nakil akreditiflere kabili devir ve kabili nakil ibarelerini koyarlar. (Bkz. Kabili Devir Akreditif) C. Ersoy

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "nakil akreditiflere kabili devir ve kabili nakil ibarelerini koyarlar. (Bkz. Kabili Devir Akreditif) C. Ersoy"

Transkript

1 K Kabarit Fark Kâ t paralar n fersudeleflmesi, y pranm fl ve buruflmufl bir hale gelmesi sonucunda meydana gelen eksikliktir. Paralar n etraf ndaki çerçevenin içerisine giren noksanl k, ancak para emisyonuna izinli merkez bankalar nca eksi ine de ifltirilir: Paran n yüzölçümüne göre noksanl k oran saptand ktan sonra -ne miktar de er düflüklü ü varsa o kadar eksi iyle- paran n geri al nmas mümkün olur. Bu eksikli e kabarit fark denilir. S. Kocaimamo lu Kabili Devir (Temlik) Akreditif [Alm. Übertragbare Akkreditiv][Fr. Crédit transférable ] [ ng. Transferable or assignable credit ] Lehdar taraf ndan üçüncü bir flahsa devredilebilen (temlik edilebilen) akreditiftir. Akreditif talimat nda aksine bir flart bulunmad takdirde, akreditif, lehdar taraf ndan üçüncü bir flahsa devredilemez. Ancak ithalatç firma, açt rd akreditifin konusunu teflkil eden mallar n, lehdardan baflka bir firma taraf ndan sevk edilmesine imkân vermek üzere ka - bili devir oldu una dair bir flart koydurursa, akreditifin lehdar taraf ndan baflkas na devredilmesi mümkün hale gelir; bir akreditifin kabili devir olabilmesi için bu flart n aç kça yer almas gerekir. Bu tür akreditifler sadece bir defa devredilebilirler: Böyle bir akreditifi devralan ikinci lehdar, üçüncü bir flah s lehine devir yapamaz. Devir ilk akreditif talimat ndaki esas ve flartlar tafl yacak flekilde yap l r. C. Erson Kabili Nakil Akreditif [Alm. Übertragbare Akkreditiv][Fr. Crédit transmissib - le][ ng. Transmissible credit] Lehdar taraf ndan baflka bir ülkeye transferi mümkün olan akreditiflerdir. Akreditifin lehdar mal n ilk üreticisi olmad durumlarda, karfl l kl akreditif masraf n ortadan kald rmak için kabili nakil akreditif flekli kullan l r. Kabili devir akreditifler, aksine bir aç kl k yoksa ayn zamanda kabili nakil say lmaktad r. Ancak bankalar ço unlukla bir uyuflmazl a neden olmamak için, kabili nakil akreditiflere kabili devir ve kabili nakil ibarelerini koyarlar. (Bkz. Kabili Devir Akreditif) C. Ersoy Kabili Rücu Akreditif [Alm. Widerrufliche Akkreditiv][Fr. Crédit révocable ] [ ng. Revocable credit] fiartlar sonradan de ifltirilebilen, k smen ya da tamamen iptal edilebilen akreditif çeflididir. Bu tür akreditifte amir ya da amir banka taraf ndan, lehdar n bilgisi ya da kabulü olmaks z n akreditif flartlar nda de ifliklik yapmak, k smen ya da tamamen iptal etmek mümkündür. Bu kabili rücu akreditifte iptal edildi i hakk nda bir ihbar al nmadan önce yap lan ödemelerin kabul edilece i fleklinde bir kay t bulunmuyorsa, iptalini ihbar etmeye dahi gerek yoktur. Bankalar böyle bir kayd ihtiva etmeyen kabili rücu akreditiflere dayanarak ödemede bulunmaktan kaç n rlar. Çünkü yap lacak ödemenin amir bankaca kabul edilip edilmeyece ini bilmeleri mümkün de ildir. Böyle bir durumda yap lan ödemenin teminat, vesaik ile keflidecinin imzalar d r. Kabili rücu akreditifte lehdar n, yani sat c n n durumu sa lam de ildir. C. Ersoy Kabili Taksim Akreditif [Alm. Teilbare Akkreditiv][Fr. Crédit divisible][ ng. Di - visible credit] thal edilecek mallar n birkaç firma taraf ndan üretilmesine ve sevk edilmesine imkân veren akreditiflerdir. Al c firma genellikle, kendi ad na al mlarda bulunmak üzere görevlendirdi i temsilcisi lehine kabili devir ve kabili taksim bir akreditif açt r r. Temsilci de, çeflitli kaynaklardan sat n ald mallar n bedellerini akreditifi taksim ederek sat c firmalara devretmek suretiyle, kolayl kla ödetmek imkân n bulur. K smi sevkiyat imkân bulundu u hallerde, kabili devir bir akreditifin ayn zamanda kabili taksim say lmas gerekir. Akreditifin kabili taksim oldu u çok defa, k smi sevkiyata ve k smi tediyeye müsaade edilmifltir fleklinde belirtilir. (Bkz. Kabili Nakil Akreditif, Kabili Devir Akreditif) C. Ersoy Kabul [Alm. Akzept, Annahme][Fr. Acceptation][ ng. Accep - tance] Hukuki terim olarak iki anlam tafl maktad r. Birincisi, bir sözleflmenin kurulabilmesi için bir taraf n yapt teklifin (icab n) uygun bulunarak kabulüdür. kincisi, bir kambiyo senedi olan poliçede, muhatab n, üzerine çekilmifl olan poliçeyi kabul etmesi demektir. Poliçede muhatap, senedin keflidesiyle birlikte kambiyo sorumlulu u alt na girmemektedir. Sorumlulu u, senedin yüzüne kabulü belirten imzas n koymas yla do- ar. Di er bir söyleyiflle, muhatap, poliçede böyle görünmesine ra men, kabul imzas n koyuncaya kadar kambiyo iliflkisinin d fl nda bulunmaktad r. 687

2 Kabul Kredili thalat Kabul sadece poliçede söz konusudur. Emre yaz l senetler ve çeklerde kabule gerek yoktur. Keflidecinin çekti i poliçeyi muhatap kabul zorunda de ildir. Borçlu durumda olmas dahi bu zorunlulu a yol açmaz ve belki kambiyo d fl ndaki iliflkide sorumlulu unu gerektirebilir. Bugünkü hukuk sistemlerinde, kabul ün borcun gerçekten var olup olmad hususuyla bir ilgisi bulunmay p, soyut bir taahhüt oldu u kabul edilmektedir. (TK m. 610/1) Kabul, kabulü belirten bir ifadenin yaz l p imzalanmas yla olur. Senedin yüzüne sadece imza at lmas da kabul anlam na gelir. TK m. 608/1 e göre, kabul flarts z olmal d r. Yaln z k smi kabul flart geçerlidir. Kabul için ibraz, vade gününe kadar olan herhangi bir günde, muhatab n ikametgâh nda yap lmal d r. (TK m. 603) Bu ibraz, kural olarak ihtiyaridir. Fakat, vade gününden önce kabul için ibraz n zorunlu oldu u istisnalar bulundu u gibi, ibraz n yasak oldu u durumlar da mevcuttur. (Bkz. cap) K. çel/a.erhan Kabul Kredisi Kabul Kredili thalat [Alm. Import mit Akzeptkredit][ ng. Import with Accep - tance credit] thalatç n n, ithal etti i mal n bedelini mal n teslim al nmas s ras nda de il, belli bir tarihte ödeyece ini sat c - ya (ihracatç ya) garanti eden ve ihracatç n n düzenleyerek gönderece i vadeli poliçenin kabulü suretiyle gerçeklefltirilen kredili bir ödeme fleklidir. thalatç, sat n ald mallar n bedelini belirli bir süre sonunda ödemek isterse ve ihracatç da mal bedeli üzerinden düzenleyece i poliçelerin bir banka taraf ndan kabulü mümkün oldu u takdirde bu flekilde vadeli sat fl kabul ederse, ithalatç kendi bankas na baflvurarak ihracatç n n düzenleyece i poliçeleri kabul etmesini ister. Bunun üzerine ithalatç n n bankas, gerekli de erlendirmeyi yaparak, yasal koflullar çerçevesinde ithalatç ya kabul kredisi açar. Kredi aç ld ktan sonra, ihracatç, sevkedece i mal n bedeline, piyasada geçerli faizi ekleyerek düzenledi i poliçeleri kendi bankas vas tas yla ithalatç n n bankas na gönderir. thalatç n n bankas da poliçe üzerinde kabul verir ve poliçeyi ihracatç ya teslim edilmek üzere bankas na gönderir. hracatç, bankan n kabul imzas n tafl yan poliçeleri bankas na iskonto ettirerek, mal bedelini hemen tahsil eder. Poliçe bedeli faizi de içerdi inden, iskonto ifllemi dolay s yle ihracatç n n kayb olmaz. thalatç n n bankas, vadesi gelen poliçe bedellerini ithalatç dan transfer an ndaki kurdan tahsil ederek ihracatç n n bankas na transfer etmek veya ettirmek zorundad r. thalatç n n bankas, vadede poliçe bedellerini tahsil edememe tehlikesine karfl l k, kabul kredisini açarken yeterli teminat almak durumundad r. Aksi takdirde poliçeleri kendisi ödeyecek, fakat bedelini tahsil edemedi i için alaca tehlikeye düflecektir. Kabul kredili ithalatta, ithalatç, mal teslim ald halde bedelini poliçe vadesinde ödemek suretiyle finansman olana elde eder. thalatç n n bankas, poliçeyi kabul etmek suretiyle herhangi bir ödeme yapmaks - z n açt kabul kredisi karfl l nda, ithalatç dan komisyon tahsil eder. Bu mekanizma ile ithalatç n n bankas ithalatç ya gayri nakdi, ihracatç n n bankas ihracatç ya nakdi kredi açmaktaysalar da, gerçekte ihracatç n n bankas n n, ithalatç ya açt bir kredi söz konusudur ve bu kredi bir ülkeden di er ülkeye aç lmaktad r. Kabul kredili ithalat Türkiye de 1978 y l ndan sonra uygulama alan bulmufltur. Ödemeler dengesi güçlükleri nedeniyle, bu tarihten itibaren, bir süre, özellikle mal mukabili kabul kredili ithalat n yayg nlaflt görülmüfltür. (Bkz. t - halat, Kabul Kredisi, thalat Transferi ) S. Tafldelen Kabul Kredisi [Alm. Akzeptkredit][Fr. Crédit par acceptation ][ ng. Ac - ceptance credit] D fl ticaret ifllemine konu olan mal bedelinin, ithalatç taraf ndan mal n teslim al nmas ndan belirli bir süre sonra (poliçe vadesinde) ödenece ini sat c ya temin etmek üzere aç lan ve lehdar n ibraz edece i vadeli bir poliçenin banka taraf ndan kabulü suretiyle gerçekleflecek olan bir tür akreditiftir. Sat c sevk edece i mallar n bedeli üzerinden düzenleyece i poliçenin, ancak bir banka taraf ndan kabulü sa land takdirde, vadeli sat fla r za göstererek bu poliçenin banka taraf ndan kabulünü ister. Böyle bir ifllemde banka, kabul kredisi açarak poliçelerin müflterisi üzerine de il, kendi üzerine keflide edilmesini ister. Poliçe do rudan do ruya ithalatç n n bankas (amir banka) taraf ndan kabul edilebilece i gibi, amir banka taraf ndan muhabirine (muhabir banka) verilecek talimata dayan larak sat c n n bulundu u mahaldeki bankaca kabulü de istenebilir. Bir bankan n kabul imzas n tafl yan poliçeler ihracatç taraf ndan kolayl kla iskonto ettirilerek, mal bedelinin derhal tahsili imkân bulunabilir. Taraflar aras ndaki anlaflmaya göre, kredi lehdar ya bir poliçe ile veya kredi limitini aflmamak üzere birden fazla poliçe keflidesi suretiyle krediyi kullanabilir. Banka taraf ndan kabul edilen poliçeler ödendikçe, kredi limitinin serbest kalan k sm kadar yeniden keflide edilecek poliçelerin kabulüne imkân veren rotatif kabul kredileri de aç labilir. Kabul kredisi, muhabir nezdinde derhal kuvertür tesisine gerek göstermemesi nedeniyle, mal bedelini bankaya yat rmas na veya bu miktar karfl lamak üzere lehine bir borçlu cari hesap aç larak faiz ödemesine gerek kalmamas bak m ndan ithalat bedelinin teminine matuf garanti (garanti mektubu) benzemekteyse de, mal bedelinin poliçenin iskontosu suretiyle tahsil edilebilmesi aç s ndan farkl l vard r. Ülkemizde belirli mallar için, kabul kredili ithalat yoluyla yurda girifl imkân sa lanm flt r. Bu mallar, ülke ihtiyaçlar na göre, dar kapsaml olmak üzere Türk Paras K ymetini Koruma Mevzuat dahilinde Maliye ve Gümrük Bakanl taraf ndan belirlenir. (Bkz. Garanti Mektubu, Kabul Kredili thalat) T. Artun 688

3 Kademelendirilmifl Fiyat Kademelendirilmifl Fiyat (Bkz. Fiyat Farkl laflt r lmas ) Kad n flçiler [Alm.Weibliche Arbeitskrafte] [Fr. Main-d oeuvre fémi - nine] [ ng. Female labor, Female workers ] Bedeni veya fikri emeklerini bir hizmet akdine dayanarak ve bir ücret karfl l nda iflverene arz eden kad nlard r. Kad nlar n bir ücret karfl l nda ekonomik faaliyetlere kat lmalar çok eski zamanlara kadar gider. Sanayi devriminden önceki ekonomik düzenler içinde de kad nlar n üretim faaliyetine kat ld klar bilinmektedir. fiu halde kad n iflçi çal flt rma sanayi devrimi ile bafllamam flt r. Ancak, kad n iflçilerin, emeklerini kütle halinde ifl piyasas na arz etmeleri fabrika sanayiinin do uflu ile bafllam flt r. Kad nlar n ücretli iflçi olarak ekonomik faaliyetlere kat lmas n n birinci nedeni ekonomiktir. Ondokuzuncu yüzy lda iflçilere ödenen sefalet ücretleri, aile reisinin gelirinin yetersiz olmas na ve kad nlar n da aile geçimine yard mc olmak üzere çal flma hayat na at lmas na neden olmufltur. flverenler de, birçok ifllerde erkek iflçilerden daha düflük ücretlerle çal flmaya raz olan kad n iflçileri istihdam etmeyi tercih etmifllerdir. Böylece sanayi devrimi ile birlikte kad n iflçiler fabrikalarda ve maden ocaklar nda en a r ve y prat c koflullar içinde çal flmak zorunda kalm fllar ve sanayi devrimi bir kad n iflçi sorunu nun ortaya ç kmas na neden olmufltur. Kad n iflçilerin fabrikalarda çal flmaya bafllamas n n ikinci nedeni ise teknik geliflmeler ve ifl bölümüdür. flyerlerinde kullan lan makineler ve uygulanan iflbölümü üretim tekni ini sadelefltirmifltir. flçilerin ifllerini basitlefltirmifltir. Dolay s yla küçük sanayide oldu u gibi uzun süren ç rakl k ve kalfal k dönemlerini geçirmeden, özel bir e itime tâbi tutulmadan, icab nda belirli makineleri kullanmay iflbafl nda ö renmek suretiyle, niteliksiz kad nlar dahi üretim faaliyetine iflçi olarak kat lm fllard r. O devirde mensucat sanayiinden maden ocaklar - na kadar birçok ifl kolunda kad nlar n çal flt klar n görüyoruz. Özellikle mensucat sanayiinde kad nlar n erkeklerden daha baflar l olmalar kad n iflgücü talebini art rmaktayd. Baz ifller için esasen nitelikli iflgücü aranmad ndan, örne in maden ocaklar n n derin karanl k galerilerinde kömür yüklü vagonlar sürmek için genç yafltaki kad n iflçiler, erkeklerle ayn a r çal flma koflullar alt nda gece ve gündüz vardiyalar nda çal flt r lm fllard r. Böylece kad n iflçiler de çocuk ve yetiflkin iflçilerle birlikte, sanayi devriminin insan eme ini sömürmekte s n r tan mayan bütün sonuçlar na katlanmak zorunda kalm fllard r. Bununla beraber kad n iflçi istihdam uzun süre devletin denetiminden uzak kalamam flt r. Bir taraftan örf ve âdetlerin, dini ve hümanist görüfllerin etkisiyle, öte yandan toplumun çekirde ini oluflturan aile müessesesindeki bozulmalar n olumsuz etkilerinin hissedilmeye bafllamas ve kad n n annelik fonksiyonu nedeniyle toplumun Kad n flçiler gelecek nesilleri üzerinde oynad rolün önemi, devleti kad nlar koruyan baz kanunlar ç karmaya zorlam flt r. Nitekim sanayi devrimini o y llarda yaflayan bütün ülkelerde, çal flma hayat na müdahale eden ilk yasalar kad n ve çocuklarla ilgilidir. ngiltere, sviçre ve Fransa gibi sanayileflmenin erken bafllad ülkelerde, kad nlar özel olarak koruyan yasal düzenlemeler 19. yüzy l n ortalar ndan itibaren bafllam flt r. Birçok hallerde, kad nlar koruyan özel hükümler, çocuklar korumak amac yla ç kar lan yasalar n içinde yer alm flt r. Nitekim ngiltere de 1842 de ç kar lan ve esas itibariyle çocuklar n korunmas n amaçlayan yasa, ayn zamanda hangi yaflta olursa olsun kad nlar n yeralt ifllerinde çal flt r lmalar - n yasaklamaktayd. Yine 1847 y l nda kabul edilen ve ngiltere nin en önemli sosyal politika yasalar ndan biri olan yasa, mensucat sanayiinde günlük çal flma süreleri - ni kad nlar ve 18 yafl ndan küçük çocuklar için 10 saat ile s n rlam flt r tarihli Fabrikalar Yasas ise kad nlar n haftada 48 saatten fazla çal flt r lamayacaklar n, çal flma süresinin ortas nda dinlenmek ve yemek için ara verilmesini, fazla çal flma izni verildi i takdirde kad n - lar n günlük çal flma sürelerinin fazla çal flma ile birlik - te 10 saati geçemeyece ini öngörmekteydi. sviçre de 1877 y l nda kabul edilen Fabrikalarda Çal flmaya iliflkin Federal yasa da kad nlar n gece vardi - yalar nda çal flt r lmas n yasaklam fl ve kad n iflçilerin do umdan sonra 8 haftal k izinden yararlanmas n öngörmüfltür. Fransa da 1874 tarihli yasa kad nlar n yeralt ifllerin - de çal flma s n yasaklam fl, 1892 tarihli yasa kad nlar n günlük çal flma süresini 11 saat ile s n rlam fl, 1909 y - l nda kabul edilen yasa ise do um yapan kad nlar n ifllerini güvence alt na alm flt tarihli yasa ise kad n ifl - çilere do umdan sonraki 4 hafta için çal flmaks z n ücret ödenmesini öngörmekteydi. Kad n iflçileri koruyan benzer hükümleri birçok ülkenin mevzuat nda görmek mümkündür. Ayr ca, sosyal politikan n uluslararas bir nitelik kazanmas n, çal flanlar korumak üzere al nacak önlemlerin yayg nlaflmas n ve birbirine yaklaflmas n amaçlayan Uluslararas Çal flma Teflkilat da kad n iflçileri korumak gayesiyle sözleflme ve tavsiyeler kabul etmifltir. Bunlardan bir k sm 1951 y l nda kabul edilen eflit ifle eflit ücret sözleflmesi gibi kad n-erkek iflçi ay - r m n önleyici hükümler getirmifl, bir k sm da anal n korunmas n öngören, kad nlar n gece saatlerinde, madenlerde, yer ve su alt nda a r ve tehlikeli ifllerde çal flt r lmas n yasaklayan sözleflmelerdir. Ad geçen teflkilat n bugüne kadar kad nlar korumak amac yla kabul etti- i sözleflmelerin say s 7 yi, tavsiyeleri ise 6 y bulmufltur. Ayr ca Birleflmifl Milletler Genel Kurulu nca 1945 y - l nda kabul edilen nsan Haklar Evrensel Bildirisi nde, 1966 y l nda kabul edilen Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar Konusunda Uluslararas Sözleflme adl sözleflmede ve Avrupa Konseyi taraf ndan 18 Ekim 1961 de imzalanan Avrupa Toplumsal Yasas nda, kad n iflçilerin ve anal n korunmas na dair hükümler vard r. Kad nlar n çal flma hayat na kat l p kat lmamalar konusunda rol oynayan faktörler daha çok kültürel, sos- 689

4 Kad n flçi Ücretleri yal, ekonomik ve etnik karakter göstermekte, bunlar kad n çal flmas üzerinde demografik faktörlerden daha etkin bir role sahip bulunmaktad r. Sosyal, kültürel faktörler ve özellikle baz dinsel faktörler, az geliflmifl ülkelerde kad nlar n ücretli iflçi olarak çal flmas n engellemektedir. Buna karfl l k, geliflmifl sanayi ülkelerinde kad n çal flmas n ekonomik faktörler tayin etmektedir. Genellikle kad n iflçilerin ücretliler içindeki oran, ekonominin sanayileflme derecesi ile orant l olarak artmaktad r. H zl sanayileflme bir yandan daha çok say da kad n iflçinin ekonominin çeflitli sektörlerinde çal flmas - na olanak haz rlarken, öte yandan da kad n çal flmas konusundaki sosyal davran fllar olumlu yönde etkileyerek kad n iflçi say s n art rmaktad r. Ayr ca, toplumun refah düzeyindeki de iflmeler de kad n çal flmas n etkilemektedir. Refah n artmas dolay s yla ücretlerin yükselmesi, önce kad n çal flmas n teflvik etmekte, daha yüksek ücretler aile reisinin gelirinin yeterli olmas nedeniyle kad n n eve dönüflüne neden olmakta, çok yüksek ücretler ise çal flan kad n say s n tekrar art rmaktad r. Kad nlar n iflgücüne kat lma oranlar geliflmifl sanayi ülkelerinde % 30 un üzerine ç kt halde, az geliflmifl ülkelerde bu olan % 20 civar nda kalmaktad r. Geliflmifl sanayi ülkelerinde kad nlar n iflgücüne kat lma oranlar n n yüksekli i üzerinde, söz konusu toplumlarda kad na gerek ev kad n, gerek anne olarak sa lanan kolayl klar ve nihayet k smi (part-time) ifl olanaklar n n fazlal da etkili olmaktad r. Bundan baflka ülkede hâkim olan siyasi rejim de kad n çal flmas n etkilemektedir. fl piyasas n n merkezi bir organ taraf ndan düzenlendi i güdümlü ifl piyasalar nda kad nlar n iflgücüne kat lma oranlar yüksek olmaktad r. Eski Do u bloku ülkelerindeki yüksek kat lma oranlar buna örnek olarak gösterilebilir. Günümüzde kad nlar n ço unlukla çal flt klar sektörler bak m ndan, geliflme halindeki ülkeler ve geliflmifl ülkeler aras nda farklar vard r. Az geliflmifl veya geliflme halindeki ülkelerde kad nlar n ço unlu u tar m kesiminde ve küçük ev ve el sanatlar nda çal fl rlar. Buna karfl - l k sanayileflmifl toplumlarda, kad nlar daha çok sanayi ve hizmet kesimlerinde istihdam edilirler. ki tip ülkede üretime kat lan kad nlar n statüleri aras nda da fark vard r. Geliflme halindeki ülkelerde kad nlar tar m sektöründe daha çok yard mc aile efrad statüsünde çal flt klar için, bunlar ücretliler grubuna dahil de ildir. Dolay - s yla kad n iflçiler kavram d fl nda kal rlar. Buna karfl l k geliflmifl sanayi ülkelerinde, ücretliler grubu içinde yer alan kad n iflçiler ço unluktad r. Genellikle kad n iflçilerin en fazla istihdam edildikleri ve ekseriyeti teflkil ettikleri iflkollar na örnek olarak tekstil, büro iflleri, ev ve otel hizmetleri, temizleme, boyama, ütüleme e itim hizmetleri ve g da sanayii gösterilebilir. (Bkz. Kad n flçi Ücretleri) G. Kutal Kad n flçi Ücretleri [Alm. Löhne für Arbeiterinnen][Fr. Gains des salariées ] [ ng. Earnings of female workers] Kad n iflçilere ödenen ücret hadlerini ifade eder. Kad n flçi Ücretleri Kad n iflçi ücretleri, sanayi devriminden sonra kad nlar n kitle halinde çal flma hayat na at lmas ndan, günümüze kadar bir sorun olma niteli ini korumufltur. 19. yüzy lda sanayi devrimi ile birlikte uygulanan liberal ekonomi ilkeleri ve sanayi bölgelerine iflgücü ak m n n fazlal nedeniyle iflçi ücretleri genelde çok düflüktü ve literatürde sefalet ücretleri olarak nitelendirilmekteydi. Aile reisinin aileyi geçindirmekten âciz kalmas nedeniyle kad n ve çocuklar da kitle halinde çal flma hayat na at lmak zorunda kalm fllard r. Bu koflullar alt nda emeklerini arz eden ve genellikle niteliksiz olan kad n iflçilere ödenen ücretler erkek iflçi ücretlerinin alt nda kalm flt r. Kad n ve çocuklar n bir taraftan emek arz n art rmalar, di er taraftan daha düflük ücretlerle çal flmaya raz olmalar, ücretlerin genel düzeyini de olumsuz yönde etkiledi i gibi, kad n iflçi istihdam n iflverenler aç s ndan daha avantajl bir hale sokmufltur. Kad nlar n a r ve tehlikeli ifller de dahil olmak üzere her türlü iflte çal flt r lmalar, hem kad n n annelik fonksiyonu nedeniyle toplum sa l aç s ndan mahzurlu olmufl, hem de kad n iflçi istihdam n n tercih edilmesi sonucunda erkek iflçiler aras nda iflsizlik do urmufltur. Ayr ca kad n n ve hattâ küçük yafltaki çocuklar n bir ölçüde ekonomik ba- ms zl k kazanmas, baba otoritesini sarsm fl, toplumun çekirde ini teflkil eden ailenin al fl lm fl düzenini bozmufltur. Öte yandan kötü beslenme ve bak ms zl k nedeniyle sa l ks z, küçük yaflta çal flma hayat na at ld için e itimden mahrum nesillerin yetiflmesi, toplum sa l ve devlet düzeni aç s ndan tehlikeler do urmaya bafllam flt r. Devletler buna daha fazla seyirci kalamam fllar, bazen ekonomik ve politik nedenlerle, bazen de hümanist, dini, toplumsal görüfllerin, örf ve âdetlerin etkisinde kalarak çal flma hayat na müdahale etmifllerdir. Bu müdahale öncelikle çocuk ve kad n iflçilere, daha sonra yetiflkin iflçilere yönelmifltir. Kad nlar anal k, sa l k ve toplum sa l aç s ndan koruyan özel hükümler yan nda, âdil çal flma koflullar ve gelir güvenli i sa lama aç s ndan da koruyucu hükümlerin kabul edilmesine özen gösterilmifltir. Bunlardan biri de ayn nitelikteki ifllerde eflit verimle çal flan kad n ve erkek iflçilere sadece cinsiyet ayr l sebebiyle farkl ücret ödenemeyece ini âmir bulunan kanunlard r. Bu konudaki çal flmalar sadece ulusal düzeyde kalmam fl, uluslararas alanda da sürd ü r ü l m ü fl t ü r. Nitekim, Uluslararas Çal flma Örg ü t ü (ILO), 1951 y l nda kabul etti i 100 no lu sözleflme ile eflit ifle eflit ücret ilkesini kabul etmifl bulunmaktad r. Ayn flekilde, Birleflmifl Milletler taraf ndan 16 Aral k 1966 y l nda kabul edilen ve yeterli say da üyenin (35 devletin) onaylamas ile 1976 y l nda yürürlü e giren Ekonomik Toplumsal ve Kültürel Haklar Uluslararas Sözleflmesi nin 7. maddesinde, herhangi bir ayr m söz konusu olmaks z n eflit de erdeki ifl için adil bir ücret ve gelir sa lanaca, özellikle, kad nlar n erkeklere uygulanan çal flma koflullar ndan daha düflük düzeyde çal flma koflullar na ba l olmayacaklar ve ayn ücreti alacaklar belirtilmifltir. Avrupa Toplumsal Temel Yasas n n 4. maddesinin 3. paragraf nda da, eflit de erde ifl 690

5 Ka t Alt n için özellikle cinsiyet ayr m yapmaks z n herkese eflit ücret ödenmesi ilkesi kabul edilmifltir. Uluslararas Çal flma Örgütü nün 100 nolu sözleflmesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti taraf ndan 13 Aral k 1966 tarih 810 say l yasa ile onaylanm fl bulunmaktad r. fl Kanunu da bu ilkeyi benimsemifl ve sadece cinsiyet ayr l sebebiyle farkl ücret ödenmesini yasaklam flt r. Nitekim, 1 Temmuz 1969 tarihinden bu yana, yeni esaslara göre saptanan asgari ücretler bak m ndan da kad n iflçilerle erkek iflçiler aras nda herhangi bir fark gözetilmemektedir. Bununla beraber, uygulamada ve özellikle, kanun müdahalesi d fl nda kalan tar m kesiminde kad n iflçilere daha düflük ücretlerin ödendi i bir gerçektir. Hemen belirtmeliyiz ki, yukar da say lan bütün yasal düzenlemelere ra men, tüm dünyada kad n-erkek aras nda ücret eflitli i sa land söylenemez. Kad n eme inin erkek eme ine göre daha düflük bir ücretle de erlendirilmesi, en ileri sanayi ülkelerinde dahi çeflitli yöntemlerle ve birçok hallerde irrasyonel baz faktörlerin etkisiyle sürdürülmektedir. Kad n ücretinin, aile için ek gelir olarak kabul edilmesi yan nda, ayn vas fta ve verimlilikteki kad nlar n sorumlu mevkilere getirilmemesi veya kad nlar n gördükleri iflin hafif oldu u gerekçeleri bunlar aras nda say labilir. Kad n iflçiler, bu çemberi, ancak çok üstün niteliklere sahip olduklar zaman aflabilmektedir. (Bkz. Kad n flçiler) G. Kutal Kâ t Alt n [Alm. Papiergold ][Fr. Papier or ][ ng. Paper gold ] Uluslararas Para Fonu nun 1967 de Rio de Janeiro da yapt Guvernörler toplant s nda, özel çekifl haklar denilen yeni bir milletleraras likidite türü kabul edilmifltir. Özel çekifl haklar, Keynes Plan nda önerilmifl olan Bancor dan esinlenilerek ihdas edilmifl karfl l ks z, fiktif bir sat nalma gücüdür. Bir kaydî ödeme arac d r. On lar Grubu, özel çekifl haklar sistemini uygulamaya 1969 Temmuz unda karar vermiflti. Ayn zamanda Uluslararas Para Fonu nun birimi ve de er ölçüsü olan özel çekifl haklar n n kuru bafllang çta alt n a göre saptanm flt. 1 ounce saf alt n, 35 özel çekifl hakk birimi idi. De eri alt nla ölçüldü ü için, özel çekifl hakk na kâ t alt n da deniliyordu. 1 kâ t alt n birimi, 1971 Aral k ay na de in 1 dolar a eflitti. Ancak Smithsonian Anlaflmas n müteakip dolar devalüe edilince, özel çekifl haklar n n kuru 1,08571 e yükselmifltir. Uluslararas Para Fonu, daha sonra, özel çekifl haklar n n kurunu dolar karfl s nda dalgalanmaya b rakm flt r. Temmuz 1974 ten itibaren, özel çekifl haklar ile alt n aras ndaki de er iliflkisi sona ermifltir. Özel çekifl haklar n n kuru, 16 ülke paras n n tart l ortalamas na ba lanm flt r. Ka t alt n terimi, 35 özel çekifl hakk -1 ounce alt n paritesinin geçerli oldu u Temmuz 1969-Temmuz 1974 dönemi aras nda gayr resmi olarak kullan lm flt r. Ka t alt n yahut özel çekifl haklar, 1970 bafllang - Kâ t Para Sistemi c nda kullan lmaya bafllam flt r te milyon olan özel çekifl haklar dolafl m hacmi her y l giderek artm fl ve 1983 Nisan na kadar milyona yükselmifltir Nisan nda, özel çekifl haklar 1,08163 dolar üzerinden ifllem görmekteydi (Bkz. Özel Çekifl Haklar, Uluslararas Para Fonu, Smithsonian Anlaflmas, Ban - cor, Bretton Woods Anlaflmas ). F. Ergin Kâ t Para [Alm. Papiergeld][Fr. Papier-monnaie ][ ng. Paper mo - ney] Banknot halindeki paralara verilen genel bir add r. Bafllang çta sarraf, banker ve kuyumcular n müflterilerine rehin ya da mevduatlar karfl l verdikleri makbuzlar n -biraz da ayar bozuk sikkelerin verdi i güvensizlik sonucu- alt n ya da gümüfl sikkeler yerine para olarak tedavül etmeleri ile ortaya ç km flt r. Burada önemli olan ve tedavülü sa layan, bu makbuzlar bankerlere geri getirildi inde alt nla de ifltirilmelerinin mümkün olmas idi. Yani tüm bu makbuzlar alt na konvertibl idiler. Ancak alt na olan bu konvertibilite zamanla çeflitli yerlerde ortadan kald r lm flt r. Bugün kâ t para, alt na konvertibilitesi olmayan, cebri tedavüle tâbi banknotlar ifade etmektedir. C. Ersoy Kâ t Para Sistemi [Alm. Papiergeld system] [Fr. Système de monnaie papi - er] [ ng. Paper money system] Geçmifli.Ö y l na kadar uzanan kâ t para, kinci Dünya Savafl na kadar temsili para özelli ini korumufltur. Önceleri alt n veya k ymetli madenlere çevrilebilen bir makbuz niteli indeki bu ödeme arac 17. yüzy ldan itibaren s k s k tedavüle girmifltir. Bu yüzy lda ngiltere de sarraflar, üzerinde kendilerine yat r lan madenlerin de erini belirten, yani ibraz edildi inde karfl l - nda ne kadar ödenece ini taahhüt eden bir makbuz vermifllerdir. Goldsmith s Notes ad verilen ve tedavül edilebilen bu belgeler konvertibl olmas, tafl nabilirli indeki kolayl k ve güvenirlikleri nedeniyle yayg n bir kullan m alan bulmufltur. Piyasadaki banknot dolafl m n n zamanla artmas üzerine bankerler, banka flekline dönüflmüfl ve bir tedavül arac olan banknotu ç karm fllard r. Önceleri tüccar senedi fonksiyonu gören banknotlar zamanla resmi para niteli ini kazanm fl ve kâ t para sistemine geçilmesi ile birlikte temsili para özelli ini kaybetmifltir. K ymetli bir madene ba lanmaks z n kâ t üzerine yaz l de erinden tedavüle sürülen paralar n oluflturdu u sisteme Kâ t Para Sistemi denir. Kâ t para sistemine geçilmesi ile birlikte para arz n n elastikli i artm flt r. Kâ t paran n alt na veya k ymetli bir madene çevrilebilme olana n n olmamas, de erinin oluflturdu u sat n alma gücü taraf ndan belirlenmesi para arz n n genifl elastikli e sahip olmas n n bafll ca nedenlerini oluflturmufltur. Öte yandan, hükümetler piyasada ihtiyac n üstünde kâ t para bulunmas n, dolay s yla paran n de e- 691

6 Kaime rini yitirmesini önlemek amac ile baz önlemler alm fllard r. Çünkü piyasadaki para miktar n n artmas, efektif talebin artmas na ve fiyatlar genel seviyesinin yükselmesine neden olmaktad r. Al nan önlemlerin bafl nda kâ- t para basma yetkisinin Devlet e ve Merkez Bankas na verilmesi gelmifltir. Böylelikle Merkez Bankas bir emisyon müessesesi olman n yan s ra, di er bankalar ve piyasay kontrol eden bir yap ya kavuflturulmufltur. Görüldü ü gibi kâ t para sisteminde para arz para otoritelerinin verece i karara ba l olarak düzenlenmektedir. (Bkz. Goldsmiths Notes) A. lkin Kaime Kaime, Osmanl mparatorlu u nun son y llar nda alt n paraya çevrilebilir kâ t para olarak ortaya ç km flt r. Kaime ad alt nda s ras ile 1256 (1839), 1277 (1861), 1297 (1876) y llar nda tedavüle ç kar lm flt r ve 1861 y llar nda ç kar lanlar 23, 1876 y l nda ç kar lanlar ise 4 sene kadar tedavül etmifltir (1839) tarihinde ç kar lan kaimelere Kaimeyi Mutebereyi Nakdiye ad verilmifl ve her biri 500 kuruflluk olmak üzere liral k ihraç yap lm flt r. Bu kaimeler faizli idi ve y lda % 8 faiz getiriyordu. Asl nda Hazine bonosu say lmas gereken bu kaimeler el yaz s ile yaz larak haz rlanm flt. Tasarruf sahiplerinin bu kaimelere gösterdi i ra bet üzerine liral k ek bir parti piyasaya sürülmüfltü. Yeni kaimeler 250, 100 ve 50 kuruflluk idi ve elle itinal olarak yaz lmad klar için, -bilindi i gibi Osmanl mparatorlu u nda hattatl k, yani yaz c l k önemli bir meslek idi; fakat hükümet pahal hattatlar yerine ucuzlar n kullan nca bunlar n yaz lar n kopya etmek kolay oldu- sahteleri de piyasaya sürülmüfltü. Bunun üzerine yeniden 1 000, 500, 250, 100 ve 50 kuruflluk kaimeler ç kar larak bunlar n her birinin üzerine anapara ve faizlerinin üstüne mühür bas ld (1841) senesinde el yaz lar n n kolayca taklit edilmesi dolay s ile bu defa matbaada bas lm fl kaimeler ç - kar larak el yaz s kaimelerle de ifltirildi. Ancak, bunlar n da sahteleri ortaya ç kt ve özellikle vilayetlerde sahteleri ile as llar aras nda ay r m yapmak zorlaflt için, aradan üç ay geçmeden, sadece stanbul da geçerli olacaklar ilan edildi (1842) y l nda liral k daha ayn kaimelerden piyasaya sürüldü. Gerçekte alt na kabili tahvil olmas gereken kaimeler, ilk piyasaya ç kar l fllar ndan k sa bir müddet sonra, faizli olmalar na ra men alt na oranla %30-40 eksi i ile tedavül etmeye bafllanm flt. Fakat hükümet bu fark önlemek için bunlar gümrüklerde gümrük resmi ödenmesinde ve hazine ödemelerinde üzerlerine yaz l olan de- erden kabul etti i ve faizlerini de y lda iki defa muntazam ödemeye bafllad için, bir ara kaimelerin baflabafl duruma geldi i de görülmüfltür. Bu durumda % 8 faiz yüksek geldi i ve bu sebeple de kaimelerin tedavül yerine iddihar vas tas haline gelmesi üzerine, hükümet tedavülü sa lamak için bir nevi konversiyonla faizleri % 6 indirdi (1843) y l nda yap lan bu operasyonla eski Kaime tahviller yenileri ile böylece de ifltirilmifl oluyordu. Hükümet kaimenin özellikle bozuk para olarak tedavül edebilmesi için, 1267 (1850) y l nda piyasaya bu defa faizsiz 10 ve 20 kuruflluk kaimeler ç karm flt. Bir y l sonra bir parti daha ihraç edilmifl ve bu arada Amerika Birleflik Devletleri nde bas larak stanbul piyasas na sürülen liral k sahte kaimelerin etkisi ile kaimelerin de eri bir anda h zla düflmeye bafllam flt. Piyasadaki pani i önleyebilmek için hükümet bu defa stanbullulardan adam bafl na birbuçuk liral k bir ianeyi umumiyeye baflvurmufl ve bu flekilde toplanan, liral k kaime, 1268 (1851) y l nda iki defada halk n önünde yak lm flt. Toplanan iade 400 liral k oldu undan geri kalan liral k kaimenin yak lmas devlet masraflar - na bu fark n bindirilmesi ile sonuçlanm flt. Bu kaimeleri halk n önünde yakmak usulü daha sonralar da tekrar edilmifltir. Halka güven vermek için genellikle Beyaz t Meydan nda yap lan bu ifllem bir panay r havas n almakta idi. K r m Savafl bafllad anda Osmanl mparatorlu- u nda tedavülde bulunan faizli ve faizsiz kaime liral k idi. Savafl n sebep oldu u gelir ihtiyac karfl - s nda Ordu Kaimesi ad ile 10 ve 20 kuruflluk kaimeler bas larak tedavüle ç kar lm flt r. Fakat bu para ihrac kaime de erlerini % 70 gibi çok yüksek bir düflüfle sürükledi inden, bunu önlemek maksad ile stanbul da altm fl sarraf dükkân aç larak buralarda 100 kuruflluk bir kaime getirene % 10 alt n veya muadili gümüfl para, geri kalan 10 ve 20 kuruflluk kaime ile de ifltirme ifllemine giriflildi. Fakat bu ifllem de pek büyük fayda sa lamad ve savafl n sonunda ordu kaimeleri vergi karfl l kabul edilerek tedavülden kald r ld y l nda faizli kaimeler Esham Cedide ad ile ç kar lan devlet tahvilleri ile de ifltirildi. Faizsiz olan kaimeler ise 1858 y l nda Londra da Palmers Bankas ndan % 76 hesab ile al nan borcun -100 lira borca karfl - l k nakden 76 lira al nmas - ele geçen miktar olan liras, piyasada tedavülde bulunan ayar düflük gümüfl para ve kaimelerin toplatt r lmas na harcand. Bu arada bu borç ile 3,5 milyon liral k kaime toplanarak yak ld. Bundan sonra tedavülde liral k kaime kalm flt. Bunlar da piyasadan kald rmak için yeni bir iane usulüne giriflildi: Mesken sahiplerinden % 5, mesken ve bina geliri sahiplerinden % 10, tüccar ma aza kiralar ndan % 10 olmak üzere toplanan lira para ile kaime toplat l p imha edilmiflti. Geri kalan kaimeler için vilayetlerde ayn usul ianeye gidilmiflse de toplanan para o günlerde ç kan fiam olaylar dolay s ile orduya sarf olunmufltu (1861) y l nda hükümetin içine düfltü ü mali zorluklara çare olarak yine kaime ihrac yoluna gidilmifl ve gümrükler ile Cidde ve Yemen eyaletlerinden gayri yerlerde geçerli olmak üzere 2,5 milyon liral k kaime ihraç olunmufltu. Bu kaimelerin yar m milyon liral bozulan kambiyo dengesini sa lamak için gerekli alt n karfl l ve iki milyon liral da evvelki kaimelerin toplanmas ve dalgal devlet borçlar n n itfas nda kullan lmak 692

7 Kaime istenmiflti. Oysa piyasadaki kaimelerin adedi çok daha fazla idi ve bu yüzden yeni ihraç ile birlikte kaime de- erleri düflmüfl ve bir alt n lira karfl l 160 kuruflluk kaime, bir gümüfl mecidiye için 33 kuruflluk kaime, verilmesi gibi sonuç yaratm flt (1862) y l n n bafl nda alt n liran n de eri 350 kaime kadar yükselmiflti. Kaimenin kaydetti i bu en düflük de erin ortaya ç kt gün piyasada bütün al flverifl durmufltu. Galata da Borsa Han ndaki sarraflar ile di er yerlerdeki sarraf dükkânlar - na zab taca el konulmufl ve bunlar n bir k sm açt r larak 160 kuruflluk kaime karfl l bir alt n lira olmak üzere bir kifliye en çok üç alt n de erinde kaime de ifltirmek flart ile kaime sat n al nmas na gidilmifl ve bu ifl iki ay devam etmiflti. Oysa bu müddet zarf nda bu dikkânlar d fl ndaki piyasada bir alt n liran n karfl l kaime idi; bu yüzden hükümetin açt rd sarraf dükkânlar na halk n hücumu önlenememiflti. Bu arada zaman n sadrazam Fuat Pafla, Osmanl Bankas n n kuruluflu için verilen imtiyaz karfl l % 6 faizli ve % 68 ihraç de eri tafl yan liral k bir istikraz gerçeklefltirmiflti (1862) y l nda al nan bu kredi ile sa lanan 6 milyon liral k has lat ile halk n elindeki 100 kuruflluk kaime karfl l % 40 nakit, yani alt n veya gümüfl para ve % 60 da % 6 faizli ve % 2 y ll k anapara ödemeli esham cedide ile de ifltirmek sureti ile bütün kaimeleri piyasadan toplay p imha etme yoluna gidilmifltir. 49 gün süren bu imha ifllemi Osmanl Bankas memurlar n n da bulundu u bir komisyonca yürütülmüfltür. Bu imha ifllemi sonucu olarak 10 milyon liral k kaime piyasadan kald r lm flt. Bu 10 milyon liral k kaime karfl l ise 6 milyon liral k esham cedide olmak üzere yeni bas lm fl tam ayar Mecidiye, Osmanl, ngiliz ve Frans z alt nlar, Londra ve Paris üzerine çekilmifl poliçe ve bir miktar senet verilmiflti. Böylece 1862 y l ndan itibaren Osmanl mparatorlu u nda kaimeler tarihe kar flm fl oluyordu. Hiç kimse yeniden kaime ç kar lmas na cesaret edemez durumda idi. O kadar kötü sonuçlar yaratm flt ki, kimse kaime laf n a z na bile almak istemiyordu. Fakat 1293 (1877) Rusya savafl ndan iki y l evvel Mahmut Nedim Pafla n n Osmanl hükümetinin bafl olarak d fl borçlar n anapara ve faiz ödemelerini ancak yar s n gerçeklefltirebilece ini ilan etmesi üzerine patlayan mali kriz ve bunun sonunda Osmanl Hükümetleri ile Avrupa banka ve bankerlerinin bütün kredi muamelelerini ask ya almalar sonucu, savafl n finansman için d fl kredi sa lanamay nca 15 milyon liral k kaime ihrac yoluna gidilmiflti. Asl nda karardan bir y l sonra 10 milyon liral k kaime ihraç edilmifl, gerisi için erteleme karar verilmiflti. Ç kar lan kaimeler, Osmanl Bankas n n kay t numaras ve mühürünü tafl yordu ve Hicaz, Yemen, Trablusgarp vilayetlerinden gayri, her yerde tedavül edecek ve gümrük ile telgraf ödemelerinden baflka bütün resmi ödemelerde baflabafl kabul edilecekti. Bu kaimelerin karfl l olarak Osmanl Bankas na Ere li kömür ve baz krom madenlerinin has lat ile di er baz gelirler b rak lm flt. Savafl Kald rac Ölçen Oranlar uzay nca ihraç edilen kaimelerin toplam de eri 16 milyon liraya ulaflm flt. Bu arada sahteleri de ortaya ç km flt. Savafl n sonunda bir alt n lira 350 liral k kaime ediyordu. Di er taraftan gümüfl ve hattâ bak r paralar piyasadan çekildi i, yani halk bunlar elinde tutmaya bafllad için bir kuruflluk kaimeler dahi bas lmak zorunda kal nm flt (1878) y l n n a ustos ay nda yeni konulan vergilerin has lat ile kaimelere karfl l k aranma yoluna gidilmiflti. Buna göre, oran % 10 olan Müskirat Resmi nin yar s, Tütün ve Sigara Band rol resminin yar s, Tütün Müruriye resmine yap lan iki kurufl ilave, alt n para olarak tahsil edilen Gümrük Resmi nin % 1 nin yüzlük kaime olarak baflabafl kabulü gibi, kaimelerin de- erinin düflüflünü önleyici tedbirler dahi hiç bir fayda sa lamam flt. Nihayet alt n lira 500 kaimeye yükselince, zaman n Maliye Naz r Kâni Pafla kaimeleri ortadan kald rmak için 8 Mart 1295 (1879) tarihli kararnameyi yay nlatm flt. Bu kararnameye göre yeni bir istikraz ile kaimeler ortadan kald r lacakt. Ancak istikraz edilen para ele geçinceye kadar geçecek 16 ayl k devre zarf nda, gümrüklerden baflka bütün devlet gelirlerinin bir k sm bir alt n lira karfl l 400 kuruflluk kaime olarak tahsil edilebilecekti. Ayr ca 1295 bütçesinde masraflar hep alt n para ile ödenecek ve kaime kullan lmayacakt. Ancak, daha evvelki y llara ait devlet masraflar n n ödenmemifl k sm için, bir alt n lira 4 adet yüzlük kaime esas na göre alt n para olarak ödenecekti. stikraz ile para sa land ktan sonra hükümet ayr ca, kaimeleri alt n ve gümüfl para ile de ifltirmek üzere Osmanl Bankas giflelerini kullanm flt. Fakat ilk zamanlar halk bunun sonunu getiremeyece i fikrinde oldu u için, daha do rusu sarraflar böyle bir düflünceyi halka benimsetmeye muvaffak olduklar için, kaimeler alt n karfl l yükselmemifl ve bu arada baz spekülatörler büyük paralar kazanm fllard r. Aç kgöz sarraflar adamlar vas tas ile giflelerin önünü sabahtan tutarak, kaime karfl l ele geçirdikleri alt nlar al fl fiyatlar n n çok üstünde satmaya muvaffak olmufllard r. Ancak, bu uzun sürmemifl, toplanan kaimeler Beyaz t Meydan nda halk n önünde demir kasalar içinde yak lmaya bafllan nca halka güven gelmeye bafllam flt r. Nihayet, 16 milyon liral k kaime yak lm fl ve böylece kaimeler tamamen piyasadan kald r lm flt r. Osmanl mparatorlu u nda son kaime denemesi talyanlarla 1911 y l nda yap lan Trablusgarp savafl nda yap lm flt r. stanbul dan Trablusgarp a savafl sürdürmek için gerekli para göndermenin zorlu u ve vakit almas yüzünden, o zaman Bingazi Kumandan olan Enver Pafla ihtiyac gidermek için befl liral k kaimeler bast rm fl ve bunlar n üzerine kendi mühürü olan Enver Suavi damgas n basm flt r. Bu kaimeler sonradan stanbul da baflabafl de ifltirilmifltir. H.Kazgan Kald rac Ölçen Oranlar [Bkz. Faaliyet Kald rac, Finansal Kald raç, Bileflik Kald raç Etkisi] 693

8 Kaldor, Nicholas Kaldor, Nicholas ( ) Nicholas Kaldor, 1908 de Budapeflte de bir Yahudi ailesinin tek çocu u olarak dünyaya geldi. Babas avukatt, Avusturya-Macaristan mparatorlu u nun kültür merkezlerinden biri olan Budapeflte de do uflu, kültürlü bir ailenin tek çocu u olufluyla birleflince iyi e itilmifl, ancak coflkun ve disiplinsiz bir kifli olarak tan nd y - l nda Clarissa Goldschmith ile evlendi. Bu evlilikten dört k z oldu. Seçkin bir mesleki e itim gördü, 1918 den 1924 e kadar Budapeflte de meflhur Model Gimnasium okuluna devam etti. Sonra döneminde Berlin Üniversitesi ndeki derslere kat ld de Londra ya gitti. London School of Economics e (LSE) girdi. Buradan parlak bir dereceyle mezun oldu. LSE de ekonomi bölümünün bafl nda bulunan Allyn Young un düflünceleri Kaldor u oldukça etkiledi. Young un ölümü üzerine yerine Von Mises in Avusturya okuluna yak nl ile tan - nan Lionel Robbins geçti. Onun sayesinde baflta Hayek olmak üzere Avusturya okulundan birçok iktisatç LSE e ak n etti. Bu s rada Kaldor k sa bir dönem için Budapeflte ye geri döndü. Orada John Von Neumann ile tan flt de LSE de ders vermeye bafllad. Bu y llarda J.R. Hicks ve Tibor Scitovsk de meslektafllar aras ndayd. LSE deki ilk y llarda marjinalist gelene e tümüyle ba l kalan Kaldor, özellikle eksik rekabet, tekelci rekabet ve sermaye teorisi konular yla ilgilendi. Piyasa istikrar n talep ve arz n nispi esneklikleri bak m ndan inceleyen teoremi buldu ve buna örümcek a teoremi ad - n verdi da refah ekonomisinde kullan lan Kaldor testi ni buldu. Kaldor un entellektüel hayat nda Keynes in General Theory sinin (1936) yay nlanmas bir dönüm noktas oldu. lgisi mikro-ekonomiden makro-ekonomiye kayd ta ticaret hacmindeki dalgalanmalar do rusal olmayan yat r m ve tasarruf fonksiyonlar yard m yla inceleyen eserini yazd : A Model of Trade Cycle. Kaldor un bu eserinde iflledi i fikirleri daha sonra Hicks ve Goodvin taraf ndan gelifltirildi. Giderek geleneksel yaklafl mla ba lar n koparan Kaldor, k sa bir süre sonra Keynes in Cambridge ine bafll ca muhalefet merkezi olan LSE den ayr lmak zorunda kald, 1949 da Cambridge de çal flmaya bafllad y l nda profesör oldu te emekli olufluna dek burada kald. Bu süre içinde vergileme ve ekonomi konular nda Hindistan, Seylan, Meksika, Gana, ngiliz Guyanas, ran, Venezuela ve Türkiye ye iktisat ve özellikle vergileme konusunda dan flmanl k yapt ve y llar aras nda ngiliz flçi Partisi hükümetlerinde maliye bakanl nda özel dan flman olarak görev yapt te Lordlar Kamaras na seçildi; Newham Baronu unvan n ald. Kaldor eserlerinin en önemli bölümünü Cambridge de yazd. Burada yeni Keynes çiler diye bilinen okulun bafll ca temsilcilerinden biriydi da Keynes çi olarak niteledi i bir gelir bölüflümü teorisi ortaya att. Ancak teori Keynes e ait olmaktan çok tümüyle kendi bulufluydu. Nitekim sonradan Kaldor modeli olarak tan nd. Kaldor, iflçilerin ve müflebbislerin farkl tasarruf oranlar na Kaldor un Büyüme Modeli sahip oldu unu ve müteflebbislerin gelirlerinin daha büyük bir k sm n tasarruf ettiklerini varsay yordu. Dolay - s yla tam istihdama yönelik bir yat r m n yap labilmesi için -yat r mlar müteflebbislerin tasarruflar ndan yap laca na göre- ekonominin belli bir gelir bölüflümü düzeyinde olmas gerekir. Ricardo dan esinlenmifl bir fikir olmakla beraber mant Ricardo nun tersidir. Ricardo da ücretler asgari geçim düzeyi taraf ndan modelin d fl ndan belirlenirken, kârlar ücretlerden geriye kalan bir art k durumundayd. Kaldor da ise kârlar sermayenin birikim gere i taraf ndan modelin d fl nda belirlenir; ücretler ise onlardan kalan bir art k durumundad r. Teorinin sonuçlar marjinalist gelir bölüflümüne karfl oldu- undan büyük tepki toplad. Ayr ca bu sonuçlar bir vergi politikas kurmaya da elveriflliydi. Kaldor, bu teoriden kalkarak 1955 te Harcama vergisi ad n verdi i yeni bir vergiyi öneren kitab yazd. Ona göre mevcut gelir vergisine dayanan vergi sistemi eflitsiz bir sistemdi. Kendilerine büyük miraslar kalan kiflilerin harcamalar ciddi olarak vergilendirilemezken, tasarruf sahipleri iki kez v e rgilendiriliyorlard ; hem tasarruf ettikleri gelirleri içi,n hem de tasarruflar dolay s yla kazand klar faiz, temettü gibi kazançlardan ötürü.. Kaldor, çare olarak kiflilerin yapt klar harcamalara göre vergilendirilmelerini sav u n d u de kendi gelir bölüflümü teorisi üstünde Pasinetti ile birlikte çal flarak, uzun dönemde kâr haddinin nas l belirlenece ini aç klayan bir teori gelifltirdi. Yine bakanl k dan flmanl s ras nda, içlerinde selektif istihdam vergisi de olmak üzere birçok vergi çeflidi icat etti. Teorik düflüncelerini hayli baflar l bir biçimde pratik ekonomi politikas na uygulad. Kaldor, azgeliflmifllik sorunu ile de ilgilendi. Gerek azgeliflmifl ülkelerin kalk nmas, gerekse uluslararas para sisteminin reformu üzerine birçok yaz s vard r. (Bkz. Kaldor un Büyüme Modeli, Keynes, Yeni Keynes çiler, Avusturya Okulu, Harcama Vergisi) fi. Özgencil Kaldor un Büyüme Modeli [Alm. Wachstumsmodelle von Kaldor] [Fr. Modèle de croissance de Kaldor ] [ ng. Kaldor s growth model] Laissez-faire uygulamas alt nda iflsizli i ortadan kald raca n öngören teoridir. Bu teorinin k saca ifadesi, faktör hisselerinin tam istihdamda tasarruf ve yat r m dengeye getirecek flekilde belirlenmesi dir. Teoriyi ortaya atan Kaldor a göre iflçilerin pay flu flekilde belirlenmektedir: Yat r m harcamalar ve dolay s yla geliflme düflük oldu u zaman tam istihdam harcamas nda bir eksilme e ilimi olacakt r. Bu durum fiyatlar ve kârlar üzerinde bask yapacakt r; ta ki tüketimleri yüksek olan iflçilerin pay yükselsin ve yüksek tasarrufta bulunan kâr sahiplerinin pay düflsün, tam istihdamdaki ortalama tasarruf oran (t), otonom olarak verilmifl olan yat r m imkânlar düzeyi Y/H ya eflit olsun. Bunu bir örnekle aç klayal m: flçilerin, ücret gelirlerinin onda birini, kapitalistlerin ise kâr gelirlerinin yar s n tasarruf ettiklerini varsayal m. Buna göre, t u = 0,1 ve t k = 0,5 dir. Yat r m n 694

9 Kaldor un Da l m Modeli Kaldor un Da l m Modeli tam istihdam has las na (H) oran bafllang çta Y/H = 0,3, ve daha sonra Y/H = 0,2 olsun Kaldor un öne sürdü ü tam istihdam dengesinde, toplam yat r m n toplam tasarrufa eflit olmas gerekir. Y/H = T/H = t, t 0 + t k n n a rl kl ortalamas d r. A rl klar ise, kâr ve ücretin H içindeki paylar d r. Kâr n gelir içindeki kesrini a k olarak ve eme in pay n a u = 1 - a k olarak gösterirsek, Y/H n n 0,3 olmas için a k n n, yani kâr n gelire oran n n 0,5 olmas gerekmektedir. Y/H = 0,3 = t = a k. (0,5)+(1-a k )(0,1) Y/H = 0,25 + 0,05 = 0,3 Y/H = 0,2 oldu u takdirde, ak = 0,25 olacakt r. Y/H = 0,1 oldu u takdirde kârlar n ortadan kalkmas gerekir; fakat bu had safhaya varmadan, kâr haddi hayati bir minimumun alt na düflecektir. Bu flartlar alt nda Kaldor tam istihdam teorisini terketmeyi flart koflmaktad r: Y/Y > 0,5 oldu u sürece, teori sürekli bir enflasyon tahmin etmektedir. Kaldor un vard sonuçlar flu flekilde özetleyebiliriz: H zl bir geliflmeye uygun daha yüksek bir yat r m oran, kâr sahiplerinin ve genellikle halk n tasarruf e iliminde bir azalma ya da daha yüksek bir bütçe aç, daha yüksek bir harcama düzeyi ve daha düflük bir vergi düzeyi meydana getirecektir. Bütün bu geliflmeler fiyatlar n maliyetlere göre fark n art racak, kârlar yükseltecek ve eme in tam istihdam SMH içindeki uzun dönemli pay n azaltacakt r. D. Demirgil Kaldor un Da l m Modeli [Alm. Einkommensverteilungsmodell von Kaldor] [Fr. Modèle de distribution du revenu de Kaldor] [ ng. Kal - dor s distribution model] Keynes e göre kapitalist bir ekonominin iki önemli sorunu tam istihdam ve gelir da l m d r. Ancak, yazar ikinci konunun analizine yap t nda yer vermemifl ve ayr bir gelir da l m modeli kurmam flt r. Fakat düflüncelerinin önceleri bu yönde geliflmeye e ilimli oldu u aç kt r. Örne in, A Treatise on Money adl eserinde (Londra, 1953) kârlar, fiyatlar genel düzeyi, yat r mlar ve tüketim harcamalar aras ndaki temel iliflkileri ele alm flt r. Keynes, bir yaz s nda flöyle demektedir: Milli gelirde ücret pay na ait oran n de iflmezli i, tüm iktisadi istatistikler içinde en flafl rt c ve fakat en sa lam olan d r. Bu de iflmez iliflki k sa de il uzun dönemli bir görünüfle sahiptir Yazar, kâr üretimin sat fl de eri ile maliyetler aras ndaki fark fleklinde, üretim maliyetini de ücret, rant, faiz ve giriflimcilerin normal kazançlar toplam olarak tan mlamaktad r. Toplumun parasal geliri, toplam üretim maliyetine eflittir. Gelir ak m, a) Tüketim mallar üretiminde kazan lan, b) Yat r m mallar üretiminde kazan lan, olarak ikiye ayr labildi i gibi, harcama ak m da, a) Tüketim mallar na olan harcamalar ve b) Tasarruf, olarak iki yönden ele al nabilir. Tüketim mallar üretiminde kazan lan toplam gelir ile bu mallara yap lan toplam harcamalar aras nda bir fark varsa, ad geçen mallar n sat fl de erleri ile maliyetleri aras nda da bir fark var demektir. Tan m gere i, bu fark tüketim mallar üreten kesimin kâr d r. Yat r m mallar üreten kesimin kâr ise, yat r m mallar n n sat fl de eri ile bu mallar n üretim maliyetleri aras ndaki farkt r. Maliyetler veri iken, kâr, sermaye mallar n n fiyat düzeyine ba l kalmaktad r. fiu halde, toplumun geliri, sistemdeki çeflitli gruplar n alaca kararlarla yak ndan iliflkilidir. Bu kararlar flöyle s ralanabilir: flçilerin tüketim kararlar, giriflimcilerin yat r m kararlar, toplumun likidite tercihi kararlar ve para otoritelerinin para politikas ile ilgili kararlar. Üretim maliyetleri veri iken, giriflimciler kârlar n n bir k sm n tüketim harcamalar nda kullan rlarsa, tüketim mallar kesiminde kârlar bu harcamaya eflit miktarda yükselecektir. Tersine, örne in zarar ettiklerinde bu zararlar n gidermek için normal harcamalar n k smaya kalkarlarsa, yani tasarruflar n art r rlarsa, bu tasarruflara eflit bir olumsuz etki belirecektir. Keynes, üretim faktörlerinin fiyatlar de iflse bile, bu sonuçlar n geçerli olaca n savunmufltur. Yazara göre, para otoriteleri bu de iflmeleri giderecek kararlar almad kça, faktör fiyatlar ndaki düflme ve yükselmeler ayn oranda fiyat dalgalanmalar yaratacak ve böylece kârlar de iflmeksizin ayn kalacakt r. Keynes, da l m ile ilgili görüfllerini bu noktada kesmekte ve sistemli bir makro teori kurmaya giriflmektedir. Yazar, enflasyonist ve deflasyonist e ilimlerin, fiyatlar üzerindeki etkiler yoluyla de il, üretim ve istihdamdaki de iflmeler yönünden daha aç k analiz edilebilece i sonucuna varm flt r. Çarpan mekanizmas, örne- in fiyatlarla ücretler aras ndaki iliflkinin belirlenmesi amac yla da, üretim ve istihdam düzeyinin belirlenmesi amac yla da kullan labilir. Ancak, birinci durumda üretim ve istihdam düzeyi, ikincisinde ise gelir da l m (yani fiyatlarla ücretler aras nda iliflki) veri olarak al nmal d r. Çarpan teorisinin Keynes taraf ndan bir da l m modeli olarak gelifltirilmemesinin nedeni, bir istihdam teorisine temel olmak üzere ortaya konmas d r. Bu analiz, bir ekonominin neden eksik istihdam dengesinde bulunabilece ini aç klamaktad r. Arac n bu amaç için kullan l fl di erine aç k kap b rakmamaktad r. Kaldor a göre e er tasarruf-yat r m dengesinin, fiyat-maliyet iliflkilerindeki de iflmeler sonucunda do du u varsay l rsa, yaln z üretim ve istihdamdaki de iflmeleri aç klayan bir ilkeden yoksun olunmakla kal nmaz, üstelik efektif talep fikri kaybolmufl olur. Böylece, üretimin varolan kaynaklarla s n rland ve bir grup mal n talebindeki daralman n, di er gruplar n taleplerinde bu daralmay gideren art fllara neden oldu unu ileri süren Say Kanunu na dönüflmüfl olur. Bununla birlikte, çarpan mekanizmas da - l m modeli olarak da kullan labilir. Ancak, gelir belirlenmesi modelinde k sa dönemli ve statik bir görünüfle sahip olan mekanizman n, gelir da l m modelinde uzun dönemli ve dinamik bir nitelik alaca n da unutmamak gerekir. Keynes in, gelir da l m etraf ndaki fikirlerini yay m- 695

10 Kaldor un Da l m Modeli lamas ndan çok sonra Boulding, bu görüflün etkisinde kalarak bir makro-ekonomik da l m modeli kurmaya giriflmifltir. Yazara göre, milli gelirin ücretler ile ücret d - fl gelirler aras nda da l fl yaln zca toplu sözleflmelere, ücret pazarl klar na ve giriflimcilerin kabiliyetlerine ba lanamaz. Bu konuda, etkili olan, ekonomideki yat r m, tasarruf ve likidite tercihi kararlar d r. Boulding, bu fikirlere dayanarak bilanço türü bir s n fland rma ve analiz flekli kullan p, ekonomik sistemin temel özdeflliklerini yazma yoluna gitmifltir. Yazara göre, milli gelir, toplumun elindeki aktiflere yap lan katk lardan ibarettir. Da l m analizi bu katk lar n ekonomideki s n flar aras nda nas l paylafl laca n aç klamaya çal fl r. Robinson ise, kurmaya çal flt makro ekonomik da- l m modelinde, toplumdaki çeflitli gruplar n yat r m ve tüketim kararlar n n, ücretleri etkileyerek, uzun dönemde milli has lan n emek ile di er faktörler aras nda nas l bölünece ini belirledi ini ileri sürmüfltür. Yazar, teknik ilerlemenin gelir da l m na etkisini de ele alarak incelemifltir. Boulding ve Robinson, ça dafl anlamda makro ekonomik da l m modellerini kurmaya girifltiklerinden, klasik büyüme ve da l m modelleri ile Keynes sonras modeller aras nda bir köprü kurmufllard r. Keynes çi varsay mlar üzerine kurulan Boulding ve Robinson modelleri, efektif talebe önemli bir yer vermekle birlikte, afl r tan msal olduklar ndan, faktör pay oranlar n n seyri sorununa büyük bir aç kl k getirememifllerdir. Makroekonomik de iflkenler aras ndaki iliflkileri fonksiyonel kavramlardan yoksun özdefllikler halinde sunduklar ndan, bu modeller iktisadi de iflmeleri aç klamada yetersiz kalm fllard r. Keynes çi araçlar ve özellikle çarpan kavram n, bir gelir da l m teorisi kurma yolunda en etkin kullanan Kaldor olmufltur. Yazar, analizine her ne kadar Keynes çi diyorsa da, modeli, Harrod-Domar büyüme modelinin bir bak ma gelifltirilmifl bir fleklinden ibarettir. Bilindi i gibi, Harrod-Domar modeli, büyümenin, nüfus art fl ve teknik ilerleme gibi d fl (eksojen) de iflkenlere ba l oldu u tam istihdam durumundaki ekonomileri ele alan bir uzun dönem denge teorisidir. Bu anlamda, zaman içinde tam istihdam durumunu devam ettirmek için gereken yat r m miktar da bir d fl de iflkendir. ktisadi büyüme, üstel bir fonksiyona ba l olarak düzgün bir h zla yürümektedir. Bu nedenle, bütün ekonomik de iflkenler de ayn h zla büyümekte ve aralar ndaki oranlar de iflmez kalmaktad r. Yani k saca ekonomik sistem, bütün makro oranlar de iflmez kalarak büyümektedir. Harrod-Domar modeline göre, nüfus art fl h z da do- al büyüme h z veri iken sistemi dengeli büyüme durumunda tutacak tek bir tasarruf oran vard r. Bu oran, ekonomideki çeflitli s n flar n tasarruf e ilimlerinin tart - l olmas d r. Makro ekonomik gelir da l m burada konuya girmektedir. Çünkü, yukar da ad geçen tart lar gelirden s n flar n ald klar paylardan baflka bir fley de ildir. Kaldor modelinde, ücretlilerle sermayedarlar n tasarruf fonksiyonlar veri ise, kâr pay oran, yat r m/has la oran n n fonksiyonudur. Yat r mlar modelde bir d fl Kaldor un Da l m Modeli de iflken olarak yer almakta ve bu de iflkenle ilgili davran flsal iliflkiler konu d fl b rak lmaktad r. Kaldor a göre bu nokta, Keynes çi teorinin anavarsay mlar ndan biridir. Madem ki dengede tasarruflar mutlaka yat r mlara eflit olmaktad r, flu halde gelir düzeyini ve bu gelirin da- l fl n belirleyen etken, yat r m kararlar d r; yoksa tam tersine, yat r mlar etkileyen, gelir düzeyi ve gelir da - l m de ildir. E er ekonomi tam istihdam s n r nda -yani gelir düzeyi veri- ise, yat r mlarda meydana gelecek bir art fl, tasarruf-yat r m eflitli i tekrar kuruluncaya kadar kâr marjlar n n artmas na neden olacakt r. Keynes çi da l m modelinin arkas ndaki varsay mlarla Harrod-Domar tipi uzun dönemli denge teorilerinin varsay mlar aras nda yak n bir ilgi vard r. Bu varsay mlar flöyle s ralanabilir. Ekonomi tam istihdam durumundad r, yani gelir düzeyi veridir. Tam istihdama varmak için gerekli fizik yat r m, bir d fl de iflkendir. Büyüme üstel bir fonksiyona ba l olarak düzgün bir h zla yürümektedir. Bu nedenle, bütün makro-ekonomik de iflkenler aras ndaki oranlar (örne in yat r m/has la, tasarruf/has la oranlar ve kâr haddi) de iflmez bir niteli- e sahip olmaktad r. Nüfus art fl veridir. Ekonomi nötr teknik ilerleme halindedir. Yani faiz haddi ayn kald kça, sermaye/has la oran da de iflmeyecektir. Ücret ve kâr gelirlerinden yap lan tasarruflar, bu gelirlere ba layan tasarruf fonksiyonlar veridir. Marjinal tasarruf e ilimleri ortalama e ilimlere eflittir. Kâr geliri elde edenlerin marjinal tasarruf e ilimi, ücretlilerinkinden büyüktür. Reel ücretler belli bir geçinme düzeyinin, kâr haddi de sermayedarlar yat r ma yöneltecek minimum bir düzeyin alt na düflemez. flçiler ya da iflçi sendikalar, artan yat r mlar dolay - siyle elde ettikleri gelirde meydana gelecek azalmalara kârfl direnmemektedirler. Model, tasarruf-yat r m eflitli inden hareket ederek, kâr pay oran n yat r m/has la oran na fonksiyonel olarak ba lamaktad r. Ekonomideki kâr, faiz ve rant gelirleri toplam k saca kâr terimi ile adland r lmaktad r. Kapal bir ekonomide faktör fiyatlar yla milli has la (Y), kâr gelirleri (P) ile ücret gelirlerinin (W) toplam na eflittir. Y = P + W Kârlar n yap lan tasarruflara (S p ) ve ücret geliri elde edenlerin tasarruflar na (S w ) ait fonksiyonlar flöyle yaz labilir: S p = s p P S w = s w W Burada S p ve S w koefisyonlar marjinal (= ortalama) tasarruf e ilimlerini göstermektedir. Tasarruf-yat r m eflitli i I = S = S p + S w = s p P + s w W = s p P + s w (Y-P) = (s p - s w ) P + s w Y 696

11 Kaldor un Da l m Modeli denklemi ile belirtilebilir. Denklemin her iki yan Y ile bölünüp kâr pay oran (ve dolay siyle ücret pay oran ) yat r m/has la oran n n fonksiyonu olarak yaz labilir. Modelin geçerlili i, I/Y oran n n, belli s n rlar içinde ba ms z de iflken olarak kullan l p kullan lamamas na ba l d r. Ayr ca I/Y oran n n, s p ve s w deki de iflmelere karfl duyarl l k göstermemesi gerekir. I/Y nin ba ms z de iflken oldu u ve ekonominin tam istihdam durumunda bulundu u varsay l rsa, parasal ücret düzeyi ile iliflkili olarak fiyat düzenini belirleyen etken, efektif taleptir.yat r mlarda ve dolay s yla toplam talepte meydana gelen bir art fl, fiyatlar ve kâr marjlar n yükseltecek, reel tüketimi azaltacakt r. Yat r mlarda ve sonuç olarak efektif talepte bir düflme ise, ücret düzeyine oranla fiyatlar afla yönde harekete geçirecek ve böylece reel tüketimde, yat r mlardaki daralmay giderecek bir art fl meydana getirecektir. fiu halde, fiyatlar n ve kâr marjlar n n fleksibl oldu u varsay l rsa, sistem devaml olarak tam istihdam dengesinde karar k lacakt r. Yukar da verilen varsay mlar aras nda bulunan S p > S w eflitsizli i kararl l k kofluludur. E er kâr geliri elde edenlerin tasarruf e ilimi, ücretlilerin tasarruf e iliminden küçükse (S p < S w ), fiyatlarda meydana gelecek herhangi bir azalma, talebi de daraltacak ve böylece fiyatlarda, ikinci kademede yine bir düflme görülecektir. Fiyatlardaki bir yükselme ise, ters yönde olmak üzere, yine böyle bir kümülatif etki yaratacakt r. Sistemin kararl l k derecesi, marjinal tasarruf e ilimleri aras ndaki farka, yani 1/(S p - S w ) oran na ba l d r. Bu orana gelir da l m duyarl k koefisyan ad verilebilir; çünkü 1/(S p - S w ) ifadesi, yat r mlar de iflirken göreli kâr pay nda meydana gelecek dalgalanmalar n s n r n çizmektedir. Tasarruf e ilimleri aras nda fark ne kadar küçük olursa, 1/(S p - S w ) oran da o kadar yüksek olacak ve I/Y deki küçük bir de iflme, P/Y üzerinde büyük bir etki yaratacakt r. flçiler, ellerine geçen gelirin tamam n tüketim için harcarlarsa, gelir da l m denkleminde S w = 0 kondu- unda, ya da baflka bir deyiflle, 1 P = S p P 1 1 S = _ w Y S p - S w Y S p - S w P 1 I = Y S p Y eflitli ine var l r. Yani, çarpan etkisi yaln zca ve kârlar, yat r mlarla ad geçen s n f n tüketim harcamalar toplam na eflit olur. flçilerin tasarruf e ilimleri s f rdan büyükse, toplam kâr da bu tasarruf miktar kadar azalacakt r. Bunun yan nda, s w büyüdükçe kârlar n, yat r m düzeyindeki de- iflmelere karfl duyarl artacakt r. Kaldor un Da l m Modeli Harrod tipi büyüme modelinden yararlan larak, yat - r m/has la oran n n ö eleri, büyüme h z ve sermaye/has la oran terimleriyle tan mlanabilir. Yat r mlar, sermaye stokundaki bir art fl ifade etti inden, I/Y oran K/Y fleklinde de yaz labilir. Bu ifade Y/ Y = 1 oran ile çarp ld nda I = K Y = ky Y Y Y eflitli ine var l r. Burada K/ Y ya da k, marjinal sermaye/has la oran n, Y/Y ya da y ise, do al büyüme h - z n belirtmektedir. Yine Harrod modeli terimleriyle, bu büyüme h z eksojen olarak nüfus art fl ve teknik ilerleme ile belirlenmektedir. Ekonomi devaml olarak tam istihdam durumunda büyüyorsa, son denklemdeki y, tam istihdam tavan büyüme h z n, yani Harrod anlam nda do al büyüme h z n göstermektedir. Harrod un ortalama tasarruf oran ile ilgili denklemi ise, I Y s = (s p - s w ) P + sw Y halini alacakt r. Yani asl nda, gelir da l m n n dikkate al nd bir büyüme modelinde tasarruf oran, sermaye/has la oran gibi eksojen bir de iflken de ildir. Bu oran, gelirin ücretler ile kârlar aras nda da l fl ile belirlenmektedir. Bununla birlikte sistemde, (ky) ile (s) aras nda devaml bir uyuflmazl k durumu olamaz. Kâr marj fleksibl ise, gelir da l m ndaki uygun de iflmeler yoluyla bu iki büyüklük birbirine eflit duruma gelecektir. Baflka bir deyiflle, P/Y deki dalgalanmalar, eninde sonunda gerekli büyüme h z n (y w ) do al büyüme h z na eflit k lacakt r. Bu eflitleme mekanizmas n n aç klamas flöyle yap labilir: Harrod un ana denkleminden ve son eflitlikten yararlan larak, Y w = s = k (s p - s w ) yaz labilir. Teknik ilerlemenin dikkate al nmad bir durumda, sermaye/has la oran (k) de iflmez varsay labilir. fiu halde, gerekli büyüme h z n n (y w ) de iflmesi için, son denklemin sa yan nda, paydan n de il pay n de iflmesi gerekmektedir. Tasarruf e ilimleri (S p ve S w ) veri oldu una göre, pay n de iflmesi de kâr pay oran nda (P/Y) meydana gelecek dalgalanmalara ba l d r. Örne in, e er (y w < (yn) ise, bu durumda yat r mlar ve dolay s yla I/Y oran yükselecektir. Bu yükselme de sonuç olarak göreli kâr pay n art racak ve bu durum (y w ) = (y n ) oluncaya kadar devam edecektir. (y w ) < (y n ) durumunda ise, bu mekanizma tersine iflleyecektir. Sonuç olarak, (y w ) = (y n ) eflitli i sa lan ncaya kadar gelir da - l m devaml olarak de iflecek ve bir kez bu eflitli e var ld m, eksojen de iflkenler de iflmez kald kça, gelir P Y k + sw 697

12 Kaldor un Da l m Modeli da l m da, kararl bir nitelik kazanacakt r. Bütün bu aç klamalar, ekonomide, düzgün bir büyüme h z na varma yolunda kendili inden bir e ilimin varolaca anlam na gelmez. Konjonktür dalgalanmalar - n n nedeni, yine de, s ile ky aras ndaki eflitli i sa layacak ayarlama mekanizmas n iflleyiflinden do maktad r. Yukar da esaslar aç klanan model, görüldü ü gibi, kâr pay oran n (P/K), kâr haddini (P/kY) ve reel ücret haddini (W /L=w ), yat r m/has la oran n n (I/Y) fonksiyonu olarak ele almaktad r. I/Y oran da, P/Y ve W/Y de iflmelerinden etkilenmeyen ba ms z bir de iflken olmal d r. Bu ba ms zl k varsay m, ancak flu s n rlar içinde tutarl d r: 1) Reel ücretler belli bir geçim düzeyinin alt na düflemez. Bu en az geçim düzeyi ile ilgili minimum ücret haddi W ve istihdam hacmi de L ise, W/L > W ve P/Y< Y - w L/Y Y yaz labilir. 2) Kâr pay oran da, giriflimcileri yat r ma yöneltecek minimum kâr haddi ile fiili kâr haddi aras nda, afla- da verilen eflitsizli i sa layacak düzeyden afla düflemez. P/kY > r Burada r, minumum risk oran n belirtmektedir. 3) Sermaye üzerinden hesaplanan minimum kâr haddinden ayr olarak, bir de y ll k ciro üzerinden hesaplanan minimum kâr haddi kavram üzerinde durulabilir. Bu kâr haddi, piyasada eksik rekabet koflullar n n yürürlükte olmas ndan dolay ortaya ç kmaktad r. fiu halde, ad geçen minimum kâr haddi ile ilgili olarak, kâr pay oran tekel derecesi nden (m) büyük olmal d r. P/Y > m (2) ve (3) koflullardan hangisi büyükse, modelde o koflul uygulanacakt r. 4) Yat r m/has la oran n n (I/Y) kâr haddindeki de- iflmelerden ba ms z olabilmesi için, sermaye/has la oran n n da ad geçen de iflmelere karfl duyarl olmamas gerekir. Tersi durumda, k daki de iflmeler ky (= I/Y) yi de de ifltirecektir. Asl nda, baz durumlarda kâr pay oran ya da kâr haddi, sermaye/has la oran n etkileyebilir. Örne in, sermayeden tasarruf sa layan üretim tekni- inden, emekten tasarruf sa layan tekni e geçildi inde kârlarda bir art fl meydana gelmesi olas l varsa, P/Y ile k aras nda ba lant kurulmufl olur. Çünkü, ücret-fiyat iliflkilerinin veri oldu u bir durumda, üreticiler devaml olarak kâr haddini maksimize edecek üretim tekni ini aramaktad rlar. Büyüme h z da veri ise, üreticilerin bu tutumu, I/Y oran n ve dolay s yla kâr pay oran n etkileyecektir. P/Y de meydana gelecek bir art fl, k y ve sonuç olarak I/Y oran n azaltacakt r. E er k n n P/Y oran ndaki de iflmelere karfl duyarl fazla ise, kâr pay oran n n belirlenmesini modeldeki denklemler ile aç klamak art k olanaks z hale gelir. Böyle bir durumda, bir Kaldor un Da l m Modeli yandan k ile P/Y aras ndaki teknik iliflki kâr pay oran - n etkilerken, öte yandan tasarruf denklemi, I/Y ve k y belirlemektedir. Öyleyse, modelin ifllemesi için, sermaye/has la oran n n ba ms z ve eksojen bir de iflken olarak, ele al nmas gerekir. K = k Yukar da ele al nan bu dört koflul sa lanmad sürece, modelin iflleyifli de iflir. Örne in, ücretler W > w L s n r alt na düflerse, Ricardo ya da Marx modeline dönüflmüfl olur ve Keynes çi de il, klasik büyüme mekanizmas harekete geçer. kinci ve üçüncü koflullar n sa lanmad bir durumda ise, tam istihdam varsay m tutars z hale gelir. Büyüme süreci bozulur ve bir durgunluk dönemine girilir. Bununla birlikte, bütün bu koflullar sa lansa bile sistem, k sa dönemde tam istihdam sa lamaya yeterli fleksibiliteye her zaman sahip olmayabilir. Çünkü örne in, reel ücretler afla ya do ru fleksibl de ildir. Yat r mlar artarken, iflçiler ve iflçi sendikalar, ücret gelirlerinde meydana gelecek bir azalmay kabule kolayca yanaflmazlar. Bu durum afla da ele al nacakt r. Yukar da temel ilkeleri gözden geçirilen sistemi uzun dönemde dengede tutan belirli bir gelir da l m vard r. Bu özellik, modele eklenen denklemler yard - m yla incelenmeye çal fl ld. Fakat, böyle bir denge durumunun varl n ortaya koymak yeterli de ildir. Ayr - ca, denge gelir da l m n n iktisadi bak mdan anlaml olabilece i s n rlar ve sistemi devaml olarak dengede tutacak koflullar da belirtmek gerekir. Modelin tutarl ve anlaml olaca s n rlar yukar daki bölümlerde tart fl ld. Burada as l üstünde durulmak istenen nokta, sistemi devaml dengede tutabilecek mekanizman n özellikleridir. E er, denge yat r m harcamalar gerçeklefltirilirken, toplam arz n toplam talebi aflt ya da ondan geri kald durumlarda, sistemi yeniden dengeye sokacak bir mekanizma varsa, ad geçen denge noktas kararl olacakt r. Yani, efektif talep yetersizli i ya da fazlal oldu u zaman, fiyat düzeyi kendili inden, ekonomideki ücret düzeyine (ya da kâr marjinal) göre alçal p yükselebiliyorsa, sistem dengeden ayr ld kça yine bu denge noktas na dönmeye e ilimli olacakt r. Büyüme süreci boyunca, yat r m-tasarruf eflitli i sa lan yorsa, kâr pay artacak, yat r mlar n tasarruflardan az oldu u durumlarda ise, bu pay azalacakt r. Bu karfl l kl iliflkiler, cebirsel olarak flöyle gösterilebilir: d ( P ) = f ( I - S ) dt Y Y Y f (0) = 0 f > 0 Bu denkleme göre, kâr pay oran n n (P/Y) zaman içindeki seyri, yat r m/has la oran ile tasarruf oran aras ndaki fark n fonksiyonudur. E er bu fark s f r, yani I/Y=S/Y ise, d(p/y)/dt türevi de s f r olacakt r. Baflka bir deyiflle, tasarruflar yat r ma eflit oldukça, P/Y nin zaman içindeki seyri de iflmeyecektir. f(0) = 0 flart, bu durumu göstermektedir. I/Y ile S/Y aras ndaki fark büyüdükçe, 698

13 Kaldor un Da l m Modeli kâr pay oran artan bir yol izleyecektir. f > 0 koflulu da bu noktaya iflaret etmektedir. Baflka bir deyiflle, kâr pay oran n n zaman içindeki seyri, I/Y - S/Y ifadesinin artan bir fonksiyonudur; I/Y ile S/Y aras ndaki fark ve P/Y, ayn yönde hareket etmektedir. Son eflitlik diferansiyel bir denklem olup, kâr pay ndan sapmalara göre çözüldü ünde, kararl denge koflulu olarak d(i/y) < d(s/y) d(p/y) d(p/y) eflitsizli ini verir. Bu eflitsizli e göre, sistemin devaml dengede kalabilmesi için P/Y nin denge de erinden sapmalar na karfl I/Y nin gösterece i reaksiyon, S/Y reaksiyonundan küçük olmal d r. Fakat, modelin ana varsay mlar ndan ç kan sonuç fludur: Kâr pay oran, yat - r m/has la oran n etkileyemez: çünkü, I/Y oran ndaki I unsuru, büyüme süreci boyunca tam istihdam durumunu devam ettirmek için gereken yat r m olarak tan mlanmakta ve sistem d fl nda teknik ilerleme ile nüfus art fl h z taraf ndan belirlenmektedir. fiu halde, son eflitsizlikte d(i/y) = 0 d(p/y) yaz labilir. Bu durumda, kararl denge koflulu, d(s/y) > 0 d(p/y) durumuna gelir. Son eflitsizlik, tasarruf fonksiyonlar ndan yararlan larak d ( S ) = d (Sw W Sw Pw +Sc P-Pw ) > 0 d(p/y) Y d(p/y) Y Y Y fleklinde yaz labilir. K sa dönemde, faiz haddinin, kâr haddine ayak uydurulabilmesi güç oldu undan, iflçilere giden kâr pay (P w ) de iflmez. Bu durumda, d d(p/y) ( S ) = Sc-Sw> 0 Y o l a c a k t r. Sermayedarlar n tasarruf e iliminin, iflçilerinkinden büyük olmas gerekti ini belirten bu eflitsizlik, zaten daha önce, k sa dönem kararl denge koflulu olarak modelin ana varsay mlar aras nda yer alm flt. Uzun dönemde ise, iflçilerin kâr pay art k de iflmez kalamaz. Bu durumda, kararl denge koflulu, Sc > 0 eflitsizli i ile gösterilebilir. Yani, tam istihdam koflulunu sa layacak yat r mlar n gerçekleflti i ve fiyatlar n ücretler karfl s nda fleksibl oldu u bir sistemde, kararl denge için, sermayedarlar n tasarruf e iliminin s f rdan büyük olmas gerekir ve yeter. Bu kararl denge koflulu, modelin ekonomik bir anlama sahip olabilmesi için konulan s n rlar d fl nda bile rahatça gerçekleflebilir. Kaldor un Da l m Modeli Ekonominin tam istihdam koflullar içinde bulundu- u bir durumda, toplam has lan n, ücretlerle kârlar aras nda nas l da laca n, Keynes çi araçlar yard m yla inceleyen Kaldor modeli, gerek varsay mlar, gerek iflleyifli bak m ndan çeflitli elefltirilere hedef olmufltur. Bu elefltirilerin bafll calar, flöyle s ralanabilir: Kaldor modeli, eksojen yat r m düzeyi ile ekonomideki s n flar n farkl tasarruf e ilimlerinin veri oldu u bir sistemde, tam istihdam kâr pay n aç klamaktad r. Modelin denge koflulu, ex-ante ya da ex-post, tasarruf yat - r m eflitli idir. Aç klamalarda, yat r mlarla ilgili herhangi bir davran flsal iliflki yeralmamaktad r. Kâr pay oran n n, denge noktas nda, yat r m/has la oran na eflit olmas gerekir. Oysa, yat r m/has la oran veridir. Mademki kâr pay oran dengede önceden bilinen bir oran eflit hale getirecektir; flu halde da l m sorununu aç klamaya yarayacak böyle bir model bir anlam tafl mayacakt r. Bütün eksikliklerine karfl n neo-klasik da l m modeli genel bir teoridir. Ekonomideki faktörler, sonsuz say - da grupland r lsalar bile, neo-klasik model bu gruplar aras nda gelirin nas l da laca sorununa yine bir fl k tutabilir. Kaldor modeli ise, faktörleri iki s n fa ay rarak ele ald için, genellik niteli ini yitirmektedir. Ekonomide ve toplumda iki s n f bulundu u kabul edilse bile, bu s n flar n tan mlar ve aralar ndaki ay r m, üretim yönünden de il de farkl tasarruf e ilimleri aç - s ndan ele al nd için, baz belirsiz durumlarla karfl lafl lmaktad r. Örne in, sermayedar giriflimcilerin tasarruf e ilimi ile iflçilerin tasarruf e ilimi birbirine eflit ise, modelin ana denklemi çözülemez duruma gelir. Çünkü, ekonomik s n flar n tan m, yaln zca tasarruf e ilimlerine dayanmaktad r. Tasarruf e ilimleri ayn olunca, s n flar aras nda da fark kalmayacakt r. Faktörleri tasarruf e ilimlerine göre s n flamak, ikinci bir güçlük daha yaratmaktad r. E er giriflimcilerin ve iflçilerin tasarruf fonksiyonlar do rusal de ilse, sistemin çözümü tek de ildir. Bu kez de, çeflitli çözümlerden hangisinin seçilmesi gerekece i sorunu ortaya ç kmaktad r. flçilerin tasarruf e ilimlerinin sermayedarlar nkinden yüksek oldu u bir durumun mikro-ekonomik temeli tart flmal olmakla birlikte, modele göre önemli teorik tutars zl klar yarataca aç kt r. Ana denkleme göre, (S w )>(S c ) halinde, yat r m/has la oran artarken, kâr pay oran azalmakta ve giderek denge noktas ndan uzaklafl lmaktad r. Durumun Kaldor modeli mant na dayan larak aç klamas yap lmak istenirse, efektif talepte bir art fl meydana geldi i zaman fiyatlar n düflece ini kabul etmek gerekir. Modelde, fiyatlarla ücretler aras ndaki iliflki, veri olarak al nm flt r. Ancak bu durumda çarpan gelir da l m - n belirleyebilir. Bu iliflkiden de kastedilen fludur: Parasal ücretler veri iken, fiyatlar, istihdam düzeyinin fonksiyonudur. Üretim fonksiyonu da veri ise, bu fonksiyonel iliflki belirlenebilir. Ekonomide eksik istihdam varsa, ücret düzeyine göre fiyat düzeyini belirleyen, efektif talep olacakt r. Tam istihdama ulafl ld ktan sonra, efektif talep fiyat düzeyini do rudan etkiler. Fonksiyonel iliflki 699

14 Kaldor un Da l m Modeli art k, ücretle fiyat düzeyi aras nda de il, taleple fiyat aras ndad r. Toplam talep belli bir h zla artarken, fiyatlar n da ücretlere göre, flu veya bu oranda artaca na dair kesin bir fley söylenemez. Bu nedenle, gelir da l m da belirlenemez bir durumda kal r. Yat r m/has la oran n n modele ba ms z bir de iflken olarak sokulmas da, elefltirilen noktalardan biridir. Fakat gerekti inde bu Keynes çi varsay mdan vazgeçilerek, yat r m düzeyinin endojen bir de iflken olarak ele al nd makro-ekonomik da l m modelleri kurulabilir. Bundan dolay, yat r m/ has la oran n n ba ms zl konusunda yap lan elefltiriler üzerinde fazla durmamak gerekir. Tasarruf e ilimlerinin de iflmez birer koefisyan olarak ele al nmas ise, kolayl kla savunulabilecek bir nokta de ildir. Örne in (S w ) yi de iflmez olarak kabul etmek demek, büyüme s ras nda meydana gelecek de iflikliklerin, iflçilerin tüketim harcamalar n etkilemeyece ini varsaymak demektir. Modelde, pay oranlar n n seyri ile tasarruf e ilimleri aras ndaki yak n ilgi, iflçiler ve iflverenler taraf ndan bir strateji arac olarak kullan labilir. Örne in iflçiler, ortalama ve marjinal tasarruf e ilimlerini yükselterek, pay oranlar n art rabilirler. Bunun için de, sendika liderlerinin, üyeler aras nda yo un bir tasarruf propagandas yapmalar gerekir. flçi sendikalar pasif durumda iken, sermayedarlar n da, tasarruf e ilimlerini küçülterek, pay oranlar n art rmak olanaklar vard r. Fakat, her iki taraf da, tasarruf e ilimlerini azalt p ço altarak, paylar n karfl l kl kontrol etmeye kalk fl rlarsa, art k, Keynes çi teorinin denge mekanizmas de il, oyun teorisinin kurallar ifllemeye bafllayacakt r. Asl nda, modeldeki bütün bu zay f noktalar n nedeni, Y = P + W iliflkisinin, ex-post bir özdefllik olarak ele al nmas d r. Oysa, kârlar ve ücretler, milli gelirin ayr ayr fonksiyonudur. P = P (Y) W = W (Y) Bu durumda, Y = P + W iliflkisi de, Y = P (Y) + W (Y) haline gelmektedir. E er modelde bu iliflki, marjinal ürün ilkesi kullan lmadan elde edilebilseydi, gerçekten neo-klasik da l m modelinin yerini alan yeni bir teori kurulmufl olacakt. Bir ekonomide denge gelir da l m - n bulabilmek için, hem çarpan hem de marjinal ürün ilkesinden yararlanmak gerekmektedir. Marjinal ürün ilkesini kullanmaktan kaç nmak için tam istihdam varsay m na s nmak, da l m sorununun çözümünde yard mc olamamaktad r. Bütün bu elefltirilere karfl n, modelin, neo-klasik gelir da l m teorisinin birçok eksik noktalar n ortaya ç - kard ve pay oranlar n n seyri ve büyüme aras ndaki ilgili analizlere yeni bir hava getirdi i gerçektir. Bir piyasa ekonomisinde, herhangi bir faktörün fiyat n n, marjinal ürününden yüksek olmas na olanak yoktur. Bu bak mdan, modelin neo-klasik teoriyle çat flt bir nokta da bulunmamaktad r. Fakat, neo-klasik modelde, faktör Kaldor un Da l m Modeli fiyatlar n n marjinal ürünlerden düflük olamayaca na dair aç k bir kan t da yoktur. Yani asl nda marjinal ürün ilkesi, faktör paylar na bir maksimum s n r çizmekte ve fakat bu s n r alt nda baflka ekonomik güçler taraf ndan denetlenen pay oranlar n n belirlenmesinde, mutlak bir role sahip bulunmamaktad r. Modelin yaln zca iki faktörü al p, gelirin bu faktörler aras nda nas l da laca n aç klamaya giriflmesi de genellik niteli inin kaybolmas na bir kan t de ildir. Bütün makro ekonomik modellerde göze çarpan bu basitlefltirilmifl ay r m flekli, makro düflünce sisteminin mant ile ilgilidir. Fikirler, basit bir aç klama fleklinin çerçevesi içine oturtulurken, birbirleriyle ve ekonominin bütünüyle olan iliflkileri ayr nt l bir flekilde ele al nacak makro de iflkenler gelifligüzel seçilmezler. De iflkenlerin seçiminde, kapitalist bir sistemin ana davran fllar dikkate al n r. Örne in, Kaldor modelinde, da l m sorunu yaln zca kâr ve ücret pay bak m ndan ele al nmakta, ba ms z de iflken olarak da yat r m/has la oran seçilmektedir. Bunun nedeni aç kt r; yat r mlar, gelir hesab ndan de il de sermaye hesab ndan yap lan harcamalarla yak ndan ilgili oldu u sürece, cari gelir ak m n n yat r mlar etkilemedi ini varsaymakta bir sak nca yoktur. Analizlerde, yaln z iki üretim faktörüne yer vermek de, denge mekanizmas anlat m na bir aç kl k getirmektedir. Çünkü mekanizman n temelini oluflturan efektif talep yetersizli i ya da fazlal, bu faktörlerin gelirlerini ters yönlerde etkilemekte ve böylece sistem tekrar dengeye girmektedir. Bunun da nedeni, faktörlerin tasarruf meyillerinin birbirinden farkl olufludur. Ayr ca, modeldeki çeflitli koefisyanlar n bölünebilirlik ve de iflebilirlik özelliklerinden yararlanmak için de, üretim faktörlerini genifl anlamda tan mlamak gerekir. Örne in, faktörler dar anlamda tan mlan p, modellerdeki de iflkenlerin say s artt kça, marjinal ürün ilkesi bile anlams z duruma gelmektedir. flçilerin ve sermayedarlar n, modelin ortaya koydu- u gerçeklerden faydalanarak kendilerine bir strateji seçmeleri halinde, gelir da l m n n, ancak oyun teorisi gereklerine göre belirlenece i noktas do rudur. Model, her iki s n f n da, tasarruf e ilimlerini art r p azaltmak için giriflime geçmedi i bir durumda geçerlidir. Tersi durumda, iki yanl, monopol koflullar geçerli olacakt r. Fakat, ayn nokta, bütün da l m teorileri ve modelleri için vard r. ster Ricardo ve Marx, ister neo-klasik da l m modelinde olsun, üretim faktörleri pay oranlar n belirleyen güçlerin ne oldu unu farkedip ona göre karfl l kl stratejiler uygulamaya bafllay nca, bütün bu modeller ifllemez hale gelir. Zaten ücretler ve kârlar, iflçi ve iflveren örgütlerinin karfl l kl pazarl klar na göre tespit ediliyorsa, sorun nitelik de ifltirerek, bir makro ekonomik modelin çerçevesi d fl na ç kar. Keynes çi gelir da l m analizi, birçok önemli, pratik sonuç içermektedir. Bu nedenle modele, gerçekte neyin olufltu unu aç klamaya çal flan bir davran flsal teoriden çok, büyüme s ras nda tam istihdam durumu devam ettirilecekse, nelerin oluflmas gerekti ini belirten bir düflünce sistemi olarak bakmak gerekir. Tam istihdam 700

15 Kaldor un Vergi Projesi koflullar n devaml olarak sa layacak yat r m veri ise, sistemi dinamik olarak bu tam istihdam durumunda tutacak tek bir gelir da l m var demektir. fiu halde, modelin sonuçlar sistemin, kendili inden tam istihdam halini koruyup korumayaca bak m ndan ele al nmal d r. E. Alkin Kalecki Michal Kaldor un Vergi Projesi [Alm. Steuerprojekt von Kaldor] [Fr. Projet d impôt de Kaldor] [ ng. Kaldor s tax project] Nicholas Kaldor, 1961 y l nda planl ekonomiye geçilirken Türkiye ye dan flman olarak ça r lm fl, Devlet Planlama Teflkilat n n iste i üzerine Türkiye de vergi reformu sorunlar üzerinde çal flma yapm fl ve bu konuda bir raporu zaman n hükümetine sunmufltur Nisan nda sunulan rapor, kalk nma politikas - n n mali yönleri ve kaynaklar n yeniden tahsisi konusunda öneriler getirmektedir. Bu önerilerden en önemlisi, ziraatin vergilendirilmesi dir. Raporun bu konuya iliflkin bölümleri flöyle özetlenebilir: Ziraatin flu ya da bu yolla vergilendirilmesi, iktisadi kalk nman n h zlanmas nda kritik bir role sahiptir. Çünkü, ancak zirai sektörün do rudan do ruya vergilendirilmesi yoluyla, kalk nma için gerekli tasarruf arz arzu edilen ölçüde artacakt r. Türkiye de ise, Cumhuriyet in ilan yla, daha önce tüm vergi yükünü çeken zirai s n f n bu yükü azalt lm fl, harp ve enflasyon sonucu eskinin tersine, zirai sektör hiç verg i l e n d i r i l m e m i fl t i r. Oysa 1936 dan 1960 a kadar ülkenin çeflitli bölgelerinde ve arazi de erlerinde ortalama art fl % 50 oran nda olmufltur. Buna karfl l k al nan vergi 1960 ta sadece % 0,3 e ulaflabilmektedir. Bu esaslardan hareket eden Kaldor Raporu nda, gelir vergisinin Türkiye gibi ülkelerde yeterli olamayaca, ziraatin orijinal bir vergi ile vergilendirilmesi önerisi getirilmektedir. Bu vergi, Osmanl mparatorlu u nun Âflar ndan ve Cumhuriyet döneminin Arazi Vergisi nden bafll ca iki bak mdan farkl bir vergidir: a) Matrah, milli muhasebe için yap lan tahminlerde oldu u gibi, her bölgenin her arazi tipinin ortalama safi zirai has las d r. Yani ne piyasa de erine, ne de topra n gayri safi has las na dayan r. b) Bu vergi, artan oranl d r. Çiftçinin sahip oldu u arazinin miktar hesaba kat l r. Böylece, toprak parças - n n fiili has las ndan çok potansiyel has la s na dayan r. Potaniyel has la ile kastedilen, topra n ortalama bir verimle iflletilmesi halinde yarataca has lad r. Böylece bölgeye ve arazi tipine göre istihsali ortalamadan afla olan verimsiz çiftçi cezaland r lm fl, buna karfl l k verimli çiftçi teflvik edilmifl olacakt r. Böyle bir vergi uygulamas için flu öneriler, raporda yer almaktad r. Milli muhasebe gereklerine uygun olarak, tarif edildi- i flekilde, safi zirai has la, 67 ilin her biri ve gerekli olan yerlerde iller için yap lan tâli bölümün her biri için ayr olarak tahmin edilmelidir. Her ildeki, gerek halen üretimde bulunan ve gerek büyük yat r m harcamalar n gerektiren ifllenebilecek arazi miktar tahmin edilmelidir. Arazi gelir idaresindeki memurlar, komisyon halinde çal flarak her ilde, ilin arazisinin il baz k ymeti ile olan iliflkisini saptamal d r. Saptanan de erlerin ortalamas baz k ymete eflit olacak flekilde yap lmal, bu yap l rken ildeki sulu, k raç arazi miktar, topra n kalitesi gibi faktörler dikkate al nmal d r. Her bölgeye, vergi geliri bak mdan de il, verginin çeflitli oranlarda uygulanaca arazinin safi has las bak - m ndan tahakkuk ettirilecek belirli bir hedefin verilmesi, yeni bir özelli i oluflturmaktad r. Her il topraklar için gerçek de erlere göre s n fland rma yap l ncaya kadar, vergi baz k ymet üzerinden al nmal d r. Bu sistemin getirdi i de ifliklik, her miktar arazinin sürekli özelliklerini gösteren de erlendirilmesinin, bulundu u bölge ortalamalar na göre yap lmas d r. Fiili oranlar, ailenin (gelir vergisinin kabul etti i aile reisi, efl ve çocuklar ndan ibaret aile) sahip oldu u arazinin toplam miktar na göre artan biçimde uygulanmal - d r. Bu artan oranlar, safi has lan n hemen hemen % 6 s - n bulan bir milli ortalama sa layacak flekilde tespit edilmelidir. Artan oranl l kta oranlar, arazinin de er ve kalitesi dikkate al nmaks z n, hektar ölçüsüne dayand r lmak yan nda, sadece hektara de il, topra n her hektar - n n de eri de göz önünde bulundurularak düzenlenmelidir. Bunun için de, zirai arazilerin y ll k ortalama milli de erini saptamak ve milli ortalaman n yard m ile hesaplanan belirli bir toplam de ere dayanan kriterle de- ifltirmek, basit bir yol olarak kabul edilmektedir. Raporda ayr ca, böyle bir verginin toprak reformu konusunda bir araç olarak kullan labilece i vurgulanmaktad r. Zira, marjinal de il, sadece fiili vergi oranlar - n n uygulanmas yetecektir. Böylece, örne in, 55 hektara sahip olan bir kimse için 5 hektar sat p 50 hektarl k kategoriye düflmek faydal olabilecek ve toprak da l m eflitli i sa lanabilecektir. Raporda, böyle bir sistemin iflleyebilmesi için, her ilin safi zirai has las n n çok güvenilir, ayr nt l istatistiki tahminlere dayand r lmas gere i ve bunun güçlü ü üzerinde durulmakta, verginin ziraatin vergilendirilmesi aç s ndan tafl d orjinal önem vurgulan rken, kâr ve sermaye vergileri hakk nda öneriler de yer almaktad r. Vergi has lat n art rmak için de baz tavsiyelerde bulunulmakta, bu arada kurumlar, gelir, bina, veraset ve intikal vergileriyle karayollar n kullananlar n vergilendirilmesi, ithalat lisans harçlar, iktisadi devlet teflekküllerinin fiyat politikas konular nda baz öneriler ve Vergi Reform Komisyonu Raporu üzerine görüfller de yer almaktad r. Kaldor Raporu, çeflitli elefltiri ve yorumlara aç lm fl, günümüzde tarihi de er tafl yan bir rapordur. (Bkz. Nic - holas Kaldor ) G. Coflkun Kalecki, Michal ( ) Michal Kalecki ekonomik teoriler tarihine bugün Key- 701

16 Kalecki, Michal nes çi olarak tan d m z düflünceleri Keynes ten daha önce bulmufl olmas yla geçmifltir. Bununla beraber ekonomi alan nda tümüyle orijinal katk lar da vard r. Kalecki nin modeli Keynes inkine çok benzemekle birlikte teorisinin statik de il dinamik bir yap da olmas, milli gelirin dalgalanmalar yla kârlar ve ücretler aras ndaki paylafl m konusundaki fikirleri, Keynes inkinden daha geçerli ve ça dafl topluma daha uygundur. Keynes in yank uyand ran General Theory si 1936 da yay nland. Kalecki ise Keynes in analitik sisteminin bafll ca ö elerini daha 1933 te keflfetmiflti. Kalecki, kendi tarz nda makro ve mikro ekonomi ayr m ndan kaç nd. Modelinde firmalar n eksik rekabet flartlar içinde çal flt klar n varsayd ; gelir bölüflümüne modelinde önemli bir yer verdi. Ekonomik sistemin dinamik özelli ine dikkat çekti, ve aç k ekonomiyle ilgilendi. Keynes in teorisi bugünkü stagflasyon olgusunu anlamakta yetersiz kalmaktayken, Kalecki nin sistemi bu olguyu kavramak isteyenler için gerekli bafllang ç noktalar n sa lad. Kalecki resmi bir ekonomi ö renimi görmedi. Bu konuda tümüyle kendi kendini yetifltirdi. Varflova ve Gdansk politekniklerinde mühendislik e itimi gördü; ancak mezun olamad. Ekonomik teoride ak mlar n tart flmalar n n tümüyle d fl nda yetiflti. Kalecki nin 1936 öncesi yaz lar genellikle Lehçe dir. ngilizce ve Frans zca olanlar da hayli teknik bir dille yaz lm flt r. Ge - neral Theory nin yay nlanmas ndan sonra Cambridge i ziyaret eden Kalecki, Keynes in genç yard mc lar na kendi fikirlerini açmas na ra men, bundan Keynes e bahsetmedi. Bu yüzden Kalecki nin önceli i kamuoyu taraf ndan ancak Keynes in ölümünden sonra duyuldu. Kalecki nin katk lar, özellikle bugün Keynes çi fikirlere yöneltilen elefltirilerin ço unun bu katk lara karfl geçersiz oldu u düflünülürse, daha da önem kazan r. Kalecki nin bu bak mdan özellikle önemli katk lar n flöyle s ralamak mümkündür: Keynes in tam rekabet modelini kullanmas na karfl l k, Kalecki eksik rekabet ve oligopol teorisini kulland. Bu bak mdan onun teorisi daha gerçekçidir. Kalecki ayr ca maliyetin belirledi i ve talebin belirledi i fiyatlar birbirinden ay rd. Maliyet ile sat fl aras ndaki fark n ne kadar yüksek olaca n ise tekel derecesinin yo unlu una, piyasadaki eksik rekabetin miktar na ba lad. Tekel derecesinin yo unlu u ona göre, bölüflümü, etkileyen di er etkenler ihmal edilmemek flart yla makro bölüflümü anlamakta bir anahtar rolü oynuyordu. Kalecki nin kâr teorisi ücretlilerin kazand klar n n tümünü harcay p tasarruf etmedikleri, müteflebbislerin ise harcad klar kadar kazand klar varsay m na dayan r. Böylece müteflebbislerin kârlar onlar n yat r m ve tüketimlerine ba l d r. Kalecki nin tüketim fonksiyonunu ele al fl da geleneksel teoriden hayli farkl d r. Temel psikolojik kanun a de il, s n flar n farkl tüketim tarzlar na sahip oldu u varsay m na dayan r. Kalecki nin modeli daha çeflitli ekonomik olgular kapsamakla kalmaz, fakat bu olgular hareket halinde bir Kalecki, Michal süreç olarak tan mlar. Modelini uzun dönemli bir yaklafl mla oluflturmufltur. Kalecki efektif talep teorisine Keynes gibi çarpan modeli ile yaklaflmad. Bunun yerine konjonktür dalgalar teorisini kulland. Kalecki ye göre cari yat r mlar önceki dönemin yat r mlar ndan fazlaysa, kâr haddi yükselecek, bu ise gelecek dönem için kâr beklentilerini art racak, artan kâr beklentileri sonucu yat r m talebi artacak, artan yat r mlar da geliri art racakt r. Kalecki burada yat r m n kararlaflt r lmas ile onun gerçeklefltirilmesi aras nda bir ayr m koymufl ve bunu modelinde zamansal bir fark olarak göstermifltir. Yat r m n böyle bir gelir yarat - c etkisi, ekonomik refah n temelini teflkil ederek, bir sonraki dönem içinde yeni yat r mlar teflvik ederken, yat r mlar n yeni kapasite yarat c etkisi, süreci ters yönde etkiler. Her yeni yat r m üretici kapasiteye yeni bir fleyler katar. Yeni makineler daha eski teçhizatla rekabet eder. Böylece yeni yat r mlar n art fl durur. Bunun bir sonucu olarak kâr hadlerindeki yükselifl de durur ve kâr hadleri giderek düflmeye bafllar. Konjonktürel yükselifl durmufl, yerini gerileme dönemi alm flt r. Yani ekonomik büyüme gerilemenin tohumlar n içinde tafl r. Kalecki bu konjonktür teorisini birçok kez düzeltip gelifltirdi. Eserin, 1930 depresyonundan etkilenmifl ilk fleklinde, kapasite yarat c etkinin olumsuzlu u vurgulanm flken, sonradan bunu yeni icatlar n kâr beklentilerini art r c etkisiyle dengeledi. Kalecki ye göre müteflebbisin sahip oldu u sermaye miktar, onun d flardan borç olarak sa layaca mali imkânlar belirleyece inden ötürü önemlidir. Müteflebbis genellikle borç alma kapasitesinin tümünü kullanmak istemez. Zira baflar s z bir yat r m yapt nda yüksek bir borç/öz sermaye oran onu çok daha fazla zarara sokar; hattâ mülkünü kaybetmeye dek götürür. Bu firman n ölçüsünü ve yat r m kararlar n belirleyen önemli bir etkendir. Buna karfl l k e er firma içi tasarruflar-amortismanlar, da t lmayan kârlar yüksekse bu olumlu bir durumdur. Zira d flardan bulunan kayna n risk art r c etkisi bunlar için söz konusu de ildir. Kalecki hükümetin tam istihdam sa lay c politikalar uygulayabilece ini gördü. Ona göre müteflebbislerin devlet müdahalesine olan kal t msal korkular, aç k bütçe uygulamalar na enflasyon korkusundan ötürü karfl ç kmalar beklenmeliydi. Böylece resesyon had safhadayken devletten yard m istemelerine ra men, durum biraz düzeldi inde hükümet müdahalesine engel olacaklard. Bu nedenle ekonomi bir durup bir yürüyecek, konjonktür dalgalar daha yumuflak biçimde sürüp gidecektir. Kalecki, 1955 y l na dek Birleflmifl Milletler de görev ald ; daha sonra Polonya ya döndü ve ekonomik dan flman olarak hizmet etti perspektif plan için öneri haz rlad ; ancak bu, daha sonra haz rlad alternatif planlar n tümü gibi hükümetçe reddedildi. Sosyalist bir toplum için büyüme teorisi, azgeliflmifl ülkelerin sorunlar, modern kapitalizmin teorisi gibi ko- 702

17 Kal nt nularda da ekonomik teoriye katk larda bulunan Kalecki, saf matematikle de ilgilendi ve say teorisine önemli bir katk yapt. (Bkz. Keynes, Büyüme Modelleri, J. Robinson) fi. Özgencil Kal nt (Bkz. Art k Metodu) Kalifiye flgücü (Bkz. Vas fl Emek) Kalite Kontrolu [Alm. Qualitätskontrolle] [Fr. Contrôle de qualité ] [ ng. Quality control] flletme yönetiminin yerine getirmek zorunda oldu u görevlerden biridir. Pazar araflt rmas ndan ürün dizayn na, üretim aflamas ndan sürüme kadar tüm iflletme faaliyetlerini ilgilendirir. Kalite kontrolu kavram çeflitli ifllevleri içermektedir; bunlardan en önemlisi, üretilen mallar n istenilen nitelikleri tafl y p tafl mad n n saptanmas için yap lan muayene dir. Kalite, al fl lm fl anlam ile en iyiyi ifade etmez; genifl anlamda amaca uygunluk derecesi fleklinde tan mlan r ki, bu da mal kullanacak olan kiflinin ihtiyaç ve ödeme olanaklar na göre belirlenebilir. Bu aç klamalardan, kalite kontrolunun sadece muayene ya da fabrikan n bir bölümünde sürdürülen faaliyetler olmad anlafl lmaktad r. Kalite kontrolu, tüketici gereksinimlerini en ekonomik düzeyde karfl lamay amaçlayan, mühendislik ve üretim özelliklerinden oluflan bir sistem olarak tan mlanabilir. Kalite kontrolunda üç ana aflama söz konusudur. Ürünün dizayn safhas ndaki, tüketici ve pazar olanaklar yla teknolojik olanaklar içeren kontrol, Gelen malzemenin kontrolu, Üretim aflamas nda bitmifl ürünün kontrolu. Kalite kontrolu, dizayn, üretim mühendisli i, malzeme teknolojisi bilgilerinden ve ölçme tekniklerinden yararlan r. Günümüzde etkin ve ekonomik bir kontrol düzeni kurulmas n sa layan istatistiksel kalite kontrol yöntemleri gelifltirilmifltir. Yukar da s ralananlar, kalite kontrolu araçlar d r. Kalite kontrolu, iflçisinden genel müdürüne kadar tüm personelin kademeli sorumluluk tafl d, mamul tasar m ndan, hammadde girifline ve imalattan mamul ambar na, hattâ mamulün tüketiciye ulaflmas ndan sonras na kadar, her aflamada gerçeklefltirilen bir faaliyetler toplulu udur. As l sorun, bir firmada toplam kalite kontrolu ad n verdi imiz sistemi kurmak ve çal flanlar, kaliteye ancak bu yolla ulafl labilece i konusunda bilinçlendirmektir. F. Bilgino lu Kalk nma [Alm. Entwicklung] [Fr. Développement] [ ng. Develop - ment] Kalk nma Ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasal yap lar n n de iflerek insan yaflam m n maddi ve manevi alanda ilerlemesi ve giderek toplumun refah n n artmas d r. Bu bak mdan kalk nma, sadece genel say larla belirlenen ekonomik büyümeyi içermekle birlikte bunu aflmakta, baflka bir deyiflle GSMH daki h zl art flla belirlenen ekonomik büyüme yan nda, afla da s ralanan ekonomik ve sosyal de iflimleri de kapsamaktad r. Bu geliflmeler flöyle s ralanabilir: Ulusal gelir da l m n n daha dengeli bir biçime do ru yönelmesi, Ülke kaynaklar n n, toplumsal yap n n koflullar na uygun biçimde kullan lmas n sa layacak gerçek bir sanayi toplumuna geçilmesi, Üretim artarken, her kesimde üretim biçimi ve iliflkilerinin köklü bir de iflim geçirerek verimlili in yükselmeye bafllamas, Altyap lar ve sosyal yat r mlar n sadece ülkenin belirli yörelerine de il, özellikle geri kalm fl yörelerine do ru yönlendirilmesi, Beslenme sorununun sa l kl beslenme koflullar na uygun olarak gerçeklefltirilmesi, E itim sorununda, geleneksel e itim düzeyinden, ülkenin uzun dönemli insan gücü gereksinmesine yan t verecek biçimde, ça dafl teknolojik bilgiyi de kapsayan bir düzeye yönelinmesi, Ülkenin maddi varl artarken, halk n yaflam n n manevi yönden de zenginleflip, kültürün yayg nlaflmas, vb. Görüldü ü gibi kalk nma kavram sadece say sal büyümeyi de il, ayn zamanda nicel de iflimin yan nda nitel dönüflümleri de içermektedir. Bütün bu de iflimler, hiç kuflkusuz, genel boyutlar geniflli ine çizilen bir sanayileflme ile mümkün olabilecektir. Yaln z burada sanayileflmeyi sadece belirli sanayi mallar n n üretilmesi olarak görmemek, sanayileflmenin sosyo-ekonomik bir de iflim süreci oldu unu ve giderek toplumun siyasal ve kültürel yap s n etkiledi ini bilmek gerekir. Gerçekten de sanayileflme ile birlikte geleneksel toplum kendini aflmakta ve sanayi toplumuna dönüflmektedir. Ancak bu dönüflümün tüm ö eleri ve kurallar ile kendi içinde tutarl olabilmesi için sanayileflmenin, ba ml l ktan ve yüzeysellikten giderek ar nmas, toplumda kökleflmesi ve kendi kendine geliflebilir olmas gerekir. Geliflmekte olan ülkelerin kalk nma dönemlerinde meydana gelen yap sal ekonomik de iflmelerden baz lar flöyle aç klanabilir: Ulusal gelir içinde tar msal kesimin pay giderek azal rken sanayi kesiminin pay yükselmektedir. Örne in, geleneksel tar m yap s ndaki bir ülkede, tar m n pay %50, sanayiin pay % 10 iken, ülke sanayilefltikçe bu paylar tar mda % 20, sanayide % 35 olur. Daha sonra ise bu oranlar tar m için % 10 un alt na düfler; sanayiin pay ise % 35 in üstüne ç kar. Di er taraftan tar mda çal flanlar n aktif nüfus içindeki pay azalmakta, buna karfl l k sanayide çal flanlar n pay artmaktad r. Örne in, sanayileflmenin ilk dönemin- 703

18 Kalk nma Kalk nma de tar mda çal flan nüfus % 80, sanayideki % 10 iken, ileri aflamalarda bu oranlar % 25 ve % 40 olmaktad r. (Bu oranlar ülkemiz için % 55 ve % 15 tir.) Ayr ca sanayileflme süreci içinde imalat sanayiinin yap s da giderek de iflmektedir. malat sanayiinde tüketim mal üreten alt kesimin pay giderek azalmakta, buna karfl l k yat r m mal üreten alt kesimin pay artmaktad r. Kalk nma süreci içinde yukar da baz lar na de inilen ekonomik yap sal de iflimler yan nda meydana gelen di- er geliflmeler de flöyle aç klanabilir: Kalk nma salt sanayi kesimine özgü bir olay olmad - ndan, kalk nmaya bir bütün olarak yaklaflmak ve kalk nman n sanayileflme ile iç içe oldu unu anlamak gerekir. Gerçekten dinamik bir niteli e sahip olan sanayileflme, gerek 18. ve 19. yy larda Bat Avrupa ve Amerika da ve gerek günümüzün geliflen ekonomilerinde, hem ekonomik hem de toplumsal ve siyasal yap larda birbirine benzer de iflmeler meydana getirmifltir. Bu de iflmelere ekonomik aç dan, kesimlerin birbirleriyle olan iliflkileri göz önüne al narak yaklafl ld nda, sanayi kesiminin geliflmesinin, di er kesimleri etkiledi i görülmektedir. Örne in, tar m kesimi hem hammadde üretti i, hem de sanayi ürünlerine bir pazar oldu u için zorunlu olarak geliflmek durumundad r. Zaten sanayi geliflmeden tar - m n geliflmesi olanaks zd r. Zira modern tar m n gereksinme duydu u traktör, gübre vb. üretiminin gerçekleflmesi için sanayinin geliflmesi gerekir. Di er taraftan, sanayi geliflirken ülkedeki fiansal sorunlar n çözümünde geleneksel banka sistemi yetersiz kalmaktad r. Bu nedenle para piyasas nda yeni geliflime uygun reformlar gerekmektedir. Bu ekonomik yap de iflimi devletin ifllerli ine ve sorumluluklar na yeni boyutlar getirmektedir. Yap sal de iflmeler: Toplumsal yap daki de iflmelerin en önemlisi iflçi s n f n n do uflu ve örgütlenmesidir. Bu yeni örgütlenme biçimleri toplumsal ve siyasal iliflkileri büyük ölçüde etkilemektedir. Di er taraftan orta s n f n geliflmesi, sosyal gruplar aras nda organik bir ba kurulmas ve aile bireylerinin ekonomik güce ve özgürlü e kavuflmas sonucu, ataerkil aile yap s da çözülmeye bafllamaktad r. Her fleyi devletten bekleyen, âdeta kendilerini onun vesayeti alt nda hisseden kifliler giderek bireyci ve özel giriflimci olmaktad rlar. Yeni meslekler ortaya ç kmaktad r. Sosyal yap da meydana gelen önemli bir de ifliklik de, k rsal yöreden gelenlerin kentlere iyi uyum sa layamayan gecekondulara yerleflmesidir. Gecekondu, sanayileflme sürecinin meydana getirdi- i bir olgudur. Siyasal yap daki de iflmeler ise flöyle de erlendirilebilir: flçi s n f n n büyümesi ve örgütlenmesi, partiler yelpazesinde de de iflmelere neden olmaktad r. Partiler art k belirli iktisadi görüfllere yönelmek zorunda kalmakta, sosyal s n flar n ve ekonomik kesimlerin partiler üzerindeki etkisi daha çok hissedilmektedir. Kalk nma döneminde ortaya ç kan sosyoekonomik, siyasal vb. yap sal de iflmelere kalk nman n maliyeti denilebilir. Zira bu kabuk de ifltirme, a r s z olmamaktad r. Eski dokunun yeni bir dokuya dönüflmesi olarak nitelendirilen bu geliflme, özellikle geleneklere ba l tutucu gruplarda büyük tepkilere yol açmaktad r. Zira geleneksel toplumlar n modern üretim tekniklerine karfl tutumlar, genellikle olumsuzdur. Ayr ca yerleflik ç karlar gözetmek isteyen tutucu toplumsal ve siyasal güçler, bunlar kaybetmemek için kalk nmay ellerinden geldi- ince engellemeye çal flabilirler. Zira kalk nmay sadece fabrika kurmak anlam yla ele al p, sanayi toplumu olman n toplumsal ve siyasal sonuçlar n kabul etmek istemezler. Bugünün sanayi toplumlar, kalk nma devriminin sanc lar n, o dönemdeki iktidarlar n bu bunal mlar iyi de erlendirip ona göre davranmalar ile giderebilmifllerdir. Kalk nma lkeleri: Kalk nmak için, yeni sanayi toplumuna geçmede uygun bir ekonomik, sosyal ve siyasal yap kurabilmek için, kalk nma ilkelerinin saptanmas gerekir. Bu temel ilkeler flunlard r: Sanayileflme için gerekli kaynaklar toplumun geliflme amaçlar na uygun ölçüde ve biçimde yarat lmal ve kullan lmal d r. Kaynaklar iki yönden ele al nabilir. Birincisi do al kaynaklar, yat r m mallar, hammaddeler gibi fiziksel yön, di eri ise tasarruflar gibi parasal yöndür. Kalk nman n parasal yönü olarak, tasarruflar yeni iç kaynaklar bulunarak yükseltilmeli ve bunlar üretken alanlara yöneltilmelidir. Tasarruflar n yükseltilmesinde en önemli nokta toplumdaki gösterifl tüketiminin s n rland r lmas d r. Tar m ile sanayi aras ndaki iliflkide, yani kesimler aras sermaye de ifliminde, tar mdaki kaynaklar n sanayi yat r mlar na yönlendirilmesinde dikkatli davranmak gereklidir. Sanayileflmenin fizik yönünü meydana getiren yat - r m mallar, ara mallar, hammadde, enerji vb nin toplumun geliflme amaçlar na uygun bir biçimde yarat lmas ve kullan lmas ise, özellikle do al kaynaklar n tükenmesi aç s ndan büyük bir önem tafl maktad r. S n rs z ekonomik büyüme amac içinde bulunan dünya ekonomisinde, s n rl kaynaklar n daha ne kadar yetece i endiflesi dünya kamuoyunda art k gündemde olan bir konudur. Bu aç dan de erlendirildi inde, kalk nman n reel cephesini oluflturan do al kaynaklardan tüm ulusun en verimli biçimde yararland r lmas gerçe i aç kça ortaya ç kmaktad r. Bunun için de en gerçekçi yol do al kaynaklar üzerindeki devlet etkinli inin art r lmas d r. Sanayi toplumuna geçiflte en önemli ö elerden biri olan enerji üretiminin, kurulmufl sanayi iflletmelerinin bir gün enerjiden yoksun kalmamas için, mutlaka do al kaynaklara ve yeni teknolojilere dayanmas gerekmektedir. Sanayide kullan lan kaynaklar n ve olanaklar n verimli bir biçimde de erlendirilmesi, iflgücü verimlili ine dayan r. Ayr ca iflletmelerin en iyi flekilde planlanmas, yat r mlar n gecikmeden bitirilmesi, ürünlerin pazarlanma olanaklar n n iyi saptanmas, üretim düzeyinde savurganl n önlenmesi ve özellikle sanayi kurulufllar n n tam kullan mla çal flmas, ülke kaynaklar n n etkin kullan lmas nda ön planda gelen konular olmaktad r. 704

19 Kalk nma Bankalar Sanayi toplumuna geçifl olgusu, toplumun tümüne birden ve dengeli olarak yans t lmal d r. Sanayi yat r mlar - n n belirli yönlerde toplanmas dengeli geliflmeye ters düflebilir. Geri kalm fl yöreleri kapsam na alacak ve devlet taraf ndan saptanacak özendirici önlemler, altyap ve sosyal yat r mlar n dengeli biçimde da t lmas n mümkün k lacakt r. Ulusal sanayileflmede gerek insan ve madde kayna olarak ülkede, gerekse üretim girdileri ve teknoloji bak - m ndan d fl ekonomik iliflkilerde gereken önlemleri almak, sanayiin kendi kendini gelifltirmesi aç s ndan büyük önem tafl r. Kalk nman n gereksinme duydu u düzeyde ve yetenekte insan gücünün ülkede yetifltirilmesi için, e itimi geleneksel yap s ndan ay r p ça dafllaflt rmak gerekir. Üretim girdileri ve teknoloji aç s ndan d fla ba ml l azaltmak ise, d fl girdi kullanmayan üretim dallar n gelifltirmek ve ülkenin olanaklar na uygun teknolojiler oluflturmakla mümkündür. Bunlar n yan nda, kalk nman n kendi kendine geliflme düzeyine eriflebilmesi için do urgan sanayilere, yani gerek girdileri, gerekse ç kt lar bak m ndan yeni yat r mlar etkileyen sanayi dallar na öncülük verilmelidir. Bu arada yat r m mallar ve ara mallar sanayiinin h zla gelifltirilmesi, bunlar kullanacak yeni yat r mlara olanak sa layacakt r. Kalk nma, giderek iflsizli e çözüm getiren boyutlara eriflmelidir. Bu bak mdan, teknolojik gereklere uygun olmas kofluluyla, emek-yo un, yani daha fazla iflçi çal flt ran sanayilere öncülük verilmesi gereklidir. Baz alanlarda teknolojik aç dan az insan çal flt ran sanayiler kurulmas gerekiyorsa, bunlar aras ndan istihdam art - racak sanayilere (do urgan olanlara) a rl k verilmelidir. Kalk nma, geleneksel tar m toplumunun sanayi toplumuna geçmesi demek oldu una göre, bu geliflimin yap - sal de iflimleri içeren bir plan içinde gerçekleflmesi gerekir. Haz rlanacak plan n uygulanmas nda, demokratik yöntemlerle etkin disiplin sa lanmal d r. Kamu hizmetlerinin ve altyap lar n toplum yarar na yönlendirilmesi devletin sorumlulu u alt nda olmal d r. Kalk nma sadece, ekonomide ve üretimde yeni bir aflamaya geçifl de il, toplumsal, siyasal ve kültürel bir de iflim sürecidir. Kalk nmaya bu aç dan bak ld nda, geleneksel toplumun kalk nmayla birlikte kendini aflarak yeni bir topluma dönüfltü ü kolayl kla görülebilecektir. (Bkz. Dengeli Kalk nma, Dengesiz Kalk nma, Kalk nma Kutuplar, Kalk nmada Öncelikli Yöreler, Sa - nayileflme) A. lkin Kalk nma Bankalar (Bkz. Kalk nma ve Yat r m Bankalar ) Kalk nmada Öncelikli Yöreler [Alm. Regionen mit Entwicklungspriorität] [Fr. Régions prioritaires de développement] [ ng. Regions with deve - lopment priority] Geliflmekte olan ülkelerde genifl uygulama alan bulan yat r m politikalar ndan biri de, yat r mlara co rafi ön - Kalk nma Kutuplar celik tan yan kalk nmada öncelikli yöreler yaklafl m d r. Bölgesel geliflme sorunlar n n çözümü için önerilen bu politika ile gerçeklefltirilmek istenen, tarihi süreç içinde çeflitli sosyo-ekonomik nedenlerle yöreler aras nda meydana gelmifl geliflmifllik farklar n n uzun zaman içinde giderek azalt lmas ve potansiyel kaynaklar olan yörelerin düzenli bir flekilde geliflmesinin sa lanmas d r. Özellikle kalk nma aflamalar s ras nda, piyasa ekonomisinin bir sonucu olarak yöreler aras nda çeflitli dengesizlikler ortaya ç kmaktad r. Bu dengesizlikleri ortadan kald rmak, en az ndan s n rlayabilmek için, sanayileflmenin azgeliflmifl bölgeleri de kapsayacak biçimde yayg nlaflt r lmas na çal fl lmaktad r. Bu noktada, kalk nmada öncelikli yöreler politikas n n uygulanaca yörenin seçimi önem kazanmaktad r. Liberal ekonomi politikas uygulamalar nda, ekonominin do al geliflmesi do rultusunda yat r m projeleri konusu ve kurulufl yeri seçmede yat r mc kurulufllar serbest b rak lm flt r. Kalk nmada öncelikli yöreler olgusu, ülkemizde Üçüncü Befl Y ll k Kalk nma Plan nda kurumsallaflt r - larak uygulama alan na konulmufltur. Planda, sanayide yap de iflikli i, sektörel iliflkiler, üretim hedefleri ve öncelikler, uzun dönemde geliflmenin gerektirdi i alt yap gereksinimi göz önünde tutularak, kalk nmada öncelikli yörelere yöneltilecek sanayiler saptanm flt r. A. lkin Kalk nma Kredisi [Alm. Entwicklungskredit] [Fr. Crédit de développe - ment] [ ng. Development credit] Kalk nma kredileri, geliflmekte olan ülkelerde s nai geliflmeyi h zland rmak ve sanayi sektörüne uzun vadeli fon sa lamak amac yla aç l r. Kalk nma kredileri kârl ve rasyonel yat r mlar finanse ederek, yeni yat r m alanlar na yönelen devlet kuruluflu ve özel flirketlerin projelerine verilmektedir. (Bkz. Kalk nma Bankalar ) A. lkin Kalk nma Kutuplar [Alm. Entwicklungspolen] [Fr. Pôles de croissance ] [ ng. Economic development poles] Kalk nma kutuplar modelinde, sanayileflme sürecinde ortaya ç kan yöresel ekonomik farkl laflma nedeniyle kaynaklar n, di er bir deyiflle sermayenin etkin kullan - m amaçlanmaktad r. Kalk nma kutuplar modelinin savunucular ndan F. Perroux ekonomik kalk nman n ülkenin her yerinde ayn zamanda gerçekleflemeyece ini, baz bölgelerin öncelik kazanarak kutuplaflman n olaca n ileri sürmektedir. Gerçekten de, kalk nma döneminde ülkelerin belli yöreleri ön plana ç kmaktad r. Japonya da Tokyo ve Osaka, Portekiz de Lizbon, Fransa da Paris, Türkiye de stanbul birer kutuplaflma örne idir. Kutuplaflma olgusu hiçbir zaman bir rastlant sonucu de il, ekonomik koflullar sonucu oluflmaktad r. ktisadi ünitelerin faaliyetleri nedeniyle fonksiyonel 705

20 Kalk nma Kutuplar Kalk nma Stratejisi bir bütünleflmeye giderek bir kutup oluflturmas n n bafll ca nedenleri flunlard r: Üretimin o mala olan talebin bol oldu u yerde gerçeklefltirilmesi, özellikle mal n piyasaya kolay ve ucuz arzedilmesinde önemli rol oynamaktad r. Dolay s yla pazar n büyüklü ü üretimin belli bölgelerde toplanmas na neden olmaktad r. Üretim yerinin yol, su, elektrik gibi altyap olanaklar - n n bulundu u, hammaddeye yak n bölgelerden seçilmesi iflletmelerin kurulufl maliyetlerini düflürmektedir. Üretimde yan sanayi mallar n n önemli oldu u kurulufllar, bunlar n kolayca ve ucuz sa land ve kulland - teknolojiye uygun insan gücünün bulundu u bölgeleri kurulufl yeri olarak seçmektedir. flletmelerin, hastane, okul gibi büyük yat r m isteyen sosyal tesislerin bulundu u bölgelerde faaliyet göstermeleri, onlar büyük bir mali külfetten kurtard gibi, çevrenin geliflimi üzerinde de etkili olmas n sa lamaktad r. Görüldü ü gibi, firmalar n belli bölgelerde toplanmas, o bölgenin kutuplaflmas na, yani kalk nman n merkezî olmas na neden olmaktad r. Böylelikle bölgedeki iktisadi üniteler üzerinde etkili olunarak bölgenin geliflmesi sa lanmakta, dolay s yla statik denge bozulmak - tad r. Kutuplaflan bölgelerde hammadde, ara mal, tüketim mallar n n arz ve talebinin artmas nedeniyle gelirler yükselmekte, yeni yat r mlar yap lmaktad r. Bu yeni yat r mlar, di er bir deyiflle, yeni sanayiler, yeni iktisadi ünitelerin do mas na neden olmaktad r. Bölgenin böyle bir geliflime sahne olmas, tar m kesimine yeni ifl ve istihdam olanaklar yaratmas aç s ndan olumlu yönde etki yapmaktad r. Kalk nma kutuplar sadece kendi bölgeleri üzerinde etkili olmamakta; çevredeki yöreleri de etkileyerek bu bölgelerle aras nda mal ve iflgücü ak mlar n n do mas - na neden olarak çevrede ikinci derecede yeni merkezler oluflmaktad r. Kalk nma kutuplar n ülke ekonomisi aç s ndan de- erlendirdi imizde, çevredeki geleneksel yörelerin üretim faktörleri üzerinde çeflitli olumlu etkileri olmaktad r. Zira, bafllang çta kutuplaflman n oldu u yöredeki yetersiz iflgücü arz, geri kalm fl yörelerdeki iflgücü ile karfl - lanmaktad r. Emek faktöründe sa lanan bu mobilizasyon, geri yörelerdeki eme in marjinal veriminin artmas na neden olmakta, ayr ca bu bölgelerin refah da art - maktad r. Fakat bu etkileflim her zaman olumlu olmamakta, bölgeyi geriletici yönde de etkileyebilmektedir. Çünkü büyük çapta yap lan üretim, maliyetlerin düflmesine, dolay s yla aile iflletmelerinin ve el sanatlar n n gerileyerek durmas na neden olmaktad r. Ayr ca yetenekli iflgücünün kutuplaflman n oldu u bölgelere kaymas, hem üretimin kalitesinin düflmesine hem de iflsizli in bü - yümesine neden olur. Konuya Türkiye aç s ndan yaklaflt m zda, 1950 y - l na kadar hem sanayinin çok güçsüz olmas hem de uygulanan sanayi politikalar nedeniyle yöresel bir bütünleflmenin olmad gözlenmektedir den sonra uygulanmaya bafllayan liberal politikayla birlikte, özel kesim yat r mlar önce stanbul, daha sonra Marmara bölgesinde toplanarak bölgenin kutuplaflmas na neden olmufltur. Toplam yat r mlar n % 80 i stanbul, Kocaeli, Çukurova, Do u ve Güneydo u Marmara ve zmir bölgelerinde toplanm fl bulunmaktad r. malat sanayiinde yarat lan katma de erin 3/4 ü de bu bölgelerden sa lanmaktad r. Sanayileflmede belli bir düzeye var ld ktan sonra, kutuplaflman n da artmas ile birlikte bu bölgelerde çeflitli sosyo-ekonomik sorunlar ortaya ç kmaktad r. Kutuplaflan bölgelerde sanayi ünitelerinin giderek yo unlaflmas, üretim faktörlerinin kutuplaflmas na, yani maliyetlerin yükselmesine ve kentleflme, çevre kirlenmesi, enerji gibi sorunlar n ortaya ç kmas na yol açmaktad r. Geliflmifl ülkeler bu sorunlar önlemek amac yla, sanayileflmenin belli bir aflamas ndan sonra iktisadi kararlarda desantralizasyona girmektedirler. (Bkz. Kalk nma) A. lkin Kalk nman n Aflamalar Teorisi [Alm. Stufentheorie der wirtschaftliche Entwicklung] [Fr. Théorie des étapes du developpement économique] [ ng. Stages theory of economic development] Ekonomik kalk nman n birbirini izleyen süreçlerle tan mland n öne süren teoridir. Alman Tarihçi Okul undan Karl Bücher, 19. yy n ikinci yar s nda kalk nmay üç aflamaya ay rm flt : lk aflama, kapal aile ekonomisidir. Bu aflamada de iflim (mübadele) sürecine gelinmemifltir. Üretici ile tüketici aras nda mübadele meydana geldi i zaman, ikinci aflama olan flehir ekonomisi oluflmaktad r. Üçüncü aflama ise ulusal (milli) ekonomidir. Bu aflamada toptan ticaret ve piyasalar oluflmakta, üretici ile tüketici aras ndaki mesafe artmaktad r. Colin Clark ve Allen Fisher bu konuda üçlü bir ay - r m gelifltirmifllerdir. Uluslar hammadde üreticisi olarak önce tar m ve bal kç l k yaparlar, sonradan mamul mallar üretimine geçerler. En sonunda da, maddi birikimle, mal üretiminden hizmet üretimine do ru yo unlaflma olmaktad r. Özellikle üçüncü aflaman n daha erken bafllad öne sürülmüfltür. Nitekim, Türkiye de içinde olmak üzere birçok geliflmekte olan ülkede, hizmet sektörlerinde imalat sanayiinden daha fazla istihdam görülmektedir. Karl Marx da üç aflama üzerinde durmufl, toplumlar n feodalizmden kapitalizme, en sonunda da sosyalizme yöneldiklerini öne sürmüfltür. Walter Rostow ise ekonomik kalk nmada befl aflama bulundu u görüflündedir. Bu aflamalar flunlard r: (1) Geleneksel aflama, (2) Kalk fl n ön flartlar n n gerçekleflmesi, (3) Kalk fl, (4) Olgunlaflmaya gidifl, (5) Kitle tüketimi aflamas. D. Demirgil Kalk nma Stratejisi [Alm. Entwicklungstrategie] [Fr. Stratégie du dévelop - pement] [ ng. Development strategy] Azgeliflmifl ülkeler için kalk nma ile sanayileflme özdefl oldu undan, ço u zaman uygulamada kalk nma strateji- 706

Türkiye Odalar ve Borsalar Birli i. 3. Ödemeler Dengesi

Türkiye Odalar ve Borsalar Birli i. 3. Ödemeler Dengesi Türkiye Odalar ve Borsalar Birli i 3. Ödemeler Dengesi 2003 y l nda 8.037 milyon dolar olan cari ifllemler aç, 2004 y l nda % 91,7 artarak 15.410 milyon dolara yükselmifltir. Cari ifllemler aç ndaki bu

Detaylı

Türev Ürünlerin Vergilendirilmesiyle lgili Olarak Yay nlanan Tebli ler Hakk nda. BFS - 2012/03 stanbul, 30.01.2012

Türev Ürünlerin Vergilendirilmesiyle lgili Olarak Yay nlanan Tebli ler Hakk nda. BFS - 2012/03 stanbul, 30.01.2012 Türev Ürünlerin Vergilendirilmesiyle lgili Olarak Yay nlanan Tebli ler Hakk nda BFS - 2012/03 stanbul, 30.01.2012 Türev ürünlerin vergilendirilmelerine iliflkin aç klamalar n yap ld Maliye Bakanl Genel

Detaylı

ORHAN YILMAZ (*) B- 3095 SAYILI YASADA YAPILAN DE fi KL KLER:

ORHAN YILMAZ (*) B- 3095 SAYILI YASADA YAPILAN DE fi KL KLER: YASAL TEMERRÜT FA Z ORHAN YILMAZ (*) A- G R fi: Bilindi i üzere, gerek yasal kapital faizi ve gerekse yasal temerrüt faizi yönünden uygulanmas gereken hükümler, 19.12.1984 gün ve 18610 say l Resmi Gazete

Detaylı

F inans sektörleri içinde sigortac l k sektörü tüm dünyada h zl bir büyüme

F inans sektörleri içinde sigortac l k sektörü tüm dünyada h zl bir büyüme S GORTA KOM SYON G DER BELGES mali ÇÖZÜM 171 Memifl KÜRK* I-G R fi: F inans sektörleri içinde sigortac l k sektörü tüm dünyada h zl bir büyüme göstermifltir. Geliflmifl ekonomilerde lokomotif rol üstlenen

Detaylı

Para Arzı. Dr. Süleyman BOLAT

Para Arzı. Dr. Süleyman BOLAT Para Arzı 1 Para Arzı Bir ekonomide dolaşımda mevcut olan para miktarına para arzı (money supply) denir. Kağıt para sisteminin günümüzde tüm ülkelerde geçerli olan itibari para uygulamasında, paranın hangi

Detaylı

4/A (SSK) S GORTALILARININ YAfiLILIK AYLI INA HAK KAZANMA KOfiULLARI

4/A (SSK) S GORTALILARININ YAfiLILIK AYLI INA HAK KAZANMA KOfiULLARI 4/A (SSK) S GORTALILARININ YAfiLILIK AYLI INA HAK KAZANMA KOfiULLARI Resul KURT* I. G R fi Ülkemizde 4447 say l Kanunla, emeklilikte köklü reformlar yap lm fl, ancak 4447 say l yasan n emeklilikte kademeli

Detaylı

T ürk Gelir Vergisi Sisteminde, menkul sermaye iratlar n n ve özellikle de

T ürk Gelir Vergisi Sisteminde, menkul sermaye iratlar n n ve özellikle de KURUMLARDAN ELDE ED LEN KAR PAYLARININ VERG LEND R LMES VE BEYANI Necati PERÇ N Gelirler Baflkontrolörü I.- G R fi T ürk Gelir Vergisi Sisteminde, menkul sermaye iratlar n n ve özellikle de flirketlerce

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Emre HORASAN

Yrd. Doç. Dr. Emre HORASAN Yrd. Doç. Dr. Emre HORASAN Finansal Sistem; fonun arz ve talebini dengeleyen ve fonları zaman, miktar, vade ve kişiler bazında kullanılabilir hale getiren bir sistemdir. Finansal Sistemin görevleri: Malların,

Detaylı

B anka ve sigorta flirketlerinin yapm fl olduklar ifllemlerin özelli i itibariyle

B anka ve sigorta flirketlerinin yapm fl olduklar ifllemlerin özelli i itibariyle B anka ve sigorta flirketlerinin yapm fl olduklar ifllemlerin özelli i itibariyle bu ifllemlerin üzerinden al nan dolayl vergiler farkl l k arz etmektedir. 13.07.1956 tarih 6802 say l Gider Vergileri Kanunu

Detaylı

K atma de er vergisi, harcamalar üzerinden al nan vergilerin en geliflmifl ve

K atma de er vergisi, harcamalar üzerinden al nan vergilerin en geliflmifl ve ÖZEL MATRAH fiekl NE TAB ALKOLLÜ ÇK SATIfiLARINDA SON DURUM H.Hakan KIVANÇ Serbest Muhasebeci Mali Müflavir I. G R fi K atma de er vergisi, harcamalar üzerinden al nan vergilerin en geliflmifl ve modern

Detaylı

Öncelikle basın toplantımıza hoş geldiniz diyor, sizleri sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle basın toplantımıza hoş geldiniz diyor, sizleri sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Gümrük Ve Ticaret Bakanı Sn. Nurettin CANİKLİ nin Kredi Kefalet Kooperatifleri Ortaklarının Borçlarının Yapılandırılması Basın Toplantısı 24 Eylül 2014 Saat:11.00 - ANKARA Kredi Kefalet Kooperatiflerinin

Detaylı

2009 2010 Dönemi Piyasa Yapıcılığı Sözleşmesi

2009 2010 Dönemi Piyasa Yapıcılığı Sözleşmesi 2009 2010 Dönemi Piyasa Yapıcılığı Sözleşmesi Sözleşmenin tarafları Madde 1) İşbu Sözleşme, İsmet İnönü Bulvarı No:36, 06510 Emek / Ankara adresinde mukim Hazine Müsteşarlığı (bundan sonra kısaca Müsteşarlık

Detaylı

Soru ve Cevap. ÇÖZÜM Say : 93-2009 SORU 1:

Soru ve Cevap. ÇÖZÜM Say : 93-2009 SORU 1: Soru ve Cevap SORU 1: Hisse devir sözleflmesinin noterde onaylanmas aflamas nda al nacak noter harc n n flirket sermayesinin tamam üzerinden mi yoksa sat n al - nan toplam hisse bedeli üzerinden mi tahsil

Detaylı

KDV BEYAN DÖNEM, TAKV M YILININ ÜÇER AYLIK DÖNEMLER OLAN MÜKELLEFLER

KDV BEYAN DÖNEM, TAKV M YILININ ÜÇER AYLIK DÖNEMLER OLAN MÜKELLEFLER KDV BEYAN DÖNEM, TAKV M YILININ ÜÇER AYLIK DÖNEMLER OLAN MÜKELLEFLER Bülent SEZG N* 1-G R fi Katma de er vergisinde vergilendirme dönemi, 3065 Say l Katma De- er Vergisi Kanununun 39 uncu maddesinin 1

Detaylı

Aile flirketleri, kararlar nda daha subjektif

Aile flirketleri, kararlar nda daha subjektif Dr. Yeflim Toduk Akifl Aile flirketleri, kararlar nda daha subjektif flirket birleflmeleri ve sat nalmalar, türkiye deki küçük iflletmelerden, dev flirketlere kadar her birinin gündeminde olmaya devam

Detaylı

dan flman teslim ald evraklar inceledikten sonra nsan Kaynaklar Müdürlü ü/birimine gönderir.

dan flman teslim ald evraklar inceledikten sonra nsan Kaynaklar Müdürlü ü/birimine gönderir. TÜB TAK BAfiKANLIK, MERKEZ VE ENST TÜLERDE ÇALIfiIRKEN YÜKSEK L SANS VE DOKTORA Ö REN M YAPANLARA UYGULANACAK ESASLAR (*) Amaç ve Kapsam Madde 1- Bu Esaslar n amac ; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araflt

Detaylı

T evsik zorunlulu u Maliye Bakanl taraf ndan kay t d fl ekonomi ile

T evsik zorunlulu u Maliye Bakanl taraf ndan kay t d fl ekonomi ile mali ÇÖZÜM 133 ALACA IN TEML K HAL NDE VE AYNI ÖDEMELERDE TEVS K ZORUNLULU U Memifl KÜRK* I-G R fi: T evsik zorunlulu u Maliye Bakanl taraf ndan kay t d fl ekonomi ile mücadele amac yla getirilen uygulamalardan

Detaylı

BELGES Z MAL BULUNDURULMASI VEYA H ZMET SATIN ALINMASI NEDEN YLE KDV SORUMLULU U

BELGES Z MAL BULUNDURULMASI VEYA H ZMET SATIN ALINMASI NEDEN YLE KDV SORUMLULU U BELGES Z MAL BULUNDURULMASI VEYA H ZMET SATIN ALINMASI NEDEN YLE KDV SORUMLULU U Cengiz SAZAK* 1.G R fi Bilindi i üzere Katma De er Vergisi harcamalar üzerinden al n r ve nihai yüklenicisi, (di er bir

Detaylı

Merkezi Sterilizasyon Ünitesinde Hizmet çi E itim Uygulamalar

Merkezi Sterilizasyon Ünitesinde Hizmet çi E itim Uygulamalar Merkezi Sterilizasyon Ünitesinde Hizmet çi E itim Uygulamalar Hmfl. Sevgili GÜREL Emekli, Ac badem Sa l k Grubu Ac badem Hastanesi, Merkezi Sterilizasyon Ünitesi, STANBUL e-posta: sgurkan@asg.com.tr H

Detaylı

Eylül 2009 Finansal Sonuçları. Konsolide Olmayan Veriler

Eylül 2009 Finansal Sonuçları. Konsolide Olmayan Veriler Finansal Sonuçları Konsolide Olmayan Veriler Ülke Çapında Yaygınlık Halkbank 2008 y lsonundan itibaren açt 28 yeni flube ile flube a n geniflletmeye devam etmektedir. Yurtiçi flube say s 650 ye ulaflm

Detaylı

MKB'de fllem Gören Anonim fiirketlerin Kendi Paylar n Sat n Almalar Hakk nda Sermaye Piyasas Kurulu Düzenlemesi Hakk nda

MKB'de fllem Gören Anonim fiirketlerin Kendi Paylar n Sat n Almalar Hakk nda Sermaye Piyasas Kurulu Düzenlemesi Hakk nda MKB'de fllem Gören Anonim fiirketlerin Kendi Paylar n Sat n Almalar Hakk nda Sermaye Piyasas Kurulu Düzenlemesi Hakk nda BFS - 2011/08 stanbul, 25.08.2011 Sermaye Piyasas Kurulunun afla da yer alan 10.08.2011

Detaylı

KATILIM EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş ALTERNATİF İKİNCİ ESNEK (DÖVİZ) EMEKLİLİK YATIRIM FONU TANITIM FORMU

KATILIM EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş ALTERNATİF İKİNCİ ESNEK (DÖVİZ) EMEKLİLİK YATIRIM FONU TANITIM FORMU KATILIM EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş ALTERNATİF İKİNCİ ESNEK (DÖVİZ) EMEKLİLİK YATIRIM FONU TANITIM FORMU ÖNEMLİ BİLGİ BU TANITIM FORMUNDA YER ALAN BİLGİLER, SERMAYE PİYASASI KURULU TARAFINDAN 23.12.2015 TARİH

Detaylı

SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN. GYODER ZİRVESİ nde YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 NİSAN 2007 İSTANBUL

SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN. GYODER ZİRVESİ nde YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 NİSAN 2007 İSTANBUL SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN GYODER ZİRVESİ nde YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 NİSAN 2007 İSTANBUL Sözlerime gayrimenkul ve finans sektörlerinin temsilcilerini bir araya

Detaylı

KULLANILMIfi B NEK OTOMOB L TESL MLER N N KDV KANUNU KARfiISINDAK DURUMU

KULLANILMIfi B NEK OTOMOB L TESL MLER N N KDV KANUNU KARfiISINDAK DURUMU KULLANILMIfi B NEK OTOMOB L TESL MLER N N KDV KANUNU KARfiISINDAK DURUMU Bülent SEZG N* 1-G R fi: Bilindi i üzere 3065 say l Katma De er Vergisi Kanununun Verginin konusunu teflkil eden ifllemler bafll

Detaylı

2008 1. Çeyrek Finansal Sonuçlar. Konsolide Olmayan Veriler

2008 1. Çeyrek Finansal Sonuçlar. Konsolide Olmayan Veriler 2008 1. Çeyrek Finansal Sonuçlar Konsolide Olmayan Veriler Rakamlarla Halkbank 70 y l Kooperatif ve KOB kredilerinde 70 y ll k tecrübe ve genifl müflteri taban Halkbank n rekabette kuvvetli yönleridir.

Detaylı

G ünümüzde bir çok firma sat fllar n artt rmak amac yla çeflitli adlar (Sat fl

G ünümüzde bir çok firma sat fllar n artt rmak amac yla çeflitli adlar (Sat fl 220 ÇEfi TL ADLARLA ÖDENEN C RO PR MLER N N VERG SEL BOYUTLARI Fatih GÜNDÜZ* I-G R fi G ünümüzde bir çok firma sat fllar n artt rmak amac yla çeflitli adlar (Sat fl Primi,Has lat Primi, Y l Sonu skontosu)

Detaylı

YARGITAY 7. HUKUK DA RES

YARGITAY 7. HUKUK DA RES YARGITAY 7. HUKUK DA RES 2260 STANBUL BAROSU DERG S Cilt: 81 Say : 5 Y l 2007 YARGITAY 7. HUKUK DA RES E: 2006/1028 K: 2006/1293 T: 24.04.2006 T CARET HUKUKU T CAR DAVA KAVRAMI HAKSIZ EYLEMDEN DO AN DAVA

Detaylı

B ilindi i üzere; Gelir Vergisi Kanunu na 4444 say l Kanun la1 eklenen Geçici

B ilindi i üzere; Gelir Vergisi Kanunu na 4444 say l Kanun la1 eklenen Geçici GEL R VERG S KANUNU NUN GEÇ C 55 NC MADDES UYARINCA 2003 VE 2004 YILINDA STOPAJA TAB OLMASI NEDEN YLE BEYANA TAB OLMAYAN GEL RLER N 2005 DURUMU Necati PERÇ N Gelirler Baflkontrolörü 1- G R fi B ilindi

Detaylı

TMS 19 ÇALIfiANLARA SA LANAN FAYDALAR. Yrd. Doç. Dr. Volkan DEM R Galatasaray Üniversitesi Muhasebe-Finansman Anabilim Dal Ö retim Üyesi

TMS 19 ÇALIfiANLARA SA LANAN FAYDALAR. Yrd. Doç. Dr. Volkan DEM R Galatasaray Üniversitesi Muhasebe-Finansman Anabilim Dal Ö retim Üyesi 1 2. B Ö L Ü M TMS 19 ÇALIfiANLARA SA LANAN FAYDALAR Yrd. Doç. Dr. Volkan DEM R Galatasaray Üniversitesi Muhasebe-Finansman Anabilim Dal Ö retim Üyesi 199 12. Bölüm, TMS-19 Çal flanlara Sa lanan Faydalar

Detaylı

İKİNCİ BÖLÜM EKONOMİYE GÜVEN VE BEKLENTİLER ANKETİ

İKİNCİ BÖLÜM EKONOMİYE GÜVEN VE BEKLENTİLER ANKETİ İKİNCİ BÖLÜM EKONOMİYE GÜVEN VE BEKLENTİLER ANKETİ 120 kinci Bölüm - Ekonomiye Güven ve Beklentiler Anketi 1. ARAfiTIRMANIN AMACI ve YÖNTEM Ekonomiye Güven ve Beklentiler Anketi, tüketici enflasyonu, iflsizlik

Detaylı

TÜRK YE B L MSEL VE TEKNOLOJ K ARAfiTIRMA KURUMU DESTEK PROGRAMLARI BAfiKANLIKLARI KURULUfi, GÖREV, YETK VE ÇALIfiMA ESASLARINA L fik N YÖNETMEL K (*)

TÜRK YE B L MSEL VE TEKNOLOJ K ARAfiTIRMA KURUMU DESTEK PROGRAMLARI BAfiKANLIKLARI KURULUfi, GÖREV, YETK VE ÇALIfiMA ESASLARINA L fik N YÖNETMEL K (*) TÜRK YE B L MSEL VE TEKNOLOJ K ARAfiTIRMA KURUMU DESTEK PROGRAMLARI BAfiKANLIKLARI KURULUfi, GÖREV, YETK VE ÇALIfiMA ESASLARINA L fik N YÖNETMEL K (*) Amaç ve Kapsam Madde 1- Bu Yönetmelik, Türkiye Bilimsel

Detaylı

2007 YILI VE ÖNCES TAR H BASKILI HAYVANCILIK B LG S DERS K TABINA L fik N DO RU YANLIfi CETVEL

2007 YILI VE ÖNCES TAR H BASKILI HAYVANCILIK B LG S DERS K TABINA L fik N DO RU YANLIfi CETVEL 2007 YILI VE ÖNCES TAR H BASKILI HAYVANCILIK B LG S DERS K TABINA L fik N DO RU YANLIfi CETVEL NOT: Düzeltmeler bold (koyu renk) olarak yaz lm flt r. YANLIfi DO RU 1. Ünite 1, Sayfa 3 3. DÜNYA HAYVAN POPULASYONU

Detaylı

MOTORLU TAfiIT SÜRÜCÜLER KURSLARINDA KATMA DE ER VERG S N DO URAN OLAY

MOTORLU TAfiIT SÜRÜCÜLER KURSLARINDA KATMA DE ER VERG S N DO URAN OLAY MOTORLU TAfiIT SÜRÜCÜLER KURSLARINDA KATMA DE ER VERG S N DO URAN OLAY brahim ERCAN * 1- GENEL B LG : Motorlu tafl t sürücüleri kurslar, 5580 say l Özel Ö retim Kurumlar Kanunu kapsam nda motorlu tafl

Detaylı

TÜRK DÜNYASI TRANSPLANTASYON DERNE

TÜRK DÜNYASI TRANSPLANTASYON DERNE Prof. Haberal dan Yeni Bir Uluslararas At l m: TÜRK DÜNYASI TRANSPLANTASYON DERNE Dünyan n dört bir yan ndan yüzlerce biliminsan Prof. Dr. Mehmet Haberal taraf ndan kurulan Türk Dünyas Transplantasyon

Detaylı

Milli Gelir Büyümesinin Perde Arkası

Milli Gelir Büyümesinin Perde Arkası 2007 NİSAN EKONOMİ Milli Gelir Büyümesinin Perde Arkası Türkiye ekonomisi dünyadaki konjonktürel büyüme eğilimine paralel gelişme evresini 20 çeyrektir aralıksız devam ettiriyor. Ekonominin 2006 da yüzde

Detaylı

GALATA YATIRIM A.Ş. Halka Arz Fiyat Tespit Raporu DEĞERLENDİRME RAPORU SAN-EL MÜHENDİSLİK ELEKTRİK TAAHHÜT SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

GALATA YATIRIM A.Ş. Halka Arz Fiyat Tespit Raporu DEĞERLENDİRME RAPORU SAN-EL MÜHENDİSLİK ELEKTRİK TAAHHÜT SANAYİ VE TİCARET A.Ş. 22-11-2013 Fiyat Tespit Raporu DEĞERLENDİRME RAPORU İş bu rapor, Galata Yatırım A.Ş. tarafından, Sermaye Piyasası Kurulu nun 12/02/2013 tarihli ve 5/145 sayılı kararında yer alan; payları ilk kez halka

Detaylı

SİRKÜLER 2009 / 32. 1- İşsizlik Ödeneği Almakta Olan İşsizleri İşe Alan İşverenlere Yönelik Sigorta Primi Desteği

SİRKÜLER 2009 / 32. 1- İşsizlik Ödeneği Almakta Olan İşsizleri İşe Alan İşverenlere Yönelik Sigorta Primi Desteği KONU SİRKÜLER 2009 / 32 Sigorta Primi Desteklerine Yönelik Yeni Düzenlemeler (5921 Sayılı Kanun) Genel Olarak İşsizlikle mücadeleye yönelik bir yasal düzenleme olarak nitelendirilebilecek olan 5921 Sayılı

Detaylı

Başbakanlık (Hazine Müsteşarlığı) tan: 30.11.2015

Başbakanlık (Hazine Müsteşarlığı) tan: 30.11.2015 Başbakanlık (Hazine Müsteşarlığı) tan: 30.11.2015 BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİ HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİĞİN UYGULANMASINA İLİŞKİN GENELGE (2015/50) Bu Genelge, 25.05.2015

Detaylı

önce çocuklar Türkiye için Önce Çocuklar önemlidir

önce çocuklar Türkiye için Önce Çocuklar önemlidir önce çocuklar Türkiye için Önce Çocuklar önemlidir 2002 May s ay nda yap lan Birleflmifl Milletler Çocuk Özel Oturumu öncesinde tüm dünyada gerçeklefltirilen Çocuklar çin Evet Deyin kampanyas na Türkiye

Detaylı

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL TESİSLERİ YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL TESİSLERİ YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL TESİSLERİ YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 - (1) Bu Yönergenin amacı, İstanbul Üniversitesi Sosyal Tesislerinin kuruluşu ile çalışma usul

Detaylı

EVOK Güvenlik in hedefi daima bu kalite ve standartlarda hizmet sunmakt r. Hasan ERDEM R. Mustafa AL KOÇ. Yönetim Kurulu Baflkan.

EVOK Güvenlik in hedefi daima bu kalite ve standartlarda hizmet sunmakt r. Hasan ERDEM R. Mustafa AL KOÇ. Yönetim Kurulu Baflkan. EVOK Güvenlik, ülkemizde büyük ihtiyaç duyulan güvenlik hizmetlerine kalite getirmek amac yla Mustafa Alikoç yönetiminde profesyonel bir ekip taraf ndan kurulmufltur. Güvenlik sektöründeki 10 y ll k bilgi,

Detaylı

Emtia Fiyat Hareketlerine Politika Tepkileri Konferansı. Panel Konuşması

Emtia Fiyat Hareketlerine Politika Tepkileri Konferansı. Panel Konuşması Emtia Fiyat Hareketlerine Politika Tepkileri Konferansı Panel Konuşması Erdem BAŞÇI 7 Nisan 2012, İstanbul Değerli Konuklar, Dünya ekonomisinin son on yılda sergilediği gelişmeler emtia fiyatları üzerinde

Detaylı

SERMAYE ġġrketlerġnde KAR DAĞITIMI VE ÖNEMĠ

SERMAYE ġġrketlerġnde KAR DAĞITIMI VE ÖNEMĠ SERMAYE ġġrketlerġnde KAR DAĞITIMI VE ÖNEMĠ Belirli amaçları gerçekleştirmek üzere gerçek veya tüzel kişiler tarafından kurulan ve belirlenen hedefe ulaşmak için, ortak ya da yöneticilerin dikkat ve özen

Detaylı

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Değerlendirme Notu Sayfa1

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Değerlendirme Notu Sayfa1 Sağlık Reformunun Sonuçları İtibariyle Değerlendirilmesi 26-03 - 2009 Tuncay TEKSÖZ Dr. Yalçın KAYA Kerem HELVACIOĞLU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Türkiye 2004 yılından itibaren sağlık

Detaylı

HALKA ARZA ARACILIK SÖZLEŞMESİNDE BULUNMASI GEREKEN ASGARİ UNSURLAR

HALKA ARZA ARACILIK SÖZLEŞMESİNDE BULUNMASI GEREKEN ASGARİ UNSURLAR HA Aracılık HALKA ARZA ARACILIK SÖZLEŞMESİNDE BULUNMASI GEREKEN ASGARİ UNSURLAR Sermaye piyasası araçlarının halka arzına ilişkin olarak, sermaye piyasası aracını ihraç eden (kısaca ihraçcı) ile aracı

Detaylı

31.12.2011-31.03.2012 tarihleri arasında fon getirisi -%1,41 olarak gerçekleşirken, yönetici benchmarkının getirisi -%0,60 olarak gerçekleşmiştir.

31.12.2011-31.03.2012 tarihleri arasında fon getirisi -%1,41 olarak gerçekleşirken, yönetici benchmarkının getirisi -%0,60 olarak gerçekleşmiştir. GARANTİ EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. GELİR AMAÇLI KAMU DIŞ BORÇLANMA ARAÇLARI (EUROBOND) EMEKLİLİK YATIRIM FONU 2012 YILI 3 AYLIK FAALİYET RAPORU 1.- Ekonominin Genel durumu Dünya ekonomisi genel olarak 2011

Detaylı

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GELİR AMAÇLI ESNEK EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GELİR AMAÇLI ESNEK EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GELİR AMAÇLI ESNEK EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR Bu rapor ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş Gelir Amaçlı Esnek Emeklilik Yatırım Fonu nun 31.12.2004-31.12.2005 dönemine ilişkin

Detaylı

BANKA MUHASEBESİ 0 DÖNEN DEĞERLER HESAP GRUBU

BANKA MUHASEBESİ 0 DÖNEN DEĞERLER HESAP GRUBU BANKA MUHASEBESİ 0 DÖNEN DEĞERLER HESAP GRUBU 0 DÖNEN DEĞERLER Dönen değerler bilançonun aktifinde yer alan, likiditesi en yüksek varlık grubu olup bu hesap grubunda yer alan hesapların ortak özelliği

Detaylı

ENST TÜ SAVAfi VE GREV KLOZLARI (Yard mc tercüme metin) YAT 1/11/85. Bu sigorta ngiliz Yasa ve Uygulamas na ba l d r.

ENST TÜ SAVAfi VE GREV KLOZLARI (Yard mc tercüme metin) YAT 1/11/85. Bu sigorta ngiliz Yasa ve Uygulamas na ba l d r. ENST TÜ SAVAfi VE GREV KLOZLARI (Yard mc tercüme metin) 1/11/85 YAT Bu sigorta ngiliz Yasa ve Uygulamas na ba l d r. 1. TEHL KELER Bu sigorta, her zaman burada gönderme yap lan istisnalara ba l olarak,

Detaylı

Ekonomi Alan ndaki Uygulamalar ve Geliflmeler 2

Ekonomi Alan ndaki Uygulamalar ve Geliflmeler 2 Atütürk ün Dünyas Cengiz Önal Ekonomik kalk nma, Türkiye'nin özgür, ba ms z ve daima daha kuvvetli olmas n n ve müreffeh bir Türkiye idealinin bel kemi idir. Tam ba ms zl k ancak ekonomik ba ms zl kla

Detaylı

Uluslararas De erleme K lavuz Notu, No.9. Pazar De eri Esasl ve Pazar De eri D fl De er Esasl De erlemeler için ndirgenmifl Nakit Ak fl Analizi

Uluslararas De erleme K lavuz Notu, No.9. Pazar De eri Esasl ve Pazar De eri D fl De er Esasl De erlemeler için ndirgenmifl Nakit Ak fl Analizi K lavuz Notlar Uluslararas De erleme K lavuz Notu, No.9 Pazar De eri Esasl ve Pazar De eri D fl De er Esasl De erlemeler için ndirgenmifl Nakit Ak fl Analizi 1.0 Girifl 1.1 ndirgenmifl nakit ak fl ( NA)

Detaylı

ADABANK A.. HAZ RAN -2013 ARA DÖNEM FAAL YET RAPORU

ADABANK A.. HAZ RAN -2013 ARA DÖNEM FAAL YET RAPORU v ADABANK A.. HAZ RAN -2013 ARA DÖNEM FAAL YET RAPORU 1. leti im Bilgileri Bankan n Yönetim Merkezinin Adresi : Büyükdere Caddesi Rumelihan No:40 Mecidiyeköy- stanbul Bankan n Telefon ve Faks Numaralar

Detaylı

G elir Vergisi Kanunu'nun 40/2. maddesinde hizmetli ve iflçilerin iflyerinde

G elir Vergisi Kanunu'nun 40/2. maddesinde hizmetli ve iflçilerin iflyerinde 657 say l Devlet Memurlar Kanununun Yiyecek Yard m bafll kl 212. maddesinde, Devlet memurlar n n hangi hallerde yiyecek yard m ndan ne flekilde faydalanacaklar ve bu yard m n uygulanmas ile ilgili esaslar

Detaylı

SİRKÜLER. 1.5-Adi ortaklığın malları, ortaklığın iştirak halinde mülkiyet konusu varlıklarıdır.

SİRKÜLER. 1.5-Adi ortaklığın malları, ortaklığın iştirak halinde mülkiyet konusu varlıklarıdır. SAYI: 2013/03 KONU: ADİ ORTAKLIK, İŞ ORTAKLIĞI, KONSORSİYUM ANKARA,01.02.2013 SİRKÜLER Gelişen ve büyüyen ekonomilerde şirketler arasındaki ilişkiler de çok boyutlu hale gelmektedir. Bir işin yapılması

Detaylı

Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş.

Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. 27 Şubat 2016 ÜNSPED GÜMRÜK MÜŞAVİRLİĞİ VE LOJİSTİK HİZMETLER A.Ş. Kurumsal Yönetim Notu: 7.30 Priv. YÖNETİCİ ÖZETİ ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve

Detaylı

YASAL FA Z UYGULAMASI VE B R YARGITAY KARARI

YASAL FA Z UYGULAMASI VE B R YARGITAY KARARI KARAR ELEfiT R S YASAL FA Z UYGULAMASI VE B R YARGITAY KARARI KARAR ELEfiT R S Av. MEHMET BAYRAKTAR* I- G R fi 2003, 2004 ve 2005 Mali Y l Bütçe Kanunlar ile; 3095 say l Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine

Detaylı

MALAT SANAY N N TEMEL GÖSTERGELER AÇISINDAN YAPISAL ANAL Z

MALAT SANAY N N TEMEL GÖSTERGELER AÇISINDAN YAPISAL ANAL Z MALAT SANAY N N TEMEL GÖSTERGELER AÇISINDAN YAPISAL ANAL Z Nisan 2010 ISBN 978-9944-60-631-8 1. Bask, 1000 Adet Nisan 2010 stanbul stanbul Sanayi Odas Yay nlar No: 2010/5 Araflt rma fiubesi Meflrutiyet

Detaylı

KIDEM TAZM NATI TAKS TLE VE SENETLE ÖDENEB L R M?

KIDEM TAZM NATI TAKS TLE VE SENETLE ÖDENEB L R M? KIDEM TAZM NATI TAKS TLE VE SENETLE ÖDENEB L R M? Resul KURT* I. GENEL B LG LER flçi ve iflveren aras nda önemli sorunlara yol açt görülen k dem tazminat, iflçinin iflyerine ve iflverene sadakatle hizmeti

Detaylı

Yat r m Ortakl klar nda Vergi Rejimi. BFS - 2008/13 stanbul, 10.06.2008

Yat r m Ortakl klar nda Vergi Rejimi. BFS - 2008/13 stanbul, 10.06.2008 Yat r m Ortakl klar nda Vergi Rejimi BFS - 2008/13 stanbul, 10.06.2008 Menkul K ymet Yat r m Ortakl klar, Sermaye Piyasas Mevzuat gere ince sadece portföy iflletmecili i faaliyetlerinde bulunmakta ve buradan

Detaylı

İKİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Tanımlar ve İstisnalar

İKİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Tanımlar ve İstisnalar TÜRKİYE RADYO TELEVİZYON KURUMU AMBAR HİZMETLERİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLAR (Yönetim Kurulunun 20/05/2009 tarih ve 2009/191 sayılı Kararı) BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Tanımlar ve İstisnalar Amaç MADDE 1

Detaylı

Uluslararas De erleme Uygulamas 2 Borç Verme Amac na Yönelik De erleme

Uluslararas De erleme Uygulamas 2 Borç Verme Amac na Yönelik De erleme Uluslararas De erleme Uygulamas 2 Borç Verme Amac na Yönelik De erleme Girifl Kapsam Tan mlar Muhasebe Standartlar yla lgisi Uygulama Tart flma Aç klama Yükümlülü ü Standartlardan Ayr lma Hükümleri Yürürlük

Detaylı

C. MADDEN N ÖLÇÜLEB L R ÖZELL KLER

C. MADDEN N ÖLÇÜLEB L R ÖZELL KLER C. MADDEN N ÖLÇÜLEB L R ÖZELL KLER 1. Patates ve sütün miktar nas l ölçülür? 2. Pinpon topu ile golf topu hemen hemen ayn büyüklüktedir. Her iki topu tartt n zda bulaca n z sonucun ayn olmas n bekler misiniz?

Detaylı

TMS 17 K RALAMA filemler. Doç. Dr. Fatih YILMAZ stanbul Üniversitesi flletme Fakültesi Muhasebe Anabilim Dal Ö retim Üyesi

TMS 17 K RALAMA filemler. Doç. Dr. Fatih YILMAZ stanbul Üniversitesi flletme Fakültesi Muhasebe Anabilim Dal Ö retim Üyesi 1 1. B Ö L Ü M TMS 17 K RALAMA filemler Doç. Dr. Fatih YILMAZ stanbul Üniversitesi flletme Fakültesi Muhasebe Anabilim Dal Ö retim Üyesi 183 11. Bölüm, TMS-17 Kiralama fllemleri 11.1 STANDARDIN AMACI Bu

Detaylı

TOBB-ETU, Iktisat Bölümü Para Teorisi ve Politikas (IKT 335) Ozan Eksi

TOBB-ETU, Iktisat Bölümü Para Teorisi ve Politikas (IKT 335) Ozan Eksi TOBB-ETU, Iktisat Bölümü Para Teorisi ve Politikas (IKT 335) Ozan Eksi Çal şma Sorular 1-) (Faizler) Y ll k %10 faizden bankaya koyulan 100 tl nin bir y l sonraki getirisini hesaplay n z? 2-) (Faizler)

Detaylı

Akaryakıt Fiyatları Basın Açıklaması

Akaryakıt Fiyatları Basın Açıklaması 23 Aralık 2008 Akaryakıt Fiyatları Basın Açıklaması Son günlerde akaryakıt fiyatları ile ilgili olarak kamuoyunda bir bilgi kirliliği gözlemlenmekte olup, bu durum Sektörü ve Şirketimizi itham altında

Detaylı

1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ

1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ 1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ 1. GİRİŞ Odamızca, 2009 yılında 63 fuara katılan 435 üyemize 423 bin TL yurtiçi fuar teşviki ödenmiştir. Ödenen teşvik rakamı, 2008 yılına

Detaylı

ORTA VADELİ MALİ PLAN (2012-2014)

ORTA VADELİ MALİ PLAN (2012-2014) GİRİŞ ORTA VADELİ MALİ PLAN (2012-2014) 2012-2014 dönemi Orta Vadeli Mali Planı, Orta Vadeli Programla uyumlu olmak üzere gelecek üç yıla ilişkin merkezi yönetim bütçesi toplam gelir ve gider tahminleriyle

Detaylı

KOOPERATİFLER HAKKINDA BİLMEK İSTEDİKLERİNİZ:

KOOPERATİFLER HAKKINDA BİLMEK İSTEDİKLERİNİZ: KOOPERATİFLER HAKKINDA BİLMEK İSTEDİKLERİNİZ: Soru: Bir yapı kooperatifi kaç kişi ile kurulur? Cevap: Bir yapı kooperatifi en az 7 gerçek ve/veya 1163 sayılı Kooperatifler kanununda belirtilen tüzel kişilerce

Detaylı

Uygulama Önerisi 1110-2: ç Denetim Yöneticisi- Hiyerarflik liflkiler

Uygulama Önerisi 1110-2: ç Denetim Yöneticisi- Hiyerarflik liflkiler Uygulama Önerileri 59 Uygulama Önerisi 1110-2: ç Denetim Yöneticisi- Hiyerarflik liflkiler Uluslararas ç Denetim Meslekî Uygulama Standartlar ndan Standart 1110 un Yorumu lgili Standart 1110 Kurum çi Ba

Detaylı

6 MADDE VE ÖZELL KLER

6 MADDE VE ÖZELL KLER 6 MADDE VE ÖZELL KLER TERMOD NAM K MODEL SORU 1 DEK SORULARIN ÇÖZÜMLER MODEL SORU 2 DEK SORULARIN ÇÖZÜMLER 1. Birbirine temasdaki iki cisimden s cakl büyük olan s verir, küçük olan s al r. ki cisim bir

Detaylı

KOOPERAT F GENEL KURUL TOPLANTISINA KATILMA VE OY HAKKI BULUNAN K MSELER

KOOPERAT F GENEL KURUL TOPLANTISINA KATILMA VE OY HAKKI BULUNAN K MSELER KOOPERAT F GENEL KURUL TOPLANTISINA KATILMA VE OY HAKKI BULUNAN K MSELER Merdan ÇALIfiKAN* I. G R fi 1163 say l Kooperatifler Kanunu na göre kooperatiflerin zaruri 3 organ bulunmaktad r. Bunlardan en yetkili

Detaylı

KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞI ALTINDA TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EKONOMİSİ VE SERMAYE PİYASALARI PANELİ

KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞI ALTINDA TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EKONOMİSİ VE SERMAYE PİYASALARI PANELİ KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞI ALTINDA TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EKONOMİSİ VE SERMAYE PİYASALARI PANELİ 12 NİSAN 2013-KKTC DR. VAHDETTIN ERTAŞ SERMAYE PIYASASI KURULU BAŞKANI KONUŞMA METNİ Sayın

Detaylı

2) Global piyasada Alman otomobillerine olan talep artarsa, di er bütün faktörler sabit tutuldu unda euro dolara kar.

2) Global piyasada Alman otomobillerine olan talep artarsa, di er bütün faktörler sabit tutuldu unda euro dolara kar. EKON 436 2. Vize A Ad-Soyad renci No 1) Akbank' n u anki toplam mevduat n 100 milyar TL, toplam rezervinin 30 milyar TL ve toplam kredilerinin 70 milyar TL oldu unu kabul edelim. Zorunlu kar k oran ise

Detaylı

Konu : Nakit Sermaye Artırımlarında Vergi Avantajı (2) 08.04.2016

Konu : Nakit Sermaye Artırımlarında Vergi Avantajı (2) 08.04.2016 SİRKÜ : 2016/09 KAYSERİ Konu : Nakit Sermaye Artırımlarında Vergi Avantajı (2) 08.04.2016 04.03.2016 tarih ve 29643 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kurumlar Vergisi 1 Seri No.lu Genel Tebliğinde Değişiklik

Detaylı

IKTI 102 24 Şubat, 2011 Gazi Üniversitesi-İktisat Bölümü DERS NOTU 01 MAKROEKONOMİYE GİRİŞ NOMİNAL VE REEL ÇIKTI İSTİHDAM VE İŞSİZLİK

IKTI 102 24 Şubat, 2011 Gazi Üniversitesi-İktisat Bölümü DERS NOTU 01 MAKROEKONOMİYE GİRİŞ NOMİNAL VE REEL ÇIKTI İSTİHDAM VE İŞSİZLİK DERS NOTU 01 MAKROEKONOMİYE GİRİŞ NOMİNAL VE REEL ÇIKTI İSTİHDAM VE İŞSİZLİK Bugünki dersin içeriği: I. MAKROEKONOMİK ANALİZE GENEL BİR BAKIŞ... 1 1. GİRİŞ... 1 2. MAKROEKONOMİNİN KÖKLERİ... 2 3. MAKROEKONOMİNİN

Detaylı

HİZMET ALIMLARINDA FAZLA MESAİ ÜCRETLERİNDE İŞÇİLERE EKSİK VEYA FAZLA ÖDEME YAPILIYOR MU?

HİZMET ALIMLARINDA FAZLA MESAİ ÜCRETLERİNDE İŞÇİLERE EKSİK VEYA FAZLA ÖDEME YAPILIYOR MU? HİZMET ALIMLARINDA FAZLA MESAİ ÜCRETLERİNDE İŞÇİLERE EKSİK VEYA FAZLA ÖDEME YAPILIYOR MU? Rıza KARAMAN Kamu İhale Mevzuatı Uzmanı 1. GİRİŞ İdareler, personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlarına çıkarken

Detaylı

ZORUNLU KARŞILIKLAR HAKKINDA TEBLİĞ (SAYI: 2013/15) BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam ve Dayanak

ZORUNLU KARŞILIKLAR HAKKINDA TEBLİĞ (SAYI: 2013/15) BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam ve Dayanak Resmi Gazete Tarihi: 25.12.2013 Resmi Gazete Sayısı: 28862 ZORUNLU KARŞILIKLAR HAKKINDA TEBLİĞ (SAYI: 2013/15) BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam ve Dayanak Amaç MADDE 1 (1) Bu Tebliğin amacı, Türkiye Cumhuriyet

Detaylı

İktisat Anabilim Dalı-(Tezli) Yük.Lis. Ders İçerikleri

İktisat Anabilim Dalı-(Tezli) Yük.Lis. Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı İktisat Anabilim Dalı-(Tezli) Yük.Lis. Ders İçerikleri Mikroekonomik Analiz I IKT701 1 3 + 0 6 Piyasa, Bütçe, Tercihler, Fayda, Tercih, Talep, Maliyet, Üretim, Kar, Arz.

Detaylı

H ZMET AKD LE ÇALIfiANLARIN T BAR H ZMET SÜRES NE OLACAK?

H ZMET AKD LE ÇALIfiANLARIN T BAR H ZMET SÜRES NE OLACAK? H ZMET AKD LE ÇALIfiANLARIN T BAR H ZMET SÜRES NE OLACAK? Cevdet CEYLAN* I-G R fi tibari hizmet süresi; a r, riskli ve sa l a zararl ifllerde fiilen çal flan ve bu ifllerin risklerine maruz kalan sigortal

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Şubat 2014, No: 85

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Şubat 2014, No: 85 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Şubat 2014, No: 85 i Bu sayıda; 2013 Cari Açık Verileri; 2013 Aralık Sanayi Üretimi; 2014 Ocak İşsizlik Ödemesi; S&P Görünüm Değişikliği kararı değerlendirilmiştir.

Detaylı

NTERNET ÇA I D NAM KLER

NTERNET ÇA I D NAM KLER Mustafa Emre C VELEK NTERNET ÇA I D NAM KLER www.internetdinamikleri.com STANBUL-2009 Yay n No : 2148 letiflim Dizisi : 55 1. Bas m - stanbul - Haziran 2009 ISBN 978-605 - 377-066 - 4 Copyright Bu kitab

Detaylı

Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim Derecelendirmesi

Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim Derecelendirmesi Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim Derecelendirmesi 30 Temmuz 2012 ĐÇĐNDEKĐLER Dönem Revizyon Notları........ 3 Derecelendirme Metodolojisi........ 5 Notların Anlamı.........

Detaylı

Asgari Ücret Denklemi

Asgari Ücret Denklemi Asgari Ücret Denklemi Av. Mesut Ulusoy MESS Hukuk Müflaviri ve Dr. Aykut Engin MESS E itim Müdürü flçilere normal bir çal flma günü karfl l olarak ödenen ve iflçinin g da, konut, giyim, sa l k, ulafl m

Detaylı

LE LG L YÖNETMEL KLER N DE ERLEND R LMES TOPLANTISI YAPILDI

LE LG L YÖNETMEL KLER N DE ERLEND R LMES TOPLANTISI YAPILDI Haberler 4857 SAYILI fi KANUNU LE LG L YÖNETMEL KLER N DE ERLEND R LMES TOPLANTISI YAPILDI 14 May s 2004 tarihinde Sendikam z Binas Mesut Erez Konferans Salonunda 4857 Say l fl Kanunu le lgili Yönetmeliklerin

Detaylı

MADEN HUKUKU İLE İLGİLİ İDARİ YARGI KARARLARI VE MEVZUAT

MADEN HUKUKU İLE İLGİLİ İDARİ YARGI KARARLARI VE MEVZUAT I MADEN HUKUKU İLE İLGİLİ İDARİ YARGI KARARLARI VE MEVZUAT HARUN HAKAN BAŞ Ankara 2009 II Yay n No : 2195 Hukuk Dizisi : 1031 1. Bas Eylül 2009 - STANBUL ISBN 978-605 - 377-113 - 5 Copyright Bu kitab n

Detaylı

H. Atilla ÖZGENER* Afla daki ikinci tabloda ise Türkiye elektrik üretiminde yerli kaynakl ve ithal kaynakl üretim yüzdeleri sunulmufltur.

H. Atilla ÖZGENER* Afla daki ikinci tabloda ise Türkiye elektrik üretiminde yerli kaynakl ve ithal kaynakl üretim yüzdeleri sunulmufltur. Mevcut Kaynaklar Kullan lmas na Ra men 2020 li Y llarda Türkiye de Elektrik Enerjisi Aç Olabilir mi? H. Atilla ÖZGENER* I. Türkiye nin Elektrik Enerjisi Durumunun Saptanmas Türkiye nin elektrik enerjisi

Detaylı

1. Konu. 2. Basitle tirilmi Tedbirler. 2.1. Basitle tirilmi Tedbirlerin Mahiyeti ve S n rlar

1. Konu. 2. Basitle tirilmi Tedbirler. 2.1. Basitle tirilmi Tedbirlerin Mahiyeti ve S n rlar Maliye Bakanl ndan: Mali Suçlar Ara t rma Kurulu Genel Tebli i (S ra No: 5) (Resmi Gazete nin 9 Nisan 2008 tarih ve 26842 say l nüshas nda yay mlanm t r) 1. Konu 9/1/2008 tarihli ve 26751 say l Resmî Gazete

Detaylı

Hart Walker, gövde deste i ve dengeli tekerlek sistemi sayesinde, geliflim düzeyi uygun olan çocuklar n, eller serbest flekilde yürümesini sa lar.

Hart Walker, gövde deste i ve dengeli tekerlek sistemi sayesinde, geliflim düzeyi uygun olan çocuklar n, eller serbest flekilde yürümesini sa lar. Cerebral palsi gibi hareket ve postüral kontrol bozukluklar na yol açan hastal klar olan çocuklar, hastal klar n n derecesine ba l olarak yürüme güçlü ü çekmekte veya hiç yürüyememektedir. Hart Walker,

Detaylı

TASARRUF MEVDUATI SİGORTASI VE FİNANSAL İSTİKRAR FONU MENKUL KIYMET KREDİ (SWAP) İŞLEMİ HAKKINDA TEBLİĞ

TASARRUF MEVDUATI SİGORTASI VE FİNANSAL İSTİKRAR FONU MENKUL KIYMET KREDİ (SWAP) İŞLEMİ HAKKINDA TEBLİĞ R.G 58 27 Mart 2009 TASARRUF MEVDUATI SİGORTASI VE FİNANSAL İSTİKRAR FONU MENKUL KIYMET KREDİ (SWAP) İŞLEMİ HAKKINDA TEBLİĞ AMAÇ 1. Tasarruf Mevduatı Sigortası ve Finansal İstikrar Fonu tarafından yapılacak

Detaylı

Ders 3: SORUN ANAL Z. Sorun analizi nedir? Sorun analizinin yöntemi. Sorun analizinin ana ad mlar. Sorun A ac

Ders 3: SORUN ANAL Z. Sorun analizi nedir? Sorun analizinin yöntemi. Sorun analizinin ana ad mlar. Sorun A ac Ders 3: SORUN ANAL Z Sorun analizi nedir? Sorun analizi, toplumda varolan bir sorunu temel sorun olarak ele al r ve bu sorun çevresinde yer alan tüm olumsuzluklar ortaya ç karmaya çal fl r. Temel sorunun

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 16 Mart 2015, Sayı: 11. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 16 Mart 2015, Sayı: 11. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni, Sayı: 11 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Çağlar Kuzlukluoğlu 1 DenizBank Ekonomi

Detaylı

Mali Bülten. No: 2009/18

Mali Bülten. No: 2009/18 11 Şubat 2009 Mali Bülten No: 2009/18 VERGİ Konu : KVK nun 15 nci ve 30 ncu Maddelerinde Yer Alan Tevkifat Uygulmasına Yönelik Düzenlemelerin Yapıldığı 2009/14593 ve 2009/14594 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararlarına

Detaylı

Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim Derecelendirmesi

Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim Derecelendirmesi Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim Derecelendirmesi 28 Aralık 2012 İÇİNDEKİLER Ara Dönem Revizyon Notları........ 3 Derecelendirme Metodolojisi........ 5 Notların

Detaylı