YENİDEN MERHABA. Genel Yayın Yönetmeni Doç. Dr. Oğuz Öcal

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "YENİDEN MERHABA. Genel Yayın Yönetmeni Doç. Dr. Oğuz Öcal"

Transkript

1 1 94

2 YENİDEN MERHABA Öğrencilik yıllarımda, bir grup sanat ve edebiyatsever arkadaşımız tarafından heyecanla çıkarılan, ancak özellikle haricî nedenlerle yayın hayatı sona eren Kırıkkalem dergisi, son sayısının üzerinden geçen yaklaşık on altı yıllık bir zamandan sonra yayın hayatına yeniden merhaba diyor. Bir başlangıç yapıp devamlılık içinde yetkinleşmenin pratikte ne kadar zor olduğunu, kararlı bir sevgiyle ısrarı zorunlu kıldığını erbabı bilir. Bu bağlamda hemen belirtmeliyiz ki aradan geçen onca yılın ardından dergiyi yeniden çıkarıp yetkinleştirme fikrini kendisine açtığımızda heyecanımızı yürekten duyan ve fikirlerini bizimle içtenlikle paylaşan Genel Sekreterimiz İsmail Altan Akgün Beyefendi ile üniversitemize yapılacak her türlü sahici katkıyı açık seçik bir şekilde desteklediğini bildiğimiz ve bir kültür, sanat ve edebiyat dergisinin gerekliliğine inandığını belirtme yüce gönüllülüğünü gösteren Rektörümüz Prof. Dr. Ekrem Yıldız Beyefendiye, ayrı ayrı teşekkür etmek isteriz. Şimdilik bahar ve güz yarı dönemlerinde birer defa olmak üzere yılda iki sayı yayınlanacak olan Kırıkkalem dergisinin varoluş amacını, öncelikle, hiçbir ayrım yapmaksızın üniversitemizin bütün öğrencilerine kültür, sanat ve edebiyat faaliyetlerinde bulunabilecekleri bir varoluş alanı sunmak olarak ifade edebiliriz. Elbette bu varoluş alanı da, pek çok alanda olduğu gibi, saf bir olanaktır ve öğrencilerimiz tarafından etik bir şekilde değerlendirilmeyi beklemektedir. Bu bakımdan dergimiz, dünya görüşünü değil, halis sanat ve edebiyat çizgisinde olmayı öncelemektedir. Nicelik, nitelikle birlikte olduğunda kıymetlidir, düşüncesini bir prensip olarak kabul eden, dolayısıyla da nitelik vurgusunu önemseyen dergimiz, ayrıca, popüler kültürün tehdidi altında düşkünleşme veya düşük seviyede kalma riskiyle karşı karşıya olan genç zihinlere, okur-yazar olarak kendilerini sürekli aşıp yenileyebilen birer insan olabileceklerine dair umut dolu geniş bir perspektif kazandırmayı da hedeflemektedir. Eş bir söyleşiyle, dergimiz, insanın bir özgürlük, yani olanak ve tepeden tırnağa sorumluluk varlığı olduğuna inanmakta ve bu inancını ise yeşertip paylaşmak istemektedir. Bu içten bir istektir ve halis olan her istek gibi yola koyulmayı zorunlu kılar. Bu bakımdan yolculuğu esnasında dergimizin kendisine yapılacak eleştirel katkılara daima açık olduğunu da belirtmek isteriz. Varoluş amacını kısaca bu şekilde özetleyebileceğimiz dergimizin bu sayısında, başta şiir ve deneme olmak üzere, hikâye, anı, mensur şiir ve eleştiri türlerine ait on sekiz farklı bölümde okuyan öğrencilerimizin otuz sekiz yazısı yer almaktadır. Yine bu sayıda, daha önce bu derginin devamlılığında teşvikleriyle katkısı olan hocamız şair ve eleştirmen Arif Ay ile yapılmış, insan, sanat ve hayata dair yetkin görüşleri içeren bir söyleşiye yer verilmiştir. Ayrıca bu sayıda, popüler edebî eserler karşısında okur olarak tavrımızın nasıl olması gerektiğe dair birkaç hocamızın fikrine yer veren bir soruşturma da bulunmaktadır. Hemen pek çok dergide olduğu gibi dergimize gönderilen pek çok yazı ise ya gelecek sayılarda değerlendirilmek üzere saklanmış ya da giderilmesi gereken eksiklikleri olduğu için açıklamalarla birlikte yazarlarına iade edilmiştir. Son olarak, dergimizin hazırlanması esnasında desteğini esirgemeyen meslektaşlarımla kıymetli öğrenci arkadaşlarıma teşekkür eder, bir sonraki sayımıza kadar okuyup yazarak yaşamanızı dilerim. Genel Yayın Yönetmeni Doç. Dr. Oğuz Öcal

3 KIRIKKALEM Kırıkkale Üniversitesi Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi Sahibi Prof. Dr. Ekrem Yıldız Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Genel Danışman İsmail Altan Akgün Kırıkkale Üniversitesi Genel Sekreteri Genel Yayın Yönetmeni Doç. Dr. Oğuz Öcal Yayın Danışmanları Prof. Dr. Muhittin Eliaçık Doç. Dr. Aysun Sungurhan Yrd. Doç. Dr. Zübeyde Şenderin Yrd. Doç. Dr. Gülten Bulduker Yayın Kurulu Çiğdem Acar, Serra Aslantaş, Volkan Şengel, Muhammet Ali Işık, Zeynep Beyhan, Özlem Özgün, Merve Erkoç, Aylin Karcıoğlu, Emine Şahin Yazışma Adresi Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Bahar 2015, Sayı: 9 İÇİNDEKİLER ARİF AY'LA EDEBİYAT VE HAYAT ÜSTÜNE SÖYLEŞİ 4 ÂGÂH OL! 8 KAVUŞAMAYIZ 10 PAPATYANIN HİKÂYESİ 11 ACABA VE NEDEN 12 ARAYIŞ 13 BİRİ YOKSULLUK MU DEDİ? 15 HASRET-İ AŞK 16 BENİ BABAM DOĞURDU 17 Basım Yeri ve Grafik-Tasarım Erduran Ofset Matbaa Ovacık Mah. Zafer Cad. Zafer İşh. No.35/ KIRIKKALE Dergi yazılarının sorumluluğu yazarlarına aittir. Yayın kurulu, gönderilen yazılar üzerinde gerektiğinde değişiklikler yapabilir. SARI 18 GÜVERCİN 19 SORUŞTURMA 20 ÇINAR AĞACI 23

4 MODERN KÖLELİK 25 HASTANE DUVARINDAKİ SOLGUN TABLO 38 İLETİŞİM AÇLIĞIMIZ 26 KUYUCAKLI YUSUF ÜZERİNE AÇIK ADRES LODOS POPÜLER KÜLTÜR MODERNİZMİN OYUNU OYUNUN İNTİZAR MODERNİZMİ TANPINAR'DA OYUN KONUŞAN ELLER BANA RAHMET YAĞIYOR HERKES 30 ŞİİR SANIYOR 42 ŞANS 31 BİZİ UYKUDAN UYANDIRACAK BİR KURŞUN SESİ LAZIM 32 KIRIK KALEMDEN ADINI KATLİAM KOYDUM ÇOCUK 43 HER ŞEYDE SEN 44 DÖKÜLENLER 33 FAİLİ MEÇHUL 44 ZARİF İNSAN, ZARİF ŞAİR 34 DUBSTEP VE KONUŞAN BASLAR 35 GECE 45 SİL BAŞTAN 45 EDEBİYAT VE İKTİSAT 36 GEÇMEYEN GÜNLER 37 KAR 38 İNSANA DAİR 46 KÜF RENGİ BİR DÜŞ 47 TEK BAŞINA 47

5 ARĠF AY LA EDEBĠYAT VE HAYAT ÜSTÜNE SÖYLEġĠ Denizi Giymek adlı Ģiirinizin 1975 yılında Edebiyat dergisinde yayımlanmasıyla edebiyat hayatına girdiniz. Daha sonra Ģiir ve denemelerinizle Yedi İklim, İkindi Yazıları, Kayıtlar, Ayane ve Hece dergilerinde devam ettiniz. Bir süredir de Edep dergisini çıkarıyorsunuz. Yani dergilerle birlikte yürüyen bir edebiyat hayatınız var. Dergiler sizin ve edebiyat dünyası için ne anlam ifade etmektedir? Dergiler; edebiyatın tarlası, bahçesi diyebiliriz li yıllara kadar, Türk edebiyatı bir bakıma dergiler edebiyatıydı. Yazarlar, şairler önce dergilerde boy gösterirlerdi, dergilerde yazmaya başlarlardı, sonra da bu yazdıklarını kitaplaştırırlardı. Dergiler, aynı zamanda genç yazar ve şairler için bir okul işlevi görürdü. Usta yazarların birikimlerinden, tecrübelerinden birebir yararlanmanın yeri dergi bürolarıydı. Dergiye yazı, şiir getiren genç insan; ilk eleştiriyi, ilk beğeniyi ya da uyarıyı bu mekânlarda alıyordu. Dergilerin bir başka işlevi de edebiyat okurunu yetiştirmesidir. Eskiden sanata, edebiyata ilgi duyan insanlar, birkaç edebiyat dergisine abone olarak ya da kitapçıdan alarak takip ederlerdi. Yazarları ilk kez orada keşfederlerdi, daha sonra da kitaplarını okurlardı. Edebiyatın gündemini dergiler belirlerdi. Belirlenen gündeme ilişkin yazılar, eleştiriler, değerlendirmeler dergilerde takip edilirdi. Ayrıca yeni sanat anlayışları, yeni poetikalar önce dergilerde ortaya çıkardı den sonra dergicilik anlayışı tamamen değişti. Bilgisayarın yaygınlaşması ve internetin devreye girmesi, dergilerin yukarıda belirttiğim işlevini ortadan kaldırdı. İnsanlar bir dokunuşta yazılarını, şiirlerini, öykülerini pek çok dergiye gönderebiliyorlar artık. Hatta okumadıkları, görmedikleri dergilere bile Ben dergi geleneğinden gelen, dergilerin basım aşamalarında görev almış biri olarak 1980 sonrası dergiciliğini yadırgıyorum. Dergiler artık ne edebiyatçı ne de okur yetiştiriyor. Son derece sınırlı takipçileri dışında kimseyi ilgilendirmiyor. Durağan, ruhsuz bir hale geldiler. Kimse kimsenin sesine kulak kesilmiyor. Herkes usta, herkes üstat, herkes her şeyi en iyi bilen. Kültür Bakanlığı abone desteğini çekse, resmî kurumlar reklam vermese çoğu kapanır. Zaten aylık çıkan bir iki dergi var. Ötekiler iki aylık, üç aylık periyotlarla çıkıyor. Dergiler, dergi işlevini yitirince edebiyat dünyası da değer kaybetmeye başladı. Popüler edebiyat başköşeye oturdu. Üç yüz sayfa roman okuyorsunuz, altını çizecek insanlığa dair bir tane cümleye rastlamıyorsunuz. Kapağında üç yüz bin baskı diye yazıyor. Eskiden dergiler ortak bir sanat anlayışının, ortak bir düşüncenin ve birlikte yürümenin aracıydı. Sanatçı, kimlik ve kişiliğini önce dergilerde kazanırdı. Edep i çıkarışımın nedenlerinden biri de o eski dergicilik anlayışını yaşatmaktı. Kısmen yaşatabildiğimi söyleyebilirim. Günümüz edebiyatındaki nitelik yitişinde dergicilik anlayışının payı olduğunu gözden ırak tutmamak gerekir. ġiirimin ġehirleri adlı kitabınız 2011 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Ģiir ödülüne değer görüldü. Bu kitabınızda ele aldığınız, dillendirdiğiniz Ģehirlerin ortak yönleri nelerdir? Sizi bunları yazmaya sevk eden etkenlerden bahsedebilir misiniz? 4

6 Bu kitapta konuşturulan şehirler, İslam medeniyetine merkezlik yapmış, başkentlik yapmış şehirlerdir: İstanbul, Semerkant, Buhara, Kahire, Bağdat, Mekke, Medine, Şam Bağdat ın işgali üzerine kaleme alındı. Bir zamanlar birbirleriyle sımsıkı bir konumda olan, birbirlerinin yürek atışını duyan, birbiriyle ticarî, kültürel, sosyal, siyasal ilişkiler içinde olan bu şehirlerin, şimdi neden birbirlerinden habersizleştiğini, birbirlerinden koptuklarını, şiir diliyle sorgulamaya çalıştım. Dolayısıyla bu şehirlerde yaşayan Müslümanların haline, Müslümanlıkta nerede durduklarına bir gönderme yaptım. Şehirlerin hali, Müslümanların halini de gösteriyor. Müslümanların hali mi? Abu Dhabi! Müslüman coğrafyadaki yıkımlara, kıyımlara, Batı nın vahşetine karşı bir bilinç oluşumuna kapı açmaktı çabam. Çok duyarsızlaştık, çok vicdansızlaştık. Çok kimliksizleştik, çok azıttık! Bağdat yanıyor, Şam yanıyor, Kudüs yıkılıyor, kahire yanıyor, Mekke, Medine, Suudi-Amerika işgali altında, biz ne yapıyoruz? Hac ve umre nostaljileri yapıyoruz. Ne âlâ, ne âlâ Genelde edebiyatımızın, özelde de Ģiirimizin bugününü nasıl görüyorsunuz? Bu bağlamda Arif Ay Ģiiri insanlığa neler söylemektedir? Dünya edebiyatı da bizim edebiyatımız da modernitenin hışmından payını alıyor. İnsanın evrensel sıkıntıları ve geleceği üzerine konuşan, edebiyatını bu sorunsal üzerine teksif eden edebiyatçı sayısı giderek azalıyor. Bu yüzden dönüp dönüp klasikleri okuyorum. Edebiyatın bir türü olan şiir de bu olumsuz gidişatın dışında değil. O da pek çok yönden değer kaybı içinde. İş, artistliğe ve şova döküldü. İnsanlar isim yapmanın peşinde. Araçlar amaç olunca çöküş başlıyor. İnsan çöküyor, edebiyat da çöküyor. Ruhu asil yazarlara, şairlere ihtiyaç var günümüzde. Büyük düş gören, büyük ruh taşıyan yazarlar nerede? Baştan beri şiirim, insanlığın yanında yer aldı. Onu karanlığa çeken yolların kavşağında aydınlığı imleyen ışık oldu. Tüm insanlığa seslendi şiirim. Yerelden evrensele, evrenselden yerele bir izlek oluşturdu ve bu izlekte konuştu. Şiirim insanın fıtratına vurgu yaptı. Kendini bilen, rabbini bilir gerçeğine vurgu yaptı. Bizim şiirimizde bu vurgu, Yunus tan beri yapılagelmektedir. Benim şiirim de bu yolun yolcusu. ġiirlerinizin mutlaka bir arka planı vardır. Hatırlayabildiğiniz ve paylaģmak istediğiniz bir Ģiirinizden hareketle bir Ģiir sizde nasıl doğar, geliģir ve kelimelere dökülür? Her şiirde olmasa da kimi şiirlerin gerçek hayattan, bir olgunun, bir durumun tetiklediği bir imgelemle ortaya çıktığı söylenebilir. Örneğin, Su Düşü adlı şiirim böyle bir rastlantı sonucu yazıldı. İzmir deyim, Kordon da yürürken kıyıya oturmuş, giyim kuşamından Doğulu olduğu anlaşılan bir adam, gözlerini denize dikmiş öylece bakıyordu. Durdum, ben de o adama baktım bir süre. Oradan ayrıldığımda, adam hala bakıyordu denize. Su Düşü nün arka planı böyle: denize bir şeyler diyor adam çiviler çakarak denize gözlerinden denize bir şeyler diyor adam deniz sımsıcak Erzurum karı denizden bir parça adamın alnına koymalı belki çoğalır özlemi rüzgârsa toprağın dansı gelir esen meltemle ölüm ıhlamur kokusu çeker maviliği bir soluk belki çoğalır özlemi/çoğalır adamın O uzun an, böyle gelişti ve kelimelere böyle döküldü. 5

7 ġiirin insan hayatındaki yeri ve görevi ne olmalıdır? Bir Ģair niçin kaleme sarılır, ne olursa kalemi bırakmalıdır? Şiirin insan hayatındaki yeri şiir olmalı. Şiir olduğu zaman, görevi içinde mimlemiştir zaten. Ayrıca görev yüklemeye gerek yok. Şiir, şiir olduğu zaman insana insan olduğunu hissettirir, hatırlatır. İnsan olmaksa, Allah ın yaratış gayesi üzere olmaktır. Yani fıtrat üzere olmaktır. İyiye, doğruya, güzele yönelmek Zaten şiirin mayasını bu hakikat oluşturur. Şair, şiir yazmak için kaleme sarılır. Onun için şiir yazmak, şükrünü eda etmektir rabbine. Yazmak cehennemdir. der, İlhan Berk. Oysa yazmak, ibadettir benim için. İbadet yapamaz duruma geldiğimizde kalem de kendiliğinden bırakır bizi. Şairin görevi, öncelikle zulme karşı olmak, zalime karşı olmak, haksızlığa karşı olmak, mazlumun yanında olmak. İslam ın aydınlığını, güzelliğini taşımak insanlığa. Birim zaman, Asr-ı Saadet i ölçü almaktır uygulamada. Birer hayal ürünü olan Ģiir, hikâye, roman ve tiyatro türlerindeki edebî eserleri neden okumalıyız? Edebiyat olmasaydı hayatımızda neler eksik olurdu sizce? Edebî eserleri, insanı tanımak, kendimizi tanımak, algı ve kavrayışımızı güçlendirmek, hayal gücümüzü derinleştir-mek, düşünme yetimizi geliştirmek, sözcük dağarcığımızı zenginleştirmek, beğenimizi keskinleştirmek, edebî bir tatla ruhumuzu inceltmek, sevgi hassamızı canlı tutmak, mümin olduğumuzun bilincinde olmak, kötülüğe karşı olmak, iyilik yapmak için gayretli olmak, tabiatı korumak, kurdun kuşun hakkını gözetmek, içimizi dışımızı, evimizi, mahallemizi ve şehrimizi temiz tutmak, zenginliğin para mal mülk değil, bilgiyle olacağını göstermek için okumalıyız. Edebiyat olmazsa hayatımızda, yukarıda saydıklarımızın hiçbiri olmaz, bugün olduğu gibi. Popüler romanların okurlarına neleri kazandırıp neleri kaybettirdiğini düģünüyorsunuz? Bizler nitelikli kitapları nasıl tanıyabiliriz? Bunun bir yolu var mıdır? Popüler romanlar belki okuma alışkanlığı kazandırır. Kaybettireceği şeyler televizyon, cep telefonu, bilgisayarın kaybettireceklerinden daha çok değildir. Bunlarla uğraşmak yerine, popüler roman okumak daha faydalıdır diyebiliriz. Nitelikli kitapları tanımak için, edebiyat dergilerini takip etmek gerekir. Klasikleri ayrı tutuyorum ve dünya klasiklerinin tümü okunmalıdır. Klasikleri okumaya başlarsanız nitelikli kitapları çok çabuk keşfedersiniz. Sosyal medyayla birlikte herkesin yazar/ģair kimliğine bürünmesini edebiyatımız açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Yazarlık/Ģairlik yolunda sağlam adımlarla ilerlemek isteyen genç kalemlere neler tavsiye edersiniz? Eskiden olsaydı dergilere gidin derdim. Şimdi dergiler de bir sosyal medya haline geldi. Genç yazarın işi zor. Bu kadar sahte ürün içinde, hormonsuz ürünü insanlara nasıl kabul ettirecek. Bunu bir yolu var: Sabır. Çok okuyacak, çok çalışacak. Yazarlıktan, okumanın dışında bir beklentisi olmayacak. Kendi kendini eleştirmekten, yazdıklarını yırtmaktan korkmayacak. Benimkileri Nuri Pakdil yırtmıştı. Ben de razı olmuştum. Şimdi yırtacak da yok, buna razı olacak da yok. Genç yazar işin zor; kendi göbeğini, kendin keseceksin. Uzun yıllardır hocalık yapmaktasınız. Üniversite gençliğinin okumayazma uğraģı baģta olmak üzere genel 6

8 durumu ve gidiģatı hakkında neler söylemek istersiniz. Cehaletin prim yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Gençliğin büyük bir kesimi okumuyor. Hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi Babıâli ne? diye soruyor. Eğitim fakültesi ikinci sınıf öğrencisi Tarık Buğra nın romanının dilini ağır buluyor. Mühendislik fakültesi öğrencisi Gök kubbe nedir? diye soruyor. Hayatımızı sözcükle sürdürüyoruz. Başka ne diyeyim? Bir dönem Kırıkkale de de bulundunuz. Kırıkkale Üniversitesi, Ģehri ve Kırıkkalem dergisinin sizdeki karģılığı nedir? Kırıkkale Üniversitesinin ilköğretim elemanlarındandık. Yeni açılmış bir üniversitenin öğretim elemanı olmanın heyecanını uzun süre yaşadık. Öğrencilerimiz de üniversitenin ilk öğrencileriydi. Onlar da bizim kadar heyecanlıydı. Güzel bir başlangıç yapmıştık. Öğrencilerimiz öğrenmeye hevesliydiler. Okumak ve yazmak istiyorlardı. Biz de yardımcı olduk. Kırıkkalem böyle bir istekle hayat buldu. Sayılarını kitaplığımda hâlâ saklarım. O zamanlar Kırıkkale, üniversite için uygun bir şehir değildi. Halk, öğrencileri dışlıyordu. Biz eksiklikleri gidermeye çalıştık. Örneğin, kitabevi açtık. Aradan yıllar geçti, umarım şehir üniversiteyle bütünleşmiştir artık. ġairlerin düzyazılarını okumanın zevki bir baģkadır. ġiir gibi yazarlar öykülerini, denemelerini. Sizin de Ģiir kitaplarınızın dıģında okumaya doyamadığımız bir öykü, bir de deneme kitabınız bulunmaktadır. Bunların yeni baskılarının yapılması yanında sizin yeni öykü ve deneme kitaplarınızı okuyabilecek miyiz? Bunların dıģında tezgâhınızda neler var? Şu anda Şiirimin Şehirleri dışında kitabım yok kitabevlerinde. Eski kitapların yeni basımı için çalışıyorum. Ayrıca yeni şiir, deneme ve öykü kitapları var sırada. Edep te yayımlanan günlükleri de kitaplaştırmak istiyorum. Kısmet diyelim 7

9 Aziz, saz semaisini bitirdi. Derinden bir af çekti. Of demek yakışmazdı hal ehline. Of demek şikâyet demekti. Kendini bilmezlere yaraşırdı şikâyet. Her başa gelenin bir sebebi vardı elbet. Aldığı nefes bile beyhûde değil ki musibet beyhûde olsun. Gönül dertle pişerse Hak sofrasında yerini bulur. Ney gibi dertten inledikçe, daha içli ses çıkarır. İçi yandıkça dışına vurur. Hele iyice bir yanadursun, bâtındaki bu güzellik zâhirden de görünür olur. Özü gibi cismi de güzelleşir. Musibet varsa şükür gelir ardı sıra, şikâyet ne ola ki? Olsaydı tek, köklerinden koparılan bu ney gibi asıl yurdundan çıkarıldığına olurdu. Kafesten kurtulup uçmak için gün sayışına olurdu. Gurbetin acısından, firkatin ateşinden olurdu. Lakin bunun için bile olsa şikâyet edemezdi. Can onun muydu ki hesabını sorsun? Kendinde, kendine ait ne vardı? Tense onun, ruhsa onun. Onca yaratılandan biriydi işte. Şikâyet edecek kadar da kıymetli değildi varlığı, şikâyet etmeyecek kadar da. Küçük bir zerrecikti kâinatta. Tecessüm etmişti bir kere ama asıl varlığın, yoklukta olduğunu bilirdi. Ebu Bekir Dede nin hediye ettiği, gözü gibi baktığı, tutmaktan ziyade okşar gibi sevdiği ney ini buğday tenli narin elleri arasında tutuyor; siyah, manda boynuzu kakma başpâresini çenesine dayamış öylece yere bakıyordu. Beş yaşını gözünün önüne getirdi hayal meyal. Başında annesinin ördüğü beyaz dantelden takkesiyle babasının elinden tutmuş neşeyle yürüyordu. Koltuğunun altında, arasına sıkıştırılmış kamış bir kalemin böldüğü sarı yaprakları yorgan iğnelerine geçirilen ipliklerle birleştirilmiş ince bir defter saklıyordu. Alından terler akıttıran sıcaklığında mevsimin, Aziz, babasının hayalini gerçekleştirmek için kendisinin farkında olmadığı bir görev üstlenmişti. Şehrin en iyi hocalarından birinden, tanıdıkların ricası kırılmamak üzere verilen sözün sevinciyle yola düşülmüştü. Her gün bir saat, bu küçücük oğlana kıraat ve tefsir dersleri verilecekti. ÂGÂH OL! Özden Apaydın Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Doktora Öğrencisi 8 Havsalasından rüya ile gerçek arası bir boşlukta kalan; muhayyilesinde, Ramazan ayında kahkaha atarak izlediği çubukla oynatılan gölgeler gibi loş bir halde varlık bulan, yaşanmış ile yaşanmamışlık arasında sıkışan bir olaydı bu. Hoplaya zıplaya, yolun gâh ortasından gâh köşesinden gidiyor, babasının ikazlarına gülerek cevap veriyordu. Koyu kırmızı kuşağından arada bir mendil çıkarıp sarığının altından alnını silen babasını dinlemiyor, bir yerde bulduğu parlak renkli taşa ağzı yarım açık hayretle bakıyor, arkada kalmayı umursamadan eğilip alıyor, küçücük yumru parmaklarıyla iyice silerek daha bir parlatmaya çalışıyordu. Kendi sûretini gösteren bir ırmak berraklığını bulmak ister gibi sildikçe siliyordu. Tozu giden bu gök mavisi taş, ona yüzünü göstermese de arada bir güneşin kızgınlığından payına düşeni alıp çapkınca göz kırpıyordu. Aziz gâh gözlerini kısarak gâh gözünün tekini kapatıp öbürüyle aynı çapkın cevabı vermek istercesine uğraşıyor ama bir türlü bu zor hareketi yapamıyordu. Taşın rengi aklını başından almış, ışığıyla tılsımlı bir şekilde kendine çekmişti onu. Küçülüp küçülüp içine girebilse belki orada mahallede arkadaşlarıyla oynadığından başka oyunlar bulacaktı. Belki hiçbir zaman ebe yapmazlardı onu küçük diye ya da yürüdüğü andan itibaren mahallenin tozunda toprağında boy verip serpilip delikanlı olurlardı. O da belki bu gök mavisi taşın içinde kocaman bir adam olurdu. Taşın içindeki mahallede belki güneş bu kadar yakmaz, kuşak içlerinde terden ıslanmış mendiller taşınmazdı. Belki de taşın içinde hep beş yaşının sevincinde kalırdı. Tanımadığı adamlar onu kucaklayıp eve götürdüklerinde de hep bunları düşünmüş; gök mavisi taşını sıkı sıkı avucunda saklamıştı. Mahallenin diğer çocuklarından da anasından da gizliyordu elinden alacaklarmış gibi. Hele hele ev iyice kalabalıklaşınca daha bir sıkı tutmaya başladı taşı. Sihirli âlemine, kendisinden başka kimsenin

10 bilmediği bu parlak renkli ayna canlılığındaki dünyasına kimseyi sokmayacaktı. O gün, gün geceye devşirdiğinde bile kendini, açmadı avucunu. Gün siyaha verdi rengini, güneş dinlenmeye çekildi köşesinde, açmadı. Yanaklarından damla damla yaş akan kadınlar gece rengi saçlarını okşadığında da, bu ıslaklığı onu sararken yüzüne bulaştırdıklarında da, annesinin yer minderine oturmuş, iki yana sallana sallana kurumuş dudaklarıyla mırıldanarak bir şeyler söylediğini fark ettiğinde de açmadı. Onu şefkatle saran kollara sahip, pembe yanaklı anasının kış gelince kuru bir daldan ibaret kalan bahçelerindeki güller gibi solduğunu fark ettiğinde de, hep bembeyaz olan boydan uzun elbisesinin yeri, yine boydan uzun kara olanlarına çevrildiğinde de açmadı. İki bahar geçmeden üzerinden Babasının en büyük arzusuydu denilerek birkaç ay önce varamadan döndüğü tekkeye iyi bir terbiye alması, ileride belki de büyük bir âlim olduğunda anasını kucaklaması, evine reis, canına yoldaş, çeşminde nur, gönlünde sürur olması için emanet edildi. Böylece o günleri asla göremeyecek olan babanın, oğlunun Allah yolunda yürümesi için yürüdüğü yolda yakıcı güneşin, henüz genç ama yorgun kalbine Azrail edasıyla tesir etmesinden sonra, hatırasına hürmet edilmiş olunacaktı. İçerisi serindi ama ellerinin terlediğini fark etti. Kamış elinde iyice gevşemişti. Üflemeye başlamadan evvel her zaman yaptığı gibi ılık sudan geçirmiş; üfledikçe de sıkı olan lifleri açılmıştı zaten. Bir muhayyer kürdî geldi diline. Biraz mırıldanıp şimdi üflemeye daha elverişli olan neyini dudaklarına götürdü. O üflüyor, ney dile geliyordu. O üflüyor, âlem susuyordu. O üflüyor, nağme nağme hüzün devşiriliyordu tabiattan. Her nefes binlerce âh olup elif elif göğe yükseliyordu. Elif in he si tüm kâinatı kucaklıyordu. Sanki her mahlûk aynı anda secdede ağlıyor, yerle gök âdemoğlunu, kudretlilerin kudret bulduğunun rahmetiyle kucaklıyordu. O üflüyor, melekler nâzende nâzende süzülüp kulak kabartıyordu. Geçmiş yaptıklarından utanıyor, gelecek kendinden kaygılanıyordu. O üflüyor, ney varlığına şükrediyordu. Çeşminden süzülüp yüreklere düşen cennet berraklığında damlacıklar, kalplerin tüten bacasına düşüyor, yanan bağrına yağmurdan sonraki toprak kokusunun ferahlığını veriyordu. O üflüyor, toprak havaya karışıyor, su ateşten af diliyor, ateş toprağa sığınıyor, hava suyun merhametinde dinleniyordu. Ânâsır-ı erbaa dahi halden hale düşüyordu. Deli gibi bir oraya bir buraya çarpan rüzgâr, dergâhın kapısında boynu bükük oturuyor; güneş, çok yağdığından utanan kara gülümseyip vicdan azabını hafifletiyordu. Nâlân, ruha dokunan, dinleyeni huzura çağıran bir ses yükseliyordu âleme Mevlânâ dergâhının semâsından: Uyan ey gözlerim gafletten uyan Uyan uykusu çok gözlerim uyan Azrail in kasdı canadır inan Semâvâtın kapıların açarlar Âlemlere rahmet suyun saçarlar Seherde kalkana hulle biçerler Âh Aziz Ne güzel de inletir şu garip sazı. Hal diliyle konuşur sanki onunla. Zâtını ona benzetirdi muhakkak. Ait olduğu yere hasretini, içinin yanıklığını, dertli dertli inlemesini ama en çok da yalnızlığını. Tekkede aldığı terbiyeyle yetişip delikanlı yaşlarında pişmeye durunca gönlü, Konya arzusuyla doldu. Bir bozkır ilinden bir diğerine yol katetmek çok güç değildi zaten ama bir gönül ehlinden bir diğerine yol katetmek, çevresinde ne olup bittiğini anlamayan küçük oğlan çocuğunun babasından, çok geçmeden de anasından ayrılışı kadar ağır gelebilirdi. Aylarca kendi sustu, yüreğinin konuşmasını bekledi. Bir süre ona cevap vermedi yüreği. Belki söyledi de o duymadı, dışarıdaki gürültüden. Belki de yüreğinin sözcüklerini çözemedi, sökemedi onun dilini. Geceleri neyine sarıldı, bir ettiler sabahı. Bir olup söyletmeye çabaladılar, söylemedi; ney inleyip ezanlar okununca susana kadar da yine yürek ses vermedi. Ta ki mübârek perşembeyi mübârek cumaya bağlayan gece, tekkenin en dipteki odasında neyinin üzerinde uykuya dalınca Gel diyene kadar ona, Konya da doğan güneş. Gel oğlum diyordu, babasının elinden tutmuş beş yaşındaki bu küçük oğlana, yıllar içinde bıkmadan usanmadan defalarca okuyacağı yıpranmış ciltli, kalın başucu kitabının sahibi. Sikkesi başında, yeşil tennure sırtında, içi gülen 9

11 gözleriyle tılsımlı bir davetle üç kere zikretti aynı çağrıyı: Gel! Başının üzerine düştüğü ney ile dudakları buluşup çıkan üf sesiyle sıçrayarak uyandı. Küçük pencereden dışarıya doğru uzattı başını. Sabah ezanı okunmak üzere olmalıydı. Tek tek kapılar çalınıyor âgâh ol dedem diyerek uyandırılıyorlardı. Camiye baktı, kandili yanmıştı. Abdesthaneye gidip her uzvunu, her zaman yaptığı gibi ayrı ayrı dualarla yıkadı. Aldığı abdestle ferahladı. Sakalını sıvazladı, ellerini göbeğine bağladı. Önce farzını, sonra davet in şükrünü edâ etti. Bu tekkedeki son secdesiydi. İç çekti, gönlünü ilk bağladığı yer gelince hatırına. Şimdi yine aynı vakitte hangâh taydı işte. Bittiği yerde yeniden, yeniden başladı üflemeye. Bundan neredeyse iki asır önce bir cihan sultanının, Âlemlerin Sultanı na, bu vakitlerde âgâh olamadığı için edâ edemediği buluşmanın tövbesi ve lütfederse affı için yazdığı içli sözleri, parmaklarının ney in boşluklarını her kapatıp açtığında bir istiğfar gibi iç çeken seslere döktü. Âgâh olmak isteyen dervişler, dergâhın bahçesindeki beyaz örtünün altında yeniden doğmayı, uykusundan uyanmayı bekleyen rengârenk çiçekler, dervişlere abdest olacak su, suyun kesici soğuğunu kırmak için yanmaya hazır ocak, aşk ocağında pişecek kalpler, mâsiva oyunlarıyla uykuya dalmış akıl Uyansın diye, tüm yürekleri mahmur olanlar, bir daha, bir daha üfledi. KAVUġAMAYIZ Özlem Akyüz İşletme Bölümü Anladım biz seninle bir gömlekte iki yakayız. Ne kelimeler düğümlenir boğazımızda... Ne var ki konuşamayız Şöyle bir kavuşup da. Başka tenlerde can bulur yalnızlığımız, Başka kokular siner mihraplarımıza. Biz seninle bir beden olamayız, Düğmeleri sökülmüş hayatımızda. Sanırım durulmaz hırçın sevdamız, Sönmez yangınımız kalp otağımızda. Gel gör ki biz senle kavuşamayız, Bu boğaz uçurumken aramızda. 10

12 Papatya girdi rüyama dün gece. Sabaha kadar sürdü muhabbetimiz. O anlattı, ben dinledim. Ben anlattım o dinledi. Dertlerini anlattı, mutluluklarından bahsetti, içinin yandığı dakikaları paylaştı benimle. Ve yaz dedi papatya. Yaz ki bilsinler derdimi. Bu yüzden yazıyorum papatyanın ağzından, papatyanın hikâyesini. Var olduğumdan beri güzelin, güzelliğin, mutluluğun temsilcisi olmak istedim. Bana bakanların tüm sıkıntıları gitsin istedim yıllarca. İstedim ki bitsin yalnızlıklar, kavuşsun Havvasına Âdem. İstedim ki kavuşmak için bir cana, nice canlardan vazgeçmesin insanlar. Mutlu olmak için bir o kadar sebep varken, mutsuz olmayı seçmesin mutluluk için yaratılan! İşte o mutluluğa sebep olmak için çırpındım hep. Bunu başarmak için dua ettim senelerce. Beni görenlerden üzüntüyü al dedim sevgiyi var eden Sultan dan, neşe saç onların yüzüne. Hep buna gayret ettim, bunun için çırpındım bıkmadan, usanmadan. Yapraklarıma özen gösterdim güzel görünsün diye. Güzel kokmak istedim nefretin, kinin tüm pis kokularını yok etmek için. Ve başardım bunu. Çiçeklerin en güzellerinden birisi olmayı becerebildim. Bana bakanlar mutlu oldular, paylaştılar sevinçlerini benimle. Onlar anlattıkça dinledim, dinledikçe daha da mutlu oldum, daha da bir güzel koktum onları duydukça. Sevgililer çok sevdi beni, aşk çiçeği oldum. Yeryüzünün en muhteşem duygusunun temsilcisi olmaktan keyif aldım yıllarca. PAPATYANIN HĠKÂYESĠ Ebubekir Alazcıoğlu Makine Mühendisliği Bölümü 11 Bir gün bir adamla tanıştım. Anlattı derdini bana, dinledim. Rüzgârdan yardım istedim kokumu ulaştırması için adama. Rahatlasın, bir an için bile olsa üzüntüsü gitsin istedim. Derin bir nefes çekti adam, devam etti anlatmaya. Korktuğunu söyledi, sevdiğine onu sevdiğini söylemekten. Seni seviyorum diyemediğinden şikâyet etti kendini bana. Sana aşığım diye bağırmak varken sevgilinin yanında, sessizce benimle konuşmayı tercih etmiş. Ciğerinin yandığını hissettim o an. Yeryüzünün en muhteşem duygusunu tatmak ne kadar lezzetliyse, sevdiğini söyleyememek, sevdiğini haykıramamak dağlara, o derece üzüntülü olsa gerek, bir başka bakıyordu adam bana. Yardım etmek istedim o an. Ama ne yapabilirim ki ben dinlemekten başka? Hür ve her yere gidebilecekken eli kolu bağlanmış bu adam çare bulamamışken derdine, toprağa bağlanmış ben mi yardım edeceğim? O an benim de içim yanmıştı işte. Aşk çiçeği olmuştum; ama çare bulamıyordum dertlere. Suskunluğumdan mıdır, yardım edememem midir sebep, yoksa onun üzüntüsünün daha da bir artmasından mıdır, daha çok kederlendi karşımdaki adam. İçi içini yedi fark ettim, içi içini yedi acımasızca. Ve tuttu beni kopardı dalımdan! Bir ah çektim o an. Yandım! diye bağırdım, kimse duymadı feryadımı. Herkes derdini söylemek için bana gelirdi. Ben kime gideyim şimdi anlatmak için derdimi? Söyleyin n olur, hekim hasta olunca kime gitmeli? Kim duyar feryadımı, derdimden kim anlar? Ah zalim insan! Ne yaptım ki sana iyilik yapmaktan başka? Sırf sen mutlu ol diye en güzel kokuları sürünmüştüm. Derdini dinleyen bendim tek. Niye gitmedin sümbülün, gülün yanına da geldin yanıma? Ödülü bu mu olmalıydı yani seni anlamanın, dinlemenin? Dalımdan kopardığı, beni topraktan ayırdığı yetmemiş gibi yapraklarıma sarıldı bu kez. Ve başladı koparmaya yapraklarımı seviyor, sevmiyor diye. Seviyor çıksa gerçekten sevecek mi sevdiceğin seni? Ya sevmiyor çıksa tamamen vaz mı geçeceksin bu sevdadan? Ya da bir yaprağım daha olsaydı, gerçekten âşık mı olacaktı sana? Yoksa bu papatya sevmiyor çıktı deyip başka bir papatyanın daha kanına mı gireceksin? Sevgilinle buluşmak için, ayıracak mısın papatyayı toprağından? Yeniden dirilmek için o sevdada, beni bura-da öldürecek misin ey insan? Daha sevip sevmediğini bilmediğin bir can hürmetine, değer mi canlara kıymaya? Kavuşmak için bir cana, bir başka cana kıymak da neyin nesi?

13 Çok konuşacak şey var daha. Daha çok derdim var. Ama susmak istiyorum artık, konuşmak istemiyorum daha fazla. Son sözüm şudur: Günün birinde beni dalımdan koparan o insanla sevdiği birleşirler, mutlu olurlar. Ama ayrılırlar günler sonra. Sırf benim âhım yüzünden, kim bilir? ACABA VE NEDEN Zeynep Yoldar Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Küflenmiş gülümsemeler Bayat merhabalar Çoğu zaman çürük sohbetler var Kimi bozuk dillerden süzülen Bu kadar da olmaz dedirten. Pis olan atmosferi soluduğunuz vakit Pestir ardından eklenen. Sormanın arkasında yetişilmez Zira hep takiptedir acaba ve neden Zira hep takiptedir acaba ve neden 12

14 Bugün yine odamın penceresindeyim. Yazın o kavurucu sıcaklarının ardından içlerindeki tüm sularını kaybetmiş olan yapraklar, birer birer parke taşlarının üzerine düşmeye başladılar. Yazın yemyeşil renkleriyle insanın yüreklerini kanatlandıran, içindeki heyecanın bir nebze daha artmasına sebep olan o yapraklar, şimdilerde sarıya dönen renkleriyle başıboş insan misali, rüzgârların emrinde oradan oraya savrulup durmaktadırlar. Yaprakları gördükçe sorular ardı ardına beynime hücum etmekte gecikmiyorlar. Hayatımın gayesi neydi? Bu yaşayış, bu sıkıntılar, neyin cezası ya da hangi ödülün imtihanıydı? İçinden çıkamaz oldum. Benim de yapraklar gibi bir gün hayatım böyle sonuçlanacak mıydı? Ben böyle bir şey istemiyordum. Okulda iken tanıştığım üst sınıftaki arkadaşımın anlattıkları zaten günlerdir aklımı meşgul edip durmaktaydı. Güya öldükten sonra toprak olacakmışız ve bizim için hayat ebedi olarak bitmiş sayılacakmış. Ve bunları söylerken o kadar içten söylüyor ki, yok olma fikrine karşı insanın, nasıl bu kadar pervasızca davrandığını düşünmeden edemiyorum. Kalbim böyle bir fikri asla kabul etmiyor. Evet, artık sevgi, dünyada aldatmacanın adı olmuştu. Ucuz insanların ağzından kolayca dökülen değersiz bir maden hükmüne düşmüştü. Ancak her şeye rağmen insanın yaşama olan bağlılığı bitmiyordu. Şu dökülen yaprakların, kuruyan çiçeklerin dahi kışın ardından yine eski tazeliklerine döneceklerini bilmek, şu dışarıda yüzünde tüm günün yorgunluğuyla, ellerindeki poşetlerle evine ekmek götürmeye çalışan amcanın gayreti, bende yok olma fikrini kökünden söküp atıyordu. Dışarıda artık sokak köpeklerinden başka kimsecikler kalmamıştı. Aklımdaki soruların cevabını bulmaya çalışırken yine saatlerce pencereden dışarıya bakmış, yine tatmin edici cevaplar bulamadan saati gece yarısı etmiştim. Uykunun iyi geleceğini düşünerek bıraktım kendimi, ölümün kardeşinin kollarına. ARAYIġ Ali Osman Özcan Türkçe Öğretmenliği 13 Sabah okula gitmek için uyandığımda sorular kaldığı yerden artarak devam etmeye başladı. Niçin annem bendeki bu arayışı fark edememişti? Saatlerce pencere önünde düşünerek durmam annem için bir şey ifade etmiyor muydu? Geçenlerde Ömer kendisinin hasta olduğunda annesinin sabahlara kadar başında beklediğini söylemişti. Nedenini sorduğumda da merhamet demişti. Merhamet ne demekti bilmiyorum ve arkadaşıma onun ne anlam ifade ettiğini sormaya utandım açıkçası. Pekiyi, annemde yok muydu bu merhamet denen şeyden? Onun tek düşüncesi kariyeriydi zaten. Çocuğun buna engel olduğunu hep söyleyip dururdu. Benimle ilgilenmemesinin sebebi buydu galiba. Keşke şu merhametten biraz annemde de olsaydı, ne güzel olurdu. Saatlerce pencere kenarında birlikte dursaydık. Ben soru sorsam, o da cevaplasaydı. Merhamet nedir diye soruyorum kendi kendime. Acaba nasıl bir şeydi ve nasıl elde edilebilirdi. Okumakla kariyer yapmakla olmadığının farkındaydım, çünkü okumakla olsaydı Ömer in annesi okuma yazma bilmediği halde merhameti biliyor. Annem ise bir akademisyen ama merhametin ne olduğunu bildiğini hiç sanmıyorum. Babamı anlatmaya hiç gerek yok zaten. Onun benimle pencere önünde harcayacak zamanı yok. Onun ihaleleri, inşaatları, borsa takipleri gibi yok olup gidilecek dünya için servet biriktirme ihtiyaçları var. İşte bu sorulara cevap bulmaya çalışırken okula geldiğimi fark ettim. Dayanamayıp üst sınıfta tanıştığım arkadaşım Berk in yanına gittim. Annemin benimle hiç ilgilenmediğini, Ömer in annesindeki şu merhamet denen şeyin onda olmadığını söyledim. Verdiği cevaplar hayretimi iyice arttırdı. Dinle beni Ali. Bu doğanın kanunu, bak hayvanlara, daha ufacıkken anneleri onları kendilerinden ayırır ve başlarının çaresine bakmalarını isterler dedi. İnsan ve hayvan aynı kefeye koyuluyordu. Belki hayvanlar kendi başlarının çaresine bakabilirlerdi, ancak sokağa bırakılan ufacık bebekler,

15 bunu nasıl başarırdı? Hem şu kısacık dünya hayatının sonunda yok olacakken insan, neden bir ömrünü başkası için harcasın ki? diye devam etti sözlerine. Cevap bulmak için yanına geldiğim Berk bunlara yenilerini ekleyerek sınıfına gitti. Acaba haklı mıydı? Dünyanın sonunda yokluk varsa kendi hayatlarını benim için harcamaları, benim onlardan bunu istemem ne kadar doğruydu diye düşünürken omzumda Muhammed öğretmenimin sıcak ellerini hissettim. Hadi Ali derse geç kalacaksın, bu ne dalgınlık böyle dedi. Ailem bile farkında değilken öğretmenimin bendeki dalgınlığı fark etmesi beni şaşırtmıştı açıkçası. O günden sonra hep Muhammed öğretmenime karşı içimde bir sevgi besledim. Beni anlayacak kişinin o olduğuna karar vermiştim. Ve bir gün cesaretimi toplayıp düşüncelerimi ona açmayı düşündüm ve bunu başardım. Hala o günü unutamıyorum. Çocuklar okulun bahçesinde yuvasına yiyecek taşıyan bir karıncayla oynuyorlardı. Zavallı karınca zaten yiyeceğin altında ezilirken bir de çocukların onunla oynaması, onu iyice yormuş olmalıydı. Karabalığı gören Muhammed öğretmenimiz yanımıza gelerek ne yaptığımızı sordu. Diğer çocuklar gibi ben de korkmuştum. Acaba ne tepki verecek, kızacak mı diye hepimiz beklemeye başladık. Ancak öğretmenimizin sımsıcak, sevgi yüklü bir tonla Allah ın her insana bir can verdiğini ve ancak onun bu canı alacağını, bunun için de hayvancağızı rahatsız etmememiz gerektiğini söyledi. İnsan bile bu dünyada öldükten sonra yok olacak ise ufacık bir karıncanın ne önemi var diye sordum. Şefkat dolu bakışlarını üzerime çeviren Muhammed öğretmen, gel Ali seninle biraz konuşalım dedi. Okulun ağaçlık kısmına doğru yürümeye başladık. Ali, ölümden sonra yaşamın olmadığını mı düşünüyorsun diye sordu öğretmenim. Ben de Berk in böyle söylediğini ve ailemin bu konuda benimle hiç konuşmadığını söyledim. Öğretmenimiz tüm insanları Allah ın yarattığını ve onun yüce bir yaratıcı olduğunu ancak kendisinin yaratılmadığını, onu ne bir uyku ne bir yorgunluk halinin tuttuğunu söyledi. Allah ın cinleri ve insanları yalnızca kendisine kulluk etsinler diye yarattığını, bir ceza ve mükâfat gününün olduğunu, insanların yaptıkları her şeyden sorumlu olduklarını ve hesabını vereceklerini söyledi. O kadar tatlı bir ses tonu vardı ki tıpkı bir musiki dinler gibi dinliyordum onu. Dayanamayıp ceza ve mükâfatın neler olacağını sorduğumda, cezanın cehennem ve mükâfatın cennet olduğunu söyledi. Ve insanın öldükten sonra bir daha ölemeyeceğini, yokluk diye bir şeyin olmadığını anlattı. İnsanlar bu dünyada yaptıkları amellere göre orada cehennemde veya cennette olacaklardı. Bunlar ilk defa duyduğum şeylerdi. Benimle konuşacak birini bulmuşken sorularımı ardı ardına sıraladım. Merhametin ne olduğunu, insanların cehennemde nelerle karşılaşacaklarını, buradan çıkmanın mümkün olup olmadığını, insanların sonsuza kadar cennet denilen yerde sıkılmadan nasıl yaşayacaklarını sordum, o ise hiç sıkılmadan anlattı. O gün benim için dönüm noktasıydı. Yok, olmak diye bir şeyin olmadığını öğrenmiştim. Mutluydum, insan cehennemde dahi olsa, ebedi yok olmasından iyidir. Artık sadece yaratanı, yarattıklarındaki mükemmelliği görmek için penceremden bakıyorum. İşte önümde sonsuz bir yol. Kazanmak veya kaybetmek Tercih benim. 14

16 Kış etkisini iyiden iyiye hissettiriyordu. Çocuk soğuğun kemiklerine kadar işlediğini, sobanın arkasına bir kedi gibi sinince anladı. On yaşlarında olmasına rağmen, Azrail e çelme takmış bir ihtiyar olgunluğunda gülümsedi çocuk. Ya babam olmasaydı, sobayı yakmak için kim gidip de kışın ortasında bize borç harç kömür alacaktı? Kim bilir; üç beş kuruş kazanmak için, canı çıkana kadar çalıştığı iş yerinde nasıl üşüyordu şimdi? Sonra annesi geldi aklına. Bir başörtüsü ile bir yamalı elbisesi olan kadın silueti Evlerinde makarna olmamasını hiç hissettirmemişti onlara. Keza unları vardı, her sene köylerinden gelen. Onunla erişte yapardı günlerce uğraşarak. O erişteden bin bir çeşit yemek çıkarırdı, makarnamsı bir yemek de buna dâhil olmak üzere. Krizin etkisini neredeyse hiç hissettirmemişti sofralarına. Pirinç alamıyorlardı, ama köden gelen bulgurla pilav yapıyordu annesi. Abartmıyordu çocuk, evet evet ekmek de alamıyorlardı. Elde avuçta beş kuruş yoktu, ama unları vardı çok şükür. Onunla her hafta köy ekmeği yapardı, yüzündeki her çizgiden çile akan, dert akan kadın. Yaşını göstermeyecek kadar çelimsiz olan çocuğun istemsiz olarak gözleri dolmuştu. Babası işten gelmek üzereydi, annesi ise yavaş yavaş sofrayı kuruyordu. Sonra annesi bir tabak koydu sofranın ortasına. Kıvırcık ve havuçtan oluşan bir tabak salata Ah dedi, ne güzel olurdu şimdi içinde birkaç parça domates, üstünde dişe değecek kadar zeytin olsa. *** Eline kumandayı aldıktan sonra son zamanların en moda programları olan, yoksullara yardım edilen ve değil sağ elin verdiğini sol elin görmemesi, tüm halka çarşaf gibi seren bir programda durdu. BĠRĠ YOKSULLUK MU DEDĠ? Mehmet Sekmen Hukuk Fakültesi Kadının ağlamasından haz alıyormuş gibi bir edayla, mikrofonu ona doğru tutuyordu sunucu. Mikrofonun kadının ağzına yanaşmasıyla, kadının hıçkrıklarının artışı orantılıydı sanki. Daha sonra adam elindeki mikrofonu koltukta gözleri dolu dolu olan çocuğa uzattı. Adamın; Aç mısın? diye sorması ile çocuğun ağlaması bir oldu. Abi her gün zeytin, peynir, emek yiyoruz. Sudan gayrı başka içecek bildiğimiz yok dense yeridir. Bu dediklerim günah mı bilmem ama bıktık zeytin, peynir, ekmekten. Bir kuru fasulye ile pirinç pilavı yemek bizim de hakkımız değil mi abi? dedi, işlemeli bir koltukta oturan çocuk. Hiddetle televizyonu kapattı kısa boylu, koca yürekli çocuk. Bunlarınki nasıl yoksulluk? Bunlar yoksulsa biz neyiz? Zeytin, peynir, ekmekten şikâyet ediyorlar. Ulan kahvaltı da, köyden gelen pekmeze banacak bir ekmeğin olmaması ne demek bilmiyor mu da bunlar; zeytinden, peynirden, ekmekten bıkmışlar! Bırak koltuğu, oturacak minderin olmaması ne demek bilmiyorlar mı da hala yoksulluktan dem vuruyorlar! Bağırdı çocuk annesine: -Bunlar yoksulluk diyor anne, -Bunlar mı yoksul biz mi anne? -Ne diyorsun oğlum, dedi anne, Sustu çocuk, acı bir tebessüm yayıldı çehresine. *** Birden kuru fasulye, pilav ikilisini nicedir yiyemez olduk diyen dostu geldi aklına. Ah Ercan ım ah dedi. Fasulye olsa salça yok, pirinç olsa yağ yok. Hadi kuru fasulye yapılmış olsun, suyuna banacak ekmek yok. Ertele Ercan ım kuru fasulye hayalini, ertele. Bu yoksullukla hayal kurmak bile bizim neyimize? 15

17 Tüm bu düşüncelerinin arasında, kapı açıldı ve odaya babası girdi. Nasıl da benziyordu babasına. Tıpkı onun gibi kısa boyluydu. Aslında babası kısa boylu bir devdi, çocuğun gönül tahtında. Dışarının tüm soğuğuna inat, sobalı odanın sıcağı vurunca babasının yüzüne, tatlı tatlı güldü babası dertsizcesine. Ohhh be! dedi. İmanım soba, dinsizi getirirsin imana. Şimdi olacaktı bir kuru fasulye, banacaktın ekmeği suyuna. Yine de çok şükür Yaradan Allah a. Çocuk güldü, oturdu sofraya, Olsun dedi, tek yoksul biz değiliz ya hayatta! Biri yoksulluk mu dedi acaba? HASRET-Ġ AġK Gülten Demir Sınıf Öğretmenliği Kalbim bir avuç toprak hükmünde Aşk bu gönlümün yegâne gülü Ondan ayrı geçerse bir günü Yoktur ondan bedbahtı âlemde Bir damla su taş içinde duramayıp Çıkmış o taşın bağrını parçalayıp Gözyaşlarım neyi bekler ki çıkmazlar Yoksa taştan da mı sert gözlerim Aşk ehlinin kalbi hep mahzun olur derler Maşuku görünce huzura erer derler Hakiki aşk ehline dünyada huzur yok Diyar-ı firaktır bu âlem haberin yok Zahire aldanıp batına göz yummak niye Şu hengâmeden el etek çek ağla haline Dinle ne anlatıyor kulak ver âşık neye Ayrıdır maşukundan yanmıştır bu aşk ile Âşıksan öyle yan ki pervaneler hayran kalsın Sırrını bilmesin kimse, yalnızca ney anlasın Sen yandıkça o inlesin, gözlerin kan ağlasın Vuslatı arzulayan sinen hasretten çatlasın 16

18 BENĠ BABAM DOĞURDU Münevver Zeynep Öcal Tıbbî Dokümantasyon ve Sekreterlik Bölümü Babam doğurdu beni derdim anneme, tıpkı bir prf veya kanıtlanmış bir bilgi gibi. Tabii ne kadar küçüktüm, hatırlamıyorum, bir ihtimal üç yaşında olmalıyım, ne zaman evde yalnız kalmayı başarsam, bunu fırsat bilir, hemen annemlerin yatak odasına koşardım. Ee, tabii şimdiki gibi Ayıp, yatak odasına girilmez, denirdi o zamanlarda da. Yatağın ortasına oturduktan sonra başımı kaldırır, başlığın tam üstündeki annemin prensesler gibi babamın da paşalar gibi yakışıklı olduğunu düşündüğüm o çerçeveye bakardım. Daha sonra yüzümde yine bir gülümseme ve yine o eşsiz bambaşka söz çıkardı ağzımdan: Beni babam doğurdu. Bir sabah işe giderken babamı ben uğurlamıştım, taksi şoförüydü. Dışı demirli pencereden uzandım, o gidene kadar bakacağım ardından, diye içimdeki sesle inatlaştım. Fakat lastiği patladığı için arabayı çalıştırıp ilerletememişti. Nasıl ki tavşanlı çantam benim en güzel oyuncağımsa babamın da arabası onun en güzel oyuncağıydı, düşüncesiyle ağlamaya başladım, çocukluk işte! Babam bana bakıp bir şey yok kızım, korkma diye işaret etse de gülümsemem için mimikleriyle hareketler yapsa da hıçkıra hıçkıra ağlıyordum ben. Oyuncağı bozuldu, şimdi çok üzülmüştür biliyorum diye. Ve ben üç yaşıma kadar balon nedir bilmezdim, bir gün kapı çaldı, bu babam olamazdı, çünkü çok geç gelirdi eve, annemle birlikte kapıya koştum, gelen babamdı. Elinde bir poşet dolusu balon. Benim o anki sevinç çığlıklarım yirmi yaşımda balon görünce atabildiğim en güzel çığlıktı. Hemen salona götürdüm babamı kolundan çeke çeke, aslan babam benim, şeker babam diye diye. Her zamanki gibi göbeğinin yamacındaydım. Babam balonları şişirdikçe sanki verdiği o nefes o balonu eşsiz yapmıştı benim için, babamın sevgisi doldu onun içine diye düşünür, o koskoca eve sığamazdım, Hadi baba daha çok üfle, daha çok! diye bağırarak mutluluktan babamın göbeğine sarılırdım. Ne oldu hatırlayamıyorum, bir an evde kıyametler kopmaya başladı. Hatırladığım annemin ayaklarının yere değmeden titrediğiydi, çığlıklar koptu. Annem öldü mü, dedim kendi kendime. Sabah olduğunda ise uyandığım yer yatağım değildi. Odadaki rutubet ile soğuk vücuduma işlemişti adeta. Allah kimseyi annesiz bırakmasın, Rabbim buraya kimseyi düşürmesin, Annemi istiyorum yazılarını okurken duvarda, yatağımdan kalkmaya çalışıp çıkamayacakmışım gibi korkularım, gözlerimden acı akışlarla yol almıştı. Burası bir çocuk esirgeme kurumuydu. Neden buradaydım? Çok garip ama yolda karşıdan karşıya geçerken küçük bir çocuğun elinde gördüğüm balon yine aynı sevinçle mutluluktan bedenime sığamayışımla bir arabanın bana çarpmasıyla son bulmuştu. Kaybettiğim hafızam uzunca zaman ellerimi bile yabancı kılmıştı bana. Ve uzun zaman sonra rüyamda gördüğüm babamın bana aldığı balonlarla, babamın beni doğurduğu düşüncesiyle ve annem öldü mü kelimesiyle son bulmuştu. Keşke dedim, hatırlamasaydım. 17

19 SARI Oktay Üzel Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Doktora Öğrencisi Kim demiş hayvanların akıllı ve duygulu olmadığını? Ben bunu, küçük iken yaşadığım bir olaya dayanarak söylüyorum. O zamanlar daha yedi sekiz yaşlarındaydım. Bizim evde koyu sarı renkte, diğerlerinden daha irice, bakışları daha vahşice bir kedimiz vardı. Aslında o bir kediden ziyade bir vaşağı andırmaktaydı. Diğer ev kedilerini bilirsiniz; kışın evin en sıcacık yeri olan sobanın yanından ayrılmaz, yazın ise evin en serin yerlerinde günlerini geçirirler. Oysa bizim kedi diğer kediler gibi yukarıdakilerin hiçbirini yapmıyordu. Hatta diyebilirim ki bizim evin içinde onu hiç görmedim. Onu, ya evin en ulaşılmaz çatısında ya da bahçe duvarlarının üzerinde görürdüm. O, hiç kimseye yanaşmaz, yanaşmayı bırakın farkında olmadan bulunduğu yöne doğru gitseniz o kendisi için geliniyormuş zannederek bir çırpıda oradan uzaklaşırdı. Bizim aile ile arası olmadığı için de ona hiçbir ad takılmamıştı. Sadece dikkat çekici koyu sarı renkte olduğu için adına Sarı Kedi deniliyordu. Benimle onun arasında anlayamadığım bir iletişimim vardı. O herkesten kaçan kediye yaklaşabiliyor, hatta onu sevebiliyordum. Bu hem benim için hem de ailem ve duyanlar için şaşırılacak bir şeydi. Bu işi nasıl yaptığımı soranlara ben de cevap veremiyordum; çünkü bunun cevabı yoktu. Diyorum ya, sadece tuhaf bir iletişimdi. Düşünebiliyor musunuz? Kimsenin sevemediği, hatta yanaşamadığı bir kediye yanaşıyor ve onu okşayabiliyordum. Ne zaman onu okşasam, kendinden geçerek mırıldanır ve tembelliğin tadını çıkarırdı. O zamanlar annemin çokça civcivleri, tavukları, horozları, hindileri, ördekleri olurdu. Civciv döneminde öyle beş on tane civcivi olmazdı annemin. Oldu mu en az elli altmış tane civcivi olurdu. Bir de bunları halk arasında gurk diye tabir edilen anneleri olurdu. Bu civcivler, kümesten bir çıktı mı, adeta koyun sürüsü gibi avluya dağılırlardı. Her ne kadar anneleri yanında olsa da bu güzel hayvancıkların düşmanları da çok olurdu: Kargalar, sansarlar, kediler ilk akla gelen düşmanlarıdır. Anneleri ve bizler, ne kadar korursak koruyalım elli altmış civcivden yarısını bu düşmanlara kaptırırdık. Tabii ki en büyük pay kedilerin olurdu. Yine civcivlerin çok olduğu bir dönemde civcivlerin sayısı günden güne azalmaktaydı. Azalma sebebi olarak ailedeki büyükler, kedi mi, karga mı, sansar mı yiyor diye düşünürken birisi acaba Sarı Kedi civcivleri yiyor olmasın dedi. Tabii ya, kedi alışmaya görsün alıştı mı bitirene kadar civcivlere dadanır durur. Ne yapalım, ne edelim derken ya kediyi vuracağız ya da yakalayıp çok uzaklara atacağız. Öldürme işi biraz vahşice geldiği için yakalanıp uzaklara atılmaya karar verildi. Sarı yla aram iyi olduğu için bu yakalama işi de bana düşmüş oldu. Ben de civcivlerin o tatlı hallerini düşünerek görevi istemeye istemeye kabul etmek zorunda kaldım. Sarı nın iyice güvenini kazanmak için birkaç gün yanına yaklaşıp kendisini bol bol sevdim. Yakalayacağım gün, bir torba bulup arkama saklayarak Sarı nın yanına yaklaştım. Zavallıcık biraz sonra başına geleceklerini nereden bilsin? Diğer günlerdeki gibi seveceğimi zannederek okşanmanın uyuşukluğu içinde kendinden geçivermişti. Hayvancağızı ensesinden ansızın yakalayıp torbanın içine koydum. Sarı, ne olduğunu anlayamadan kendini torbanın içinde bulmuştu. O an dikkatimi çeken bir olay olmuştu. Ensesini yakaladığım an, kendisiyle göz göze gelmiştik. Bana öyle manalı bakıyordu ki, bir an içim parçalandı. O an, ya kendisini bırakıp civcivlerin ölmesine göz yumacaktım ya da içim burkula burkula kediyi evden uzaklaştıracaktım. Maalesef ikinci yolu seçmek zorunda kaldım. Zaten iş işten geçmişti. 18

20 Neyse vakit kaybetmeden bir vasıta bularak köyümüze yedi sekiz kilometre uzaklıktaki bir kasabaya Sarı yı bırakıp geldik. Günlerce gözümün önüne o yakaladığım andaki kedinin bakışı geliyordu. O sahne aklımdan hiç çıkmıyordu. Sanki kedi, bana nasıl da insanoğluna güvenebildim? Bunların biri de bini de bir diyor gibiydi Sarı yı evden atalı iki hafta olmuştu. O gün avluda gezinirken bir an onu karşımda gördüm. Acaba bu Sarı mıydı yoksa ona benzeyen başka bir kedi miydi? Evet evet bu bizim Sarı dan başkası değildi; ama görünüşü hiç iyi değildi. Zavallı çok zayıflamış, üstü başı çamur içindeydi. Tek kelimeyle perişan bir haldeydi. Maalesef onu bu hale ben getirmiştim. Asıl şaşırdığım şey, torbanın içinde hiçbir yeri görmeden gittiği yedi sekiz kilometre uzaklıktaki kasabadan yolunu bularak köyümüze yani evimize nasıl gelmişti? Şaşırıp kalmıştım. Sonucunun ne olacağını önceden bildiğim halde kendimi affettirmek için yanına gitmek istedim. Daha adımımı atar atmaz diğerlerine yaptığı hemen bulunduğu yerden kaçıp gitti. Anlayacağınız benim de diğerlerinden bir farkım kalmamıştı. Adeta kendimi teselli etmek istercesine içimden Bu ilk karşılaşmamız olduğu için böyle davranması doğaldır dedim kendi kendime. Şansımı ileriki zamanlarda denemek istedim; ama olmadı. Haklıydı. Ben de olsam onun gibi davranırdım. Bana bir kere güvendi de ne oldu? Birimiz hepimiz gibi olmamış mıydık? Dikkatimi çeken diğer bir husus ise kendisini civcivleri yediği için atmış olmamıza rağmen o, her ne kadar sevmeyenleri de olsa evi bildiği mekâna tekrar gelmiş, adeta evimizi sahiplenmişti. Güya civcivleri yemeğe alışmıştı. Hani civcivleri bitirene kadar dadanıp duracaktı? Üstüne üstlük biz insanoğlundan da güven darbesini yemişti. Sonuçta intikam alması için hiçbir sebep yoktu. Yapması gerekeni yapmalıydı. Yani inadına civcivlerin adeta kökünü kazımalıydı; ama o, bunu yapmadı. Her ne kadar hayvan olsa da bize insanlık dersi vermekteydi. Bize insanlığımızı öğretmek istercesine sanki hiçbir şey olmamış gibi evine/mize gelmişti. Sonra ne mi oldu? Kendisini o günden sonra hiç mi ama hiç görmedim. Küstü mü, öldü mü hiç bilemedim. Bunca zaman geçmesine rağmen Sarı nın akıbetini hâlâ merak eder dururum. Sahi Sarı ya ne oldu? GÜVERCĠN Çiğdem Acar Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Güvercin özgürlük demektir Benim için Dilediğinde özgürce uçabilen Özlediğinde geri gelen Ama hep özgürlüğüyle savrulan Ben bir güvercin olmak isterdim kollarında Dilediğimde seni alıp götürmek isterdim uzaklara Ve bir daha dönmemek üzere çıkardık semalara 19

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır.

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır. 30.10.2015 DENİZATI ndan Herkese Merhaba! Haftanın ilk günü sohbet saatimizde herkes hafta sonu neler yaptığını anlattı. Duvarda asılı olan Atatürk resimlerine dikkat çeken öğretmenimiz onu neden asmış

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır.

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. / /20 YAZI ARKASINDA SİZİN FOTOĞRAFINIZ KULLANILMAKTADIR En Kıymetlim, Sonsuz AĢkım Gözlerinde sevdayı bulduğum, ellerinde

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için

Detaylı

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar?

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? 5 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile nedir? Aileyi oluşturan bireylerin

Detaylı

1 Anne çocuğuna ne öğütlüyor?

1 Anne çocuğuna ne öğütlüyor? . Sınıfı Hatırlıyorum Türkçe Noktalama İşaretleri 1. Hafta Aşağıdaki şiiri iki defa okuyunuz. Verilen soruları cevaplandırınız. TEMİZ ÇOCUK Temiz çocuk hasta olmaz. Gönlü acı ile dolmaz. Hiçbir vakit benzi

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Γ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

ÖYKÜ NÜN GÜNLÜĞÜ GÜNLÜĞÜM

ÖYKÜ NÜN GÜNLÜĞÜ GÜNLÜĞÜM ÖYKÜ NÜN GÜNLÜĞÜ Merhaba arkadaşlar, adım Öykü ilköğretim 2. sınıf öğrecisiyim. Gün içinde düşüncelerimi, duygularımı, hissettiklerimi yazdığım bir günlük defterim var. Günlük defterime bugün not aldığım,

Detaylı

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz.

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. YARATICI OKUMA DOSYASI En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. MAVİŞ Mavişe göre Dünya nın ¾ nün suyla kaplı olmasının nedeni nedir?...... Maviş in gözünün maviden başka renk görmemesinin

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası Yerli Malı Haftası Yeni yıl (31 Aralık-1 Ocak) GÜNE BAŞLAMA ETKİNLİKLERİ Oyun

Detaylı

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri 1950 Sivas Gürün'de doğdu. 10 yaşlarında saz çalıp, türkü-deyişler okudu. 15 yaşında kendi yapıtı ilk plağıyla büyük üne kavuştu. Konser turneleri, kasetler, plaklar, uzunçalar, long playler ve günümüz

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce ÖDEV- 3 ADI SOYADI:.. HAYAT BİLGİSİ Tırnaklar, el ve ayak parmaklarının ucunda bulunur. Tırnaklar sürekli uzar. Uzayan tırnakların arasına kir ve mikroplar girer. Bu yüzden belli aralıklarla tırnaklar

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü Henry Winker İllüstrasyonlar: Scott Garrett Çeviri: Bengü Ayfer 4 GİRİŞ Bu sendeki kitaplar Dyslexie adındaki yazı fontu kullanılarak tasarlandı. Kendi de bir disleksik

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Koray Avcı Çakman. Öykü FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ. 1. basım. Resimleyen: Reha Barış

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Koray Avcı Çakman. Öykü FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ. 1. basım. Resimleyen: Reha Barış Resimleyen: Reha Barış Koray Avcı Çakman FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü 1. basım Koray Avcı Çakman FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ Resimleyen: Reha Barış 2010 yılında İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme

Detaylı

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir. Şiirlerin

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) ÖZEL GÜNLER Aşağıdaki önemli günlerden

Detaylı

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım.

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım. 1. Soru Kitap okumak insanı özgürleştirir. Okuyan insan yeni düşünceler edinir, zihnine yeni pencereler açar. Okumak olaylara bakış açımızı bile etkiler. Kalıplaşmış salt düşünceler, yerini farklı ve özgür

Detaylı

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan Karganın Rengi Siyah! Siyah mı? Evet Emre, siyah. Kara değil mi? Ha kara, ha siyah Cenk, bence kara ile siyah arasında fark var. Arkadaşım Cenk le hâlâ aynı şeyi, kargaların rengini tartışıyoruz. Galiba

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN Sosyal Ajan Marka Uzmanı GİZEM Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ Kokusunda Davet var ÖZKAN Y eni yepyeni bir dergiyle karşınızdayız. Sosyal medyada tanımanız gereken, takip etmeniz gereken kişileri mercek altına

Detaylı

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz.

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı Mutfak Etkinliği Sohbetler Yaşayan değerlerimizden Doğruluk ile ilgili sohbet ediyorum. Sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız konulu sohbet

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

3 YAŞ EKİM AYI TEMASI

3 YAŞ EKİM AYI TEMASI 3 YAŞ EKİM AYI TEMASI Mevsimlerden sonbaharı öğreniyoruz. Çiftlikte yaşayan hayvanları öğreniyoruz. Sebze ve meyvelerin bize faydalarını öğreniyoruz. Cumhuriyet nedir? Öğreniyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı

Detaylı

PAMUKŞEKERLER SINIFI HAFTALIK BÜLTEN 23-27 MAYIS

PAMUKŞEKERLER SINIFI HAFTALIK BÜLTEN 23-27 MAYIS ÖZEL ASÇAY ANAOKULU PAMUKŞEKERLER SINIFI HAFTALIK BÜLTEN 23-27 MAYIS 2016 BU HAFTA NELER ÖĞRENDİK *Pencereden baktığımızda gördüğümüz olaylar hakkında konuştuk. *İçeri-Dışarı kavramını öğrendik. *Taze-Bayat

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

BÖLÜM I: OKUL YÖNETİMİ VE SORUN ÇÖZME İLE İLGİLİ LİTERATÜR...1

BÖLÜM I: OKUL YÖNETİMİ VE SORUN ÇÖZME İLE İLGİLİ LİTERATÜR...1 İÇİNDEKİLER BÖLÜM I: OKUL YÖNETİMİ VE SORUN ÇÖZME İLE İLGİLİ LİTERATÜR...1 Bölüm II: OKUL MÜDÜRLERİNİN YÖNETİM GÖREVİNİ SÜRDÜRÜRKEN KARŞILAŞTIKLARI SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖYKÜLERİ...13 A. OKUL MÜDÜRLERİNİN

Detaylı

Ailelerle bağlantılar kurmak. İlk Yıllar Öğrenim Çerçevesi ni toplumunuzda yaşama geçirmek

Ailelerle bağlantılar kurmak. İlk Yıllar Öğrenim Çerçevesi ni toplumunuzda yaşama geçirmek Ailelerle bağlantılar kurmak İlk Yıllar Öğrenim Çerçevesi ni toplumunuzda yaşama geçirmek İlk Yıllar Öğrenim Çerçevesi Uygulamasına Dayanan Kaynaklar projesine, Eğitim Çalışma ve İşyeri İlişkileri Bakanlığı

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

Ruhumdaki. Müzigin Ezgileri. Stj. Av. İrem TÜFEKCİ. 2013/2 Hukuk Gündemi 101

Ruhumdaki. Müzigin Ezgileri. Stj. Av. İrem TÜFEKCİ. 2013/2 Hukuk Gündemi 101 Ruhumdaki Müzigin Ezgileri Stj. Av. İrem TÜFEKCİ 2013/2 Hukuk Gündemi 101 Ruh halinize göre mi müzik dinlersiniz, müzik mi ruh halinizi değiştirir? Hangi tür olursa olsun o anki duygusal duruma eşlik etmekte

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

NOKTALAMA İŞARETLERİ Yazılanları daha kolay okuyabilmek için, yazılanların yanlış anlaşılmasını önlemek için. Nokta (. ) Annem bana meyve getirdi.

NOKTALAMA İŞARETLERİ Yazılanları daha kolay okuyabilmek için, yazılanların yanlış anlaşılmasını önlemek için. Nokta (. ) Annem bana meyve getirdi. Yazılanları daha kolay okuyabilmek için, yazılanların yanlış anlaşılmasını önlemek için kullandığımız işaretlere NOKTALAMA İŞARETLERİ deriz. Nokta (. ) 1-Tamamlanmış cümlelerin sonuna nokta koyarız. Annem

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

Peki, nedir bu momofobi?

Peki, nedir bu momofobi? Günlük hayatta birçok işlerini telefonla halleden çocuklar, doğal olarak akıllı telefonlara bağımlı olmaları da normal olacaktır. Bu çocuklar kazara telefonlarını kaybederler ya da telefonları bozulursa

Detaylı