Cephe Kültürü ve Halk Gelenekler imiz

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Cephe Kültürü ve Halk Gelenekler imiz"

Transkript

1

2

3 Cephe Kültürü ve Halk Gelenekler imiz Parti güçtü, parti devrimdi, iktidardı, cepheydi. Bu devrimci faaliyetin her alanında, üslubumuzdan, oluşturduğumuz örgütlenmelere, ürettiğimiz taktiklere kadar pek çok noktada bir dönüşümü, geleneklerin pekiştirilmesini ve geliştirilmesini ifade ediyordu. Bu dönüşümün dinamikleri tarihimizin başlangıcından bugüne kadar yaratılmış, biriktirilmiş ve Parti-Cephe'li süreçteki bu ideolojik, kültürel sağlam dokuyu yaratmıştır. Gelenekler üzerine yaptığımız vurgular, öngördüklerimiz, devrimci savaş açısından belli bir somutluğa karşılık düşmektedir. Bu hem Parti- Cephe geleneklerinden, hem de halk geleneklerinden sözettiğimizde böyledir. Gelenekler kavramını solda kuşku yok ki, en çok kullanan siyasi hareketiz. Ve zaten bu kavramın asıl anlamı da, Cephe Kültürü içinde somut karşılığını bulur. Uzun sıkıntılı, zorluklarla dolu bir yol aştık. Kimi zaman milim milim hesaplayarak adım attık, kimi zaman cüretle kilometrelerce yol aldık. Hemen herşeyi emek ve sabırla yarattık, büyüttük, kökleştirdik. Adalet anlayışımız, kendimize güvenimiz, politik öngörü, cüret ve kararlılığımız, ideolojik sağlamlılığımız, kültürel değerlerimiz... işte bunların hepsi halkın içine kök salarak, "partili savaşma düşleriyle", kahramanca şehit olan yoldaşlarımızla bizi Partiye, Parti-Cephe'liliğe taşıdı. Parti güçtü, parti devrimdi, iktidardı, cepheydi. Bu devrimci faaliyetin her alanında, üslubumuzdan, oluşturduğumuz örgütlenmelere, ürettiğimiz taktiklere kadar pek çok noktada bir dönüşümü, geleneklerin pekiştirilmesini ve geliştirilmesini ifade ediyordu. Bu dönüşümün dinamikleri tarihimizin baş- langıcından bugüne kadar yaratılmış, biriktirilmiş ve Parti-Cephe'li süreçteki bu ideolojik, kültürel sağlam dokuyu yaratmıştır. Yaşanan bu değişim ve gelişimi ister tek tek, ister bütün olarak ele aldığımızda aslında her birinin en temelde aynı hedefe hizmet ettiği kavranabilir. Bu hedef SAFLAŞMA, SAFLAŞTIR- MA'dır. Peki nasıl saflaşacak, nasıl safaştıracağız? Şu kesim DYP'li, şunlar ANAP'lı, şunlar yozlaşmış, bunlar dinci, bunlar halka kazık atan esnaf, şunlar kendi çıkarından başkasını düşünmüyor diyerek, şu mezhepten olursa iyi, bu mezhepten olursa işe yaramaz diye yaklaşarak, bu işi yapamayacağımız açıktır. Önerdiğimiz, kurduğumuz örgütlenmeler, halkın her kesimine yaklaşım tarzımız, bu saflaşmayı derinleştirme ve geliştirmeye hizmet etmek durumundadır. Çünkü Parti aynı zamanda halkı ve düşman saflarını kalın çizgilerle ayırma, halkın tüm kesimlerini, sınıflarını, katmanlarını cepheleştirme anlamını taşıyor. Elbette ki, devrim bir avuç sömürücü dışında tüm halkı kendi savaşına katmak, onları örgütlemek ve savaştırmakla mümkündür. Bu da her dönem iktidar hedefi doğrultusunda değişen, yenilenen ama kapsayıcı olan ve herkesi devrimin bir ucundan tutmaya yönelten politikaları, düşünce ve davranış biçimlerini gerektiriyor. Biz bunu cephe kültürü olarak ifade edebiliriz. Cephe en kısa tanımıyla kitlesel bir katılımdır." Çıkarları devrimden yana olan, ezilen, sömürülen, horlanan bütün halk sınıf ve katmanlarını devrim hedefiyle kendi saflarında savaştırmaktır. Buradan hareketle söylersek, işte cephe kültürü de, çıkarları devrimden yana olan yani bir avuç sömürücü, asalak dışında herkesi örgütleme, savaştırma bilinci, bunun yön verdiği bir pratik ve davranış biçimidir. Cephe kültürü iktidarı alma iddiası, hedefi ve halk hareketi olma misyonuyla yaratılan bir şekillenmedir. Düşman eksik, gedik de olsa halkın bağrında taşıdığı devrimci potansiyeli dağıtmak, sindirmek, yok etmek için pek çok saldırı yöntemini uygulamaya koyuyor. Tam da burada gerekli olan Parti-Cephe'lilerin güçlü bir iktidar bilinci ve devrim hedefine sahip bir kültürel şekillenmeyle halkı saflaştırmayı, yani devrimci halk saflarını büyüterek düşman saflarını daraltarak düşmanın ideolojik, askeri saldırılarının yozlaştırıcı, dağıtıcı, bölücü, sindirici etkisinin önüne geçip halkın iktidar yürüyüşünü sürdürmeyi bilmesidir. İdeolojik boyutuyla cephe kültürünü iktidar bilinci olarak belirtmiştik. Bu bilinç, pratikteki somutluğunu "halk hareketi olmak için halkın tüm sınıf ve katmanlarını kucaklamaktır" anlayışıyla kazanacaktır. Bu noktada devrimci faaliyetin her biçimine, devrimin ancak halkın tüm muhalefet ve savaşma potansiyelini, dinamiğini harekete geçirerek ilerleyeceği gerçeği yön verecektir. Cephe kültürünün ideolojik, pratik tüm boyutlarıyla hayata geçirilebilmesi için; Parti-Cephe'nin iktidar alternatifi olma misyonunun bir gereği ve sonucu olan kapsayıcılığı ve esnekliğinin yeterince anlaşılması, Bu doğrultuda düşmanla ve solla yürütülen ideolojik mücadelenin iktidar bilincinin bir boyutu olarak kavranması, Her kültürden ve milliyetten halklarımızın değerlerini, kültürünü olumluluklarıyla yaşatma, böyle bir kapsayıcılıkla onları saflaştırma çabası, İktidar bilinciyle kitle çalışmasına verdiği önem, kitlenin devrimin asli gücü olduğu gerçeğini politika ve örgütlenme biçimleriyle açığa çıkarma çabası yeterince kavranmış olmalıdır. İdeolojiyi, teori ve politikayı, kısaca

4 devrimci bir örgütün, partinin yazdığı, söylediği her şeyi canlı kılan ve devrimin ilerlemesine hizmet etmesini sağlayan devrimci pratik ve örgütlülüklerdir. Önerdiğimiz, oluşturmaya çabaladığımız örgütlenme modelleri incelendiğinde, bunlara cephe kültürünün zemini diye belirlediğimiz iktidar bilincinin, halkı saflaştırma ve en geniş kesimlerini kucaklayıp devrime çekme politikasının yön verdiği görülebilir. Örneğin her alana yönelik meclis ve komiteler, en geniş demokratik muhalefeti bir araya getirecek Demokratik Muhalefet Meclisi, çeşitli halk güçlerini, devrimci, yurtsever örgütlülükleri içine katmaya çalıştığımız değişik birlikler vb. halkın tüm kesimlerini saflaştırma, savaşı halklaştırma ve çıkarları devrimde olan tüm güçleri ve kesimleri birleştirme hedefiyle ortaya çıkmıştır. Bunları doğru bir biçimde hayata geçirmek için halk gerçeğimizi iyi bilmek ve bu gerçeklikle hareket etmek gerekir ki sağlıklı ve güçlü bir saflaşma yaşanabilsin. Çünkü halk dediğimiz tek bir düşünce, kültür, eğitim vb. ile şekillenmiyor, tek bir sınıf ve katmanı ifade etmiyor. Halk çok çeşitli olumluluk ve olumsuzlukların, farklı milliyetleri, mezhepleri kültürleri, düzenin pisliğinden, çürümüşlüğünden değişik boyutlarda etkilenmiş, çıkarlarında farklılıklar ve aynılıklar çeşitli kesimleri bünyesinde taşıyor. Bu yanıyla renkli, canlı bir yapıyı temsil ediyor. Öyleyse bu çok renkliliği, canlılığı içinde halkı nasıl birleştireceğiz? Bu noktada cephe kültürünün hareket yeri neresi olacak? Bunun çeşitli yanları var. En önemlilerinden biri, faşizme karşı demokratik, illegal, yasal, yarı-legal her tür örgütlenme ve kültüre», ekonomik, ideolojik, politik her tür mücadele biçimini birlikte değerlendirmektir. Bugün bütün halk kesimlerinin mevcut düzenle şu ya da bu biçimde sorunu vardır. Bu sorunlar, hem ekonomik, hem siyasi muhtevalıdır. Düzenin şu ya da bu uygulamasından zarar görmeyen hemen hiç bir halk kesimi gösterilemez. Yani ortak nokta faşizmdir. Faşizmin baskılarıdır. Ama bu da yetmez. Faşizm çerçevesinde halkı birleştirmek için onu her türlü yolla ve kurumla kapsamak zorundayız. Sendikayla, dernekle oluyorsa onlarla. Anti-faşist mücadele ve eylemle oluyorsa onunla. Sporla oluyorsa sporla, kültürel etkinlikle oluyorsa onunla, ekonomik temelde mümkünse bu yönde yani onu faşizme karşı savaş ve devrim temelinde yönlendirecek hiçbir biçimi ve tarzı yadsımadan, ama neyi nerede ve nasıl kullanacağını bilerek saflaştırmak, bu bilinçle donanmak, bunun kurumlarını ve örgütlenmelerini yaratmak cephe kültürünün örgütsel boyutudur. Önerdiğimiz ve yaratmaya çalıştığımız örgütlenmelere bu gözle bir bakalım. Halk Meclisleri, cephe kültürünün biçimlendiği bir örgütlenmenin belli başlılarındandır. Halkın birliğini, kendi sorunlarına kendisinin çözüm üretmesini sağlayarak ve gelişimi içinde giderek halkın iktidar bilincini geliştirip, onu faşizme karşı açık savaşın içine çeke- cek örgütlenmelerdir. İçinde her kültür, milliyet ve kesimden emekçi halkımız kendi özgül sorunları ve ihtiyaçları temelinde bir araya geleceklerdir. Başlangıçta, içinde yer alanlar itibarıyla ideolojik anlamda homojen bir yapı olmayacaklardır. Elbette daha baştan ideolojik yapısı net ve iktidar hedefli bir örgütlenme olmasını herkes ister. Ama burada temel olan bugün için halkı saflaştırmak, cepheleştirmektir. Halkı bu yanıyla düşmanın ideolojik ve politik etki alanından çıkarmak, devrime kazanmanın kanallarını açmaktır. Demokratik Muhalefet Meclisi, demokratik kurumlardan tek tek kişilere varana kadar, işçisinden memuruna, esnafına, köylüsüne, aydınına, sanatçısına kadar tüm halkın demokratik muhalefetini birleştirmek ve merkezileştirmek içindir. Cephe ve saflaştırma öngörüsüyle önerildi ve örgütlenmeye çalışılıyor. Yine "homojen" bir örgütlenme olmayıp, faşizme karşı birleşik bir gücün yaratılmasını hedefliyor. Örgütsel boyutuyla cephe kültürü, düzenin etkisi altındaki her düşünceden ve nitelikten halkın tarafsızlaştırılması, düşmanın ideolojik saldırılarının etkisizleştirilmesi ve halkın oligarşiye ve emperyalizme karşı savaştırılmasıdır. Bunun için her tür örgütlenme biçiminin yaratılması, yenilenmesi ve geliştirilmesidir. HALKIN HER KESİMİNE SESLENEMİYORSAK, HALKI BİRLEŞTİREMEYİZ Şöyle diyebiliriz, her birimde, her alanda, düşman cephesini her an daha da daraltma mantığıyla., goîek halkın çeşitli kesimleri özelinde, gerekse tek tek insanlara varana kadar onların taleplerine, ihtiyaçlarına, kültürel özelliklerine cevap verecek politikalar üretecek, Cepheyi onlar nezdinde meşrulaştıracak, Cephe önderliğindeki bir iktidar savaşına kazandıracağız. Düşman saflarından koparılan her kesim, her insan devrimin karıdır. Kazandırılan her kesim ise devrimin artık gücü olur. Bir gazeteci, bir aydın, bir memur, bir yöresel dernek, bir esnaf, bir ev kadını, dini duyguları güçlü bir müslüman, sokaklara terkedilmiş çocuklar, yozluğa itilmiş gençler, düzen partilerine oy veren emekçiler, vb. vb. herkesi devrimci cephenin doğal bir müttefiki olarak görmek ve bu ittifakın gerçekleşmesini sağlamak üzere hızla kitle örgütlenmelerini kurmak, yaygınlaştırmak, Cephe kültürünün örgütsel boyutuyla geliştirilmesinin koşuludur. Cephe kültürünü kökleştirmek, bizden halka uzanmasını sağlamak büyük bir önem taşıyor. Biz, faşist olmadığı müddetçe bir Müslümana da, bir sosyal-demokrata da, bir köylüye, bir mühendise de, aydına da, sıradan ev kadınına da hitap etmesini ve onları devrim saflarında mevzilendirmesini bilmeliyiz. Aksi halde devrimin, devrimci alternatifin böylesine güncelleştiği koşullara, halk kitlelerinin içinde bulunduğu tüm sefalete, karşı karşıya bulunduğu tüm baskı ve zulme, öfke ve adalet isteğiyle dolu olmasına rağmen, düşman safları devrimin uzanamadığı bilinçli, bilinçsiz un- surlarla genişleyecektir, iktidar alternatifi bir partinin ve cephenin gücü saflaşmayı devrim lehine büyütebilmesindedir. Halk dediğimiz geniş kitlesellik, gerek ulusal, gerek dinsel açıdan, gerek ekonomik durumu, gerek sosyal koşulları ve gerekse de yöresel özellikleriyle çok değişik kültürlere, alışkanlık ve geleneklere, değişik değerlere sahiptir. Bunları yok sayamayız. Bize ne diyemeyiz. Bu kültürleri olduğu gibi reddetmek ya da olduğu gibi kabul etmek de doğru devrimci bir tutum değildir. Ret ya da kabul boyutuyla ele almamalı, ancak bu kültürleri öğrenme ve öğrendiklerimizle halkın ihtilalci geleneklerini açığa çıkararak bunları devrimci mücadele ve örgütlenmeleri geliştirmenin dinamikleri haline dönüştürmeliyiz. Halk ilişkilerinde düz, kaba, soyut ve halktan kopuk aydınca bir bakış ve yaklaşımımız olmamalıdır. Unutmamalıyız, halk bizi devrim stratejimizden, taktik politikalarımızdan da önce, ya da en azından bunlar kadar önem vererek, hayatın içindeki tavır ve davranışlarımızla değerlendirecektir. Örneğin kimimiz bir ev ilişkisinde, halkın veya yoldaşlarının yanında hiçbir saygı belirtisi göstermeyen davranışların sahibi olabilir. Bir ev ilişkisinde önüne konulan sofrada, etrafındaki hiç kimseyi düşünmeden, kendinden sonra sofraya oturacak olanları düşünmeden, önündeki her şeyi silip süpürerek boğazına indiren bencil bir devrimciyi (!) düşünün. Böyle bir davranış bir devrimcinin o ve halkından bırakalım saygınlık kazanmasını, devrimcilere, cepheye, herşeye zarar verir. Yine gereksiz espri yapan, uygunsuz oturan, hiçbir işe el uzatmayan, yalnızca kendi bencil duygu ve düşünceleriyle yaşayan birini düşünün. Bu alışkanlık ve davranışlar halkla bütünleşmedeki ya da sosyalist insan ilişkilerinin yaratılması önündeki en ciddi engellerdir. Oysa bir devrimci hangi alanda faaliyet içerisinde olursa olsun, yine ister halkın içerisinde olsun, isterse yoldaşları arasında olsun oradaki temel görevi halkın ve sosyalizmin değerleriyle örülü devrimci bir kişilikle onların karşısına çıkabilmek olmalıdır. Yoldaşlarımızın, halkımızın gönlüne girdiğimizde, sevgi, saygı, hoşgörü, yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olduğumuzda, halkın çok çeşitli kesimlerinin dini, ulusal değerlerine gereken saygı ve özeni gösterdiğimizde, orada burjuva, küçük-burjuva insan ilişkilerinin sökülüp atılması ve halkla ya da yoldaşlarımızla aramızda yaşanması muhtemel kopuklukların baştan önlenmesi mümkün olur. Ülkemiz aydını ve büyük oranda solu da halktan bu yanıyla kopmuştur aslında. Ne oturmasıyla, ne giyim kuşamıyla, ne yeme içmesiyle halkın kültürüyle, gelenekleriyle bağını kesmiştir. Kendini halkın üstünde, dışında görmeye başlamıştır. Bakın televizyonda "solu temsilen" panellere çıkan aydınlara; ne konuşmasından birşey anlaşılır, ne davranışından saygı okunur. Milyonlarca izleyicinin karşısında bacak bacak üstüne atıp konuşmayı marifet sayar. Ama örneğin dinci kesimden gelenlerin çoğunda bunu göremezsiniz. Gazi Ayaklanması'ndan bu yana ki süreci bir yanıyla tüm halk güçlerinin ve solun birlik zeminine çekilmesi, halk cephesini yaratma yolunda ortak hareketin sağlanması yanıyla ısrarcılığımızın öne çıktığı bir dönem olarak değerlendirebiliriz. Bu tabii ki halkı devrim için mevzilendirme anlayışının ürünüdür. Bu nedenle pek çok örgütlenme biçimini önerdik, sürecin ihtiyaçlarına yönelik eylem birliklerine önderlik ettik. Ama sol devrimci saflaşmayı ve cepheyi yaratma konusunda ayak diredi ve diriyor. Cezaevlerinde Ölüm Orucu gibi ölümüne bir birlik yaşanmışken diğer tarafta ortak alınan en sıradan kararları bile pratiğiyle engelliyor. Hele hele meclisler önerisini zaman zaman isim sorunu, zaman zaman önderlik sorunu diyerek ve esasında da kafasındaki şablonları yıkamadığı için, halk gerçeğimize yabancılaştığı için reddediyor. Halbuki bütün halkı devrimci saflara çekme, devrimciyim diyen kimsenin karşı çıkamayacağı birşeydir. "Herşey devrimin çıkarları için" anlayışı, grupsal çıkarların gerisine düşünce, devrimin çıkarları da objektif olarak engelleniyor.

5 Giyimiyle de, üslubuyla da halka daha yakın durur. Belki demagojiktir, ama bunu yakalamıştır. Sol demagojik olmayanı hayata geçirmelidir. Konuştuğumuzda, yanına gittiğimizde, bizi tereddütsüz kendinden görmelidir. Aslında yaratılmaya çalışılan dejenerasyon ortamında, halkın hiç birşeyine değer verilmediği, geleneklerinin, kültürünün, inançlarının, ulusal değerlerinin çiğnendiği koşullarda halkı sataştıracağımız en önemli zeminlerden biri işte bu kültürel yandır. Halka bu yönüyle hitap etme, giderek yürekleri halk ve vatan sevgisiyle doldurma, bu sevgiyle devrimci savaşa katma, ne imkansız, ne de hayata geçirilmesi çok da uzak olan birşey değildir. Sadece halkın olumlu değerlerini, kültürel özelliklerini açığa çıkarıp devrimci ilişkilerle ve devrimci savaşla zenginleştirmeye ihtiyaç vardır. Parti-Cephe, tarihi boyunca tüm halk sınıf ve tabakaları içinde örgütlenme yeteneği gösteren bir halk hareketi geleneği üzerine inşa olmuştur. Bu inşa sürecinde yaratılan birikim ve zenginlik, bugün karşımıza çıkan bir çok sorunun aşılmasında, kuşatmaların yarılmasında ve ileri, hep daha ileri yürümemizde itici gücümüzdür. Bu güç, halkın içinde, halkın derinliklerinde kök salan devrimci çizgimizin yenilmezliğinin de garantisidir. En karanlık zindanlarda, en kanlı kuşatmalarda "halkımız için" direndik, savaştık, öldük-öldürdük. Bu, halkla Parti- Cephe arasında kurulan köprüydü. Bunun için emek gerekiyordu. Bedel, özveri ve sabır gerekiyordu. Halkın; devrimci savaşa "çağırma" ile gelmeyeceğini biliyorduk. Öğretmek için öğrenmek, savaştırmak için savaşmak, örgütlemek için örgütlenmek gerekiyordu. Bunu yaptık. Bundan dolayıdır ki, işçisiyle, memuruyla, köylüsüyle, öğrencisiyle, çıkarları devrimde ortaklaşan tüm halk sınıf ve tabakaları içinde örgütlenebilme yeteneğini gösterebildik. Parti ve Cephe silahını kuşandık. Daha büyük ve boyutlu bir savaşın başlangıcı demekti bu. Yarattığımız tüm birikim ve zenginlikleri de kendine katarak, iktidar için, halkın devrimci iktidarını kurmak için yükselteceğiz savaşı. Bu daha çok örgütlenme, daha çok silah, daha çok insan, olanak, mevzi vb. vb. demektir. Tüm bunları biraraya getirdiğimizde bir Parti-Cephe'linin "şurada örgütlenemiyoruz", "örgütlenemeyiz" vb. diyebilmesinin şartları yoktur. Tarihsel olarak yoktur. Bilimsel olarak yoktur. Somut olarak yoktur. Böyle bir mazeret ileri süren, yalnızca halk gerçeğimizi yeterince kavrayamamaktadır. Biz devrimciyiz. Devrimi örgütlemek için varız. Tarihsel bir adaletsizlik ve haksızlık var. Biz bu adaletsizliğe ve haksızlığa tahammül edemediğimiz için devrimcilik yapıyor, savaşıyoruz. O halde, örgütlenemiyorsak, örgütleyemiyor, savaştıramıyorsak bizden, yani çalışma tarzımızdan kaynaklanan sorunlar vardır. Nasıl düşünüyoruz, nasıl çalışıyoruz, nasıl üretiyoruz, halkın ne kadar yakınında, ne kadar uzağındayız soruları çıkacaktır karşımıza. HALKA AİT HİÇBİR ŞEY BİZE YABANCI DEĞİLDİR Halkın şu ya da bu biçimde yaşamının bir parçası olan hiçbir şey bize yabancı değildir ve olmamalıdır. Beğenmeyebiliriz, onaylamayabiliriz, ama onun uzağında kalmak, çözüm değildir. Halkı o beğenilmeyene terk etmek demektir. Devrimci savaş, halklaştıkça, hayatın bu parçalarından kaçınamaz da zaten. Örneğin, bir cemevi, bir cami, yöresel bir dernek, dinciliği, hemşericiliği onaylamasak da bir biçimiyle ilgisiz kalamayacağımız yerler ve geleneklerin ürünüdürler. Bu ve benzeri yerler de paylaşım, dayanışma, halk ve vatan sevgisi gibi değerler temelinde neden cephe kültürümüzle halkın saflaşmasına hizmet etmesin. Alevi dedesiyle, cami imamının ortak çağrısıyla açılan Gazi Halk Meclisi Türkiye halklarını etkilemiş ve düşündürmemiş midir? Gazi Ayaklanması'ndan bu yanaki süreci bir yanıyla tüm halk güçlerinin ve solun birlik zeminine çekilmesi, halk cephesini yaratma yolunda ortak hareketin sağlanması yanıyla ısrarcılığımızın öne çıktığı bir dönem olarak değerlendirebiliriz. Bu tabii ki halkı devrim için mevzilendirme anlayışının ürünüdür. Bu nedenle pek çok örgütlenme biçimini önerdik, sürecin ihtiyaçlarına yönelik eylem birliklerine önderlik ettik. Ama sol devrimci saflaşmayı ve cepheyi yaratma konusunda ayak diredi ve diriyor. Cezaevlerinde Ölüm Orucu gibi ölümüne bir birlik yaşanmışken diğer tarafta ortak alınan en sıradan kararları bile pratiğiyle engelliyor. Hele hele meclisler önerisini zaman zaman isim sorunu, zaman zaman önderlik sorunu diyerek ve esasında da kafasındaki şablonları yıkamadığı için, halk gerçeğimize yabancılaştığı için reddediyor. Halbuki bütün halkı devrimci saflara çekme, devrimciyim diyen kimsenin karşı çıkamayacağı birşeydir. "Herşey devrimin çıkarları için" anlayışı, grupsal çıkarların gerisine düşünce, devrimin çıkarları da objektif olarak engelleniyor. Tüm bunların solun niteliği açısından dayandığı temeller var. Birincisi, halkı çeşitliliği içinde kavrayamaması ve sözde ne derse desin pratikte çeşitli halk katmanlarını yadsımasıdır. İkincisi, solun şablonculuğudur. Saflaşma "komünist" partinin önderliğinde olur, doğmasıyla süreci geciktirmesidir. "Komünist" pratik bunu yapacak güçte olmayınca da halkın devrime katılımının sağlanması bunun örgütlülüklerinin yaratılması tali bir plana itilip, sürecin ve devrimin ihtiyaçları gözardı ediliyor. Üçüncüsü, kendine güvensizliğidir. Taktiksizliği ile eriyip gideceğinden korkmakta, politikalarına güvenmemektedir. Kısaca diyebiliriz ki, iktidar alternatifi bir partinin ve cephenin insanları olarak ideolojik/örgütsel, kültürel her yanıyla halkın birliğini hedefleyen bir cephe kültürünü yaratmak ve yaşatmak, her insanı saflaştırmak, sonuç olarak halkın kurtuluş ve özgürlük mücadelesinde halkı mevzilendirmek görevimiz, davranış biçimimiz, her adımımızdaki amaç olmalıdır. * BİR TARZ; "HABERİMİZ YOK!" Yada "MİNAREYİ ÇALAN KILIFINI DA HAZIRLIYOR!" "Yanlış anlaşılmış"... "İletişimsizlik olmuş"... Son zamanlarda sıkça duyulan sözler bunlar. Eleştirilerin karşısına "savunma" olarak getirilip konuyor ve "bunlardan dolayı" da durumun hoş görülmesi, eleştiride ısrar edilmemesi isteniyor. Tabii gerekçeler bunlarla sınırlı değil, uzayıp gidiyor; "Operasyon oldu"... "Niye abartıyorsunuz?"... "Soralım"... "Haberimiz yok"... "Denetleyemedik"... "Parti üyeleri bilir"... "Tabanda olur böyle şeyler"... Tüm bunlardan herhangi birinin, herhangi bir zamanda geçerli olabileceği düşünülebilir ve son tahlilde böyle bir şey anlaşılabilir de. Ancak anlaşılmayan, bunların hemen her eleştirinin karşısında kullanılan bir "savunma mekanizmasına" dönüşmüş olması, sürekli kullanılır hale gelmesidir. Eleştirilerin karşısına bu tür gerekçelerin çıkarılması, sorunların tartışılmasını, dolayısıyla çözüm bulunmasını imkansızlaştırmakta, ya tartışma bir kısır döngüye girmekte, ya da tartışma "mecburen" kesilmektedir. Adeta bir tarz oluşmuştur. Bu tarzın iki yanı vardır: birincisi; Israrla ve sürekli olarak belirsiz, yuvarlak kavramlar, cümleler seçilmektedir. Kimse hiçbir konuda kendisini kesin olarak bağlamak istememekte, ortak protokollerin bile "muğlak" kalması için çaba sarfedilmektedir. İkincisi; şöyle ya da böyle bir kesinliğe imza atılmışsa da, bu kez ona uymayıp getirilen eleştirileri savuşturmak üzere de yukarıdaki "savunma silahlarına" başvurulmaktadır. Bu durum pratikte önemli sorunlara, tıkanıklıklara ve güven yıpranmasının süreklileşmesine yolaçmaktadır. Ama bu pratik sonuçlarından da önemlisi, bu durumun kökenine inebilmektir. Bu kültür nereden gelmiş, nasıl yerleşmiştir? Asıl sorgulanması gereken budur. Bu üslubun çok değişik biçimlerini burjuva politikacılarında bulabilirsiniz. Bugün söylediği bir şeyin yarın karşısına çıkartılıp kendisinden hesap sorulmasını önlemek için burjuva politikacı alabildiğine yuvarlak, alabildiğine belirsiz konuşur. Burjuva politikacının kamuoyu karşısında her zor duuruma düşüşünde de, çeşitli kesimler tarafından eleştirilişin nede de verdiği cevaplar yukarıdakilerine benzerdir. Oportünizm, reformizm, bu noktada burjuva politikacılığıyla paralel bir konuma gelmektedir. Çünkü o da canının istediğini yapmak, ama kitleler karşısında da hesap vermemek istemektedir. Yani ortak kararlara uymayacak ama kimse ondan hesap soramayacak, yani verdiği sözde durmayacak, ama bu tartışma konusu bile yapılmayacaktır. İllegaliteyi, operasyonları gerekçe olarak kullanıp bu gerekçelerin her seferinde hoş görülmesini isteyecektir. Kısacası şudur; hem yapmak istediğinden hiç bir koşulda vazgeçmeyecek, hem eleştirilerden kurtula- caktır. Fırsatçılık, istikrarsızlık, pragmatizm, ister istemez böyle bir üslubu kaçınılmaz kılmaktadır. Şimdi bir örgüt düşünün; eleştiriler karşısında sık sık "iletişimsizlik olmuş", "haberimiz yok, araştıralım", "o bir birimdir, merkezi bağlamaz" türü cevapları arka arkaya sıraladığında, bu örgüt kimi yönetiyor, neyi yönetiyor, herşeyden önce bu belirsizdir. O zaman doğrudan "örgüt'ün nasıl ve ne kadar bir örgüt olduğu tartışılır hale gelmez mi? Ama "örgüt'ler bu konuda gayet rahat, "bu nasıl örgüt?" dedirtme pahasına, sadece o anki eleştiriden kaçabilmek için bu cevapları yeğleyebiliyorlar. Elbette bu cevapların sorumluluk duygusunun dejenere olmasıyla da ilgisi var. Nasıl olsa olmuş bitmiş diye düşünüyor. Zaten yaparken de, örneğin ortak bir karara uymazken de, biz yapacağımızı yapar, reklamımızı sağlar, ondan sonra bir özeleştiri verir meseleyi kapatırız diye düşünüyor. Öyle olduğu için de eleştiri karşısında ne söyleneceğinin, nasıl özeleştiri verileceğinin bir önemi kalmıyor. Mazeretlere sığınmak bu durumda çok rahat tercih edilir bir yol haline geliyor. Şimdi Gazi anmasını düşünün. Ö pankartları açanlar, bu tavrın eleştiri konusu olacağını bilmezler mi? Halkın deyişiyle "bal gibi de bilirler". Ama işte böylesi bir tavrın neden geliştirildiğinin NET- AÇIK cevabını onu yapanlardan bir türlü alamazsınız. Karara uymamayı "planlamışlardır". Kesinlikle kendiliğinden ya da bir birimin tavrı falan değildir. Ama "açıklaması" da hazırdır; çünkü benzer her durumda kullanılan açıklamalardan biridir bu. Ya iletişimsizlik olmuştur, ya tabandakilerin bağımsız tavrıdır, ya henüz haberleri yoktur, durumu soracaklardır... Oportünizmin, muhasebeden kaçışının da tipik bir göstergesidir bu kavramlar. O hiç özeleştiri vermez değildir. Arada bir öyle bir özeleştiriye başlar ki, eleştirenlere "tamam işte özeleştiri verdik ya, daha ne istiyorsunuz?" kabilinden, adeta günah çıkarma gibidir. Ama gerçekte bunu sevmez. Bu, çok zorda kaldığı, sıkıştığı anlarda başvurduğu bir yöntemdir. Asıl tercihi, hiç eleştirilmemesi, eleştirildiğinde de "meselenin fazla abartılmaması", yukarıdakine benzer cevaplarla yetinilmesidir. Bu tarz, çok açık ki devrimci değildir. Ne proletaryanın ideolojisiyle, ne siyaset yapış tarzıyla, ne de halkımızın gelenekleriyle alakası yoktur. Dahası, bu tür cevapları gerçekten eleştirilere cevap diye vermek, karşısındaki kitleleri, siyasi hareketleri "aptal" yerine koymaktır. Ama ne halk, ne de siyasi hareketler, oportünizmin, reformizmin sandığı gibi aptal değildir. Herkes herşeyi görüyor. Gördüğü için de, bu cevapları siyasi uyanıklık sananları, pragmatizmde yarar görenleri değerlendiriyor, yerli yerine oturtuyor. Bu yönteme devam edilmesi halinde, aptal sanılanlar değil ama, aptal sananlar kaybetmeye devam edecektir.*

6 Bundan bir süre önce Kurtuluş'ta "Osmanlı'da ve Türkiye'de Anayasalar" başlıklı bir dizi yayınlamıştık. Dizi Osmanlı'dan bugüne egemen sınıflar tarafından hazırlanan anayasaları ele alıyor ve "kim için, ne için?" hazırlandığı sorusunun cevabını ortaya koyuyordu. Bu sayıdan itibaren yeni bir diziye başlıyoruz. Bu kez önümüzde bir başka anayasa var: "HALK ANAYA- SASI". Haklar ve Özgürlükler Platformu imzasıyla kamuoyuna sunulan bu anayasa, kapağında, sunuşunda belirtildiği gibi bir "TASLAK" niteliğinde. "Taslak" niteliğinde, çünkü amaç bugüne kadar hazırlanan tüm anayasalardan farklı olarak halkın kendi anayasasını ilk kez kendisinin yapması. Tüm demokratik kurumlar, halk örgütlülükleri, sendikalar, odalar, barolar, halktan yana tüm kesim ve çevreler, aydınlar tartışarak bu anayasaya tüm halk kesimlerinin talep ve çıkarlarını yansıtan nihai şeklini vereceklerdir. Bu dizide Halk Anayasası Taslağını bölüm bölüm ele alarak tanıtacak, bir yerde de değişik boyutlarıyla tartışmaya açmış, tartışmayı genişletmiş olacağız. Halk Anayasası Taslağı toplumsal yaşam içinde "ayrıntı" sayılabilecek kimi noktalarda ya da doğrudan devlet örgütlenmesine, demokrasinin gerçekleştiriliş biçimine ilişkin çeşitli noktalarda mevcut düzenden, yerleşik değerlerden son derece köklü değişiklikler öneriliyor. Kuşkusuz "Halk için" bir anayasa da böyle olmak zorunda. Mevcut düzende kısmi değişiklikler öneren, öngören bir anayasa halk anayasası olamaz. Taslak, yerleşik "demokrasi" anlayışı ve buna göre biçimlenmiş bazı kurallar açısından da yeni, özgün öneri ve yaklaşımlar da ortaya koyuyor. ÖRNEĞİN, seçmen yaşının 16 olması öngörülüyor. ÖRNEĞİN, burjuva demokrasilerinde neredeyse vazgeçilmez görülen "ülke çapında tek dereceli seçim" halk anayasasının öngördüğü demokraside yer almıyor. ÖRNEĞİN, devlet örgütlenmesine ilişkin gerek yasama, gerek yürütmede halkın çok çeşitli kesimlerinin oluşturduğu ve doğrudan işçinin, memurun, köylünün söz sahibi olduğu işçi, memur, köylü meclislerine çok önemli roller veriliyor. Bunları ilgili bölümlerde daha genişçe ele alacak, bu noktada gerek Halk Anayası Taslağı'nm gerekçelerini, gerekse de çeşitli kesimlerin yaklaşımlarını birlikte ortaya koyacağız. Türkiye halkları, artık kendi anayasasını kendisi yapacak. Sorunlarının başka türlü çözülemeyeceği görüldü ve görülmeye devam ediyor. Sorun elbette bir anayasayla başlayıp bitmiyor. Bir anayasanın kağıt üzerinde kalmamasının yolu, iktidarda onu uygulayacak bir gücün olmasından geçiyor. Bir Halk Anayasası'nı uygulayabilecek tek iktidar ise Halkın İktidarı'dır. O halde Halk Anayasası için mücadele, esasında Halkın İktidarı için bir mücadeledir. Ne öneriliyor? Ne öngörülüyor? NASIL BİR DEVLET? NASIL BİR DEMOKRASİ? 1 ANAYASALARI "HUKUKÇULAR" MI HAZIRLAR? Bir anayasa hazırlığının, tartışmasının gündeme geldiği noktada çeşitli kesimlerin en başta dile getirdiği şey, bunun "hukukçuların işi" olduğunu belirtmek oluyor? Niye hukukçular? Bir noktada elbette hukukçuların da katkısı olabilir, görüşü alınabilir... Ama sorunu böyle ele almak, aslında burjuvazinin onyıllardır siyaseti Meclis'e hapseden, siyaset yapmayı yalnız profesyonel politikacıların işi olarak gören, yasaların hazırlanmasını, tartışılmasını da yalnızca hukukçulara bırakan politika ve yönlendirmelerinin etkisi altında düşünmenin sonucudur. Ve esasında da halkı tartışmanın, karar almanın dışında bırakan bir yöntemdir. Kısacası, bunlar burjuvaziden alınmış ve öylece, sorgulanmadan sürdürülen yaklaşımlardır. Birinci olarak; Anayasalar bir hukuk belgesidir ancak özünde siyasal belgelerdir. İkincisi, sözkonusu olan halkın çıkarlarının ortaya konulmasıdır. Bunu illaki burjuvazinin hukuk diliyle yapmak gibi ne bir kaygı, ne bir koşul yoktur ve olmamalıdır. Devrimciler veya halk iktidarı, burjuvazinin yasa, hukuk dilini de değiştirmelidir zaten... Neden yasalar halkın bir türlü anlayamayacağı, içinden çıkamayacağı bir biçimde yazılsın ki? Bu da burjuvazinin, halkı haklarından, yönetme ve hesap sorma imkanından yoksun bırakmaya çalışmasının bir sonucu değil mi? Halk güçleri kendi anayasalarını yapabilirler. Halk Anayasası bunun da kanıtı olacaktır. Halkın çıkarları, talepleri ortaya konulduktan sonra bunların iç bağlantılarının eksiksiz olması, yasaların birbirleriyle ilişkilerinin eksiksiz kurulması noktasında hukuki bir çalışmayla anayasa tamamlanır. Ancak bu ikinci sıradaki bir iştir ve başa konulacak birşey değildir. ANAYASANIN YAPICISI VE UYGULAYICISI KİM OLACAK? Haklar ve Özgürlükler Platformu adına sunulan bu taslak, devrimci bir programın yol göstericiliğinde, halkın tüm sınıf ve katmanlarının bugün içinde bulundukları durumun, çeşitli alanların dönem dönem ortaya koydukları taleplerin değerlendirilmesi temelinde hazırlanmış; halkın tüm talep ve sorunlarının çözümü için halk iktidarını esas alan bir muhtevada şekillendirilmiştir. Ancak bu bir ilk adımdır; bu, henüz "yapılmış" bir anayasa değildir. Yapılması, herşeyden önce halk kitlelerinin bu anayasayı tartışması, buradaki talepleri sahiplenmesidir. Sonuçta bu taslağın ister % 9O'ı, ister % 10'u değiştirilmiş olsun, esas olan bu değişikliğin geniş halk kitlelerinin katılımı ve tartışmasıyla, sahiplenmesiyle sağlanmış olmasıdır. İkinci olarak, bu adım üzerinde şekillendirilmesi gereken, taleplerin tartışılmasına paralel olarak böyle bir anayasanın uygulanabilirlik koşullarının tartışılmasıdır. Halk Anayasası'nın Sunuş'unda bu konuda ortaya konulan şudur: "Kuşku yok ki, böyle bir anayasayı kağıt üzerinde yapıp ortaya koymak önemli ama tek başına yetersizdir. Kağıt üzerinde kalan

7 bir anayasa hiç bir derdimize çare olmaz. Yaptığımız anayasanın mücadelesini vermek durumundayız. Uygulanmasının koşullarını mücadelemizle yaratmak durumundayız." Evet, "Mücadele"... Halk Anayasasının ön şartı bu çünkü. Tersi durumda ortada cevaplanması gereken bir soru var; Bugünkü meclis, bize böyle bir anayasayı verebilir mi? Sunuş'ta bu sorunun cevabı verilirken de, Halk Anayasası'nın kolay çözümler hayali yayan bir metin olmadığı, ama kitlelere bir mücadele çağrısı olduğu da görülüyor: Tüm kamuoyuna taslağını sunduğumuz böyle bir anayasayı ülkenin bugünkü yöneticileri elbette kabul etmezler. Çünkü biz bu anayasada ONLARIN DEĞİL, HALKIN YÖNETMESİNİ öngörüyoruz. Bu anayasada onların değil, geniş halk kitlelerinin çıkarları vardır. Buradaki tüm güvenceler halk içindir. Bu yüzdendir ki, böyle bir anayasa asla bize içinde bulunduğumuz sömürü düzeninin şu ya da bu kurumu tarafından bahşedilmez. KISACASI, BUNLARI BİZE VERMEYECEKLERDİR. ALMASINI BİLMELİYİZ. Böyle bir anayasayı ne bugünkü mecliste, ne seçimle kabul ettiremeyiz. Hiç bir parti kabul etmez. Bakın dünyaya, bakın tarihimize... çıkardıkları her yasayla, hayatı bizim için biraz daha zorlaştırdılar. Ne padişahlar, ne CHP'nin tek partili yönetimi, ne DP ve ne de sonrakiler, halka kendiliğinden hiç bir şey vermediler. Halk direndi, isyan etti, alanlara çıktı ve örgütlenebildiği, cesur olabildiği kadar istediğini elde etti." İşin özü de budur. Halk Anayasası'- nın bir reform isteği olmayıp, halkın iktidarı mücadelesinin bir parçası olması da işte tümüyle bu yaklaşımda somutlanmaktadır. HALKIN ANAYASASI, HALKIN İKTİDARINDA UYGULANABİLİR Yapılması, kabul ettirilmesi halkın mücadelesiyle mümkündür. Sömürü, soygun, talan düzeninin sahipleri, sahip oldukları lüksü, sefahati kendiliğinden bırakırlar mı? Mücadeleyi zorunlu kılan budur. Pekala bu mücadele neyi hedefleyecek? Ülkemiz koşularının ortaya koyduğu şu: Bu mücadele esas olarak bir halk iktidarını kurmayı başarabildiğinde bu sonucu, yeni anayasanın uygulanmasının koşullarını yaratabilecektir. Halk Anayasası'nın ele alınıaşında, tartışılmasında kilit nokta burasıdır. "Bütün taleplerimizi kabul ettirip, özlemlerimize kavuşabilmek; sorunlarımızı ülkemizin Olanakları ve halkın gücü ölçüsünde çözebilmek için KENDİ İKTİDARIMIZ zorunludur. İktidarda patronlar varsa, elbette devlet de, yasalar da onlar için; Halk varsa, halk için olacaktır. O halde tüm mücadelemiz kendi iktidarımız için olmalıdır. Temel ve öncelikle gerçekleştirmeye çalışacağımız bu olmalıdır. Bunu gerçekleştiremediğimiz sürece, sorunlarımız köklü, kesin bir çözüme kavuşamayacak; şu ya da bu biçimde sömürü ve zulmün cenderesinden kurtulamayacağız demektir." Halk Anayasası Taslağı KİME SUNULDU? Taslağın "Sunuş" başlıklı bölümünün çeşitli yerlerinde bu anayasanın seslendiği veya sunulduğu kesimler belirtiliyor. Belirtilenler içinde mesela Sabancılar, Koç'lar, Kamhi'ler yok, onlara bu konuda herhangi bir çağrıda bulunulmamış. Düzen partileri, TBMM, MGK, TÜSİAD gibi kurum ve kuruluşlar da ÇAĞRI YAPIL- MAYANLAR içinde... Yapılmamış, çünkü sözkonusu olan bir HALK ANAYASASI. Sunuş'un değişik paragraflarında adları, sıfatları anılarak çağrı yapılanlar şunlar: İKTİDARDA KİMLER OLACAK? KİMLER OLMAYACAK? Halk Anayasası Taslağı, "Halk iktidarı'nı genel, soyut bir kavram olmakla da bırakmayarak, iktidarın kimlerden oluşacağını somutluyor, tek tek sayıyor. Taslağın "Devletin ve İktidarın Niteliği" başlıklı 1. Bölüm'ünde yeralan 2. Madde buna açıklık getiriyor: "Madde 2- Demokratik Halk Cumhuriyeti'nde iktidar emperyalizm ve işbirlikçi sömürücü sınıflar dışında kalan tüm halk sınıf ve tabakalarının Demokratik İktidarıdır. Bu halk sınıf ve tabakaları; Türk, Kürt ulusundan ve tüm milliyetlerden, başta işçi sınıfı olmak üzere, yoksul ve orta köylülük, tüm çalışanlar, şehir ve kır küçük üreticileri, esnaflar, sanatkarlar, memurlar, öğrenciler, aydınlar, ulusal değerlerini kaybetmemiş, ülkesinin bağımsızlığını ve halkının özgürlüğünü isteyen, sömürü ve zulme, emperyalizme ve tekellere karşı olan herkestir." Kimileri belki itiraz edecektir buna. Pek de "demokratik" bulmayacaktır. Burjuva ölçüler içinde bakıldığında kimi sınıfların iktidar dışında bırakılmasını "anti-demokratik" bulacaktır. Halk Anayasası Taslağı'nda bunun gerekçesi de kısaca açıklanıyor: "NEDEN?: Çünkü, emperyalizm ve ülkemizdeki tekelci burjuvaziden, toprak ağalarından, tefeci tüccardan oluşan azınlık yönetimi, bugüne kadar uygulanagelen baskı ve sömürünün kaynağıdır. Emperyalizm ve tekeller, sınıfsal yapısı gereği sömürücüdür. Halk sömürücü bir güce iktidar olanağı veremez. İktidar emperyalizm ve oligarşinin dışında kalan sınıf ve tabakalardan oluşur. Onyıllar boyunca seçimlerde "halkı nasıl kandırırız" hesapları yapıp, seçimleri yalan vaatlerde bulunulan bir karnavala çevirenlere yeniden aynı imkan tanınamaz. Seçimlerin bir kandırmaca ve karnavala, demokrasinin bir oyuna çevrilmesi Demokra- İŞÇİLER, MEMURLAR, KÖYLÜLER, ESNAFLAR, ÖĞRENCİLER, İŞSİZLER, EMEKLİLER, AYDINLAR, SANATÇILAR, DOKTOR- LAR, MÜHENDİSLER, HUKUKÇULAR; Tüm Mesleklerden Bu Ülkenin Gelişimi için Alınterini, Beyin Gücünü Ortaya Koyanlar; TÜRK, KÜRT, ARAP, LAZ, GÜRCÜ, ÇERKEŞ, BOŞNAK; Tüm Ulus Ve Milliyetlerden insanlarımız; SÜNNİ, ALEVİ, GAYRİ- MÜSLİM; Tüm inançlardan insanlarımız; KADIN, ERKEK, GENÇ, YAŞLI, ÇOCUK; Tüm Yaşlardan İnsanlarımız; ÇAĞRIMIZ HALKIMIZADIR! HALK; işçi, yoksul ve orta köylü, şehir ve kır küçük üreticileri, memur, esnaf, sanatkar, öğrenci, aydın, emekli, işsiz, mevcut düzene karşı olan, emperyalizme, tekellere karşı olan, ulusal değerlerini kaybetmemiş, ülkesinin bağımsızlığını ve halkın özgürlüğünü isteyen, sömürü ve zulme karşı olan HERKES'tir. Bağımsız, tik Halk Cumhuriyeti'nin özüne, kuruluş NEDEN'ine aykırıdır." Binlerce evladını şehit vererek iktidarı alan halk, emperyalizmle, tekelci burjuvaziyle yeniden seçim yarışına girmeyecektir. Mesele bu kadar açıktır. Halkı buna zorlayan bir şey de yoktur. Bunda "anti-demokratik" bir yan da yoktur. Çoğunluk halktır. Dahası, azınlık olarak oligarşi içindeki güclerin, tekelci burjuvazinin "kişisel hakları" değil, halkı sömürme koşulları ortadan kaldırılmaktadır. Yani onlar zaten yüzyıllardır kendilerine verilmemiş ve hiç bir haklı meşru temeli olmayan bir "hakkı", sömürme hakkını kullanmaktaydılar. Halk iktidarı işte bu "hakkı" ortadan kaldırmaktadır. Hiç kimseye sömürme hakkı verilemez. Burjuvazi seçimlere girdiğinde yine bildik numaralarına başvuracaktır. Yine yalanlarla, vaatlerle halkı aldatmaya soyunacaktır. Denilebilir ki, "tamam onlar da katılsın seçimlere, yine yalan söylerlerse söylesinler, halk da onlara kanmaz..." Hayır, sorun bu kadar basit değildir. Bu olsa olsa, salt demokratik görünmek için, bir bakıma bugünkü düzenin yaptığı gibi, demokrasiyi bir demokrasicilik oyununa çevirmekten ibaret bir yaklaşım olur. Oysa Halk iktidarında seçimler, demokrasicilik oyununun bir ifadesi değil, halkın yönetime katılmasının mekanizmalarından biridir. ÖZÜ VE ANLAMI Anayasalar çoğu kez sayfalarcadır. Bu uzunluk, hayatın zenginliğinden, halkın çeşitli kesimlerinin ihtiyaçlarının farklılığından dolayı, bir yerde doğaldır. Ancak herhangi bir anayasa, ister onlarca, ister yüzlerce sayfa olsun, asıl olan onun mantığıdır. O yüzlerce sayfalık yasaların nasıl bir öz üzerinde şekillendiğidir. Halk Anayasası Taslağı, bir anlamda işte bu soruyu baştan cevaplamak için, taslağın daha girişinde Anayasanın "Özü ve Anlamı" başlıklı kısa bir bölüme yer vermiş. Kısa ancak gerçekten öz... Bu anayasa; bu toprakları yüzyıllardır paylaşan tüm halkların kardeş- demokratik bir ülkeyi ancak bunlar yaratabilir. Çünkü bağımsız, demokratik bir ülkede çıkarları olanlar da bu kesimlerdir. BU ÜLKENİN AYDIN- LARI, SANATÇILARI, ÜNİVERSİTELERİ VE ÖĞRETİM ÜYE LERİ, BAROLARI, MESLEK ODALARI, İŞÇİ-MEMUR SENDİKALARI, DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ, İLERİCİ, DEMOKRAT TÜM SİYASİ ÇEVRELER, ÖRGÜTLÜ, ÖRGÜTSÜZ TÜM HALK GÜÇLERİ! Böyle bir anayasayı tartışmak, oluşturmak ve geniş kesimlere maletmek, öncelikle ve özellikle sizlerin sorumluluğunuzdadır. çe, insanca ve özgürce birarada yaşamasını güvence altına alan; Halkın katılımını, halkın yönetimini esas alan; Emeğe ve emekçiye değer veren, halkın çıkarlarını, bağımsızlığını, öz gürlüğünü asıl varlık nedeni olarak gören; Kaynağını halktan, halkın talepleri ve çıkarlarından, tarihsel haklılığından... alan, bir anayasadır Bu anayasanın temeli, bağımsızlık, demokrasi ve halk için yönetimdir. Anayasalar ve yasalar, değişmez değillerdir. Asıl olan yasalar değil, halkın çıkarlarıdır. Gerek anayasada, gerekse yasalarda; halkın değişen ihtiyaçları ve çıkarları doğrultusunda... gerekli değişiklikleri yapmak, bu anayasanın özünün gereğidir. Halkın iktidarının anayasası, burjuvazinin düzeninde olduğu gibi bir vaatler manzumesi değildir. Halkın iktidarı, uygulayabileceklerini ve ulaşılması mümkün hedefleri yasalaştırır... Ancak uygulanan, hak ve özgürlüklerin kağıt üzerinde kalmadığı anayasalar güzel ve işe yarardır." Egemen sınıfların sömürü ve soygun düzenini sürdürmek ve korumak için yapılan bir anayasada, anayasaları değiştirmek alabildiğine zorlaştırılmıştır. Çünkü egemen sınıflar, nasıl olsa bir kez bunu yapmışız, halkın gelişen mücadelesi yaptığımız anayasayı etkileyenlesin diye düşünür. Hele hele bazı maddeleri "değiştirilemez" ilan eder. Değiştirilemez ilan edilenler, aslında kapitalist soygun, talan düzeninin güvencesi olarak yazılan maddelerdir. Cunta tarafından hazırlattırılan 1982 Anayasası ne yapmıştır; cuntacı generallerin yargılanmamasını güvence altına almış ve bu maddeyi de adeta değiştirilemez ilan etmiştir. Halk Anayasası ise, değişmez bir metin değildir. Halkın ihtiyaçları doğrultusunda değişir, geliştirilir. Ve zaten onun en önemli özelliği, kağıt üzerinde kalan bir metin değil, canlı, dinamik, pratik olarak uygulanabilir, İŞE YARAR bir yasalar bütünü olmasıdır. Devam Edecek

8 Onlar İhtilalin Öncüleridir 60'ların sonu, 70'lerin başı, Türkiye devrimi açısından bir doğum dönemidir. Bu doğum, silahlı mücadeleyi temel alan, kurtuluşun yolunun Halk Savaşı'ndan geçtiğini savunup bunu uygulamaya çalışan üç devrimci örgütün ortaya çıkışında somutlanır: Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu... Yani kısa tanımlarıyla THKP-C, THKO, TİKKO... Yani Önderlerinin adlarıyla söylersek Mahir, Deniz ve İbo... Silahlı Devrim Cephesi'ni oluştururlar onlar. Oligarşiye karşı açık savaş, THKO ve THKP-C'yle başlar. TİKKO daha sonra katılır bu sürece... THKO oluşumunun başlangıcı '67-68'lere uzanır. Ağırlıklı olarak gençlik hareketinin içinde, faşistlerle çatışmanın ve gençliğin silahlı savunmasının içinde örgütlenmiştir. İlişkileri, Ankara'- da Hüseyin İnan, İstanbul'da Deniz Gezmiş etrafında toplanan gençlik önderlerinden bir grup, gençlik eylemlerinin, izlenen savunma çizgisinin yetersizliğini gördükçe önlerine iktidar sorununu koyarak farklı bir örgütlenme arayışına girdiler. THKÖ'lular, en başa Parti'nin ya da Cephe'nin değil de Ordu'nun kuruluşu görevini koymuş ve bu doğrultuda örgütlenmişlerdi. 69 ortalarında çeşitli silahlı eylemler gerçekleştirmeye başlayan ve daha sonra THKO'yu oluşturacak olan kadroların önemli bir kısmı silah ve savaş eğitimi için, aynı yıl Filistin'e gidip döndüler. 1970, Ankara ve İstanbul gruplarının birleşmesiyle THKO'nun kurulduğu yıl oldu. Kurucu kadroları arasında Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Sinan Cemgil, Cihan Alptekin, Al- paslan Özdoğan ve bir dizi gençlik önderi bulunuyordu. THKO önder ve savaşçıları, THKO'- nun ilanının ardından bir yandan şehirde çeşitli eylemler gerçekleştirirken, aynı dönemde kırsal alanda da bir silahlı güç oluşturmaya yönelirler. Kırda Sinan Cemgil'in, İstanbul'da ise Cihan Alptekin'in yönettiği iki gerilla grubu olarak anlayışları doğrultusunda bir silahlı savaş çizgisi uygulanmaya çalışılır. Ancak bu süreç örgütsel ve askeri anlamda tam olarak şekillenmeden önder kadrolarının bir kısmı tutsak düştü. 31 Mayıs 1971'de, Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesi yakınlarında Nurhak dağlarında jandarmayla çıkan bir çatışmada, Sinan CEMGİL, Kadir MANGA ve Alpaslan ÖZDOĞAN şehit düştüler. THKO önderliğini oluşturanlardan Deniz, Yusuf ve Hüseyin ise 6 Mayıs 1972'de darağacında katledildiler. 12 Mart cuntasına karşı savaşlarında silahlı devrim cephesini oluşturan diğer örgütlenmeler gibi THKO da fiziki anlamda darbe yer, önderlik düzeyindeki kadroları tasfiye edilir. Ama Türkiye devrimi için artık yeni bir dönem başlamıştır. Artık Türkiye halklarının silahlı kurtuluş yolu açılmıştır. 12 Mart'ın terörü, silahlı devrim cephesinin önderlerinin katledilmesi bu yolu kapatamaz. THKO'dan Geriye Kalan Her üçü açısından 12 Mart sonrası sürecin gelişimi oldukça farklı olur. Cephe çizgisi ve TİKKO kendi sürekliliğini sağlarken, aynı süreklilik THKO düzeyinde görülmez. THKO'nun geriye kalan kadroları, THKO çizgisini eleştirip yeni arayışlara yönelirler. Ancak eleştirileri, THKO'nun silahlı savaş çizgisindeki eksik yönleri, ülke gerçeğiyle uyuşmayan yanları tesbit edip, bu doğrultuda THKO örgütlenmesini yeniden oluşturup mücadelesini sürdürmek temelinde değildir. İnkarcı bir eleştiri sözkonusudur. Bu inkarcı çizgi ise, sahiplerinden kimilerini TKEP gibi revizyonist SBKP tezlerini, hatta Gorbaçov'u savunmaya, THKP gibi kimilerini Mao'culuktan AEP'çiliğe ve nihayetinde reformizme, legalizme götürmüş, THKO'yu tasfiye ettikleri gibi, kendilerini de gelinen noktada tasfiye etmişlerdir. İşte bu nedenledir ki, bu inkarcı ve tasfiye oluş noktasına gelen çizgilerin sahiplerinin bugün THKO'ya, Deniz'le- "Şerefsiz Yaşamaktansa Şerefle Ölmek, Yalvarmak Yerine Zora Başvurmak, Başkasına Değil Kendine Ve Kendin Gibi Olanlara Güvenmek, Nerede Ve Nasıl Olursa Olsun Hainlere Boyun Eğmemek Parolamızdır..." THKO, 4 Mart 1971 'de Ankara Ahlatlıbel'deki Amerikan Radar Üssünden dört Amerikalı havacı askeri kaçırma eyleminde, TRT, Anadolu Ajansı ile Türk Haberler Ajansı'nda yayınlanması için bir bildiri gönderdi. "THKO'nun Bütün Dünya Halklarına ve Türkiye Halkına Çağrısı" başlığını taşıyan bildiride şöyle denilmekteydi. "Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun Sesidir. 1- Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu halkımızın bağımsızlığının silahlı mücadeleyle kazanılacağına ve bu yolun tek yol olduğuna inanır. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu bütün yurtseverleri bu kutsal mücadele saflarına çağırır ve hainlere karşt giriştiği kavgada en son savaşçısına kadar devam edeceğini bildirir. Amacımız Amerika'yı ve bütün yabancı düşmanları temizlemek, hainleri yok etmek ve düşmandan temizlenmiş tam bağımsız Türkiye'yi kurmaktır. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ezilen halkımızın öncü gücüdür, halkımızın kurtuluşu dışında hiçbir harekete girişmez. Halkımıza şunu duyuruyoruz. Düşmanın zenginliğine, sayısına, imkanlarına ve dehşetine aldırmayınız. Düşmana boyun eğmeyiniz, haklarımızı zorla alacağız çünkü onlar her şeyi bizden zorla alıyorlar. Bütün yurtseverler: Şerefsiz yaşamaktansa şerefle ölmek, yalvarmak yerine zora başvurmak, başkasına değil kendine ve kendin gibi olanlara güvenmek, nerede ve nasıl olursa olsun hainlere boyun eğmemek parolamızdır. Devrimciler: Barışçıl şartlar içinde mücadele metotlarını bırakınız. Halk kitlelerini kurtuluşa götürecek olan şiddet politikasını temel alan silahlı mücadeleye THKO'nun saflarında katılınız. Ulusal kurtuluş savaşının haklı bayrağını emperyalizmin saldırgan politikasına karşı hep beraber dalgalandıralım. İşçiler, Köylüler: Hainler sürüsünün jandarması ve polisi her gün yeni katliamlar hazırlamaya devam ediyor. Doğudaki Komando saldırılarında, 16 Haziran'da, Bossa'da ve daha birçok yerlerde, kurşunlanan ve işkence edilen kardeşlerimizin intikamını henüz alamadık. Alın terimize el koyan hainler sürüsüne karşı isyan bayrağını hep beraber açalım. Öğretmenler, Küçük Memurlar: Bir kuru ekmek parasını zorla veren, hesabına gelmeyince diyar diyar sürgün çocuğu yapan ve sizleri elinin al- tında bir uşak gibi kullanmak isteyen bu satılmışlardan aman dilemeyiniz. Ezilenlerin tek kurtuluş yolu ezenlere karşı giriştikleri kutsal isyandır. Daha şimdiden polisinden, Devlet Başkanına kadar hiç birisi evinde rahat uyuyamaz, çoğu ise evine rahat gidemez olmuştur. Onlar yarın ne olacağını çok iyi biliyorlar ve bugün bir avuç savaşçı olan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun yarın binler ve milyonlar olduğu zaman ne yapacaklarını düşünüyorlar. Tekrar ediyoruz; Düşmanın sayısına, zenginliğine, dehşetine ve imkanlarına aldırmayınız. Onun elindeki silah ve imkanlarını aldığımız zaman, bizi durduracak hiçbir güç kalmayacaktır. Kendimize ve kendimiz gibilerine olan güvensizliği yok edelim. Şunu iyi bilelim ki, halkın yani bizlerin gücü karşısında hiçbir kuvvet dayanmaya muktedir değildir. Bu şerefli kavgada, kutsal görevimizi alalım. Yarının Türkiye'si bize cennet, düşmana zindan olacaktır. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, bu mücadeleye en son neferine kadar ve kanının son damlasına kadar devam edeceğini bildirir."*

9 re sahip çıkışlarında hiç bir siyasi öz yoktur; yalnızca istismarcı bir sahip çıkıştır bu. Bir o gün THKO'yu oluşturanların nasıl savaştığına, nasıl şehit düştüğüne, hangi, çizgiyi ve değerleri savunduklarına, bir de bugün izleyicisi olduklarını iddia edenlere bakmak, bunu görmeye yeter. Deniz, Hüseyin, Yusuf... 6 Mayıs '72'de faşizmin kurduğu darağacında Türkiye devrimi tarihine tertemiz, onurlu bir sayfa açarak şehit düştüler. Şehit düşmeleri de yaşamları gibi alabildiğine onurlu, alabildiğine direngendi. Halkları için yaşamıştı onlar, onlar için hiç tereddüt etmeden öldüler de. Onlar savaşı namlularıyla kazana- caklarına inanıyorlardı. Bugün onlara, Deniz'lere sahip çıkanlar neye ve nasıl sahip çıkıyorlar peki? Gençtiler, hiç kimseyi öldürmemişlerdi, hümanisttiler... diyerek. Oysa kimdi bu gençler? Neyi savunuyorlardı? Ne istiyorlardı? Kimden yanaydılar? Kendileri de çok açık bir şekilde son sözlerinde ifade ettikleri gibi onlar devrimciydi. Türkiye'de devrim yapmak istiyorlardı. Devrimi silahlarıyla yapacaklardı. THKO silahlı devrim cephesinde THKP-C ve TKP-ML ile birlikte yer alarak Türkiye halklarının mücadelesinde yeni bir çığır açılmasında önemli bir rol üstlendi. THKO tam bağımsız bir Türkiye için silahlı mücadele veriyordu. Vatanı emperyalistlerden kurtarmak, ilan ettikleri başlıca amaçlarındandı. Onlar Türkiye devrimi için yola çıkarken asla icazetçi bir çizgiyi savunmadı- lar. Asla uzlaşmadılar düşmanla. Halkların gücüne inanıyorlardı. Halkları silahlı mücadele içerisine çağırıyorlardı. THKO'nun pratiğinde de, yazılarında da bunlar son derece açıktır. O halde yapılmak istenen nedir? 6 Mayıs 72'yi kemirmeye, bir mücadele günü kimliğinden sıyırıp bir ağıt gününe büründürmeye çalışanların amacı nedir? THKO'nun silahlı mücadele çizgisini savunmayanlar, önderliğin yaptıklarını yapmayanlar, bugün vakıflarda, düzen içi bir yaşam sürdürüp, yasal partilerde oligarşiden icazet arayanlar, hiçbir bedel ödemeyi göze alamayanlar onların mirasçıları olamazlar. Onların mirasını omuzlayıp sürdürmeyenlerin, onların adlarını kullanmaya, onları utandırmaya hakkı yoktur! Onların Mirasını Kim Temsil Ediyor? Kuşkusuz bu soruya çok çeşitli açılardan cevap verilebilir. Ancak soruyu önce başka bazı sorularla cevaplamak daha yerinde olacaktır. Kim onlar gibi ölürken bile Türkiye halklarına güven verip, düşmana korku salıyor? Kim onlar gibi ölümle burun burunayken bile düşmanla uzlaşmadan, kanının son damlasına kadar savaşıyor? Kim infaz operasyonlarını bile, mücadele alanına dönüştürüyor? Kim onların idam sehpalarında yaptığı gibi son anına kadar savaş sloganlarını dillerinden düşürmüyor? Kim bağımsızlık şiarını, anti-emperyalizm bayrağını dalgalandırıyor? Ve kim onlar gibi kurtuluşun ancak silahla olacağına inanıyor, bu uğurda mücadele ediyor? Parti-Cephe düşmana karşı destanlar yazmaya devam edendir. Parti- Cephe oligarşiyle uzlaşmazlıkta direnendir. Parti-Cephe anti-emperyalizm bayrağıdır. Parti-Cephe Türkiye halklarının silahlı kurtuluş yoludur. THKO'nun mirası, Denizlerin mirası Parti-Cephe çizgisinde sürdürülmekte, yaşatılmaktadır. 6 Mayıs'ın, THKO'nun mirasçıları olduğumuzu söylüyoruz. Çok açıktır ki, onların savaşı, hedefleriyle, gelenekleriyle Parti-Cephe'nin çizgisinde süren savaştan başkası değildir. Bu mirası devralmak hem bir görev, hem bir onurdur. Bu görevi ve onuru sahipleniyoruz.* BİR KİŞİLİKSİZLİK ÖRNEĞİ ZÜLFÜ LİVANELİ'YE AÇIK MEKTUP "Bize onurlu olmayı, insan olmayı hatırlattınız" diyordu, Ölüm Orucu eyleminin 69. günü cezaevine geldiğinde... "Tüm Türkiye sizlere teşekkür ediyor". Aradan henüz bir yıl geçmedi. Bugün aynı Livaneli, "Haşhaşiyun Katilleri" başlıklı yazısında silah elde savaşan, halkı için ölüme giden devrimciler için "Hepsi de şu veya bu ideolojiyle afyonlanmış katil", "katil sürüleri" diyor. Bu nasıl bir kişilik, nasıl bir ahlak... Korkak, aciz, bencil, ahlaksız, onursuz, namussuz... Tüm dünya Ölüm Orucu eylemimizle sarsılırken devrimciler için gözyaşı döker görünür, tabi inandığı için değil, politikadır. Burjuvazinin kültürüyle, ahlakıyla yoğrulmuştur. Arkasından devrimcilere "katiller" der. Bunu rahatlıkla yapabilecek bir kişiliktir o. Hem de katleden devlet, katledilen devrimciler iken... Beynini burjuvaziye teslim etmiş bir yılgındır o. Görevi faşizmin katliamlarını övmese bile, en azından halkın gözünden uzak tutmak, halkın gerçekleri görmesini engellemek, devrimcilerin halkın kurtuluşu için can bedeli, büyük acılar pahasına büyüttüğü savaşı "terör" olarak nitelemektir. Devrimcileri amaçsız "teröristler" olarak göstermektir. Evet bay Livaneli, "hayvanseverler derneğinin üyeleri" değildir Ölüm Orucu eyleminde gördüklerin. Faşizme, emperyalizme, sömürüye ve baskıya karşı silah elde savaşan devrimcilerdi. Tıpkı MRTA gerillaları gibi. Deniz Gezmiş için besteler yaptın. Kimdi Deniz Gezmiş? Halkın kurtuluşu için silaha sarılmış, yine halkın kurtuluşu için ipi gözünü kırpmadan göğüslemiş bir devrimciydi. Tıpkı MRTA gerillaları gibi. Evet, savaştıkları yer, toprak parçası, dilleri farklı farklı da olsa, "Ya Zafer Ya Ölüm" diyerek, zulme ve sömürüye karşı ölüm pahasına savaşma kararlılığı gösteren devrimciler var. Ve işte senin "katil sürüleri" dediğin devrimciler, tüm dünyada ezilen halkların, yoksul milyonların kurtuluş umudunu büyütüyorlar. Peru'da gerçekleştirilen katliam, kimin terörist, ve katil sürüsü olduğunu bütün çıplaklığıyla tüm dünya halklarına gösterirken, Başpiskopos düzenlediği basın toplantısında gözyaşlarını tutamıyor ve senin "katil sürüleri" dediğin 14 gerillanın ölümünden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getiriyor. Yine serbest kalan rehineler bile, gerillalar için kötü tek bir söz söyleyemiyor. Kim bu rehineler? Gerillalara karşı savaşta, şu ya da bu şekilde yer alan kişiler. Ve şimdi yargısız infazdan sözediyorlar. Sense sözde "demokrat" kimliğinle katledilen devrimciler için "katil sürüleri" deme cesaretini gösterebiliyorsun gün boyunca yürekleri gerillalarla çarpan yoksul Peru halkı sana bu hakkı vermez. Ne ülkemiz halkları ne de dünya halkları sana bu hakkı vermez. Herkes kontrgerilla ağzıyla yazdığı karalamaların, saldırıların hesabını vereceği gerçeğini unutmasın. Kimdir katil? Kimdir katil sürüleri? Eylemi ilk günlerinden itibaren "savaş suçlularını elimizde tutuyoruz, haklarına saygı gösteriyoruz... Ya yoldaşlarımız serbest bırakılacak ya da hep beraber öleceğiz... Ya vatan! Ya ölüm! Kazanacağız" diye haykıran MRTA gerillaları mı? Yoksa tanınmamak için başına kukuleta geçirmiş yargıçların başkanlığındaki ve birkaç dakikadan uzun sürmeyen gizli mahkemelerde yüzlerce devrimciyi cezaevlerine koyan, cezalar yağdıran, katleden Fujimori mi? Evet devrimcilerin yerin 8 metre altındaki tek kişilik hücrelerde bellerine kadar su içinde her türlü insani-hukuki haktan yoksun yaşamaya bırakılmalarını hangi insani ölçülerle açıklayacaksın? Ama görülüyor ki seni bunlar pek ilgilendirmiyor. Büyük bir öfkeyle saldırıyorsun devrimcilere. Kimin yanında olduğunu daha açık gösteriyorsun. Bugün özellikle Susurluk'tan bu yana ülkemizde hızla bir saflaşma yaşanıyor. Bunun farkına sende varıyor, görüyor ve biliyorsun. Susurluk tartışması bir yanıyla devrimcilerin yıllardır söylediklerini doğruladı. Artık, devletin açığa çıkan kirli, pis yüzü karşısında halkın adalet isteği, hesap sorma isteği her geçen gün daha da artıyor. Halk her geçen gün daha fazla devrimcilere kenetleniyor, destek veriyor. Sen bu saflaşmanın neresindesin? "Sapı kanlı demiri kör bir şiddet bu" sözlerinle hedef aldığın devrimciler ve halkın adalet özlemi karşısında yerin neresi? Yarın burada da bir infaz yaşandığında bir adım ileriye giderek alkış mı tutacaksın? Bin operasyonları gerçekleştirenlerin, köyleri yakıp-yıkanların, ölü gerilla cesetlerine tecavüz edecek kadar insanlıktan çıkanların, kaybedenlerin, ketledenlerin yanında mısın? "Masum insanları öldürerek propaganda yapanlar"dan sözediyorsun. Kimdir masum dediğin insanlar? Galatasaray Lisesi önündeki kayıp, şehit ve tutsak ailelerine sor. Sor ki söylesinler. Uzak değil, 2 yır önce Gazi'de yaşanan katliamı Gazi halkına sor. Köyleri yıkılıp yakılanlara sor. Yoksul gecekondu semtlerinde yaşayanlara sor. Ve hiçbir zaman unutma, bugün saldırdığın devrimcilerin kanları üzerinde politika yaparak yaşıyorsun. Varlığın da, bulunduğun yeri de onlara borçlusun. Ve yine unutma yeri geldiğinde herkes yaşamındaki her ayrıntının hesabını verecektir. Evet, sömürü, baskı ve zulüm olduğu sürece, katil sürüleri katliamlarına devam ettiği sürece karşılarında devrimci şiddet ve halkın öfkesi de varolacaktır. Elbette senin gibi gerçekte halk sevgisi, vatan sevgisini bilmeyen, onur, namus gibi kavramları çoktan unutmuş olanlar, bu değerler için ölmeyi ama yenilmemeyi, teslim olmamayı anlayamazlar, anlatacağız... Herkes ya onurlu olacak, insan olacak, halktan yana olacak ya da net olarak kimliğini ortaya koyacaktır. Bilinmeli ki, onuru, namusu, insanlığı unutanlara hatırlatmaya devam edeceğiz. Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi Tutsakları adına Hakkı Akça

10 Özgünlük Sürece müdahale ederken, savaşı sevk ve idare edişimizde, askeri, demokratik örgütlenmelerin biçimlendirilişinde, organizasyonunda belki de pek çoğumuza önce anlaşılmaz gelen özgün biçimler geliştiriyoruz. Dünyanın neresine bakarsanız bakın, hangi örgütü Biz özgün bir hareketiz Özgünlük; "yalnız kendine özgü nitelikler taşıyan, orijinal, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan..." diye tanımlanıyor. Evet, yalnız kendimize özgü niteliklerimiz vardır. THKP-C'den bu yana örgütlenme ve mücadele biçimleriyle, stratejimiz ve taktiklerimizle, eylemlerimizle, ilişkilerimizle, değerlerimiz ve geleneklerimizle bize özgü olan pek çok şey ortaya koyduk. Ve bizi biz yapan bu ayırdedici özelliklerimiz oldu. Sol çoğu kez bu özgünlükleri eleştiren bir konumda oldu, ama bir süre sonra eleştirdiklerini taklit ettiklerine tanık da olundu. Hatta ilginç olan nokta, bizim terkettiğimiz taktikleri bir süre sonra bizim karşımıza çıkardıklarını da gördük. Ama taklit ederken de, bizim terkettiklerimizi bizim karşımıza çıkarırken de etkisizdiler; çünkü hiçbir taklit aslını geçemezdi ve çünkü, herşey ancak zamanında ileri sürülüp uygulandığında doğru olurdu. Ayırdedici özeliklerimizin kökeninde Marksist-Leninist karakterimiz ve Marksizm-Leninizmi kavrayışımız vardır. Biz Marksist-Leninistleriz. Oportünizm, küçük burjuva ulusalcılığı ya da reformizm de aynı iddiada bulunmuştur zaman zaman, ya da bulunmaktadır; incelerseniz inceleyin, kitaplarda rastlayamayacağmız yöntemler bir şekilde deşifre olduğunda ya da artık işlevini yerine getirip eskidiğinde, biz bunları deneyim çıkarmak, değerlendirmeye açmak için açıkladığımızda pek çoğumuz, dost düşman şaşırıyor. ama kavrayış farkı işte devrimci tarzla, oportünist, reformist tarzın ayırdedilmesini sağlamaktadır. Devrimi nasıl yapacağız? İzleyeceğimiz temel çizgi nedir, örgütlenme anlayışımız ve bu anlayışımıza bağlı olarak illegal, yarı legal, legal örgütlenme biçimlerimiz nasıl şekillenecek, nasıl bir çalışma tarzımız olacak? Bunlar örgütlerin temel ayırdedici özelliklerini, karakterini veren sorulardır. Örneğin, biz silahlı mücadeleyi savunuyor ve bunu temel alıyoruz. Bu, bizi en başta silahlı mücadeleyi savunmayan tüm örgütlerden ayırır. Bizim dışımızda silahlı mücadeleyi savunanlar da var. Bizi bunlardan ayıran ise, en kısa ifadesiyle silahlı mücadeleyi Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi muhtevasında ele almamızdır. Bu pek çok noktada ayrıntılandırılabilir: Yalnız şehirleri ya da yalnız kırları savaş alanı olarak görenlerin, halkın çeşitli kesimlerini dışlayanların, belli örgütlenme tarzını mutlaklaştırıp diğerini yadsıyanların tersine, bu anlayışta şehirler ve kırlar, silahlı ve silahsız örgütlenmeler, işçi, memur, gençlik, yoksul köylülük, değişik halk kesimleri, gerilla, milis kitle örgütlenmelerimiz, legal, illegal, yarı legal örgütleme biçimlerimiz birlikte ele alınıp yürütülür. Bunların tümü, birbirlerini geliştiren, halkın düzenle arasındaki çelişkilerini derinleştirip, iktidarın ele geçirilmesi koşullarını sağlayan ve giderek iktidarı kazanan bir bütünlükle ele alınır. Bu bütünlüklü ele alış tarzı ise Birleşik Devrimci Savaş'tır. İşte özgünlük bu ele alıştadır. Reformizmin, oportünizmin, bu noktalardaki yalpalamalı pratiğine karşın, kimse THKP-C çizgisini, şu ya da bu sınıfı, şu ya da bu alanı, şu ya da bu örgütlenme biçimini yadsımakla eleştirememiştir. Çünkü Cephe, her alanda olmuştur. îşçicilerden daha fazla işçi sınıfı içinde, fokocu bir silahlı çizgiyi savunanlardan daha fazla askeri eylemin içinde, reformizmi uygulayanlardan daha fazla propaganda ve ajitasyon faaliyetinin içinde olmuştur. Devrimci bir partinin temel sorunu iktidarı ele geçirmek ve kurduğu devrimci iktidar aracılığı ile sosyal, siyasal, ekonomik dönüşümleri sağlayarak, sosyalizmi kurmak ve giderek sınıfsız topluma yürümektir. İktidar savaşı halk ve vatan gerçeğinin kavranıp, devrimin sorunlarının bilimsel bir tarzda analiz edilip çözümler üretilmesiyle geliştirilebilir. Zafere ulaştırılabilir. Özgünlük dediğimiz olgu da burada karşımıza çıkar. Bu gerçeği yakalayabildiğinizi kadar özgünsünüzdür. Ülke ve halk gerçeğini yakalayamadığınız noktada, kaçınılmaz olarak kitaplardan, modellerden medet umar hale gelir, şablonculuktan kaçamazsınız. Halk güçlerinin, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel durumunun ayırdedici özellikleri, iktidarın faşist karakteri, yöntem ve taktikleri, güçler dengesi, devrimci örgütün kendi mevcut durumu... çözümlenmeden sürecin gerektirdiği ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçları giderecek müdahaleler doğru tespit edilemez. Stratejiler ve taktikler devrimin genel rotasını belirler. Ancak iktidarı ele geçirmek için belirlenmiş strateji, savaşın hergün önümüze koyduğu sorunları çözecek sihirli bir formül de değildir. Hedefimiz, daha büyük bir savaş, daha büyük bir kitlesellik, hergün daha da hızlanan bir iktidar yürüyüşünü açığa çıkartabilmektir. Bunun başarabilecek taktiklerin, çalışma tarzının, örgütlenme biçimlerinin hayata geçmediği koşullarda stratejik çizginin doğruluğunun da tek başına bir anlamı kalmaz. Bütün araç ve yöntemler, devrimci gelişmeye hizmet ettikleri müddetçe devrimcidirler. Geliştiricidirler. Savaşın sürdürülüşünde ortaya çıkan açmazlar, engeller, nesnellikler aşılmalı, devrimci hareketin büyümesinin her düzeyde koşulunu yaratacak bir politik ustalık gösterilmelidir. Ülke ve halk gerçeğini kavramak da, halkın yaratıcılığını savaşa sürmek de, yaratıcı Marksizm-Leninizm de budur. Örneğin biz bugün meclisleri öneriyoruz. Meclisler, hoşnutsuzluğuyla, talepleriyle devrimin potansiyeli durumunda, örgütlenmeye hazır yüzbinlerin içinde yer alabileceği, faşizme karşı büyük bir gücü açığa çıkarabilecek meşru örgütlenme kanallarıdır. Bugün görevimiz yüzbinleri örgütleyebilmektir. Türkiye solunun yüzlerce komiteleşme deneyimi vardır. Ancak hiçbirinde gerçek anlamda taban, söz, karar hakkına sahip olmamıştır. Hiçbirinde kitlelerin zenginliğine ulaşılamamıştır. Bugün ortaya konulan özgün bir biçimdir. İktidarın durumu, halk kitlelerinin içinde bulunduğu durum, savaşımızın gelmiş olduğu aşamada, sürecin ihtiyacını karşılayan, sürecin özgünlüklerine hizmet eden bir biçimdir: Meclisleri anlamayanlar, doğru bulmayanlar özde devrimimizin sorunlarını kavramayanlardır. Bugün mahallelerde, işçilerde, memurlarda,köylerde gençlikte, kültürde halk güçlerinin büyük kitleler halinde örgütleme görevi ortadadır. Bu görevi yerine getirecek meşru örgütlenme biçimlerini hayata geçirmeliyiz. Sorun ve amaç bu olduğunda bu amaca hizmet etmeyen tüm öneri ve tartışmalar geliştirici değil, tıkayıcı ve engelleyicidir. Kaldı ki, özgünlüğü kavramak da yetmiyor, adımlar atmak, hayata geçirmek, pratikte ortaya çıkabilecek pürüzleri, engelleri görerek onlara yönelmek gerekiyor. Sürece müdahale ederken, savaşı sevk ve idare edişimizde, askeri, demokratik örgütlenmelerin biçimlendirilişinde, organizasyonunda belki de pek çoğumuza önce anlaşılmaz gelen özgün biçimler geliştiriyoruz. Dünyanın neresine bakarsanız bakın, hangi örgütü in-

11 celerseniz inceleyin, kitaplarda rastlayamayacağınız yöntemler bir şekilde deşifre olduğunda ya da artık işlevini yerine getirip eskidiğinde, biz bunları deneyim çıkarmak, değerlendirmeye açmak için açıkladığımızda pek çoğumuz, dost düşman şaşırıyor. Sorun ihtiyacı giderebilmektir. Devrimin ilerleyişini mümkün kılacak yaratıcılığı ve inisiyatifi gösterebilmektir. Devrimci değerlere gölge düşürmeden, ilkeleri çiğnemeden uygun yol ve yöntemle mücadelenin ve örgütlenmenin karşı karşıya olduğu sorunları çözmek, engelleri aşmaktır. Önemli olan budur. Mekanik düşünenler, ilke ve kuralları yanlış yorumlayanlar, teoriyi dogmatikleştirenler, hayatın, savaşın her gün gelişen, düşmanın taktikleri sonuca değişen zenginliğini göremeyenler, özgünlüklerimizi kavramakta, anlamakta zorlanır. Bu özünde savaşın içinde olmamak, savaşın sorunlarını hissetmemek, devrim ve iktidar hedefiyle bütünleşememektir. Olan biteni, halkın acılarını, şehitlerin bıraktığı boşlukları, bu topraklardan yükselen öfkeyi, korkuyu, yüreğinde hissedenlerin bu sorunları aşabilmek için üretmemeleri, yaratıcı olmamaları düşünülemez. Ancak halktan kopuk, kendi dar dünyalarında yaşayanlar süreci ye ihtiyacı göremezler. Ancak onlar dogmatizme, teorinin kalıplarına takılır kalırlar. Oportünizmin temel açmazı da budur. Halk ve vatan gerçeğinin, sürecin, mücadelenin sorunlarının uzağındadırlar. Kalıplarla, şablonlarla düşündüklerinden aslında yaşanan canlı sürecin dışındadırlar. Elbette her hareket, her alan için geçerlidir; kitlelerle canlı bağlar kuramayan, örneğin gençlik alanında çalışıyorsa, öğrenci gençlik kitleleriyle canlı bir diyalog içinde olmayan ya da daha basit bir ifadeyle dersine girmeyen bir militan, gençliğin taleplerini, ruh halini, beklentilerini, özlemlerini bilemez. Bu olmayınca yani kitlelerin nabzı yakalanamayınca, kitlelere önderlik edilemez. Devrimci politika üretilemez. Devrimci politika, bir yanıyla kitlelerin taleplerini kitlelere götürebilmek, bu taleplere devrimci bir öz kazandırarak, kitlelerin düzene karşı hareketini örgüt- leyip yönlendirebilmektir. Düşman, örgütlenmelerimizi dağıtmak, kurumlaşmalarımızın önüne geçmek, öne çıkan, önderleşen insanlarımızı, yönetici ve kadrolarımızı katliamcı yöntemlerle savaş dışı bırakmak isteyecektir. Tüm bu çabası bizi hareketsiz kılmak, çaresiz bırakmak içindir. Bu durum bir anlamda nesnelliktir. Devrimciliğin, devrimci ustalığın ölçütlerinden biri de nesnelliği aşabilmek ve giderek nesnelliği ezip geçerek devrimci gelişimi sağlayabilmektir. Bir devrimci ya da devrimci bir örgüt çaresiz olamaz. Örgütsel iletişimden kurumlaşmaya, düşman denetiminden çıkma yöntemlerinden, örgütsel işlerlikteki kesintisizliği sürdürmeye, halkı örgütlemenin yol ve yöntemlerine kadar sürecin özgünlüğünü kavramak gerekir. Sorun her türlü taktik ve yöntemle düşmandan ileride olabilmektir. Sürecin her aşamasında devrimimizin genel ve özel sorunlarını çözecek örgütlenme, mücadele ve çalışma tarzına yönelik politikalar üretmek, "eskiyeni değiştirmek", hiçbir durumda çözümsüz kalmamak, hareketimizin özgünlüğüdür. Kuşatmayı yaran, devrim yürüyüşünü her koşulda kesintisiz kılan her türlü geliştirdiğimiz taktik, Marksist-Leninist yaratıcılığımızdır. Bütün bunların toplamı da bizim "benzerlerimizden" üstünlüğümüzdür. Düşman elbette biz yeni yöntemler geliştirdikçe, onların sonuç almasını engellemeye çalışacaktır. Sınıflar savaşındaki çatışmanın mantığı budur, savaş böyle gelişir. Ama hiçbir koşulda çaresizlik sözkonusu değildir. Hayat neyi gerektiriyorsa, devrimi sürdürmek neyi gerektiriyorsa, o kitaplarda olsun ya da olmasın, o tarihimizde olsun ya da olmasın, onu bulup çıkaracak, yeniden üretecek, yeni yeni biçimler deneyecek, ama çaresiz kalmayacağız. Cephe'nin tüm kadro ve taraftarları, bu özgünlüğün ışığında bulundukları alanı sürecin gerisinde bırakmayacak bir yaratıcılık ve insiyatif geliştirebilmelidirler. Bunun için ne dahiliğe, ne uzmanlığa gerek yoktur. Yalnızca ülke ve halk gerçeğimizi, savaşımızın ihtiyaçlarını kavramak gereklidir.* HERKES TALEPLERİNİ VE ÇÖZÜMÜNÜ ORTAYA KOYSUN Haklar ve Özgürlükler Platformu'nun gündeme getirdiği Halk Anayasası Taslağı halkın tüm kesimlerine bir görev yüklüyor. Çok çeşitli kesimler bugüne kadar çeşitli konularda tek tek taleplerini ortaya koymuşlardır. Ancak artık daha fazlasını isteme, daha fazlasını talep etme zamanıdır. Kamu emekçileri yıllardır grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı için mücadele ediyorlar. Kuşkusuz bu uğrunda mücadele edilmesi gereken bir taleptir. Ve elbette kazanıldığında bu kamu emekçileri açısından ileri bir mevzi kazanmak, buna bağlı olarak da ekonomik demokratik haklarında belli bir iyileşme anlamına gelecektir. Ama bu, yani kamu emekçilerinin şu an ortaya koydukları "en ileri düzeydeki" bu talep bile kamu emekçilerinin ekonomik, sosyal, siyasal yaşamlarında, bırakın köklü bir değişikliği, önemli bir değişikliği bile sağlayamayacak düzeyde bir taleptir. İşçiler, gecekondulular, küçük üreticiler açısından da durum bundan farklı değildir. Onmilyonlarla ifade edilen bu kesimlerin gündeme getirdikleri, ya da azçok kamuoyuna malolmuş talepleri de hep böyle bir sınırlılığa sahiptir. İşçisi, köylüsü, memuru, gecekondulusu, tüm sınıf ve katmanlarıyla halk artık hayatında köklü değişiklikleri sağlayabilecek talepleri ve bu talepler uğruna mücadeleyi gündemine almalıdır. Halkın her kesimi, en başta da iktidarda, ülke yönetiminde söz ve karar sahibi olmayı istemek durumundadır. Çetelerin, kontrgerillanın, dolandırıcıların, sahtekarların iktidarda olduğu bir ülkede, iktidarın bu niteliğinin geniş kitlelerin gözünde de artık net olduğu bir ülkede, mücadele ve örgütlenmenin talepleri de artık sınırlı ücret-sendika taleplerini aşmalıdır. Solda, demokratik kitle örgütlerinde yıllardır "halk daraltılmış, tek tek taleplerle ilgilenir" şeklinde bir yanılsama vardır. Bu, düzenin, halk hareketini, toplumsal muhalefeti tutmak istediği çizgidir zaten. Bu ekonomizmdir. Ücret sendikacılığıdır. Reformizmdir. Anayasayla bir reform talebinde bulunmuyoruz. Bunun tersine devrim hedefini gündeme getirmek, bu hedefi kitlelere mal etmek istiyoruz. Halkın her kesiminin sorunlarını ekonomik, sosyal, siyasal taleplerini, köklü, radikal çözümler sağlayacak şekilde gündemleştirmek gerçekte buna hizmet edecektir. Halk Anayasası Taslağı'nın "Sunuş"unda da belirtildiği gibi taslak mükemmel olduğu iddiasında değildir. Bu taslak halkın çok çeşitli kesimlerinin talep ve çözümlerinin zenginliğiyle tamamlanacak, herkesin kendi sorununu ve çözümünü bulduğu daha eksiksiz bir metne dönüşecektir. İşçi ve memur sendikaları, halk meclisleri, köylüler mimar, mühendis, tabib, eczacı odaları, barolar, öğrenci dernekleri ve meclisleri, çeşitli düzeylerdeki gençlik örgütleri, siyasi örgütlenmeler, bu taleplerin ve çözümlerin formüle edilmesinde önderlik etmelidirler. Sunulan Halk Anayasası Taslağı'nın genel bölümlerinden ya da doğrudan kendi alanlarını ilgilendiren bölümlerde beğenilmeyen, eksik bulunan yanlar olabilir. Önemli olan bu değildir. Bu telafi edilebilir, değiştirilebilir. Demokratik kurumlar, siyasi örgütlülükler tartışsın. Onbinler, yüzbinler tartışsın, milyonlar tartışsın. Amaç budur. Baştan karşı çıkmak tartışmaya karşı çıkmaktır. "Durun, biz bunları devrimden sonra tartışacağız" demektir. Oysa Halk Anayasası'nın tartışılması "Ne için devrim?" sorusunun tartışılmasıdır. "Ne için devrim?" tartışması ise "devrim sonrası"nın değil, bugünün tartışmasıdır. Halkın her kesimi taleplerini ve çözümlerini tüm yönleriyle, tüm boyutlarıyla ortaya koyacak, bu talepler düzene karşı mücadelede tek bir talepler listesinin, yani halk anayasasının parçaları haline dönüşüp, halk anayasası zemininde halk muhalefetini birleştirecektir. Oligarşi halk muhalefetini bölmeye çalışırken, tüm devrimci demokrat ilerici, yurtsever güçlerin görevi birleştirmektir. Ancak bunun "birleşin", "birleşilmesi lazım" demekle sağlanmayacağını da herkes bilmek ve görmek durumundadır. Birleşme ancak somut talep ve hedefler çerçevesinde sağlanabilir. Halk Anayasası işte böyle bir somutluktur. Bu muhtevaya ve işleve sahip bir hedeftir. *

12 "1 Dakika Karanlık" Eyleminde İkinci Dönem Tekelci sermayenin büyük bir bölümü ve burjava medya Şubat ayında başlayan "Sürekli Aydınlık için 1 Dakika Karanlık" eylemine başlangıçta destek vermişti. Çünkü onlar açısından ışık söndürme eylemi "zararsız" bir eylemdi. Hesap kitap yapmışlardı. Böylece hem "zararsız" bir eylemle halkın öfkesi, tepkisi yumuşatılmış olacaktı, hem de kendi düşündükleri programların hayata geçirilmesi için halkın bu "zararsız" eylemini arkalarına güç olarak alacaklardı. Bunun için ilk başlarda kitleselliği sınırlı olan ve daha çok kent merkezlerinde başlayan sokak eylemlerini de önemsemediler. Ancak eylemler daha çok yoksul halk kesimlerinin yaşadığı mahallelerde yaygınlaşmaya başlayıp, devrimcilerin inisiyatifi öne çıkmaya başladıkça tüm burjuva kesimler ve medya desteğini geri çekmeye başladı. Halkın iradesinin ortaya çıkmaya başladığı noktada halk düşmanları aralarındaki it dalaşını en azından Susurluk konusunda dondurdular ve halkın karşısında yine bütünlüklerini sağladılar. Yurttaş Girişimi'nin çağrısıyla 6 Nisan'da tekrar başlayacak olan eylem, başlamadan kısa bir süre önce bir iki televizyon kanalının dışında medyada sadece kısa bir haber düzeyinde geçildi. Eylemler başladıktan sonra ise tüm burjuva medya, televizyon kanalları, gazeteler eylemi adeta yok saydılar. Yürüyüşler, gösteriler bir yana ışık karartma eylemleri bile kamuoyuna yansıtılmaz oldu. Öyleki halka eylemin sürdüğünü hatırlatmamak için aleyhinde bile programlar, açıklamalar yapılmaması tercih edildi. Ekranlarda ve burjuva basında gördüğümüz daha çok oligarşinin eylemi kırmak, katılımları azaltmak, halka gözdağı vermek amacıyla kimi yerlerde gösterilere yaptığı müdahaleler, gözaltılar oldu.. Çünkü sesi yükselen devrimcilerle birlikte yürüyen halkın sesiydi. Hiçbir zaman duymak istemedikleri bir sesti bu. Ve bu sesin duyulmasını, yükselmesini engellemek için tüm oligarşik güçler, iktidarı muhalefetiyle tüm burjuva partileri, burjuva medya elbirliği yaptılar. Burjuva, küçük-burjuva liberal kesimlerin demokrasi mücadelesi açısından ne ölçüde soluksuz oldukları bir kez daha görüldü. Ortada ne geçen sefer ışık söndüren holdingler, ne hergün naklen yayınlar yapan televizyonlar, ne de burjuva basının kalemşörleri vardı. Ortada halk olmamalı, halkın olmadığı yerde onlar demokrasi havariliği yapmalıydılar. Bu kesimler tamamen TÜSİAD'a, burjuva medyaya angaje olmuş durumdadırlar. Onlar yap dediğinde yapıyor, yapma dediğinde yapmıyorlar. Geçen dönemin başlarında burjuva, küçük-burjuva, liberal kesimlere mensup bir çok aydın, sanatçı, gazeteci, yazar vb. eylemleri desteklediklerini açıklamışlar, halka katılmaları için çağrılar yapmış, yazılar yazmışlardı. Ancak bu defa ortada yoktular, yoktular çünkü bu sefer de kendilerinden eyleme destek vermemeleri istenmişti. Burjuva muhalefet partilerinin ise hiç sesi çıkmadı. Onlar zaten bir önceki eylemin ortalarından itibaren Susurluk konusundaki muhalefetlerinden vazgeçmişlerdi. Hemen her konuda olduğu gibi "devletin yıpratılmaması" gerektiği uyarılarına uyarak soruşturmayı Meclis Susurluk Komisyonu ve mahkemenin insafına terk etmişlerdi. Susurluk'u hükümeti düşürüp kendilerine yer açma amacıyla kullanmaya çalışmışlar ama beceremeyince bu defa kendilerine yeni bir malzeme bulmuşlardı. Halk sokaklarda hergün hesap sorulmasını isterken onlar laiklik-şeriat tartışmaları içinde yine hükümeti düşürme planlarıyla uğraşıyorlardı. Burjuvazinin, ikinci dönemdeki eyleme karşı duruşu burjuvaziden etkilenen küçük-burjuva, liberal, reformist, aydın, sanatçı geniş bir kesimi de etkiledi. Örneğin, ilk ışık söndürme eyleminde tabanın zorlaması, şu veya bu etkiyle, değişik amaç ve hesapla da olsa, en azından açıklamalar ve mitingler yapan sendikaların hiçbirinden, KESK'de dahil olmak üzere ses çıkmadı. 6 Nisan'dan Sonra Sokaklarda Susurluk'un Hesabını Soran Devrimciler ve Halk vardı 6 Nisan'da "Israr Ediyorum, İsyan Ediyorum" adıyla ışık karatma eylemini tekrar başlatan Yurttaş Girişimi, tarihlerin belirlenmesinde yine öncekinde olduğu gibi hesaplıydı. Süre uzamamalı, 1 Mayıs'la karışmamalıydı. Öncekinde de 9 Mart'ta bitirme kararı alırken, 12 Mart 16 Mart anmalarını düşünmüş, hesaplamışlardı. Nasıl başlayacağını onlar belirlemişlerdi bir yerde, ancak nasıl gelişeceğini belirleyemediler. Belirleyemezlerdi de. Çünkü o noktada işin içine halkın öfkesi, talepleri, çeşitli kesimlerin dinamikleri, ve devrimci irade giriyordu. Sürdürülen 1 Dakika karartma eylemi boyunca, özellikle gecekondu semtlerinde halk eylem içindeydi. Alanlarda devrimciler vardı. Esas olarak bu tablo ilk eylemin ortalarından itibaren netleşmişti, eylemin ikinci dönemi de bu doğrultuda devam etti. Işık söndürme eyleminin kendisinin zaten yürüyüş ve gösterilerin yanında pek önemi kalmamıştı ancak burjuva, küçük-burjuva, liberal çevrelerin sessiz kalması ve burjuva medyanın tutumu yürüyüş ve gösterilerin kitleselliğini de belli ölçülerde etkiledi. Katılımı ilk ışık söndürme eyleminin sonlarındaki yürüyüş ve gösterilere göre düşürdü. Ancak Cephe'nin az ya da çok örgütlü olduğu hemen tüm bölge ve mahallelerde yürüyüş ve gösteriler hemen hergün yapıldı. Cephe'nin iradi olarak uygulamaya soktuğu programla yürüyüş ve gösteriler, hedef ve talepleriyle, slogan, pankart ve dövizleriyle daha ileri bir noktaya taşındı. Daha Susurluk kazasının ortaya çıktığı ilk günlerden itibaren ve ilk ışık karartma eyleminin başladığı günden bu yana Cephe ortaya koyduğu politikası, iradi ve istikrarlı, programlı çalışmasıyla halka güven vermiş ve bu süreçten güçlenerek çıkmıştır. Daha da kitleselleşerek güçlenmiştir, kitlelerle daha yakın bağlar kurarak, örgütlülüğünü genişleterek güçlenmiştir, halkın daha çok güvenini ve desteğini sağlayarak güçlenmiştir, oportünizmi ve reformizmi kadrosuyla, kitlesiyle daha da yakından tanıyarak, onların bütün böbürlenmelerinin, öncülük iddialarının kof, abartıdan başka bir şey olmadığını görerek güçlenmiştir. Cephe'nin olduğu her yerde eylem vardır. Cephe'nin olduğu her yerde Cephe korteji sürekli hep büyümüş, oportünizm ve reformizm ise küçülmüş, silinmiştir. Tüm süreç boyunca oportünizm ve reformizm Cephe'den hep uzak durmaya çalışmış, getirdiği tüm önerileri ya cevapsız bırakmış ya karşı çıkmış ancak en karşı çıktığı noktada, en rekabetçi tavıra girdiği noktada bile yeni bir şey üretememiş ve Cephe'nin peşinden sürüklenmek zorunda kalmıştır.*

13 AİLELERİMİZ VE BİZ Onlarla Ya Da Onlara Rağmen Düzenin baskısı ve ideolojik bombardumanı altında vatanına, halkına, kendisine, ailesine yabancılaştığını gördüğün halde, geçmişini, kültürünü unuttuğuna tanık ola ola, ülkede haksızlığın, adaletsizliğin artık diz boyu olmaktan çıkıp herkesi boğacak kadar yükseldiğini gördüğünüz halde, böyle devam etmesini istiyorsanız karar verecek olan sizsiniz. Yok eğer kendisine, ülkesine, halkına, geçmişine, kültürüne yabancılaşmasını istemiyorsanız çözüm çok açık bir şekilde ortada, kararı verecek olan yine sizsiniz. Ama unutmayalım ki çocuklarımız biz istesek de istemesek de devrimcileşiyorlar. Çünkü koşulların, ülkemizin gereği böyle. Onları yoksulluğunuza, zulüm altında yaşamaya, aşağılanmaya, haksızlığı, adaetsizliğe boyun eğmeye daha fazla ortak etmeye çalışmamaksınız. Buna hakkınız yok! D evrimci mücadele içinde yer almaya başladığımız andan itibaren, pek çoğumuz ailelerimizle sorunlar yaşarız. Arkadaşlarla birlikte olmamızdan, dergi dağıtmamızdan tutun da derneğe gitmemize, bir geceye gitmemize dahi karşı çıkarlar. Devrimcilerle olan bağlarımız, ilişkilerimiz bile onları rahatsız eder. Bütün bunların altında esas olarak yatan gerçek, devrimcileşmemizi istememeleri, devrimci olmamızdan korkmalarıdır. Onların pek çoğunun istediği sıradan bir insanın yaptığı gibi okuldan eve, evden okula ya da çalışıyorsak işten eve, evden işe gidip gelmemizdir. Okuyup adam olmamız, ya da iyi bir iş tutup, evlenerek çoluk çocuğa karışmamızdır. ANALAR, BABALAR VE ÇOCUKLA- RI AÇISINDAN ele aldığımızda, oldukça çok yönlü bir sorundur. Değişik boyutları vardır. Feodal aile yapısı, devrimci mücadele açısından açıktır ki, gerici bir misyon yüklenmektedir. Bu noktada sorunu ne yok sayabilir, ne de önemsiz görebiliriz. Pratik olarak gençliğin devrimcileşmesini engelleyen boyutuyla sorundur. Ama sorun yalnız bununla da sınırlı değildir; çünkü analar, babalar dediğimiz kesim milyonları oluşturan ve bir oğlu, kızı olsun ya da olmasın devrime kazanmamız gereken bir kitleyi oluşturmaktadırlar. Önce soruna aileler, analar, babalar açısından bakalım; ANA, BABANIN DÜNYASI; SEVGİ, KORKU, BURJUVA İDEOLOJİSİNDEN OLUŞAN BİR KARIŞIM Aslında son derece ilginç ve öğreticidir: burjuvazinin, burjuva politikacılarının, kontrgerillanın, işkencecilerin insanların devrimci olmaması, devrimcilerden uzak durması ya da devrimciliği bıraktırmak için yaptığı propagandanın benzerlerinin pek çoğunu onlardan duyarız. Belki, onları bu sözleri söylemeye sevkeden "duygular, düşünceler" farklıdır, ama çarpıcı bir şekilde "sözlerde" birleşirler; "Devletle başedilmez", "bu düzende gemisini kurtaran kaptan", "memleketi kurtarmak sana mı kaldı" derler. Eğer biraz demokrat özellikleri varsa ya da sert davranmanın daha kötü sonuçlara yol açabileceğini düşünüyorlarsa yaklaşımları daha yumuşak olur. "Önce okulunu bitir, ondan sonra ne yaparsan yaparsın" ya da "hemen pratik işlere, mücadeleye girmeden önce iyice bir araştır, oku öğren, ondan sonra sağlıklı bir karar verirsin" denir. Ya da daha yumuşak bir üslupla duygulara hitap ederek "başına birşey gelirse biz ne yaparız", "sensiz yaşayamayız, mahvoluruz" "seni çok seviyoruz, başına bir iş gelmesini istemiyoruz" diyerek duygulara hitap eder, gerçeğin karşısına duyguları, aile bağlarını koyarlar. Çocuklarının devrimci olmasının önüne geçmenin onlar için son derece "revaçta" bir yolu da onları yaşları daha genç de olsa, hemen evlendirip, üzerlerine aile sorumluluğu yıkmaktır. Böylece aile sorumluluğu altında devrimci olmaktan uzak duracakları hesaplanır. Konuşulduğunda, tartışıldığında bunları, hep çocuklarının iyiliği için, onları sevdikleri için yaptıklarını söylerler. Peki, gerçekten öyle midir, çocuklarını gerçekten çok mu sevmektedirler? İşte bu noktada ailelere sormak gerekiyor; çocuklarınızı devrimci olmaktan uzak tutmaya çalışırken gerçekten bunu onları çok sevdiğiniz, başına birşey gelmesini istemediğiniz için mi yapıyorsunuz, yoksa aslında devrimci olmalarının size de bir zarar getirebileceğini düşünerek mi karşı çıkıyorsunuz? Çocuğunuzun başına birşey gelirse "konu komşu ne der" diye mi düşünüyorsunuz? Ya da kaygınız çocuğunuzun mühendis, memur ya da doktor olduğunda bununla ailenin kavuşacağı ekonomik olanaklardan ve sosyal statüden mahrum kalacağınızdan mı? Bunların hemen hepsi şu ya da bu ölçüde geçerlidir. Ama her halükarda bu duyguları bencilcedir. Çocuklarının devrimcileşme isteğine karşı, siz yapmayın da başka kimin çocukları yapıyorsa yapsın ya da okulunu bitir de ondan sonra ne yapıyorsan yap, yeterki sen önce okulunu bitir demenin başka bir açıklaması olamaz. ANALAR, BABALAR, Hayır, ço cuklarınızın devrimci olmasını, devrimci mücadeleye katılmasını engellemeye çalışmak onları sevmek değildir. Aksine onları bu düzenin pislikleri içinde etrafında olup bitenlere karşı ilgisiz, bencilce, onursuz bir yaşama zorlamaya çalışmak onlara yapılabilecek en büyük kötülüktür. Onları sevmek değil, sevmemektir. Aslında çocuklarımızı devrimci olmaktan vazgeçirmeye çalışmak yerine, kendimizin neden bu mücadele içinde olmadığımızı sorgulamalıyız. Eğer çocuklarımız devrimci olmak zorunda kalıyorsa bunda bizim payımız yok mu? Biz onlara nasıl bir düzen sunduk? Onlara daha iyi bir gelecek bırakmak için, düzenin değişmesi için biz ne kadar çaba sarfettik? Evet, analar, babalar, bu soruyu sorarak önce kendi sorumluluğunuzu, hatta daha ileri giderek söyleyelim kendi suçunuzu görmelisiniz. Dahası, ne kendinizi, ne başkalarını bu noktada aldatmaya çalışmak yerine gerçeği olduğu gibi koymalısınız. Biliyoruz ki, çoğunuz, çocuklarınızın devrimci olmasına karşı çıkarken, hem çocuklarınız, hem de kendiniz için korku duyuyorsunuz. Bundan dolayı, çocuğunuzun da, kendinizin de başına "iş" geleceğinden, karakollara, şubelere düşeceğinizden, evinizin basılacağından korkuyorsunuz. Varolan korkuyu inkar ederek, ne bunu gizleyebilir, ne de Yenebilirsiniz. Belki kimileriniz korku'yu kendine yakıştıramayacak. Ama bakın hayata. Bir taraftan fırsat buldukça, bunları başınıza kötü bir şey gelmesini istemediğimiz, sizi çok sevdiğimiz için söylüyoruz diyen bir anne babanın şehit düşen kızlarının cenazesini almaya gitmemelerinin başka bir açıklaması olamaz. Halkımızın en özgün geleneklerinden biridir, ne olursa olsun, ölüsünü ortada bırakmaz. Pekala düşünelim şimdi, bunu yapabilen bir anne, baba, çocuğunu seviyor olabilir mi? Oysa, onlar da büyük olasılıkla, daha önce çocuklarının devrimci olmasına karşı çıkarken, biz senin açından söylüyoruz yavrum diyorlardı... Ya da bir başka örneği ele alilim; çok yakın zamanda cezaevlerinde binlerce tutsağın katıldığı bir ölüm orucu eylemi yaşandı. Ölüm orucuna yatan 300'den fazla tutsak vardı. Pekala neredreydi bunların aileleri. Onların herbirinin ailesine sorsanız, oğullarını, kızlarını çok sevdiklerini söyleyeceklerdir mutlaka. Pekala bu nasıl sevgi ki, oğulları ölüme giderken, onun için hiçbir şey yapmaz, eylemlere katılmaz? Cevabı basittir, belki onlardan küçük bir azınlığı sağlığı, ekonomik durumu, ulaşım gibi nedenlerle diyelim ki sürecin dışında kaldılar, ailelerin destek eylemlerine katılmadılar. Ama çoğu "ya gözaltına alınırsak", "ya coplanırsak", "ya tutuklanır, işimizden olur, çevremizde zor duruma düşersek" gibi kaygılarla katılmamışlardır. Şimdi böyle bir anne, babanın ölüme giden o evladını sevdiği söylenebilir mi? Evet seviyordun Ama korku sevginin önüne geçmiştir. Yani sevgisi, korkusundan daha zayıftır. ANALAR, BABALAR, değişmeyen,, meşhur sözlerinizden biri de şudur: "Tamam oğlum haklısınız, düşüncele-

14 riniz, idealleriniz çok güzel, ama bu memleleti sen mi kurtaracaksın." Şimdi sizi, hem samimi, hem de cesur olmaya çağırıyoruz. Eğer düşüncelerimiz güzelse, siz de katılın. Ve herkes "bana ne" derse, bir evin içinin bile ne kadar pisleşeceğini düşünün. Hergün yüzlerce, binlerce çocuk, genç düzenin aşıladığı yoz kültürle, kendini bir anda uyuşturucu bataklığının içinde, diskotek, bar köşelerinde buluyorken, geçmişini bilmeden, daha kendi kültürünü almadan düzenin kültürünü alan, kendi müziğini dinleme yerine, kendisine, kendi kültürüne çok yabancı şeyleri dinleyen, böylesi bir düzende yaşamak zorunda kaldığı sürece de kendisine başka bir alternatif sunulmayan, kendi kültürünü unutmaya mahkum edildiğini göre göre, hergün biraz daha uçurumun kenarına yaklaştığını gördüğünüz, duyduğunuz, tanık olduğunuz halde nasıl oluyor da onların devrimci bir hareketten uzak durmalarını istiyor, devrimcileşmelerine, devrimcileşme isteklerine karşı çıkabilirsiniz? Çocuk sevgisi, çocuklarımızı kendi ellerimizle uyuşturucu bataklığının içine yollamak mı? Çocuk sevgisi, farkında olduğumuz halde çocuklarımızın kendi kültürüne yabancılaşmalarını seyretmek mi?, Çocuk sevgisi, onları düşünmek, devrimci bir geceye gitmelerine izin vermeyip, ahlaksız, yoz ilişkilere, uyuşturucuya, alışabilecekleri, diskoteğe gitmelerine izin vermek mi? Düzenin baskısı ve ideolojik bombardumanı altında vatanına, halkına, kendisine, ailesine yabancılaştığını gördüpn halde, geçmişini, kültürünü unuttuğuna tanık ola ola, ülkede haksızlığın, adaletsizliğin artık diz boyu olmaktan çıkıp herkesi boğacak kadar yükseldiğini gördüğünüz halde, böyle devam etmesini istiyorsanız karar verecek olan sizsiniz. Yok eğer kendisine, ülkesine, halkına, geçmişine, kültürüne yabancılaşmasını istemiyorsanız çözüm çok açık bir şekilde ortada, kararı verecek olan yine sizsiniz. Ama unutmayalım ki çocuklarımız biz istesek de istemesek de devrimcileşiyorlar. Çünkü koşulların, ülkemizin gereği böyle. Onları yoksulluğunuza, zulüm altında yaşamaya, aşağılanmaya, haksızlığı, adaletsizliğe boyun eğmeye daha fazla ortak etmeye çalışmamalısınız. Buna hakkınız yok! AİLE; MAZERET Mİ? KAALE ALINMAMASI GEREKEN Mİ? DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN Mİ? Sorunun devrimciler açısından da ele alınması gereken yanları var. Mesela pratikte bu sorun kendini nasıl ortaya koyuyor. En sık rastlanılanından başlayalım: Üstlenilen bir görev yerine getirilmemiştir, verilen iş yapılmamıştır veya zamanında halledilmemiştir, eksik bırakılmıştır. Nedeni araştırıldığında, sorulduğunda, aile problemleri ileri sürülür. "Tartıştık, kavga ettik" ya da "dışarı çıkmama izin vermediler" vb. örneklerle karşılaşırız. Ya da ailemizle problemimiz vardır. Ama ona rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyoruzdur. Onlardan habersiz bir faaliyete katılırız. Ama aklımız hep evdedir. Acaba eve geç kalınca ne diyecekler? Başıma birşey gelirse, gözaltına alınırsam tavırları ne olur? Kafamız bu düşüncelerle doludur. Bu düşüncelerle dolu kafayla yaptığımız işten ne kadar verim alabileceğimiz de zaten şüphelidir. Konu açıldığında da başlarız sitem etmeye "beni anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar" hatta "saatlerce konuştuğum halde olumlu bir sonuç alamadım" denir. Gerçekten de öyle midir? Ailemizi değiştirip, dönüştürmek için ne kadar gayret sarfetmişizdir? Bu düzen içinde şekillenmiş ailemizin kafalarındaki düşünceleri hemen değiştirmesini beklemek doğru mudur? Peki hiç düşündük mü onlar bizi anlamak istemiyor da biz onları anlayabilme yönünde ne kadar uğraş veriyoruz? Biz onları anlamak istiyor muyuz, anlamak için çaba sarfediyor muyuz? Ediyorsak ne kadar? Devrimci olmamıza neden bu kadar karşı çıkıyorlar diye üzerinde düşündük mü? Geçmişimizi de gözönünde bulundurarak bu soruları kendimize sorduğumuz zaman neden sorularını da beraberinde cevapla- tım. Ailem bunu gördükçe beni kitaplarımdan uzaklaştırmaya çalışıyordu. Bu benim gelişmemi engellemiyor aksine onlarla tartışıyor, doğruları anlatmaya, onları mücadeleye hazırlamaya çalışıyordum... Şu an içim rahat, ben gerekli çabayı gösterdim. Mücadele kızıştığında, devrim safları belirginleştiğinde, eminim ki ailem de devrim saflarını seçecektir. Ne var ki sosyal demokrat yapılan yüzünden gerçeği göremiyorlardı. Faşist bir yapıya sahip olsalar dersin ki be- mış olacağız. Beni anlamak istemiyorlar, devrimcileşmeme karşı çıkıyorlar derken dayanağımız ne? Neye dayanarak bu kadar kesin konuşuyoruz? Evet belki de gerçekten devrimcileşmemizi istemiyorlar. Aslında bizim görevimiz de o noktada başlamıyor mu, bizi anlamalarını, kavramalarını, düşüncelerimize saygı duymalarını sağlamak değil mi görevimiz? Düzen basınıyla, televizyon programlarıyla ve çok daha farklı yöntemlerle devrimciliği, devrimci hareketleri teröristlikten tutun da vatan haini vb. ilan ederken, ve öte yandan hergün infaz haberleriyle kitlelerin beyinlerini terörize etmeye uğraşırken, ailelerimizin böyle düşünmesi, devrimcileşmemize karşı çıkmaları biraz normal değil mi? Şöyle bir düşündüğümüzde belki onların bize karşı bu düşüncelerini değiştirmek için elimizden geleni yaptık diye düşünürüz. Ama eğer hala bize karşı aynı tavırlar içerisindelerse, aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorlarsa, bu da çoğunlukla, onları kazanma, dönüştürme yönünde gerekli çabayı göstermememizden kaynaklanmaktadır. Şöyle dönüp geçmişimize bir bakalım ve geçmişle şimdiyi bir karşılaştıralım. Kendimizi ne kadar dönüştürüp, geliştirmişiz? Geçmişteki yaşantımızla şimdiki yaşantımız arasındaki fark ne kadardır? Ne kadar değişebilmişiz? O değişikliğimizi evimize, ailemize ne kadar yansıtabilmişiz? Dışarıda devrimciyiz de evde ne kadar devrimciyiz? Herşeyden önce bizim onları anlamamız, dönüştürmek için çaba sarfetmemiz gerekiyor. Eğer gerçekten onların bizi anlamalarını sağlamak istiyorsak, düşüncelerimize ortak olmalarını, bizim değer verdiklerimize değer vermelerini, uğruna savaştığımız değerleri, şehitlerimizi, Parti-Cephe'mizi sahiplenmelerini istiyorsak emek harcamamız gerekiyor. Devrimciliğimizi evimize, ailemize de taşımamız gerekiyor. Akşam eve giderken devrimciliğimizi beraberimizde götürüyor muyuz? Yoksa sadece dışarıda devrimci evde tekrar eski kabuğumuza çekiliyor, eski alışkanlıklarımıza mı dönüyoruz? Bir taraftan devrimcileşmek istiyorum derken, bir taraftan eve dergi götürmeye bile korkarken, ya da götürüyorsak "Okuduğum kitaplardan hiçbir şey anlamamarağmen Marks'ın, Engels'in, Lenin'in kitaplarını bulduğumda okumaya çalışırdım. Özellikle de Le-- nin'in kitaplarını. Arkadaşlarım harçlıklarından çikolata, çerez alırken ben kitap alırdım. Ailem sosyal demokrattı. Benim kitap okumama fazla karışmazlardı. Sadece hikaye kitaplarını daha fazla okumamı isterlerdi. Mücadele ile tanıştıkça yaşamımızı ve toplumumuzu daha iyi değerlendirmeye başlamışnim ailem faşist, yapacağım hiç bir şey yok, dönüştürmeye çalıştım olmadı. Ama öyle değil ki günlerce tartıştık. İlk başta çalışmalarıma fazla karışmıyorlardı. Eylemler içine girmeye başladığımda beni engellemeye çalıştılar. Hatta eyleme gideceğim gün beni odaya kilitlediler. Ben de balkondan kaçtım. Daha sonraki süreçte ise bu nedenle ailemden dayak yedim. Ama benim kararlılığımı gördüklerinden dolayı sonuçta evlatlıktan reddettiler. Ailedeki diğer çocukları da etkileyeceğimden korktuklarından bütün sülaleye gitmemi yasakladılar. Her akrabaya tek tek giderek, telefon ederek benimle ilişkilerini koparmalarını istediler. Sonuçta ailemi dönüştürmeye uğraştığım halde düşünüyorum da, onlarla ilişkilerimde eksik bıraktığım taraflar var mıydı? Daha başka nasıl yaklaşabilirdim. Şu an bir çözüm yolu bulmuş değilim, belki de ileride. Ama şuna eminim ki benim arkamdan gelenler mutlaka olacaktır." (SOLMAZ KARABULUT) da, sakın ha görmesinler şeklinde düşünüp köşe bucak saklama çabalarımız varsa bu nereye kadar sürebilir? Devrimcileşmek istiyorum derken ne kadar gerçekçi davranıyoruz? Çevremizdekilere karşı ne kadar samimiyiz, kendimize karşı ne kadar açık davranıyoruz? Ailemizle oturup onlarla derginin herhangi bir yazısını okuyabiliyor muyuz? Onları kazanmak için, en azından bizim devrimcileşme isteğimize karşı çıkmamaları için konuşurken ikna edici olabiliyor muyuz? Devrimcilerle, Parti-Cephe'yle tanıştığımız, ilişkiye geçtiğimiz andan itibaren değiştiğimizin, değişmeye yöneldiğimizin farkına varmalarını sağlayabiliyor muyuz? Evet, evdeki davranışımızla, paylaşımcılığımızla, yardımlaşmamızla, burjuva kadın-erkek rollerini reddedişimizle, saygımızla, sevgimizle, devrimci olunca farklılaştığımızı göstermeliyiz. Devrimciliğimize saygı duymalılar. Kirli çoraplarını ortalık yere atan, yattığı odayı dağınık bırakan bir devrimciye, annesi "senden devrimci falan olmaz, sen daha yattığın odayı düzeltemiyorsun ki, bu memleketi düzeltesin!" derse haksız mı olur? Devrimcinin ona verecek cevabı olur mu? Büyüğü geldiğinde ayağa kalkmayan, çocukların ihtiyaçlarıyla ilgilenmeyen bir devrimci, nasıl çevresinde saygı, sevgi kazanır? Olumluluklarımızla "Bu çocuk devrimci oldu, Cephe'yle tanıştı, farklılaştı, başka biri oldu adeta" dedirtmeliyiz. Bunu dedirtmeden ailemizle hiç bir problemi çözemiyiz. Ailemiz bizim için ne ifade ediyor, daha doğrusu neyi ifade etmeli? Köşe bucak onlardan dergi gizleme, izin vermezler, karşı çıkarlar düşüncesiyle gizli gizli eylemlere gitme, arkadaşıma gidiyorum diye derneğe gitmek bir çözüm yolu olmadığına göre, farklı yöntemler bulmaya çalışmalı, ailemize karşı açık olmalı, ikna edici olmalıyız. Unutmayalım ki onlar da bizim bir parçamız, halkın bir parçası, bundan dolayı onları mücadelemizin dışında tutamayız, tutmamalıyız. Bıkmadan, yorulmadan onlarla ilgilenmesini bilmeliyiz. Unutmayalım ki kendi ailelerimiz de, dergi götürdüğümüz, kazanmaya çalıştığımız, saatlerce oturup konuştuğumuz ailelerden farklı değildiler. Elbette bu olağan koşullarda olması gerekenlerdir. Öte yandan, belki bazen her şey öyle gelişecek ki, onlara emek harcayacak koşullarımız ve zamanımız olmayacak. Belki harcayacağımız tüm emeğe rağmen onları kazanamayacağız. Bunlar da mümkündür. Bu noktada da devrimci, ailesinin ona hiç bir biçimde engel olmasına izin vermemek, engel olduğu noktada onları aşmak zorundadır. Onların kaygılarının, duygularının ve korkularının bizim önümüze çıkmasına izin veremeyiz. Göstereceğimiz böyle bir kararlılık da, eğer koşullan varsa, harcayacağımız emek de asla karşılıksız kalmayacaktır. Kararlılığımız onları tekrar tekrar düşündürecektir. Emeğimizle ise, onları kazanamasak da en azından verdiğimiz mücadeleye, devrimcileşmemize, Parti-Cephe'mize, şehitlerimize karşı görüşlerini, düşüncelerini değiştirebilir, tarafsızlaştırabilir, bize sempatiyle bakmalarını sağlayabiliriz.*

15 Akademik Demokratik Mücadelemiz Sürecek Niğde Üniversitesi Bolu Meslek Yüksek Okulu'nda Ocak ayı içerisinde, faşistlerle devrimcidemokrat öğrenciler arasında çıkan kavga sonucu, 11 devrimci-demokrat öğrenci gözaltına alınmıştı. Üç günlük gözaltı süresince işkenceciler çeşitli suçlamaları kabul ettirmek istemiş fakat başaramamıştı. Polisle işbirliği içinde bulunan okul idaresi 11 öğrenci hakkında soruşturma açarak, illegal örgüt propogandası yapmak, faşistlerin masasını dağıtmak ve öğrencilere baskı yapmak suçlamalarıyla 9 öğrenciyi 16 Nisan günü okuldan attı. Bunun üzerine öğrenciler yaptıkları açıklamada, baskılar karşısında yılmayacaklarını, akademik demokratik üniversite mücadelelerini sürdüreceklerini belirttiler. Hopa Lisesi'nde İdare Baskısı Yıllardan beri okullarda uygulanan baskı, gerici eğitim ve öğrencilerin sömürülmesi Artvin Hopa Lisesi'nde de yaşanıyor. Faşist okul idaresi, öğrenciler üzerinde baskı kurarak gerici, içi boş bir eğitim vermeye çalışıyor. Ders aralarında bile öğrencilerin bir arada konuşmasına izin vermeyen idare, demokrat öğretmenler üzerinde de baskı kurarak öğrencilerle ders dışında ilişkilerine izin vermiyor. Öğrencilere sürekli hakaret eden idare, öğrencilerin okul içerisindeki sosyal faaliyetlerine dahi izin vermiyor. Kartal'da DLMK'lı Öğrenciler 1 Mayıs'a Çağrı Yaptı Süleyman Demirel Lisesi önünde DLMK'lı öğrenciler 1 Mayıs'a çağrı yapmak için bir basın açıklaması yaptılar. 29 Nisan Salı günü saat 12:3ü'da yapılan basın açıklamasında "Öğrencilerin, söz hakkı elinden alınarak onların düşünceleri şiddetle etkisiz kılınmaya çalışılıyor. Oysa bizim söz hakkımızın; bizi yöneten uyuşturucu kaçakçılarından, Susurluk'ta kirli yüzleri ortaya çıkan devlet çetelerinden daha fazla olduğuna inanıyoruz. Söz hakkımız tutuklamalarla, saldırılarla elimizden alınmaya çalışılıyor. Ve bu haklı sesimizi 1 Mayıs'ta alanlarda çoğaltmaya çağırıyoruz" diyerek öğrencileri 1 Mayıs'ta DLMK saflarında birleşmeye ve hesap sormaya çağırdılar. Açıklama okunduktan sonra DLMK'lı öğrenciler "Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek", "Yaşasın Demokratik Lise Mücadelemiz", "Çeteler Mecliste, Öğrenciler Hapiste", "1 Mayıs Bizim Olacak" sloganını attılar. Süleyman Demirel Lisesi'nde basın açıklamasına katılanlar polis ve idare işbirliği ile yıldırılmaya çalışılıp, okuldan atılmakla tehdit edildiler. 100 kişilik katılımla yapılan açıklama öğrencilerin dağılmasıyla bitirildi. DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ GELENEKSEL 4. BAHAR ŞENLİĞİ YAPILDI D iş Hekimliği Fakültesi'nin her yıl geleneksel olarak yapılan Bahar Şenliği bünyesinde Öğrenci Meclisi Girişimi tarafından düzenlenen Grup Yorum konseri Diş Hekimliği konferans salonunda yapıldı. Öğrenci Meclisi Girişimcilerinden bir öğrencinin meclislerin işlevi ve amaçları üzerine yaptığı konuşmayla başladı. Grup Yorum'un türküleri ve marşlarıyla devam eden şenlikte öğrenciler halaylar çekerek yöresel oyunlar oynadılar. Daha sonra Öğrenci Meclisi Girişimcileri tarafından sahneye çağrılan Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Altan Gülhan Grup Yorum'u kutlayarak "Son derece güzel bir müzik ziyafeti çektiriyorlar. Bu güzel günlerin daha sık olmasını diliyorum. Ama zaman zaman bazı isteklerinizi geri çevirmek zorunda kalıyoruz. Fakat bundan biz Diş Hekimliği yöneticilerinin olumsuz insanlar olduğumuzu düşünmeyin.bizi bazı koşullar zorluyor." dedi ve öğrencilerin bu girişimlerini kutlayarak sahneden ayrıldı. Türkülerle devam eden konser Marmara Üniversitesi'nde Faşist Saldırı Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü'nde ÖDP'li öğrencilerin dağıttığı 1 Mayıs bildirilerinde "İslam Dinine hakaret edildiğini" gerekçe gösteren faşistler öğrencilere taşlar ve sopalarla saldırdılar. 29 Nisan günü öğle saatlerinde gelen ve yaklaşık 50 kişiden oluşan sivil faşistler tekbir sesleriyle öğrencilere saldırdı. 5 dakika süren saldırı boyunca ellerindeki şişe ve sopalarla kantinde terör estiren sivil faşistler, ikisi ağır olmak üzere 8 öğrenciyi yaralarken sivil ve resmi polisler saldırıyı seyretti. Yaralanan 8 öğrenci Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne kaldırılırken, saldırıya uğrayan yaklaşık 200 devrimci-demokrat öğrenci kantin önünde toplandılar. Saldırıyı protesto etmek için Dekanlığın önüne kadar yürüdüler. Öğrencilerin Liseli Gençlik Tepkisiz Değil Grup Yorum" 1 Mayıs'ı Cepheyle, Cepheyi 1 Mayıs'la Büyütelim" diyerek öğrencileri 1 Mayıs'ta alanlarda Susurluk'taki devletten hesap sormaya çağırdı. Marmara Üniversitesi Bahçelievler Kampüsü Öğrenci Meclisi Girişimcileri'nden bir öğrenci de "hepinizi meclislerde güç kazanmaya, sesimizi Dekan Yardımcısı Hüseyin Gümüş ile yaptığı konuşma sonuçsuz kaldı. Daha sonra ÖDP Kadıköy İlçe Liselerde artık okul önünde çıkan kavgalar neredeyse sıradanlaşmış durumda. Çıkan kavgalar sonucu bıçakla yaralamalar ya da ölüm haberlerini sıkça duyuyoruz. Bunun en son örneği ise 30 Nisan'da İzmir'de Karşıyaka Örnekköy Mehmet Ali Lohor Ticaret Lisesi'nde yaşandı. Lise son sınıf öğrencisi Erdal İnan arkadaşı tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Tüm öğrencilerin gözü önünde yaşanan bu tablo bütün öğrencileri şaşırttı. Daha sonra lise öğrencileri okullarının önünde can güvenliği olmadığını belirterek bir gün boyunca okulu boykot ettiler. Ayrıca RP Milletvekili Mehmet Fuat Fırat'ın imam hatip liselerinin düz liselerden daha iyi olduğunu kanıtlamak için "düz liselerden hep anarşist çıkıyor", "Normal liselerde hep ahlaksız insanlar yetişiyor" demesi üzerine İzmir'de bir grup liseli öğrenci RP milletvekili hakkında dava açtılar. daha bir gür çıkarmaya çağırıyorum" dedi. Bazı burjuva yayın organlarında, bayrağı yarıya indirerek pankart asıldığı haberlerinin çıkması üzerine bir basın açıklaması yapan Meclis Girişimi Öğrencileri bunun, tamamen yalan olduğunu söylediler. Teşkilatı'nda bir basın açıklaması yapan öğrenciler arkadaşlarının ağır yaralı olduğunu bildirdiler.

16 Kuyruklarda Ölümlere Son Vermek İçin Birlik Olalım "Emekli Kuyruğunda Ölüm" "70 yaşındaki Ahmet dede emekli maaşını alırken oracıkta yığıldı kaldı" Tüm buna benzer haberleri hergün gazetelerde okuyor, televizyonlarda görüyoruz. Yıllarca devlete çalışmış, şimdi ise ölüme terk edilmiş emeklilerdir bunlar. Kendi alınteri olan birikimlerini bile bin türlü zorlukla alıyorlar, tabii ellerine geçerse. Bugün ülkemizde milyonlarca emekli var. Hepside bir köşeye atılmış ölümlerini bekliyorlar. Açlığa ve sefalete mahkum edilmişler. Halkı devrimcileri katletmek için çetelere milyarlar ödeniyor. Başbakan 25. defa hacca gidip, yüzlerce altınını sayarken onlar kuyruklarda, hastane köşelerinde yok olup gidiyorlar. Mafyacı kontrgerilla devleti yıllarca alınteri ile çalışmış, emek vermiş insanlar için değil "devlet için kurşun sıkan"ın devleti olmuş. Ama emekliler tüm bu zulüm düzenine dur diyor. Kendi özgüçleriyle kurdukları Emekli- Sen'de örgütleniyor ve artık "kuyruklarda ölümlere, açlığa son" diyorlar. Son günlerde emeklilerin kuyruklarda ölümleri üzerine, Emekli-Sen Genel Sekreteri Av. Rasim Öz'le bir röportaj yaptık. Geçtiğimiz günlerde emekli kuyruğunda ölen insanlar oldu. Sabahtan akşama kadar kuyruklarda bekleyen bu insanlara devlet sahip çıkmıyor. Emekliler hep böyle kuyruklarda ölümlerini mi bekleyecekler? Av. Rasim Öz: Emekliler biraraya gelip örgütlendikleri zaman bu ölüm kuyruklarında canlı kefenle mezara girmeyi aşacaklar. Geçtiğimiz kurban bayramının birinci günü emekliler olarak bir eylem yaptık. Sendika üyelerimiz yıllarca alınterinin birikimi olan emeğinin karşılığını bile değil insanca yaşama şartının çok altında ki kölelik ücretini almak için bile sabah saat beşte kuyruğa girecek akşam yediye kadar bekleyecek, insanın dayanma gücü tükenir. Yaşlılar için bu bir intihar teşvikidir. Bunun önlen- mesini ve diğer taleplerimizi dile getirmiştik. Bu eylemimiz amacına ulaştı. Eylemden sonra SSK 21 bankayla anlaştı, maaşların insanca bir şekilde ödenmesini sağladık. Ancak bu yeterli değil. Bizim örgütlülüğümüz güçlendikçe asıl soygun asıl vurgun merkezlerini kurutmamız gerekiyor. Bugün sosyal güvenlik kurumlan olarak Türkiye'de dört kurum var. Bunların en büyüğü SSK, ikincisi Emekli Sandığı, üçüncüsü BAĞKUR birde özel sandıklardan emekli olanlar vardır. Bütün bu özel sandıklar dışındaki kurumlarda hiçbir katkısı olmadığı halde devletin ajanları yani memurları çoğunlukta yönetimde. Devlet SSK'yı kurarken yalnız 300 bin lira katkı vermiş. Şimdi ise SSK'da toplanan işçilerin alınteri olan milyarları, trilyonları hazinede kullanmıştır. Patronlara yüzde 5'lik bir faizle peşkeş çekmiştir. SSK'nın taşınmaz mallarını yine başka kurumlara peşkeş çekmiştir. Sonrada kurum battı diyerek SSK'yı özelleştirmeye çalışıyor. Emeklileri özel hastanelere göndermeye çalışıyor ki, bu emekliler için ölüm demektir. Başka bir zulüm demektir. Özel hastanelerde ihtiyaçların karşılanması emekli için mümkün değildir. Biz buna karşıyız. Devletin ajanlarının bu kurumlardaki yönetimden elleri çekilmelidir. Örgütlü emekliler kendi genel kurullarında yöneticilerini kendileri seçmelidirler. Aksi halde bu vurgun bu soygun sürüp gidecektir. Bunu ancak örgütlü gücümüzle engelleyebiliriz. Bu amaçla sendikal mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Savaşımıza devam edeceğiz. Tüm bu taleplerinizi ve haklarınızı almak ve sömürüden, zulümden hesap sormak için 1 Mayıs'ta Emekliler olarak yer alacak mısınız? Av. Rasim Öz: 1 Mayıs tüm dünya işçilerinin mücadele ve dayanışma, taleplerini savunma günüdür. Oraya katılan her ezilen sınıftan emekçilerin talepleri gibi emeklilerin de talepleri var biz de bu taleplerimizi orada dile getireceğiz. Taleplerimizin başında ölüm kuyruklarının ortadan kaldırılması, kurumların yönetiminden siyasi iktidarın çekilmesi, kurumun asıl hak sahiplerine bırakılması, sendikal haklarımızın eksiksiz tanınması ve toplu sözleşme yasal düzenlemesinin gerçekleştirilmesi geliyor. Ayrıca "sosyal devlet" olduğunu iddia eden devlet bunu yerine getirmelidir. Tüm ülkelerde olduğu gibi anayasalarda kendi kurumlarında yıllarca emek vermiş insanlara sosyal güvenlik katkısı sağlamak vardır. Ayrıca tüm demokratik haklarımızın verilmesi, yasakların kaldırılması, düşüncenin özgür olmasını, emekli olan insanların demokrasi ve hak mücadelesinden emekli olmadıklarını göstereceğiz ve emeklilerde tüm bunları 1 Mayıs'ta haykıracaktır. Üretimden Gelen Gücümüzü Kullanacağız İzmir'de eneji iş kolunda örgütlü olan sendikalar 30 Nisan günü yarım gün iş bırakma eylemi yaptılar. Enerji Yapı Yol-Sen İzmir Şube Başkanı Alim Murathan santrallerin özelleştirilmesine kesinlikle izin vermeyeceklerini belirterek, özelleştirmeye karşı kamuoyu yaratmak için basın açıklamaları ve mitinglerin süresinin geçtiğini "Artık üretimden gelen gücümüzü kullanacağız" dedi. Ayrıca özelleştirmeye karşı örgütlenmek için sendika ve çeşitli meslek odalarınca oluşturulan "Enerji Platformu" nun işlevsizleştiğini dile getirdi, 30 Nisan günü saat 12:30'da Bornova'daki TEDAŞ kampüsünde yarım gün iş bırakma eylemi yapıldı. Türk-tş'e bağlı Tes-İş İzmir 2 No'lu Şube Başkanı Cemal Timur da konfederasyon ve sendika şubelerinin sınıfın beklentilerine cevap vermediğini söyledi. Tes-İş Muğla Yatağan Şube Başkanı Erol Soğancı'da hükümetin bozulması durumunda santrallerin özelleştirilmesi işleminin değişebileceğini söyleyerek "yeterince grev ve miting yaptık. Bundan sonra grev ve işyeri işgalleri gelişecek" diye konuştu. TEAŞ Özel Sermayeye Peşkeş Çekilmek İsteniyor Türkiye Elektrik Üretim-lletim A.Ş. (TEAŞ) tarafından işletilen termik santrallerinin işletme haklarını 20 yıllığına özel sermayeye devredilmelerine ilişkin açılan ihaleler için teklif verme süresi 1 Mayıs günü sona eriyor. 63 firmanın 136 proje için şartname aldığı özelleştirme çabaları Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı'nca hızlandırıldı. 20 yıllığına özelleştirme kapsamı içinde yerli ve yabancı tekellere peşkeş çekilmeye çalışılan santrallerden Yeniköy, Yatağan, Kenarköy Kangal, Orhaneli, Soma A-B, Tunçbilek, Çatalağzı, Çayırhan, Ambarlı ve Hamitavat Termik Santrallerinin talipleri arasında Koç'tan Saban'cıya kadar tüm tekeller yer alıyor. Refah-Yol Hükümeti'nin önlerine koyduğu pastadan en büyük payı alabilmek için teekeller birbirleriyle yarışıyorlar. Evimizi İstiyoruz Döviz'zedeler şimdide "evimizi istiyoruz" eylemi başlattılar. Bankadan aldıkları dövize endeksli konut kredileri geri ödenmeyen dövizzedeler 30 Nisan günü Kızılay'da konut şeklindeki maketleri başlarına takarak bildiri dağıttılar.

17 "102 Sene De Geçse Kayıpların, Katliamların Hesabını Soracağız" Evlatları Susurluk'taki çetelerce kaybedilen, katledilen, tutsak edilen aileler, 102. haftada da Galatasaray Lisesi önündeydi. Emniyet güçlerince oluşturulan Kayıp Kişileri Arama Otobüsü'ne aileler tepki gösterdi. Ellerinde kaybedilen, katledilen evlatlarının fotoğraflarıyla 26 Nisan günü Galatasaray Lisesi önüne gelen aileler bir kez daha hesap soracaklarını haykırdı. Çeşitli açıklamalar yapan aileler; evlatlarını kaybedenlerin, katledenlerin devlet olduğunu belirttiler. Ayrıca emniyet güçlerince oluşturulan Kayıp Kişileri Arama Bürosu'nun Avrupa Parlamentosu üyelerine bir rapor gön derdiğini ve kayıpların cezaevlerinde, örgüt içinde, normal yaşamlarını sürdürdüklerini açıkladığını bunun kocaman bir yalan olduğunu vurgu- ladılar. Kayıp Kişileri Ardına Bürosunun anonslarını da aileler alkışlarla "Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak", "Çeteler Halka Hesap Verecek" sloganlarıyla protesto ettiler. Devletin Susurkluk'taki gibi pisliklerinin açığa çıkmasından korktuğu için evlatlarını kaybettiğini, katlettiğini belirten aileler "ama onlara inat evlatlarımız her geçen gün Çoğalıyor. Bizleri bitiremiyorlar" dediler. Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Mustafa Üçdere de bir konuşma yaparak "kayıpların hesabı sorulmadan insan haklarından bahsedilemez. Bizler hukukçular olarak daima sizlerin yanındayız" dedi. Aileler "Çeteler Halka Hesap Verecek" sloganlarıyla bir hafta sonra Galatasaray Lisesi önünde buluşmak üzere eylemlerini bitirdiler. Bursa'da Oturma Bursa'da her hafta gözaltındaki kayıpların hesabını soran kayıp ve tutsak analarının bu haftaki konusu, cezaevleriydi. Bildiğimiz gibi insanları kaybetmenin tek yolu yok. Sadece gözaltında, işkencede, kaçırılarak kaybedilmiyor insanlarımız. Cezaevlerindeki tutsakları bütün dünyanın gözleri önünde döverek öldürmek, ölüm oruçlarında katletmek ya da bugün olduğu gibi tedavilerini engelleyerek katletmek. 26 Nisan günü saat 13:00'de Nalbantoğlu Çarşısı'nda 30 kişiyle oturma eylemi yapıldı. "Zindanlar Boşalsın Tutsaklara Özgürlük", "Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek", "Anaların Kontrgerilladan 1 Mayıs Öncesi Provokasyon ve Katliam Girişimi Halk üzerinde korku yaratmak için provokasyn ve katliam hazırlığı yapan devlet, ölüm orucu direnişçisi Mehmet Akdemir hakkında "asker kaçağı ve silahla geziyor", "askerde iken teçhizat çaldı" yalanlarıyla yakınlarının evlerini basıyor ve tehdit ediyor. Haklar ve Özgürlükler Platformu ve Mehmet Akdemir'in kardeşi Yakup Akdemir 27 Nisan günü Marmara TİYAD'da bir basın açıklaması yaptılar ve "Mehmet Akdemirin katledilmesine izin vermeyeceklerini" belirttiler. Marmara TİYAD'da **lan açıklamada Yakup Akdemir; kardeşinin asker kaçağı olmadığını halen İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Kliniği'nde tedavisinin sürdüğünü belirtti. Tüm katliam ve provokasyon çabalarının haklar ve özgürlükler mücadelesini sürdürenlere engel olmak amaçlı olduğunu belirten Akdemir, "Basını ve Kamuoyunu siyasi polislerin bu saldırıları karşısında tavır almaya çağırıyoruz" dedi. Öfkesi Katilleri Boğacak", "Gözaltında Kayıp İstemiyoruz", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür" sloganları atıldı. Oturma eyleminde ayrıca bu hafta akciğer kanseri olan ve halen Aydın Cezaevi'nde tutuklu bulunan A. Rezzak Gülmez ile Diyarbakır Cezaevi'nde ağır yaralı olan Sevgi İnce anlatıldı. Eylem alkışlı protestoyla sona erdi. Adana Oturma Eylemi 8. Haftasına Girdi Galatasay Lisesi önünde her Cumartesi kaybedilen, katledilen evlatları için oturan anaları desteklemek amacıyla Adana'daki oturma eyleminin 8. haftasında analar kayıpların resimlerini taşıdılar. 26 Nisan günü Sanatçılar Parkı'ndaki eyleme yaklaşık 20 ana katıldı. Bir ananın kayıplarla ilgili konuşma yapmasının ardından, "Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek", "Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak", "Suskun Ana İstemiyoruz", "Katiller Bulunsun Hesap Sorulsun" sloganlarını analar hep bir ağızdan attılar. Saat 12:00'de başlayan oturma eylemi yarım saat sürdü. "Kayıplar bulununcaya kadar her hafta buradayız" denilerek, alkışlarla oturma eylemi sona erdi. Kırıkkale'de Karanlık Eylemine Soruşturma 1 dakika karanlık eylemiyle birlikte ülkenin her tarafında halk sokaklara dökülmüş ve çeteelerden hesap sormuştu. Halk tüm çetecilerin yargılanmasını ve cezalandırılmasını istedi. Kırıkkale'de de 28 Şubat 1997'de Cumhuriyet Meydanı'nda yapılan "Sürekli Aydınlık Eylemi" için 45 kişi hakkında adli soruşturma başlatıldı. Kırıkkale Valiliği tarafından Cumhuriyet Savcılığı'na yapılan ihbarda mülki amirliğe bilgi vermeden izinsiz gösteri yapıldığı suçlamasıyla 1 Dakika Karanlık eylemine katılanlar hakkında soruşturma açıldı. Halkın bu kadar meşru tepkisi ve talebi karşısında, yargılanan duruma kendisinin düşmesi açıkça "hırsızın ev sahibini bastırması" sözünü hatırlatıyor. Devletin bu suçu kesinlikle aklanamaz ve halfan adalet istemi engellenemez.

18 Açlık Grevinde 41. Gün Erzurum Cezaevi'nde zemin aramasını bahane ederek koğuşlarda arama yapan askerler, açlık grevinde bulunan tutuklulara saldırdılar. Tutuklular adına bir açıklama yapan M. Sait Yıldırım, Mehmet Baysal ve Yunus Aydemir, açlık grevindeki tutukluların vücutlarının sıvı kabul etmediğini ve eylemin kısmen ölüm orucuna dönüştüğünü söylediler. Hüseyin Beyaz, Resul Erkaplan, Murat Aslan, Ömer Baran, Şirin Taşdemir, Remzi Yüce, A. Murat Çelik, Mehmet Yaşa, Habip Aslan ve Cihan Alkan'da sürekli kusma, mide kanaması, görme bozukluğu, kol ve bacaklarda felç gibi ciddi rahatsızlıkların başladığını, peşpeşe ölümlerin an meselesi olduğunu belirttiler. Buna rağmen savcı ve idarenin tavrında bir olumluluk gözlenmediğine değinildi. Bu arada tutsak aileleri de HADEP Kars il binasında açlık grevine başladılar. KONYA CEZAEVİ DE ERZURUM'A DESTEK VERDİ Konya Cezavi'nde bulunan tutuklular, arkadaşlarına yönelik itirafçılaştırma ve teslim alma politikalarını protesto etmek, Erzurum Cezaevi'ndeki süresiz dönüşümsüz açlık grevini desteklemek için 3 gün sürecek açlık grevine başladıklarını bildirdiler. Sivas Cezaevi'nde Bayan Tutsaklara Onursuz Saldırı Sivas Cezaevi'nde arama bahanesiyle 1 Nisan günü onlarca asker ve gardiyan, bayan tutsaklara onursuzca saldırarak sözlü ve cinsel tacizde bulunmuştu. Bayan tutsaklara yapılan bu onursuzca saldırı ile ilgili TİYAD'lı aileler 28 Nisan günü yazılı bir basın açıklaması yaptı. "Bayan tutsaklara yapılan bu saldırıdaki amaç tutsağa yapılan fiziki ve psikolojik her türlü işkenceyle kimliksizleştirmek, değerlerine, halkına ihanet etmesini sağlamaktır" diyen TİYAD'lı aileler tüm demokratik kurum ve kuruluşları, duyarlı insanları, insanlık dışı uygulamalara karşı koymaya çağırdı. Özgür Tutsaklara Saldırı Özgür tutsakların değerlerine, geleneklerine sahip çıkmasına tahammül edemeyen mafyacı kontra devleti saldırmaya devam ediyor. 15 Nisan günü mahkemeye çıkan Malatya Cezaevi'ndeki, DHKP-C'li tutsaklar, 30 Mart-17 Nisan şehitleri anısına kontrgerilla devletinden hesap soracaklarını beyan eden bir dilekçe okuyarak, bir dakikalık saygı duruşunda bulundular. Özgür tutsakların değerlerine sahip çıkmasına tahammül edemeyen DGM, tutsakların okudukları dilekçeyi bahane ederek, DHKP-C tutsaklarına karar aşamasına kadar çıkarılmama, 10 gün hücrede olmak üzere bir ay hapis "cezası" verdi. Tutsak Ailelerine Keyfi Uygulamalar Sürüyor Nevşehir Cezaevi girişinde tutsaklara keyfi baskılarda bulunulmakta. Cezaevinin bu tutumunu İskenderun'daki tutsak aileri yazılı bir basın açıklamasıyla protesto ettiler. Açıklamada; "Tüm bu durumlar karşısında tutsak ailelerinin ve tutsaklarımızın gerekli tavrı sergilemelerinin yanı sıra, biz tutsak aileleri olarak tüm kamuyonu duyarlı olmaya çağırıyoruz" diyerek bunlar gözardı edilecek şeyler değildir diyerek sözlerini bitirdiler.

19 Dersim Kuşatmalarla Teslim Alınamaz Dersim'de 21 Mart'tan beri yoğunlaştırılan askeri kuşatma her geçen gün artarak devam ediyor. Bölgedeki askeri güçlere Kayseri Hava İndirme Tugayı'ndan, 3. Ordu'dan, Edirne'den ve 8. Kolordu'- dan gönderilen askeri birliklerde eklenince Dersim'deki asker sayısı 160 bine ulaştı. Havadan ve karadan bombardımanlarla sürdürülen kuşatma operasyonları Çemişgezek, Pülümür, Ovacık, Hozat ve Mazgirt'te yoğunlaşmış durumda. Geyiksuyu, Karşılar, Estiran gibi köylerin yüksek tepelerine bilgisayarlarla çalışan ve termal kameralarla donatılmış toplar yerleştirimiş durumda. Termal kameraların tespit ettiği bütün canlılara toplardan ateş açılıyor. Köy karakollarını boşaltan asker, hareket kabiliyetini arttırmak için seyyar karakollar kuruyor. Bölgeden alınan bilgilere göre Hozat ilçesine bağlı İncrxha, merkeze bağlı Geyiksuyu, Düzgeçit, Karşılar ve Morçik, Ovacık ilçesine bağlı Tornava ve daha birçok köye seyyar karakollar kurulmuş durumda. Bura- Diyarbakır'da Koruculuk Baskısı Diyarbakır'ın Bismil İlçesi'ne bağlı Akbaş Köyü'ne asker baskı yapmasına rağmen, köylüler korucu olmayacaklarını belirttiler. 80 haneli Akbaş köylülerinin akşam saatlerinde köy dışına çıkmaları yasaklanırken, belirli aralıkta askerler tarafından Akbaş Köyü basılarak ko- Bitlis'te Köylüye Koruculuk Baskısı Bitlis'in Yeşilyurt ve Kermete Köylerini basan devlet güçleri köylülere korucu olmaları için baskı yaptılar. Yaklaşık olarak bir yıldır gıda ambargosu uygulanan köyü sürekli basarak köylüler üzerinde terör es- 23 Nisan'da Çocuk Katliamı Mardinlin Kızıltepe ilçesinde 23 Nisan günü yapılan "kutlamalar"da halkın üzerine yürüyen polis panzeri M. Şerif Özçelik (11) adlı çocuğu ezerek katletti. Erzurum Erzurum'un Duğulu ilçesinde buldukları bombayla oynayan iki kardeş bombanın patlamasıyla can verdiler. Erzuurum'un Dumlu ilçesinde 51. Piyade Tugayı yakınındaki Dumlu dağı eteklerindeki askerler tarafından zaman za- Bitlis'te Köy Boşaltma Bitlis'in Tatvan ilçesine bağlı Avetax köyü, halkın PKK 'lilere yardım ettikleri iddiasıyla boşaltıldı. 70 Van'da Koruculuk Dayatması Van'ın Gevaş ilçesinin Geli Kalkare mıntıkasında 1994 yılında boşaltılan köyün insanlarına silah alarak köye dönmeleri yönünde baskı yapılıyor. Nisan ayından beri sürek- lardan hareket eden askeri birlikler civar köylerde büyükbaş hayvanları öldürüyor, yanıcı olan herşeyi yakıyor, aramalarda evleri talan edip köylüleri işkencelerden geçiriyorlar. Bölgeden gelen Erzincan ve Elazığ'daki hastanelerin neredeyse tümünün yaralı askerlerle dolu olduğu ve hastanelere sivillerin alınmadığı haberleri de devletin önemli oranda kayıp verdiğinin göstergesidir. En modern teknikleri, yüzbinleri aşan orduları ve akan kanlarımız hep gerillayı bitirmek içindir. Kürt halkının zulme karşı savaşan evlatlarını bitirmek içindir bunca zulüm. Ama ne çareki bitiremedi gerillayı. Devlet insan kalmasın istedi Dersim'de. Oluk oluk aktı halkın kanı. Onları, yüzleri feda edip verdi toprağa. Yetmedi; aç kaldı, göç yollarına düştü. Devlet seferler yaptı Dersim'e ama asla zaferler kazanamadı. Çünkü Dersim hep sadık kaldı Seyit Rızâ'ya...* ruculuk yapmaları için tehdit ediliyorlar. Köyü basan askerler köylülere 'Ancak korucu olursanız sizi rahat bırakırız" diyerek koruculuk baskısı yapıyorlar. Ayrıca en son olarak 20 Nisan günü köyü basan askerler köylüleri sabah saat 06.00'ya kadar ayakta beklettiler.* tirirken yiyeceklerede elkoyuyorlar. En son olarak 26 Nisan sabahı köyü basan askerler, köyün evlerini aradıktan sonra yiyeceklere el koydular ve köylülerin korucu olmaları yönünde tehditler savurduktan sonra köyü terkettiler.* İnsanları zorla kutlamalara götüren faşist devlet bu da yetmezmiş gibi insanların üzerine panzerlerle gidip onların hayatını söndürüyor. * man atış poligonu olarak kullanılan bölgede oyun oynayan çocuklar buldukları bombalarla oynayınca bombalar patladı. Patlama sonucu Muhammet Kulçur (12) ve kardeşi Gökhan Kuçur (10) parçalanarak öldüler. * haneli köy tamamen boşaltılırken köylüler Tatvan ilçe merkezindeki yakınlarının yanlarına yerleşti. * li operasyonların yapıldığı bölgede sürekli koruculuk dayatması getiriliyor. Daha önce Van'ın çatak ilçesinde başlatılan Xumer(Dalbastı) köyüne korucular yerleştiriliyor.* BAĞIMSIZLIK, DEMOKRASİ VE ULUSLERIN HAKLARI BİR BÜTÜNDÜR; BİRİ GERÇEKLEŞMEDEN DİĞERİ GERÇEKLEŞEMEZ! Ülkemizin pekçok aydın ve demokratı yıllarca çeşitli baskılara, anti-demokratik uygulamalara karşı çıkarken Kürt sorununu hep "es" geçti. En demokrat kesildiği anda bile bu "tabu"ya dokunmadı. Ve haklı olarak ülkemizde demokratlığın kıstasının Kürt sorununda tutum almak olduğu söylendi, vurgulandı. Ne var ki, aydınların büyük çoğunluğu itibarıyla Kürt sorununa sahip çıkışları demokrat olmanın gereğini yerine getirme kaygısından çok, "ortamın elverişliliğine göre" biçimlendi. Çoğu ancak bu konuda tabular yıkılıp "Kürt sorunu" demek artık oligarşi nezdinde de kabul edilir hale geldiğinde soruna sahip çıktılar. Sahip çıkışları da çoğunlukla oligarşinin ya da egemen sınıfların belli bir kesiminin icazeti çerçevesinde oldu. Tekelci burjuvazinin bir kesimi "sorun yalnız silahla çözülmez" deyince onlar da biraz daha demokrat, sol bir söylemle bunu tekrarlamaya başladılar. Tekelci burjuvazi televizyonu, kendi dilinde eğitimi telaffuz edince onlar da onu telaffuz etmeye başladılar. Sonra yine birlikte "barış" demeye başladılar. Biliniyor ki, bunların hiçbirinde Kürt halkı açısından gerçek bir çözüm yok. Egemen sınıfların Kürt halkı için gerçek bir çözüm istemeleri ve bunun mücadelesini vermeleri elbette düşünülemez de, beklenemez de. Ama pekala, demokrattan beklenen bu mudur? Artık çok açıktır ki, bağımsızlık, demokrasi ve Kürt sorununun çözümü birbirinden ayrılamaz. Kürt sorununun çözümünü isteyen bağımsızlığı ve demokrasiyi; demokrasiyi isteyen, bağımsızlığı ve Kürt sorununun çözümünü de istemek zorundadır. Bunları bütün olarak istemeyen, isteğinde samimi ya da gerçekçi değildir. Emperyalizme bağımlı çok uluslu bir ülkede, ezen ya da ezilen ulusun ulusal özgürlüğü ve bağımsızlığı tam olabilir mi? Emperyalizme bağımlı, faşizmle yönetilen bir Türkiye'de Kürt halkının ulusal haklarının tanınması sözkonusu olabilir mi? Bugün kimi aydınlar tarafından sıkça dile getirilen birşey var; Kürt sorunu çözülmeden demokrasi olamaz, tersi de doğru. Demokrasi olmadan da Kürt sorunu çözülmez... Kısacası bunlar Türkiye gerçeğinde artık birbirinden ayrı ele alınamazlar. Demokratlığın kıstası Kürt sorununun çözümünü bu bütün içinde savunmaktır. İşte Halk Anayasası Taslağı "Bağımsızlığı, Demokrasiyi ve Ulusların Haklarını" temel alan niteliğiyle Kürt sorununun çözümünü mümkün kılacak bu bütünlüğü ortaya koymaktadır. Halk Anayasasının ekonomik, sosyal, siyasi temeli halk iktidarıdır. Emperyalizme bağlı, faşizmle yönetilen bir Türkiye'de, çeşitli ulus ve milliyetlerden halkların özgürlüğü, ulusal, sosyal, sınıfsal hak ve taleplerinin karşılanması, iktidarın niteliğinden ayrı olarak düşünülemez. Emperyalizmle bağımlı ve faşizmle yönetilen bir ülkede hiçbir ulus gerçek anlamda özgür olamaz, ulusal haklarına sahip olamaz. Halkın hiçbir kesimi söz, karar, örgütlenme hakkı anlamında gerçek demokratik haklara sahip olamaz. Bunları ancak bir halk iktidarı sağlayabilir. Devrimciliğin de, demokratlığın da asgari kıstası halkın iktidarını savunmaktır. Halk Anayasası Taslağında şöyle denmektedir: "Demokratik Halk Cumhuriyeti ulusların kendi kaderlerini özgürce belirleme haklarının koşulsuz savunucusudur. Kendini bu hakkın kullanılmasının koşullarını yaratmakla yükümlü sayar. Ulusal baskının kaynağı emperyalistler ve yerli iflbirlik-çi sınıflardır, onların devletidir. Halkın iktidarı, emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin iktidarına son vererek ulusal baskının kaynağını ortadan kaldırıp, uygulayıcılarını iktidardan uzaklaştıracakır." Şimdi burada herkesin cevaplaması gereken soru şudur: Türkiye'de emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin iktidarına son vermeden uluslar kendi kaderlerini belirleyebilirler mi? Bu soruya olumlu cevap verilebilmesinin tarihsel, siyasal, güncel hiç bir gerekçesi de, örneği de yoktur. Bugün böyle birşeyi yalnız emperyalizm ve işbirlikçileri savunabilir. Bu durumda ise, birinci olarak ya hiç bir gerekçesi ve örneği olmamasına karşın, bu soruya evet cevabı vereceksiniz, ki bu durumda yeriniz halkın değil, egemen sınıfların yanıdır. Ya da "hayır" diyeceksiniz, ki o halde çözümünüz ancak Halk Anayasası'nda ortaya konulan bu çözüm çerçevesinde olabilir. Kısacası, eğer aranan istenen gerçek bir çözümse, bugünün dünyasında, bugünün Türkiye'sinde Kürt sorununun çözümü, halkın iktidarında, halk anayasasındadır. Bu nedenle de, Kürt halkı, ulusal haklarını isteyen Kürt demokrat, yurtsever, ulusalcı güçler, Halk Anayasası'nı en başta sahiplenmesi gerekenlerdir. Zaman zaman bir "Türkiye Partisi" olmaktan sözeden HADEP, sorunun halkların ortak mücadelesiyle çözülmesi gerektiğini savunanlar, bütünü dışlayan bir çözümün mümkün olmadığını baştan ya da sonuçtan gören herkes; bu çağrının muhatabıdır. Ortada "gelin katılın" denilen hiç bir şey yoktur; gelin birlikte tartışalım, birlikte oluşturalım, birlikte mücadelesini verelim ve birlikte çözelim diyoruz.*

20 Emperyalizmin "Demokrasisinde Can Güvenliği Sorunu Geçtiğimiz ay Almanya ve Hollanda'da meydana gelen kundaklama olayları ırkçı saldırıları Avrupa'da yeniden güncelleştir- di; yaygın kitle eylemleri gündeme geldi. Saldırılarda Almanya'da üç kişi öldü, çok sayıda insan yaralandı. Hollanda'da lise altı kişi hayatını kaybetti. Almanya'daki saldırının ilk önce ırkçı faşistler tarafından gerçekleştirildiği yorumu yapıldı. Ve ilk günlerde yoğun bir şekilde protesto edildi. Ancak bu kundaklama olayının aynı aileden Aziz Demir tarafından gerçekleştirildiği iddialarının gündeme gelmesi ırkçılığa karşı olan tepkileri de bir anlamda yumuşattı, geriletti. Oysa sorun tek başına Krefeld'deki saldırı değildi; kaldı ki, Lahey olayı ve ertesinde gelişen daha küçük kapsamlı olaylar da vardı. Bu saldırılarda da pek çok kişi yaralanmıştı. Ancak Krefeld olayı belki de bardağı taşıran son damlaydı. Bir şekilde duyarlılık yakalanmıştı ve bu duyarlılık Aziz Demir'in tutuklanmasıyla son buldu. Sorunun bu ölçüde çabuk gündemden düşürülebilmesi, bir yanıyla da tepkilerin kendiliğindenliği zaten aşamamış olması, devrimcilerin bu soruna yönelik müdahalelerinin yetersizliği nedeniyledir. Oysa "can güvenliği" sorunu ve talebi bugün yurtdışında yaşayan halkımızın en önemli sorunlarından biridir. Herkes çevresindeki ilişkilerden, sohbetlerden bilir ki, uzun süredir, zaten halk bu konuda kendiliğinden çeşitli kişisel önlemler almaya başlamıştır. Evde bir ip merdiven ya da halat bulundurmak, alarm tertibatları taktırmak gibi çabalara girişilmektedir. Özellikle bu son saldırılardan sonra geceleri evlerinin önünde nöbet beklemeye başlayan çeşitli kesimler olmuştur. Bunlar halkın kendisini savunmak için aldığı, örgütlenmemiş önlemlerdir. Yıllardır gözlenmekte ve bilinmektedir ki, yurtdışındaki devrimci çalışmanın ve örgütlenmenin en önemli zaaflarından biri, yurtdışında yaşayan halkın kendi özgül sorunlarına sahip çıkılamaması, bu doğrultuda bir mücadelenin geliştirilememesi, kitlelerle bu noktadan bir bağ kurulamamasıdır. Bir kaç milyonluk bu kitleyle, yalnızca kampanyalar, şehitler haftası, bağış, dergi üzerinden kurulan ilişki, kitlelere uzanan bir örgütlenme için açık ki yetersiz kalmakta, siyasallaşmadaki yüzeysellik aşılamamakta, bu örgütlülük içinde yurtdışının cephe gerisi olma anlamındaki görevlerini de yerine getirmek zorlaşmaktadır. Halkın can güvenliği sorunu işte bu nedenle bugün yurtdışındaki kitle çalışması açısından yakalanması gereken ana halkalardan biri haline gelmiştir. Bunun çalışması yalnızca saldırılar olduğunda tepkilerin yükseldiği dönemlerle sınırlı tutulamaz. Irkçı faşist saldırı ve tehdit sürekli olarak günceldir ve gündemdedir. Tepkileri sadece protesto eylemleri düzenlemekten, basın açıklaması yayınlamaktan da öteye taşıyıp Çünkü her saldırının ertesinde yapılanlar sadece bunlardır. Ve bunların ırkçı faşist saldırıları geriletmediği görülmüştür halkın saldırılara karşı örgütlülüğüne dönüştürmeliyiz. Faşist Saldırılara Karşı Savunma Komiteleri bu ihtiyaca cevap verecek örgütlenmelerdir. Bu komiteleri çeşitli şehirler, semtler özelinde hayata geçireceğimiz Meclis türü toplantılar içinde biçimlendirebiliriz. Kitleleri can güvenliğini tartışmaya, bu konuda kendi yaşamlarına ilişkin karar almaya çağıran bir çağrının cevapsız kalması düşünülemez. Burada önemli olan bu çağrıyı geniş kesimlere iletebilmektir. Yurtdışında bulunan çok çeşitli yöre, mezhep dernekleri, halkın faşist saldırılara karşı örgütlenmesinin bir parçası olmak durumundadırlar. Onları bu zemine çekmek de bu çalışmanın bir parçasıdır. Irkçı faşist saldırılar gerçekte yalnızca evlerimizin benzin dökülüp yakılmasıyla da sınırlı değildir. Emperyalist devletlerin halkımıza yönelik yasalar çıkarıp uygulamaya soktukları ırkçı politikalar da yine aynı çerçevede değerlendirilmelidir. Ki bunlar da neredeyse artık bir süreklilik kazanmış, belli dönemlerde ya ekonomik, sosyal haklarımızı gasbetmeye, ya da yurtdışındaki varlığımızı sınırlamaya yönelik biçimler kazanmaktadır. Devrimci hareketin de, Türkiye halklarının da faşist saldırılara karşı mücadele deneyimi oldukça fazladır. Kuşkusuz yurtdışındaki bu saldırıların muhtevasıyla da, biçimiyle de farklı yanları vardır. Ancak özünde bir aynılık da sözkonusudur. Halkın faşist saldırıların karşısına dikilmesinde bu deneyimden yararlanabilmeliyiz. Faşist saldırılara karşı, her türlü kitle tepkisini örgütleyebilecek, halkın savunmasını organize edecek halk örgütlülüklerini yurtdışında da hayata geçirebiliriz. Enternasyonalizm ve demokratik mücadele temelinde ırkçılığa karşı Avrupa'lı duyarlı kesimlerin de desteğini alıp yurtdışında yaşayan Türk, Kürt ve diğer milliyetlerden, farklı mezheplerden tüm halkı birleştirebilmeliyiz. Bu noktada Avrupa'da işçi olarak bulunan diğer Arap, Yugoslav, İtalyan ve diğer halklarla da dayanışma ve ortak mücadeleler, tepkiler "geliştirilebilir. Bu tür ırkçı saldırılar biz sustukça, gereken tepkiyi göstermedikçe ve karşısına örgütlü olarak dikilmedikçe artarak devam edecektir. Şimdiye kadar olan gelişmeler bize bunu göstermektedir. Saldırılar bir yandan halkı ülkeyi terke zorlarken, bir diğer yandan da emperyalist kültürle, kimlikle tamamen bütünleşmeyi dayatmaktadır. Onları her açıdan emperyalist düzenin uyumlu parçaları haline getirip kendi ulusuyla, halkıyla, ülkesiyle bağını koparmayı hedeflemektedir. Saldırılar karşısında örgütsüz kalan bir halkın bu dayatmaya uzun süre direnemeyeceği de açıktır. Cephe perspektifiyle halkımızın her kesimine ulaşıp, can güvenliği talebini sahiplenebilmeliyiz. Bu yurtdışındaki mücadele ve örgütlenmenin sorunlarının aşılmasında da, halkımızın emperyalizme karşı direnişinin örgütlenmesinde de güncel açıdan yerine getirmemiz gereken bir görev haline gelmiştir.* BM'DE İSRAİL ALEYHİNE KARAR 26 Nisan'da yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda alınan bir kararla, "İsrail'in Doğu Kudüs'te yeni Yahudi yerleşim birimleri inşasını derhal durdur- ması" çağrısında bulunuldu. İsrail'in, Doğu Kudüs'teki Cebel Ebu Hneym bölgesinde, Yahudi yerleşim bi- rimlerinin yapımına başlamasından bu yana konuyu görüşmek üzere 4. kez j toplanan BM Genel Kurulu'nda yapılan oylamada 11 üye çekimser, ABD ve İsrail'inde olduğu 3 ülke red oyu kullanır- ken, karar 134 oyla kabul edildi. "İsra- il'in yeni Yahudi yerleşim yerleri inşasını durdurması" kararını, son dönemde İsrail'le yaptığı anlaşmalar nedeniyle Ortadoğu Arap ülkeleri nezdinde iyice teşhir olan Türkiyede onayladı. BM'nin, Kudüs'ün doğu kesiminde yeni Yahudi yerleşim birimlerinin inşasının derhal durdurulmasını isteyen kararını Filistin Özerk Yönetimi memnunlukla karşılarken, Filistinli görüşmeci Saib Erakat, "Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat'ın ve kabinenin, BM Genel Kurulu'nun kararını, büyük bir karar olarak gördüğünü" söyledi. Mısır, Suriye gibi Arap ülkeleri de BM kararını, Arap halkına sağlanan önemli bir destek olarak nitelediler* 2. Paylaşım Savaşı'nın ilk işaretlerinden biri sayılan İspanya iç savaşının en önemli olaylardan biri olan Guernica bombardımanının 60. Yıldönümü 27 Nisan'da İspanya ve tüm dünya ülkelerinde çeşitli etkinliklerle lanetlendi. İSPANYOL HALKI ACILARINI TAZELEDİ Guernica, yılları arasında yaşanan İspanya iç savaşında, hükümet birliklerine karşı savaşan faşist General Franco'ya direnen orta büyüklükte bir kasabaydı. Guernica'lıların direnişi kırılamayınca, 28 Nisan 1937'de Franco'nun destekçisi Hitler'in uçaklarından atılan bombalarla kasaba yerle bir edilmiş, 4 saatlik bir bombardıman sonucu binlerce insan hayatını kaybetmişti. İspanya iç savaşında savaşmış birçok insan yıldönümü nedeniyle biraraya gelirken, ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso'nun, Guernica katliamıyla aynı adı taşıyan dev tablosunun sergilendiği özel oda da, binlerce kişi tarafından ziyaret edildi. Katliamın 60. yıldönümünün bir başka özelliği de Almanya Cumhurbaşkanı'nın anma törenine bir mesaj göndermesiydi. Almanya 60 yıl sonra "pilotları- ENDONEZYA 'DA NİKE İŞÇİLERİ AYAKLANDI Spor ayakkabısı üreten Nike firması, ücretlerle ilgili işçilerin taleplerini karşılamayınca Endonezyalı işçiler 23 Nisan'da ikinci kez ayaklandılar. İşçiler bundan kısa bir süre önce de haklarının gaspedilmesi üzerine fabrikayı işgal etmiş, otomobilleri yakmışlardı. Endonezya hükümetinin ülke genelinde asgari ücreti günlük 2.5 dolara yükseltmesine rağmen, ayakkabı firması işçilerin ücretlerini yükseltmeyince başkent Jakarta'nın banliyösünde bulunan Nike fabrikasında çalışan 4 bin işçi, ikinci kez eyleme geçtiler. İşçiler kendilerini engellemeye çalışan polis karşısında da çatışarak eylemlerini sürdürdüler.* mız suçluydu" diyerek kasaba halkının katledilişindeki suçunu itiraf etti. Düzenlenen etkinliklerde konuşan Almanya'nın İspanya Büyükelçisi Henning VVegener, Almanya Cumhurbaşkanı Roman Herzog'un Guernica'yla ilgili mesajını okudu. Almanya Cumhurbaşkanı, Hitler Almanyası'nın katliamdaki suçunu "itiraf" etti ancak beklenenin tersine "özür" dilemedi. Alman emperyalizmi faşist geçmişlerini bugüne kadar gerçek anlamda mahkum etmeme tavrını Guernica'nın yıldönümünde de sürdürdü.* İTALYA'DA "ÖZGÜRLÜK GÜNÜ" İtalya'nın Milan şehrinde, Duomo Meydanı'nı dolduran 30 bin civarındaki kişi, 2. Dünya Savaşı sırasındaki Nazi işgalini ve Benito Mussolini'yi protesto eden gösteriler yaptılar. "25 Nisan Özgürlük Günü" nedeniyle düzenlenen gösterilerde Mussolini faşizmi tarafından katledilenler anılırken, en sık atılan slogan da gösterinin, bu günün anlamının bir özeti gibiydi:"özgürlük, Özgürlük, Özgürlük." FRANSA'DA GREV HAYATI FELÇ ETTİ 24 Nisan'da otobüs, tren ve uçak şirketlerinde çalışan işçiler greve gittiler. Ücretlerinde artış yapılması ve iş güvenliği talebiyle otobüs ve tren işçileri greve giderken, Air France uçak şirketinin başka bir şirket ile birleşme konusunun gündeme gelmesi üzerine pilotların da greve gitmesiyle, uçak, tren ve otobüs seferlerinin yapılmaması hayatı büyük ölçüde etkiledi. MRTA'LI GERİLLALAR İÇİN DANİMARKA'DA GÖSTERİ Peru'nun başkenti Lima'daki Japonya Büyükelçiliği konutuna düzenlenen saldırıda öldürülen 14 Tupac Amaru gerillasının anısına, Danimarka'nın başkenti Kopenhag'daki Peru Başkonsolosluğu işgal edildi. Başkonsolosluğun pencerelerinden MRTA bayrağını dalgalandıran ve sürekli slogan atan işgalciler adına, Peru'daki Tupac Amaru Devrimci Hareketi tutsaklarının serbest bırakılması amacıyla kurulan komitenin sözcüsü eylemi "Peru'da Japon Büyükelçiliği'ne yapılan baskında ölen Tupac Amaru gerillalarının adına gerçekleştirdiklerini" belirtti.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 Adı Soyadı : No: Sınıf: 11/ SĠYASET Siyaset; ülke yönetimini ilgilendiren olayların bütünüdür.

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Amaç MADDE 1 KENT KONSEYİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar (1) Bu Yönetmeliğin amacı; kent yaşamında, kent vizyonunun

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA KENT KONSEYİ MEVZUATI YASA 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU (TC Resmi Gazete Tarih: 13 Temmuz 2005, Sayı 25874) Kent Konseyi MADDE 76 Kent Konseyi

Detaylı

DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ!

DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ! DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ! Silahlý Propaganda ve Gerilla Savaþý Nikaragua da Devrim ve Seçim Proletarya ve Sosyalist Siyasal Bilinç Demokratik Muhalefette Demokrat! Türkiye Devriminde Kürt

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

PÜF NOKTALARI: SINIF İÇİNDE ÖĞRENCİLERİN KATILIM HAKKININ GERÇEKLEŞMESİNİ SAĞLAMAK

PÜF NOKTALARI: SINIF İÇİNDE ÖĞRENCİLERİN KATILIM HAKKININ GERÇEKLEŞMESİNİ SAĞLAMAK PÜF NOKTALARI: SINIF İÇİNDE ÖĞRENCİLERİN KATILIM HAKKININ GERÇEKLEŞMESİNİ SAĞLAMAK İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi Görüşlerini ifade etmek ve kendisiyle ilgili kararlara etki edebilmek

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr YENİ ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİMİZ (TCBMM Başkanlığı na iletilmek üzere hazırlanmıştır) 31.12.2011 İletişim: I. Anafartalar Mah. Vakıf İş Hanı Kat:3 No:

Detaylı

Tarihte, Günümüzde ve Devrimci Mücadelede Kadýnlar

Tarihte, Günümüzde ve Devrimci Mücadelede Kadýnlar Tarihte, Günümüzde ve ERÝÞ YAYINLARI Bu broþüre yer alan yazýlardan "Tarihte ve Günümüzde Emekçi " yazýsý, Kurtuluþ Cephesi'nin Mart-Nisan 1997 tarihli 36. Sayýsýnda; " " yazýsý, Kurtuluþ Cephesi'nin Mart-Nisan

Detaylı

SİVİL TOPLUM VE SU. Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. skantarli@ttkder.org.tr

SİVİL TOPLUM VE SU. Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. skantarli@ttkder.org.tr SİVİL TOPLUM VE SU Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği skantarli@ttkder.org.tr SİVİL TOPLUM Prof.Dr.Fuat KEYMAN a göre 21.yüzyıla damgasını vuracak en önemli kavramlardan biri "Dostluk, arkadaşlık

Detaylı

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Devrimci Marksizm Yayın Kurulu Uzun vadede bu felâket konusunda suçun nasýl daðýtýlacaðý çok þeyi belirleyecektir. Ýþte bu, önemli bir entelektüel

Detaylı

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ.

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. Osmaniye de yaşayan Kahramanmaraş lılar tarafından kurulan Osmaniye Kahramanmaraşlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği nin

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U)

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) KISA ÖZET

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

Tüm IlnKI-'En ~ TÜM BANKA VE SiGORTA ÇALıŞANLARı SENDiKASı KES K. TOM BANKA VE SIGORTA ÇALıŞANLARı. AYlıK HABER BÜLTENi ÖZEL SAYı HAZiRAN 1997

Tüm IlnKI-'En ~ TÜM BANKA VE SiGORTA ÇALıŞANLARı SENDiKASı KES K. TOM BANKA VE SIGORTA ÇALıŞANLARı. AYlıK HABER BÜLTENi ÖZEL SAYı HAZiRAN 1997 Tüm IlnKI-'En ~ TÜM BANKA VE SiGORTA ÇALıŞANLARı SENDiKASı KES K -izm-jr C-a-d-. y,-ap-r-ak-a-pt-. 2-4-/1-2 -li-ef&-f-a-x;-o(-3-12-) 4-1-7-2S-4-0-K-ız-ı'-ay--A-N-K-AR-A ~, TOM BANKA VE SIGORTA ÇALıŞANLARı

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

YILDIZ TEKNİKTE YENİ ANAYASA PANELİ

YILDIZ TEKNİKTE YENİ ANAYASA PANELİ YILDIZ TEKNİKTE YENİ ANAYASA PANELİ Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü, 24 Kasım 2011 Perşembe günü Üniversitemiz Merkez Kampüsü Hünkar Salonu nda, hem Üniversitemizin

Detaylı

Yerel Yönetim Vizyonu. Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir

Yerel Yönetim Vizyonu. Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir Yerel Yönetim Vizyonu Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir Yerel Yönetim Vizyonu Slide 2 Yeniden Yapılanma Kamu yönetiminde sorunlar Kötü ekonomik performans Yönetimin hantallaşması, verimsizlik ve etkinsizlik

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 T.C. BAŞBAKANLIK AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ Siyasi İşler Başkanlığı 20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 - Reform İzleme Grubu nun (RİG) 20. Toplantısı, Devlet Bakanı ve Başmüzakerecimiz

Detaylı

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI Sayın Katılımcılar, değerli basın mensupları Avrupa Konseyi

Detaylı

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013).

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013). Takdim Biliyor musunuz? Bir televizyon haberine göre Türkiye de 2014 yerel seçimlerinde muhtar adaylarıyla birlikte 830 bin kişinin aday olması bekleniyordu. Bu, Türkiye de yaklaşık her 90 kişiden birinin

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

Ek 6. ÇALIŞANLARI DEĞERLENDİRMEK İÇİN KULLANILACAK KRİTERLER. 16. Temsil Yeteneği

Ek 6. ÇALIŞANLARI DEĞERLENDİRMEK İÇİN KULLANILACAK KRİTERLER. 16. Temsil Yeteneği Ek 6. ÇALIŞANLARI DEĞERLENDİRMEK İÇİN KULLANILACAK KRİTERLER 16. Temsil Yeteneği Kurumu temsil yeteneğinden yoksun, tutarsız ve güven oluşturmayan bir izlenim vermektedir. 1 Giyim, konuşma ve tavırlarında

Detaylı

2. Gün: Stratejik Planlamanın Temel Kavramları

2. Gün: Stratejik Planlamanın Temel Kavramları 2. Gün: Stratejik Planlamanın Temel Kavramları Virpi Einola-Pekkinen 11.1.2011 1 Strateji Nedir? bir kağıt bir belge bir çalışma planı bir yol bir süreç bir ortak yorumlama ufku? 2 Stratejik Düşünme Nedir?

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUHARREM YILMAZ IN DEMOKRASİNİN KURUMSALLAŞMASI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ KONFERANSI AÇILIŞ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUHARREM YILMAZ IN DEMOKRASİNİN KURUMSALLAŞMASI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ KONFERANSI AÇILIŞ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUHARREM YILMAZ IN DEMOKRASİNİN KURUMSALLAŞMASI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ KONFERANSI AÇILIŞ KONUŞMASI 27 Kasım 2013 The Marmara Taksim Oteli, İstanbul Sayın Konuklar, Değerli

Detaylı

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI II. Mahmut ve Tanzimat dönemlerinde devlet yöneticileri, parçalanmayı önlemek için ortak haklara sahip Osmanlı toplumu oluşturmak için Osmanlıcılık fikrini

Detaylı

Türkçe, tarih boyunca büyük sorunlarla karşılaşmış ve her durumda özünü kaybetmede bugüne kadar varlığını korumuştur.

Türkçe, tarih boyunca büyük sorunlarla karşılaşmış ve her durumda özünü kaybetmede bugüne kadar varlığını korumuştur. Türkçe, tarih boyunca büyük sorunlarla karşılaşmış ve her durumda özünü kaybetmede bugüne kadar varlığını korumuştur. Türkçe nin bugünkü durumunu ele aldığımızda ilk anda göze çarpan olumsuzluklar; batı

Detaylı

PKK'nın silah bırakması siyasi bir mesele

PKK'nın silah bırakması siyasi bir mesele On5yirmi5.com PKK'nın silah bırakması siyasi bir mesele Prof. Abbas Vali, PKK yönetiminin, aktif olarak barış sürecinde yer almak isteyeceğini söyledi. Yayın Tarihi : 4 Şubat 2013 Pazartesi (oluşturma

Detaylı

Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman

Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman SEÇİMİ BOYKOT ET! SOSYALİST DEVRİMİ ÖRGÜTLE! [B SÖMÜRÜ DÜZENİNE KARŞI ÇIKMAYAN HİÇ BİR PARTİYE VE KİŞİYE OY YOK 7 Haziran da genel seçimler

Detaylı

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları PA 101 Kamu Yönetimine Giriş (3,0,0,3,5) Kamu yönetimine ilişkin kavramsal altyapı, yönetim alanında geliştirilmiş teori ve uygulamaların analiz edilmesi, yönetim biliminin

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. Bu çalışma, Radikal Gazetesinin isteği üzerine seçim istatistiklerinden yararlanılarak VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. tarafından RADİKAL Gazetesi

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN 7. ERKEN MODEN DÖNEMDE SİYASAL DÜŞÜNCE 7 ERKEN MODEN DÖNEMDE

Detaylı

Sinema ve Televizyon da Etik. Meslek Etiği, İletişim (Medya) Etiği

Sinema ve Televizyon da Etik. Meslek Etiği, İletişim (Medya) Etiği Sinema ve Televizyon da Etik Meslek Etiği, İletişim (Medya) Etiği Etik ve Ahlâk Ayrımı Etik gelenek anlamına gelir ve törebilim olarak da adlandırılır. Bir başka deyişle etik, Bireylerin doğru davranış

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım.

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. Sayın Birlik Başkanım, Odamızın Değerli Yöneticileri, Sevgili Öğrenci Arkadaşlarım; Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. İstanbul dan, İzmir den, Sivas

Detaylı

NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ?

NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ?

Detaylı

Türkiye de Zorunlu Din Dersi Uygulaması

Türkiye de Zorunlu Din Dersi Uygulaması Türkiye de Zorunlu Din Dersi Uygulaması Derya Kap* Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin (AİHM)16 Eylül 2014 tarihli zorunlu din dersinin mevcut içerikle uygulanamayacağına dair hükmü, Türkiye de din dersi

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6-

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- EKİM 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur Sözleşmesini

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

SURİYE, IŞİD VE ASKERİ OPERASYONLA İLGİLİ SEÇMEN DÜŞÜNCELERİ

SURİYE, IŞİD VE ASKERİ OPERASYONLA İLGİLİ SEÇMEN DÜŞÜNCELERİ SURİYE, IŞİD VE ASKERİ OPERASYONLA İLGİLİ SEÇMEN DÜŞÜNCELERİ ŞUBAT 2015 www.perspektifs.com info@perspektifs.com Perspektif Strateji Araştırma objektif, doğru ve nitelikli bilginin üretildiği bir merkez

Detaylı

büyük deðiþiklikler yaratmýþtýr. Halk burjuva partilerinin

büyük deðiþiklikler yaratmýþtýr. Halk burjuva partilerinin OCAK 1999 SAYI: 12 DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ KENDÝMÝZLE OLAN SAVAÞI AÞI KAZANMALI VE ÖRGÜTLENMELÝYÝZ DURSUN KARATAÞ... Beynimizde, hücrelerimizde burjuvaziye, düzene ait ne varsa söküp atmalýyýz.

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ Yazar : Erdem Denk Yayınevi : Siyasal Kitabevi Baskı : 1. Baskı Kategori : Uluslararası İlişkiler Kapak Tasarımı : Gamze Uçak Kapak

Detaylı

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI!

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! Türkiye nin önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul Aydın Üniversitesi

Detaylı

Avrupalı liderler baskıcı, Türk liderler ise dostane

Avrupalı liderler baskıcı, Türk liderler ise dostane Avrupalı liderler baskıcı, Türk liderler ise dostane Dünyada yaşanan ekonomik kriz liderlik stillerinde de değişikliğe yol açtı. Hay Group'un liderlik stilleri üzerine yaptığı araştırmaya göre, özellikle

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

KİŞİSEL "GÜÇ KİTABINIZ" Güçlenin!

KİŞİSEL GÜÇ KİTABINIZ Güçlenin! KİŞİSEL "GÜÇ KİTABINIZ" Güçlenin! Hangi alanlarda başarılıyım? Ne yapacağım? Okul hayatınız bittiğinde, önünüze gerçekleştirebileceğiniz çok sayıda fırsat çıkar. Kendi iş yerlerini açan insanların ne tür

Detaylı

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER...v GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm Antik Demokrasi I. ANTİK DEMOKRASİNİN

Detaylı

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Evde, Okulda, Sokakta, Kışlada, Gözaltında Şiddete Son 18-19 Mart 2006, Diyarbakır ŞİDDETE KARŞI KADIN BULUŞMASI 2 EVDE, OKULDA, SOKAKTA, KIŞLADA, GÖZALTINDA ŞİDDETE SON

Detaylı

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Doç. Dr. Ýlker BELEK Akdeniz Üniversitesi Týp Fakültesi Halk Saðlýðý Anabilim Dalý Öðretim Üyesi SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Burjuva Sýnýf Saldýrýsýnýn Tepe Noktasý Yukarýda tanýmlanan saðlýk sistemi yapýsý

Detaylı

kadın sosyalizmle özgürleşir!

kadın sosyalizmle özgürleşir! kadın sosyalizmle özgürleşir! işçi-emekçi kadın komisyonları broşür dizisi / 3 1 2 Özel mülk edinmenin ve sınıfların ortaya çıkışıyla başlayan kadının cins olarak ezilmişliği, günümüz kapitalist toplumunda

Detaylı

THD Genel Merkezi Yüksel Cad. No: 35/6 06420 Yenişehir/ANKARA Tel: 0312 435 15 96 info@turkhemsirelerdernegi.org.tr Değerli Meslektaşlarımız, Sizinle sağlığımız ve mesleğimiz adına çok önemli bir gelişmeyi

Detaylı

Bursa Yakın Çevresi Deprem Tehlikesi ve Kentsel Dönüşüm

Bursa Yakın Çevresi Deprem Tehlikesi ve Kentsel Dönüşüm Bursa Yakın Çevresi Deprem Tehlikesi ve Kentsel Dönüşüm Oğuz Gündoğdu ACİL DURUMLAR PANELİ KalDer Bursa Şubesi Çevre ve İş Güvenliği Kalite Uzmanlık Grubu 27 Mayıs 2015 Ülkemizde çağdaş anlamda Afet Yönetimi

Detaylı

KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE

KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE Türkiye Đşçi Sendikaları Konfederasyonu KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE Ankara Amaç Türkiye de kayıt dışı istihdam önemli bir sorun olarak gündemdedir. Ülkede son verilere göre istihdam edilenlerin yüzde

Detaylı

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Y jenerasyonunun internet bağımlılığı İK yöneticilerini endişelendiriyor. Duygusal ve sosyal becerilere sahip genç profesyonel bulmak zorlaştı. İnsan

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN İŞ DÜNYASI BAKIŞ AÇISIYLA TÜRKİYE DE YOLSUZLUK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN İŞ DÜNYASI BAKIŞ AÇISIYLA TÜRKİYE DE YOLSUZLUK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN İŞ DÜNYASI BAKIŞ AÇISIYLA TÜRKİYE DE YOLSUZLUK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI 26 Kasım 2014 İstanbul, Sabancı Center TÜSİAD İş Dünyası Bakış Açısıyla Türkiye de

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 HAZİRAN 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur

Detaylı

Şahsım ve Öz Taşıma İş Sendikası adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Şahsım ve Öz Taşıma İş Sendikası adına sizleri saygıyla selamlıyorum. Mustafa TORUNTAY Genel Başkan 13 Eylül 2015 Ankara /Latanya Otel Öz Taşıma İş Sendikası 2. OLAĞAN GENEL KURUL Sayın TBMM İdare Amiri ve Değerli Eski Genel Başkanım, Sayın Milletvekillerim, Sayın Büyükşehir

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

www.rehberlikservisi.org

www.rehberlikservisi.org www.rehberlikservisi.org 1 BAŞLARKEN Çocuklarımız bizim için ne kadar önemli? TEOG öncesinde onlar için neler yapıyoruz? Gelecekleri için planlarınız var mı? Çocuklarınızı yeterince anlıyor musunuz? Neden

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu

TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu Ekonomi Koordinasyon Kurulu Toplantısı, İstanbul 12 Eylül 2008 Çalışma Grubu Amacı Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele M Çalışma Grubu nun amacı; Türkiye

Detaylı

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi KATILIMCI DEMOKRASİDE YEREL YÖNETİM-STK İŞBİRLİĞİ 1. TOPLANTI

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi KATILIMCI DEMOKRASİDE YEREL YÖNETİM-STK İŞBİRLİĞİ 1. TOPLANTI Sivil Toplum Geliştirme Merkezi KATILIMCI DEMOKRASİDE YEREL YÖNETİM-STK İŞBİRLİĞİ 1. TOPLANTI 25-26 Kasım 2005, İstanbul Sivil Toplumun Geliştirilmesi İçin Örgütlenme Özgürlüğünün Güçlendirilmesi Projesi,

Detaylı

E-kitap: Yerel ve Küresel Boyutlar. Serdar Katipoğlu

E-kitap: Yerel ve Küresel Boyutlar. Serdar Katipoğlu E-kitap: Yerel ve Küresel Boyutlar Serdar Katipoğlu giriş Aydınlanma dönemin insanlığa ve uygarlığa kazandırdığı ve bizim de bugün içinde sektör olarak çalıştığımız kütüphaneler 90 lı yıllardan beri kendi

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ÇERÇEVE SUNU Gülçiçek ÖZKORKMAZ Başkanlık Baş Danışmanı Mukim Özel Temsilciler Direktörü ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI ve TÜRKİYE ÜZERİNE

Detaylı

YÖNETİCİLİĞİ GELİŞTİRME PROGRAMLARI

YÖNETİCİLİĞİ GELİŞTİRME PROGRAMLARI YÖNETİCİLİĞİ GELİŞTİRME PROGRAMLARI İçindekiler Koçluk Mini MBA... Motivasyon Toplantı Yönetimi Zaman Yönetimi ve Stratejik Önceliklendirme... Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma Koçluk K im le r k a t ı

Detaylı

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır Öğrencinin ilgi alanları, becerileri ve yetenekleri düşünüldüğü zaman kendi öğrenme yöntemlerine göre akademik ve/veya kültürel alanda başarılı olabilir.

Detaylı

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU ÖĞRENCİNİN ADI-SOYADI: BEP HAZIRLAMA :07.10.2011 BEP Birimi Üyeleri: - ÖĞRENCİNİN ŞU ANKİ PERFORMANS DÜZEYİ:.. öz bakım becerilerini yerine getirir... okuma yazmayı

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz?

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? On5yirmi5.com İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? İmam Hatip Liseleri Son günlerin en gözde hedefi Katsayı, Danıştay, ÖSS ve başörtüsüyle oluşan okun saplandığı tam 12 noktası. Kimilerinin ötekileri Yayın Tarihi

Detaylı

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir.

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir. İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim ŞAHİN nin Entegre Sınır Yönetimi Eylem Planı Aşama 1 Eşleştirme projesi kapanış konuşması: Değerli Meslektaşım Sayın Macaristan İçişleri Bakanı, Sayın Büyükelçiler, Macaristan

Detaylı

işçiokulu FASİKÜL 22:

işçiokulu FASİKÜL 22: Emperyalizm nedir? Emperyalizm dünya üzerinde uluslararası sermayenin tek tek ülkelerdeki emekçileri sömürmesi ve baskı altına almasının adıdır. Bütün yeraltı ve üstü zenginliklere el koyma, pazarı ele

Detaylı

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Dr. Ahmet Emin Dağ İstanbul, 2015 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Detaylı

SORU : CEVAP: SORU: CEVAP:

SORU : CEVAP: SORU: CEVAP: SORU : Yediemin deposu açmak için karar aldım. Lakin bu işin içinde olan birilerinden bu hususta fikir almak isterim. Bana bu konuda vereceğiniz değerli bilgiler için şimdiden teşekkür ederim. Öncelikle

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi 21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi Doğu Akdeniz de Son Gelişmeler ve Kıbrıs, İKÇÜ de Ele Alındı İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çelebi Avrupa Birliği Merkezi nin

Detaylı

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA...

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... http://www.dw.de/müslüman-kadın-futbolcular-berlinde-buluş... GÜNDEM / ALMANYA ALMANYA Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu 'Discover Football'

Detaylı