Ülkeye yeni bir ruh gerekli

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Ülkeye yeni bir ruh gerekli"

Transkript

1 21 Mart 2014 Cuma BİR İLK! Alıklar Birliği nin kahramanı Ignatius ilk kez Kitap a konuştu Yıl: 2 Sayı: 108 DAMLA YAZICI s.14 Orhan Bursalı dan : Hey Türkiye Nasılsın Ülkeye yeni bir ruh gerekli n6 ERDEM GEZGİNCİ: Hesna Onbaşı ile Süleyman ın Kuyuları üzerine n9 ORHAN KARAVELİ: Çanakkale de bir yarbay

2

3 AYDINLIK KİTAP 21 Mart 2014 Cuma 3 Aman sabahlar olsun! Cemal e ezberle diye Ambarlı ithafıyla imzalamış İlhan Berk âşıkane kitabını, açıp ilk şiirini okuyoruz. Şöyle sonlanıyor Şiir adını taşıyan şiir. Böyle seni suya göğe tutuyorum Seni artık korkunç karıştırıyorum. --Uzar şimdi bizden bir gece Upuzun. İkinci Yeni şairleri bütün şiirlerini bize yazmış adeta. Cemal Süreya ile Taksim gezisi yapıyoruz. Berkin i Ülkü Tamer le uğurluyoruz. Tabii ne toplumdan ne gerçekten ne de toplumcu gerçekçilikten kopuyoruz, aklımızın ve gönlümüzün tutabildiğince. Hâl böyle olunca da, Hasan Hüseyin Korkmazgil in söylediği gibi; Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe. Döküldü nice yapraklar, döküldükleri topraklara kıymet ektiler. 18 Mart Çanakkale Zaferi ne kadar dökülenler de öyleydi, evvelkiler de, sonrakiler de. Yaşı daha on beşi bile vurmamış onca şehit... Ruhları şâd olsun, ruhlarındaki asaleti gönüller duysun. Malumdur, milletlere verilmiş lezzetlerdir efsaneler. Bizimki Ergenekon, çıkışını anlatıyor Türklerin mahsur kaldıkları Ergene Kon dan, yani maden yeri nden. Demiri delip çıkıyor Türkler, ihtiyaç duyduklarında, bulundukları yerden. Çıkınca da bahar bayramını kutluyorlar. Tam da bugün, 21 Mart ta. Efsanede de böyle durum, bugünde de, tabii biraz rötarla. Bahar bayramınız kutlu olsun! Umulur ki, Bu en uzun baharımız olacak. Çiçekler açacak, dereler çağlayacak, aşklar yeşerecek, isyan büyüyecek, bir çığ olup, zulümleri önüne katıp dağları sarsacak. Bu bahar Türkiye, devrimine uyanacak. Yerel seçimler gelip geçecek. Kazanan ve kaybedenler olacak, partiler zaferlerini kutlayacak, yenilgilerinin muhasebesini yapacak ama geçen bahardan bu bahara değişen bir şey varsa, artık Türkiye demokrasisinin sandıklara hapsedilemeyişi olacak. Demokrasi sokaklarda, işyerlerinde, okullarda, kentte, köyde; insan neredeyse, haklı direnç ve direniş neredeyse orada olacak. Zira demokrasi artık özüne, demos kritos a, yani halk iktidarı na dönecek. Çünkü çok büyük bir zihin devrimine baş koydu bu millet; milletliğini, birliğini, birliğin ve milletliğin kıymetini gördü, ateşi ve ihaneti gördüğü gibi. Az kaldı, Türkiye yi küfürbaz ya da hokkabaz adamlar ile kendilerini onlara köle kılan kadınlar değil, kollarını açıp, yumruklarını sıkan, sözlerini haykırıp inandıklarını savunan kadınlar yönetecek. Malum, geçen baharın yeşerttiği bir başka şey de kadınlarımızın yiğitçe güzelliğiydi. Sinirden al al olmuş yanakları ve biricik sevgiliye değil bütün sevgililere dolan gözleriyle... Doğanın her bir lezzetini ayrı ayrı tattıran, yakan, saran, okşayan, parlayan; kara, elâ, mavi, yeşil... Bekliyoruz, daha da parlayacak, çağlayacak o gözler. Hem de bir göz açıp kapayana kadar. Hatta bir göz açıp kapamayana kadar. Bu yüzden, yıllardır kitapları gözlerimiz kapansın diye uyumadan hemen önce okumadık sadece, gözleri açmak için de okuduk sabahın hayli erken saatlerinde. Okuduk, yetmedi, okuttuk, yetmedi, gazetemize koyduk, halkın evine konuk, uyanışına ortak olduk. 2 Mart 2012 de yayımlanan ilk sayımızda Kitap aydınlatır dedik, binlerce kitaptan söz ettik, iki baharı iki hafta daha geçtik, üçüncüsüne geldik. Yine söylüyoruz, Kitap aydınlatır! Aydınlığınız, sabahışerifleriniz, bayramınız, baharınız hayrolsun. Ölümü aşan canlara, can kuşlarına da selam olsun, Cemal Süreya nın baharı koklayan nefesiyle: Bahar mezarına gömsünler sizi Yapraklar gibi buluştunuzdu Kokular gibi seviştinizdi Bahar mezarına gömsünler sizi Hasan Hüseyin Korkmazgil Yayın Yönetmeni Haldun Çubukçu Yazıişleri Müdürü Damla Yazıcı Sayfa Sekreteri Katkı sunanlar Görsel Tasarım Alev Özgenç İrem Halıç, Murat Hatunoğlu, Deniz Toprak Hakan Uğurluay, Şener Soysal Sahibi Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Sorumlu Müdür Murat Şimşek Tüzel Kişi Temsilcisi Metin Aktaş Reklam Servisi Reklam Müdürü Kamile Karakadılar Baskı: Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. Tic. A.Ş Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 21 Mart 2014 Cuma 4 ŞENOL ÇARIK GÜLTEN KAZGAN İLE GALATA BANKERLERİ ÜZERİNE Osmanlı sarayının para sağlayıcıları Tanzimat ile başlayan çağdaşlaşma sürecinde yapılan ilk işlerden biri Merkez Bankası nı ve onu izleyerek ticaret bankaları ile borsayı, İngiliz ve Fransız sermayesi eliyle Osmanlı topraklarına taşımak olmuştur. Osmanlı nın çağdaşlaşma hareketinde finansın rolünü yansıtmıştır Galata Bankerleri GALATA BANKERLERİ Gülten Kazgan Tarihçi Kitabevi 512 s. Prof. Dr. Haydar Kazgan ın Galata Bankerleri çalışması gözden geçirilmiş ve genişletilmiş olarak çok kısa bir süre önce yeniden yayımlandı. Haydar Kazgan ın öğrencisi Prof. Dr. Ertuğrul Tokdemir ve Mustafa Dönmez in çabalarıyla hazırlanan ve iki cilt bir arada tek kitap olarak tamamlanan çalışma, tarihsel sürecin bütününü kapsıyor. Galata Bankerleri üzerine Türkiye deki en kapsamlı çalışma olan bu kitapta Galata Bankerleri nin tarihçesi, Osmanlı finansında oynadıkları rol ve bu rolün olumlu olumsuz yanları da aktarılıyor. Kitabın arka kapağını rahmetli Prof. Dr. Haydar Kazgan ın eşi Prof. Dr. Gülten Kazgan yazdı. Biz de Gülten Hoca yla Galata Bankerleri kitabı üzerine bir söyleşi yaptık. n Hocam öncelikle Haydar Kazgan hocamızın Galata Bankerleri ne olan ilgisinin nasıl başladığını biraz anlatabilir misiniz? Haydar Kazgan anaokulundan liseye kadar İtalyan Lisesi nde eğitim görmüştü, bu sebeple çok iyi bilirdi İtalyancayı. İtalyanca dergiler okur, İtalya yı ziyarete gider, İtalyan üniversiteleriyle ortak çalışma yapardı la 1990 lı yıllar arasında çok yakın ilişkiler yürüttü. Özellikle İtalyancaya yakınlığı dolayısıyla izlediği İtalyan dergilerin birinde, 60 lı yıllarda, Galata bankerleriyle ilgili bir yazı okudu. Olayın ayrıntılarını merak etti. Gördü ki, Galata bankerleriyle ilgili ülkemizde basılmış kitaplar, makaleler pek yok. Kaynak araştırmasına girdi. Sahaflardan birçok yazı, dergi topladı. İlgi alanını genişletti; yazdığı yazıların arasına bu konuyu da aldı. Bilgisini derinleştirdi. Dergilerde yazdığı yazıları toplayıp, kitaba dönüştürdü. Fransa ya, İtalya ya gitti. Çok sayıda eser topladı buralarda. Bunların sayesinde istediği bilgiler yavaş yavaş yoğunlaştı. n Hayli yoğun bir araştırma yapmış Haydar Kazgan hocamız. Adeta iğneyle kuyu kazdı diyebilirim. Derinleştikçe bu işten zevk alır hale geldi. Türk Ekonomi Bankası (TEB) bir yayını bağlamında Haydar Bey den bu konuda bir görüşme istedi. Sonunda bir kitap basma imkânı doğdu. Dergi yazılarını, bilgileri bir araya getirdi de TEB tarafından ilk baskısı yapıldı. Kitabın düzeltmenliğini yapan kişi bu işi düzgün bir biçimde yapmadı. İstediğimiz gibi olmadı çalışma. Tabii Haydar Bey Galata bankerleri üzerinde araştırmasını daha da derinleştirdi. Bu konuda makaleler yazmaya devam etti. Ankara da bir yayıneviyle anlaşma yaptı. İlk baskı, metin olarak kötü olsa da, görüntü olarak iyiydi. Görsel malzemesi iyiydi; fotoğraflar, hat yazıları ve birçok belge Gülten Kazgan n Bilgi ve belgelerin yanı sıra bir yandan da görsel birikim oluştuğunu görüyoruz. Müthiş bir koleksiyon yaptı o döneme ilişkin. Her türlü Osmanlıca hatırat, fotoğraf, aklınıza ne gelirse Galata bankerleriyle bağlantılı, bir koleksiyonu oldu. Bunların bir kısmını TEB yayınları sergiledi. 2. baskıda bu belgeleri basamayacaklarını, renkli fotoğraflarla basmayacaklarını söylediler. Maalesef her iki baskı da istenileni vermedi. O çalışmanın hakkını veremedi, tam yansıtamadı. Buna çok üzüldü Haydar Bey. Yaşı ilerledi ve okuma imkanları sınırlandı. Bugün 3. baskıyı gerçekleştiren Necip Azakoğlu sayesinde fevkalade okunur hale geldi. Zenginleşti, değerini sergileme olanağı buldu. İTÜ Öğretim Üyesi Ertuğrul Tokdemir, Haydar Kazgan ın da geçmişte öğrencisiydi ve Mustafa Dönmez düzeltmeleri yaptılar. Osmanlıca okumalarda bütün hatalar düzeltildi. Çok çalıştılar, çok uğraştılar ve kitap kendi hak ettiği boyuta geldi. n Galata Bankerleri meselesi nedir? Her dönem tartışılan, gündeme gelen bir konu. Osmanlı nın gayya kuyusu diyebilir miyiz? 19. yüzyıla gelirken ve 19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı topraklarında bankaların, özellikle merkez bankasının yokluğu, finans kesiminde gelişmemişliğin etkilerini şiddetle hissettirmiştir. Tanzimat ile başlayan çağdaşlaşma sürecinde yapılan ilk işlerden biri Merkez Bankası nı ve onu izleyerek ticaret bankaları ile borsayı, İngiliz ve Fransız sermayesi eliyle Osmanlı topraklarına taşımak olmuştur. Osmanlı nın çağdaşlaşma hareketinde finansın rolünü yansıtmıştır Galata Bankerleri. Gayya kuyusu konusuna gelecek olursak evet, bu yapının bir parçası, hem de ayrılmaz bir parçasıdırlar. Osmanlı ya kaynak sağlamanın yollarını göstermişler, rasyonel yolu bulmasını sağlamışlardır. Bakınız Osmanlı nın dış ilişkiler tarafı çok zayıf, dış ticaret oranı çok düşük. Oysa 1840 larda trenlerle, buharlı gemilerle dış ticaret patlama yapıyor. İşte o aşamaya rastlıyor Galata Bankerleri. n Osmanlı da olumlu etkileri, yönleri var yani Galata Bankerleri nin? Geçmişten de kalma katkıları büyük. Ticaret boyutu genişliyor ancak, Osmanlı kaynakları kıt kalıyor. Osmanlı devamlı olarak para arayışında. Galata Bankerleri nin katkısı bu kaynakları geliştirdi. n Olumsuz yanları da var mı? Elbette her olayın olumlu ve olumsuz yanları mevcuttur. Borç-alacak ilişkileri çok önemli bir boyutu aslında bunun. Osmanlı doğrudan kaynak sağlamak yerine Galata Bankerleri üzerinden kaynak sağlama yoluna gidiyor. Hem yabancı dilleri hem dış bağlantıları var bu bankerlerin. Ama esas itibariyle Avrupa yla ticareti bize onlar öğrettiler. Osmanlı nın eksikliklerinden yararlanıp paraları cebe atayım demiyorlar. Bütün itibariyle Galata bankerleri sömürücü bir sınıftır, finansın canına okudu gibi bir şey söylemek bence doğru değildir. Finansal ortamda sömürü ilişkisi göze çarpacak bir taraf değil. Hakim olan bağlantı Osmanlı nın para sıkıntılarını sağlayıp, finansal kaynaklara ulaşmasını sağlamak. Bunu mümkün olduğunca ekonomik yönden yapıyorlar. Edindiğim izlenim, egemen görüş, Osmanlı ya kazık atmak peşinde değiller. n Rus-Osmanlı Savaşı sonunda mali yönden iflas eden imparatorluğun yardımına koşarak belki de Rusların İstanbul a girmelerini önlemişlerdir, diyebilir miyiz? Ruslar, 1873 krizi nedeniyle Osmanlı nın silah alamadığını biliyor. Rusların cesareti yükseldi. Osmanlı nın parası kalmadı. Osmanlı-Rus Savaşı esnasında Osmanlı ya para sağladılar. Mali yardım sayesinde top tüfek alınabildi. Direnme gücü artırılabildi. n Galata Bankerleri nin Osmanlı yı bitirdiği, batırdığı iddialarına ne diyorsunuz? Buradaki bankerler yatırıma dönük bir bankacılık yapmadı. Bankerler finans işlerine destek yapıyorlar, bunlardan reel sanayi kurmak gibi bir görev beklenemez. Tabii burada Kapitülasyonlar ve Serbest Ticaret Anlaşmasını da göz ardı etmemek gerekir. Osmanlı da sanayi kurulamadı bir türlü. Bir yandan da altın para sistemi var. Kağıt paraya da geçiş başarılamamış. Osmanlı da bu sistemin kısıtlılıkları içerisinde kalıyor. Yani kısaca, Osmanlı yı batıran Galata bankerleridir diyemeyiz. Birçok eksiklik ve geri yanlar mevcut. Köydeki üretimsizlik düzeni değiştirilemiyor. Birçok temel gıda maddesi ithal ediliyor. İçinde yaşadığı çağın gerisinde kalan bir sistem var. Kendileri burjuvazi sınıfına dahil ancak, bir burjuva sınıfı yaratma gibi bir durumları da yok. Yani sistemsel bir anlayışın eksiklikleridir bütün bunlar. Galata Bankerleri nin bu kitapta anlatılan tarihçesi, Osmanlı finansında oynadıkları rol yanında bu rolün olumlu yanlarını da belirtiyor. Günümüzdeki krizlerde, özellikle ABD finansında ortaya dökülen yasa dışı ya da kural dışı oyunlar karşısında Galata bankerlerinin sergilediği Osmanlı ekonomisini destekleyici davranışlar ise gerçekten şaşırtıcıdır. Finansın farklı koşullarda çok farklı bir rol oynayabileceğini de ortaya koymaktadır.

5 5 BİLGE MUTLU AHMET YILDIZ NİZAMÜLMÜLK ÜN ÖLDÜRÜLÜŞÜ Ölümsüzlerin yalnızlıklarda ölümü Tarih önemini ve anlaşılabilir olmayı, hayalgücünün sınırlarını gerçek bir aydın bilinciyle belirleyen sanatçılara borçlu. Ahmet Yıldız Nizamülmülk ün Öldürülüşü adlı öykü kitabının ilk sayfasında şunu yazıyor: Bu kitaptaki öyküler birer tarih metin olduğu bilinciyle yazılmıştır.... Geriye kalan imgelememizdeki insandır. Edebiyat, insanın kaderini, insana anlatır Öncelikle kitaba 2012 Homeros Ödülleri Tarık Dursun K. Öykü Ödülü nde birinciliği kazanan Yaratma Gecesi yerine, Nizamülmülk ün Öldürülüşü adını niçin verdiği merak edilebilir. Kitapta yer alan öykülerin sağlamlığına duyulan güven olabileceği ilk akla gelen yanıt. Genellikle müzik piyasasında olduğu gibi, tek parçaya yatırım yapılır, tanıtımlarda hep o parça öne çıkarılır. Piyasa, öykü kitaplarında da bu tavrı benimser, öne çıkartılması istenen öykü adıyla anılır, tanıtılır. Ayrıca Nizamülmülk ün Öldürülüşü öyküsünün diğer öykülerle konu birliği içinde oluşu da bir etken. İnsanlığın kaderini değiştiren olayların itici gücü tarihi kahramanların gözüpekliği, zaafları, yalnızlıkları, hainlikleri, gafletleri, yanlışlıkları, canavarlıkları... sanatçının sağlam temellerle örülmüş, hayalgücünün dışında nasıl anlatılabilirdi acaba? Yıldız, bunu son derece sakin, duru ama bir o kadar da vurucu bir dille, tarihi ve kendi yazgılarını belirleyen bu kahramanların iç dünyalarına gezintiye çıkarak başarıyor; okurun da elinden tutarak... Tıpkı Yaratma Gecesi inde, Börklüce nin ak libaslar içindeki müridinin, hapishanede, üst koğuşta idamlarını bekleyen üç mahkumun parangaların dayanılmaz şıngırtıları eşliğinde volta atan Nâzım Hikmet in elinden tutup, Bedreddin in ve Börklüce nin nasıl öldürüldüklerine tanıklık ettirmesi gibi. Son anları öykülenen tarihi kahramanların, benzer halleri dikkat çekici. İliklere kadar hissedilen yalnızlık ve itiraflar hükmünde... İtiraflar, hayatlarının özeti gibidir. Nizamülmülk ün itirafı, yerine geçmek için gammazlayarak öldürttüğü vezir Ebu Sadr ın sözlerinde saklıdır. Ölmüş Ebu Sadr ın görüntüsü Zamanın geldi Nizam, Türklere vezirleri öldürmeyi öğreten adam diye haykırır. Enver paşa yapayalnız, beyaz atını, elinde kılıçı, Kızılordu nun ölüm kusan mitralyözlerini arasına daldığında, cebinde az önce Padişah Kızı, karısı Naciye ye yazdığı pişmanlık dolu mektubu durmaktadır. Fakat muvaffak olmak istedim ruhum, efendiciğim Naciyeciğim Cemal Paşa ve arkadaşları Tiflis sokaklarında yürürken ölümün kol gezdiğini hissederler. Yapayalnız ve sürgündürler. Çaresizlikleri o kadar yakıcıdır ki, sona geldiklerini bilmelerine rağmen, birbirlerine hiçbir şey söyleyemezler. Az sonra öleceklerinin bilincini, işte o söylenemeyen sözlerden anlar okuyucu. Bir ruyâsında gördüğü ölümünden çok, yakın dostlarının cenazesine gelmemesine kırılan Muzaffer Buyrukçu nun gerçek ölümü en yakıcı yalnızlıkta anlatılır. Karısı, yazar Muzaffer Buyrukçu nun ölü gövdesiyle beş gün geçirdi Ve dostları gelmez. Alparslan ın bir anlık öfkesi geri dönülmez gafletin başlangıcıdır. Ölüme giderken, herkes ve her şey isyanını uğursuz bir sessizlikle gösterir: onbinlerce asker bir an nefesini tuttu. Atlar da meraklandı. Tek bir kişneme sesi bile duyulmadı. Rüzgârın ve sultanın çadırının çıkardığı ses duyuluyordu Papa Urbanus un Haçlı seferlerini başlatan, tarihçiler tarafından ciddi tartışma konusu edilen ve hiçbir zaman varlığı kanıtlanamayan, konuşma metninindeki hinlik, esaslı bir araştırmanın yarattığı hayalgücünün keşfi olur. Kaynak Yayınları, edebiyata yeniden dönerken, bu seçkin öykü kitabıyla çok iyi bir seçim yapıyor. Ahmet Yıldız tarihi hayalgücüyle birleştirerek, benzeri zor görülecek bir yolculuk garantisi veriyor. (Nizamülmülk ün Öldürülüşü, Ahmet Yıldız, Kaynak Yayınları, 168 s.)

6 21 Mart 2014 Cuma 6 ERDEM GEZGİNCİ HESNA ONBAŞI VE İLK KİTABI SÜLEYMAN IN KUYULARI ÜZERİNE... Cinayetleri birlikte çözebiliriz Define meraklılarının öyküleri her zaman gerçeği yansıtmasa da fikir verme açısından çok işe yarayabiliyor. Zaten öyle bir dünyanın perdesini bir kere aralarsanız ister istemez büyülü ve efsanevi hikâyeleri duymaya başlarsınız SÜLEYMAN IN KUYULARI Hesna Onbaşı Labirent Yayınları 272 s. Bu hafta Hesna Onbaşı ile ilk kitabı Süleyman ın Kuyuları üzerine konuştuk. Dini ritüelleri, tarihi ve güncel cinayetleri İstanbul panoramasıyla kurgulayan roman Türk polisiye edebiyatında yer edecek nitelikte. Ayrıntıları resmeden bir dille yazıldığından zihnimizde sahneler canlanıyor ve bu sahneler sürekli ivme kazanarak kitabın sonuna kadar hareketliliğini koruyor. Anadolu nun ve özellikle İstanbul un kadim hikayelerini fark ettiriyor Süleyman ın Kuyuları. Şeytani topluluklar ve ayinler eşliğinde cinayetler Amerikan edebiyatının tekelinden çıkıyor böylece. Türk polisinin Amerikan vari davranışları ise bir algı göçü olarak okunabilir. İstanbul dehlizleri hala gizemini korusa da Süleyman ın Kuyuları ile merakımız bir nebze olsun yatışacak sanırım. Mahrem bağ çok daha önemli n İlk kitabınız Süleyman ın Kuyuları ile okurla buluştunuz. Sizi biraz sizden dinleyelim. Hesna Onbaşı kimdir? Neler yapar? Bu zamana kadar nerelerdeydiniz? Kendimi tarif etmenin en kolay yolu gazeteciyim demek sanırım. Mesleğe yıllar önce NTV de başladım. Fakat bir süre sonra yazılı basına geçtim. Uzun süre haber dergilerinde muhabirlik yaptım. Yaklaşık beş yıl kadar önce yeniden televizyon haberciligine döndüm. NTV de çalışmaya devam ediyorum. n Türkiye de polisiye kitaplar edebiyattan dışlanıyor çoğu zaman. Sizin bu türü seçme nedeniniz nedir? Siz polisiye edebiyatın konumunu ülkemizde nasıl gözlemliyorsunuz? Bence polisiye edebiyata olan önyargılı bakış sadece Türkiye ile sınırlı değil. Dünya genelinde böyle bir durum söz konusu. Fakat bu önyargı belirli ve dar bir çevrede var. Edebiyatı bazı kalıplar içinde ve kurallara göre yorumlayan bir kitlede. Henüz ilk kitabı yayınlanmış bir yazar olarak çok keskin bir ifade kullanmak istemem ama bence edebiyatın yazar ve okur arasında kurduğu mahrem bağ çok daha fazla önem taşıyor. O nedenle edebi çevredeki bakış açıklarından ziyade polisiyeyi seven okurların ve eleştirmenlerin ne düşündüğünü daha fazla önemsiyorum. Çocukluğumdan beri keyif aldığım bir alan bu. Okurluktan yazarlığa evrilmemse gazeteciliğe başladıktan sonra adli tıp gibi bir dünyayı daha yakından tanımam sayesinde oldu. Habercilikten romancılığa n Süleyman ın Kuyuları İstanbul la iç içe bir kitap. Özellikle dehlizler konusu ilginç ve şehrin fısıltı halinde dolaşan efsanelerinden. Benim de ilgilendiğim bir konu olduğu için kitabı özel bir ilgiyle okudum. Sizin İstanbul dehlizleri ile ilgili merakınız nasıl gelişti? Araştırırken hangi yolları izlediniz? Tarihi yarımadanın altını örümcek ağı gibi saran dehlizlerle ilgili hikayeleri duymuştum ama bu dünyaya ilk kez 2002 de haber yapmak için girdim. Daha sonra Sultanahmet ve Fatih in altındaki sarnıçların ve dehlizlerin araştırılması ve turizme kazandırılıp kazandırılmayacağına dair bir çalışma başlatıldı. O dönemde yine varlığından dahi haberdar olmadığım pek çok yere girip çıkma şansım oldu. Kitap fikri ortaya çıktığında biraz daha farklı kaynaklardan bilgi toplamaya da çalıştım. Define meraklılarının öyküleri her zaman gerçeği yansıtmasa da fikir verme açısından çok işe yarayabiliyor. Zaten öyle bir dünyanın perdesini bir kere aralarsanız ister istemez büyülü ve efsanevi hikayeler duymaya başlarsınız. n Muhteşem Yüzyıl dizisiyle Kanuni dönemi ilgi odağı oldu ancak romanınızın yazımı diziden çok önceye denk geliyor. Kanuni dönemine dair oluşturduğunuz kurgu ilk olarak nasıl oluştu kafanızda? Açıkçası Kanuni den ziyade Süleymaniye Camii ve onun mimari öyküsü önemliydi. Eğer Süleymaniye Camii başka bir dönemde yapılmış olsaydı sanırım Kanuni nin o kısa misafirliği de kitapta yer almayacaktı. Türk polisiyesi çok genç n Kan kitabı efsanesiyle şeytanı ve onun mistik yanlarını işlemişsiniz. Buna benzer konular sanki hep yabancı yazarlar tarafından işlenirmiş gibi bir algı var. Oysa bütün o kadim olaylar ve efsaneler bu toprakların anlatılarında mevcut. Bu algının sebebi nedir? Roman Türk edebiyatına çok geç girmiş bir tür. Doğal olarak Türk polisiyesi de dünyadaki türdeşleriyle kıyaslandığında henüz çok genç. Sanırım söz ettiğiniz algıda bu durum önemli bir etken.. n Polisiye yazarlarının en çok sevdiği şey karakterleri diğer romanlarda yaşatmaktır. Siz de baş karakterleri başka bir maceraya sürükleme yolunu mu seçeceksiniz? Grange, Brown, Ahmet Ümit böyle yapıyor. Varoluşçu, toplumcu veya büyülü gerçekçi vs. akımlarda karakterlerin hikayesi kitap sonunda biterken polisiye yazarları neden komiserine, profesörüne uzun ve hareketli bir hayat vaad ediyor? Eğer çok büyük bir değişik olmazsa benim baş karakterim emekli olacak. Tamamen kaybolmasa bile başrolü bir başkasına devredecek. Genelde okur kitabın aynı zamanda dedektifiyle özdeşleştirir kendini. Fakat ben henüz yolun çok başındayım. O nedenle biraz daha denemek belki yanılmak belki de daha iyisini bulabilmek umudunu taşıyorum. Eger bir gün ben de kendime bir Hercule Poirot yaratmayı başarabilirsem o zaman ölene kadar cinayetleri birlikte çözebiliriz.

7 7 SIMON ROUND Terapi odasından öyküler nlü bir psikanalistin danışma odasında oturup ona ilk kitabının başarısı ve onu bu kitabı yazmaya iten nedenler hakkında sormanın heyecan verici bir yanı var. Üstelik bütün aksiyonun gerçekleştiği Hampstead deki evinde buluşmamız duruma gayet uygun. İncelenen Hayatlar, Stephen Grosz ile hastaları arasında şu anda oturduğumuz odada yapılan konuşmalardan alınan 30 tane öyküden oluşuyor. Bu kitabı yayıncılar paylaşamadı ve Radyo 4 hemen bir diziye çevirdi. Özünde bir dizi klinik vaka sunumu anlatan bir kitap için beklenmedik bir ilgi diyebiliriz. ABD doğumlu Grosz, hastalarla görüşmeleri okuma malzemesi haline getirerek yayınlama geleneğinin Ü Stephen Grosz İNCELENEN HAYATLAR Stephen Grosz Çev: Begüm Kovulmaz Yapı Kredi Yayınları 200 s. Freud a kadar hatta daha eskilere gittiğini söylüyor: Felsefeci Gershon Sholem, kuramsal açıdan tartışılabilen her şeyin öykü olarak da anlatılabileceğini söylemişti. Ne kadar karmaşık ya da teorik olursa olsun, teknik bir dille anlatılabilen her şeyin basit bir öyküyle çok daha iyi anlatılabileceğine ben de yürekten inanıyorum. Grosz, analiz kariyerindeki önemli anları anlatıp açıklıyor ve bunu teknik terimlere girmeden, kolay takip edilir kıvrak bir dille yapıyor. Hepsi kısa öyküler, sözcük kadar. Anlatmak istediğim çok şey vardı. Hikayeyi teoriden ayırmak istiyordum. Okurken terapi hissi veren ve şaşırtıcı sonları olan hikayeler yazmak istedim. Seanslar sırasında bazen kendi kendime, Tanrım, bu neden benim aklıma gelemedi? derim. Bunu yansıtmak istedim ve başardım da sanıyorum. Okurlar bunu fark etti. Uzun yıllardır mesleği sürdürmesine rağmen, Grosz yeniyetmeliğinde Freud okurken karşılaştığı analiz konusunda hala tutkulu. Rüyaların yorumlarını on beş yaşında okudum ve büyülendim. Kendimizle ilgili bilgiye doğrudan ulaşamadığımız, arzularımızı kendi davranışlarımızı inceleyerek çıkarsamak zorunda olduğumuz yönündeki bilgi çok ilgimi çekti. California, Berkeley de eğitim alan Grosz sonra Oxford a devam etti. Psikanaliz eğitimi alırken terapiye devam etti ve bu esnada süreçle ilgili önemli bir şeyi fark etti. Analize gittiğimde analistin her şeyi bildiğini sanıyordum. Ama kısa süre içinde anladım ki analizin özelliği analistin hiçbir şey bilmemesiydi. Her şeyi bir arada incelemeli ve zihninizi her türlü olasılığa açık tutmalısınız. Ben de öykülerimde bunu yapmaya çalıştım. Sık sık klişe bir anlama ulaşırdım ve sonra hastam bana bunun altında daha derin bir anlam yattığını gösterirdi. Hasta kadar ben de çok şaşardım buna.

8 21 Mart 2014 Cuma 8 SAYIM ÇINAR Sistemden beslenenler sistemi değiştirmiyorlar Ben bu romanı ilk yazdığımda romantizm, polisiye, gerilim, macera ve hatta biraz da kara roman tarzlarının içi içe geçtiği safça bir roman yazmıştım. Derdim kimseyle hesaplaşmak değil iyi bir serüven yaşatmaktı. Fakat yine de romanda anti otoriter bakış belirgindi. Bu benim bakışımdı. Oysa şimdi bakışım daha keskin; hem sisteme, hem yaşadığımız hayata dair gözlemlerim ve eleştirilerim bir jilet gibi keskin ve acımasız HAYAT ASKIDA Necati Göksel Altın Kitaplar 280 s. Hayat Askıda, Necati Göksel in ilk romanı. Polisiye kurgu türündeki Hayat Askıda adlı roman, bu türün meraklılarına sürprizlerle dolu yüksek tempolu bir macera vaat ediyor. Roman, ülke çapında yaşanan ekonomik krizle sarsılmış ve işini kaybetmiş Metin adlı karakterin yaşadığı sorunlarla başlıyor. Krizle birlikte çalıştığı şirket iflas etmiştir ve Metin işsiz kalmıştır. Destek bulduğu tek kişi sevgilisi Deniz dir. Deniz in önerisiyle bir iş teklifi alır. Batan bir bankanın sahibini takip etmesi teklif edilir. İşsizlikten bunalmış olan Metin fazla düşünmeden bu teklifi kabul eder. Takip İzmir de başlar, Ege sahillerinde devam eder. Yazar, gerilim dolu kovalamacaya mekân olarak Ege nin eşsiz güzellikteki sahil kasabalarını seçmiştir. Takip devam ederken Metin in karşısına çıkan Selinay, Salim Bozok ve Selahattin gibi karakterlerle hikâye tekdüzelikten kurtarılmıştır. Kolay görünen takip işi çözülmesi zor sorular ve sorunlar çıkarır Metin in karşısına. Kısa süre içinde kendini ölüm-kalım mücadelesinin içinde bulur... Sayım Çınar, kitabın yazarı Necati Göksel le özel bir söyleşi gerçekleştirdi. n Romanın anlatıcı karakteri Metin, bir hastane odasında kendine gelir... Bir Necati Göksel film senaryosu gibi başlıyor roman... Hayat Askıda aynı zamanda bir varoluş romanı. Öyle değil mi? olan biten budur. Üstelik benim romanımda birkaç kişinin hayatı askıdayken şimdi herkesin hayatı askıda. Ben sürekli insanın kendisini yeniden yaratmasından, varoluşsal olgulardan bahsederim ama doğ- Çünkü hukukun askıda olduğu bir ülkede hiçbir şeyi yerine indirip oturtamazsınız. rusu Hayat Askıda yı yazarken bilinçli olarak böyle bir tercih kullanmış değildim. Bu felsefe ikinci romanım Kara Kadife de çok belirgindir. Öte yandan, insanın bulunduğu koşullar içinde kendini geliştirme yolunda hiç- Görüşlerim artık jilet gibi keskin bir şey yapmadığı sürece asla kendi yolunu bulamayacağını da söylerim. Ben bilinçli olarak böyle bir ter- gerçeklerinden de kaçamadınız değil mi? n Bu romanı yazarken, yaşadığımız hayatın cih yapmasam da benim hayatımdaki tüm basamaklar Ben bu romanı ilk yazdığımda romantizm, polisiye, gerilim, macera ve hatta biraz da kara roman tarz- o varoluşsal eylemin kendisidir; buna Hayat Askıda romanım da dahildir. larının içi içe geçtiği safça bir roman yazmıştım. Derdim kimseyle hesaplaşmak değil iyi bir serüven ya- n Ekonomik sıkıntılar nedeniyle istediği işi yapamayan, bir anlamda kendi hayatını yaşayamayan şatmaktı. Fakat yine de romanda anti otoriter bakış belirgindi. Bu benim bakışımdı. Oysa şimdi bakışım daha Metin, kendisine filmlerdeki gibi bir teklif gelince şaşırır. Bankaların battığı bir dönemden geçtik. O dö- keskin; hem sisteme, hem yaşadığımız hayata dair gözlemlerim ve eleştirilerim bir jilet gibi keskin ve acımasız. nemden geriye tam olarak neler kaldı? n Metin in takip ettiği Ali, çevresindeki tekinsiz O dönemden geriye şimdi içinde bulunduğumuz dönem kaldı işte. Hırsızlık, arsızlık, yüzsüzlükle aslında hesaplaşmadığımız, kısır bir döngü halinde sürekli yanlar kitabı tam olarak nereye oturtuyorlar? kişilerle romanın gerilimini yükseltiyor. Kitabı oku- tekrarladığımız ortada. Klasik söylem; sistemden Ben aslında otoriteler tarafından kalitesi hemen fark beslenenler sistemi değiştirmiyorlar. Düzenle hesaplaştığını sandıklarınız aslında kendilerinden önceki hırlelere ulaştırmak için facebook fan sayfamda kitap- edilen ama önceleri iyice tanıtamadığım bu romanı kitsızları yok edip yerlerine kendilerini ikame ediyorlar; tan uzun bölümler yayınladım. Yüzbinlerce kişi gördü ve sayfanın takipçi sayısı bir anda 50 bin kişinin üstüne çıktı. Kitaptan etkilenerek her gün öğle yemeğinden vazgeçerek harçlık biriktiren bir öğrenci kızın İyi ki yemek yememişim bu kitabı almışım, diye yazdığı mektup tüylerimi diken diken etti. Şemdinli dağlarında komando olarak askerlik görevini yapan bir askerimizin Bu yokluk içinde bu kitap sıkıntımı unutturdu, moral oldu, şeklinde yazdığı mektup, romanın ne denli heyecanlı, nefes nefese okunan bir kurgusu olduğunu bence yeterince açıklıyordur. Bir de şey var Hiç kitap okumazdım bu roman bana okumayı sevdirdi, diye mesaj atan yüzlerce insan. n Hayat Askıda, sizin 2004 yılında yayımladığınız ilk romanınız. Şu an kitap daha fazla ilgi görüyor. O dönem yayımlandığında ne olmuştu? O dönem facebook gibi bir platform yoktu. Ben bu romandan 6-7 sayfayı okutarak esas tanıtımımı şimdi yaptım. O dönemde basılı yayın organları ve televizyonlarda haberler çıkmıştı. Çok iyi övgüler almıştım ama bu romanın tanınmasına ve bilinmesine yetmedi. Henüz kimse farkında değil ama yazarların ya da eser yaratanların eserlerini duyurma anlamında yepyeni mecralar açılıyor. Örneğin ben birkaç hikâyemi wattpad gibi ücretsiz okuma sağlayan platformlara yükledim. Oradaki hikâyemi seven para verip kitabımı da alabilir. Şehir romanları beni boğuyor n Yazar, Ege nin eşsiz güzellikteki sahil kasabalarını gerilim dolu bir kovalamacaya mekân olarak seçiyor. Sizin için de bir şehir romantiği diyebilir miyiz? Romantik olduğum, hatta duygusallığımın coşkulu olduğu kesin ama şehir romantiği tabiri bana hiçbir şey ifade etmiyor. Egenin kıyılarını seçtim çünkü tamamen büyük şehirlerde geçen romanlar beni boğuyor; sıkıyor. Ben açık havada geçen filmleri, izlenimci resimleri seviyorum. Yol filmlerini ve hikâyelerini seviyorum. Açık havayı ve nefes alacağım yerleri seviyorum. İster kentte geçsin, isterse kırda benim romanlarımdan oksijen akıyor. n Kolay görünen takip işi çözülmesi zor sorular ve sorunlar çıkarır Metin in karşısına. Sizce Metin tam olarak nasıl bir karakterdir? Romanın kahramanı Metin Kara, otorite karşıtı, emredilmeyi ve yönetilmeyi sevmeyen bir kişidir. Aslında tapmayı ve tapınılmayı sevmeyen bir kişiliktir. Kimseyi ne yüceltir ne de yerin dibine sokar. Dünyanın nasıl işlediğini çözmeye başlamış biridir. Hesaplaşmaların varsayılan bir mahşerde değil, en azından beş duyumuzun var olduğunu söylediği bu dünyada yapılması gerektiğine inanan biridir. Belki bu romanda bütün bunları hissetmemiş olabilirsiniz ama Metin Kara insanı küçülten, oyuncağa çeviren tüm inanç ve ideolojilerle problemi olan anarşist ruhlu bir kişiliktir. Sadece bu son kısmı henüz görmediniz. n Kitabınızın Altın Kitaplar markasıyla çıkışı sizi mutlu etmiş olmalı. Büyük bir yayınevinde yayınlanmanın avantajları mutlaka olmalı. Bence yayınevlerini büyük yapan şey markalarının büyüklüğü değil insanlarının kalitesidir. Ben küçük ama dostça oturup sohbetler yaptığım bir butik yayınevinde de mutlu olabilirdim. Ne güzeldir ki, Altın Kitaplar ın iki önemli ortağı Batu Bozkurt ve Erden Heper ile sohbetimize çayı ve simidi katık yapıp paylaşabiliyoruz. Sahibini tanımadığım, sohbet etmediğim bir yayınevi dünyanın en büyük yayınevi de olsa orada olmak istemezdim. n Son yıllarda nitelikli Türkçe romanlarında bir gerileme mi söz konusu? Siz kendi kitabınızı nereye oturtuyorsunuz? Başkalarının ne yazıp söylediğinden ziyade benim ne yazıp söylediğim daha önemli. Ben sadece tanınmaya, bilinmeye ve yazdığım iyi eserlerin beni bir yere getirmesini sağlamaya çalışıyorum. Ne tüfeğimi tam manasıyla doldurdum ne de son barutumu henüz ateşledim. Bilinirliğim artınca ortaya dökülen eserler kıyameti kopartacak. Ben Türk Edebiyatı nın dünyadaki temsilcisi olmadıkça hedefi vurmuş sayılmam.

9 SELÇUK ÖZCAN 21 Mart 2014 Cuma 9 Er Tevfik ten Yarbay Kemal e Çanakkale notları Araştırmacı-yazar Orhan Karaveli Çanakkale de tarih yazan kahramanlardan yalnızca bir tanesinin cephede yazdığı notları temel alarak bir kitap hazırlamış. Kitapta daha önce basılmamış olan Gazi Er Tevfik Hasköy ün Çanakkale savaşları sırasında, cephedeyken yazdığı notlar başlı başına bir kaynak oluşturuyor. Yazar kitabına Mustafa Kemal in Corinne Hanım a yazdığı mektupları da eklemiş, ayrıca savaşın taraflarının ruhsal ve siyasal durumlarını kısaca özeyleyen bir bölümü, Çanakkale Savaşlarından sonra Mustafa Kemal Paşa ile Ruşen Eşref Bey in yaptığı özel söyleşi de var. Başta Er Hasköylü Tevfik in notları olmak üzere Çanakkale Olmasaydı... O olmasaydı kitabı Mustafa Kemal in merkezinde olduğu bir Çanakkale derlemesi. Kitabın büyük dikkatle okunup, arşivlenmesi gereken kısmı olan, Çanakkale cephesinde savaşan her rütbeden askerin durumlarını bize aktaran notlar O Olmasaydı kitabının omurgasını ve en önemli kısmını oluşturuyor. Her ne kadar öznel değerlendirmeler olsa da tarihçiler açısından da askerin moral durumlarını, savaşı ve vatanı nasıl algıladıklarına ilişkin çok önemli değerlendirmeler içeriyor. Er Tevfik bu notları yazarken tarihe bir miras bıraktığının bilincinde olduğu açıkça görülüyor. Er Tevfik in notlarından yola çıkacak olursak Çanakkale de savaşanların tamamına yakını tarihe geçecek bir savaşın içinde olduklarının bilincindedirler. Özellikle Mustafa Kemal... Er Tevfik in notları içerisinde O na dair gözlem yok ancak sonraki bölümler Mustafa Kemal in kişiliği ve ruhsal durumu ile ilgili önemli ipuçları veriyor. Mektupların burada böylece yayınlanması bu bakımdan önemli. Er Tevfik taburunun yazıcısı olduğu için savaşa ilişkin birçok sayısal veriye de anlık olarak görebiliyor olacak ki bunları notlarına kaydetmiş. Tahsilli bir adam olan Gazi Er Tevfik in notlarında kullandığı dil ayrıca incelemeye değer bir konu. Savaşı içinden tarif ve tasvir edişi insanı o anlara götürüyor. Cebel topçumuz düşmanın bir mitralyözünü mahvetti. Bu geceki Boğaz muharebesinde düşmanın bir nakliye vapuru batırıldı. (Düşman) bunun öcünü almak için Çanakkale kasabasına 300 ü mütecaviz 35 lik mermi endaht ederek şehri tahrip eyledi ve hanelerde harik (yangın) zuhur ederek (çıkararak) büyük bir kısmı yandıktan sonra itfa edilebildi (söndürülebildi). Muharebe sabaha kadar devam etti. Er Tevfik in notlarında bazı noktalar var ki tam onikiden vuruyor. Çanakkale şiirlerden ve kandan bir destan oluyor, yeniden belleklerde canlanıyor. Insanın tüm duygularını ayaklandırıyor. Çocuk yaştaki düşman askerlerine kızanlar diyen kendi safındaki genç İstanbullu öğrencilere ana kuzuları diyen bir muharip erin hangi bilinçle savaştığını düşündükçe bugün yaşamak ve direnmek için ayrı bir kaynak buluyor insan. Aaaah!.. Şu müthiş günlerde geçirdiğim ömürler... Kahraman gazilerimizin sıhhiyelerin omuzlarında nakledilip ceste ceste (kısım kısım) sargı mahallerine götürülüşleri... o aslan şehitlerimiz için kazılan mezarlar... ben bunları gördükçe rengim alı al moru mora döndüğü dakikalar geçirir, bütün ailemi ve ebeveynimi düşünürdüm. Ve ara sıra arkadaşlarıma döner ve Bizler bu felaketlerden sağ kurtulursak birer antika oluruz. Bizleri artık pamuklar içinde beslesinler derdim. Şu mel un düşmanlarımızın endaht eylediği mermiler üzerimizden geçip yerlere düştüğünde bütün dağlan sallar, çevremizde kocaman hendekler açarken cesaretimizi artırır, bizlere tüfek kurşunu gibi gelirdi. Bu hal ise Cenab-ı Hakk m lütfu ihsanı idi. Ve Mustafa Kemal O yıllarda bir kadın için âşık olunacak adamların en hasıdır Mustafa Kemal. Corinne Hanım ile olan aşkı bilinmedik bir durum değil. Mektupları daha evvel defalarca yayınlanmıştı. Bu kitabın içinde mektupların yayınlanmasının öyküsünün yazılması da çok yerinde olmuş. Merak edenler için Melda Özverim in Mustafa Kemal ve Corinne Lütfü kitabını da buradan öneriyoruz. Ayrıca Atatürk ün Bütün Eserleri nin ilgili ciltlerinde de mektuplar aynıyla mevcut. Orhan Karaveli bazı mektuplardan alıntılara da yer vermiş. Ama bunlardan en önemlisi Atatürk ün 1937 yılında mal mülk bana ağırlık veriyor diye yazacağı satırların ne kadar eskiye dayandığını da gösteren 1914 yılında Sofya dan yazılmış olan mektup. Ne diyor Mustafa Kemal Corinne Hanım a Benim ihtiraslarım var. Fakat bunlar yüksek makamlar işgal etmek veya büyük servetlere sahip olmak gibi maddi emellerin tatminiyle ilgili değildir. Yalnız şu var ki yazarın Enver Paşa gibi Mustafa Kemal in kuşağında olan subayların çok şey borçlu olduğu bir devrimci komutan için böylesi haslet duygularına sahip olmasına Mustafa Kemal in kendisinin de inanmayacağı açıktır. Niyet okuyarak böylesi satırlar yazmaya ne gerek vardı. O tarihte Mustafa Kemal belki farkında değildir ama kıskançlık içindeki Başkumandan Vekili Enver Paşa, Mustafa Kemal adının fazla duyulmaması için elinden geleni yapmaktadır. Ordunun dergisinde ondan hemen hiç söz edilmemekte, resimleri basılmamakta ve günlük gazeteler bile bu konuda uyarılmaktadır. Masum görünüşlü bir bahanenin arkasına sığınılarak, Mustafa Kemal adının fazla öne çıkarılmasının öteki kumandanlara haksızlık olabileceğindensöz edilmektedir. Böylesi bir iddianın bu kitapta yer alacaksa bile bunun nedenleri okuyucuya açıklanmalı ve öne sürülenler kanıtlanmalıdır. Orhan Karaveli Eksiklerimiz de olacak elbet Kitapta eleştirilmesi gereken başka noktalar elbette var. Bunlardan en önemli bazılarını saymak gerekirse Orhan Karaveli nin özellikle Er Tevfik in notlarının aralarındaki kendisine ait yorumları daha dikkatli olmalıydı. Özellikle tarih üzerine yazanların ayrı bir hassasiyet içerisinde olmaları gerekir. Olmasaydı ile tarihe bakmak birincil derecede yanlışa sürükler. Özellikle tarihi, öznel bazı çabaların sonucu olarak görmek yanılgısının bizi hep bir kurtarıcı bekleme haline sokacağı açıktır. Bu bakış açısı kitabın üçüncü kısmının sonunda İngilizlerin boğaza denizden tekrar bir hamle yapmaları halinde başarı şansları olduğunu yazdırıyor. Belki de haklıydılar. Bir hamle daha yapsalar, bu kez başarılı olma şansları elbette vardı. (s. 126) Cümlesi kitaptaki en haksız ve yersiz tespitlerden bir tanesidir. 18 Mart ta kesin bir yenilgiye uğrayan düşman donanmasının ikinci bir hamle yapması ihtimaline karşı Boğaz a bine yakın top yerleştirilmiş ve denize mayın hatları döşenmiştir. Başarıya ilişkin en küçük bir ihtimal bulunsaydı elbette İngiliz kurmay heyeti böyle bir denemeye giderdi. Keşkeler ve dilek kipleriyle tarihe bakınca yanlışa düşmemek elbette mümkün değildir. Bununla bir tarih bilinci yaratmak da pek olası görünmüyor. ÇANAKKALE OLMASAYDI... O OLMASAYDI... Orhan Karaveli Doğan Kitap, 208 s. Er Tevfik in notlarında bazı noktalar var ki tam onikiden vuruyor. Çanakkale şiirlerden ve kandan bir destan oluyor, yeniden belleklerde canlanıyor. Çocuk yaştaki düşman askerlerine kızanlar diyen kendi safındaki genç İstanbullu öğrencilere ana kuzuları diyen bir muharip erin hangi bilinçle savaştığını düşündükçe yaşamak ve direnmek için ayrı bir kaynak buluyor insan

10 21 Mart 2014 Cuma 10 NİHAT ZİYALAN KANGURUCA AYDINLIK GÜNLER TÜRK SİNEMASI VAR MI? Bir Zamanlar Anadolu da Türk Sineması, dilini oluşturmak için çabasını sürdürüyor. Tezek kokan filmlere ihtiyacımız var demişti Salih Kalyon. Bana göre Felli nin Amarcord u (1973) tezek kokan bir filmdir Keşke filmin adı Bir Zamanlar Anadolu da değil de bir başka şey olsaydı. Böylece Once Upon a Time in the West (1968) ve One Upon a Time in America (1984)nın gölgesinde kalmazdı. Fotoğrafçı rejisör olarak seyrettim Koza, Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, Uzak, İklimler, Üç Maymun filmlerini Ceylan ın. Bir Zamanlar Anadolu da dan sonra bu görüşüm değişti. Türk Sineması bence daha oluşmadı. Yönetmenini, künyesini bilmeden seyrettiğimizde bu Türk filmidir denilecek filmler daha gerçekleşmedi. Fransız, İtalyan, Japon, İsveç, Rus... Benzeri ülkelerden bir film seyrederken, sinema dilinden ötürü, ait olduğu yeri kestirebilirsiniz. Tıpkı bir insanı yürüyüşünden, gölgesinden, kokusundan, daha yüzünü görmeden tanıdığımız gibi. Bir İtalyan filmi seyrederken; İtalyan kültürünü, toplumsal hayatını, bireysel renkleri; konuşma biçimleri, zekası, kurnazlığı, yemeği... Yani bir ülkeyi ülke yapan şeyleri görürsünüz. Buna yönetmenin çaktırmadan giren duruşu da eklenir kuşkusuz. Ülkelerin sinema dillerinin oluşması çok uzun yıllara dayanır. Ona gösterilen özgürlük ve devlet desteğiyle bu süre kısalabilir. Her yönetmenin filmi bir sonrakine eklenerek oluşur bu dil. (Bu dili tek başına oluşturan yönetmenler de çıkabilir.) Fuat Uzkınay ın çektiği Ayastefanos daki Rus Abidesinin Yıkılışı adlı ilk filmin (belgeselin) üstünden tam yüz yıl geçti. Türk Sineması, dilini oluşturmak için çabasını sürdürüyor. Tezek kokan filmlere ihtiyacımız var demişti Salih Kalyon. Bana göre Felli nin Amarcord u (1973) tezek kokan bir filmdir. Yazımın burasında Türk sinema dilinin oluşmasına katkıda bulunduğuna inandığım filmleri sıralayacağım. Kuşkusuz herkesin kendine göre bir listesi vardır: Kuyu, Umut, Muhsin Bey, Anayurt Oteli, Asiye Nasıl Kurtulur, Komser Şekspir, Vizontele, Arabesk, Ağır Roman, Neredesin Firuze, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ve Lütfi Akad ın Gökçe Çiçek - Gelin - Düğün filmleri. Bir Zamanlar Anadolu da iki buçuk saatlik bir film. Filmi şişiren fazlalıklardan, gereksiz yere sündürülmüş planlardan ötürü yer yer sıkıldım. Fotoğrafçı yanından sıyrıldığı, daha doğrusu bunu sinemaya akıştırdığı yerlerde döktürüyor Ceylan. Fotoğrafta çakılıp kaldığı planlar, onu, sanat filmi çekmek için zorlanan bir rejisör konumuna düşürüyor. Elbette çok güzel fotoğraflar. Ama bir fotoğraf donukluğunda, an ı saptayıp kalmasından öteye geçemiyor. Fotoğrafın sinema diline dönüşmesi; her pla- OKUR YORUMLARI İÇİN BİR TADIMLIK DÜNYA AĞRISI Ayfer Tunç Can Yayınları, 157 s. Bana göre okuyucu yazar kadar önemlidir. Yazılarıma aldığım tadımlık lara bundan sonra isteyen okuyucu yorum yapabilir. Yorumun kısa bir tümceyle yazılması şart. Böylece birçok okur katkıda bulunabilir. İleti adresime içinizdeki yazarı konuşturmanızı bekliyorum. Kolay gelsin. İleti adresi ve adı soyadı olanları değerlendireceğim. Önce kitabı okumanızı salık veririm. Kısa yazın lütfen. Rakının başına daha yeni oturmuşlardı. Kibar tuhaf, ürkmüş bir halle yaklaştı. Biri geldi, dedi. oda istiyor. Mürşit varlığını her zaman koyu bir leke olarak yanı başında hissettiği Kibar ı başından savmak istedi. Alkolden buğulanmış gözlerle baktı. Rahat bırak bizi Kibar dedi içinden, rakı içiyoruz, görmüyor musun? Biz güneşsiz günlerin bütün ağırlığına sırf bunun için katlanıyoruz, gece olsun, alkolün buharı dünyayla aramızdaki uçuruma dolsun diye. Bana niye söylüyorsun? dedi. Bir sürü boş oda var, ver birini. Ama adamın gözleri beyaz, dedi Kibar. Nasıl beyaz? Beyaz işte. İçinde siyahı yok. Madenci Kör mü yani? dedi. Kibar başını salladı, Mürşit e döndü. Suratına bakamıyorum. Gel sen konuş. Kibar bir türlü gönüllü köle ama kolayca baştan savılamıyor. Varlığı doğal bir ağırlık, taş gibi, kaya gibi, buranın kıraç doğasının bir parçası. Kendiliğinden kaybolmuyor, ille kaldırıp bir yere koymak, getirdiği sorunu çözmek gerekiyor. Çözülmezse gitmek bilmiyor, varlığının ağırlığı artıyor. Mürşit mecburen kalktı, bankoya geçti. Gerçekten kör bir adamdı gelen, kırk kırk beş yaşlarında. Küçük valizini yere koymuş, elinde katlanır beyaz bir baston. Uzun, pahalı bir palto giymişti, kasketliydi, atkısını çenesine kadar sarmıştı. Mürşit önce bir şey hissetmedi, buraya yakışan herhangi bir müşteri işte; kör, çolak, topal, sağır, dilsiz, kötürüm, kambur, hatta deli.. fark etmiyor. Ama adamın gözlerini görünce sarsıldı.

11 11 nın kendinden önceki, kendinden sonraki plandan sorumlu olması, kan bağı kurması, yürek vuruşlarını bütünlük denilen kaba akıtması ve bir ruh oluşturmasıyla mümkündür. Fotoğrafta kalan, gereksiz ayrıntısından ötürü beni sıkan zorlama bir plana örnek: Dalından düşen elmanın, yuvarlana yuvarlana dereye varması, derede de uzun uzun yuvarlandıktan sonra, insafa gelinip bir yerde durdurulması. Özenle, hatırı sayılır bir zaman harcanarak çekildiği belli olan gereksiz bir plan. Doğal bir plana örnek: Adamın, evine götürmek için tarladan kopardığı kavunları, arabanın bagajına, cesedin yanına bırakıvermesi. Bu filmin diyaloglarını kim, kimler yazdıysa alınlarından öpülmeli. Çok az filmde rastladım böylesine doğal, derinlikli, sinemaya yakışan konuşmalara. Fakat oyuncuların bu güzel konuşmaların hakkını tam veremediklerini, çekinerek oynadıklarını fark ettim. Sevgili rejisörün Doğal oynayın! Abartmayın! diye baskı kurduğuna inanıyorum. Güzelim diyaloglarla çok renkli bir oyunculuk sergileyeceklerine, doğal olmak için zorlandıklarından, neredeyse her oyuncu, karşısındakiyle benzeşerek oynamış. Yazımı basılmadan önce okusun diye Londra da yaşayan şair Şavkar Altınel e yollamıştım, şöyle yorum yaptı: Pısarak oynamanın bir atmosfer yarattığına inanıyorum. Onların oyunu, diri diri gömülen adam gibi, bu kasabaya biz de diri diri gömüldük dedirtiyor. (Yazılarıma katkıda bulunan Murat Çelenligil, Şavkar Altınel, Mehmed Arif b.- Mehmet Bacaksızlar- Deniz Günal, Saba Öymen, Ata Karazincir e teşekkür ederim.) Başkomser, savcı, doktor, katil zanlısı, muhtar, morgcu... Her karakterin kendine özgü bir öyküsü var. Öykülerin birbirine teyellenmesi ustaca kotarılmış. Bu öyküler; kasaba hayatına, namus cinayetlerine (her namus cinayetinin altında bir kadın davası vardır!) sırlarının altında ezilenlere, cinselliğe, dedikoduculuğa neşter vuruyor. İnsanımızı, toplumu, kültürümüzü yansıtan bu özellikler Bir Zamanlar Anadolu da yı, Türk Sineması nın yolunu açan bir film olarak görmeme neden oldu. Nuri Bilge Ceylan bir sürü ödül almış. Benim de ödülümü aldı. Artık o benim sevgili rejisörüm. Selam olsun Türk Sineması nı oluşturmak için emek verenlere. (Sydney 2014) SEÇTİĞİM ŞİİRLER çıktım evden girme o dağınıklık senin değil derlediğin günü saçıyor balkon çok leke, bir oyuk hizasında inişin girme dirseklerini sıyırıyor boşluk bastığın yerle arandaki mesafe sıcak patik yün atkı tekeş eldiven gece kesiği, zonklaması çatlağın -girdim çıktım çünkü dışardan seslendilerortası mim okşadım karanlığı açtım baktım ne taşıyor içerden saksılar, çiçekler arasında bir çocuktum sokağı derin kuyulardan çeken iç avlular toplamını şehrin bahçe duvarından beni şimdi itelim dedi bir ses günün sağrısına arka yoldan iliştim seğirttim ellerimi fotoğraflardan düşen çınn! dedi o ses beni şimdi bir köprüden yüzüm git, başladı unutmak ben bu sesin koynuna tersin tersin girerim az sonra dönerim kapattım kapıyı unutmak başladı sonrası mim büktüm gözümü nazik tüylerimi yaladım geçtim EMEL KAYA Sincan İstasyonu, Ocak-Şubat 2014

12 12 21 Mart 2014 Cuma BEYAZIT KAHRAMAN 13 Türkiye nin kimliği hep Askeri Güvenlik açısından belirlendi. Kim belirledi? NATO! Türkiye hep; Rusya ya karşı bir savaş ülkesi olarak konumlandırıldı. Batı'nın, ABD nin güvenliği ve yararı için 60 yıldır tasarlanan bir ülke! Ülkemizi yöneten asker, sivil uşaklar da buna uyum sağladılar. İşbirlikçilik budur. Dolayısıyla askeri güvenlik stratejilerinin bir parçası olduğunuzda ne demokrasi gelişebilir ne temel insan hak ve özgürlükleri ne eğitim düzeyiniz ne de kalkınmanız. İşte böyle sürünür, İslami projelerin uygulandığı, parçalanmanın eşiğinde dolaşan, ulusu birbiriyle bütünleştirecek bir ortak düşünce ve projesi olmayan, millet olma öğelerini giderek kaybeden bir ülkeye dönüşürsünüz ORHAN BURSALI DAN : HEY TÜRKİYE NASILSIN? Ülkeye yeni bir ruh gerekli Bir ülkenin güçlü bir kalkınma-gelişme, insanlarını mutlu etme rüyası yoksa, büyük devletlerin aleti olur. Biz bunu yaşıyoruz. İslam, siyasal görünümde iktidara geldi, ortaklaşa ve ABD nin desteğiyle. Neden geldi? Belirttiğim başarısızlıklar nedeniyle. Bu başarısızlıkta, ülkeyi 60 yıldır yöneten asker, sivil herkes sorumludur. Cumhuriyetin kurucu fikirleri sona ulaşamayınca, Cumhuriyet düşmanlarına yol açıldı. Unutmayın Türkiye 60 yılda 20 kez ekonomik bakımdan çökertildi rhan Bursalı İstanbul da Riyaziyeci Salih Zeki İlkokulu, Gelenbevi Ortaokulu ve Vefa Lisesi nden sonra, Berlin Hür Üniversitesi Otto Suhr Enstitüsü nde Siyaset Bilimi okudu. Almanya daki öğrenciliği sırasında 12 Mart 1971 askeri yönetimine karşı mücadeleye katıldı de Türkiye ye geldiğinde tutuklandı, askeri mahkemede yargılandı; 2,5 yıl hapis yattı. Gazeteciliğe 1976 da başladı. Çeşitli gazetelerde Dış Haberler Şefliği, Yazı İşleri Sekreterliği, Yayın Konseyi Üyeliği nden sonra Cumhuriyet e geçti; 1987 Şubat ından itibaren Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinin yayın yönetmenliğini yapıyor. Cumhuriyet gazetesinde haftanın 4 günü Bilim ve Siyaset köşesinde yazıyor. Gazetenin yayın kurulu üyesi yılları arasında TRT 2 de Bilim Dünyası, Bilim Gündemi, Bilim Dosyası başlıkları altında 100 e yakın program hazırlayıp sundu arasında, 7 den 70 e herkese bilimi interaktif öğretmek amacıyla oluşturulan Bilim Merkezi Vakfı kurucu üyesiydi ve beş yıl müdürlüğünü yaptı. İstanbul'un ilk eğlenceli bilim gösteri merkezi olan Deneme Bilim Merkezi nde, ülkemizde ilk bilim şenlikleri ve sergilerinin içerik ve organizasyonlarını hazırladı ve yönetti arası İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi nde Bilim ve Teknoloji Gazeteciliği dersi verdi. Popüler Bilim, Bilim ve Toplum, Üniversiteler ve Bilim, Atatürk ve Bilim, Toplum ve Etik, Bilim-Teknoloji ve Ekonomi Politikaları üzerine çeşitli üniversite ve kurumlarda konferanslar verdi, bildiriler sundu. n Hey Türkiye Nasılsın adlı son kitabınız, 2011 de yayımlanmış olan 10 Yıldır AKP nin devamı gibi görünüyor. Bu kitapla amaçlanan nedir? Aslında evet, ama içeriği tamamen değiştirilmiş, genişletilmiş ve yenilenmiş olarak. Artık bundan sonra kitap Hey Türkiye Nasılsın adıyla yayınını sürdürecek. Her baskıda, gelen verilere göre bölümler yenilenmiş veya yeni bölümler eklenmiş olarak okura ulaşacak. Böylece kitaptaki sayıların, verilerin, değerlendirmelerin taze olması sağlanacak. Talep olduğu sürece böyle bir yöntemle kitabı sürdürmeyi planlıyorum. Kitap ile birlikte nesnel bir Türkiye fotoğrafı ortaya konsun ve siyaset bunun üzerinde yapılsın istedim. Ülkenin derin sorunları var. İzlenmekte olan politikalara O Türkiye yurttaşlarına, sahip olduğu yeteneklerini ve yaratıcılıklarını gerçekleştirebilecekleri bir iş-düşünce, sanat, ekonomik ortamı oluşturamayan bir ülke. Burada beyinler atıl kalıyor, buna isyan edenler de kapağı dışarıya atıyorlar. Biz yetiştiriyoruz, örneğin ABD bundan yararlanıyor. bir derinlik getirmesi isteği de rol oynadı. Bu kitaba bir kardeş olarak, aynı yöntemle, ekonomi, bilim, teknoloji ve kalkınma vb. konuları ele alan ikinci bir çalışma daha başlattım. Burada ülkelerin yine karşılaştırmalı olarak bahsettiğim konularda durumu ortaya konacak ve bazı ülkelerin neden kalkınabildikleri, bu amaçla hangi araçları kullandıkları, Türkiye nin neyi ve niçin yapamadığı ortaya konmaya çalışılacak. Bilim, teknoloji ve kalkınma konuları, üzerinde çok durduğum konular. Belki böylece tartışmaların nesnel bir zeminde ve yeni bir boyutta tartışılmasını sağlarız. Bu kitaplardan amacım, daha çok gençlere ulaşmak, ülke sorunlarına nesnel bir zeminde yaklaşmalarını sağlamak, tartıştırmak ve düşündürmek. Özellikle bu serinin ikinci kitabını en çok gençlerin okumasını isteyeceğim. n Türkiye nin temel açmazı nedir? Ulusal birliği, düşünce birliği hatta siyasi birliği bile sürekli tartışma içinde olan bir ülke, temel sorunlarını çözemez. Peki, ulusal birliği neden tartışılıyor? Basit bir yanıt olarak, ülke, Genç Cumhuriyet ile attığı büyük kalkınma adımlarını (hem ekonomik hem aydınlanma düşünsel- hem eğitim hem bilime dayalı bir yaklaşım) sürdürememesinden. Eğer bunu başarabilseydik, yani Cumhuriyeti kuran Atatürk ve arkadaşlarının ortaya koyduğu kalkınma iradesini sürdürebilseydik, İkinci Dünya Savaşı araya girmeseydi, NATO ya Batı ya kapağı atıp ülkeyi inşa etme iradesini onlara teslim etmeseydik, bugün yaşadığımız sorunları ya hiç yaşamazdık ya da çok az yaşardık. Büyük bir başarısızlık yaşadığımızı söyleyebilirim. Bunları Ulus Yıkıcılığı Zamanları kitabımda çok boyutlu olarak tartıştım. Türkiye ve bütün ülkeler, kıyaslamalı bir dünyada yaşıyor. Yani toplumların talepleri, dilekleri, duygu ve düşünceleri, gereksinimleri, içinde yaşadığımız dünya ile birlikte belirleniyor. Kendi içine kapanık hiçbir ülke veya yönetim ayakta kalamaz artık. Çin, Kore ve başka ülkelerin, geriden gelip ileriye geçmeyi nasıl becerdiklerini öğrenmemiz gerek. Kendi yeteneklerimize ülkede geniş fırsatlar yapmamız gerek. Bu da ancak bilim ve teknolojiye dayalı büyük bir ekonomik kalkınma stratejisiyle gerçekleşebilir. Ülkeye yeni bir ruh gerekli. NATO ülkesi olmanın sonuçları Orhan Bursalı Büyük devletlerin aleti olmak HEY TÜRKİYE NASILSIN? Orhan Bursalı Cumhuriyet Kitapları 360 s. n Son 12 yılda dünyada örneğine pek rastlamadığımız bir siyasal yapılanma yaşadık. Bu siyasal yapılanmanın ayırıcı özellikleri nelerdir? Bir ülkenin büyük bir kalkınma-gelişme, insanlarını mutlu etme rüyası yoksa, büyük devletlerin aleti olur. Biz bunu yaşıyoruz. İslam, siyasal görünümde iktidara geldi, ortaklaşa ve ABD nin desteğiyle. Neden geldi? Yukarıda belirttiğim başarısızlıklar nedeniyle. Bu başarısızlıkta, siyasal İslamın iktidara gelmesinde, ülkeyi 60 yıldır yöneten asker, sivil herkes sorumludur. Cumhuriyetin kurulu fikirleri sona ulaşamayınca, Cumhuriyet düşmanlarına yol açıldı. Unutmayın Türkiye 60 yılda 20 kez ekonomik bakımdan çökertildi. Türkiye yi sü- rekli olarak, Batı nın askeri ve ekonomik çıkarlarına uygun, elverişli siyasetçiler yönetti. Biz sadece AKP iktidarına bakarak bugünü anlayamayız, yakın geçmişi anlamak daha önemli. İslamcı kafayla düşünen bir toplum sürünür n Toplumsal durumumuzu olanca gerçekliğiyle ortaya döken verilere yer vermişsiniz. Öğrenci başarısı araştırmalarına göre Türkiye 34 OECD ülkesi arasında 33. sırada yer alabilmiş. Eğitim öğrenim düzeyi ilköğretimin 4. Sınıfı düzeyinde gösteriliyor. Bunların seçimlere, siyasete, demokrasiye yansıması nasıl sizce? Eğitilmemiş bir toplum, çok iyi ve istenen yöne doğru güdülmeye açıktır. Şuna bakın, 1980 yılında Türkiye de bir yurttaşın ortalama eğitim/okul yılı 2,9 yıldı! Bu bile bizim neden kaybettiğimizi açıklayan çok temel biri rakamdır. Dünyada, bulunduğumuz ve bulunmak istediğimiz coğrafyada ve ilişkiler içinde, gerinin de gerisi bir ülke. Dünya daha o zaman almış başını gidiyordu e geldiğimizde ortalama eğitim süremiz 4,5 yıldı. İlkokulu bitirememiş bir toplum kimliğimiz. Bugün de, gele gele 6,5 yıla geldik. Şimdi de eğitimin içine doğrudan İslami öğreti sokuldu. İslamcı kafalarla düşünen bir toplum, dünyanın gerçekleriyle baş edemez, ancak sürünür. İktidarlar da eğitimin içini boşaltarak ve nüfusu durmadan arttırma eğilimine girerek, sandıktn sürekli çıkabilecekleri bir toplum düşü içindeler. Bunun demokrasiyle ve geleceği kurmakla bir ilişkisi olmadığını görmeliyiz. n Türkiye bir tembeller ülkesi mi yoksa iş bulamayanlar ülkesi mi? n Yaklaşık olarak 60 yıldan beri bir demokrasi beklentisi ya da arayışı içinde olduğumuzu vurgulamışsınız. Neden bu durumdayız? Ciddi bir yanıt şu olabilir: 1950 lerden beri NATO nun bir ileri cephe ülkesi olmak... Türkiye nin kimliği hep Askeri Güvenlik açısından belirlendi. Kim belirledi? NATO! Türkiye hep; Rusya ya karşı bir savaş ülkesi olarak konumlandırıldı. Batı nın, ABD nin güvenliği ve yararı için 60 yıldır tasarlanan bir ülke! Ülkemizi yöneten asker, sivil uşaklar da buna uyum sağladılar. İşbirlikçilik budur. Dolayısıyla askeri güvenlik stratejilerinin bir parçası olduğunuzda, ne demokrasi gelişebilir ne temel insan hak ve özgürlükleri, ne eğitim düzeyiniz ne de kalkınmanız. İşte böyle sürünür, İslami projelerin uygulandığı, parçalanmanın eşiğinde dolaşan, ulusu birbiriyle bütünleştirecek bir ortak düşünce ve projesi olmayan, millet olma öğelerini giderek kaybeden bir ülkeye dönüşürsünüz. n Sandık demokrasisi kavramını açar mısınız? Kitapta en çok önem verdiğim konulardan biri. Hukuku, yasaları hiçe sayan ve bunları çiğneme özgürlüğü olduğunu sandıktan aldığı oya göre varsayan bir anlayış. Oysa sandık, bir anayasal hukuk ve yasalar sisteminin bir parçasıdır. Siz anayasal sistemi saymazsanız, zaten pratik olarak sandığı da ortadan kaldırmış olursunuz. Bugünkü iktidar da aslında pratikte bunu yapıyor ve ortada sadece sanal bir sandık bırakıyor. İktidar, eleştirilerden, kitle gösterilerinden, farklı görüşlerden, ulus birliğinden, demokrasiden, özgürlüklerden asla hoşlanmıyor... Sayın sayabildiğiniz kadar. İktidar başının son telefon dinlemeleri de, aslında bundan önce bizim pratikte gördüğümüz ve eleştirdiğimiz her şeyin nasıl gerçek olduğunu gösteriyor. Bu iktidar tam bir özgürlükler düşmanıdır. Seçilmişlerin genel karakteri n Ülkemizde seçilmişlerin genel karakteri nasıl özetlenebilir? İşbirlikçi, ABD projelerinin bir parçası ve uygulayıcısı, iktidarda kalabilmek için her şeyi yapmayı göze alan, ülkenin temel sorunlarına karşı duyarsız, iktidarda olmaktan kendini ve çevresini sürekli nemalandıran ama ülkenin te- mel sorunlarını çözmeyen, ulusu bir plan strateji ve uzun vadeli bir bakışta birleştirmeyi düşünmeyen, bütün bunların sonucu olarak da milleti bölen ve birbirine düşüren... n İktidarın meşruiyet sorunu yaşadığı savını nasıl temellendiriyorsunuz? Anayasayı askıya alan, yasaları takmayan her iktidar meşruiyet sorunu yaşar. Kendi hakkında, bakanları hakkında bunca rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, yasaları çiğneme, görevi kötüye kullanma vb. iddialar güçlü bir şekilde varsa... Savcılar bu konuda zerre kadar kılını kıpırdatıp harekete geçemiyorsa, insanlar hakkında uydurulmuş iddialarla davalar açılıp içeriye atılabiliyorsa, orada meşru bir yasal-anayasal düzen yoktur, çökmüştür demektir. Sözde bir soruşturma sürüyor. Ama iktidarın denetimi altında... Bir iktidar yargıya doğrudan doğruya kendi adamlarını, kotrol debileceği adamları atayacak bir sistem kuruyorsa, tamamen yürütmenin kontrolü söz konusuysa... n Ülkemizdeki bölünmenin boyutlarını nasıl görüyorsunuz? İslamcı, Laik/demokratik ve Kürtler olarak üçe ayrılmış durumdayız. Her biri diğerlerinin gözünü oyabilecek bir anlayışta. Bu ülkenin yeniden toparlanması ancak olağanüstü koşullarla mümkün olabilir gibi görünüyor. Böyle bir durumda bulunan ülke büyük olaylar yaşar. Ancak bu tür olayların dinamiği altına girmiş gözüküyoruz. Devlet şiddetini halka karşı kullanmak n Berkin Elvan ın öldürülmesine gösterilen toplumsal tepkiyi nasıl değerlendirirsiniz? Katil olmaktan çekinmeyen bir iktidara karşı muazzam tepki... Ülkenin çoğunluğunun bu iktidarca yönetilmek istemediğini açığa vurması... Bu kesim dinamizmi elinde tutuyor. İktidarın dinamizmi ise sadece elindeki devlet şiddetini halka karşı kullanmak. n 30 Mart ta sağlıklı, hilesiz bir seçim yapılabilir mi? 31 Mart ta ve sonrasında neler olabilir? Seçmen kayıtları doğru mudur? Bir sahtecilik varsa, ana kaynağı buradadır. Bunu denetleyecek bütün sistemler iktidarın elinde. Sağlıklı bir seçim yapabilmenin koşulları ancak güdülmeyen bir iletişim organlarının yani medyanın varlığıyla ve herkese eşit fırsat yaratılmasıyla biraz mümkündür. Ben 31 Mart sonrasına bakıyorum. Çok önemli bir sürece giriyoruz. Bu yıl 10 Ağustos ta Cumhurbaşkanlığı seçimi ve sonra da 2015 Haziran ında genel seçimler... Türkiye iç ve dış büyük gerilimlerin içinde. Birden, bakmışsınız ki, seçimleri aşmış olayların içindeyiz.

13 21 Mart 2014 Cuma 14 DAMLA YAZICI Yazarını gömüp hayatımıza giren Ignatius Onun her şeye verilecek sayfalarca filozofik cevabı vardır. Levy pantolonlarında işe girdiğindeyse bir fabrikayı barış, adil iş ve çalışma düzeni için örgütleyecek bir kumonis tir. Sonunda eline yüzüne bulaştıracak olsa da okuyucu ona pek de sinirlenemez. Ignatius un sinirlendiği anda kapanıveren bir supabı vardır ve bağırsak hareketleri yoğunlaştığında bol bol cennet gazı (osuruk) çıkarır ALIKLAR BİRLİĞİ John Kennedy Toole Çev : Püren Özgören Kırmızı Kedi Yayınevi 420 s. Bir kitabı unutulmaz kılan pek çok şey vardır kuşkusuz. Bu bazen öykü, kurgu ve tema gibi özellikler olurken bazen ise anlatı veya karakterler olur. Hatta bazen bir kitabı, okuduktan sonraki duygumuzla unutulmaz kılarız. Şaşkınlığımız, hüznümüz, gülümsememiz veya coşkumuz... Alıklar Birliği en çok baş karakteri ile unutulmazlar arasına girenlerden. Dünyamıza Ignatius u katıyor. Günümüzde, karakter yaratımının, özellikle bizim edebiyatımızda aşağıya doğru bir ivme izlediği dönemde Ignatius gibi psikolojisi ve eylemliliğyle bütünleşmiş, diyaloglardan alt metne, betimlemeden üsluba kadar özgün olduğu denli, etkileyici bir varlık yaratmayı bu kadar iyi başarabildiği için yazar Toole, Ignatius uyla birlikte ölümsüzleşiyor. Kitabın ve yazarın trajedisi John Kennedy Toole 1969 da 32 yaşında intihar ettiğinde 60 ların başında yazdığı bir roman çalışması bırakmıştı geriye. Kitabının basıldığını görmedi. Annesi oğlunun ölümünden yedi sene sonra yayıncı Walker Pecy e bu dosyayı okutmak için çabaladı. Çabaladı diyoruz çünkü ölmüş bir romancının kötü romanını okumak Pecy için zaman kaybıydı ve kadını başından savmaya çalışıyordu. Fakat anne Toole, Percy nin masasına kadar gelip, dayanmıştı bile. Bir paragraf okur, kötüyse vicdan azabı çekmeden kadını gönderirim diye düşünen Percy, okuduğu satırlarla büyük şaşkınlık yaşadığında, metne dalıp gitmişti. Kitap basıldığında, 1981 yılında ABD nin en saygın ödüllerinden olan Pulitzer Edebiyat Ödülü nü alacaktı. Ödül ilk defa hayatta olmayan bir yazara veriliyordu. Günümüzün önemli yazarlarından Chuck Palahniuk Hayatınızı bir yazar yazacak olsa, bu yazarın kim olmasını istersiniz sorusuna John Kennedy Toole yanıtını veriyordu. Kitabın ellerimize ulaşmasının altındaki trajedi kitabı daha ilgi çekici kılıyor muhtemelen, ancak Alıklar Biriği trajediye uzaklığı ve mizahi gücüyle suratımızda bazen gülümsemeye bazen ise tutamadığımız kahkahalara sebep oluyor. Adamımız Ignatius J. Reilly Yaşadığı dünya ile olan sorununu gülünç bir ciddiyetle ortaya koyan Ignatius J. Reilly kendisine has felsefik kabarmaları ile okura kendi yaratmayı istediği dünyayı sunuyor. Bu öyle bir dünya ki hem kayıtsızlık ve tembelliğin sunumu, hem de bütün dünyaya karşı tek başına savaşmayı salık veren bir Don Kişot öyküsü. Kocaman göbeği, pazen gömleği, kafasındaki komik yeşil avcı şapkası, elinden düşürmediği şekerli kurabiyeleri ile bütün belaları bir mıknatıs gibi üstüne çeken Ignatius kendinden başka herkesin çıldırmış olduğuna o kadar emindir ki... Bütün ukalalığı ile bu kreten lere yani alıklara laf anlatmak istese de bütün günü odasında kendi düşüncelerine ve tezlerine yoğunlaşarak geçirmek daha çok işine gelir. Annesi ile yaşayan Ignatius çalışmak zorunda kaldığında, satmak zorunda olduğu bütün sosisleri oburluğuna dayanamayıp yiyecektir. Ancak onun her şeye verilecek sayfalarca filozofik cevabı vardır. Levy Pantolonları nda işe girdiğindeyse bir fabrikayı barış, adil iş ve çalışma düzeni için örgütleyecek bir kumonis tir. Sonunda eline yüzüne bulaştıracak olsa da okuyucu ona pek de sinirlenemez. Ignatius un sinirlendiği anda kapanıveren bir supabı vardır ve bağırsak hareketleri yoğunlaştığında bol bol cennet gazı (osuruk) çıkarır. Ignatius un, annesi Bayan Reilly e karşı kaba davranışları onların birbirleriyle olan uyumunun altında ezilir ve Bayan Reilly gibi bir kadının çucuğu ancak Ignatius olabilirdi dersiniz. Kökleri İskenderiye topraklarında, Akdeniz de olan Bayan Reilly nin, bir göçmen bölgesi olan New Orleans ın ağzını kullanma biçiminin yapıta mükemmel derecede iyi yansıtılmış olduğu edebiyat çevrelerinin genel görüşü. Bu ağzın; aksanın çevirideki zorluğunun üstesinden gelmekteki başarısıyla çevirmen Püren Özgeren i kutlamak gerekli. John Kennedy Toole Ignatius un göbeğinde politik mizah Konusu ile belli bir ana tema üzerine oturmayan kitapta hem baş karakter Ignatius, hem de yan karakterler üzerinden Amerikan toplumunun keyif verici bir eleştirinin ironisine maruz bırakıldığı gözlerden kaçmıyor. Bunu belirtmek özellikle gerekli, çünkü kitap biçem ve anlatı bakımından dönemin edebiyatında büyük bir yenilik oluşturması nedeniyle, konusundaki ince vurgular eleştirilerde göz ardı ediliyor. Oysa Alıklar Birliği politik mizahı tam da Ignatius un koca göbeği üzerinde taşıyor. Kitapta Amerika nın siyahlara karşı ırkçı politikaları ironik olarak eleştiriliyor. Amerikan toplumunda komünistlere karşı söylemler de mizah yolu ile işleniyor. Yazar kitapta suç ile komünist olmayı öyle pasajlara yediriyor ki bu pasajlar kitabın yazıldığı 1969 Amerikası düşünüldüğünde daha anlamlı hale geliyor. Yazar Toole, Ignatius karakteri ile tıpkı Oblomov, Gargantua, Don Kişot hatta Katib Bartleby gibi bir unutulmaz yaratıyor. Bende kıskanılan kitap sendromuna neden olan Alıklar Birliği için son sözüm biraz tehditkar olsa da söylenmek zorunda! Lütfen bu kitabı okumayınız, çünkü o benim!

14 DAMLA YAZICI 21 Mart 2014 Cuma 15 Havada kalan mızrak: IGNATIUS ile röportaj Ignatius J. Reilly DAMLA: Değerli Ignatius J. Reilly, öncelikle söyleşi talebimizi kırmayıp bizi evinizde ağırladığınız için teşekkür ederek söze başlamak isterim. Değerli anneniz Bayan Reilly sizi mutfakta beklerken jöleli çöreklerden yiyebileceğimi söyledi. Gerçekten kibar bir anneye sahipsiniz. Yediğim bazı çöreklerde jölelerin emilmiş olması ise beni şaşırtmadı. Bu sizin işiniz olmalı, değil mi? IGNATIUS J. REILLY: Öncelikle bu kadar uzun bir girizgah yapmanız size zaten zar zor ayırmış olduğum zamanı daha da uzattı. Önemli bir eser üzerinde çalışıyorum. Annem denen kadının sürekli eserimin oluşmasında bir engel oluşturduğu gerçeğiyle karşı karşıyayım. O nedenle bugünlerde onun kibar yanından fazlasıyla uzağım. Ah anne! Bazen beni gerçekten delirtiyor. Neyse kendi hayatımın acımasız ve sefil yanlarını siz insanlara malzeme yapın diye ayrıntısıyla anlatacak değilim. Aksi halde sinirlenirsem supabım burayı benim için bir cehenneme çevirebilir. Ama evet haklısınız çörek içinde bir jöle var ise, ona kesinlikle dayanamam ve mideme indiririm. Anneeeeee, buraya jöleli çörek getireceğin konusunda seninle anlaştığımızı sanıyordum. Aman tanrım, fortuna gene yön değiştiriyor! BAYAN REILLY: Tilefondayım Ignatiuuus! Ah datlım Santa, artıkın kapatmalıyım. Belkim sonra gene konuşuruz. DAMLA: Fortuna yı fazla önemsiyorsunuz. IGNATIUS: Fortuna yı küçümser bir yanınız olduğu anlaşılıyor. Eskiden ruha adanmış her şeyin şimdi satışa sunulduğu bu sapkın çağın ve çalkantılı manyaklığın bir ürünü olduğunuz için sizi suçlayamam. Bir Ortaçağ Bilimleri uzmanı olarak ortaçağ düşüncesinin temelini oluşturan felsefe yapıtı De Consolatione Philosophiae (Felsefenin Avuncu) nin temel kavramı olan rota Fortunae ye yani çarkıfeleğe inanırım. Büyük düşünür Romalı Boetius kör bi tanrıçanın talih çarkımızı çevirdiğini, talihimizin döngüler halinde belirlendiğini söyler. Sizin böyle bilgilerden fazlasıyla uzak olduğunuz anlaşılıyor. AH FORTUNA, SENİ KÖR, DÜŞÜNCESİZ TANRIÇA; ÇARKINA SIM- SIKI BAĞLANMIŞIM...!!!! DAMLA: Aman sayın Reilly, lütfen bağırmayınız. IGNATIUS: Siz de benim sinirlerimle oynamayınız. Bütün vücudumda yoğun şekilde biriken cennet gazı ile mücadele ediyorum on dakikadır. Supabım sinyal vermeye çoktan başladı. DAMLA: Supabınız mı? IGNATIUS: Graaaagğg! Evet karın boşluğumda keyfine göre hareket eden bir supaba sahibim. Onunla yaşamayı öğrendim. Grööööögggh! Annem böyle bir subaba sahip olmadığımı söylese de, onun köhnemiş kafasını değiştirmekle zaman kaybedemem. Supabım adeta Yunan mitolojisindeki Cassandra gibi kötü olayları daha önceden haber veren ama sözüne inanılmayan bir Troya prensesidir. Duyarlılığından dolayı, geometri yoksunu bu dünyada yok sayılmasını normal karşılıyorum. Gaaarkgh! DAMLA: Yazdığınız önemli bir eserden bahsettiniz? Nedir? Bize biraz anlatır mısınız? IGNATIUS: Şu odaya girdiğinizden beri gözünüzden kaçmayacak olan yerdeki yüzlerce dağınık sayfa benim dünyaya bakış açımdır. Henüz bütün haline getirilmedi. Gözlemlerimden ve yaşadıklarımdan yola çıkarak belirli pasajlar ele alıyorum. Karmaşık bir dünya görüşüm var. İtiraf etmem gerekirse bu sayfaları nasıl toparlayacağımı ben de pek bilemiyorum. DAMLA: Evet oldukça dağınık bir odaya girdiğimi ben de itiraf etmeliyim. IGNATIUS: Şimdi tam da annem gibi saçmalamaya başladınız işte. Sizin kendi odanızın da burada gördüğünüz dağınıklıktan arda kalan bir yanı yoktur eminim Bayan Yazıcı. Oysa bu düşüncelerimle yoğrulmuş havayı soluduğunuz için bana teşekkür etmelisiniz. Gaaaarkh! Neyse lafıma devam etmem gerekirse, daha önce yazdığım bazı kaynak kitaplarım oldu elbette (bkz: Ignatius J. Reilly, Kanlı Eller: İşledikleri Bütün Suçlar, on altıncı yüzyılın Avrupasından seçilmiş kimi yolsuzluklar üzerine bir inceleme, Monografi, 2 sayfa, 1950, Tulane Üniversitesi, Howard-Tilton Kitaplığı Kat Üç, Sol Koridor, Ender Bulunan Kitaplar Salonu, New Orleans, 18, Louisiana. Not: Başka kopyası bulunmayan bu monografiyi kütüphaneye armağan olarak göndermiştim, ancak kabul edilip edilmediğinden hala emin değilim. Bloknottan kopartılmış bir sayfaya kurşunkalemle yazıldığı için fırlatılıp atılmış olma olasılığı hayli yüksek.) Daha sonra Levy Pantolonları nı küllerinden doğan nadir bulunan bir kurum haline getirecekken kaleme aldığım Çalışan Gencin Güncesi ya da Tembelliğin Sonu adlı bir yapıt hazırlıyordum. Önemli müşterilerimizden Bay Abelman a Eğer bizi bir daha rahatsız ederseniz bayım, kırbaç o acınası omuzlarınıza olanca şiddetiyle inecektir cümlesiyle bitirdiğim Bay Levy nin ağzından yazdığım o mektup sonrası kovulmasaydım bugün sizin de üzerinizdeki pantolon Levy pantolonu olabilirdi bayan. BAYAN REILLY: Artıkın kimseye güvenilmiyor, diil mi datlım? IGNATIUS: Anne lütfen araya girmeden sakince orada oturabilir misin! DAMLA: Çalışmayla aranız pek iyi değil sanırım? IGNATIUS: İnsanlar çalışmak gibi büyük bir sapkınlığın pençesine düşmüş durumda. Bu konudaki uygulamalarım büyük birer buluş olarak patron ların da yararlanabileceği malzemeyi içerisinde barındırıyor. Ben büroya gitmem gereken saatten bir saat sonra gidiyorum. Böylece oraya vardığımda kendimi çok daha dinlenmiş ve taze hissediyorum, üstelik her iş gününün o ilk sıkıcı saatinden de kurtulmuş oluyorum, aksi halde o bir saatin her anı henüz ayılamamış duyularım ve gövdem için bir işkence olabilirdi. Sabahları geç gelmem, verdiğim hizmetin niteliğini de arttırıyor. DAMLA: Değil mi efendim, değil mi? Devrimci yönünüzü takdir ediyorum. IGNATIUS Rica ederim. Gaaaarghk! DAMLA: Myrna Minkoff ile aşkınız oldukça çalkantılı, idealist bir kız. Birlik olup dünyayı değiştirebilecek misiniz? IGNATIUS: Görkemli fiziğim, karmaşık dünya görüşüm, sahip olduğum incelik ve beğeni, dünyamızı kaplayan çamurun ortasında bile soylu bir biçimde davranmayı sürdürüşüm tıpkı sosis çarı, et imparatoru Bay Clyde i sersemlettiği gibi herkeste aynı etkiyi gösteriyor. Benim bu özelliklerimle sersemlemeyen bir tek Myrna var. Bazen saldırgan, çok bilmiş, pasaklı bir sürtük oluveriyor ama onun dünyayı değiştirme isteğine kayıtsız kalmak imkansız. Şurada bir taş devrilse ya da dünyada bir siyasi kıyamet kopsa ikisinin nedenini de cinselliğe bağlamakta saniye bile kaybetmez. Ama onunla bütün yürekliliğimle ve onun seviyesine inmekte zorlanarak tartışmalarımı sürdürüyorum. DAMLA: Sersemletici bir etkiniz olduğu gerçek. Zamanınızı daha fazla almak istemeyiz. Son sözlerinizi alayım. IGNATIUS: Kendimi sık sık zamanımızın bunalımlarını kara kara düşünürken yakalıyorum. Denetlenemeyen beynimin yürekli ve görkemli fikirleriyle uğraşıyorum. AH FORTUNA, SENİ KÖR, DÜŞÜNCESİZ TANRIÇA!!! Gaaaarkhhh! Görkemli fiziğim, karmaşık dünya görüşüm, sahip olduğum incelik ve beğeni, dünyamızı kaplayan çamurun ortasında bile soylu bir biçimde davranmayı sürdürüşüm tıpkı sosis çarı, et imparatoru Bay Clyde i sersemlettiği gibi herkeste aynı etkiyi gösteriyor

15 21 Mart 2014 Cuma 16 M. SALİH KURT BABİL BALIĞI Ulaşamayanlar 1 Henüz tercüme edilmemiş eserlerle, dünya edebiyatında nelerin olup bittiği üzerine bir pencere sunuyoruz bu yazıda. İlk konuğumuz Kanadalı çizgi roman çizeri ve yazarı Jeff Lemire. Essex County ve The Underwater Welder yapıtlarının tercümesini ilerleyen zamanlarda raflarda görmek, keşfini paylaşabilmek umuduyla Bazı geceler, geç vakitte uyandığımda babamın Tanrıyla konuştuğunu duyuyorum. Fısıldayarak konuşuyor ama onu yine de duyabiliyorum. Hatta bazen ağladığını duyuyorum; Tanrı üzücü bir şey söylediğinde Jeff Lemire, Sweet Tooth Kitap taki 80. Babil Balığı yazısıyla karşınızdayım. 80 yazıdır, yapıp yapmamak arasında gidip geldiğimiz, okurun ilgisini çekip çekmeyeceğini enine boyuna tartıştığımız bir şey vardı. Tutkumuz gereği, yalnızca ülkemizde yayımlanan yerli ve tercüme eserleri okumuyoruz. Dünyada nelerin yazılıp çizildiğiyle, yeni yaratımları ve akımları da yakından takip ediyoruz. Yazılarımda yer yer, tercümesi bulunmayan ek okumaları ve keşifleri de paylaşmaya özen gösterdim. Sizlerden de gelen olumlu tepkiler, beni bu konuda biraz cesaretlendirdi. Yazılarını sadece tavsiye kısımları için okuyorum, diyen editör dostlarım oldu. Sevinsen mi, üzülsem mi? Henüz tercüme edilmemiş eserlerle, dünya edebiyatında nelerin olup bittiği üzerine bir pencere sunmanın, her şeye rağmen bütün okurları kucaklayıp kucaklamayacağı konusunda çekincelerim bulunsa da bunu denemeden asla bilemeyeceğimizi fark ettim. Bu nedenle de arada sırada, tercümesi henüz bulunmayan keşiflere yönelik Ulaşamayanlar, serisine başlıyoruz. Devam edip etmeyeceği ve yazma sıklığı okurlarımızın tepkileriyle orantılı olacaktır. Kimse okumayacaksa yazmanın ne önemi vardır ki? Hümanizm ve çizgi Ulaşamayanlarda, ilk konuğumuz Kanadalı çizgi roman çizeri ve yazarı Jeff Lemire doğumlu sanatçının ülkemizde pek bilinmemekle birlikte Xeric, Yalsa Alez, Doug Wright ve Joe Shuster ödülleri gibi hatırı sayılır bir ödül koleksiyonu da bulunuyor. Pakistan ve Avusturya kökenli Türk sanatçı Mahmud Asrar ile Atom için tek ciltlik çalışmasının (Brightest Day: Atom) yanında çizgi dünyanın pop elementleri arasında kalan sayılarda da pek çok çalışması bulunuyor. Küçük bir toplumda yalnızlık, kimlik, korku ve paranoyayı ele aldığı The Nobody (Hiç kimse) çalışmasıyla birlikte okur olarak en çok dikkatimi çeken çalışmaları ise Vertigo etiketini taşıyan Sweeth Tooth, Top Shelf etiketini taşıyan Essex County ve The Underwater Welder. Kurgu, işleyiş ve estetik üçgeninde özellikle Harvey ve Eisner ödüllerine de aday gösterilen Essex County (yazarın doğup büyüdüğü kasabanın adıdır) ve The Underwater Welder (Sualtı Kaynakçısı) sadece sanatçının kendi yaratıları arasından değil, aynı zamanda çizgi roman sanatının çağdaş örnekleri arasından da sıyrılıyor ve bu yazıda da bu iki yaratıya değineceğiz. Lemire ın genel kurgu tutumu içerisinde yaşam Essex County ve The Underwater Welder, Jeff Lemire, Top Shelf Productions, 512 ve 224 s. Jeff Lemire dilimlerinin arasındaki çatışmaları ve örtüşmeleri, karakter detayında yeniden kişiselleştirmeye yönelik bir post-hümanizmle birlikte çizimlerinde id kavramına fazlasıyla yakın bir soyutlama ve uzaklaştırma bulunuyor. Bu tutumun, bir su damlasının yarattığı dalgalardan geçmişin hülyasına tüple dalındığı bir panelde rastlanabileceği gibi geçmiş ve kırgınlık arasındaki bağı dışa vurmakta kusursuz bir şans yarattığını gözlemliyoruz. İkisi de siyah-beyaz hazırlanan Essex County ve The Underwater Welder, özellikle günümüzde sanki şartmış gibi bulamaç edilen renklendirme (özellikle de dijital renklendirme) yöntemlerinin de suratına bir yumruk indirerek, kurgu sunum formlarını yarı-nostaljik bir tutumla bağrımıza basmamıza olanak sağlıyor ve yüzümüzü gülümsetiyor. Kasaba ve petrol kulesi The Underwater Welder da (Sualtı Kaynakçısı), kahramanımız denizdeki bir petrol kuyusunda emekçidir. Görevi dalışlar yaparak, kuyuda, gerekli onarımları yerine getirmektir. Karada bıraktığı eşi hamiledir ve kendisini bekleyen babalık duygusunun stresini yaşamaktadır. Bir dalışı sırasında denizin dibinde kendi babasının hayaletiyle onu buluşturacak bir fenomenle karşılaşacaktır. Eskiden televizyon dizisi olarak yayınlanan Alacakaranlık Kuşağı öykülerinden ve 70 lerle 80 lerin korku temalarından fırlamış bir gerilim ve gizemle başlayan öykünün, sayfalar ilerledikçe insani gerçeklikle kaynaşması, ayrı yapılara bölümlenmesi ve tekrar kaynaşmasını okumak, çağa uygun yeni bir gerçeklik ve soyutlanma kavramının ele alınması bakımından da oldukça değerliydi lerin başında yalnızca yenilikçi ve eğlenceliyken ucuz taklitlerinin piyasayı kasıp kavurması nedeniyle artık kabak tadı vermeye başlayan içselleştirilmiş geçmişi sürrealleştirmeye yönelik kurgu tutumuna da yepyeni bir soluk kazandırılarak canlandırıldığını söylememiz mümkün. Öykünün temel taşları arasında kayıp, özlem ve sevginin bulunduğunu, bu yapıların üzerinde babalar, oğulları, anı ve gerçeklik arasındaki bağların sorgulandığını belirtmemiz mümkün. Anlaşılması güç bir işleyişe sahip insan kalbinin derinliklerinde yatanı bulup çıkarabilmek için bazen bir dalgıç olmak bazen de çıplak gerçekliğin musallat olduğu kâbusun içine düşmek gerek yılında pek çok çizgi roman platformunun yılın en beğenilen çalışmaları listesine aldığı Sualtı Kaynakçısı, bir yerlerde öyküyü sanki siz yaşamışsınız hissi veren panelleriyle ve her türlü yoruma açık bırakılan, okuru kendi yorumlamalarından mahrum etmeyen sonuyla, derinlerde keşfinizi bekliyor. Keşfinizi bekleyen diğer çalışma ise Essex County. Kanadanın Essex kasabasında geçen, birbiriyle ilintili üç öyküden oluşan çalışma ilk olarak üç cilt olarak yayımlandı. Elimdeki baskı ise üç cildin birleştirildiği 512 sayfalık koca bir ciltten oluşuyor. Çağın En Önemli Kanada Romanları (buradaki çizgi-roman değil, roman vurgusuna dikkatinizi çekmek istiyorum) listesine de dâhil edilen yapıt, yalnızlık ve soyutlanmadan yola çıkarak öyküleri örüyor, nihayetinde toplum ve aile üzerine akıllara kazınacak bir portre sunuyor. Metafor kullanımı ve panellerde yalnızlığı yansıtma bakımından Craig Thompson ın eşsiz yapıtı Blankets ı da çağrıştıran Essex Kasabası, insan ilişkileri arasındaki görünmez bağı, saf haline ulaşılmış anların bir koleksiyonuyla yüzeye taşıyor. Görsel dokuda ışığı kullanışı karakterlerin iç dünyasıyla neredeyse her zaman örtüşürken, detayları vektörel yansıtmak yerine, üzerinden iki üç kez geçilmiş çizgilere saklıyor; hayatın hareketliliğinin bulanık aksi gibi İlk öyküde, 10 yaşındayken annesini kaybeden ve hayatın acımasızlığından kaçışı çizgi romanlarda ve süper kahramanlarda bulan Lester e, ikinci öyküde yaşlanıp çiftliğinde kalan zamanını yalnız başına geçirerek pişmanlıklarını ve hayattaki dönüm noktalarını gözden geçiren bir hokey oyuncusuna, üçüncü öyküde hayatında yeterli acıyla karşılaşmış gezici bir hemşire olan Anne ile Essex Kasabası nın bütün karakterlerinin birbiriyle olan ilintilerinin ortaya çıkışına tanık oluyoruz. Lemire ın özellikle bu iki yapıtının tercümesini ilerleyen zamanlarda raflarda görmek, keşfini paylaşabilmek umuduyla ve haftaya görüşmek dileğiyle

16 17 UMUT ERDOĞAN Sonu gelen dünya Son yıllarda, özellikle Amerika çıkışlı dizi, film, kitap ve çizgi romanlarda sıklıkla rastlanan bir konu olmaya başlayan dünyanın sonu ya da daha başka bir dille anlatmak gerekirse, dünyanın bilindik halinin sonu ülkemiz sanat severleri için de ilgi çekici hikayeler sunuyor. Çevrilen kitaplarla, televizyonda gösterime başlanan dizilerle ya da sınırları yok eden internet sayesinde kolay ulaşılabilir hale gelen tüm mecralar yoluyla ülkemiz içinde de kendisine ayrı bir kitle yaratmayı başarabilen post apokaliptik tarz örnekleri her geçen gün artıyor. Konumuz bir kitap olduğuna göre, kitap örneğini ele alarak ilerlemekte fayda görüyorum. Okuyucu için, neredeyse gergin bir durum oluşturan post apokaliptik hikaye anlatan bir kitabın, okuyucuyu bu denli gererken aynı zamanda kendisine nasıl sıkı sıkıya bağladığının sebepleri üzerinde kısa bir şekilde düşünmeyi tavsiye ediyorum. Bildik dünyanın elden kayıp gitmesinin çekiciliği nereden geliyor? Neden okuyucu sahip olduklarının yittiği bir geleceğin içinde kendisini bu denli heyecanlı ve yaşıyor hissediyor? Bunun öncelikli sebepleri arasında belki heyecan/macera hatta tehlike, ipin üzerinde yürüme riskini sever olması gelebilir. Ya da kendi bulunduğu stabil dünyası içinde asla içine düşmeyeceği bir geleceği anlatan bu hikayeler karşısında, kendi durumuna bakıp kendisini şanslı sayabilir. Eklemek istediğim bir diğer şey ise, böyle bir durum olduğunda nasıl davranması gerektiği konusunda kendisine bir hazırlık, bir ders veriyor olabilir. Bir gün dünyanın sonu gelirse, nasıl davranacağı konusu yaşayarak öğrenemeyeceği bir durum olduğundan, ancak henüz yaşanmamış bir kurgu üzerinden bunu deneyimleyebilir. İpin ucunda, nükleer felaketler atlatmış ve hemen her an bir savaş beklentisi içinde olan günümüz dünyası insanı için, sanıyorum ki dünyanın sonunun yaklaşıyor olması dev bir hayal olmaktan ziyade, zamanı netleşmediği halde beklenen bir durum. Bu sebeple, haklı olarak, belki saymadığım onlarca sebepten ötürü o da artık sona doğru yol almaya hazır. Ancak... Justin Cronin in dilimize çevrildiğinde, hedef kitlesi içinde oldukça ses getiren romanı Hiçlikten Gelen Kız ın devam kitabı olan On İki, ilk kitapta başlayan hikayenin sanırım en heyecanlı kısmını bizlere anlatıyor ve üçüncü (son) kitabın yakın zamanda çevrilmesi ihtiyacını doğuruyor. Yapılan tehlikeli bir deneyin ardından işlerin çığrından çıktığı Amerika nın bizleri beklediği hikayede, karşımıza son yıllarda fazlasıyla popüler olan ve neredeyse çoğu yazara ilk kitabını yazdıran kan emiciler, On İki e de karşımıza çıkıyor. Ancak rahat olun, tahmin ettiğinizden çok çok daha farklı bir vampir hikayesi var karşımızda. Zira yazarın mükemmel kurgusu ve olay yaratma yeteneği sayesinde ele aldığı konuyu taşıdığı çizgi, kitabın ikinci cildinin neden bu denli beklendiğini kanıtlar nitelikte. Önce, 0 yılına dönerek deneyin patlamasının ardından hayatta kalan insanların bir araya gelme ve olan biteni anlama dönemini izliyor, ilerleyen zamanla beraber devlet ve ordunun işin içine girdiği ve bireysel çıkarların da ön planda tutularak yönetilmeye mahkum bırakılmış, sonu gelmiş toplumların düzensizlik içindeki düzenini okumaya başlıyoruz. Yıkılan, dünyanın dev gücü olduğu halde yıkılan bir Amerika da, insanların kendi kanunlarını ve gerçeklerle/sorunla baş etme, hayatta kalma ve dünyada yeniden yaşamı canlandırma adına giriştikleri çalışmalar ve yaptıkları planlar, okuyucu için en başta bahsi geçen öğrenme sürecini oluşturabilecek gibi duruyor. Vampir konusu ise Viral olarak karşımıza çıkmakta. Yazar, yarattığı kan emiciler Viraller olarak tanımlıyor ve normal vampir anlayışımızın aksine, virallere farklı özellikler yüklemiş. Bu da elbette farklılaştırıcı noktalardan biri olarak kitaba bir artı puan daha kazandırıyor. Justin Cronin in tebrikleri hak ettiği bir kaç detayı daha eklemek istiyorum; ilk olarak kitaptaki kadın kahramanları okuyucuya sunuş biçimi. Baş karakter Amy olmak üzere hikayede karşımıza güçlü erkek karakterler kadar kadın karakterler de çıkıyor. Bahsettiğim güç, karakterin yaratılışının edebi yönünü olduğu kadar, hikaye içinde sahip oldukları gerek fiziksel gerekse zihinsel yetenekleri. Bir savaşçı olarak hikayede yer alan Alicia karakterini bu duruma örnek gösterebilirim. Kadın erkek eşitliği çok güzel biçimde irdeleyen yazarı bu noktada kutlamakta sakınca görmüyorum. Bir diğer detay ise okuyucunun atlaması imkansız olan, sayıca fazla olan karakterlerin yaratılışındaki başarı. O kadar fazla karakter, o kadar iyi bir ustalıkla kurgulanmış ki her bir karakterin davranışlarının içinde olduğu tutarlılık, kitap boyunca tek bir satırda bile bozulmuyor. Gerilim ve heyecan On İki, post apokaliptik bir roman olarak klişelerden sıyrılmış bir çizgide. Hayatta kalma çabası, intikam, gerçeğin yadsınması, türler arasındaki savaş, umut olduğu kadar umutsuzluk ve geleceği kendi elleriyle yaratmaya, kurtarmaya çalışan bir avuç insan. Öte yandan kural koyucular ve diğerleri arasındaki adaletsizlik, adaletsizlik içinde kendi adaletini yaratmaya çalışan kanunsuz ama kural sahibi olanlar. On İki, son zamanlarda iyi bir maceraya atılmak isteyenlerin doğru tercihi olacaktır. ON İKİ Justin Cronin Çev: Dost Körpe Doğan Kitap 596 s.

17 18 21 Mart 2014 Cuma Yeni çıkanlar Özgürlük Mübadele Ham Elma Feminizm O Koku Dönüş Sema Fener, Potkal Kitap Yayınları, 91 s. Tarih boyunca insanoğlunun otorite ile mücadelesi sancılı bir süreç olarak gelişmiştir. Kökeninde sülale, hanedan, sırayla izleyen, nöbetleşen kelime anlamlarını bulacağımız devlet ideolojisi ne olursa olsun varlığını sürdürmek isteyen bir güç ve mekanizmadır. Politika tiyatrosunda rastlanan Açık Biçim tarzından esinlenerek kaleme alınan bu oyun, özgür olmayan bir ortamda özgürlüğün anlamını sorgulayarak okuyucunun dikkatini bu konuya çekmeyi amaçlıyor. (1923 ten Bugüne Zorunlu Göç), İhsan Tevfik, İnkılap Kitapevi, 384 s. Türklerin Mübadele, Rumların Andalayi diye adlandırdığı, karşılıklı yaklaşık iki milyon insanın hayatını etkileyen göç hareketi, dünya tarihinin devletlerarası bir anlaşmayla gerçekleştirilen en büyük nüfus değişim hareketlerinden biridir. Mübadele kitabında, Mübadele den önceki göçlere de değinildikten sonra, Lozan Mübadelesi ne ek olarak imzalanan 30 Ocak 1923 tarihli Mübadele Sözleşmesi odağında gelişen bütün olaylar ele alınıyor. Akan Bozat, Som Kitap, 120 s. Bir taksici ile Hamdi Alkan ın, Erdal Tosun un, Metin Uca nın muhabbeti, yazarın Birol Güven ile yazmayı öğrenme çabaları, taksi şoförlüğünden kurtulma çabalarının yanı sıra, sıra dışı kadınlarla olan ilişkileri, İstanbul sokaklarının gece alemleri ve İstanbul sokaklarından insan manzaraları. Okumaya başladığınızda bir solukta bitireceğiniz okurken de kendinizden bir şeyleri bulacağınız, bugüne kadar itiraf edemediğiniz duygularınızı kendinize itiraf edeceksiniz. Cathia Jenainati, Judy Groves, Çev: Duygu Akın, NTV Yayınları, 176 s. Feminizm, kadınların yaşamlarını 17. yüzyıldan günümüze dek etkileyen gelişmeleri de ele alıyor. Bu kitap dünyanın çeşitli yerlerinde kadının statüsüne ilişkin düşünüşümüzü belirleyen temel bazı sosyal, politik ve edebi fikirlerin altını çiziyor. Geleneklere ve yasalara aktif olarak meydan okumuş ve onları değiştirmiş dikkat çekici kişilerin hikâyesini anlatıyor. Feminizmin dünyayı nasıl yeniden şekillendirdiğini merak eden herkes için paha biçilmez bir cepkaynağı. Sunullah İbrahim, Çev: Rahmi Er, Jaguar Yayınevi, 80 s. Sunullah İbrahim, O Koku ya yazdığı önsözde, nasıl yazdığını işte böyle anlatıyordu. Belki bu yüzden, yarı-otobiyografik romanındaki kahramanı, beş yıldır kaldığı hapishane hücresinden çıkmamış da, sanki ömür boyu kalacağı daha büyük bir hapishaneye girmiş gibidir: Her akşam kapısına gelen polise yoklama defterini imzalattıktan sonra kendi defterini açıp yazmaya ve sadece Tahrir den değil kendi hayatından da yükselen pis kokular arasında yaşamaya çalışır. Ayşe Kulin, Remzi Kitabevi, 320 s. Tam da hayatının yoluna girdiğini sandığı günlerde, önce annesinden gelen bir haber, ardından eski bir şapka kutusunda bulduğu mektuplar Derya nın, iki yıldır sümenaltı edilen gerçekleri bir tokat gibi öğrenmesi, onu dünyanın bir megakentinden ötekine savuracak, kaderi onu sarı bir sonbahar günü, açılıp açılmayacağını bile bilemediği bir demir kapının önüne kadar taşıyacaktır. Genç kız, acaba gizem dolu bu perdenin ardına geçebilecek midir? Bilim ve Bilgelik Arthur Schopenhauer, Çev: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, 144 s. Bayağı bilim çoğu kez çizdiği sınırlarla ve kazandığı zihni alışkanlıklarla hakiki bilginin elde edilmesini zorlaştırmakta, hatta imkânsız hale getirmektedir. Yeni bir adalet ve doğruluk anlayışı ile insan için neyin en dolu, neyin en sağlıklı hayatı sağlayacağı konusunda derin bir anlayışa ihtiyacımız var. İndirgeyici bilimin başımıza sardığı ve ne pahasına olursa olsun uzak durmamız gereken tehlikelerin artık ciddi bir şekilde farkına varmamız gerekiyor. Boyun Eğmeyenler Özen Aşut, Yazılama Yayınevi, 320 s. Boyun Eğmeyenler in önemli bir bölümünde, Mamak Askeri Cezaevi nin Kadınlar Koğuşu nda yaşanan olaylar anlatılıyor. Romanda geçen kişilerin kimileri gerçek adlarıyla yer almaktadır. Ancak, önde gelen kahramanların kurgusal özellikleri ağır basmaktadır. Özellikle dönemin insanlık dışı uygulamalarının baş sorumlusu olan askeri personelin kimlikleri, tarihsel tanıklığın gerçekliğini yansıtmak amacıyla açık yazılmıştır. Köleler Ayaklanır Yılmaz Ünlü, Berfin Yayınları, 208 s. Dicle ve Fırat akarsularının döküldüğü yerde oluşan verimli topraklar, binlerce dönüm olarak çiftlik yapmak üzere verilmişti. Sulak arazide şeker kamışı ve pirinç yetiştiren çiftlik ağalarının her biri binlerce işçiye gereksinim duyuyordu. Bunları Afrika dan getirttikleri, satın aldıkları kölelerle sağladılar. Bu roman, hurma ile un karışımı bulamaçla beslenen, kırbaçla dövülerek çalıştırılan milyonlarca kölenin ayaklanmasının öyküsüdür. Bir Şehri Yok Etmek Emine Uşaklıgil, Can Yayınları, 264 s. İnsanlar, mahalleler, sokaklar, çarşılar, pazarlar, kentin tarihî tanığı binalar, dereler, ormanlar, anılar ve hikâyelerden oluşan şehir, özellikle İstanbul, bir rant kaynağı ve merkezi oldu. Bu rant hırsı, İstanbul un kadim mahallelerine; Sulukule ye, Balat a, Tarlabaşı na, Okmeydanı na yöneldiği gibi yeni İstanbul yaratmak için ormanlara, su havzalarına ve barajlara da arazi mantığıyla bakmaya başladı. Piyano Fabrikaları Levent Karataş, Düşülke Yayınları, 64 s. Metin Kaygalak: Kaybolmuş, kentli bir zamanın şiiri Karataş ın şiiri. Bu yüzden hüzünlü, bu yüzden çok tanıdık. Kınanmış bir hakikate sürüklüyor bizi, ancak şiirin bilgisinde tanıyacağımız bir yabancılığa. Tuhaf bir karanlık O nunkisi: Az evvel taşındığımız bir aydınlığın loşluğu düşüyor avuçlarımıza, dualı Bilge zamanlardan akarak Doğu yu ve Yusuf u Allahın koynunda uyutuyor. Evet, Karataş, şiiriyle hepimize bir olgunluk veriyor. Mim Savaşları Adbusters Kalle Lasn, Çev: M. Erol, Y. Atılgan, Y. Göktürk, Metis Yayıncılık, 400 s. Gerçek dünyanın sorunları bütün ağırlığıyla hissedilirken, hep aynı Gayrisafi Milli Hasıla, arz-talep ve piyasa hurafeleriyle oyalanmaktan usandığınızı biliyoruz. Mim Savaşları, bütün sosyal bilim öğrencileri için gerçek sorulara gerçek cevaplar arayan alternatif bir iktisat ders kitabı. Hatta iktisatla hiç ilgilenmemiş ya da iktisattan soğumuş olanların da heyecanla okuyacağı, sanat, aktivizm ve mizahla dopdolu bir kitap bu.

18 Yeni çıkanlar 21 Mart 2014 Cuma 19 Türk Kelebeği Ergun Hiçyılmaz, Kaynak Yayınları, 152 s. Türk Kelebeği/Guyan Adası na Sürülmüş Cemil Bey in Hatıratı bize arka planda kalmış, tarihi bir kahramanımızı tanıtıyor. Polis Cemil Bey in, İstanbul u işgal eden Fransız askerlerinden birkaçını vurması üzerine uzaklardaki Şeytan Adaları na gönderilmesi ve sonrasında yaşadıkları doğal ve akıcı bir dille anlatılıyor. Tarihi roman tadında olan bu gerçek hikâyede hürriyeti için mücadele eden Cemil Bey in vatanına, sevgilisine ve ailesine duyduğu büyük sevgiye tanıklık edeceksiniz. Hırsız ve Burjuva Hüsnü Arkan, Kırmızı Kedi Yayınevi, 224 s. 12 Eylül 1980 günü, muhasebeci bir babayla öğretmen bir annenin oğlu olarak doğan Evren, Evren in hayallerini süsleyen bar kadını Gülgün, oturdukları yoksul mahalle, Mubah Şirketler Grubu nun patronu kadın düşkünü Eyüp ve bütün bu kişileri hırsızlık bağlamında birbirine bağlayan, trajik bir sona götüren rastlantılar. Belirgin olan tek şeyin belirsizlik olduğu, özgürlüğe sınırların konulduğu bir çağda, çağdaş bir isyan... Devrime Doğru Alexander Rabinowitch, Çev: Serpil Pehlivan, Yordam Kitap, 240 s. Alexander Rabinowitch, uzun yıllarını 1917 Sovyet Devrimi ni incelemeye adamış ABD li bir tarih profesörüdür. Yazar, tarihin en büyük dönüm noktalarından birini oluşturan 1917 Sovyet Devrimi üzerine yürüttüğü yoğun çalışmanın sonuçlarını üç kitapta toplamıştır. Bu üç kitaplık dizi, çoğu yorumcu tarafından 1917 Rus/Sovyet Devrimi üzerine yapılmış en kapsamlı ve en başarılı çalışma olarak değerlendiriliyor. Mysteria: Ateş Kapısı Peter Freund, Çev: Kübra Çığ, İthaki Yayınları, 400 s. Niko, yaşıtlarına pek çok açıdan benzeyen bir genç. Sadece tek bir farkı var: Nasıl dünyaya geldiği uzun zamandır çözülemeyen bir sır. Kulağa inanılmaz gelen bir durum var ortada: Niko nun annesi bile ona bir ipucu veremiyor. Kaybolmasının üstünden bir yıl geçtikten sonra Niko nun annesi kulağı sağır eden gök gürültüleriyle dolu fırtınalı bir gecede kucağında bir bebekle çıkagelmiş ve hiçbir şeyi hatırlayamıyormuş. On Üç Kutsal Yadigar Colette Freedman, Michael Scott, Çev: Alp Sanlı, Epsilon Yayınları, 401 s. Kutsal yadigarlar. Fakat onlar bu dünyanın koruyucuları mı yoksa dünyanın sonunu getirecek anahtarlar mı? Londra da işlenen korkunç bir cinayetin ardından iki bin yıllık bir sırrı ortaya çıkaracak şeytani bir plan harekete geçer. On yıllar boyunca birbirlerinden uzakta tutulan yadigarların koruyucuları vahşice öldürülmeye, kadim nesneler koruyucularının kanıyla yıkanmaya başlar. Kırmızı Kalem Kutusu Baki Ayhan T., Mühür Kitaplığı, 200 s. Gerizevklilik Vardır böyle bir şey; geri zekâlılık gibi olmasa da vardır. Şiire bakarken, eleştiriye bakarken azalan verimler nedeniyle gündemden düşmüş, kağşamış, aşınmış olana bel bağlamaktır. Bunun içine neler girer? Stephen King i Poe dan iyi bilmek gerizevkliliktir. Bildiğiniz polisiye roman ya da aşk romanı yazarlarına Balzac muamelesi yapmak gerizevkliliktir. Milli Devrimci Ülkücü Atatürk İbrahim Candan, Togan Yayıncılık, 404 s. Bu eser son zamanlarda ülkemizde yaşanan küresel şer-şeytan ittifakının ağır emperyal kuşatmasına karşı, milli bilincin canlı ve yüksek tutulmasına yardımcı olmak, Türk Milliyetçisi ve Atatürkçü yeni nesillerin yetişmesine hizmet etmek, saklanan gerçekleri ve gizlenen Atatürk ü gün ışığına çıkarmak, yıllardır Atatürk e karşı sürdürülen; itham, iftira ve ihanet kampanyalarına karşı gerçekleri haykırmak için yazılmıştır. Sıfır Noktasında Devrim Silvia Federici, Çev: Damlanur Meral, Hilal Mertol, Özlem Avcı, Otonom Yayıncılık, 270 s. Federici ye göre Sıfır Noktasında Devrim, bir yandan kapitalist değer üretiminin güvencesi olan üretken emeği yeniden üreten kadın emeğini yok sayan ve gizleyen kapitalistlere karşı, öte yandan devrimin öznesini sadece üretkenücretli emekçiler olarak gören Marksistlere karşı bir devrimdir. Kadınların yoksunluğu devrimci kudretlerinin zenginliği, yıkıcı ve kurucu gücüdür. Genel ve Temel Hukuk Kavram ve Kurumları Cevdet Atay, İstanbul Gelişim Üniversitesi, 174 s. Hukuk öğretimi, hukuk fakültelerinin eğitim ve öğretim programlarının ana konusunu oluşturmaktadır. Hukuk dersleri, aynı zamanda, ülkemizdeki yükseköğretim kurumlarının sosyal bilimler alanında eğitim ve öğretim yapan iktisadi ve idari bilimler fakülteleri, dört yıllık yüksekokullar, açık öğretim fakültesi ve diğer bazı fakülte veya yüksekokulların çeşitli bölümlerinin eğitim programlarında yer almaktadır. Öğrencilerle Söyleşiler - Louis I. Khan Louis I. Kahn, Çev: Nazım Dikbaş, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, 96 s. YEM Yayın Söyleşiler dizisinin Öğrencilerle Söyleşiler: Louis I. Kahn adını taşıyan ilk kitabını yayımladı. Louis Isadore Kahn ın 1968 baharında Rice Üniversitesi mimarlık öğrencileriyle yaptığı söyleşi ve serbest şiir formundaki ders anlatımını merkezine alan kitap Peter Papademetriou, Lars Lerup ve Michael Bell tarafından kaleme alınmış üç ayrı metinle tamamlanıyor. Cumhuriyet in Dönüştürülürken Susacak mısın? Erol Ertuğrul, Uyum Yayınları, 200 s. 12 Eylül 1980 rejimine kafa tutarak istifa eden Aydın Koçarlı ve Kahramanmaraş Elbistan eski Kaymakamı Av. Erol Ertuğrul un, gazetesinde yayımlanan makaleleri Cumhuriyet in Dönüştürülürken Susacak mısın? başlığıyla kitaplaştırıldı. Önsözünü Mustafa Balbay ın yazdığı kitapta, Cumhuriyet devrimimize yönelik saldırılara işaret edilerek, buna karşı örgütlü mücadeleyle karşı konulabileceği öne çıkıyor. Osmanlı Binbaşısı Endres - İttihat Terakki ve Osmanlılar Franz Carl Endres, Çev: Güray Beken, Dharma Yayınları, 272 s. Birinci Dünya Savaşı sonrasının yorgun Anadolu sunu adımlayan, gördüğü çıplak gerçeği fotoğraf çekercesine betimleyen, gelişmelerin aynı toprağı paylaşan farklı milletler üzerindeki etkisini derin analizlerle aktaran Endres, olaylar silsilesini birbirine ekleyerek ortaya benzersiz bir Türkiye panoraması çıkarıyor.

19 20 21 Mart 2014 Cuma SENA ERDEM Çocuk / Genç TÜLİN TANKUT İLE SON KİTABI KUMSALDAKİ KIZ ÜZERİNE... Her çocuk, hakları ile doğar Ekonomide üretici çocuk, ucuz işgücüdür. Tarlada, bahçede, evlerde, işletmelerde çalıştırılır. Eğitimsizdir, sağlık hizmetlerinden yararlanamaz, ölümle burun buruna Tüketici çocuk da savunmasız değil midir? Gıda, giyim, oyuncak, kozmetik, eğlence v.b. sektörler çocuğu doğar doğmaz sömürü alanı haline getiriyor KUMSALDAKİ KIZ Tülin Tankut un Kumsaldaki Kız adlı çocuk romanı Mart 2014 te Kaynak Yayınları ndan çıktı. Kitabı, annesinin bebekken terk ettiği, babası ile birlikte yaşayan ve okul yerine işe gönderilen, on iki yaşındaki Fatma nın, kendisi gibi mağdur olmuş çocuklar adına attığı sessiz bir çığlık, diye özetleyebiliriz. Çocuklar için yazılmış ama yetişkinleri, örneğin ebeveynleri ve eğitimcileri de ilgilendiren bir kitap var karşımızda. n Yıllardır çocuk edebiyatı ile ilgileniyorsunuz. Bu konuda yalnızca kitap değil, çocuk kültürü hakkında makaleler de yazıyorsunuz. Kumsaldaki Kız da da ülkemizin geleceğini ilgilendiren bir konuya el atmışsınız. Kitabı yazma fikri nasıl doğdu? Aileleri tarafından çalıştırılan çocuklar, kamuoyunun gündemine sık sık geliyor ama münferit olaylarmış gibi algılanıyor. Bazen de onlar ile ilgili istatistiklere boğuluyoruz. Karşımızda sayılar ve fotoğraflar var yalnızca. Kanlı canlı çocuklar ile belki hiçbir zaman karşılaşmayacağız. Göz görmeyince de gönül katlanıyor. İşte yazmak burada devreye giriyor. Yazara düşen, sorunlar karşısında yazarak tepki vermek. Sorunlar ise dağ gibi büyüyor. Fatma gibiler, ücretsiz emek sömürüsünün çarklarının içine itilirken, çocuk işçiliği yaygınlaşıyor. MEB in uygulaması deseniz üstüne tuz biber ekti. Kitap, bu koşulların ürünü. n Sizce çevre, çocuğun üzerinde nasıl bir rol oynuyor? Kitaptaki örnekler üzerinden gidersek Belirleyici bir rol oynuyor. Örneğin, sahipsiz çocuk üzerinde şiddet daha kolay uygulanıyor. Çocuğun direnme gücü yok. Nasıl olsun ki. Adı üstünde çocuk; henüz fiziksel ve zihinsel yönden gelişme aşamasında. Aile içinde ise kol kırılır, yen içinde kalır anlayışı egemendir. Özellikle kız çocuk konuşursa susturulacağını bilir. Kitabın ana karakteri Fatma nın üzerinde de çevre baskısı öylesine yoğun ki, susarak korunmaya çalışıyor. Çalıştırılan çocuk, fiziki yıpranmanın dışında, ruhsal olarak da yıpranıyor. İnsanlara güven duymuyor. Mahalledeki diğer kızlar ise başıboş bırakılmışlar. Kendi buldukları günübirlik işlerde çalışıyorlar. Tüketim toplumunun değerlerine kapılmışlar. Bu durumda yozlaşma da kaçınılmaz oluyor. Tülin Tankut Kaynak Yayınları 216 s. Tüketim toplumuna kapılma n Çevre değişikliğinin Fatma nın üzerinde kalıcı etkiler bırakmadığını görüyoruz. Yazlık sitede kaldığı süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Fatma, siteye gitmeden önce yengesinin kolayca her istediğini yaptıracağı biri olarak karşımıza çıkıyor. Hem içeride hem dışarıda çalışmaktan oyuna, televizyona ayıracak zaman bulamıyor. Yaşamdan hiçbir beklentisi yok, geleceğe yönelik hayal bile kurmuyor. Dolayısıyla yazlık, ona ilk anda cennet gibi gelir. Hatiç in anaç sevecenliğinden hoşnuttur. Tüketim toplumunun yaşam tarzı onun da aklını çeler. Modern yaşamın sunduğu olanaklara kapılır gider. Bir süre başıboşluğun sarhoşluğunu yaşar. Kültür şokunu atlatmaya çalışır. Hatiç in koşulsuz güvenine ihtiyacı vardır ama olaylar her zaman onun istediği yönde gelişmez. En başta Fatma nın evdeki konumu belli değildir. Hatiç in gözünde o, evde bir can yoldaşıdır, o kadar. Fatma, küçücük yaşına karşın kadının sevgisinin koşullu olduğunu sezer. Bu yüzden yazlıktan ayrıldıktan sonra oradaki rahatını özler ama geri dönmeyi hiç düşünmez. n Hatiç, kızın iyiliğini istiyor, bunda da samimi. Kitabın ilerleyen bölümlerinde ise sahipsiz çocuklar için daha iyi bir alternatif bulunduğunu ima ediyorsunuz. Yardımseverlik, kuşkusuz korunması gereken insani bir özelliktir. Özgecilik (diğerkamlık), kişisel yarar gözetmeksizin başkasına yararlı olmaya çalışmak, bildiğiniz gibi, cemaat toplumlarına özgü bir tutumdur. Ülkemizde ve Batı da dini vakıflar hala ayaktadır. Küreselleşme ile birlikte küçülen devletin yerini sivil toplum kuruluşları ve vakıflar almaya çalışıyor. Ancak, sözgelimi doğal afetler, dini bayramlar v.b. durumlarda yapılacak dönemsel yardımlar siyasi boyutu bir yana- yoksulluğa çözüm getirebilir mi? Bireysel ya da vakıf ve STK gibi sivil örgütlenmelerinin yardımları sınırlı kalmaktadır. Ayrıca bu, insani gelişim açısından da sakıncalıdır: Hayırseverlik daimi bir bağımlılık yaratır. Dolayısıyla kamu yararını gözetecek olan siyasal aygıt, devlettir. Ülkemizde var olan kurumların, sahipsiz çocuklar lehine düzenlenebilecek toplumcu bir alt yapısı da mevcuttur. Çocuk, ucuz işgücüdür n Fatma da yoksul kesime özgü çocuk sorunlarının somutlaşmış halini görüyoruz. Yazlık sitedeki çocuklar ise daha başka sorunlar yaşıyorlar. Oysa genel kanı, çocuk sorunlarının yoksullara özgü olduğu yönündedir. Az önce de değindik; ekonomide üretici çocuk, ucuz işgücüdür. Tarlada, bahçede, evlerde, işletmelerde çalıştırılır. Eğitimsizdir, sağlık hizmetlerinden yararlanamaz, ölümle burun buruna Tüketici çocuk da savunmasız değil midir? Gıda, giyim, oyuncak, kozmetik, eğlence v.b. sektörler çocuğu doğar doğmaz sömürü alanı haline getiriyor. Üstelik ürünlerin sağlıklı olduğu konusunda kuşkular taşıyoruz. (Bebek mamasında zehir çıkmadı mı? Kırtasiye ürünleri zehir saçıyor, denmiyor mu?) Öte yandan anaokulundan başlayan yarışmacı etik, bu kesimin çocuklarına da zarar veriyor. Onların da karşılanmamış özlemleri yok mu? Yazlık sitedeki yaşama bir göz atalım. Her şey kurallara bağlanmış, kontrol altında. Ağaca çıkmak, seksek oynamak, çocukların aklından bile geçmiyor. Fatma ya da, sitede kendi gerçekliğini yaşaması için izin verilmez! Düşündürücü olan, yaşam olanaklarına getirilen sınırlamalara karşı koyacak tek bir kişi bile çıkmıyor. n Aslında İdil de, Fatma nın saptaması ile analı babalı öksüz. Ekran bağımlılığı ise İdil in çevre ile ilişkilerini kısıtlıyor. O da Fatma gibi, yalıtılmışlığın yalnızlığını yaşıyor. Aynı zamanda, Fatma nın gerçek dünyada yaşadığı sorunlara yabancı değil. Sanal ortamda tanımadığı kişiler ile ilişki kurması, onu da sanal tehlikenin mağdurları arasına sokacakken anneannesinin müdahalesi ile tehlikeyi ucuz atlatıyor. Kısacası, bundan, gerçek anlamda ikisi de özgür değil, sonucu çıkıyor Özerk birey olma yolunda adım atmaları için varsıl yoksul tüm çocukların değişmeleri gerekir. Öncelikle haklarını öğrenmeliler. Haklarına sahip çıkma konusunda eğitilmeliler. Haklarını bilirlerse, kullanabilirler. Boyun eğerek ya da şiddet yolu ile bir şey kazanılmaz. Hakları için hukuk yoluna baş vurmalılar. Yasaların korumasından yoksun bırakılmış çocuklar toplum dışına itiliyor. Her türden tehdite açık bulunuyorlar. Sisteme baş kaldırıyorlar, sorun oluyorlar. Ama hak kavramından habersizler. Çoğu kendini korumak için şiddeti araç olarak kullanıyor. Fatma ya saldıran kız, açlıktan hırsızlığa, gaspa yönelmişti. Çocukların uğradığı olumsuzluklara dikkat çekmeye çalıştım n Kitabın, çocuk okur için biraz sert olduğu yönünde eleştiriler alabileceğini düşünüyor musunuz? Çocukların, edebiyat ve sanatın diğer dallarının desteği ile aydınlanlanmaya ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Yazarken romantik, avutucu çözüm yollarına göz kırpmam. Burada da çocukların maruz kaldığı kötü koşullarda yaşama, hak gaspı gibi olumsuzluklara dikkat çekmeye çalıştım. Bunu yapmasaydım Fatma inandırıcı bir karakter olmazdı. Çocuk, sistemdeki aksaklıkları, haksızlıkları görsün ki, onları kanıksamasın, onların olmadığı bir dünyaya özlem duysun. Bunun için de çocuğun konumunun güçlendirilmesi gerekir. Yinelemekten kendimi alamıyorum: HER ÇOCUK HAKLARI İLE DOĞAR. Bu slogan ülke genelinde duyurulmalı, dağa taşa, ekranlara yazılmalı. Öte yandan Kumsaldaki Kız ı yazarken, okur bilmediği çocuk öyküleri ile tanışsın istedim. Çocuklar arası iletişim artmalı. Zübeyde, Fatma ve sitedeki çocuklar arasındaki uçuruma dikkat çekerken ne diyor: Ama uçurumun üzerinde pekala köprü kurulabilir; tabii bunun için bizim (sitedeki) çocuklar da çaba göstermeli. n Fatma yı gelecekte neler bekliyor? Gerçi okur, satır aralarına yansıyan umudu görebiliyor ama, ne dersiniz? Fatma, yaşamın içinde yoğrulur. Geleceğini kurmak için kanımca en doğru seçeneği kullanarak kendi yazgısını çizecek bir duruma gelir. Ama bu, sömürü ve toplumsal adaletsizliğin kol gezdiği bir toplumda yalnızca bir olasılıktır. Sistem içinde üretilecek çareler, enkaz altından kurtarma çalışmalarına benziyor; alternatiflerin geliştirilmesi örgütlü mücadeleyi gerektiriyor. Fatma, insanım diyebilmek için çırpındı. İnsanlığın insan olma mücadelesi tarih boyunca sürdüğüne göre bundan sonra da sürecektir. Bu, engellenemez. Kitap bu anlamda umudu barındırıyor.

20 SÜHA DEMİREL 21 Mart 2014 Cuma 21 JEAN-LOUIS MATTE DEN BİR DÖNEM ROMANI AYNI TOPRAĞIN KARDEŞLERİ İpek kanla dokunmaz Bu romanla, akademiden bir hocamın tavsiyesi sayesinde tanıştım. Yazarı pek tanımıyordum. İnternette, hakkında bilgi almak da çok zordu. Ama hocamın bir aile dostu ve bir Türkiye sevdalısı olduğunu, Osmanlıca konusunda akademik düzeyde bilgiye sahip ve aslen Bursalı olduğunu ama son birkaç yıldır ailesiyle İstanbul da yaşadığını öğrendim. Aynı Toprağın Kardeşleri, yazarın ilk romanı. Kitabın arka kapağından alıntılıyorum: Osmanlıca bilen Fransız yazar Jean-Louis Mattei, Türk Tarihi hakkında pek çok esere imza atmıştır. Belgelerle Büyük Ermenistan Peşinde Ermeni Komiteleri, Latin Şiiri Antolojisi, Hz. Ali Cenknameleri yayımlanan eserleridir. Aynı Toprağın Kardeşleri yazarın daha önce yaptığı araştırmalardan esinlenerek kaleme aldığı ilk romanıdır. Romanın kahramanları Yazar, romanını kurgularken birçok karakter kullanmış. Bu çeşitlilik de romanını zenginleştirmiş. Romanı sürükleyen dört önemli şahsiyet var: İlki Ali Müfit Bey. Orta zenginlikte, Bursalı ve ipek kozacılığıyla uğraşan bir ailenin iki evladından büyük olanı. Selanik te yüksek tarım eğitimi almış, anadili Türkçenin yanı sıra Fransızca konuşabilen, kibar, yakışıklı, cesur bir vatan evladı. Bu zat, Selanik teki eğitimi boyunca Jön Türkler yani Genç Osmanlılar ile çok haşır neşir olmuş. Ali Müfit tarlasını, ilk olarak Makedonya da kurulan, Osmanlı İmparatorluğu nun istikbalini temsil eden İttihat Terakki cemiyetinin Hürriyet söylemleriyle ve engin bilgileriyle sular. İkinci önemli şahsiyet ise; Ali Müfit in sevgilisi, yoldaşı olacak Ermeni şarkıcı ve tiyatrocu Siranuş Avedisyan Hanımefendidir. Bu, güzel olduğu kadar akıllı ve yürekli kadın, Ali Müfit in Türkler ve Ermeniler arasında bir katalizör görevi görmektedir. Diğer bir karakter ise; Ali Müfit in kız kardeşi, beki de mütareke yıllarının ilk feministlerinden biri, güzel olduğu kadar da akıllı, kadın hakları ve Hürriyet savunucusu, yaşı sadece 17 olmasına rağmen abisi kadar cesur ve yiğit Sanem Hanımefendi. Dördüncü önemli karakter ise; ruhu çamur kadar bulanık, kendini bildi bileli Türk düşmanı, fakir fukara kendi halkı Ermeni köylülerine bile kin ve düşmanlık besleyen, sosyalist enternasyonal peşinde ilerici ve özgürlükçü olduğunu sanan ama aslında gaddar ve budala bir burjuva olan, Siranuş un da üvey ağabeyi Setrak Avedisyan. Romanın hikayesi Kitabı okurken aklıma Gustave Flaubert in Duygusal Eğitim adlı romanı geldi. Zira Flaubert, 25 yıla yayılan bir çalışma sonunda, 1869 da yayımladığı Duygusal Eğitim de, kendi gençlik yıllarından hareketle bir nesil hikâyesi anlatır. Genç bir hukuk öğrencisi, Frédéric Moreau, kendinden yaşça büyük bir kadına ömür boyu sürecek bir aşkla tutulur ve ona yakın olabilmek için kocasıyla arkadaşlık kurar. Fonda bütün Avrupa yı çalkalayan 1848 devrimleri, Fransa da İkinci İmparatorluk yönetiminin kuruluşu ve bütün kargaşasıyla Paris hayatı vardır. Aynı Toprağın Kardeşleri romanında da; 1907 ile 1922 yılları arasında genelde Bursa, biraz İznik ve elbette İstanbul da geçen sürükleyici bir hikaye anlatılıyor. Mütareke yıllarındayız. 1908, İkinci Meşrutiyet yani Hürriyet in, elbette Kanun-i Esasi nin (anayasa) ilan edilmesinden, Gazi Mustafa Kemal in Bursa yı düşmandan temizlemesi ve Bursa Nutku na kadar olan süreç tarihi roman diliyle okuyucuya aktarılıyor. Gencecik insanlar, süreç içerisinde, savaşlar, kavgalar, hayatın haşin dalgaları ve gel-gitleri içinde demir bir çubuk gibi bükülüyorlar adeta. Bursa İpekçilik Mektebinin müdürü, Ermeni cemaatine mensup Torkomyan Efendi, tehdit mektupları almaktadır. Doğu Ermenicesiyle yazılan bu mektupların imza bölümünde Osmanlı topraklarında yuvalanmış, ayrılıkçı Sosyal Demokrat Devrimci Hınçak Fırkasının imzası bulunmaktadır (Hınçak: Çan). Torkomyan Efendi ye şantaj yaparak para sızdırmak isteyen bu komiteci güçler, onu ölümle tehdit etmektedir. Torkomyan Efendi, eski öğrencisi Garo ve onun yakın arkadaşı Ali Münif e baş vurur. Ali Münif, Galatasaray Lisesinde jimnastik hocası olan amcası Ali Faik Bey ve onun çok yakın dostu Le Stamboul gazetesini çıkaran- Régis Delbeuf tan yardım ister. Ali Faik ve Delbeuf, Bursa ya bir hayaleti, Piyer Loti yi aramaya gelmişken Bursa Mahfel kahvehanesinde Setrak Avedisyan tarafından organize edilen bir suikast girişiminin tam ortasında kalırlar. Ermeni komitecilerin düsturu Surp Gordz yani Kutsal Eylem dir. Tek amaçları Türkiye sınırları içinde bir Ermeni Devleti kurmak. Hınçak Fırkasının yanı sıra, aynı amaçlı diğer grup ise; Taşnaktsutyun dur (Ermeni İhtilalci Federasyonu). Ermeniler belki Türkiye de her yerdeydiler ama azınlıktaydılar. Gerici eğilimleri ve baskıcılığıyla Padişah II. Abdülhamit, Osmanlı Devletinin ilerlemesini engelliyordu. Ermeni komiteleri ise; Büyük Ermenistan hayali peşinde Batılı devletlerin maşası olmaktan öteye gidemiyorlardı de Kanun-i Esasi yani anayasanın ilanı ile Hürriyet peşinde koşan Ermeni komitecilerle Türkler arasında geçici bir barış ortamı sağlanır. Ancak bu barış, Yunanlıların Osmanlı tebaası Rumların ve Ermeni çetecilerin de desteğiyle- önce İzmir i sonra da Bursa yı işgal etmesiyle sekteye vurulur ve Ermeni komiteciler -son 20 yıldır yaptıkları gibi- eşkıyalıklarına, tehdit ve tedhişe geri döner. Paralel hikayeler Romanda birbirine paralel üç hikaye var: İlki Ali Müfit ve Siranuş un sevdası ve toplumun eleştirel bakışı. İkincisi; Sanem in feminist düşünceleri, erkek ve kadının anayasa önünde eşit olduklarının tescilinin gerekliliği, Ta til-i Eşgal yani koza işçisi Ermeni kadınlarca yapılan ilk grevin haklılığı konusu. Bir diğeri; Ali Müfit ve Sanem in subay eşi Sinan ın tüm Osmanlı topraklarında açılan cephelerde çarpışmaları. Aslında tüm bu paralel yaşamlar ve hikayeler, mütarekenin temel olarak alındığı bir zaman diliminde, insanların sosyal yaşantılarıyla savaşı nasıl beraber omuzladıklarını gösteriyor bize. Şu ana kadar duymadığım bir ilginç bir anekdotu kitaptan alıntılıyorum: Jean-Louis Mattei Buranın alayının komutanı her gün saat on ikide orkestra eşliğinde askerlerine yemek yedirir, komutanım! Dar bir şeritte sıkışmış kalan İngilizler ateş ederek ona cevap verir ve aynı zamanda aynı müziği kruvazörlerinden duyan arkadaşları tepeyi bombardımana tutmaya başlar. Yemekleri bitince, orkestra susar, İngilizler de sadece öfkelerinden açtıkları ateşe son verirler Bu komutanın adı ne peki? Mustafa Kemal, komutanım. Aynı Toprağın Kardeşleri, yüzlerce yıldır bir arada dostça yaşayan Ermeni ve Türk vatandaşların, nasıl birbirlerine kıydırıldıklarının, kandırıldıklarının hikayesi. Bin savaş daha olsa arasını açamayacağınız iki büyük uygarlığın kardeşçe bir arada yaşama sevdasının romanı. Okumanız dileğiyle. Bu eleştirim yayınevine yönelik. Kitapta, üşenmeden saydım, tam 62 dilbilgisi ve yazım hatası var. Ayrıca benim okuduğum kitabın 5 sayfası eksik (308,309,312,313,320) ve 8 sayfası da çifter çifter basılmış. Bu güzel öyküyü gölgelemesin bu hatalar. Düzeltilmesi dileğiyle. AYNI TOPRAĞIN KARDEŞLERİ Jean-Louis Mattei Gita Yayınları 430 s. Bu şiddet, kıyım ve yıkım ne zaman bitecekti? Yoksa Tanrı, bu şirin Türkiye diyarını terk edip gitmiş miydi? Bu uyumlu iklimde, bu yüksek ve görkemli dağlar neden kana bulanmıştı? Nehirler ve dereler neden artık suyla değil de kanla akıyordu?

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012)

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) Sayın Velimiz, 22 Ekim 2012-14 Aralık 2012 tarihleri arasındaki ikinci temamıza ait bilgiler bu bültende yer almaktadır. Böylece temalara bağlı düzenlediğimiz

Detaylı

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler 1. Adı Soyadı : HALE TORUN 2. Doğum Tarihi : 07.07.1972 3. Ünvanı : Öğretim Görevlisi 4. Öğrenim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Marmara Üniversitesi 1994 Y.Lisans Radyo Televizyon ve

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni Sayı:1 Nisan 2015 1 KİTAP VE KÜTÜPHANENİN ÖNEMİ 3 2014-2015 KÜTÜPHANE ORYANTASYONUMUZ 5 KÜTÜPHANEMİZ 8 OKUMA ŞENLİĞİMİZ 10 BRITANNICA ONLINE 12 SEVİM AK

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı Resimleyen: Ferit Avcı Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Bilmece DEYİM VE ATASÖZLERİ 2. basım Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 DEYİM VE ATASÖZLERİ Resimleyen: Ferit Avcı www.cancocuk.com

Detaylı

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir. Şiirlerin

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür.

Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür. Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür. Kullanılmayan beyinde kısmi ve genel büzülme meydana gelir. Bilim adamlarının araştırmaları,

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN (28 Ekim 2013-13 Aralık 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

İLERİ DÜZEY SENARYO YAZARLIĞI SERTİFİKA PROGRAMI

İLERİ DÜZEY SENARYO YAZARLIĞI SERTİFİKA PROGRAMI İLERİ DÜZEY SENARYO YAZARLIĞI SERTİFİKA PROGRAMI İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ ile ARDEV Vakfı nın birlikte düzen-lediği ileri düzey senaryo yazarlığı atölyesi 10 hafta sürecektir. Program hafta içi yapılacaktır.

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Mustafa Köz Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Resimleyen: Yasemin Ezberci Yayın Koordinatörü:

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM GELECEĞİM OLDU. Sayın Yurduseven öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM GELECEĞİM OLDU. Sayın Yurduseven öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Çankaya Üniversitesi Bilgi İşlem Departmanı nda çalışan ve 2007 Bilgisayar Mühendisliği Bölümümüzden mezun olan Hakan Yurduseven ile bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdik. ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM

Detaylı

Yaz l Bas n n Gelece i

Yaz l Bas n n Gelece i Emre Aköz Yeni Okur-Yazarlar ve Gazetelerin Geleceği ABD li serbest gazeteci Christopher Allbritton õn yaşadõklarõ bize yazõlõ medyanõn (ki bu tabirle esas olarak gazeteleri kastediyorum) geleceği hakkõnda

Detaylı

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği 13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL A.A Nursel Gürdilek İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği Türkiye ile İsrail arasında bir yılı aşkın süredir devam eden "işitme engelli çocuklara daha iyi bir

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul Mustafa ŞAHİN 29 Eylül 2015 Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul Geçtiğimiz hafta İngiltere de Londra nın güneydoğusunda şirin bir kasaba ve üniversite şehri olan Greenwich teydik. Kasabadan adını

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor)

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Secaattin Tural 2. Doğum Tarihi : 15.07.1966 3. Unvanı : Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu : Doktora 5. Çalıştığı Kurum : Kırklareli Üniversitesi Derece Alan Üniversite Lisans Türk Dili

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

EKİM 15. Şarkiye Mahallesi Kocakişi Sokak No:1 52100 Altınordu/ORDU. kultur@ordu.bel.tr

EKİM 15. Şarkiye Mahallesi Kocakişi Sokak No:1 52100 Altınordu/ORDU. kultur@ordu.bel.tr EKİM EKİM 15 Şarkiye Mahallesi Kocakişi Sokak No:1 52100 Altınordu/ORDU kultur@ordu.bel.tr Sevgili Ordulular Geleceğe emin adımlarla yürüdüğümüz, kent ve insanımızı birlikte inşa etmek için çıktığımız

Detaylı

3. SINIF II. SORGULAMA ÜNİTESİ BÜLTENİ

3. SINIF II. SORGULAMA ÜNİTESİ BÜLTENİ 3. SINIF II. SORGULAMA ÜNİTESİ BÜLTENİ TEMA Kim Olduğumuz ÜNİTE ADI Bütünün Parçasıyım TARİH 28 Ekim 6 Aralık 2013 SORGULAMA HATLARI Ait Olduğumuz Gruplar İnanç ve Değerler İnanç ve Değerlerin Davranış

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

Bir Kadın 3 Sanat Sergisi açıldı

Bir Kadın 3 Sanat Sergisi açıldı Bir Kadın 3 Sanat Sergisi açıldı Muğla Valisi Amir Çiçek in katılımı ile Menteşe Belediyesi nin katkıları ile Konakaltı Kültür Merkezi nde gerçekleştirilen törenle sanatçı Eda Özdemir in Bir Kadın Üç Sanat

Detaylı

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum ARTI YÖN ARTI YÖN Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum Hadan Türkal: Hayat adına kimse vazgeçmemeli S. 115 BAŞARI ENGEL TANIMAZ!

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

ARA SICAKLAR. MICHAEL KORS Polyester gömlek, Brandroom. STELLA MCCARTNEY Rayon ceket, Beymen. STEFANEL Yün kaban.

ARA SICAKLAR. MICHAEL KORS Polyester gömlek, Brandroom. STELLA MCCARTNEY Rayon ceket, Beymen. STEFANEL Yün kaban. ARA SICAKLAR MICHAEL KORS Polyester gömlek, Brandroom. STELLA MCCARTNEY Rayon ceket, Beymen. STEFANEL Yün kaban. Tatlı Küçük Yalancılar ın Ebru su Dilan Çiçek Deniz le Galata sokaklarında gerçekleştirdiğimiz

Detaylı

KÜLTÜR VE TURĐZM BAKANI Ertuğrul GÜNAY

KÜLTÜR VE TURĐZM BAKANI Ertuğrul GÜNAY 1 KÜLTÜR VE TURĐZM BAKANI Ertuğrul GÜNAY 28 Mart - 03 Nisan 2011 tarihleri arasında kutlanacak olan 47. KÜTÜPHANE HAFTASI'nın açılış törenini onurlandırmanızı diler. Tarih: 28 Mart 2011 Saat: 14:00 : Antik

Detaylı

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5)

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) Eylem 1.2 Gençlik Girişimleri Projesi İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) DALGALAN SEN DE ŞAFAKLAR GİBİ EY ŞANLI HİLÂL OLSUN ARTIK DÖKÜLEN KANLARIMIN HEPSİ

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın?

Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın? Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın? Çözüm Analizi Araştırma Hakkında 2 Kadın ve Erkeğin Eşit Olduğu Bir Toplum Dünyada ve ülkemizde hemen hemen tüm kurumsal

Detaylı

geliştirmemize yardımcı olur.

geliştirmemize yardımcı olur. 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (28 EKİM -13 ARALIK 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz ikinci temamıza ait bilgiler,

Detaylı

100. Yılında Çanakkale ye Develi den güzel bir ziyaret gerçekleştirildi. Fethinin 562. Yılı olması münasebetiyle gezinin ilk yarısı İstanbul a

100. Yılında Çanakkale ye Develi den güzel bir ziyaret gerçekleştirildi. Fethinin 562. Yılı olması münasebetiyle gezinin ilk yarısı İstanbul a 100. Yılında Çanakkale ye Develi den güzel bir ziyaret gerçekleştirildi. Fethinin 562. Yılı olması münasebetiyle gezinin ilk yarısı İstanbul a ayrıldı. İki önemli tarih, iki önemli şehir bu gezide buluştu.

Detaylı

Yayın no: 133 ÇANAKKALE SAVAŞI. Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi editörü: Özkan Öze Dizi editörü: Prof. Dr. Salim Aydüz

Yayın no: 133 ÇANAKKALE SAVAŞI. Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi editörü: Özkan Öze Dizi editörü: Prof. Dr. Salim Aydüz Zehra Aydüz, 1971 de Balıkesir de doğdu. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü nü bitirdi. Özel kurumlarda Tarih öğretmenliği yaptı. Evli ve üç çocuk annesi olan yazarın çeşitli dergilerde yazıları

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: Kültür ve Sanat Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: NESRİN AKÇA AKOĞUL Nesrin Akça Akoğul Eyüp Devlet Hastanesinde. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Nesrin Akça Akoğul. 1992 yılında fotoğraf

Detaylı

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi?

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi? Alkollü İçecek: 18.12.2011 Gün içinde ürünü ne zaman satın aldı/tüketti/kullandı? -Akşam yemeğinden sonra saat 20:00 civarında. Ürünü kendisi mi satın aldı, başkası mı? Kim? -Kendim satın almadım. Kız

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy,

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy, Billy (Vince Vaughn) ve Nick (Owen Wilson) dijital dünyaya yeni adım atan iki eski kafalı satışçıdır. Senelerdir emek verdikleri şirketin artık teknoloji karşısında ayakta duramaması nedeniyle kapatılması,

Detaylı

Soner Sevgili Eğitim 1983-1994 Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo- Tv ve Sinema Bölümü. Deneyim

Soner Sevgili Eğitim 1983-1994 Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo- Tv ve Sinema Bölümü. Deneyim Soner Sevgili Eğitim 1983-1994 Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo- Tv ve Sinema Bölümü Deneyim 2012 İstanbul - Bir tür görüntülü İstanbul ansiklopedisi olan Zümrüd- ü Anka belgesel dizisinin yönetmeni

Detaylı

2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BÜLTENİMİZDE NELER VAR? ETKİNLİKLERİMİZ SİNEMA GÜNÜMÜZ TİYATRO ETKİNLİĞİMİZ OKUMA-YAZMAYA HAZIRLIK ÇALIŞMALARIMIZ BRANŞ DERSLERİMİZ AİLE KATILIMI ETKİNLİKLERİMİZ ARALIK AYI

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

final in başarı geleneği final temel liseleri ile sürüyor...

final in başarı geleneği final temel liseleri ile sürüyor... Sevgili öğrenciler, değerli veliler... Dershanelerin dönüşüm sürecini kamuoyundan takip ettiniz. Biz de final dergisi dershaneleri olarak artık final liseleri ne dönüşüyoruz. final liseleri Hiçbir başarı

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Senenin Son Yenilikleri

Senenin Son Yenilikleri Senenin Son Yenilikleri 000 Genel Bilgiler Bisküviyi Çaya Yatay Bandırın Bilimcilerin böylesi gerçekleri ortaya çıkarması sizce de şahane değil mi? Yazar: Rik Kuiper 150: Psikoloji Başarıya Götüren Aile

Detaylı

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz.

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz. Hitit Üniversitesi Aktif Yaşam Kulübü olarak,engelli kardeşlerimize farklı eğlenceler düzenledik. Farkındalık programları yaptık, 2 yılda 5 okula kitap yardımında bulunduk. Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:...

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:... OA TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR İsim:... Cinsiyet:... Doğum Tarihi:... Bugünün Tarihi:... Anketi Nasıl Dolduracaksınız? Aşağıda bazı ifadelerin listesi bulunmaktadır. Lütfen her ifadeyi çok

Detaylı

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması Örnek Tarot Okuması Bir tarot okuması, bilinçaltına atılmış bir oltadır. Bizler yani tarot okuyucuları, sizin zihninize, bilinçaltınıza olta atarak, sebeplerini ve sonuçlarını zaten sizin biliyor olduğunuz

Detaylı

Yüksek. Eğitim bilimleri. Eğitim bilimleri

Yüksek. Eğitim bilimleri. Eğitim bilimleri ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Salih Bolat 2. Doğum Tarihi:.7.1956. Ünvanı: Yrd.Doç.Dr 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Lisans Sosyal Politika Yüksek Lisans Eğitim bilimleri Doktora Eğitim bilimleri Üniversite

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

Basit Kılavuzu Eliberato bir Kitap Yayıncılık www.eliberato.com. Eylül 2010 50'den fazla dile çevrildi

Basit Kılavuzu Eliberato bir Kitap Yayıncılık www.eliberato.com. Eylül 2010 50'den fazla dile çevrildi Basit Kılavuzu Eliberato bir Kitap Yayıncılık www.eliberato.com Eylül 2010 50'den fazla dile çevrildi Içindekiler 1. Ne Eliberato olduğunu 2. Will Eliberato benim kitap yayınlayabilir miyim? 3. Ne malzeme

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I. YAZILI SINAVI SORULARI Öğrencinin Adı ve Soyadı : Sınıfı: Numarası:

Detaylı

8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi

8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi 8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi 1 8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi Kamuoyuna Galatasaray'la yaptığı ortaklıkla gelen American Finans kuruluşu AIG'nin Türkiye Genel Müdürü Paolo Zapparoli,

Detaylı

'Kıyma Parası ile Kitap Almıştım'

'Kıyma Parası ile Kitap Almıştım' On5yirmi5.com 'Kıyma Parası ile Kitap Almıştım' İroni dolu yazıları, aykırı çıkışları ile bilinen gazeteci Fikri Akyüz le uzun soluklu bir söyleşi yaptık. Yayın Tarihi : 20 Nisan 2010 Salı (oluşturma :

Detaylı

İÇİNDEKİLER. Büyüme Romanı (Bildungsroman) Kavramı Etrafında Aşk-ı Memnu ve Roman Kişisi Nihal

İÇİNDEKİLER. Büyüme Romanı (Bildungsroman) Kavramı Etrafında Aşk-ı Memnu ve Roman Kişisi Nihal MİLLÎ EĞİTİM EĞİTİM-KÜLTÜR-SANAT 3 AYDA BİR YAYINLANIR BAHAR 2004 Sayı:162 ISSN 1302-5600 Milli Eğitim Bakanlığı Adına Sahibi Yayımlar Dairesi Başkan V. Şadi KESKİN Yazı İşleri Müdürü Ali KARAÇALI Süreli

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

2014 / 2015 - SAYI: 04 Haftanın Bazı Başlıkları Ruh Sağlığımıza Sahip Çıkalım Renkli Bahçemiz En Son Haberler Gazetemizde Hayvanları Koruma Günü

2014 / 2015 - SAYI: 04 Haftanın Bazı Başlıkları Ruh Sağlığımıza Sahip Çıkalım Renkli Bahçemiz En Son Haberler Gazetemizde Hayvanları Koruma Günü 2014 / 2015 - SAYI: 04 Haftanın Bazı Başlıkları Ruh Sağlığımıza Sahip Çıkalım Renkli Bahçemiz En Son Haberler Gazetemizde Hayvanları Koruma Günü Ruh Sağlığımıza Sahip Çıkalım Ruh Sağlığımıza Sahip Çıkalım

Detaylı

fizik güncesi ALBERT EINSTEIN DAN 10 HAYAT DERSİ Haftalık E-bülten MARMARİS KAMPÜSÜ

fizik güncesi ALBERT EINSTEIN DAN 10 HAYAT DERSİ Haftalık E-bülten MARMARİS KAMPÜSÜ fizik güncesi MARMARİS KAMPÜSÜ Haftalık E-bülten Sayı: 3 / 13.03.2015 Hazırlayanlar Defne TÜRKER Herkes zekidir. Ancak bir balığı ağaca tırmanma kabiliyetine göre değerlendirirseniz tüm hayatını aptal

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

HANGİ MAKALE HANGİ DERGİYE?

HANGİ MAKALE HANGİ DERGİYE? KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ-SENATURK MAKALE HAZIRLAMA VE SUNUM KURSU 11 Ocak 2013 HANGİ MAKALE HANGİ DERGİYE? Bahadır M. GÜLLÜOĞLU Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ÇALIŞMA İÇİN DOĞRU

Detaylı

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu - Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender

Detaylı

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Çeviren: Saadet Özen ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü 5. basım Resimleyen: Mustafa Delioğlu Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Resimleyen: Mustafa

Detaylı

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin (kısa adı ile SAM-DER in) davetlisi olarak 2010 yılında kurulduğu dönemde Sam-der e geldim ve büyük

Detaylı