Mübadele. Yapılmasa Ne Olurdu? Dimostenis Yağcıoğlu, zorunlu nüfus mübadelesine farklı bir açıdan bakıyor

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Mübadele. Yapılmasa Ne Olurdu? Dimostenis Yağcıoğlu, zorunlu nüfus mübadelesine farklı bir açıdan bakıyor"

Transkript

1 KASIM - ΝΟΕΜΒΡΙΟΣ 2008 Sayı: 41 Fiyatı: 3 Mübadele Yapılmasa Ne Olurdu? Dimostenis Yağcıoğlu, zorunlu nüfus mübadelesine farklı bir açıdan bakıyor Uzun bir aradan sonra MarkA Paşa yeniden aramızda Herkül Millas, öteki nin dilini öğrenmek isteyenlere sesleniyor Hakan Mümin, bir kitabın ardından gelen eleştirileri cevaplıyor İbram Onsunoğlu, Salahaddin Galip in ardından yazıyor 40 Azınlıkça

2 BU AY AZINLIKÇA AZINLIKÇA BATI TRAKYA AYLIK HABER YORUM DERGİSİ KASIM 2008 YIL: 4 SAYI: 41 ΑΖΙΝΛΙΚΤΣΑ ΜΗΝΙΑΙΟ ΤΟΥΡΚΟΕΛΛΗΝΟΦΩΝΟ ΠΟΛΙΤΙΚΟ ΠΕΡΙΟΔΙΚΟ ΤΗΣ Δ. ΘΡΑΚΗΣ ΝΟΕΜΒΡΙΟΣ 2008 ΕΤΟΣ:Δ NO:41 SAHİBİ-SORUMLUSU ΙΔΙΟΚΤΗΤΗΣ-ΕΚΔΟΤΗΣ- ΔΙΕΥΘΥΝΤΗΣ EVREN DEDE GENEL KOORDİNATÖR ΓΕΝΙΚΟΣ ΣΥΝΤΟΝΙΣΤΗΣ AYDIN BOSTANCI YAYIN YÖNETMENİ ΣΥΜΒΟΥΛΟΣ ΕΚΔΟΣΗΣ İBRAM ONSUNOĞLU ADRES Marathonos Neoktista 3/A Komotini Tel: Fax: ΕΤΗΣΙΕΣ ΣΥΝΔΡΟΜΕΣ Ιδιώτες. : 36 Τραπεζες, Οργανισμοί: 98 Ν.Π.Δ.Δ, Α.Ε: 98 Δήμοι: 98 Euro Κοινότητες: 72 BU SAYIDA YAZARLAR Aydın Bostancı Γιώργος Δούδος Dimostenis Yağcıoğlu Evren Dede Elçin Macar Fatih Nazifoğlu Hakan Mümin Hatice Sali Herkül Millas İbram Onsunoğlu Samim Akgönül Hakan Mümin Bir kitabın ardından... Ve hemen tekrar Rıza Kırlıdökme nin o eleştiri yazısına dönmek istiyorum. Yazının sonlarında Dr. Hasan kızını Yunan okullarında okuttu diye, Rıza Kırlıdökme onu suçluyor. Pes doğrusu. Bir çocuğumuz İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerde okuyunca aferin kerataya diyoruz, Yunanistan da okuyunca da insanımızı suçluyoruz. Bu nasıl bir zihniyet doğrusu anlamış değilim. İnsan özgürdür. İstediğini yapar. Kârı da, zararı da kendisinedir D. Yağcıoğlu Mübadele yapılmasaydı Ben, bu yazımda, mübadeleye farklı bir açıdan, mübadele edilenlerin açısından, bakıp bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Şu soruya bir cevap arayacağım: Acaba mübadele yapılmasaydı, Türkiye de yaşayan Rum- Ortodokslar ve Yunanistan da yaşayan Müslüman-Türkler in durumu ne olacaktı? Başlarına ne gelecekti? Hangi şartlarla karşı karşıya kalacaklardı?.. İçindekiler Azınlıkça41 Evren Dede Yaz bakayım adını Parkta azınlıktan bir kız çocuğu da vardır. Kıza Cemil Bey adını sorar. Kızımız, adım Havva der. Nerede okuduğunu sorar ardından. Küçük kızın devlet okulunda okuduğunu öğrenince de, yaz bakalım toprağa adını der ve kızımız Yunanca adını yazar: Χαβά (HAVA!) Yazısından aktardığım bu hikâyede bir tespit de yapar Cemil Bey. Ne demek istediğini ben size kendi cümlemle aktarayım: Devlet okulunda okuyanlar, adlarını bile doğru yazamayacak derecede kimliklerinden uzaklaşıyorlar! Yaz bakalım adını Evren Dede Mübadele Yapılmasaydı... Dimostenis Yağcıoğlu Büyük Derbent te huzursuzluk devam ediyor Aydın Bostancı Salahaddin Galip in ardından - II İbram Onsunoğlu Bir kitabın ardından Hakan Mümin Üniversitelerdeki kitap listesi: Avantaj mı, zaman kaybı mı? Fatih Nazifoğlu ΑΝΟΙΧΤΗ ΕΠΙΣΤΟΛΗ ΓΙΩΡΓΟΣ ΔΟΥΔΟΣ Azınlıklar, meşruiyet ve iktidar Samim Akgönül Öteki nin Dilini Öğrenmek Herkül Millas Eğitim ve Sistem Hatice Sali Rıza Kırlıdökme nin NİÇİNİNİ! Lokman ım Hasan! Marka Paşa Makedonya isim sorunu ve son durum Evren Dede Το Πατριαρχείο είναι οικουμενικό; Ελτσίν Ματζάρ Ayın içinden AZINLIKÇA - BATI TRAKYA AYLIK HABER YORUM DERGİSİ ΑΖΙΝΛΙΚΤΣΑ - ΜΗΝΙΑΙΟ ΤΟΥΡΚΟΕΛΛΗΝΟΦΩΝΟ ΠΟΛΙΤΙΚΟ ΠΕΡΙΟΔΙΚΟ Azınlıkça ΤΗΣ Δ. ΘΡΑΚΗΣ 39

3 Mübadele olmasaydı... Türkiye Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül ün geçenlerde Brüksel de yaptığı konuşma, Türkiye de azınlıklar, mübadele ve millî devlet konularında bir kere daha büyük tartışmalar başlattı. Sayın Gönül ün Bugün eğer Ege de Rumlar yaşamaya devam etseydi ve Türkiye nin pek çok yerinde Ermeniler bulunsaydı, bugün acaba Türkiye aynı millî devlet olabilir miydi? şeklinde özetlenebilecek konuşması üzerine, yazarımız Dimostenis Yağcıoğlu, Acaba mübadele yapılmasaydı, Türkiye de yaşayan Rum-Ortodokslar ve Yunanistan da yaşayan Müslüman- Türkler in durumu ne olacaktı? sorusuna yazısında yanıt bulmaya çalışıyor. Yağcıoğlu nun dengeli ve gerçekçi tespitlerine katılacağınızı sanıyoruz. * Gümülcine-Maronya Mitropoliti Damaskinos, 13 Kasım Perşembe günü Türkiye Gümülcine Başkonsolosluğu nu ziyaret etti. Mitropolit, yeni göreve atanan Başkonsolos Mustafa Sarnıç a görevinde başarılar dilerken, Başkonsolos Mustafa Sarnıç da, Mitropolit Damaskinos a ziyaretinden dolayı teşekkür etti. Böyle güzel gelişmeleri gördükçe memnun oluyoruz. * Elçin Macar, akademik çalışmaları çerçevesinde 3 ay boyunca Amerika da olacağından, bir dönem için Azınlıkça daki yazılarına ara vermek zorunda kalmıştı. E. Macar ın yazamadığı dönemde daha önce yayımlanmış yazılarının Yunanca çevirilerini sunmuştuk sizlere. Önümüzdeki sayımızla birlikte Elçin Macar tekrar Türkçe makaleleriyle aramızda olacak. Elçin Macar a yeniden hoş geldiniz der, Macar ın yazılarını bunca aydır bizi kırmayıp çeviren Aydın Bostancı ya da teşekkür ederiz. * Geçen sayıdan itibaren yazarlarımız arasına katılan Hatice Sali dergimize yeni bir ses, yeni bir soluk getirdi. H. Sali, Patra üniversitesinde okuyan genç aydınlarımızdan. Hatice Sali ye de aramıza hoş geldiniz diyoruz. editör Azınlıkça 1

4 Vitrin Evren Dede Gündem gazetesinin istisnasız bütün yazarları, azınlık çocuklarının, azınlık okullarında okumaları konusunda ısrar ederler. Gazetenin kimi yazarı, devlet ilkokulunda okuyan bir İskeçeli kızımızın adını Havva yerine Hava diye yazmasını örnek göstererek devlet okullarında okuyanların düştüğü acınası durum karşısında içimizin burkulmasını ister; kimi yazarı ise, zaten azınlık okulunun sahibesinin eşi ve okulu idare eden kişi olduğu için, devlet okullarına gidenleri neredeyse hain ilan eder Esasında bunları yazanlar işi kıvırtmasalar, mert olsalar, son tahlilde cürmü kadar yer yakar deyip geçeceğiz. Fakat gerçek böyle değil. Bu tür yazıların neredeyse hepsi bilerek bir yöne doğru çekilen yazılar. Mesela Sayın Cemil Kabza nın yazısında bahsettiği Havva kızımızdan bahis açalım. Çünkü bir yazıda ancak bu kadar hepimizin bildiği bir gerçeğin üstü örtülebilir! Tabiî bu yazılar azınlığa yazılmadığı için, alan memnun satan memnun. Ama olsun, işin gerçeğini öğrenmek isteyen sekeneyi aydınlatmak da bizim vazifemiz icabında. Konuyu Cemil Kabza nın yazısından kısaltarak aktarayım: Cemil Bey kızını (büyük ihtimalle İskeçe de) bir parka götürür. Parkta azınlıktan bir kız çocuğu da vardır. Kıza Cemil Bey adını sorar. Kızımız, Adım Havva der. Nerede okuduğunu sorar ardından. Küçük kızın devlet okulunda okuduğunu öğrenince de, yaz bakalım toprağa adını der ve kızımız Yunanca adını yazar: Χαβά (HAVA!) Yazısından aktardığım bu hikâyede bir tespit de yapar Cemil Bey. Ne demek istediğini ben size kendi cümlemle aktarayım: Devlet okulunda okuyanlar, adlarını bile doğru yazamayacak derecede kimliklerinden uzaklaşıyorlar! Esasında bu dokunaklı hikâye sayesinde yazar hançeri güzel yere saplamış sanabilirsiniz! Veya Türk azınlığın Türkçe sorununu korkunç derecesinde çıplak gösteren bu güzel hikâyeye gönülden de bağlanabilirsiniz! Fakat azınlığın gayet iyi bildiği bir gerçeği saptırarak Türkçe sorununa parmak basmak, bizim açımızdan üzüntü vericidir Gündem gazetesini elinize aldığınızda köşe yazarlarına iyi bakın. Gazeteyi karıştırdığınızda bir köşede Türkçe 2 Azınlıkça Yaz bakalım adını Cemil Kabza yazdığını göreceksiniz. Ve dolayısıyla yazarın isminin Cemil Kabza olduğunu sanacaksınız değil mi? Oysa gerçek öyle değil. Yazarın latince ismi Tzemil, soyadı ise Kapza dır. Yunanca dan bahsetmiyorum sizlere. Latin alfabesiyle adı ve soyadı bu şekilde yazılmaktadır. Okunuş itibariyle Cemil=Tzemil aynı olduğu için es geçelim, fakat soyadı okunurken iş gayet komik bir hâl almaktadır. Çünkü latin alfabesiyle bile okusanız birinde Kabza, birinde ise Kapza şeklinde telaffuz edeceksiniz. Allah Allah!.. Adını Havva şeklinde telaffuz eden fakat Yunanca Χαβά (Hava) yazan kızımız 7 yaşında! Oysa Cemil Kapza otuz küsur yaşında! Acaba hangisi gerçek soyadıdır Cemil Beyin? Kapza mı, yoksa Kabza mı? Meselâ son OSCE toplantısında sunduğu sunumun altına LATİN alfabesiyle yazdığı şekliyle Tzemil Kapza (Mr.) ismi mi doğru, yoksa Gündem de yazdığı şekliyle Cemil Kabza mı?.. * Bazen gülesi geliyor insanın, düştüğü ideolojik saplantı yüzünden körleşen kalemiyle her olayı mutlak çarpıtarak yazan, hakikatleri bir çırpıda yok eden ve bunu marifet sayanları gördükçe Çünkü bal gibi Havva kızın yerdeki toprağa adını Yunanca yazacağını ve bal gibi Cemil in de Yunanca yazarken soyadını Καπζά (KAPZA) yazdığını biliyoruz. Üstelik, Cemil Beyin soyadının pasaportunda latin alfabesiyle Kapza yazdığını ve iki soyadı kullandığını da biliyoruz. Zaten komik durum, küçücük kızın üzerinden körler ile fil hikâyesi sürdürenin kendi soyadında saklı Yunanca adını Χαβά yazan kızcağıza değil ama, onun üzerinden duyu organlarımızı okşayan, fakat gerçekte iki soyadı taşıyanlara ne diyelim ki artık * Bu arada, 1 Ekim tarihli OSCE toplantısında sunduğu bildiride, TZEMIL KAPZA Yunanistan daki zorunlu eğitimin 9 yıl olduğunu yazmış. Yunanistan da zorunlu eğitim 10 sene olmadı mı? Batı Trakya Türk Azınlığı nı Avrupa da tanıtırken dikkat edilse hani... Bir soru: Azınlık okulları yerine, evlatlarını devlet

5 okullarına gönderenleri devamlı uyaran Gündem gazetesi yazarları arasında, çocuğunu devlet anaokuluna, kreşine, yuvasına vs. gönderen var mı acaba? Varsa, ilk başta kendi kendilerini bir topa tutsalar da, azınlık okulu konusundaki samimiyetlerini görsek!.. Batı Trakya da varlığımız! Agos Gazetesi/Sayı:659 Azınlıklar söz konusu olduğunda ipler devletlerin elindedir, bu doğru. Fakat kimi zaman iplerin azınlıkların elinde olduğu da olur. İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri nin tarihi, baskılarla, beklenmedik ulusal sorunlarla doludur dolu olmasına ama iki azınlık arasındaki bu inanılmaz nüfus oranı farkı, bir anlamda iplerin azınlıkların kendi ellerinde olmasına da bağlıdır. Yoksa Lozan Antlaşması çerçevesinde doğdukları topraklarda bırakılmış Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları nın arasındaki artık telafisi imkansız gibi görünen nüfus farkını nasıl izah edebiliriz ki? (En fazla 1 veya 2 çocuk yapan Rum ailelere, Başbakan Erdoğan ın 3 çocuk çağrısını hatırlatalım) Sadece İstanbul Rumları nın daha fazla baskıya ve kovma politikasına maruz kaldığını söyleyerek bu oran farkının oluştuğunu da söyleyebiliriz elbette. Fakat yine de iki azınlık arasındaki nüfus farkı uçurumunun altında, azınlıkların kendi kader çizgilerini belirledikleri gerçeği yatar. Efendim, bilmeyenler için söyleyeyim, diasporaları saymazsak, 2008 yılı itibariyle en düşük rakamla 100 bin, en abartılı rakamla ise 150 bin kişiyiz bizler Batı Trakya da. Bize karşılık İstanbul da bırakılan İstanbul Rumları ise iki, bilemedin üç bin kişi. Lozan la başlayan maratonumuzda ilk başta aynı sayılardaydık üç aşağı beş yukarı. Yıllar geçtikçe biz ne hikmetse çoğalamadık, Rumlar ise çoğalmayı bırakın, bir dönem sonra devamlı azaldılar ve bugün, ne kadar acıdır, 3 bin kişi kaldılar. İnsanlar sonlarını bilmez elbette. Hayatın dolambaçlı ve meçhûle giden yollarında Rumların kaderine inat, nüfus açısından biz Batıtrakyalıların kaderi, en azından teorik olarak, iki devletin kullandığı mütekabiliyet çerçevesinden bakamayacağımız kadar gülümsemiştir bizlere. Fakat nüfusun İstanbul Rumları azalırken Batı Trakya da sabit kalmasındaki bir etken de, kabul edelim etmeyelim, iplerin zaman zaman azınlıkların elinde olabilmesiyle ilgilidir. İpin azınlıkların elinde olduğu meselesinde yanlış anlaşılmak istemem. Elbette İstanbul Rumları nın bu denli azalmasında, Varlık Vergisi nin, 6-7 Eylül Olayları nın, Kıbrıs Harekâtı nın, ekonomik baskıların, Yunan uyruklu olanlarının sınır dışı edilmesinin ve daha pek çok başka etkenin neden olduğu bir gerçektir. Fakat, İstanbul Rumları nın yeis batağına saplandıkları, bir anlamda kaderlerine küstükleri ve hatta kadere karşı açacakları kavgada tek başına kalmaktan bile ürktükleri de bir gerçektir. Hoşumuza gitsin veya gitmesin, çoğu kez felaketler yeniden yapılanmaların mayası olmaktadır. Tabiî felaketin ardından ümidini kaybetmemiş insanlar lazımdır yeniden yapılanmayı başarabilmek için. İşte burada ip İstanbul Rumları nın elindedir. Tarih bütün haşmeti ile Rumları tekrar İstanbul da beklerken, gelecek de Rumları beklemektedir. Belki çeşitli zorluklar, sıkıntılar da bekliyor, fakat Rumların bu denli zaaf göstermelerini, içerisine hapsoldukları çemberi bir türlü kıramamalarını başka türlü nasıl yorumlayabiriz ki! Ben bunları dedikçe, yine Rum dostlarımın dediklerini duyar gibi oluyorum, Başka diyarlarda artık iş güç sahibi insanlardırlar, genç neslin İstanbul ile olan bağı körü körüne dönüş için yeterli değildir. Hâlâ korkmaktadırlar Evet doğru bunlar, fakat tabirimi mazur görün, nüfustan bahsediyorsak eğer, devamlı kalmak için, bari her ay hiç değilse üç beş kişi de yok mudur İstanbul a dönüp değerlerine sahip çıkacak? Kuşkusuz hoşa gitmeyecektir bu söyleyeceğim, fakat yine de ben size bir başka gerçeği söyleyeyim: İstanbul Rumları, değerlerinin sahip çıkılmasında topu İstanbul Rum Patrikliği ne atmıştır. Ondan dolayı da, İstanbul u uzaktan yâd etmekle yetinirler. Oysa Patriklik ne yaparsa yapsın, İstanbul Rum suz kaldıkça, Rum diasporasının kolektif şuurunun bile bir gün işe yaramayacağını bal gibi bilirler. İpler kimi zaman azınlıkların elindedir diyorum ya, bakın size bu konuda yaşadığım bir olayı anlatayım. Balat ta evi olan tanıdığım bir İstanbul Rum u dostum var benim. Daha doğrusu ev annesinin. Zamanında Atina ya yerleşmek zorunda kalmışlar. Genç dostum son derece iyi Türkçe biliyor. Bir gün kendisiyle konuşurken, merak ediyorum Balat taki evlerinin durumunu. Acaba kiraya mı vermişlerdi, ev ne durumdaydı? Aldığım cevap hiç beklemediğim bir karşılık olsa gerek, ağzım açık bakakalmıştım o gün. Evi İstanbul dan ayrıldıklarından bu yana hiç görmemişler. Evin ne durumda olduğunu, şu anda kimlerin oturduğunu, hatta evin yıkılıp yıkılmadığını bile annesi bilmek istemiyormuş. Merak dahi etmiyorlar mı acaba diye düşündüm kendi kendime. Çünkü bahsettiğim durumda olan yüzlerce Rum evi olduğunu biliyorum İstanbul da. Bu evler tapuda Rumların üzerinde, fakat çoğunun sahibi artık bu dünyada değil. Dolayısıyla mirasın takipçisi olmalı varisleri, öyle değil mi? Kimilerinin bu yola teşebbüs ettiklerinde, avukatların o akıl almaz oyunlarına geldiklerini de biliyorum. Üstelik bu dalaverelerin Türk-Yunan ortak yapımı avukat oyunları olduğunu da biliyorum. Fakat yine de tekrar edeyim, çünkü Rum dostlarımın İstanbul daki evlerinin bile peşinde koşmamalarını ben başka türlü izah edemiyorum. Ve tekrar ediyorum: Kimi zaman ipler azınlıkların elindedir. Kâh devletin kovucu tedbirleri, kâh ırkçı saldırılar, kâh unutulmaz acılar yüzünden İstanbul Rumları nın nüfusu azalmış olsa da, ip onların elindedir. Batı Trakya da bizim varlığımız bunun en güzel delili değil mi! Azınlıkça 3

6 Paradoks Dimostenis Yağcıoğlu Mübadele Yapılmasaydı... Türkiye nin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ün geçenlerde Brüksel de yaptığı konuşma 1 Türkiye de azınlıklar, Mübadele ve millî devlet konularında bir kere daha büyük tartışmalar başlattı. Sayın Gönül ün Bugün eğer Ege de Rumlar yaşamaya devam etseydi ve Türkiye nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba Türkiye aynı milli devlet olabilir miydi? şeklinde özetlenebilecek konuşmasını bu konularda uzman olan birçok tarihçi ve siyasetbilimci sert bir şekilde ve haklı olarak eleştirdi. Sayın Gönül, konuşmasında Türk- Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi ni açıkça savundu: Bu mübadelenin ne kadar önemli olduğunu size hangi kelimelerle anlatsam bilmiyorum, ama eski dengelere bakarsanız, bunun önemi çok açık ortaya çıkacaktır. Tabiî Gönül bunu söylerken, mübadeleye yalnız Türk millî devleti ve 1920 li yıllarda inşa edilmekte olan Türk milleti açısından bakıyordu. Eğer bir devleti idare edenler, belli bir etnik ve dinî gruba dayanan bir millet oluşturmayı amaç edinmişlerse, kuşkusuz ülkeyi o gruba ait olmayanlardan temizlemeyi gerekli bir tedbir olarak görürler. Hele bu temizlik kan akıtmadan, düzenli bir şekilde ve uluslararası bir anlaşmaya uygun olarak yapılıyorsa, o zaman böyle bir temizlik doğal olarak desteklenir, çok olumlu bir tedbir gibi görülür. Ben, bu yazımda, mübadeleye farklı bir açıdan, mübadele edilenlerin açısından, bakıp bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Şu soruya bir cevap arayacağım: Acaba mübadele yapılmasaydı, Türkiye de yaşayan Rum-Ortodokslar ve Yunanistan da yaşayan Müslüman-Türkler in durumu ne olacaktı? Başlarına ne gelecekti? Hangi şartlarla karşı karşıya kalacaklardı? Evet, bunlar farazî, varsayımsal sorular, ama mübadeleyi incelerken gerçekleşmemiş ihtimalleri de düşünmekte yarar var, diye düşünüyorum yılının Ocak ayında Türkiye ve Yunanistan ın durumunu gözümüzde canlandırmaya çalışalım: Türkiye nin Yunan işgalinden kurtarılmış Ege, İçbatı Anadolu, Güney Marmara bölgeleriyle, Rum-Pontus isyancı çetecilerinden temizlenmiş Karadeniz bölgesinde yaşayan Gayrimüslimlere, özellikle de Rumlara 2 karşı, bu bölgelerde yaşayan Türk/Müslümanların ve kurulmakta olan Türk devletini temsil eden subay ve bürokratların en azından bir bölümünün büyük bir düşmanlık, kin ve intikam arzusu beslediklerini biliyoruz yılları arasında cereyan eden kanlı ve acı olaylar dikkate alındığında bu gibi duygular, haklı görülmese bile, açıklanabilir, anlaşılabilir duygulardır. Bu bölgelerdeki Rumlar kesinlikle bir tehlike olarak algılanmaktaydı. Bilhassa eli silah tutabilecek erkekler. Dido Sotiriu nun Benden Selam Söyle Anadolu ya isimli kişisel deneyimlere dayanan romanında ve İlias Venezis in Noumero isimli anı kitabında, 1922 den sonra Batı Anadolu da kalmış Rum erkeklerinin çalışma kamplarına ve taburlarına toplanmaları, orada köle gibi çalıştırılmaları, yaşadıkları travmalar, aşağılanmalar trajik bir biçimde anlatılır den 1923 Ocak ayına kadar, yaklaşık bir milyon Anadolu Rumu, hayatının, güvenliğinin ve ırzının tehlikede olduğunu görerek Yunanistan a zaten sığınmıştı bile. Geriye sadece 300,000 kadar Rum kalmıştı 3. İşte bunun içindir ki Yunanistan da 1922 den sonra Anadolu dan gelenler ve onların çocukları için kullanılan terim mübadiller 4 Azınlıkça

7 (ανταλλαγέντες) değil mülteciler dir (πρόσφυγες). O sırada Yunanistan daki Müslüman/Türkler in durumuna gelince: Yunanistan da 1923 başlarında civarında Müslüman/Türk ün yaşadığı tahmin edilmektedir. Onların durumunun o günlerde Anadolu daki Rumlara kıyasla daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Anadolu da savaş sürerken Yunanistan daki Türkler ve Müslümanlar, katliamlara, saldırılara, etnik temizlik tedbirlerine, toplama kamplarına vs. maruz kalmamışlardı. Fakat bunlar, aynı korkunçlukta, Yunanistan da on yıl kadar önce Balkan Savaşları nda ve yirmi yıl kadar önce Girit te, adanın Yunanistan a katılması için verilen mücadele sırasında yaşanmıştı. Yüzbinlerce Müslüman Yunanistan dan kaçıp Osmanlı topraklarına sığınmak zorunda kalmıştı. Girit ve Balkan Savaşları, Yunanistan da yaşayan Müslümanların güvenliği ve hakları konusunda nispeten liberal bir tavra sahip Venizelos un bile, icabında Müslümanlara karşı kanlı politikalar uygulamaktan çekinmediğini göstermektedir te Yunanistan a sığınan Rumlara toprak, ev ve iş bulmaya çalışan Yunan devleti Müslüman/ Türklerin sahip oldukları tarla, arsa ve evlere göz dikmişti bile. Mülteci sorununu çözmek veya en azından hafifletmek için Müslümanlara karşı bir tasfiye politikası uygulanması çok yüksek bir ihtimaldi. Kaldı ki, Anadolu dan kaçmak zorunda kalmış Rumlar ve Küçük Asya felaketinden sonra Türklere karşı büyük bir öfke besleyen Yunanlılar, kaçınılmaz olarak düşman ın Yunanistan daki uzantısı ve temsilcileri olarak görülen Müslümanlarla yanyana barış içinde yaşayabilecekler miydi? Mülkiyet ve yerleşim hakları gasp edilecek Müslümanlar, bu haksızlığı sessizce sineye çekecekler miydi? Kısa süre içinde Müslümanlarla Hristiyanlar arasında şiddete varan çatışmaların yaşanabileceğini tahmin etmek zor değildir. Şunu da hatırlamak gerek: Yunanistan ın 1830 yılında ilk kurulduğu topraklarda (yani ülkenin güneyinde) tek bir Müslüman bile yaşamıyordu. Yaşamıyordu, çünkü orası bütün Müslümanlardan ya kanlı bir şekilde ya da zorunlu göçlerle temizlenmişti te, iki ülkede kalan azınlıklar için, benim görebildiğim kadarıyla, üç ana seçenek vardı: (a) Kalanların zorunlu bir mübadeleye tabi tutulmaları. (b) Kalanların güvensiz bir ortamda, özgürlükleri sınırlanmış ve haklarının birçoğundan yoksun bir şekilde yaşamaları. (c) Kalanların ihtiyarî bir şekilde (isterlerse) mübadele edilmeleri. Bu seçeneklerden birincisini iyi biliyoruz, çünkü gerçekleşti. Zorunlu mübadeleyi ve sonuçlarını çeşitli açılardan inceleyen yüzlerce eser bulmak mümkün. İkinci seçenek gerçekleşseydi ne olacaktı? Aslında bu seçenek de İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada Rumları ile Batı Trakya Türkleri için gerçekleşti. Bu toplulukların yaşadıklarını mübadillerin yaşadıklarıyla karşılaştırdığımızda, her iki deneyimde de öbüründen daha olumlu ve daha olumsuz yanlar bulabiliriz. Ama eğer bu seçenek Anadolu da kalmış bütün Rumlara ve Yunanistan daki bütün Türklere uygulansaydı, yanlış tarafta kalmış Rum ve Türkleri, azınlıkların yaşamış olduklarından muhtemelen çok daha kötü belâlar bekleyecekti. Bu seçeneğin gerçekleşmesi durumunda Türkiye de kalacak Rumları nasıl bir geleceğin beklediğini anlayabilmek için, 1923 te Batı Anadolu da hüküm süren kötü şartları dikkate aldıktan sonra, büyük şehirlerin dışında yaşayan Gayrimüslimlere yeni Türk devletinin nasıl davranmış olduğuna bakabiliriz: 1934 Trakya olaylarıyla Yahudiler in Trakya ve Çanakkale den İstanbul a göç ettirilmeleri 4 ; keza, 1934 te çıkan İskân Kanunu gereğince, İç Anadolu nun kırsal kesimlerinde yaşayan Ermenilerin İstanbul a zorla göç ettirilmeleri 5, Türk devletinin, en azından ilk yıllarında, Gayrimüslimlere sadece büyük şehirlerde tahammül edebildiğini göstermektedir. Bu arada, Orta Anadolu da kalacak Karamanlı Rumlar ın özel bir muameleye tâbi tutulacağını farz etmek çok zor değil: Onlara siz Rum değil özbeöz Türksünüz denecekti. Dini lideriniz Papa Eftim dir; Fener Patriği yle ilişkinizi keseceksiniz denecekti. Rumlarla ve hele Yunanistan la bağlarınızı koparacaksınız denecekti. Bu topluluğa yeni ve sun î bir Hristiyan Türk kimliği empoze edilecek, başka kimliklerin ifadesi yasaklanacaktı. Devletin biçtiği bu yeni kalıba girmeyi reddeden Azınlıkça 5

8 Karamanlı Rumlar da büyük ihtimalle Türkiye den kovulacaklardı. Sonuçta, yıl içinde, Anadolu daki Rumlar ın çok büyük bir bölümü ya İstanbul a, ya Yunanistan a, ya da Batı ülkelerine göç etmek zorunda kalacaktı. Anadolu daki Rum varlığı, zorunlu mübadelede olduğu gibi bir-iki senede değil, ama yine de hızla sönecekti. Yunanistan da kalacak Müslüman/Türkleri bekleyen geleceği tahmin etmek için önce Batı Trakya ya bakabiliriz, ama oradaki Müslüman-Türkler in 1980 li yıllara kadar Yunan devleti ne karşı hiç hır çıkarmadıklarını, şiddetten de son seksen yıldır hep uzak durduklarını hesaba katmalıyız. Yunanistan ın bir başka bölgesinde, Epir de, e kadar yaşamış Arnavut asıllı Müslüman Çamis lerin (Çamlar ın) başına geleni de göz önünde bulundurmalıyız. Epir in Yunanistan a katılışından 1941 e kadar devletin kendilerine karşı uyguladığı politikadan büyük ölçüde hoşnutsuz olan Müslüman Arnavutlar ın önemli bir kısmı, yaşadıkları bölge İtalyan ve Almanlar tarafından işgal edilince, Yunanlılara karşı ayaklanmış, işgalcilerle işbirliği etmiştir. Ama üç yıl sonra işgalciler çekilince, Çamis ler toplu halde ve kanlı bir biçimde Epir den Arnavutluk a sürülmüşlerdir. Yunanistan da kalan Türklerin çoğunluğu da, sıkıntılardan, baskılardan, tehdit ve saldırılardan yılarak yavaş yavaş veya hızla Türkiye ye göç etmek zorunda kalacaktı. Hiç kuşku yok ki, her iki ülkedeki azınlıklar arasında, karşılaşacakları bütün tehlike, baskı, sınırlama ve sıkıntılara rağmen, ailelerinin yüzyıllardır (hatta binyıllardır) yaşadığı, atalarının mezarlarının bulunduğu, köy, kasaba ve şehirlerini, topraklarını kesinlikle terk etmek istemeyecek insanlar da vardı. Bu insanların haklarına saygı, doğdukları yere olan bağlılıklarına da hayranlık duymak lâzım. İşte böyle insanları da dikkate aldığımızda, 1923 te mevcut olan seçeneklerden insan haklarına ve insanlık onuruna en saygılı olanının ihtiyarî (isteğe bağlı) bir mübadele (c seçeneği) olduğunu söyleyebiliriz. Fakat ihtiyarî bir mübadelenin uygulamada zorunlu bir mübadeleye dönüşmesi ihtimali yok muydu? 1975 te Kıbrıs ta da en azından kâğıt üzerinde kuzeydeki Rumların ve güneydeki Türklerin isterlerse göç etmelerine karar verilmişti 6. Ama sonuçta kuzeyde sadece kadar Rum, güneyde ise sadece 1,000-2,000 Türk kaldı (bu Türklerin çoğu da son birkaç yılda güneye yerleşti). Orada da bir tür çifte etnik temizlik yaşandı. Bütün bu mülâhazlardan sonra şu sonuca varıyorum: Zorunlu Nüfus Mübadelesi acı bir tedbirdi, büyük travmalara sebep oldu, ama 1912 de başlayan kanlı bir olaylar dizisinin bir sonucuydu. Üstelik, 1923 te Anadolu ve Yunanistan da kalmış azınlıklar için en kötü seçenek de değildi. O insanların başına çok daha kötü şeyler de gelebilirdi. Balkan Savaşları nda tarafların (özellikle Balkan devletlerinin) yaptığı katliamlar lânetlenebilir. Osmanlı Devleti nin 1. Dünya Savaşı na girmesinin ne kadar büyük bir yanlış olduğu rahatlıkla savunulabilir. Bu savaş sırasında Anadolu da tehlike ve sorun yaratan unsurları temizleme çabaları kınanabilir. Yunanistan ın Küçük Asya macerasının, hem askerî, hem politik, hem de ahlakî açıdan, baştan yanlış olduğu söylenebilir. Fakat mübadelenin yanlış bir tedbir olduğu öyle kolay söylenemez. Yunanistan ve Türkiye de azınlıklardan kurtulmak amacıyla uygulanmış kanlı veya kansız bütün tedbirlerin ideolojik temeli, yani etnik milliyetçilik, homojen ulus-devletler yaratma arzusu, kuşkusuz kınanabilir ve kınanmalıdır da. Azınlıklardan değil, asıl bu ideolojiden, katliamlara, göçlere, büyük acılara sebep olmuş ve olmaya da devam eden bu zihniyetten kurtulmamız gerekir. Dipnotlar: 1. Bakan Gönül Ne Demişti, Hürriyet, 11 Kasım (http:// arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id= ). 2. Rumlar için geçerli olan şartlar, üç aşağı beş yukarı, Ermeniler için de geçerliydi. Ama konumuz mübadele olduğu için Ermenileri incelememin dışına bırakıyorum. 3. Renée Hirschon, Unmixing Peoples in the Aegean Region. R. Hirschon (editor), Crossing the Aegean: An Appraisal of the 1923 Compulsory Population Exchange between Greece and Turkey (Studies in Forced Migration). Oxford, UK: Berghahn Books, 2003; s Hatice Bayraktar, The anti-jewish pogrom in Eastern Thrace in 1934: new evidence for the responsibility of the Turkish government Patterns of Prejudice, Volume 40, Issue 2, May 2006, pages (http://www.informaworld.com/smpp/content~content=a ~db=all). Ayhan Aktar, Trakya Yahudi Olaylarını Doğru Yorumlamak, Tarih ve Toplum, 155 (Kasım 1996), ss Ahmet Yıldız. Ne Mutlu Türküm Diyebilene : Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları ( ). İstanbul: İletişim Yayınları, 2001, s Cyprus Population Exchange Agreement, signed on August 2, (http://www.cypnet.co.uk/ncyprus/history/republic/agmtpopexch.html) 6 Azınlıkça

9 Genç bakış Aydın Bostancı Büyük Derbent te huzursuzluk devam ediyor Bundan birkaç sayı evvel Büyük Derbent köyünün uzun bir süredir, özellikle de Hara Nikopulu sorunu nedeniyle, hemen hemen her hafta gerek azınlık basını gerekse çoğunluk basını olmak üzere ülke gündeminden düşmediğini yazmıştım. Soruna ilişkin öğrenci velilerinin isteklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle günden güne büyüyen sorun ve köyde meydana getirilen psikolojik rahatsızlık had safhaya ulaşmış durumda. Hara Nikopulu olayı öyle bir hâl aldı ki, tam olarak sorunun başı ile sonunu tespit edebilmek neredeyse imkansız duruma geldi. Her iki tarafın da uç eylemleri ve hareketleri yüzünden köy ortamı gerildikçe gerildi ve artık bu olay okul sorunu olmaktan çıkıp toplumsal bir boyut kazandı. Hatta öyle ki, bu sorun köyde Alevî- Sünnî ayrışması gibi tehlikeli boyutlara taşındı. Öte yandan sorunun getirildiği boyutlar nedeniyle köylünün birbirleri arasındaki insanî ve komşuluk ilişkileri bozularak köyde ciddi bir huzursuzluk ve rahatsızlık söz konusu. Bugün olayların getirildiği noktaya bakıldığında meselenin sadece köylüyle sorunu olan bir Yunanlı öğretmenin, okul velileri tarafından uzaklaştırılmak istenmesi olarak değerlendirilemez. Köydeki bu huzursuzluk ve ayrışmaya götüren sebepler incelendiğinde, gerek H. Nikopulu nun uç ve fanatik söylem ve eylemleri, gerekse okuldan gitmesini talep eden öğrenci velilerinin bazı hareketleri ve bu yönde okul ile alâkası olmayan köylülere bile uyguladıkları kabul edilemez uygulamalar, sorunun bugünkü duruma gelmesine neden oldu. Okul ile alakası olmayan köylüler bile Hara Nikopulu sorununa bulaştırılarak köy Hara taraftarları ve Hara karşıtları diye ikiye bölündü; üstelik buna Alevî-Sünnî ayrışması varmış görüntüsü verilerek. Olayların bir öğretmen sorunundan çıkıp telâfisi mümkün olmayan mezhepsel ayrışmalara gittiği tehlikesi gözardı edilerek. Belki bazıları H. Nikopulu nun tam da bu ayrışmayı amaçladığını söyleyebilir. Fakat köylü arasında oluşturulan bu ayrışma sadece bayan Nikopulu nun uç söylem ve eylemlerinden kaynaklanmamaktadır. Köylü arasında da bazı kişilerin fevkalâde yanlış ve gereksiz hareketleri, okul ile alakası olmayan yaşlı başlı köylülerin bile bu işe karıştırılması, okula çocuklarını gönderenlerin yanısıra, öğrenci velisi olmayan köylülere de uygulanan bazı eylem ve yaptırımlar, köy insanları arasında derin uçurumlar açmış, komşuluk ilişkileri zedelenmiştir. Bir de buna Alevî-Sünnî ayrışması varmış gibi görüntü verilmesi olayın ne derece tehlikeli boyutlara ulaştığını anlamamıza yetmektedir. Bu gibi toplumsal sorunlar karşısında köyün ileri gelenlerinin rolü ve önemi ise çok büyüktür. Büyük Derbent köyünde adettir, her yıl Ramazan davulu otuz gün boyunca sahurda gezer; bayram günü ise bütün köy çocukları bayram davulu eşliğinde köylünün bütün evleri ziyaret edilir; maniler eşliğinde davulculara ve çocuklara bayram hediyeleri ve şekerler dağıtılır. Fakat bu yıl maalesef, iddia edildiği üzere, mütevelli heyetinin kararıyla bayram davulu okula çocuklarını gönderenlerin evlerini gezmemiş, hatta öğrenci velisi olmayan, yaşlı başlı, fakat Hara Nikopulu yu destekledikleri iddiası öne sürülerek, bazı köylünün evlerine bile davulun gitmesine engel olunmuştur. Bayramın ilk günü davulun köydeki bazı evlere gitmeyeceği ve ortalıkta bir isim listesinin dolaştığı duyulunca, Azınlıkça 7

10 buna tepki amacıyla cami mütevelli heyetinden istifa edenler olmuş. Âdet üzere her zaman bayramın ilk günü gezen davul gezmemiş, fakat ikinci gün bayram davulu gezdirilerek bazı köylüye gözdağı verilmek istenircesine okula çocuklarını gönderenlerin yanısıra, okul ile alakası olmayan bazı köylünün de evlerine davul götürülmemiştir. Söz konusu durumu köyde din görevlisi olan Abdürrahim Kuru ya sorduğumda, olaydan haberdar olmadığını, fakat bunu cami mütevelli heyeti başkanına sormam gerektiğini belirtmişti. Ben de mütevelli heyeti başkanına olayı sorduğumda, mütevelli heyetinin böyle bir karar aldığını, bu kararı alırken sadece okula çocuklarını gönderenlerin değil, Hara Nikopulu ya destek verdikleri görülen insanların da evlerine davul götürülmemesinin kararlaştırıldığını belirtmiştir. Mütevelli Heyetinden bazı üyelere başvurduğumda ise, ne gariptir, çocuk velisi olmayan bazı kimselerin evlerine davulun götürülmemesi kararından haberi olmadıklarını belirtmişlerdir. Görüldüğü üzere, Hara Nikopulu sorunu köylüler arasında ciddi huzursuzluklara neden olmuştur. Yetkili makamlar köylü arasındaki bu huzursuzluğu ve rahatsızlığı ortadan kaldırmak için gerekli bütün önlem ve girişimleri bir an önce almalıdırlar. Sorun görmezlikten gelinerek çözümlenemez. Öte yandan burada vurgulanması gereken önemli bir nokta var ki, o da köyün önde gelen kişilerinin köylüye örnek teşkil edecek söz ve davranışlar içerisinde bulunmaları gerektiğidir. Bunun tersi gerçekleşirse, olaylar içinden çıkılamaz bir hâl alır. Hara Nikopulu olayı bir öğretmen sorunudur ve bu sorunun çözümü öğrenci velileri ve yetkili makamlar arasında gerçekleşmelidir. Öğretmen sorununun okul ile alakası olmayan köylülere yansıtılması, hele hele bu insanlara yönelik yaptırım eylemlerine gidilmesi, Alevî-Sünnî ayrışması varmış gibi gösterilmesi, son derece yanlış ve tehlikelidir. Şimdilik Hara Nikopulu nun okulda görevini sürdürmesine göz yuman yetkililer, yarın öbür gün okuldan ayrılması kararını da alabilir. Peki Hara Nikopulu gittikten sonra köylü arasında oluşturulan ayrışma ve zedelenen komşuluk ilişkileri kolay kolay telâfi edilebilecek midir? Bunu herkesin, özellikle de köydeki bazı sorumlu kişilerin iyi düşünmesi ve bunun muhasebesini etraflıca yapmaları gerekmektedir. 8 Azınlıkça

11 Denge İbram Onsunoğlu Salahaddin Galip in ardından - II Salahaddin Galip, kendisini saran çemberin gittikçe daraldığını hissetmektedir. İçinden artık burada yaşanmaz demekteyse de, bunu açıkça hiçbir zaman itiraf etmeyecektir. Böylesi, yenilgiyi kabul etmek demekti. Karısı Leman hanım, İstanbul daki oğullarının yanına yerleşmek zorunda kalır. O ise İstanbul a gidip gelmektedir, her defasında ailesinin yanındaki ikametini daha da uzatarak. Uzun süredir bir bunalımın içindedir, karamsardır, kararsızdır. Azınlık Postası nı boşlamaya başlar. Gazete, son üç yıldır daha çok Mustafa Hafız Mustafa Bacaksız ın sayesinde çıkıyordu. Azınlık Postası nın son sayısı Aralık 1981 de çıktı. Gazete kapandıktan sonra da Salahaddin Galip Gümülcine ye birkaç kez daha gidip geldi. Son olarak 1984 te geldi. Pasaportunun süresi dolmuş, yenisini çıkarmak için müracaat eder. Yönetim kendisine pasaport vermez. Bu yüzden İstanbul a dönemez ve Gümülcine deki ikametini uzatmak zorunda kalır. O yıllarda Yönetim, önce belirli kişilerle yetinirken daha sonra gittikçe yaygınlaştırdığı çelişkili bir önlem olarak azınlık insanına pasaport kısıtlamasına gidiyordu. Tabiî hiçbir gerekçe göstermeden ve yasaya aykırı olarak. Sana pasaport vermeyeceğim de demiyordu. Demesi için yargı kararı gerekiyordu, oysa böyle bir karar yok. Bugün git yarın gel, aylar boyu, hatta yıllar boyu pasaport kuyruğunda bekliyordun. İzlenen siyasetin ve Azınlık aleyhindeki tüm uygulamaların esas amacı Azınlığı kaçırtmak olduğu için, pasaportun olmayınca Türkiye ye ve yurtdışına da kaçamıyordun. Onun için çelişkili bir önlem. O halde pasaport kısıtlamasıyla hangi amaca hizmet ediliyordu ki? Bunun bir açıklaması olmalı. Yönetim, azınlık insanına istenmeyen mesajını iletmek ve yaşamın her kesiminde, her konuda, en küçük bir ayrıntıda bile ayrımlara ve hak kısıtlamalarına maruz kaldığını göstermek ve onu bezdirmek için her yolu kullanıyor, çelişkili önlemlere bile başvuruyordu. Herhalde azınlık insanına şunu bile dedirtmek istemiyorlardı: Baskı ve ayrımlar var, var olmasına. Ama baksana, hiç olmazsa seyahat özgürlüğümüz de var. Pasaportlarımız elimizde, Türkiye ye serbestçe gidip geliyoruz. (!!) Sonra, daha önemlisi, pasaport kısıtlamasının, azınlık insanının kaçma kararını kesinleştirici ve hızlandırcı ayrı bir işlevi de vardı. Uzun bir oyalamadan sonra eline pasaport geçiren kişi, bir kere daha bana pasaport ya verilir ya verilmez korkusuyla onu son yolculuğu için kullanıyordu. Bunu daha da kolaylaştırmak isteyen Yönetim, yeni bir pasaport çeşidi bile icat etmişti, bir yıl içinde yapılacak tek seyahat için geçerli yeni bir pasaport çeşidi. Son gelişinde Salahaddin Galip in üstünde gözle görünür bir değişiklik vardı. Son yıllarda o gülmeyen durgun yüzü kaybolmuş, eski canlı ve mütebessim halini almıştı. Bir süre insanlardan, sohbetlerden âdeta kaçıyordu, şimdi ise eski dost ve tanıdıklarıyla buluşmayı ve onlarla konuşmayı arzuluyordu. Eski Selaytin abi oluvermişti. Pareyalar, rakı masaları, sohbetler ve azınlık sorunları. Aklındaki planı kimseye ifşa etmedi. Azınlık Postası nı yeniden çıkarmayı tasarlıyordu. Yönetimin onun için hazırladığı tuzaktan habersiz. Hayret, çok geçmeden kendisine pasaport verilir, hem de dört yıl geçerli. Bir süredir azınlık insanına bir yıl geçerli ve yurtdışına bir tek seyahat için kullanılabilen pasaportlar verilmektedir. Yasada böyle bir pasaport çeşidi öngörülmemektedir. Ama Azınlık, anayasa ve yasa teminatının kaldırıldığı özel bir sıkıyönetim altında yaşamaktadır. Yönetim, baskı yapabilmek için tüm hayal gücünü Azınlıkça 9

12 O yıllarda Yönetim, önce belirli kişilerle yetinirken daha sonra gittikçe yaygınlaştırdığı çelişkili bir önlem olarak azınlık insanına pasaport kısıtlamasına gidiyordu. kullanarak yeni yeni yöntemler keşfetmektedir. Bir yıl içinde tek seyahat için kullanılabilen pasaportla git ve dönme mesajı iletilmek istenmektedir. Bu son yolculuğun olsun! Yok döndün, yeni pasaport için şimdi çok beklersin. Veya bu pasaport, onunla son yolculuğunu yapanları ardından vatandaşlıktan silmek için kullanılmaktadır. Salahaddin Galip e verilen pasaport ise dört yıllıktır, normal pasaport, sayısı sınırlı olmayan seyahatler için geçerlidir, o yüzden güvencelidir. Salahaddin Galip, elindeki yeni dört yıllık pasaport güvencesiyle (!) 1984 Aralık sonunda Türkiye ye gider. Sınırda özel olarak görevlendirilmiş bir yetkili, Türk tarafına geçinceye dek ona refakat eder ve orada ona iki ay önce karısıyla birlikte Yunan vatandaşlığından silindiklerini ve artık yurda giriş yapamayacaklarını açıklar. Şimdi burada Yönetimin yalnızca yasadışı bir işleme başvurması değil, aynı zamanda adi bir dolandırıcı düzeyine düşmesi söz konusudur. Ayrıntı, belki. Yönetim tarafından bu şekilde dolandırılmış olmak duyumu, onu, daha sonra, Fransız yazar Jean Leune tarafından 1923 te kaleme alınmış L Eternel Ulysse (Ebedî Odysseus Daima Hilekâr) başlıklı -zamanında Osmanlıcaya çevrilmiş ama unutulmuş- bir kitabının Megali İdea nın Yalancı Cenneti adıyla dilsel güncelleştirmesini yapmaya itmiştir (1995). J. Leune, Balkan Savaşlarında Yunan saflarında yer almış, devamında araya giren olaylardan sonra yavaş yavaş Yunan aleyhtarına dönüşmüş bir asker ve gazetecidir ve kitapta hatıralarının yanı sıra yakından yaşadığı bir Yunanlı yöneticinin entrikacılığını ve Türkler aleyhinde çevirdiği dolapları anlatır. Sabahaddin Galip bu kitapta kendini bulmuştur. Salahaddin Galip ikamet etmekte olduğu İstanbul dan vatandaşlığını yeniden kazanmak için Yunan Yönetimine karşı beş yıl sürecek bir hukuk mücadelesi verecek ve sonunda yenik düşecektir. İlk raunt onundur. Vatandaşlık yasasının 19. maddesi gereğince vatandaşlıktan ıskat edilmiştir, ama onun olayında ilgili ırkçı hükümlerin öngördüğü koşullara bile uyulmamıştır. Dolayısıyla ıskat kararı göz çıkarırcasına keyfîdir ve Yunan Danıştayı kararı bozarak Salahadin Galip ve eşine vatandaşlıklarını iade eder. Ama Yönetimin Salahaddin Galip i bertaraf etme niyeti kesindir. Yurda dönüş yapmaya zaman bulamaz. Zira hemen ardından bu kez Vatandaşlık Yasasının 20. maddesi ileri sürülerek yeniden vatandaşlıktan çıkarılır. Danıştaya yeniden itiraz eder ve davanın görüşülmesi yedi kez ertelenir. Zira bu arada yeni 1975 Anayasasına göre 1930 lu yıllardan kalma 20. maddenin aykırılık nedeniyle hükümsüz olduğu keşfedilmiştir. Danıştay, vatandaşlıktan ıskat gerekçesi olarak gösterilen 20. maddeyi bir yana bırakarak, itirazı Anayasanın 4. maddesi nedeniyle reddeder. Kasım 1989, Türk Azınlığı yüzünden Yunan-Türk geriliminin doruğa çıktığı dönem. Bir yenilgiye daha tahammülü olmayan Yönetimin prestiji kurtarılmıştır. Salahadin Galip i bu uğurda harcarlar. Hakların kaldırıldığı sıkıyönetim veya totaliter rejim, ne yakıştırma yapılırsa yapılsın, herhalükârda burada devlet erki karşısında vatandaşın çaresiz kaldığı Kafka atmosferi hüküm sürmektedir. Azınlık konusunda Dışişlerinde hâlâ Yannis Kapsis ekolü egemendir ve devamcısı Antonis Samaras tır. Anayasanın 4. maddesi, yabancı bir ülkede ulusal çıkarlara aykırı bir görev üstlenilmesi halinden söz eder. Sadede gelecek olursak, Salahaddin Galip için Türk casusu olduğu suçlamasıydı bu. Salahaddin Galip bir Türk casusu muydu? Hadi canım sen de! Hangi askerî sırlara ve devlet sırlarına vakıftı ki, onları düşmana teslim etmiş olsun? Ha şimdi cunta idaresi sırasında mahkum edildiği ve o dönemde de içerdikleri hâlâ aynen geçerli olan makalesine gelince, ve daha sonraki bazı yazılarına, orada, doğrudur, bazı devlet sırlarını ifşa ediyordu, Yönetimin var gücüyle gizlemeye çalıştığı sırları. Azınlık üzerinde izlenen siyasetin ne olduğunu anlamak için o makaleyi okumak yeterliydi. Dört başı mamur, kendinden emin, şişirme olduğu izlenimi 10 Azınlıkça

13 hiç vermeyen, hatta alçakgönüllü, kanıtlı ve belgeli, ikna edici, azınlık politikasını bütün çıplaklığıyla teşhir ediyordu. Onun casusluğu buydu. Daha sonra, Azınlık Postası nda yayımlanan önemli yazılarını Batı Trakya da Yazabildiklerimden başlıklı bir kitapta topladı (1998). Ulusal çıkarlara ters düşen ve suç oluşturan bir görev üstlenmiş olsaydı, niye yargı önüne çıkarılmadı? Kaçtı mı da tutuklanıp yargılanmadı? Salahaddin Galip, en büyük hayal kırıklığını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nde yaşadı. Oraya yaptığı başvuruyu görüşmeyi, mahkeme çoğunlukla reddetti. Red kararının gerekçesi, iç yargı yollarını tüketmemiş olması idi. Tüketmiş olduğu halde. Danıştayın kararından sonra oraya başvurmuştu, daha başka bir yargı yolu yoktu ki. Devlet erkinin keyfî karar ve uygulamalarına ve insan hakları ihlallerine karşı bireyleri korumakla görevli AİHM nin davayı görüşmeyi doyurucu olmayan bir gerekçeyle (ve çoğunlukla) reddetmiş olması, yarın ilgili bir araştırma yapıldığında mahkemenin hatalı kararlar listesinde yer alacaktır. AİHM, Salahaddin Galip i en büyük insan hakkı ihlaline uğradığı bir olayda himaye etmemiştir. Geleneksel Yunan milliyetçiliği açısından şöyle bir soru daha sorulabilir: Salahaddin Galip bir Yunan düşmanı mıydı? Tersine, o, kendi çapında bir Yunan dostu idi. En öfkeli anında bile yüreğinde ırkçı duyguların doğmasına müsaade etmeyecek demokratik kültüre sahip dengeli bir insandı. Eski kuşaktan onun kadar Yunanlı aydınlar arasında dostu olan biri daha yoktur. Onun öfkesi, bir Ulysse benzeri hareket ederek Azınlığı ezen Yönetimlere karşıydı. Salahaddin Galip, tabiî, bir Türk milliyetçisi idi, çağdaş ve ılımlı bir milliyetçi. Sonra, Koca Kapı yla ilişkilerini de hiç bozmamıştır, orasının izlediği azınlık politikalarından çok rahatsız olduğu zamanlar bile. İstanbul a yerleştikten sonra Gümülcine de konsolosluk görevinde bulunmuş artık emekli Türk diplomatlarından bazıları ile dostluk ilişkilerini ömrünün sonuna dek sürdürdü. Yönetimin hışmına uğramasına ve vatandaşlıktan atılmasına Koca Kapı yla bu genel ilişkileri mi neden olmuştur? 1990 lı yılların başında Azınlıkta en geniş araştırmalardan birini yapmış olan Norveçli tarihçi Vermond Aarbake, bu çerçevede karıştırmadığı arşiv, görüşmediği insan bırakmadı. Salahaddin Galip le görüşmek için İstanbul a gitti. Onunla ilgili olarak Türk dışişleri sözcüsü gibi konuştu. Resmî Türk tezlerini dile getirdi. diyordu. Selaytin abi resmî tezlerle yetinmişse, az etmiş. Çünkü onun kişisel deneyimleri o tezlerin yanında hiç kalırdı. Salahaddin Galip, Yunan usulü etnik arındırma nın on binlerce Batıtrakyalı kurbanlarından biridir, ama bu uygulamada onun özel bir yeri vardır. O yüzden yorumlanmaya ve üzerinde durulmaya değer. Yukarıda sayılan nedenler, onun olayını açıklamaya yetmiyor. Ben burada kendi kişisel duyumlarımdan da hareket ederek, bir başka açıklama getirmek istiyorum. Salahaddin Galip i vatandaşlıktan ıskat kararı, diğer benzeri kararlar gibi, şeklen İçişlerine ait olsa da, esasen Dışişleri mekanizmasının bir kararıdır. Tabiî merkezin değil, Trakya daki yerel mekanizmanın. Azınlığı gözetlemek, yönetmekle görevlidir bu mekanizma ve İstihbaratla içiçe çalışır. Şimdi ben buna yandevlet diyorum. Kendini hep gizlemeye çalıştığı, yarı resmî ve gayrişeffaf bir kurum olduğu, hangi yasayla kurulduğu, ne yetkiler kullandığı ve nasıl denetlendiği konusunda belirsizliğin hüküm sürdüğü için değil yalnızca. Azınlık insanı hakkında yargısız infaz yetkisiyle donatıldığı ve yasadışı işlerde kullanıldığı için. Bir azınlık mensubunu vatandaşlıktan ıskat edilmesini, bu mekanizma öneriyor ve raporlarıyla destekliyordu. O gizli raporlarda neler yazıldığını tahmin edebilirsiniz. Örneğin, bir münasebetle, daha öğrencilik yıllarımdan şahsımla ilgili olarak anarşist, terörist ve muhtemelen bombalı eylemci diye kaydın bulunduğunu öğrenince, hem gülmüş hem de ürkmüştüm. Daha sonraları, kendimi korumak amacıyla bilinçaltından öyle olmadığımı kanıtlamak kaygısına düştüm mü, bilmiyorum. Barışçı ve şiddet aleyhtarı görüntümü işlerken o suçlamaların bir etkisi olmuş mudur, bilemiyorum. Herhalükarda daha sonraları o mekanizmadaki kişilerle yeri geldikçe arada bir temas etmekten ve görüşmekten çekinmedim. Bu halim, bilinçli bir siyasî tavırdan kaynaklanıyordu. Ama şimdi kendi kendimi sorgularken, acaba terörist olmadığımı göstermek telaşı içine düşmüş olabilir miyim diye de düşünüyorum. Salahaddin Galip hakkında o raporlarda Türk casusu suçlaması bulunduğunu kolayca tahmin edebilirsiniz. Yalnızca bir tahmin değil bu, o mekanizma çevresinden bizzat işittiğim bir suçlama. Gerçi gizli raporlarda böyle bir suçlamadan hiçbir azınlık bireyi muaf değildi. Onun için Salahadin Galip in bertaraf edilmesinin Azınlıkça 11

14 esas nedenini bu suçlama oluşturmamıştır kanımca. Ciddi bir devlet, bu şekilde bir suç isnat ettiği vatandaşını yakalar ve yargı önüne çıkarır. İsnat ettiğin suçu kanıtlayabilecekse tabiî. Sonra, devletten değil, yandevletten söz ediyoruz. Şimdi, yandevlet mekanizmasının görevlerinden biri, Azınlıkta göze batan kişileri yakın takibe almak, ne halt karıştırdıklarını öğrenmek, onları analiz etmek, zayıf ve güçlü noktalarını saptamak, muzır faaliyetlerini önlemek, yönlendirmek, elde etmek, yönetmek, kullanmak idi. Bu amaçla o kişilerle doğrudan temas sağlamak gerekirdi. Doğrudan temas çok kolay sağlanırdı. Devlet dairelerinde bir işin vardır, herhangi bir işin, ve olmaz. Biliyorsundur veya birileri sana fısıldar, işinin olması için 105 ten geçmen gerektiğini. Sen işin için gitmişşsindir, yukarıda anlatılan çerçevede sorgudan ve elekten geçirilirsin. Oradan öte ne çıkarsa. Kendini nasıl kullandıracağın sana kalmış bir şey. Orasıyla ilişkiye girdikten sonra şöyle veya böyle kendini kullandırmaman mümkün değil. Sonra, 105 ve genel olarak tüm mekanizma, yalnızca azınlık insanının karşılaştığı ayrım konularında değil, aynı zamanda azınlık sorunlarında da muhatap alınacak yer gibi görünüyordu. Azınlık ileri gelenlerinden 105 ile ilişkiye girmeyen kişi yoktu. Müftülerden tutun da, milletvekillerine, milletvekili adaylarına, yerel yöneticilere, gazetecilere kadar. 105 in görevi azınlık aleyhtarı politikaları yürütmek olduğu için, orasıyla ilişkiler de ister istemez böyle bir boyut kazanıyordu. Bir tek Salahaddin Galip orasıyla ilişkiye girmeyi reddetmiştir. Mekanizma, bir tek onunla doğrudan temas sağlayamamış, onu sorgulayamamış ve elekten geçirememiştir. Ve kullanamamıştır. Yalnız o değil. Mekanizmayı çileden çıkaracak ölçüde gururlu ve küçümseyici davranıyordu oraya karşı, ben sizi muhatap almıyorum. Onun bu tavrı, bir yandan aleyhindeki raporların gittikçe daha uyduruk ve şişirme iddia ve suçlamalarla doldurulmasına yol açtı. Öbür yandan mekanizma içinde ona karşı öfkeyi kabına sığmaz bir düzeye taşıdı. Kan davası gibi bir şey. Biz de senin burnunu kırmazsak! Ne yaptılarsa Salahaddin Galip i bükemediler. Engeller, baskılar, cezalandırmalar, oğlunun vatandaşlıktan ıskatı, hiçbir olayda 105 in kapısını çalmadı. Milletvekili adaylığı için bile kendisine yaklaşıldı, böyle bir hevesi olmadığı için o da tutmadı. Biz de senin burnunu kırmazsak! İbret olsun diye! Koca Kapı yla yakın ilişkilerinin Salahaddin Geleneksel Yunan milliyetçiliği açısından şöyle bir soru daha sorulabilir: Salahaddin Galip bir Yunan düşmanı mıydı? Tersine, o, kendi çapında bir Yunan dostu idi. En öfkeli anında bile yüreğinde ırkçı duyguların doğmasına müsaade etmeyecek demokratik kültüre sahip dengeli bir insandı. Eski kuşaktan onun kadar Yunanlı aydınlar arasında dostu olan biri daha yoktur. Onun öfkesi, bir Ulysse benzeri hareket ederek Azınlığı ezen Yönetimlere karşıydı. Galip i kısmen himaye edici bir fonksiyonu vardı lerde Dışişlerinde Azınlığa Yannis Kapsis bakmaktadır, bu ilişkiler himaye edici fonksiyonunu artık yitirmiştir. Onu kesin olarak bertaraf etme kararına o zaman onay çıktı. Öneri, yerel yandevlet mekanizmasınındı ve mekanizmanın Salahaddin Galip aleyhinde güttüğü kan davasından kaynaklanıyordu. Onun öyküsü, 1998 yılı ortalarında 19. madde kaldırılıncaya dek azınlık insanının nasıl bir himayesizlik ve güvensizlik ortamında yaşadığını da simgeler. Salahaddin Galip le 12 yıllık bir aralıktan sonra İstanbul da son buluşmamızda ( ) beni evinde misafir etti, on saate yakın sohbet ettik. Bu sohbetten, yalnızca bu sohbetten, bazı anılarımı aktarmak istiyorum. Yunanistan da bir fobi vardır, daha doğrusu bir paranoya, Türkiye nin Batı Trakya yı işgal ve ilhak etme emelleri olduğuna dair, zaman zaman yaygın bir hal alır ve açıkça dile getirilir. Yönetim düzeyinde ise bu tartışma hep gündemdedir. Ve Azınlık aleyhinde alınan önlemler, ırkçılığın bir örtüsü olarak hep bu muhtemel tehlike ile gerekçelenmek istenir. Salahaddin Galip le o son buluşmamızda bir ara bir gazete fotokopisi çıkardı, eski harflerle basılmış bir İzmir gazetesi. Orada bana Mustafa Kemal in bir 12 Azınlıkça

15 söyleşisini gösterdi. Atatürk, söyleşinin bir yerinde, Batı Trakya nın niye Misakımillî sınırları içine dahil edilmeyişinin stratejik nedenlerini açıklıyordu. Al bunu dedi, ve gerekli gördüğün yerde kullan. Sen Yunanlılarla böyle tartışmalara giriyorsun. Onların paranoyasını belki biraz yumuşatırsın. Türkiye nin Batı Trakya üzerinde emelleri yoktur ve bu gerçek Türkiye ye Atatürk ün bir mirasıdır. Bu belgeyi hiçbir zaman kullanmadım, yeri gelmediği için değil, tenezzül etmediğim için. Ondan şimdi ilk kez ölümünden sonra Salahaddin Galip i savunmak için söz ediyorum. Gümülcine ve İskeçe deki yerel Yunanca basını yakından izlediği belliydi. Şu açıklamayı yaptı: Gümülcineli gazeteci Eleni Antoniadu var ya. Her hafta postadan onun tarafından gönderilmiş bir paket alırım. İçinde yerel Yunanca gazeteler vardır. Her hafta aralıksız, yıllardır. Kendi inisiyatifiyle, ondan böyle bir şey isteyemezdim ki. Eleni den insanı şaşırtan bir duyarlılık değil mi? Bu hareketi beni nasıl da duygulandırır, bilemezsin. Son on yıldır Türkiye nin Türk Azınlık üzerinde uygulamakta olduğu açıklaması mümkün olmayan siyasetini hiç tartışmaz olur muyuz? Uzun uzun tartıştık, muhtemel nedenlerini, özellikle yanetkilerini, açtığı yaraları. Korkunç rahatsız olduğunu gösterdi. Sen benim insanımı nasıl cezalandırırsın, bu siyasetle ne kazanacağını sanıyorsun?... Bildiği ve onaylamadığı bazı şeyleri söylemek istemiyordu. Bu çerçevede Sadık Ahmet olayından da söz ettik. Sadık on ay önce o malum trafik kazasında ölmüştü. -Yahu İbram, Sadık köy kahvelerinde bana oy vermeyeni sınırda MİT arabası bekliyor diye soydaşları tehdit ediyormuş. Doğru mu? -Valla bunu duymamıştım. Başka bir sürü benzeri tehditlerini işittim, ama bunu bilmiyordum. Ama hiç şaşırtmıyor beni. Tam onun ağzına uygun bir söz. -Bana söylediklerinde inanamadım. Olmaz öyle şey, böyle bir söz sarfetmiş olamaz, dedim. Bunu bana anlatan (ismini de söyledi), Selaytin abi dedi, ben bu sözleri onun ağzından defalarca işittim. Bağımsızlar ortaya çıktığı günden beri onların ve Sadık ın peşinden koşup durdum. Görgü tanığıyım. Hâlâ inanmak istemiyorum. -İnan. Üstelik Sadık yalan da söylemiyordu. Ona benim bildiğim ve yaşadığım benzeri olayları anlattım. Çok sıkıldı ve kızdı. Sonunda belli ki çoktandır vardığı bir hükmü dile getirdi: Sadık, son yıllarda Azınlığa en çok zarar veren ikinci kişi oldu. Ondan önceki A.B. olmuştur. Salahaddin abinin bu değerlendirmesindeki ikinci ismi ifşa etmeyeceğim. Hülya Emin in gazete çıkarmak hazırlıkları içinde olduğunu ondan öğrendim. -Geçenlerde Hülya Emin geçti. Gümülcine de bir gazete çıkarmak istiyor. Ama biraz mütereddit. Kadın olarak önemsenmeyeceğinden, sabote edilebileceğinden korkuyor. Sen ne diyorsun? -Bana göre korkusu yersiz. Kadın gazeteci olmak dezavantaj değil. Tersine, bir avantaj. Sabote edenler çıkar mı? Sanmıyorum. Ama toplum mutlaka kendisini kucaklayacak ve girişimini destekleyecektir. Korkmasın. Azınlık basınından söz ederken Şafak dergisini ne kadar önemsediğini anlatmaktan geri durmadı. Beni orada yazmaya devam etmeye teşvik etti. Salahaddin Galip, 19 yıl sonra, 2003 yazında sanıyorum, Batı Trakya yı son olarak ziyaret etti. Yeğeni milletvekili Galip Galip, ona vize verilmesini sağlayabilmişti. Bu ziyaretinde kendisiyle görüşemedim. Ama bize gitmiş, anacığımı görmeye. O ziyaretten bizim bahçede çıktıkları bir fotografı gördüm, ikisi de sigara tüttürüyor. Ben Kırmahalle okulunda öğretmenken, 1950 li yıllarda, annen gelirdi. Okulun basamaklarına oturur, sarma sigara içer, muhabbet ederdik. diye anlatmıştı bana. Aynı sahne tam 50 yıl sonra yinelenmişti. Salahaddin Galip, Kırmahalle İlkokulu 1. sınıfında benim ilk öğretmenimdi. Alfabeyi bana o öğretti. Ölümünden iki hafta önce İstanbul dan bana selam göndermiş. İletmeyi unutmuşlar. Ölümünün ikinci günü o soydaş telefon etti, Selaytin abi sana selam göndermişti, emaneti şimdi iletiyorum diye. Salahaddin Galip in şairliğinden ayrıca söz etmek gerek. Gerçi o kendi şairliğini pek önemsemiyordu. Onun için de şiirlerini hiçbir yerde yayımlamıyordu. Oysa Azınlıkta yetişmiş birkaç iyi şairimizden biridir o, ve en kalitelisi. Salahadin Galip in şiir yazdığını, onun şairliğinden hayranlıkla söz eden lise yıllarındaki edebiyat hocamızdan işitmiştim ilk kez. İstanbul daki son sohbetimizde bana şiirlerini okuyarak gizlediği şairliğini de ifşa etmişti. Bundan birkaç yıl önce bazı şiirlerini Martı Kanadından Damlalar başlığı altında kitaplaştırabildi. Kapak desenini Fevzi Ali yaptı. Bana bir nüsha göndermişti. Bu şiir kitabının tanıtımı için bir yazı yazmaya kendi kendime söz vermiştim, ama vakit bulamadım. Türk Azınlığının başı sağolsun. Azınlıkça 13

16 Kubbealtı Hakan Mümin 14 Azınlıkça Bir kitabın ardından Şiir bitki örtüsü gibidir; çeşit çeşit bitkilerin aynı bahçede olduğunu düşünün, etrafınız rengarenk. Hele gene mevsimlerden ilkbaharsa, keyfinize diyecek yoktur o an. Şiir de, böyle bir şey desem yanlış olmaz herhalde. Her okurun bir şiir bahçesi olduğuna inanıyorum. Öyle ki sözcükler bir araya toplanmış, rengarenk; sarı, mavi, beyaz, kırmızı, turuncu ve daha nice renkler içimizdeki hüznü, ayrılığı, ezikliği, mutluluğu, sevgiyi anlatır hep bize. Çoğu zaman hüzün ayrılığın yoldaşı olmuştur şiirde, eziklik de haksızlığın kardeşi ve insan ikiye bölünür böyle durumlarda ister istemez. Parçalanmaz; yalnız kendisiyle yüzleşir. Bazen de kavga eder şair; kızar. Sözcükler hırçın, bir o kadar da yaramaz çocuk oluverir dizeleri inşa ederken Aşkın bile şiddete uğradığını görürüz böyle durumlarda. Oysa aşk sımsıcak, içimizi ısıtan anlamlı bir ateş tir. Bunlar aklımdan geçiyor şu an, yazayım dedim, öylesine. Ve hemen eklemek istiyorum; insan ateşi keşfetmeden önce bile ateş insanın içindeydi. Ateş yakıcılığıyla değil, sıcaklığıyla büyülemiştir insanı Kalp kalbi ısıtmıştır. Geçenlerde Mustafa Çolak kardeşim, dershanenin posta kutusuna Alaz dergisini bırakmış. Dergi İzmir de çıkıyor ve tamamen kültür-sanat dergisi. Mustafa nın bana ulaştırdığı bu son sayıda, Hüseyin Alemdar ın (kendisi Atilla İlhan Şiir Ödülü nü almış bir şair) bir şiiri yayımlanmış. Kendisiyle 1. Uluslararası Samsun Şiir Günleri nde tanışma fırsatım oldu. Gördüğüm kadarıyla, günümüz Türk şiirini ileriye taşıyanlardan kendisi. Alaz daki şiirini okudum, tekrar okudum, şu anda da önümde, okuyorum ve şu dizeleri sizlerle paylaşmak istiyorum: (gecede gülümseme)... /Konuş birşeyler gecenin ortasındayız Tadını tatmalısın gülümsemenin biraz tomurcuk çatlamasına benzer biraz nar yarılmasına huy edinmelisin gülümsemeyi Tadına çiğ düşmez gülümsemenin gülümseyebilirsen çekinmeden bir ağız dolusu bir yürek dolusu huy edin gülümsemeyi yeter ki geceleyin Nedense, son günlerde şiire taktım kafayı. Belki buna sebep, Dr. Hasan Ahmet in şiir kitabı, belki de uzun zamandır şiir okumuyor olmam. Bilemiyorum, ancak şunu söyleyebilirim: Dr. Hasan Ahmet in Ömür Boyu Muhalefet kitabı, bizim burada uzun zamandır unutmuş olduğumuz tartışma yı gündeme oturttu. Azınlık basınında şiirleri eleştirildi, kitabı eleştirildi, özellikle de kitabın kapağında niçin Gümülcine yazmıyormuş diye kitap eleştiri aldı. Hatta kendisinin hayatı da Kimileri karşısında bir Nazım aradı, kimileri onu Don Kişot a benzetti, kimileri de sessiz kaldı, her zaman olduğu gibi. Oysa, Hasan Ahmet kitabında şiiri bir araç olarak gördüğünü belirtmiş. Onun bu cümlesi galiba yeterince dikkate alınmadı ya da gözden kaçtı. Neyse yazılanlar yazılmış, olan olmuş. Geriye kalan tartışma nın renkliliği, yani eleştirenin de, eleştirilenin de kendisini öyle ya da böyle haklı görmesi. Yazı-tura misali Şimdi biraz geriye gitmek istiyorum; Rıza Kırlıdökme nin 24 Ekim tarihli Gündem gazetesinde yayımlanan yazısına. Rıza Kırlıdökme yazısında,

17 Dr. Hasan Ahmet in kitabını eleştirirken, isim vermeden benden de söz ediyor. Benden söz etmesinin sebebi ise Dr. Hasan Ahmet in kitap tanıtımında oturum başkanı nın benim özgeçmişimden söz ederken, ki ben de tanıtımcılardan biriydim, şu ifadeyi kullanmasıdır. Hakan Mümin iki yıl İskeçe Muzaffer Salihoğlu Lisesi nde edebiyat öğretmenliği yapmıştır ve ayrılmıştır. Ayrılma sebebini hâlâ anlamış değilim. Bu ikinci cümle galiba Rıza Kırlıdökme yi çok rahatsız etmiş ve kendisini aklamak için olmalı ki, eleştiri yazısının içine beni de sıkıştırmış. Bizde bir söz vardır, eminim hepiniz bilirsiniz; yarası olmayan, kaşınmaz, bir de ateş olmayan yerden tuman tütmez. Neyse, Rıza Beyin kendisini çok iyi tanırız; helal süt içmiş evlat numaraları bize sökmez. Başkasına belki, ama bize asla!.. Eleştiri yazısında, benim okuldan ayrılma sebebimin bir hâne den ve bir zatışerif ten de öğrenilebileceğini yazıyor, ayrıca. Bu hâne nin ve bu zatışerif in adı yok mu? Öğrenmek isteyenler nereden ve kimden öğrenecekler? Bu kadar kapalı yazmaya ne gerek var. Ya yazarsın, ya da yazmazsın. Durum böyle kapalı olunca, iş yine başa düşüyor; ben anlatayım bari: Bence, R. Kırlıdökme hâne derken, o hepimizin saydığı hâne yi, yani Konsolosluğu muzu kastediyor olmalı. O yıllarda Başkonsolos Ümit Yardım dı. Aslında ne ümit ti, ne de yardım eliydi. Zatışerif derken de, galiba o yıllardaki söz konusu hânenin genel sekreterini ima ediyor olmalı. Şimdi emekli oldu. Zaten onun da parmağı yoksa bu işte, şaşar kalırım. Böyle varsayımlar üzerinde duruyorum, çünkü bu ayrılma -aslında azledilme desek, daha doğru olur- olayında bu kişilerle bire bir, yüz yüze getirildim. Konuyla ilgili bir de öğretmen var. R. Kırlıdökme nin okulunda görev yapıyor. Bu zat da Rıza Kırlıdökme nin gözünden kaçmış olmalı. O dönemde, 2006 yılının temmuz sonu, ağustos başı olsa gerek, R. Kırlıdökme bana ve İngilizce Öğretmeni Dildar Mehmet e birer mektup gönderiyor. Benimkinde şöyle bir başlık var: Sayın öğretmenimiz, Hakan Mücahit. R. Kırlıdökme benim soyadımın Mümin olduğunu bilmiyor mu? Biliyor. Demek ki, bu mektubu kendisi yazmamış, birileri eline tutuşturmuş, o da bana göndermiş. Bu birileri kim olabilir? Büyük bir ihtimalle yukarıda belirttiğim zat, şimdi emekli olan. Hem R. Kırlıdökme nin bu kadar temiz Türkçe si olduğunu hiç görmedim. Neyse, mektubu kimin yazdığı benim için o kadar önemli değil. Önemli olan mektupta yazılı olanlar. Bakın mektubun bir yerinde şöyle diyor:. Sayın öğretmenimiz, Siz, okulumuzun öğretmenisiniz ve yasaya göre nasıl diğer öğretmenler mesleklerini icra ettikleri okulların dışında herhangi bir kurum ve kuruluşta çalışamıyor ise sizin de okulumuz dışında başka kurum ve kuruluşlarda çalışmanız uygun bulunmadığını tekrar beyan etmek isteriz. ve mektup devam ediyor. Bu alıntı aynen benim de altını çizdiğim gibi yazılı. Bundan da anlaşılıyor ki, bu yazıyı resmiyet işlerinden iyi anlayan biri yazmış, sanki. Bu cümle R. Kırlıdökme nin söz dizimi mantığına aykırı. Çünkü neden yerine niçinini yazan bir kişiden böylesine düzgün cümle, hem de altını çizmek doğrusu beklenmez. Eğer kendisi yazmışsa, yemin billah, tebrik ederim. Bir de, yasaya göre diyor; hangi yasaya göre? Belirtseymiş iyi olacaktı. Şimdi bu mektubun, bu önemli kısmını sizler de okuduktan sonra, Rıza Kırlıdökme nin kendisine şu soruyu sormak istiyorum: Sayın Kırlıdökme, bilindiği gibi İngilizce öğretmeniniz Dildar Hanım hem okulunuzda, hem de özel bir kursta (kurumda) çalışıyor. Oysa sizin göndermiş olduğunuz mektubunuzdaki uyarıya göre okulunuz dışında çalışmaması gerek, öyle değil mi? Bu duruma ne diyorsunuz? Açıklarsanız, seviniriz. Ve hemen tekrar Rıza Kırlıdökme nin o eleştiri yazısına dönmek istiyorum. Yazının sonlarında Dr. Hasan kızını Yunan okullarında okuttu diye, Rıza Kırlıdökme onu suçluyor. Pes doğrusu. Bir çocuğumuz İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerde okuyunca aferin kerataya diyoruz, Yunanistan da okuyunca da insanımızı suçluyoruz. Bu nasıl bir zihniyet doğrusu anlamış değilim. İnsan özgürdür. İstediğini yapar. Kârı da, zararı da kendisinedir. Hatta İtalyan ile de evlenebilir, Almanla da vs. Rıza Kırlıdökme bu yazdıklarıyla bir şekilde, Yunan okullarında okuyan Azınlıkça 15

18 Dr. Hasan Ahmet in kitabını eleştirirken, isim vermeden benden de söz ediyor. Benden söz etmesinin sebebi ise Dr. Hasan Ahmet in kitap tanıtımında oturum başkanı nın benim özgeçmişimden söz ederken, şu ifadeyi kullanmasıdır. gençlerimize ve bu gençlerimizin anne-babalarına haksızlık ediyor gibime geliyor. Tekrar ediyorum, insan istediği yerde, istediği ülkede okuyabilmelidir. Rıza Beye mi soracağız çocuklarımızı nerede okutacağız diye? Azınlık liseleri, Şefaatler, Emreler, Mustafalar yetiştiremiyorsa ne yapalım! Suç kimin? Anne-babanın mı, çocukların mı, yoksa Bir düşünün!.. Azınlığımızın Şefaatlere, Emrelere, Mustafalara ihtiyacı var, bunu unutmayalım. Umarım yanlış anlaşılmamıştır demek istediklerim. Şiirle başladım yazıma, şiirden söz edecektim size ancak, R. Kırlıdökme nin eleştiri yazısı ile mektubu girdi araya. Olsun, bunları da yazmam gerekiyordu ve bugüneymiş kısmet. Yavaş yavaş burada yazımı bitireyim diyorum. Ama bu azledilme olayını henüz kapatmıyorum. Anlatılacak çok şey var. Yine günün birinde birileri aranırsa, kaldığım yerden devam ederim. Ayrıca yazımda R. Kırlıdökme nin hâne ve zatışerif deyişine kendimce bir yorum getirdim. Yanılıyorsam, çıksın Rıza Bey ve desin ki, hâne kapısı ve zatışerif diye yazarken, ben şunu ya da bunu kastettim. Biz de doğrusunu öğrenmiş oluruz o zaman. İşi olasılığa bırakmayalım. Bir araştırmacı-yazar kapalı yazarsa, hem kendine zarar verir, hem de çevresine. Gerçek bir araştırmacıyazar, gerçekleri yazar. Kapalı olanları açar. O kadar!.. Bir başka sayıda, bir başka yazıda tekrar okuyucularımızla buluşmak dileğiyle 16 Azınlıkça

19 Perspektif Fatih Nazifoğlu Üniversitelerdeki kitap listesi: avantaj mı, zaman kaybı mı? Eylül ayından beri Trakya Dimokritos Üniversitesi Elektrik Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yapmakta olduğum mastır sebebiyle, mastır program tüzüğünün Mühendislik Fakültesi dışında başka bir bölümden mezun olmuş mastır öğrencileri için ki ben de bu öğrenci grubuna dahilim mastır dersleri dışında zorunlu kıldığı dört bölüm dersinden ikisini takip etmek üzere haftanın belirli günlerinde İskeçe ye gidiyorum. Son bir aydır ders başlamadan önce öğrenciler öğretim üyelerine hep aynı soruyu soruyor, Ders kitapları ne zaman elimize geçecek? Tahmin ediyorum ki bu ve buna benzer sorular bu yıl Yunanistan üniversitelerinin tamamında hâlâ soruluyor. Öğrenci arkadaşlarımız sorunun nereden kaynaklandığını kesin anlamışlardır da, anlamayanlar için hemen anlatmaya başlayalım. İlk Meclis e sunulduğunda da, 2007 yılı Mart ayında kabul edildiğinde de ve halen bugün bile öğrencilerin büyük tepkisini toplayan Çerçeve Kanunu (Νόμος Πλαίσιο) olarak da bilinen 3459/07 sayılı yüksek eğitim kurumlarının kurumsal yapı ve işleyişini düzenleyen bir kanun var. İşte yukarıda belirttiğim soru, bu yıl bu kanunun 15. maddesinin Yunanistan Millî Eğitim ve Dinişleri Bakanlığı tarafından uygulamaya konulmasından dolayı soruluyor. Eğitim Bakanlığı, bu maddeyi uygulamaya tek kitaba son parolası ile başladı. Yani amaç, şimdiye kadar olduğu gibi öğrencileri ders çerçevesinde dağıtılması ön görülen kitabı almak zorunda bırakmak yerine, öğrenciye önerilen kitaplar arasından bir kitabı seçme imkânı sunmak. Bu maddeyi anlaşılabilecek bir şekilde özetlemek gerekirse, öğretim üyeleri en az iki kitaptan oluşan, ki bu kitaplar ders çerçevesinde işlenecek konuların tamamını veya büyük bir bölümünü kapsamalıdırlar, bir kitap listesi hazırlar, bu listede belirtilen kitapların olup olmadığı yayın evlerine sorulur ve onay alındıktan sonra kitap listesi öğrencilere sunulur. Öğrenciler listeden seçimlerini yaptıktan sonra, Eğitim Bakanlığı tarafından yayınevlerine emir verilir ve kitaplar dağıtılmaya başlar. Parantez açıp belirtmekte fayda var, her öğrenci her dersten bir defaya mahsus olmak üzere tek kitap (kitapla birlikte verilen ödev kitabı veya CD, DVD v.s. bir kitap olarak nitelendiriliyor) alma hakkına sahip. Hikâye gibi anlatılınca kulağa hoş geliyor, ama işi pratiğe dökünce bir çok problem kaçınılmaz oluyor. Bir de kanunun uygulanışının ilk yılı ise, o zaman öğrencilerin niye başta belirttiğim soruyu sorduğu biraz daha anlaşılmaya başlanıyor. Aylardan Kasım ve öğrenciler en azından benim bölümde öyle kitap seçimini yeni bitirdiler. Yani şimdiden sonra bu belirtilen kitap listeleri yayınevlerine ulaşacak ve yayınevleri kitapları hazırlayıp dağıtmaya başlayacak. Dönem başlarında kitaplarını almaya, kitaptan faydalanıp dersi takip etmeye alışmış öğrenci, tahminen sınavlara sayılı günler kala kitaplarına kavuşacak. Listelerin hazırlanışı ve kitabın seçilişi de apayrı bir tartışma konusu. Bir soru aslında neden bu konunun tartışma konusu olduğunu anlatıyor: Öğrenciler daha önce görmedikleri, duymadıkları bir kitabı hangi kriterlere göre seçecekler? Ya şansa ya Azınlıkça 17

20 da...ya da birilerinin önerdiği kitabı seçecekler. Bu birilerinin, dersleri veren öğretim üyeleri olma ihtimali haliyle çok yüksek. Gelelim öğrencilere sunulacak listelerin hazırlanışına. Öğretim üyelerinin çoğunluğunu derslerini yıllardır kendi yazdıkları veya belirli başka kitaplar üzerinden verdiğini göz önünde bulundurursak, hazırlayacakları listelerin de aslında ne kadar göstermelik olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi hangi öğrenci, önlerine sunulan listeden öğretim üyesinin bir kitabı önermesi veya öğretim üyesinin dersini sunulan listedeki belirli bir kitap üzerinden yapacağını belirtmesi durumunda, inisiyatif kullanarak başka bir kitabı seçecek? Öğrencilerin yüzde yüzünün değişik bir kitap seçtiğini veyahut da her yıl değişik bir kitabın öğrencilerin büyük çoğunluğu tarafından seçildiğini varsayalım. Bu durumda, öğretim üyesi şimdiye kadar uyguladığı ders verme metodunu bir yana bırakarak veya her yıl seçilen kitabın içeriğine göre değiştirerek mi dersi verecek? Öğrencilerin bir kez kitap seçme hakkına sahip olduğunu da tekrar hatırlatırsak, bir öğrencinin dersi geçememesi ve sonraki yıl seçilen kitabın değişik olması ve öğretim üyesinin sınava seçilen yeni kitaptan hazırlanılması gerektiğini belirtmesi durumunda, otomatikman öğrencinin dersi çalışabilmesi için kitabı, şanslıysa, bir diğer öğrenciden ödünç ya da satın alması gerekiyor. Bu yüzden de Öyleyse bedava eğitim ilkesi ve seçme imkânı avantajı bunun neredesinde? diye doğal olarak sesler yükseliyor. Biz mastır öğrencilerine ise, bırakın seçme imkânı, bir kitabın bile bedava olarak dağıtılmaması kendi başına apayrı bir tartışma konusu. Derslerini takip ettiğim bir öğretim üyesinin, konuya örnek yaklaşımını aktarmadan edemeyeceğim. Öğretim üyesinin bize söylediğine göre, bu yılki dersi her zamanki metoduyla yapmayı planlıyormuş. Ders ile ilgili notları gerek internet ortamında öğrencilerle paylaşıp gerekse fotokopi şeklinde dağıtmayı planlarken, sınav için öğrencilerin bu paylaşılan notlardan çalışmalarının yeterli olacağını belirtip kitap listesine uzmanlık alanında dünya çapında en kaliteli 3 kitabı önermeyi ve öğrencilere, gerçek manada, kütüphanelerinde bulunacak faydalı kitapları seçme imkânı sunmayı hedeflediğini belirtmişti. Tabii talep ettiği üç kitap da yabancı dilli olunca, bir de Eğitim Bakanlığı ndan yabancı Aylardan Kasım ve öğrenciler en azından benim bölümde öyle kitap seçimini yeni bitirdiler. Yani şimdiden sonra bu belirtilen kitap listeleri yayınevlerine ulaşacak ve yayınevleri kitapları hazırlayıp dağıtmaya başlayacak. Dönem başlarında kitaplarını almaya, kitaptan faydalanıp dersi takip etmeye alışmış öğrenci, tahminen sınavlara sayılı günler kala kitaplarına kavuşacak. dilli kitaplara izin gelmeyince, yine yıllardır işlediği kitabı önermek zorunda kaldığını söylemişti. Durum bu şekilde olunca, seçme imkânı gerçekten de öğrenciler için bir avantajdır. Fakat, öğrencinin asıl amacının dersi geçmek olduğu için ve dersi geçmenin yolunun belirli bir kitaptan geçtiğini bilmesi durumunda, liste sadece göstermelik oluyor. Merak ettim ve öğretim üyelerinin önerdiği kitaplara bir göz atayım dedim. Birçok listede aynı tablo hemen göze çarpıyor: Önerilen kitap sayısı bir tane. Özellikle kendi kitabı olan öğretim üyelerinin önerdiği kitap da tahmin edebileceğiniz gibi sadece kendi kitapları. Altında da bir not: Bu kitap dışında, piyasada bulunan hiç bir başka kitap dersin ihtiyaçlarını karşılamamaktadır! Bu notu görünce de, öyleyse bu telaşın, bu bürokrasinin, bu kayıp zamanın kısacası kitap listesinin ne anlamı var? diye insan kendi kendine soramadan edemiyor. 18 Azınlıkça

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

3647 SAYILI ve 2008 (3647/2008) TARİHLİ YUNANİSTAN VAKIFLAR YASASI VE UYGULAMALARI

3647 SAYILI ve 2008 (3647/2008) TARİHLİ YUNANİSTAN VAKIFLAR YASASI VE UYGULAMALARI Yrd. Doç. Dr. Turgay CİN* 3647 SAYILI ve 2008 (3647/2008) TARİHLİ YUNANİSTAN VAKIFLAR YASASI VE UYGULAMALARI Ortodoks Hıristiyanlık hukukunda vakıf var mı, yok mu, bir sorgulayın. Birinci sorum bu Hıristiyan

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti

Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti Leyla Tavflano lu Çok sıklıkla Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan a gittiğim için olsa gerek beni bu oturuma konuşmacı koydular. Oraların koşullarını

Detaylı

ÇEVRENİN GENÇ SÖZCÜLERİ

ÇEVRENİN GENÇ SÖZCÜLERİ ÇEVRENİN GENÇ SÖZCÜLERİ KENTSEL DÖNÜŞÜM Öğrencinin adı- soyadı: ERDEM EGE MARAŞLI Proje Danışmanı: MÜGE SİREK Bahçeşehir - İSTANBUL Kentsel Dönüşüm Son günlerde haberlerde gazetelerde çok fazla rastladığımız

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ 16 Prof. Dr. Atilla ERALP KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ Prof. Dr. Atilla ERALP ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Kopenhag Zirvesiyle ilgili bir düşüncemi sizinle paylaşarak başlamak

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR...

EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR... EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR... Bütün insanlığı sevgiyle kucaklayabilecek hoşgörüye sahip, geleceğin dünyasına şekil verecek, çalışkan, ufku geniş, sahip olduğu değerleri paylaşabilen, huzurun ve güvenin teminatı

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)

Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) Lozan Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı nı sona erdiren antlaşmadır. Bu antlaşma ile Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Şekil 1. Kasım 1922 de Lozan Konferansı

Detaylı

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YOLLARI DAHA İYİ OLABİLMEK BAŞARMA DUYGUSUNU YAŞAMAK KENDİN OLABİLMEK BASKIYI TAKDİRE ÇEVİREBİLMEK KIYASLANMAYI ENGELLEMEK İÇİN

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YOLLARI DAHA İYİ OLABİLMEK BAŞARMA DUYGUSUNU YAŞAMAK KENDİN OLABİLMEK BASKIYI TAKDİRE ÇEVİREBİLMEK KIYASLANMAYI ENGELLEMEK İÇİN VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YOLLARI DAHA İYİ OLABİLMEK BAŞARMA DUYGUSUNU YAŞAMAK KENDİN OLABİLMEK BASKIYI TAKDİRE ÇEVİREBİLMEK KIYASLANMAYI ENGELLEMEK İÇİN Uyarılara kulak verin! Stephen R. Covey, Etkili İnsanların

Detaylı

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor?

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor? ALAY ETME Amaç : Başkalarına saygı duymayı öğrenme.alay etme ile baş edebilme becerisini kazandırma Düzey : 1. sınıf ve üstü Materyal: Uygulama 1 için:yazı tahtası, kağıt, kalem, Uygulama 2 : Kuklalar,oyuncak

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015 Türkiye Cezasızlık Araştırması Mart 2015 İçerik Araştırma Planı Amaç Yöntem Görüşmecilerin Dağılımı Araştırma Sonuçları Basın ve ifade özgürlüğünü koruyan yasalar Türkiye medyasında sansür / oto-sansür

Detaylı

PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI. Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak

PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI. Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak Öfkenin Gerçek Nedeni Ne? ÖFKE kıskançlık, üzüntü, merak,

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Gidiş Tarihi: Dönüş Tarihi: Müşteri Temsilcisi :. Kabul eden temsilci: Referans: Tarih / / Fotoğraf VİZE TAKİP SÖZLEŞMESİ

Gidiş Tarihi: Dönüş Tarihi: Müşteri Temsilcisi :. Kabul eden temsilci: Referans: Tarih / / Fotoğraf VİZE TAKİP SÖZLEŞMESİ Fotoğraf Tarih / / VİZE TAKİP SÖZLEŞMESİ a. SÖZLEŞMENİN TARAFLARI Vİize Merkezi Adnan Saygun Cd. Körkadı Sok. Turizm Sitesi 6. Blk D:4 Ulus İSTANBUL Müşteri. Adres b. KONU: İş bu sözleşmenin konusu vize

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

DİNÇEROĞLU AVUKATLIK BÜROSU A V U K A T HÜSEYİN ENİS DİNÇEROĞLU & ESRA AKKOÇ YAREN AHMET ŞEREF UYANIK & ELİFCAN TEKELİ STJ. AV.

DİNÇEROĞLU AVUKATLIK BÜROSU A V U K A T HÜSEYİN ENİS DİNÇEROĞLU & ESRA AKKOÇ YAREN AHMET ŞEREF UYANIK & ELİFCAN TEKELİ STJ. AV. İZMİR BARO BAŞKANLIĞI NA Strasburg da yapılacak olan Doğu PERİNÇEK AİHM davasında yönetim kurulumuzun kararı ile temsilci olarak görevlendirildim. Bir çok kişi ve kuruluşun yanı sıra hukukçu olarak TÜRKİYE

Detaylı

SORU : CEVAP: SORU: CEVAP:

SORU : CEVAP: SORU: CEVAP: SORU : Yediemin deposu açmak için karar aldım. Lakin bu işin içinde olan birilerinden bu hususta fikir almak isterim. Bana bu konuda vereceğiniz değerli bilgiler için şimdiden teşekkür ederim. Öncelikle

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

Aile birleşimi nedir?

Aile birleşimi nedir? Almanyada aile birlesimi Aile birleşimi nedir? Aile birleşimi eşlerin ve/veya çocukların velileri ile birlikte yaşamak için bir araya gelmeleridir. Aile birleşimi anayasanın koruma altına önemli haklardan

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

TÜRK TURİSTİN İLGİSİNİ ÇEKEN OSMANLI MİRASINA SAHİBİZ

TÜRK TURİSTİN İLGİSİNİ ÇEKEN OSMANLI MİRASINA SAHİBİZ İ Bu yılki fuarda iyi bir tanıtım gerçekleştiren Kosovalılar, ülkelerine daha fazla turist gelmesiyle ekonomilerinin daha da gelişeceğine vurgu yaptılar. Sona eren Travel Turkey İzmir fuarının bu yılki

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Yüz Nakli Doktorları Birbirine Düşürdü

Yüz Nakli Doktorları Birbirine Düşürdü On5yirmi5.com Yüz Nakli Doktorları Birbirine Düşürdü İki kol ve iki bacak nakli yaptığı Sevket Çavdır hayatını kaybedince suçlanan Doç. Dr. Nasır, o günü anlattı. Yayın Tarihi : 29 Mart 2012 Perşembe (oluşturma

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

REHA-NECLA MİDİLLİ VAKFI BURS KOŞULLARI

REHA-NECLA MİDİLLİ VAKFI BURS KOŞULLARI REHA-NECLA MİDİLLİ VAKFI BURS KOŞULLARI Amaç: Ülkesini ve ulusunu yürekten seven; Atatürk Devrim ve İlkelerine gönülden bağlı; Çağdaş, Demokratik ve Laik düzeni benimseyen; Yurtiçi ve Yurtdışı okullarda

Detaylı

Radio D Teil 1. Deutsch lernen und unterrichten Arbeitsmaterialien. Ders 01 Köy ziyareti

Radio D Teil 1. Deutsch lernen und unterrichten Arbeitsmaterialien. Ders 01 Köy ziyareti Ders 01 Köy ziyareti adındaki genç adam arabasıyla annesinin yaşadığı köye gider. Bu ziyaret sırasında dinlenmek ister, ama kısa sürede doğanın tatsız yönleriyle de tanışır. biraz dinlenmek için annesinin

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI

ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI GENEL OLARAK Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148. maddesinde yapılan değişiklik ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılmıştır. 23 Eylül 2012

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU DERSİMİZİN TEMEL KONUSU 1 1. TÜRK HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARINI TANIMAK 2. TÜRKIYE DE NELER YAPABİLİRİZ SORUSUNUN CEVABINI BULABİLMEK DERSİN KAYNAKLARI 2 SİZE GÖNDERİLEN MATERYAL: 1. 1982 Anayasası: https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

Zürih Kantonunda İlköğretim Okulu

Zürih Kantonunda İlköğretim Okulu Türkisch Zürih Kantonunda İlköğretim Okulu Veliler için Bilgiler Januar 2008 / Türkisch 2 / 6 Zürih Kantonu İlköğretim Okulu Hedefler ve Hedefe Yönelik Görüşler Zürih kantonunda devlet ilköğretim okulu

Detaylı

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE. KESHMIRI/TÜRKİYE (Başvuru no. 36370/08) KARAR STRAZBURG. 13 Nisan 2010

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE. KESHMIRI/TÜRKİYE (Başvuru no. 36370/08) KARAR STRAZBURG. 13 Nisan 2010 COUNCIL OF EUROPE AVRUPA KONSEYİ AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE KESHMIRI/TÜRKİYE (Başvuru no. 36370/08) KARAR STRAZBURG 13 Nisan 2010 İşbu karar AİHS nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar

Detaylı

özlü bir medya kazası işledi. Yıldırı m

özlü bir medya kazası işledi. Yıldırı m - Bakan Yıldırım dan yıldırım gibi özlü sözler - Manisa 4. Asliye Ceza dan insan hakları ve Anayasa dersi - Telefon Ablukası ile Gazze Ablukası arasındaki on benzerlik RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

3. Hangi ülkenin vatandaşlığını taşıyorsunuz? Alman vatandaşlığı: evet Başka bir ülkenin vatandaşlığını taşıyorum:...

3. Hangi ülkenin vatandaşlığını taşıyorsunuz? Alman vatandaşlığı: evet Başka bir ülkenin vatandaşlığını taşıyorum:... Übersetzungshilfe - Anket çevirisi Size anketi doldurmanız için kolaylık sağlamak istiyoruz, bu yüzden size göç ve entegrasyon ile ilgili bu çeviriyi hazırladık. Lütfen cevaplarınızı bu kâğıta yazmayınız,

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 2002 yılından beri Koç Üniversitesi nde lisans ve lisansüstü toplam 16 farklı dersi, 35 farklı şubede anlattım. 8-10 kişilik küçük sınıflara

Detaylı

TÜRK TURİSTİN İLGİSİNİ ÇEKEN OSMANLI MİRASINA SAHİBİZ

TÜRK TURİSTİN İLGİSİNİ ÇEKEN OSMANLI MİRASINA SAHİBİZ TRAVEL TURKEY İZMİR FUARI NIN PARTNER ÜLKESİ KOSOVA DAN TÜRK TURİSTE DAVET VAR Bu yılki fuarda iyi bir tanıtım gerçekleştiren Kosovalılar, ülkelerine daha fazla turist gelmesiyle ekonomilerinin daha da

Detaylı

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983 - Turgut Sunalp'e seçim kaybettiren medya kazası - Gaffur'a Vakit zulmü Ve - İki ayrı "KANATLI" kaza RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * * Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Ör. Büyük lokma ye: büyük konuşma. Ör.

Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Ör. Büyük lokma ye: büyük konuşma. Ör. Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Eylem ve eylemsilerin anlamalarını durum yönünden tamamlayan zarflardır. Eylem ya da eylemsiye

Detaylı

KANUNEN OLMAYAN, AMA İLİMİZDE UYGULANAN HAYAT STANDARDI.? Yeni bir haftada yine beraberiz.geçen haftaki

KANUNEN OLMAYAN, AMA İLİMİZDE UYGULANAN HAYAT STANDARDI.? Yeni bir haftada yine beraberiz.geçen haftaki KANUNEN OLMAYAN, AMA İLİMİZDE UYGULANAN HAYAT STANDARDI.? Yeni bir haftada yine beraberiz.geçen haftaki yazımda Siirt Ticaret Sanayi odası Başkan Vekili Sayın Nedim KUZU Dostumun davetine icabet etmiş

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

SHAPYY. HEDEF 2. Belirtilen şekillere ait kartı bulur

SHAPYY. HEDEF 2. Belirtilen şekillere ait kartı bulur SHAPYY HEDEF -1. Oyunu ve kurallarını tanır. 1-1 Oyunun adını doğru söyler 1-2 Oyunun bir grup uygulaması olduğunu belirtir. 1-3 Oyuna ait parçaları tanır. 1-4 Uygulamaya başlamak için gerekli parçaları

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

MİRAS HUKUKU ( ALMANYA-TÜRKİYE ) Giriş:

MİRAS HUKUKU ( ALMANYA-TÜRKİYE ) Giriş: MİRAS HUKUKU ( ALMANYA-TÜRKİYE ) Giriş: Bilindiği gibi Almanya'da Türk asıllı Alman ya da Halen Türk vatandaşı olan Milyonlarca yurttaşımız yaşamaktadır.almanya'da Milyonlarca yurttaşımız olduğu gibi;

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

Aile içi şiddeti ihbar edin ve mahkemede yardımcı olun

Aile içi şiddeti ihbar edin ve mahkemede yardımcı olun DOMESTIC VIOLENCE HELP AT COURT Turkish AİLE İÇİ ŞİDDET Artık şiddetin sona ermesini istiyorsunuz Aile içi şiddeti ihbar edin ve mahkemede yardımcı olun Kadınlar İçin Aile İçi Şiddet Mahkemesi Savunma

Detaylı

Bekar Evli Boşanmış Eşi ölmüş Diğer. İlkokul Ortaokul Lise Yüksekokul Fakülte Yüksek Lisans

Bekar Evli Boşanmış Eşi ölmüş Diğer. İlkokul Ortaokul Lise Yüksekokul Fakülte Yüksek Lisans Form no : Tarih : Bu anket hastalığınızı daha iyi anlayabilmek ve sizlere daha yararlı olabilmek için düzenlenmiştir. Lütfen olabildiğince nesnel (objektif) yanıtlamaya özen gösterin. Ankete kimliğinizi

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

Suriyeli Mülteci Çocuklar ile Dışavurumcu Sanat

Suriyeli Mülteci Çocuklar ile Dışavurumcu Sanat Suriyeli Mülteci Çocuklar ile Dışavurumcu Sanat Ezgi İçöz, MA 24 Haziran 14 Salı Tammam Azam Inside Outside Project: Gazeteci ve fotoğrafçılar ile çalışmak Motivasyon farklılıkları ve etik Çalışma süresi

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

İsterlerse Hristiyan öğrencilerimize de din kültürü sorusu sorabiliriz

İsterlerse Hristiyan öğrencilerimize de din kültürü sorusu sorabiliriz Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Muhterem Kurt, 8. sınıf öğrencilerinin girdiği ortak sınavlara ilişkin, "Sınav sonuçlarını, ocak ayının ilk haftası, hatta şunu söyleyebilirim, 2 Ocak Cuma 18.00'de

Detaylı

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013).

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013). Takdim Biliyor musunuz? Bir televizyon haberine göre Türkiye de 2014 yerel seçimlerinde muhtar adaylarıyla birlikte 830 bin kişinin aday olması bekleniyordu. Bu, Türkiye de yaklaşık her 90 kişiden birinin

Detaylı

ÇOCUĞUM BAŞARACAK MI?

ÇOCUĞUM BAŞARACAK MI? ÇOCUĞUM BAŞARACAK MI? Öncelikle başarıp, başaramadıklarına karar vermek için hedefimiz belli olmalı. Yabancı dil öğreniminde çocuğunuz için nasıl bir hedef düşünüyorsunuz, o, kendisi için ne düşünüyor?

Detaylı

UNICEF Kaynaklarından Çocuk Hakları Sözleşmesi nin Kısaltılarak Alınan ve Çocukların Diliyle İfade Edilen Özeti sizlerle paylaşıyoruz.

UNICEF Kaynaklarından Çocuk Hakları Sözleşmesi nin Kısaltılarak Alınan ve Çocukların Diliyle İfade Edilen Özeti sizlerle paylaşıyoruz. UNICEF Kaynaklarından Çocuk Hakları Sözleşmesi nin Kısaltılarak Alınan ve Çocukların Diliyle İfade Edilen Özeti sizlerle paylaşıyoruz. Madde 1: Ben çocuğum. On sekiz yaşına kadar bir çocuk olarak vazgeçilmez

Detaylı

O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR!

O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR! 11.11.2014 Salı İzmir Basın Gündemi O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR! Kazım Erkmen Daha dün gibi hatırlıyorum, İzmirlilerin Yeşilyurt Devlet Hastanesi diye bildikleri o Hatay daki hastanenin Başhekimliği ne

Detaylı

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni SINIRLAR VE DİSİPLİN

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni SINIRLAR VE DİSİPLİN Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni SINIRLAR VE DİSİPLİN Biraz düşünelim... Alışverişe gittiniz; her zaman akıllı ve anlayışlı olan oğlunuz istediği oyuncağı alamayacağınızı söylediğinizde

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Bilmek Bizler uzmanız. Müşterilerimizi, şirketlerini, adaylarımızı ve işimizi biliriz. Bizim işimizde detaylar çoğu zaman çok önemlidir.

Bilmek Bizler uzmanız. Müşterilerimizi, şirketlerini, adaylarımızı ve işimizi biliriz. Bizim işimizde detaylar çoğu zaman çok önemlidir. Randstad Group İlkesi Başlık Business Principles (Randstad iş ilkeleri) Yürürlük Tarihi 27-11 -2009 Birim Grup Hukuk Belge No BP_version1_27112009 Randstad, çalışma dünyasını şekillendirmek isteyen bir

Detaylı

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi 21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi Doğu Akdeniz de Son Gelişmeler ve Kıbrıs, İKÇÜ de Ele Alındı İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çelebi Avrupa Birliği Merkezi nin

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

DERS 2. Aylin in Eğitim Hikâyesi

DERS 2. Aylin in Eğitim Hikâyesi DERS 2 Aylin in Eğitim Hikâyesi DERS 2 Aylin in Eğitim Hikâyesi * Seviye: 3-4. sınıf Süre: 40-60 dakika Amaçlar: 1. Erişim sorunlarının toplumsal çevrenin herkes için tasarlanmamasından kaynaklandığını

Detaylı

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir. Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur an-ı Kerim de yasaktır. Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor.

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi

LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1. HAFTA: OSMANLI ANAYASAL GELİŞMELERİ [Türk Anayasa Hukukukun Bilgi Kaynaklarının Tanıtımı:

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU VE ÖZEL İLKÖĞRETİM OKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 8.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU VE ÖZEL İLKÖĞRETİM OKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 8.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU VE ÖZEL İLKÖĞRETİM OKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 8.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, İnsan yetiştirmek başka hiç bir canlıyı yetiştirmeye benzemez.

Detaylı

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik BURCU ŞENTÜRK 1984 yılında Eskişehir de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü nü bitirdi. ODTÜ Sosyoloji Bölümü nde yüksek

Detaylı

TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU. Edirne Bölge Müdürlüğü

TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU. Edirne Bölge Müdürlüğü Cinsiyete göre çocuk nüfusu, 214 9.. Türkiye nüfusunun %29,4 ünü çocuk nüfusu oluşturmaktadır. 8.. 77 695 94 7.. 6.. 5.. 4.. 3.. 2.. 1.. 22 838 482 (%29,4) 11 725 257 (%15,1) 11 113 225 (%14,3) Türkiye

Detaylı

Bir Megali İdea Operasyonu: Sıra Şimdi Rum Okullarının Binalarında

Bir Megali İdea Operasyonu: Sıra Şimdi Rum Okullarının Binalarında Teostrateji Bir Megali İdea Operasyonu: Sıra Şimdi Rum Okullarının Binalarında 12.04.2011 - Dalga dalga ilerleyen bir Megali İdea operasyonu, uluslararası güçlerin de baskısıyla Türkiye de sürdürülüyor.

Detaylı