülerinin yanlarında olduklarım belirtti. Yaklaşık 130 kişinin katıldığı şenlik halaylarla marşlarla bitirildi. Polis eylemin ardından Gülsuyu Mahallesi'nin giriş ve çıkışlarını kapatarak arama yaptı.*

19 19 Temmuz 1997 İŞÇİLER ONURLU BİR YAŞAM İÇİN GÖRME ÖZÜRLÜLER DİRENİŞE GEÇTİ Kontrgerilla devleti halkın her kesimine pervasızca saldırdığı gibi şimdi de onuruyla, namusuyla, yaşayan görme özürlü insanlara saldırarak günlük yiyeceklerini elinden alıyor. Yaklaşık 13 görme özürlü insan evlerine ekmek götürebilmelerini ve çocuklarının karnını doyurabilmeleri için Eminönü'nde herkes gibi işportacılık yapmaya başladılar. Ancak geçtiğimiz 11 Temmuz 1997 Cuma günü Eminönü Belediyesi görme özürlü insanların tezgahlarına saldırarak hem eşyalarını hem de tezgahlarını gaspetti yani ekmeklerini ellerinden aldı.eminönü Belediye AKARYAKIT ZAMMINA PROTESTO Yeni hükümetin kurulmasıyla yapılan akaryakıt zammına ilişkin Liman_ iş Genel Merkezi 15 Temmuz günü bir basın açıklaması yaptı. En son yapılan akaryakıt zammının protesto edildiği açıklamada; kendisini destekleyen ve güvenoyu verenlere zamla karşılık veren yeni hükümetin daha önce kurulanlardan farklı olmadığı belirtilerek bugüne kadar kurulan hükümetlerin de çalışanlar üzerinde farklı uygulamaları olmadığı, Başkanı Çetin Sayan diğer kimliği ile Söylemez çetelerinin ortaklarından bir Belediye Başkanı olarak, görme özürlülerine saldırdı. Bu konuyla ilgili görme özürlü insanlarla görüştük. Yaşar Gözcü: Altı Nokta Körler Derneği üyesiyim. 15 görme özürlü arkadaş uzun yıl. lardır Eminönü'nde işportacılık yaparak yaşamımızı sürdürmeye çalışıyorduk. Ancak Çetin Sayan'ın Belediye Başkanı olmasından bu yana çeşitli yıldırma politikaları uygulanmıştır. Zabıtalar sık sık buradaki görme özürlü arkadaşların mallarını almışlardır. Birçok kez tezgahlarımızı kırmışlardır. Bunlara rağmen Belediye Başkanıyla görüşmelerimiz olmuştur. Belediye Başkanı Çetin Sayan hiçbir zaman insan onuruna yakışır biçimde bu meseleyi gözönüne almamıştır. En son geçtiğimiz hafta içerisinde bütün arkadaşlarımızın mallarını yeniden toplamış ve bize bu içi asla yaptırtmayacağını beyan etmiştir. Bunun üzerine 11 Temmuz 1997 Cuma gününden başlayarak görme özürlü arkadaşlarımız burada oturma eylemi başlatmış bulunmaktadırlar. Bunun yanındada oturma eylemine destek amacıyla bir imza kampanyası sürdürüyoruz. Bu eylemimiz varolan gelir dağılımını daha da bozduğu vurgulandı. Ayrıca açıklamada: " Bizleri bütün kesimlerin vergilendirilmesi gibi daha gerçekçi çözümler beklerdik. Demokratikleşme, insan hakları, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel konuların öncelikle ele alınmasını isterdik! Anlaşılan yeni hükümet de aynı bozuk yolda, arızalı otobüsü götürmeye çalışacak! Çalışanlar bu yolu ve bu otobüsü tanırlar ve desteklemezler" ifadelerine yer verildi. * LİMAN-İŞ: TOLAS başladığı süre içindede belediye başkanıyla tekrar görüştük, belediyenin tavrı bize "sizler sadece görme özürlü değil başka özür sahiplerisiniz" şeklinde hakaret etmişti. Bilinmelidir ki hakaret kimsenin tekelinde değildir. Herkes bir yerleri seçebilir ancak seçilmeyeceklerin arasında bizler varız. Sebebi insan onuruna gösterdiğimiz saygıdır. Erdemli fazilet anlayışımızdır. Bu mücadelemiz sonuç verinceye kadar, çalışmalarımızı ve oturma eylemimiz sürecektir. Aynı zamanda bu eylemimiz gelişen süreç içerisinde yeni ivmelerle birlikte yeni aşamalar katedecektir. Görme özürlüler haklarını alana kadar direneceklerini ifade ederken bu direnişin insanlık onuru için yapılan bir eylem olduğunu vurguluyorlar. Haklarını almadan hiçbir koşulda eylemden taviz vermeyeceklerini söylüyorlar. Görme özürlü direnişçiler Mısır Çarşısının sahile bakan kapısının hemen girişinde 15 kişilik bir grup halinde aileleriyle birlikte, " Yaşasın örgütlü Mücadelemiz", " Onurlu Bir Yaşam İçin İmza Kampanyamıza Destek Verin" dövizleriyle, sloganlarıyla mücadelelerini sürdürüyorlar. Halktan insanların da yoğun desteğini alıyorlar.* GREVİNİ Kombasan Holdinge satılarak özelleştirilen Kırşehir'de kurulu Petlas lastik fabrikası ile Petrol- İş Sendikası arasında süren toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine greve çıkıldı. Bu konuda bir açıklama yapan liman_ iş sendikası;" Petrol- İş sendikasına ve Petlas işçilerine basanlar diler, liman işçileri olarak yanlarında olduğumuzu bilmelerini isteriz" diyerek destek ve dayanışmalarını sundular.* KAVGAMIZDA YAŞATIYORUZ " 19 isçi HALK İÇİN KURTULUŞ SENDİKAL BİRLİĞİNİ ANCAK İŞÇİ MECLİSLERİYLE KURABİLİRİZ Sendikal alanda işçilerin gidip üye olacağı üç sendika konfedarasyonu vardır. Türk-İş, Hak-İş, DİSK... DİSK'inde MGK'nın dümen suyuna girmesiyle birlikte sendikal alanda işçiler sahipsiz kalmıştır. Mevcut yasalar işçilere kendi özgür iradeleriyle sendika kurma olanağı tanımadığı için bu üç konfedarasyonun başına çöreklenmiş sendika ağaları memnun. Çünkü sendika kurmak işkolu barajı nedeniyle adeta olanaksız hale getirilmiştir. Bu nedenle DİSK'e bağlı birçok sendikanın bir dernek kadar bile işlevi yoktur. İşçiler bir iş kolunda örgütlenmek durumunda kaldıklarında ya Türk- İş'i, ya Hak-İş'i ya da DİSK'i tercih etmek durumundadır. İlk bakışta bu çok seçenekli bir tercih gibi görünebilir ama özünde üçününde bir birinden farkı "Osmanlı Bankası" kadardır. Tıpkı düzen partileri arasındaki fark gibi. 12 Eylül işçi sendikalarını bitirdi. Bugün işçilerin güvenle gidip içinde yer alacakları bağımsız, demokratik bir sınıf ve kitle sendikası yok gibidir. Bugünkü sendikacılık iktidarın taşeronluğunu yapıyor. Sermayenin politikalarını kitlelere taşımakta böylece işçilerin kafası karışmaktadır. Özal ve Çiller... Her ikisi de başbakanlık yapmış, ama ikisininde ortak bir yanı daha var; işçi düşmanlığı. Özal bu düşmanlığını "ben fakiri sevmem" Çiller ise "Ben devletin parasını işçilere vermem" diyerek dile getirmiştir. Türk Metal- İş bir işçi sendikasıdır. Demir Yol- İş'te öyle. Türk Metal- İş Genel Başkanı Mustafa Özbek, Özal'ı bir sözleşme imza törenine davet ederek silah hediye ediyor. Demir Yol- İş Genel Başkanı Enver Toçoğlu'da Çiller'i başkanlar kuruluna davet ediyor. Ayaklarına halılar serip, saçlarına güller dökerek gösteri yapıyor. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bugün sendika yönetimini ele geçirme Türk-İş'i değiştirmeye çalışan ve tüm enerjilerini bu yolla harcayan bir çok sol simgeli gurup vardır. Türk- İş'i dağıtmak onları tabandan zorlamak vb gibi söylemler devrimci değildir. işçilerin tek ve güçlü bir sendikada birleşmeleri işverenlere karşı güçlerini birleştirmeleri zorunludur. Ama bu sendika ağalarının işine gelmiyor işçilerin bölük börçük olması farklı sendikalarda yer alması onları rahatsız etmiyor. Aksine bu durumdan memnun olduklarını söyleyebiliriz. Ya işçileri sağcı solcu diye iki ayrı sendikaya bölmüşler ya da sağcılıksolculuk diye aynı sendika içinde işçilere karşı ittifak kurmuşlardır. Sendika ağalarının deney ve tecrübeleri ellerindeki maddi olanaklar ve işverenlerle işbirliği içinde olmaları nedeniyle sendika yönetimini uzun süre sürdüremiyorlar. Devrimci işçilerin görevi tüm enerjilerini. sendika yönetimlerini ele geçirmek yerine işçilerin öz örgütlerini yaratmak için harcamak olmalıdır. İşçilerin öz örgülülükleri İşçi Meclisleri'dir. Zor olacak ama inatla, ısrarla bunu başarmak bizim görevimizdir,*

20 KURTULUŞ 20 İŞÇİLER 19 Temmuz 1997 Doğalgaz Patlaması İki İşçi Öldü KAZA DEĞİL CİNAYET Bugüne kadar yüzlerce çalışan insan İŞ güvenliğinin olmaması nedeniyle canından olmuştur. işveren; çalışanın hayatını hiç düşünmeden sadece iş yapılması gerektiği düşüncesindedir. Onlar için insan hayatı önemli değildir. Biri gider diğeri gelir düşüncesindedir. Bunun en son örneği, 14 Temmuz Pazartesi günü Vakıf Gureba Hastanesindeki doğalgaz sıkıntısı sonucu 2 İGDAŞ çalışanının hayatını kaybetmesi oldu. Sorumlu yönetcilerin hiçbir tedbir almadan. İlyas Geyik'i 20 Bar gaz basınçlı vana odasına sadece yangın elbisesi ve toz makinesi takılarak indirmişlerdir. Oksijen yetersizliğinden dolayı İlyas Geyik'in bayılması sonucu sorumlu yöneticiler aynı şekilde Yusuf Can'ı zorla indirerek ölümlerine neden oldular. Bir müddet sonra en başta yapılması gereken oksijen tüpü kullanılarak vana odasına girilmiş ve İlyas Geyik ve Yusuf Çan'ın cesetleri dışarı çıkarılmıştır. 15 Temmuz Salı günü Tes-İş Sendikası ve İGDAŞ çalışanları yaptıkları basın açıklamasında olayın kaza değil cinayet olduğunu söylediler ve sorumlularının cezalandırılmasını istediler. Aynı zamanda bu tür olayların olmaması için suç duyurusunda bulundular. Olayın ardından 14 Temmuz günü ayrı ayrı açıklamalarda bulunan DİSK Genel -İŞ Sendikası istanbul 3 No'lu Şube Başkanı Mevsim Gürlevik ve TMMOB Makina Mühendisleri Odası istanbul Şubesi Yönetim Kurulu olayın sorumlusunun İGDAŞ yetkilileri olduğunu belirterek görevden alınmalarını ve haklarınada yasal işlemlerin başlatılmasını istediler.* Liman-İş Genel Başkanı Hasan Biber;... ' ' "Direnme Hakkımızı Kendi Yöntemlerimizle Mücadele Hukukuna Başvurarak Kullanacağız" değerlendiriyorsunuz? Hasan Biber: Bir ülke düşünün ki bir taraftan "Hukuk Devleti" olduğu iddia ediliyor. Diğer taraftansa mahkeme kararına bizzat siyasi iktidarın temsilcileri uymuyor. Bu anlayış "memleketi kuralsız, kanunsuz, kendi özel mülkiyetim, kendi çiftliğim gibi yönetirim" anlayışıdır. Biz yetkililerden bu ülke hukuk devleti ise, ülkenin mahkemelerinden çıkan kararların uygulanmasını, eğer hukuk devleti değilse çıkıp kamuoyuna açıklamalarını istiyoruz. Toplu telgraf gönderme uyarımız, bu ülkede yargı hukuku işlemiyorsa, anayasal hakkımız olan direnme hakkımızı kendi yöntemlerimizle mücadele hukukuna başvurarak kullanacağımızın ilk adımıdır.* Özelleştirilerek limanların satılması üzerine, Liman-İş tarafından başlatılan eylemlilikler üzerine Liman-İş Genel Başkam Hasan Biber'le görüştük. Hopa limanından başlayan bir eylemlilik sürecine girdiniz. Bunun nedeninin öğrenebilir miyiz? H. Biber: Denizcilik işletmelerine bağlı limanlarımızın özelleştirme kararı alındığında örgütlü bulunduğumuz, tüm limanlarda bir hafta süre ile siyasi partilerin önüne siyah çelenk bırakma, işyerlerinde bildiri okumak, servise binmeme gibi eylemler yaptık. Devamında ulaştırma işkolunda örgütlü olan diğer sendikalarla görüştük ve kısmi olarak destek aldık. 8 Ocak günü tüm limanlarda 24 saat üretimden gelen gücümüzü kullanarak işyerlerimizi terk etmedik. Bu süreçte ayrıca Yargıtaya'da "özelleştirme" ile ilgili başvurularımız oldu. En son olarak Hopa Limanı ile ilgili Erzurum idari Mahkemesine yürütmeyi durdurma kararının verilmesiyle, alelacele Hopa, Ordu, Giresun, Sinop ve Tekirdağ limanları alıcılara devredildi. Hopa'da 50 arkadaşımızın işine son verildi. Bunun üzerine ilk olarak Hopa'da 8 Temmuz günü işçi arkadaşlarımızla birlikte, işyerini terk etmeme, halka bildireler dağıtma gibi küçük eylemlilikler hayata geçirdik. Yine yargı kararı uygulanmadığından, yeni hükümeti uyarmak amacıyla 16 Temmuz Çarşamba günü saat de tüm limanlardan başbakan ve başbakan yardımcılarına telgraflar çekildi. İşçilere iş başı yaptırılarak geri adım atılmaması halinde, kurumlarımızla oturup geçmişte yaptığımız eylem biçimleriyle daha radikal eylemlere başvuracağız. Yargı kararına rağmen açıkça yasalara uyulmuyor. Bunu nasıl ÖLÜMÜ HÜCRE HÜCRE YENENLERİ HASAN BİBER

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

KAYMAKAMA ve GAZETECİLERE SALDIRDILAR

KAYMAKAMA ve GAZETECİLERE SALDIRDILAR KAYMAKAMA ve GAZETECİLERE SALDIRDILAR Bodrum Gümüşlükte olaysız ve şenlik gibi yapılan sembolik tabela dikimini yapan Bodrum Kaymakamı Dr.Mehmet Gödekmerdan ikinci durağı Kadıkalesi Ormancılar Sitesinde

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

Cüneyt Özdemir de halkın, işçilerin, öğrencilerin sorunlarını programına taşıyor ve ayrıcalığını gösteriyor. Teşekkürler Cüneyt Özdemir.

Cüneyt Özdemir de halkın, işçilerin, öğrencilerin sorunlarını programına taşıyor ve ayrıcalığını gösteriyor. Teşekkürler Cüneyt Özdemir. DİRENİŞİN 109. GÜNÜ 26 Ekim 2010 Bugünlerde çok sık misafirim var. Gün uzadıkça gelenler artıyor. İlk defa bir arkeolog ziyaretçim vardı. O da işsizdi. Uzun zamandır gelmek istiyormuş. Nasıl giderim diye

Detaylı

Özel gereksinimli çocuklar

Özel gereksinimli çocuklar Özel gereksinimli çocuklar Spor becerileri yolu ile toplumsal yaşama uyum ve katılımlarını sağlamak Mutlu ve üretken bireyler olmalarına yardımcı olmak. Programımıza yaklaşık 70 sporcu devam etmektedir.

Detaylı

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır.

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır. Dersin Adı Tema Adı Kazanım Konu Süre : İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi : İnsan Olmak : Y4.1.2. İnsanın doğuştan gelen temel ve vazgeçilmez hakları olduğunu bilir. : Doğuştan Gelen Haklarımız :

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

Polis Taksim Meydanı'na girdi

Polis Taksim Meydanı'na girdi On5yirmi5.com Polis Taksim Meydanı'na girdi Gezi Parkı eylemlerinin 15. gününde polis, Taksim Meydanı na girdi. AKM ve Cumhuriyet Anıtı ndaki afişler söküldü, barikatlar da kaldırıldı. Yayın Tarihi : 11

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR. Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin

YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR. Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin Erdoğan, Balıkesir Ekonomi Ödülleri Töreni nde konuştu: Ben diyorum ki,

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI BASIN ÇALIġMALARI BASIN AÇIKLAMALARIMIZ 5 Mayıs 2010 Özelleştirme Karşıtı Platform İstanbul Bileşenleri nin Taksim BEDAŞ önünde gerçekleştiği basın açıklaması yoğun bir katılımla yapıldı. Şubemiz üye ve

Detaylı

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Eylül 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Yenişehir İlçesi CHP Belediye Başkanı aday

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması 4 Kasım 2015 Not: bu dosyada iletilen veriler görselleştirilirken slide da belirtilen logo, örneklem bilgisi (n=) ve Ipsos

Detaylı

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi 22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi GÜNAH KEÇİSİ BULUNDU! Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tancan Uysal, Soma daki kömür faciası hakkında çok tartışılacak bir yazı kaleme aldı.

Detaylı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, Saray Engelsiz Yaşam, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezini Ziyareti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, Saray Engelsiz Yaşam, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezini Ziyareti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, Saray Engelsiz Yaşam, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezini Ziyareti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan eşi Emine Erdoğan ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur

Detaylı

ÖZEL ANAKENT İLKOKULU. 2013-2014 EĞİTİM ve ÖĞRETİM DÖNEMİ DEĞERLER EĞİTİMİ PROJESİ MART NİSAN FEDAKARLIK FEDAKARLIK BİLİNCİ

ÖZEL ANAKENT İLKOKULU. 2013-2014 EĞİTİM ve ÖĞRETİM DÖNEMİ DEĞERLER EĞİTİMİ PROJESİ MART NİSAN FEDAKARLIK FEDAKARLIK BİLİNCİ ÖZEL ANAKENT İLKOKULU 2013-2014 EĞİTİM ve ÖĞRETİM DÖNEMİ DEĞERLER EĞİTİMİ PROJESİ MART NİSAN FEDAKARLIK FEDAKARLIK BİLİNCİ FEDAKARLIK & YARDIMSEVERLİK 02.05.2014 3K Yardım Kampanyamızla Kardeş Okulumuza

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Günlük Haber Bülteni 13.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sabah.com.tr Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015 ARGETUS ARAŞTIRMA, DANIŞMANLIK, EĞİTİM, PROJE VE ORGANİZASYON AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI 25 AĞUSTOS 2015 Mehmet Akif Mah.Recep Ayan Cad. Günaydın Sok. No:6 Kat:3 Çekmeköy

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 20 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Federasyona katıldılar TÜRKİYE Spor Yazarları Derneği nde İstanbul Muhtarlar Federasyonu Yönetim Kurulu ve Beşiktaş Muhtarlar Derneği

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Somemto Big Data Somemto ile Gezi Parkı Eylemleri Haftasında Sosyal Medya Analizi. Copyright 2012 Etiya All Rights Reserved

Somemto Big Data Somemto ile Gezi Parkı Eylemleri Haftasında Sosyal Medya Analizi. Copyright 2012 Etiya All Rights Reserved Somemto Big Data Somemto ile Gezi Parkı Eylemleri Haftasında Sosyal Medya Analizi Ajanda Analiz Özeti Türkiye nin 1 Haftalık Kelime Bulutu Türkiye nin 1 Haftalık Hashtag Bulutu En Çok Retweet Alanlar Gün

Detaylı

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR BALIKESİR - 30.09.2014 HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR Balıkesir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Gündoğdu, Ankara ve Hatay Tabip odaları üyelerinin Gezi Parkı olayları sürecinde hukuka aykırı

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Kuzey Irak'a harekat

Kuzey Irak'a harekat Kuzey Irak'a harekat Asker terörü engellemek için yeniden Irak'a girdi. Irak'ın kuzeyinde istihbarat uçuçu yapan insansız uçaklar bugün hareketli PKK gruplarını tespit etti. Türk Silahlı Kuvvetleri Zap

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5)

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) Eylem 1.2 Gençlik Girişimleri Projesi İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) DALGALAN SEN DE ŞAFAKLAR GİBİ EY ŞANLI HİLÂL OLSUN ARTIK DÖKÜLEN KANLARIMIN HEPSİ

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım.

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. Sayın Birlik Başkanım, Odamızın Değerli Yöneticileri, Sevgili Öğrenci Arkadaşlarım; Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. İstanbul dan, İzmir den, Sivas

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER tmmob 2002/2004 Cumhuriyet / 7 Haziran 2002 Radikal / 7 Haziran 2002 218 Evrensel / 15 Temmuz 2002 37. dönem çalışma raporu 219 tmmob 2002/2004 Cumhuriyet

Detaylı

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın!

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! Kendini Tanıma Testi Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! İnsanlar sizin hakkınızda sandığınızdan farklı izlenimlere sahip olabilir. Gerçekten nasıl algılandığınızı siz de bilmek istemez misiniz? Bu teste

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

TED AİLESİ, ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI VE PLAKET TÖRENİ İÇİN DÜZENLENEN YEMEKTE BİR ARAYA GELDİ

TED AİLESİ, ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI VE PLAKET TÖRENİ İÇİN DÜZENLENEN YEMEKTE BİR ARAYA GELDİ TED AİLESİ, ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI VE PLAKET TÖRENİ İÇİN DÜZENLENEN YEMEKTE BİR ARAYA GELDİ Geleceğe ışık tutan, Başöğretmen Atatürk ün emanetine sahip çıkıp, eserinin üzerine imza atan, bilgiyi öğretmekten

Detaylı

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu - Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender

Detaylı

Yaz l Bas n n Gelece i

Yaz l Bas n n Gelece i Emre Aköz Yeni Okur-Yazarlar ve Gazetelerin Geleceği ABD li serbest gazeteci Christopher Allbritton õn yaşadõklarõ bize yazõlõ medyanõn (ki bu tabirle esas olarak gazeteleri kastediyorum) geleceği hakkõnda

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 HAZİRAN 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Her gün gelen şehit haberlerine YETER İki yıldır bitmeyen seçim maratonuna YETER Siyasetçilerin

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6-

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- EKİM 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur Sözleşmesini

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08 Söz Dinlemeyen Çocuklara Nasıl Yardımcı Olunmalıdır? Çocuklarda zaman zaman anne-babalarının sözünü dinlememe kendi bildiklerini okuma davranışları görülebiliyor. Bu söz dinlememe durumu ile anne-babalar

Detaylı

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Saðlýk emekçilerinin 2 gün süren grevleri baþladý. Ülke genelindeki hastanelerin nereyse tamamýnda hastanede

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır.

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır. 30.10.2015 DENİZATI ndan Herkese Merhaba! Haftanın ilk günü sohbet saatimizde herkes hafta sonu neler yaptığını anlattı. Duvarda asılı olan Atatürk resimlerine dikkat çeken öğretmenimiz onu neden asmış

Detaylı

"Kentsel Dönüşümün Anahtarı Kooperatiflerde"

Kentsel Dönüşümün Anahtarı Kooperatiflerde "Kentsel Dönüşümün Anahtarı Kooperatiflerde" 16 Ağustos 2014 Haber Linki: http://www.egemetropolgazetesi.com/haber/kentsel-donusumun-anahtari-kooperatiflerde-17554.html S.S. Batı Anadolu Konut Yapı Kooperatifleri

Detaylı

SGK Mutfağına Gıda Güvenliği ve Yönetimi Kalite Belgesi

SGK Mutfağına Gıda Güvenliği ve Yönetimi Kalite Belgesi SGK Mutfağına Gıda Güvenliği ve Yönetimi Kalite Belgesi SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI FATİH ACAR: - ŞUANDA TÜRKİYE DE ÖRNEK ALINMASI GEREKEN BİR KURUM VARSA BU SOSYAL GÜVENLİK KURUMUDUR - BU BELGEYİ ALMAMIZA

Detaylı

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983 - Turgut Sunalp'e seçim kaybettiren medya kazası - Gaffur'a Vakit zulmü Ve - İki ayrı "KANATLI" kaza RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * * Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * *

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * * - Tesadüfler haftası Ecevit'in cenazesi ve TRT gafları - Çatlı'nın kızından Çelik Çekirdek ve tesadüfün böylesi... Ve - Adnan Hoca'dan bir "medya management" girişimi RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar &

Detaylı

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili EKİM 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Aydıncık İlçesi nde meydana gelen dolu yağışı

Detaylı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı T.C. GAZİEMİR KAYMAKAMLIĞI İLÇE YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ SAYI :BO54VLK4354802.880,01/ 1462 08.09.2010 KONU :19 Eylül 2010 Gaziler günü... GAZİEMİR Gaziemir İlçesi 19 Eylül 2010 Gaziler Günü Anma Tören Programı

Detaylı

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 T.C. BAŞBAKANLIK AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ Siyasi İşler Başkanlığı 20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 - Reform İzleme Grubu nun (RİG) 20. Toplantısı, Devlet Bakanı ve Başmüzakerecimiz

Detaylı

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL Tel: 0216 492 0504, 0216 532 7545 Faks: 0216 532 7545 freex@superonline.com www.antenna-tr.org "Düşünce Özgürlüğü için 5. İstanbul

Detaylı

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs; tüm yurtta olduğu gibi İstanbul da da coşkuyla kutlandı.1978 1 Mayıs ın ardından ilk kez izin verilen

Detaylı

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Bir cinayetin altı elemanı vardır: Öldürülen kimdir, öldüren kimdir, cinayetin yeri, cinayet günü, nasıl öldürüldü, neden öldürüldü?

Detaylı

18 KASIM PAZARTESİ İZMİR GÜNDEMİ. -Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı - Basın Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü

18 KASIM PAZARTESİ İZMİR GÜNDEMİ. -Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı - Basın Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü 18 KASIM PAZARTESİ İZMİR GÜNDEMİ -Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı - Basın Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü Maddeye Değil, Hayata Bağlan Bağımlılık yaşının sürekli düşmesi üzerine, toplumda bağımlılıkla

Detaylı

HAYTAP İmdat Turu Ekibi ANKARA Yenimahalle 'Toplama Merkezi'nde... Son Güncelleme Çarşamba, 25 Eylül 2013 19:37

HAYTAP İmdat Turu Ekibi ANKARA Yenimahalle 'Toplama Merkezi'nde... Son Güncelleme Çarşamba, 25 Eylül 2013 19:37 HAYTAP Akdeniz Ege İmdat Turu Ekibi olarak, turumuz da biz de bitmiş tükenmiş durumda olduğumuz halde, sokaklarından yüzlerce hayvanın yok olduğu, bakım evinin bir felaket olduğu bilgilerini kulak ardı

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:11.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.haberler.com Tarih:11.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.haberler.com

Detaylı

Destek Personeli Eğitimleri

Destek Personeli Eğitimleri 2.Dönem eczane çalışanlarının Destek Personeli Eğitimleri 28 Aralık 2009 tarihinde başladı 9 Valimiz Sayın Zübeyir KEMELEK 15 Aralık 2009 tarihinde Yönetim Kurulumuzu ziyaret etti.. İstanbul Ecza Koop'la

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

: İstanbul Barosu Başkanlığı

: İstanbul Barosu Başkanlığı 31.05.2013 815 İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA İHBARDA BULUNAN : İstanbul Barosu Başkanlığı İHBAR EDİLENLER : Şiddet ve zor kullanan kolluk görevlileri, onlara bu yönde emir ve talimat verenler, bu

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :4. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :8. Syf Sayfası :10. Syf Sayfası :1-8. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar Meclisi Sivas şehitlerin unutmadı Karabağlar Belediye

Detaylı

İlyas Güven EROĞLU «Bizim köklerimizi CHP den kazımaya ne onun gücü yeter ne ömrü yeter!» Kılıçdaroğlu nun özde CHP lileri!

İlyas Güven EROĞLU «Bizim köklerimizi CHP den kazımaya ne onun gücü yeter ne ömrü yeter!» Kılıçdaroğlu nun özde CHP lileri! İlyas Güven EROĞLU «Bizim köklerimizi CHP den kazımaya ne onun gücü yeter ne ömrü yeter!» Kılıçdaroğlu nun özde CHP lileri! CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen in kurşunlanmasının

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Tarsus CHP İlçe Örgütünü ziyaret ederek,

Detaylı

7 den 77 ye 7TEPE PRP

7 den 77 ye 7TEPE PRP 7 den 77 ye 7TEPE PRP Prof. Dr. Ayseli Usluata Mehmet Akif Kaya Mert Sabancı Atilla Aydemir Berk Sarıca Tuğçe Orhun Seda Bayram Ege Güneş Özge Balkaya Müge İlhan Özge Aras Amy Negri Tuna Karaman Derya

Detaylı

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI 16 ŞUBAT 2011 CVK OTEL- İSTANBUL Tarihi günler yaşıyoruz. 10 Şubat-15 Şubat tarihleri arasında

Detaylı

American Tank Company (Ruhi) vs Afrika Schützenkompanie (Levent) 1750 pts & Mid-War Hold the Line

American Tank Company (Ruhi) vs Afrika Schützenkompanie (Levent) 1750 pts & Mid-War Hold the Line American Tank Company (Ruhi) vs Afrika Schützenkompanie (Levent) 1750 pts & Mid-War Hold the Line 25 Ağustos 2013 Pazar Brifing: Görev isminden de anlaşılacağı gibi hattı tutan bir birliğe bir diğerinin

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Nükleer Enerji Santralleri ve Türkiye nin Enerji Politikası Ortak Paydalar Ortadoğu ve Kuzey Afrika da ki rejimlerin

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) ESAS N0:2009/191 03.08.2012 TUTANAK 27.07.2012 tarihli oturumda saat 19.27 sıralarında Mahkeme Başkanı tarafından duruşmanın

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı