Genç Birikim den... Biz Sadece Islah Edicileriz derler. başlıklı yazısında Üsame bin Ladin i konu edinmiş. da ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz.

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Genç Birikim den... Biz Sadece Islah Edicileriz derler. başlıklı yazısında Üsame bin Ladin i konu edinmiş. da ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz."

Transkript

1 Genç Birikim den... Bizleri tekrar kavuşturan Allah a (c.c.) hamdolsun. Aradan bir ay geçti. Ama aradan geçen bir ay içerisinde yaşanan gelişmelere baktığımızda Müslümanlar açısından kan, gözyaşı ve zulümden başkası olmadı. Ortadoğu da yaşanan son gelişmeler ve olaylar Suriye ye de sıçramıştı. Burada yaşanan son olaylar da son derece düşündürücü ve üzüntü verici. Eli kanlı Hama katili baba Esad ın yolundan giden oğul Esad da kendi sivil halkının üzerine ateş açtırarak katliam yapıyor. Yıllardır Suriye yi bir dikta yönetimi ile yöneten babaoğul, kendi halkına bırakın refah getirmeyi onlara acı, korku ve yoksulluktan başka bir şey tattırmadı. Ama şu özlü söz yine gerçekliğini ortaya çıkardı: Bir diyar küfür ile yönetilebilir ama zulüm ile asla. Suriye halkı da bu zulme karşı haykırarak direniş başlattı ve bu direniş hâla devam ediyor. Gündemlerimizden birisi de Usame bin Ladin in ABD tarafından şehid edilmesiydi. Batı, ABD ve İsrail buna çok sevindiler, bu normal bir gelişmeydi. Bizi düşündüren ve üzen kendisini Müslüman olarak gören bazı güruhların da buna sevinmesiydi. Üsame bin Ladin bu çevrelere göre bir terörist! Ama bu çevreler ve kişiler ABD nin tüm tarihinin, Batılı devletlerin tüm tarihinin ve İsrail in tüm tarihinin terörist eylemlerle dolu olduğunu görmediler ya da görmezlikten geldiler. Müslümanlar ABD ye ve Batı ya karşı hangi topraklarda mücadele vermektedirler? Elbette ki kendi yurtlarında ve vatanlarında. Terörist denilen eylemler örneğin neden herhangi bir Afrika ülkesinde veya bir Güney Amerika ülkesinde olmuyor da buralarda oluyor. Özellikle yakın tarihimizde yedi düvele karşı savaşarak bu ülkeyi kurduklarını iftiharla söyleyenler, bu savaşta düşmana karşı yiğitçe savaşarak şehid olan yüzbinlerce insanımızın kahramanlıklarını anlatanlar, nasıl olur da tek amaçları kendi vatanlarını işgalci ve sömürgecilerden kurtarmak olan Müslümanlara terörist lakabını yakıştırabilirler. Bu ne izansızlıktır. Bu ayki sayımızda da gündemde olan konularla ilgili çok önemli yazılarımız var. Suriye de yaşanan olayları Dergimiz Genel Yayın Koordinatörü Ali Kaçar Baas Diktatörlüğü ve Suriye de Halk Direnişi!.. başlıklı yazısında değerlendiriyor. Süleyman Arslantaş da ortadoğudaki olayları Ortadoğu ya Bakış başlıklı yazısında anlatıyor. Yine yazarlarımızdan Tevfik Uğur ortadoğudaki olayları farklı bir perspektiften değerlendiriyor. M. Beşir Eryarsoy Hoca da yazısında egemenlik konusunu detaylı bir şekilde anlattıktan sonra bu kelimenin İslam daki karşılığını da açıklıyor. Erdal Bayraktar ise Tağuti Rejimler Çetesiz Yapamaz başlıklı yazısında İslami olmayan tüm yönetimlerde çeteciliğin olduğunu ifade ederek tarihsel örneklerle konuyu anlatıyor. İbrahim Hakkı Toprak ise Kendilerine: Yeryüzünde Fesat Çıkarmayın Denildiğinde: Biz Sadece Islah Edicileriz derler. başlıklı yazısında Üsame bin Ladin i konu edinmiş. Diğer gündem ve İslami konulardaki yazılarımızı da ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz. Bir sonraki sayıda buluşmak dileğiyle Allah a emanet olun. Yıl: 14 Sayı: 144 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İbrahim Hakkı Toprak Genel Yayın Yönetmeni Ali Kaçar Yazışma Adresi İlkiz Sokak No: 22/B Sıhhiye - ANKARA Yayın Türü Yerel, Süreli Yönetim Yeri İlkiz Sokak No: 22/B Sıhhiye - ANKARA Tel: (0312) Fax: (0312) Dizgi & Tasarım Genç Birikim Baskı Sistem Ofset Strazburg Cd. No: 7/A Sıhhiye - ANKARA Tel: (0312) Baskı Tarihi: web : Abone Şartları: Yurtiçi abonelik için 6 aylık abonelik ücreti olan TL yi Yurt dışı abonelik için 6 aylık abonelik ücreti olan TL yi Yapı Kredi Bankası, Sıhhiye Şubesi (Şub. Kod. 309, Hes. No: ) no lu hesaba veya Ramazan DEMİRHAN no lu posta çeki hesabına yatırmanız ve Posta Çeki alındı belgesinin fotokopisini ve adresinizi İlkiz Sokak No: 22/B Sıhhiye /ANKARA adresine göndermeniz yeterlidir. 1

2 Bu sayımızda... Baas Diktatörlüğü ve Suriye de Halk Direnişi!.. Ali KAÇAR Egemenlik ve Kur ân da Egemenlik M. Beşir ERYARSOY Ortadoğu ya Bakış Süleyman ARSLANTAŞ Kendilerine: Yeryüzünde Fesat Çıkarmayın Denildiğinde: Biz Sadece Islah Edicileriz Derler / İbrahim Hakkı TOPRAK Guantanamo Üssü nde Tutulan Masum Kişiler BBC den Aktaran: Celal SANCAR Tağuti Rejimler Çetesiz Yapamaz Erdal BAYRAKTAR Allah ın Halkları Ulusçu Tanrılara Karşı Tevfik UĞUR Maddî Hayattan Yararlanma Gayesi Mahmut Celal ÖZMEN Sünnet in Kur an ın Anlaşılmasındaki Yeri ve Önemi - I Ubeydullah TOPRAK Wikileaks Guantanamo Belgelerinden Bir Kesit Portekizce den Çev: Lisa KARPOVA - İngilizce den Çev: İsmail CEYLAN Üsame Bin Ladin in İkinci Ölümü Dr. Paul Craig ROBERTS - Çev: İsmail CEYLAN Konferans: Hz. Peygamber (sav) in İnsan Yetiştirme Metodu - II Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN Konferans: Aile İçi İletişim - I Ayten DURMUŞ İlluminati Bünyamin ATEŞ Sancı... Fatih PALA Çocuk Eğitiminde Dua nın Önemi Ayfer TOPRAK Medine Vesikası- II Büşra ALİM Bir Annenin Günlüğünden Büşra ALİM

3 MAYIS 2011 / Sayı 144 Baas Diktatörlüğü ve Suriye de Halk Direnişi!.. Ali KAÇAR Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde son aylarda yaşanan olayları, bölgenin bugünkü problemleri etrafında değerlendirmek ve anlayabilmek elbette mümkün değildir. Meydana gelen bu gelişmeleri, daha sağlıklı bir biçimde analiz etmek ya da yorumlayabilmek için, bölgenin ve bu bölgede kur(dur)ulan devlet(çik)lerin tarihi sürecini de bilmek gerekir. Tarih, bir toplumun ortak hafızasıdır. Bu hafıza kaybedildiğinde, sadece geçmiş kaybedilmiş olmaz, gelecek de kaybedilmiş olur. Çünkü bir toplumun geleceği, ancak geçmişi bilindiğinde sağlam temeller üzerine inşa edilebilir. Bu bölgede son aylarda Tunus ve Mısır hariç- meydana ge(tiri)len olaylar, aslında geçmişin, yani tarihin tekerrüründen ibarettir lerden beri Suriye de egemen olan Baas diktatörlüğü, Hama da gerçekleştirdiği insanlık dışı katliamı, bugün Dera da, Duma da, Humus ta, Lazkiye ve ilçesi Banyas ta ve daha birçok kentte tekrarlamak istemektedir. Nitekim çeşitli kentlerde yüzlerce mazlum insanın katledilmiş olması ve binlercesinin ise zindanlara atılmış olması, Suriye de, tarihin yeniden tekerrür ettiğini göstermektedir. Tarihi süreç içerisinde Suriye, 1916 yılında İngiliz ve Fransa arasında imzalanan Sykes-Picot Antlaşmasına 1 göre, Beyrut dâhil, Adana ve Mer- 1 Sykes-Picot anlaşması 1916 yılında Fransız ve İngilizler arasında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma özellikle Ortadoğu nun bugünkü haline gelmesine sebep olması açısından önemlidir. İngiliz Subay Mark Sykes ile Fransız subay Georges Picot Kahire de bir araya gelerek masa başında Ortadoğu yu iki ülke arasında paylaştırdılar. Bu paylaşıma göre; 1-Rusya ya, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu nun bir kısmı, 2-Fransa ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Disin bölgeleri Fransa nın egemenliğine bırakılmıştı. İngiltere ve Fransa, 1920 yılında toplanan San Remo Konferansında, Milletler Cemiyeti nin (Cemiyet-i Akvam ı) destek ve onayıyla Arap dünyasını, Sykes Picot antlaşmasında belirlenen çerçevede paylaşmak için harekete geçmişlerdir. Bu çerçevede müttefik devletler söz konusu bölgede dört ayrı bağımsız (!) devlet kurdurmuşlardır. Kurulan bu yeni devletlerden Suriye ve Lübnan Fransa nın kontrolüne verilirken, Irak ve Filistin ise İngiltere nin hegemonyasına verilmiştir. Fransızların Suriye deki bu işgali 1945 yılı sonlarına kadar yani İkinci Dünya Savaşı nın bittiği yıllara kadar devam etmiştir. 15 Nisan 1946 da Fransız askerleri Suriye topraklarından çekilince, Fransa nın 25 yıllık manda yönetimi de sona ermiş ve Suriye sözde de olsa bağımsızlığına kavuşmuştu. Bağımsızlığına kavuşan Suriye nin ilk devlet başkanlığına ise Şükrü el- Kuvvetli getirilmiştir. Suriye de bağımsızlıkla birlikte arka arkaya onlarca askeri darbe gerçekleştirilmiştir. İlk darbe, bağımsız Suriye nin ilk başkanı Şükrü el-kuvvetli ye karşı Mart 1949 tarihinde General Hüsni Zaim tarafından yapılmıştır. İngiliz ve Fransızlar tarafından desteklenen Hüsni Zaim, 14 Ağustos 1949 da General Sami el-hinnavi tarafından; General Hinnavi, 19 Arayarbakır, Musul ile Suriye kıyıları, 3-İngiltere ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Basra ve Güney Mezopotamya verilecektir. 4-Fransa ile İngiltere nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak, 5-İskenderun serbest liman olacak, 6-Filistin de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır. 3

4 GENÇ BİRİKİM 4 lık 1949 da Albay Edip Çiçekli tarafından; Albay Çiçekli ise, 25 Şubat 1954 de bir darbe ile yönetimden uzaklaştırılmıştır. Ülkenin geleceğinde ve halen etkin olan Baas Partisi (Diriliş Partisi), 24 Temmuz 1943 te Şam da kurulmuştur. Bu partinin önemli iki kurucusundan birisi Mişel Eflak ( ) alevi, diğer ise Salah Bitar ( ) Sünni bir aileye mensuptur. Her ikisi de yüksek öğrenim yapmak üzere 1928 de Fransa ya gitmişlerdir. Birbirleriyle ilk kez Paris te 1929 da karşılaşan Eflak ve Bitar, Marksist düşünceyi Fransa da öğrenmişlerdir. Mişel Eflak kendi ifadesiyle Fransa ya gitmeden önce milliyetçi düşüncelere sahip olduğunu söylemektedir. Üstelik kendisi Fransa ya karşı uzun süre mücadele vermiş ve çok kez de tutuklanmış bir babanın oğludur. Mişel Eflak ve Salah Bitar ın siyasi faaliyetleri, daha çok üniversite ve ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilere yönelik propaganda faaliyetlerini içeriyordu. Arap ulusunun rönesansını gerçekleştirmeyi amaç edinen Baas Partisi 1946 yılına kadar daha çok entelektüel bir hareket olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu tarih itibariyle Baas Partisi Suriye de gittikçe güçlenmiştir. Şubat 1958 de Mısır ve Suriye nin, Arap birliğinin sağlanması yönünde ilk adım sayılabilecek olan Birleşik Arap Cumhuriyeti (UAR) adı altında birleşmesi Baasçıları memnun etmemiştir. Çünkü Nasır tüm gücü eline geçirdikten sonra Baas Partisi de dâhil bütün partileri kapatmıştır. Ayrıca Suriye ordusundaki önemli mevkilerde bulunan birçok Suriyeli subayı görevlerinden alarak (yaklaşık subay) yerlerine Mısırlıları görevlendirmiştir. Bu durum, Suriye de huzursuzluğa neden olmuş ve 28 Eylül 1961 tarihinde bir grup Suriyeli subayın ayaklanması neticesinde birlik de dağılmıştır. Suriye de, 1962 yılı Mayıs ayında eski ve yeni üyelerin katılımıyla Baas Partisi nin kongresi yapılmıştır. Bu kongre, hem partinin yenilenmesine, hem de iki farklı grubun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu farklılığın temel nedeni ise, Arap ülkeleriyle birleşme, Sovyetler Birliği ile ilişkiler ve sosyalist politikaların nasıl uygulanacağı yönündeki ihtilaftan kaynaklanmıştır. Mişel Eflak, Selahaddin el-bitar ve Sünni sınıfa mensup General Emin el Hafız bölgesel politikalara, Salah Cedid, Muhammed Ümran ve Hafız Esad ise, sosyalist politikalar uygulanmasına ve Sovyetler Birliği ile yakın işbirliği kurulmasına öncelik verilmesini istemekteydiler. Bu iki grubun ve diğer grupların iktidar mücadelesi, Suriye de, birçok darbenin gerçekleştirilmesini beraberinde getirmiştir. Nasırcılarla Baasçılar arasında meydana gelen çekişmede, Nasırcılar iktidarı Baasçılara bırakmak zorunda kalmışlardır. Baasçılardan Sünni Tuğgeneral Emin el-hafız, Şam da gücü ele geçirdikten sonra Başbakanlık koltuğuna kendisi oturmuştur. Ancak, Baas ın iki kanadı arasındaki rekabet 1963 yılında Emin el-hafız ın iktidara gelmesinden sonra daha da artmıştır. Bu rekabette ilk raundu, Bitar ı kabineden çıkaran ve Eflâk ı da yurt dışına kaçmak zorunda bırakan Emin el-hafız kazanmıştır. Ancak bu da rekabeti sona erdirmemiştir. Çünkü rekabet bu sefer Emin el-hafız ile Genelkurmay Başkanı Salah Cedid arasında başlamıştır. Baas politikalarındaki farklı düşüncelerin ve iktidara kimin hükmedeceğinin yol açtığı ihtilaflara ilaveten, mezhebi ve şahsi rekabetin etkisiyle ülke yeni bir çekişmenin içine girmiştir. Alevi ve Dürzî subayların çoğunluğu Cedid i desteklerken, Emin el-hafız ise, Sünni subayların çoğunluğunun ve eski Baas liderliğinin desteğini almıştır. Hükümet, 1965 yazında Suriye ordusunda yetkilerin Alevi ve Dürzî azınlıkların ellerinde toplanmasını bir tehlike olarak fark ettiğinde bu grupların nüfuzlarını kırmak amacıyla bazı tedbirler almaya girişmiştir. Yılın sonlarına doğru, ülkedeki siyasi mücadeleyi Emin el-hafız ın kazandığı yönünde güçlü alametler belirmeye başlamıştı ki, 23 Şubat 1966 tarihinde Cedid in başını çektiği askerler Suriye nin bağımsızlığından bu yana 13 ncü ve en kanlı askeri darbesini gerçekleştirmişlerdir. Emin el-hafız ile Salah Cedid arasındaki güç mücadelesinde Hava Kuvvetleri Komutanı General Hafız Esad etkin rol oynamıştır. Ve nitekim bu güç mücadelesinde, alevi subaylardan Hafız Esad, Salah Cedid ve onlarla işbirliği yapan Sünni kökenli Nurettin el-atassi darbeden muzaffer olarak çıkmışlardır daki darbe ile Hafız Esad, Cedid ten sonra ülkenin ikinci adamı haline gelmiş, aynı anda hem Genelkurmay başkanlığı ve hem de Hava Kuvvetleri Komutanlığını yürüterek, Suriye politikasında en etkili kişilerden biri olmuştur yılı Haziran ayı başlarında Siyonist İsrail le yapılan savaşta alınan yenilgi ve Suriye nin en stratejik bölgelerinden biri olan Golan Tepeleri nin kaybedilmesi, Suriye ve Mısır daki radikal sosyalist rejimlere duyulan güveni tamamen yok etmiştir. Bunun Suriye iç politikasına yansıması ise, Hava Kuvvetleri Komutanı ve Savunma Bakanı olan Esad ın otoritesini azaltacağına arttırmıştır. Esad, 1967 yenilgisinden bir taraftan sivilleri ve hükümeti sorumlu tutarken, diğer taraftan ise, kendi etnik grubuna bağlı kişileri etkin mevkilere yerleştirmeye baş-

5 MAYIS 2011 / Sayı 144 lamıştır. Ordunun tamamında gücü ele geçiren Hafız Esad, iki rakibi Başbakan Yusuf Zuayyin ile İbrahim Makhus u tutuklatmış ve kendisine yakın adamları hükümette önemli görevlere getirmiştir. Bununla da yetinmeyen Esad, kısa bir süre sonra, daha önce birlikte hareket ettiği ve kendisi gibi alevi olan Salah Cedid e meydan okuyacak kadar güçlenmiştir. 12 Kasım 1970 de toplanan Baas kongresi, Esad a karşı, Cedid hükümetini destekleme kararı almıştır. Toplantı ardından Cedid hemen harekete geçmiş ancak, Esad ve yardımcısı Mustafa Talas ı görevinden alamadan, kendisi, hükümeti ve Baas ın tüm yöneticileri Esad tarafından tutuklatılarak yönetime el konulmuştur. Böylece Suriye de Hafız el-esad ın azınlık diktatörlüğüne dayanan totaliter yönetimi de başlamış oldu. HAFIZ EL ESAD IN, 30 YILLIK NUSAYRİ DİKTATÖRLÜĞÜ!.. 6 Kasım 1930 yılında halen Lazkiye kenti sınırları içinde bulunan Kardaha köyünde doğan Esad, Alevi (Nusayri) 2 bir aileye mensuptur de girdiği askeri akademiden sonra Sovyetler Birliği nde savaş pilotu eğitimi görmüştür. 33 yaşında iken Hava Kuvvetleri Komutanı olmuştur. 6 Haziran 1967 de 6 gün savaşları olarak da anılan Siyonist İsrail le yapılan savaşta aynı zamanda savunma bakanı olarak da görev yapmıştır. Arap ordularının hezimete uğradığı Altı Gün Savaşında Suriye Hava Kuvvetleri komutanı olan Hafız el-esad gerekli tedbirleri almadığı için hava savunma sistemi daha savaşın hemen başında iken yerle bir edilmiştir. Hava korumasından mahrum kalan Suriye Kara Kuvvetleri İsrail kuvvetleri karşısında hiç varlık göstermeden geri çekilmek zorunda kalmıştır. Son derece stratejik öneme sahip olan Golan tepeleri de bu savaş- 2 NUSAYRİLİK: Hicri üçüncü yüzyılda ortaya çıkan Batıni bir harekettir. Nusayrilik; Muhammed b. Nusayr en-nemiri (ö.883) tarafından kurulmuş aşırı bir Şii fırkasıdır. İbni Nusayr, İmamiyye nin onuncu imamı Ali en-naki nin gönderilmiş bir peygamber olduğunu iddia etse de, mezhebin asıl felsefesi, Kufe ve Halep arasındaki Cunbula da yetişip 968 yılında Halep te ölen Hüseyin bin Hamdan el-hasibi tarafından oluşturulmuştur. El-Hasibi tarafından yazılan ve 16 sureden oluşan Kitabu l- Mecmu, Nusayrilik in kutsal kitabı kabul edilmektedir. Ali nin ilahlaştırılması temelinde yükselen mezhebin nazariyesi, Hıristiyanlık taki Baba/Oğul/Kutsal Ruh üçlemesine benzer şekilde Ali/Muhammed/Selman üçlemesi yaparak Batıni bir akideye dayanmaktadır. Giriş için büyük seramoniler gerektiren mezhebin en belirgin özelliklerinden biri de erkeklere has olmasıdır. Çoğunlukla Suriye de yerleşmiş, Hatay, Tarsus, Adana, Fırat boyları ve Lübnan a da yayılmış olan Nusayriler in toplam sayısı kesin olarak bilinmemekle birlikte yaklaşık civarında olduğu tahmin edilmektedir. Amaçları İslâm ı yıkmak ve ilkelerini yok etmektir. İslâm yurtlarına saldıran herkesle işbirliği yaparlar. Suriye deki Fransız sömürgeciliği bunların gerçek yüzlerini saklamak ve kamuoyunu uyutmak için Aleviler diye adlandırılmışlardır. ta kaybedilmiştir. Ama asıl şaşırtıcı olan Esad ın Salah Cedid i zor durumda bırakmak için gerekli tedbirleri bilerek almadığı yönündeki iddiaların birçok kesim tarafından dile getirilmiş olmasıdır. Suriye İhvan-ı Müslimin Hareketi, 70 li yıllardan itibaren ülkenin en büyük muhalif hareketi haline gelmiştir. Suudi Arabistan ve Ürdün ün lojistik desteğini arkasına alan İhvan, Baas yönetimine çok zor anlar yaşatmıştır. Aldığı çok sert tedbirlere rağmen hareketi bir türlü kontrol edemeyen Esad, tarihte çok ender rastlanan canice bir yönteme başvurmuştur. Şubat 1982 de Hama da Müslüman halka yönelik gerçekleştirdiği saldırıda binlerce masum insanı katletmiş, binlercesini zindanlara atmış, binlercesini de ülkeyi terk etmek zorunda bırakmıştır. En iyimser tahminlere göre 20 ila 30 bin kişiye mezar olan Hama üzerinden yıllar geçmesine rağmen katliamın izleri hâlâ silinmemiştir. Eli kanlı Esad ın Nusayri yönetimi, Müslümanlara yönelik yapılan bu insanlık dışı katliamla da yetinmemiş, ilerleyen yıllarda da Müslüman halka dönük katliamlarını devam ettirmiştir. Esad ın kardeşi Rıfat ın başında bulunduğu savunma tugayı binlerce kişiyi sebepsiz yere öldürüp on binlercesini de en ağır işkencelere maruz kalacakları hapishanelere göndermiştir yılında Esad ın kalp krizi geçirmesini fırsat bilen kardeşi Rıfat Esad, kardeşine karşı darbe girişiminde bulunmuştur. İslami muhalefeti susturma konusunda sonuna kadar ağabeyinin yanında yer alan Rıfat, o derece güven duyulan birisiydi ki, kendisinin Suriye ordusu dışında özel birlikler oluşturmasına dahi izin verilmiştir. Esad, iyileşmesinin ardından orduda bir tasfiye hareketi başlatmıştır. Kardeşi Rıfat la beraber hareket eden subaylar tasfiye edilirken, Rıfat ın komutasındaki Savunma Müfrezeleri de dağıtılmıştır. Hafız Esad kendisine veliaht olarak büyük oğlu Basil i belirlemişti. Bu nedenle Basil e binbaşı rütbesi verilerek Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı yapılmıştı. Ancak, Esad ın bütün umutlarını bağladığı oğlu, 21 Ocak 1994 de Şam da şüpheli bir trafik kazasında can verince yeni bir halef arayışına girmek zorunda kalmıştı. Hafız Esad, bu amaçla, Avrupa da göz doktoru olarak staj yapan 28 yaşındaki oğlu Beşşar ı Şam a çağırmıştır. Askeri Akademi de jet hızıyla eğitim alan Beşşar Esad, babasından devlet yönetme dersleri almak üzere onun yanına, Muhacirun Sarayı na yerleşmiştir. Beşşar Esad ın veliahtlığına tahammül edemeyen amcası Rıfat Esad, Beşşar a karşı adı konulmamış bir savaş başlatmıştı. Hafız el-esad 5

6 GENÇ BİRİKİM 6 da, kardeşi Rıfat ın bu tavrına karşı, kendisini Şubat 1998 tarihinde başkan yardımcılığı da dâhil bütün görevlerinden azletmiştir. Ancak Rıfat Esad ile oğlu Sümer boş durmamış, çeşitli ülkeler nezdinde Suriye de resmi politikadan farklı ve alternatif bir politika yürütme girişimlerinde bulunmuştur. Rıfat-Sümer ikilisinin Hafız-Beşşar ikilisine karşı yeni bir meydan okuması olarak değerlendirilen tüm bu siyasi manevralar, 20 Ekim 1999 tarihinde sıcak çatışmalara dönüşmüştür. Rıfat Esad ın Lazkiye kentinde bulunan özel malikânesine baskın düzenlenmiş, çatışmada ölenlerin yanında ziyaretçiler dâhil tutuklamalar gerçekleştirilmiştir. BAAS DİKTATÖRLÜĞÜ, OĞUL BEŞŞAR DÖNEMİNDE DE DEVAM ETMEKTEDİR!.. Hafız el-esad Ortadoğu nun hatta dünyanın en kanlı Tiranı/diktatörü olarak Suriye yi yönetmiştir; kan ve gözyaşı üzerinde tam otuz yıl ülke insanlarına zulmetmiştir. Ve nihayet kendinden önceki diğer firavunlar, tiranlar ve diktatörler gibi o da ölmüştür yılında ölen Hafız el- Esad ın yerine, veliaht olarak yetiştirdiği oğlu Beşşar Esad geçirilmiştir. Beşşar Esad ın yaşı küçük (34 yaşında) olmasına rağmen anayasa değişikliği (anayasa 40 yaşında olmayı öngörüyordu) yapılarak devletin başına yüzde 97 küsur oyla (!) oturtulmuştur. Beşşar Esad 1965 Şam doğumlu idi. Babası Hava Kuvvetleri Komutanı iken yani 1967 Savaşı sırasında iki yaşındaydı. Babası, 1970 de bir darbeyle iktidara el koyarken Beşşar 5 yaşında idi. Beşşar Esad siyasetten uzak bir şekilde İngiltere de okumuştu. Beşşar alevi olmasına rağmen evlendiği eşi Esma ise Sünni bir aileye mensuptu. Beşşar ın, 2000 yılında tahta oturmasıyla halkın umut ve beklentileri artmıştı. Halk nezdinde Beşşar ın, en azından babası gibi halka zulmetmeyeceğine, baskı yönetimini az da olsa gevşeteceğine ilişkin bir kanaat oluşmuştu. Ancak ilerleyen yıllar içerisinde Beşşar, babasını bile aratmayacak zulüm içeren uygulamalara imza atmıştı. Olağanüstü hal uygulaması, İhvan mensuplarına ilişkin idamı öngören 49 sayılı Kanun başta olmak üzere baskı ve zulmü öngören birçok madde ve Baas Partisi dışında hiçbir partiye izin vermeme gibi, kısacası Esad ailesi öncülüğünde Baas diktatörlüğü kaldığı yerden itibaren devam etmekteydi. Hâlbuki Beşşar Esad iktidara geldiğinde, istihbarat teşkilatlarının halk üzerindeki baskılarını tamamen sona erdirmekten, ifade özgürlüğünü tanımaktan ve çok partili parlamenter sisteme geçmekten söz etmişti. Baas Partisi nin de diğer partilerle eşit şartlarda seçim rekabetine girmesi gerektiğini bile söylemişti. Ancak bu vaadlerinin hiçbirisini yerine getirmemişti. Tersine Baas diktatörlüğü, babasının dönemini aratmayacak tarzda devam etmekteydi. Rejimin R sini bile eleştirenler zindana atılıp işkenceden geçiriliyor, onların akıbetlerini araştıran akrabaları da içeri alınıp işkence tezgâhına yatırılıyordu. İşkence ve katliamdan kaçıp yabancı devletlere sığınan yüz binlerce Suriyelinin ve onların Suriye deki akrabalarının umutları da boşa çıkmıştı. Beşşar Esad, bırakın Suriye tarihini, insanlık tarihine bile kara bir leke olarak kazınan Hama Katliamı dolayısıyla acıları azaltıcı bir adım bile atmamıştır. Binlerce insanın katledildiği, binlercesinin kaybedildiği ve binlercesinin sürgüne gitmek zorunda bırakıldığı bu olay dolayısıyla bırakın özür dilemeyi, 1982 den beri Hama da işlenen insanlık dışı vahşetin izlerinin silinmesine bile müsaade etmemiştir. Beşşar, Tunus ve Mısır da gerçekleşen halk ayaklanmalarının Suriye yi etkileyebileceğini düşünmüyordu. Çünkü diyordu Beşşar Esad, biz Amerikan-İsrail işbirlikçisi değiliz, halkımızın hassasiyetlerini paylaşıyoruz. Rejimin İsrail karşıtlığı ve Hamas a/hizbullah a gösterdiği yakınlık Suriye halkını elbette memnun ediyordu, ama bu konudaki memnuniyet rejimin fenalıklarına duyulan tepkileri bastırmaya yetmemişti. Çünkü diğer ülkelerde meydana gelen ayaklanmalara inat Baas/Nusayri diktatörlüğünün ülkedeki zulmü hiç bir şey olmamış gibi devam etmekteydi. Uygulana gelen bu zulmün neticesinde ilk kıvılcım Dera şehrinde başladı. Aslında Dera daki

7 MAYIS 2011 / Sayı 144 olaylar, büyümeden, Dera halkına zulmedenlere cezaları verilerek engellenebilirdi. Ancak, Baas diktatörlüğünün basiretsiz davranışı ilk kıvılcımın diğer kentlere de yayılmasına neden olmuştur. Dera daki olaylar, bir bayan doktorun, yine Dera da yaşayan bir bayan arkadaşını telefonla arayarak Mübarek in devrilmesiyle ilgili olarak Darısı bizim başımıza diye kutlaması üzerine iki bayanın da gözaltına alınmasıyla başlamıştır. Gözaltına alınan bayan doktorun saçları sıfıra verilmiş ve ayrıca işkenceden de geçirilmiştir. Olaylar, iki delikanlı gencin duvarlara halk rejimi devirmek istiyor yazısını yazmaları dolayısıyla onlar da gözaltına alınınca akrabaları çocukların akıbetini sormak için Dera Siyasi Şube Müdürü Atıf Necib e gitmesiyle daha da alevlenmiştir. Necib heyete, Bugün çocuklarınızı aldık, bir daha sormaya gelirseniz karılarınızı alacağız deyince, heyet, belki yardımcı olur düşüncesiyle Dera Valisi Faysal Kelsüm e gitmişlerdir. Faysal Kelsüm, Hama katliamı sırasındaki üstün başarıları nedeniyle baba Hafız Esad tarafından Baas ın şerefi tabancasıyla ödüllendirilmiş eli kanlı bir katildir. Faysal Kelsüm de Dera nın önde gelenlerinden oluşan heyeti aşağılamış ve makamından kovmuştur. Hakarete uğrayan öfkeli halk valiyi Cuma namazının ardından darp etmesi üzerine valinin korumaları halkın üzerine gelişi güzel ateş açmalarıyla iki kişi olay yerinde, ağır yaralanan iki kişi de hastanede ölmüştür. Bununla da yetinilmemiş El-Ömer Camii ne sığınan halka da saldırılmış ve tam anlamıyla bir katliam gerçekleştirilmiştir. Böylece olaylar çığırından çıkmış ve Suriye nin dört bir yanına yayılmaya başlamıştır. Suriye de 15 Mart tan beri devam eden olaylar, yüzlerce kişinin ölümüne, binlercesinin zindanlara atılmasına neden olmuştur. Günlerce kuşatma altında tutulan Dera kentinde, diğer kentlere de örneklik teşkil etmesi için insan avı başlatılmıştır. Halen Dera kentinde giriş ve çıkışlar yasaklandığından ne olup bittiği bilinmemektedir. Baas diktatörlüğü, bu olayların nedeni olarak emperyal ve Siyonist güçleri göstermektedir. Bu tür bir suçlama çok kolay bir suçlamadır. Oysa Suriye de Baas Partisi nin bir darbeyle iktidara geldiği 1963 den beri devam eden zulümler nedeniyle katledilen, zindanlarda işkenceden ve kötü uygulamalardan ölen, sürgün edilen ya da ülkeyi terk etmek zorunda bırakılan insanların suçluları da mı emperyal ve Siyonist güçlerdir? Hama da katledilen 30 bini aşkın insanın, kaybedilen ve halen kendilerinden haber alınmayan bir o kadar insanın suçlusu da mı dış güçlerdir? Ülkede kurulan istihbarat teşkilatı Muhaberatın estirdiği terör nedeniyle insanlar yurt dışında bile Suriye ile ilgili bir şey sorulduğu zaman korkularından sus işareti yapmalarının nedeni de mi bu dış güçlerdir? Elbette bu emperyal ve Siyonist güçlerin bu olup bitenlere hiç katkısı yok demek mümkün değildir. Ancak her olayın suçlusu olarak bu güçleri göstermek de doğru değildir. Diğer gerici, diktatörlükle idare edilen Arap ülkelerinde olduğu gibi, Suriye için de artık deniz bitmiştir. Şu ana kadar on yıllardır baskıyla, zulümle ve terörle devam ettirdikleri kandan beslenen rejimlerinin sonu gelmiştir. Gönül ister ki, bu halk ayaklanmalarında da, yeni yönetimlerin oluşmasında da halkın iradesi egemen olsun. Ancak, emperyal ve Siyonist işgalci güçler, buna ne kadar fırsat verirler, bunu elbette zaman gösterecektir. Ancak bu güçlerin boş durmayacaklarını ve bu ülkeleri kendi menfaatleri doğrultusunda yeniden dizayn etmek için bütün imkanlarını seferber edeceklerdir. Bu işgalci ve terörist devletlerin halklara karşı diktatörlükle idare edilen yönetimlerin yanında olmalarını anlamak hiç de zor değildir. Çünkü bu devletler için ilke, insani değer ve uluslar arası kuralların hiçbir önemi yoktur. Ancak, ya Bahreyn de, Umman da, Yemen de halkın direnişini destekleyen, ama Suriye de ise azınlık Nusayri yönetimini destekleyen İran a ne demeli? Gerçi İran, aynı tavrı 1982 de Hama katliamını gerçekleştiren Hafız Esad yönetiminden yana koyarak da göstermişti. Oysa Müslümanlar nerede zulüm varsa, zulmedenlerin kimliklerine bakmaksızın karşı çıkmaları inançları gereği değil midir? Yani Bahreyn de zulme uğrayan halkı desteklemek de, Suriye de zulmeden, binlerce, on binlerce insanı katleden Baas diktatörlüğüne karşı mücadele eden halkı desteklemek de inancımız gereği değil midir? Peki, öyleyse İran, neden Baas diktatörlüğünü desteklemeye devam etmektedir? Bunu anlamak gerçekten zordur! NOT: İnna Lillâhi ve innâ lleyhi Raciûn İslam dünyası mü min, muvahhid, muttaki ve yiğit bir evladını kaybetmiştir. Milyar dolarlık servetini terk edip, İslam için cihada koşan ve ömrü mücadele ve mücahede ile geçen Usame bin Laden emperyal kâfirler ve yerli işbirlikçilerince şehid edilmiştir. Allah (cc) şehadetini kabul etsin, İnşallah! İslam ümmetinin başı sağ olsun! Ayrıca, Hakkâri Yüksekova da gözü dönmüş ırkçı faşist, CIA ve MOSSAD destekli PKK lılar tarafından Mustazaf-Der e yapılan saldırıyı şiddetle kınıyor, bu olayda şehid edilen Mustazaf-Der Yüksekova Şubesi Başkan Yardımcısı Ubeydullah Durna kardeşimize Allah tan rahmet diliyor, ailesine ve Mustazaf- Der mensuplarına da başsağlığı diliyorum. 7

8 GENÇ BİRİKİM Egemenlik ve Kur ân da Egemenlik M. Beşir ERYARSOY 8 Doğru ve anlaşılır dil kullanmanın gereği Günlük hayatımızda kullandığımız, bir şekilde kulağımıza çalınan ya da gözümüze değen çeşitli sözcükler, kavramlar ve terimler vardır. Bunları kulanır geçeriz ya da gereği gibi düşünmez, muhtevalarında taşıdıkları anlamlar üzerinde durmayız. Halbuki bunların en azından- bir kısmı, belli bir takım inançların, ideolojilerin, anlayış ve yaklaşım tarzlarının, davranış ve ahlâk değerlerinin, eşya ve kâinat ile ilgili ilişkiler hususunda benimsenen değer ve ölçülerin şu ya da bu şekilde ifadesidirler. Dünya görüşü, ahlâk, ulus, ümmet, din, devlet, anayasa, laiklik, iyi, kötü, sivil toplum, demokrasi, teokrasi, şûrâ, halife, gericilik, ilericilik, çağdaşlık, çağdışılık, gelenek, görenek, örf, siyaset, cunta, radikalizm, materyalizm, idealizm, siyasal İslam, Türk İslamı, medeniyet... gibi kavram ve terimler, ilk anda ve birçırpıda sayılabilecekler arasındadır. Bunlara belki yüzlercesini daha eklemek mümkündür. Müslümanın da bu ve benzeri kavram ve terimler karşısındaki durumu, başka inanç ve değerlere bağlı kimselerin bu ve benzerlerine karşı takınması gereken tutumlardan farklı değildir. Müslüman bir kimse de önüne gelen kavramı ya da terimi, ait olduğu kültür ve ideoloji bağlamından soyutlayarak istediği gibi içini doldurup karşısındakinin ondan ne anladığına ya da ne kast ettiğine bakmaksızın- kullanmak lüksüne sahip değildir. Hatta belli bir düşünce düzeyinde konuları ele alan hiçbir kimse, böyle bir lükse sahip değildir. Bunun için izlenmesi gereken doğru yöntem gayet kolaydır, oldukça basittir. Kavramı ya da terimi kullanan kimse/ler, bu kavram ve terim kendilerine ait ise, onun neyi içerdiğini karşılarındakine açıkça anlatmalıdır. Başkalarının ise, onların bununla neyi anlatmak istediklerini açık seçik bir şekilde kavramalıdır. Taraflar arasında terim ya da kavram lafız itibariyle ortak kullanılıyor ve bununla birlikte yüklenen anlam farklı ise, her tarafın bundan ne anladığını ortaya koyması ve tarafların birbirlerini buna göre anlaması gerekir. Böylelikle sağırlar diyaloğunun sakıncaları ortadan kaldırılmış olur ve taraflar birbirlerini anlayabilecekleri, ortak ve ayrı yönleri sınırlarla belirlenmiş bir dil ile birbirlerini anlayabilirler. Birbirlerini anlayabilmeleri halinde farklı anlamaları kavga sebebi değil, uygar bir düzlemde yerine göre tartışma, yerine göre Kur ânî ifadesi ile sizin dininiz sizin, benim dinim benim diyerek ayrı yollar izlenmesini olgunlukla karşılama ortamı ortaya çıkar. Kavram ve terimlerin, kullanan tarafların maksadına uygun bir şekilde ortaya konulup anlaşılmasının zorunluluğu, aynı zamanda kişinin kendisini doğru anlayıp ifade etmesi açısından da önemlidir. Böylelikle kişi kendisini ödünç kavramlar kullanmak gibi kaygan bir zemine girmekten koruyabilecek ve kendisini yanlış kavramlarla, yerinde kullanılmayan terimlerle bozbulanık ifade etmeyecektir. Aksine sınırları belli kavram ve terimlerle kendisini anlatarak meramını tam ve yanlışsız olarak ifade edebilecektir. Bunun sonucunda, yine Kur ânî ifade ile hayat bulan apaçık bir delile bağlı olarak hayat

9 MAYIS 2011 / Sayı 144 bulacak. Helâk olan da apaçık bir delile bağlı olarak helâk olacaktır. (el-enfâl, 8/42) Diğer açıdan, Müslüman kimsenin davetini karşısındakilere çok açık ve anlaşılır, hiçbir kapalılığa ve karışıklığa meydan vermeden sunması gerekmektedir. Ancak bu yolla eksiksiz, mükemmel ve bütün insanlığın dünya ve âhiret saadetlerinin biricik teminatı olan İslâmî hayatı kabul etmeyip red etmeleri halinde, günahkârların izledikleri (ve helâke götüren) yolları apaçık bir şekilde ortaya çıkmış olur. (el-en âm, 6/55) O halde, duyduğumuz, kullandığımız kavram ve terimlerin eğer İslâmî bir karşılığı varsa, kendi açımızdan konuyu sağlıklı bir şekilde anlayıp yorumlayabilmek için, bu anlamı irdeleyip ortaya çıkarmak, bizim için zorunlu bir yükümlülüktür. Ve bu, hem muhataplarımızı doğru anlamak, hem kendimizi onlara doğru ifade etmek açısından yerine getirilmesi zorunlu olan bir yükümlülüktür. Günümüz şartları açısından çokça kullanılan kavramlar arasında birinci sırayı egemenlik ya da hâkimiyet kavramı işgal ediyor olmalıdır. Güzel hizmetlere imza atmış değerli İLK ADIM dergisinin bu konuya bir dosya ayırma gereğini duymuş olması da buradan ileri gelmektedir. Egemenlik anlayışının doğuşu Egemenlik teorisi esas itibariyle Fransa da ortaya çıkmıştır. Ortaçağların sonlarına doğru kralların otoritelerini savunmak ve onların otoritelerini kendileriyle çatışma halindeki diğerlerinden ayırmak amacıyla ortaya atılmıştır. Sözkonusu bu otoriteler içeride feodal beyleri, dışarıda ise imparatorun ve papanın otoritesi idi. 1 O çağlara kadar Avrupa düşüncesi, Hristiyanî bir düşünce olarak ifade ediliyor idi. Bununla birlikte günümüz batı düşüncesi için de bir hazırlık zemini ifade eden bu düşünce, antik Yunan felsefesi yanında çeşitli etkenler altında değişik kültürlerden bir iktidar anlayışını miras almıştı. Bu anlayış ikicil (düalist) bir iktidar anlayışı idi. Yani iktidarı dünyevî ve ruhanî olmak üzere ikiye ayrılmış kabul ediyordu. Bu anlayış, gerektiğinde İncil de yer alan çeşitli sözlerin buna uygun olarak yorumlanmasıyla sonuçlanmıştır. 2 1 Dr. Salâh es-sâvî, Nazariyyetu s-siyâde..., Riyad, Mekke 1412, s. 9; ayrıca bk. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedi, İstanbul t.,y., VII, Matta, 22/21 de. Sezar a ait olan şeyleri Sezar a, tanrıya ait olan şeyleri tanrıya ödeyin denilmektedir. Luka 22/38 deki ifadeler de Tanrı nın hristiyanlığın savunulması için biri dünyevî öbürü uhrevî iki kılıç verdiği şeklinde anlaşılmıştır. Bk. Hulusi Yazıcıoğlu, Bir Din Politikası Olarak Laiklik, İstanbul 1993, s. 84 9

10 GENÇ BİRİKİM 10 İki kılıç nazariyyesi dinî ve dünyevî otoritenin alanlarını sınırlandırmakla birlikte, her birinin alanını diğerinden kesin çizgilerle ayrılacak şekilde tesbit etmeye yeterli görülmemiştir. Diğer taraftan her bir alanın temsilcileri, her zaman için diğerinin aleyhine genişlemenin yollarını hep aramış, bu alanda eline geçirdiği fırsatları diğerinin aleyhine kullanmaya kalkışmıştır. 3 Ortaçağda dini-hiristiyanî dayanakları bu olan otorite ayrılığı/kargaşası zaman zaman çeşitli ihtilaf ve çatışmalara zemin hazırlamıştır. 4 Bunun için papalar bu nazariyeyi hasımlarına karşı kullanmış, buna karşılık egemenlik alanlarını genişletmeyi isteyen bir takım krallar da aynı silahı kullanarak papalara karşı çıkmış ve kilisenin yani ruhanî otoritenin kendilerine yani dünyevî otoriteye boyun eğmesini sağlamak için mücadele vermişlerdir. 5 Belli bir süre sonra kralların temsil ettiği siyasi iktidar, halk karşısında haklarını güçlendirmek ve insanlar üzerindeki yetkilerini yasallaştırmak için egemenlik düşüncesine dayanmaya başlamışlardır. Uzun süren bu mücadelenin sonucunda bütün yetkileri elinde toplayabilen ve tek bir devlet ortaya çıkarmak için Fransa nın bütün kesimlerini birleştirebilen kral iktidarı, zaferi kazandı. 6 Fransız hukukçular da bu teoriyi kilise yasalarının oluşturduğu dar alandan çıkarmış ve bir taraftan kralın egemenliğini savunmak, diğer taraftan papaların ve kilise din adamlarının çalışmalarını boşa çıkarmak amacıyla anayasal anlamıyla egemenlik teorisi ni şekillendirmeye çalıştılar. 7 Kral da hukukçular eliyle şekillendirilen egemenlik düşüncesini mücadelelerinin dayanağı yapmış, böylelikle egemenlik, siyasal bir araç olmaktan çıkıp hukuksal bir dayanak haline geterilmiş oldu. Tarihsel şartların bir sonucu olarak kral, kendisini Allah tan aldığını ileri sürdüğü bir egemenliğin sahibi yapabilmiştir. 8 J. J. Rousseau nun Toplum Sözleşmesi adlı eserinde dile getirdiği düşünceler ile ve çağdaşı olan, olmayan çeşitli düşünürler kralda odaklaşan egemenlik düşüncesinin, aslında bütün insanların, devletin alanı içerisinde yaşayan bütün 3 Bk. Es-Sâvî, age., s Bk. Yazıcıoglu, age., s. 81, 84, 91, es-sâvî, age., s.10 6 Dr. Faruk en-nebhân, İslâm Anayasa ve İdare Hukukunun Genel Esasları, (Çeviren: Prof. Dr. Servet Armağan), İstanbul 1980, s.7 7 es-sâvî, age., s en-nebhân, aynı yer fertlerin eşit ortak haklarının bir toplamı olduğunu savundu. Önceleri cumhuriyetin, sonraları de demokrasinin egemenlik ile ilgili siyasal anlayışının ya da iktidarın kaynağının kullanılması ile ilgili hukuki anlayışın şekillenmesi, esas olarak bu evrime, ya da krala ait olduğu kabul edilen egemenlik hakkındaki bu kırılmaya kadar uzanır. Egemenlik ile ilgili bu gelişmeler önceleri milletin egemenliği anlayışını ortaya çıkardı. Bu anlayışın da zamanla yerini halkın egemenliği kavramına bırakması gerektiği savunuldu. 9 Egemenliğin Tanımı Batıda egemenlik anlayışının gelişme ve tekâmül süreci ne olursa olsun, önceleri yalnızca bir siyasal otorite alanı çerçevesinde meydana gelen tartışma ve çatışmalardan galip ya da mağlup tarafın kim olduğunu göz önünde bulundurmadan rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Egemenlik anlayışı yalnızca siyasal iktidarın belirlenmesi ve buna bağlı olarak, itaat edilmesi gereken yasaları koyma hak ve yetkisi sınırları içerisinde kalmamış, açık ya da üstü kapalı bir şekilde, her türlü düşünce, değer ve yaklaşımı şekillendirmiştir. Örneğin, halkı siyasal iktidarın kaynağı kabul eden demokrasinin egemen olduğu bir toplumda toplumsal değerleri, ahlâkı, ikili ilişkileri şekillendiren anlayış da toplum bazında Durheim in ifadesi ile toplumsal akıl dır, bireysel anlayışın söz konusu olduğu alanlarda liberal yaklaşımdır. Başkalarına zarar vermediği sürece istediğini yapabilmesidir. 10 Bunu egemenlik ile ilgili bütün yaklaşım ve yorumlar hakkında söyleyebiliriz, daha doğrusu egemenliğin kaynağı kabul edilen otoritelerin 9 Bk. en-nebhân, age., s. 8-9; Büyük Larousse (V II, 3542) de: 1789 devrimcileri bu halk egemenliği kuramının yerine ulusal egemenlik kuramını geçirdiler denilmektedir. Türkiye deki Anayasa çalışmalarında egemenlik kavramı süreci ille ilgili olarak özet bilgi için Büyük Larousse, aynı yere bakılabilir. 10 Burada başkalarına zarar ın mahiyetini zarar gördüğü kabul edilen kimseyi vb. noktaları da belirleyen, -sanılanın ve ileri sürülenin aksine- her zaman kişi olamamaktadır. Bunlar, kişinin de nerede başlayıp nerede bittiğini bilemediği, ne olduğu ne olmadığı belli olmayan laik, demokratik, kişisel hak ve özgürlükler... tarafından belirlenir. Mesela, bir kızımız örtünmemenin, hatta açılıp saçılmasının anayasal, demokratik...hakkı olduğunu söyleyebilir. Bir erkek yada bayan namaz kılmamanın, içki içmenin, yolda, otobüste durakta öpüşmenin vs. de böylece bir hakkı olduğunu söyleyebilir. Ama ben ya da siz, bu gibi eylemlerden rahatsız olduğumuzu, bundan dolayı manen rencide olduğumuzu, inancımızla çelişen bir vakıa gördüğümüz için vicdanen azap çektiğimizi, dolayısıyla bizlere saygının gereği olarak bunların alenen yapılmaması gerektiğini söyleyemeyiz. Bunu söylemenize imkan tanıyan en ufak bir hakkınız ve teminatınız yoktur.

11 MAYIS 2011 / Sayı 144 genel olarak belirleyiciliğini gözönünde bulundararak genelleştirebiliriz. Yani egemenlik tanımı yapılırken, egemenliğin kaynağı kabul edilen cihet ya da otorite, aynı zamanda hayatın tümüne fikrî, ahlâkî, sanatsal, bireysel, toplumsal ilişkilerin tabiatı, ilke ve değer yargılarının belirleyicisi olarak- damgasını vurur. Yani siyasal egemenlik anlayış, yaklaşım ve inancını, değinilen bu alanlardan ayrı, bağımsız ve paralel olmayan bir şekillenme ve yapılanma içinde düşünemeyiz. Egemenlik anlayışı açısından zorunlu bir sebep-sonuç ilişkisi olarak karşımızda duran bu gerçeği göz önünde bulundurarak, egemenliğin tanımına geçebiliriz: Yapılmış olan bir çok tanımı sıralamak ve bundan sonra etraflı bir tanım denemesine girişmek yerine tartışılabilir tarafları nisbeten daha az bir tanımdan hareket ederek açıklamalarımızı sürdürmek amacındayız. Egemenlik kavramını karşılamak üzere halen dilimizde kullanılmakta olan hakimiyet kelimesinin türediği kök olan el-hukm kelimesi sözlükte, yargı ve yargıda bulunmak anlamındadır. Kelime bütün kökleriyle, taraflar arasında ister anlaşmazlık bulunsun ister bulunmasın belirli bir konunun gerçek değerinin anlaşılması için, o konuda yetkili kabul edilen bir makama başvurma anlamını ihtiva etmektedir. Kur ân-ı Kerim in, bu anlamı gözönünde bulundurarak bu kelimeyi çeşitli şekillerde yakın ve akraba anlamlar hakkında kullandığı görülmektedir. 11 İslâm a göre egemenlik, dar ya da geniş, sınırlı ya da sınırsız, iç yahut dış anlamıyla yalnızca Allah ındır. Bu konuda bütün Müslümanlar arasında fikir birliği (icmâ ) vardır. Allah ve Rasulü herhangi bir konuda hüküm vermiş ise, erkek olsun kadın olsun her hangi bir mü minin o konuda istediğini tercih etme yetkisi yoktur. Çağdaş hukukçular ufaktefek farklılıklar bir yana bırakılacak olursa- egemenliği şöyle tanımlarlar: Belli bir ülke ve o ülkede oturan gerçek ve tüzel kişiler üzerinde kullanılan ve devlet kişiliğine bağlı olan, ondan ayrılmayan aslî en yüksek hukuki iktidar ya da kudrettir. 12 Mevdudi ye göre; siyasal olarak bu terim kısaca- en yüksek iktidar ve mutlak iktidar anlamında kullanılır.. 13 Egemenliğin tercih edilen bir diğer tanımı da şudur: Eşya ve olaylar ile ilgili bağlayıcı yargı koyma yetkisini tek başına elinde bulunduran en yüksek otoritedir. 14 Bunu İslamî kavramlarla ifade etmek istersek, şeriat koyma hakkını elinde bulundurduğu kabul edilen otoritenin bu yetkisini uygun gördüğü ve dilediği şekilde kullanmasıdır. Kur ân a Göre Egemenlik Türleri: Kur ân, İslâmî olan ile olmayan ayrımını her konuda gözettiği gibi bu alanda da gözetmektedir: Onlar hâlâ câhiliyyenin hükmünü mü arıyorlar? Şüphesiz bir kanaate sahip olacak bir topluluk için hükmü Allah tan daha güzel olacak kimdir? (el-mâide, 5/50) Âyette geçen hüküm kelimesi yalnızca siyasal anlam taşımakla kalmamakta, her türlü yargı yı da kapsamaktadır. Buna göre, İslam a göre yapılanmış ve her türlü değer yargısı İslam a göre şekillenmiş olan toplumun hükmü İslâmî, böyle olmayan toplumun hükmü ise cahilî hükümdür. 15 Türkçe deki egemenlik anlamıyla hakimiyet in, hüküm koyma, hüküm verme yetkisi, yüksek egemenlik anlamında kullanılması Arapça da da yenidir. 11 Kur ân da bu kökten gelen lafızların kullanıldığı bazı anlamlara örnekler: İbadet ve din konularında helal ve haram hükümler koymak (Yusuf, 12/40); Kaza ve kader anlamında (Yusuf. 12/67); Peygamberlik ve peygamberlerin izlediği yol anlamında (el-enbiyâ, 21/74); Kur ân ve tefsiri anlamında (el-bakara, 2/269); siyaset ve idare anlamında (el-câsiye, 45/16); insanlararası anlaşmazlıklarda mahkeme hükmü vermek anlamında (ez-zümer, 39/3; el-bakara, 2/113); sağlamlaştırmak ve fesaddan alıkoymak anlamında (el-hacc, 22/52); açık seçik ortaya koymak ve açık seçik olmak anlamında (Âli İmran, 3/7) gibi. 12 Larousse, VII, 3541 de: Hiçbir denetim ve sınır kabul etmeyen, sınırsız yetke diye sözlük tanımı verilen bu kavram, siyasal bir terim olarak Devlete tanınan en üstün iktidar. Ulusal sınırlar içinde yalnız devletin yetki ve güç sahibi oluşunu (iç egemenlik), uluslararası düzeyde devletin yalnızca kendi taahhütleri çerçevesinde sınırlanabilen mutlak bağımsızlığını (dış egemenlik) içerir. diye tanımlanmaktadır. 13 Mevdudi, İslam da Hükümet, (Çeviren: Ali Genceli), Ankara t.y., s. 421) 14 Dr. es-sâvî, age., s İbn Kesir bu âyeti açıklarken çağından bir örnek olmak üzere Cengiz Han Yasaları nı göstermekte, bu yasaların çeşitli dininlerden derlenmekle birlikte Cengiz Han ın kişi olarak ortaya koyduğu hükümleri de ihtiva ettiğini beliterek (İbn Kesir, Tefsir, Beyrut 1388/1969, II, 67) cahilî hüküm koymaya, yani cahilî egemenliği kullanma şekline bir örnek vermektedir. 11

12 GENÇ BİRİKİM 12 İslâm ın Egemenlik Yorumu İslâm a göre egemenlik, dar ya da geniş, sınırlı ya da sınırsız, iç yahut dış anlamıyla yalnızca Allah ındır. Bu konuda bütün Müslümanlar arasında fikir birliği (icmâ ) vardır. 16 Allah ve Rasulü herhangi bir konuda hüküm vermiş ise, erkek olsun kadın olsun her hangi bir mü minin o konuda istediğini tercih etme yetkisi yoktur. (el-ahzâb, 33/36) el-maide, 5/49. âyeti insanlar arasında Allah ın indirdikleriyle hükmetmeyi emretmektedir. Bunun ifade ettiği anlamlar arasında insanların, fert ya da toplum olarak, kendi adlarına ya da temsilcileri aracılığıyla Allah ın hükmünün bulunduğu hallerde, hüküm koyamayacakları, diğer bir ifade ile bu alanlarda egemenlik yetkilerinin sözkonusu olamayacağı da vardır. Esasen bu gerçeği ortaya koyan bir çok âyet-i kerime zaten vardır. Söyleyeceklerimizi çok kısa ifadelerle dile getirmek zorunluluğumuz dolayısıyla ayrıca bunlara burada değinemiyoruz. Yüce Rabbimizin mutlak egemen olmasının İslâm ın tartışılmaz gerçeklerinin en başında yer alan apaçık hükümlerden biri olması bakımından, boyutlarının daha iyi anlaşılabilmesi için, kısaca şu noktalara değinmemiz yerinde olacaktır: a- Allah tüm kâinatın biricik ve mutlak egemenidir: Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah adır. (el-fâtiha, 1/); Gökte ve yerde O ndan başka rızıklandırıcı yoktur (Fâtır, 35/3); Gökleri ve yeri yaratan gücü herşeye yeten (Aziz) Allah tır. (ez- Zuhruf(43/9) Allah dilerse geceyi ve gündüzü ebedi kılabilir ve hiç kimse bunu değiştiremez. (el-kasas, 8/71-72) b- Allah, âhiretin biricik ve mutlak egemenidir: Allah âhirette insanlar arasında aralarındaki her türlü anlaşmazlık konularında hüküm verecektir. Bugün mülk kimindir diye soracak, bir ve Kahhâr olan Allah ındır, diye cevap verilecektir. O günde en ufak bir zulüm olmayacaktır. (el-mu min, 40/16-17) c- Değer yargıları koymak hakkına sahip yalnızca Allah tır: Meselâ, Allah ın kulları için yaratmış olduğu süsü ve güzel rızkı kimse haram kılamaz. (el-a raf, 7/32); insanlara da kendilerine helal kılınmış şeyleri haram kılmaya kalkışmamaları emr edildiği (el-maide, 5/87) gibi; cahiliyye döneminde ortaya konulmuş bir takım 16 Örnek olmak üzere bk. Şah Veliyullah, Huccetu llahi l- Bâliğa, Beyrut t. y., I, 62, İbn Kayyim, Zâdu l-me âd, Beyrut 1405/1985, I, 38, İbn Hazm, el-muhallâ, Kahire, t.y., IX,362; Ömer Nasuhi Bilme, Hukuki İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul 1967, I, 215 değer yargılarının Allah tan gelmiş bir delile dayanmadan konulmuş olmaları sebebiyle, küfür olup Allah a iftira olarak değerlendiridiklerini (el-maide, 5/103. Ayrıca bk. El-En âm, 6/ ) görüyoruz. d- Allah biricik ve mutlak yasal (hukuki) egemendir: Hüküm koymak hak ve yetkisi yalnız Allah ındır. Yalnızca Allah a ibadet etmek bunu gerektirdiği gibi, dosdoğru dinin ayrılmaz özelliği de budur.(yusuf. 12/40) Allah ın izin vermediği yasamalarda bulunmak, Allah a ortak koşmakla eş bir tutum olarak değerlendirilmiştir. (eş- Şûrâ, 42/21). Kur ân, Peygambere anlaşmazlık konularında insanlar arasında hüküm vermek üzere indirilmiş (en-nisa, 4/105), mü minler de aralarındaki anlaşmazlık konularındaki hükmün ne olduğunu öğrenmek ve uygulamak üzere de Allah a ve Rasulü ne başvurmak zorundadırlar. (en-nisa, 4/65) Yüce Rabbimizin egemenliğinin boyutları ile ilgili yaptığımız bu kısa tanımlama ve çizdiğimiz çerçevenin ilk iki şıkkı hakkında -bütün insanların demesek bile- herhangi bir şekilde bir yaratıcıya ve âhirete iman edenlerin tartışmaya girişmeyecekleri açıktır. Müslüman insan sıradan bir surette bir yaratıcıya iman edenlerden ve laik egemenlik anlayışlarından herhangi birisini kabul edenlerden 17 farklı olarak, sözünü ettiğimiz diğer alanlarda da yüce Rabbimizin egemenliğini tartışmaz. Onun inandığı hükümler bunu gerektirmektedir. Buna bağlı olarak, Kur ânî anlayışa göre bütün beşeri egemenlik şekil ve tarzları, Allah ın egemenliğini red etmiş olduklarından meşruiyet vasfına sahip değildirler. İslâm için çalışanların, bütün ümmetin kabul ettiği bu ortak noktadan hareket etmeleri ve bunun dışına çıkarak kendi aralarında ihtilaflı konuları gündemlerinden uzak tutmaları, onlar için en uygun olan yol 18 olarak görülmektedir. 17 Teokratik egemenlik anlayışı da egemenlik hak ve yetkisini beşerde görmesi itibariyle aslında laik bir egemenlik anlayışıdır. Çünkü bilindiği gibi teokrasi, belli bir sınıfın ya da şahısların tanrı adına hüküm edip yönettikleri ve iktidarı kullandıkları idare tarzıdır. Bunun Allah tarafından indirlimş olduğunda şüphe bulunmayan hükümlerin uygulanması demek olan İslâmî anlamıyla egemenlik anlayışıyla en ufak bir ilgisi yoktur. Buradan hareketle belitelim ki, Osmanlı düzeninde teokratik-monarşik egemenlik geçerliydi. Tanrıya ait olan egemenlik hakkının yeryüzündeki temsilcisi halife-sultandı (Larousse, VII, 3542) ifadeleri İslam noktai nazarından Osmanlı uygulamalarına dair yapılabilecek eleştirileri mahfuz tutmakla birlikte- ilmî bir ciddiyyetten oldukça uzaktır. 18 Dr. es-sâvî, age., s. 151

13 MAYIS 2011 / Sayı 144 Ortadoğu ya Bakış Süleyman ARSLANTAŞ Ortadoğu nun tarihi Osmanlı sonrası istikrarsızlık tarihidir. Osmanlı nın Yavuz Sultan Selim le girdiği Ortadoğu, tamı tamına 400 yıl sükûnun ve istikrarın merkezi olmuştur. ( ) Ne zaman ki 20. yüzyılın önde gelen emperyal gücü İngiltere ve onun Dışişleri Bakanı Balfour, Filistin topraklarında Yahudi Devleti nin kurulması konusunda dünya Siyonistlerine güvence verdi, işte o günden itibaren Ortadoğu da çok ciddi çatışmalar, anlaşmazlıklar, parçalanmışlıklar birbirini izledi. Tabi ki 15 Mayıs 1948 de İsrail Devleti nin kurulması ile de Ortadoğu da kriz, kavga, savaş kronikleşti ve kurumsallaştı! Ortadoğu nun son yüzyılına damgasını vuran sadece İsrail ya da Siyonist devlet değildir. Ortadoğu da bir de petrol diye bir sorun var. Petrol konusunda kimileri yokluğundan yakınır, kimileri de varlığında yok olur. İşte Ortadoğu halkları için petrolün varlığı onların felaketini de beraberinde getirmiştir. Amerika ve İngiltere nin petrolün önemini idrak etmeleri 19. yüzyılın ilk yarısıdır. Daha 1870 lerde petrol devleri Rockfeller ve Rodhschild in ve kısa bir süre sonra da Hollanda Yahudi si İngiliz elemanı Deterding in petrol savaşını başlattıklarını ve bu savaşın merkez üssünün de Ortadoğu olduğu bilinmektedir. İkinci Abdülhamid Han ın 33 yıllık saltanatının önemli bir kısmını dış güçlerin Osmanlı topraklarında verdikleri ve vermek istedikleri petrol merkezli ekonomik savaşları önlemek, İslam coğrafyasını salimen yönetmek gayretiyle geçmiştir. Siyonist lider Theodor Herzl in Abdülhamit Han dan Filistin topraklarından Yahudi yerleşimciler için toprak istediğinde Abdülhamid Han ın verdiği cevap düşmanlarında bile hayranlık uyandırmıştır. Benim Suriye ve Filistin den gelen iki alayım Plevne de son neferine kadar şehid oldular. İmparatorluk toprakları bana değil, milletime aittir. Bu imparatorluğun hiçbir parçasını hiçbir kimseye veremem. Yahudiler şimdilik milyarlarını biriktirsinler. Kim bilir bir gün bu imparatorluk paylaşılırsa, onlar da istediklerini belki de bir şey ödemeden elde edebilirler. Fakat ancak kadavramız paylaşılır, canlı vücuttan parça koparılmasına müsaade edemem. Herzl diyor ki: Sultan Abdülhamid in gerçek bir devlet adamı büyüklüğünü yansıtan bu sözleri her ne kadar o an için bütün ümitlerimi söndürse de bana çok tesir etti ve heyecanlandırdı. Ölümü ve paylaşmayı kabul eden bu kadercilikte trajik bir güzellik vardı ve madalyonun öteki yüzünde ise son nefese kadar mücadele iradesini gösteriyordu. (Hatıralar, Theodor Herzl) Osmanlı nın yıkılmasından birkaç yıl önce (9 Mayıs 1916) İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı topraklarının cetvelle çizilerek paylaşımını içeren Sykes-Picot antlaşması olarak tarihe geçen ve yine 1920 de Sanremo da son şeklini alan haritada da görüleceği gibi paylaşımın ve savaşların ana nedenlerinin başında petrol ve petrol bölgeleri gelmektedir. Hatta İngilizlerin 1917 de Filistin topraklarında Siyonist Yahudi Devleti nin kurulması kararları ve mücadelelerinin de arka planında Yahudilere kutsal topraklarda yurt edinmelerini teminden çok, petrol bölgelerindeki çıkarlarının korunmasında mutasavver Siyonist devletin tetikçilik yapması öne çıkmaktadır. Keza Osmanlı ya karşı Arabistan toprakla- 13

14 GENÇ BİRİKİM 14 rında Şerif Hüseyin ve benzerlerinin isyanının teşvik ve devam ettirmeleri de dünyanın neredeyse petrol rezervinin yüzde 66 sının bulunduğu bu topraklara hâkim olmak içindi. 624 yıllık Osmanlı, İslamcılığından değil petrol bölgelerinin üzerinde oturduğu için yıkıldı-yıktılar Düşünebiliyor musunuz 624 yıllık bir hanedanın üyeleri 24 saat içersinde vatandaşlıktan çıkartılıyor ve en kısa zamanda da ülkeyi terk etmeleri temin ediliyor. Daha acısı da bu büyük hanedanlık üyeleri vatansız kalıyor. Çünkü onların ve bilhassa Abdülhamid Han ın Bağdat ve Medine Demiryolları hatlarını inşasının ardında Mısır ve Kerkük gibi önemli petrol rezervlerinin bulunduğu yerleri memalik-i şahane ilan etmesi, bilahare Osmanlı nın vatandaşlıktan çıkartılmasında en önemli etkendir. Belki de Osmanlı Hanedanı vatandaşlıktan çıkartılmamış olsaydı petrol bölgeleri genç Türkiye Cumhuriyeti nin olurdu. Buna da izin vermediler. Petrol ve Siyonist Devlet, bunlar Ortadoğu Coğrafyasının iki önemli istikrarsızlık nedenidir. Batı nın ve bilhassa Yalta sonrası Amerika nın hassasiyetle üzerinde durduğu iki önemli neden. Ama tüm bunların dışında bir de İslam faktörü ve Müslüman realitesi var Ortadoğu da. Müslümanlar İslam ın öngördüğü koşullarda Hz. Ömer in 638 de Filistin, Şam ve diğer Ortadoğu bölgelerini fethetmesinden 1917 yılına kadar bölgede Yahudiler, Hıristiyanlar başta olmak üzere her dinden, inançtan, mezhepten, meşrepten, ırktan insanlarla bir arada yaşamışlardır. Çünkü Kur an insanı merkeze alan bir kitap ve her grubun içersinde insaf sahibi aklıselim insanların da olabileceğini vurgulayan bir kitaptır: Ey Peygamber! O kâfirler- Sen Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamber değilsin- diyorlar. De ki onlara: -Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Bir de (insaf sahibi) Yahudi ve Hıristiyan âlimler yeter! (Rad: 43) Ne zaman ki emperyal güçler Yahudilerin Siyonist kimliklilerini bölgeye yerleştirmeye başladılar, işte ondan sonra Müslümanlar da tepkilerini ortaya koymakta gecikmediler. Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-hüseyni ve İzzeddin El- İslam, belki de siyasal boyutu olmaksızın ve yalnızca ibadi (fıkhi anlamda) boyutu itibariyle Batı tarafından kabul edilebilinir, müsamaha edilebilir bir din olabilirdi. Ancak İslam ın siyasi boyutu ya da bütüncül İslam, gerek bölgesel faaliyetleri olan emperyal güçler için ve gerekse onların vekilharcı olan despot yerel yöneticiler için kabul edilemez bir olgudur. Kassam ın daha 1920 lerin başlarında başlattıkları mücadele o günden günümüze Ortadoğu genelinde, Filistin özelinde mücadeleye İslami bir kimlik kazandırmıştır e gelindiğinde Osmanlı sonrası ilk ve ciddi bir İslami yapı olan İhvan-ı Müslimin teşkilatı kurulmuş ve o günden günümüze bu teşkilat ve yetiştirdiği insanlar iki önemli şeyin mücadelesini vere geldiler. Birincisi, İslami kimlik ve aidiyet, ikincisi de Siyonist yapılanma ve İsrail Devletine karşı tavır sahibi olunması. Bilhassa 15 Mayıs 1948 de kurulan İsrail Devletine karşı hemen hemen tüm savaşlarda İhvan yer aldı. Bir taraftan İsrail e karşı verilen mücadelelerde ciddi şehidler verdi, diğer yandan içersinde yaşadıkları ülkelerdeki cahili, despot, zulüm düzenlerine ve onların liderlerine karşı mücadele verdiler. Suud Hanedanı, Mısır da Firavunlar üçlüsü olan Nasır, Sedat ve Mübarek, Ürdün de Abdullah, Hüseyin, Abdullah üçlüsü, Suriye de Hafız Esad ve rejimi, Irak ta Saddam ve Baasçılar gibi birçok yönetim ve yöneticilerine karşı İhvan, soylu mücadeleler ortaya koydu. Gerek İsrail de gerekse Ortadoğu daki despot yönetimlere karşı verilen mücadelelerde şehitler kervanı hiç eksik olmadı. Abdülkadir Udeh, Seyyid Kutub, Yusuf Havvaş, Abdülfettah İsmail, Abdülaziz el-bedri, Yahya Ayyaş, Ahmet Yasin, Dr. Şikaki, Ebu Cihad, İmad Muğniye ve daha bir çokları şehitler kervanının kutlu yolcularındandır.. İslam, belki de siyasal boyutu olmaksızın ve yalnızca ibadi (fıkhi anlamda) boyutu itibariyle Batı tarafından kabul edilebilinir, müsamaha edilebilir bir din olabilirdi. Ancak İslam ın siyasi boyutu ya da bütüncül İslam, gerek bölgesel faaliyetleri olan emperyal güçler için ve gerekse onların vekilharcı olan despot yerel yöneticiler için kabul edilemez bir olgudur. Hele hele 11 Şubat 1979 da İran da İslam adına gerçekleştirilen devrim, bahsi geçen kesimlerin büsbütün huzurunu kaçırdı. İran İslam Devrimi ile birlikte tüm Ortadoğu da ve diğer İslam coğrafyalarında yeniden İslami hareketlilik ve heyecan kasırgası esmeye başladı. Bu sadece kasırga olarak kal-

15 MAYIS 2011 / Sayı 144 madı. Olaylara yaklaşımda, mücadelede Batı nın ya da yerel anlayışların istekleri doğrultusunda değil, İslam ın öngördüğü doğrultuda mücadele ve istekler öne çıkmaya başladı. İlk ve somut gelişme Lübnan da yaşandı. Güney Lübnan ın önemli bir kısmı İsrail in işgali altındaydı. Ve yine 1967 Savaşı sonrasında Kudüs başta olmak üzere Filistin in önemli bir kısmı İsrail in işgalindeydi. İsrail, kendini kısmen güvenceye almak için 26 Mart 1979 da Mısır ile Camp-David Antlaşmasını imzalasa da, Güney Lübnan İsrail in kâbusu olmaya başlamıştı. Çünkü Devrim önderi İmam Humeyni; Tahran ın kaderi ile Kudüs ün kaderini ayrı görmüyordu. Bu yüzden de Devrimin daha ilk günlerinde Ramazan ayının son cumasını Kudüs Günü ilan etti. İsrail in en önemli bölgesel müttefiki olan İran Şahı zamanındaki Tahran da bulunan İsrail Büyükelçiliğini kapattı, elçiliği Filistin Büyükelçiliği olarak tahsis etti. Ve tabi en önemli icraat da Güney Lübnan da Kudüs e odaklı Hizbullah Örgütünü Kurmak, onların her türlü lojistik parasal ihtiyaçlarının yanında Devrim Muhafızlarından oluşan ciddi bir askeri desteği sağlamak oldu. İşte o örgüt Temmuz 2006 da İsrail i ilk ve en büyük darbeyi Lübnan da vurdu. İsrail in kurşungeçirmez Merkava tankları berhava oldu. Lübnan sahiline yanaşan birçok İsrail hücumbotu devre dışı bırakıldı. Bilahare Gazze saldırıları sırasında da (Aralık 2009) benzer akıbeti yaşadı İsrail. Tüm bunlar daha önce yaşanmıyordu. Çünkü Arap devletleri yöneticilerinin varlık nedenleri İsrail i düşman olarak görmek ama onların varlıklarını da kendi varlıkları gibi korumak istiyorlardı. Zira onlar halklarına ve halklarının inançlarına rağmen varlıklarını İsrail in varlığına borçlu idiler Ortadoğu nun son 30 yılında öne çıkan en önemli başlıklar petrol, İslam, İsrail ve Arap yönetimleridir. Amerika bilhassa Yalta da Ortadoğu nun sorumluluğunu alırken ya da Ortadoğu İngilizlerin siyasi ve ekonomik nüfuz alanı olmaktan çıkartılarak Amerika nın siyasi ve ekonomik nüfuz alanına dönüşürken bu saydığımız hususlara yönelik epeyce tedbirler aldı. Bilhassa 1945 de Yalta süreciyle başlayan ve 1990 da Sovyetler in dağılmasıyla fiilen sona eren Soğuk Savaş döneminde bir taraftan İslam coğrafyasındaki halklara rağmen var olan Arap yönetimlerini yapay İsrail düşmanlığıyla oyalarken, diğer yandan Müslüman ahaliyi komünizm korku ve tehdidiyle sindiriyordu. Neredeyse tüm Ortadoğu coğrafyasında 45 yıl komünizm mücadelesiyle geçti ve insanlar uyutuldu. Soğuk Savaş sonrası petrole ve petrol trafiğine sahip olmak, radikal ya da siyasal İslam ı pasifize etmek, İsrail in güvenliğini sağlamak için Ortadoğu ya ve İslam coğrafyasına yeni bir taktikle yaklaşma gereği hâsıl oldu. Bir taraftan İsrail, Mısır v.b. ülkelere yaptıkları hizmetler karşılığı mütemadiyen hem parasal hem de silah yardımı yapmak diğer yandan Müslüman halkların İran İslam Devrimi sonrası hatırladıkları bütüncül İslam anlayış ve uygulamalarının getirdiği sorunlar bilhassa Amerika yı yeni arayışlara sevk etti. Çünkü hem İsrail hem de halklarına rağmen var olan Arap yönetimleri Amerika için yük olmaya başlamıştı. Kaldı ki ne İsrail gelişen yeni İslami anlayış ve tatbikatlarla baş edebiliyor ne de Mısır, Ürdün, Kuzey Afrika, Suudi Arabistan ve Yemen gibi ülke yönetimleri yeni çağdaş teknolojik aygıtlarla yapılan mücadele ve örgütlenmelere mani olabiliyorlardı. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı Amerika ve müttefikleri fiilen Ortadoğu ya girme gereği duydular. İlkin 2 Ağustos 1990 da Saddam ın Kuveyt e girmesini bahane ederek Müttefik Kuvvetler adı altında Körfez e ve Irak a ilk müdahaleyi gerçekleştirdiler. Daha önce 8 yıl İran la çarpıştırdıkları Saddam a nemenem kimyasal, biyolojik, konvansiyonel silahlar verildiğini en iyi kendileri biliyordu. İşte bu verdikleri silahları ve Kuveyt işgalini bahane ederek 17 Ocak 1991 de Amerika ve Müttefik Kuvvetler Irak a saldırdılar. Dönemin Amerikan Başkanı Bush bu müdahaleyi kendi kamuoyuna ve dünyaya duyururken şöyle diyordu: Geçtiğimiz yıl çok uzun süren Soğuk 15

16 GENÇ BİRİKİM 16 Savaş dönemini geride bıraktık. Bundan sonraki hedefimiz çocuklarımız ve gelecek kuşaklarımız için yeni bir dünya düzeni kurmaktır. Başkan Bush un ağzından çıkan bu Yeni Dünya Düzeni ifadesi çeşitli aşamalar kat ederek günümüze kadar varlığını sürdürmekte. Büyük Ortadoğu Projesi, Yeni Ortadoğu Projesi, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi ve yine Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi hemen hemen bunların hepsi o ilk söylenenin devamı mahiyetindedir. Bunların hepsinin özeti ise; petrol bölgelerine hakim olmak, petrol trafiğini kontrol altına almak, vekilharç konumundaki İsrail ve Arap yönetimlerini önemli ölçüde devre dışı bırakmak ve böylece Ortadoğu petrollerine ihtiyaç duyan gelişmiş ülkelere ekonomik rekabette üstünlük sağlamak, radikal İslam ya da siyasal İslam ı önleyerek İran İslam Devrimi sonrası gelişen yeni İslam anlayışını pasifize ederek onun yerine demokrasi ve onun kamuflaj malzemesi olan insan hakları, hukukun üstünlüğü, düşünce özgürlüğü gibi birtakım kavramları ikame etmek ve son olarak da İsrail in güvenliğinin sağlanması YDD veya BOP un en önemli tasarılarıdır. Bu saydıklarımızdan hangilerinde başarı elde ettikleri şeklinde bir soru soracak olursak cevap olarak neredeyse İsrail in güvenliği hariç diğerlerinin birçoğunda başarı elde ettiler. Aslında 17 Ocak 1991 den günümüze kadar olan gelişmeler Yalta nın revize edilmesinden başka bir şey değildir. Ne var ki Yalta sonrası hesapta olmayan siyasal İslam anlayışının ortaya çıkması komünizm in sistem olarak yönetimden uzaklaşması ve çökmesi Yalta nın farklı biçimlerde revize edilmesini zorunlu kıldı. Şu anda Tunus ta başlayan, Libya da yoğunlaşan, Yemen de deprem etkisi yapan, Suriye, Suudi Arabistan ve İran gibi ülkelerin de her an kapısını çalacak olan isyan hareketleri İslami bir gelecek vaad etmekten çok Batı nın dikte ettiği demokrasi ve onun alt başlıkları gibi takdim edilen çeşitli özgürlük ve beklentileri öne çıkartmaktadır. Dolayısıyla Tunus ve devamı olan hareketler için İslam adına heyecanlanmamızı gerektiren bir şey yok. Şüphesiz despot zalim yönetim ve yöneticilerden kurtulmak Ortadoğu halkları için sevindirici gelişmelerdir. İnsanların kendilerini yönetecek olanları kendilerinin seçmelerinin hiçbir sakıncası yok. Zaten cumhuriyet denilen sistem de; bir toplumun kabullenmiş olduğu herhangi bir dünya görüşünün toplumun (cumhurun) katılımı ile tatbik edilmesinin adı değil mi? Ama mesele burada kalmıyor ve kalmayacak. Yeni Dünya Düzencileri Müslümanları kendi aidiyetlerinden İslami ilke ve yöntemlerden uzaklaştırarak temel akidesi insan ve onun aklının egemenliğine dayanan ve aslında bir yönetim biçimi olmaktan çok bir dünya görüşü olan, yasama yetkisini insanlara veren demokrasiye davet etmekte. Oysa Müslüman ın aidiyetinde inanmış olduğu Allah ı ve O nun gönderdiği yüce Kitab ı yasamanın yegâne kaynağı olarak görmek ve inanmak vardır. Kur an da şöyle buyruluyor: Allah la beraber bir başka tanrı edinme, yoksa yerilmiş ve tek başına kalmış olursun. (İsra: 22) Ey Muhammed! Seni sana vahyettiğimizden ayırıp başka bir şeyi bize uydurman için uğraşırlar. O zaman seni dost edinirler. Sana sebat vermemiş olsaydık andolsun ki az daha onlara meyledecektin. (İsra:73 74) Şu anda bütün iyi niyetlerimize, umutlarımıza rağmen çağın siyasal ve sosyal vebası olarak karşımıza çıkan Batı menşeli ve İslam karşıtı bir kısım kavram, slogan ve söylemler karşısında neredeyse savrulmayan Müslüman sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Maalesef Müslümanlar laikleştiler, demokratlaştılar ve hatta yavaş yavaş sekülerleşme eğilimleri de baş göstermeye başladı. Amerika, Yalta yı revize ederken Müslüman önderler de Kur an a dayalı İslami anlayış ve yaşayışlarını revize etmeye başladılar! Oysa Batı nın hiç de Ortadoğu da, İslam coğrafyasında kendileri için geçerli saydıkları demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, düşünce özgürlüğü gibi konuların ve kavramların geçerli olmasını istemedikleri gün gibi aşikâr. Değilse, 1991 de Cezayir de FİS in kazandığı demokratik seçim, HAMAS ın 2006 da kazandığı seçim ve benzeri birçok yerdeki seçimler Batı ve onların yandaşları tarafından kabul edilmemiştir. Hâsılı Müslümanlara demokratik yollardan iktidar şansı verseler de, İslami aidiyet ve uygulamalarına imkân vermeyecekleri ortadadır. Belki çağdaş Müslümanlarla demokrasi örtüşebilir/örtüştürülebilir, ancak İslam la demokrasi iki ayrı dünya görüşü olarak asla örtüşmez/örtüşemez.. Amerika, petrol bölgelerine hâkim olduğu için bilhassa Irak ta artık yönetimlerin belirli özerkliklere kavuşmasında sakınca görmemektedir. Zaten Irak, 1991 sonrası Erbil merkezli Kuzey Irak (Kürt yapılanması), Bağdat merkezli (Sünni yapılanma), Basra merkezli (Şii yapılanma) olmak üzere üç özerk bölgeye ayrılmış gözüküyor. İlerleyen zaman dilimleri içerisinde bir takım bağımsızlıklar gündeme gelirse bu da şaşırtıcı olmaz sanırım. Türkiye nin de içerisinde bulunduğu Amerika nın bir tasarısına göre Ortadoğu da Sykes-Picot a rağmen yeni bir harita hazırlığı olduğu bilinmekte. Bu

17 MAYIS 2011 / Sayı 144 tasarıya göre; etnik köken ve din ekseninde yeni sınırlar, yeni haritalar tasarlanıyor. Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisi (American Armed Forces Journal) emekli neoconlardan Albay PE- TERS imzasıyla yayımlanan bir makalede: Demokrasiyi yaymak ve terörün kökünü kazımak için Ortadoğu da sınırların yeniden belirlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Ve devamla Türkiye, İran, Irak ve Suriye nin topraklarından oluşan bağımsız bir Kürt Devleti, Ağrı Dağı ve etrafını içerisine alan bir Ermeni Devleti ve yine Suudiler gözden çıkartılarak Mekke ve Medine de tüm mezhepleri içeren bir konsey tarafından yönetilecek Kutsal İslam Devleti projesi öngörülüyor. İran ın hem Azerbeycan, hem Belücistan ve hem de Güney de, Güney Irak ı da içerisine alacak yeni bir Şii Devleti için toprak vermesi tasarılar arasında. (Cihan Akarson, Kanal-Türk) Gelecek günler bilhassa şu son isyan hareketleri de dikkate alınırsa ne getirip ne götüreceği konusunda oldukça düşündürücü ve dikkatle takip edilmesi gereken günlerdir. Amerika için Ortadoğu da son birkaç iş kaldı. Bunlardan birisi yerel Arap yönetimlerinin yani tetikçilerin iş akdini feshetmek, ikincisi de İsrail i ki; o da ayrı ve baş tetikçi minimalize etmek yani küçültmek, sembolik, dünya Yahudilerinin kutsallarına ulaşabileceklerini bir devlet haline getirmek. Şüphesiz İsrail in gerek güvenliğinin sağlanması ve gerekse sembolik hale getirilmesinin önünde fiziki ve psikolojik engeller var. Bunlar en genelde; Yahudi yerleşimciler, Filistinli mülteciler, Doğu Kudüs ün statüsü. Hâlihazırda Yahudi yerleşimcileri yerlerinden söküp atmak fiziken de, psikolojik olarak da mümkün gözükmüyor. İkincisi, onlar yerlerini korudukları sürece Filistinli mültecileri iskân edecek toprak ve yer yok. Üçüncüsü, Doğu Kudüs ün statüsü. Tüm bunlar için Birleşmiş Milletler in 1967 savaşı sonrası almış olduğu 242 Sayılı Güvenlik Konseyi kararı nın revize edilerek Araplar ve İsrail tarafından kabulü gerekmekte. Ya da Filistin Devleti nin kurulması ve Filistinli mülteciler sorununun halli için yeni bir toprak parçasının bulunması gerekmektedir. 242 Sayılı Karar nasıl revize edilir? Aslında bu karar İsrail in 1967 Savaşı nda işgal ettiği tüm topraklardan çekilmesini isteyen bir karar. İşte buna göre İsrail in Sina dan, Güney Lübnan dan çekildiği gibi, Golan dan, Batı Şeria dan, Doğu Kudüs ten ve El-Halil den çekilmesi ile karar revize edilmiş olur. Çünkü hâlihazır şartlarda İsrail in 242 Sayılı Kararı bütünüyle pratize etmesi mümkün gözükmüyor. Şayet üçe parçalanmış ya da üçe ayrılması tasarlanan Irak ta Bağdat merkezli Sünni bir yapılanma hayata geçirilirse muhtemelen Ürdün lağvedilebilir. İşte o zaman Ürdün ün Irak sınırındaki toprakları Bağdat merkezli yapılanmaya ve yine Batı Şeria sınırındaki ve meskûnlarının ekseriyetinin Filistinli mültecilerden oluştuğu Ürdün toprakları Batı Şeria ile birleştirilerek Filistin devleti bu topraklar üzerinde kurulabilir. Doğu Kudüs konusu da üç dinin; İslam ın, Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin mukaddeslerinin bulunması nedeniyle mensuplarının mukaddeslerine ulaşabilecekleri bir statüye kavuşturulur. Zaten 1947 de kabul edilen BM Güvenlik Konseyi nin 181 Sayılı kararı da bunu öngörüyor. Buna göre Kudüs şehri uluslararası bir Konsey tarafından yönetilecek. Ortadoğu da Amerika nın ve Batı nın bir başka baş ağrısı da İRAN. Evet İran da 32 yıl önce İslam adına devrim yapıldı. Görkemli devrim şimdilerde devlete dönüştü. Yakın bir zamana kadar İran da, İran ı kimlerin yöneteceği tartışılıyordu. Ancak 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından: Kimin yöneteceği değil, ne ile yönetileceği tartışması ön plana çıkmış gözüküyor. Tunus ta başlayan ve tüm Ortadoğu yu saran Batı menşeli tüm tartışma ve talepler İran ı da kuşatmış gözüküyor. Uzak olmayan bir gelecekte İran da da demokrasi ve özgürlük taleplerinin yoğunlaşması ve buna paralel olarak Humeyni nin bir içtihadı ile oluşan Velayet-i Fakih lik kurumu da tartışılmaya başlanırsa şaşmamak gerekir. Netice itibariyle tüm Ortadoğu da hem İslami anlayış ve uygulamalar, hem haritalar, hem de bölgeyi tarassudunda tutmak isteyen güç odakları açısından gelişmeler beklenebilir ve beklenmelidir. Türkiye ise İttihat-Terakki ve devamı olan halka rağmen ci ne idüğü belirsiz Kemalist kamburdan kurtularak, Batı nın da beklentileri ile örtüşen ve bilhassa çağın öne çıkan demokrasi ve onun alt başlıklarını oluşturan bir takım özgürlükler ve sosyal devlet anlayışının önemsendiği yola doğru hareket etmekte. Bu durum beraberinde bütüncül İslam anlayışını benimseyenler için kabulü zor da olsa gerçekleşecek gibi gözüküyor. Ortadoğu cümbüşünde Türkiye daha şimdiden model ülke oldu bile. Bu nedenle 2011 seçimleri sonrası, zayıf muhalefet güçlü iktidar formülünün öne çıkacağı ve yine Kemalizm in tasfiye edileceği bir süreç olacak gibi gözüküyor. Tüm bunlar olup-biterken şüphesiz Müslümanların, Tevhid akidesine iman edenlerin gelişen olaylar ve kendi duruşlarına isabetli bir bakış ve teşhis için yeniden Kur an aynasında kendilerini gözden geçirmeleri gerekmektedir. 17

18 GENÇ BİRİKİM Kendilerine: Yeryüzünde Fesat Çıkarmayın Denildiğinde: Biz Sadece Islah Edicileriz Derler İbrahim Hakkı TOPRAK 18 Ona ancak böyle bir ölüm yakışırdı. Korkudan ayakları titreyerek gelen 75 Amerikan askerinin saldırısıyla. Silahsız olduğu halde niçin ateş ettikleri sorulan birlik komutanı çünkü çok tehlikeli olabileceğinden ve bize kayıp verdireceğinden korktuk demişti. Zor şartlarda, hastalıkları sebebiyle de ölebilmesi mümkün iken, ona şehadetin, hem de en büyük İslam düşmanı ABD nin katil askerlerinin elinden lütfedilmiş olması şüphesiz ki Rabbimizin fazlındandır. ABD yi ve İsrail i Sevindiren Şey Bizi Üzmeli ABD nin Usame Bin Ladin operasyonu uluslararası hukukun katli, İslam Dünyasının aşağılanması olduğu halde, özellikle Türkiye de yapılan açıklamalar adalet ve vicdanla asla bağdaşmamıştır. İsrail Başbakanı Netanyahu, dillere destan bir utku diye açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, Usame Bin Ladin in şehit edilmesi ile ilgili dünyanın en tehlikeli ve en sofistike terör örgütünün başının bu şekilde ele geçirilmiş olmasını, herkese ibret vesilesi olduğu için, tabii ki büyük memnuniyetle karşılıyorum. Açıklamasını yaptı. Bir devlet ricalinin soğuk ve tarafsız bir açıklamasının çok ötesinde şehvet hissi barındıran memnuniyet dolu bir açıklama. Yine aynı hazzı Beyaz Saray ın önünde toplanan birkaç çapulcunun sevinç ve kutlama görüntülerini saat başı veren Samanyolu gurubu da hissediyordu. Belgelerle kanıtlanmış olan Felluce deki kimyasal ve radyoaktif maddeler içeren silahların ABD tarafından kullanılmış olması, sadece bu yılın ilk dört ayında Pakistan da yanlışlıkla öldürüldüğü iddia edilen sivillerin sayısının 1000 i geçmiş olması hatırasına, daha edepli bir dil kullanılmalıydı. Bazılarına göre su testisi suyolunda kırıldı. Bize göre ise, içimizden Allah a söz verenlerden, sözlerinde duran erkeklerin kutlu akıbeti söz konusu oldu. Sınır Nöbetçisi Şehid Oldu Oysa sesleri daha çok duyulsa da, İslam Dünyasında bu minvalde düşünenler çok küçük bir azınlıktı. Ancak Ümmetin kahir ekseriyeti, sınırda Haçlı güruhunun taarruzlarına karşı nöbet bekleyen büyük mücahidin şehadetinin iç dünyalarında meydana getirdiği burkulma, acı, sarsıntı ve noksanlığı en derinlerinde hissetmeye başlamıştı. Sanki kapımız kırılmıştı ve artık o kapıdan rüzgar ve soğuk dahil her türlü saldırganlıklar içeri girebilecekti. Bin Ladin i Yakalama Timi Başkanı Scheuer: O Saygıdeğer Bir Adam 2004 e kadar Usame Bin Ladin i yakalamakla görevli CIA timinin başında bulunan Michael Scheuer, en büyük düşmanı olarak tanımladığı bin Ladin e olan hayranlığını gizlemiyor. George Town Üniversitesi nde profesör olan Scheuer, Bin Ladin ile ilgili yaptığı uzun çalışmalarını kitapta toplamış. Scheuer, Bin Ladin için şunları söylüyor: Bence o olağanüstü bir adamdır. Onların dünyasına Müslümanların toplumuna bir bakarsanız son 50 yılda bizim tarihimizi Usame Bin Ladin kadar olumsuz şekilde değiştiren başka bir kişi yoktur. Bu beni bir düşman olsa bile oldukça sarsıyor ve etkiliyor. Onu tanımak ve saygı duymak açısından da böyle.

19 MAYIS 2011 / Sayı 144 Scheuer şöyle devam ediyor: «Bu adam biz ister kabul edelim ister etmeyelim İslam tarihindeki kahramanlarla oldukça ortak özellik taşıyor, çok samimi, sade yaşantılı, politik sayılacak güzel bir Arapça konuşuyor, çatışmalarda 4 defa yaralanmış, oldukça fakir olan İslam dünyasında devasa bir serveti elinin tersiyle itmiş. 20 milyar doları olmasına rağmen bu servetten vazgeçmiş. Ve gitmiş 20 yıldır Afganistan ın kirli sularını içerek yaşıyor. O kendisine saygı duyulması gereken bir kişidir. Saygı duymazsak yenemeyiz de.» 1 Müslüman dünya Bin Ladin i yeterince takdir etmemiş olabilir, ancak birçoğu, özellikle gençler, Batı çizmelerini yalayan, yozlaşmayı yayan ve Filistin davasına ihanet eden zorba sultanlardan bölgeyi kurtaracak devrim çağrılarını benimsedi. Hüsnü Mübarek, tam bu tanıma uyuyordu. Usame Bin Ladin, gençler arasında büyük ateşlere dönüşecek kıvılcımları çakan devrimleri görecek kadar çok yaşadı. Bu bağlamda, Şehit Usame nin imajının yardımıyla Bin Ladincilik, başarılı olacak ve yayılacak 2 Bu noktada diyebiliriz ki onun tutuklanmak yerine bu şekilde şehid edilmesi, örgüt üyelerinin ve taraftarlarının bilincinden yok olmasına sebep olmayacak. Aksine belki de varlığını daha da kuvvetlendirecek. 3 Ahmet Varol kendileriyle görüştüğü Sudanlıların, onun ülkelerindeki gönüllü eğitim çalışmalarına maddi katkıda bulunduğunu söylediklerini belirtiyor. Bu bilgi uydurma değildi. Çünkü Bin Ladin in buna imkânı vardı ve Sudan da emperyalist kuşatmaya karşı ayaklarını oturtmaya çalışan yönetime destek veriyordu. Eğitim alanı da bu yönetimin ayaklarını oturtmasında en önemli alanlardan biriydi. Bu katkılarından dolayı Sudanlılar kendisinden övgüyle söz ediyorlardı. O zaman duyduklarım onun hakkında benim için olumlu bir intiba vesilesi oldu. Söylenenler Bin Ladin in sadece silaha sarıldığı, tek araç olarak silahı kullandığı iddialarının doğru olmadığını gösteriyordu. Fakat sonrasında muhtelif dış ve iç etkenler onu silaha birinci derecede ağırlık vermeye yöneltmiştir diyebiliriz. Usame bin Ladin, Sudan a yerleşmeden önce Afganistan daki işgale ve komünist diktatörlüğe karşı yürütülen savaşa destek amacıyla Arap dünyasından gelen mücahitler arasında yer alıyordu. Bu mücahitlerin organizasyonuyla da Abdullah Azzam ilgileniyordu. Bin Ladin zengin bir aileye mensup ve 1 2 Eric S. Margolis, The Huffington Post / TIMETURK 3 Yasir ez-zeatira* El Cezire den / TİMETURK kendisi de büyük servete sahip olduğundan aynı zamanda mücahitlerin finanse edilmesine önemli miktarda maddi katkıda bulunuyordu. Katkısı ve konumu itibariyle Abdullah Azzam ın yardımcılığını yapıyordu. ABD, fitne ateşinin Afganistan daki cihadın bir İslâmî hakimiyete dönüşmesini engellemesi için uğraşıyordu. Bu arada cihada büyük katkıda bulunan Arap mücahitlerin de dağılmalarını istiyordu. Bu amaçla onları yeniden örgütleyebileceğinden korkulan Bin Ladin in Pakistan ı terk etmesi için baskı yapıldı, o da Sudan a yerleşti. Bütün bu gelişmeler öncesinde Bin Ladin in ve onun finanse ettiği Arap mücahitlerin hedefinde sadece Afganistan daki işgal ve işgalin kukla rejimi vardı. Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir sivil hedefe yönelik eylemleri olmamıştır. 4 4 Ahmet Varol, Usame bin Ladin, 05 Mayıs 2011 Perşembe *1959 yılında İngiltere de doğdu. Şu an gazetecilik yapıyor yılında Afganistan a gizlice girdi ve Taliban tarafından yakalandı. Yakalanınca on gün Taliban ın elinde tutsak olarak kaldı. Bu sırada Taliban tarafından beklenmeyecek bir saygı görmesi onu çok şaşırttı. Bunu Taliban yerine Ebu Gureyb 19

20 GENÇ BİRİKİM 20 İnsanlar Medeniyet, Hayvanlar Topluluk Oluşturur Bizim medeniyetimiz ve bu medeniyetin içinde Selahaddin-i Eyyubi vardı. Tarihçiler onun savaşlarda elde ettiği üstünlüklerde, haçlı ordusuna müntesip yaralı askerlerin, Selahaddin in hekimlerince tedavi edilmeleri ve askerlerin esirlere yaptığı insanca muamelenin, askerlerde yaptığı müspet tesir olarak önemli bir katkısı olduğunu söylerler. Bu medeniyetin bir evladı olarak Üsame ve arkadaşlarının aldığı onlarca esirden bir tanesidir Yvonne Ridley* Bizim medeniyetimizde ölüye eziyet vermek gayri Müslim ve hayvan bile olsa haramdır. Bu ahlak dışı bir davranıştır, kabul edilemez. Ancak karşımızdakilerin hayvanlar topluluğu olması onlardan insani bir davranışı beklememizi imkânsız kılıyor. Direk dini bir vecibe olan cenazenin defnini dillerine dolamaları ve sonra da denize attık demeleri, İslam ı ve İslam Ümmetini aşağılama ve tahkir etmekten başka bir amaç gütmüyordu. Ancak onların bu uygulaması, bizim ölülerimizin Cennet e, onlarınkinin ise, Cehennem e gidecek olmasını değiştirmeyecek. Gerçek Terörist Kim? El Ezher Şeyhi Ahmed el Tayyib, Bin Ladin in şehid edilmesi ile ilgili bir soruya, Bu, İslam dünyası için önemli bir olay. Bin Ladin i öldürmekle Ortadoğu ve İslam dünyasında terör sona ermedi. Terörün gerçek sebepleri doğu değil, batıdır. Bölgede zalim ve saldırgan bir İsrail in olması ve İsrail in bölgeyi kontrol etmesi terörün birinci sebebidir diye cevap verdi. Dinlerini, onurlarını, namuslarını, topraklarını koruyanlar terörist olarak ilan ediliyor. Oysa ABD nin bir başka ülkenin topraklarına özel kuvvetlerini sokup silahsız insanları öldürmesi ve masumları tutuklaması, İsrail in Mavi Marmara saldırısına ne kadar da benziyor. Üsame nin şehid edildiği kasabanın, eski İngiliz İmparatorluğu Ordusu ndaki bir binbayahut Guantanamo hapishanelerine düşsem kesinlikle sürüyle işkenceye maruz kaldıktan sonra öldürülürdüm. şeklinde ifade etmiştir. Daha sonra kızı -ilk kocasından olan- Daisy nin Tony Blair e mektup yazması ve Afganistan a «Doğum günüme kadar annemi serbest bırakın!» çağrısı yapması üzerine ülkesine döndüğünde Kur an okuması koşuluyla serbest bırakıldı de İslam ı araştırmaya başladı ve daha sonra Müslüman olarak örtündü. Bu gün Müslüman olmadan önce yaptığı gibi Filistin, Irak ve buna benzer mazlum ülkelerin yaşadığı sorunları duyurmak ve çözüm getirmek üzere çalışmalar yapmaktadır. Bununla beraber Amerika baskısı nedeniyle ve tamamen kendi içlerine dönük olan Taliban rejimi ve bunun gibi İslami Rejimlerin çıkarılan kitap,dergi,sinemalarla özellikle de birçoğu stüdyo ortamında çekilmiş sahte fotoğraflar ile yanlış tanıtıldığını düşünmektedir... şının adını taşıması bile, gerçek sömürgecileri, teröristleri eski tarihlerden itibaren tanımamızı gerektiriyor. (1853 teki İngiliz Ordusu ndaki Binbaşı James Abbott tarafından kurulan harp akademisi burada bulunuyordu.) Asıl terörist işgal ettiği topraklarında milyonlarca Kızılderili ırkını yok edenler, Hiroşima ve Nagazaki ye atom bombası atanlar, Halepçe de kullanılmak üzere Saddam a kimyasal silah verenler, Vietnam da, Irak ta, Afganistan da kimyasal ve insanlık suçu kapsamına giren silahları kullanarak milyonlarca masumu katledenler, dünyanın her yerini açık hava hapishanesine çeviren, birçok ülkede gizli ve hatta deniz üstlerinde, özel uçaklarda, işkence laboratuarları oluşturanlar, bu çağın insanlarına Ebu Gureybleri, Guantanamoları, Bagramları yaşatanlardır. Her Şey O nun Kontrolünde mi Yapılıyordu? The Independent ın ünlü Orta Doğu muhabiri Robert Fisk in aşağıda anlattıkları en azından bir olayın, onun tasvip etmediği şekilde neticelendiğini gösteriyor. Wall Street gazetecisi Daniel Pearl kaçırıldığında, The Independent ta hayatını kurtarması için Bin Ladin e yalvaran uzun bir yazı yazdım. Afgan sınırında dövüldüğümde, Pearl ve hanımı bana bakmışlardı. Hatta Pearl, bana iletişim defterini bile vermişti. Çok daha sonra, Bin Ladin in yazımı üzüntüyle okuduğu söylendi. Ancak Pearl çoktan öldürülmüştü. An ın Vacibini Yerine Getirmek. Olayın sıcaklığı Müslümanlarda şaşkınlık meydana getirdi. Bu şaşkınlığı tersine çeviren ilk etkinliği Özgür-Der yayımladığı bildiri ile gerçekleştirdi. Kim ne derse desin, Müslümanların sokaklarında Usame bir kahraman, emperyalistlere anladığı dilden cevap veren saygın bir direnişçi olarak algılanmaya devam edecektir. Usame bin Ladin i sömürgeciliğin azgınlaştığı, dizginsizleştiği bir süreçte direnişi bir hayat tarzı haline getiren mücahit bir Müslüman, öncü bir direnişçi kimliğiyle değerlendirdiklerini ifade eden Rıdvan Kaya nın, Ladin için Rabbimizden kendisine mağfiret, İslam ümmetine başsağlığı dileyen ifadeleri içeren basın açıklaması bunca tuğyan bunca sessizlik dedirten ortamda farklı bir ses, an ın vacibinin ifası oldu. Müminler içinde Allah a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir. Ahzâb Suresi Ayet

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

OLGUN AKBULUT ANAYASAL DİNSEL ÇOĞULCULUK

OLGUN AKBULUT ANAYASAL DİNSEL ÇOĞULCULUK OLGUN AKBULUT ANAYASAL DİNSEL ÇOĞULCULUK İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER... V GİRİŞ...1 BİRİNCİ BÖLÜM DİNSEL ÇOĞULCULUK ve BENZER KAVRAMLAR I. Vatandaşlık...7 A. Sosyal Bilimlerde Vatandaşlık Kavram(lar)ı...8

Detaylı

İran'ın Irak'ın Kuzeyi'ndeki Oluşum ve Gelişmelere Yaklaşımı Kuzey Irak taki sözde yönetimin(!) Parlamentosu Kürtçü gruplar İran tarafından değil, ABD ve çıkar ortakları tarafından yardım görmektedirler.

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN i 1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ Ömer Faruk GÖRÇÜN ii Yayın No : 2005 Politika Dizisi: 1 1. Bası Ağustos 2008 - İSTANBUL ISBN 978-975 - 295-901 - 9 Copyright Bu kitabın bu basısı

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te 9 da AK YIL: 2012 SAYI : 164 26 KASIM 01- ARALIK 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T E N İ 4 te Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır

Detaylı

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 ARAŞTIRMA GRUBU Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 Bu rapor Mayıs-2011 araştırmasının II. kısmıdır. Araştırmanın bu kısmında;

Detaylı

Değerli Çekmeköy Anadolu İmam Hatip Lisesi Öğrencileri

Değerli Çekmeköy Anadolu İmam Hatip Lisesi Öğrencileri Tarihi boyunca bağımsızlığını koruyabilmiş ve Afrika Kıtası'nın Avrupa devletlerince sömürge yapılamamış tek ülkesi olan Etiyopya (Habeşistan) dünya tarihinin en eski medeniyetlerinden biri olarak biliniyor.

Detaylı

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya

Detaylı

MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com

MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com MİLLİ MÜCADELE TRENİ TRABLUSGARP SAVAŞI Tarih: 1911 Savaşan Devletler: Osmanlı Devleti İtalya Mustafa Kemal in katıldığı ilk savaş Trablusgarp Savaşı dır. Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal in ilk askeri

Detaylı

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Tarihi Öğretim Yılı Dönemi Sırası 2014-2015 2 1 B GRUBU SORULARI 12.Sınıflar Öğrencinin Ad Soyad No Sınıf Soru 1: Aşağıdaki yer alan ifadelerde boşluklara

Detaylı

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 - CENTER FOR MIDDLE EASTERN STRATEGIC STUDIES KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS

Detaylı

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ DERS NOTLARI VE ŞİFRE TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ EMEVİLER Muaviye tarafından Şam da kurulan ve yaklaşık

Detaylı

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA)

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) Osmanlı devletinde ülke sorunlarının görüşülüp karara bağlandığı bugünkü bakanlar kuruluna benzeyen kurumu: divan-ı hümayun Bugünkü şehir olarak

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiyenin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ V GİRİŞ 1 A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 BİRİNCİ BÖLÜM: AVRUPA SİYASAL TARİHİ 1 2 I.

Detaylı

T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ

T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ DANIŞMAN:Özer YILMAZ HAZIRLAYAN: Erşad TAN,Tacettin TOPTAŞ İÇİNDEKİLER GİRİŞ I-İNANÇ TURİZMİ A- İnanç Kavramı

Detaylı

Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı.

Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı. MUSUL SORUNU VE ANKARA ANTLAŞMASI Musul, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmadan önce Osmanlı Devleti'nin elinde idi. Ancak ateşkesin imzalanmasından dört gün sonra Musul İngilizler tarafından işgal edildi.

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI Eski adıyla İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) günümüzde nüfusunun çoğunluğu veya bir kısmı Müslüman olan ülkelerin üye olduğu ve üye ülkeler arasında politik, ekonomik, kültürel,

Detaylı

USTAD Tahlil Nisan-2011

USTAD Tahlil Nisan-2011 Meydana Dökülme ve Öfke Bahreyn de 14 Şubat hareketi USTAD Tahlil Nisan-2011 Çalışma No:5 Nisan 2011 Mardin -TURKEY ÖZET: Bahreyn e Bahreyn den penceresinden baktığınızda, onu diğer ülkelerden ayıran önemli

Detaylı

TARİH BOYUNCA ANADOLU

TARİH BOYUNCA ANADOLU TARİH BOYUNCA ANADOLU Anadolu, Asya yı Avrupa ya bağlayan bir köprü konumundadır. Üç tarafı denizlerle çevrili verimli topraklara sahiptir. Dört mevsimi yaşayan iklimi, akarsuları, ormanları, madenleriyle

Detaylı

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI II. Mahmut ve Tanzimat dönemlerinde devlet yöneticileri, parçalanmayı önlemek için ortak haklara sahip Osmanlı toplumu oluşturmak için Osmanlıcılık fikrini

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6-

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- EKİM 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur Sözleşmesini

Detaylı

Kerkük, Telafer, Kerkük...

Kerkük, Telafer, Kerkük... Kerkük, Telafer, Kerkük... P R O F. D R. Ü M İ T Ö Z D A Ğ A L A E D D İ N PA R M A K S I Z BAĞIMSIZ TÜRKMENELİ CUMHURİYETİ Kerkük Krizi ve Türkiye'nin Irak Politikası gerekçelerden vazgeçerek konuyu

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

Araştırma Notu 15/179

Araştırma Notu 15/179 Araştırma Notu 15/179 27.03.2015 2014 ihracatını AB kurtardı Barış Soybilgen* Yönetici Özeti 2014 yılında Türkiye'nin ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 3,8 artarak 152 milyar dolardan 158 milyar dolara

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

Yak ndo u Medyas nda Türkiye ve AB Müktesebatlar - srail örne inde

Yak ndo u Medyas nda Türkiye ve AB Müktesebatlar - srail örne inde Yak ndo u Medyas nda Türkiye ve AB Müktesebatlar - Dr. Gil Yaron Dostumun dostu, benim en iyi dostumdur - veya İsrail gözüyle Türkiye AB Geçenlerde Tel Aviv kentinin en merkezi yeri olan Rabin Meydanı

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf...

İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... 7 a. Fransız-Rus İttifakı (04 Ocak 1894)... 7 b. İngiliz-Fransız

Detaylı

Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İlahiyat Atatürk Üniversitesi 1979 Y. Lisans Tarih Atatürk Üniversitesi 1981 Doktora Tarih Atatürk Üniversitesi 1985

Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İlahiyat Atatürk Üniversitesi 1979 Y. Lisans Tarih Atatürk Üniversitesi 1981 Doktora Tarih Atatürk Üniversitesi 1985 1. Adı Soyadı : MEHMET ÇELİK 2. Doğum Tarihi: 05 Haziran 195. Unvanı : Prof.Dr.. Öğrenim Durumu Derece Alan Üniversite Lisans İlahiyat Atatürk Üniversitesi 1979 Y. Lisans Tarih Atatürk Üniversitesi 1981

Detaylı

A) Siyasi birliklerini geç sağlamaları. B) Sömürge alanlarını ele geçirmek istemeleri. C) Sanayi devrimini tamamlayamamaları

A) Siyasi birliklerini geç sağlamaları. B) Sömürge alanlarını ele geçirmek istemeleri. C) Sanayi devrimini tamamlayamamaları 1. Almanya ve İtalya'nın; XIX. yüzyıl sonlarından itibaren İngiltere ve Fransa'ya karşı birlikte hareket etmelerinin en önemli nedeni olarak aşağıdakilerden hangisi gösterilebilir? A) Siyasi birliklerini

Detaylı

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri) ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve

Detaylı

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011 Seri/Sıra No 2000 li Yıllar / 6 Kitabın Adı Türkiye de Dış Politika Editör İbrahim KALIN Yayın Hazırlık Arter Reklam ISBN 978-605-5952-27-3 BBaskı Tarihi Ağustos-2011 Ofset Baskı ve Mücellit Ömür Matbaacılık

Detaylı

İSİPAB Dördüncü Müslüman Kadın Parlamenterler Konferansı Raporu nun Sunumu

İSİPAB Dördüncü Müslüman Kadın Parlamenterler Konferansı Raporu nun Sunumu İSİPAB Dördüncü Müslüman Kadın Parlamenterler Konferansı Raporu nun Sunumu Sayın Başkan, Değerli Meclis Başkanları, Değerli Katılımcılar, Dördüncü Müslüman Kadın Parlamenterler Konferansı Raporu nu sunmak

Detaylı

SAYIN BASIN MENSUPLARI;

SAYIN BASIN MENSUPLARI; SAYIN BASIN MENSUPLARI; BUGÜN TÜM TÜRKİYE DE, BAŞTA ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU İLE TTB OLMAK ÜZERE FİLİSTİN KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENMEKTEDİR. İsrail ordusunun

Detaylı

Olmak ya da Olmamak. Cumhuriyetin temel niteliklerine

Olmak ya da Olmamak. Cumhuriyetin temel niteliklerine 2007y ý l ý ü l k e - m i z için bir ol-mak ya da olmamak savaþýna sahne olacaða benziyor. AKP, çeþitli kesimlerden gelen uya-rýlara raðmen ülkemizi bir is-lâm devletine dönüþtürme tutkusundan vazgeçmedi,

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır. TÜRKİYE'DEKİ GÖÇLER VE GÖÇMENLER Göç güçtür.hem güç ve zor bir iştir hem de güç katan bir iştir. Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri

Detaylı

Terörle Mücadele Mevzuatı

Terörle Mücadele Mevzuatı Terörle Mücadele Mevzuatı Dr. Ahmet ULUTAŞ Ömer Serdar ATABEY TERÖRLE MÜCADELE MEVZUATI Anayasa Terörle Mücadele Kanunu ve İlgili Kanunlar Uluslararası Sözleşmeler Ankara 2011 Terörle Mücadele Mevzuatı

Detaylı

Resmî Gazete Sayı : 29361

Resmî Gazete Sayı : 29361 20 Mayıs 2015 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 29361 TEBLİĞ Orman ve Su İşleri Bakanlığından: HAVZA YÖNETİM HEYETLERİNİN TEŞEKKÜLÜ, GÖREVLERİ, ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA TEBLİĞ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam,

Detaylı

3 Hedef 3 Görev BÜLTEN. 2014 Seçimleri İçin İSTANBUL AZİZ BABUŞCU B İ L G İ. NOTU FİLİSTİN MESELESİ 2 de İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI

3 Hedef 3 Görev BÜLTEN. 2014 Seçimleri İçin İSTANBUL AZİZ BABUŞCU B İ L G İ. NOTU FİLİSTİN MESELESİ 2 de İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI 2 de 8 de 11 de AK 8de YIL: 2012 SAYI : 166 10-17 ARALIK 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T E N İ 10 da AZİZ BABUŞCU AK PARTİ İL BAŞKANI 2014

Detaylı

AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ

AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ 1. Osmanlı İmparatorluğu nun Gerileme Devrindeki olaylar ve bu olayların sonuçları göz önüne alındığında, aşağıdaki ilişkilerden hangisi bu devir için geçerli

Detaylı

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma İÇİNDEKİLER Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma 1. FELSEFE NEDİR?... 2 a. Felsefeyi Tanımlamanın Zorluğu... 3 i. Farklı Çağ ve Kültürlerde Felsefe... 3 ii. Farklı Filozofların Farklı Felsefe Tanımları... 5 b.

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER...v GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm Antik Demokrasi I. ANTİK DEMOKRASİNİN

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 T.C. BAŞBAKANLIK AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ Siyasi İşler Başkanlığı 20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 - Reform İzleme Grubu nun (RİG) 20. Toplantısı, Devlet Bakanı ve Başmüzakerecimiz

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir?

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir? DÜNYA GÜCÜ OSMANLI 1. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında ve Osmanlı İmparatorluğu nun Yükselme döneminde Anadolu daki zanaatkarlar lonca denilen zanaat gruplarına ayrılarak yöneticilerini kendileri seçmişlerdir.

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

TÜRKİYE ve IRAK. I I. TARİHSEL ARKA PLAN: ABD İŞGALİNE KADAR TÜRKİYE-IRAK İLİŞKİLERİ İngiliz Ordusu, 30 Ekim 1918'de imzaladığı Mondros Mütarekesi'ne rağmen, kuzeye doğru yaptığı son bir hamle ile Musul

Detaylı

T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI I. YARIYIL II. YARIYIL Adı Adı TAR 501 Eski Anadolu Kültür 3 0 3 TAR 502 Eskiçağda Türkler 3 0 3 TAR 503 Eskiçağ Kavimlerinde

Detaylı

Türk Hukukunda Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Türk Hukukunda Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Türk Hukukunda Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Ali İŞGÖREN TÜRK HUKUKUNDA TOPLANTI ve GÖSTERİ YÜRÜYÜŞLERİ Gözden Geçirilmiş 2. Baskı Toplantı Hakkının Kullanılma Koşulları ve Yasal Sınırları Genel Özel,

Detaylı

Doğu Afrika Jeopolitiği ve Türkiye nin Somali Politikası

Doğu Afrika Jeopolitiği ve Türkiye nin Somali Politikası Doğu Afrika Jeopolitiği ve Türkiye nin Somali Politikası Mehmet Özkan, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETAV), İstanbul, 2014, 136 Sayfa. Hacı Mehmet BOYRAZ* 1998 yılında ilan edilen Türkiye

Detaylı

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI Sayın Katılımcılar, değerli basın mensupları Avrupa Konseyi

Detaylı

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAP DİLİ VE EDEBİYATI I İLH 103 1 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

DİNÇEROĞLU AVUKATLIK BÜROSU A V U K A T HÜSEYİN ENİS DİNÇEROĞLU & ESRA AKKOÇ YAREN AHMET ŞEREF UYANIK & ELİFCAN TEKELİ STJ. AV.

DİNÇEROĞLU AVUKATLIK BÜROSU A V U K A T HÜSEYİN ENİS DİNÇEROĞLU & ESRA AKKOÇ YAREN AHMET ŞEREF UYANIK & ELİFCAN TEKELİ STJ. AV. İZMİR BARO BAŞKANLIĞI NA Strasburg da yapılacak olan Doğu PERİNÇEK AİHM davasında yönetim kurulumuzun kararı ile temsilci olarak görevlendirildim. Bir çok kişi ve kuruluşun yanı sıra hukukçu olarak TÜRKİYE

Detaylı

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım. TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Nükleer Enerji Santralleri ve Türkiye nin Enerji Politikası Ortak Paydalar Ortadoğu ve Kuzey Afrika da ki rejimlerin

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI.. LİSESİ TARİH I DERSİ BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU

2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI.. LİSESİ TARİH I DERSİ BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU EYLÜL - EKİM I.ÜNİTE :TARİH BİLİMİ Kaynaştırma *İşlenen ve anlatılan konular aracılığı ile öğrenci tarihin tanımı eğitimine tabi olan * Tarihin zamanla alakalı bir bilim olduğunu kavrar. hakkında bilgi

Detaylı

07 Mayıs 2015 BASINA VE KAMUOYUNA. Mayıs 2015 - İsrail İnsan Hakları İhlalleri Raporu na İlişkin Basın Bildirisi. Değerli Basın Mensupları,

07 Mayıs 2015 BASINA VE KAMUOYUNA. Mayıs 2015 - İsrail İnsan Hakları İhlalleri Raporu na İlişkin Basın Bildirisi. Değerli Basın Mensupları, 07 Mayıs 2015 BASINA VE KAMUOYUNA Mayıs 2015 - İsrail İnsan Hakları İhlalleri Raporu na İlişkin Basın Bildirisi Değerli Basın Mensupları, Uluslararası Adalet ve Hürriyet Derneği`nin, 2015 Yılı İsrail tarafından

Detaylı

Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu

Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu Bush, Suudi Kralıyla petrol fiyatı konuştu Orta Doğu gezisinin son durağı Suudi Arabistan'da bulunan ABD Başkanı George W. Bush, Suudi Kralı Abdullah'la, yüksek petrol fiyatlarının ABD'yi nasıl etkilediği

Detaylı

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ Prof.Dr.Coşkun Can Aktan Demokrasi konusunda hep Batı demokrasilerini örnek gösterir ve bu ülkelerde demokrasinin gerçekten işler olduğundan sözederiz.

Detaylı

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN 7. ERKEN MODEN DÖNEMDE SİYASAL DÜŞÜNCE 7 ERKEN MODEN DÖNEMDE

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK TEMEL KAVRAMLAR Kamu Kamuoyu Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme. Belirli bir konu ve olay hakkında toplumun büyük bir kesimi veya belli gruplar tarafından benimsenen

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK TESTİ

T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK TESTİ T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK TESTİ DİKKAT! BU BÖLÜMDE YANITLAYACAĞINIZ TOPLAM SORU SAYISI 0 DİR. ÖNERİLEN YANITLAMA SÜRESİ 40 DAKİKADIR. ) I Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kurdu. ) Mondros Ateşkesi

Detaylı

Dr. Serkan KIZILYEL TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN KISITLANMASINDA KAMU GÜVENLİĞİ ÖLÇÜTÜ

Dr. Serkan KIZILYEL TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN KISITLANMASINDA KAMU GÜVENLİĞİ ÖLÇÜTÜ Dr. Serkan KIZILYEL TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN KISITLANMASINDA KAMU GÜVENLİĞİ ÖLÇÜTÜ Yay n No : 3075 Hukuk Dizisi : 1512 1. Baskı Şubat 2014 İSTANBUL ISBN 978-605 - 333-102 - 5 Copyright Bu kitab n bu

Detaylı

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları PA 101 Kamu Yönetimine Giriş (3,0,0,3,5) Kamu yönetimine ilişkin kavramsal altyapı, yönetim alanında geliştirilmiş teori ve uygulamaların analiz edilmesi, yönetim biliminin

Detaylı

BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ DEMOKRASİ KAVRAMI AÇISINDAN DEVLET VE DİN İLİŞKİLERİ

BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ DEMOKRASİ KAVRAMI AÇISINDAN DEVLET VE DİN İLİŞKİLERİ BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ DEMOKRASİ KAVRAMI AÇISINDAN DEVLET VE DİN İLİŞKİLERİ Enes SANAL Ankara, 2014 Giriş Siyasal iktidar ile din arasındaki ilişkiler, tüm çağlar boyunca toplumsal

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Dr. Ahmet Emin Dağ İstanbul, 2015 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Detaylı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı DÜNYA - SİYASET 2012 yılının Şubat ayında Tunus ta yapılan Suriye nin Dostları Konferansı nın ikincisi Nisan 2012 de İstanbul da yapıldı. Konferansta Esad rejimi üstündeki uluslararası baskının artırılması,

Detaylı

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ,

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, Araştırma grubumuza destek amacıyla 2000-2015 seneleri arasındaki konuları içeren bir ARŞİV DVD si çıkardık. Bu ARŞİV ve VİDEO DVD lerini aldığınız takdirde daha önce takip edemediğiniz

Detaylı

TÜRKİYE DE BULUNAN SURİYELİ MÜLTECİLER

TÜRKİYE DE BULUNAN SURİYELİ MÜLTECİLER TÜRKİYE DE BULUNAN SURİYELİ MÜLTECİLER Merve Nur Bulut, Kübra Sezgin www.improkul.impr.org.tr facebook.com/improkul @improkul improkul@gmail.com SURİYE KRİZİ VE TÜRKİYE DE BULUNAN SURİYELİ MÜLTECİLER 2011

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya

MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya ÖTÜKEN MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya Üniversitesi, Tarih Bölümü nden mezun oldu. 2008 yılında

Detaylı

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, TPQ yla gerçekleştirdiği özel söyleşide Rusya ile yaşanan gerginlikten Ukrayna nın

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

28.12.2012. Yine tehtid ettiler

28.12.2012. Yine tehtid ettiler Yine tehtid ettiler Muhalefeti ve yönetimiyle Türkiye'nin içişlerine müdahale ettiğini söyleyen Irak'tan bir tepki daha geldi. Irak'ta Mukteda Sadr'ın Mehdi Ordusu'ndan kopan Asaib Ehl el Hak grubu, Türk

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Haziran 2013, No: 62

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Haziran 2013, No: 62 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Haziran 2013, No: 62 i Bu sayıda; Başbakan ın Taksim Gezi Parkında vatandaş ile inatlaşmasının ekonomiye maliyeti değerlendirilmiştir. i 1 Ekonomi iç ve dış

Detaylı

SURİYE SORUNU VE TÜRK DIŞ POLİTİKASINA TOPLUMSAL BAKIŞ *

SURİYE SORUNU VE TÜRK DIŞ POLİTİKASINA TOPLUMSAL BAKIŞ * SURİYE SORUNU VE TÜRK DIŞ POLİTİKASINA TOPLUMSAL BAKIŞ * Salih AKYÜREK ** Cengiz YILMAZ *** Türkiye-Suriye ilişkileri Cumhuriyet döneminde ve özellikle son 30 yılda iniş çıkışları ve gerginlikleri çok

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Hukukçular İçin Muhasebe Bilgileri

Hukukçular İçin Muhasebe Bilgileri Hukukçular İçin Muhasebe Bilgileri Rüknettin Kumkale Yeminli Mali Müşavir HUKUKÇULAR İÇİN MUHASEBE BİLGİLERİ 2. Baskı Muhasebede Dikkat Edilecek Noktalar Muhasebenin düzeni Bilanço Gelir Tablosu Diğer

Detaylı

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI Kelime anlamı İki nehrin arası olan Mezopotamya,

Detaylı