SHNL GHYOHW QHUHGH " Q I

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "SHNL GHYOHW QHUHGH " 1999 6 Q I"

Transkript

1 1999 depremini mezarda emekliliği parlamentodan geçirmek ve sermayeye bayram armağan etmek için kullanan, deprem vergisi icat eden, vergiyi kalıcılaştırarak emekçileri on yıldan fazladır soymayı başaran devlet, işçi ve emekçi için cellatlık ve ölü soyuculuktan başka bir işlevi olmadığını bir kez daha kanıtladı. 4 3 sosyalist mokrasisi Enerji bakanı, "gün ışığından daha fazla yararlanmak ve verimliliği arttırmak için, mesaiyi sabah saat 6'da başlatmaya ve Cumartesi günlerini de çalışma günlerine dahil etmeye hazırlandıklarını" buyurdu. Bakan Yıldız, "bunun çalışanların uykusundan fedakarlık olmayacağını, böylece çalışanların daha erken yatacağını" söyleyerek, yüreğimize su serpti. "Cumartesi günlerinde tam ya da yarım gün mesai yapılması için harekete geçecek"miş; "zenginleşmeyi ancak çalışmayla elde edebilir"mişiz. 10 Depremin de bir kez daha ortaya gösterdiği, bugün Türk ve Kürt işçilerden gizlenmek istenen gerçek şudur ki, bizim sizinle ne tadımız ortaktır, ne acımız!.. O enkazların altında kalanlar burjuvalar değil Kürt işçi ve emekçileri, kır ve kent yoksullarıdır. Egemen ulus şovenizmi, Kürt ulusuna bir düşmansa, ezilen ulustan işçi ve emekçilere bin düşmandır! Kürt ve Türk işçiler, kent ve kır yoksulları ise, Türk ve Kürt burjuvalarıyla sınıf düşmanıdırlar. Sınırlar, duvarlar işte tam buradan çekilidir! Hareketin küreselleşme sürecinde nasıl bir şekil kazanacağını zaman gösterecek. Bugünkü dünya çapındaki eylemlerden gelen haberlerde de görüldüğü gibi, krizin daha şiddetli yaşandığı ve mücadele geleneğinin olduğu ülkelerde daha militan bir karakter kazanma, sıçrama dinamikleri de var. 15 A Bu anayasa tekellere, bankalara, holdinglere, vakıflara, plaza ve villalara, bunların hepsinin sahibi burjuvaziye sınırsız özgürlük sağlarken; işçilere, kent ve kır yoksullarına, kadınlara, gençlere daha ağır koşullarda yaşamayı, daha fazla sömürülmeyi ve geleceksizliği vaat ediyor. Bundan dolayı bu anayasayla işçinin sahip olduğu son haklar da elinden alınırken birey olarak daha fazla sömürüleceği ve köleleşeceği kapitalistlerin Kölece Çalışma Stratejisi ne mahkum ediyor. Bundan dolayı bu anayasada işçiler, işçi sınıfı yok! 8-9

2 2 Yine bir deprem yine yıkım yine ölümler yine viraneye dönen kentler. Bu kez yıkımın adresi Van. Dün Körfez, Düzce, Kütahya depremleri, Japonya da tsunami, Fukişima da nükleer sızıntı, New Orleans ta tufan, bugün Tayvan da sel, Van da deprem. Kapitalizm doğa olayları karşısında çaresiz. Çünkü onun doğasında ki kar hırsı bu yıkımların mimarı. Van da depremlerde yaşanan yıkımların yıllardır değişmeyen çarpık yapılaşma ve buna yol açan kapitalist politikalardan kaynaklandığı bir kez daha görüldü. Depremden sonra halk kendi imkanlarıyla enkazı kaldırmaya ve altındakileri kurtarmaya çalıştı. Devlet yetkililer ise sadece açıklama yaptı. Başbakan bakanlar sürüsüyle kente koştu ana muhalefet eksik kalmayacağını bildirdi. Ama ortada yardım yok düzenli bir kurtarma çalışması yok. Burjuva devlet yine ortada yok! Burjuvazinin sözcüleri ise salyalar akıtarak Van'ı yeniden inşaa etmekten bahsediyor. Leşe üşüşen iştahlı akbabalar gibi. Yine kardeşlerinin yardımına koşturan, seferber olanlar işçiler, emekçiler. Dört bir yanda dayanışma ağları örüldü, yardımlar aktı kente. İşçilerin emekçilerin üstünden nemalananlarda bu çaba karşısında sessiz kalamıyor,, şirin görünmek için onlarda yardım koşuşturmasına katılmak zorunda kalıyorlar. Tek dert yardımların reklam olarak geri dönmesi. Peki devlet ne yapıyor? Depremde yaşanan ölümlerin sorumlusu olan burjuva devlet önce ortada görünmeyerek her afette olduğu gibi bu afette de işçi ve emekçiler için ne kadar gereksiz ve yük bir kurum olduğunu bir kez daha gösterdi. Sonra sahneye çıkıyor ve yardımların dağıtımını aksatıyor bu kezde. Ya da yardımları kendi kontrolüne almak için manipülasyona başlıyor. Ama patronlarada onların devletinede son asker ölümlerinin ardından yükseltilen şovenist saldırganlığa da net cevap işçi emekçilerden geldi. Van da yaşanan deprem karşısında seferber olan işçi emekçiler adeta "sınırlar halklar arasında değil sınıflar arasında" dedi. Van a dörtbir yandan yardımlar akmaya başlarken bir taraftanda yeni yeni kampanyalar düzenlenerek yardım malzemelerinin kente ulaştırılması sağlanmaya çalışılıyor. KESK, TMMOB başta olmak üzere sendikalar, devrimci, demokrat kurumlar harekete geçtiler. İşçi emekçilerin kardeş selamını aksatmadan ulaştırmak için seferber olundu. Bu seferberlik karşısında BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş twitter hesabından "Türkiye'nin dört bir yanından gelen yardımlarda kardeş kokusu, kardeş selamı var. Herkese teşekkürler" dedi. İşçi Meclisi okurları olarak kardeş kokusunu kardeş selamını Van'a ulaştırmak için bulunduğumuz her yerde dayanışma örmeli, yardımların organizasyonuna katılmalı ve doğru adrese ulaştırılmalarına çalışmalıyız. Gönderilen yardımların adresine ulaşması için takipçi olmamız şart. TMMOB ve KESK bu konuda aracılık görevini üstlendiler. Yardımlar bu kurumlar üzerinden ulaştırılabilinir. BDP yardımlar için adres olarak Van Merkez Belediye Garajı Kriz Masası adresini veriyor. Telefon ise İşçi ve emekçiler, dişinden, asgari yaşam olanaklarından kıstığı, ya da parası olmadığı için evindeki eşyasını satıp verdiği dayanışma çabasıyla, bir dizi oda, işçi ve kamu çalışanı sendikasının tabanlarından Ev kadınlarını ekran başında uyuşturan kadın programlarından biri olan Mektubunuz Var'da Kürt halkına "Herkes haddini bilecek. Yeri geldi mi taş atacaksınız, kuş avlar gibi polis asker avlayacaksın sonra yardım isteyeceksin. O polisler hemen yardımına koştu oradakilerin. O taş atanların eli kırılsın" diye hakaret eden Müge Anlı'ya protestolar yağdı. Yayıncılık hayatına magazin bebeği olarak başlayan ve "ekran polisi" olarak sürdüren Anlı'nın sunuculuğunu yaptığı polis destekli program, son yıllarda kayıp ya da katledilmiş yakınlarını arayan kişilerin adresi olarak rating rekorları kırıyor. Programına katılanları polis gibi sorgulayan Müge Anlı'nın son marifeti, Kürt halkına devlet ağzıyla saldırmak oldu. 12,5 yıl önce Ahmet Kaya'ya çatal bıçak fırlatan şovenistlerin içerisinde yer alan Anlı, hedefe bu kez de Kürt halkını çakma pervasızlığında bulundu. gelen dayanışma seferberliğiyle, atık kağıt işçilerinin Van'daki kardeşleri için gösterdikleri dayanışmayla., burjuvaların iki yüzlü sadakalarının "tek yürekliğini" değil, bunlar arasındaki sınıfsal, toplumsal, insani her açıdan derin ayrım ve karşıtlığı sergiledi. Şovenizmin şaha kalktığı çam devirmesiyle medyanın içinden de eleştiri alan Müge Anlı, bir başka magazin bebeği olan Esra Erol'un evlendirme programına bağlanarak sözlerinin arkasında olduğunu söyledi. Muhtemelen her yerin kamera önü olmadığını, ATV'nin bir de kapısının dışı olduğunu hatırlayan Anlı, söylediklerinin yanlış anlaşıldığının altını çizmeyi de ihmal etmedi! Müge Anlı'ya sert bir dille yanıt veren BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, "Deprem kadar yıkım yaratan faşizan ırkçı tutumlardır. İnanıyorum ki, herkes tarafından da mahkum edilmiş bir duygu olarak asla ve asla yaşam bulmayacak davranışlardır. Bazı televizyon programcılarının ırkçılık mezunu faşizmde doktora yapan bu plastik oyuncaklar' inanıyorum ki televizyonda daha fazla yer alamayacaktır. Yaymaya çalıştıkları bu faşisan ırkçı anlayışın, hiçbir Enkaza dönen kentteki kardeşlerimize asıl kardeş selamını, kardeş kokusunu ulaştırmak herkesden önce bizim işçi ve emekçilerin görevi. Geri dönüşüm işçilerinin altını çizdiği gibi "Biz çok özel bir şey yapmıyoruz, yapmamız gerekeni yapıyoruz". toplumsal kesimde hakim düşünce olmayacağını göreceklerdir. Halkın yaptığı, gösterilen dayanışma böylesi zihniyetleri pratikte mahkum etmiştir. Şu saate kadar depremle ilgili sınavını Türkiye başarıyla vermiştir" dedi. Ancak tıpkı Fatih Altaylı'nın kadın cinayetleriyle ilgili kadın katili manşetinde olduğu gibi, Müge Anlı'nın rating rekorları kıran ve kadın beynine zarar programının da yayından kaldırılması beklenmiyor. İşçi Meclisi - Yerel Süreli Siyasi Dergi - Sayı:15- Fiyat: 1 TL Pina Basım Yayım San. ve Tic. Ltd. Şti. adına sahibi Hüseyin Kezik Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ali Filizler Adres: Bereketzade Mah. Büyükhendek Cad. Portakal Sok. No: 2/11 Beyoğlu/İstanbul Tel: Hesap No: İş Bankası Koca Mustafapaşa Şubesi Baskı: Özdemir Matbaası Adres: Davutpaşa Cad. Güven Sanayii Sitesi C Blok No:242 Topkapı/İstanbul Tel:

3 3 Fırat suyu bütün bir bölgeyi Takma adlarla dolanmak Zorundadır (Cemal Süreya) Asker cenazeleri geldi. Neden hiçbiri villalardan, zengin konutlarından, gökdelenlerden değil de; hep gecekondulardan, mahallelerden, emekçi semtlerinden, köylerden, kasabalardan, büyük şehrin varoşlarından kaldırılıyor? Asker cenazeleri geldi. 30 yıldır geliyor. Her ölümle birlikte kentler, resmi binalar, evler, sokaklar tekrar tekrar bayraklarla donatılıyor. Bu bayrak neden işçi ölümlerinde, iş cinayetlerinde, başka felaketlerde değil de, sadece bu uzatılmış kirli savaşta hatırlanıyor? Asker cenazeleri geldi. Neden TÜ- SİAD, MÜSİAD, TOBB, tüm patron örgütleri liberal dinci, milliyetçi sendikalarla birlikte protesto yürüyüşü düzenliyor ve işçiyi patronla "teröre karşı birlik olmaya" çağırıyor? Asker cenazeleri geldi. Tüm Süper Lig futbol takımları ve tuzu kuru futbolcuları federasyonun örgütlemesiyle neden her golden sonra asker selamına duruyorlar? Asker cenazeleri geldi. Zamlar, hayat pahalılığı, kriz, işsizlikle değil de; neden tüm medya "terör örgütü" analizleriyle programlarını dolduruyor? Asker cenazeleri geldi. Şili de, Avrupa da, Amerika da, tüm dünyada gençler diplomalı-diplomasız işsizliğe karşı kitlesel eylemlerle tepkilerini koyarken, neden bu ülkede okul giysileriyle ırkçı yürüyüş ve saldırılara katılsın isteniyorlar? Asker cenazeleri geldi. Üstüne bir de bir Kürt ilinde yüzlerce insanın öldüğü bir deprem yaşandı. Van da insanlar binaların altından dahi çıkarılmamışken, neden patronlar iştahla yeni konut fiyatlarının hesabını yapıyor, yıkımın ekonomiyi canlandırıcı etkisini hesaplamaya girişiyorlar? Asker cenazeleri geldi. Üstüne bir de deprem felaketi. Neden hep meslek lisesindeki işçi-öğrenciler, ataması zar zor yapılmış eğitim işçileri, Kürt işsizleri, emekçi Kürt kadınları yıkılan evlerin altında kalıyor? Asker cenazeleri geldi. Üstüne bir de deprem felaketi. Devlet nerede, diye haykırıyor dondurucu soğuğun altında bir battaniye peşinde koşan Kürt inşaat işçisi. Devlet Şırnak ta, Hakkâri de kendi ulusal sınırları içindeki dağları bombalıyor, köyleri abluka altına alıyor. Kapitalist devlet "terör örgütüne karşı" sınırlarını koruyor! Devlet asker cenazelerine yeni cenazeler eklemenin peşinde, devlet intikam peşinde aynı gün Kuzey Irak a operasyon düzenliyor. Devlet, deprem bölgesinde seçilmiş belediye başkanlarını cezaevine koymak için örgütlenmiş. Devlet, göçük altında kalmış ailelerine yardım etmek için yıkılan duvardan kaçmış cezaevi mahkûmlarını tekrar hapsetmenin, cezaevi duvarlarını daha yüksek inşa etmenin peşinde. Asker cenazeleri geldi. Üstüne bir de deprem felaketi. Bir kent, neredeyse bir milyon insan, çoluk çocuk kar altında, dondurucu soğukla yüzyüze. Geçici deprem konutu yok! Çadır hiç yok! Oysa her asker cenazesinden sonra satılan bayrakların kumaşlarını toplasak, tüm kenti kerelerce örtecek büyüklükte çadır eder. Devletse beş çadırı dağıtmaktan aciz. Sınıf bilinçli işçi düşünmektedir: Asker cenazeleri geldi. Televizyonlar bunların haberleriyle doldu. "Terör örgütü" denen, "karşı taraf " denen gerilla cenazeleri neden bir hınç alma istatistiği olarak geçiştirildi, onların hikâyeleri medyada hiç yer bulmadı? Neden depremde tek tek kurtarma mucizelerini dinledik televizyonlardan, ama «organizasyonluk» denen kapitalist devletin insani olana yabancılığının, bağdaşmazlığının üzerinde hiç durmadık, bunu geçiştirdik? Depremin çözümünü inşaat sanayinin gelişimine, «yık-yap-sat" tarzı yeni bir kapitalist inşaat sektörü hamlesine bağladık? Başbakan neden deprem gibi bir insani felakette bile insanların gözünün içine baka baka «politika yapmayın» diyerek çatır çatır şoven politika yapmakta, «taş atmak için organize oluyorsunuz da, yardım dağıtmak için organize olamıyorsunuz» diyerek Müge Anlı yı aratmaktadır? Tüm liberaller Müge Anlı isimli medya-magazin polisini eleştirirken, Başbakan karşısında suspus olmaktadır? Sınıf bilinçli işçi düşünmektedir: Ben Türk olmayı seçmedim. Böyle doğdum. Ben Kürt olmayı seçmedim. Böyle doğdum. Bulgar, Amerikalı, Fransız, Afrikalı da olabilirdim. Öyle doğmuş olsaydım. Peki, benim dışımda belirlenmiş bir şeyse bu, neden ulusal ayrımcılık yapılıyor? Neden Kürdü düşman bellemeliyim? Ben Türkçe konuşuyorum, eğitim alıyorum. Kürt işçinin de buna hakkı olmalı. Kendi politikacısını da seçer, istediği gibi de örgütlenir. Bir yandan hakkı için mücadele eden Kürtleri tanımak, siyasi temsilcileriyle görüşmek zorunda kalan devlet, neden şimdi böyle asker cenazelerinde, depremde ikiyüzlülük yapıyor, timsah gözyaşları döküyor, beni patronlarla beraber teröre lanet okumaya çağırıyor, depremde alttan alta "bak Allah çarptı Kürtleri" diyor? Sınıf bilinçli işçi düşünmektedir: Asker cenazeleri geldi. Artık gelmemeli. Kentlerde siyasi operasyonlar, gözaltılar Bir kere derhal askeri operasyonlar durmalı. Kirli savaşa son verilmesi lazım. Bu kirli savaşa gitmek, oğlumu göndermek hiçbir şeyi çözmez artık, bunu gördüm. Özgürlükse herkese özgürlük olmalı. Kürt işçisi de kendi dilini özgürce kullanacak, kendi sözünü özgürce söyleyecek, cezaeviyle, ölümle tehdit edilmeyecek. Halklar kardeştir, işçiler olarak birlikte mücadele etmeliyiz. Ulusu biz ortaya çıkartmadık. Burjuvazi çıkarttı. Patronlar zamanında bir sınır çizdi, bu alanda bu milleti sömürme hakkı benim, bu ülke bana ait dedi. Cepleri doldu. Kürtlere de, herkese de sen Türk oldun artık dedi, seni Türkçe dövüp, Türkçe sömüreceğim, dedi. Türkçesiyle, Kürtçesiyle depremin yıkıntısı altında sen kalacaksın, yardım çığlığına mecbur bırakılacaksın. Böyle şey olur mu? Sonra da başı sıkıştı mı, bizi, işçileri birbirimize düşürmeye koyuldu. Biz birbirimize düşman oldukça, patronlar aradan sıyrıldı. Oysa düşmanlık halklar arasında değil sınıflar arasındadır. Özgürlükse herkese özgürlük olmalı. Kürt işçisi de kendi dilini özgürce kullanacak, kendi sözünü özgürce söyleyecek, cezaeviyle, ölümle tehdit edilmeyecek. Halklar kardeştir, işçiler olarak birlikte mücadele etmeliyiz Bize, geçmişimize, bugünümüze en büyük düşmanlığı bu patronlar yaptı. Ama artık yeter. Asker cenazeleri geldi. Üstüne bir de deprem felaketi. Genelkurmayın operasyonda "etkisizleştirilenler"le ilgili verdiği sayı ile depremde ölenlerinki başa baş gidiyor. Yüzer yüzer ölüyoruz. Hep biz ölüyoruz, patronlar yaptıkları yardımları vergiden düşüyor. Biz ölüyoruz, inşaat sermayesi, TOKİ patronları büyüyor. Uyanmazsak başımıza daha çok felaket gelecek. Bizim bizden başka dostumuz yok. Devlet falan dost değil. Bu patronlar hiç değil. Kürt üyle Türk üyle işçinin işçiden başka dostu yok. Halklar kardeş, patronlar kalleş. İşçiler birlik oldukça, kol kola girdikçe birşeyler değişebilir. Yoksa dünya mahvoldu, mahvolmaya devam edecek; yaşadığımız hayat zaten hayat değil. Oysa Fırat suyunun bütün bölgeyi takma adlarla dolanmayacağı bir gelecek ancak sınıf bilinçli işçilerin gücüyle sağlanabilir. Oysa suyun, toprağın, evin, yaşamın satılmadığı, mülk edinilmediği bir geleceği bizler kurabiliriz. Oysa Türk-Kürt tüm uluslardan işçiler patronlar olmadan da üretebilir, ulusal-cinsel-sınıfsal ayrımcılığı kendi kendilerini yöneterek alt edebilir, yok edebilir, yeni bir hayatı üretebilir, özgürce ve eşit, sınıfsız ve sınırsız bir yaşamı kurabilir. Bunu biz işçiler yapabiliriz Başka kimse değil!

4 4 "Devlet nerede?" Enkaz altında, so- şiddetindeki deprem Kürt yanlısı olmayan" Kürtleri de çağırıyor. 7,2 halkının üzerine yeni bir kabus "44 milyonluk İspanya'da 11 milyon gibi çöktü. Depremin üzerinden günler geçmesine rağmen yüzbinler açıkta. Van'ın yüzde 60'ı yıkık köy yerle bir. 50 köye hala "ulaşılamadı". kişi burjuvazinin çağrısına uyarak bu tür eylemlere katıldı. Türkiye'de neden olmasın " diye boncuk dizip şovenizmin aritmetiğini çıkarıyor! Deprem bölgesinde çadır ihtiyacı bile giderilmiş değil. İşin ucunda Kürt halkının özgürlük çığlığını bastırmak Sınıf bilinçli işçi elini, kalbini ve zihnini şovenizmle kirletmeyecek! olunca bombaları, kurşunları esirgemeyen devlet, halkın derin acıları karşısında bir kez, bin kez, milyon kez daha ortada yok! Marmara, Düzce ve daha bir dizi depremde gördüğümüz o bildik filmin Kürdistan versiyonu kimbilir kaçıncı kez sahneleniyor. Ama yağma yok! Sınıf bilinçli işçi, milyonlarca işçi ve emekçinin, gencin sermayenin kirli şoven bayraklarının altında birikmesini kabul edemez. "Maaşı sağlam" diye psikopatlar sürüsü profesyonel orduya katılmaz, Van'da 500 ila bin kişinin ölümü Kürdistan'a askere gitmez, kardeş tarihe "afet" kategorisinden kaydedilmeye hazırlanılıyor. Üstelik tam da kır ve kent yoksullarıdır. Egemen ulus şovenizmi, Kürt ulusuna bir bilinçli işçi, egemen ulus şovenizmine O enkazların altında kalanlar burjuvalar değil Kürt işçi ve emekçileri, Kürt halkına kurşun sıkmaz! Sınıf Kürt halkına karşı her yerde linç ve düşmansa, ezilen ulustan işçi ve emekçilere bin düşmandır! Kürt ve sınıf kiniyle tutum alacaktır. Sınırlar provokasyonların örgütlendiği, BDP Türk işçiler, kent ve kır yoksulları ise, Türk ve Kürt burjuvalarıyla sınıf halklar arasında değil sınıflar arasındadır. Gözlerden asla silinmeyecek binalarının kundaklandığı, hemen düşmanıdırlar. Sınırlar, duvarlar işte tam buradan çekilidir! her ilde bir işaretle yüzlerce, binlerce bu gerçeklik, "Yaşasın işçilerin birliği, şovenistin bir araya gelerek saldıracak Kürt avına çıktığı, televizyonlardan pervasızca "Kürtler cezalarını depremle buldu" mesajlarının verildiği, "ilahi ikaz" karikatürleriyle bir halkın acılarıyla alay edildiği günlerde, tarihe pek sessiz bir kayıt düşme bu! ğukta yaşam savaşı veren kardeşleriyle dayanışmak için yardım toplayan Eğitim-Sen'li öğretmen avında. Anayasaya bağlanan operasyonlar halkların kardeşliği" ruhuyla yeniden yeniden yükseltilmeli, her işçinin bilincine artık, artık silinmez harflerle kazınmalıdır. Ne tadımız ortak sizinle, ne acımız! 1999 depremini mezarda emekliliği parlamentodan geçirmek ve sermayeye bayram armağan etmek için kullanan, deprem vergisi icat eden, vergiyi kalıcılaştırarak emekçileri on yıldan fazladır soymayı başaran devlet, işçi ve emekçi için cellatlık ve ölü soyuculuktan başka bir işlevi olmadığını bir kez daha kanıtladı depreminden beri 32 bin okuldan sadece 276'sı, yaklaşık 10 bin hastaneden sadece 55'i güçlendirildi. Kardeşlik dayanışmada Türk devletinin ve yerel yönetimlerin adet yerini bulsun kabilinden ulaştırdıkları "yardımlar"a karşılık, Kürt halkı depremin yaralarını sarmak için bir ulusal seferberlik halinde örgütleniyor. Türkiye'nin dört bir yanından da devrimci ve demokratik güçler, kitle örgütleri, KESK'e bağlı sendikalar, TMMOB, Türk devlet ve belediyelerinin kanallarının dışından işçi ve emekçilerle birlikte Kürt halkının acılarıyla dayanışma sergiliyorlar. Gerçek "kardeş kokusu" kapitalizm enkazının altında sesleri birbirine karışan direşken kalp atışlarından, yaşam umutlarından, şoven histeriye inat sergilenen bu dayanışmadan yükseliyor. Devlet, olması gereken yerde! Peki "devlet nerede"? Irak sınırında, kara harekatında! ABD ve peşmerge işbirliği ve desteği sağlanmış olarak operasyonlarda sadece Güney Kürdistan değil Kuzey'deki dağ ve vadiler günlerdir bombalanıyordu. "Devlet nerede?" Van'da çadırların ulaştırılmamasını protesto eden binlerce Kürt emekçinin üzerine gaz bombalarıyla saldırıyor! Devletin Oslo görüşmelerini ve Öcalan'la görüşmeleri kesmesi, Suriye, füze kalkanı gibi konularla birleşik olarak ABD başta olmak üzere emperyalistlerle daha kesişen bir dış politika hattına geçmesiyle, Kürt ulusunu anayasal bakımdan en geri düzeyde haklara mahkum edecek bir politikayı fiilileştirmeye girişmesi, Kürt milletvekilerinin serbest bırakılmaması, KCK operasyon ve tutuklamalarının bütün illerde tırmandırılarak yürütülmesi, askeri operasyonların şiddetlendirilmesi, buna karşılık Kürt halkının "demokratik özerklik" ilanını fiilileştirmesi yeni anayasa süreciyle doğrudan bağlantılı gelişmeler olarak gerçekleşiyor. Şovenizmin aritmetiği! PKK'nin kara harekatına hazırlanan birliklere yönelik olduğunu açıkladığı eylemlerinde 26 askerin ölümünün ardından her depremde yatıştırıcı olarak başvurulan "ulusal ortak acı" edebiyatının bile geri plana atıldığı yeni bir saldırganlık dalgası başlatıldı. Sokakta yürüyen, anadilinde konuşan Kürtlere, BDP binalarına yönelik linç provokasyonlarının zinciri çözüldü. Şovenizm stadlara taşındı. Sermaye örgütleri, sendikalar, burjuva sivil toplum örgütleri 30 Ekim'de Türkiye'nin 7 ilinde 7 milyon kişinin katılacağı şovenist gösteriler örgütlemeye giriştiler. Şoven gösterilerle sağlanmak istenen yalnızca Kürt halkına gözdağı vermek değil! Aynı zamanda şovenizmle gözü dönmüş, kararmış, uyuşturulmuş işçi ve emekçilerin kölece çalışma ve yaşam koşullarına, işçi sınıfına yönelik kapsamlı saldırılara karşı göstermelik bir yumruk bile olamaması hedefleniyor! Sınıf bilinçli işçinin duruşu İşçi Meclisi, öncü işçileri askeri operasyonların durdurulması, kirli savaşa son verilmesi, Kürt ulusuna özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı taleplerine sahip çıkmaya çağırıyor. Başka bir ulusu ezen bir ulus özgür olamaz. Kürt ve Türk işçilerin kaderi, acısı ve zaferi birdir. Bu tarifsiz acılar geride bırakılmak, bitimsiz özgürlük ve zafer tadılmak isteniyorsa, dünyada milyonlarla yaşadığı bir ülkede dili bile tanınmayan bir halka, Kürt halkına karşı her türden ulusal inkar ve imhaya karşı tutum almak, egemen Türk ulusunun şoven milliyetçi zehir ve provokasyonlarını boşa çıkarmak öncü işçilerin görevidir. Yüzbinlercesi Batıda en ağır koşullarda, en pis ve güvencesiz işlerde, en düşük ücretlerle çalışmaya zorlanan Kürt işçilerine, üniversite eğitimi almak için bulundukları yerlerde her gün şoven saldırı tehditleri altında yaşayan Kürt gençlerine kalkan eller, karşısında öncü işçileri, gençleri bulmak zorundadır. Tekelci burjuvazi, işçi sınıfına Bir parmak işaretim, iki twit'imle 7 milyon kişiyi Kürt halkına karşı sokaklara dökerim, böylelikle Kürt halkının özgür iradesini ezmekle kalmam, aynı zamanda bu dumanlı havada kıdem tazminatından zamlara, ulusal istihdam stratejisinden kriz gerekçeli sıfır sözleşmelere dek bir bir geçirir, bir koyundan bakın kaç post çıkarırım' diye böbürleniyor. Hatta bu eylemlere Kürt halkı için elini sıcak sudan soğuk suya sokmamış Kemal Burkay gibi "şiddet Depremin de bir kez daha ortaya gösterdiği, bugün Türk ve Kürt işçilerden gizlenmek istenen gerçek şudur ki, bizim sizinle ne tadımız ortaktır, ne acımız!.. O enkazların altında kalanlar burjuvalar değil Kürt işçi ve emekçileri, kır ve kent yoksullarıdır. Egemen ulus şovenizmi, Kürt ulusuna bir düşmansa, ezilen ulustan işçi ve emekçilere bin düşmandır! Kürt ve Türk işçiler, kent ve kır yoksulları ise, Türk ve Kürt burjuvalarıyla sınıf düşmanıdırlar. Sınırlar, duvarlar işte tam buradan çekilidir! Bu sınırı hiçbir yanılsamaya meydan vermeden belirginleştirmek, esas tehlike olan ezen ulus milliyetçiliğinin azmasına ve Kürt işçisinin bilincindeki ezilen ulus milliyetçiliği perdesinin sürgit devamına meydan vermemek görevimizdir. Bunun için, "İşçilerin birliği, halkların kardeşliği" sloganını yükseltmeliyiz. Sınıf çıkarlarımız ve özlemlerimiz için, ulusların burjuvaziyle birlikte tarihe gömüleceği bir gelecek için, burjuvazinin değil bizim geleceğimiz için mücadele etmeliyiz. Ulusal sorunun, en küçük ayrıcalık ve önyargıya dek, zihinlerden, kalplerden ve dillerden silineceği sosyalizm yolunda mücadele etmeliyiz.

5 5 23 Ekim 2011 Pazar günü, saat 13:41 de merkez üssü Van Tabanlı Köyü olan 7,2 büyüklüğünde şiddetli bir deprem meydana geldi. Deprem 25 saniye sürdü. Son 12 yılın en büyük depremi 15 kentte hissedildi. Deprem Diyarbakır, Batman, Şırnak, Muş, Erzurum, Bingöl, Bitlis, Siirt, Mardin ile Güney Kürdistan da Duhok ve çevre yerleşim birimlerinde de hissedildi. Depremin en yıkıcı etkisi Erciş te yaşandı. Van Merkez, Erciş Merkez ve çevre köylerde onlarca bina yıkıldı. Bitlis, Adilcevaz, Ahlat, Muş ve çevre il ve ilçelerde de bir çok bina ağır hasar gördü. Depremin hemen ardından, büyüklüğü 5,5 e kadar varan, yüzlerce artçı deprem meydana geldi. Artçı depremlerin 2 ay kadar devam edebileceği belirtiliyor. Kurtarma çalışmaları halen devam ederken Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) 27 Ekim 2011 saat 14:00 itibariyle Van da yaşanan depremde depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 534, yaralıların sayısının 2300 olduğu bilgisini verdi. Enkazlar kaldırıldıkça bu sayının artacağı belirtiliyor 89 bin konutun bulunduğu Van Şehir merkezinde % 60 konutların hasar gördü. Şehir merkezinde 50 bin üzerinde çadır ve mevsimden kaynaklı 100 bin üzerinde battaniye ihtiyacı bulunmakta. Kızılay 27 Ekim 2011 itibariyle sadece 8 bin kişilik çadır kent kurdu. Van merkeze bağlı köylerde 27 Ekim 2011 tarihi itibariyle 72 can kaybı olduğu bildirilirken, yaralı sayısı konusunda kesin olan bilgilere ulaşılamamıştır. Depremde en yoğun yıkımın yaşandığı merkez Erciş ilçesi oldu. İlçenin merkezindeki çok katlı binaların % 80 i yıkıldı. Kentte 27 Ekim 2011 tarihi itibariyle arama ve kurtarma çalışmaları 50 binada devam ediliyorken arama ve kurtarma çalışmaları yetersiz kalıyor. Kentin dinlenme alanları olan kafelerin olduğu bölgede enkaz altında yüzlerce kişinin olduğu tahmin edilmektedir. Erciş merkez ve köylerinde çok sayıda ölü ve yaralı olduğu bilgilerine ulaşılmıştır. Her saat değişen bilgilerden dolayı İlçe ve köy bazındaki kayıplar hakkında net bir bilgi alınamıyor. Ercişe bağlı köylere hala tümüyle ulaşılmış değil, arama kurtarma çalışmaları tamamlanmamış ve hasar tespiti yapılmamış durumda. Depremin hemen ardından oluşturulan kriz masası, çadır ve battaniyenin en çok ve en acil ihtiyaç duyulan şeyler olduğunu belirtirken yaptığı çağrılarla çadır isteğini ve bu ihtayacın aciliyetini sürekli hatırlatıyor. Yapılan çağrılarda gönderilecek bir kamyon gıda ve giysi yerine bir adet çadır gönderilmesi isteniyor. Van a dörtbir yandan yardımlar akarken en temel sorun bu yardımların dağıtımında karşılaşılan organizasyonsuzluk olduğu görülüyor. Devlet burada işi kolaylaştırmak yerine sürekli zora sokan bir rol oynuyor. Van da deprem yıkımının etkileri kışında çökmesi ile daha da kötü yaşanıyor. Van halkı ise ilginin azalmasından ve yalnız bırakılmaktan korktuklarını belirtiyor. Bir kapitalist afet olarak yaşanan her depremin ardından devletin bir iş listesi vardır. Kısaca özetlersek, önce timsah gözyaşları dökülür, başbakanından bakanına, muhalefet partisi liderlerine dek "Milletimizin başı sağolsun" açıklamaları yapılır, deprem bölgesine koşulur, tuzluk gibi dizilinip halkın acıları sözde paylaşılır. Bu sırada gözler mümkünse yaşlı olmalı, yeni kurtarılmış küçük bir çocuğa ilgi gösterilmeli ve depremin simgesi olarak medyada işlenmelidir. Van depreminde şovenist bayrakların gölgesinde ve hiçbir inandırıcılık yaratmayacak tarzda yapılan ve ellere yüzlere bulaştırılan da bu oldu. Devletin iş listesinin "kırılma noktası", her depremde yardımların iletimi ve dağıtımı ile başlar. Burjuva devlet, ne için var olduğunu ve örgütlendiğini burada çırılçıplak gösterir. Canı burnunda, en yakınları enkaz altında kalmış, açıkta, soğukta, her şeyini yitirmiş kitlelerin acil beklentileri karşılanamaz, öfkeleri dizginlenemez olur. Devlet erkanı işçi emekçi kitlelerin öfkesini "deprem provokatörleri"ne bağlamayı ihmal etmez Van depreminde ise işin bu rutin akışı bozulmuş, şovenizm ve milliyetçiliğin azdırıldığı bir döneme denk gelmesinin yanında deprem yardımı dağıtımının devlet ve AKP ye yazması hedefi ve sergilenen umursamazlık, hoyratlık, en önemlisi ise ayrımcılık öne çıkarılmıştır. Depremde canlarını yitiren Kürt işçiler, kır ve kent yoksulları, bölgede çalışan öğretmenlerin altında kaldıkları binaların sorumluluğu katil inşaat burjuvalarına değil, köylülerin kendi olanaklarıyla yaptıkları kerpiç evlere biçilir. Ağızları sulanarak "Kral çıplak kardeşim. Kimse kusura bakmasın. Yeni bir şehir kurmak zorundayız." Eh, bir kağıt gibi yapılıp içinde oturanların üzerinde betondan mezar olan Van, "yeni bir şehir" olarak kurulmak üzere inşaat burjuvazisinin emrine amadedir artık, tıpkı yarın yüzbinlerin altında kalacağı İstanbul da olduğu gibi! Fakat devletin her deprem sonrası en tipik "açılımı" burjuvalara ve mülk sahiplerine yöneliktir. İşçiler, kır ve kent yoksulları yalnızca beton blokların altında kalmakla, en yakınlarını yitirmekle, bütün bunların psikolojik azabını çekmekle, prefabrik evlerde soğuktan titremekle, yerleştirildikleri evlerden ne zaman atılacaklar diye korku içinde beklemekle kalmazlar. Ancak çalıştıkları sürece yaşayabilen ücretli köleler, gelecekleri bir yana, bugünlerini kaybederler. Ya burjuvalar ve mülk sahipleri? Van örneğinde inceleyelim: Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Van daki vergi mükelleflerinin vergi borç ve cezalarının ertelendiğini açıkladı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Van daki vergi mükelleflerinin vergi borç ve cezalarının ertelendiğini açıkladı Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, depremde zarar gören çiftçilerle esnafın borçlarının erteleneceğini açıkladı. Sanayi Bakanı esnaf ve küçük işletmelere destek kredisi verileceğini ve bölgedeki yatırımcılara her türlü desteğin verileceğini söyledi. Çalışma Bakanlığı 3 aylık sigorta primlerinin 1 yıl erteleneceğini, "şartları uygun olan işletmelerin" işçilerine çalışamayacakları süreler için 1-6 ay 500 ila 1250 lira ödeneceğini açıkladı. Van burjuvazisi adına "Evet ama yetmez" diye ağzını açan Van Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı 5 yıllık bir ödeme planı ve faizsiz kredi istedi ve Van da "şartları uygun işletme"nin olmadığını açıkladı. Eh, zaten bu yardımdan yararlanmak için işçilerin 3 yıl içinde en az 600 günlük işsizlik sigortası primi ödemiş olmaları gerekiyor. Van da imalat sanayiinin kalbi organize sanayi bölgesinde atıyor. Buradaki KOBİ özelliğindeki 62 fabrikada 1200 işçi çalışıyor. Nüfusun yüzde 77'si ise tarım, küçük baş hayvancılık ve hayvan ürünlerini işleyen sanayide çalışıyor. Van OSB deki Van dışından gelen tek yatırımcı Demirören grubu olacak. Hükümetin geliri bin 500 doların altındaki illere yatırım teşviki sağlayan yasayı çıkarmasından sonra Van a yönelen Demirören grubu 1.7 milyon dolara LPG dolum tesisi kurulacağını açıkladı. Yasal ve yasadışı sınır ticareti ile turizmin önemli bir sermaye birikim alanı olduğu Van da İran, Türkmenistan, Rusya gibi ülkelere yönelik yat ve tekne tersaneciliği de bu yıl başladı. İşte "kalkınma" kategorisinde 81 ilin 76.sı olan Van da deprem sonrasında devletin "destek açılımı" Kürt işçilerine, kır ve kent yoksullarına değil, Kürt KOBİ burjuvalarına ve kapitalist büyük toprak sahiplerine gidiyor!

6 6 "Van için tek yürek" sloganı altında 10 TV şirketinin, çok sayıda dizi film yıldızının da katılımıyla yaptığı ortak canlı yayın organizasyonunda Van depremzedeleri için 62 milyon lira toplandı. Program tam anlamıyla bir burjuva sivil toplumcu yönetişim organizasyonuydu. Dişinden tırnağından artırabileceği 5-10 lirası bile olmadığı için evindeki katalitik sobayı veren, cep telefonunu, ev eşyasını satarak parasını veren, çocuğunun kumbarasını kırıp veren işçi ve emekçilerin Van daki emekçi kardeşleriyle dayanışmasıyla; hepi topu 20 kadar burjuvanın şirketlerinin reklamlarını yaparak ve vergiden düşerek -yani yine işçi ve emekçilere yıkarak- verdikleri, en büyüğü 3 milyon liralık iki yüzlülük "yardımları" aynı kefeye konuldu. "Hayırsever" burjuvaların -ki içlerinde depremde kağıt gibi çöken kamu binalarından nemalanan mütaahhit şirketleri bile vardı- sadaka niyetine ve reklam için verdikleri toplamı milyon lirayı bile bulmayan meblağlar uzun uzun alkışlatıldı, gözyaşları içinde bu leş kargalarının işçi-emekçi düşmanlığını perdeleme çabasının, işçi-emekçileri bir de bu yolla avlayıp aldatmasının aracı yapıldı. Burjuva "hayırseverliği" mi dediniz? Burjuva "hayırseverlerin" sadaka niyetine ve reklam için, hem de vergiden düşmek üzere ortaya attıkları milyon lira için, gözyaşları içinde koşup onların boyunlarına atılmamazı, onlarla "tek yürek" olmamızı mı bekliyorsunuz? Hayır efendiler! Türkiye de yalnızca bankaların yalnızca 2011 Mart ayı karları 3 milyar liradır. Yalnızca Koç Holding in 2010 yılı net karı 1 milyar 700 milyon liradır. Burjuvazinin bu milyar ve milyarlarca liralık karları, milyonlarca işçi ve emekçiyi sefalete sürükleyerek, onların emeklerine, kanlarına, canlarına, yaşamlarına el konularak yapılmış karlardır. Bu milyarlarca ve milyarlarca liralık karların içinde, Kozlu daki, Davutpaşa daki, Ostim deki, Tuzla Tersanelerindeki iş cinayetlerinde öldürülen işçilerin kan ve ceset parçaları da vardır. Bu milyarlarca ve milyarlarca liralık karların içinde, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesinden, eğitim, sağlık, emekliliğin özelleştirilmesinden gelen karlar da vardır. Bu milyarlarca ve milyarlarca liralık karların içinde, burjuva devletin kitlelerden topladığı ve buharlaşıp o "hayırsever" burjuvaların cebine giriveren 2 milyar liraya yakın "deprem vergisi" vardır. Bu milyarlarca ve milyarlarca liralık karların içinde, altında yüzlerce emekçiyi bırakarak kağıt gibi eriyen binaların çürük üretimiyle sağlanan kar artışları vardır. Bu milyarlarca ve milyarlarca liralık karların içinde TV lerin, dizilerin, şikeci spor endüstrisinin söylediği yalanlar vardır. Bu milyarlarca ve milyarlarca liralık karların içinde Kürt halkına yağdırılan kurşunlar ve bombalar vardır. "Türkiye nin doğusuyla batısıyla, zenginiyle yoksuluyla, işçisiyle işadamıyla tek yürek" olmasını mı bekliyorsunuz? Bütün bunları o milyarlarca ve milyarlarca liralık karlarınızdan, onları daha da büyütebilmek için önümüze attığınız sadakayla mı bekliyorsunuz? Van çıkışlı bir burjuvanın Van a, tabii ki bölgesel asgari ücretle deprem yıkımı içindekileri köleleştirip sömürmek üzere, "500 kişilik tekstil fabrikası yatırımı" vaat etmiş olmasına sevinmemizi mi bekliyorsunuz? "Büyük acılar karşısından tüm ayrımlar biter" öyle mi? Hayır efendiler! Sizin sadakalarınız sömürdüğünüz ve ezdiğiniz işçi sınıfının, yoksul emekçilerin, ezilen Türkiye'de son günlerde tırmandırılmak istenen ırkçı ve şovenist saldırganlığa ve Van'da meydana gelen depremin özellikle kadın ve çocukları etkileyen boyutuna dikkat çekmek için Adana Kadın Platformu bileşenleri tarafından bir basın açıklaması gerçekleştirdi. İnönü Parkı'nda "Oh olsun deme ırkçılığa dur de!", "Wan Ne Bexwediye!" pankartı altında bir araya gelen kadınlar, "Deprem değil kapitalizm öldürüyor!", "Deprem Erciş'de devlet nerede?", "Yaşasın hakların kardeşliği!" dövizleri taşıyarak gerçekleştirdikleri eylemde halktan toplanan onlarca vergi kaleminden biri olan deprem vergisinin, Van da kara kışın arifesinde, evsiz, aç ve kış şartlarına karşı sokakta savunmasız binlerce insan yardım beklerken nereye harcandığının hesabı sordu. Okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi: "Depremin Kürt ulusunun sonsuz acılarının yalnızca üstünü örtmek içindir. İşçileri, emekçileri, Kürtleri, kadınları her gün sonsuz acılarla öğüten kapitalist sisteminizin üstünü örtmek içindir. Bu sistemdeki uzlaşmaz sınıf ayrım ve çelişkisinin, ezen ulus-ezilen ulus ayrım ve çelişkisinin üstünü örtmek içindir. Fakat bu programanızla da bunu başaramadınız ve başaramazsınız. Programınız, devletten gelen "toplanan paraların kriz merkezine teslimi" uyarısıyla bitti! Bu paralar da deprem vergilerini iç edip burjuvalara akıtan devlete gidecekti. İşçi emekçilerin Van daki emekçi kardeşleriyle, Türk işçi ve emekçilerin Kürt kardeşleriyle tek yürek olması değildi çünkü istenen! İşçiler ve emekçiler, Van daki sınıf kardeşleriyle, Kürt kardeşleriyle değil, burjuvazi ve devleti ile "tek yürek" olmalıydılar! Dayanışma, yardımlaşma lazımsa, işçilerin ve emekçilerin tüm yapacağı pamuk eller olduğu saatlerde ATV de program sunan Müge Anlı ve Haber Türk kanalının sunucusu Duygu Canbaş'ın ırkçı, kin ve nefret dolu cümlelerini bizde nefretle kınıyoruz. Yüzlerce insanımızın öldüğü ve göçük altında kurtarılmayı beklediği günlerde böylesi açıklamalar yapmak nasıl bir insanlıktan vazgeçiştir. Özellikle depremin en fazla kadınları vurduğu ve en fazla mağduriyeti kadınların yaşadığı Sizin sadakalarınız sömürdüğünüz ve ezdiğiniz işçi sınıfının, yoksul emekçilerin, ezilen Kürt ulusunun sonsuz acılarının yalnızca üstünü örtmek içindir. İşçileri, emekçileri, Kürtleri, kadınları her gün sonsuz acılarla öğüten kapitalist sisteminizin üstünü örtmek içindir. Bu sistemdeki uzlaşmaz sınıf ayrım ve çelişkisinin, ezen ulus-ezilen ulus ayrım ve çelişkisinin üstünü örtmek içindir cebeydi, bir kez daha burjuvazinin iştahına sunulacak toplanan yardım paralarıyla, işçi sınıfının ve emekçilerin aslında burjuvazi ve devleti ile "dayanışması ve yardımlaşması" idi, gerisini burjuvazinin işçi sınıfı ve Kürt halkı üzerindeki "tek devleti" yapardı! Başaramadınız ve başaramazsınız! Programınız, dişinden, asgari yaşam olanaklarından kıstığı, ya da parası olmadığı için evindeki eşyasını satıp verdiği dayanışma çabasıyla, bir dizi işçi, kamu çalışanı sendikasının tabanlarından gelen dayanışma seferberliğiyle, atık kağıt işçilerinin Van daki kardeşleri için topladıkları karton paralarıyla., burjuvaların iki yüzlü sadakalarının "tek yürekliğini" değil, bunlar arasındaki sınıfsal, toplumsal, insani her açıdan derin ayrım ve karşıtlığı sergilemekten başka işe yaramadı. bir durumda kadınlar tarafından bu açıklamaların yapılması ise hem cinsine hem insanlığına ne kadar uzaklaştığını gösterir. Bu felaketten sevinç duyan ruh hali çok açık ki ırkçılıktır. Deprem gündüz saatlerinde olduğu için kadın ve çocuk ölümleri çok daha fazla. Ayrıca sağlık hizmetleri yetersiz olduğu için tedavi hizmetleri de aksamakta. Başbakan'ı savunmacı açıklamalar yapmak, depremzedelere gaz bombaları atmak yerine arama, kurtarma ve yardım seferberliğine çağırıyoruz. Ayrıca ilk gün bu yana Adana'da faaliyet yürüten kurumlar ve Adana Kadın Platformu olarak da Van halkıyla dayanışmak için yardım kampanyası başlattığımızı bir kez daha bu vesileyle duyurmak istiyoruz." Eylem "Yaşasın halkların kardeşliği", "Jin jiyan azadi", "Biji Biratıya Gelan", "Yaşasın kadın dayanışması" sloganları ile sonlandırıldı.

7 Sendikal Güçbirliği Bileşenleri Adana Bölge Toplantısı 22 Ekim 2011 tarihinde Adana da gerçekleştirildi. Toplantıya başta Belediye-İş, TÜM- TİS, Petrol-İş üyesi olan yaklaşık 500 işçi katıldı. Bu toplantı sonrasında sırasıyla Diyarbakır, Ordu ve Ankara da toplantılar planlanıyor. Son toplantı ise İstanbul da olacak. Açılış konuşmasını yapmak için Basın-İş Genel Başkanı Yakup Akkaya kürsüye geldi. Bu sırada bir işçi "Başkanım 24 şehit için saygı duruşu istiyoruz" dedi. Bunun üzerine Akkaya, "Oslo ve Habur açılımlarıyla elinde silah tutan teroristi muhatap alan AKP suçludur. Biz ne kadar emekten bahsetsek te bu ülkede terör sorunu var" deyip saygı duruşuna davet etti. Ardından İstiklal Marşı da okundu. İstiklal Marşı sonunda "Yaşasın Halkların Kardeşliği" ve "Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği" şeklinde sloganlar atılsa da, salonun sıcak havası bir anda olumsuz etkilendi. Akkaya, temel vurgusunu Anti-AKPcilik üzerine kuran konuşmasını, tüm bu saldırılara karşı sesini çıkarmayan Türk-İş yönetimini eleştirek "Yeni bir sendikal anlayış kurmak için bu yola girdik ve sizin gücünüze ihtiyacımız var" diyerek bitirdi. Açılış konuşmasının ardından toplantının nasıl işletileceğine işaret edildi. Toplantının "daha sağlıklı" ilerlemesi için işçiler yorum yapmadan soru soracaklardı ve Başkanlar da cevaplayacaklardı! Bunun nasıl olacağı ilk konuşmacı da gösterildi. İlk sözü alan, kapanan Özbucak fabrikasında çalışan TEKSİF üyesi bir işçi idi. İşyerlerinin kapanarak, tazminatlarını bile alamadan kapı önüne konulmuşlardı. "Çalışan bir sendika" istiyordu. Ama konuşması "Sorunuz neydi" diye kesildi. Malum yorum yapma hakları yoktu sadece soru sorabilirlerdi. Toplantının bu şekilde yönetilmesi, kürsüdekilerle işçiler arasındaki uçurumu daha fazla büyütmekten başka bir işe yaramadı. Toplantıda işçilerin "yorumsuz" soruları ardından, Genel Başkanlar sırayla söz alıyorlar, ilk önce neden bir araya geldiklerini dair uzunca bir açıklama yapıyor ve arkasından sorulara kısa cevaplar veriyorlardı. Bu toplantı tarzı bir süre sonra "Herhangi bir TV programına katılan konuklar ve onlara soru sormak için gelen seyirciler" ortamını doğurdu. "İşten çıktım tazminatımı vermediler ne yapabilirim", "Ben borcumdan dolayı işimden ayrılmak zorunda kaldım, geçmişe dönük ne yapılabilir", "Irak ta 5 yıl çalıştım ama sadece 160 gün sigorta yatırmışlar, ne yapabilirim" gibi sorulara toplantıyı yöneten Basın-İş Genl Başkanı tarafından verilen cevaplarda bir o kadar ilginçti. "Sorununu ve iletişim bilgilerini bir kağıda yaz. Ben ilgilenip sana döneceğim " Tüm bunlara rağmen, işçi sınıfının yakıcı sorunlarına dair soru ve öneriler de geldi. Her ne kadar bu sorular Genel Başkanların uzun ve işçilere gaz vermeye dönük konuşmaları arasında etkisizleşse de tabanın sesi olarak kayıtlara geçti. Toplantıdan notlar * Toplantı başında "işçilerden yorum yapmadan soru sormaları" isteği, yöneticiler ve yönetilenler şeklindeki ayrımını tüm açıklığı ile gösterdi. *Salon sıcak ve havasız ortamında etkisiyle, ilk yarım saatte yarı yarıya boşaldı. Bu durum Genel Başkanlar tarafından kendilerine yapılmış saygısızlık olarak yorumlandı. Petrol-İş Başkanı "Biz ta İstanbul dan gelmişiz. Arkadaşların çoğu dışarda. Bu durum beni çok rahatsız etti. Kalkıp gitmemek için kendimi zor tutuyorum" diyerek işçilerin içeri çağrılmalarını istedi. Hava-İş Başkanı ise "Evet, burası sıcak ama işçi sınıfını daha da sıcak günlerin beklediğini" söyleyerek işçileri kınadı. *Konuşan bütün genel başkanlar bir 7 araya geliş amaçlarının, Aralık ayındaki Türk-İş Genel Kurulu'nda yönetimi almak olduğunu söylerken, bazıları yönetimi alsalar da alamasalar da güç birliğinin secimlerden sonra da devam edeceğini söylediler. *İşçi sınıfı ve sınıfın gücü sık sık vurgulansa da karşısına açıktan burjuvaziyi ve kapitalizmi koymak hiçbirinin aklına gelmedi. Düşman AKP hükümeti ve yakın hedef olarak da Türk-İş yönetimi gösterildi. *Genel başkanların birçoğu, konuşmalarını "sizler ve biz", "yöneticiler ve işçiler" ayrımı üzerine kurdular. Konuşmalarda, "Siz destek verirseniz", "Bizimle var mısınız", "Sizinle gurur duyuyoruz", "Yüzümüzü sizlere döndük", "Biz bu süreci sadece genel başkanlar düzeyinde yönetmeyeceğiz, "Türk-İş yönetimine gelince de sizlerle birlikte yöneteceğiz", "Bu seçimi kazanmak için hepinizin çalışmasını istiyoruz. Bütün delegelerle teker teker ilişkiye geçmenizi istiyoruz", "Sizleri layıkıyla temsil edecek Türk-İş yönetimini hep beraber yaratacağız" gibi vurgular sıklıkla kullanıldı. *Salonun başındaki şehit ve İstiklal Marşı vurgusuna tek karşıt yorum "Biz barışı savunacağız ve savaşa karşı olacağız" diyen TÜMTİS Genel Başkanı'ndan geldi. *Salonda dikkat çeken başka bir nokta kadın işçi sayısıydı. Salonda yok denecek kadar az kadın işçi bulunuyordu. *Mersin Limanında işten çıkarılan "Liman İşçisiyle Dayanışma Fonu" şeklinde bir stand açarak gelen işçilerden destek istediler. DİSK, KESK, TTB ve TMMOB tarafından Aralık 2011 tarihinde Ankara da İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkezi nde gerçekleşecek olan İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi gerçekleştirilecek. Taşeron İşçiler, Güvencesiz İşçiler, İşsizler, Tersane İşçileri, Kot Kumlama İşçileri, Atık Kağıt İşçileri, Ev İşçileri, Mevsimlik Tarım İşçileri, Kadın İşçiler başta olmak üzere tüm işçi sınıfının sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarının yaratılması ve bunun için mücadele yolları tartışılacak. İşçi Meclisi okurlarınında çeşitli konularda sunumlarla katılacakları Kongre için çağrı metni: "Hoş geldiniz, güç verdiniz Küresel kapitalizmin sosyal-politika ve bu bağlamda da işçi sağlığına yeni riskler ve çıkmazlar eklediği, üretim ve ürün güvenliğini önceleyip "emeğin sağlıklı olma hakkı"nı gasp ettiği bir rekabet ortamında; emeğin kolektif cephesinde bir örgütlenmeye-direnç geliştirmeye ihtiyaç var Ve bu ihtiyacı karşılamak üzere bir aradayız. Sosyal duyarlıktan arınmış siyasal iktidarların tercihleri artık sermaye çıkarlarını ve gereksinimlerini çok daha doğrudan yansıtmakta iken; işçiler/emekçiler için "dibe doğru yarış" devam etmektedir. Küresel kapitalizmde sağlık, firmaların finansal raporlarında aranırken, işçilerin/emekçilerin sağlık raporları ve çalışma ortamlarının güvenli olması ise işverenin terminolojisinde yer almamaktadır. Çalışma yaşamının her aşamasında sağlık gündemimize girmişken, sağlığı yaşam kavramıyla eşdeğer kılmışken ve iş kazaları, meslek hastalıkları ile işe bağlı hastalıklar işçiler/emekçiler için karabasana dönmüşken; en temel insani gereksinimlerle birlikte sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkını talep edecek olanlar elbette ki çalışanlardır. Ve bu hak ne işverene devredilebilir ne de yalnızca mesleki-teknik bir konu olarak görülüp işin öznesi sürecin dışına itilebilir. Bu nedenle; DİSK-KESK- TMMOB-TTB olarak İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi ne "sağlık için mücadele ve mücadele için sağlık" haykırışıyla sahip çıkıyor, emeğe/ emekçiye karşı bir sorumluluk duygusu olan herkesi(mi) bu kongrenin doğal ortağı olarak görüyoruz. Soruların bilimsel, sorunların da politik olduğunun bilincinde olanlarla birlikte bilimsel-politik bir kongreyi gerçekleştirmek dileğiyle " Kongre Programı ve iletişim için: iscisagligikongresi.org

8 8 Bizim ihtiyaç ve özlemlerimiz, istemlerimiz neyse anayasa da odur. Nasıl bir yaşam istiyoruz? Sömürülmeye ve ezilmeye, bizi sömüren ve ezen burjuva sınıf tarafından yönetilmeye devam etmek mi, kendi yaşamımızı kendimizin kuracağı, ihtiyaç ve özlemlerimizi gerçek kılacak, kendi kararlarımızı kendimizin alacağı biçimde kendimizi yönetmek mi? İşte nasıl bir anayasa istediğimizin cevabı bu soruların cevabı olacaktır. Yeni bir yaşama olan ihtiyacımızdan, özlemlerimizden doğmalıdır bizim anayasamız Bu anayasa nasıl hazırlanıyor? Egemen sınıf partileri, milletvekilleri, tekelci sermaye kuruluşları, medyadaki sözcüleri, yeni bir anayasadan ve bunun nasıl olması gerektiğinden söz ediyorlar. Girilen dönemin siyasal gündemini anayasa konusu oluşturuyor. Soruyoruz: Bu anayasa için fabrikalarda işçi toplantıları mı yapıldı? Emekçi mahallelerinde kadınlarla toplantılar düzenlenip ne istiyorsunuz, çarşıda-pazarda durum ne diye mi soruldu? Okullarda öğrenci forumları yapılıp gençlere nasıl bir gelecek istiyorsunuz sorusu mu soruldu? Kirli savaşta ölen gençlere, Kürt halkına soruldu mu? Hayır! Bunların hiç birisi olmadı. Eğer bunlar olsaydı, anayasa işçilere, kent ve kır yoksullarına, Kürt halkına, kadınlara, gençlere, çocuklara sorulsaydı onların söyleyecekleri bambaşka şeyler olurdu. Bu anayasayı kimler hazırlıyor? Bu anayasa fabrikalarda, mahallerde, işçi kahveleri ve işçi evlerinde değil başka yerlerde konuşuldu. Başka yerlerde hazırlandı. Başka yerlerde pişirilip önümüze konuyor. Yeni anayasa taslağı AKP'nin tekellere hizmet eden bir kaç profesöre ısmarlamasıyla hazırlanıyor. Plazalarda, meclis koridorlarında, kulislerde, sayısız burjuva kurum ve kişi ile görüşülerek pişiriliyor. Burjuva partileri, TÜSİAD, MÜSİAD, TUS- KON gibi sermaye örgütleri, medya patronları, bürokratları, köşe yazarları anayasayı konuşuyor ve kendi sınıf çıkarları için bir anayasa hazırlıyorlar. Bu şekilde hazırlanan anayasa yarın meydanlarda "herkesin anayasası", "birey hak ve özgürlüklerinin anayasası", "ileri demokrasinin anayasası" olarak sunulacak. Bundan dolayı bu anayasada işçiler, işçi sınıfı yok. Bundan dolayı bu anayasa da emekçi kadınlar yok. Bundan dolayı bu anayasada gençler, öğrenciler yok. Bundan dolayı bu anayasada çocuklar yok. Bundan dolayı bu anayasada istemlerini sokaklarda haykıran Kürt halkı yok. Bundan dolayı bu anayasa tekellere, bankalara, holdinglere, vakıflara, plaza ve villalara, bunların hepsinin sahibi burjuvaziye sınırsız özgürlük sağlarken; işçilere, kent ve kır yoksullarına, kadınlara, gençlere daha ağır koşullarda yaşamayı, daha fazla sömürülmeyi ve geleceksizliği vaat ediyor. Bundan dolayı bu anayasayla işçinin sahip olduğu son haklar da elinden alınırken birey olarak daha fazla sömürüleceği ve köleleşeceği kapitalistlerin Kölece Çalışma Stratejisi ne mahkum ediyor. Bundan dolayı bu anayasada işçiler, işçi sınıfı yok! Neden işçilere kent ve kır yoksullarına, emekçi kadınlara, gençlere, Kürt halkına sorulmuyor? Anayasa için işçilere sorulsaydı, işçinin vereceği yanıt: Neden sefalet ücretiyle çalışıyoruz? Neden saat çalışıyoruz? Neden cumartesi pazar demeden çalışıyoruz? Neden çocuğumun yüzünü göremiyorum? Neden bunca çalışmama karşın en temel ihtiyaçlarımı dahi karşılayamıyorum? Neden çoğumuz işsiziz? Neden yaşamım ve geleceğim kapitalistin iki dudağı arasında söze bağlı ve her an işten çıkartılma tehdidi altındayım? Neden sendikalaşmak istediğim zaman işten atılıyorum? Neden seçtiğim sendikayla toplu sözleşme yapamıyorum? Neden grev hakkımı kullanamıyorum? Neden köle gibi çalışıyor, köle gibi yaşıyorum? Neden daha fazla çalıştıkça daha fazla köleleşiyorum? Benim için hak ve özgürlükler bunlardır, bunların değişmesidir. Bunlar yoksa, gerçekleşmiyorsa bir işçi için hak ve özgürlükler de yoktur. Siz hangi "ileri demokrasi"den, siz hangi "hak ve özgürlükler"den söz ediyorsunuz? Sizin anayasanız bunlardan hangisini değiştirecek, bir tekini dahi değiştirecek mi? İşçilerin ücretli köle olduğu, çalışma köleliğine mahkum olduğu yerde özgürlükten söz edilemez, diyecektir. Bu anayasa için emekçi kadınlara sorulsaydı; Neden çarşıya pazara çıkamıyorum? Neden hem işte hem evde köleyim? Neden siyasal, toplumsal, kültürel bakımdan eşit değilim?.., diye başlayacaktı sorular. Bu anayasa gençlere sorulsaydı; Neden harç ve kredilerle geleceğim ipotek altında? Neden işsizim ve gelecek güvencem yok, denilecekti. Bu anayasa Kürt halkına sorulsaydı; anadilde eğitim hakkından başlayacaklar, kendilerine yeni anayasada da "Türk milleti" demeye devam eden ulusal inkarcılığa derhal son verilmesini isteyecekler, ve kendi kaderlerini özgürce tayin hakkını hiç bir koşula bağlı olmadan kullanacakları, kendilerine ait bir hak olduğunu, bunu tanımayan bir anayasanın ise ezilen ulusun köleliğini sürdüren bir anayasa olacağını söyleyeceklerdi. Sorular birbirini izleyecek, ilk elde bunlar söylenecekti. Bundan dolayı bu anayasa, işçilere, emekçi kadınlara, gençlere, Kürt halkına, kirli savaşta ölen gençlere sorulmadan hazırlandı. Bize sorulmayan bir anayasada biz yokuzdur. Bu anayasada işçiler ve işçi sınıfı yoktur! İşçilere vaadi daha fazla çalışma ve daha çok sömürülme olan bir anayasada işçiler için özgürlük yoktur! Ücretli kölelik sistemi olarak kapitalizmi, neoliberal burjuva demokrasisini geliştirerek güçlendirecek olan yeni anayasanın getirdiği özgürlük değil köleliktir. İhtiyaçlarımızın, özlemlerimizin ne olduğu sorulmuyor ve daha hazırlanırken dahi bir kez daha köle olduğumuz hatırlatılıp sermaye örgütleri ve partileri tarafından hazırlanacak anayasayı kabul etmemizi, onaylamamızı istiyorlar. Maaşlı profesörlerine hazırlattıkları, plaza ve villalarda, meclis koridorlarında pişirilen, burjuva partileri ve medya tarafından servis edilen anayasaya "evet" dememizi isteniyorlar. Fabrikaların emekçi mahallelerinin, özgürleştireceğimiz sokak ve meydanların anayasası İşçiler, kent ve kır yoksulları, emekçi kadınlar, gençlik, Kürt halkı sadece ve sadece bu nedenle dahi bu anayasaya "hayır" demeliler. Sermaye örgütleri ve burjuva partilerin hazırladıkları anayasanın onaylayıcısı, katılımcısı ve destekçisi olmayı reddetmelidirler. Reddetmekle de kalmayıp sömürülen ve ezilen sınıf, ezilen cins ve ezilen ulus olarak kendi istek ve özlemlerini dile getirecekleri kendi anayasalarını hazırlamalılar. Kendi kararlarını almalı; seslerini fabrikalardan, okullardan, sokaklardan, meydanlardan yükseltmelidirler. Kendi iradesini ortaya koyamayan bir sınıf, işçi sınıfı, kendisini sömüren sınıfın, burjuvazinin egemenliğini kabul eder ve onun aldığı kararlara, hazırladığı anayasaya boyun eğer. Köle olmaya ve köle olarak kalmaya da mahkumdur. Özgürleşmemiz buradan başlamalı, kölelik zinciri buradan kırılmalı, egemen burjuva partileri, sermaye örgütleri tarafından hazırlanan, yazılan ve onaylamamız için önümüze konulacak olan anayasaya sırtlarımızı dönmeliyiz. Öncü işçiler, bir araya gelmeli, kendi sözlerini söyleyecekleri, kendi anayasalarını hazırlayıp kapitalistlerin anayasasının karşısına dikecekleri toplantılara başlamalıdırlar. Her platformda, her yerde kendi sözlerini söylemeli, bir işçi platformu oluşturmalıdırlar. Bizim ihtiyaç ve

9 özlemlerimiz, istemlerimiz neyse anayasa da odur. Nasıl bir yaşam istiyoruz? Sömürülmeye ve ezilmeye, bizi sömüren ve ezen burjuva sınıf tarafından yönetilmeye devam etmek mi, kendi yaşamımızı kendimizin kuracağı, ihtiyaç ve özlemlerimizi gerçek kılacak, kendi kararlarımızı kendimizin alacağı biçimde kendimizi yönetmek mi? İşte nasıl bir anayasa istediğimizin cevabı bu soruların cevabı olacaktır. Yeni bir yaşama olan ihtiyacımızdan, özlemlerimizden doğmalıdır bizim anayasamız. Fabrikada, işletmelerde, okulda, evde, kahvede her yerde anayasa konuşulmalı; işçiler, kent ve kır yoksulları, emekçi kadınlar, Kürt halkı, toplumun sömürülen ve ezilen her kesimi "söz bizim" diyerek kendi ihtiyaç ve özlemlerini dile getirmeli, bu ihtiyaç ve özlemlerin anayasasını yazılmalıdır. Kendi kararlarını kendilerinin alacağı anayasayı, kendilerini yönetmenin anayasasını yazmalıdırlar. İşçi sınıfı, kent ve kır yoksulları; Kürt halkı, emekçi kadınlar, gençler, öğrenciler, öğretmenler, sağlıkçılar, mühendisler kendi anayasalarını kendileri yazmalıdır. Sömürülen ve ezilen sınıfın diliyle, ezilen cinsin ve ezilen ulusun diliyle yazmalıdırlar. Tekellerde, plazalarda, villalarda, meclis koridorlarında hazırlanan burjuvazinin anayasasının karşısında işçilerin, kent ve kır yoksullarının, Kürt halkının, kadın ve gençlerin, fabrikalardan, mahalle ve sokaklardan, okullardan toplantılarla, ortak açıklamalarla, grevlerle, yürüyüşlerle söyleyecek sözü, yazılacak anayasası olmalıdır. Plaza ve villalarda, meclis koridorlarında yazılan değil fabrikalardan, mahallelerden, sokaklardan, okullardan yazılacak bir anayasa! Özgürleşen 9 meydanlardan, sokaklardan yazılacak bir anayasa! Birinci maddesinde "insanın insan tarafından sömürülmesi suçtur; ücretli kölelik sistemi kapitalizm yıkılmalıdır" yazacak olan mücadelenin anayasası. Burjuva anayasası, burjuva sınıf egemenliğinin aracıdır. Burjuva partilerin, tekelci sermaye örgütlerinin hazırlayacağı ve kabul ettireceği bir anayasa, geleceğimizin bağlanması, köleliğimizin sürmesidir. Bugünümüze ve geleceğimize burjuvazinin ve anayasasının hükmetmesine izin vermeyelim. Fabrikaların, emekçi mahallerinin, özgürleşen sokakların, meydanların anayasasını yazalım. - Tekellerin, plazaların, villaların, sermaye örgütlerinin, burjuva partilerinin anayasasına karşı sosyalist işçi anayasası! - Burjuva demokrasisine karşı sosyalist işçi demokrasisi! - Burjuva parlamentosuna karşı sosyalist işçi konseyleri! Siyasal-hukuki üstyapıdaki dönüşümün yeni bir hız kazandığı son 1 yıldaki yasa değişiklikleri, yeni anayasanın işçilere ne getireceği konusunda güçlü bir fikir vermektedir. "Torba Yasa" diye bilinen değişiklik paketinde en ciddi değişiklikler İş Yasası, İşsizlik Sigortası Yasası, Devlet Memur Yasası, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Yasası'nda yapıldı. Tümünde işçi sınıfını doğrudan vuran yeni neoliberal düzenlemeler ile yeni hak gaspları gerçekleştirildi. İş güvencesine ve sağlığa birer darbe daha indirildi. Geçici, güvencesiz ve esnek çalışmanın önü biraz daha açıldı. Kamu işçi ve memurlarını askıya alma, kapsam dışına çıkarma, ilgisiz farklı kurumlara devrederek tasfiye etme uygulamaları genişletildi. Sosyal güvenliğin özelleştirilmesi ve sermayeleştirilmesinde bir adım daha atıldı. İşsizlik fonu sermaye yağmasına açıldı. Mart 2011'de Anayasa Mahkemesi, Tekel işçilerinin direndiği (İş Yasası'nın, işçi ve memur statüsünün, sosyal güvenliğin kapsamı dışında bulunan) 4/C ve benzer kapsam dışı çalıştırma, kamu işçilerini ve memurları tasfiye uygulamalarını onayladı. Anayasa Mahkemesi, henüz olmayan yeni anayasayı fiilen işletmiş oldu! Nisan 2011'de YÖK, sitesinde yeni bir Yüksek Öğretim Yasası hazırlığında olduğunu açıkladı ve bir "yasa taslağı perspektifi" yayınladı. Taslağın özünü, üniversitelerin tam neoliberalize edilmesi,kapitalist rekabete açılmasıve kar mantığıyla işletilmesi oluşturuyor. Eylül 2011'de Milli Eğitim Bakanlığı, küresel tekelci sermaye standartlarına dayalı "insan kaynakları yönetimi"ne geçileceğini belirleyen bir Kanun Hükmünde Kararname çıkardı. Bu KHK ile "milli" olmaktan çıkarılan eğitim bakanlığı ve bürokrasisinin tamamen kapitalist bir şirket,eğitim sisteminin de tamamen bir sermaye sektörü ve karlılık unsuru olarak yeniden tanımlanmasına bir geçiş yapılıyor. KHK'nın gerekçesi: "Küresel rekabet gücüne sahip bir ekonomik sistemin gerekleri "! Genç-Sen kapatıldı. Daha önce de Emekli-Sen, Çiftçi-Sen e de kapatma davaları açılmıştı ve bu davalar sürüyor. Sağlık ve sosyal güvenlikte neoliberal dönüşüm programları çerçevesindeki yasal düzenlemeler, sendikalar ve grev lokavt toplu sözleşme yasalarındaki yeni düzenleme tasarıları (TÜSİAD 12 Eylül Anayasası ndaki grev yasaklarının aynen korunmasını istiyor!), memurlara grev yasağı, son dönemde bir dizi grevin "kamu sağlığı" ve "ulusal güvenlik" nedeniyle yasaklanması Yalnız bu örnekler bile yeni anayasanın, İş Yasası, Devlet Memuru Yasası, Sosyal Güvenlik Yasası, Kamu Yönetimi Temel Yasası, Milli Eğitim Temel Yasası, Yerel Yönetimler Yasası vb dahil, hangi doğrultuda nasıl yeniden düzenleneceğini, işçi sınıfına ne getireceğini açıkça ortaya koymaktadır. İşçi sınıfının her türlü hak ve mücadele kazanımının gaspı, sendikaların, kamu istihdam ve kısmi güvencelerinin tasfiyesi, esnek, güvencesiz, patrona mutlak itaata koşullanmış ve ağzından çıkacak bir söze bakan çalışma biçimleri, eğitim, yüksek öğretim, sağlık, sosyal güvenlik, belediye dahil toplumsal yaşamın her alanının azamimetalaştırılması, sermayeleştirilmesi ve (toplumsal hak ve ihtiyaçlara tam karşıt) azami sermaye karlılığı (ve kapitalist performans, küresel rekabet vb) temelinde yeniden tanımlanması Sefaköy'de çalışmalarını sürdüren işçi derneği "Yeni Hayat", yeni dönem çalışmalarına "Anayasa ve İşçi Sınıfı" başlıklı bir panelle başladı. 23 Ekim Pazar günü düzenlenen etkinliğe dernek çalışmalarında yer alan deneyimli işçilerin yanı sıra, genç işçi ve öğrenciler ağırlıklı bir bileşim katıldı. Panele Devrimci Proletarya ve İşçi Meclisi yazarları konuşmacı olarak katıldılar. İki bölümden oluşan etkinliğin ilk bölümünde hazırlıkları süren yeni burjuva anayasasının işçi sınıfı ve mücadelesine karşıt niteliği sergilendi. Yeni burjuva anayasası, işçi sınıfı-burjuvazi karşıtlığı, kadın ve Kürt sorunlarının gelişimi açısından ele alındı. Soru-cevap ve tartışma, birlikte görüş oluşturma biçiminde geçen ikinci bölümde ise, burjuva anayasasına ve solu da saran liberalizme karşı sosyalist işçi anayasası ve bugünün yakıcı mücadele sorun ve talepleri arasındaki bağın kurulması konuşuldu. Kürt halkına karşı yükseltilen şoven dalgaya karşı mücadele ve Kürt ulusal sorunu özel bir gündem olarak işlendi. Yaklaşık iki saat süren etkinlik, bundan sonrasında yapılması planlanan yeni etkinliklerin duyurusu ile sona erdi.

10 10 Enerji Bakanı Taner Yıldız sağolsun, artık gün ışığından daha fazla yararlanabileceğiz. Eh, bunun için de sabah saat 6'da mesaiye başlayıp, Cumartesi günleri de çalışırız elbette!.. Enerji bakanı, "gün ışığından daha fazla yararlanmak ve verimliliği arttırmak için, mesaiyi sabah saat 6'da başlatmaya ve Cumartesi günlerini de çalışma günlerine dahil etmeye hazırlandıklarını" buyurdu. Bakan Yıldız, "bunun çalışanların uykusundan fedakarlık olmayacağını, böylece çalışanların daha erken yatacağını" söyleyerek, yüreğimize su serpti. "Cumartesi günlerinde tam ya da yarım gün mesai yapılması için harekete geçecek"miş; "zenginleşmeyi ancak çalışmayla elde edebilir"mişiz. En sonu: "Cumartesi çalışma uygulaması '70'lerde bu vardı, sonra kaldırıldı ve Türkiye hak etmediği refah seviyesini peşin satın almış oldu." Kapitalist sistem affetmez de, işçi sınıfı ne eder? Enerji Bakanı Yıldız, önceki yıl katıldığı Tes-İş Genel Kurulu'nda da, bizlere saat çalışmamızı buyurmuştu: "Hangi sektörde çalışıyor olursak olalım mutlaka verimli olarak çalışmak zorundayız. Verimli çalışmayı kendi içimizde yapamıyorsak, bu mutlaka bir düzenlemeye tabi olarak belirlenecektir. Sistem bunu affetmez, sistem bu boşluğu götürmez. O yüzden sendikalarımızla bu iç verimliliğimizi arttırmamız lazım. Verimsizlik ile ilgili çalışmaları mutlaka giderebiliyor olmamız lazım. Ben 5 yıl genel müdürlüğünü yaptığım enerji dağıtım şirketlerinde ilk yaptırdığım anket ve çalışmalarda toplam 8 saatlik çalışma süresinde ortalama 2 saat 35 dakika çalışıldığını gördüm. İlk 3 yıl içerinde kendilerine 4 saatlik bir hedef tayin ettim. 4 saat çalışan kişi evine gidebilir dedik. Bunlar yaşanan gerçekler. Bizler gelişmekte olan Türkiye olarak mutlaka yeri gelecek saat çalışabileceğiz. Bu değişimi iyi idare edebilmek adına bunu mutlaka yapmak lazım. Ülkeyi kalkındırmak için verimli çalışacağız. Ben biliyorum ki benim işçim işini bitirmen çıktığı direkten inmez. O direkte sorunu 8 saatte çözerse 8 saat 18 saatte çözerse 18 saat çalışır. O yüzden biz uzlaşı içerinde bütün emeklerimizi beraber ortaya koyarak Türkiye'yi geliştireceğiz." Gün ışığına hasretiz Gün ışığından daha fazla yararlanmayı hangimiz istemiyiz ki! Gün doğmadan duraklara, oradan otobüslere yığılan kim? Merdiven altı taşeron atelyelerde gün ışığına hasret kalan kim? Plazalarda, güneşe hasret, sabahtan akşama neon parıltısında soluklaşan kim? Gün doğmadan işe koşup, gece karanlığında evlerine dönen kim? Enerji Bakanı'nın mesailer "enerji tasarrufu için" sabah 6.00'da başlasın, cumartesi tatil olmaktan çıksın tarzındaki sözlerine büyük patronlardan büyük destek geldi: Zorlu Holding Başkanı Ahmet Nazif Zorlu: Sonuna kadar destekliyorum. Türkiye'nin verimli ve çok çalışan bir ülke olması gerekiyor. ABD bu şekilde çalışıyor. Biz onlardan çok mu ileriyiz ki, bu kadar tatil yapıyoruz. Ben de her gün 06.30'da işe başlarım. Sanko Holding Başkanı Abdulkadir Konukoğlu: Yıllarca saat 06.00'da uyandım. Birkaç yıldır yaşın da verdiği sebeplerden dolayı 07.00'de uyanıp, işbaşı yapıyorum. Başbakan bile birkaç saat uyuyor. Ne kadar ihtiyaç varsa o kadar uyunmalı. Avrupa Birliği tembelliğin cezasını çekiyor. Ağaoğlu Şirketler Grubu Başkanı Ali Ağaoğlu: Bir patron olarak Cumartesi değil, Pazar günleri de çalışılsın isterim. Hayatım boyunca 7'yi 1 geçe kalktığımı hatırlamam. Mesai saatleriyle bu şekilde oynamak yerine, daha verimli ve enerji kaynaklarını da daha etkin kullanacak başka öneriler bulalım. Limak Holding Başkanı Nihat Özdemir: Ben çalışma saatlerinin uzamasından yanayım. Cumartesi günü Türkiye çalışmalı. Cumartesi kamu dairelerinin de çalışması taraftarıyım. En azından saat 14.00'e kadar. Türkiye'nin bütün sıkıntılarından kurtulması için üretmesi gerek. Kapitalistler ne ister? -İşçiler gün ışığından daha fazla yararlanmak için sabah saat 6.00'da işbaşı yapsın, ay ışığından da yararlanmak için ertesi sabah saat 5.00'e kadar çalışsın. -Ay ışığının olmadığı gecelerde işçiler enerji tasarrufu için mum ışığında çalışsın. -Mum paralarını da işçiler versin. -Kalan 1 saatte de işçiler, "patron sana canım feda" diye marş söylesin ve patronların ayakkabılarını boyasın. -İşçiler çalışırken oksijen tasarrufu yapmak için nefes almasın. -Bütün yemek, çay, tuvalet molaları kaldırılsın. -Hafta 8 güne çıkarılsın, hepsi çalışma günü olsun. -İşçiler çalışırken gün ışığından daha fazla yararlanmak için gözlerini de kırpmasın, göz kapakları arasına kibrit çöpü yerleştirilsin. Gün ışığından daha fazla yararlanmayı hangimiz istemiyiz ki! Gün doğmadan duraklara, oradan otobüslere yığılan kim? Merdiven altı taşeron atelyelerde gün ışığına hasret kalan kim? Plazalarda, güneşe hasret, sabahtan akşama neon parıltısında soluklaşan kim? Gün doğmadan işe koşup, gece karanlığında evlerine dönen kim? Sermayenin bakanı, bizim gün ışığından yararlanmamızı da, hafta sonu tatilimizi de hak etmediğimiz bir refah olarak ilan ediyor! Gün doğmadan çalışmaya başla, hafta sonu da çalışmayı sürdür! Erken yat! Enerji Bakanı'nın "enerji tasarrufu ve gün ışığından daha fazla yararlanmak" bahanesiyle "çalışma sabah saat 6.00'da başlasın, cumartesi kamuda da tam çalışma günü olsun" açıklaması, hükümetin büyük patronların bu istemini kamuoyunda geniş çaplı tartıştırarak yaptığı bir nabız yoklamasıydı. Nitekim konu üzerine açıklamada bulunan büyük patronların tamamı, resmi çalışma gününün saate, çalışma haftasının pazar günü dahil 7 güne çıkarılmasını istemlerini iştahla belirttiler. Başbakan Erdoğan, aslında dolaylı vergi zamlarına yoğun tepkiler karşısında "eğer bunları yutmazsanız daha büyük kemer sıkma paketi gelir, Yunanistan gibi oluruz" minvalindeki sopa sallamasıyla, hükümetin krize büyük borç yüküyle yakalanan tekelci burjuvaziyi rahatlatmak için nasıl bir arayış ve hazırlık içinde olduğunun mesajını da Sermayenin bakanı, bizi sömürülerek sermaye üretmekten başka bir yaşantısı olmayan köleler olarak görüyor. Üstelik, sürekli "daha verimli" çalışarak, sermayenin üzerimizdeki sömürüsünü arttırmaya koşullu köleler Üstelik, elektriğe, doğal gaza yapılan sistematik zamlarla birlikte; yine biz işçilerin ürettiği, dağıttığı enerjiyi sürekli fahiş fiyattan satın almaya koşullu köleler Sermayenin enerji bakanına bir yanıt lazım. Sadece direnişteki BEDAŞ işçileriyle sınırlı kalmayacak; Tes-İş gibi holding sendikalarına teslim edilmeyecek bir yanıt lazım Güneşe hasret kalışımızla, yakıcı ihtiyaçlarımızla bütünleşen, eylemli bir yanıt! vermiş oldu. Nitekim Bakan Babacan, sıkı mali disiplin politikası uygulanacağını, kıdem tazminatının gaspını da içeren "ulusal istihdam stratejisi" için ESK mekanizmasının hızlandırılacağını söyledi. Hemen sonra da memurlara "mali disiplin gereği", maaş dondurma anlamına gelen 2012 yılında yüzde 3+3 zam, sonraki yıllar ise yüzde 5'in altında zam yapılacağı açıklandı. Açıklamanın kölece çalıştırma stratejisinin hızlandırılacağının açıklandığı günlere denk gelmesi, raslantı olmasa gerek. Bu işçilere ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışmak.

11 Arkadaşlar, bizler Mersin de taşeron çıktık. Pazarlık masasına oturduğumuzda değişen ve yumuşayan bir firmada çalışan işçileriz. 3 ay süreli bir proje için Mersin'in sokaklarını, evlerini tek tek gezerek istedik- olduğumuzu iyice anladık. Genel davranışlarından kazanmak üzere leri bilgileri toplamamız karşılığında Müdür ve Genel Koordinatör görüşme boyunca patronluk makamının 700TL maaş+yol+yemek+sigorta+ prim(en az 200TL) alacağımızı söylediler. 15 kişi işe başladık ve yaklaşık çalışırken, bizlerde "emeğin yumru- "yüce bir divan" olduğunu anlatmaya 20 gün oldu. İlk gün yol ve yemeğin ğunun herşeyden daha güçlü olduğunu" hissettirdik. Bu gerilimli ortam verilmeyeceği, bu masrafların kendi cebimizden çıkacağı söylendi. Buna sonunda kararlı ve net duruşumuz tepki gösterdik. Müdürle görüştürdüler, daha ilk gün ve ilk görüşmemizde taşıdı. Şu şekilde bir anlaşma yaptık. bizi beklenen ve istediğimiz sona taviz vermeme adına müdür kesin ve 1) Prim tablosu iyileştirildi, 2) Resmi bizi ciddi almayan bir tavırla "İşine tatil ve izin günlerinde ki çalışmamız gelen çalışır, işine gelmeyen çalışmaz" diyerek kestirip attı. Bana da sigortamızın tam yatırılması gibi karşılığında 2 kat mesai ücreti verilip, "Senin bana söylediklerini ben patrona söylesem 's.tir' git derdi" dedi. Ben Toplantıya geç gittiğimiz gerekçesiyle sosyal haklarımızın tanınacaktı, 3) de ona vurmamak için kendimi zor kesilen cezanın büyük bir kısmının tuttum. O anda ne söylemek istediğim kafamda netti ama söylemedim. Çünkü bireysel bir çıkış hem işşiz kalmamı hem de bu işe devam edecek arkadaşlarımın eksik kalmasına neden olacaktı. Onların dediği gibi de çalıştık. Bir hafta sonra sayımız 20 oldu. Yine birlikte çalışıyor birlikte hareket ediyorduk. Bu durum patronlar tarafından da anlaşılmıştı. 3 aylık geçici iş sözleşmesini ve prim oranlarını açıklayacakları günden 1 gün önce birliğimizi bozmak için her mahalleye 1 kişi şeklinde bizi dağıtacaklarını ve ofise gelmeden ve dolayısıyla kimsenin birbirini görmesine gerek kalmadan orada çalışacağımızı söylediler. Bizler de "Bu bizi yalnızlaştırmak için yapılan bir uygulama, mahallelerde güvenliğimiz için birlikte olmamız gerekir" diyerek buna karşı çıktık. Ve sabahında işe geç başlayarak ilk tepkimizi gösterdik. Bir gün sonra iş çıkışı bir toplantı daha yaptıklar. Toplantı öncesi bir araya gelerek ne yapmamız gerektiğine dair sohbet ettik. Ve artık nettik. Ekip çalışmasını bozmalarına izin vermeyecektik. Toplantı, genel koordinatörün dayatmaları, tehditleri ve kesin emirleri ile başladı. Sözleşme imzalama sırasında asıl tavrımızı, "emeğimizin yumruğunu" masaya vuramadık. Çünkü içimizde bir-iki uzlaşma yanlısı arkadaş direk imza attılar, prim tablosunu kabul ettiler ve olumsuz bir hava yarattılar. Bizler de kararsızlığı bozmak ve resmi çalışan olmak adına imza attık. Çıkarken de son sözümüz "esnemeyen her şey kırılır" oldu. Bu sırada iş verenler, yarın da bir toplantı olacağını, saat 11.00'de herkesin katılmak zorunda olduğunu söylediler. Bu toplantıda da kura çekimi ile bir aylık çalışma alanlarımızı, yani yalnızlığımızı seçecektik. Bizler de hem bir tepki olsun diye, hem de önceden konuşup örgütlü bir tavır sergilemek adına 11.00'deki toplantıya bilinçli olarak saat 13.00'de katılacağımızı söyledik. Sıkıysa yağmasın yağmur... Toplantıya 13.00'de katılacağımızı herkes arayarak bilgi vermesine rağmen ben ve bir arkadaşım dışında kimseye izin vermediler. Bizi diğer arkadaşlarımızdan ayrımak istediklerini anladığımızdan bilinçli olarak ve topluca belirlediğimiz saatte gittik. Haber veremediğimiz arkadaşlar ve uzlaşma yanlısı olan 3-4 kişi ile toplantıya başlamak zorunda kaldılar. Katılanlarla bölge paylaşımı yapmak istediklerinde haber vermediğimiz bir arkadaş bizlerin olmadığı bir ortamda kura çekmeyeceğini, bizleri bekleyeceğini söyledi. Diğerleri kura çekip bölgelerini belirlediler (ya da öyle sandılar). Toplantı öncesi yaptığımız son görüşmede istediğimiz şartların kabul edilmediği, işverenin işçilerle pazarlık etmediği, bizi ciddiye almadığı ve tek başımıza çalışmayacağımız konusunda birbirimize söz verdik. Ve kırmızı çizgilerimizi belirledik. Her şeyden önce mahallelerde tek kişi çalışmayacaktık. Bizi işe almaları sırasında söyledikleri yolyemek ücretlerinin ve prim tablosunun iyileştirilmesini talep edecektik. Bunlar dışında resmi tatil ve izin günlerimiz gibi sosyal haklarımızın alınması ve işten çıkarmalar gibi konularında tavrımızı da net olarak belirledik. Ve toplantıya gittik. Yeni çalışma sürecinin eğitimi ile başlayan toplantı, genel koordinatörün binçli olarak geç gelmemizden dolayı geriye dönük kazandığımız 5000 puanın (60-70TL) kesildiğini ve bu cezadan bir tek önceden izin isteyen ben dahil 2 kişinin muaf tutulduğunu söylemesi ile bir anda gerildi. Ben ve diğer arkadaşım da aynı cezayı istediğimizi yüksek sesle dile getirdik. Bunun üzerine herkes bir anda yeniden kenetlendi. O anda ilk günden bu yana verdikleri kararlar konusunda "Yapacak bir şey yok" diyen Genel Koordinatör'e, "Yapacak bir şey daha var, o da bu şartlarda bizim artık burada çalışmamamızdır" dedik. Ve bir anda hepimiz birden ayağa kalkarak tavrımızı net koyduk. Genel Koordinatör'ün "O zaman zimmetli cep telefonlarınızı teslim edin" talebine de "Sizde bizim şimdiye kadar ki içerde kalan alacaklarımızı ödeyin" diyerek ofisi terkettik. Topluca sokağa çıktığımızda birbirine sonsuzca güven duyan ama bir anda işsiz kalan bir işçi topluluğu olmuştuk. Davetleri kabülümüzdür Çok değil bir sokak sonra işverenin kadrolu iki çalışanı (bizimle iyi anlaşanlar) arkamızdan koşarak, bizim haklı olduğumuzu ve bizim yanımızda olduklarını ancak pazarlık yapmak isteyen genel müdürle bir kez daha görüşmemizi istediler. Bu esnada müdürün de telefonla arayıp, isim vererek içimizden 2 kişi ile görüşmek istemesi üzerine kendi aramızda gidecek olan arkadaşların herkesi temsil etme hakkına sahip olduğunu kararlaştırdık. Ofise gittiğimizde, dışarda bir yerde oturup konuşalım dediler ve ofisten Irkçı saldırılar "yavru vatan" denen Kıbrıs a da sıçradı, Kürt öğrencilerin okuma hakkı ellerinden alınıyor. Veysel Kaplan, Kuzey Kıbrıs ta Yakındoğu Üniversitesi son sınıf öğrencisi iken 21 Ekim günü Kürt olduğu için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti polisi tarafından sorgusuz sualsiz gözaltına alınan 25 öğrenciden biri. Veysel Kaplan ın kimliğinde milliyeti TC yazıyor, kendisi Kürt ve anadili Kürtçe. Kimliğinde TC vatandaşı yazmasına rağmen KKTC tarafından Kürt olduğu için sınır dışı edilen 6 öğrenciden biri ve bu belgeyle bir daha KKTC ye girmesi yasak. Gerisini kendi ağzından dinleyelim: "Adım Veysel Kaplan, Diyarbakır Ergani de oturuyorum. Çoğumuz Diyarbakır, Siirt, Urfa ve Hakkari'den okumak için Kıbrıs'ta bulunuyoruz. Kıbrıs Lefkoşa da Yakın Doğu Üniversitesi son sınıf öğrencisiyim. İdim. Hakkari ve Bitlis te yaşanan çatışmaların ardından Türkiye de Kürtlere ve BDP başta olmak üzere Kürt kurumlarına dönük gelişen ırkçı saldırılar, 21 Ekim Cuma günü Kuzey Kıbrıs a da taşınmıştı. Lefkoşa da bulunan Yakın Doğu Üniversitesi nde ırkçı gruplar sabah saatlerinde toplanarak kampüs önünde gösteri düzenlemiş, gösterinin ardından kampüs girişinde kimlik kontrolü yapılarak, Kürt ve solcu avına çıkmıştı. Bunun üzerine 1.500'e yakın ırkçı-ülkücü grup ile üniversitede okuyan solcu ve Kürt öğrenciler arasında çatışma çıktı. Uzun süre devam eden çatışmada polis havaya ateş açarak olayları durdurmaya çalıştı, bu olaylardan sonra 4 Kürt öğrenci gözaltına alındı. Gözaltına alınan Serdar Kayaalp, Fırat Sandalcı, Talha Fehmi Geylani ve Hamdi Seren gözaltında 11 En önemlisi başından beri direttiğimiz ekip çalışmasının istediğimiz gibi kişilik gruplar halinde yapılmasının kabulü ile isteklerimizin büyükçe bir kısmı kabul edildi. Yani biz kazanmıştık geri alınacaktı, 4)Ve en önemlisi başından beri direttiğimiz ekip çalışmasının istediğimiz gibi kişilik gruplar halinde yapılmasının kabulü ile isteklerimizin büyükçe bir kısmı kabul edildi. Yani biz kazanmıştık. Masadan kalkarken son sözümüzü, bana ilk günden "S.tir git!" diyen müdür ve "Yapacak bir şey yok" diyen genel koordinatürün gözlerine bakarak ve 30 kişilik konuşarak söyledik. "Bir ihtimal daha vardı. Onu da biz yaptık". bir gün tutulduktan sonra İçişleri Bakanlığı nın talimatıyla "sınır dışı" edildi. Ardından ise İçişleri Bakanlığı bu olayla ilgili olağanüstü karar alarak 25 Kürt öğrencinin "ayaklanma" gerekçesiyle bulundukları yerde gözaltına alınıp, apar topar sınır dışı edilmesine karar verdiler. Karardan sonra Kürt öğrenci avına çıkan polis beni ve İbrahim Halil Dayan ı gözaltına aldı, hiçbir şekilde mahkemeye çıkarılmadan 27 Ekim de sınır dışı edildik." "Siz hepiniz PKK militanısınız sizin okuma hakkınız yok" "Gözaltından sonra bizi apar topar sınır dışı ettiler. Polisler "Siz hepiniz PKK militanısınız, sizin okuma hakkınız yok" diyerek "sizi Havai adalarına mı, yoksa Mayami adalarına mı gönderelim" diyerek dalga geçtiler. Beni Adana ya gönderdiler ardından. Bu durum onuruma çok dokundu. KKTC de yayın yapan Volkan Gazetesi yaptığı haberle Kürt öğrencileri ve yurttaşlarını hedef haline getiriyorlar." Gerekirse açlık grevine gideceğim "Hiçbir ifade hakkı tanınmadan, savunmamız dahi alınmadan sınır dışı edildik. Böyle bir uygulamayı kabul etmiyoruz. Bu konuya ilişkin diğer arkadaşlarımla birlikte konunun takipçisi olacak ve gerekirse yakın süreçte açlık grevi yaparak kamuoyu oluşturacağız. Orada paralı okumamıza rağmen Kürt olduğumuz için okumamıza izin verilmedi. Ben diyorum ki Kürt gençlerine siz de KKTC ye gidip okumayın, sonunuz bizim gibi olacak yoksa " Veysel Kaplan ın kimliğinde Türkiye vatandaşı yazıyor. Ve "TC vatandaşlığı muamelesi" KKTC de de ülkedekinden farksız işliyor.

12 12 "Sigortalı iş var, çalışır mısınız?" sorusuyla başladı her şey. Başta iyi görünüyordu; sigortalı, maaşlı, uygun çalışma saatleri, izinler Yani adı belli bir iş yapacaktık, ama nasıl bir iş olduğunu limanın kapısından girdiğimiz ilk gün anladık. Evet, koca koca makineler vardı, ama bizim yapacağımız iş limandaki en tehlikeli işti. Bunu yaşadığımız iş kazaları ile öğrendik. Maaşların keyfi ödendiğini ay sonu geldiğinde cebimizin boş kalışından öğrendik. Aslında neyi öğrendik biliyor musunuz? "Bu şekilde çalışma olmaz" dediğimizde "İşine gelmiyorsa giriş kartını bırak çek git" dediklerinde ve biz gidemeyince köle olduğumuzu öğrendik. Öğrenmekle kalmadık sadece, köleleştikçe buna alışır hale gelmiştik. Bir süre sonra "Yaşamak aslında köle olmakmış, biz şimdiye kadar yanlış biliyormuşuz" durumuna geldik. Ta ki bir gün, kimin ağzından çıktı bilemiyorum, birisi sendikadan bahsedene kadar. İşçileri savunan bir kurum var, denmişti. Hayaller kurmaya başladım. Sendika nedir, ne değildir diye sormaya, araştırmaya da başladım. Ama bunu gizli yapmak gerekiyordu tabii ki. Bize uygun sendikanın hangisi olduğunu öğrendik sonra. Hemen ertesi gün kurtarıcılarımız arandı tabii ki. Ama kurtarıcılarımız bize "bekleyin" diyorlardı. Bekledik biz de. Artık kendimi sendikalı bir işçi olarak görüyordum. Hayal kurmaya devam ediyordum. Sonra geldiler, görüştük. Mevzuatlardan, kanunlardan ve başka bir sürü şeyden bahsettiler. Sabretmeyi ve biraz daha beklememizi söylediler. Günler geçiyor, aylar geçiyordu, ama hep sabır hep sabır Bu arada limanda kölelik had safhaya çıkmıştı. Utanmasalar verdikleri yemeğin parasını bile keseriz diyecek patronlar. Sendikaya üye olmamızın önünde olduğu söylenen engellerin kalkmasına çok kısa bir zaman kala bize "örgütlenin" dediler ve biz de başladık. Çok gizli ve heyecanlı idi. Ne güzel günlerdi, çünkü iyi niyetle, saflıkla iyi bir şey için gizli gizli çalışmak çok heyecan verici idi. Üyelik başladı ve 2 gün içinde arkadaşların çoğu üye oldu. Artık içerde dağ gibi bir işçi kitlesi ve onların sendikası vardı. Farklı farklı taşeronlardan oluşan bir dağ Üyelikle beraber toplu sözleşme süreci de başlamıştı. Tabii ikinci bir süreç de, işçi kıyımları süreci Kıyıma karşı yaptığımız eylemler bazen başarılı oluyor, fakat bazen acemisi olduğumuz için kaybediyorduk. Ama sendika nasıl olsa patronla masaya oturacak ve işten çıkarılanları teker teker aldıracak diye kendimizi avutuyorduk. Aynı gruba bağlı 5 taşeron içinde ilk önce bizim toplu sözleşme yetkimiz alındı. Sevindik, 2 ay içinde ya toplu sözleşme süreci başlayacak ya da greve gidecektik. Ama öyle olmadı. Neden mi? Greve bir hafta kala işveren, "Ben bu işte zarar ediyorum" deyip işi bıraktı ve bir gecede giriş iptal edilerek kendimizi kapı önünde bulduk. Ana işverene "Patron işini bırakmış ama biz senin işini yapıyoruz, o yüzden işe devam edeceğiz" dediysek de "hayır" cevabını aldık. Aslında patron işi bırakmıştı, ama bizi işten atmamıştı. Bu yüzden "Biz ne iş yapacağız şimdi" dedik. Bize "Size ne iş verirsem onu" dedi. Aslında bir iş göstereceği falan yoktu. Sendikaya gittik, "Yasal olarak yapabileceğimiz hiç bir şey yok. İşveren çıkışınızı yapmamış ki" dediler. "İşveren çıkışımızı yapmadıysa biz niye işimizi yapamıyoruz" sorumuz havada kaldı tabii ki. "Herkes evlerine gitsin ve beklesin, işveren nasıl olsa çıkışınızı verecek, ondan sonra bir şeyler yaparız" dediler. "Olmaz" dedik, "Biz burada limanın kapısında bekleyeceğiz, siz de bu işi çözeceksiniz" dedik. Sendika başkanımız o dönem tatildeydi. "Daha ne yapabilirim" diyordu ama biz biliyorduk ne yapacağımızı. İçerde çalışan ana firmaya bağlı bütün taşeronlardaki arkadaşlarla temasa geçerek, üretimin acilen durması gerektiğini söyledik. Uydular, iş durdu ve herkes dışarı çıktı. O geceyi hep beraber dışarıda geçirdik. Tabii bu arada sürekli gelip "İçeri girin, işlerinizin başına geçin, yoksa işten atılırsınız" uyarı ve tehditleri geliyordu. Sabah olunca arkadaşlara "Burada, dışarıda beklemeyin, direnişe içerde makinelerin başında devam edin ki yerinize işçi getirmesinler" deme hatasında bulunduk. Söylemez olaydık. İçeri geçtiler ve bizlerin içerde olmaması, patronun baskısı ve sendika temsilcisinin "İşbaşı yapın, onlar işten atılmadılar, böyle devam ederseniz siz işten atılacaksınız ama" demesinin de etkisiyle direniş kırıldı ve işe başladılar. "Neden böyle yapıyorsunuz" dediğimizde "İşçiler birlik olamadı" gibisinden bir şeyler söylediler. "Madem öyle biz dışarıda direnişe geçeceğiz" dedik. Ve direniş çadırını kurduk. Asıl gerçekleri o direniş çadırını kurduktan sonra öğrendik. Adeta bir okul gibiydi çadır. Sendikalı olmakla bu işlerin, bu sorunların bitmediğini, asıl önemli olanın işçi olmanın, sınıfın bir parçası olmanın ne demek olduğunu anlamaktan geçtiğini öğrendik. Bu arada günler hızlı bir şekilde geçiyordu. İşçi miyiz, işsiz miyiz ne olduğumuz belli değildi. Biz de patronu sıkıştırmaya başladık. "Ya bize iş göster, ya da çıkışımızı ver" diyorduk. Patron ilk başlarda bize "iş yok, bekleyin" falan dese de sonradan çıkışımızı verdi. Tabii bu arada tam 1 ay geçti. Bunun üzerine hemen sendikaya haber verdik. "Bakın çıkışımız verildi. Hadi ne yapacaksanız yapın" dedik. Ama nafile, bu sefer de araya sendika seçimleri girdi. "Bekleyin, bu seçimler bitsin, kesin çözeceğiz" dediler. Tabii bu arada biz de daha önce yapamadan işten atıldığımız grev hakkımızın halen devam ettiğini öğrendik. Süresi de seçimlerden hemen sonra bitiyordu. Sendikacılara sorduk. "Seçimlerden sonraki ilk işimiz greve gitmek olacak" dediler. Seçim günü yaklaştıkça, umutlar iyice arttı. Biz de çadırdan 3 delege gönderdik seçimlere. Seçim olmuştu. Eski başkan devrilmiş, yeni başkan seçilmişti. Yeni yönetimin ilk işi ne oldu biliyor musunuz? Bizim grev kararı Bölge Çalışma Müdürlüğü'ne geçmiş bir tarihli olarak, hatalı gönderildi. Şok olduk. Yeni başkana bu durumun nasıl olduğunu, bu durumu işçilere nasıl açıklayacağını sorduk. Kendi hatası olmadığını, eski başkanın hatası olduğunu söyleyip çıktı işin içinden. Bölge müdürlüğüne gittik biz de. "Evrak üstünden hata olsa bile sendika yönetimi isterse greve gidilebilir" dediler; buna Genel Başkanın verdiği cevap, "Bu grevi fazla kafanıza takmayın. Bu işi çözmenin başka yolları da var" oldu. Grev günü, grev olmayınca yetki düşmüş oldu. Bizim de sendikayla bağımız, üyelik dışında kalmamış oldu. Bu arada yeni başkan Mersin'e geldi. Bize biraz daha sabırlı olmamızı, beklememizi, bu işin kesinlikle çözüleceğini söylüyordu. "Nasıl" sorularına, "Buraya şube kurulacak, kurulacak şubenin alacağı kararların sonuna kadar arkasındayız" deyince yine beklemeye başladık. Tüm bu zaman içinde basın açıklamaları yaptık, yürüyüş düzenledik, slogan attık. Tüm bunları yaparken sendika sadece "Yapmayın, bekleyin" diyordu. Sendikanın "Yaparsanız işveren sizi kesinlikle işe almaz" uyarılarına rağmen Dayanışma Gecesi de düzenledik. Zaten sendikanın dediği şekilde bir şeyin çözüleceği falan yoktu, bunların hepsi oyalama taktiğinden başka bir şey değildi. Bu arada şube ataması da yapıldı. Bizden bir arkadaş da yönetime atandı hatta. İlk "tanışma" toplantısının konusu da, ana firmanın yemekleri güzel mi değil mi, servisleri rahat mı değil mi oldu. Bu ayın sonunda yeni bir toplantı daha olacak. Sonuç mu? Bekle babam bekle, bu köprünün altından çok su akar böyle bekledikçe. Daha ne toplantılar göreceğiz. Demek istediğim artık tüm bunlara aldanmayacağız. İşçi kendi sesini duyuracak artık. İçerdeki arkadaşlarla bağını kuvvetlendirecek. Unutmayın ki gerçek güç işçinin kendisidir. İşçiye işçi dışında kimse acımaz, bir tek işçinin işçiye faydası olur, gerisi teferruattan başka bir şey değildir. Mersin Limanı'nda işten atılan bir işçi Kocaman bir binanın içine konmuş, gösterişli vitrinli mağazaların içerisine sıkıştırılmış hayatlar bizimkisi. Işıklandırılmasıyla, tabelalarıyla, indirimli yazılarıyla, gelen bin çeşit müşterisiyle dışarıdan albenili olan bu sektör, içerisinde çürümüş virane bir ev görünümünde aslında. Çalışan işçilerin sessiz çığlıkları gümbür gümbür çalan müziğe karışıp yok oluyor. Gülümseyen yüzlerdeki sahteliği, gözlerindeki donuk ifade ortaya çıkarıyor. Nasıl çıkarmasın ki? Çalışma koşulları hepsinin hemen hemen aynı, farklı mağaza isimlerinde çalışsalar da. Asgari ücret, 15 günlük yemek, her gün bir binişlik yol İlanlara yansıyansa asgari ücret+yol+yemek+prim Yani daha ne istiyorsun, demeye getiren bir sürü söz. İçine girip çalışınca hiç de öyle ilandaki gibi olmadığını anlıyorsun. Çünkü en düşük menü 5 TL, aldığın yemek ücreti 15 günlüğünü karşılıyor. Yol desen sabah vardiyası veya akşam vardiyası için var; oysa ne akşam 6'da çıkışımızda servis oluyor ne de öğlen saat 2'de geldiğimizde servis var. Bu nedenle her gün 1 binişlik yol parası veriyorlar. Bunlara yoğun günler ekleniyor. Stres atmaya gelen müşterilerin mağazayı dağıtması cabası. Değişen vardiya sistemiyle görüşemediğin arkadaşların, sevdiğin ailen ekleniyor ve donuk gözlerine bir mutsuzluk daha biniyor. Yüzün sahteleşiyor, siliniyor, siliniyor, siliniyor Ankara'dan bir hizmet işçisi Endonezya'da maden işçileri, grev kırıcıların madene sokulmasını engellemek için polisle çatışmaya girdi, polisin maden işçilerine açtığı ateş sonucunda bir işçi öldü, pek çok işçi de yaralandı. ABD'nin maden tekeli Freeport McMoran'ın bakır ve altın madenlerinde çalıştırılan 12 bin işçi, ücret artışı, iş cinayetlerinin önlenmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle 15 Eylül'de greve çıkmışlardı. Daha önce de, Nisan ayında 2 işçinin yanarak ölmesi üzerine, bir günlük yas grevi yapmışlardı. 10 Ekim'de, grev kırıcıların polis korumasında maden ocaklarına sokulmak istenmesi üzerine, grevdeki işçiler maden önünde barikat kurdular. Polisin direnen grevcilere ateş açması üzerine bir işçi öldü, pek çok işçi yaralandı.

13 13 Burası benim köşem kardeşim, işçi gazetesi falan anlamam, fikrimi buradan da yayar, hepinizi buradan da ezerim. Var mı bir diyeceğiniz! Benim adım kapitalizm, Amerika'da 500 milyon tabanca olmasının sorumlusu benim. Ben insanları soyarken, herkes komşusundan korkuyor. Benim adım kapitalizm ve siz hepiniz hayatınız boyunca hiç sahip olamayacağınız evleri temizleyen temizlik işçilerisiniz. Benim adım kapitalizm ve siz hepiniz mutsuzsunuz; bir avuç mutluluk hayali için her gece tekrarlanan TV programları formundaki uyuşturucu dozlarınızı bekleyen bağımlılarsınız. Benim adım kapitalizm ve hepiniz açık alan korkusuna kapılmışsınız, evinize tutsak, işinize tutsak, tüketim psikolojisine bağlanmış yaşıyorsunuz. Benim adım kapitalizm, ekonomistlere inanmanız gereken tek dinin kapitalizm olduğunu söylemeleri için aylık ödemeleri ben yapıyorum. Benim adım kapitalizm, hayatınızın ilk yarısını ikinci yarısında ne yapacağınızı hesaplamakla geçirmenizi sağlayan benim. Benim adım kapitalizm, insan doğasının temel kanunlarını bilirim: İnsan yemeğe ihtiyaç duyar; bu yüzden yemeği ondan alır ve yemek için çalışmasını sağlarım. Benim adım kapitalizm, bir insan ne kadar fakirse, ona o kadar az ödeme yaparım. Benim adım kapitalizm, hepiniz benim için çalışıyorsunuz. Benim adım kapitalizm ve hepiniz yalancısınız! Çünkü her sabah yataktan kalkıp işe gidince kendiniz için çalıştığınızı düşünüyorsunuz. Halbuki ne hayallerle limana girmiştik. İlk girdiğimizde bize çimento, yağ ve asit işi olacak, başka işler için yeni elemanlar alınacak denmişti. Ayrıca her 15 günde bir avans verilecek, her ayın başında maaşlar eksiksiz yatırılacak denmişti. Bu yalanı ilk 3 ay maaş alamayınca farkettik. Paralarını isteyenler ise anında işten atıldı. Atılan işçilerin yükü de diğerlerinin üstüne bindirildi. Bundan sonra patron baskıları artmaya başladı. Mesai saatleri 40 saati buluyordu. Çoğu zaman sabah işe geldikten sonra eve ne zaman gideceğimizi bilemeden çalışıyorduk. Bir hafta eve gitmeden çalışan arkadaşlar vardı. Bu durum iş kazalarını da beraberinde getiriyordu tabii ki. Biz işçiler, her ne kadar limanda ayrı şirketlerde çalışıyormuşuz gibi düşünsek de, patron ve yapılacak işler tekti. Bu sebepten taşeronun taşeronu olarak çalışan bizler limanın en kötü işlerini yapıyorduk. Kimi zaman 27 ülkede yasaklanmış petrokok kömürünü indiriyorduk, kimi zaman gemilerin yağ depolarını temizliyorduk. Tüm bunlar olurken, iş güvenliği birimleri ortalıkta görünmezdi. Biz bunları yaparken patron, 2 oğlu ve yeğeni bizim kabusumuz olmuştu. 2 yıl içerisinde 60'dan fazla işçi atıldı. Patron, oğulları ve adamları tarafından ağır hakaretlere maruz kaldığımız, sürekli iş kazalarının geldiği o son noktada işçiler arasında örgütlenme sağlandı. Sendikal girişimlerde bulunuldu. Orada çalıştığım sürece patrondan sadece "nasıl emekten çalarım, nasıl işçilerin haklarını yerim" anlayışını gördük. Üstelik tek bizden de çalmıyordu. Muhasebecesinin öğrettikleriyle bir taraftan vergiden çalarken, diğer taraftan SSK primleriyle oynuyorlardı. Bir işyerinde ne kadar sahtekarlık varsa hepsi yapılıyordu. İlk başta ücretsiz izne çıkarırken sonra puantajla çalıştırmayı düşündüler. Özellikle maddi durumu kötü olan işçiler tam bir köle gibi kendilerine bağlanmıştı. Onlara sınırsız mesai uygulanıyordu. İşte böyle bir ortamda sendikalı olduk ve arkasından kendimizi kapıda bulduk. Bizler 95 gündür direnişteyiz. İlk günlerde çok sıkıntı çektik. İçerdeki arkadaşlarımızın bizi yalnız bırakması, sendikanın çadıra uğramaması, ailelerimizin kararsız kalması bizi bayağı yıpratmıştı. Kendimizi çok yalnız hissediyorduk. Ama zamanla gelen sendikacılar, dernekler, kitle örgütleri ve hepsinden önemlisi, çekinerek de olsa gelmeye başlayan içerde çalışan arkadaşlarımız sayesinde moralimiz düzeldi. Bizim çadır hayatımız şu şekilde geçiyor. Sabahları kimimiz yürüyerek, kimimiz bisikletle çadıra geliyoruz. Sabah mazeretsiz gelmek yasak. O gün yapılacak işleri konuşuyoruz, o günü ve yapılacak işleri planlıyoruz çünkü. Bazen tartışırız; bazı günler çok gergin, bazı günler çok neşeli geçiyor. Birkaç defa çadırın dışında gerçekleşen yürüyüşlere katıldık. Birkaç kez de biz basın açıklaması yaptık. Bunlar dışında çok güzel bir dayanışma gecesi organize ettik. Bu arada sık sık misafirlerimiz gelir. Gelen misafirlerimize ikram edecek çayımız her zaman hazırdır. Bu arada sendika yönetimimiz değişti. Belki bu yönetim bizim kaderimizi belirlemeyecek, ama kendi kaderlerini çizecekler. Çünkü sendikanın ve onun yönetimlerinin bu sarı kimlikten kurtulmaları lazım. Liman-iş limanda hiç de sağlam olmayan bir yönetim anlayışına sahip. Şu anki şube yönetimi atama ile geldi. En kısa zamanda seçime gitmeyi planlıyorlar. Şimdiki yönetimde olan bir kaç arkadaş ve içerde çalışan arkadaşlardan sınıfın yannda olacak bir kaçı yönetimde olursa, hepimizin adına güzel şeyler olacağına eminim. Yoksa Mersin Limanında Liman-İş diye bir sendika kalmaz. Mersin Limanı'ndan bir işçi Benim adım kapitalizm, hadi dürüst olalım, hepiniz son derece baskıcı ve iğrenç bir sistem için çalışıyorsunuz. Benim adım kapitalizm, bir kapitalist işçilerini sadece çalışabilsinler diye ve çalışabilecekleri kadar besler. Benim adım kapitalizm; her gün en az beş buçuk saat doz TV izlemiyorsanız, herkes sizi garipser. Benim adım kapitalizm, borç almak ve aldıklarınızı ödemek için çalışmaksızın tek bir gününüz geçmeyecek mi? Hayır, geçmeyecek. (Bu köşe için Capitalism adlı Twitter hesabından da yararlanılmaktadır) Bir kaynakta okumuştum. Kabilenin ismi aklımda değil. O yüzden Kül ve Ateş kabileleri diye adlandıracağım. Zamanında Kül ve Ateş kabileleri arasında sürekli süren bir savaş varmış. Kül kabilesinden olanlar, Ateş kabilesinden güçlü-kuvvetli olanları yakaladıklarında önce işkence yaparlar, sonra ellerini ve ayaklarını birbirine bağlayıp, vücudunu da bir kazığa bağlarlarmış. Saçlarını sıfıra vurup kazıtırlarmış. Daha sonra yeni öldürdükleri devenin derisinin boyun kısmını kesip adamın kafasına geçirirlermiş. Sonra adamı güneşin altına koyarlarmış. Güneş ışığında deve derisi büzülür, küçülürmüş. Küçülen deri adamın kafasına baskı uygularmış. Bu arada kazılan saçlar da çıkmaya başlar, ama deve derisini delip geçemeyen saçlar içeri doğru gitmeye başlarmış. Bu yapılanlar sonucu adam ya ölürmüş ya da delirirmiş. Deliren bu adamı alıp kendi özel işlerinde kullanırlarmış. Sahibi ne isterse sorgusuz sualsiz yaparmış. Şunu öldür dese hemen öldürürmüş. İşte bu insanlara Mankurt denir. Günümüzde mankurtlaşmış insanlar var. Patronların dediğini harfiyen yaparlar ve patronlardan ödleri kopar. İsyan etme hakları yoktur, sorgulama yapamazlar. Yani akli dengesi yerinde olan mankurtlar. Bizler de birer mankurttuk, ama örgütlenerek insan olduk. Birleşerek sınıf bilinciyle işçi olduk. Bizi mankurttan ayıran özellik aklımız. Aklımızı kullanarak birleştik, birbirimize kenetlendik. Bize mankurt gözüyle bakan patrona unutamayacağı bir ders verdik. Bir slogan biliyorum "Dünya yerinden oynar, İşçiler birlik olsa" diye. Bunun bir örneği Mersin limanında yaşandı. Bir taşeron firma vardı, Akansel diye. İşçiler birlik oldu. Markutça yaşamayı reddedip, işçi gibi ve insanca yaşamayı seçtiler ve kazandılar. İsterseniz siz de başarabilirsiniz. Mersin Limanı'ndan bir işçi

14 14 Yeni bir köşemiz var artık. Köşemiz iki fıkra ile başlıyor serüvenine. Bir gün bir Ermeni, bir Türk ve bir Kürt, bir Türkün sahip olduğu erik bahçesine girer ve erik çalarlar. Bahçe sahibi Türk bunları yakalar ve önce Ermeniyi bir temiz dövdükten sonra diğerlerine "hadi bu Ermeni, müslüman bile değil, siz niye onunla birlik oluyorsunuz " der. Böylelikle diğer ikisini susturarak Ermeniyi saf dışı eder. Daha sonra Türke bu Kürtle ne bir oluyorsun diyerek Kürdü döver bir güzel. Daha sonra sıra yalnız kalan Türke gelir ve bahçe sahibi ona da sen kimin eriklerini çalışyorsun deyip temiz dayak atar. Üçü de dayak yemiş olarak bahçeden atılan kafadarlar, bu kez üç kişinin bir kişiden nasıl dayak yediğini düşünedalarlar. Sonunda şunu söylerler: "Ermeniyi dövdürtmeyecektik." Patronun hakkı Patronların, kapitalist sınıfın üretim içindeki yerine ve üretim sonunda nasıl bir hak elde etmeleri gerektiğine dair şöyle bir fıkra anlatılır: Nasrettin Hoca bir gün kadı olmuş. Biliyorsunuz kadılar da, her zaman nalıncı keseri gibi efendilerden, beylerden yana yontan insanlardı. Emekçilerden yana karar vermezlerdi. Sömürünün olduğu her yerde adalet de sömürücülerden yanadır. Neyse, bizim Hoca namuslu, dürüst bir kadıymış. Bir gün Hoca'nın karşısına iki kişi gelir. Elinde balta tutan biri şöyle der: Kadı Efendi, ben odun kırıcıyım. Bahçelerde para karşılığı odun yararım. Bu sabah yine bahçenin birinde odun yararken yanıma bu adam geldi. Benim çalışmama baktı ve sonra bana "yahu, hiç böyle odun yarılır mı?" dedi. "Odun yararken hınk' der insan." Ve başladı ben oduna baltayı vururken "hınk" demeye. Ben baltayı vurdum, o "hınk" dedi. O "hınk" dedi, ben baltayı vurdum. Böylece akşama kadar çalıştım. Akşam yarılmış odunları sahibine teslim edince 10 akçe aldım. Ben çalışmamın karşılığı olan bu 10 akçeyi tam cebime atarken bu adam, "hani benim hakkım?" diye tutturdu. Onun ne hakkı olacak! Anlamadım. Kavga ettik ve sizin karşınıza geldik. Kadı döner ve diğer adama sorar: Sen ne diyorsun? Adam atılır: Kadı Efendi, gittim bu adamın yanına. Ona nasıl odun yarılacağını gösterdim ve sabahtan akşama kadar yanında "hınk" dedim, o baltayı vurdu. Ben "hınk" demeseydim odunları yaramazdı. Ama akşam olunca, 10 akçeyi alınca hakkımı vermedi. Kadı, odun yarıcısına Ver bakalım şu 10 akçeyi, der. Odun kırıcısı, Aman Kadı Efendi, bu benim hakkım. Bu benim alınterimin karşılığı. Nasıl alırsınız? der. Kadı Efendi, Sen hele bir ver bakalım o paraları, der. Sonra Kadı Efendi 10 akçeyi alıp her ikisini de yanına çağırır. Ve elindeki 10 akçeyi birer birer önündeki mermer masaya atarak saymaya başlar: tırınk, tırınk, tırınk Kadı Efendi 10 akçeyi saydıktan sonra hepsini toplayıp odun kırıcısına verir. Al oğlum, bunlar senin hakkın. Çalışmanın karşılığı, der. Hınk deyici hemen atılır: Kadı Efendi, hani benim hakkım? Kadı olan Nasreddin Hoca cevap verir: A be adam, odun kırıcısına "hınk" diyenin hakkı işte bu para sesi kadardır. Sen de hakkını aldın işte. İçinde yaşadığımız toplumda da patronların, kapitalist sınıfın hakkı odun kırıcısına "hınk" diyenin hakkından farklı değildir. Bunun neden böyle olduğunu sonraki sayılarımızda anlatmaya devam edeceğiz. (Köşemizde yararlanılan kaynak: Faruk Pekin'in 1976'da ikinci baskısını yapmış olduğu "İşçiler neden ve nasıl sömürülüyor" broşürüdür.) Tarih; ismini ölümsüzleştirmiş, dehalarıyla, cesaretleriyle, liderlik vasıflarıyla insanlığın gelişimine eşik atlatmış şahsiyetlerle doludur. Sezar'dan İskender'e, Ford'dan Bill Gates'e kadar nice insan vardır ki ölümlerinden binlerce yıl sonra bile yarattıkları değerlerin haklı şöhretleriyle ölümsüzlüklerini yaşamaya devam edeceklerdir. Bize ise ancak, geldiğimiz noktada hayal gücümüzün bile ötesinde bir yaşamı yaşanılabilir hale getiren bu insanların önünde saygıyla eğilmek düşer. Ama ne yazık ki ben eğilmeyi, hele ki başka insanların önünde eğilmeyi hiç sevmem! Hiç biriyle tanışmamış olmama rağmen, bilirim Sezar'ın kılıcı altında yaşamak yerine ölmeyi tercih eden yüz binlerce Galyalıyı. Ve yine bilirim kanla yeşermiş topraklarda bir hikaye kahramanının sevimliliğinden çok daha uzaktır Asteriksler, Oburiksler. Kutsamam Sezar'a direndi diye Galyalıları. Bir kahraman çıkarmaya uğraşmam onlardan. Kaddafi'ye, Saddam'a, Ahmedinejat'a methiyeler düzene bir cevabım olsun isterim cebimde. En zorunu başarmıştır insanoğlu, bir dehaya ihtiyaç duymadan, doğaya karşı mücadelesinde ayakta kalarak. Bunu adım adım yapmıştır. Sabırla binlerce yıl biriktirerek, özümseyip yeniden büyüterek birikimlerini. Bilen var mı ateşi ilk kim evcilleştimiş, toprağa kim can vermiş? Bilen var mı hangi Fenikeli alfabeyi bulan? Hangi Mısırlı papirüsü, hangi Bergamalı parşömeni Ya Pisagor kendine maletmeden önce Nil Vadisi'nin hangi insanı çemberle, üçgenle ilgili teoremleri sıradan herhangi bir işi yapma sadeliğinde oluşturmuş. Bilim adamına düşmanlık değil benimkisi. Bruno'ya saygım vardır mesela. Şatafatlı sarayların dışında, bilimi, insanın binlerce yıllık körlüğünü kendine dert edinip de uğraş edinen ismini bilmediğim tüm bilim adamlarına da. Öyle ya dönemin en büyük tekeli kiliseyi karşısına almak, öyle ki inançları dışında Geri dönüşüm işçileri Van da yaşanan depremden sonra, kendi tabirleriyle "farklı bir tura çıktılar". Hem Van a malzeme gönderiyor hem de koli ihtiyacı olanlara destek oluyorlar. Aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu kağıt toplayıcıları, sokaklardan ve çöplerden malzeme toplamanın yanı sıra biriktirdikleri karton kolileri de Van a malzeme göndermek isteyen ama koli sıkıntısı yaşayan belediyelere ve kurumlara götürüyor. Geri Dönüşüm İşçileri Derneği nden Ali Mendillioğlu ise konu hakkında, "Biz çok özel bir şey yapmıyoruz, yapmamız gerekeni yapıyoruz" diyor. İstanbul un Tarlabaşı semtindeki kağıt toplayıcılardan Bayram Renklihava, deprem haberini aldıklarından beri arabalarıyla farklı bir tura çıktıklarını söylüyor. Çöplerde ve sokaklarda kağıt ve kartonun yanı sıra elbise, pabuç, battaniye gibi malzemeleri de aramaya başladıklarını söyleyen sığınacak bir yer bulamadan öldürülmek. Öldürülmek ve bir bilim adamı. Ölüm ve bilim. Bildiği için ölmek, bulduğu için ölmek. Kelimelerin içinde yol bulmaya çalışmıyorum. Bir ironi var burada. Bilim adamıysan ya ölüyorsun, ya öldürüyorsun. "Buzdolabı mı? Savaş sanaayinin yan ürünüdür o" cümlesini kaç defa duyar bir insan ömründe. "İnternet, ABD'nin ölüm füzelerinin koordinasyonu için arayışlarının, mevcut birikime (özellikle CERN) çığır atlatması." Kimya: Ah antfriz diye yakınan SS orduları, birincisinde büyük savaşın eriyen Fransızlar, sonra Japonlar, sonra Kürtler ve arasında her ırktan ama illaki de sosyalizmden başka hiçbir kurtuluşu olduğunu bilemeden başkasının davası için ölen ve öldürülen milyonlar. "Ama takvimi de buldu ya insanoğlu" deyip de bir temiz nefes alsam diyorum. Olmuyor. Çin Seddi, piramitler; binler, on binler, yüzbinler kemiklerini harca katıyorlar Tutankamon ölümsüzleşsin diye, bir metre daha yükselsin diye Çin Seddi. İnsanca yaşanacak zaman çığlığımız o günlerden miras bize. Saati buldular, takvimi buldular, onlar için ne kadar çalıştığımızı anlayabildiler. Yazık biz hala anlayamadık bize hiçbir şey bırakmadığını onların, patronların. Binlerce kişilik araştırma geliştirme laboratuarları kuruldu. Bize illaki de bir şey satmak zorundalar. Bir kilo et için bir gün, bir televizyon için 2 ay, bir ev için 20 yılını alırlar insanın. Senin yirmi yılın üzerinde yükseliyorsa dünya alacaksın. Tüketeceksin. Renklihava, kapı kapı dolaşıp evlerden de yardım topladıklarını anlatıyor ve ekliyor: Topladıklarımızı bir merkezde biriktirdik. Buradan da tırla bu sabaha karşı Van a gönderdik. Bizim aramızda Vanlı çoktur. Onlar da bu organizasyonda son derece faal çalıştı."

15 15 de işsizliğe, gelir dağılımı ve vergilerdeki ABD' eşitsizliğe, neoliberal ekonomi politikalarına karşı taleplerle küresel mali oligarşinin sembollerinden Wall Street'i protesto eden "Wall Street'i İşgal Et/Yüzde 99" hareketi küreselleşiyor. Hareket küreselleşirken, itfaiyeciler de işbaşında. ABD başkanı Obama, başkan eskisi Bill Clinton, dolar milyarderi süper asalaklardan Soros, liberal sinemacı Micheal Moore, hareketin barışçıl karakterine ve ılımlı taleplerine "sempati ve desteklerini" sunup onu sosyal liberal sınırlar içinde tutmak için kuyruğa girenlerden birkaçı. "Wall Street'i işgal et/küresel birlikte işgal" hareketinin bugünkü bulanık ve cılız iş, sağlık, eğitim, vergi adaleti gibi taleplerinde bile "ABD semalarında dolaşan bir kızıl hayalet, komünizm" korkusu duyan mali oligarşinin cellatlarının, bu harekete öpücük gönderen papaz takımının, bu harekete yol gösterme adına antikomünizm ve "düzeltilmiş kapitalizm" hayallerini yayanların bu korkusunu bağımsız sınıf çizgisi ve hegemonyası temelinde büyütelim! Ancak hareketi "düzeltilmiş kapitalizm" beklentisi içinde tutmaya çalışanlar yalnız küresel mali oligarşinin cilası dökülen papazları değil. Marksist, devrimci, isyancı kanaat önderi geçinenler de, harekete pasifizm ve "ideal kapitalizm, ideal demokrasi" hayali ve anti-komünizm taşımak için birbiriyle yarışıyor. Hareketin "No logo (markalara hayır)" kitabıyla "kanaat önderlerinden" olan Naomi Klein, eylemcilere şu öğüdü veriyor: "Bu hareketin doğru yaptığı başka bir şey de: Kendinize şiddetten kaçınma sözü verdiniz. Medyaya delicesine arzu ettiği kırılmış camlar ve sokak savaşları görüntüleri vermeyi reddediyorsunuz. Ve bu muazzam disiplin, tekrar ve tekrar, hikayenin utanç verici olmadığı ve polis şiddetini provoke etmediği anlamına geliyor." Zizek ise, eylemcilere yaptığı konuşmada, tekrar tekrar "komünizmin başarısız olduğunu" vurgulama gereği duyuyor. Onun yerine Hristiyanlığın Kutsal Ruhu gibi bir eğretileme ile bir tür "ideal kapitalizm" hayali öneriyor. Söyledikleri aynen şöyle: "Size ölümsüzlük sözü verilen, ancak sağlık hizmetleri için birazcık fazla harcanamayan dünyada yanlış bir şeyler vardır. Belki de önceliklerimizi tam burada ortaya koymamız gerekiyor. Daha yüksek yaşam standardı istemiyoruz. Bizim komünist olmamıza dair kanının tek kaynağı, müştereklerle ilgilenmemiz. Doğanın müşterekleriyle. Entelektüel mülkiyet ile özelleştirilen müştereklerle. Biyo-genetik müşterekleriyle. Bunun için, yalnızca bunun için savaşmalıyız." Küçük burjuva ezilenci sosyalist "kanaat önderlerinden" James Petras ise Venezüalla'yı ve Chavez'in burjuva sosyalizmini model olarak gösteriyor. Bu, internet üzerinden yaptığı çarpıcı afiş ve çağrılarla hareketin tetikleyicilerinden biri olan Adbusters grubu içinde geçerli. Bu grup, Wall Street'i İşgal Et kampanyasından önce de, dünya çapında yaygınlaştırdığı "Hiç bir şey satın almama günü", "TV izlememe haftası" gibi kampanyalarıyla tanınıyordu. Burjuva medyanın yaydığı, Soros'un Açık Toplum fonundan para aldıkları şayiasına karşısına Adbusters grubunun kurucularından Kalle Lasn'ın verdiği yanıt: "George Soros'un fikirlerinin çoğu oldukça iyi. Onun Adbusters'a biraz para vermesini isterdim, buna çok ihtiyacımız var. Ama ondan bir peni bile almış değiliz." Hareketin potansiyelleri Ancak bunlar hareketin önündeki zorlukları göstermekle birlikte özellikle de ABD'nin göbeğinde ortaya çıkmış olması ve geniş kitlelere Wall Street gibi mali oligarşik iktidar abidesini sorgulatmaya başlaması açısından önemini azaltmıyor. Eylemcilerin büyük çoğunluğu ilk kez bu tür bir eyleme katılan -mortgage çöküntüsü ile işini kaybetmiş- işsizlerden, göçmen ve enformal işçilerden, öğrencilerden, kent yoksullarından oluşuyor. 23 yaşındaki marangoz işçisi Robert Daros bunlardan biri. Krizle çalıştığı işyeri kapanınca işsiz kalmış ve protesto çağrısını duyunca sadece bir uyku tulumuyla Florida'dan New York'a gelmiş ve ilk işgal girişiminin en önünde yürümüş, polisle arbede yaşamış. Hareketin küreselleşme sürecinde nasıl bir şekil kazanacağını zaman gösterecek. Bugünkü dünya çapındaki eylemlerden gelen haberlerde de görüldüğü gibi, krizin daha şiddetli yaşandığı ve mücadele geleneğinin olduğu ülkelerde daha militan bir karakter kazanma, sıçrama dinamikleri de var. Küçük burjuva ağırlıklı önceki anti-küreselleşmeci harekete oranla, ABD'de ortaya çıktığı biçimiyle daha yarı-proleter, ara sınıf, kent yoksulu özellikleri taşıyor yıl öncesinden farklı olarak bugün Avrupa'da, Latin Amerika, Asya'daki öğrenci hareketleri bile daha yarı-işçi bir karakter ve talepler içinden gelişiyor. Küresel temelde mali oligarşik banka-tekel merkezlerini hedefe koymaya başlaması ve işsizlik, sağlık, eğitim gibi daha sınıfsal ağırlıklı sorun ve talepleri küreselleştirecek olmasıyla, neoliberalizmin birikimli ve yıkıcı etkisine karşı yaygınlaşma ve kriz koşullarında sıçrama dinamikleri de taşıyor. Önceki antiküreselleşmeci hareketin G-7, Davos, Dünya Bankası-İMF zirvelerini protestoyla sınırlı kalmasına karşın tüm ülkelerde mali oligarşik güç ve yönetim merkezlerine yönelmesi, küresel kriz koşullarıyla da birlikte daha yaygın temelden bir hareket olanağını da ortaya çıkartıyor. Önceki antiküreselleşmeci hareketin hızla yığınsallaşan ve yer yer militanlaşan eylemlerle başlayıp, AT- TAC gibi hızla küresel burjuva sivil toplum ağlarının içinde erimesi, sosyal liberalizmin egemenliği altında devrimci ve radikal grupların tasfiyesi, içinde kalanların da liberal sosyal forumlar içinde eritilmesi, ders olmalıdır. Küresel kapitalizm ve mali oligarşisi ile uzlaşmaz karşıt proletaryanın fiili-gövdesel önderliği, ideolojik, siyasal hegemonyasının olmadığı koşullarda, ara sınıf ağırlıklı bu hareketler hızlı parlama, yığınsallaşma ve yaygınlaşma gösterseler de, binbir türlü sosyal liberal, sosyal anarşist, sosyal reformist ağla kuşatılmış olarak uzun soluklu ve uzlaşmaz bir karaktere sahip olamayacaklardır. Ancak bu proletarya sosyalizminin önüne, bizzat bu hareketlerin kitle bileşimi içinden bağımsız sınıfsal, ideolojik, siyasal, pratik önderlik ve hegemonya mücadelesini geliştirme görevini koyar. Bu tür ara sınıf hareketleriyle bugün daha yakın bir etkileşim ve hatta iç içelik içinde olan işçi sınıfının onlar içinde erimeden burjuva ve küçük burjuva etki ve ağlarla uzlaşmaz bir mücadele içinde hegemonik etki ve çekim gücünü artırmayı... "Wall Street'i İşgal Et/Küresel Birlikte İşgal" hareketinin bugünkü bulanık ve cılız iş, sağlık, eğitim, vergi adaleti gibi taleplerinde bile "ABD semalarında dolaşan bir kızıl hayalet, komünizm" korkusu duyan mali oligarşinin cellatlarının, bu harekete öpücük gönderen papaz takımının, bu harekete yol gösterme adına antikomünizm ve "düzeltilmiş kapitalizm" hayallerini yayanların bu korkusunu bağımsız sınıf çizgisi ve hegemonyası temelinde büyütelim!

16 Küresel tekelci kapitalizmin krizi ve artan saldırganlığı karşısında mücadele de küreselleşme eğilimi gösteriyor Geçtiğimiz ay gerçekleştirilen Küresel Eylem Günü'nde en şiddetli gösteriler İtalya'da yaşandı. Roma'da on binlerce kişi Küresel Eylem Günü ile İtalya'daki kriz ve hükümetin kemer sıkma paketine karşı tepkileri birleştirdi. Anarşist Siyah Blok'a bağlı bin kişilik bir grup Savunma Bakanlığı binasını işgal etmeye çalıştı. Çıkan çatışmalarda bankalar tahrip edildi, Savunma Bakanlığı yanındaki binalar ve polis araçları ateşe verildi, 100 gösterici ve polis yaralandı, bazı göstericiler gözaltına alındı. En kitlesel gösteriler ise İspanya'da gerçekleşti. Madrid'teki miting ve yürüyüşe 500 bin kişi katıldı. İspanya'nın bir çok şehrinde onbinler de meydanlardaydı. ABD'de New York Times Meydanı'nda 20 bin kişi, Washington'da 5 bin kişi toplanarak trafiği durdurdu. Yürüyüş güzargahlarındaki büyük banka binaları önünde durularak bankalar teşhir ve protesto edildi. Bazı göstericiler trafiği durdurmak, bankaların önündeki kaldırımları işgal etmek gibi gerekçelerle gözaltına alındı. Kanada Toronto'da büyük banka ve holdinglerin bulunduğu alanda on bin kişi gösteri yaptı. Eylemciler burada kamp kurmaya hazırlanıyor. İngiltere Londra'da 3 bin kişi borsa binasına yürüdü. Polis barikatına yüklenen göstericilerle polis arasında arbede yaşandı. Borsadan sonra Goldman Sach's binasına yönelen göstericiler ile polis arasında yine gerilim yaşandı. Almanya'da Berlin'de 6 bin kişi Başbakanlık binasının bulunduğu alanda, Köln'de ise 2 bin kişi gösteri yaptı. 50 şehirde daha gösterilerin olduğu Almanya'da Frankfurt'da Avrupa Merkez Bankası'nın bulunduğu meydandaki eylemden sonra göstericiler burada Wall Street'te olduğu gibi kamp kuracaklarını açıkladılar. Bunun dışında Meksika'dan Güney Afrika'ya Hong Kong'tan Japonya'ya 50'ye yakın ülkede 500'den fazla şehirde, hükümet, parlamento, küresel mali sermaye kurumları, büyük banka ve tekel plazalarının bulunduğu alanlarda sayıları birkaç yüz ile birkaç bin arasında değişen göstericilerin eylemleri oldu. Eylemlerde kitlesellik ve katılımda başta İspanya ve İtalya olmak üzere Avrupa'nın öne çıkması, krizin şiddetinden ve sınıf mücadelesi geleneğinin güçlü olmasından kaynaklanıyor. İtalya, İspanya'nın yanısıra ABD ve Kanada'da da işçi sendikalarıyla birlikte, İspanya'daki meydan işgalcilerinden sonra "Öfkeliler" diye de anılmaya başlanan, işsizler, göçmenler, öğrenciler, konum kaybı ve işçileşme süreci içindeki küçük burjuva ve ara kesimler, kent yoksulları da eylemlerde yer aldılar. Küresel Eylem Günü üzerine notlar Küresel tekelci kapitalizmin krizi ve artan saldırganlığı karşısında mücadele de küreselleşme eğilimi gösteriyor. Uluslararası ve küresel mücadele dinamikleri ve yöntemleri arasındaki etkileşim artmış durumda. "Arap baharı" ve Tahrir'den İspanya'daki meydan işgalcilerine, oradan Wall Street protestocularına, oradan tüm dünyaya Küresel banka ve tekellerin protesto edilmesi, meydan işgali ve kamp kurma gibi direniş biçimleri (üretimden gelen gücü olmayanların kendilerini ifade edebildiği, Türkiye'de Tekel işçilerin Ankara'daki direniş kampından bildiğimiz bir direniş biçimi, "meydan siyaseti" olarak anılıyor) işsizlik, sağlık, eğitim, vergi politikalarına karşı talepler de küreselleşiyor. Eylemlerin bugünkü sınıfsal bileşimi, içeriği, biçimi, işçi ve emekçilerin küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisinin kriz saldırganlığına karşı küresel bir öz savunma mücadelesi açısından bile oldukça sınırlı, bulanık ve zayıf olmakla birlikte bu yöndeki bir arayış ve yeni dinamikleri de ortaya çıkartıyor. Avrupa'da sayıları günden güne çoğalan yoksullara yardım girişimleri artık yetersiz kalıyor. Bugün Avrupa'da 80 milyon yoksul insan yaşıyor. Avrupa'da yoksulluk sınırının altında yaşayan 80 milyon kişi var. Bu Avrupa'nın en büyük ulusu demek. Bankaları kurtarma adına Avrupa dayanışması ve çok karmaşık mekanizmaları hayal etmek mümkün olsa da, Avrupa düzeyinde bu acı gerçeği inkar etmek imkansızdır. Mali krizle birlikte yardım kuruluşlarına talep de artmaya başladı. 2008'den beri yardım kuruluşuna müracaat edenlerin sayısı yüzde 25 oranında arttı. Arnaud Langlais ve ekibi her sabah, Fransa'nın Rungis kentindeki Avrupa'nın bu en büyük meyve ve sebze halinden atık ürünleri topluyor. Amaçları satılamayan bu ürünleri toplayarak yoksullara dağıtmak. Arnaud Langlais: "Toptancılara gidiyoruz ve ücretsiz olarak paletleri alıyoruz. Onları istifleyip ardından dağıtıyoruz. Bu şansa kalmış birşey. Kimi zaman oldukça fazla ürün oluyor ama zaman zaman da çok. Ama eğer dağıtmamız gereken miktara ulaşamazsak aradaki açığı satın alma yaparak kapatıyoruz." Burası üç yıldır işsiz olan Marie Jo için bir ümit kaynağı olmuş; "Burada olmaktan dolayı mutluyum. En azından iş arama sürecinde bana çok iyi geldi. Bir şeyler yapıyorum. Gördüğünüz gibi faydalı bir iş yapıyorum." Arnaud Langlais: "Her geçen yıl daha fazla insana hitap ediyoruz. 2010'da 770 ton sebze ve meyve dağıtımı yaptık. Bu rakam 2009'da 400 tondu. Geçtiğimiz yıl ikiye katladık." Yardım toplayan Ion David, artık eskisi gibi yardım toplayamadıklarını söylüyor: "Az önce birkaç paket tahıl ve birkaç kilo şeker toplamadan geldik. İnsanlar yardım etmek istemiyor demiyorum sadece yardım edemiyorlar. Şimdi artık eskisi gibi değil." Kapitalizmin kalelerinden biri olan AB'de de yaşam işçiler ve yoksullar için zor. Bir tarafta sefahat içinde yaşam varken bir tarafta ise yardımla ayakta durmaya çalışanlar, 600 euro maaş ile geçinmeye çalışanlar. Kapitalizmin doğası burada da aynı. Bir avuç burjuvanın yaşaması için milyonların sürünmesi şart. Dünya Libya lideri Muammer Kaddafi'nin iktidarı ele geçiren Ulusal Geçiş Konseyi güçlerince yakalandı ve linç edilerek öldürüldü. Türkiye'de kullanılan kirli tabirle "ölü ele geçirildi". 42 yıllık bir tek adam diktatörlüğü emperyalist bir müdahaleyle birlikte alaşağı edildi. Dinci-gerici birikimi yoğun, işbirlikçi bir iktidar onun yerini alacak. Sosyo-kültürel açıdan geri, kapitalist bir ülke olarak Libya yeni dönemde gücü yetenin gücü kendisinde toplayacağı bir geçiş dönemi ile karşı karşıya. Güçlü bir işçi sınıfı ve yoksul emekçilerin mücadelesi ve direnişinin olmadığı koşullarda, değişmeyen ise sadece petrol ile sınırlı olmayan geniş doğal kaynaklara sahip ülkenin üzerinde tepinilerek yağmalanması olacak. Bilindiği üzere Libya, dünyanın en kaliteli petrol rezervlerine sahip ülkesi. Ülke ihracatının yüzde 95'ini oluşturan petrol ve doğalgazdan yılda 120 milyar dolar gelir elde ediliyor. Yıllarca petrol gelirleri Kaddafi ve çevresindeki bir avuç elitin ve ülkede fink atan yabancı komisyoncuların cebine giderken ülke yoksulluk batağına saplandı. Kaddafi yıllarca kendisine bağlı aşiret üyelerini nemalayan maddi yardım sistemiyle ülkeyi yönetmeyi başarmıştı. Öte yandan isyan öncesinde Libya, yüzde 50'yi bulan genç işsizler oranıyla bu kategoride dünyada ilk sırada geliyordu.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

Temmuz 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Temmuz 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Temmuz 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin / Mezitli Belediye Başkanı nı ziyaret ederek

Detaylı

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146 TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI EMO Kocaeli Şubesi 146 İKK Sekreterliği Makina Mühendisleri Odası tarafından yürütülmektedir. Şubemiz, üniversite, resmi kurum, sendika, oda ve derneklerle sürdürülebilir

Detaylı

ULUSLARARASI İŞÇİ DAYANIŞMASI DERNEĞİ. Meslek Liseliler Ne Yaşıyor? Ne İstiyor? Boyun Eğme. Mücadele Et!

ULUSLARARASI İŞÇİ DAYANIŞMASI DERNEĞİ. Meslek Liseliler Ne Yaşıyor? Ne İstiyor? Boyun Eğme. Mücadele Et! ULUSLARARASI İŞÇİ DAYANIŞMASI DERNEĞİ Meslek Liseliler Ne Yaşıyor? Ne İstiyor? Boyun Eğme Mücadele Et! Boyun Eğme Mücadele Et! Patronlar meslek lisesi öğrencilerini sömürülecek işçi olarak görüyorlar!

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Oran: Asgari ücret reel olarak 10 yıl öncekinin üçte ikisi düzeyinin alımgücüne indi Tarih : 03.03.2013 Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili

Detaylı

İŞÇİLERİN 3 ACİL TALEBİ VAR!

İŞÇİLERİN 3 ACİL TALEBİ VAR! TEMMUZ 2016 İŞÇİLERİN 3 ACİL TALEBİ VAR! Taşeron işçilere kayıtsız şartsız kadro! Kıdem tazminatıma dokunma! Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi ne hayır! TAŞERON İŞÇİLERE KAYITSIZ ŞARTSIZ KADRO! AKP hükümeti

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

KASIM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

KASIM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili KASIM 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Akdeniz Karaduvar Mahallesinde muhtarları

Detaylı

Ocak 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Ocak 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Ocak 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Silifke Belediye Başkan Adayı ile birlikte esnaf

Detaylı

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER tmmob 2002/2004 Cumhuriyet / 7 Haziran 2002 Radikal / 7 Haziran 2002 218 Evrensel / 15 Temmuz 2002 37. dönem çalışma raporu 219 tmmob 2002/2004 Cumhuriyet

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

YILDIZ TEKNİK DOĞA BİLİMLERİ ARAŞTIRMA MERKEZİ BAŞKANI PROF. ERSOY, milliyet için İNC. ELEDİ- 1 / Serhat Oğuz

YILDIZ TEKNİK DOĞA BİLİMLERİ ARAŞTIRMA MERKEZİ BAŞKANI PROF. ERSOY, milliyet için İNC. ELEDİ- 1 / Serhat Oğuz Türkiye nin Afet Gerçeği YILDIZ TEKNİK DOĞA BİLİMLERİ ARAŞTIRMA MERKEZİ BAŞKANI PROF. ERSOY, milliyet için İNC ELEDİ- 1 / Serhat Oğuz http://www.milliyet.com.tr/yasam/habe r Prof. Şükrü Ersoy un yaptığı

Detaylı

18. bölüm. basında bursa il koordinasyon kurulu

18. bölüm. basında bursa il koordinasyon kurulu 18. bölüm basında bursa il koordinasyon kurulu BÖLÜM 18: BASINDA TMMOB BURSA İL KOORDİNASYON KURULU Şubemizin sekreteryalığında yazılı basında toplam olarak 120 kez yer almıştır. Bunun dışında görsel

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

1 MAYIS 2013 BİRLİK MÜCADELE DAYANIŞMA!

1 MAYIS 2013 BİRLİK MÜCADELE DAYANIŞMA! 1 MAYIS 2013 BİRLİK MÜCADELE DAYANIŞMA! İşçilerin burjuvaziye ve egemen sınıfa karşı mücadelesi sürdükçe, bütün talepleri karşılanana dek 1 Mayıs, bu taleplerin her yıl dile getirildiği gün olacaktır.

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin CHP İl Kongresine katılarak bir konuşma

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

MAYIS 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MAYIS 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MAYIS 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Aydıncık CHP İlçe Yönetim Kurulu ve Belediye

Detaylı

Destek Personeli Eğitimleri

Destek Personeli Eğitimleri 2.Dönem eczane çalışanlarının Destek Personeli Eğitimleri 28 Aralık 2009 tarihinde başladı 9 Valimiz Sayın Zübeyir KEMELEK 15 Aralık 2009 tarihinde Yönetim Kurulumuzu ziyaret etti.. İstanbul Ecza Koop'la

Detaylı

NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ?

NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ?

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

Maaşlar Arasında Uçurum Var!

Maaşlar Arasında Uçurum Var! On5yirmi5.com Maaşlar Arasında Uçurum Var! 89 iş kolunun 59'unda erkek daha fazla ücret alıyor. Yayın Tarihi : 28 Ekim 2010 Perşembe (oluşturma : 11/7/2015) Kriz 'eşit işe farklı ücret' uygulamasını derinleştirdi.

Detaylı

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL Tel: 0216 492 0504, 0216 532 7545 Faks: 0216 532 7545 freex@superonline.com www.antenna-tr.org "Düşünce Özgürlüğü için 5. İstanbul

Detaylı

VAN ERCiŞ DEPREMi FAALiYET RAPORU 23 EKiM 24 KASIM 2011 ARASI

VAN ERCiŞ DEPREMi FAALiYET RAPORU 23 EKiM 24 KASIM 2011 ARASI FAALiYET RAPORU 23 EKiM 24 KASIM 2011 ARASI VAN DEPREMi 23 Ekim de Van da meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki depremde şehir merkezinde ve çevre yerleşimlerde çok sayıda bina yerle bir oldu. Başbakanlık ve

Detaylı

Taşeron işçinin hakları mutlaka düzenlenecek

Taşeron işçinin hakları mutlaka düzenlenecek Taşeron işçinin hakları mutlaka düzenlenecek Aralık 08, 2011-4:57:28 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Büyük Anadolu Otel'de düzenlenen Türk-İş 21. Olağan Genel Kurulu'nda konuştu. Çalışma

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Her gün gelen şehit haberlerine YETER İki yıldır bitmeyen seçim maratonuna YETER Siyasetçilerin

Detaylı

Günlük Ulusal Gazete. yapılar da elbette bu işi bitirmemek için kendilerince bir şey yapacaklardır'' diye konuştu.

Günlük Ulusal Gazete. yapılar da elbette bu işi bitirmemek için kendilerince bir şey yapacaklardır'' diye konuştu. 2-3 MART 2013 www.reisgida.com.tr Hedefimiz terör... BAŞBAKAN Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Çözüm sürecinin hedefi, terörü sona erdirmek, mili birlik ve beraberliği kuvvetlendirmek, gündemimizden terör belasını

Detaylı

EYLÜL 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

EYLÜL 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili EYLÜL 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe örgütünün düzenlediği Yenimahalle

Detaylı

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600

Detaylı

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI BASIN ÇALIġMALARI BASIN AÇIKLAMALARIMIZ 5 Mayıs 2010 Özelleştirme Karşıtı Platform İstanbul Bileşenleri nin Taksim BEDAŞ önünde gerçekleştiği basın açıklaması yoğun bir katılımla yapıldı. Şubemiz üye ve

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

KOBİ ler Nefes alacak / Ankara. TOBB, Ziraat Bankası, Denizbank ve Kredi Garanti Fonu (KGF) ortaklığında hayata

KOBİ ler Nefes alacak / Ankara. TOBB, Ziraat Bankası, Denizbank ve Kredi Garanti Fonu (KGF) ortaklığında hayata 02.12.2016 / Ankara TOBB, Ziraat Bankası, Denizbank ve Kredi Garanti Fonu (KGF) ortaklığında hayata 1/6 geçirilecek olan KOBİ lere Nefes Kredisi için imzalar, Başbakanlık Çankaya Köşkü nde düzenlenen lansman

Detaylı

21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU

21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU 21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU 225 ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ 13 Ocak 2012 KESK Genel Merkezi başta olmak üzere bir çok ilde KESK e bağlı sendikalar, demokratik kurumlar, belediyeler ve siyasi

Detaylı

'Uyardık ama ciddiye almadılar'

'Uyardık ama ciddiye almadılar' 1/5 ページ 8 Mart 2010, Pazartesi 'Uyardık ama ciddiye almadılar' Elazığ'da meydana gelen 6.0 şiddetindeki depremde ölü sayısı sürekli artıyor. Son bilgilere göre 51 kişi yaşamını yitirdi, 50'nin üzerinde

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

2.9. TMMOB,İKK,ÖKP,AEMÖP VE NKP İLİŞKİLER

2.9. TMMOB,İKK,ÖKP,AEMÖP VE NKP İLİŞKİLER 20. DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU 2.9. TMMOB,İKK,ÖKP,AEMÖP VE NKP İLİŞKİLER 267 ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ TMMOB, TMMOB ANKARA İL KOORDİNASYON KURULU ETKİNLİKLERİ 07 Ocak 2010 Tekel İşçileri ziyaret

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Günlük Haber Bülteni 13.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sabah.com.tr Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

İŞ GÜVENCEMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ!

İŞ GÜVENCEMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ! İŞ GÜVENCEMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ! 1 KAMUNUN DÖNÜŞÜMÜ Kamunun ve kamu hizmetlerinin önceden belirlenmiş ekonomik, toplumsal, siyasal hedefler doğrultusunda; amaç ve işlevleri bakımından yeniden

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

''Yanlış anlaşılıyorum''

''Yanlış anlaşılıyorum'' ''Yanlış anlaşılıyorum'' Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, BDP li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezleke hazırlanmasıyla ilgili soruya ''Benim sözlerimden farklı anlam çıkarılıyor.

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI DİYARBAKIR ŞUBESİ 17. DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU PANEL, ÇALIŞTAY, FORUM, SEMPOZYUM, KURULTAY, KONFERANS, KONGRE

TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI DİYARBAKIR ŞUBESİ 17. DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU PANEL, ÇALIŞTAY, FORUM, SEMPOZYUM, KURULTAY, KONFERANS, KONGRE 5 PANEL, ÇALIŞTAY, FORUM, SEMPOZYUM, KURULTAY, KONFERANS, KONGRE 79 5. PANEL, ÇALIŞTAY, FORUM, SEMPOZYUM, KURULTAY, KONFERANS, KONGRELER 5.1 TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu İle Yapılan Ortak Etkinlikler

Detaylı

Başbakan Yıldırım, Keçiören Metrosu nun Açılış Töreni nde konuştu

Başbakan Yıldırım, Keçiören Metrosu nun Açılış Töreni nde konuştu Başbakan Yıldırım, Keçiören Metrosu nun Açılış Töreni nde konuştu Ocak 05, 2017-4:11:00 Başbakan Binali Yıldırım, Keçiören Belediyesi önünde düzenlenen metro açılış töreninde yaptığı konuşmada, nüfusu

Detaylı

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ETKİNLİKLERİ

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ETKİNLİKLERİ NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ETKİNLİKLERİ 29 Mart 2012-Mersin in Gülnar İlçesi ne nükleer santral yapmak isteyen Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş. nin Akkuyu da yapılan Halkı Katılımı toplantısına Nükleer

Detaylı

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER DUNYA GIDA GUNU ACLIGA KARSI BIRLESELIM Dr Aysegul AKIN FAO Turkiye Temsilci Yardimcisi 15 Ekim 2010 Istanbul Bu yılki kutlamanın teması, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde dünyadaki açlıkla mücadele

Detaylı

TSK'dan Sınır Ötesi IŞİD Operasyonu

TSK'dan Sınır Ötesi IŞİD Operasyonu TSK'dan Sınır Ötesi IŞİD Operasyonu TSK Müşterek Özel Görev Kuvveti ve koalisyon hava kuvvetleri tarafından Suriye'nin Cerablus bölgesinin IŞİD'ten geri alınması için operasyon başlatıldı 24.08.2016 /

Detaylı

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI!

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! Türkiye nin önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul Aydın Üniversitesi

Detaylı

Radyo. Bayram teklifi. MUSTAFA Kemal Atattürk 16 Mayıs ta annesiyle vedalaşıp Bandırma Vapuru

Radyo. Bayram teklifi. MUSTAFA Kemal Atattürk 16 Mayıs ta annesiyle vedalaşıp Bandırma Vapuru 17 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Bayram teklifi MUSTAFA Kemal Atattürk 16 Mayıs ta annesiyle vedalaşıp Bandırma Vapuru ile Beşiktaş tan Samsun hareket etti. Bu Beşiktaş

Detaylı

-1- Adres: A Blok AZ. Kat 1 Nolu Banko Oda: 12, TBMM, ANKARA Tel: +90 (312) 420 61 88 +90 (312) 420 61 89 Faks: +90 (312) 420 69 45 E-Posta:

-1- Adres: A Blok AZ. Kat 1 Nolu Banko Oda: 12, TBMM, ANKARA Tel: +90 (312) 420 61 88 +90 (312) 420 61 89 Faks: +90 (312) 420 69 45 E-Posta: -1- Ülkemizin sosyo ekonomik açıdan en geri kalmış bölgesi olan Güneydoğu Anadolu da halkın gelir düzeyi ve hayat standardını yükseltmek amacıyla uygulamaya konulan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Türkiye

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Örgütü ve Belediye Başkan

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Yayın Tarihi :06.12.2014 Sayfası :1-16. Syf Yayın Tarihi :06.12.2013 Sayfası :10.Syf Yayın Tarihi :06.12.2014 Sayfası :7. Syf Yayın Tarihi :06.12.2014 Sayfası :1-11. Syf Yayın Tarihi :06.12.2014 Sayfası

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı

CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı Cumhuriyet Halk Partisi Bodrum İlçe Örgütü Yalıkavak Mahalle Temsilciliği tarafından geniş katılımlı birlik ve dayanışma

Detaylı

Kenyada otele saldırı: 12 ölü

Kenyada otele saldırı: 12 ölü Kenyada otele saldırı: 12 ölü Kenya polis yetkililerinden yapılan açıklamada saldırganların işgal ettiği otelden aralarında yaralıların da bulunduğu 10 kişinin kurtarıldığı açıklandı. Kenya yayın organlarında

Detaylı

Gezi Parkı Araştırması. GEZİ PARKI ARAŞTIRMASI Kimler, neden oradalar ve ne istiyorlar?

Gezi Parkı Araştırması. GEZİ PARKI ARAŞTIRMASI Kimler, neden oradalar ve ne istiyorlar? GEZİ PARKI ARAŞTIRMASI Kimler, neden oradalar ve ne istiyorlar? ARAŞTIRMA Araştırmayı nasıl yaptık? 6 7 Haziran Perşembe ve Cuma günleri Her 2 saatlik zaman diliminde 400 kişiyle görüşerek Gezi Parkı alanına

Detaylı

8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi

8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi 8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi 1 8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi Kamuoyuna Galatasaray'la yaptığı ortaklıkla gelen American Finans kuruluşu AIG'nin Türkiye Genel Müdürü Paolo Zapparoli,

Detaylı

Halil Kurt'tan Esnafı Sevindirecek Talep

Halil Kurt'tan Esnafı Sevindirecek Talep Halil Kurt'tan Esnafı Sevindirecek Talep 09 Kasım 2015 Haber Linki: http://www.egehabergazetesi.com/halil-kurttan-esnafi-sevindirecek-talep/1651/ Ekonomi nin candamarını oluşturan Esnaf ve Kobi ler Karabağlar

Detaylı

Dr. Mustafa KURUCA Isparta da Sosyal Güvenlik Reformunun Yansımaları ve Sosyal Güvenlikte Teşvik Uygulamaları konulu konferans verdi

Dr. Mustafa KURUCA Isparta da Sosyal Güvenlik Reformunun Yansımaları ve Sosyal Güvenlikte Teşvik Uygulamaları konulu konferans verdi Dr. Mustafa KURUCA Isparta da Sosyal Güvenlik Reformunun Yansımaları ve Sosyal Güvenlikte Teşvik Uygulamaları konulu konferans verdi Isparta Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünce düzenlenen Sosyal Güvenlik Reformunun

Detaylı

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Eylül 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Yenişehir İlçesi CHP Belediye Başkanı aday

Detaylı

BİR GRUP EĞİTİM-SEN ÜYESİ GÖREVİNDEN AYRILAN MUSTAFA ÖZCAN ALEYHİNE EYLEM YAPTI

BİR GRUP EĞİTİM-SEN ÜYESİ GÖREVİNDEN AYRILAN MUSTAFA ÖZCAN ALEYHİNE EYLEM YAPTI BİR GRUP EĞİTİM-SEN ÜYESİ GÖREVİNDEN AYRILAN MUSTAFA ÖZCAN ALEYHİNE EYLEM YAPTI Bodrum İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Özcan ın kurum değişikliği ile Ankara Gölbaşı belediye başkan yardıcılığı görevine

Detaylı

01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI

01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI 01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI ALIŞVERİŞ GÜNLERİ YAKINDA BAŞLIYOR SAYFA 1 EĞİTİM İÇİN AKSARAY'A GELDİLER SAYFA 2 ATSO SENDİKA ZİYARETLERİ SAYFA 3 ATSO'DAN ALMANYA'YA ÇIKARMA SAYFA 4 KOÇAŞ AYKAŞ'I

Detaylı

MİLLİ İTTİFAK BASIN'LA BİR ARAYA GELDİ

MİLLİ İTTİFAK BASIN'LA BİR ARAYA GELDİ MİLLİ İTTİFAK BASIN'LA BİR ARAYA GELDİ Milli İttifak milletvekili adayları basınla bir araya geldi. 7 haziran 2015 yılında yapılacak olan 25. Dönem Milletvekilliği seçimlerine ortak giren Saadet Partisi

Detaylı

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması 4 Kasım 2015 Not: bu dosyada iletilen veriler görselleştirilirken slide da belirtilen logo, örneklem bilgisi (n=) ve Ipsos

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

BODRUM DA SAĞLIK ÇALIŞANLARI GREVDE

BODRUM DA SAĞLIK ÇALIŞANLARI GREVDE BODRUM DA SAĞLIK ÇALIŞANLARI GREVDE Bodrum da sağlık çalışanları iş bıraktı. Bodrum Devlet Hastanesi önünde buluşan sağlık meslek örgütü temsilcileri, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, emeklilik hakları

Detaylı

AĞUSTOS 2016 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

AĞUSTOS 2016 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili AĞUSTOS 2016 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli İlçe Başkanlığı binasında yönetici

Detaylı

TÜRKİYE DE BAĞIŞÇILIĞIN DURUMU

TÜRKİYE DE BAĞIŞÇILIĞIN DURUMU TÜRKİYE DE BAĞIŞÇILIĞIN DURUMU Türkiye de yapılan tüm ve bağışların toplamı 13,7 milyar TL olarak tahmin ediliyor. Bu tutar 2014 Türkiye GSYİH sinin %0,8 ine denk geliyor. Türkiye de hayırseverlik etmek

Detaylı

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Doç. Dr. Ýlker BELEK Akdeniz Üniversitesi Týp Fakültesi Halk Saðlýðý Anabilim Dalý Öðretim Üyesi SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Burjuva Sýnýf Saldýrýsýnýn Tepe Noktasý Yukarýda tanýmlanan saðlýk sistemi yapýsý

Detaylı

Ö ğ renci Gö zü yle. Van Depremi. Zeynep Kalem Mehmet Faruk Bedir M.Enes Aydoğdu

Ö ğ renci Gö zü yle. Van Depremi. Zeynep Kalem Mehmet Faruk Bedir M.Enes Aydoğdu Ö ğ renci Gö zü yle Van Depremi Zeynep Kalem Mehmet Faruk Bedir M.Enes Aydoğdu Son yılların ülkemiz için en büyük afetlerinden biri 23.10.2011 de Van Erciş te 7.2 şiddetinde bir deprem olarak yaşandı.

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 29.07.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 29.07.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 29.07.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Acımasız savaşın kanı ülkemize de sıçradı Şanlıurfa nın Suruç kentinde gerçekleştirilen bombalı

Detaylı

İMF siz Yapamayacak mıyız?...47 Yakın İzleme Programı Üzerine...48 Daha Dikkatli Olma Zamanı...49 Siyasette İstikrarsızlığa Yılında Ekonomi

İMF siz Yapamayacak mıyız?...47 Yakın İzleme Programı Üzerine...48 Daha Dikkatli Olma Zamanı...49 Siyasette İstikrarsızlığa Yılında Ekonomi I İÇİNDEKİLER GİRİŞ... 1 I. PLANLAMANIN İLK ON YILI (1963 1973 Dönemi)... 7 II. EKONOMİNİN TIKANDIĞI YILLAR (1973 1983 Dönemi)...11 24 Ocak Kararları...12 III. EKONOMİDE AÇILIM YILLARI (1983 1993 Dönemi)...15

Detaylı

109 MİLYAR DOLARLIK YABANCI PORTFÖYÜ VAR

109 MİLYAR DOLARLIK YABANCI PORTFÖYÜ VAR -1- 109 MİLYAR DOLARLIK YABANCI PORTFÖYÜ VAR Yabancıların, 8 Haziran itibariyle Türkiye de 53 milyar 130 milyon dolarlık hisse senedi, 38 milyar 398 milyon dolar devlet iç borçlanma senedi (DİBS) ve 407

Detaylı

Bir bankamızın 11 Haziran tarihinde düzenlediği Kentsel Dönüşüm Projesi konulu önemli bir toplantı, Odamız Merkezinde gerçekleştirildi.

Bir bankamızın 11 Haziran tarihinde düzenlediği Kentsel Dönüşüm Projesi konulu önemli bir toplantı, Odamız Merkezinde gerçekleştirildi. Sayın Meclis Başkanım, Değerli Meclis Üyelerimiz, Konuşmama başlarken Sayın Defterdarımızı Meclis toplantımızda görmekten duyduğumuz memnuniyetimizi belirtir, Kendisine huzurunuzda; bizlere gösterdiği

Detaylı

TÜRKİYE DE BAĞIŞÇILIĞIN DURUMU

TÜRKİYE DE BAĞIŞÇILIĞIN DURUMU Türkiye de hayırseverlik etmek olarak anlaşılıyor. TÜRKİYE DE BAĞIŞÇILIĞIN DURUMU HAYIRSEVERLİK FAALİYETLERİ NEDEN YAPILIYOR? Dini vecibeleri yerine getirmek 3,2 228 TL 41, Bu bağışların kurumlar aracılığı

Detaylı

2011 KADIN İSTATİSTİKLERİ

2011 KADIN İSTATİSTİKLERİ 2011 İSTATİSTİKLERİ PARLAMENTO SEÇİM YILI PARLAMENTODAKİ MİLLETVEKİLİ MİLLETVEKİLİ İÇİNDEKİ PAY ( ) 1935 395 18 4.6 1943 435 16 3.7 1950 487 3 0.6 1957 610 8 1.3 1965 450 8 1.8 1973 450 6 1.3 1991 450

Detaylı

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Saðlýk emekçilerinin 2 gün süren grevleri baþladý. Ülke genelindeki hastanelerin nereyse tamamýnda hastanede

Detaylı

Zorunlu ama takan yok

Zorunlu ama takan yok Zorunlu ama takan yok Trafik sigortası yapılması zorunlu olmasına rağmen sigortalı araç sayısı çok az. Kazalarda sigortasız araç sahipleri büyük maddi külfet yaşıyor. Ülkemizde trafiğe çıkan araçların

Detaylı

Sosyal Politikayı Yeniden Düşünmek! NEDEN?

Sosyal Politikayı Yeniden Düşünmek! NEDEN? Sosyal Politikayı Yeniden Düşünmek! NEDEN? -Nereden?- Sosyal Sorunlar? İşsizlik, yoksulluk, ayırımcılık. Sosyal sınıflar, tabakalar, gruplar? İşsiz, yaşlı, çocuk, engelli. Yasalar, kurumlar, araçlar? -Anayasa,

Detaylı

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili EKİM 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Aydıncık İlçesi nde meydana gelen dolu yağışı

Detaylı

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli/Akdeniz Mahallesinde 2015 Genel Seçimlerine

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı 15 EYLÜL 2014 HABERLER Gül-Ay - Sayfa 5 Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı Büyükşehir Belediye Meclisi, yoğun bir gündemle toplandı. Gündem maddelerinin ardından söz alan Başkan

Detaylı

Meclis'te sık sık. Babası yoksa

Meclis'te sık sık. Babası yoksa 4 NİSAN 2013 www.reisgida.com.tr Babası yoksa CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan a yönelik sözleri TBMM Genel Kurulu'nda gerginliğe neden oldu. Genç, eleştirileriyle

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

VAN ERCİŞ DEPREMİ FAALİYET RAPORU-I İHH-İNSANİ YARDIM VAKFI VAN ERCİŞ DEPREMİ

VAN ERCİŞ DEPREMİ FAALİYET RAPORU-I İHH-İNSANİ YARDIM VAKFI VAN ERCİŞ DEPREMİ VAN ERCİŞ DEPREMİ FAALİYET RAPORU-I 23-27 EKİM 2011 1 VAN-ERCİŞ DEPREMİ 23 Ekim de Van ın Erciş ilçesini vuran 7.2 büyüklüğündeki depremin ardından yıkılan binaların altından bir canlıya daha ulaşabilme

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 23.07.2014 Jak ESKİNAZİ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Seçim maratonu devam ediyor Cumhurbaşkanlığı Seçimi, ülkenin en sıcak gündemi 10 Ağustos'ta

Detaylı

2014 YEREL SEÇİM FAALİYET RAPORU

2014 YEREL SEÇİM FAALİYET RAPORU AK PARTİ PENDİK İLÇE KADIN KOLLARI BAŞKANLIĞI 2014 YEREL SEÇİM FAALİYET RAPORU (30 Aralık 2013 29 Mart 2014) Hazırlayan: Ayser SOY Pendik İlçe Kadın Kolları Başkanı (07 Nisan 2014) GİRİŞ Pendik İlçe Kadın

Detaylı

5 milyon kişi online ticarete 31 milyar lira harcıyor

5 milyon kişi online ticarete 31 milyar lira harcıyor Tarih: 06.10.2013 Sayı: 2013/16 Türkiye de e-ticaret Raporu na göre online alışveriş beş yılda 3 e katlandı 5 milyon kişi online ticarete 31 milyar lira harcıyor İSMMMO nun Türkiye de e-ticaret adlı raporuna

Detaylı

Emeğin İktidarını Birlikte Kuracağız

Emeğin İktidarını Birlikte Kuracağız Emeğin İktidarını Birlikte Kuracağız 1 MAYIS Cumhuriyet Halk Partisi Bodrum İlçe Bayramı 1 Mayıs nedeniyle yayınladığı mesaj şöyle: İşçilerin birlik ve dayanışma günü olan, 1 Mayıs ın, tüm dünya ve ülkemiz

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :15. Syf Sayfası :9. Syf Sayfası :5. Syf. SON DAKİKA GAZETESİ Sayfası :5. Syf. Sportmen ilavesi Sayfası :2. Syf Sayfası :31. Syf Sayfası :3. Syf Sayfası :İnternet Sitesi İZTO dan Selvitopu ve ekibine

Detaylı

2013 YILI Faaliyet Raporu

2013 YILI Faaliyet Raporu 222 YILI Raporu YILI YILI R a proayili rpuo r u 223 İçindekiler 8 Mar t Dünya Emekçi Kadınlar Günü 10 Kasım Atatürk ü Anma G ı d a G ü v e n l i ğ i Pa n e l i ( 1 9 O c a k 2 0 1 3 ) P l a s t i k K a

Detaylı