T.C. ATILIM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İŞLETME ANA BİLİM DALI FİNANSMAN YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "T.C. ATILIM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İŞLETME ANA BİLİM DALI FİNANSMAN YÜKSEK LİSANS PROGRAMI"

Transkript

1 T.C. ATILIM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İŞLETME ANA BİLİM DALI FİNANSMAN YÜKSEK LİSANS PROGRAMI XXI. YÜZYIL SPEKÜLASYON & MANİPÜLASYON UYGULAMALARI YÜKSEK LİSANS TEZİ Hazırlayan: Emre AKANAK Tez Danışmanı: Prof. Dr. Doğan CANSIZLAR Ankara 2013

2

3 T.C. ATILIM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İŞLETME ANA BİLİM DALI FİNANSMAN YÜKSEK LİSANS PROGRAMI XXI. YÜZYIL SPEKÜLASYON & MANİPÜLASYON UYGULAMALARI YÜKSEK LİSANS TEZİ Hazırlayan: Emre AKANAK Tez Danışmanı: Prof. Dr. Doğan CANSIZLAR Ankara 2013

4 T.C. ATILIM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜ NE; Emre AKANAK tarafından hazırlanan XXI. Yüzyıl Spekülasyon ve Manipülasyon Uygulamaları başlıklı işbu çalışma tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oy birliği ile başarılı bulunarak jürimiz tarafından İşletme Ana Bilim Dalı Finansman Yüksek Lisans Programı nda yüksek lisans tezi olarak Kabul edilmiştir. Yrd. Doç. Dr. Neslihan TOPBAŞ (Başkan) Prof. Dr. Doğan CANSIZLAR (Danışman) Yrd. Doç. Dr. Kemal UYKU (Üye)

5 ÖNSÖZ Meslek yaşamım dahilinde karşılaştığım spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları, gözlemlerim ve akademik çalışmalarım birleştiğinde spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının evrimsel bir yapıda ilerlediklerini ve ekonomi ile birlikte dönüştüklerini düşünmeye başladım. Gerçekleştirdiğim her trade işlemi ve açtığım her pozisyonda fiyatın ve piyasa hareketliliğinin değiştiğini gözlemlerken XXI. Yüzyıl Spekülasyon ve Manipülasyon Uygulamaları üzerinde tez çalışması gerçekleştirmek kişisel olarak (benim için) amaçtan öte ihtiyaç haline geldi. İşte bu tez çalışması bir anlamda bu serüvenin de bir öyküsü ve (yalnız genel ana hatların yer aldığı) bir özet niteliğindedir. Çalışma içerisinde ister istemez ekonomik sistemler de analizlere ve çözümlemelere dahil edilmiştir. Özellikle Kapitalizm in farklı versiyonları ve serbest piyasa ekonomisinin farklı uygulamaları da çalışma içerisinde analizlere dahil edilen konular arasında yer almaktadır. Ancak sayısız kitabın okunması, yüzlerce makalenin taranması, binlerce temel ve teknik analiz ile piyasa analizi sonucunda oluşturulan ve çoğunlukla formül ve matematiksel model bankasına dayanan yaklaşık beş bin sayfa (el yazması) notun kısaltılması ve özetlenmesi araştırma sürecinden daha zor olmuştur. Ki aslında tez çalışmam tamamlanmış olsa dahi araştırma sürecim devam etmektedir Cevabını aramakta olduğum bir soruyu tez çalışması olarak seçmemle birlikte bu konuda birlikte çalışacağım bir danışman bulmanın da tıpkı kaynak bulmak gibi beni bekleyen zorluklar arasında yer alacağını da sezinlemiştim; zira akademisyen ekonomistlerin piyasadan ve reel ekonomiden ne denli kopuk oldukları lisans dönemimden beri gözlemlemiş olduğum bir realiteydi. Ancak bu konudan hem şahsım hem de Atılım üniversitesi son derece şanslı olmalı ki SPK eski başkanı Sn. Prof. Dr. Doğan CANSIZLAR üniversitemizde ders vermeye başladı ve benim ilk işim kendisinin dersini almak ve kendisinden tez danışmanım olup olamayacağını sormak oldu. Kendisine beni tez öğrencisi olarak kabul etmesi dolayısı ile müteşekkir ve yardımları dolaysı ile minnettarım. Zira tez sürecim boyunca bana büyük bir sabırla katlanan ve hiçbir yardımını esirgemeyen hocamın katkısı ve yeri

6 bu sayfaya sığdıramayacağım kadar büyüktür. Zira kendisinin yardımları ve katkıları yalnız bu çalışma ile sınırlı kalmayacak düzeyde yoğun oldu. Tüm bu yardımları ve katkıları dışında önemle ifade etmek isterim ki hem çalışmaları ile ciddi bir bilim adamı hem de duruşu, prensipleri ve uygulamaları ile bize ve bizden sonraki nesillere örnek teşkil eden gerçek bir devlet adamıyla çalışmak onur ve gurur duygusundan öte bir hissiyatı ve kazanımı ifade eder. Bu vesile ile kendisine bir kez daha teşekkür eder; kendisine içten saygılarımı sunarım Şayet çalışmada mevcut herhangi bir eksiklik ve/veya hata mevcut ise söz konusu eksiklik ve hataların tüm mesuliyeti tamamen şahsıma aittir. Saygılarımla Emre AKANAK

7 Önsöz Kısaltmalar Giriş 1 I. Dünya Ekonomisinde Dönüşüm Dünya Ekonomisi nde Yapısal Dönüşüm Kapitalizm in Gelişimi, Ulus un Doğumu ve Piyasa Ulus Devlet in Oluşum Süreci ve Piyasa Monarşinin Revizyonu ve Piyasa Monarşi den Cumhuriyet e Geçiş Süreci ve Piyasa Cumhuriyet ve Piyasa Devlet ve Piyasa Kültür ve Piyasa Kapitalizm in Gelişimi ve Piyasalar Gelişemeyen Piyasalar Gelişmekte Olan Piyasalar Gelişmiş Piyasalar Piyasalararası İlişkiler 97 II. Krizler XVII. Yüzyıl Krizleri Lale Borsası Krizi( ) XVIII. Yüzyıl Krizleri South Sea (Company) Bubble ( ) Krizi Paniği Paniği XIX. Yüzyıl Krizleri Danimarka Devleti nin İflası Paniği Paniği Paniği Paniği Paniği Paniği Paniği Paniği Avustralya Bankası Krizi Paniği (Amerika Birleşik Devletleri) XX. Yüzyıl Krizleri Paniği Paniği Paniği Şangay Kauçuk Krizi (1910) Wall Street Çöküşü (1929) Krizi (Büyük Buhran) (1929) Petrol Krizi Latin Amerika Krizi İsrail Bankacılık Krizi Kara Pazartesi (1987) Japon Assetleri Fiyat Krizi (1990) Asya Krizi (1997) 159

8 Rusya Krizi (1998) XXI. Yüzyıl Krizleri (Kara Çarşamba) Türkiye Krizi Arjantin Krizi Küresel Krizi Sonrası Avrupa Birliği Potansiyel Euro Krizi 185 III. Kriz, Spekülasyon, Manipülasyon Uygulamaları ve Analizleri 193 IV. Sonuç 265 Bibliyografya 271 V. Ekler

9 GİRİŞ Dünya ekonomi tarihi; insanın varlığı ile eş zamanlı olmakla birlikte; özellikle son üç yüz yıldır ciddi değişimler ve dönüşümler yaşamıştır; ancak özellikle XXI. Yüzyıl itibariyle çok daha ciddi ve daha önce yaşanmayan gelişmelerin deneyimlenmesi gerçekleşmiştir. Tüm bu deneyimlerin kavranması ekonomik gelişmelerin ve ekonomik yapı içerisinde (spekülasyon ve/veya manipülasyon başta olmak üzere) uygulamaların ve gelişmelerin analizi her şeyden önce ekonomi tarihi üzerinde ciddi bilgi ve birikime sahip olmayı gerektirir. 1 1 Çalışma içerisinde ekonomi tarihi nin son derece etkin olarak yer alması gerekmekle birlikte üniversitenin ve akademik bakış açısının yapısı nedeni ile ekonomi tarihine gereken yer ayrılamamıştır. Türkiye de başta arkeoloji ve tarih bölümlerinin; özgünlükten ve bilimsellikten uzak yapısı, çalışmaların bir anlamda salt envanter kayıt ve raporlamalarına dayalı sığı müzecilik anlayışı ile biçimlendirilmesi olmak üzere ekonomi alanı dışında da ekonomi tarihi açısından ciddi çalışmalar gerçekleştirilmemiştir. Ancak Neolitik öncesi itibariyle ekonomi tarihinin ele alınması, değer kavramının tam anlamı ile analizi için gereklilik arz ve ihtiva eder. Ekonomi tarihinin önemini ve gerekliliğini oluşturan; tüm gelişmelerin kümülatif ve kronolojik bir alt yapısının olmasıdır. Özellikle spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının Endüstri Devrimi sonrasında tarihsel bir birikime sahip olduğu ve ekonominin dönüşümüne paralel olarak dönüşüm gösterdiği ayrıca ele alınması gereken önemli bir konudur. Spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarında gerçekleşen (ve gözlemlenen) dönüşümlerin alt yapılarında ekonomilerin dönüşmesi kadar; aktörlerin ve parametrelerin de dönüşmesi söz konusudur. XXI. Yüzyıl itibariyle dönüşen en önemli iki aktör devlet ve şirket olmuştur. Zira spekülasyon ve manipülasyon (uygulamaları) bizzat şirket ile ilgilidir. Kapital ve para piyasalarında gerçekleştirilen spekülasyon ve manipülasyonlar portföy şirketleri, yatırım fonları ve/veya offshore yatırım bankaları tarafından gerçekleştirilmektedir ki; bu durumun muhteviyatı gerçekleştirilen uygulamaların yüksek bir bölümünün şirketler tarafından ve örgütlü biçimde gerçekleştirildiği yönündedir. Spekülasyonun piyasayı geliştirici etkisi de dikkate alındığında ve manipülasyonların piyasa regülasyonunu bozan yapıları analize dahil edildiğinde açıkça gözlemlenen temel husus regülasyonun kamu otoritesi, yani devlet tarafından gerçekleştirildiğindir. Ancak şirket hareket alanı ve habitatının tek bir ulusal sınırla sınırlandırılamaması ve global olması; bir anlamda uluslararası kamu otoritesini gerektirmektedir; ki 2013 itibariyle böyle bir durum söz konusu değildir. İşbu tez dahilinde incelendiği üzere XVII. Yüzyıl itibariyle manipülasyonların yıkıcı etkileri kamu otoriteleri tarafından engellenmeye çalışılmıştır. Özellikle XVIII. Yüzyıl ile birlikte kamu regülasyonu da üstlenerek serbest piyasa ekonomisi nin işleyişi, dinamizmi ve güvenirliliğinden sorumlu hale gelmiş; ancak aynı zamanda şirket ile de çatışmıştır. Bu kapsamda özellikle ekonomi tarihi içerisinde aktörlerin evrimlerinin ve yapılarının da ayrıca analiz kapsamına alınması gerekmektedir. Tez bu yönü ile (konunun dışına çıkılmaması maksadı ile) eksiklik ihtiva etmektedir. Ancak şirket ve devlet in karşılaştırmalı olarak analizi şirket devlet ilişkilerinin çözümlenmesi son derece önem arz ve ihtiva eder. 1

10 İnsanın Doğa daki varlığı ile başlayan ekonomi tarihi; XXI. Yüzyıl a gelindiğinde iki önemli devrimle biçimlenmiş ve yapılanmıştır. Söz konusu iki devrim; Tarım Devrimi 2 ve Endüstri Devrimi 3 dir. 4 2 Tarım Devrimi: İnsanın yerleşik yaşama geçmekle birlikte oluşturduğu devrimdir ve insanın ilk kez artı değer ve artı ürün ürettiği süreçtir, devrimdir. Bu yönü ile uygarlığın artı değer ile birlikte gelişme gösterdiği ifade edilebilir. Tarım devrimi ile birlikte mülkiyet oluşmaktadır ve mülkiyetin oluşumu ile artı değerin oluşumu paraleldir. Artı değerin oluştuğu, oluşabildiği oranda mülkiyet ilişkileri gelişim gösterir ve mülkiyet ilişkilerinin gelişim gösterdiği oranda uygarlık gelişim olanağı bulur. Gerçekten de uygarlık tarihi analiz edildiğinde uygarlığın gelişim ve sıçrama gösterdiği bölge ve kültürlerde üretkenlik/verimlilik, artı değer ve özel mülkiyetin gelişim gösterdiği gözlemlenmektedir. Ekonomi tarihi içerisinde devlet ekollerinin ve yapılarının tek tek analiz edilerek serbest piyasa ekonomisi ve devlet ilişkisinin ayrıca incelenmesi gerektiği de bu yönü ile açığa çıkmaktadır. Zira devlet in güçlü olduğu ve üretim araçları üzerinde etkin olduğu ekonomilerde mutlak oligarşik bir yapı oluşmuş ve söz konusu oligarşik yapı bürokrasi ile bütünleşmiştir. Bu yönü ile Mısır (Antik Mısır) ve Sovyetler Birliği ayrı ayrı analiz konularıdır. Dönem içerisinde Mısır (Antik Mısır) ve Hitit ekonomi ve etkinliklerinin karşılaştırılmaları son derece önemli sonuçlar verecektir. Aynı şekilde Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği karşılaştırmalı analizleri de ekonomi tarihi açısından son derece önemli sonuçlar oluşturacaktır. Her iki uygarlık yapısının da incelenmesi gerekmektedir. (Sovyetler ideolojik yapısı gereği farklı bir uygarlık olarak da tanımlanabilir. Ütopik ve realizme ters düşen ideoloji ve oluşturduğu paradigma her ne kadar pratikte ciddi bir varlık gösterememişse de Sovyetler Birliği bir (başarısız bir) uygarlık projesidir.) 3 Endüstri Devrimi; Tarım Devrimi nden farklı olarak artı ürünün tek bir etkinlikle, tarım etkinliği ile elde edilmesi olanağının ötesine geçilmesine olanak vermiştir. Ancak Endüstri Devrimi ni Tarım Devrimi ve sonrasında özellikle XV. Yüzyıl da gerçekleşen Ticaret Devrimi ile birlikte incelemek gereklidir. Endüstri Devrimi nin en önemli yanı XVIII. Yüzyıl a kadar gelmiş olan toplumsal ilişkileri ciddi anlamda dönüştürmesi ve artı değerin logaritmik bir hızla artma olanağını sağlamasıdır. Tüm bir ekonomi tarihi içerisinde Endüstri Devrimi benzeri bir atılım mevcut değildir. Ancak Endüstri Devrimi incelenirken ve analiz edilirken bankacılık sistemi ve finans piyasalarının gelişimi de mutlaka analiz edilmelidir; zira Endüstri Devrimi nin etkili olabilmesi ve yapılanmasının temel nedenlerinden bir tanesi de finans piyasasının ve serbest piyasa ekonomisinin oluşmasıdır. Serbest piyasa ekonomisinin oluşmasında da para ve bankacılık sistemi temel belirleyicidir. Endüstri Devrimi ile birlikte; Endüstri Devrimi öncesinde oluşmuş olan bankacılık sektörü gelişim göstermiş; bankacılık sektörünün gelişimi ile oluşan ve yapılanan finans sektörü ile OTC piyasalar iç içe geçmeye başlamışlardır. Endüstri Devrimi nin Avrupa da oluşup, yapılanıp, gelişmesinin temel nedenlerinden bir tanesi de teknolojik ilerlemenin ticari bir niteliğe sahip olması ve serbest piyasa ekonomisi dahilinde piyasa aktörlerinin arz ve taleplerini etkilemesidir. Bu kapsamda Endüstri Devrimi nin etkili olma nedeni serbest piyasa ekonomisidir; serbest piyasa ekonomisini oluşturan gelişme salt Endüstri Devrimi değildir. Neden sonuç ilişkisi içerisinde incelendiğinde ve kronolojik analizler gerçekleştirildiğinde serbest piyasa ekonomisinin Endüstri Devrimi öncesinde oluşmaya başladığı görülecektir. Özellikle Ticaret Devrimi olarak adlandırılan süreçte Kıta Avrupası ve daha sonra Kuzey Batı Avrupa da gelişen atölye üretim sistemi üretim mekanizmasında ve kent yapılanmasında öncül olmuştur. Kent in yapılanması ile birlikte gerçekleşen dönüşüm süreci Endüstri Devrimi ni tetiklemiştir. Endüstri Devrimi nin İngiltere de başlamasının ve daha sonra I. Dünya Savaşı ( ) öncesinde (1800 lerin sonunda) Amerika ya kaymasının temel nedeni de bir anlamda emek tir. Emek kentle birlikte ekonominin farklı bir parçası olmaya başlamıştır ve pahalı bir üretim faktörü haline gelmiştir. Makineleşmenin temelinde de insan emeğinin ikamesi mevcuttur. 2

11 Endüstri Devrimi öncesindeki ekonomide tarım çıktısı temel belirleyici iken; Endüstri Devrimi sonrasında tarımsal çıktının yanında endüstriyel çıktı da yer almaya başlamış ve OTC (tezgah üstü) piyasaların mal çeşitliliği kısa bir sürede artmıştır. Mal çeşitliliği gelir akımı ve harcama akımı arasındaki ilişkiyi de dönüştürmüştür. 5 4 Ekonomi tarihi çalışmanın konusunun dışına çıkılmaması amacı ile Tarım Devrimi ve Endüstri Devrimi Ekonomi Tarihi bölümünde çok genel hatları ile konu edilmişti; ancak jürinin talebi doğrultusunda bölüm Tez den çıkartılmıştır. Ancak kitaplaştırılması planlanan işbu çalışmanın gelecek beş yıl içerisinde 2018 e kadar edite edilerek daha kapsamlı bir hale getirilmesi planlanmaktadır. Bölüm içerinde yine çok genel hatları ile Tarım Devrimi ve Endüstri Devrimi (birbirleriyle) karşılaştırılamamıştır. Ancak spekülasyonların özellikle gelişmiş piyasalardan gelişmekte olan piyasalara kayması ile ilgili olarak tarım ekonomisi ve feodal ekonomi ayrıca analiz edilmelidir. Zira Japonya nın ekonomik gelişimi ve Çin in ekonomik gelişimi incelendiğinde tarım ekonomisinin kırılmasının Avrupa Emperyalizmi ve doğrudan yabancı yatırımlarla gerçekleştirildiği görülecektir. Bu kapsamda da emperyalizm ekonominin ayrıca bir çalışma alanını oluşturmaktadır. Zira Hindistan ın ekonomik gelişimi de incelendiğinde başta kast sisteminin kısmen de olsa kırılması ve endüstriyel gelişme İngiliz Emperyalizmi sonrasında başlamıştır. Emperyalizm her ne kadar güçlü bir devlet mekanizmasının güçsüz bir devlet mekanizması üzerindeki sömürü faaliyetleri olarak tanımlansa ve kabul görse de temelde bir ilişki biçimidir. Bu ilişki biçiminin üretilen katma değerin ve/veya pazar payının transferi ile ilişki olmasının yanı sıra mevcut piyasada belirli koşulları tetikleyerek gelişimin önünü açması da söz konusudur. Ancak işbu kapsamda temel husus Emperyalizm in farklı kültürlerde farklı evrimsel gelişmeleri tetiklemesidir. Zira Emperyalizm Çin de, Japonya da, Amerika da (Amerika uzun bir süre İngiliz Emperyalizmi ile yönetilmiştir.), Hindistan da gelişimi tetikleyen sonuçlar üretse de özellikle Ortadoğu da gelişim gerçekleşmemiştir. Bu durum emperyal güçten ziyade, ilgili kültürle ilişkilidir. Afrika da da özellikle olumlu örnekler veren hemen tek ülke Güney Afrika olurken kısmen Nairobi örnek teşkil etmektedir; ki söz konusu bölgelerin gelişimi kültürel tarnsformasyon ile de yakından ilişkilidir. 5 Endüstri Devrimi öncesi ve/veya sonrası için gelir akımı ve harcama akımı terimlerinin kullanılması anakronik görünebilir; ancak ekonomik sirkülasyonu belirleyen tüzel kişinin şirket olmaması; ekonomide bireylerin ve ailelerin etkin olması; birey şirket ilişkileri yerine birey birey ve birey aile ilişkilerinin olması nedeni ile ekonomide çağdaş olmasa da ilkel denebilecek harcama akımı ve gelir akımı ndan söz edilebilir. Burada özellikle Endüstri Devrimi öncesindeki devlet mekanizması da dahil edildiğinde ve vergi sistemi analize dahil edildiğinde özellikle bürokrasi kanalı ile belirli bir transfer harcamasından bahsedilebilir. Merkezi ve/veya yerel otoritenin bürokrasisi belirli bir harcama akımı oluşturmuş olmakla birlikte; asıl kırılma Endüstri Devrimi içerisinde; özellikle XVIII. Yüzyıl içerisinde emtianın menkulleştirilmesi ile birlikte gerçekleştirilmiştir. Zira bunun ilk uygulaması banknotlardır. Temelde altın karşılığı çek formatında olan banknot altının menkul değere dönüştürülmesi ve varlığa dayalı değer olarak kullanılması ile oluşmuş ve daha da önemlisi ekonomide bir genişleme yaratmıştır. 3

12 Ekonomideki olağan sirkülasyon dışında dalgalanmaların daha çok kıtlıklar ve doğrudan tarımsal üretime ilişkin verim ve verimliliğe dayalı çıktı miktarı tarafından yönlendirildiği XVIII. Yüzyıl öncesi ekonomi ile XVIII. Yüzyıl sonrası ekonomi arasında ciddi farklılıklar söz konusudur. 6 XVIII. Yüzyıl sonrasında var olan çıktı miktarı, savaşlar ve kıtlıklar haricindeki faktörlerin ekonomi sirkülasyonuna ciddi etkilerde bulunduğu görülmeye başlamıştır. XVIII. Yüzyıl ile birlikte başta para 7, değer ve değere ilişkin tanımlar, algılar ve etkiler hızla değişmeye ve dönüşmeye başlamıştır. 8 Endüstri Devrimi sonrasında para ilişkileri ayrıca bir piyasa yapısı oluşturmaya başlamış ve modern bankacılığın oluşması ile birlikte çağdaş finansal piyasaların temelleri atılmıştır. 6 XVIII. Yüzyıl ile birlikte toplumun asgari talepleri karşılanmaya başlamıştır. Bu durum toplumun gelişimini tetiklemiştir. Ancak asıl gelişme devlet dışı aktörlerin; özellikle de şirketler ve bankaların faaliyetleri ile gerçekleşmiştir. 7 Para genel olarak üzerinde ayrıca çalışılması gereken bir konudur. Para kullanımı, para ekonomisinin oluşumu ve paranın etkileri üzerin(d)e ayrıca çalışılmalıdır. Parasal tabanın dönüşümü ve gelişimi ise XIX. Yüzyıl ekonomisi ile ilgili ayrıca önem arz ve ihtiva eden bir konudur. Paranın fonksiyonlarının evrimi ekonomi tarihi ile doğrudan ilişkilidir. Paranın fonksiyonun değişimi ekonomik aktörlerin değişimi ile ilişkilidir. Para evrimsel süreci içerisinde ilk olarak bir ödeme aracı iken; XVIII. Yüzyıl ile birlikte bir değer aracına dönüşmüştür, akabinde özellikle XIX. Yüzyıl da ödeme aracı olma ve değer aracı olma fonksiyonları birleşerek standardizasyona tabi olmuş, standart ve yalnız merkez bankaları tarafından basılan bir enstrüman konumuna gelmiştir. XX. Yüzyıl ile birlikte bir spekülasyon aracı olmuştur (ki paranın spekülasyon aracı olma niteliği temelde XVIII. Yüzyıl da başlamış, ancak standardizasyon ile birlikte bu özellik tam anlamı ile nitelik kazanmıştır). XXI. Yüzyıl ile birlikte paranın spekülasyon aracı olma fonksiyonu genişleyerek homojenlik özelliği kazanmıştır. Özellikle serbest dalgalı kurun 1987 sonrasında yaygınlaşması ile birlikte paranın diğer paralarla konvertible olarak işleme açık olmaya başlaması piyasa mekanizmasını ciddi anlamda dönüştürmüştür. Bu durum para temelli olarak piyasa evrimini de tetiklemiştir. 8 Geçmişte; özellikle XVIII. Yüzyıl öncesinde ekonominin olağan sirkülasyonunu etkileyen gelişmeler savaşlar, kıtlıklar ve salgınlar gibi doğrudan arz talep dengesini bozan ve doğrudan üretime yönelik gelişmelerdi. Özellikle XVIII. Yüzyıl ile birlikte para nın yapısal özelliklerinin dönüşmesi ile birlikte ekonominin olağan sirkülasyonu kıtlıklar, savaşlar ve salgınlar dışındaki gelişmeler tarafından etkilenmeye ve yönlendirilmeye başlamıştır. 4

13 XVIII. Yüzyıl sonrasında, ekonomide kazanç ve karlılık etkenlerinin önemli unsurları ve ilişkili süreçleri yalnız olağan ekonomik sirkülasyondan ibaret değildir. 9 Hatta ekonominin bir parçası olan krizler spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları (ekonomi üzerinde) ekonominin olağan sirkülasyonundan daha fazla yaptırım gücüne sahiptir. 10 Bu kapsamda spekülasyon ve manipülasyon (artık) reel ekonominin olağan parçalarıdır. 11 Hatta manipülasyon etkileri OTC (tezgah üstü) piyasalarda sık rastlanan ve yalnız finans piyasalarına özgü olmayan bir uygulamadır. Bu yapısı ve yönü ile manipülasyon uygulamalarının kendisi ve etkileri ayrıca önem arz ve ihtiva eder XVIII. Yüzyıl ile birlikte maliyet hesaplamaya konu olmuş ve çift kayıt sistemine dayalı muhasebe teknikleri gelişmeye başlamıştır. İlk bilimsel muhasebe teknikleri ve finansal tablolar İtalya da (özellikle XVI. Yüzyıl ile birlikte) ortaya çıkmaya başlamıştır. Ancak ilerleyen süreçte özellikle bankacılığın bir sektör haline gelmesi ile birlikte ticaret daha teknik bir boyut kazanmıştır. 10 XVIII. Yüzyıl ile birlikte finansal krizler oluşmaya başlamıştır. Ancak en önemli kriz 1873 Krizi ile birlikte finans piyasaları OTC piyasalar üzerinde belirleyici konuma gelmiştir. Bankacılığın uluslararası ve kıtalar arası bir yapıya dönüşmesi ile birlikte spekülasyon uygulamaları da artmıştır. Önce borsalarda başlayan spekülasyonlar para transferinin kolaylaşması ile birlikte buğday başta olmak üzere temel emtialar üzerinde etken konuma gelmiştir. 11 Özellikle krizler olağanüstü ve olağandışı (olarak) algılanmasına karşın; temelde (olağan) ekonominin doğrudan parçasıdır. Krizlerin ekonominin yapılanması ve devininiminde rol oynadığı ise ayrıca açıktır. Krizlerin ekonomi içerisindeki rolü de ayrıca önemlidir. Kapitalizm in gelişiminde krizler son derece ciddi öneme sahiptir. Kriz sonrası süreç yeni koşulları oluşturur ve belirler. Bu durum bir anlamda Joseph Alois SCHUMPETER in deyimi ile yaratıcı yıkım ı koşullandırmaktadır. 12 Özellikle gıda emtialarında uygulanan manipülasyonlar OTC piyasalara yansımakta ve fiyat mekanizması başta olmak üzere emtia fiyatı, arz ve talebi gibi parametreleri ciddi anlamda etkilemektedir. Bu yönü ile tarım ürünleri üzerinde gerçekleştirilen manipülasyonlar; aslında ayrıca önemli bir analiz konusudur. Bununla birlikte çelik, bakır ve alüminyum gibi endüstriyel metallerde gerçekleştirilen spekülasyonlar ve manipülasyonlar piyasayı ciddi anlamda etkilemektedir. Bu yönü ile finans piyasalarında gerçekleşen, gerçekleştirilen uygulamalar OTC piyasalardaki yönelimi ve fiyat mekanizmasını; dolayısı ile arz ve talebi belirlemektedir. Bu kapsamda enerji, tarım ve metal türev ürünler üzerinde ayrı ayrı analizlerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Zira başta Londra borsası ve New York emtia spekülatörleri olmak üzere emtia üzerinde gerçekleştirilen spekülasyonların manipülasyona dönüşüm süreci birçok trader ve broker tarafından bilinmektedir. Bu konuda başta SEC olmak üzere birçok kurum seyirci kalmaktadır ve FED konunun önemini kavrayabilmiş değildir. Bu durum uluslararası ticaret ve gelişmiş piyasalar ile gelişmekte olan piyasalar arasındaki ticareti ciddi anlamda etkileyebilecek boyuttadır. 5

14 Kirlzerle ilgili bir diğer önemli husus ise; krizlerin oluşumlarının neden sonuç ilişkisidir. 13 Krizlerin spekülasyon ve manipülasyon sonucunda mı oluştukları yoksa spekülasyon ve manipülasyonların olağan dönemlerde olduğu gibi, kriz dönemlerinde de konjonktürü ve volatiliteyi kullanarak hareket mi ettikleri tartışılan realiteler ve sorunsallar arasındadır. 14 Ancak Kapitalizm in tarihi analiz edildiğinde krizlerin, spekülasyonların ve manipülasyonların sistemin ayrılmaz bir bütünü olduğu görülmektedir; ki spekülasyon ve manipülasyonların Kapitalizm öncesinde görülmediği de dikkate alındığında özellikle spekülasyonun Kapitalizm in bir parçası olduğu açıktır Krizler birçok zaman algılandıklarının ve değerlendirildiklerinin aksine spekülasyonlar nedeni ile oluşmazlar ve/veya doğrudan bir tek manipülasyon uygulamasının bir sonucu olarak oluşmazlar. Tam aksine krizler temelde doğrudan manipülasyona yol açarlar. Bunun bir diğer anlamı kriz ortamlarının manipülasyonun oluşmasında ideal ortamlar olduğudur. Durumu tam yansıtmayan bir metafor olmakla birlikte black market (karaborsa) kısmen bir metafor olabilir. Karaborsa ürün kıtlığına yol açmaz, ürün kıtlığı ve/veya yasaklar karaborsaya yol açar; ancak karaborsa bir şekilde mevcut yapının devam etmesini destekler. Manipülasyonlar da bir anlamda black market (karaborsa) gibi belirli koşullarla oluşur. Manipülasyonların ve/veya spekülatif atakların krizlere yol açtığı ise çok doğru değildir. Asya Krizi (1997) örnek alındığında; Asya ülkeleri spekülatif ataklar gerçekleşmeden çok önce kriz sinyalleri vermeye başlamışlardı. Özellikle yatırım verimliliğinin düşmesi ve kur sisteminin mevcut riskleri kriz sinyalleri vermekteydi; ancak kur üzerindeki baskı ve kapital çıkışı; özellikle de sıcak para çıkışı krizi tetiklese de krizin koşulları özellikle 1995 sonrasında oluşmaya başlamıştı. 14 Krizlerin incelenmesi ve analiz edilmesi ile birlikte ekonomistler arasında farklı sorular sorulmaya başlamıştır. Krizler, spekülasyonlar ve manipülasyonlarla ilişkili çalışmalarda genel hatları ile sorulan önemli soru ve araştırma konusu Ekonomide spekülasyonlar ve manipülasyonların krizleri mi oluşturduğu; yoksa krizlerin spekülasyonlar ve manipülasyonların oluşması için olağan koşulları mı yarattıkları dır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde daha ayrıntılı incelenen bu konu aynı zamana piyasa realitesini de yakınan ilgilendiren bir konudur; ancak; özellikle bu konuda gerçekleştirilen çalışmalara spekülasyonun sanki manipülasyonun bir türevi gibi ve/veya bir suç gibi lanse edilmesi ise ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Spekülasyon güdüsü piyasanın oluşumunda ve yapılanmasında temel esas ve belirleyicidir. Piyasaların derinleşmesinde etkendir; ancak manipülasyon bir anlamda piyasanın yapısı ile ilgilidir. Hukuksal alt yapı, kamu otoritesi, piyasanın derinliği manipülasyon koşullarının oluşmasında temel etmen ve belirleyicidir. 15 Kapitalizm in detaylı bir analizi gerçekleştirildiğinde; Kapitalizm in krizlerle kendisini yenilediği net olarak görülecektir. Zira Kapitalizm; krizler ile birlikte bir çeşit natural selection (doğal seçilim) oluşturmakta ve yeni yapılanmaya uyum sağlayamayan aktör ve faktörleri elemektedir. Tüm bunların yanı sıra Kapitalizm in tarihi net ve detaylı olarak analiz edildiğinde Kapitalizm in her ne kadar Endüstri Devrimi ile başlayıp XXI. Yüzyıl itibari ile kısmen olgunluk aşamasında olduğu genel kabul gören bir husus olsa da; bu durum çok da doğru değildir. Zira Kapitalizm, bugün XXI. Yüzyıl itibari ile hala tam otomasyonun gerçekleştirilebildiği bir ekonomi oluşturamamıştır. Bu kapsamda kapital teknoloji emek ilişkileri dönüşse de tam anlamı ile evrimsel süreç içerisinde kopuş gerçekleştirebilecek düzeyde bir sıçrama ve/veya atılım gerçekleştirememiştir. Özellikle proleter (işçi) sınıfının durumu ve gelişimi bu konuda Marksizm in tamamen yanıldığının kanıtı niteliğindedir. 6

15 Spekülasyon ve manipülasyona ilişkin çalışmalarda önemli zorluklardan bir tanesi de spekülasyon ve manipülasyon arasında son derece ince bir çizginin/hattın olması ve spekülasyon ve manipülasyonların tespitlerinin uzmanlık gerektirmesidir. 16 Hem akademik ekonomistlerin hem de pratisyen ekonomistlerin konuya ilişkin algıları gelişmiş piyasalarda bütünlük ve benzerlik içerirken Türkiye başta olmak üzere gelişen ekonomilerde bu bütünlük söz konusu değildir. 17 Gelişmiş piyasalarda daha derinlikli analizler gerçekleştirilebilirken; özellikle Türkiye, Mısır, Tunus, Malezya gibi sığı piyasalarda analizler piyasadan çok belirsizlik ve risk faktörleri nedeni ile netleştirilemeyen ve sayısallaştırılamayan verilerle gerçekleştirilmektedir Spekülasyon ve manipülasyon arasındaki farkı belirleyen temel husus legalitedir; yani yasallıktır. Hukuksal düzenlemeler, mevzuat, yasa ve uygulamada spekülasyon suç kabul edilmezken (ki spekülasyon suç olarak tanımlanamaz) manipülasyon suç olarak görülmüştür. Ancak uygulamada her iki edimi de ayırmak ve tam olarak sınıflandırmak son derece ciddi bir uzmanlık gerektirmektedir. Zira piyasada özellikle sürekli takip edilen uzmanların konuşmaları dahi işlemlerin gerçekleşmesine yol açmaktadır ki; bu durum bir anlamda (news trading) olarak tanımlanan bir trade uygulamasını oluşturur. (News trading spekülasyon ve manipülasyon arasında ince bir hat belirler ve bu hat konuşmanın kimin tarafından yapılması ile dahi aşılabilir.) Bu yönden bakıldığında bir yatırım danışmanının belirli mesajlar vermek sureti ile piyasa oluşturması da mümkündür; ki bu durum manipülasyondur. Bu gibi durumlarda spekülasyon ve manipülasyonun son derece iç içe geçmiştir ve ayırdı son derece zordur. SPK nun bu konudaki uygulamaları ise ayrıca incelenmelidir. 17 Türkiye de özellikle akademisyenlerin piyasaya karşı uzak olmaları ve piyasayı algılayamamaları ciddi bir sorun olmuştur. Türkiye de özellikle geciken dışa açılma ve Kapitalizm le entegrasyon sürecinin gecikmiş olması ve yanlış bir planlı ekonomi, dengeli büyüme ve ithal ikameci uygulamalar bütününden oluşan süreç ülkenin maalesef serbest ticaret ve serbest piyasa ekonomisi ile bütünleşmesini engellemiştir. Bu kapsamda Türkiye deki akademisyenler de Marksist ideolojiye derin ve mantık dışı bağlılıkları nedeni ile ekonomiyi anlayabilme ve analiz edebilme yetilerine sahip değillerdir. Bugün dahi 2013 itibari ile üniversitelerde piyasayı anlayabilecek ekonomist sayısı son derece azdır. Serbest piyasa ekonomisinin emperyalizm ile özdeş anlaşılması ve hatta serbest piyasa ekonomisinden korku ve endişe ile uzak durulması, bu konuda Türk ekonomi eğitiminin önemli eksikliklerinden bir tanesidir. Hatta önemle ifade etmek gerekir ki ekonomi alanında bir eğitim devrimi gerçekleştirerek başta ABD, İngiltere, Japonya ve Hong Kong gibi gelişen piyasalardan uzman trader ve brokerler getirilmeli, üniversitelerde ekonomi eğitimi veren akademisyenlerin birçoğu uzman ekonomistlerle sirkülasyona tabi olarak yenilenmelidir. Üniversitede ders vermeleri sağlanmalı ve üniversitelerdeki XIX. Yüzyıl ideolojilerine mantıksız bir inançla bağlı akademisyenlerin ekonomi eğitimindeki rolleri minimal seviyeye çekilmeli ve/veya tamamen durdurulmalıdır. Bu kapsamda özellikle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi olmak üzere piyasaya ekonomist yetiştirmekten çok Marksist filozoflar yetiştirmeye çalışan üniversitelerin ciddi anlamda çağdışı görünümünden çıkartılarak serbest piyasa ekonomisi ile uyumlu ekonomistler yetiştirmelerinin sağlanması Türk ekonomisi için ciddi önem taşımaktadır Mayıs Hareketi ( ) ile başlayan ve e kadar devam eden Gezi Direnişi sosyolojik olarak analiz edildiğinde Türkiye nin sosyolojik temelli politik riskleri barındırdığı ve bu risklerin salt ekonomik politikalarla aşılamayacağı net olarak görülmüştür. 7

16 Tüm bu sorunsallara akademik ekonomistlerin pratisyen ekonomistlerinin çalışmalarını anlayamayacak derece piyasadan kopuk olmaları ve akademik çalışmaların piyasadan soyutlanmış çalışmalardan oluşması da eklendiğinde durum, koşullar, algı ve yapı Türkiye de çarpık bir ekonomi algısının oluşmasına yol açmaktadır DPT nin kuruluş sürecinde de durum benzerdir. İlk planlı ekonomi ideolojik kaygılarla oluşturulmuş ve ekonomi serbest piyasa ekonomisinden kopuk bir yapıda algılanarak planlama gerçekleştirilmiştir. Başta ihracatın öneminin anlaşılması olmak üzere ekonomik büyüme üzerinde odaklanılmamış, klasik Komünist ideoloji etkisi ile adil paylaşım sürecinde odaklanma gerçekleşmiştir. Oysa gelir dengesizlikleri ilk büyüme ve gelişme sürecinde sık görülen bir durumdur ve daha sonra, yapısal uyumlarla kendiliğinden düzelme eğilimi gösterebilirler. Ancak Soğuk Savaş ( ) mantığı biçimlendirilen merkezi planlı ekonomi ve dengeli kalkınma modeli ; hemen hiçbir Dünya ülkesinde başarı sağlamış bir uygulama değildir. Kore nin uygulamalarının aksine tamamen ithal ikameye odaklanan DPT; son derece çarpık bir kalkınma modeli oluşturmuştur. Dahası 2013 e kadar tam bir endüstri envanteri de oluşturulamamıştır. İthal ikame ile büyümede Türkiye nin uyguladığı ekonomi politikasında başarılı bir örnek mevcut değildir; ancak ekonomisinin büyüklüğü ve iç taleple büyüme olanağı nedeni ile Çin kısmen belirli olumlu örnekler vermiştir; ancak Çin de 1980 sonrasında serbest piyasa ekonomisine uygun realist ekonomi politikaları geliştirmek durumunda kalmıştır. Özellikle ifade etmek gerekir ki; Türkiye nin sistemli ve yenilikçi liberal ekonomi politikası gerçekleştirebilecek bir yapısının olmaması Türkiye için en önemli sorunsaldır. Genel olarak liberal ekonomi politikaları kendilerini sağ olarak tanımlayan muhafazakar partiler tarafından benimsenmiştir. Ancak aynı şekilde söz konusu muhafazakar partiler İslami/İslamcı geleneklerle çıkar ilişkisine sahiplerdir. Genel olarak lümpen kitleler ve cemaatlerden beslenirler. Özellikle DP ile başlayan akabinde AP ile devam eden ANAP ile gelişen bu uygulamalar AKP ile doruk noktasına çıkmıştır. Söz konusu kısa vadeli, profesyonellikten uzak, gerginliğe ve slogan temelli söylemlere dayalı popülist politikalar Liberalizmi daha çok Ahbap Çavuş Kapitalizmi olarak, plansız, sistemsiz ve serbest piyasa ekonomisi ile taban tabana zıt olan cemaat ilişkilerine hapsetmiştir. Diğer taraftan CHP başta olmak üzere kendilerini sol olarak tanımlayan partiler ise amaçsız, çözüm üretmekten uzak ve sığı politikalar uygulamakla birlikte ekonomi politikaları geliştiremeyecek düzeyde piyasa ve realiteden kopuklardır. Bu duruma omurgasız, bilinçsiz, ilkesiz, prensipsiz ve eğitimsiz amorf bürokrasi de eklendiğinde ülke Ahbap Çavuş Kapitalizmi ne mahkum bir kısır döngüde bocalamaktadır. Ülkenin doğrudan serbest piyasa ekonomisine dayalı politikalar gerçekleştirebileceği gerekli politik, bürokratik, kurumsal ve yapısal düzenlemeler gerçekleştirilmediği sürece gerçek anlamda serbest piyasa ekonomisine entegrasyon söz konusu olmayacaktır. Tüm bunlarla birlikte ülkedeki feodal ilişkiler ve kronik sorunsallar da dikkate alındığında Türkiye nin ekonomik sorunsallarının sosyolojik kökenleri olduğu gözlemlenmektedir. Başta kamu yapısı ve bürokrasi olmak üzere sosyal politikalar muaccel durumdadır. Özellikle sosyolojik anlamda feodal ilişkileri dönüştüremeyen ülkelerde teknoloji geliştirilememesi bu konuda önemli bir indikatör niteliğindedir. Çin, Japonya, Kore (Güney Kore) ve İsrail en hızlı teknolojik sıçramaları gerçekleştiren ülkelerdir. Söz konusu ülkelerden hepsinde (İsrail hariç) geçmişten gelen feodal ilişkiler devrimsel yöntemlerle kırılmış ve tam anlamı ile Batı bireyselliği oluşmasa da feodal ilişkilerde dönüşümler gerçekleştirilmiştir. Söz konusu ülkelerde serbest piyasa ekonomisine entegrasyon feodal ilişkilerin tasfiyesi sonrasında gerçekleşmiştir. Akabinde gerekli adımlar atılarak yapısal politikalar uygulanarak mevcut sistem serbest piyasa ekonomisine uyumlu bir yapıya dönüşmüştür. Bu kapsamda Türkiye de feodal ilişkileri ve cemaat ilişkilerini sonlandırmadan ve/veya dönüştürmeden tam anlamı ile serbest piyasa ekonomisine entegrasyon mümkün görünmemektedir. Tüm bunlarla bir de bilinçsiz politik/siyasal yapı ve amorf, omurgasız, kişiliksiz, kimliksiz bürokrasi de eklendiğinde durum daha da içinden çıkılmaz trajikomik haller almaktadır. 27 Mayıs 2013 itibariyle başlayan halk hareketinin yalnız iktidar ve bürokrasi tarafından değil, mevcut muhalefet partileri tarafından da okunamaması ve algılanamaması bu konuda önemli bir örnektir. Devlet mekanizması tamamen atıldır. 8

17 Çarpık ekonomi algısı; bilimsel ekonomik çalışmaların özellikle Türkiye de piyasadan kopuk araştırmalara odaklanması ile derinleşmektedir. Daha da önemli eksikliklerinden bir tanesi akademik ekonomistlerin piyasadan olabildiğinde kopuk ve bir o kadar da piyasa ile ilişkisiz olmalarıdır ki; bu durum temelde akademik ekonomistlerin piyasayı okuyamamalarını (da) beraberinde getirmektedir. 20 Piyasayı bilimsel olarak okuyamama ise ampirik ekonomi politikalarını beraberinde getirmektedir. Maalesef aynı yetersizlik ve etkisizlik özellikle kamu için söz konusudur Başta Türkiye olmak üzere birçok gelişmekte olan ülkenin temel sorunlarından bir tanesi de ekonominin yoğun oranda ideoloji içermesi ve Kapitalizm in tam olarak algılanamamasıdır; hatta daha net ve daha açık bir ifade ile piyasanın algılanamaması ciddi bir sorunsal niteliğindedir. Özellikle piyasa yapısı ve piyasa oyuncuları başta bürokratlar olmak üzere; akademisyenler ve hatta reel sektör tarafından piyasaya karşı anlaşılmaz tepki ve refleksler gelişir. Halk hareketlerini dış mihrak olarak tanımlayan devlet mekanizması realiteden kopmuştur. Bu durum gelişmekte olan ülkelerde reel sektörün yalnızlaşmasına ve tüm risklerle tek başına yüzleşmesine neden olur. Gelişmekte olan ülkelerde özellikle başta global ekonomi ile entegrasyon olmak üzere bir çok konuda son derece ciddi pratik sorunlar söz konusudur ve kamunun bu konuda genel bir yol haritası yoktur. Bu gibi durumlarda genel olarak devreye WB girer ki gelişmişlik seviyesine göre IBRD ve/veya IDA aracılığı ile kredilendirme ve yönlendirme gerçekleştirir. Ancak başta WB ve IMF olmak üzere uluslararası kurumların şablon niteliği taşıyan ve derinlikli entellektüeliteden uzak olan yaklaşımları gelişmekte olan ülkelerde çözümden çok problem oluşturur. 21 Özellikle finans yüksek lisansı öncesinde uluslararası ilişkiler yüksek lisansı kapsamına kalkınma, ekonomi politikaları ve dış politika konusunda çalışmış ve I. Beş Yıllık Kalkınma Planı ( ) Kapsamında Kalkınma Politikaları & Türk Dış Politikası İlişkisi (Türkiye Cumhuriyeti nin Ekonomipolitik ve Dış Politika Korelasyonsuzluk Sorunsalları ve (Kronik) Açmazlarının Orijinlerine Yönelik Tarihsel Bir İnceleme) tez çalışması ile mezun olmuş bir finans(man) yüksek lisans öğrencisi ve doktoraya hazırlanan bir bilim adamı adayı olarak ifade etmek isterim ki; Türkiye nin ekonomi tarihine ilişkin en önemli ipuçlarını veren verilerin DPT (ve şimdiki T.C. Kalkınma Bakanlığı) kalkınma planları (ve orta vadeli programlar, spesifik sektör raporları) ile TCMB hükümet programları (özellikle ekonomiye ilişkin veriler) olduğunu önemle ifade etmek isterim. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti kamu kurumlarının politikaları ve uygulamaları incelendiğinde başta TCMB ve DPT nin uygulamaları dikkat i nazara alındığında ülke realitesinin 1960 sonrasında kavranmaya başladığı açıktır. Ancak iki önemli realite dikkati çekmektedir. Öncelikle Türkiye nin geri kalmışlığının ve Endüstri Devrimi ni tam anlamı ile yaşamamış olduğunun anlaşıldığı görülmektedir. Kalkınmaya dair önemli tespitler yapılmıştır. Ancak dengeli kalkınma anlayışının benimsenmesi ve ithal ikameci politikalara yönelme, ihracata gereken önem ve değerin verilmemesi ciddi anlamda önemli hatalar arasında yer almıştır. Türkiye nin serbest piyasa ekonomisi ile entegrasyonunun gecikmesi ülkenin büyüme ve kalkınmasında önemli hatalar arasında yer almıştır. Merkezi planlamaya dayanan ekonominin faydasızlığı ancak 1980 lerden sonra anlaşılmıştır. Bu kapsamda Türkiye nin önemli sorunlarından bir tanesi de bürokrasi ve bürokrasi kalitesinin son derece düşük seviyede olması ile bürokrat kalitesinin de aynı ölçüde düşük olmasıdır. Uzmanlaşamayan, gerekli yeterlilikten muaf olan, lise eğitimi sonrasında (en fazla dört yıllık ve geneli Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler ve/veya üniversitelerin İİBF mezunları olmak üzere kısmen orta halli sayılabilecek ancak Soğuk Savaş ( ) mantalitesinde bir eğitim alan), serbest piyasada başarı şansı olamayan mezunların bürokrasi kadrolarında yer almaları ve konumlarını genelde politik ilişkilerle borçlu olmaları bürokrasinin başta ekonomi olmak üzere hemen hiçbir alanda uzmanlaşamamasının temel nedenleri arasında yer almaktadır. Bu durum uzmanlıktan çok siyasi ilişkilerin ön plana çıkmasında temeldir. 9

18 Bu durum piyasa ekonomisinin doğrudan piyasada öğrenildiği; akademik eğitim sürecinde piyasa realitelerinin öğretilmediği bir eğitim sistemini de beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda piyasa yapısı analiz edildiğinde pratisyen ekonomistlerin; akademik ekonomistlere karşı piyasayı çok daha başarı ile okuyabildiği yönündedir. 22 Ki kaldı ki söz konusu pratisyen ekonomistler genel olarak piyasa oyuncuları arasındadırlar Türkiye de yeni yeni gerçekleşen ve gözlemlenen uygulamalardan bir tanesi de TCMB gibi kurumların başına pratisyen ekonomistlerin getirilmesidir; ki bu durum genel olarak tüm Dünya da tartışılan bir husustur. Ekonomik öngörülerin pratisyen ekonomistler tarafından daha net saptanması kamu ekonomi yönetiminde bürokratlar yerine reel sektörde görev yapmış ekonomistlerin istihdam edilmesini gerekli kılmıştır. Zira Kapitalizm e entegreolabilmiş ve Liberal ekonomide mesafe kat etmiş uluslar bürokrat ekonomistleri, akademik ekonomistleri ve pratisyen ekonomistleri bir arada istihdam etmek sureti ile sentez uygulamasına gitmişlerdir. Söz konusu uygulamanın kısmen başarı sağladığı da gözlemlenmektedir. Ancak Türkiye deki genel ve her kamu kurumuna nüfus etmiş niteliksiz kamu personeli yapısının tasfiyesi mümkün görülmemektedir. 23 Piyasadaki ekonomi realitesi ve üniversitedeki ekonomi realitesi son derece ayrı ve farklıdır. Akademik ekonomi eğitimi XIX. Yüzyıl ekonomisine dayanmakla birlikte, piyasayı okuma ve anlama konusunda son derece yetersizdir. Dahası piyasayı anlamaktan ziyade piyasada algı ve beklenti yönetimi ile piyasayı yönlendirebilecek gerçek ve tüzel kişilere ihtiyaç duyulduğu XXI. Yüzyıl da akademik ekonomistler piyasa algısına dahi haiz değillerdir. Türkiye, Mısır, Sudan, Malezya, Yunanistan, Ukrayna gibi ülkelerde bir portföy yöneticisi, broker ve/veya trader ortalama bir ekonomi profesörü ve/veya ekonomi bürokratından daha fazla donanıma sahiptir. Piyasadaki bu nitelik farkı reel ekonomi çevreleri ile kamu arasında ciddi bir yabancılaşmanın oluşmasına da koşul ve altyapı sağlamaktadır. 10

19 Tüm dünyada ekonomik okur yazarlık tanımının etkin olarak kullanılmaya başlaması ile birlikte yönetimin profesyonelleşmesi de gündeme gelmiş olup; yönetimin yapısı da ayrıca tartışılan hususlar arasında yer almaya başlamıştır. 24 Ancak buna karşın birçok gelişmekte olan ülkede ekonominin KOBİ ler üzerinde ayakta durmakta olması da dikkat i nazara alındığında piyasa oyuncularının gereken birikimden son derece uzak ve yoksun olduğu net olarak görülmektedir. 25 Özellikle gelişmiş ülkelerde şirketlerin profesyonelleşmesi, sektörlerde ve hatta sektörler arasında dikey ve yatay şirket birleşmelerinin olması; piyasadaki tüm iş gücünü ve özellikle de kurumsal yapıları profesyonelleştirmeye yönlendirmektedir; gelişmekte olan ülkelerde ise başta şirketler olmak üzere oyuncular ve kurumlar mevcut yapılarını sürdürmektedirler. Gelişmiş ülkeler olarak tanımlanan ve Kapitalizm e entegrasyon sağlamış olan ülkeler; başta bürokrasi ve devlet yapısı olmak üzere kamu ile ilgili hemen tüm yapıyı serbest piyasa koşullarına göre yapılandırmışlardır. Bu kapsamda oluşan; hatta oluşmayan ancak oluşma potansiyeli bulunan spekülatif ataklar kamu tarafından önceden görülebilmektedir. 24 Kapitalizm de doğrudan reel ekonomi ile iç içe ve sıkı ilişkiler içerisinde olan devlet salt bürokrat ekonomistlerle piyasayı okuyamamaktadır. Bu kapsamda hem pratisten ekonomistleri hem de akademik ekonomistleri istihdam etme yoluna gitmektedir ki; bu aynı zamanda bürokrasinin dönüşümü anlamına gelmektedir. Türkiye de kamu personel rejimi her ne kadar belirli dönüşümler gerçekleştirmiş olsa da etkin ve aktif bir yapıya sahip olamamıştır. 25 Ekonominin KOBİ ler üzerinde ayakta durması ve ekonomide KOBİ lerin etkin olması belirli avantajlar yarattığı kadar dezavantajlarda yaratmaktadır. Özellikle hızlı hamle yeteneği, istihdam olanağı, piyasanın daha rekabetçi olabilme olanağının arttırılması gibi avantajların yanı sıra; başta kalite ve bilinçsiz yönelim olmak üzere bir çok ciddi risk ve tehdit söz konusudur. Bu kapsamda piyasanın düzenlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. 11

20 Özellikle 1950 sonrasında Endüstri Devrimi nin evrimi ve yeni bir aşamaya girmesi sonucunda kamunun piyasaya yabancılaştığı fark edilmiş olup; Kapitalizm e tam uyum sağlayabilmiş olan ülkelerde piyasa mekanizması üzerinde çalışmalar gerçekleştirilmeye başlanmıştır. 26 Bu durum kamunun piyasayı da yönlendirmesi anlamına gelmektedir. 27 Piyasanın okunmaya başlaması ve krizlerin nedenlerinin aranmaya başlaması krizlerin kökenlerini ve sorumlularını incelemeye dönüşmüş ve ekonomide volatiliteyi etkileyen spekülasyonlar ile vlatilite oluşturan manipülasyonlar genel sorumlular ve kronik kriz nedenleri olarak tanımlanmaya başlamıştır. 28 Özellikle krizlerin ve kriz ekonomilerinin manipülasyonla olan ilişkisi; konunun kalkınma ekonomisi ile ilişkisi ile birleşince; konu doğrudan kalkınmayı, büyümeyi ve uluslararası ekonomiyi ilgilendiren bir hal almıştır Krizi, ve II. Dünya Savaşı ( ) son derece derinlemesine ve akademik olarak ele alınmaya başlanmış, krizlerin nedenleri sorgulanmaya başlamıştır. Bu dönemlerde ekonomi disiplini de makroekonomi ve mikroekonomi olarak ayrışmaya başlamıştır. Bu durum makro mikro ayrımını getirmekle birlikte ilerleyen dönemlerde özellikle Globalizasyon un 1989 sonrasında hız kazanması ve 1991 sonrasında tamamen hızlanması ile birlikte makro mikro ayrımı yok olmaya başlamıştır. Zira sektörlerinin uluslararası ilişkilere duyarlılığının artması ile birlikte makro mikro ayrımı anlamını ve geçerliliğini de yitirmeye başlamıştır. 27 Kamunun piyasaya müdahalesi konusunda özellikle EU nun kurulması ve akabinde GATT ın oluşumu, WTO a geçiş süreci gösterilebilir. Ancak uluslararası ekonomi ve uluslararası ticaret konularında kamunun müdahalesi ilk olarak WB ve IMF nin kurulması ile gerçekleştirilmiş; serbest ticaret ve standardizasyon yaygınlaştırılmaya ve benimsetilmeye çalışılmıştır. Genel olarak bu durum Soğuk Savaş ( ) dahilinde çatışan iki sistemin (Kapitalizm ve Komünizm) birbirleri ile mücadelesinden kaynaklanıyor ise de bir anlamda serbest ticaretin genel olarak benimsetilmesi ve temel amaç olmuştur. Serbest ticaret ve uluslararası ticaretin liberalleşmesi daha çok gelişmiş ülkelerin lehine işlemiş olan bir süreç olmuşturç Bu durumun nedeni son derece karmaşık ve başlı başına bir araştırma konusu olmakla birlikte; temel nedeni genel olarak Global piyasanın bir tam rekabet piyasası olmaması ve eksik rekabet piyasalarından müteşekkil olmasıdır. 28 Ekonomide krizlerin algısı da oldukça önemlidir. Krizler genel olarak yol ayrımları ve yaratıcı yıkım sonuçları olarak değil; daha çok katastrofik ve engellenmesi gereken felaketler olarak görülmektedir. Ancak Dünya Ekonomi Tarihi dahilinde krizler ele alındığında her krizin ardından piyasadaki zayıf oyuncuları saf dışı bıraktığı ve piyasada yeni bir yapı oluşturduğu açı olarak gözlemlenir. Krizlerin bu kapsamda yol ayrımları olduğu ve sistemde değişim, dönüşüm gerçekleştirdikleri ayrıca önem arz ve ihtiva eden bir husustur. 29 Kriz, spekülasyon ve manipülasyon; başta uluslararası finans olmak üzere, uluslararası ekonomi, kalkınma ekonomisi, kalkınma (uygulamaları), finansal ekonomi, finans, finans mühendisliği, politik ekonomi (ekonomipolitik) olmak üzere hemen her konuda ciddi anlamda analiz konusudur ve ekonominin geneli ve hemen her alt dalı ile doğrudan ilişkilidir. 12

21 Krizlerin uluslararası ekonomi, uluslararası ticaret ve kalkınma ekonomisi ile büyüme (ekonomisi) disiplinleri dahilinde analiz edilmesi ile birlikte daha çok ideolojik sonuçlara varılmış olmakla birlikte çalışmalar; krizlerin, manipülasyonların ve spekülasyonların ekonometri ağırlıklı analizlerinin gerçekleştirilmesinden çok politik çalışmalara kapı aralamıştır. 30 Söz konusu politik ağırlıklı çalışmalarda spekülasyon ve manipülasyonların reel piyasa sirkülasyonunun parçaları olmadığı; rutinin dışında ve illegal ekonomik uygulamalar olduğu görüşü genel hakimiyet kazanmıştır. 31 Dünya; hemen tüm ülkeleri ve kısmen coğrafyaları ve hemen her on yılda bir tüm Dünya yı etkileyen Global nitelikli krizleri anlamaya çalışmış, başta akademik ekonomistler ve kamu kesimi olmak üzere ilgililer krizlerin engellenmesi ve/veya önceden belirlenerek önlemler alınması üzerin(d)e odaklanmışlardır. 32 Spekülasyonun manipülasyona dönüşüm süreçleri tam olarak anlaşılmadan spekülasyonun genel olarak manipülasyon olarak tanımlanmaya başlaması ve nitelendirilmesi özellikle uluslararası şirketler aleyhinde bir algı oluşturmuştur Başta krizler olmak üzere piyasadaki spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının ekonometri temelli ele alınması daha derinlikli sonuçlar verecektir. 31 Özellikle kısmen Marksist ekol dahilinde gerçekleştirilen çalışmalar konuyu doğrudan kapitalin oluşumu ve artı değerin kapitale dönüşümü sürecinde ele almışlardır. 32 Kirlzerin engellenmesi ve/veya krizlerin oluşmaya başlandığı anda bertaraf edilmesi; genel olarka ideal bir uygulama gibi algılanmakla birlikte; temelde daha derin ekonomik krizlere yol açmaktadır. Ekonomik krizler, sistemin yapısal özelliklerinin realite ile uyumsuzluğu durumunda oluşur; ki krizleri engellemek söz konusu realite ile çelişen ekonomik verilerin düzeltilmesi anlamına gelir. Oysaki krizlerle yüzleşerek; sistemin dönüşümünün gerçekleştirilmesi ekonomiler için çok daha yararlı sonuçlar verecektir. 33 Ki bu algı kısmen doğru olmakla birlikte; kimi zaman uluslararası şirketler içerisinde faaliyet gösterdikleri sektörde ciddi rekabet ihlalleri gerçekleştirmektedir. Ancak genel olarak spekülasyon ve manipülasyon arasındaki ilişkinin analizi ve anlaşılması spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının analizleri ile ilişkili ve (aynı zamanda) spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının analizinden bağımız bir analiz konusudur. Spekülasyon ve manipülasyon ayrımının gerçekleştirilmesi, spekülasyonun manipülasyona dönüşmesi, manipülasyon uygulamaları ayrıca ciddi bir analiz konusudur. 13

22 1991 sonrasında özellikle Kapitalizm in küreselleşmesi ile birlikte finans piyasalarının entegrasyonu ve finans piyasaları arasındaki geçişkenlik de azami düzeye çıkmış ve aynı zamanda ciddi bir finansal akış oluşmaya başlamıştır. Sovyet rejiminin çökerek Sosyalizm uygulamasının çökmesi Kapitalizm i görünürde rakipsiz kılmış 34 ; liberalizasyonun önünde görünen herhangi bir engel kalmamıştır. 35 Ancak 2008 sonrası gelişmeler serbest piyasa ekonomisi nin göründüğü kadar olgunlaşmamış olduğunu ve piyasanın her an devlet müdahalesine ihtiyaç duyabileceğini gösterir niteliktedir. 34 Kapitalizm in en önemli rakibi (özellikle 1991 sonrasında) kendisidir. Daha net ifade etmek gerekir ise Kapitalizm in farklı versiyonları kendi içerisinde mücadele halindedir. XXI. Yüzyıl itibari ile Anglo Amerikan Kapitalizmi, Kıta Avrupası Kapitalizmi, Çin Kapitalizmi ve Güneydoğu Asya (Japon, Kore, Hong Kong) Kapitalizmi birbirleri ile çatışan sistemlerdir sonrasında odaklanılması gereken Kapitalizm e rakip romantik sistemlerin yaratılması değil, en realist ve rasyonel Kapitalizm uygulamasının oluşturulmaya çalışmasıdır. Ancak başta Avrupa olmak üzere en rekabetçi, realist ve rasyonel serbest piyasa ekonomisinin geliştirilmesi yerine popülist politikalarla kamuoyunu eski romantik görüşlerle (Sosyalizm, Marksizm, Komünizm, vs.) oyalama politikasını gütmektedirler. Realizm ve rasyonalizm dışı uygulamalar kısa vadede politikacılara çıkar sağlasa da uzun vadede toplumların ciddi anlamda çöküşler yaşamasına ve toplumları geri kalmışlığa mahkum etmelerine neden olmaktadırlar. Özellikle popülist politikaların uygulanmasında Latin Amerika son derece önemli bir örnektir. 35 Liberalizasyonun önündeki hemen en önemli engel Sovyetler olarak görülmüşse de 1991 sonrasında anlaşılacağı gibi liberalizasyonun önündeki en önemli engel temelde ulus devlet yapılarıdır ki hem EU oluşumu hem de NAFTA yapısal olarak hem uluslararası hem de uluslar üstü oluşumlardır.; ki söz konusu oluşumlar ulus devletler tarafından oluşturulmuştur. Zira liberaslizasyonun genel olarak deregülasyon ile birlikte bütünlük ihtiva ettiği ve/veya liberalizasyonun deregülasyonu içerisinde barındırdığı dikkate alındığında; XXI. Yüzyıl da en önemli çatışma şirketler ve devletler arasında gerçekleşecektir. Öyle ki; devlet oluşumları uluslararası ekonomik alanlar ve gümrük alanları oluşumlarını desteklemekle birlikte; şirketlerin piyasada hakim olmalarından dolayı çekince yaşamaktadırlar. Bir diğer önemli sorun da şirket oluşumunun devlet oluşumu kadar güçlü bir yapıya ulaşamamış olmasıdır; zira Lehman Brothers ve Thornburg Mortgage güçlü görünmelerine karşın 2008 sonrasında iflas etmişler ve söz konusu sorun devlet müdahalesi ile çözülmeye çalışılmıştır. Bu durum en azından XXI. Yüzyıl başlangıcı için şirketlerin devlet mekanizmasının yerini alabilecek bir yapıya sahip olmadıklarını gösterir niteliktedir. 14

23 yılları arasında finans piyasalarında işlem gören menkul kıymetlerin OTC piyaslarda işlem gören reel emtialara karşın ciddi bir birikim ve işleme konu olması doğrudan finanskapitalin globalizasyonu (küreselleşmesi) ile ilgilidir; zira emtialar başta olmak üzere tüm reel varlıkların finansal varlık olarak karşılıkları oluşmaya başlamıştır. 36 OTC (tezgah üstü) piyasalarda işlem gören emtialar ve ürünler finans piyasaları ile hızlı bir entegrasyon süreci içerisine girmişlerdir. 37 XX. Yüzyıl ın başında yalnız petrol, altın ve kısmen kıymetli emtialar için geçerli olan bu durum XXI. Yüzyıl a gelinirken buğday başta olmak üzere hemen bir çok temel emtianın fiyatlanmasında uluslararası borsaların etkin olmasını beraberinde getirmiştir; ki bir anlamda fiyatlama borsalar üzerinden gerçekleştirilmektedir. 38 Emtiaların borsalarda fiyatlandırılması ve reel piyasada üretilen, üretilmekte olan ve hatta üretilmemiş, üretim şamasında olan ürünlerin türev araçlarla ilişkilenmesi finans piyasalarındaki fiyatlamaların reel piyasaya yansımasına neden olmuş; ürünlerde fiyatlama mekanizması ciddi dönüşümler yaşamıştır. Bu durum borsalardaki manipülasyon uygulamalarının doğrudan OTC (tezgah üstü) piyasalara yansımasını da beraberinde getirmiştir. Manipülasyonun ve spekülasyonun fiyatlama sürecinde gerçekleştirildiği ve doğrudan fiyatı etkilediği 36 Reel ekonominin finansal ekonomi ile ilişkisi ve finans piyasaları ile reel piyasa ilişkileri özellikle 1950 ve 1960 sonrasında finans piyasaları lehine değişmeye ve dönüşmeye başlamıştır. XX. Yüzyıl öncesinde reel piyasa finans piyasalarını biçimlendirirken; XX. Yüzyıl ın ortalarından sonra finans piyasaları reel piyasalara yön vermeye başlamıştır. 37 Bu süreçte reelde var olan hemen her türlü ürün menkulleştirilmiş ve reel piyasanın bir yansıması oluşmuştur. Bu türev ürünleri ise daha sonra piyasadaki fiyatların belirlenmesinde etkin hale gelmiştir. Örnek vermek gerekir ise 1980 li yıllara piyasadaki buğday arz ve talebi ile mevcut buğday fiyatları ile hesaplanan beklentiler türev piyasalardaki buğday opsiyon ve forward sözleşmelerinin fiyatlarını belirlerken; XXI. Yüzyıl da buğday opsiyon ve forward sözleşmeleri reel buğday (ton) fiyatını etkilemektedir. Bu durum finans piyasalarının OTC piyasalar üzerinde ciddi anlamda etkin bir konuma gelmesini sağlamaktadır. 38 Başta tarım ürünleri olmak üzere emtia fiyatlarının kapital (sermaye) piyasasında belirlenmekte olması ve yatırım bankalarının piyasadaki ağırlığı ve etkinliğinin giderek artması enflasyon, faizler, arz ve talep dengesi gibi parametreleri etkilemektedir. Ekonominin piyasalar tarafından yönlendirilmesi ise gelişmiş piyasaların gelişmekte olan piyasalar üzerindeki baskılarını arttırmaktadır. 15

24 göz önüne alındığında, finans piyasalarının OTC piyasaları; daha doğrusu günlük ekonomiyi daha keskin etkilediği ve yönlendirdiği görülecektir. 39 Finans piyalarındaki derinleşme ve globalizasyon (küresellşme); tüm finans piyasalarında hem entegrasyon, hem derinleşme hem de hacmin büyümesini sağlamıştır; ki bu yönü ile spekülasyon ve manipülasyon reel ekonomide çok daha ciddi, önemli ve belirgin bir anlam kazanmıştır. 40 Özellikle 1999 sonrasında, 2002 ve 2009 sonrasında akademik ekonomi, bürokratik ekonomi ve reel ekonomi spekülasyon ve manipülasyonun etkilerin farkına varmaya başlamış ve çalışmalar farklı bakış açıları ile birlikte tartışmaları da beraberinde getirmiştir. 41 Spekülasyon ve manipülasyonların krizlere yol açtığı düşüncesi ile spekülasyon ve manipülasyonların krizlerin oluşturduğu fırsatları değerlendirdiği düşüncesi ayrışan iki ayrı görüş olarak ortaya çıkmıştır. Ancak genel olarak; 39 Ki söz konusu tez çalışmasının odak noktasına aldığı konulardan bir tanesi de işbu ilişkidir. Zira XXI. Yüzyıl öncesinde gerçekleştirilen manipülasyonlar finans piyasalarında etki yaratmakla ve OTC piyasalarda belirli bir gecikme ile dolaylı etki yaratmakla sınırlı kalırken; XXI. Yüzyıl ile birlikte finans piyasaları doğrudan OTC piyasaları etkilemeye başlamıştır. Üstelik finans piyasalarındaki hareketlilik reel ekonomiye önceki gecikmeler gibi belirli sürelerle değil; doğrudan daha kısa sürede; kimi zaman eş zamanlı olarak yansımaya başlamıştır. 40 Piyasaların derinleşmesi ve hacmin genişlemesi genel olarak manipülasyon olasılığı ile ters orantılıdır. Zira piyasanın yapısı derinleştikçe hacim ve yapının genişlemesi manipülasyonu engeller; ancak bu durum genel olarak bir yandan lokal oyuncuların manipülasyonunu ve piyasa üzerindeki kontrollerini engellese de genel olarak küresel oyuncuların spekülatif ataklarını daha olanaklı kılmıştır. 41 Dünyanın krizlere ve manipülasyona ve hatta spekülasyona farklı bakışı ve ilk kez derinlikleri ile ele alması her ne kadar 1929 Krizi sonrasında başlamış ise de; asıl derinlikli ve özgü analizler 1997 Asya Krizi sonrasında başta Japonya, Hong Kong ve Güney Kore olmak üzere gelişen ekonomiler içerisinde başlamıştır. Kamu otoritesi, finansal ekonomi pratisyenleri ve reel ekonomi pratisyen ekonomistleri krizli farklı aşamaları ile ele almaya başlayarak; krizin analitik çözümlemelerine gitmiştir. Bu kapsamda başta Japonya, Çin ve Hong Kong olmak üzere Asya ülkelerinde Batı ülkelerinden farklılaşan bir literatür oluşmaya başlamıştır. Söz konusu literatür farklılaşması farklılaşan merkez bankası yöneticiliği, para politikaları ve ekonomi uygulamalarını da beraberinde getirmiştir; ki bu konuda ilk profesyonel örnek Prof. Dr. Joseph YAM yönetimindeki Hong Kong para otoritesinin (merkez bankası) uygulamalarıdır. Malezya da kısmen farklılaşan politikalar uygulansa da profesyonel denilebilecek alt yapı, derinlik ve tutarlılıktan yoksundur. 16

25 akademik ekonomi, bürokratik ekonomi ve reel ekonomide spekülasyon ve manipülasyon arasındaki ayrımlar net olarak ortaya konulmamıştır. 42 Spekülasyon ve manipülasyon birbirlerinden son derece ince çizgilerle ayrılan hatta çoğu zaman iç içe geçen uygulamalardır. Bu kapsamda spekülasyon ve manipülasyon ilişkisi ve ayrımları üzerinde tanımlar ve incelemeler gerçekleştirmeden önce genel olarak krizi ve krizin ekonomik sistemdeki konumunu değerlendirmek gerekmektedir. 43 Dünya ekonomi tarihi analiz edildiğinde, krizlerin Kapitalizm öncesinde daha çok doğal koşullarla oluştuğu, lokal oldukları ve ekonomiler arası ilişkileri çok etkilemediği görülmektedir. Ancak XV. Yüzyıl dan itibaren krizler lokal olmaktan çıkmaya başlamıştır. Krizlerin etkileri ekonomiler arası ilişkilerin yoğunlaşması ile birlikte artmaktadır. Zira 1929 Krizi nin etkilerinin büyüklüğü globalizasyonla ilgilidir. 42 İşbu çalışmanın ana ve nihai amacı (da) spekülasyon ve manipülasyon arasındaki farklılıkların tam olarak ortaya konması olmamakla birlikte tüm bir ekonomi tarihi boyunca bir realite olan spekülasyon ve manipülasyonların evrimlerinin incelenmesi, spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının XXI. Yüzyıl a kadarki yapısı ile XXI. Yüzyıl daki yapıları üzerinde analizlerde bulunmaktır. Özellikle XXI. Yüzyıl da spekülasyon ve manipülasyon dönüşmeye başlamıştır, yapıları ile birlikte etkileri de ciddi anlamda dönüşmeye ve ayrışmaya başlamıştır; ki bu durumun ciddi anlamda analiz edilmesi gereklilik arz ve ihtiva eder. 43 Krizin (krizlerin) analizleri için öncelikle Dünya ekonomi tarihi genel olarak ortaya konmalı ve krizler saptanmalıdır. Zira Kapitalizm öncesinde de krizler varolduğu gibi Kapitalizm in başlangıcından beri krizler mevcuttur ve söz konusu krizlerde ciddi farklılıklar söz konusudur. Endüstri Devrimi nin ilk aşaması (kömürün kullanılması ve buharlı makine teknolojisi) gibi, Endüstri Devrimi nin ikinci aşaması (hidrokarbon teknolojisinin dönüşümü ve petrolün kullanılması) da farklı ekonomik yapılanmaların oluşumunda etken olmuştur ve Endüstri Devrimi nin üçüncü aşaması (yazılım teknolojisinin mekatronik tekonoloji ile bütünleşmesi ve otomasyonun sistematik bir yapıya bürünmesi) ile birlikte başta emek olmak üzere faktör yapıları ve faktör donanımları üzerinde ciddi dönüşümler söz konusudur. Bu kapsamda temelde Kapitalizm in yaşadığı krizler de sistemli olarak analiz edilerek; her aşamanın krizi ayrı ayrı saptanmalıdır. 17

26 Avrupa ve Amerika arasındaki ilişkiler yalnız Batı Dünyası ile sınırlı kalmış olmakla birlikte; 2008 Krizi Batı Dünyası nın aşarak tüm Dünya yı etkilemiştir Krizi; tüm Dünya da ilginç bir şaşkınlık ve ciddi bir tedirginlikle karşılanmış olup; kriz (akademik çevreler dahil) bir anda oluşan sistematik olmayan, ani bir kriz olarak algılanmıştır. 45 Kriz her ne kadar, sistematik olmayan risk unsurlarının türevi olarak kabul edilse de temelde hem köklerini tarihsel altyapıdan alan hem de son derece sistematik olan risklerin bir sonucudur Krizi bir anda 1929 Krizi nin hatırlanmasını sağlamış ise de temelde aynı köklere fakat başka nedenlere uzanması bakımından farklılıklar göstermektedir; ancak krizin çözümü için aranan yol ve yöntemler 1929 Krizi ile hemen hemen aynıdır Krizi olarak tanımlanan; ancak asıl etkilerini 2009 başlangıcında gösteren kriz; Kapitalist ekonomik ilişkilere sahip olan tüm ekonomileri etkilemiştir. Krizde özellikle analiz edilmesi gereken hususlardan bir tanesi de finansal piyasaların yapısı ve finansal piyasalar ile OTC piyasalar arasındaki ilişkilerdir. 45 Temelde krizler bir anda oluşan kriz durumları olarak algılanma da çok daha eski ve köklü birikimlere, geçmişlere sahiptirler Krizi de bir anlmda sirkülasyonun sınırlı kalması ve beklentilerin realiteyi aşması nedeni ile oluşmuştur. Ancak daha da önemlisi katastrofik etkiler gözlemlenene kadar krizin varlığı algılanamamıştır. Daha trajik olan ise krizin klasik Keyneysen metodlarla çözümlenmeye çalışılması ve klasik genişlemeci ekonomi politikalarının uygulanmasıdır. Özellikle BoE, FED ve ECB ın konsensus halinde genişlemeci bir para politikası izlemesi; emisyona ciddi miktarda para pompalanması sirkülasyonu bir nebze arttırsa da paranın arpan etkisi ve uzun vadede oluşturacağı etikler dikkate alınmayarak; kriz kısa vadede atlatılmaya çalışılmıştır Krizi sonrasında özellikle 2015 itibari ile tüm Dünya yı bekleyen realite makro bir enflasyon baskısıdır ki; şayet baskı maliyet bazlı bir enflasyon baskısı yaratır ise sirkülasyonun negatif eğilim göstermesi ile birlikte zayıf ekonomilerde önce stagnasyon, sonra stagflasyon ve akabinde slumpfasyon gözlemlenebilir. Bu durum politik tercihlerde marjinalleşme tehlikesi de dahil olmak üzere ciddi sorunsallar doğuracaktır. 46 Krizin oluşumu sistematik risk ve sistematik olmayan risk olmak üzere iki ayrı yapıda incelenir; ancak krizin yapısal özellikleri incelendiğinde hemen her (ekonomik) krizin farklı ve ünik (unique) olduğu gözlemlenecektir Krizi deneyimi, 2008 Krizi nin çözümünde bir yol haritası altyapısı oluşturmuş ve deneyimler başta merkez bankaları olmak üzere kamu tarafından uygulamalarda etkili olmuştur. Ancak bu konuda başta maliye politikası ile para politikası uyumsuzlukları olmak üzere bir çok sorunsal mevcuttur ve bu konuda aşırı para basılması ilerleyen süreçte yeni krizleri tetikleyecektir. 18

27 Ekonomik krizler ifade edildiği üzere Antik Çağ ve Orta Çağ da daha çok tarımsal kıtlık ve/veya savaş dönemlerinde gözlemlenen bir fenomen olmasına karşın Endüstri Devrimi sonrasında farklı nedenlerle oluşmaya ve yapılanmaya başlamıştır. 48 XV. Yüzyıl sonrasında ekonomik ilişkiler ve ekonomik yapı dönüşmeye başlamıştır; ancak Kapitalizm in oluşum ve gelişiminde iki önemli aşama söz konusudur ki; bunlarda biri borsaların oluşumu diğeri ise şirketlerin oluşması ve tüzel kişilik kazanmasıdır. 49 Bu kapsamda Kapitalizm in bilinen ilk krizi Hollanda da oluşan Lale Borsası Krizi dir. Lale Borsası Krizi spekülasyon güdüsü ile oluşan ve yapılanan bilinen ilk krizdir. XVII. Yüzyıl da Kapitalizm in tam anlamı ile oluşmadığı, yeni oluşmakta olduğu ve Endüstri Devrimi nin tetikleyicisi olan Reform ve Rönesans Dönemi sonrasında Ticaret Devrimi nin yaşandığı göz önüne alınırsa, Kapitalizm in yapılanma sürecinin krizle geldiği gözlemlenebilir. 50 Aynı durum temelde Feodalizm için de geçerlidir. Feodalizm in ilk olşumu; avcı toplayıcı ve göçebe toplumların yerleşik yaşama geçiş sürecini kapsamakla birlikte aynı zamanda yerleşik toplumlarla göçebe toplumlar arası 48 Endüstri Devrimi nin hala devam eden bir süreç olduğu birçok ekonomist ve pratisyen tarafından anlaşılamamıştır. Daha net ve derinlikli analizler geçekleştirildiğinde, Endüstri Devrimi aşamalarının analiz edilmesi ile birlikte, Endüstri Devrimi nin her aşamasında krizlerin farklı yapısal özellikleri ve etkilerinin olduğu açıklıkla net olarak saptanacaktır. 49 Endüstri Devrimi; tarım Devrimi sonrasındaki Ticaret Devrimi olarak tanımlanan ve Endüstri Devrimi ne yol açan kapital (sermaye) birikimi ile birlikte oluşmuş olmakla birlikte, Endüstri Devrimi öncesinde ve sonrasında şirket yapısal olarak oluşmaya başlamıştır. Borsa Antik Çağ itibari ile mevcutken şirket Endüstri Devrimi öncesinde oluşmaya başlamış, Endüstri, Devrimi sorasında olgunluk kazanmış ve XVII. Yüzyıl ile birlikte hukuksal olarak tüzel kişilik kazanmıştır. Ancak şirketin ve borsaların ön plana çıkmaya başlaması devletin hukuksal olarak dönüşmesi, feodal ilişkilerin tasfiyesi ve şirketin tüzel kişilik olarak ön plana çıkması ile birlikte gerçekleşmiştir. 50 Kapitalizm in oluşumunda her ne kadar Endüstri Devrimi ön planda yer alsa da Endüstri Devrimi nin oluşumuna yol açan gelişme de bir anlamda Ticaret Devrimi dir. Ortaçağ da ticaretin belirli bir sınıfın iştigali ve belirli kurallar nezdinde yapılan önemli bir faaliyet olması ve sermaye birikimine yol açması sınıfsal ilişkilerin dönüşümüne ve bununla birlikte üniversitelerin oluşumuna yol açmıştır. 19

28 savaşı ve çatışmayı da tetiklemiştir. Başta devlet oluşumu öncesi üretim temelli ve doğal koşullara dayalı krizler olmak üzere son derece stabil olmayan bir dönem yaşanmış, Khalkolitik Çağ a kadar devlet oluşumu (tam olarak) gözlemlenememiştir. 51 Devlet in oluşumu ile birlikte krizler; Feodal toplumda gözlemlenen daha çok politik nitelikli ve/veya doğa koşulları ile ilişkili krizler olmuştur. Kapitalizm öncesi krizlerin genel özelliği; kıtlık, savaşlar, salgınlar ve doğal afetler temelli gerçekleşmiştir. Bu kapsamda Feodalizm ile Kapitalizm karşılaştırıldığında her iki sistemin de geçiş sürecinin son derece sancılı ve çatışmaya dayalı olduğu söylenebilir; zira her iki sistemde de krizler kaçınılmazdır. 52 Diğer önemli bir sorunsal da sistemin farklı uygulamalarıdır. Ortadoğu daki Feodailzm ile Uzak Asya daki Feodalizm ve Ortadoğu daki Feodalizm aynı evrimsel süreci izlememiş farklı sistemler ve yapılanmalar oluşturmuştur Genel olarak bakıldığında devlet feodalizmin bir ürünü ve Feodal Devrim in içinden çıkmış bir kurumdur (tıpkı Aile gibi); şirket ise Kapitalizm in içerisinde yeşermiş bir kurumdur. Bugün özellikle XX. Yüzyıl sonrasında ve XXI. Yüzyıl itibari ile devlet şirket çatışması kökenlerini Feodalizm den alan bir kurum ile kökenlerini Kapitalizm den alan iki kurumun çatışmasıdır. Ancak önemle ifade etmek gerekir ki; özellikle Kapitalizm e entegre olmuş olan devletler örgütlenmelerini piyasa ekonomisi ile uyumlu gerçekleştirmişlerdir. 52 Bu durum Kapitalizm in her on yılda kriz yaşadığı ve krizin Kapitalizm in kronik hastalığı olduğu yönündeki görüşleri etkisiz kılmaktadır. Zira kriz genel olarak Kapitalizm deki hali ile olmamakla birlikte feodal toplumda da mevcuttur; ancak Kapitalizm de krizlerin daha sık görülme nedeni sistemin ve sirkülasyonun daha hızlı ve efektif işlemesidir. Bununla birlikte sistemin daha hızlı ve efektif işlemesi bir bakıma kriz olarak algılanan oluşumların temelde yaratıcı yıkım özelliği taşıdığını da gösterir; zira ifade olunduğu üzere Kapitalizm deki her kriz mutlaka yeni bir düzenleme ve piyasa yapısı oluşturmuştur. 53 Ekonomi tarihi yalnız Avrupa tarihi endeksli olması nedeni ile son derece eksiktir. Özellikle Asya ekonomisi üzerinde dururlmamış ve Asya ekonomisinin tam olarak anlaşılamamış olması Kapitalizm i dar kalıplarla tanımlamaktadır. Japonya nın ve Çin in hılzı gelişimi, feodal ilişkilerden kopmadan Kapitlaizm e geçişin yaşanması ve evrimsel yapıda devletin serbest piyasa ekonomisinde yönlendirici olması; devlet şirket çatışması yerine devlet şirket koordinasyonunun ön planda olması önemli nüanslardır. Asya nin Kapitlaizm e entegrasyonu için Japonya, Çin ve Kore nin mutlaka incelenmesi ve analizi gerekmektedir; ki temelde Rusya ve Türkiye de Avrupa Asya (Avrasya) ulusları olarak incelenmesi gereken ekonomiler arasında yer almaktadır. Kapitalizm e entegrasyon her ülkede Avrupa daki gibi gerçekleşmeyecektir; bunun en temel nedeni sınıfsal yapının tarihsel farklılığıdır. 20

29 Bu kapsamda krizlerin her süreçte var olduğu açıklık kazanmaktadır. Hatta daha net analiz edildiğinde krizlerin evrimsel süreç ve dönüşümlerde ciddi analmda önemli rol üstlendikleri net olarak gözlemlenebilmektedir. Krizler özellikle sirkülasyonun ciddi anlamda etkilendği olağanüstü dönemlerdir. Bu kapsmada krizlerin tam anlamı ile analiz edilerek farklı dönemdeki krizlerin farklı uygulamaları oluşturmuş olmalarının nedenleri ve sonuçları incelenmelidir. Özellikle 1929 Krizi ve 2009 Krizi incelendiğinde ve analiz edildiğinde her iki krizin de benzer nedenleri ve sonuçları olduğu oranda farklı nedenleri ve sonuçları olduğu gözlemlenecektir. Diğer önemli bir husus da 1929 Krizi ve 2009 Krizi sonrasında gerçekleşen spekülasyonların ve manipülasyonların benzerlikleri ve farklılıklarıdır. 54 Spekülasyon ve manipülasyonlar krizlerle yakından ilgilidir; zira genel olarak spekülasyonlar ve manipülasyonlar incelendiğinde kriz öncesi ve/veya kriz sonrası oluşumlar olduğu ve ya kirize yol açtıkları ya da krizden beslendikleri anlaşılmaktadır. 55 Genel olarak yasal olan spekülasyon ile yasal olmayan maniplasyon ayrılmaz bütün olup, aslında oyunun temel kuralları arasında yer almaktadır ve yalnız finansal piyasaları değil, aynı zamanda OTC piyasaları da yakından ilgilendirmektedir. Ekonomide spekülasyon ve manipülasyonun yalnız finansal piyasalarda gerçekleştiği ve var olduğu algısı yanlış olmakla birlikte genel hakim olan algıdır. 54 Kirzlerin yapılarının ve yapısal özelliklerinin analizi için ekonomi tarihinin ana hatlarının saptanması gereklilik arz ve ihtiva etmektedir. 55 Krizlerin spekülasyonlarla ilişkileri ve krizlerin manipülasyonlarla ilişkileri ile spekülasyonlar ve manipülasyonların ilişkileri ayrı ayrı incelem ve analiz konusudur. Ancak spekülasyon ve/veya manipülasyon üzerinde gerçekleştirilen her çalışma mutlaka (genel ve ana hatları ile de olsa) krizleri konu edinmek durumundadır. Zira genel olarak krizlerin nedenleri (kolaycılık ve alışkanlık nedenleri ile) spekülasyonlara ve manipülasyonlara atfedilir; ancak neden sonuç ilişkileri ile ele alındığında krizler mutlaka spekülasyonlarla (kimi zaman neden kimi zaman da sonuç olarak) ilişkilidirler. 21

30 Net analiz edildiğinde OTC piyaslarda da ciddi anlamda spekülasyonların ve manipülasyonların gerçekleştiği gözlemlenebilir. 56 Bu kapsamda tıpkı krizlerin dönüşümleri ve evrimleri gibi spekülasyonlar ve manipülasyonlar da evrimleşmekte ve dönüşmektedir. Özellikle Kapitalizm in yapılanma ve gelişim süreci itibari ile krizler, spekülasyonlar ve manipülasyonlar analiz edildiğinde; tamamının iç içe olduğu, birbirlerinin tamamlayıcı olduğu ve birbirlerinin nedenleri ve sonuçları olduğu görülmektedir. Kapitalizm in gelişim ve yapılanma süreci içerisinde; Hollanda da yaşanan ve Kapitalizm in oluşum aşamasında vuku bulan, Lale Borası Krizi nin Kapitalizm in doğumu öncesinde yaşanan ilk Kapitalist Kriz 57 olduğu öne sürülebilir, ancak öncesinde özellikle OTC piyasalarda tüccarların uygulamalarından müteşekkil manipülasyonlar da mevcuttur. Lale Borası Krizi tamamen spekülasyon güdüsü ile yapılanan değer artışının bir sonucudur; ki spekülasyonun emtia üzerindeki etkisini gösteren ilk organize piyasa krizini tanımlamaktadır. 58 Genel olarak önemi de spekülasyon güdüsü ile fiyatların şişmesi ve ( kısmen finans piyasası olarak tanımlanabilecek bir piyasada) balon oluşumunun ekonominin genelinde etkili olmasıdır. 56 Özellikle OTC piyasalarda Türkiye de geçmişte sık yaşanan bir uygulama olarak çiftçinin talep fazlası ürünü (talep fazlası oranı aşacak düzeyde) yok etmesi ve arz talep ilişkisini arz lehine, talep aleyhine bozması genel bir uygulamadır. Bu durum aslında ciddi anlamda OTC piyasalarda gerçekleştirilen bir manipülasyon niteliğindedir. Türkiye de devlet yapısının genel olarak zayıf olması ve bürokrat yapısının gereken bilgi ve eğitim düzeyine sahip olmaması durumun bir manipülasyon olarak algılanmamasına ve uygulamanın devam etmesine neden olmuş ve (hala dahi) olmaktadır. 57 Kapitalizm in gelişimi ve evrimi ayrıca ciddi bir analiz konusudur. 58 Spekülasyonun yapısı ve yapısal özellikleri de evrimsel bir sürece tabidir. Zira spekülasyon ilk dönemlerde bilinçsiz ve formülizasyondan, ekonometrik analiz ve hesaplamalardan baımsız gerçekleştirilir iken özellikle 1950 sonrasında Modern Portföy Teorisi nin oluşumu ile birlikte sistemli ve analitik yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. 22

31 Spekülasyona konu olan emtia herhangi bir yatırım malı ve/veya değer ölçütü olabilecek kıymetli bir maden ve hatta herhangi bir farmokolojik üretimde hammadde olarak kullanılabilen bir bitki ve/veya buğday gibi temel teşkil edebilecek bir emtia değil, yalnız çiçek olarak kullanılan bir bitkinin köküdür. 59 Üstelik belirli bir raf ömrü mevcut olup; spekülasyonlar doğrudan lale soğanlarının mülkiyet hakları üzerinden gerçekleştirilmiştir. 60 Tüm bu veriler iyi okunduğunda spekülasyon güdüsünün dönemim temel felsefesi ve paradigması olan Realizm ve Rasyonolizm ilkelerine tamamen ters olmasına karşın tüm bir Avrupa da etki yaratan Hollanda ve kısmen Benelux 61 dolaylarında genel bir ekonomik krize yol açmıştır. Bu durum krizin psikolojik altyapısını göstermesi nedeni ile de önem arz etmekle birlikte krizin beklentiler ve realiteler arasındaki farklarla da ilgili olduğunu göstermektedir. Bir anlamda kriz doğrudan spekülasyonun bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve yapılanmıştır. Ancak bu kapsamda daha önemli bir husus spekülasyonun oluşma nedenleridir. Zira Hollanda Lale Borası ve South Sea Company tarihteki ilk (bilinen ve kayda geçmiş) spekülasyon uygulamalarıdır ve her ikisi de krizle sonuçlanmıştır Zaman içerisinde farklı emtialarda farklı spekülasyon yapıları oluşmaya başlamıştır. Özellikle petrol gibi temel bir emtia ve buğday gibi temel bir emtia ile; altın gibi daha çok hedge ve riskten korunmaya yönelik bir emtia ile genel olarak türev niteliği gösteren gümüş, platin ve paladyum gibi emtialarda spekülasyon farklı bir yapıda gerçekleştir. Aynı şekilde özellikle kahve, kakao ve şeker gibi emtialar ile kırmızı et ve balık gibi emtialarda da spekülasyon ayrı bir yere ve konuma sahiptir. Aynı durum krom ve bakır gibi emtialar için de geçerlidir. 60 Hollanda Lale Borsası Kiriz, Krizlerin incelendiği bölümde daha detaylı olarak ele alınmıştır. 61 Benelux; daha çok modern bir terim olup XVI. Yüzyıl da gerçekleşen bir krizi tanımlarken kullanılması anakronik gibi görünmekle birlikte; temelde krizin kısmi etkilerinin (yine) kısmen gözlemlendiği bir coğrafyayı ifade etmekte olması nedeni ile kullanılmıştır. Dönemin Avrupa politik (siyasi) haritası tamamen farklıdır. Benelux ; 1940 ların sonlarında kullanılmaya başlayan Belçika, Hollanda ve Lüksemburg ülkelerini ifade eder öncesinde Benelux tanımı görülmemekle birlikte kriz Hollanda dışında da kısmen hissedilmiştir ve hissedildiği coğrafya kısmen bugün Benelux olarak adlandırılan bölgeyi de içerir. 62 Hollanda Lale Borası Krizi ve South Sea Co. Manipülasyonları birer case study olmaları nedeni ile de son derece önem arz ve ihtiva eder; ki mutlaka incelenmeli ve analiz edilmelilerdir. Zira söz konusu her iki krizin ayrıştığı önemli özellikler olsa da her ikisinin en temel ortak yanları genel olarak spekülasyon güdüsü ile gerçekleşmiş olmalarıdır. 23

32 Lale Borası Krizi farklı bakış açıları ile incelenmiş ve analiz edilmiştir; ancak krize neden olan spekülasyon güdüsünün tarihsel derinliği genel olarak incelenmemiş hatta anlaşılamamıştır. Oysa spekülasyon güdüsü genel olarak Kapitalizm in oluşmaya başlaması ile birlikte oluşmuş ve bir anlamda Kapitalizm in getirdiği önemli realitelerden bir tanesidir. 63 Spekülasyon isteği toplum baskısının doğrudan ve/veya dolaylı etkileri ile oluşmasının yanı sıra tam anlamı ile bir realite durumundadır. 64 İlk spekülasyon temelli kriz olan Lale Borası Krizi bu yönü ile önemlidir. Bu kapsmada tez çalışması içerisinde Hollanda Lale Borası Krizi, South Sea Company Krizi, 1929 Krizi ve 2009 Krizi zaman zaman karşılaştırılacak, analiz edilecek ve kıyaslanacaktır. 65 Krizler birlikte ele alındığında ve incelendiğinde farklı ve benzer sonuçlar elde ediliş olup; krizler ve spekülasyonların karşılaştırılmalarında krizlerin evrimi, spekülasyonların evrimi ve manipülasyonların evrimi konularında ciddi veriler elde edilmiştir. 63 Ancak spekülasyon güdüsünün genel olarak ticaretin içerisinde yer aldığı ve ticaretin bir anlamda arbitrasyon benzeri bir uygulama olduğu da son dere açıktır. Bu kapsamda spekülasyon güdüsünün salt Kapitalizm sonucu oluşan bir faktör olduğu doğru değildir; ancak spekülasyon güdüsü Kapitalizm in oluşumu ile birlikte güçlenmiş ve kendisine uygulamada OTC piyasalardaki mevcudiyeti haricinde alan, enstrüman ve uygulama şansı bulmuştur. 64 Hollanda Lale Borası Krizi ve kısmen South Sea Co. Krizlerinde olduğu gibi spekülasyon toplumsal ve kitlesel bir güdü halini almıştır. Spekülasyon güdüsünün bu durumu başta sosyal psikoloji olmak üzere davranışsal ekonomi, temel analiz, teknik analiz ve genel ekonomik analiz konularında ciddi anlamda incelenmesi gereken vakaları teşkil eder; ki aynı zamanda bu durum ekonomi tarihi açısından da ele alınması gereken önemli bir konu ve husustur. 65 Krizlerin, spekülasyonların ve manipülasyonların karşılaştırılmaları ve kıyaslanmaları ayrıca son derece önem arz ve ihtiva eder. 24

33 Kriz dönemleri aynı zamanda ekonomik sistemin (de) dönüştüğü dönemlerdir. Bu kapsamda özellikle devletin başta vergi olmak üzere gerçekleştirdiği uygulamalar kriz süreçlerinde son derece önemli ekonomik dönüşümlere yol açmıştır. Bu kapsamda başta vergi olmak üzere kamu uygulamaları ve kamu ekonomisi de doğrudan konu ile ilişkilidir. 66 Spekülasyon ve manipülasyonu OTC, kara borsa, finansal piyasalar ve para piyasalarıdna izlediğimizde, genel olarak ekonomide tanımlanan ve algılanan spekülasyon ve manipülasyon tanımlardan farklı sonuçlara ulaşılır. Ticaret analiz edildiğinde temelde her ticaretin (kısmen) spekülasyon olduğu açıktır. 67 Bu kapsamda spekülasyonların doğal karakteri talep ve boşluklardan yararlanmaktır. 68 Aynı durum finans piyasaları için de geçerlidir Zira krizin çözümü 2013 itibari ile tüm Dünya da örneği görüldüğü üzere kamu önderliğinde gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Bununla birlikte spekülasyonların kontrol altında tutulması ve manipülasyonların tespitleri ve önlenmeleri de yine kamu tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu durum modern ekonomilerde ve Soğuk Savaş ( ) sonrası Dünya ekonomisinde kamunun yine en önemli oyuncu olduğunu göstermektedir. Ancak çok daha önceleri özellikle XVII. Yüzyıl da kamunun bu alanda vergilendirme örnekleri mevcuttur. Vergi kamu finansman enstrümanı olmakla birlikte, aynı zamanda kamunun genel ekonomi üzerinde regülasyon sağlama enstrümanları arasında da yer almaktadır. 67 Herhangi bir emtianın daha ucuza alınarak daha pahalıya satılması ve P M P denkleminin oluşması temelde ticaretin doğasında bir spekülasyon olduğunu göstermektedir. 68 Ki spekülasyonun yapısı ayrıca analiz edildiğinde spekülasyonun kendiliğinden oluşmadığı ve belirli faktörlerle tetiklenmesi sonucunda oluştuğu ve genel olarak da kartopu etkisi ile büyüdüğü gözlemlenmektedir. 69 Finans piyasalarında herhangi bir finansal varlığın satın alınarak belirli bir vade içerisinde daha yüksek bir fiyata satılması sonucunda kar elde edilmesi genel olarak spekülasyon olarak tanımlanmaktadır. 25

34 Spekülasyonların ve manipülasyonların saptanabilmesi için vaka incelemeleri genel olarak ön koşuldur; ancak vaka incelemelerinin ekonomi tarihinden bağımsız gerçekleştirilmesi ve ekonomi tarihinin genel ve ana hatlarının analiz dışı bırakılması; analizin eksikliğine yol açacaktır. Bu kapsamda spekülasyon, manipülasyon ve kriz oluşumlarının ve vakalarının ekonomi tarihi ile birlikte ele alınması ve ekonomi tarihinin ana hatları ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda ekonomi tarihi vaka incelemeleri öncesinde analizler için uygun altyapıyı sağlayacaktır; ancak ekonomi tarihinin yalnız kronikler üzerinden ele alınması ve ekonomi tarihinin klişe iktisat tarihi çalışmalarından (aynen) aktarılması vaka analizlerinde yanlış saptamalara neden olacaktır. Ekonomi tarihi içerisinde başta sistemsel ve sistematik dönüşümler olmak üzere fiyat hareketleri, arz talep dengeleri, spekülatif ve manipülatif vakalar dahil edilerek; tarihsel verilerin teoriler ve doktrinlerle birlikte çalışmaya dahil edilmesi; spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının evrimsel yapısının anlaşılmasında tamamlayıcı veriler sağlayacaktır. 26

35 DÜNYA EKONOMİSİNDE DÖNÜŞÜM I Dünya ekonomisindeki dönüşüm süreci hiçbir zaman durmamış; üstelik 1950 sonrasında giderek artan bir hızla devam etmiştir. 70 İnsanlık tarihi XIX. Yüzyıl ın ikinci yarısından itibaren daha önce hiç yaşamadığı bir sıçrama gerçekleştirmiş, bu sıçrama XX. Yüzyıl ın ikinci yarısından sonra daha önce hiç gözlemlenmemiş gelişmeleri oluşturmuştur. 71 Bu sıçramanın temelleri XV. Yüzyıl ve 1980 arasındaki süreçte insanlık tarihinin tamamının ilerlemelerinden daha hızlı ilerlemeler gerçekleşmiş, başta bilgisayar ve yazılım teknolojisi, uzayın keşfi ve uzaya ilişkin teknolojiler ile fizik temelli olarak Evren in anlaşılması olmak üzere ciddi bilimsel dönüşümler gerçekleşmiştir. Ancak söz konusu sıçrama yalnız bilimle sınırlı değildir. Özellikle ekonomik dönüşümler son derece hızlı ve hatta son derece devrimseldir. Kredi kartı kullanımı da dahil olmak üzere paranın fonksiyonu etkileyen gelişmeler harcama eğiliminde ve harcamalarla birlikte tüketim eğiliminde ciddi dönüşümler yaratmıştır. Serbest piyasa ekonomisi II. Dünya Savaşı ( ) sonrasında ciddi bir gelişim gösterirken, ütopik ekonomik sistemler (Komünizm, Sosyalizm, vs.) çöküş yaşamaya başlamışlardır. Başta Kuzey Amerika ve Batı Avrupa olmak üzere Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkelerde yeni bir kültür oluşmaya başlamış, ekonomik ilişkiler ciddi bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. Sınıflar arası ilişkiler ve sınıfların yapısı dönüşmeye başlamış ve toplumsal katmanlar arası geçiş ciddi anlamda kolaylaşmıştır. Küçük ve orta ölçekli şirketlerin gelişmesi ile ciddi ekonomik ilerleme sağlanmış ve şirket mekanizması devletten bağımsız gelir yaratan organizasyonlar olarak toplumsal ilerlemeyi beslemiştir. Diğer önemli bir gelişme ise tüketim alışkanlıklarının üretim sürecindeki dönüşümü tetiklemesidir. Tüketim alışkanlıkları ve üretim alışkanlıkları karşılıklı olarak ciddi dönüşümler kaydetmiştir. Tüketim alışkanlıklarındaki dönüşümler yalnız merkez bankalarındaki tüketim eğilimi hesaplamaları ile incelenmemeli özellikle tüketim kültürünün alt yapısı ve sistemi de ciddi anlamda analiz edilmelidir. Bu kapsamda tüketim eğiliminin yapısal özellikleri ve tüketim ekonomisinin gelişimi ile Veblen etkisi ve Giffen etkisi benzeri kültürle ilişkili tüketim edimleri ve tüketim alışkanlıkları ile ilgili uygulamalar da mutlaka analiz edilmelidir. 71 Dünya ekonomisinde dönüşüm aslında insanın dönüşüm öyküsüdür. İnsanlık birçok aşama kaydederek ilerlemiştir. Ancak her bir aşamada ayrışma oluşmuştur. Bir sonraki aşamaya geçenlerle bir önceki aşamada kalanlar arasında sistem temelli çatışmalar yaşanmıştır; ki bu durum aslında son derece normaldir. Süreç daha detaylı ve daha teknik incelendiğinde sistem savaşlarının aynı zamanda aşama savaşları olduğu da görülmektedir. İnsanlık tarihi boyunca Neolitik Devrim in yaşanması ile birlikte yerleşik yaşama geçmiş olanlarla yerleşik yalama geçmemiş olanlar arasında çatışmalar oluşmuştur; aynı zamanda yerleşik yaşama geçmiş olanların da kendi içlerinde kentlilerle kentleşemeyenler arasında çatışmalar oluşmuştur. Yerleşik yaşam sonrasında ise feodal ilişkilerin başlamış olması ile birlikte; feodalitenin ileri aşamaları ile geri aşamaları arasında çatışmalar oluşmuştur. Artı değerin ilerlemesi ile birlikte ise ciddi anlamda sınıf, zümre ve çıkar grupları temelli çatışmalar oluşmuştur. Kapitalizm in oluşmaya ve yapılanmaya başlaması ile birlikte (ise) Kapitalist ekonomiye geçen toplumlarla; Kapitalizm e geçemeyen feodal toplumlar arasında çatışmalar oluşmuştur. Tüm çatışma süreçleri analiz edildiğinde; farklı aşamaların çatışmaları dikkat çekecektir. 27

36 sonrasında geçekleşen ekonomik, politik ve sosyolojik dönüşümler üzerinde yapılanmıştır. 72 İnsanlık tarihi boyunca yaşanan tüm gelişmelerden daha fazlası çok daha kısa bir süre içerisinde serbest piyasa ekonomisi dahilinde yaşanmış ve 1991 sonrasında tüm Dünya da farklı versiyonlarda da olsa serbest piyasa ekonomisinin egemen olması ile birlikte yeni bir süreç başlamıştır. 73 Serbest piyasa ekonomisinin tüm Dünya daki hakimiyeti ve egemenliği ise sanılanın aksine Kapitalizm in Komünizm karşısındaki nihai bir zaferinden çok; Kapitalizm in kendi içerisindeki bir savaşım sürecinin başlangıcıdır. 74 Serbest piyasa ekonomisi XXI. Yüzyıl itibari ile serbest piyasa ekonomisi dışında kalan alanlarla çarpışırken; şimdi daha ciddi anlamda serbest piyasa ekonomisine dönüşmeye başlamış olan kültürlerle çatışmaya hazırlanmaktadır. Kapitalizmin farklı versiyonlarının çatışması aynı amanda farklı kültürlerin, farklı kurumların ve farklı toplumların da çatışması anlamını taşımaktadır. Özellikle 72 Tez çalışmasında ekonomi tarihinin yer almasının temel nedeni de ekonomik gelişimin tarihsel olarak çalışmaya dahil edilmesidir. Zira ekonomik gelişmeler piyasa ekonominin evrimi anlamına gelmektedir. Diğer önemli bir realite de ekonomik gelişimin 1950 sonrasında finans piyasalarını güçlendirmiş olması ve bireylerin finans piyasasında yer almasının giderek yaygınlaşmasıdır. 73 Her ne kadar Kapitalizm in tek ve yalnız olmadığı vurgusu Çin örnek gösterilerek gerçekleştirilse de ya da tamamen çökmüş olan Komünizm romantik duygularla (başta üniversite öğrencileri ve 1968 kuşağının nostaljik hislerini muhafaza eden orta yaş üzeri profesörler olmak üzere) kendisine taraf bulsa da XX. Yüzyıl ın son on yılında yaşanan gelişmeler insanlığı ütopik ideolojilerden uyandırarak, realiteyle yüzleşmeye itmiştir. 74 Serbest piyasa ekonomisinin tüm Dünya ya hakim olması ve tüm Dünya daki tek ciddi Komünist ülke olan Çin i serbest piyasa ekonomisine entegre olma ve oyunun kurallarını benimseme zorunluluğuna itmesi sonrasında ciddi risk teşkil etmeyen ve çökmek üzere olan Latin Amerika Komünizmleri ise serbest piyasa ekonomisini istisnasız bir realite olarak hakim kılmıştır. Bu kapsamda son derece önem arz ve ihtiva eden gelişme ise her anlamda hangi kapitalizm? sorusunu gündeme getirmiştir. Zira daha teknik olarak analiz edildiğinde gerçekten de serbest piyasa ekonomisinin farklı versiyonlarının oluşmaya başladığı ve bu versiyonların tamamen mülkiyet ilişkilerinin içerisinden çıktığı kültüre dayandığı görülmektedir. Kültür yapıları ekseninde biçimlenen farklı serbest piyasa ekonomileri modelleri son derece ciddi bir çatışma yaşamasalar da gruplaşmaya ve entegre olmaya başlamışlar; bu da başta gümrük alanları ve serbest ticaret örgütleri ile birlikte oluşmaya başlamıştır. Bu süreç içerisinde EFTA nın EU nun tamamında hakim olması ve NAFTA nın EU ile birlikte Kuzey Amerika ve EU ülkelerini kapsayan bir ekonomik alan oluşturması yeni bir dünya ekonomisi yapılanmasının ciddi anlamda temellerini oluşturmuştur. 28

37 Soğuk Savaş ( ) sonrasında Batı Uygarlığı kendi içerisinde bir bütünleşme süreci yaşarken; Doğru da da bir bütünleşme yaşanmaktadır. Söz konusu gelişmeler ilerleyen süreç içerisinde daha radikal gelişmelerin oluşabileceğini göstermektedir Dünya Ekonomisi nde Yapısal Dönüşüm; Dünya ekonomisindeki yapısal gelişme Avrupa da yaşanmaya başlamıştır. 76 İlk yapısal dönüşüm ticaretin yaşadığı dönüşümdür. 77 Denizler aşırı ticaret, klasik uluslararası ticaretin yapısını aşmıştır. Ciddi bir dönüşüm süreci gerçekleşerek yaşanan dönüşüm süreci sosyal yapıyı biçimlendirmiştir. 78 XV. Yüzyıl ile birlikte başlayan dönüşümler zincirinin başlangıcı Yenidünya nın (Amerika Kıtası nın) keşfidir. Bu durum mevcut dünya algısı da dahil olmak üzere, Avrupa nın Ortadoğu ve İslam toplumu ile olan ilişkilerinin de 75 Amerika Birleşik Devletleri, Kanda ve Meksika dan oluşan NAFAT; Avrupa Biriliği ile ortak ticaret alanı oluşturmaktadır ki; bu durum standartlarda da uyumluluk anlamına gelmektedir. Bu durum ekonomik sirkülasyonun ciddi anlamda değişeceğini göstermektedir. Özellikle Uzakdoğu incelendiğinde Japonya ve Kore başta olmak üzere Asya kaplanlarının da Çin le birlikte hareket eden ülkeler değil; Çin e karşı hareket eden ve Çin le ekonomik kültürleri uyuşmayan piyasalar olduğu açıktır. Asya Kaplanları olarak tanımlanan ülkelerin Amerika ve Avrupa ile bütünleşme sürecine dahil olacağı açıktır; ki Japonya da bu ülkeler arasında yer almaktadır. Ortadoğu da ve Akdeniz de Türkiye ve İsrail de Avrupa ve Amerika alanı içerisinde kalması çok muhtemel piyasalardır. Bu durum SCO, BRIC ve OPEC ülkelerinin yakınlaşmasına neden olacak gibi görünmektedir. İlerleyen süreçte XXI. Yüzyıl içerisinde serbest piyasa ekonomisinin farklı versiyonlarının çatışması muhtemeldir. 76 Tarihin Avrupa merkezli olması genel eleştiriler arasındadır ve haklılık payı da mevcuttur. Ancak önemle ifade etmek gerekir ki; Dünya daki sıçrama bir anlamda Avrupa merkezli gerçekleşmiştir. Kapitalizm in oluşması, yapılanması ve sistematizasyonu Avrupa da oluşmuştur ve Avrupa nın XV. Yüzyıl itibari ile kullanmaya başladığı teknolojik araçların Çin dahil olmak üzere Dünya nın geri kalanında kullanılmakta olmasına karşın daha önce bu denli devrimsel bir ekonomik dönüşüm süreci yaşanmamıştır. 77 Ticaretin mevcut sirkülasyonu devam ettirmekten öte piyasyı geliştirme ve derinleştirmeye yönelik yapısı XVI. Yüzyıl ın sonunda oluşmaya ve yapılanmaya başlamıştır 78 Sosyal yapıda özellikle ticaret devrimi ile birlikte sıradan halkın içinden çıkan kişilerin hak ve güç kazanması (elbette önce güç, sonra zorla alınan hakları kazanması) gerçekleşmiş ve Ticaret Devrimi sonrasında oluşan Endüstri Devrimi ile birlikte kadının da ekonomiye dahil olduğu bir sosyal yapı oluşmuştur. 29

38 dönüşümünü sağlayarak Avrupa nın yeni keşfedilen kıtaya yönelmesini sağlamıştır. 79 Mevcut kaynakların haricinde yeni ve çok daha zengin, üstelik yağmaya elverişli kaynaklar bulunmuştur. 80 Amerika kıtasında zengin altın kaynakları Avrupa üzerinde büyüleyici bir etki yaratmış ve Avrupa ya değerli maden akışı başlamıştır. Bu durum Avrupa da Endüstri Devrimi ne kadar gerçekleşen gelişmelerin tetikleyicisi olmuştur. 81 Ancak Dünya ekonomisindeki asıl gelişme ve dönüşüm Endüstri Devrimi sonrasında ve bilinenin aksine finans piyasalarının da ciddi anlamda etkisi ile birlikte gerçekleşmiştir. 82 XVII. Yüzyıl dan başlayarak son derece ciddi bir parasal genişleme yaşanmış, ve para ekonomisi feodalizmi tam anlamı ile tasfiye etmiştir. 83 Kentlerde endüstri, ticaret ve bankacılık klasik etkinliklerin yerini alarak 79 Batı Uygarlığı iki önemli dönüm noktası ile karşı karşıya kalmıştır. İlki Hristiyanlık ile yüzleşerek Reform ve Rönesans ı oluşturması ve bu süreç içerisinde Amerika Kıtası nı keşfederek kendi içerisinden yeni bir sistem çıkartması; ikincisi ise tekrar o sistem ile Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği nin bütünleşerek daha geniş, daha derin ve tamamen liberal bir piyasa oluşturma olasılığıdır. XXI. Yüzyıl dahilinde; ya da XXII. Yüzyıl da Avrupa ve Amerika bir bütünleşme gerçekleştirebilirse ikinci bir Avrupa mucizesi yaşanması muhtemeldir. 80 Amerika Kıtası nın keşfiyle birlikte daha önce Haçlı Savaşları adı altında yağmalanan Ortadoğu dan daha zengin ve daha kolay yağmalanabilir kaynaklar elde edilmiştir. Ancak Amerika Kıtası nda Portekiz ve İspanya doğrudan yağmacılığa yönelirken Hollanda ve İngiltere doğrudan koloni oluşturma ve sistem kurmaya yönelmişlerdir ve Ortaçağ dan çıkışla Yeniçağ a geçişi sağlayan da bir anlamda bu olmuştur. Ancak daha derinlikli analiz edildiğinde İngiliz kolonizasyonunun Antik Grek kolonizasyonuna benzer bir yapıda tezahür ettiği gözlemlenecektir. Koloniler Endüstri Devrimi ve bankaların oluşumu ile birlikte daya sistematik ve daha verimli artı değer üretmeyi de olanaklı kılmıştır. 81 Amerika Kıtası nın keşfinden Endüstri Devrimi ne kadar gelişen süreç Ekonomi Tarihi içerisinde her bir yüzyıl tek tek ele alınarak (genel hatları ile) incelenmiş ve analiz edilmiştir. 82 Endüstri Devrimi ni tetikleyen finans piyasalarının oluşumu ve Endüstri Devrimi ile paralel ve hatta 1870 sonrasında endüstriden daha hızlı gelişmesidir. 83 Avrupa da feodalizmin tasfiyesi çok kısa sürede olmamıştır. Endüstri Devrimi feodalizmi ve feodaliteyi tasfiye etmemiştir. Avrupa da feodalizmin tasfiyesi Ticaret Devrimi ve Kent Devrimi ile birlikte gerçekleşmeye başlamıştır. Endüstri Devrimi feodaliteyi tasfiye eden darbeyi indirmiştir. Köylülerin proleteryaya (işçi sınıfına) dönüşmesi ve burjuvazinin gelişimi Ticaret Devrimi ile oluşan koşullar içerisinde sosyolojik dönüşümleri sağlamıştır ve söz konusu sosyolojik dönüşümler politik sistemde de dönüşümleri tetiklemiştir. 30

39 aristokrasinin ve feodal devletin tüm etkinliğini kırmış ve yeni bir ekonomik sistem yaratmıştır. Sistemde birey ekonomide hem üretici hem tüketici konuma gelmeye başlamış, ekonomik devinim sirkülasyon ile birlikte hızlanmıştır. Dünya ekonomisindeki dönüşümler çok aşamalı ve çok boyutlu olarak gerçekleşmiştir. 84 Gelişimin birçok ayrı aşamada analizi mümkündür; ancak genel hatları ile Kapitalizm, Kapitalizm in oluşumu ve gelişimi, ulusun oluşumu, ulus devletin oluşumu, kraliyet sistemleri ve monarşinin revizyonu, monarşiden cumhuriyete geçiş, cumhuriyet, piyasanın gelişimi modern piyasayı oluşturan ana aşamalardır. 85 Ancak özellikle ifade etmek gerekir ki; monarşi, cumhuriyet ya da parlamenter demokrasi birbirlerinden daha gelişmiş aşamaları ifade etmez. 86 Gelişimin ana göstergesi piyasa mekanizması ve bireyin devlet ve toplum ile ilişkilerindeki konumudur. Tarihsel gelişimim süreci içerisinde parlamenter demokrasi ve/veya parlamento yapısı doğrudan demokrasi ile ilişkili değildir. Demokrasi bireyin katılımının ve seçimlerinin ön planda olduğu bir sistem olmakla birlikte çoğunluğun seçimi ni değil, hukuksal, reel ve rasyonel olanın uygulanmasıdır. Kapitalizmin gelişim süreci içerisinde demokrasinin oluşumu ulusun oluşumu ile birlikte gerçekleşmiştir. Bu durumun temel nedeni köylünün, çiftçinin, kölenin, esnafın, tüccarın ve/veya bürokratın eşit olduğu düşüncesi ile vatandaşlık 84 Bireyin ön plana çıkması ile birlikte bireysellik oluşmaya başlamış, birey hakları devlet ve toplum karşısında korunmaya başlamıştır. Zira serbest piyasa ekonomisinin temeli bireydir. Bireyin ön plana çıkması ile birlikte demokrasi de oluşmaya başlamış ve yapılanmıştır. Oluşan ulusal piyasa ve birey haklarının birleşimi vatandaşlık kavramını oluşturmuştur. Vatandaşlık, demokrasi ve birey hakları tamamen serbest piyasa ekonomisinin bir getirisidir. 85 Her bir aşamanın gelişimi ayrıca birer tez ve analiz konusudur; ancak genel hatları ile bakıldığında tüm toplumsal ve politik dönüşümlerin temelinde ekonomik dönüşümler yer almaktadır. 86 Bu konuda Roma önemli bir örnektir. Roma da cumhuriyet yönetim mekanizması iken; imparatorluk daha sonra; cumhuriyet üzerine inşa edilmiş bir sistemdir. Daha net ifade etmek gerekir ise İ.Ö. 509 İ.Ö. 27 yılları arasında cumhuriyet yönetimi mevcutken İ.Ö. 27 İ.S arasında imparatorluk yönetimi söz konudur. 31

40 kavramının oluşmuş olmasıdır. Vatandaşlık oluşan piyasa içerisinde tüm bireylerin eşitliği ve piyasaya/ülkeye eşit görev, hak, sorumluluk ve yetkilerle bağlılığını ifade eder. Bu kapsamda ulus devlet tamamen Kapitalizm in bir ürünüdür; bununla birlikte ulus devletin getirisi olan; vatandaşlık, eşitlik, adalet olguları da tamamen Kapitalizm temellidir. Kapitalin ulus devlet sınırlarını aşarak, kapital, emek ve teknoloji ilişkilerini etkilemesi ve vatandaşlar arası ilişkilerin dışına çıkarak başka ülke vatandaşları arasındaki ilişkileri mutlak kılması ile birlikte vatandaşlık da dönüşmek durumunda kalmıştır. 87 Ulus devlet mekanizmasının ve yapılanmasının bir ürünü olan vatandaşlık kavramı daha üst anlamlarla bütünleşerek global bir anlam kazanmaya başlamıştır. Bu durumun temel nedeni bireyin yalnız kendi piyasasında/ülkesinde bir üretici ve/veya tüketici olmakla kalmayıp global bir üretici ve tüketici olmasıdır. Tercih ettiği ürün skalası, kullandığı sosyal medya ağı, tükettiği kültür ürünleri globaldir; bu yönü ile global bir piyasanın aktörüdür. Aynı zamanda satın aldığı şirketin hisse senedi, bankadan aldığı kredi ve tercih ettiği banka açısından da global bir aktördür. Bu durum bireyin ulusal vatandaşlık tanımı ile sınırlandırılmasını önlemektedir. Ancak tüm bunlarla birlikte Kapitalizm in ilk gelişimi ulus devlet ile birlikte başlamıştır. 87 XXI. Yüzyıl da vatandaşlık daha etkin ve daha ciddi dönüşümler gerçekleştirmeye başlamıştır. Her anlamda vatandaş devlete karşı sorumlu iken devletin de vatandaşa karşı sorumlu olduğu ilişki doğmaya başlamıştır. Bununla birlikte vatandaş mensubu olmadığı piyasaların/ülkelerin eşitlik haklarından da yararlanma ve daha üst kimlikle piyasa ekonomisinde yer alma şansına erişmiştir. 32

41 Kapitalizm in Gelişimi, Ulus un Doğumu ve Piyasa; Kapitalizm in gelişim süreci temelde ilk artı değerin oluştuğu feodal toplumun içerisinde para ekonomisine geçiş ile birlikte başlamıştır. 88 Madeni para kullanımı ilk kez Antik Çağ ile birlikte başlamış; kapital (sermaye) ilk olarak para ile oluşmuştur. Ancak kapitalin (sermayenin) bir sistem ortaya koyabilmesi klasik devlet yapılanması içerisinde ve hür girişim (teşebbüs) olmaksızın gerçekleşememiştir. Bu nedenle Kapitalizm için paranın varlığı tek başına yeterli olmamıştır. Kapitalizm ilk olarak şirketin oluşumu ve faaliyetleri ile birlikte etkin olmaya başlamış ve spekülasyon güdüsü ile hareket eden tüccarların birleşerek bir örgütlenme kurmaları ile birlikte temelleri atılmıştır Para ekonomisine geçiş temelde çok yönlü bir süreçtir ve para ekonomisinin oluşumunun serbest piyasa ekonomisi öncesinde uzanan temelleri mevcuttur. Bu kapsamda para ekonomisi salt serbest piyasa ekonomisi ve/veya Kapitalizm içerisinde oluşan bir yapılanma olmamakla birlikte; Kapitalizm i ve serbest piyasa ekonomisini tetikleyen bir yapılanmadır. Para ekonomisi değerin sembolize edilmesi ile oluşmakla birlikte; özellikle bankacılık ve kaydi para ile birlikte değerden değer üretebilen bir mekanizma oluşturmuştur ki serbest piyasa ekonomisini geliştiren en temel uygulama kaydi paradır. Para ekonomisinin uygarlık mekanizmasını değiştirmeye başlaması İlk Çağ ile birlikte başlamıştır; ancak altının fiili kullanımından banknot kullanımına geçilmesi ile birlikte ekonomi çok daha ciddi bir hızla gelişmiştir. Para ekonomisinde gelinen bir diğer önemli aşama ise dijital paradır. Dijital para uygulaması sirkülasyonun daha hızlı gerçekleşmesi ve kaydi para yapısının daha etkin olmasını tetiklemiş; aynı zamanda sanal para oluşumuna da yol açmıştır. Dijital paranın etkin kullanımı sanal BG (banka teminat mektubu) yaratılması ve offshore şirketlerin başta BG (banka teminat mektubu) ve L/C (akreditif) kullanarak para aklamasına ve de spekülasyon gerçekleştirmesine de koşul oluşturmuştur. Bu yönü ile aslında tüm Dünya da finans piyasalarında; piyasaya girip çıkan enformal (kayıt dışı) bir kapital yapısı bulunmaktadır; ki bu durum piyasaları spekülatif hatta zaman zaman manipülatif bir yapıya büründürmektedir. Aynı zamanda Dünya GDP sine yaklaşan offshore kapital yapısı 2013 itibariyle olmasa da 2020 gibi ciddi kırılganlıklar yaratacak boyuta ulaşacaktır. 89 Şirket ve şirketleşme, şirketin tüzel kişiliği ve hakları serbest piyasa ekonomisinin temelidir. Bu durum bir anlamda şirketin ve şirketin tüzel kişi olarak başta devlete ve bürokrasiye karşı haklarının demokrasi ile de doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Şirketleşme hakkı ve şirket hakları demokrasinin doğrudan tezahürüdür. Bu kapsamda piyasaların/ülkelerin ticaret hukukları ve kanunları ile kapital (sermaye) piyasaları yapıları demokrasi seviyeleri ile doğru orantılıdır. Bireylerin şirketleşme ve şirket bünyesinde faaliyet gösterme hakları bürokrasi haricinde var olmaları anlamını taşımaktadır. 33

42 Şirketin oluşmaya başladığı dönemlerde ve süreç içerisinde bankalar da oluşmuş ve bankacılık para yaratan bir süreç haline gelmiştir. Bu durum ekonomideki sirkülasyonu arttırmakla birlikte piyasada genişlemeyi ve mevcut yaşam standartlarının artmasını da sağlamıştır. Mevcut yaşam standartlarının artması tüketimin artmasını, tüketimin artması üretimin ve ticaretin artmasını, ticaretin artması ise gelirin artmasını tetiklemiştir. Süreç içerisinde piyasa oluşmaya ve yapılanmaya başlamıştır. Temelde ulus ile piyasa da özdeş bir oluşumdur. 90 Zira ulus gümrük ile korunan ve gümrük yapısının çatısı altında, ulusun egemenlik haklarına haiz olduğu, ülke sınırları içerisinde devletin aldığı vergiler haricinde herhangi bir vergi ve/veya piyasa engeli bulunmayan bir yapıdır. Bu yönü ile birlikte ulus ve piyasa temelde aynı anda ve iç içe oluşmuştur. 91 Ortaçağ içerisinde egemenlik haklarını tanrıdan alan kralların da meşruluğunun sorgulanması; temelde meşruluğun tanrıdan bireye; yani aynı anda üretici ve tüketici olan ekonomik aktöre devri ile gerçekleşmiştir. Meşruluğun kaynağı vergi veren bireydir. Bireyse hem toplumun bir parçası hem de toplumun/ulusun varlığından ayrı bir alana, mülkiyet hakkına sahip olan aktördür Ulus ve piyasanın özdeşliği her ne kadar salt ulus devlet mekanizmasının bir getisi olarak görülse de; temelde ulus devlet sonrasında da mevcuttur. Amerika, Kanada ve Meksika arasındaki NAFTA ilerleyen süreçlerde bir Kuzey Amerika vatandaşlık anlayışı oluşturacaktır; bu durumun somut göstergelerinden bir tanesi (her ne kadar başarısız da olsa) Avrupa vatandaşlığı realitesidir. 91 Genel olarak politika bilimciler ulus devlet yapısını tanımlarken ulus piyasa yapısını gözden kaçırmaktadırlar. Zira ulus bayrak, dil, gelenekler gibi bütünlük haricinde tek piyasa yapısını da yansıtmaktadır. Bu kapsamda ulusun aynı zamanda piyasa mekanizması olarak da değerlendirmek gerekmektedir. 92 İlk parlamento örgütlenmesi de bu düşünce ile oluşmuş, gelişmiş ve yapılanmıştır. Başta vergi kararları olmak üzere toplumu ilgilendiren karar ve kanunların toplum iradesi ile birlikte alınması piyasanın derinleşmesi ve bireyin aynı zamanda hem üretim sürecine hem de tüketim sürecine dahil olması ile birlikte gerçekleşmiştir. 34

43 Kapitalizm in oluşumu incelendiğinde, Kapitalizm ve ulus oluşumunun paralel ilerlediği ve parlamenter sistemin de sürecin bir getirisi olduğu gözlemlenmektedir. 93 Kapitalizm in oluşum süreci incelendiğinde genel olarak Endüstri Devrimi ile birlikte başlayan sürecin yapılandırdığı bir oluşum olduğu düşünülür. Ancak genel ve ana hatları ile bakıldığında Kapitalizm; Endüstri Devrimi öncesinde uluslararası ticaret başladığında ve Amerika Kıtası keşfedildiğinde oluşmaya ve gelişmeye başlamıştır. 94 Endüstri Devrimi kapitali (sermayeyi) oluşturmamıştır, gelişen kapital (sermaye) teknolojiyi tetikleyerek Endüstri Devrimi ni oluşturmuş, Endüstri Devrimi ile birlikte gelişen teknoloji kapitalin (sermayenin) gelişimini hızlandırmıştır. Bu süreç içerisinde şirket devlet karşısında güç kazanmakla birlikte yasal olarak bir tüzel kişilik haline gelmiştir Parlamenter demokrasi serbest piyasa ekonomisinin bir sonucu ve getirisidir. Bu kapsamda bakıldığında ise demokrasi Kapitalizm İn yaratmış olduğu bir kavramdır. Genel ve en yalın anlamı ile halkın egemenliği olarak tanımlanan demokrasi; temelde üretim ilişkilerinde yer alan üreticilerin ve tüketicilerin egemenliği; bir anlamda piyasanın egemenliğidir. Kapitalizm i ve serbest piyasa ekonomisini içselleştiremeyen toplumların eksik demokrasilere ve demokrasi açıklarına sahip, işlemeyen demokrasilerinin olmasının temel nedeni de budur. Demokrasi gelişen ekonomiler inşa edebilecek bir sistem değildir, gelişen ekonomiler piyasanın talepleri doğrultusunda demokrasi inşa eder ve oluştururlar. Demokrasi kural, çerçeve ve yapıları da piyasanın dönüşümü ile birlikte yapılanırlar. 94 Endüstri Devrimi Kapitalizm i tetiklemiş olmakla birlikte Kapitalizm ve Endüstri Devrimi birbirlerinin koşullarını oluşturmuştur. Endüstrinin gelişimi de bir anlamda kapitalle ilgilidir; zira Endüstri Devrimi tüketim malları temelli değil; doğrudan yatırım malları temelli oluşmuş ve gelişmiştir. İlk olarak madenlerde su tahliyesi amacıyla su pompalarının üretilmesi ile birlikte gelişmeye başlayan buhar teknolojisi; daha sonra fabrikalarda ve tarlalarda emeğin yerini alması amacıyla geliştirilmiştir. Endüstri Devrimi; tamamen teknolojinin emeği ikamesi amaçlı bir düşüncenin ürünüdür; ana odağı maliyetin minimalize edilmesi ve verimliliğin yükseltilmesidir. 95 Kapitalizm bu kapsamda kişinin kendi geliştirdiği üretim teknolojileri ve üretim araçları üzerindeki mülkiyet haklarının korunmasını gerekli ve zorunlu kılmaktadır ki; temelde demokrasinin özü de bireyin mülkiyet hakları başta olmak üzere, birey haklarının topluma ve devlete karşı da korunmasıdır. 35

44 Bankalar ve bankacılık sistemi Endüstri Devrimi nin çok daha öncesinde mevcuttur. Dönem itibari ile bankacılık mekanizmasının gelişimi için gelişmiş ve standartlaşmış bir para ekonomisinin oluşması yeterlidir ki; bu kapsamda analiz edildiğinde bankacılık siteminin ilk olarak Roma da gelişim gösterdiği görülmektedir. 96 Roma da gelişen bankacılık sistemi Roma nın çöküşünden sonra da farklı versiyonlarla devam etmiştir. Hatta oluşan commendalar 97 bu kapsamda banka benzeri yapılardan da borç alarak faaliyetlerine devam etmişlerdir. Parayı doğuran üç şey vardır; biri draphane, ikincisi hazine veya maliye bankaları (çünkü bunlar kağıt paranın kaynağıdır), üçüncüsü de şu ya da bu türlü bankalardır. Eskilik sırasına bakarsak, bankalar darphanelerden sonra ortaya çıkmıştır ve tıpkı darphane gibi banka da çok eski bir fikirdir. Roma döneminde bankaların ağırlıklı bir varlığı söz konusuydu. Sonra Ortaçağ da, ticaret tehlikeli bir iş haline dönüşüp borç vermek de dinsel itirazlarla karşılaşınca, önemini biraz kaybetmiştir. Rönesans la birlikte tıpkı ticaret gibi o da dirilmiş, dinsel itirazlar da doğal olarak parasal avantaj karşısında gerilemiştir. Eğer iş dallarına etnik kökenler aramak mümkünse, bankacılık İtalyanlara aittir Geçmişte Babil dahil olmak üzere pek çok uygarlık ve toplumda bankacılık mevcuttur. Ancak bankacılığın asıl olarak Roma ile birlikte etkin olmaya başladığı ve paranın standartlaştığı gözlemlenmektedir. 97 Commenda: riskkapitali (sermayesi) benzeri bir oluşumdur. Kapital (sermaye) sahibi birden çok tüccarın bir araya gelerek bir iş için ortak kapital (sermaye) ve organizasyon yapısı yaratmalarıdır. XIV. Yüzyıl da oldukça yaygın olarak İtalya başta olmak üzere Avrupa da görülen ticari organizasyonlardır ve şirketlerin öncüleridirler. Commendalar giderek dönüşmüşler ve birçok küçük yatırımcının borç verdikleri ve oluşan yapıdan pay aldıkları havuz sistemi ile çalışan bir yapıya da oluşturmuşlardır. 98 John Kenneth GAKBRAITH, Para (Nereden Gelir, Nereye Gider), Altın Kitaplar, İstanbul, 1990, s. 27 Para konusunda John Kenneth GALBRAITH in çalışmaları gerçekten önemlidir. Ancak özellikle son kuşak bilim adamlarından Naill FERGUSON da para konusunda ufkumuzu genişleten çalışmalar sunmaktadır. Gerçekten de paranın tarihsel gelişimi analiz edildiğinde yerleşik yaşama geçiş ile birlikte kaydedilen en önemli gelişmedir ve tüm devrimlerin kaynağıdır 36

45 Bankacılık sisteminin genel olarak Endüstri Devrimi öncesinde var olduğu ve Endüstri Devrimi sırasında buhar makinesi dahil olmak üzere tel çit örme makineleri, tezgahlar ve çeşitli teknolojik ürünler üzerinde çalışan mühendis gruplarına borç verdikleri ve finansman sağladıkları göz önüne alınırsa Kapitalizm in Endüstri Devrimi öncesine hatta Ticaret Devrimi ile birlikte başladığı görülecektir. Teknolojik seviyenin gelişmesi başlangıçta yatırım mallarında başlamış, gelişmiş ve nitelikli yatırım mallarının üretimi, daha gelişmiş ve ucuz tüketim mallarının üretimini mümkün kılmıştır. 99 Üretim mekanizmasındaki dönüşüm ile birlikte içeride mevcut piyasa da derinleşmeye başlamıştır. 100 Bu durum ülke içerisinde yabancı üreticilerin ve tüccarların, yabancı menşeli ürünleri satması durumunu da beraberinde getirmiştir ki; bu durumda piyasanın korunması fikri oluşmuştur. Ülke sınırları dahilinde gelişen gümrük mekanizması ise bu sistem temelinde gelişmeye başlamıştır Bu konuda buhar makineleri örnek verilebilir. Buhar makineleri ile birlikte başta tekstil olmak üzere hemen her sektörde ciddi bir gelişme sağlanmıştır. Bu durum hızla ilerleyen bir mekanizmanın oluşmasını sağlamıştır. Buhar makinesi daha ucuz maliyetle daha kaliteli kumaş dokunmasını mümkün kılarken, daha verimli üretilen ucuz ve kaliteli kumaş, daha çok kıyafet üretilmesine de koşul hazırlamış, bu da talebi arttırmıştır. Artan talep arzı beslemiş ve giderek gelişen döngü başlamıştır. Bu durum para sirkülasyonunun giderek hızlanmasına, derinleşmesine ve genişlemesine neden olmuştur. 100 Yatırım mallarındaki ilerleme; tüketim mallarına yansıyarak piyasada tüketim mallarının ucuzlamasını sağlamış, tüketim mallarında arz yönlü bir patlama gerçekleşmiştir. Tüketim mallarındaki bu bolluk tüketim alışkanlıklarını da etkileyerek ekonomideki sirkülasyonu ve dolayısıyla para ekonomisinin yapısını da etkilemiştir. Sirkülasyonun hızlanması ekonomik ilişkilerde şirketin bir aktör olmasında önemli bir etken olmuştur. 101 Gümrüğün oluşumu her anlamda doğrudan ulus devletle ilgilidir. Gümrük ile birlikte ulusal korumacılık uygulanarak piyasa doğrudan rekabete arşı korunmuş ve rekabete karşı korunan piyasa devlet eliyle desteklenerek vergi gelirlerinin devamlılığı sağlanmaya çalışılmıştır. Devletin bu konudaki amacı vergileri ile beslendiği piyasayı korumaktır. Bu konuda Kapitalizm i ve serbest piyasa ekonomisini hiçbir zaman içselleştirememiş Osmanlı nın gümrük yapısını piyasa aleyhinde kurgulaması da temelde açıktır. Kısa vadede sistemi besleyen; ancak uzun vadede piyasayı bozan gümrük uygulamaları piyasanın aleyhinde ancak bürokrasinin lehinde bir yapı oluşturmuştur. Bu kapsamda Türkiye nin dış ticaret sorunsalı da temelde doğrudan bürokrasi sorunsalı ile yakından ilişkilidir. Türk bürokrasisi oligarşik yapısını Osmanlı dan bu güne devam ettirerek piyasanın önündeki en önemli engel olmuştur ve olmaktadır. 37

46 Süreç içerisinde şirketlerin kendi sınırları dahilindeki faaliyetler kamu vergisine tabi olurken yurtdışına satış yapmaları da belirli bir süre sonra desteklenmeye başlamıştır. Giderek gelişen süreçte Merkantilizm oluşmuş ve mümkün olduğu kadar fazla mal ihraç ederek, mümkün olduğu kadar az mal ithal etmenin (değerli maden gelirleri ile) zenginleşmeye yol açacağı ve ekonomide devletin piyasaya yön veren bir yapıda olmasının ekonomiye güç kazandıracağı görüşü doğmuştur. 102 Tüm bu görüşler giderek gelişirken servetin de ölçülmesi gündeme gelmiş ve servet sahip olunan altın ve daha sonra da gümüş stoku ile ölçülmeye çalışılarak ekonomik gelişmelerin açıklanması ve büyüme sağlanmaya çalışılmıştır. Büyüme ve gelişme düşüncesi de bu dönem içerisinde oluşmuştur. Endüstri nin de gelişmeye başlaması, Amerika da ve diğer bölgelerde kolonilerin kurulmaya başlaması, ticaretin başta vergi yolu ile kamuya gelir yaratması ve piyasayı derinleştirmeye başlaması büyüme düşüncesine odaklanılmasına neden olmuştur. Büyüme ekonomide ciddi bir analiz konusu olmaktan ziyade bir amaç haline gelmeye başlamıştır Merkantilizm; teoride maksimum ihracat minimum ithalat prensibi ile cari denge temelinde kurgulanmış olması ile mantıklıdır; ancak sistem aşırı korumacılık ile birlikte yurt içerisinde etkisiz ve verimsiz endüstri oluşturmaya elverişlidir. Aşırı korumacılığın ve değerli maden fetişizminin İspanya ve Portekiz deki etkileri ekonomi tarihi içerisinde son derece önemli çalışma alanlarındır. Özellikle tüm Avrupa yı etkileyen enflasyon dalgası Portekiz in ekonomi politikalarının doğrudan bir sonucudur. Amerika Kıtası nda yerleşik sistem ve piyasa oluşturmak yerine doğrudan yağmaya yönelen İspanya ve Portekiz, kısa vadede belirli kazanımlar elde etmekle birlikte uzun vadede ciddi bir ekonomik çöküş yaşamıştır. Aynı süreçte Amerika da başta tarım olmak üzere madencilik, hayvancılık ve belirli ölçülerde endüstri ile düzenli gelir elde etmeye yönelen ve koloni oluşturan İngiltere uzun vadeli bir piyasa oluşturarak ciddi kazanımlar elde etmiştir. Bu durum ekonomide gelişme ve ilerlemenin anlık kazanımlarla değil sistem kurgulanarak gerçekleştirildiğinin en primatif /ilkel kanıtıdır. Söz konusu kanıtların daha doğru okunması ve serbest piyasa ekonomisinin evriminin anlaşılması son derece önemlidir. Zira XXI. Yüzyıl sonrasında serbest piyasa ekonomisinin yönünün tahmini XV. Yüzyıl XX. Yüzyıl arasındaki ekonomik sürecin evriminin anlaşılması ile korelasyoneldir. 103 XXI. Yüzyıl itibariyle büyüme ekonomilerin temel amacı olmakla birlikte; XXII. Yüzyıl itibariyle temel sorunsalları olacak gibi görünmektedir. Zira ülkelerin sınırlarının giderek zayıfladığı Dünya da ekonomik ilişkiler bölgesel ekonomi alanları ile iç içe geçmekte ve karmaşıklaşmaktadır itibariyle ekonomik göstergelerden okunduğu üzere Almanya nın Avrupa da büyümesi diğer Avrupa ekonomilerini olumsuz etkilemektedir; benzer şekilde ilerleyen süreçlerde ekonomik alanlar içerisindeki büyüme çakışmaları ve sektör çakışmaları regülasyonu olumsuz etkileyen sorunsallar olacaktır. 38

47 İlerleyen süreç dahilinde büyüme başlarken devlet kontrollerinin yapısı sorgulanmaya başlamıştır. Devletin kontrolü ve piyasa mekanizmasındaki rolü başta Adam SMITH olmak üzere dönemin önemli ekonomistleri tarafından sorgulanarak devlet kontrollerinin etkileri anlaşılmaya çalışılmıştır. Devlet kontrolünün ekonomideki uygulamalarının piyasadaki rekabeti etkilediği fark edilmiştir. Bu durum rekabetin piyasadaki etkileri üzerine odaklanılması ile birlikte piyasa mekanizmasını da inceleme konusu yapmıştır. Adam SMITH sonra, ardılı David RICARDO ile birlikte ekonominin ve uluslararası ticaretin daha teknik ve daha bilimsel analizleri gerçekleştirilerek piyasa ekonomisinin tanımlanması sağlanmıştır. 104 Piyasa mekanizmasının kendi haline bırakıldığında daha etkin işlediği, devlet mekanizmasının ise etkinliği bozduğu, devletin regülatör olarak kaldığı ve temel gereklilikleri yerine getirerek piyasayı kendi haline bıraktığında verimliliğin ve gelişmelerin arttığı düşüncesi oluşmuştur. Devam eden Liberal çalışma ve görüşmeler daha sonra özellikle Avrupa da Endüstri Devrimi nin etkilerinin hissedildiği Almanya ve Fransa da sınıf temelli olarak sorgulanmaya başlanmış ve odak konusu büyüme ve gelişme olmaktan çıkarak sınıflar olmaya başlamıştır. Endüstri Devrimi ile birlikte oluşan proleter sınıfın haklarının ve çıkarlarının korunması düşüncesi ve ideoloji bilimselliğin önüne geçerek ilk Sosyalist ve komin temelli çalışmalar oluşturulmaya başlanmıştır. 104 Piyasa ekonomisi XIX. Yüzyıl itibariyle tanımlanmış olsa da Türkiye, Arjantin, Yunanistan gibi ülkelerde sistem devlet tarafından tanımlanamamış ve anlaşılamamıştır. Serbest piyasa ekonomisinin anlaşılamaması Türkiye için bir rutindir. Zira bürokrasi politik (siyasal) zorlama ile 1980 sonrasında serbest piyasa ekonomisi ile tanışmıştır. Henüz arkaik formda olan serbest piyasa ekonomisi kuvvetle muhtemel bir yüz yıl kadar bu arkaik yapısını koruyacaktır. Türkiye nin piyasa sorunsalları kronik sorunsallar olup; devlet mekanizmasının serbest piyasa ekonomisine tam anlamı ile uyum sağlaması ile birlikte çözümlenebilecektir. Türkiye nin piyasa sorunsalları aynı zamanda sosyolojik kökenlidir. Kentleşmeyi ve ilerlemeyi Cumhuriyet Devrimi ile birlikte yaşayan Türkiye Cumhuriyeti; feodalizm ve feodalite ile mücadele etmektedir. Türkiye nin feodalite sorunsalı son derece ciddi ve önemli bir sorunsaldır. Niteliksiz bürokrasi, atıl devlet mekanizması, çarpık piyasa, regülasyondan uzak rekabet yapısı ve feodalite bir araya geldiğinde Türkiye nin kronik sorunsallarının beslendiği kaynakları oluşturmaktadır. 39

48 İlk sınıf temelli çalışmalar gerçekleştiren ve sınıfsal ilişkilere odaklanarak konuyu ve süreci ele alan bilim adamları/filozoflar daha çok sınıfsal ilişkilere odaklanarak tespitlerde bulunmuşlardır. Sınıfsal analizler; Pierre Joseph PROUDHON ve aynı yıllarda konu ile ilgili çalışmalar yapmış hatta Komünizm i sistematik bir yapıya büründürmüş olan Karl MARX ile (hatalı olarak) ana bakış açısı haline gelmeye başlamıştır. Avrupa da 1830 sonrasına başlayan işçi hareketleri sonrasında ideolojik bir oluşumla siyasal bir hal almış ve akabinde bir ekonomik sistemin temelleri atılmıştır. Söz konusu sistem; yani Komünizm 1917 sonrasına uygulanan Sosyalist politikalarla hayata geçirilmeye çalışılmış ve Kapitalizm büyük bir tepki ile yargılanmış hatta tüm sistem ve sorunların kaynağı olarak görülmüştür. 105 Kapitalizm in sorunsalların kaynağı olarak görülmeye başlaması alternatif bir ekonomi oluşturmaya çalışılması ile sonuçlanmıştır. 106 Avrupa da tüm bu gelişmeler yaşanırken ve 1917 sonrasına (ütopik ve realiteye dayanmayan bir yapıda da olsa) farklı bir ekonomik sistemin oluşması ile birlikte iki kutuplu bir çatışma ortamı yapılanmıştır. Kapitalizm den Komğünizm e kadar yer alan en uç skalalar arasında yer alan ekonomiler ise kendilerine has yapılar oluşturmuşlardır. 105 Kapitalizm ile birlikte belirli sınıfsal adaletsizliklerin ve mücadelelerin oluşmuş olduğu açıktır; ancak önemle ifade etmek gerekir ki tüm Dünya daki önemli teknolojik, sistemsel ve devrimsel gelişmeler Kapitalizm ile birlikte oluşmuş ve gelişmiştir. Başta parlamenter demokrasi olmak üzere politik gelişimler de varlıklarını serbest piyasa ekonomisine borçludurlar. Bu kapsamda Sovyet mantığı ile Kapitalizm in anlaşılmadan ve tam olarak analiz edilmeden yargılanması ve tüm üretimin, tüketimin, ekonomik ilişkilerin devlet tarafından düzenlenmesi, merkezi planlamaya dayalı ekonomi anlayışı Sovyet yönetiminde bireyi ironi gerçekleştirircesine bir araca dönüştürmüştür. Sistemde birey toplumun çıkarları için vardır ve birey mülkiyet haklarına sahip değildir. Dahası Sovyet sisteminde özel hukuk dahi yoktur. Söz konusu anlayış, özel girişimcilik ile gerçekleştirilen her girişimi etik dışı ve toplum zararına olarak tanımlamıştır. Sistemin bu yaklaşımı sonuç olarak 1991 sonrasında ardında ciddi yıkıntılar bırakmıştır. 106 Bir ekonomik sistemin teorik olarak kurgulanması ve akabinde yaşama geçirilmesi en azından yaşayan sistem dinamikken ve devinimine devam ederken mümkün değildir. Komünizm bu yönü ile hem reel hem de rasyonel değildir. 40

49 Kapitalizm in farklı versiyonları oluşmuştur. 107 Kapitalizm in farklı piyasalarda farklı uygulanması, farklı ekonomik sistem ve teamüllerin oluşmasına da neden olmuştur. Bu konuda daha net örnekler vermek gerekir ise; birbirlerine son derece yakın ve sınır komşusu olsalar da Alman Kapitalizmi ile Fransız Kapitalizmi birbirlerinden farklı yapıdadırlar. 108 Ancak tüm bu gelişmeler öncesinde çok daha önemli bir süreç yaşanmıştır. Uluslar ve ulusal yapılar oluşmaya başlamıştır. Özellikle devlet mekanizmasının dönüşümü ile birlikte ulus devletlerin oluşum süreçleri XV. Yüzyıl öncesinde gerçekleşen gelişmelerle yapılanmaya başlamıştır Ulus Devlet in Oluşum Süreci ve Piyasa; Her ne kadar konu üzerinde tartışmalar yaşasa da ulus devletin oluşumu tamamen piyasa oluşumu ile paraleldir. Zira ulus devletin oluşumu bir anlamda burjuvazinin oluşum ve gelişim tarihi ile paraleldir ve ulus devlet bir halk kurumudur. Halk genel olarak proleterya ve burjuvazi başta olmak üzere bürokratlar (küçük burjuvalar), köylüler ve aristokratlardan oluşsa da; aslında dönem itibari ile halk daha çok burjuvaları ve kentli nüfus ile birlikte proleterleri içine almaktadır. 109 Ekonomik güce karşın politik kazanımları devlet ve bürokrasi tarafından engellenen halkın mücadelesi sonuç olarak ulus devleti yaratmıştır. 107 Kapitalizm in farklı versiyonlarının oluşması temelde tarihsel ve kültüreldir. Bu kapsamda Kapitalizm in farklı versiyonlarının tarihsel ve antropolojik olarak incelenmesi gerekmektedir. 108 Bu sistemin farklılığı kamu örgütlenmesi ve şirket yapıları başta olmak üzere hemen her alanda görülebilir. 109 Bir ülkenin halkının bütünlüğü, sınıflar arası geçişin kolaylığı ve meslek örgütlerinin sınıfsal bir hakimiyete sahip olmaması ülke yapısıyla ilgili son derece önemli göstergelerdir. Halkın prolterya (işçi sınıfı) ve köylülerden ibaret olduğunu savunan sığı Komünist anlayış bu yönü ile ciddi anlamda bilimsellik dışıdır. Bununla birlikte (özelikle Türkiye de ve Türkiye gibi ülkelerde 1960 kuşağından kalma, serbest piyasa ekonomisi ve reel ekonomiye son derece yabancı olan akademik ekonomist (?) güruhun) reel ekonomiye yabancılaşarak sınıflar arası çatışmaya odaklanmaları da salt ideolojiktir. Sınıflar arası çatışmalar doğal olduğu kadar sınıfların ilişkileri ve birbirlerini geliştirmeleri, sınıf birliktelikleri de olağandır. 41

50 Ulus devletin oluşumu tarihsel analizlerde ortak dil, kültür, gelenekler ve politik iradeye bağlanmış olmasına karşın daha önce hemen hiçbir güç bir ulus devleti oluşturamamıştır. Zira Sümer den başlamakla birlikte Ortaçağ öncesi ve Ortaçağ devletlerinde de ortak dil ve kültür olmasına karşın ulus bilinci oluşamamıştır. 110 Ulus bilinci ise ancak Kapitalizm ile birlikte oluşabilmiştir. 111 Ulus devletin oluşum süreci incelendiğinde klasik görüşün ulus devleti Fransız Devrimi ne atfetmesine karşın, ulus devlet Fransız Devrimi öncesinde oluşmaya başlamıştır. 112 Ulus devletin en önemli getirisi cumhuriyet ve parlamenter demokrasi olmuştur. Sistemin monarşiye ve/veya devlet hegemonyasına karşı özel mülkiyeti koruması, kanunsuz vergi uygulamasını engellemesi önemli bir demokratik kazanım olmuş ve piyasanın dolayısı ile insanlığın gelişimini sağlamıştır, 113 Ulus devlet temelde ilk olarak monarşinin korunduğu İngiltere de Amerika ile eş zamanlı olarak oluşmaya başlamıştır. İlk kez toplum konulan vergiler karşısında monarşiyi kanunların sınırları dahilinde davranmaya itmiş ve kanunlar kral tarafından değil parlamento tarafından düzenlenmeye başlamıştır. Monarşizm kurallar bütünü çerçevesinde biçimlenmiştir ve Magna Carta ile birlikte Aslında başta Sümer den ve Antik Yunan Kent Devletleri (polis) itibariyle belirli bir vatandaşlık ve kısmen ulus kavramı oluşmuştur. Ancak oluşan kavram da doğrudan piyasa ile ilgilidir. Zira egemenlik altında olan alanda belirli bir piyasa bütünlüğü söz konusudur. Ancak ulus devletin oluşumu ve ulus anlayışının oluşumu vatandaşlık bilincinin oluşumu ve gelişimi ile de korelasyoneldir. 111 Bu yönü ile bakıldığında dünya Kapitalizm e çok şey borçludur. Zira başta bireyin başta mülkiyet hakları başta olmak üzere tüm haklarının güvence altına alınması ve bireyin girişim özgürlüğünün sağlanması son derece önemli bir uygarlık sürecinin başlamasına neden olmuştur. 112 Özellikle Amerikan Bağımsızlık ve Devrim Savaşı ( ) incelendiğinde ulus devletin ilk kez ve üstelik cumhuriyet olarak kurulduğu görülecektir. Tarihte ilk kez bir imparator olmadan ve bir cumhuriyet yapısı ile bir ülke kurulmuştur. 113 Bu kapsamda özellikle Türkiye gibi Kapitalizm i ve serbest piyasa ekonomisini henüz içselleştirememiş ülkelerde kamunun piyasaya karşı tek yanlı uygulamaları devam etmektedir. Bununla birlikte özellikle Uzakdoğu ülkelerindeki gelişmiş piyasa ekonomisine karşın devlet şirketler üzerinde egemen bir yapıya sahiptir ve ulusal çıkarları serbest piyasa ekonomisinin aleyhine kararlar almak pahasına korumaktadırlar. 42

51 sonrasına ulus devlet oluşmaya başlamıştır. Her ne kadar İngiltere de aristokratlar ve toprak sahipleri de bu sürece dahil olarak monarşinin karşısında yer alsa da ilerleyen süreçte İngiltere de gelişen burjuvazi bu süreci devam ettirmiş özellikle Endüstri Devrimi sonrasında kamunun kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesini engellemiştir. Ulus devletin oluşumu tüm Dünya da ve tüm piyasalarda/ülkelerde eş zamanlı olmamıştır. 114 Türkiye de ise kısmen mevcutsa da bugün hali hazırda tam olarak yapılanmış bir ulus devletten bahsetmek çok doğru değildir. Türkiye nin Osmanlı yıkıntıları üzerine kurulan bir ülke olduğu ve feodalizmi tam anlamı ile tasfiye edemediği dikkate alındığında ülkede bireyin hala belirli bir ailenin mensubu, belirli bir şeyhin müridi ve/veya belirli bir aşiretin üyesi olduğu, kentlerde ise (kırsalda olduğu gibi) tarikat mensupluğunun bulunduğu açıktır. Bu durum piyasada cemaat etkisini de beraberinde getirmektedir. Hatta Türkiye de bir cemaat ekonomisi mevcuttur ki bu durum serbest piyasa ekonomisinin gelişiminde ciddi bir risktir. Bu kapsamda Türkiye nin öncelikle piyasayı oluşturucu önlemlere gitmesi gerekmektedir. 115 Ulus devlet mekanizmalarının evrime tabi olduğu XXI. Yüzyıl da ulus devlet yapısını oturtamamış piyasalar/ülkeler farklı sıçramalar göstermektedir ve gelişimde egemen olan açık rekabet piyasasıdır. Rekabetin gelişim gösteremediği, burjivazinin (orta sınıfın) gelişemediği piyasalarda olumlu gelişmeler elde edilemez. 114 Piyasaların/ülkelerin farklı gelişim aşamaları ve koşullara sahip olması nedeni ile eş zamanlı bir gelişim beklemek de bilimsel değildir. Ancak gelişmeler, olaylar ve kavramlar birbirlerini etkilemişlerdir. 115 Türkiye de insan profilinin de çok ciddi sorunlara sahip olması ve insan kalitesinin de düşük olması ülkenin serbest piyasa ekonomisine tam anlamıyla entegre olmasını engellemektedir. Daha ciddi bir problemse ülkedeki politik (siyasal) partilerin niteliksiz olmasıdır. Ekonomi politikaları geliştiremeyen politik (siyasal) partiler, piyasaya uzak bürokrasi, el yordamıyla faaliyette bulunan KOBİ ler, ideolojik saflaşma ile kurulan kapital (sermaye) yapıları Türkiye nin gelişimi önündeki en önemli sosyolojik engellerdir. 43

52 Monarşinin Revizyonu ve Piyasa; Monarşilerin revizyonu Avrupa da ciddi sınıf savaşları sonucunda oluşabilmiştir. Amerika da ise monarşinin olmaması serbest piyasa ekonomisinin daha hızlı gelişmesi ve serbest piyasa ekonomisinin derinleşmesinde etkili olmuştur. 116 Devlet tamamen halk tarafından oluşturulmuştur. İngiltere başta olmak üzere Hollanda, Danimarka ve İsveç te ise monarşi devam ederken parlamenter demokrasi, monarşiyi denetim altına almıştır. 117 Süreç içerisine başta Fransa ve Almanya olmak üzere Kıta Avrupası ülkelerinde ise monarşi tamamen yok edilerek cumhuriyet kurulmuş ve cumhuriyet tamamen monarşinin yerini alarak parlamenter demokrasi ile desteklenmiştir Amerika Birleşik Devletleri nde serbest piyasa ekonomisinin gelişimi devrimsel olmuştur. Anti emperyalist bir savaş sonrasında kazanılan bağımsızlık ve akabinde yaşanan iç savaş Amerika nın gelişiminde oldukça önemlidir. Stabilizasyonun sağlanmasına müteakip İngiltere başta olmak üzere Avrupa dan kapital (sermaye) ithal eden ve teknoloji geliştirmeyi başaran Amerika Birleşik Devletleri son derece hızlı bir yükseliş kaydetmiştir. 117 Avrupa da monarşinin devam ettiği ülkelerde parlamenter sistemin monarşiyi denetim altına alabilmesinin en temel nedeni gelişen piyasadır. Burjuvazinin gelişimi politik sistem üzerinde doğrudan etki göstermiştir. Osmanlı da Meşrutiyet in başarılı olamamasındaki önemli temel etmenlerden bir tanesi de ulusal burjuvazinin oluşmamasıdır; ulusal burjuvazinin tam olarak gelişememiş olması 2013 itibariyle Türkiye için de geçerlidir. 118 Fransa ve Almanya da monarşinin tam anlamıyla yıkılması; devlet ile ilişkilidir. Gelişen burjuvazi Monarşi ile ortak bir zeminde bulunamamıştır; diğer önemli bir neden de bürokrasi dir. Özellikle Almanya da doğrudan ulusal bir burjuvazi oluşmuş ve devrimler jakoben bir yapıda gerçekleşmiştir. Sistem hukuksal açından da anliz edildiğinde Kıta Avrupası hukuk sistemi yapısı, İngiltere ve Amerika hukuk sistemi yapısından son derece farklıdır. Türkiye nin de muhafaza ettiği ve öykündüğü idare hukuku yapısı tamamen Kıta Avrupa temellidir. Bu durum bürokrasinin başlı başına sınıfsal bir karakter göstermesi ile ilgilidir. İdari vesayetin yasal olduğu Türk hukuk sisteminde bürokrasinin oligarşik yapısı hukuksal temellerle desteklenmektedir. Bürokrasinin dönüşüm gösteremediği ve kemikleşmiş yapısını devam ettirdiği Türkiye de kurumların kendilerine ait kurum kültürlerinin olmaması da (TSK ve TCMB hariç) ciddi bir sorunsaldır. Kurum kültüründen muaf, kimliksiz, kişiliksiz, omurgasız bürokrasi idari vesayeti çıkarları gereği politik/siyasi vesayet altında sürdürmektedir. Bürokrasinin kamu ve piyasa ile çelişen, çatışan çıkarları çoğu zaman kendisini göstermektedir. Özellikle 2013 itibariyle BOYNER Holding in sosyal gelişmeler karşısındaki tutumundan sonra vergi dairelerinin grup şirketlerine saldırmaları serbest piyasa ekonominin karşısındaki en önemli engellerden bir tanesinin bürokrasi olduğunu kanıtlar niteliktedir. Bürokrasi doğrudan kendi çıkarları doğrultusunda politik/siyasi iktidarın tetikçiliğini yürütmekte varlığını hangi ideolojiden olursa olsun politik/siyasi irade ile tevhit etmektedir. Türkiye deki çapsız, amaçsız ve politikasız bürokrasinin piyasa üzerindeki olumsuz etkileri ve şirketlere yönelik tetikçiliği ile ilgili bir çok örnek mevcuttur ve bu başlı başına bir tez ve araştırma konusudur. 44

53 Monarşinin revizyon süreci aslında üç ülkede devrimsel gelişmelerle gerçekleşmiştir. İlk olarak Amerika Birleşik Devletleri İngiltere monarşisini reddederek krallığın bir parçası olmayı reddetmiştir. Söz konusu savaşın temel nedeni İngiliz olmayı reddetme düşüncesi ve/veya herhangi bir ideoloji değildir. Tamamen ekonomik nedenlere dayanmaktadır. İngiltere Amerika daki üretimi denetim altında tutmakta; başta uluslararası ticaret olmak üzere hemen her ekonomik aktiviteyi gümrük uygulamaları ile denetlemekte idi. Amerika da başta kürk üretimi olmak üzere hemen tüm faaliyetler izne tabiydi ve daha da önemlisi Amerikalıların başta Avrupa olmak üzere Avustralya, Hindistan ve Ortadoğu ya ürün satmaları İngiltere tarafından engelleniyordu. 119 Daha da önemlisi Amerika nın ithalatı da tamamen İngiltere nin tekelinde idi. Gelişen Amerikan ekonomisi pul vergisi (stamp tax) ile birlikte 1773 te Boston Tea Party (Bostan Çay Partisi) ile birlikte doruğa ulaştı ve Amerika Birleşik Devletleri için bağımsızlığa giden süreç başladı. 119 Amerika Birleşik Devletleri kurtuluş savaşı aynı zamanda önemli bir Pazar savaşıdır ve kökenlerini piyasa savaşından alır. Bu yönü söz konusu kurtuluş savaşı; bir ulusun piyasalarda söz sahibi olma ve ticaret haklarını kullanma mücadelesidir. Amerikan Bağımsızlık savaşı bu yönü ile tamamen bir demokrasi mücadelesidir. Ulusal kimlik ekonomik bağımsızlık temelinde yükselmiştir. Amerika Birleşik Devletleri Kurtuluş Savaşı nın başarılı olmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi de kurtuluşun politik/siyasal bir kurtuluş olmasından ziyade ekonomik bağımsızlığı içermesidir. Amerikan Kurtuluş/Bağımsızlık Savaşı; Türk Kurtuluş/Bağımsızlık Savaşı ile karşılaştırıldığında her iki savaşın da devrimsel olmaları ana ortak noktalardır. Ancak Türk Kurtuluş Savaşı; özellikle feodalite başta olmak üzere irtica, Kürt faşizmi ve bürokrasi ile de mücadele etmek zorunda kalmıştır. Belirli bir piyasa oluşmaması ve Türk burjuvazisinin var olmaması Türk Kurtuluş Savaşı nın başarılı olmasına karşın ilerlemesinde en temel sorunsal oluş, sorunsallar Kemalizm ile çözümlenmeye çalışılmıştır. Ancak Kemalizm in tam olarak bir ekonomi politikasının olmaması ve Kemalizm i TSK haricinde hemen hiçbir kamu kurumunun anlayamamış ve içselleştirememiş olması Kemalizm in başarılı sonuçlar vermesini engellemiştir. Dahası CHP 1938 sonrasında ciddi bir bunalım yaşamış; özellikle 1960 sonrasında realist politikalar geliştirememiştir. Türkiye de ulusal bir ekonomi planının olmaması ve DPT nin Sovyet öykünmesi, piyasa ekonomisine yabancı başarısız uygulamaları da ülkeyi daha çok cemaat ekonomisine itmiştir. Türkiye de mevcut en önemli eksiklik laik liberal politik/siyasal parti ve ideolojidir. Türkiye de Liberalizm daha çok mevcut rejimle hesaplaşma arayışındaki çevrelerin sığındığı liman olmuş olup, aslında hiç biri liberal olmayan ve liberal ekonomiden anlamayan çevrelerin söylemi durumundadır. Bu yönü ile Türkiye nin en önemli ve en temel eksikliği reel liberalizmdir. 45

54 Bağımsızlık ile birlikte ekonomik gelişme de sağlanarak ciddi bir serbest piyasa ekonomisi oluştu sonrasında; çok kısa bir sürede New York uluslararası ticarette bir merkez konumuna gelmeye başladı ve daha sonra özellikle de 1830 laran sonra New York; Londra ya alternatif bir finans piyasası haline geldi. Daha sonra II. Dünya Savaşı ( ) sonrasında Amerika Birleşik Devletleri Avrupa üzerinde ciddi ve etkili bir müttefik; ancak Avrupa nın en önemli ticaret partneri haline geldi. Amerika Birleşik Devletleri nin serbest rekabet şansına sahip olması tamamen İngiltere ile başlattıkları bağımsızlık savaşının bir sonucu olarak elde edilen kazanımdır. 120 Amerika Birleşik Devletleri nde monarşinin revizyonu serbest piyasa ekonomisinin yapılanmasını ve derinleşmesini beraberinde getirirken; 1917 de Rusya da monarşinin revizyonu bambaşka bir sistemi oluşturmuştur. Marksist ideolojilerin etkisi ile birlikte Sovyet yapılanması doğmuş ve Rusya Sosyalist cumhuriyetler birliği haline gelerek Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği oluşmuştur. Serbest piyasa ekonomisinin tamamen etik dışı olarak görüldüğü ve İnsanlık için yeni bir ekonomik sistemin Kapitalizm tarafından atılan temeller üzerine yükseltilmesi tezi ile oluşan, oluşturulan Sovyetler Birliği özel mülkiyeti tamamen yasaklayarak tüm üretim araçları ve ilgili tüm mülkiyet yapıları üzerinde devletin egemenliği sağlanmıştır. Söz konusu sistem NEP 121 ile kısmen revize edilse de Sovyet uygulamalarında bir tutarsızlık söz konusu değildir. Hatta yabancı şirketlerin ilk başlarda petrol çıkartmalarına da izin verilerek sistemi ayakta tutacak kaynakların oluşturulması sağlanmıştır. 120 Tez içerisinde ifade edildiği üzere Amerika da serbest ticaret bu kapsamda özgürlük, demokrasi ve eşitlik ile eş değer anlamlara sahiptir. 121 NEP: New Economy Politics 46

55 Ancak sistem bürokrasiyi egemen kılmakla birlikte özel sektörü ve piyasa ekonomisini tamamen yok etmiştir. 122 Sistem arasında 74 (yetmiş dört) yıl varlığını sürdürebilmiş; ancak ilerleyen süreçte 1991 de tamamen ve büyük bir gürültü ile birlikte çökmüştür. Sistemin çöküşü ise ardında 2013 itibari ile hala serbest piyasa ekonomisine ve Kapitalizm e uyum sağlayamayan devletler başta Rusya olmak üzere Bağımsız Devletler Topluluğu nu oluşturan eski Doğu Bloğu ülkelerini bırakmıştır. Bugün başta eski Komünist Doğu Bloğu ülkeleri olan ve Avrupa Birliği çatısı altında yer alan Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler Avrupa Birliği dahilinde yer alsalar da serbest piyasa ekonomisinin realitelerine tam anlamı ile ayak uydurmakta zorluk çekmektedirler. 123 Özellikle Polonya başta olmak üzere endüstrilerinin gelişmiş olması ve yetişmiş işgücünde oldukça ileri olmalarına karşın piyasa ekonomisinin kültürel temelleri henüz gelişmemiştir. 124 Şirket kültürü, kurumsallaşma, kurumsal yönetim ilkelerinin oluşması ve yapılanması özellikle serbest piyasa ekonomilerine yeni entegre olan ülkelerde süreç gerektirir. 122 Modern bir toplumda etkin bir toplumda piyasa ekonomisinin bulunması aynı zamanda bir kültür sorunudur. Zira piyasa ekonomisi tamamen güvene dayalı ve kayıtlı bir mekanizmadır (tıpkı bankacılık müessesi gibi). Devletin tüm ekonomik sistemden tek başına sorumlu olduğu ve kontrol mekanizmaları geliştirdiği, aynı zamanda tüm vatandaşlara baklamla mükellef olduğu, vatandaşlarına devlet kurumlarında istihdam sağladığı bir ekonomide; girişimci, idealist ve fark yaratan bireyler değil, giderek tembel, niteliksiz ve hatta kişiliksizleşmiş bürokratlar yetişecektir. Serbest piyasa ekonomisi bir kültür meselesidir 123 Zira Avrupa Birliği nin kendisi de serbest piyasa ekonomisini tam anlamı egemen hale getirememektedir. Özellikle Fransa başta olmak üzere; kamuoyunun Sosyalist partilere olan ilgisi ve Avrupa Sosyalizmi Avrupa nın serbest piyasa ekonomisine entegre olabilmesinde en önemli engeller arasında yer almaktadır. Bu konuda İngiltere de İşçi Partisi nin Tony BLAIR ve Gordon BROWN sonrasındaki süreçte daha realist adımlar atması ve David CAMERON un önderliğinde Muhafazakar Parti nin tekrar iktidara gelmesi ile birlikte İngiltere ve Avrupa Birliği arasındaki ayrışma derinleşmektedir. 124 Serbest piyasa ekonomisinin oluşumu ve gelişimi zaman alan bir süreçtir. Özellikle piyasanın derinleşmesi yüzyıllardan daha uzun zamanlarda oluşur. 47

56 Monarşinin revizyonu ile ilgili bir diğer önemli bir örnek de Türkiye Cumhuriyeti dir. Özellikle I. Dünya Savaşı ( ) sonrasında Amerikan Bağımsızlık Savaşı ( ) benzeri bir savaşla, antiemperyalist bir mücadelenin sonucunda kurulmuştur. Ancak ciddi anlamda önemli farklar söz konusudur. Özellikle Amerika daki endüstriyelleşme ve serbest piyasa ekonomisinin varlığı Osmanlı üzerine kurulan Türkiye de mevcut değildir. Altyapı dahil olmak üzere bir çok konuda ciddi anlamda yetersizlik söz konusudur. Yetişmiş insan gücü, eğitimli insan gücü, ulusal burjuvazi, oluşmuş bir piyasa hatta düzenli işleyen bir para ekonomisi dahi söz konusu değildir. 125 Ciddi yetersizlikler içerisinde Cumhuriyet in kurulmuş olmasından sonra Türkiye nin önünde yer alan en önemli engel gelişen Dünya Ekonomisi ile entegre olmaktır. 126 Bu durm liberal politikalarla çözümlenmeye çalışılsa da Osmanlı dan devralınan ülkenin tam bir sefalet içerisinde olması ve altyapı yetersizlikleri devletçi politikaların oluşmasını zorunlu kılmıştır. Tüm bu süreç içerisinde Türkiye; kısmen de olsa serbest piyasa ekonomisine entegre olabilmiştir. Avrupa da (Özellikle Batı ve Kuzey Avrupa da) monarşi kendi içerisinde dönüşümler gerçekleştirerek serbest piyasa ekonomisine entegre olurken Avrupa dışındaki toplumlarda ülkelerin yenilenmeleri devrimle gerçekleşmiş ve monarşiler 125 Amerika da halkın İngiltere tarafından sömürülmüş olmasına benzer bir biçimde halk Osmanlı da özellikle saray tarafından sömürülmüştür. 126 Osmanlı dan alınan ülkenin durumu ciddi anlamda ağır koşulları içerisinde barındırmaktadır. Uzun yıllar boyu devam eden savaşların, açlık ve fakirliğin ağır ve yıpratıcı etkisi altında kalmış olan halk feodal Ortaçağ toplumlarından farksız bir yaşam standardına sahiptir. Dahası teolojik ve mitolojik düşünce mekanizmasının etkisini kırabilecek bir ilerleme de mevcut değildir. İstanbul ve kısmen Bursa da mukim çok az bir kentli nüfus dışında kent kültürü olmamakla birlikte; okuryazarlık dahi ciddi anlamda bir sorundur. On milyon civarı olan, savaş, kıtlık, açlık, yoksulluk ve cehaletin egemen olduğu toplumda okuryazar nüfusun genel nüfusa oranı yaklaşık %10,00 (yüzde on) civarındadır ve söz konusu okuryazar nüfus (?) ise an fazla adını yazabilecek ve okuyabilecek durumdadır. Tüm bu imkansızlıklar içerisinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti arasında ciddi anlamda bir ekonomik mucize gerçekleştirerek ciddi edinim ve kazanımlarda bulunmuştur. 48

57 tamamen tasfiye edilerek yeni bir sistem kurulabilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye nin serbest piyasa ekonomisine geçişleri de birbirinden farklıdır. Amerika nın 1783 sonrasında gelişmiş bir piyasa yapısı varken Türkiye nin 1923 sonrasında piyasa ekonomisini oluşturabilecek varlıkları, kurumları ve başta kapital (sermaye) olmak üzere teknoloji ve emek yapısı mevcut değildir. Türkiye Cumhuriyeti faktör donanımları bakımından son derece zayıftır. Bu durumdan mütevelli devletçi politikalar uygulanılarak serbest piyasa ekonomisinin gelişmesine olanak sağlayacak koşullar oluşturulmaya çalışılmıştır. Rusya da ise devrim çok daha farklı bir çizgide ilerlemiş ve Komünist Parti önderliğinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği oluşmuştur. Tarihsel süreç içerisinde yalnız üç ülkede monarşinin tasfiyesi devrimsel bir metotla gerçekleştirilmiştir. Rusya, Türkiye ve Çin Rusya; monarşiyi Bolşevik Devrimi ile başlayan süreçte Komünizm ile tasfiye ederken; Türkiye son derece realist bir metotla, serbest piyasa ekonomisine uygun devletçi bir anlayışla tasfiye etmiştir. Ancak Türkiye nin monarşiyi tasfiye sürecinde eski sistemden devraldığı bürokrasi ve sosyal sistem bugün en önemli sorunsallardır. Çin ise Rusya ya kısmen daha yakın bir metotla feodal ilişkileri tasfiyeye yönelmiştir. Ancak Çin in Rusya dan ayrılan en önemli özelliği özellikle 1980 sonrasında uyguladığı realist politikalardır. 127 Türkiye ise uygulamış olduğu politikalarla özellikle 1980 sonrasında belirli bir mesafe kat edebilmiş olsa da temelde çok da müspet bir sonuç elde edememiştir. Özellikle sosyal gelişim açısından tarikatlar, kadın hakları, birey hakları ve orta sınıfın gelişmişliği açısından Türkiye acınacak durumdadır 127 Çin ve Rusya arasındaki politika farkları ve Komünizm in farklı uygulamaları Rusya ve Çin arasında çatışmalara yol açmıştır. Hatta Arnavutluk ve Yugoslavya üzerinden çatışmışlardır. Bu süreç içerisinde Çin in uygulamalarının ve serbest piyasa ekonomisine yönelmesinin daha mantıklı ve realist bir uygulama olduğu açık olarak görülmüştür. Ancak Çin in önünde henüz kat edilecek oldukça önemli bir yol bulunmaktadır. Zira Çin; 2015 itibariyle artık Dünya nın üretim merkezi olmaktan çok Tüketim merkezi olmaya yönelecektir. Kısa bir süre sonra önemli bir Pazar olacak olan Çin in korumacılığa yönelmesi ve Post Merkantilist politikalar uygulaması tüm Dünya ekonomisi açısından bir risktir. 49

58 Monarşi den Cumhuriyet e Geçiş Süreci ve Piyasa; Monarşilerden Cumhuriyet e geçiş süreçleri farklılıklar göstermiştir. 128 Bu kapsamda özellikle Fransa, Almanya, Türkiye, Rusya, İtalya ve Yunanistan (Avrupa daki diğer örneklerden) farklılık teşkil etmektedir. 129 Söz konusu ülkeler monarşilere son vererek; cumhuriyeti oluşturmuşlardır. 130 Bu açıdan bakıldığında; Fransa monarşiye son veren ve monarşiyi tamamen devirerek cumhuriyeti oluşturan ilk ülkedir. Devrim jakoben bir yapıda gerçekleşmiş olmakla birlikte monarşiye son verilmesi başta Türkiye ve Rusya da da ilham kaynağı olmuştur. Fransa da monarşinin lağvedilmesi sonrasında oluşturulan devlet mekanizması ve bürokrasi ulus devlet modelinin ilk uygulamalarından biridir. 131 Serbest piyasa ekonomisine uygun bir yapı oluşturulmakla birlikte 1848 İç savaşı ve sınıfsal karmaşa Fransa da ilerleyen süreçte etkili olmuştur. Ancak buna karşın Fransa başta emperyalist politikalarla Afrika ülkeleri üzerinde sömürü faaliyetlerinde bulunarak belirli bir ekonomi politikası izlemiştir. Cezayir başta olmak üzere Tunus, Fas ve Afrika üzerinde etkili 128 Monarşilerin ayakta kalmaları piyasa ekonomisine entegreolabilmeleri gerçekleşmiştir. İngiltere de, Hollanda da, İsveç te uzlaşı ortamı oluşurken Fransa, Almanya, Türkiye ve Rusya da uzlaşı ortamı oluşmamış, monarşiler devrilerek tamamen tasfiye edilmişlerdir. 129 Fransa da daha çok sınıfsal bir tepki olurken Türkiye de tepki sınıfsalın ötesindedir. Zira Osmanlı hanedanlığı ulusa karşı tavır alarak müttefik devletlerin bir aygıtı konumuna gelmiş, hatta ulusal kurtuluş ve bağımsızlık savaşı veren Ordu ya yönelik mücadele içerine girmiştir. 130 Türkiye ve Yunanistan daki Cumhuriyet uygulamaları darbelerle belirli kesintilere uğramıştır. Özellikle Türkiye de darbeler serbest piyasa ekonomisinde olumsuz etkilere yol açsa da; özellikle 1980 Darbesi nin tüm anti demokratik uygulamalarına karşın serbest piyasa ekonomisini destekler nitelikte olması piyasa açısından ender kazanımlardan biridir. 131 Fransız Devrimi (1789) Türk Devrimi için bir ilham kaynağı olmuştur. Ancak Türk Devrimi nin en önemli sorunsalı özgün bir orta sınıfın ve kapital (sermaye) birikiminin olmamasıdır. Türk Devrimi bu yönü ile kapital (sermaye) oluşturmaya yönelik hamlelerde bulunmuş ancak bu konuda çok da başarılı sonuçlar elde edememiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı ( ) ile birlikte makro etkilerle ülke ekonomisi sürekli kötüleşmiştir. Ülke ekonomisinin kötüleşmesi, Sovyet tehdidi ve Amerika Birleşik Devletleri baskısı ile çok partili politik yaşama geçiş ile birlikte oluşan popülist DP politikaları ülkeyi sürekli ekonomik çıkmazlara sürüklemiştir. Ekonomik çıkmazların bir çözümü olarak İthal İkameci ekonomi politikasının benimsenmesi ise ayrıca bir ekonomik hata olarak uygulanmıştır. 50

59 olmaya çalışsa da; piyasayı derinleştirerek değil, Roma hakimiyet mantığı ile hareket etmiş olması nedeni ile ekonomik bir sistem kurgulayamamıştır. 132 Fransa nın XXI. Yüzyıl başından itibaren ekonomik gerileme yaşamasının temel nedeni serbest piyasa ekonomisindeki rekabetçi yapısını kaybetmesidir. Bütçe açıklarının artması ve yatırımların verimliliklerinin düşmesi gelecekte Fransa ekonomisinin temel sorunlarını oluşturacaktır. 133 İtalya ise; Avrupa da Fransa, Almanya ve Türkiye gibi monarşiyi tasfiye den ülkeler arasındadır. Roma mirasının üzerine inşa edilmiş olan ülke 1861 de İtalya Krallığı nı kurmuş; ancak ilerleyen süreçte monarşi denemesinden vazgeçmiştir. İtalya endüstriyel gelişim süreci içerisinde çok gelişmiş gibi durmasa ve 2000 sonrasında art arda krizler yaşasa da Fransa ile karşılaştırıldığında yapısal olarak daha avantajlı durumda ve gelişime daha açıktır. 134 İtalya nın Türkiye ve Arjantin gibi önemli sorunsallarından biri politikaların entelektüel bir alt yapısının olmaması ve popülist politikaların uygulanmasıdır. Avrupa Birliği nin kurucu ülkelerinden biri olan İtalya nın Avrupa Birliği içerisinde ciddi bir etkinliği de bulunmamaktadır ekonomik göstergeleri incelendiğinde Fransa nın ciddi bir ekonomik sorunsalla karşı karşıya olduğu görülmektedir. Avrupa Birliği uygulamaları ve Almanya nın etkisi ile sorunlar kısmen ertelenerek uzun vadeli problemlere kısa vadeli çözümler geliştirilse de uzun vadede Fransız ekonomisi olumlu bir yönelim göstermemektedir. Özellikle üretim endeksi, fiyat endeksi, maliyetler, enflasyon ve sirkülasyon Fransa da ciddi bir risk haline gelmiştir. Fransa nın 2020 gibi ciddi bir türbülans yaşaması ve kırılganlıkla karşı karşıya kalması muhtemeldir. Fransa daki ekonominin yapısal ekonomi politikaları gerektirdiği açıktır; ancak özellikle Avrupa Birliği nin öncül ülkelerinden biri olmasına karşın kendi içerisinde de riskler barındırması risklerin Avrupa Birliği ne yayılmasını da olası kılmaktadır. Şayet Almanya da ciddi bir ekonomik resesyon gerçekleşir ise ve durum Fransa nın kırılganlığı ile birleşir ve Fransa daki riskleri tetiklerse Avrupa daki çatlak tüm bir Euro alanını son derece olumsuz etkileyecektir. 133 Fransa daki yatırım verimliliği ve piyasa mekanizmasındaki çatlaklıklar hala gözlemlenen önemli risklerdendir. Aynı zamanda Fransa nın Sosyalist ağırlıklı politik tercihleri ve uygulamaları da önemli politik riskler arasında yer almaktadır itibariyle İtalya nın riskleri piyasada Fransa dan daha yüksek algılansa da; temelde İtalya nın kırılganlığı daha çok cari açıklar ve kısa vadeli finansman sorunsallarından kaynaklanmaktadır. İtalya nın endüstriyel yapısı Fransa ya nazaran daha yenilenebilir, yenilikçi ve avantajlıdır. 51

60 Almanya ise Avrupa Birliği nde en etkin ülke konumunda olmakla birlikte Alman monarşisi; Alman İmparatorluğu ( ) sonrasına Weimar Cumhuriyeti ( ) ile son bulmuştur. Ancak Almanya kendine has serbest piyasa ekonomisi yapısı ile birlikte sürekli devinen bir yapıya sahiptir. II. Dünya Savaşı ( ) sonrası bölünen ve 1989 itibari ile tekrar birleşen ülke, Avrupa Birliği ülkeleri ile ayrışım içerisindedir. Yunanistan ise monarşi, cumhuriyet, serbest piyasa ekonomisi ya da demokrasi gibi hemen hiçbir kavramı tam olarak yapılandıramamıştır. Yaklaşık 500 yıl kadar Osmanlı egemenliğine kalan ülke, daha sonra İngiltere destekli olarak bağımsızlık kazanmış, I. Dünya Savaşı ( ) sırasında ittifak güçlerinin safında yer almıştır. Sürekli iç çatışmalar yaşayan Yunanistan disiplinsiz bir piyasa yapısına sahip olmakla birlikte başta Endüstri Devrimi olmak üzere hiçbir ekonomik dönüşüm sürecinde aktif bir gelişme gösterememiştir. Soğuk Savaş ( ) süresinde Komünizm tehlikesi nedeni ile Amerikan ve yardımları almış olan ülke özellikle İç Savaş ( ) sonrasında ciddi kayıplar yaşamıştır. Hemen hiçbir zaman serbest piyasa ekonomisinde aktif bir yapıya sahip olamayan ülke 1981 den bu yana Avrupa Birliği destek ve fonları ile sübvanse edilmektedir. 135 Monarşilerin korunduğu Batı Avrupa ülkeleri (İngiltere, Hollanda, İsveç, vs.) ile bir Uzakdoğu ülkesi olan Japonya ayrıca önemli örnekler arasında yer almaktadır. Bu ülkelerde her ne kadar monarşiler devam etse de monarşilerin ardında, monarşinin hareket alanını belirleyen güçler mevcuttur. Serbest piyasa ekonomisinde monarşilerin ya da cumhuriyetlerin çok büyük ayrımları yoktur. Sistemin monarşi üzerine mi yoksa cumhuriyet üzerine mi 135 Özellikle üretkenliğin ve verimliliğin son derece önemli bir problem olduğu Yunanistan ekonomisinin son derece ciddi krizlere gebe olduğu açıktır. Ekonomi ciddi, teknik ve ileri düzeyde matematiksel ve istatistiksel analiz, hesaplama ve planlama gerektirmekle birlikte aynı zamanda bir kültür meselesidir. Zira ekonomiler bir organizma olan toplumların kültürleri ile paraleldir. Bu kapsamda bakıldığında mevcut kültürel ve sosyolojik yapısı ile Yunanistan Avrupa Birliği ndeki kara delik olma ve hiçbir geri dönüş yaratmayacak olan fon ve yardım taleplerine devam edecektir. 52

61 kurulu olduğu çok önemli değildir. Önemli olan sistemin nasıl işlediği ve mülkiyet haklarının ne ölçüde ve nasıl korunduğudur. 136 Başta Japonya ve İngiltere olmak üzere bir çok monarşi ise serbest piyasa ekonomisine entegre olmuş durumdadır. Ancak ülkelerin kültür yapıları ve sosyolojik yapıları kendilerine has serbest piyasa ilişkileri oluşturmuştur. 137 Monarşilerde daha baskın bir yapının olması aslında cumhuriyete göre piyasanın daha derinleşmesine eğilimlidir; ancak kendisine has bir piyasa oluşturur. Ancak monarşiler her ne kadar demokrasilere dönüşmüşlerse de monarşilerde devlet egemenliği her zaman için baskındır Demokrasi ve cumhuriyet birbirlerini tamamlayan kavramlardır. Ancak demokrasinin bulunup da cumhuriyetin olmadığı monarşiler olduğu gibi, cumhuriyetin olup da demokrasinin bulunmadığı örnekler de mevcuttur. Bu kapsamda demokrasi ve cumhuriyetin ayrı ayrı incelenmesi ve kavramların tek tek analiz edilmesi gerekmektedir. Ancak önemle ifade etmek gerekir ki her iki kavramı geliştiren de yapılandıran da tamamen serbest piyasa ekonomisinin kendisidir. 137 Özellikle Japon ekonomisinin yapısı mutlaka incelenmesi gereken bir ekonomidir. Ekonomide devlet müdahaleleri söz konusu olmakla birlikte manevi değerler ekonomik çıkarların önüne geçebilmektedir. Ancak manevi değerlerin ön plana çıkması başta Arap ülkeleri olmak üzere İtalya, Yunanistan ya da Rusya daki gibi daha çok ilgiyi dağıtmak adına ya da Türkiye deki gibi popülist söylemler adına gerçekleştirilen gösterişli şovlar olmaktan çok samimi ve içten tercihlerdir. Özellikle Japon bankacılık krizinde Japon bankaların kredi çeken müşterileri mağdur etmek yerine zarar etmeyi ve beklemeyi tercih etmeleri ve bunu bir reklam malzemesi olarak kullanmamaları, piyasada güven kazanmak amacı ile bu konuda spekülasyon gerçekleştirmemeleri XXI. Yüzyıl ekonomisi açısından pek anlaşılabilecek bir durum değildir. 138 Örnek vermek gerekir ise BoE hala tamamen bir kamu bankasıdır FED ise tamamen özeldir. 53

62 Cumhuriyet ve Piyasa; Cumhuriyet; her ne kadar Endüstri Devrimi ile gelişmiş ve yapılanmış politik bir sistemi tanımlar gibi görünse de Ortaçağ içerisinde görülen bir politik sistemdir. Genellikle bu konuda Venedik Cumhuriyeti (VIII. Yüzyıl XVIII. Yüzyıl) örnek verilse de benzer bir cumhuriyet örneği de Türkiye de mevcuttur. Ankara Cumhuriyeti ( ) 139 tarihsel süreç içerisinde tartışmalı olsa da ahi organizasyonun cumhuriyet yönetimine benzer bir yapı gösterdiği açıktır. 140 Cumhuriyet vatandaşlık bilincinin oluşması ve toplumun bürokrasi marifetiyle, halk tarafından seçilmiş kişilerin kararları ile yönetimi olmakla birlikte, genel olarak politik çatışmayı da beraberinde getirir. Cumhuriyet monarşiden sonra oluşan bir yapı olmakla birlikte bürokrasinin tüm kontrolünü eline alan iktidar tarafından yönetilir. 141 Cumhuriyetin etkin işleyen piyasa mekanizması için ideal bir yapı olup olmadığı tartışılmakla birlikte temelde bir piyasadaki/ülkedeki cumhuriyet yönetimin kalitesi (söz konusu cumhuriyeti, piyasayı, ülkeyi oluşturan) halkın 139 Ankara Cumhuriyeti daha çok Ankara Ahi Cumhuriyeti olarak bilinir. 140 Türkiye nin tarihinin yeniden yazılması gerektiği açıktır. Osmanlı Tarihi her ne kadar Cumhuriyet tarihi öncesini egemen olarak oluştursa da bu durum doğru değildir. Türklerin bir ulus olarak İskitler, Hititler ve Sümer bağları ile birlikte Karay, Gagavuz, Hun ve diğer kolları ile birlikte yapılanması incelenmelidir. Başta Altınordu (Altınorda) Devleti olmak üzere Türk Devletleri hakkında çok az bilgi mevcuttur ve özellikle ekonomik gelişim süreci ve kültürel gelişim süreci tam olarak analiz edilmemiştir. Bu kapsamda sürecin çok daha iyi analiz edilmesi gerekli ve zorunludur. 141 Ancak gelişmiş piyasalarda bürokrasi oturmuş ve uzmanlaşmıştır. Bu kapsamda popülist uygulamalara izin verilmez ve bürokrasi, politik irade ile çatışabilir. Bu gibi durumlarda bürokrasinin elini güçlendiren genellikle Anayasa Mahkemesi dir. Anayasa mahkemelerinin yapısal özellikleri, sistemleri ve tarafsızlığı ise rejimin güvencesidir. Aslında politikacıların her hükümet devir tesliminde (iktidarı yeni seçilmiş partiye devredişinde) yargılanmaları aklanmaları gereklidir. Zira politik irade üzerinde yargının egemen olması ve yargının denetleyen bir kurum olması son derece önemli ve zorunludur. Bu kapsamda etkin işleyen piyasalarda başta Sayıştay olmak üzere denetim kurumları ve denetim mekanizmaları etkin işler. 54

63 kalitesi ile doğru orantılıdır. 142 Halkın eğitim seviyesi ve kültür yapısı politik sistemi belirleyici en temel unsurdur. Bu durum aynı zamanda bir döngüyü de oluşturur. Halkın seçtiği politik irade yine halkın içerisinden çıkmış olan bürokratların oluşturduğu bürokrasi eli ile halkı yönetir ve halkın gelişimi, eğilimi ve yaşam standartları söz konusu yönetimlerden etkilenir. Bu durum halkın tercihlerini de etkiler ve söz konusu tercihlerle halk yeniden seçim yapmaya yönelir. Verimsiz ve daha da kötüsü popülist yönetimler ise kültürel, etik ve eğitim bakımından düşük seviyede bir toplumu oluşturur. Bu tip durumlara; yani halkın seçim ve yönetim kabiliyetinin, yeterliliğinin olmadığı durumlarda jakoben yönetimler ciddi anlamda olumlu gelişmeler ve sıçramalar oluştururlar ve kısa vadede oldukça hızlı gelişmeler yaratırlar. 143 Ancak tüm bu gelişmelerin sonrasında refah ve ekonomik seviye yükselmiş olsa dahi, toplumun kültür seviyesinde bir yükselme olmamış ise toplum popülist yöneticileri prensipli yöneticilere tercih etme eğiliminde olacaktır Toplumların gelişmişlik seviyeli ekonomik ilişkileri ve kurumsal yapıları ile doğrudan ilişkilidir. Ancak bu duruma GDP yi de dahil etmek her zaman doğru olmaya bilir. Zira Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkelerin GDP yapıları (petrol varlıkları nedeni ile) yüksekken gelişmişlik seviyeleri ve toplumun yapısı son derece düşük düzeydedir. Toplum her ne kadar her yıl yenilenen elektronik araçları, lüks sayılabilecek konsept otomotivleri kullanmaktaysa da aslında düşünce yapısı ve seviye bakımından bin yıl öncesinden çok farklı değildir. 143 Amazon ormanlarında yaşayan, yazısı olmayan, kurumsal örgütlenmesi olmayan, totem ve tabu ile biçimlenmiş bir topluma seçme ve seçilme hakkı tanındığında ne seçtiklerinin, neden seçtiklerinin ve sonuçlarının ne olabileceğinin, sonuca dair olasılıkların neler olabileceğinin hiç birisi cevaplanamaz ve hatta böyle bir cevap arayışı da olmaz. 144 Türkiye başta olmak üzere Arjantin, Şili gibi kronik sorunsalları olan ülkelere halkın hemen tamamı ciddi bir eğitim sorunu yaşamaktadır. Daha da önemlisi toplum serbest piyasa ekonomisinin yapısal özelliklerini içselleştirememiştir. Bu durum kısmen Arjantin, Şili ve Uruguay gibi ülkelerde daha hafiftir. Sorun eğitim ve regülasyonlarla düzelebilir; ancak Türkiye de daha kronik sorunsallar mevcuttur; zira Türkiye nin kültürel dönüşüme de ihtiyacı vardır. Özellikle feodal ilişkilerin çözümlenmesi ve irticai kesim ile etnik faşizan milliyetçi kesimin revizyonu gerekmektedir. Türkiye nin önemli kronik sorunsallarının temelini irtica ve etnik faşizan bölücülük oluşturmaktadır. Söz konusu problemler politik olduğu kadar ekonomiktir de. Zira irticai faaliyette bulunan kesim; aynı zamanda bir cemaat ekonomisine sahiptir ve başta tarikat yapıları olmak üzere ilgili oluşumlarda cemaatten tarikata para akışı gerçekleşmektedir. Bu durum cemaat ilişkilerinin ekonomik alt yapısını oluşturmakla birlikte, irticai oluşumun temel nedenidir de. Zira cemaatin sömürülmesi ve kullanılması cemaat içerisindeki ruhban sınıfın varlığının yegane sebebidir. Aynı şekilde etnik bölücülük de başta uyuşturucu, kaçakçılık, fuhuş gibi illegal faaliyetler olmak üzere tüm faaliyetlerden menfaat sağlamaktadır. Serbest piyasa ekonomisinde cemaat ya da etnik ilişkiler değil, birey temelli ilişkiler var olmalıdır. 55

64 Toplumsal gelişme ve toplumsal ilerlemenin temelleri, ekonomik ilişkilerin etkin ve verimli yapılanması, katma değerin oluşturulması ile mümkün olabilir. 145 Liberal ekonomi politikalarının (diğer ekonomi politikaları ile karşılaştırıldığında) daha etkin ve daha başarılı olmalarının temel nedeni, doğal bir gelişim sistemi göstermeleridir; ki bu konuda başarılı olan cumhuriyet sistemleri Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve İsviçre gibi sistemlerdir. 146 Piyasanın derinleşmesinin temel nedeni de toplumun kültür yapısının ve eğitim yapısının seviyesi ve kurumların kalitesidir. 147 Ancak tüm bunlara karşın söz konusu yönetimlerin içerisine taşıdığı en temel risk cumhuriyetin ve yönetimin politik değişimlere açık olmasıdır. Cumhuriyetin bu kapsamda başta Komünist ve Sosyalist politik gruplarla irticai ve etnik milliyetçi gruplara kapalı olması gerekmektedir. Zira piyasanın gelişebilmesi için güven ortamı ve sınıflar üstü yaklaşım ve politikalar zorunludur Aslında Karl MARX ın Komünizm i teorize ederken benimsediği düşünce de buna benzerdir. Zira Proleterya diktatörlüğü, toplumsal ilerleme için bir süreç olarak tanımlanmış ve ardından Vladmir Iliç ULYANOV yani LENIN tarafından uygulanmıştır. Ancak özellikle (başta Fransızlar olmak üzere) Türkiye deki ve Avrupa nın geri kalanındaki Sosyalistler bu durumu genel olarak yanlış anlama ve anlamama eğilimindedirler. Sosyalizm ve Komünizm insan ilerlemeyi ve gelişmeyi değil eşit dağılımı amaç edinmiştir. Bu yönü ile bakıldığında tipik sol ideolojiler genel olarak merkezi ekonomik planlama ile kalkınmayı oluşturmaya çalışsalar da; piyasayı tam olarak anlayamadıkları ve okuyamadıkları için başarısız olurlar. 146 Tüm Dünya da demokrasi sorunlarını çözebilmiş ve ileri gelişmişlik seviyesinde olan ülkelerin hemen tamamının ortak özelliği yetişmiş iyi eğitimli nüfusa sahip olmalarıdır. Bununla birlikte genel olarak eğiti seviyeleri ile birlikte ekonomik seviyeleri de yüksektir. Yüksek GDP; verimli iş gücü ve teknolojik gelişim ile desteklenebildiği oranda toplumsal dönüşümü destekler. 147 Bir ülkenin yapısı ve gelişmişliği salt ekonomik göstergelerle ölçülemez. Özellikle otomasyonun son derece etkin ve önemli olduğu XXI. Yüzyıl da insan kaynakları ve teknolojik seviye ana katalizörlerdir. Ülkelerin üniversitelerinin yapıları, insan gücü, eğitim yapısı, kültür yapısı, sosyolojik yapı ve teknolojik altyapı ülke ekonomisinin alt yapısını oluşturur. 148 Elbette bu tip bir kapalılık yasakçı bir anlayış ile değil, açık net bir kültür politikası ile uygulanmalıdır. Zira Liberal ekonomilerde Liberal yönetim ilkeleri esastır. Liberalizm in bir gereği olarak yasakçı ve kısıtlayıcı uygulamalar sistemin kendisine zarar verir ve anti liberal, piyasa ekonomisi ile uyumsuz grupların sistem içerisinde (bir virüs gibi) gizlenmelerine olanak tanır. Bu nedenle en azından sistemle uyumsuz grup, kişi, kurum ve/veya kuruluşların tanınması, tanımlanması, anlaşılması ve kayıt altına alınabilmesi için bu gibi grupların parti kurmalarına ve (denetim ve gözetim altında) faaliyette bulunmalarına izin verilmelidir. 56

65 Cumhuriyet; yapısı itibari ile (tıpkı monarşi gibi) içerisinde değişen, dönüşen ve kimi zaman iktidarda, kimi zaman muhalefette bulunan politik (siyasal) partileri ve bu partilere destek veren grupları barındırır. İngiltere de Fabianların (İşçi Partisi nin) iktidara gelmesi gibi başta Sosyalist gruplar olmak üzere marjinal grupların iktidara gelmeleri liberal demokrasilerde hemen her zaman için mevcut bir risktir. Ancak söz konusu marjinal grupların ideolojik ve ütopik yaklaşımlarla piyasanın regülasyonunu bozarak ekonominin dengesini bozmalarının engellenmesi gerekmektedir ki; bunun için de gerekli olan etkin bir bürokrasidir. Özellikle piyasada regülasyonu sağlamakla mükellef kurumların politik baskı ve uygulamalara karşı direnebilen nitelikte olması gerekmektedir. Başta sermaye piyasasını denetmekle görevli SPK, RK, BDDK gibi kurumların serbest piyasa ekonomisinin işleyişini her ne olursa olsun korumaları gerekmektedir. Cumhuriyetlerde (ve monarşiler dahil olmak üzere tüm sistemlerde) bürokrasinin kalitesi ve yapısı son derece önemlidir. Bu sebepten ötürüdür ki; cumhuriyet ve piyasa ilişkisi (başta politik riskler olmak üzere) her anlamda bürokrasi ile korunur. Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve İngiltere önemli örnekler arasındadır. Ancak maalesef Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde 149 bürokrasi son derece yetersiz ve yetersiz olmanın ötesinde zayıftır. Bürokrat profilinin (çok büyük bir çoğunlukla) uzmanlaşma ve profesyonellikten yoksun, rüzgara göre hareket eden, yetkisiz, vizyonsuz, prensipsiz hatta özgüven ve özsaygıdan yoksun bir çizgiye sahip olması Türk bürokrasisinin temek sorunu gibi görünmektedir. Ancak Türkiye nin bürokrasi sorunu daha çok kurumsaldır sonrası alınan kararlarla kurulan ve uzmanlaşma sağlamış olan SPK, BDDK, (kısmen) EPDK gibi kurumlar haricinde hemen tüm kurumlar Osmanlı yıkıntılarının üzerine kurulmuş ve gelenekten gelen aynı iş yapma kültürü ile hareket etmektedirler ki; Türkiye deki bürokrasi sorunsalı ana sorunsallardan bir tanesidir. 149 Türkiye için her ne kadar gelişmekte olan ülke terimi (genel olarak) kullanılmakta idiyse de Türkiye Cumhuriyeti gelişmekte olan bir ülke görünümünden çok bir üçüncü dünya ülkesi konumundadır. Özellikle GDP nin yetersizliği başta olmak üzere ciddi kronik sorunsalları mevcuttur ki; piyasanın derinleşmemiş olması temelde bu konuda en önemli göstergedir. 57

66 Cumhuriyetlerin piyasa ekonomisindeki yerleri ile monarşilerin piyasa ekonomisindeki konumları kıyaslandığında ve analiz edildiğinde, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada haricindeki diğer cumhuriyetlerin çok da etkin olmadıkları görülmektedir. Özellikle oyundaki güçlü oyuncular arasına hala monarşiler bulunmaktadır. Birleşik Krallık, Japonya, Hollanda gibi oyuncular hem son derece etkin hem de son derece birikimlidirler. Cumhuriyet mekanizmaları dahilinde genel olarak bir tanıma sokulamayan önemli ülkelerden bir tanesi de Çin dir; ki Çin yapısı itibari ile son derece önemlidir. Komünist bir ülke olmakla birlikte serbest piyasa ekonomilerine uymuş ve realist politikalar izlemiştir; ancak liberal bir ülke değildir. Klasik Komünizm teamülü olan yasakçı ve baskıcı politikaları kültürden, ekonomiye, sosyal yaşamdan sanata hemen her alanda kendisini göstermektedir. 150 Çin in tam olarak liberal bir ekonomiye sahip olması ve serbest piyasa ekonomisine kurumları ile birlikte uyum sağlaması en azından XXI. Yüzyıl için çok mümkün görünmemektedir; ancak Soğuk Savaş ( ) da XX. Yüzyıl içerisinde sonlanması çok mümkün görünmeyen bir olasılıktı 150 Temelde Komünist ülkelerin temel sorunsallarından bir tanesi de (başta Sovyetler Birliği gibi ülkeler olmak üzere) iyi eğitimli bir işgücü yaratabilme kapasitesine sahip olmaları, hatta iyi yetişmiş mühendisler, tıpçılar, astronomlar ve fizikçiler yetiştirmeleri ancak hemen hepsinde (birey olarak) liberal kültürün bulunmamasıdır. İkili ilişkilerde güven sorunu söz konusudur. Daha da önemlisi toplumsal rekabetteki yapı, aile içi ilişkiler ve/veya iş ilişkileri tamamen serbest piyasa ekonomisi kültürüne uyumsuzdur. Bireysel karar alma, bireysel özgürlük başta olmak üzere uygarlığın temelinde bulunan hemen birçok unsur iyi eğitimli işgücü içerisinde mevcut değildir. Teknik açıdan; iyi bir mühendis olmanın yeterliliği lisedeki temel eğitimle inşa edilen alt yapının üzerine üniversitede kurgulanabilir; ancak bireysel özgürlük, açıklık, güven ve sadakat gibi edinimler kültürle edinilen kazanımlardır; ki Sovyetler Birliği başta olmak üzere bir çok Komünist ülkenin sorunsalı da budur. Rekabet; serbest piyasa ekonomisini içselleştirmiş toplumlarda olduğu gibi verimliliği arttırıcı bir toplumsal fenomen (olgu) değil daha çok düşmanlık ve çatışmaya dönüşen bir davranış özelliği göstermektedir. İş ilişkilerinde ise hiyerarşi, toplumun geneline yayılmıştır. Kamu kurumunda çalışan bir müsteşar, markette sıra beklemek gibi bir davranışı uygarlığın bir gereği ya da insan olmanın bir gereği olarak değil, kendi statüsünde bir kimsenin küçük düşmesi gibi algılayacaktır. Bu ve buna benzer bir çok örnekte çoğaltılacağı gibi serbest piyasa ekonomisi bir kültür meselesidir... 58

67 Devlet ve Piyasa; Devlet ve piyasa; temelde kültür ve piyasa ilişkilerinin bir türevi niteliğindedir. Zira devlet kültürün bir türevidir. 151 Bu yönü ile öncelikle kültür ve piyasa ilişkilerinin kavranması gerekmektedir. 152 Zira bir ülkenin piyasası söz konusu ülkenin kültürünü yansıtmaktadır ki; bir sonraki bölümün, ( Kültür ve Piyasa) konusu budur. Devlet ve piyasa aslında gelişen ekonominin bir özeti niteliğindedir ve ekonomi tarihi ile birlikte ele alınmalıdır. 153 Gelişmiş ekonomilerin kültürleri incelendiğinde, kültür yapısının serbest piyasa ekonomisine daha uyumlu ve üretken bir yapıda ilerlediği gözlemlenmektedir. 154 Birey toplum karşısında bir varlık olmakla birlikte, toplumdan ayrı hak, yetki ve sorunlulukları mevcuttur. 155 Bu yönü ile devlet ve birey arasındaki ilişkiler de son derece gelişmiş vatandaşlık ilkesine dayanır. Birey devlete karşı sorumluluklarını ve haklarını yerine getirir iken, devlet de bireye karşı sorumluluklarını yerine getirir Devlet mekanizmasının dönüşümü başlı başına, ayrıca incelenmesi gereken konular arasındadır; ancak Kapitalizm de devlet ciddi dönüşümler geçirmiştir. Yaşamış olduğu en önemli dönüşüm fiyatları kontrol edebilme olanağının dönüşmesi ve tek tüzel kişilik olma avantajını kaybetmesidir. Devletin; feodal ekonomik ilişkilerde olduğu gibi üretim ve üretim kaynaklarını kontrol edebilme olanağı kalmamıştır. 152 Piyasalar/ülkeler kültürleri üzerinde yapılanırlar. Özellikle ekonomik sirkülasyonun gelişimi tamamen sosyolojik yapı ve kültürle ilişkilidir. 153 Tezin ilk bölümünün ekonomi tarihin ayrılmış olmasının nedeni de bir anlamda budur. Genel anlamı ile devletin yaşadığı yapısal dönüşümlerle piyasanın yaşadığı yapısal dönüşümler birlikte incelendiğinde ve analiz edildiğinde devletin egemen kimliğinden sıyrılarak hakem kimliğine bürünmeye başladığı görülmektedir. Zira devlet kurumlar, kişiler ve s 154 Ekonomilerin kültürel gelişimle doğrudan ilişkisi mevcuttur. Serbest piyasa ekonomisinin getirdiği düşünce özgürlüğü ve bireysel özgürlük, kültür yapısında da kendisini hissettirir. 155 Bireyin toplum karşısındaki konumu da ayrıca önem arz ve ihtiva den bir husustur. Zira Bireyin toplum ve devlet karşısında haklarının kayıt altına alınması ve korunması serbest piyasa ekonomisinin ve demokrasinin vazgeçilmezidir. Bireyin girişimcilik özgürlüğü, mülkiyet hakkı, çalışma hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, bilgi alma hakkı ve özel alan hakları bireyin toplum karşısındaki en önemli güvenceleri arasında yer alır. Toplumun genelinin menfaatleri doğrultusunda haklar belirli oranlarda esnetilebilir ve/veya karşılığı ödenerek kullanılabilirse de bireysel hakların garanti edilmediği durumlarda demokrasiden söz edilemez. 59

68 Piyasa içerisinde devletin en önemli görevi piyasanın rekabetçi yapısını düzenlemek ve serbest piyasa ekonomisinin gelişmesini sağlayacak regülasyonları gerçekleştirmektir. Zira; devlet mekanizması giderek ülkedeki en üst tüzel kişilik ve kutsal değer olmaktan çıkmış, yalnız bir regülatör olarak, piyasa mekanizmasını düzenleyen kurumlar bütünü haline gelmiştir. Özellikle 1970 lerden sonra merkez bankalarının bağımsızlığının gündeme gelmiş olması ise ayrıca önemlidir. Zira artık devlet yekpare ve yeknesak bir yapı olmaktan giderek çıkmış, serbest piyasa ekonomisini koruyan kurumlar bütünü haline gelmiştir. 157 Devletin piyasanın her türlü tehdide karşı regülasyonu ve sistemin alt yapısını sağlamak kaydı ile piyasanın regülasyon, denetimi, gözetimi ve geliştirilmesi görevini üstlenmiş olması, devlete piyasanın yapısının bozulmuş 156 Bu kapsamda devletin görev, yetki ve sorumlulukları da dönüşmektedir. Devletin vatandaşına yüklediği vergi yükü haricinde, başka yükümlülükler (de) yüklemesi ve vergi yükünün adaletsiz olması ciddi anlamda sosyal problemleri oluşturur. Başta vergi yükümlülüğü olmak üzere bu konuda XXI. Yüzyıl itibari ile Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Türkiye (ki Türkiye için vergi düzenlemeleri muacceldir), İsrail, İngiltere gibi ülkelerde de vergi düzenlemeleri değişmelidir. Bu kapsamda XXI. Yüzyıl ın önemli konularından bir tanesi de vergiler olacaktır. Bu konuda Margaret TEACHER uygulamaları da incelenmelidir. Margaret TEACHER dönemi nde ilk kez Monetarist bir vergi politikası uygulanarak doğrudan gelirler üzerindeki vergi yükü hafifletilmiştir. Türkiye deki sistemsiz vergi politikaları analiz edildiğinde, başta gelirler vergisi, kurumlar vergisi ve servetten alınan vergiler ile dolaylı vergilerin en önemlisi olan KDV nin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Ekonomik ilişkilerin hızlanması ve sistemli bir hale gelmesi için kamunun vergi toplayabilmesi ve vergi yükünü belirli bir seviyede tutması gerekmektedir. Türkiye de devletin kayıt dışı ekonomi nedeni ile vergi toplayabilecek yeterlilikten yoksun olması, tüm ülkeden ve etkinliklerden vergi almaktan aciz olması, uyumlu ve yasalara uyan vatandaş üzerinde ezici politikalar uygulamasına neden olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında (verimsiz bürokrasi ve çarpık devlet yapısı ile gelişmemiş, sığ piyasalar da birbiri il ilişkilendirildiğinde) Türkiye de ekonomik gelişimin önündeki engellerden önemli bir tanesinin de devlet yapısı olduğu görülmektedir. 157 Devlet olarak tanımlanan yapıda bürokrasinin konumu, yapısı ve görevleri de değişmekte ve dönüşmektedir. Artık bürokrasi uzmanlaşmış bir yapıya sahip olmaktadır ve bürokrasinin spesifik görevleri mevcuttur. Tüm bu yapı daha net analiz edildiğinde gelişmiş ekonomilerle gelişmemiş ekonomiler arasındaki temel farkın da bu olduğu görülmektedir. Gelişen piyasa devlet mekanizmasının bürokrasi kanalı ile dönüşümünü sağlamıştır, gelişemeyen ekonomilerde ise serbest piyasa dönüşememiş, devlet serbest piyasayı (kendi çapında) dönüştürmeye çalışmaktadır. 60

69 olduğu durumlarda piyasayı yapılandırma görevini de vermiştir Krizi nde olduğu gibi Devlet piyasaya müdahildir ve gerekli olduğunda piyasayı yeniden yapılandırmakla mükelleftir. Bu açıdan Klasik Laissez-faire anlayışı da 1929 sonrasına geçerliliğini yitirmiştir. 159 Devletin kriz anlarında şirketlerin aleyhinde dahi olsa piyasanın yararına taraf olması ve piyasadan yana konum alması ciddi bir gerekliliktir. 160 Dönüşen ekonomide devletin başta kural koyucu pozisyonu olmak üzere tarafsızlığı ve tüm oyunculara eşit mesafede olması, hatta kimi zaman aynı sektörde iştigal eden KİT lere karşı da mesafesini koruması oldukça önemlidir Krizi bu konuda oldukça önemli bir örnektir. Devletin müdahalede bulunmamasını savunan liberal (?) anlayış, aslında en az Komünizm kadar ütopik bir yapıya sahiptir. Devleti tamamen bekçi devlet olarak tanımlamaya çalışan yaklaşımların temelleri de mevcut değildir. Zira devletin başta vergilerin toplanması, kamu hizmetlerinin sağlanması, vs. gibi konularda hakları, yükümlülükleri ve sorumlulukları söz konusudur. Bu yönü ile kamunun krizlere ve piyasa sorunlarına doğrudan çözüm getirmek yerine serbest piyasa ekonomisinin çözümü aşmasında koşulları yapılandıran bir rol üstlenmesi gerekmektedir. Ancak güçlü serbest piyasa ekonomisi için güçlü devlet mekanizması şarttır. Bu yönü ile devletin kapasite ve uzmanlaşma konuları başta olmak üzere organizasyon yeteneğinin ileri düzeyde olması gerekmektedir. 159 Devletin piyasa ekonomisine hiçbir müdahalede bulunmadığı bir yönetim sistemi kabul edilemez. Zira devletin gelişen piyasa ekonomisi dahilinde öncelikli görevi piyasanın kendi içerisinde yaşamış olduğu dengesizlikler dahil, tüm sorunların çözümünde yapısal çözümleri oluşturmasıdır. Ancak burada devletin sorunu doğrudan çözmesi çözümle birlikte sorunlar da yaratacaktır. Bu nedenle devletin piyasanın sorunu kendi çözebileceği yasal ve meşru altyapıyı oluşturması gerekmektedir. Çözüm ancak piyasa mekanizmasına ilişkin kurallar ve çok zor durumlara emisyona para enjekte etmek ve krediler vermek gibi etkinliklerle gerçekleştirilebilir. Bunun dışında bir çözümün geliştirilerek piyasada doğrudan el atmak devlet mekanizmasının piyasa dengesini bozma riskini doğurur. 160 Serbest piyasa ekonomisinde hiçbir kurum ve kuruluş asıl amaç olamaz. Bu yönü ile serbest piyasanın korunması kamunun ve kamuoyunun öncelikli görevidir. Sırf ulusal bir kuruluş olduğu ya da milli olduğu gerekçesi ise verimliliği düşük olan bir şirketin ve/veya kurumun savunulması ciddi anlamda hatadır. 161 Gelişmiş bir piyasa ekonomisinde KİT yapısının da sorgulanması gerekmektedir. Ancak yine de Almanya örneğinde olduğu gibi kamunun ortaklığı bulun şirketlerin var olması serbest piyasa ekonomisinde kabul edilemez bir durum değildir. BP (British Petrol) incelendiğinde ilk olarak APOK (Anglo Persian Oil Company) şirktin kamu ortaklıklı bir şirket olduğu görülecektir. Bu ve benzeri durumlar incelendiğinde sorun kamunun piyasada oyuncu olan bir şirkette hissesi olması değil, söz konusu şirketin bir şirket gibi değil, bir kamu kurumu gibi çalışmasıdır. Hatta XXI. Yüzyıl itibari ile kamu da bir şirket gibi verimlilik esasında yönetilmelidir. 61

70 Devletin kamu iktisadi teşebbüsleri ile piyasada mal, ürün veya hizmet üretmesi ya da monopol oluşturması ise XXI. Yüzyıl içerisinde kabul edilemez. 162 Devletin piyasa ekonomisine monopol ve/veya KİT ler ile yer aldığı bir ekonomide ise gelişim sağlanamayacaktır. 163 Bu nedenle başta şirketlerle aynı mesafede olma kuralı olmak üzere piyasada herhangi bir ürün, hizmet ve/veya sektörde monopol oluşumuna izin verilmemelidir. 164 Bu durum XXI. Yüzyıl da kamunun piyasadaki konumunu dönüştürmüştür. Hatta kamunun piyasa mekanizması içerisinde mevcut ulusal orijinli şirketlere yaklaşımlarını da dönüştürmüş ve yeni bir kamu mekanizması oluşumunun önünü açmıştır. 165 Bu konuda birkaç örnek vermek mümkündür. Örneğin Daewoo nun 166 satış sürecine Posco 167 kamu tarafından Daaewoo 168 yu alması konusunda yönlendirilmiştir Devlet ancak piyasa regülasyonu bozulduğu ve piyasayı yeniden yapılandırmanın gerekliliği durumlarında, özel sektör yetersiz ise konjonktürel olarak; yatırım malları başta olmak üzere (gerektiğinde tüketim malı da) üretebilir. Ancak üretim sürecinde piyasayı geliştirmek ve serbest piyasa ekonomisinin tahsis etmekle mükelleftir. 163 Devletin XXI. Yüzyıl itibari ile lisanslı, resmi haklarla edinilmiş monopol hakkı dahil olmak üzere ve/veya doğal gelişen monopollerin oluşumuna izin verme hakkı yoktur. Herhangi bir sektörde, herhangi bir üründe ve/veya herhangi bir hizmette monopolün varlığı gelişemeyecek, durağan, rekabetsiz ve stabil bir piyasa anlamına gelir. Kamunun öncelikli sorumluluğu herhangi bir sektör, piyasa veya üründe monopolü tasfiye etmek ve tüm sektörleri uluslararası serbest rekabete açmaktır. 164 Devletin öncelikli görevleri arasında yer alan serbest piyasa mekanizmasının korunması, aynı zamanda KİT ler dahil olmak üzere herhangi bir monopol oluşumuna izin verilmemesi anlamını taşır. Hemen hiçbir piyasanın tam rekabet piyasası olmadığı ekonomide ise tüm sektörlerde tam rekabet piyasasına en yakın rekabet ortamının sağlanması gerekmektedir. Bu konuda Türkiye gözlemlendiğinde RK (Rekabet Kurumu) yapısının son derece cılız, hacimsiz ve çapsız olduğu, sektörlere dikey uzmanlaşan uzman kadronun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Piyasadaki tüm sektörlerin gözetimi ve tam rekabet yapısının korunması devletin öncelikli görevleri arasında yer almaktadır. 165 Dönüşen kamu mekanizması bugün Amerika Birleşik Devletleri nde dahi direnmektedir. Ülkenin yerli şirketlerinin yabancı şirketlere satışında tepkiler yaşanmaktadır. Bu durum aslında serbest piyasa ekonomisi en gelişmiş ülkelerden biri olan Amerika Birleşik Devletleri nde dahi serbest piyasa ekonomisinin belirli ulusal çıkarların önüne geçemediğini göstermektedir. Bu durum aslında ulus devlet yapısının tasfiye olduğu görüşünü ileri süren liberal (?) görüşlerin de ciddi bir bilgi temeline oturmadığını kanıtlamaktadır. 166 Daewoo sistem olarak Samsung ve SK benzeri hızlı ilerleme kaydetmiş olmasına karşın balans (yani ödemeler dengesi) sisteminde bozulmalar yaşamıştır

71 Benzer örnekler diğer ülkelerde de mevcuttur. Örneğin; 2006 da Frnsız resmi makamları, bir İtalyan şirketinin, Paris menşeli bir kamu hizmeti kuruluşu olan Suez şirketini satın almasını engellemek içini Suez ile Gaz de France şirketlerini birleştirdiler. İspanya ile İtalya da kendi içlerinde buna benzer önlemler aldılar. 170 Aslında bu tip uygulamalar XX. Yüzyıl içerisinde sık görülen uygulamalardır. Bu kapsamda özellikle İngiltere nin BP 171 ve Royal Dutch Sell politikaları da benzer kriterlerde biçimlenmiştir. 172 Devlet serbest piyasa Bu konuda yılları içerisine Teknotes Inc. in uluslararası iş geliştirme direktörü ve yönetim kurulu danışmanı pozisyonunda başta Irak olmak üzere Ortadoğu ya gerçekleştirdiğim iş seyahatlerinde bir çok şirket yetkisi ile görüşme olanağım oldu. Özellikle uçakta karşılaştığımız ya da otelde karşılaştığımız küçük ve orta ölçekli enerji ve enerji taahhüt şirketleri çalışanları ve ortakları ile genel olarak piyasa üzerinde konuşma (bir anlamda dedikodu yapma) olanağı sık yaşanan gelişmelerdir. Piyasanın nabzını içeriden yoklama şansı verir. Böyle bir süreçte Erbil Shereton Otel de gerçekleştirdiğimiz bir toplantıda Posco yetkililerinden birine (ki üst düzey bir yetkilidir) Posco nun neden Daewoo yu aldığını sorduğuma, bunun kamu tarafından dayatıldığını ifade etmiş, biz, Samsung ya d SK Engineering in alaması yönünde gelen yönlndirmeler sonucunda biz aramızdaki anlaşmalar çerçevesinde biz almış bulunmaktayız ifadesini de kullanmıştır. Bu durum aslında Kültür ve Piyasa ile ilgili de bir konudur zira Kapitalizm in farklı versiyonları doğrudan kültür ile de yakından ilişkilidir. 170 Alan GREENSPAN, Türbülans Çağı (Yeni Bir Dünya Serüveni), Boyner Yayınları, İstanbul 2011, s BP: British Petrol; ancak BP olarak bilinen şirket 1954 e kadar varlığını APOC (Anglo Percian Oil Company) olarak devam etmiştir. Şirketin ismi değişmekle birlikte yapısal özellikleri ve şirket kültürü dönüşmemiştir. 172 XIX. Yüzyıl da ve XX. Yüzyıl da (ve XXI. Yüzyıl da da) petrol şirketlerinin faaliyetleri tamamen devlet destekli devam etmektedir. Enerjinin bir faktör birleşeni olması ve enerji arz güvenliği ile enerji fiyatlarının stabilizasyonunun sağlanması tüm gelişmiş ekonomilerde son derece önemlidir. Bu kapsamda enerji politikalarının ciddi anlamda analizi gerekmektedir. XXI. Yüzyıl itibari ile en sistemli ve teorik alt yapısı güçlü enerji politikaları başta Güney Kore ve İsrail olmak üzere Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanmaktadır. Türkiye de T.C. Enerji Bakanlığı nda kısmen belirli stratejik planlar hazırlansa da aslında enerji konusunda tam anlamı ile ciddi bir gelişim gözlemlenememiştir. 63

72 ekonomisine ilk geçişte şirketlerle ilişkilerinde dönüşüm yaşamış ve şirketler ciddi anlamda devlet mekanizmasını kontrol eder hale gelmeye başlamışlardır. 173 Özellikle XX. Yüzyıl itibari ile petrol şirketleri başta olmak üzere, savunma şirketleri (silah üreticileri), enerji şirketleri, enerji taahhüt şirketleri, yatırım bankaları ve son dönemde gıda üreticileri kamu üzerinde; bürokratları ve politikacıları belirli anlaşmalar koşulu ile kendileri adına lobi yapmakla görevlendirmektelerdi; ki bu durum bugün de devam etmektedir. 174 Bu konu ile ilgili önemli bir anlaşma da Sir Winston Leonard Spencer CHURCHILL ile Shell arasında gerçekleştirilmiştir. Hiçbir engelle karşılaşmadan yapılan böyle bir itiraz akımına karşı Shell, Anglo Pers i nasıl devralacaktı? Şirketin başındaki adam Robert Waley COHEN üstün zekaya sahip biriydi ve bunun da bir çaresini bulacaktı. İyi düzenlenmiş bir akşam yemeğinde Winston CHURCHILL e yaklaşıp çok ilginç bir teklifte bulundu. Acaba eski başbakan kabinenin eski seçkin üyesi Shell adına bir projeye girişir miydi? Kendisinden ne görev beklendiği sorusuna ise şu cevabı veriyordu: Anglo Pers ve Burma Petrol ün her ikisinin Shell ile birleşmesi için kulis yapmak. Shell in, hükümetin Anglo Pers teki hisselerini de satın alabileceği sözlerine eklenmişti. Böyle bir birleşmeyi Burma Petrol de desteklerdi. (Robert) COHEN; üstüne basa basa, (Winston) CHURCHILL in böyle yapmakla aslında İngiltere için çalışmış olacağını vurguluyor, bu inancına neden olarak şu görüşü ileri sürüyordu: Başarılı olduğu 173 Serbest piyasa ekonomisinde önemli sorunsallardan bir tanesi de şirketlerin lobi faaliyetleri ile kamu üzerinde baskı oluşturmalarıdır. Bu kapsamda serbest piyasa ekonomisinin düzenli işlemesinin önemli koşullarından bir tanesi de devletin tüm şirketlere eşit mesafede olması ve hemen hiçbir şirketin lehine bir tutum izlememesidir. Bu yönü ile devletin şirketlerin kontrolüne girmiş olmasına yönelik önemli örneklerden bir tanesi de Amerika Birleşik Devletleri dir. Genel olarak Dünya nın en gelişmiş serbest piyasa ekonomisi olma unvanını korusa da Amerika Birleşik Devletleri parabolün tepe noktasında yer almaktadır. (Özellikle Çin, Japonya, Kore ve Almanya nın gelişimi ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri nin serbest piyasa ekonomisindeki egemenliği giderek yavaşlamakta hatta egemenliğini kaybetmektedir.) 174 Türkiye nin lobicilik konusunda ciddi anlamda başarısız olmasının bir diğer nedeni de serbest piyasa ekonomisine entegre olamamasıdır. Sektör birlikleri hemen hiçbir zaman sektör lehine hareket edememiştir. Hatta yeni yeni oluşturulmaya çalışılan konseyler (pamuk konseyi, zeytinyağı konseyi, vs.) de müspet sonuçlar ortaya koyamamışlardır. 64

73 taktirde İngiltere Dünya çapında bir petrol sistemi üzerinde tam kontrol sahibi olacak, tüm petrol egemenliği İngiltere ye geçecekti... Teklifin zamanlaması mükemmeldi. Çünkü yıl 1923 tü ve 1923 yaz ayında petrol savunucusu (Winston) CHURCHILL işsizdi 175 Söz konusu anlaşma sonucunda Winston CHURCHILL e başarısız olması durumunda ,00 (on bin pound), başarılı olması durumunda ,00 (elli bin pound) ödenmesi üzerine anlaşmaya varıldı. Winston CHURCHILL adına bir gizli hesap açıldı ve para akışı söz konusu hesaplar üzerinden sağlandı. İlerleyen süreçte Winston CHURCHILL tekrar iktidara gelmiştir. Ancak bu satış sürecini İngiltere Maliye Bakanlığı müsteşarlığı ve bakanlık bürokrasisinin konuya aldığı tavır nedeni ile gerçekleştirememiştir. İngiltere nin APOC dahilindeki tüm hisseleri ve diğer şirketlerdeki hisseleri İngiltere Maliye Bakanlığı kontrolündedir ve bakanlık bürokrasisi başbakanlık ve dönemin maliye bakanı olan Winston CHURCHILL in bu konuda ülke ve piyasa çıkarları adına çalışmalarını durdurmuştur. 176 Benzer lobi faaliyetleri daha keskin ve net olarak Amerika Birleşik Devletleri nde de yaşanmıştır. 177 Başta Standard Oil olmak üzere şirketler düzenli olarak bürokratları maaşa bağlamışlar ve kendi çıkarlarına hareket etmelerini sağlamışlardır Daniel YERGIN, Petrol (Para ve Güç Çatışmasının Epik Öyküsü), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009 s Temelde bu süreç daha detaylı incelendiğinde bürokrasinin serbest piyasanın yapısındaki konumu da daha net anlaşılacaktır. Zira bürokrasi gelişmiş piyasa ekonomilerinde (istisnai durumlar olsa da) politik baskılara karşı koyabilecek durumdadır ve önceliği serbest piyasa ekonomisidir. Bu dönemde İngiltere Maliye Bakanlığı nın APOC taki hisseleri satmak istememesinin nedeni II. Dünya Savaşı ( ) tehlikesinin öngörülmesi ve petrolün stratejik bir öneme sahip olacağının düşünülmesidir. Ki bu öngörü son derece doğru çıkmıştır. 177 Amerika Birleşik Devletleri nde şirketlerin kamu içerisindeki lobi faaliyetleri bugün hala önemli bir etkinlik durumundadır ve bir sektör özelliğine sahiptir. 178 Temelde petrole bu kadar yakınken Türkiye nin Dünya nın en pahalı petrolünü kullanmakta olması son derece ilginçtir. TPAO, TPIK ve BOTAŞ ın uluslararası arenada oyuncu olamaması ve Türkiye nin yeni yeni çıkarttığı Genel Enerji haricinde hemen hiçbir petrol şirketinin olmaması Türkiye için ciddi bir kayıptır. İtalya dahi 1947 den sonra ENI yi yapılandırırken Türkiye PETROBRAS ın dahi ciddi anlamda gerisinde kalmıştır. Daha da önemlisi T.C. Enerji Bakanlığı hemen hiçbir zaman enerji politikaları geliştirememiştir. Türkiye Clauste/Klaus GULBENKYAN dan dahi ders çıkartamamıştır. 65

74 Gulf şirketi ile İngiliz şirketleri arasında (ve Amerikan şirketleri arasında) çatışmaya varan rekabet ortamı mevcuttu. Bu dönem içerisinde Kuveyt te İngiliz şirketlerinin oluşturduğu baskı Amerika Birleşik Devletleri tarafından müdahale sonucunda engellenerek Gulf un etkinlikleri kamu tarafından desteklenmiştir. Gulf Şirketi ve Birleşik Devletler uyruk müeyyidesinin dışlanmış olmasından çok memnundu. Ancak, bunan en çok sevinç duyan kişi Binbaşı Holmes di. Onun sözleriyle, iyi yönleriyle ele alındığında bu muhteşem zaferin şerefi, İngiltere deki en popüler adam dediği kişiye Amerikan Elçisi Andrew MELLON a aitti. Elçi (Andrew) MELLON Amerika nın eski maliye bakanı olup körfez petrolünü kontrol etmiş olan ailenin oğluydu. Elçilik görevine 1932 de başladığında yetmiş yedi yaşında olan Andrew MELLON Londra da son derece rahat bir yaşam sürüyordu. O günlerde Amerika da alkollü içeceklere yasak konduğu için, İngiltere deki içki konusunu kolayca hallediyor, istediği gibi yasalara uygun olarak içki içebiliyordu ve bundan da fazlasıyla hoşnuttu. İngiltere de evlenmişti. İngiliz terzilerin elinden çıkmış giysi giymeyi adet edinmişti. Ve en önemlisi İngiltere de nasıl iş yapılacağını biliyordu. 179 Aslında durum XXI. Yüzyıl a gelindiğine de farklı değildir. Özellikle finans firmaları bu konuda iş anlaşmalarında kamu desteği için ciddi çalışmalar ve lobi faaliyetleri gerçekleştirirler. 180 Devlet mekanizmasının bir yapı olarak dönüşmesi özellikle 1991 sonrasında yaşanan gelişmeler arasındadır. 181 Ancak daha net ve derinlikli analiz 179 Daniel YERGIN, Petrol (Para ve Güç Çatışmasının Epik Öyküsü), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009 s Bu konuda sınırsız örnek vermek mümkündür; ancak konu ile ilgili kitaplar yazmış ve makaleler yazmış olan John PRKINS in çalışmaları ciddi case study örnekleri sunmaktadır. 181 Soğuk Savaş ( ) bittiğinde; aslında Dünya ekonomik sistemi ciddi anlamda dönüşmüştü. Özellikle serbest piyasa ekonomisi derinleşmiş ve ekonomik açıdan başta enerji şirketleri olmak üzere birçok şirket devletlerin hemen çoğundan daha güçlü hal gelişti. Böyle bir dönem içerisinde Sovyetler Birliği nin çöküşü aslında 1970 lerde olması gereke; ancak gecikmiş bir gelişmedir. Sovyetler Birliği nin çöküşü Çin in politikalarında da ciddi dönüşümler yaşanmasına nenden olmuş ve serbest piyasa ekonomisi ile uyumlu politikalar izlenmeye başlanmıştır. 66

75 edildiğinde devlet mekanizmasının Endüstri Devrimi öncesinde dönüşmeye başladığı görülmektedir. Devlet bir anlamda zorunluluktan dolayı dönüşmeye başlamıştır. Artık; XV Yüzyıl dan sonra savaş ekonomisi geride kalmış, üretim temelli bir ekonomik mekanizma oluşmuştur. 182 Her ne kadar üretim ilişkilerinin dönüşmesi piyasayı dönüştürmüş, piyasanın dönüşümü ise devleti dönüştürmüş ise de kamu yurtdışında kendi şirketlerinin iş yaparken, kendi sınırları dahilinde yabancı şirketlerin iş yapması konusunda temkinli davranmıştır. Bu konuda en serbest piyasa ekonomisi olarak tanımlanan Amerika Birleşik Devletleri nde de örnekler mevcuttur.. Amerika nın da bu tür davranışlarda bulunmadığı söylenemez. Örneğin Haziran 2005 te Çin in en büyük üçüncü petrol şirketinin bağlı ortaklığı olan China National Offshore Oil Corporation (CNOOC), bir Amerikan petrol şirketi olan Unicol ı nakit $ ,00 (on sekiz milyar beş yüz milyon Dolar) karşılığında satın almak için teklifte bulundu. Bu rakam daha önce Chevron tarafından yapılan $ ,00 (on altı milyar beş yüz milyon Dolar) nakit ve hisse teklifinden daha yüksekti. Chevron, bunun adil olmadığını bu teklifin devlet yönetimindeki bir şirket tarafından yapılan haksız rekabeti temsil ettiğini söyledi. Amerikan yasa koyucular Çin yönetiminin dünyadaki enerji kaynaklarının peşinde olmasının stratejik bir tehlike oluşturabileceğini belirttiler. Ağustos ayında politik karşıtlık öylesine büyüdü ki CNOOC bu ihtilafın kabul edilemez düzeyde risk yaratan belirsizlik durumu oluşturduğunu ifade ederek teklifini geri çekti. Chevron ihaleyi aldı, ancak bu sonuç ABD açısından büyük bir değer kaybına neden oldu; biz uluslararası ticarette eşit muamele ilkesi ile ilgili olarak, özellikle yabancı şirketlere yönetsel bağlamda yerel 182 XV. Yüzyıl dan sonra ekonomik ilişkilere üretim ön plana çıkmış; hatta XI. Yüzyıl ın sonlarında Merkantilizm oluşmaya başlamıştır. Temelde Osmanlı nın tasfiye olmasının nedeni de budur. Tamamen feodal ilişkiler, gaza ve fetih ekonomisi üzerine dayanan bir ekonomiye sahip olan devlet, teknolojik gelişmelerle birlikte yalnız Kuzey Afrika ve Ortadoğu üzerinde güç gösterisinde bulunabilmiş, XVIII. Yüzyıl dan sonra bu olanağını da kaybetmiştir. Devletin çöküşe giden süreci incelendiğinde sorunun kendisinin devlet mekanizması olduğu görülecektir. Devlet ulus devlet yapısına hiçbir zaman sahip olmamış, tamamen bir ailenin çıkarları üzerine kurgulanmıştır. Niteliksiz bürokrasi, fakirlik ve cehalete mahkum edilmiş, kulluk anlayışı ile köleleştirilmiş bir halk, imtiyazlarla geliştirilmiş be kayırılmış azınlıklar yapısı, endüstriyelleşememiş ve feodal ilişkilerle devam eden bir ekonomi. Tüm bu süreç analiz edildiğinde Osmanlı nın aslında XVII. Yüzyıl da tasfiye olması gerektiği; ancak Dünya konjonktürü ve Avrupa içerisindeki mücadeleler nedeni ile XIX. Yüzyıl a kadar varlığını (sömürgeleşmek sureti ile) devam ettirdiğini görmekteyiz. 67

76 şirketler ile eşit haklar tanıyacağımıza dair verdiğimiz sözleri tutamamış ve itibar kaybetmiş olduk. Bunun üzerinden üç ay geçmeden Dubai Post World adlı bir Arap şirketi, Amerika nın Doğu ve Körfez kıyılarında konteynır terminalleri işleten bir şirket satın aldı. Bu işlem Meclis te büyük protestolara sebep oldu. İki partiden yasa koyucular, Arap yönetiminin ABD limanlarında terör karşıtı çalışmaları zayıflatacağını ve ulusal güvenliğe sekte vuracağını iddia ettiler. En sonunda çok baskı altında kalan Dubai Post World, Mart 2006 da limanların yönetimini adı saklı tutulan bir Amerikan şirketine devrettiğini açıkladı. ABD ulusal güvenliğine herhangi bir tehlike oluşturup oluşturmadığı hakkında ise herhangi bir açıklama gelmedi. 183 Süreç daha net incelendiğinde; serbest piyasa ekonomisinin ekolleri ve kurucuları, en yüksek savunucuları ve serbest piyasa ekonomisini içselleştirmiş uluslar incelendiğinde; Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere başta olmak üzere devletin serbest piyasa ekonomisinin işleyişinde hemen her zaman kontrol mekanizması ve regülatör olduğu görülmektedir. 184 Bu yönü ille reel piyasa yapısı son derece önem arz ve ihtiva eder Türbülans Çağı (Yeni Bir Dünya Serüveni), Boyner Yayınları, İstanbul, 2011, Serbest piyasa ekonomisi teoriden farklı olarak hak temelli değil, tamamen güç dengeleri temelinde oluşur. Bu nedenle serbest piyasa ekonomisinde (en azından XXI. Yüzyıl için) devletin kendi şirketlerinin arkasında durabilecek ve şirketlerini destekleyebilecek bir yapıda olması gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerin şirketlerinin piyasada başarılı olurken, gelişememiş ülkelerin şirketlerinin başarı oranlarının zayıf olması bu konuda önemli bir konudur ve özellikle incelenmelidir. Bu durum devletin; özellikle Türkiye de olduğu gibi haraç mantığı ile vergi alarak piyasa üzerinde bürokratik bir baskı yaratması durumlarında serbest piyasa ekonomisinin gelişemeyeceğinin bir göstergesidir. Devletin vergi olarak şirketlerden kaydettiği ve bürokratların geçim kaynağı olan vergiler; şirkete devlet desteği alma hakkı verir. Bu nedenle tüm Dünya da pek çok az gelişmiş ülkenin şirketi başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde şirket kurarak karlarını bu ülkelere aktarmaktadırlar. 185 Reel piyasa yapısının tam anlamı ile incelenmesi son derece önemlidir. Serbest piyasanın işleyişi detaylı ve teknik olarak incelendiğinde, analiz edildiğinde piyasanın işleyişinin teorideki liberal ve serbest piyasa mekanizmasında olmadığı daha net görülecektir. 68

77 Serbest piyasa ekonomisinin teorileri gibi realiteleri de mevcuttur. Bununla birlikte serbest piyasa ekonomisinin tamamen üzerine oturduğu yapı ise devlet anlayışının hukuksal temelidir. 186 Hukuksal sistemler incelendiğinde ise Anglo Amerikan hukuk sistemi yapısının daha başarılı olduğu görülmektedir. Türkiye nin de kullandığı Kıta Avrupası hukuk sistemi ise çift hukuk sistemine benzemektedir. Bürokrasi kendi içerisinde bir hukuk sistemine ve kanunlara sahipken bireyler (vatandaşlar, mülkiler, ilgili gerçek ve/veya tüzel kişiler) kendi içlerinde, kendi ilişkilerinde ayrı bir hukuk sistemine sahiplerdir. Bu durum başta vergi hukuku olmak üzere birçok uygulamada Türkiye de 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu benzeri bir kanun oluştururken benzer uygulamalar Kıta Avrupası sisteminde de mevcuttur. Hukuk altyapısının serbest piyasa ekonomisini geliştirici bir yapıda olması son derece önemli olmakla birlikte hukukun uygulanabilirliği ise ayrıca önem arz ve ihtiva eden bir husustur. 187 Hukukun uygulanabilirliği sorunu serbest piyasa ekonomisinin yapısı, yapısal özellikleri ve gelişim süreci ile ilgili olduğu kadar kalkınma ile de doğrudan ilgili ve ilişkilidir. Üçüncü dünya ülkeleri belirli bir seviyenin sağlanması ve (Endüstri Devrimi nden sonra İngiltere de besin başta olmak üzere asgari besin/gıda, barınma, su ve benzeri koşullardan oluşan) yaşam kalitesinin yaşama devam edebilecek; ancak gelişmeyen bir yapıda olması üçüncü dünya ülkelerinde nüfusun hızla artmasına neden olmuştur. Bu nedenledir ki; nüfus hızla artarken gelir aynı oranda artmaz, üretim ilişkileri dönüşmez ve bir ekonomik genişleme gerçekleşemez. Tüm bu durum iç içe analiz edildiğinde aslında fark edilmeyen; ancak yavaş yavaş ilerleyen bir fakirleşme üçüncü dünya ülkeleri açısından risktir. Dünya ekonomisinde faktör donanımlarının da dönüşmesi ile birlikte emeğin de uzmanlaşması ve emek yapısının değişmesi üçüncü dünya 186 Devlet hukuksal yapıyı, birey, şirket, devlet ve her türlü gerçek ve/veya tüzel kişi arasındaki ilişkilerde eşitliği korumakla mükelleftir. 187 Azgelişmiş ve kalkınma sorunu yaşayan ülkelerde hukukun yapılandırılması ayrı bir sorunken, hukukun uygulanması ayrı bir sorundur. Toplum sisteminde devlet, yaptırım gücüne sahip değildir. Devletin yaptırım gücüne sahip olmaması ise genel olarak otorite boşluğu yaratır ve otorite boşluğu kullanılır. 69

78 ülkelerindeki nüfusun üretime entegre olamamasının temel nedenleri arasında yer almaktadır. Devletin serbest piyasada mülkiyet ilişkileri üzerindeki etkisini gösteren ve bu konuda ne derece etkili ve başarılı olduğunu ortaya koyan hukuk sistemidir. Varlıkların ekonomik potansiyellerinin belirlenmesi, fiyatlanması, varlıklara ait bilgi, enformasyon ve mülkiyet ile zilliyet haklarının kayıt altına alınması, mülkiyetin potansiyel üretim, değerleme, değerlenme, kullanım, hak seviyelerinin belirlenmesi, tüm dağınık bilgi ve datanın merkezi bir havuzda biriktirilmesi ve söz konusu havuzda arşivlenmesi, sınıflandırılması, mülkiyetin sorumluluğunun oluşturulması ve sorumluluğun malike ve zilliyet haklarını kullanan kişiler arasında paylaştırılması, varlıkların etkin biçimde piyasada hareket ederek likiditeye dönüşebilmeleri, katma değer ve artı değer yaratabilmeleri, arz ve talep arasındaki ilişkilerin düzenlenerek belirli kurallar çerçevesine yapılanması, düzenlenmesi, tüm hakların ve tüm haklarla ilgili mülkiyete dair işlemlerin korunması, kayıt altına alınması, emtanın ve mülkiyetin kapitale (sermayeye) dönüşümün sağlanması etkili ve verimli bir hukuk sistemi ile birlikte, uygulanabilir bir hukuk sistemi ile mümkün olur Piyasadaki hukuk sisteminin profesyonel ve teknik olmasının gerekliliği de ayrıca önemlidir. Özellikle dava süreçlerinde mahkemenin mümkün olduğunca kısa sürede karar verebilmesi ayrıca önem arz ve ihtiva eder. Hukuk sisteminin etkisiz kaldığı durumlarda illegal sistemler oluşmaya başlar. Bu nedenledir ki; devletin her anlamda güçlü kolluk kuvvetleri ve yaptırım olanakları da olmalıdır. 70

79 Devletin piyasadaki kontrolünün önemi son derece kritik bir konudur. 189 Devlet kontrolünün mülkiyet ilişkilerinden kayarak, mülkiyetin ve mülkiyet tasarrufunun kendisine yönelmesi, belirli bir sınıfın, grubun ve/veya zümrenin çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilmesi piyasa mekanizmasını bozacaktır. 190 Hukuk sistemi her ne kadar kültür ile ilgili ise de yasa koyucu tarafından yapılması ve yasa koyucunun kamu adına hareket etmekte olması (ya da kamu oluşumunun kendisi olması) hukuk sisteminin doğrudan devletle ilişkili olmasını gerekli kılmıştır. Ancak hukuki mülkiyet ilişkileri ise doğrudan devlet yapısı ile ilişkili olduğu kadar, devletin ve toplumun hukuk sistemi ve kültürü ile de ilişkilidir. Hukuki mülkiyet sayesinde, Batı nın ileri ulusları modern kalkınmanın anahtarına sahip olmuşlardır; bu ülkelerin vatandaşları, şu anda sahip oldukları kaynakların potansiyel olarak en üretken özelliklerini, büyük bir kolaylıkla ve süreklilik temelinde keşfetmek için gerekli vasıtalara sahiptir. Aristo nun 2300 yıl önce keşfetmiş olduğu gibi, bir şeyin üzerinde odaklandığımız taktirde, yapabileceğimiz şeyleri sonsuza dek arttırabiliriz. Varlıkların ekonomik potansiyellerini mülkiyet kayıtları vasıtası ile belirlemeyi öğrenmekle, Batılılar, 189 Devlet piyasadaki regülasyonu sağlayamadığı ya a yasa dışı oluşumlara, özellikle de manipülasyona göz yumduğu ya da manipülasyonu göremediği durumlarda ciddi anlamda kriz oluşumlarının gerçekleşmesini sağlayacak koşullarla karşı karşıya kalacaktır. Bu konuda Türkiye nin yaşamış olduğu 2001 Krizi örnek verilebilir. Zira Türkiye politik (siyasal) çıkarlarla ilişkili ve bürokrasinin politikacılarla iş adamları arasında kaldığı bir görünüme sahipti (ki şuan da bu durum değişmiş değildir); süreç içerisinde son derece zayıf ve bankacılık lisansı alamayacak holdinglere lisans verilmiş ve politik (siyasal) baskılarla bankacılık yapmalarına izin verilmiştir. Bu durum emisyondaki paranın hortumlanmasına ve yüksek faiz vaatleri ile piyasanın bu durumdan son derece olumsuz etkilenmesine neden olmuştur. Emisyondaki para sirkülasyonu, parasal ilişkiler ve para çarpanının etkisi gibi konularda derinlikli analizler gerçekleştirilmemiştir. TCMB başta olmak üzere T.C. Maliye Bakanlığı kadroları uzman profesyonellerle değil, daha çok politik (siyasal) ilişkilerle şişirilmiş ve Türk bürokratının genel görünümü olan niteliksiz, kimliksiz, kişiliksiz hatta omurgasız bürokrat tipi yine etkin olmuş ve politikacılarla (siyasilerle) iş adamları arasındaki ilişkiyi sağlayan iletken yapı görevini üstlenmiştir. (Bu durum hala düzelmiş değildir ve kültürün bir etkisi ile söz konusu yapı hala devam etmektedir ve uzun bir süre de devam edeceğe benzemektedir). 190 Türkiye de olduğu gibi hemen tüm ülkelerde; özellikle de Amerika Birleşik Devletler, kanada ve Avustralya gibi Anglo Amerikan kamu sistemine sahip olan ülkelerde, şirketler, sermaye grupları ve sektör kuruluşları lobi yapmaya devam ederler. Bu ve bu gibi durumlarda devlet içerisinde politikacılar (siyasiler) ve bürokratlar lobi çalışmaları için para alsalar, usulsüz olarak nemalansalar da bu durum sistem içerisinde dengelenir. Ancak Türkiye de özellikle kapitalin (sermayenin) bölünmüşlüğü ciddi anlamda sorun teşkil etmektedir. Özellikle TÜSİAD, MUSİAD, USİAD gibi kurumlar ideolojik temelde bölünmüşlerdir; ki kapitalin (sermayenin) ideolojik temelde bölünmüş olması faktör donanım birleşenlerini ciddi anlamda olumsuz etkiler. 71

80 sahip oldukları şeylerin en üretken vecihlerini keşfetmenin hızlı bir yolunu da bulmuş oldular. Resmi mülkiyet, emtianın ekonomik anlamın keşfedilebildiği ve sermayenin doğduğu kavramsal aleme tırmanmanın merdiveni olmuştur. 191 Bu durumda konu üzerinde çalışan Perulu ekonomist Hernando de SOTO; Kapitalizm in neden Batı da gelişim gösterdiği; ancak diğer uygarlık yapıları ve kültürlerde başarısızlıkla sonuçlanarak, gelişim gösteremediğini sorgulamıştır, çalışmaları ile hala a bu konuyu incelemektedir. Kendisinin bu konudaki gözlemi tamamen kültür yapısı ile ilişkili olduğu ve kapital (sermaye) üretme kabiliyetinin, yeteneğinin ve verimliliğinin tamamen kültürün bir yapısı olduğu ve devlet tarafından yapılanan kanun ve uygulamalarla da hayata geçirildiği yönündedir. Kendisinin görüşleri FED tarafından da incelenmiştir. Hatta konu Ocak 2003 te FED de başkan Dr. Alan GREENSPAN ve yönetici kadrosunun da katıldığı bir toplantıda ele alınarak mülkiyet sisteminin hukuk yapısı ile ilişkisi ve gelişemeyen ekonomilerde devletin yaklaşımı gibi konular incelenmiştir. Bu konuda Dr. Alan GREENSPAN ın açıklamaları da Dr. Herhando de SOTO nun çalışmalarını sıra dışı ve kısmen uygulamaya koyma konusunda realiteden uzak görülse de özünde kalkınma ile ilgili açıklamaların doğru olduğu yönündedir. 192 Mülkiyet hakları ve demokrasi üzerine tartışmalar şüphesiz ileride de sürecektir. Bu noktada ekonomi dalında Nobel ödülü alan Amartya SEN in yaptığı ilginç bir gözlemi sizlerle paylaşmak istiyorum: Dünyadaki kıtlıkların ürkütücü tarihine bakıldığında, nispeten özgür bir basına sahip, bağımsız ve demokratik ülkelerde hiçbir zaman önemli boyutta bir kıtlığa sahip, bağımsız ve demografik ülkelerde hiçbir zaman önemli bir kıtlığa rastlanmaz. Nereye bakarsak nakalım bu kurala bir istisna bulamayız. Otoriter rejimlerde medya kendi kendine sansür uygulamaya eğilim gösterir, bu durumda gıda dağılımındaki engellerin baş nedeni 191 Hernando de SOTO, Sermayenin Sırrı, (Kapitalizm Batı da Zaferler Kazanırken Diğer Yerlerde Neden Başarısız?), Liman Yayınları, Ankara, s Konu ile ilgili Dr. Alan GREENSPAN ın yazdığı Türbülans Çağı (Yeni Bir Dünya Serüveni) Boyner Yayınları, Ekonomik Büyümenin Evrensel Kuralları kısmı incelenebilir. Konu ile ilgili olarak kendisinin getirdiği yorum, ekonomik büyümenin tamamen toplumun yapısı ve yapısal özellikleri ile devletin yapısı ile ilişkili olduğu yönündedir. Zira özellikle Latin Amerika daki gelişmeleri inceleyerek krizler konusunda oldukça önemli açıklamalarda bulunmuştur. 72

81 olan müdehaleci politikalar haberlerde yer almaz., ya da çok geç olmadan düzeltilmez. Mülkiyet haklarının önemi, kurulu işletmelere yatırım yapmaları için teşvik vermekten hatta garajında çalışırken yeni keşifler yapan mucitler için teşvik yaratmaktan bile daha kapsamlı bir konudur. Perulu ekonomist Hernando de SOTO 2003 Ocak ayında Federal Reserv e geldi ve bana Dünya nın fakir bölgelerinin büyük bölümünde yaşam standartlarının yükseltilmesi için geliştirdiği, radikal gibi görünen fikrini açıkladı. Benim işimin bir boyutu da Washington a uğradıklarında ofisime gelen yabancı ziyaretçilerle görüşme yapmaktı. Bu tür fırsatlar benim için olduğu kadar bu toplantılarda bulunan diğer FED çalışanları için de değerli bir bilgi kaynağı olurdu. (Hernando) de SOTO nun şöhreti, en azından değerlendirebildiğim kadarıyla, iyi niyetli ama yanlış yönlendirilmiş bir şahsiyetti, ya da daha az iltifat etmek gerekirse yel değirmenlerine saldıran Don Kişot u andırıyordu. Basitçe geliştirdiği iddiasına göre, yoksulluk çeken gecekondu sahipleri ya da arsalarını rahatlıkla kullanıyordu, ama satıp nakit paraya çevirmek için ya da bankadan kredi kullanırken teminat olarak gösterebilmek için gerekli hukuki kimliğe sahip değillerdi; dolayısıyla bu gayrimenkullere yasal bir mülkiyet tahsis edildiği takdirde çok büyük miktarlarda para çözülmüş olacaktı. Ben bu fikri dikkate almaya değer buldum; gerçekten de diğer kalkınma teorilerinin, İkinci Dünya Savaşı ndan beri kendileri için harcanan büyük çaptaki resmi yardımda rağmen, buna karşı söylenecek sözleri yoktu. Her halükarda (Hernando) de SOTO ile tanışmış olmak ilginçti! Yaptığı hesaplara göre Dünya üzerindeki bu tür yararlanılmayan gayrimenkullerin toplam değeri 9 trilyon Dolar ı aşıyordu. Bunun yarısı bile doğru olsa, yasal koruma altındaki mülkiyetin değerinde önemli bir artış yaratırdı. Gelişmekte olan ülkelerin politikacıları ile görüşmeler yapıyor, Dünya daki yoksul kesimin fiilen elinde bulundurduğu mülkiyeti yasallaştırmak için yollar arıyordu. (Hernando) de SOTO ümitliydi, ama umduğu kadar gelişme kaydedebileceğini sanmıyordum. 73

82 O gittikten sonra beni bir meraktır aldı: Gerçekleşebilir bir işin peşindeydi de biz mi anlamamıştık? Ben onun, yasal olmasa bile fiilen devlete ait olan mülklerin haklarını devretme işlemi konusunda çoğu yozlaşmış olan politikacıları ikna etmekte güçlük çekeceğinden emindim. (Hernando) de SOTO nun hedeflerine ulaşabilmesi için görünürde iki tane aşılması imkansız engel vardı. Birincisi, gelişmekte olan ülkelerdeki çok sayıdaki politikacının mülkiyetin hırsızlık olduğu kavramından kaçınıyor olsalar dahi, bir çeşit müşterek mülkiyetin gerekliliğine inanıyor olmasıydı. Daha açık konuşmak gerekirse, gecekondu mahallelerindeki arsaların satışı ya da teminat olarak gösterilmeleri için yasal yetki verilmesi durumunda toplumun büyük bir kısmı güçlenecek, politikacıların gücü ise o oranda azalacaktı. Yasallaştırma işlemi, gecekondu mahallelerindeki arsaların çoğuna el koyabilen gizli gücü ortadan kaldıracaktı. Ancak Çin de gelişen son olaylar bunun politik açıdan ne derece dengesizliklere yol açabileceğini göstermişti. Modernleşme yolunda ilerlemeye çalışan birçok Çinli yetkili düzenli aralıklarla köylülerin tarlalarını haczetti. Bunun üzerine ayaklanmalar çıktı. Köylülere ektikleri tarlalar üzerinde yasal mülkiyet hakkı tanınması ve bu tür hoşnutsuzlukların sona ermesi çok uzun bir süre aldı. (Mart 2007 de Çin de Ulusal Halk Kongresi mülkiyet haklarını kabulü esnasında kırsal alanlara net haklar tanımaktan kaçınıldı.) O noktaya varmak için neler gerektiği hala açık olmamakla birlikte, Hernando de SOTO nun hedefi oldukça cazipti. 193 Devlet mekanizmasının yapısı ve yapısal özellikleri analiz edildiğinde, önem arz eden bir husus da devletin toplumla ilişkileridir. 194 Batı toplumlarında; başta Anglo Amerikan ülkeleri olmak üzere Almanya, Danimarka, İsveç gibi ülkeler dahil olmak üzere, devlet; geçici bir süre için yetki aldığı ve sorumlu olduğu, tarafsız adalet ve yargı mekanizması ile toplum adına denetlendiği 193 Alan GREENSPAN, Türbülans Çağı (Yeni Bir Dünya Serüveni), Boyner Yayınları, İstanbul, 2001 s Devletten kasıt hem politikacılar hem de bürokratlar tarafından oluşturulan ve hatta tüm sözleşmeli çalışan memurları ve kurumları kapsayan kamu kesimidir. Bu kesime tüm kamu tüzel kişilikleri dahilidir. 74

83 düşüncesi ile sorumluluk duygusu temelinde faaliyetlerini devam ettirdiğinde farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Devletin topluma karşı herhangi bir sorumluluk duygusu hissetmediği ve sorumluluk duygusunun gelişmediği toplumlarda serbest piyasa ekonomisi gelişememekte; sistemler ve yönetimler tamamen totaliter bir yapıya kaymaktadır. Bu kapsamda gelişemeyen piyasalar bu konuda önemli örnekleri oluşturmaktadır. Bununla birlikte devlet mekanizmasının yapısının Batılı sistemler üzerine kurulduğu; ancak yine de ekonomik sorunlardan kurtulamayan ve başta işsizlik ve cari açık olmak üzere sürekli sorunlar yaşayan ülkeler de mevcuttur. Bu konuda İspanya, Portekiz, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, (kısmen) İtalya da önemli örnekler arasındadır. Ancak süreç daha analitik incelendiğinde bu ülkelerin yönetim ilkelerinde ve yönetim ilişkilerine aynı devlet mekanizmasının etken olduğu görülmektedir. Ülkede, özel mülkiyet ve mülkiyet ilişkileri bireysel hak temelinde yapılansa da; temelde sorumluluk duygusunun gelişmediği görülmektedir. Devlet piyasa ile ilişkilerinde tarafsız değildir. Politikacılar ve bürokratlar satın alınmaya, rüşvete ve yolsuzluğa meyillidirler. Çalışma ilişkileri açısından analiz edildiğinde ise profesyonelleşme ve uzmanlaşma söz konusu değildir. Piyasanın derinleşemediği toplumlarda genel olarak devletin ekonomiye uzak olduğu ve ekonomiyi anlamakta güçlük çektiği görülmektedir. Devlet yönetiminde yer alan politikacılar ekonomiden tam olarak anlamadıkları gibi, devlet mekanizmasının uzman bürokrat kadrosu ve uzman kurumları oluşmaz. Devlet yalnız dış piyasalardaki gelişmeleri değil, içeride de piyasaları anlamakta zorlanır. Piyasa mekanizmasının tam olarak anlaşılamaması ciddi anlamda kamuyu dışlar ve piyasa içerisinde otorite boşluğu şirketler arasındaki illegal örgütlenmeleri besler. Bu konuda özellikle Yunanistan son derece önemli bir örnektir. Devlet ve piyasa arasındaki ilişkilerin kurulması, yapılanması ve sistemli halde yönetilmesinde ise bağımsız mahkemeler önem arz eder. Ancak adli 75

84 mercilerin bağımsız oldukları kadar uzman olmaları da gerekmektedir ki; bu durum ayrıca önem arz ve ihtiva eden bir husustur. Özellikle ifade etmek gerekir ki; gelişemeyen ve kalkınmayı başaramayan, serbest piyasa ekonomisine entegre olamayan ülkelerde en temel sorun kayıt dışılık ve hukukun uygulanmaması ve hukuk kurumlarının yetersizliğidir. Uzmanlaşma ve profesyonelleşme mevcut değildir. Oldukça etkili kanunlar bulunsa da kanunların uygulanmaması piyasa mekanizmasını etkileyen önemli sorunsallar arasında yer almaktadır. 195 Hukuk kurallarının bir bütün olması ve tüm hukuk sisteminin piyasa mekanizması ekseninde realiteye dayanması ise piyasa ekonomisi için ayrıca gereklilik arz ve ihtiva eder Kanunların yapısı kadar uygulanabilirliği de ayrıca son drece önemlidir. Kanunların uygulanma süreçleri ve kanunları uygulayan kurumların yapısı, kanunların uygulanma usulleri ise ayrıca önem arz ve ihtiva eden huşular arasındadır. Kanunların etkili uygulanmadığı ülkelerde, toplum adalet mekanizmasını kendi güç dengeleri içerisinde arayacaktır. Bu durum kanunsuzluğu besleyen mafya ve illegal organizasyonları oluşturacaktır. Devletin hukuktaki etkinliği piyasadaki etkinliği kadar önemlidir. Kamuda görev yapan ve kamuda belirli bir pozisyona sahip olan kişilerin titrlerini, unvanlarını ve pozisyonlarını kullanarak hukuk, kanun ve/veya uygulamada öncelik talep etmesi ise hem kültürle hem de hukukla ilgili bir durumdur ve bu tip bir toplumun gelişme şansı mevcut değildir. Bu gibi durumlara yönelik olarak başta toplumun kültürel yapısı olmak üzere, hukuksal yapısı, ekonomik yapısı ve sosyolojik yapısı tam anlamı ile incelenmelidir. Türkiye Cumhuriyeti açısından genel olarak bu tip bir sorunun varlığı söz konusudur. Zira özellikle kamuda pozisyon alan kişilerin, toplumda önceliğe sahip olma talepleri ve bu konudaki genel teamül Türkiye nin özellikle serbest piyasa ekonomisini içselleştirmesi konusunda alacağı oldukça uzun bir yol olduğunu göstermektedir. 196 Türkiye de şirketlerin politik/siyasi irade karşısında bürokrasi eliyle tehdit edilmesi ise ayrıca ciddi bir sorunsal niteliğindedir. DP döneminde Koç Holding den başlayarak, ilerleyen süreçte devam eden sindirme ve yok etme operasyonları hemen her zaman bürokrasi eliyle sürdürülmüştür. Bürokrasi kendi çıkarlarını muhafaza adına politik/siyasi iradenin tetikçiliğini üstlenmeyi görev telakki etmiştir. Türkiye nin en temel sorunları arasında yer alan bürokrasinin kişiliksizliği, omurgasızlığı ve niteliksizliği istisnasız tüm kamu kurumları için geçerlidir. Bürokrasi örgütlenmesi ile üçüncü dünya ülkelerinden ziyade bir muz cumhuriyetine benzeyen Türkiye nin gelişim gösterebilmesi için öncelikle bürokraside devrimsel yeniden yapılanmaya yönelmesi gerekmektedir. 76

85 Kültür ve Piyasa; Kültür ulusların politik sistemlerini ve sosyolojik yapılarını inşa ettiği ve yapılandırdığı gibi; ekonomide ve piyasa içerisinde de kendisini baskın biçimde hissettirir. 197 Kamu örgütlenmesi gibi, şirketler ve şirketlerin içerisinde faaliyette bulundukları piyasa da toplumun kültürü üzerin(d)e inşa edilmiştir. 198 Toplumun kültür yapısı kendisini kurumsal kimliklerde ve kurumların faaliyetlerinde de gösterir. Bu konuda birçok örnek verilebilir; ancak en önemlisi söz konusu kurumsal faaliyetlerin yapıları ve yapısal özellikleridir. 199 Toplumların kültür yapıları başta aile olmak üzere birey dahil tüm birleşenlerinde rahatlıkla görülmekte ve varlığını hissettirmektedir. Toplumların gelişmişlik seviyeleri de kültür yapıları ile doğrudan ilişkilidir. Ancak gelişmişlik seviyesinin ölçümlenmesi ayrıca önemli bir konudur. Zira gelişim ve gelişmişlik seviyesinin salt GDP ile ölçülmesi doğru değildir. Özellikle piyasa mekanizmasının analizi ve serbest piyasa ekonomisinin gelişimi bu kapsamda önemle üzerinde 197 Kültür başta ekonomi olmak üzere hemen tüm süreçlerden etkilenir. Ancak daha net ve teknik olarak açıklamak gerekir ise kültür bir bütündür ve ekonomi de kültürü etkilediği gibi, kültür temelinde yapılanır ve gelişir. Amazon ormanlarında yaşayan ilkel kabilelerin gelişememe nedenleri genellikle teknolojiye sahip olamamaları olarak görülür; ancak gelişimin olamama nedeni temelde teknolojiden çok daha önemli olan bir unsurdur. Bireysel mülkiyet ve birey hakları mevcut değildir. Bireyin bir kişilik olarak hak kazanmadığı toplumlarda gelişme kaydedilemez. 198 Bu nedenledir ki piyasanın dönüşümü kültürü etkilerken kültürdeki değişimler ve dönüşümler de piyasayı etkiler. 199 Bu kapsamda örnekler analiz edildiğinde özellikle şirketlerin yapılarının da (tıpkı kamu kurumları gibi) içlerinden çıktıkları kurumlardan ve kurumsal yapılardan etkilendikleri görülmektedir. Özellikle şirketler için bu durum son derece geçerlidir. Bir Alman şirketinin çalışma yapısı ile bir İtalyan şirketinin çalışma yapısı arasında ciddi farklılıklar mevcuttur. Kişisel örnekler vermem gerekir ise iş yaşamında rahat yol alabildiğim şirketlerin Alman, İsrail, Japon ve Kore şirketleri olduğunu ifade edebilirim. Yol alması imkansız olan şirketler ise daha çok Arap ve İran menşeli şirketlerdir ki; özellikle İranlı şirketlerde kurallar, anlaşmalar ve koşullar her an her şekilde değişme eğilimindedir, daha da ilginci sürekli yeni talepler oluşur ve verilen bilgilerin çok azı doğruluk payına sahiptir. Türk şirketlerinde ise genel sorun egodur. Patronun ya da yönetim mekanizmasında bulunan herhangi bir çalışanın egosu, prensip ve iş düsturunun önüne geçmiştir ki; Türkiye de şirketlerin uzun ömürlü olmamasının temel nedenleri arasında bu yer alır. Şirket içerisindeki rekabet düşmanlık ve gruplaşmaya dönüştüğü için verimliliği arttırıcı bir rekabet olmaktan çıkar. Bu gibi oluşumlar nedeni ile kurumsallaşan şirketler yönetim mekanizmasında kontrolü sağlamaya yönelik denetim mekanizmaları geliştirirler (Nurol (Çalık Grubu), kısmen Özaltın bu gibi örneklerdir; ancak daha net kurumsallaşmalar gerçekleştiren kurumlar da vardır ki bunlardan en önemlisi de Alarko ve Koç Holding gibi büyüyen şirketlerdir.) 77

86 durulması gereken bir husustur. Serbest piyasa ekonomisinin toplumların kültürleri ile ilişkili olması ve toplumların kültür yapılarını da göstermeleri, kültürün ekonomiye yansıması her ne kadar sosyolojik bir konuysa da spekülasyon ve manipülasyon analizi kapsamında ekonomik bir analiz konusu olur. Gelişen ve gelişemeyen ekonomilerin yapıları, aralarındaki farklılıklar ve benzerlikler son derece önemlidir. Daha net ifade etmek gerekir ise gelişmişlik seviyesinin belirlenmesinde kültür ciddi anlamda önemlidir ve belirleyicidir. Mülkiyet ilişkilerini açık ve net kurabilen ve hukuk yapısı mülkiyet ilişkilerindeki açıklıkla paralel olabilen toplumların piyasa ekonomisini içselleştirme ve geliştirme eğilimleri daha yoğundur. Piyasa ekonomisinde en temel ve en önemli belirleyici serbest rekabet ve serbest rekabeti besleyen koşullardır. Bu durum serbest piyasa ekonomisinin serbest rekabet özgürlüğü üzerinde yükseldiği tanımının evrensel geçerliliğini ortaya koyar. Gelişen ekonomilerin piyasalarında serbest rekabet olanağı mevcut olurken, gelişmekte olan ve gelişebilen ekonomilerde rekabet ortamının daha serbest ve güçlü olduğu gelişemeyen ekonomilerde ise rekabet özgürlüğünün bulunmadığı görülmektedir. Ancak rekabetten daha önemli olan husus ise toplumun mülkiyeti nasıl algıladığı ve mülkiyete yaklaşımıdır. Maalesef, sermaye ve diğer gelir getiren varlıklara sahip olma hakkı, özellikle hala faizin ahlaki olmadığına inanan toplumların varlığından dolayı çelişkili durumunu korumaya devam etmektedir. Aslında mülkiyet haklarının temel amacı, varlıklardan kazanç elde etmek amacıyla faydalanmak için onların muhafazasını temin etmektir. Bu haklar, Marksist görüşün kalıntılarına bağlılıklarını devam ettiren toplumlarda hırsızlık olarak algılanır, destek bulamaz ve işbölümü ile elde edilen zenginlik ortaklaşa yaratılmıştı, ortaklaşa kullanılmalıdır zihniyetine dayanır. Dolayısıyla bir bireyin kullanım hakkına sahip 78

87 olduğu mal, toplumdan çalınmış maldır. Tabii ki bu görüş Karl MARX tan çok daha önce, birçok dinin köklerine kadar iner. 200 Toplumların özel mülkiyete karşı duydukları saygı ve ikili güven ilişkileri toplumsal organizasyon ve ilişkilerin yapısını da belirler. 201 Bu yönü ile toplumsal ilişkilerin temelleri her anlamda önem arz eder. Toplumsal ilişkilere eşitsizlik olduğunda dönüşüm yaşanamaz. Bu ciddi bir konudur ve önem arz ve ihtiva eder. Özellikle eşitsizliğin ve kadın erkek ayrımının yoğun olduğu toplumlarda gelişimin ve ekonomik ilerlemenin gerçekleşmesi ciddi bir sorundur ve aynı zamanda serbest piyasa ekonomisi de eşitsizliğe dayalı kültürlerde derinleşemez. Bu konuda Hindistan oldukça önemli bir örnektir; ancak Afrika toplumları da bu konuda Hindistan ile birlikte verilebilecek örnekler arasındadır. Toplumdaki eşitliksiz yapı ve eşitliksiz anlayış piyasaya da yansımaktadır. Serbest piyasa ekonomisindeki gelişme ve derinleşme her ne kadar ilk başta kültürden bağımsız ve dış dünya ile ilişkili gelişmelerle ilerliyor gibi görünse de ilerleyen süreçte tamamen kültürden etkilenir. Örneğin Türkiye de serbest piyasa ekonomisindeki en önemli problem şirketlerin kısa vadeli karlara ve kısa vadeli hedeflere odaklı olmasıdır. Bu durum daha uzun vadeli ve profesyonel planların yapılanamamasına neden olduğu gibi, ani çöküşlerin oluşmasına neden olur. Kısa 200 Alan GREENSPAN, Türbülans Çağı, (Yeni Bir Dünya Serüveni), Boyner yayınları, İstanbul, s Bireysel mülkiyet hakkını ve mülkiyet haklarının engellenemez olduğunu içselleştiren toplumların gelişimleri daha kolaydır. Örneğin Polonya nın gelişim süreci diğer Doğu Bloğu ülkelerinden daha hızlı olmuştur. Bununla birlikte ortak mülkiyet inancına sahip olan ve/veya mülkiyetin hırsızlık olduğunu düşünen toplumlarda gelişim son derece yavaş ilerlemektedir. Ancak tek neden bu değildir. Daha ciddi sorunlar da bulunmaktadır. Özellikle petrol geliri elde etmelerine karşın gelişemeyen Arap ülkelerinin serbest piyasa oluşumu içerisinde girememelerinin temel nedeni mülkiyet ilişkilerinde her zaman için Ortaçağ benzeri dinsel tabularla hareket etmeleri, değişim ve yeniliğe açık olmamalardır. Değişime açıklığın temelinde ise geleneklere bağlılık yatar. Ancak geleneklere bağlılığın gelişimi etkilemediği toplumlar da mevcuttur ki; bu toplumların en önemlisi Japonya dır. Japonya her ne kadar gelenekler çerçevesinde ilerleyen ve geleneklere bağlı olan bir toplumsa da, Batı tarzı kalkınma ve gelişme ilkelerinin dışında başarı kaydetmiş yegane örnektir. Japonya nın klasik Batı tarzı ekonomik gelişim ilkelerini kullanmamasına karşın ciddi kazanım elde etmesi ve serbest piyasa ekonomisine tam anlamı ile entegre olmasının nedeni dinsel tabulara ve yeniliğe, yaratıcılığa açık olmasıdır. Toplumdaki herhangi bir teknolojik ilerleme tüketim amacı ile değil, doğrudan ilerleme ve yenilik amacı ile kullanılır, bununla birlikte etik değerler gösterişe ve Veblen etkisine benzer etkilerle kullanılmak üzere değil daha içsel değerlerle geliştirilir. 79

88 vadeli hedeflere odaklanma kurumsallaşamama ile birleştiğinde ise genelde kısa ömürlü ve ilk kuşak sonrasında tasfiye olan şirketleri beraberinde getirir. Sermaye piyasası ve OTC piyasalarda ani çöküşlerin yaşanmasının temel nedenlerinden bir tanesi de budur. 202 Kültür yapısı bakımından kurumsallaşmanın ve profesyonel, kurumsal yönetim ilkelerinin oluşmadığı toplumlarda ani çıkışlar yaşayan ve ani çöküşler gerçekleştiren şirketlerin sayıları fazla olduğu gibi yaşları 100 ve/veya 150 üzeri olan şirket sayısı da son derece azdır. Türkiye de Soğuk Savaş ( ) sürecinde yoğun düzeyde Komünizm etkisi gerçekleşmiş olsa da temelde özel mülkiyet ve mülkiyet hakkı ile ilgili kronik sorunlar söz konusu değildir. Özellikle eski Doğu Bloğu ülkelerindeki özel mülkiyete dair hukuksal boşluklar ciddi bir sorun teşkil etmez; ancak serbest piyasa ekonomisinin özellikle derinleşme ve gelişme sorunları devam etmektedir. Türkiye de serbest piyasa ekonomisinin gelişme sorununun temel nedeni; serbest piyasa ekonomisine entegrasyon kararının ve uygulamasının son derece geç ve alt yapısız alınmış olmasıdır. Ancak 24 Ocak kararları ile birlikte serbest piyasaya geçiş entegrasyon kararı alınmış ve yaklaşık otuz yıllık süre ise piyasanın gelişmesi ve derinleşmesi için yeterli bir süre değildir. Borsanın kurulması ve faaliyete başlaması 1989 ve 1990 yıllarına rastlar ki; bu da yaklaşık 23 (yirmi üç) yıllık bir sermaye piyasası geçmişi anlamına gelir. Daha da önemlisi 27 Mayıs 1960 Devrimi 203 ile birlikte ideolojik ekonomik politikaların izlenmesi Türkiye için kalkınmanın önünce ciddi engellerin oluşmasına neden olmuştur. Dönem içerisinde Türkiye nin serbest piyasa ekonomisine entegrasyonunun amaç edinileceği ve ihracata yönelik kalkınma çalışmalarının yürütüleceği bir sistemin kurulmuş olmaması Türkiye Cumhuriyeti açısından ciddi bir talihsizlik olmuştur; zira 202 Başta Kombasan olmak üzere birçok müflis şirketin iflasında da yine kültür egemendir. Toplum dinsel duygular kullanılarak istismar edilmiş, çöküşün faturası devlete çıkartılmaya çalışılmış ve daha da önemlisi cehalet ve yönetim zafiyeti hemen her kademede kendisini göstermesine karşın politik (siyasal) nedenlerle herhangi bir müdahale gerçekleştirilememiştir mayıs bir askeri hareket olmaktan öte geniş toplum kitlelerine dayanması ve belirli ciddi değişiklikler gerçekleştirmesi nedeni ile darbe değil, devrim niteliğinde bir eylemdir. 80

89 merkeze odaklı, planlı ekonomi politikası aynı zamanda dengeli kalkınma ve ithal ikameci kalkınma anlayışı ile birlikte uygulanmış bu durumda ekonomide ciddi anlamda Dünya piyasasından kopuşun yaşanmasına neden olmuştur. Bu dönem içerisinde başta ideolojik kaygılar nedeni ile serbest piyasa ekonomisi her zaman için emperyalizm ve gelişmiş ülkelerin hegemonyası ile özdeşleştirilerek algılanmış bu kapsamda bir anlamda kapital (sermaye) karşıtı bir algı doğmasına neden olmuştur. Derinleşen ve başarı kaydeden serbest piyasa ekonomileri ile başarısızlık yaşayan serbest piyasa ekonomileri kapital (sermaye) ve para piyasalarında aynı sonuçları yaşamışlardır. Bu kapsamda yakın kültürlerin yaşadığı deneyimler de benzerdir. 204 Hindistan ve Bangladeş in serbest piyasa ekonomisi ile entegrasyonu yakın ve benzerdir. Piyasa mekanizması ve yapısı benzerlikler göstermektedir. Latin Amerika ise bu konuda verilebilecek diğer önemli örnekler arasındadır. Özellikle Latin Amerika ülkelerinin başta kronik cari açık ve enflasyon problemleri olmak üzere ekonomi kültürleri birbirleri ile tamamen örtüşür. Latin Amerika da piyasa yapısı bakımından ayrışan ekonomiler ise Meksika ve Brezilya dır ki her iki ülkenin ayrışma nedenleri daha çok Kuzey Amerika etkisidir. Ancak her iki ülkede de tam anlamı ile serbest piyasa ekonomisinin serbest rekabet ilkelerinin tam olarak uygulanabileceği bir piyasa yapısı mevcut değildir. Bu konuda önemli örneklerden bir tanesi de özellikle İngiltere ve eski İngiltere kolonisi olan ülkelerin yapıları ve yapısal özellikleridir. Bu açıdan bakıldığında eski bir İngiliz kolonizi olan Amerika Birleşik Devletleri ile bugün Birleşik Krallık ın bir parçasını oluşturan Avustralya ekonomisi arasında ciddi benzerlikler söz konusudur. Hatta başta mortgage krizi olmak üzere gayrimenkul 204 Örneğin ekonomik yapı bakımından petrol sahibi olan tüm Arap ülkeleri belirli bir gelir elde ederken petrol sahibi olmayan Arap ülkeleri ciddi yoksulluk içerisindedir. Ancak son derece önemli olmakla birlikte ekonomik açıdan gelir elde eden ve GDP/capita seviyeleri $30.000,00 (otuz bin Dolar) olan Arap ülkeleri ile yoksul Arap ülkelerinin gündemleri, sorunları ve teknoloji üretme seviyeleri arasında bir farklılık yoktur. 81

90 sektöründe yaşanan spekülasyonlar ekonomik sorunların tetikleyicileri de hemen hemen aynıdır. İki farklı eski İngiliz kolonileri olmasına karşın Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan arasında bariz ve son derece belirgin farklar söz konudur. Üstelik Amerika Birleşik Devletleri daha kanlı ve daha uzun süren bir bağımsızlık savaşı vermiştir ve daha da önemlisi daha ağır koşullar söz konusudur. Bununla birlikte Hindistan İngiltere nin emperyalist koloni hareketinden önce tamamen feodal bir yapıya sahipken İngiltere emperyalizmi ve koloni hareketi sonrasında bir endüstriyel gelişim kaydetmiştir. Hindistan ın yaşadığı gelişimin temelinde üst sınıfta yer alan kastların İngilizlerle ilişkiye geçerek kültürel açıdan etkilenmeleri yatmaz, zira Hindistan da hala İngiliz etkisi özellikle bir özenti olarak görülse de kültür yapısı İngiliz kültür yapısından etkilenmemiştir. 205 Ancak Hindistan ın gelişiminde görülen önemli değişimlerden bir tanesi teknolojik alt yapıdır ki; teknolojik dönüşüm Hindistan ın 205 Hindistan ın kültür açısından İngiltere den etkilenmesi daha çok ilkel kabilelerin modern gezginleri taklit yapısına benzer. Çayı sütle içme alışkanlığı, kriketin popüler olması gibi bazı özellikler görülse de bu etki daha çok taklit seviyesindedir. 82

91 endüstrileşmesinde önemli olmuştur; zira İngiliz emperyalizmi bölgeye ciddi anlamda teknoloji transferi gerçekleştirmiştir. 206 Hindistan ın kalkınma sürecinin temelini oluşturan süreç; endüstri ile tanışıldığı süreçtir ve endüstrileşmesi tamamen İngiliz emperyalizmi ( ) sırasında gelişme göstermiş, daha doğrusu transfer edilerek ülke yeni teknolojik seviye ile tanışmıştır. Emperyalizm ve kolonileşme, teknolojinin yayılmasına yol açan özel kültüre temas biçimleri arasında büyük bir öneme sahiptir. Bu iki durum söz konusu olduğunda, alıcı konumda bulunan kültürün, emperyal güçlerce sunulan teknolojiyi kabul etmesi yönünde fazla seçim şansı yoktur. Emperya güçlere ait teknolojinin kültüre dahil edilmesi her zaman zararlı sonuçlar doğurmaz. İngiliz egemenliği altında bulunan Hindistan, emperyal bir gücün, istediğinde ve bunu gerçekleştirme kapasitesine sahip olduğunda, en son icatları kolonilerine taşımayı tercih edebileceğinin en iyi örneklerindendir. 207 Hindistan da teknoloji İngiliz kolonisi tarafından toplumun geliştirilmesi ve toplumun ilerlemesi amacı ile transfer edilmemiştir. Teknoloji transferinin temel amacı Hindistan da mukim 206 Bu konuda ilk tren hatlarının döşenmesi ve ilk tarım üretimi teknolojisinin Hindistan da yapılandırılması ciddi faaliyetler arasındadır. Bu kapsamda emperyalizmin ayrıca ele alınması ayrıca önem arz ve ihtiva eder. Klasik Marksist anlayış emperyalizmi salt bir sömürü sistemi olarak tanımlar. Ancak sistem daha ayrıntılı analiz edildiğinde sömürünün bir süre sonra karşılıklı ilişkiye dönüştüğü görülmektedir. Özellikle sömürenle sömürülen arasındaki ilişki öğretenle öğrenen arasındaki ilişkiye dönüşür. Teknolojik transfer olmak üzere iş modeli transferi ve sistem transferi de gerçekleşir. Benzer bir durum Türkiye Cumhuriyeti tarafından da deneyimlenmiştir. Zira Osmanlı Devleti feodal bir yapı olması ve gelişiminin mümkün olmaması nedeni ile salt bir sömürü olarak kalmış ve varlığını sonuna dek bir feodal derebeylik gibi sürdürmüştür; ancak İngiliz, Alman ve Fransız emperyalizmi altında oluşan kurumsal gelişmeler son derece önemli ve etkili olmuştur. Özellikle demiryollarının millileştirilmesi, Türkiye İş Bankası nın kurulması gibi atılımlarda yabancı kurumlardan yetişmiş işgücü istihdam edilerek yönetici kadrosu da bu kurumlarda deneyimleri olan kişilerden seçilmiştir. Her ne kadar Osmanlı yıllık gelirinin yaklaşık yirmi beş yıl içerisinde ( arasında) %25,00 (yüzde yirmi beş) ila %35,00 (yüzde otuz beş) civarını Duyun u Umumiye yönetimine transfer etse de kazanımları söz konusudur. Emperyalizm, Osmanlı yı ciddi bir sömürü ile sömürerek birçok kazanımı transfer etmiştir ve başta İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere halk sömürülmüştür. Ancak burada son derece önemli olan bir ayrım da halkın zaten halk olmadığı, emperyalizm olmadan önce daha ağır ve daha ilkel koşullarla hanedan (devletin kendisi) tarafından sömürüldüğüdür. Halk hali hazırda zaten hanedan tarafından İngiliz, Fransız ve Alman emperyalizminden daha ağır koşullarda altı yüzyıl sömürülmüştür. Ancak söz emperyalizmle birlikte belirli bir teknoloji ve know how transferi de söz konusu olmuştur. Bu cihetten halk başta endüstriyel gelişim olanakları ve yaşamadığı Endüstri Devrimi ne ait olan kurum, kuruluş ve süreçleri deneyimleme olanağı bulmuştur. 207 George BASALLA, Teknolojinin Evrimi, TÜBİTAK, Ankara 1996, s

92 görevli personelin hayatını kolaylaştırmak ve özellikle belirli maliyetlerin düşürülmesini sağlamaktır. Bu kapsamda Hindistan ın 1947 sonrasında yararlanacağı tren, telgraf ve buharlı gemi olmuştur; ki bununla birlikte 1947 sonrasında Hindistan tam bağımsızlığa kavuştuğunda endüstri İngiliz emperyalizmi sürecinde yapılandırılan endüstri üzerine inşa edilmiştir. Benzer bir durum Çin için de geçerlidir. Çin 1930 a kadar İngiliz, Amerikan, Rus, Japon ve Alman emperyalizmine maruz kalmış ve Çin de yaşanan gelişmelerin temelleri bu dönemde atılmıştır. Piyasalar arası ilişkiler de benzerdir. Zira gelişen piyasaların kapasitelerindeki artış, gelişmekte olan piyasalara kaymanın zorunluluğunu oluşturmaktadır. Kapitalizm in sürekli dinamik bir yapıya sahip olması, sürekli genişlemesi ve sürekli derinleşmesi de bu konu ile ilgilidir. Bu kapsamda gelişimlerini daha geç gerçekleştirmiş olan piyasalarda; piyasa mekanizmalarının işlemesi tamamen piyasa kültürü ile yapılanır. Özellikle serbest piyasa ekonomisinin işlemesi için gerekli olan organize piyasa, arz, talep, hukuksal alt yapı, güven ortamı ve aracı kurumların oluşması da bu çerçevede ele alınmalıdır. Özellikle Çin gibi eski Komünist; bir ülkenin kendine has bir yapıda serbest piyasa ekonomisine entegre olması sürecinde piyasanın kendisine has dinamikleri söz konusudur. Bu kapsamda piyasa mekanizmasının yapısı ve yapısal özellikleri son derece önem arz ve ihtiva eder. Zira Çin de piyasa yapısı kültür yapısı ile paralel olarak kamu tarafından yapılandırılmış ve küçük oyuncuların yararları değil kamu kurumlarının yararları söz konusudur. Bu kapsamda yatırımcı niteliği de taşıyan kamu kurumlarının piyasada manipülasyon gerçekleştirmeleri genelde olağandır. 84

93 Aynı şekilde Arap ülkelerinde dini nedenlerden dolayı serbest piyasa ekonomisine entegrasyon gerçekleştirememe durumu ciddi bir sorunsaldır. Piyasa para ve yeterlilik olmasına karşı oluşamamaktadır. Bu kapsamda hemen tüm kapital (sermaye) petrodolar olmakla birlikte İslami finans tekniklerini geliştirmiş olan Londra ve New York a akmaktadır. Piyasadaki sistem, spekülasyon hatta manipülasyon yapıları dahi kültür yapılarına göre oluşmaktadır. Örneğin Londra da gerçekleştirilen bir manipülasyon organizedir ve mutlaka mukim birden fazla bankanın ve/veya yatırım bankasının bilgisi dahilinde gerçekleştirilmiştir. Ancak DAX ta gerçekleştirilen bir manipülasyon mutlaka içeriden; Alman kamu kurumlarından ve/veya bürokratlardan destek almış ve piyasada mutlaka bir kamu kurumundan gelen bilgi ile pozisyon alınmıştır. DAX taki manipülasyonlar da daha çok bilgi temelli manipülasyonlardır ve daha teknik bir yapıya sahiptirler. Aynı şekilde Japon piyasasında oluşan manipülasyonlar da son derece tekniktir ve bu gibi manipülasyonlar mutlaka birden fazla etkenin birleşmesi ile oluşur ve Japon piyasasının en önemli özelliği yabancı bir oyuncunun spekülasyonu karşısında Japon oyuncuların ortak pozisyon alabilme kabiliyetlerinin olmasıdır. Kültürün piyasa üzerinde son derece ciddi ve belirleyici etkileri söz konudur ve bu etkiler hem OTC piyasalar için hem de kapital (sermaye) ve para piyasalarının oluşturduğu finans piyasaları için geçerlidir. 85

94 1.2. Kapitalizm in Gelişimi ve Piyasalar; Kapitalizm in gelişimi ciddi bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir ve konu aslında Kapitalizm in gelişim sürecini açıklayan XV. Yüzyıl XVIII. Yüzyıl analizleri içerisinde ayrıntılı olarak ele alınmıştır. 208 Ekonomi tarihi içerisinde incelendiğine ise Kapitalizm in Feodalizm sonrasındaki bir aşama olduğu görülmektedir. 209 Ancak bu kapsamda önemli olan unsurlardan bir tanesi de Kapitalizm in her ne kadar Batı Uygarlığı içerisinde oluşsa da gelişiminin yalnız Batı Uygarlığı içerisinde olmadığıdır; çünkü Kapitalizm özellikle emperyalizm ve koloni hareketleri sonrasında Evrensel bir hal almış, sistem olarak Küresel bir geçerlilik kazanmaya başlamıştır. 210 Kapitalizm başta içerisinden çıktığı Feodalizm olmak üzere ütopik olarak geliştirilen ve Kapitalizm in bir sonraki aşaması olduğu ümit edilen Komünizm, Sosyalizm ve/veya karma ekonomi politikaları karşısında da ciddi başarılar elde ederek ayakta kalmıştır ve çatıştığı tüm ekonomileri yok etmeyi başarmıştır. Bu durumun temel nedeni Kapitalizm in ideal, insana özgü ya da hümanist bir sistem olması değildir; hatta uygulamaları ile birçok zaman çıkar çatışmaları yaratan ve çıkar çatışmaları içerisinde haklılığın değil güçlülüğün belirleyici olduğu bir sistemdir. Bu yanı ile özellikle uluslararası ilişkilerde adil de değildir; ancak egemenlik ve küresel bir güç kazanmıştır. Bu durumun en temel nedeni Kapitalizm in her durumda kendini yenileyebilmesi ve her koşula uyum sağlayabilmesidir. Diğer önemli bir özelliği ise insan güdülerine özellikle de 208 Bununla birlikte Kapitalizm in üzerine inşa edilmesini sağlayan en önemli faktör paradır. Paranın kullanılmaya başlaması ve para ekonomisinin oluşması ve yapılanması ekonomik ilişkilerin ve mülkiyet ilişkilerinin dönüşümünde oldukça önemli olmuştur. 209 Kapitalizm insanlık tarihi içerisinde en hızlı ilerlemelerin gerçekleştiği süreçtir. 210 Bugün başta Çin Halk Cumhuriyeti, Japonya ve Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere bir çok piyasa emperyalizmle çatışmalar yaşamış ve ciddi antiemperyalist mücadeleler sonucunda, kendi özgür iradeleri ile serbest piyasa ekonomisine yönelmişlerdir; ki aynı durum İngiliz egemenliğine karşı antiemperyalist bir savaş vermiş olan Amerika Birleşik Devletleri için de geçerlidir. Bir ülke zorla serbest piyasa ekonomisine yönlendirildiğinde, iç dinamikleri oluşmadığında ciddi ve ağır krizler yaşar. Bu nedenle gelişim gösterebilen piyasalar kendi özgür iradeleri ile serbest piyasa ekonomisine yönelen piyasalardır. 86

95 spekülasyon güdüsüne hitap ederek kazanç talebini tetiklemesidir. 211 Tek geçim kaynağı maaşı olan bir devlet bürokratın kapital (sermaye) piyasasında pozisyon alması tamamen spekülasyon güdüsü ile hareket etmesi ile açıklanabilir. 212 Ancak buna karşın ekonomide bir oyuncu haline gelmiş ve piyasaya kaynak aktaran bir ekonomik aktör olmuştur. Oysa finans piyasalarının olmadığı bir ekonomide yalnız transfer harcamaları ile ekonomiye para enjekte edilmesini sağlayan araçlardan biridir. Serbest piyasa ekonomisine entegre olamayan ekonomilerde ise aynı bürokrat yalnız sistemin yürümesini sağlayan bir aktör olacaktır. 213 Bu açıdan bakıldığında serbest piyasa ekonomisi tüm oyuncuların ve tüm sistemlerin birbirleri ile ilişkili olmasını sağlayan bir sistemdir ve son derece çok boyutlu ilişkiler kurulmasına yardımcı olur. 214 Kapitalizm in tüm Dünya da egemen sistem olmasının temel nedeni sürekli dönüşmesi ve sürekli dönüşümün oyuncuları da sürekli dönüştürmesidir. Feodal toplumlarda sistemin çıkar sağladığı tek gurup ve tek sınıf yalnız merkezi monarşi, aristokratlar ve feodaller iken Kapitalizm yalnız tek bir gruba çıkar sağlayan bir sistem olmamıştır. Her ilerleme sürecinde Kapitalizm in çıkar sağladığı toplumlar ve gruplar dönüşmektedir. Ancak temelde 211 Ancak önemle ifade etmek gerekir ki; tüm egemenliğin devlete ve siyasal partiye ait olduğu Komünizm de ciddi anlamda adil ve özgürlükçü bir sistem değildir. 212 Spekülasyon güdüsü kapital (sermaye) ve para piyasalarının temeli olduğu gibi serbest piyasa ekonomisinin de temelidir. 213 Serbest piyasa ekonominin gelişmiş ve derinleşmiş olduğu ekonomilerde bireyler pozisyonları, meslekleri ve görevleri haricinde piyasada arz ve talep eden oyuncular olarak da ön plana çıkmaktadırlar. Piyasanın derinliği ise oyuncu sayısı, oyuncu yapısı (nitelik ve nicelik) ile oyuncu davranışları ile doğudan ilişkidir. (Piyasanın derinleşmesi son derece önemlidir; ki bu zamanla olur; bu nedenle bir ekonomide serbest piyasa ekonomisinin oturması en az birkaç neslin varlığını gerekli kılar) 214 Ekonomik sirkülasyonun ve mülkiyet ilişkilerinin yapısı toplumun gelişmesinde ciddi anlamda önemli bir etkendir. Bu konuda ekonomik ilişkilerin derinliği, genişliği, hacmi ve hızı önemlidir. Başta para sirkülasyonu olmak üzere tüm emtia, hizmet, ürün ve kıymetli evrak sirkülasyonu piyasa mekanizmasının yapısını ve yapısal özelliklerini belirler. 87

96 özellikle gelişim kaydedebilen ve sistemdeki boşlukları doldurabilen aktörlere ciddi kazanımlar sunacak koşulları sağlamaktadır. 215 Kapitalizm de piyasalar arası farklılaşma ve piyasaların birbirlerinden farklı yapıları ilerleyen süreç içerisinde ciddi dönüşümleri de tetiklemiştir. 216 Serbest piyasa ekonomisinde piyasalar arası entegrasyon ve akışkanlığın sağlanmış olması aynı zamanda spekülasyonun derinleşme riskini de beraberinde getirir. Sistem daha net incelendiğinde ve analiz ediğinde spekülasyon riskinin piyasanın açıklığı ile doğru orantılı olduğu görülmektedir. Ancak önemli bir realite olarak; piyasanın derinliği ve genişliği spekülasyon riskini de etkilemektedir. Kartopu ve/veya domino etkisi olmadığı durumlarda gelişmiş, derin ve geniş piyasalarda spekülasyon uygulamak son derece zordur. 215 Sistemin haraketliliği, değişkenliği ve devingenliği nedeni ile sürekli gap boşluk yapıları oluşmaktadır ve sistem sürekli dönüşüm yaşamaktadır. Bu yönü ile serbest piyasa ekonomisi her bir sistem dönüşümünde yenilenmektedir. Gerçekleşen yenilenme süreci köklü dönüşümler oluşturduğunda kriz olarak tanımlanan süreçler oluşur ki; aslında sistemde yaşanan her kriz, yeniden yapılanmanın koşullarının oluşması ve yeniden yapılanma süreçleridir. Krizler ne denli derin ve köklü olurlarsa yeniden yapılanan süreç de o denli yeni, derin ve farklı olur. Krizlerin tüm ortak özellikleri yaratıcı olmalarıdır, daha net bir ifade ile Joseph SCHUMPETER in çalışmalarının gösterdiği gibi sisteme ayak uyduramayanların elemine olmasını, sisteme entegre olanların ise varlıklarını devam ettirme ve geliştirme olanağına sahip olmalarını sağlar. Sistem temelde çok yönlü ve çok boyutlu hareketliliğe sahiptir ve sürekli yenilenmektedir; ancak sistemdeki tüm yapılar dönüşürken dönüşemeyen yapılar direnç oluşturur; direncin oluşturduğu güçlü dönüşüme direnme durumu ise dönüşümü geciktirirken ve yavaşlatırken aynı zamanda kendi üzerinde biriken stresi de oluşturur. Stresin birikimi sonucunda direncin kırılması ise kriz olarak tanımlanan süreçlerin aslında genel özetidir. 216 Piyasalar arası etkileşim; piyasaların birbirleri ile entegre olmasına neden olmuştur ki bu konuda piyasalar arasındaki ilişkilerin yapısı ayrıca önem arz eder. 88

97 1.3. Gelişemeyen Piyasalar; Gelişemeyen piyasalar; aslında Kapitalizm e geçemeyen toplumları ifade eder; zira serbest piyasa ekonomisinin ve Kapitalizm in hakim ve egemen olduğu her piyasada serbest piyasa ekonomisi ve finans piyasası olmak durumundadır ve vardır. 217 Bu yönü ile bazı piyasalarda İran gibi finans piyasaları olsa da; hatta bir kapital (sermaye) piyasası ve para piyasası olsa da sistem serbest piyasa ekonomisine entegre değildir. Sistemin serbest piyasa ekonomisine entegre olmamasının temel nedeni de sistemin dışa açık olma sorunudur. Yasakçı ve kısıtlamalara dayanan sistemler her ne kadar zenginlik içerseler ve müreffeh olsalar da hiçbir zaman serbest piyasa ekonomisi ile tam anlamı ile entegre olamazlar. Başta din olmak üzere herhangi bir statik temelde biçimlenen sistemlerin serbest piyasa ekonomisine dahil olamama nedenleri, piyasanın dönüşüm realitesinin inançlarla gölgelenmesidir. Bugün serbest piyasa ekonomisine geçemeyen örneklerden bir tanesi de Venezuela, Küba gibi Latin Amerika örnekleridir ki; bu ülkeler İslam ülkeleri olmamakla birlikte koyu Katolik inanç sistemine sahiptirler. Bu yönü ile söz konusu ülkelerin Komünist politik tarihleri ve ideolojik temelleri de dikkate alındığında Venezuela ve Küba nın ortak sorununun mülkiyete ve mülkiyet ilişkilerine dair yaklaşımlarıdır. Mülkiyetin hırsızlık olarak görüldüğü ve mülkiyet sahibi 217 Türkiye de finans piyasasının var olmasına karşın kapital (sermaye) piyasasının 1989 da hayata geçebilmesi son derece önemlidir. Bununla birlikte şirketlerin gelişim göstermesi ve şirket yapılarının birbirleri ile ciddi anlamda ilişkili hale gelmesi ise ayrıca önem arz ve ihtiva eden hususlardır. Türkiye de özellikle borsanın tam olarak gelişmediği, şirket yapılarının tam ve olması gereken gelişmişlik seviyelerine sahip olmadığı ve sektör birliklerinin gereken aşamaya ulaşmadığı göz önünde bulundurulduğunda Türkiye nin gelişmekte olan bir piyasa olduğu ve daha önünde çok yolunun olduğu daha net anlaşılacaktır. 89

98 olmanın etik ve en kutsal hak olduğu prensibinin yaygınlık ve geçerlilik kazanmadığı toplumlara ilerleme şansı söz konusu değildir. 218 Gelişemeyen piyasalar daha net ve detaylı olarak analiz edildiğinde; söz konusu gelişemeyen piyasaların sorunlarının kaynak yetersizliği olmadığı görülmektedir. 219 Sorun daha kroniktir ve çok daha derinlerdedir. Sorun tamamen kültürle ilişkidir ve serbest piyasa ekonomisine entegre edilmesi gereken toplumların politik sistemleri değil; öncelikli olarak kültürleri değiştirilmelidir. 220 Serbest piyasa ekonomisine yeni uyum sağlamaya başlayan toplumlarının da kültürleri ciddi anlamda dönüşmektedir. 221 Bu kapsamda örnek olarak Çin verilebilir. Zira Çin serbest piyasa ekonomisi ile entegre olmaya başladıktan sonra kültür yapısı dışa açık bir oluşum içerisine girmekte ve daha da önemlisi bireysel haklar önem kazanmaya başlamaktadır. 222 Daha da önemlisi bireysellik toplumda henüz hakim bir görüş olmasa da ilerleyen süreç içerisinde son derece hakim bir 218 Komünizm bireylere (yalnızca teoride) eşitlik hakkı sunmakla birlikte; temelde sorunun kendisi Komünizm ideolojisinin derinlerinde yatar. Zira Komünizm bir kalkınma, gelişme ve ilerleme süreci ve politikası değildir. Bir paylaşım modelidir ve bir yaşam biçimidir. Bu yönü ile Komünizm genellikle ekonomistler açısından yanlış anlaşılarak daha çok bir ekonomi politikası olarak değerlendirilir; oysa Komünizm inanç sistemleri gibi mantığa dayanmayan ve belirli bir mantıksal yaklaşımı içermeyen bir ideoloji ve inançtır. Bu yönü ile Hristiyanlıktan ya da İslam dan farklı değildir. 219 Sorun kaynak yetersizliğinin çok daha ötesinde bir sorunsaldır. Temelde sorunun ana kaynağı, kaynak yapısı ve/veya kaynak yetersizliğinin de ötesinde faktör donanımlarının yapısı, etkinliği, verimliliği, yatırımların artan verimliliğe sahip olup olmadığı ve sistemin alt yapısının özellikleridir. Bu kapsamda önemle ifade etmek gerekir ki; serbest piyasa ekonomisinin gelişim yapısı kültürle doğrudan ilişkilidir. 220 Kapitalizm in genişlemesi ve derinleşmesinin tam anlamı ile bir gereklilik olduğu dikkate alındığında serbest piyasa ekonomisine entegre olamayan toplumların gelecek bakımından risk teşkil ettiği gözlemlenmektedir. 221 Serbest piyasa ekonomisine uyum sağlama süreci aslında ayrıca önem arz ve ihtiva eden bir süreçtir. Serbest piyasa ekonomisine uyum sağlama sürecinde piyasanın kültürü etkili olduğu kadar, piyasanın kültür yapısı ve iş modelinde de dönüşümler yaşanır. 222 Çin ile ilgili önemli realitelerden bir tanesi de Çin Kapitalizmi nin oluşmaya başlamış olmasıdır Çin serbest piyasa yapısı ve serbest piyasa kültürü XXI. Yüzyıl itibari ile gelişmemiş olsa da özellike XXII. Yüzyıl ile birlikte Çin ciddi bir kapitalist mekanizmaya yönelecektir. Bu kapsamda özellikle Çin de özel mülkiyetin, mülkiyet haklarının, mülkiyet ilişkilerinin ve mülkiyet mekanizmasının dönüşümü ayrıca son derece önemli gelişmeler arasındadır. 90

99 konuma gelmesi ve kültürün içerisinde oluşmaya ve yer edinmeye başlaması muhtemeldir. Ancak gelişen ekonomilerin kendi kültür yapılarını korumakla birlikte farklı Kapitalizm versiyonlarını oluşturdukları da bir gerçektir. XXI. Yüzyıl itibari ile İngiliz Kapitalizmi, Amerikan Kapitalizmi ve Japon Kapitalizmi oldukça farklılıklar göstermektedir; ancak hepsinin temel özelliği serbest piyasa ekonomisinin egemenliği ve piyasanın açıklığı ile rekabet özgürlüğünün tartışılmazlığıdır. Bu yönüyle Afrika ülkeleri de analiz edildiğinde önemli veriler görülmektedir. Zira söz konusu ülkeler gelişmek ve ilerlemek için gereken kaynaklara sahiptirler ancak toplumsal yapıları ve kültürleri gelişime elverişli değildir. Özellikle Orta Afrika ülkeleri daha net incelendiğinde kabile hayatı, sosyal normların tam olarak oturmaması, bireysel mülkiyet hakkı ve bireyselliğe saygı mefhumlarının oluşmaması serbest piyasa ekonomisine entegre olunamamasının temel nedenidir. 223 Gelişemeyen ekonomilerin temel sorunları finans kaynağı yetersizliği, kaynak yetersizliği ya da faktör donanımı yetersizliği değildir. Sorun tamamen toplumsal ilişkilerin kökeninde gizlidir. Herhangi bir şeye sahip olmak için değer yaratıp takas süreci başlatmak ve süreci meta ekonomisinin dışına taşıyarak para ekonomisini oluşturacak bir ekonomi yaratamamışlar, talep edilen herhangi bir şeye sahip olmanın tek olanağı kabile içerisinde paylaşım ya da zorla gasp ile gerçekleşmiştir. Bugün bile Afrika nın birçok bölgesinde en önemli sosyal sorunlar gasp, hırsızlık, tecavüz ve cinayet gibi suçların günlük hayat içerisinde son derece yaygın olmasıdır Yaratıcı yıkım ve doğal seçilim ile konuya yaklaşıldığında serbest piyasa ekonomisine entegre olamayan toplumların ve ulusların tasfiyesinin sistem açısından gerekli olduğu görülmektedir. Bu yönü ile serbest piyasa ekonomisine entegre olamayan kültürlerin var olmalarının herhangi bir ilerleme yaratmayacağı da açıktır. Başta dinler, inançlar ve inanç sistemleri olmak üzere hemen hepsinin serbest piyasa ekonomisi ile ilişkileri vardır ve serbest piyasa ekonomisi ile ilişkilidir. Bu yönü ile serbest piyasa ekonomisine uyum sağlayamayan inanç sistemleri de risk teşkil etmektedir. Geçmişte Kapitalizm ve Komünizm arasında yaşanan savaşım ve mücadelenin bugün Kapitalizm ve İslam arasında (henüz dillendirilmese dahi) yaşamasının temel nedeni budur. Her ne kadar bilinç eksikliği, korkular, tabular ve koşullanmışlıklar nedeni ile Müslümanlar Komünizm ile mesafeli olsalar hatta korksalar ve düşman addetseler dahi; aslında İslam serbest piyasa ekonomisine uzak olduğu oranda, Komünizm ve Sosyalizm gibi ütopik sistemlere daha yakındır., 224 Kanunsuzluğun normal sayıldığı ve hukukun egemen bir otorite ve kanunlar bütünlüğü ile yapılanmayan toplumlarda serbest piyasa ekonomisi oluşamaz, gelişemez. 91

100 Kalkınma üzerine gerçekleştirilen çalışmalarda kalkınma sürecinin temeline yönelik en önemli eleştiri; yoksul ülkelerin gereken kapital (sermaye) yapısına sahip olmadıkları yönündedir; ancak daha net incelendiğinde eksik olan gelişemeyen ekonomilerin kapital (sermaye) yapıları değil, kapital (sermaye) üretme yeteneğidir 225 ve kapital (sermaye) üretemeyen ülkelerin serbest piyasa ekonomisinde yer almaları mümkün değildir. 226 Artı değerin kapitale (sermayeye) dönüşememesi ise Sovyetler Birliği nin katma değer yaratamamasındaki en temel sorun olmuştur; 227 ancak kalkınamayan Afrika ülkeleri ve körfez ülkelerinin önemli sorunlarından bir tanesi ise katma değer yaratabilecek kapasiteye sahip olmamalarıdır. Söz konusu kapasiteden kasıt ise; mülkiyet ilişkilerinin yapısıdır. Mülkiyet ilişkileri kazanım ve üretim temelli değil, egemenlik ve tüketim temellidir. Mülkiyet ilişkilerindeki önemli dönüşümlerden bir tanesi de mülkiyetin kayıt altına alınması ve mülkiyetin menkulleştirilebilmesidir. Bu kapsamda mülkiyet hakkının, mülkten farklı olarak yeni bir değer mekanizması içerisinde değerlenmesi ve menkulleştirilmesi XXI. Yüzyıl da mülkiyet ilişkilerini dönüştüren önemli gelişmelerden bir tanesi olmuştur. 225 Kapital (sermaye) üretme yeteneği, kapitalin (sermayenin) kendisinden farklı bir realitedir. Örnek vermek gerekirse Suudi Arabistan kapitale (sermayeye) sahip olmakla birlikte kapital (sermaye) üretme kapasitesine hiçbir zaman sahip olmamıştır. Bu durum tamamen kültürle ilgili ve ilişkilidir. Kültürel yapısı nedeni ile gelişime açık olmayan ülkenin petrol endeksli ekonomisi sürdürülebilir değildir. Dahası ülkenin gelişme gibi bir amacı da mevcut değildir. Ülke kültürel olarak tabulara bağlı yaşayan Afrika kabilelerinden farklı değildir. Bu yönü ile Arap ülkelerinin kültür devrimi gerçekleştirmedikleri sürece gelişme ve ilerleme şansları mevcut değildir. 226 Fiili kapital (sermaye) yapısından ve stokundan ziyade kapital (sermaye) üretme kabiliyeti, mekanizması ve yapısı çok daha önemlidir. 227 Komünist ideolojinin en önemli açmazı artı değer i bir sorun olarak görmeleridir. Dahası artı değere tam anlamı ile negatif anlamlar yüklemeleri gelişimi olumsuz etkilemiştir. Komünizm in revizyonu ve reformasyonu Çin tarafından gerçekleştirilmiş olup; Çin in Komünizm uygulaması başlı başına bir analiz konusudur. Zira Çin; Kominizm i klasik Marksist kalıpların ve klişelerin dışına çıkartarak serbest piyasa ekonomisi ile uyumlu bir yapıta moifiye etmiştir. Ancak başta ekonomik göstergeler olmak üzere hemen hiçbir konuda açıklık ve güvenirlilik söz konusu değildir. 92

101 1.4. Gelişmekte Olan Piyasalar; Gelişmekte olan piyasalar ise gelişme kapasite ve olanakları bulunan, serbest piyasa ekonomisine entegre olabilen piyasalardır; ki Türkiye Cumhuriyeti de bu piyasalardan bir tanesidir. 228 Yaşadığı birkaç yüzyıllık sömürü ve Cumhuriyet Dönemi atılım ve devrimlerinden sonra ve özellikle 1960 itibari ile başlayan; ancak 1980 ile son bulan Sosyalist etki ile biçimlenen merkezi planlama anlayışının ülkeyi yavaşlatmasına karşın ülke 1980 sonrasında serbest piyasa ekonomisi ile hızlı bir bütünleşme sürecine girmiştir. 229 Türkiye nin serbest piyasa ekonomisine ne oranda entegre olabildiği net olmasa da serbest piyasa ekonomisine entegre olduğu nettir. 230 Bu süreç içerisinde özellikle üretim ilişkilerinin dönüşmesi ile birlikte devlet yapısının da dönüşerek daha nitelikli bir hal alması gerekmektedir; ancak Türkiye Cumhuriyeti nin en önemli kazanımı Soğuk Savaş ( ) sırasında Sovyet etkisine girse de tam olarak Komünizm in yıkıcı ve irticai etkilerinden korunmuş olmasıdır. Gelişmekte olan piyasalar dikkatle incelendiğinde ve piyasa yapıları analiz edildiğine; söz konusu piyasaların serbest piyasa ekonomisi ile uyumlu kültürlere sahip olduğu görülmektedir. Söz konusu piyasalar Avrupa Birliği nde yer alan eski Doğu Bloğu ülkeleri ve Uzakdoğu ülkeleridir. 228 Gelişmekte olan piyasalar, gelişme potansiyelleri olan piyasalardır. Dünya da 1980 li yıllara kadar gelişmiş ekonomiler ve gelişmemiş ekonomiler varken özellikle XXI. Yüzyıl itibariyle gelişmiş ekonomiler, gelişmekte olan ekonomiler ve gelişmemiş ekonomiler mevcuttur. Gelişim kapasitesi serbest piyasa ekonomisine entegre kapasitesi ile ilişkili ve bağlantılıdır. 229 Planlı ekonomi ve dengeli kalkınma modeli Türkiye için hazin sonuçlar oluşturmuştur. Bugün endüstrinin temelleri her ne kadar planlı kalkınma modeli ile atılmış olsa da daha iyisi yapılabilirdi 230 Türkiye; serbest piyasa ekonomisine son derece çarpık ve altyapısız entegre olmuştu. Bu yönü ile Türkiye nin önündeki en önemli problem sosyal ve sosyoekonomik problemlerdir. 31 Mayıs 2013 itibariyle Gezi Direnişi nin de gösterdiği üzere Türkiye nin risk pirimi daha çok sosyal yapısından kaynaklanmaktadır. 93

102 Gelişmekte olan ülkelerin ortak problemleri faktör donanımı birleşenleri yetersizliğidir. Kapital (sermaye) yetersizliği, teknoloji yetersizliği, emek (yetişmiş ve iyi eğitimli, uzman, profesyonel işgücü) yetersizliği ve enerji/enerji teknolojileri yetersizliğidir. 231 Gelişmekte olan piyasaların dezavantajlar kadar avantajları da mevcuttur. Zira serbest piyasa ekonomisi dahilinde gelişen piyasalar doymuş ve sirkülasyondaki kapital (sermaye) ve para verimliliği azalan yatırımlar nedeni ile akışkanlık dahilinde yeni piyasalara ihtiyaç duymaktadır. Gelişmekte olan piyasalar ise söz konusu akışkanlık dahilinde iseler genellikle ciddi anlamda kapital (sermaye) ve para çekerler ki; Uzakdoğu ülkeleri bu konuda önemli örnekler arasında yer almaktadır. Gelişen piyasalardaki şişkinlik; gelişmekte olan ülkelerin daha cazip piyasalara dönüşmesine neden olur. 232 Ancak gelişmekte olan piyasaların en önemli problemi altyapı yetersizlikleri ve sistemin genel yetersizliğidir. Tabi daha önemli bir yetersizlik ise piyasanın sığlığıdır. Piyasanın gelişim süreci piyasadaki para miktarının ve sirkülasyonun çoğalması ile mümkün olabilir. Bu nedenle hem finans piyasalarının hem de OTC piyasalarının güçlenmesi gereklidir. Bu kapsamda gelişmekte olan piyasaların çok yönlü ve çok boyutlu incelenmesi gereklidir. 231 Türkiye nin hemen hepsinde yeterlilik sorunu mevcuttur. Öncelikle yetişmiş insan gücü konusunda ilerlemesi gereken Türkiye nin daha fazla sayıda ve daha iyi donanımlı üniversitelere ihtiyacı vardır. Diğer önemli bir realite de YÖK ün oluşturduğu engeldir. YÖK ün bilim üzerinde oluşturduğu baskı yapısı ve bilimi bürokrasiye boğması ilerleme açısından kabul edilemez. Ortaçağ kilise ruhban sınıfına benzeyen bir görünüme sahip olan YÖK ün bilimsel gelişmenin önündeki en önemli engel olduğu son derece nettir. Bu kapsamda üniversitelerin vakıf üniversitelerini dönüştürülmesi, rektör seçimlerinde kamu müdahalesinin önüne geçilmesi, devlet üniversitelerinin vakıf üniversitelerine dönüştürülerek öğrencilere eğitim kredilerinin açılması ülke için en önemli eğitim adımı olacaktır itibariyle gelişmekte olan piyasaların verimliliklerindeki düşüş ve kronik risklerin makro risklerle birleşerek yatırım verimliliklerini olumsuz etkilemeleri ile birlikte 2008 Krizi sonrasında piyasa sürülen paranın miktarına bağlı olarak oluşan enflasyonist baskı gelişmiş ülkeleri daha cazip hale getirmeye başlamıştır. Dahası gelişmiş ülkelerin faizlerindeki artış piyasalarda gelişmekte olan piyasaların faizlerinde de yukarı yönlü bir revizyon yaratmış ve bu durum kırılganlık riskini arttırmıştır. 94

103 1.5. Gelişmiş Piyasalar; Gelişmiş piyasalar; serbest piyasa ekonomisinin içerisinde yapılandığı piyasalardır; ki Dünya ticaretinin büyük bölümü bu piyasalarda gerçekleşir. 233 Ancak söz konusu piyasalar şişmiş ve yatırım verimliliklerinin düştüğü piyasalardır. 234 Üstelik son derece genişlemiş, derinleşmiş ve oturmuş piyasalar olması nedeni ile spekülasyon süreci de büyük aktörlerin elindedir. Hatta büyük aktörler manipülasyonları da yönlendirmektedirler. 235 Bu durum daha çok orta büyüklükteki oyuncuların yeni piyasalara ilgi duymasını sağlar ve bu süreçten sonra büyükler de yeni piyasalara ilgi duymaya başlarlar; ve gelişmekte olan piyasalar gelişmiş piyasalar karşısında cazibeye sahip olurlar. Ancak gelişmiş piyasalarda sistemin ve yapının oturmuş olması nedeni ile daha muteber piyasalar olma özelliklerini korurlar. 236 Ancak gelişmiş piyasalarda da erime görülmektedir. Özellikle sistemin devam etmesi daha fazla tüketim ve yeni piyasalara açılmayı gerekli kılması bakımından gelişmiş piyasalarda bir baskı yaratır. Sistem genişleyebildiği ölçüde güven telakki eder. Gelişmiş piyasalardaki ilerleme ise bir anlamda gelişmekte olan piyasalarla da ilişkilidir. Zira gelişmekte olan piyasaların finans piyasaları gelişmiş ülkelerin gölgesindedir. Gelişmekte olan ülkelerin genellikle pazarları gelişmiş 233 Gelişmiş piyasaların bir diğer önemli özelliği de gelişim süreçleri dahilinde ciddi kazanımlar elde etmiş olmalarıdır. Ancak gelişmiş piyasaları farklı kılan gelişmekte olan ülkelerden çıkan paranın gelişmiş piyasalara akmasıdır. 234 Her ne kadar yatırım verimliliği düşmekte olsa da 2008 Krizi sonrasında gelişmiş piyasalar daha az risk barındırmaları nedeniyle yatırımcılar açısından daha cazip hale gelmeye başlamıştır. Piyasada VIX yapısı ve genel volatilite nedeni ile tahvile olan taleplerde artış söz konusu olurken, hisse senetlerindeki taleplerde düşüş gözlemlenmiştir. Bu durum öncelikli olarak piyasada önemli bir yatırım fırsatı oluşturmaktadır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin borsalarında uzun vadeli hisse satın alma ve defter değeri altındaki hisselerin toplanarak yatırım yapılması ciddi bir fırsattır sonrasında (şayet küresel bir iyileşme yaşanır ise) borsalarda yukarı yönlü bir hareket muhtemeldir. 235 Gelişmiş piyasaların her ne kadar hukuksal mekanizmaları güçlüyse de oyuncuların piyasadaki baskısı da o derece güçlüdür. Ancak kapitalin (sermayenin) tabana yayıldığı ve piyasada küçük oyuncuların son derece etkin olduğu durumlara büyük oyuncuların ciddi spekülasyon ve/veya manipülasyon olanakları bulunmaz. 236 Gelişmiş piyasalardaki algı üzerinde mutlaka ayrıca çalışılmalıdır. Zira gelişmiş piyasalardaki spekülasyon yapılarının yatırımcı üzerinde baskı yaratmasının en temel süreci algının yönlendirilmesi sürecidir. 95

104 ülkelerdir; bununla birlikte gelişmekte olan ülkelerin özel sektörü gelişmiş ülke finans kuruluşları, yatırım bankaları ve JV şirketlerinden borçlanırlar. Bu yönü ile gelişmekte olan piyaslardaki gelişim ve yapılanma gelişmiş ülkelerin stabilizasyonu için önem arz eder. Piyasalardaki derinleşme global büyüme ile korelasyonel olarak sağlanamaz ise dengesizlik ani sıcak para hareketleri ile kendisini göstermeye başlar ve akabinde doğrudan yabancı yatırımların kayması gerçekleşir. 237 Yatırımın gelişmekte olan ülkelerden göreli daha az gelişmiş ülkelere kaymaya başlaması hem söz konusu ülkelerin gelişmekte olduğunun göstergesi hem de aynı zamanda bir risk göstergesidir. Çin örneği ele alındığında; Çin deki maliyetlerin yukarı yönlü hareketi üretimi daha çok Kamboçya, Vietnam, Endonezya, Tayvan gibi daha az gelişmiş bölgelere kaydırmaktadır. Maliyetler açısından Çin cazibesini kaybetmektedir; ancak Çin in marka yaratma ve teknoloji geliştirme sürecine girmiş olması bir anlamda segment değiştirmiş olduğunu da göstermektedir. Çin in önemli özelliklerinden bir tanesi de üretim merkezi olmaktan çıkarak piyasa konumuna gelmeye başlamasıdır Gelişimi sağlayan ana sektörler arasında enerji sektörü, enerji taahhüt sektörü, altyapı sektörü, bankacılık sektörleri yer almaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin altyapı yetersizlikleri nedeni ile yaşadığı sorunlar gelişmiş ülkelerin altyapı şirketlerinin faaliyetleri ile aşılmaya çalışılır ki söz konusu faaliyetler WB başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar tarafından finanse edilir. Bu yönü ile gelişmiş ekonomiler gelişmekte olan ülkeler üzerinden gelişim göstermektedirler. Ancak gelişmiş ekonomilerin gelişmekte olan ülkelerle ilişkilerinde doğru ve etkin yönetim gelişmekte olan ülkelere ciddi kazanımlar yaratır. Kore bu konuda önemli bir örnektir. Aynı zamanda Japonya da bu konuda önemli örnekler arasında yer almaktadır. Ancak bu konuda ön plana çıkan yine kültür dür. Piyasanın/ülkeni kültürü gelişimi tetikleyen en önemli koşuldur. 238 Çin başta lüks tüketim ürünleri olmak üzere bir çok konuda ciddi ve önemli bir piyasa konumuna gelmektedir ve özellikle 2020 sonrasında bu özelliği giderek arttıracak gibi görülmektedir. Özellikle refahın tabana yayılmasıyla birlikte Çin in Dünya ekonomisindeki arz temelli önemi, talep temelli öneme doğru dönüşmeye başlayacaktır. Bu süreç Türkiye gibi ülkeler açısından ciddi bir fırsat olmakla birlikte ciddi bir hazırlık gerçekleştirildiğinde önemli sonuçlar verecektir. 96

105 1.6. Piyasalararası İlişkiler; Piyasalar arası ilişkiler serbest piyasa ekonomisinin yapısını dönüştüren ve aynı zamanda gelişmiş piyasaları (daha da) geliştiren temel etkinlikler arasında yer alır; aynı zamanda gelişmekte olan piyasaların gelişmelerini de tetikler. Bununla birlikte piyasanın derinliği ve piyasaların uyumluluğu piyasalar arası ilişkilerde temel belirleyiciler arasında yer alır. 239 Piyasalar arası ilişkileri belirleyen en temel ve önemli koşul organize bir piyasanın varlığıdır. 240 Şayet güven telkin eden ve sağlıklı gelişen bir piyasa mekanizması mevcut ise piyasalar arası ilişkiler yapılanacaktır. 241 Başta kapital (sermaye) transferleri olmak üzere, teknoloji ve emek transferleri piyasalar arası ilişkilerde son derece önem arz ve ihtiva etmektedir. Bu yönü ile piyasa mekanizması ilişkiler ağı içerisinde yapılanır ve gelişir. Daha net bir tabirle piyasalar/ülkeler birbirlerini tetikleyerek çok yönlü bir gelişim sağlarlar. Kaynakların verimli kullanımı ve karşılaştırmalı üstünlük temelli tercihlerin gerçekleştirilmeleri bu konuda son derece önemli etmenler arasında yer almaktadır Piyasalar arası uyumsuzluklar risk yarattığı oranda, fırsat da yaratmaktadır. 240 Piyasanın regülasyona tabi olması piyasanın kalitesi ile de ilgilidir. 241 Piyasalar arası ilişkilerin yapılanması da ayrıca önem arz ve ihtiva eden bir süreçtir; zira piyasalar arası ilişkilerde güven mevcut ise yapı sağlıklı olacaktır. Ancak 2008 Krizi nde olduğu gibi kredi derecelendirme kuruluşlarının güven sarsacak düzeyde yanlış değerlendirmeleri gibi bir durum olur ise; böyle bir durum bilgi edinme yöntem ve metotlarını dönüştürecektir; ki 2008 Krizi sonrasında 1950 li yıllara benzer analiz ve danışmanlık kurumlarının oluşmasının ve gelişmesinin temel nedenlerinden bir tanesi de budur. 242 Amerika Birleşik Devletleri nde piyasa gelişimi daha çok İngiliz kapitalinin Amerika ya akması sonrasında gerçekleşmiştir. Başta maliyetler ve verimlilik olmak üzere bir çok etmen kapital akışını hızlandırmıştır. Hollanda, Almanya, Fransa ve diğer ülkelerden de (çok az miktarda Rusya dan) kapital girişi olmuştur. Ancak asıl gelişim İngiltere den teknoloji transferinin sağlanması ile birlikte gerçekleşmiştir. 97

106 Piyasalar arası ilişkilerin gelişimi tetiklemesinin en temel nedeni teknoloji ve iş modeli transferinin gerçekleşerek, dış katalizörlerin gelişimi tetiklemeleridir. Benzer biçimde Çin de özellikle 1980 sonrasında doğrudan yabancı yatırımlarla gelişmeye başlamıştır. Ancak daha öncesinde Çin in emperyalist saldırı altında olduğu ve Boxer Ayaklanması (1930) ile başlayan dönem öncesinde Çin ciddi bir yabancı şirket istilasına uğramıştır. Her ne kadar bu dönem Çin tarafından kabul edilmese de olumlu getiriler sağlayarak gelişimi tetiklemiş ve ciddi bir iş modeli ve teknoloji transferi oluşturmuştur. Çin in haricinde benzer bir durum Japonya için de geçerlidir. Japonya teknolojinin en hızlı gelişim gösterdiği piyasa/ülkedir. Piyasa/ülke hemen hiçbir piyasanın/ülkenin tarihinde görülmemiş sıçramalar gerçekleştirmiştir. 243 Gelişmiş piyasalarla/ülkelerle gelişmekte olan piyasalar/ülkeler arası ilişkilerde genellikle gelişmiş piyasaların/ülkelerin çıkarları ön plandadır. Ancak uzun vadede gelişmekte olan piyasalar/ülkeler önemli kazanımlar elde ederler. En temel kazanımları iş modeli, know-how ve teknoloji transferidir. Genel olarak piyasalar arası ilişkilerin belirli kriterlerde taksonomiye tabi tutulması mümkünse de en temel sınıflandırma (taksonomi) piyasa yapıları temellidir. 243 Dikkatli analiz edildiğinde Ortadoğu ve Arap coğrafyası haricinde emperyalizm deneyimi yaşayan tüm piyasalar/ülkeler gelişim kaydetmişlerdir. Ancak Ortadoğu da Sümer, Babil ve Mısır sonrasında müspet bir ilerleme gerçekleşmemiştir. Kısmen Muhammet öncülüğündeki İslam Devrimi ile birlikte atılım gerçekleştiren Arap toplumu yalnız Antik Grek çalışmalarının Arapça ya tercümesi ile belirli öykünmelerle kısmi ilerlemeler kaydedebilmiş; ancak akabinde statik bir yapıda mevcut feodal varlığını devam ettirmiştir. Herhangi bir gelişim kaydedemeyen Arap kültürünün İsrail in tetiklemesi ile belirli bir kimlik oluşumuna ve/veya yeniden yapılanmaya yönelmesi beklenirken herhangi bir yeniden yapılanma da oluşmamıştır. İlginçtir ki; 2013 e kadar gerçekleştirilen istatistiksel çalışmalar Araplar arası çatışmalarda İsrail Arap savaşından daha fazla ölümün ve katliamın gerçekleştiğini göstermektedir. Aynı zamanda herhangi bir teknoloji ve/veya herhangi bir servis geliştirilememiştir. Bugün helal olarak görülen İslami finans enstrümanlarının bir çoğu da tamamen Londra, New York, Tel Aviv ve Frankfurt merkezlerindeki şirketler tarafından yönetilmektedir. Takaful olarak bilinen İslami sigortacılık yapısı da incelendiğinde sistemin her ülkede farklılıklar gösterdiği ve başta Amerikalı ve İngiliz şirketler olmak üzere yabancı şirketler tarafından uygulandığı gözlemlenmektedir. Benzer biçimde Dünya nın en önemli Sukuk merkezi Londra dır. 98

107 Gelişmiş piyasalarla gelişmiş piyasalar arası ilişkiler Gelişmiş piyasalarla gelişmekte olan piyasalar arası ilişkiler Gelişmekte olan piyasalarla gelişmekte olan piyasalar arası ilişkiler Piyasalar arası ilişkiler analiz edildiğinde; gelişmemiş ve serbest piyasa ekonomine entegre olamamış piyasalardaki, gelişmiş piyasa oyuncuları ve gelişmekte olan piyasa oyuncularının etkinliklerinin temel nedeni daha çok sömürü mekanizmasına benzer ve belirli bir tanımlanmış iş ve/veya proje ile sınırlıdır ve risklerden doğan yüksek getiri talebi söz konudur. Bu durum finans piyasaları için de geçerlidir. Zira gelişmiş bir piyasadan gelişmekte olan bir piyasaya nakit akışı söz konusu ise yüksek karlılık beklentisi vardır. Bu durum gelişmemiş olan (ve kısmen gelişmiş olan) piyasalar açısından risk de içerir; zira yüksek maliyetle borçlanma ve oyuncuların yüksek kar beklentileri piyasada borçlanma maliyetleri ile birlikte, faizleri ve enflasyonu da yukarı itmekte ve aynı zamanda son derece ağır koşullar oluşturabilmektedir. Bununla birlikte piyasanın sığ olması büyük oyuncuların faaliyetlerinin son derece şiddetli etkiler yaratabilmesi riskini de beraberinde getirmektedir. 99

108 KRİZLER II Serbest piyasa ekonomisinin etkin bir biçimde anlaşılması krizlerin anlaşılmasına bağlıdır; zira krizler serbest piyasa ekonomisinin yol ayrımları ve piyasanın yenilendiği, yeniden yapılandığı dönemler olmaları nedeni ile serbest piyasa ekonomisinin ayrılmaz parçalarıdır. 244 Bu yönü ile XV. Yüzyıl sonrasında gelişmeye başlayan ekonomik ilişkilerin yeniden yapılandığı kriz dönemlerinin incelenmesi gerekmektedir. 245 Kriz dönemleri ve kriz süreçleri incelendiğinde her bir krizin ciddi benzerlikleri ve farklılıkları olduğu görülmektedir. Bununla birlikte ilginç olmakla birlikte her yüzyıldaki krizlerin kendilerine has yapıları mevcuttur ve krizler her bir yüzyılda giderek farklılaşmışlardır. Özellikle XXI. Yüzyıl ın ilk ve tek (küresel) krizi olan ancak yüzyıl içerisinde yaşanacak yeni bir krizin temellerini atan 2008 Krizi son derece karmaşıktır ve birçok dinamiğin birbirleri ile etkileşimi söz konusudur. 246 Hemen 244 Bu yönü ile krizlerin aslında olmaması gereken durumlar olarak görülmesi ve/veya krizlerin engellenmesi gereken olumsuz durumlar oldukları, ya da başarısızlıklar oldukları yönündeki düşünceler realiteyi ve rasyonoliteyi yansıtmamaktadır. Krizler başarısızlıklar sonucu doğmaz, başarısız yönetilmeleri sonucunda derinleşirler. Ancak krizlerin fenomenolojik, ontolojik (ve hatta kozmolojik) olarak incelenmesi gerekir; zira krizlerin piyasa ekonomisindeki konumunun anlaşılması oldukça önemlidir. 245 XV. Yüzyıl itibari ile krizlerin tek tek ele alındığında ve incelendiğinde; söz konusu krizlerin temelde her birisinin şiddeti ölçüde piyasada yeni bir regülasyon oluşturduğu görülecektir. Her bir kriz sonrasında oluşan yapıda yeni sistemler oluşturur ve yeni koşullar yaratır. Bu yönü ile her kriz temelde özgündür; ancak krizler daha net ele alındığında özellikle görülecek önemli bir husus da her bir krizin kendisinden önceki krizlerle ilişkili olduğudur. Krizler her anlamda birbirleri ile ciddi ilişkiler içerisindedirler. Bu yönü ile krizlerin tam anlamı ile incelenmesi ve analiz edilmesi son derece önemlidir. Kriz mekanizmalarının ve kriz birleşenlerinin her biri koşullar çerçevesinde hareket ederler Krizi her ne kadar gelişmiş piyasalarda oluşmuş ve gelişmiş piyasaları etkilemiş idiyse de temelde (özellikle ilerisi için) gelişmekte olan piyasaları daha fazla etkilemiştir Krizi ile birlikte gelişmekte olan piyasalar daha net ayrışarak gelişme potansiyelleri olan piyasalar ile gelişme potansiyeli bulunmayan piyasalar net olarak ayrışmaya başlamıştır. Bu kriz Çin gibi serbest piyasa ekonomisine koşullar gereği entegre olan ülkelerde de yenilenme gerekliliğini gündeme getirmiştir; ancak önemli özelliklerden bir tanesi 2008 Krizi nin sessiz sedasız EFTA & NAFTA birleşmesine yol açmış olmasıdır Krizi nin yarattığı koşullar yeni Kapitalizm versiyonlarının oluşmasına olanak sağlayan koşulların temellenmesine yol açmıştır. 100

109 her yüzyıldaki krizler farklı nedenlerden oluşmuş ve farklı koşullar yaratmışlardır; ki bu realite 2008 Krizi için de geçerlidir XVII. Yüzyıl ( ) Krizleri; XVII. Yüzyıl da ciddi ve tüm bir ekonomiyi ve uluslararası sistemi etkileyen bir kriz yaşanmamış ve gerçekleşmemiştir. Ancak buna karşın XVII. Yüzyıl içerisine Amsterdam da başlayarak Hollanda ve Kısmen Hamburg ve bölgedeki Kuzey kentlerine yayılan bir kriz oluşumu söz konusudur. 247 Oluşan tek kriz Tulipmania olarak tanımlanan Amsterdam Lale Borsası Krizi dir. 248 Krizin tam olarak Kapitalizm içerisinde gerçekleştiği söylenemese de oluşan ve gelişen serbest piyasa ekonomisi içerisine yapılandığı söylenebilir. Kriz aynı zamanda Endüstri Devrimi öncesinde oluşması nedeni ile de nemlidir. Zira prekapitalist bir yapılanmaya sahiptir Lale Borası Krizi ( ); Tarihte bilinen ilk borsa krizi olarak da tanımlanan kriz; aslında bir borsa krizi değildir. Temelde organize olan ve işleyen bir borsa ve bir menkul kıymet de söz konusu değildir. Ancak kriz (yine de spekülasyon güdüsünden) kaynaklanmıştır. Lale; XVI. Yüzyıl a kadar Avrupa da bilinen bir bitki değildir. Osmanlı da büyükelçi olarak bulunan Oiger de BUSBEQ lale soğanlarını ilk olarak ( yıllarında) Viyana ya göndermiştir. Viyana dan Hollanda ya ithal edilen lale soğanları ilk kez lüks ürünler kategorisinde yer almış ve saray, villa ve malikane 247 Aslında Amsterdam Lale Borası ( ) Krizi tam bir kriz değildir. Bir kriz olmakta öte daha çok piyasada spekülasyon etkisi ile yaşanan bir şişmedir. 248 Amsterdam Lale Borası olarak anılan borsa temelde fiziki bir satışı temsil etse de tam olarak bir borsayı tanımlamamaktadır. Zira Amsterdam çarşı alanında ve kendin başka bölgelerinde hatta Hollanda nın diğer kentlerinde satışı gerçekleştirilen tüm lale soğanları ve lale soğanı kontratları söz konusu borsayı sembolize etmektedir. 101

110 bahçelerinde kullanılmıştır. 249 Giderek artan ligi başta Amsterdam olmak üzere Tüm Hollanda da lale piyasasının oluşmasına neden olmuş ve Hollanda da lale yetiştiriciliği bir uzmanlık haline gelmeye başlamıştır. 250 Dönem içerisinde Hollanda lale üreten bir merkez konumuna gelmekle birlikte, lale bir ihraç ürünü haline gelmiştir ve lale soğanları tüketim ürününden bir tür yatırım ürününe dönüşmüştür. Bu sürçten başlayarak lale ticareti yerini lale soğanı ticaretine bırakmaya başlamıştır. Bir diğer önemli gelişme ise lale soğanları satışlarının kontratlarla (sözleşmelerle) yapılmaya başlamış olmasıdır. Dönem içerisinde lale soğanları ile birlikte lale soğanı satış kontratları (sözleşmeleri) de alınıp satılmaya başlamıştır larla birlikte lale piyasası giderek gelişmiş bir yapıya dönüşmüş ve lale soğanı sözleşmelerinin alınıp satılması doğrudan lale soğanlarının alınıp satılması kadar etkin bir sirkülasyon yaratmaya başlamıştır. 251 Bu dönemde yatırım malı niteliği kazanan lale soğanlarını alan ve satan üreticiler ve lale yetiştiricileri dışında yatırımcı olarak nitelendirilebilecek tüccarlar da lale soğanlarını satmak 249 Laleyi ilk olarak Hollanda ya getirenler dönemin zengin tüccar sınıfıdır. Sınıf başta villalar olmak üzere lale soğanlarını XV. Yüzyıl sonrasında moda olan saray bahçeciliği için getirtmişlerdir. Dönem içerisinde toplumda son derece ciddi bir gelir dağılımı adaletsizliği söz konusudur ve modern devletin işlevlerinden biri olan (hatta en nemlisi olan) sosyal devlet anlayışı uygulaması söz konusu değildir. Buna karşın başta sınıflar olmak üzere ciddi dönüşümler söz konusudur. 250 Hollanda da lale yetiştiriciliği talep üzerine başlamıştır. Bununla birlikte bir lale soğanının üretilmesi ve ürünün geliştirilmesi uzun bir süreç gerektirmektedir. Hollanda da lale yetiştiriciliğinin bir sektör haline gelmesi ve ayrışması yaklaşık elli yıllık bir süreci almıştır. Ani bir panik ve kriz olarak görülen Tulipmania aslında zaman içerisinde gelişen bir sektörün spekülasyon güdüsü ile talep görmesi ile de ilgilidir. 251 Lale soğanlarından öte, lale soğanı satış sözleşmelerinin alınıp satılmaya başlanması son derece ciddi ve bir o kadar da önemli bir konudur. Her anlamda ilgili emtianın (bu burada bir ve/veya birkaç adet (ya da daha fazla) lale soğanıdır); kendi varlığının yanı sıra alım satım hakkı sağlayan kontratlarla (sözleşmelerle) temsil olunduğu bir sürecin başlamış olması söz konusudur. İlgili metadan bir menkul kıymetin yaratıldığı ilk süreçtir. Hatta sözleşmelerin bir kısmının ileri bir tarihte alım ve satım hakkı sağladığı görülmektedir ki; geleceğe yönelik vadeli işlemlerin ilk kez uygulandığı görülmektedir. Söz konusu vadeli işlemler bugün anlaşılan türev piyasa ürünleri yapısında ve kapasitesinde değillerdir; ancak finans piyasalarının henüz oluşmadığı; ancak bankacılığın var olduğu bir sistemde spekülasyon güdüsü ile birlikte oluşan bir yapının nasıl türev araçları da oluşturma gereğini duyduğu konusuna son derece önemli bir örnektir. 102

111 amacı ile satın almaya ve akabinde üreticilere satmaya başlamışlardır. Daha sonra (1630 lardan sonra) lale soğanı ve lale soğanı kontratları (spekülasyon amaçlı olarak) dönemin yatırımcıları arasına sirkülasyona girmiştir ki; bu durum lale soğanı kontratları ve lale soğanları üzerinde ciddi bir fiyat baskısı oluşturmuş ve fiyatlar hemen hemen 10 (on) kat kadar artmıştır. 252 Bu dönem içerisine özellikle 1635 sonrasında yükselen fiyatlar daha çok kimseyi lale soğanı kontratı ve lale soğanı almaya itmiş hatta piyasadaki kontrat sayısında son derece ciddi bir genişleme gerçekleşmiştir sonrası giderek genişleyen sirkülasyon lale soğanı ticaretini bir finansal piyasa benzeri; ancak daha çok eski bazilikaları ve Ortaçağ pasajlarını andıran çarşılarda satanlarla satın alanlar arasında (arz ve talep arasında) kontratların ve lale soğanlarının alınıp satıldığı bir yapı oluşturmuştur. 253 Sirkülasyon 1636 ya kadar hızlanarak devam etmiştir. Ancak Kasım 1636 ile birlikte yavaşlayan sirkülasyon Aralık 1636 ile birlikte devam ederken fiyatlar yavaşlayan bir seyir izlemiş ve Şubat 1637 ile birlikte hızlı ve dramatik 252 Fiyatların arttığı süreç piyasadaki satışların haricinde kontratların (sözleşmelerin) alınıp satılmaya başladığı süreçle birlikte gerçekleşmiştir. 253 Söz konusu yapının Antik Çağ ile özellikle de Grek polislerindeki (kent devletindeki) uygulamalarla karşılaştırılması kısmen doğru olmakla birlikte; Antik Çağ içerisinde agorada bulunan bazilikalarda belirli bir regülasyonun bulunduğu dikkate alındığında; aslında 1630 lardaki durum Antik Çağ ın gerisindedir. Ancak önemle ifade etmek gerekir ki serbest piyasa ekonomisinin gelişim sürecinin daha çok Antik Grek ile başladığı yönündeki düşüncenin temellerinde de bazilika kültürü ve bazilikadan borsaya geçen süreç vardır. Devletin güvenlik ve regülasyonu sağladığı ancak piyasa işleyişine kriz dönemleri haricinde karışmadığı bir yapı söz konusudur ve bu yapı serbest piyasa ekonomisinin temellerini oluşturmaktadır. Serbest piyasa ekonomisinin Antik Çağ sonrasında gelişim şansı bulamamasının temel nedeni baskıcı devlet yapısının özellikle Roma sonrasında ve Hristiyanlık ile birlikte egemen olmasıdır. Diğer önemli bir konu da zenginlik, servet ve kapital (sermaye) yapısının özellikle Hristiyanlık ile birlikte (ve diğer dinlerde, başta Sosyalizm ve Komünizm olmak üzere ideolojik düşüncelerde) negatif algılanmış olmasıdır. Tıpkı Komünizm de olduğu gibi zenginlik Hristiyanlıkta da etik olarak bir sorun olarak görülmüştür; ancak aynı zamanda (kısmen kamufle edilerek) egemen aristokrasi tarafından sürdürülmüştür. Mülkiyet ilişkileri ve mülkiyet hakkı üzerinde oluşan bu din ve etik baskısı uygarlığın gelişimini olumsuz yönde etkilemiştir. Kapital (sermaye) yapısına karşı geliştirilen bu patolojik yaklaşım Marksist düşünce ile birlikte klasik Sol fraksiyonlarda kökleşmiştir. Bu açıdan bakıldığında; Sosyalist sisteme sahip ülkelerin gelişememesin temelinde, kapital (sermaye), servet ve zenginlik hakkı ile serbest piyasa ekonomisine saygı çerçevesinde yaklaşmayan kültür yapısının bulunduğu yönünde bir tespit; konuyu özetleyen bir tespit olacaktır. 103

112 bir düşüş gerçekleştirmiştir. Özellikle 3 Şubat 1637 ile 9 Şubat 1637 arasına son derece ciddi bir fiyat düşüşü gerçekleşmiş bu durum da piyasada panik oluşturmuştur. İlerleyen süreçte söz konusu fiyat düşüşü Mayıs 1637 e kadar devam etmiş ve fiyatlar 1639 a kadar yatay ve düşük düzeyde seyretmiştir. 254 Söz konusu fiyat hareketi fiyatların aşırı yükselip ardından hızlı bir düşüş kaydetmesi arasına tulipmania olarak adlandırılan ve bilinen ilk kriz yapısını oluşturmuştur. Durum salt bu hali ile ele alındığında söz konusu fiyat hareketi spekülasyon sonucunda oluşmuş bir kriz olarak görülmektedir. Bununla birlikte ortada tam olarak bir manipülasyon uygulaması söz konusu değildir; zira herhangi bir kanunsuzluk, yanıltma ve/veya fiyatların yapay olarak şişirilmesi de söz konusu değildir. Bu hali ile söz konusu kriz ilk bakışta spekülasyon güdüsün etkisi ile gelişmiş gibi görünmektedir; ancak daha ayrıntılı incelendiğine söz konusu krizin oluşumunun dönemin koşulları ve hızlı parasal genişleme ile ilgili olduğu görülmektedir. Daha net bir tespit ile ifade etmek gerekir ise şayet söz konusu emtia lale soğanları ve/veya lale soğanı kontratları olmasa idi başka bir emtia olacaktı. Bu denli hızlı bir piyasa oluşumu ve bir enstrümanın finansal bir enstrümana benzer biçimde spekülasyon güdüsü ile işlem görmesinin temel nedeni piyasanın gelişmesi ve gelişen piyasa ekonomisi içerisinde paranın ve kapitalin (sermayenin) işlem göreceği bir gelişmiş finansal piyasanın ve finansal enstrüman çeşitliliğinin bulunmamış olmasıdır. Dönem içerisinde Hollanda sikkelerin hızlı bir şekilde emisyon oluşturduğu ve para ekonomisinin yaygınlaştığı bir piyasa durumundadır ve 254 Bu önem içerisinde söz konusu lale soğanlarının ve lale soğanı kontratlarının düşük düzeyden alınması da gerçekleşmiştir. Özellikle; başta yatırım bankaları olmak üzere bankalar fiyatların dibe vurduğu dönemde lale soğanı almaya devam etmişler ve fiyatların kısmen normalleşmeye başladığı sonrasına bu durumdan belirli oranlarda kar ve getiri elde etmişlerdir. 104

113 bankacılık kurumu oluşmaya başlamıştır. 255 Hatta bankalar kredi verebilmekte ve kaydi para yaratabilmektedirler. 256 Emisyonda bulunan sikkelerin belirli bir standardı yoktur ve birçok ayrı devletten gelen hatta yerel darphanelerde bastırılmış olan sikkeler emisyonda kullanılmaktadır. Dönem içerisinde İspanya ve Portekiz in Merkantilist politikaları nedeni ile gerçekleşen aşırı altın ve gümüş artışı ve bu nedene dayalı fiyat artışları da önemli etkiler arasındadır. 257 Bir anlamda piyasadaki parasal genişleme spekülasyon güdüsünü tetikleyerek yatırımcıları mevcut fiziksel varlıkların dışına yöneltmiştir; ki borsa benzeri bir yapı oluşmuştur. Dönem içerisinde bankerlerin sürece katılmış olmaları ise finans piyasası benzeri yapının ayrıca önemli bir özelliğindir. 258 Görüldüğü üzere piyasada yeni gelişen burjuvazinin elindeki para ve kapital (sermaye) akacak kanal bulamadığı için bu tip bir fiyat hareketi gerçekleşmiştir. İlerleyen süreçte şirketlerin oluşumu ile birlikte hisse senetlerinin de piyasada dolaşım gerçekleştirmesi daha geniş ve derin bir piyasayı oluşturacaktır. 255 Bir çok banka kendi parasını emisyona sürmeye dahi başlamıştır. Sikkelerde standardın olmaması emisyonda değer karmaşası yaratmış olmakla birlikte sikkelerin de spekülasyon amaçlı alınıp satıldığı bir piyasa da oluşmuştur. 256 XVI. Yüzyıl sonrasında Hollanda başta olmak üzere Kuzey Avrupa da bankaların kaydi para yaratabilmeleri ciddi bir süreci oluşturmuş ve Merkantilizm sonrasında özellikle Hollanda, İngiltere ve kısmen bugünkü Kuzey Almanya da son derece ciddi bir parasal genişleme yaratmıştır. Hatta özetle ifade etmek gerekir ki Hollanda da başlayan tulipmania krizinin temel nedeni parasal genişlemenin mali genişlemenin önüne geçmiş olması ve para ekonomisinin dönem içerinde hızlı ilerlemiş olmasıdır. 257 Dönem içerisine özellikle XV. Yüzyıl sonrasında ciddi bir bankacılık oluşumu ve bankacılık mekanizmasında XV. Yüzyıl ile XIX. Yüzyıl arasında ciddi bir gelişme görülmektedir. Ancak buna karşın bankacılık mekanizmasında belirli bir denetleme ve belirli standartların oluşumu XVIII. Yüzyıl a kadar sağlanamamış ve bankacılık sistemi piyasadaki deneyimlerle ve söz konusu deneyimlere karşı verilen tepkilerle oluşmuş ve yapılanmıştır. 258 Ek:1 105

114 Tulipmania olarak adlandırılan kriz incelendiğinde 259 krizin (paniğin) gerçek nedeninin aslında para ekonomisinin dönemin mevcut piyasasının ötesinde gelişmeye başladığı görülmektedir. Zira piyasanın yapısı klasik Endüstri Devrimi öncesi piyasa olmakla birlikte, son derece gelişen bir para ekonomisi söz konusudur ve bu durum aslına merkantilist politikaların etkileri ile de ilişkilidir. 260 XVIII. Yüzyıl ekonomisinin gelişmesi ve derinleşmesindeki önemli etmenlerden bir tanesi de uluslararası ticaretin gelişmesi ve banknot kullanımının yaygınlaşmasıdır ki; altın standardı da bu dönemde genel kabul görmüş olan ve paraların birbirlerine karşı değerlerini belirleyen yapı olmuştur XVIII. Yüzyıl Krizleri; XVII. Yüzyıl içerisinde bilinen ilk ve tek kriz olan Tulipmania 1639 itibari ile sona ererken yüzyıl içerisinde başka bir kriz yaşanmamıştır. Ancak XVIII. Yüzyıl da yaklaşık sekiz kriz yaşanmıştır. Bu krizlerin beşi işbu çalışma dahilinde konu edilmiştir; (zira diğer krizler etkili ve sistemle çok ilgili ve geniş etki yaratan krizler değillerdir). XVIII. Yüzyıl daki krizler XVII. Yüzyıl da yaşanan Tulipmania ile kıyaslandığında daha derinlikli ve daha kompleks, karmaşık krizlerdir. Öncelikle 259 Tulipmania olarak adlandırılan ve Endüstri Devrimi öncesinde oluşan ilk kriz ve panik dönemi aslında çok daha derinlikli bir analiz konusudur ki krizin tam anlamı ile incelenmesi burada gerçekleştirilen kısa yorumun çok daha ötesinde ve uzun olacaktır. Bu nedenle burada ana konudan sapmamak amacı ile daha yüzeysel bilgilerin verilmesi tercih edilmiştir. 260 Kriz yine yaratıcı bir yıkım oluşturmuş ve piyasadaki lale fiyatlarının dibe vurması ile birlikte lale bir yatırım ve spekülasyon enstrümanı olmaktan çıkmıştır. Ancak spekülasyon güdüsü devam etmiş ve bu süreçte daha çok kapital (sermaye) sahiplerinin birleşerek gemi ticaretine yönelmelerini teşvik etmiş ve ilk şirketler oluşmaya başlamıştır. Daha sonra söz konusu spekülasyon güdüsü şirket ortaklık yapısının temsil edildiği hisselerin bölünerek hisse senetlerinin oluşmasına ve hisse senetlerinin piyasada satılmasına neden olacak ve finans piyasalarının yaratılmasına giden süreci yapılandıracaktır. 106

115 krizlerde allrisk 261 bulunmamakla birlikte yaşanan en önemli kriz olan 1772 Krizi bankacılık sektöründen başlamış ve uluslararası bir etki yaratmıştır. Ekonomi tarihi içerisinde ilk kez bir kriz bankacılık sisteminden başlayarak OTC piyasalara yayılmıştır. Bunun temel nedenlerinden bir tanesi XVIII. Yüzyıl ekonomisinin Endüstri Devrimi etkisi ile yaşadığı hızlı dönüşüm ve piyasa mekanizmasının derinleşmesidir. 262 XVIII. Yüzyıl da XVII. Yüzyıl dan farklı olarak spekülasyonun yanı sıra manipülasyon da görülmeye başlamıştır. Zira hiç olmayan şirketlerin hisselerin basılarak yatırımcılara satılması, sahte hisse senetlerinin basılması gibi uygulamalar söz konusu manipülasyonların ilk örnekleridir. Ancak daha sonraki süreçlerde özellikle XVIII. Yüzyıl ın sonlarında ve XIX. Yüzyıl ın başlarında yapay piyasa oluşturma başta olmak üzere çeşitli manipülasyon örnekleri görülmeye başlanmıştır South Sea (Company) Bubble ( ); South Sea Company 1710 da kamu ve özel ortaklıklı (Public private partnership) esası ile kurulmuş ve 1711 itibari ile faaliyete geçmiş bir şirket olmakla birlikte ilk insider trading uygulamasının gözlemlendiği vaka olması 261 Allrisk: Bankaların sigortacılık, broker şirketler kurmak marifeti ile aracılık ve finans piyasasında hem tahvil ve hisse senedi ihraç etmek sureti ile hem de tahvil ve hisse senedi talep etmek sureti ile oyuncu olmaları durumundan kaynaklanan, riskin ve risk birleşenlerinin tamamının bankalara ve bankacılık sektöründe toplandığı durumlardır. 262 XVIII. Yüzyıl da Endüstri Devrimi genel kanının aksine tek başına yaşanan bir süreç değildir. Özellikle bankacılık tarihi analiz edildiğinde Endüstri Devrimi nin merkezinin İngiltere olmasının önemli nedenlerinden bir tanesi de her anlamda gelişmiş finans piyasalarının ve gelişmiş bankacılık mekanizmasının endüstriyel ilişkileri beslemesi ve şirket mekanizmasını yapılandırması, desteklemesidir. Endüstri Devrimi ile birlikte teknolojik gelişmelerde yaşanan önemli sıçrama malumdur; ancak yaşanan teknolojik gelişimin de derinlikli olarak analiz edilmesi gerekmektedir. Zira dikkatle ve detaylı olarak incelendiğinde yaşanan teknolojik gelişmelerin tamamı şirketler tarafından gerçekleştirilmiştir XVII. Yüzyıl öncesinde mucitler, üniversite bünyesinde bireysel çalışmalar ve sırf kişisel ilgiyle gerçekleşen uğraşların yerini kar amacı elde etmek temelli ve piyasa talebini besleyen örgütlü, sistemli ve bir tüzel kişilik altında gerçekleştirilen çalışmalar almıştır. Endüstri Devrimi nde gerçekleştirilen sıçramanın temel nedeni de söz konusu sıçramayı sağlayan şirketin artık bir tüzel kişilik olarak oluşumudur. 107

116 nedeni ile de önemlidir. Krizin temel nedeni manipülasyondur. 263 Şirket ilk olarak Güney de yer alan denizlerde faaliyet göstermek üzere ve yasal olarak alınmış bir tekel faaliyet hakkı üzerinde kurulmuş ve faaliyete geçmiştir. Şirketin başkanı 264 BoE tarafından atanmakta ve faaliyetleri de yine BoE tarafından denetlenmekte idi. Şirketin kurulmasında ve faaliyetlerinde kamu finansmanı sağlanmakla birlikte şirket hisselerinin yatırımcılara satışı da sağlanarak kaynak elde edilmiş ve şirket hisseleri piyasada sirkülasyona tabi olmaya başlamıştır. Şirket hisseleri bir süre sonra yalnız İngiltere de ve (Hollanda başta olmak üzere) Avrupa nın diğer ülkelerinde değil Amerika da da talep bulmuştur. Amerika dan da talep gelmiş olması okyanus ötesinde, Amerika da da belirli bir piyasa yaratmış ve bir anlamda Amerika da ilk spekülasyon piyasası oluşmaya başlamıştır. Şirketin kuruluşu, yapısı ve faaliyetleri incelendiğinde ve analiz edildiğinde, XV. Yüzyıl sonrasında oluşan gemi filolarının mülkiyetine sahip ilkel şirket yapılarına benzemektedir; ancak şirket yasal bir zemine sahiptir ve düzenli gelir elde etmektedir. Gerçekten de şirketin arasındaki faaliyetlerinden belirli oranlarda gelir elde edilmiş ve hisse talepleri de bu süreç içerisine başlamıştır de İspanya ile savaşın yaşanması ve şirket yönetimindeki hisselerin gerçek değerlerinden çok daha yüksek fiyatlarla alınıp satılması şirket yapısındaki dengeyi bozmuştur. Şirket yeni kaynak arayışlarına gitmekle birlikte piyasada daha çok hisse satışı gerçekleşmiş ve şirket gerçek olmayan beyanlara dayalı bir piyasa oluşturmuştur. 263 Şirketin kamu ortaklığı BoE ye aittir. Şirket tamamaen 1649 tarihi itibari ile kurulmuş BoE nin ilk iştiraki olması ile de önemlidir. Bununla birlikte şirketin bir diğer önemi de şirketin hisselerinin halka satışı sonrasında gerçekleştirilen manipülasyon uygulamalarından sonra İngiltere de şirketler kanunu ve ticaret kanununda düzenlemelere gidilmiş olmasıdır itibari ile şirketlerde governor (guvernör) unvanı kullanılmakta idi. 108

117 Dönem içerisinde gerçek değerin saptanamamasının temel nedenlerinden bir tanesi de finansal raporlama standartlarının, bilanço, gelir tablosu gibi rapor yapılarının oluşmamasıdır. Şirket faaliyetlerini ve faaliyet karlarını belirli bir nizam içerisinde BoE ye sunsa da genel olarak sözlü deklarasyonlar piyasada fiyat hareketlerinde belirleyici olmuştur. Şirketin hisselerinde özellikle 1718 sonrasında ciddi bir sıçrama gerçekleşmiş ve söz konusu sıçrama şirket hisse fiyatlarını reelin çok ötesine taşımıştır de yaklaşık 100,00 (yüz pound) olan hisse fiyatları 1820 ye gelene kadar 1.000,00 (bin pound) üzerine çıkmıştır. Şirket hisselerinin sürekli yukarı yönlü seyretmesinin önemli nedenlerinden bir tanesi de tarihte ilk kez uygulanan manipülasyonun gerçekleştirilmesidir. Uygulamada insider trading (içeriden edinilen bilgilerle işlem gerçekleştirme) gerçekleştirildiği gibi aynı zamanda yönlendirme de gerçekleştirilmiş ve piyasada ilk kez uygulanan manipülasyonun sonucunda hisse fiyatlarında yaklaşık %1000,00 (yüzde bin) artış gözlemlenmiştir. Hisselerdeki hızlı ve aynı ölçüde dengesiz tırmanış piyasada mevcut spekülasyon güdüsünü de tetiklemek sureti ile talebi arttırmıştır. Piyasada oturmuş ve tanımlanan, tanınan bir otorite yapısı ve regülasyonun olmaması ile birlikte bilgi edinme olanağının da olmaması hisse fiyatlarının doğaçlama bir yükseliş içerisine girmesine neden olmuştur. Diğer kentlerden hisse alımları için gerçekleşen taleplerin karşılanmasında aracılık uygulaması ilk kez gerçekleştirilmeye başlanmış; hisseleri toplu alan tüccarlar daha sonra küçük parçalar halinde hisseleri diğer kentlerde satmaya başlamışlardır. Aslında manipülasyon uygulaması ile fiyatların tırmanışı 1818 yılı ile başlamış ve 1819 sonunda hız kazanmıştır. Hisseler 1820 sonrasında en yüksek 109

118 seviyeye gelmiştir. Ancak dönem içerisinde merkezi bir fiyat çizelgesinin olmaması nedeni ile de fiyatlarda farklılaşma gözlemleniş ve aynı şirketin hisseleri farklı fiyatlardan alınıp satılabilir bir yapıda işlem görmüştür. South Sea Company nin hisse satışları tek değildir, piyasa belirli bir yapıya sahip olmakla birlikte piyasada başka şirketlerin de hisse senetleri mevcuttur ve hisseleri sirküle eden şirketler birbirleri arasında plasman gerçekleştirerek zaman zaman birbirlerini finanse edebilmektedirler. Hatta bu şirketlerin arasında British East India Company de bulunmaktadır. Şirketin reel beyan vermediğine dair Lortlar Kamarası na tartışmalar yaşanmış ve şirket hakkında tahkikatın gerçekleştirilmesi talepleri giderek artmıştır; ki dönem içerisinde ilk uluslararası şirket ilişkileri oluşmaya başlamış ve Amerikan şirketleri de İngiliz şirketleri ile kaynak aktarımı başta olmak üzere bir çok konuda entegrasyon gerçekleştirmeye başlamışlardır. Dönem içerisindeki şirketlerin bazılarının temel ticari etkinlikleri arasında köle ticareti de yer almaktadır. Süreç içerisinde South Sea Company ile ilişkili verilen soru önergeleri mecliste tartışılırken şirket hakkında gerçekleşen incelemeler hisse sahiplerine panik havası oluşturmuş ve satışlar hızlanmıştır; ki tarihte ilk kez kartopu etkisi de South Sea Company hisselerinin satışında gözlemlenmiş ve hisseler ciddi anlamda elden çıkartılmak istenmiştir nin sonlarına doğru hisselerde ciddi bir düşüş gerçekleşmiş ve hisse fiyatları 1.000,00 (bin pound) seviyesinden önce 200,00 (iki yüz pound) seviyesine gerilemiş ve ardından giderek daha ciddi bir düşüş kaydetmiştir. Gerçekleştirilen incelemeler soncunda şirketin ciddi anlamda yolsuzluk ve usulsüzlük gerçekleştirdiği anlaşılmış ve şirketin tasfiyesi gerçekleştirilmiştir. 110

119 Ancak XXI. Yüzyıl dan yaklaşık üç yüz yıl öncesi (bugünden) incelendiğinde vakanın oldukça önemli bir case study niteliği taşıdığı görülmektedir. Zira serbest piyasa ekonomisi içerisinde (bilinen) ilk manipülasyon uygulamasının piyasada yarattığı tahribattır. Ancak South Sea Company nin çöküşü sonrasında gerçekleşenler piyasa oluşumunu olumlu etkilemiştir. Piyasadaki benzer şirketlerin kısmen sorgulanması gerçekleşmekle birlikte, piyasada yatırımcıların salt tırmanan hisse fiyatlarına değil, hisselerini satın aldıkları şirkete yönelik de ilgileri doğmaya başlamıştır. Bununla birlikte bu noktada odaklanılması gereken temel konu BoE yani bir merkez bankasının ortaklığı bulunan bir şirketin bu denli piyasayı etkileyen bir yolsuzluk ve manipülasyon uygulaması içerisine yer almış olmasıdır. Çöküş sonrasındaki ilk önemli gelişmeler şirket yapısının sorgulamaya açılması ve piyasada kurumsal olmasa da yatırımcıların el yordamı ile ve parlamenterler üzerinden bir denetim mekanizması geliştirmeye çalışmalarıdır. Çöküş sonrasında piyasada regülasyon gerçekleştirebilecek bir otorite oluşamamıştır. Ancak South Sea Company vakası sonrasında manipülasyonların durduğu da söylenemez. Aksine manipülasyon uygulamalarında artış da yaşanmıştır. 265 Kriz bu yönü ile incelendiğinde; krizin temelinde bu sefer spekülasyon güdüsü ile sınırlı bir finansal enstrümanın aşırı alım ile fiyatlarının artması değil; aksine manipülasyonla fiyatların yapay olarak yükseltilmesi vardır. Ancak konunun daha derinliğine inildiğinde manipülasyonun temelinde şeffaf olmayan şirket yapısı ile finansal raporlamaların bulunmaması ve bilinçli bir yatırım mekanizmasının gelişmemiş olduğu görülmektedir. Diğer önemli bir konu ise piyasada kurallar ve regülasyon uygulaması ile birlikte piyasayı denetleyen bir otorite mevcut değildir. 265 Ek 2: South Sea Company fiyat grafiği 111

120 Elbette XVIII. Yüzyıl da henüz tam olarak yapılanamayan şirket organizasyonunun bulunduğu ve Endüstri Devrimi nin tam anlamı ile yaşanmadığı bir dönemde piyasayı denetleyen ve regülasyon sağlayan bağımsız bir otoritenin bulunması beklenemez; ancak piyasada XIX. Yüzyıl da bağımsız bir regülasyon uygulamasının bulunması bir anlamda XVIII. Yüzyıl da yaşanan gelişmeler sonucunda yapılanmıştır. Piyasada yaşanan kriz ve manipülasyonların etkileri piyasada panik ve korku yaratsa da piyasada bir durgunluk yaratmamış, hatta piyasa gelişmeye devam etmiştir. Ancak dönemin önemli özelliği başta insider trading (içeriden bilgi almak sureti ile hisse üzerinde işlem gerçekleştirme) devam eden hatta genel olarak kabul edilen ve doğal karşılanan bir uygulama haline gelmiştir. Yeni oluşmaya başlayan piyasada spekülasyon ve manipülasyon ayrımı gerçekleşmemiştir. Piyasada XXI. Yüzyıl itibari ile manipülasyon olarak kabul edilen uygulamalar XVIII. Yüzyıl piyasasına doğal piyasa koşulları uygulamaları olarak tanımlanmakta ve piyasanın kuralları arasında yer almaktadır. Piyasada yine benzer şekilde gelişen krizler ve panikler de piyasadaki bu algıyı XIX. Yüzyıl a kadar değiştirmemiştir. Ancak daha önemli bir faktör olmak üzere piyasa risk algısı gelişmeye başlamış bu nedenle ilkel portföyler oluşmaya başlamıştır. Ancak krizin özüne dönerek kriz daha analitik incelendiğinde, krizin oluşma nedeni Kapitalizm in yeni bir yapılanma olarak kurallarının oluşmamış, henüz konulmamış olmasıdır. Zira piyasa bu tip bir oluşumla ilk kez karşışaşmıştır Yeni oluşan tüm ekonomilerde ve sistemlerde benzer şekilde gap yani boşluklar oluşmaktadır. Oluşan boşluklar ise zaman içerisinde ya güçlü olan bir yapı tarafından doldurulmakta ya da oyuncular arası güç dengesi eşit ve/veya yakın ise belirli bir uzlaşma ile doldurulmaktadır. Örnek vermek gerekir ise ilk yerleşik yaşama geçişte kuvvetle muhtemel mağara koşulları geçerli olmuş ve özel mülkiyetin sınırlarının çizilmesi ve mülkiyet ilişkilerin dönüşmesi zaman almıştır. Zira egemen aile ve/veya klan ilerleyen dönemde devleti oluşturmuş ve bir bürokrasi ile geri kalan kitleyi egemenliği altında tutmaya başlamıştır. Buna benzer olarak Feodalizm in ilk oluştuğu dönemde bezer biçimde yerel feodaller ile serflerin karşılıklı yetki ve sorumlulukları belirgin değildir. Bu durum daha sonra X. Yüzyıl itibari ile oluşmaya başlamıştır. Bir diğer önemli konu ise merkezi krallıklarla yerel feodaller arasındaki ilişkilerin oluşumudur. Benzer bir durum Endüstri Devrimi sonrası devlet mekanizmasının oluşumu ile bürokrasinin evrim süreci içerisine de yaşanmıştır ve bugün XXI. Yüzyıl itibari ile de yaşanmaktadır. 112

121 Ancak önemle ifade etmek gerekir ki XVIII. Yüzyıl da piyasa daha çok manipülasyon üzerine kurulu bir yapıya dönüşmüş ve bu durum belirli bir kesimin süreçten ciddi kazanımlar elde etmesinin önünü açarken bir tarafta da giderilemeyen mağduriyetleri oluşturmuştur Krizi; 1772 Krizi serbest piyasanın ilk (ciddi) bankacılık krizini teşkil etmektedir ki; genel anlamı ile kredi mekanizmasındaki bozulmaya dayanır. Kriz 1720 de South Sea Company krizinden yaklaşık elli yıl sonra; finans piyasalarının genişlemesi sonrasında oluşmuş ve etkileri yalnız İngiltere de değil başta Hollanda olmak üzere Avrupa nn diğer bölgelerinde de hissedilmiştir; ancak bankacılık krizi tam anlamı ile küresel bir kriz yapısına dönüşmemiştir. 267 Kredi mekanizmasından kasıt yatırım projelerine aktarılan kredilerdir. 268 Kredilerin geri ödenmesinde yaşanan sorunlardan ziyade kredi mekanizmasındaki sistem krizi tetiklemiştir. Krediler başta Amerika daki koloniler olmak üzere deniz aşırı bölgelere yönelmiş ve İngiltere içerisindeki projelerden çok dışarıdaki projeler finanse edilmiştir. Bu durumun temel nedenlerinden bir tanesi daha yüksek faizlerin verilmesidir; ki bankalar XVIII. Yüzyıl itibari ile devletlere de borç vermeye başlamışlardır Bu durum bir anlamda bankacılık sisteminin tam anlamı ile entegre olmadığının da bir göstergesidir. Ancak 1770 li yıllarda bankalar arası plasman ve krediler kullanılmakla birlikte entegre bir bankacılık sistemini oluşturmamıştır. 268 Dönem içerisinde tüketici kredisi benzeri bir yapılanma oluşmamıştır ve kredilerde kişilere değil doğrudan girişim projelerine verilmektedir. Başta İngiltere olmak üzere Hollanda ve Amerika da yatırım bankacılığının hızlı gelişim nedenlerinden bir tanesi de budur. Bununla birlikte dönem içerisinde Alman bankacılık sistemi henüz gelişememiştir. Ancak 1800 lü yıllar sonrasında Alman bankacılık sistemi kamu destekli olarak gelişmiş ve Almanya da yasal olan ve desteklenen kartellerin finansmanında oldukça önemli bir rol oynamıştır. Anglo Amerikan bankacılık sisteminin gelişimi ve Kıta Avrupası bankacılık sisteminin gelişimleri birbirlerinden ciddi anlamda farklıdır. 269 Bu konuda önemli pazarlardan bir tanesi her zaman için Latin Amerika olmuştur. Latin Amerika da başta Arjantin olmak üzere devletler yüksek faizlerle borçlanmaktan çekinmemişler hatta bir dönem alınan kredilerin faizlerinin ödemeleri dahi yeni kredilerle finanse edilmiştir. Bu durum 1990 lı yıllarda yaşanan Latin Amerika krizlerine olduğu gibi benzer bicinde XVIII. Yüzyıl a da gerçekleşen krizlerdir. 113

122 Krizin temel nedeni bankalarda toplanan mevduatların rezerv ayrılmaksızın ve mekanizma doğru planlanmaksızın kredi olarak muhabir bankalara plase edilmesi ve hatta sendikasyon kredilerine dönüştürülmesi idi. Krediler hem hızlı bir artış göstermiş hem de dağıtılan kredilerin; geri ödeme süreleri ile mevduatların süreleri arasındaki ilişkiler krediler verilirken hesaplanmamıştır. Krize neden olan önemli unsurlardan bir tanesi de dönem içerisinde bankalara yatırılan mevduatlardaki artış oranı ve hızı ile verilen kredilerin arayış oran ve hızları arasında tutarlılığın olmamasıdır. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere gelişen piyasalarda yatırım verimliliklerinin yüksek olması ve piyasanın gelişime açık olması, faizlerin yüksek olması gibi unsurlar kredilerin yurt dışına akışını teşvik ederken, içeride mudilerin bankalara götürmekte oldukları mevduatlar aynı oranda artmamıştır. Diğer önemli bir gelişme ise kriz öncesinde özellikle 1760 lı yıllar itibari ile mudilerin paralarını çekmelerinde sıkıntıların yaşanmış olmasına karşın, kredilerin mevduat artış hızına uygun bir yapıya dönüştürülmemesidir. Bu gibi durumlarda bankalar birbirlerine kredi açarak sorunun konjonktürel çözümünü gerçekleştirmişler ancak yapısal bir çözüm üretememişlerdir. Kriz; (görünürde) ani ve bir anda Neal, James, Fordyce and Down 270 merkezli başlamıştır. Banka 9 Haziran 1772 itibari ile mudilerin mevduatlarını çekmeleri durumu karşısında zorlanmaya başlamış, mudilerin paralarını alamamaları korkuları, tüm bankalara mevduat talebi yaratmış ve bankaların birbirlerini kısa vadeli ve dönemsel desteklemeleri ile ayakta kalan mekanizma çökmüştür. Kriz kredi alan kuruluşlar ve birbirlerinden kısa vadeli kredi alarak ayakta kalan bankalar ve aynı zamanda deniz aşırı bölgelerde kredi alan ve/veya kredi talebinde bulunan şirketler dahil olmak üzere tüm mudilerde ve yatırımcılarda ciddi bir panik yaratmıştır. 270 Neal, James, Fordyce and Down :Dönemin en önemli ve büyük bankalarından bir tanesi. 114

123 Piyasada oluşan panik kısa bir süre içerisinde OTC piyasalara da yansımış, piyasada özellikle finansal enstrümanlar da dahil olmak üzere tüm yapı bu durumdan etkileniştir. Durumdan etkilenen önemli kurumlar arasında sigorta şirketleri de yer almaktadır; zira sigorta şirketleri de fonlarını bankalarda ve piyasada menkul kıymetler satın alarak değerlendirmektedirler. Ancak krizin nedenlerinden bir tanesi de kredi ile spekülasyon gerçekleştiren yatırım bankalarıdır. Kredi alarak spekülasyon gerçekleştiren kurumlar fiyatların yükselmesinde ciddi rol oynamışlar ve sistem sirkülasyonu sağlayamadığında şişen fiyatlar da panik havası içerisinde aşağı yönlü bir seyir izlemiştir. Krizden en çok etkilenen kurumlardan bir tanesi de East India Company olmuştur ki; en önemli nedeni hisselerinin ciddi bir düşüş yaşamış olmasıdır. Buna karşın emtia fiyatlarında da bu durumdan dolayı dalgalanma yaşanmış; özellikle Kıta Avrupası na yönelim bu bölgede de emtia fiyatlarını etkilemiştir. Etkilenen emtia fiyatları arasında çelik, altın ve gümüş gibi emtia yapıları ile birlikte buğday gibi emtia hatta ürünler de mevcuttur. Piyasada sirkülasyonda yavaşlama da gerçekleşerek durum belirli oranlarda talebi de etkilemiştir. Serbest piyasa ekonomisi içerisine bankacılık sisteminin yaşadığı ilk krizlerden biri olan 1772 Krizi ile birlikte dönemin en önemli yirmi bankası iflas etmiş, bankalarla birlikte çalışan küçük yatırım bankaları ve borsada işlem gerçekleştiren broker şirketler de piyasanın yapısından dolayı ciddi sorunlar yaşamışlardır. Sigorta şirketleri fonlarının büyük bir kısmında kayıp yaşamışlar, hisseleri borsada işlem gören şirketler ciddi değer kayıpları yaşamışlardır. İlk kez bankacılık sisteminde yaşanan bir kriz ekonomiyi bu denli derinden etkilemeye başlamış ve ekonomide sirkülasyonun bu denli yavaşlamasına hatta uluslararası bir stagnasyona yol açmıştır. 115

124 Temelde 1772 Krizi Amerika nın 1775 te başlamak sureti ile 1783 e kadar devam ettireceği bağımsızlık hareketi ve Amerikan Devrimi nin de tetikleyicileri arasındadır. Bunun nedeni krizin etkilerini tam olarak nasıl hafifleteceğini bilemeyen İngiltere yönetiminin çareyi Amerika daki kolonilerden artan oranlı vergiler talep etmekte bulmasıdır. Dönem içerisine Amerika Birleşik Devletleri ni oluşturacak koloniler zaten hali hazırda krizden etkilenmişlerdir. Bunun temel nedeni; pirinç, mısır, buğday, tütün ve kahve yetiştiren kolonilerin bu ürünleri İngiliz broker şirketlere satmaları ve onların da bu emtiaları toptancılara satmalarıdır. Sistemin durması ile birlikte kredi alan Amerikan şirketleri kredileri ödeyemez duruma gelmişler aynı şekilde ürünlerini satan Amerikan üreticiler ise ürünlerini satamamışlardır. Zira ürünleri satabildikleri tek şirketler İngiliz şirketlerdir. Bu durum zincirleme bir etki yaratarak Amerika da da hissedilebilir bir kriz durumu yaratarak krizin derinleşmesine neden olmuş, hatta krizin etkileri Meksika ve kısmen Kanada da hissedilmeye başlamıştır. Bununla birlikte bir süre sonra Hollanda nın da ödemeler dengesinde dengesizlikler yaşaması sonrasında Kıta Avrupası nda da ödemeler dengesi bozulmuştur. Belirli emtiaların fiyatları artarken belirli emtiaların fiyatları düşüş eğilimi göstermiştir. Bankalar faaliyetlerini minimum seviyeye indirirken yeni kredilerin verilmesinde çekimser hatta negatif bir eğilimde hareket etmişler bu durum da üretim ve piyasa üzerinde baskı yaratmıştır. Ekonomideki durgunluk süreci bankacılık ve finans piyasasından OTC piyasalara yansımış bu durum da giderek mudilerin mevduatlarını bankalardan çekme eğilimi oluşturmuştur. Bankacılık sisteminin rezervlerinde ciddi bir erime gerçekleşirken; finans piyasalarındaki varlıkları elden çıkartmak zorunda kalan yatırım bankaları da ciddi zarara uğrayarak süreç içerisinde zarar görmüşlerdir. East India Company Amerika Birleşik Devletleri ne sattığı ürünlerin tamamında ciddi fiyat artırımı uygulamaya gitmiş ve bu durum Boston Tea Party (Boston Çay Partisi) olarak adlandırılan Amerikan Bağımsızlık Savaşı eylemini başlatmıştır. 116

125 Krizin tarihsel gelişimi bankacılık sektöründe oluşan mevduat ve kredi sirkülasyonundaki dengesizlikle başlamış ve domino etkisi ile OTC piyasalara yansımış ve durumun telafi çabası ise yeni politik eylemlerin yaşanmasına yol açarak bir bağımsızlık savaşını tetiklemiştir. Amerikan Bağımsızlık Savaşı ise Fransız Devrimi ni tetikleyerek Avrupa da ciddi bir dönüşümü tetiklemiştir. Bu yönü ile bakıldığında 1772 Bankacılık Krizi aslında tarihte hak ettiği önemden çok daha azını alarak ekonomi tarihi içerisinde pek bilinmeyen bir konu olarak kalmıştır. Ancak söz konusu kriz daha analitik incelemelerle ele alındığında krizin temel nedeninin spekülasyondan öte regülasyon problemi olduğu görüşmektedir. Dönem içerisinde BoE nin 1694 te kurulduğu da göz önüne alındığında; bankacılık sektörünü denetlemesi gereken merkez bankasının henüz böyle bir regülasyonu gerçekleştirmediği görülmektedir. Bankacılık sektörü; dönem içerisine kurulan şirket yapıları dahilinde belirli bir özel mekanizma olmaksızın ve rezerv zorunlulukları hatta rezerv yönetimine ilişkin hesaplama yöntemleri olmaksızın faaliyet göstermişlerdir. Faaliyetlerin yapıları da analiz edildiğinde XVII. Yüzyıl sonu ve XVIII. Yüzyıl başı itibari ile başlayan kapital (sermaye) ihracının son derece plansız ve hesapsız gerçekleştirildiği ve belirli bir denetim mekanizmasının bulunmadığı gözlemlenmektedir. Krizin önemli sonuçlarından bir tanesinin de bu kapsamda edinilen deneyimler olduğu söylenebilir. Zira kriz sonrasına bankalar rezerv yapıları üzerinde daha sorumluluk sahibi davranırlarken, rezerv yönetimi konusunda da belirli planlamalar gerçekleştirmeye gitmişlerdir. Ancak krizin yapısı daha dikkatli ele alındığında, bankacılık sektörünün genel ekonomi üzerinde etkiye sahip olabilecek kadar geliştiği, derinleştiği ve derinleştiği görülmektedir. Zira para ekonomisi özellikle XVII. Yüzyıl itibari ile gelişmiş ve XVIII. Yüzyıl itibari ile hızla derinleşmiştir. İngiltere de borsa 117

126 yapısının oluşması ve bankaların da borsada aktif oyuncular olarak yer almaları ile birlikte finans piyasalarının hacmi son derece genişlerken derinlikleri de artmıştır. Krizin yaşanmasının temel nedeni bankalarının (bugün XXI. Yüzyıl itibari ile gerçekleştirdiğimiz tanımlarla ifade etmek gerekir ise) strese dayanıklılıklarının bulunmaması ve esnekliğe sahip olmamalarıdır. Ancak krizin temel nedeninin bankacılık sisteminden kaynaklandığı düşünülse de (ki bu düşünce doğrudur); krizin önemli nedenlerinden bir tanesi de bankacılık sektörünü tam anlamı ile denetleyecek ve düzenleyecek bir mekanizmanın olmamasıdır. Kirde özellikle stresin giderek arttığı dönemde; bankacılık işlemlerinin kontrol edilmesini sağlayacak tam bir murakıplık sistemi ve banka kayıtlarının analizini sağlayacak bir kayıt tekniği ve teknoloji söz konusu değildir. Dönem içerisinde hesaplamaların dahi manuel gerçekleştirildiği ve hesaplama için belirli bir mekanizmanın kullanılmadığı, kayıtların regülasyon otoritesi tarafından periyodik olarak denetlenmediği, başta EFT sistemine benzer biçimde para ve mevduat aktarımlarında SWIFT sistemine benzer bir yapının kullanılmadığı düşünüldüğünde parasal genişlemenin ve bankacılık sektörü genişlemesinin dönemin teknolojisinden daha hızlı gerçekleştiği görülmektedir. Bankacılık sektörü ve parasal ekonominin hızlı gelişimi bir anlamda krizin ve daha sonra yaşanacak XVIII. Yüzyıl krizlerin temel nedenleri arasında yer almıştır. 271 Para piyasasındaki gelişmeleri anlayabilecek ve çözümleyebilecek regülasyon ve denetim mekanizması oluşturabilecek bir kamu yapısı ve uzman bir bürokrasi mevcut değildir. 271 Krizin temel nedeni her ne kadar bankaların mevduat yönetiminin kredi yönetimi ile ilişkili ve sistemli yapılamaması olsa da temelde bankacılık mekanizmasının regülasyona tabi olmaması olduğu açıktır. Dönem içerisinde görülen ve gözlemlenen en önemli realite bankaların ve bankacılık sisteminin bürokrasiden daha hızlı ilerlemesi ve bürokrasinin (kısmen BoE hariç) uzmanlaşan bir yapıya yönelerek sistemi denetleyecek yeterliliğe sahip olmamasıdır. Hatta 1720 South Sea Company de görüldüğü üzere piyasa ve kamu mekanizması iç içe geçmiş; kamu hem bir piyasa oyuncusu hem de şirket ortağı konumunda piyasada yer almıştır. Diğer önemli bir sorunsal ise kamu içerisindeki yolsuzluk ve manipülasyonun dönem içerisinde olağan bir hal almış olmasıdır. 118

127 XVIII. Yüzyıl krizleri bu yönü ile incelendiğinde krizlerin her zaman için çok geç fark edilen sorunlar nedeni ile yaşandığı ve krizlerin bir sonraki krizleri zincirleme olarak tetiklediği görülmektedir Paniği; 1772 Krizi sonrasına gerçekleşen en önemli gelişme Amerika Birleşik Devletleri bağımsızlık hareketinin tetiklenmesi ve Amerika Birleşik Devletleri nin kurulması olmuştur. Bağımsızlığın kazanılması ile birlikte serbest piyasa ekonomisi monopol yapısından kurtarılmıştır. Zira tüm Amerika piyasası Amerika nın bağımsızlığına kadar İngiltere tarafından kontrol edilmiş ve rekabetçi serbest piyasa ekonomisine izin verilmeyerek Amerikan mallarının ihracı İngiliz şirketleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Amerika doğrudan bir ihracat ve/veya ithalat gerçekleştirememiş, dahası başta kürk, maden ve tarım ürünleri olmak üzere tüm ürünlerde fiyat mekanizması piyasa tarafından değil İngiltere yönetimi tarafından gerçekleştirilmiştir Krizi; ciddi olmasına karşın ekonomi tarihi içerisinde kriz yönetimi gerçekleştirilmiş bir kriz olması nedeni ile de önem arz eden bir krizdir. Kriz kısa bir sürede çözüme kavuşturulmuş olmasına karşın ciddi yapısal regülasyonlar gerçekleştirilememiştir; ancak krizin oluşum anında müdahale edilmiş olması krizin 272 XXI. Yüzyıl da gelişemeyen ekonomilerin temel sorunsalları arasına da bu yer almaktadır. Krizler uzun vadeli ve yapısal çözümler gerektiren yol ayrımlarıdır ve piyasada yalnız yıkım değil, yaratıcı yıkımlar yaratırlar. Piyasadaki tıkanma ve çöküşe kısa vadeli ve anlık, konjonktürel çözümler getirmek daha sonraki dönemlerde daha şiddetli krizlerin oluşumuna zemin hazırlamak anlamına gelir ki; bugün gelişen piyasaların en önemli sorunsallarından bir tanesi de gelişen ekonomilerin piyasadaki uzun vadeli ve yapısal sorunsallara kısa vadeli ve konjonktürel çözümler geliştirmelerdir. 273 Tarihsel süreç ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı nın yapısı incelendiğinde Amerika da bağımsızlık, özgürlük ve adaletin serbest piyasa ekonomisi ile neden bu denli özdeşleştiği daha net anlaşılmaktadır; zira Amerikan halkı serbest piyasa ekonomisi ve serbest rekabeti bir savaşımla ve ağır bedeller ödeyerek elde etmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında özgürlük ve serbest piyasa ekonomisi Amerika için Avrupa da olduğundan daha derin bir anlam taşımaktadır. Avrupa serbest rekabet için hiçbir savaşım vermemiş ve hiçbir mücadele yaşamamıştır. Avrupa da gerçekleşen yegane çatışma sınıf çatışmasıdır ki; bu durum Avrupa da serbest piyasa ekonomisinin yapısının Amerika daki kadar net anlaşılmamasının temel nedenleri arasında da yer almaktadır. 119

128 derinleşerek domino etkisine benzer bir etki yapmasını engellemiştir. Kriz bir anlamda modern merkez bankacılığının başlaması olarak da tanımlanabilir; zira merkez bankacılığı yapılandırılmaya başlanmış ancak merkez bankasının tam olarak görev, yetki ve hareket alanı belirlenememiştir. Merkez bankası olarak tanımlanan banka ise Bank of United States dir. Zira bugün bilinen FED (Federal Reserve) o dönem içerisinde mevcut değildir ve 1913 itibari ile faaliyete başlar. Krizin çok teknik açıklamalar olmaksızın genel hatları ile açıklanması daha çok; kredi mekanizmasının alt yapısının oluşmaması ve kredi sorunlarının 1790 da kurulan merkez bankası üzerinden düzenlenmesidir. Ancak merkez bankası tarafından müdahale krizin asli nedeni değildir. Krizin asli nedeni bankacılık sisteminde krei mekanizmasının regülasyona tabi olamamasıdır. Özellikle krizin kreditörlere ya da kredi alanlara yansıyarak piyasada başta emtia fiyatları olmak üzere fiyat mekanizmasını ve sirkülasyonu etkileyecek bir sorunun yaratılması kısmen de olsa engellenmiştir. 274 Kriz İngiltere deki 1772 Krizi ne benzer bir nedenle oluşmuş olmasına karşın mevduatların kontrolsüzce kredilere yönlenmesi nedeni ile değil, kredi ve geri ödemelerdeki düzensizlik nedeni ile oluşmuştur. Krizin derinleşmeme nedeni ile ilk aşamada konunun Amerikan Hazine Sekreterliği (bakanlığı) nezdinde ele alınarak sübvanse edilmesi ve düzensizliklerin tespit edilerek giderilmesidir. Aslında krizin bu denli kısa sürede çözüme kavuşturulmaya çalışılmasının ve başarılı olunmasının nedenlerinden bir tanesi de bankanın bir özel banka olmamasıdır. Zira banka bir rezerv bankası (bugünkü FED) yapısına sahip olmasa da bir merkez bankası olması ile ilişkilidir itibari ile Amerika nın bağımsızlığını kazanmasına müteakip bir merkez bankası kurulması gerekliliği doğmuş ve özel yatırımcıların da destekleri ile bir merkez bankası kurulmuştur Bu yönü ile söz konusu durum ilk kez bir merkez bankasının piyasaya kriz durumunda müdahalesini ihtiva etmektedir. 120

129 Merkez bankası olan Bank of United States kurulmuştur. Ki bankanın tam tanımı First Bank of United States dir; zira ardından 1811 de Second Bank of United States kurularak merkez bankasında yeniden yapılanmaya gidilmiştir. Rezerv bankacılığı fonksiyonunu üstlenebilen FED in kuruluşu ve federal rezerv sisteminin yapılanması 1913 tegerçekleştirilmiştir. Krizin önemli nedenlerinden bir tanesi de kredi Dönemin merkez bankası konumunda olan bankanın çöken kredi mekanizmasını sübvanse etmeye çalışır iken piyasadaki kredi sisteminin spekülasyonlar sonucunda çökmüş olmasına karşın, çöken ve geri ödenemeyen kredilerin yeniden yapılandırılamadan sübvanse edilmeye çalışılmasıdır Paniği; Krizi Bir anlama 2008 Krizi ne benzer bir yapıda daha çok gayrimenkul (buradaki gayrimenkul konut değil, daha çok tarım alanı ve arazilerdir) temelli yapılanmıştır. Alınan kredilerle gerçekleştirilen yatırımların daha çok tarım arazilerine yatırılması fiyatları yükseltmiş olmakla birlikte, yükselen fiyatlar spekülasyon güdüsü ile tarım alanlarına ve arazilere ilgiyi arttırmıştır. Bir süre sonra başta yatırım bankaları olmak üzere broker şirketler tarım alanlarını ve arazileri spekülatif amaçlarla, tekrar satmak üzere satın almaya başlamışlardır. Bir süre sonra spekülasyon yaygın bir uygulama haline gelmiş, tarım alanları ve araziler söz konusu tarım alanı ve arazileri kullanım amacı ile alanlardan çok spekülatörler arasında alınıp satılmaya başlanmıştır. Bu konu ile ilgili bir diğer önemli gelişme de söz konusu alım satım işlemlerinde yoğun olarak kredilerin kullanılmaya başlanmış olmasıdır. Satışlarda gerçekleşen spekülasyon Amerika Birleşik Devletleri nde arazi fiyatlarını ciddi anlamda yükselterek genişleme sağlamıştır. Sistem daha önceleri Atlantik bölgesindeki ve daha çok Amerika içerisinde kredi veren bankaları etkilemiş ve daha sonra İngiliz bankaları da devreye girmişlerdir. İngiliz bankaları 121

130 ile birlikte Hollanda bankalarının da sürece dahil olması Avrupa dan Amerika Birleşik Devletleri nde ciddi bir kredi akılı gerçekleştirmiş ve Amerika da gierek artan bir emisyon genişlemesi ve kredi hacmi genişlemesi yaşanmıştır. Kredilerdeki hızlı gelişme kredilerin geri ödenememe riskini de arttırarak piyasada kırılganlık oluşturmaya başlamıştır. Kırılganlık giderek yoğunlaşırken geri ödeme sorunu başta olmak üzere kredi akışı sorunu da 1796 yılı ile birlikte baş göstererek ciddi bir boyut kazanmıştır. Süreç içerisinde bankaların bir kısmının iflas etmesi sürece devlet müdehalesini gerekli kılmıştır ki; kamu otoritesi konuyu ele almak durumunda kalmıştır. Dönem öncesindeki en önemli gelişme Fransız Devrimi ( ) gerçekleşmesi öncesinde Fransa daki gerginliklerin kapitali (sermayeyi) başta Amerika olmak üzere Avrupa dışına akmasını tetiklemiş olmasıdır. Bununla birlikte Napolyon Savaşları ( ) öncesine tetiklenen süreçte devletler (başta Rusya, Osmanlı, Fransa gibi devletler) borçlanmaya başlamışlar; hatta Latin Amerika ülkelerinde (başta Arjantin olmak üzere) borçlanma eğilimi giderek artmaya başlamıştır. Bu durum borçlanma mekanizmasının dönüşümüne de neden olmuştur. Amerika daki spekülatif hareketler yalnız arazilerle sınırlı kalmamış sermaye piyasasındaki hisse senetlerine de yansımıştır. Tüm bu süreç dahilinde Amerika da giderek genişleyen bir ekonomik hacim, parasal ekonomi ve sirkülasyon oluşmuş ve Amerika gelişen bir ekonomi olarak cazibe merkezi konumuna gelmiştir. Giderek artan Avrupalı göçmenlerin de etkisi ile birlikte Amerika da yeni bir ekonomik canlanma ve nüfus artış hızı görülmekte ve kentlerin gelişimi hızla devam etmiş; hatta kentlerde (kısmen) konut sorunu da yaşanmaya başlamıştır. Tüm bu gelişmelerle birlikte Amerika daki kaynakların iç yatırımda yetersiz kalması ve tasarrufların yatırımları desteklemediği bir dönemde tasarrufların ve dış kredilerin spekülasyona yönlenmesi ekonomik dengelerde ciddi 122

131 sorunlara yol açmış ve fiyat şişkinliği ile birlikte kırılganlığı ciddi boyutlara arttırmıştır. Dönemin en önemli sorunsalı ise bankacılık yapısının sistemi taşıyacak bir yapıda olmamasıdır; ki bu dönemdeki kriz kısmen belirli uygulamalarla çözülse de bankacılık sisteminde ciddi yeniden yapılanmalar ve düzenlemeler gerçekleştirilmemiştir. Kriz spekülasyonla artan fiyatların tekrar aşağı yönlü seyretmesi ile başlasa da temelde kredilerin spekülasyona yönelmesi ile birlikte geri ödeme sorunu da oluşmaya başlamıştır. Durum OTC piyasalarda üretime ciddi anlamda yansımamış ancak emtia fiyatlarında etkili olmuştur. Avrupa da Fransız Devrimi ( ) etkisi ve Napolyon Savaşları ( ) öncesinde oluşan gerginlikler kapitalin (sermayenin) akışını tetikleyerek Avrupa dışına kaynak aktarımını sağlamıştır Krizi nin önemli özelliklerinden bir tanesi de krizde ülkeye giren kredilerde artışın da etkisi mevcuttur. Durumun çözüme kavuşabilmesi için BoE de Bank of United States ile birlikte sürece müdahil olmak durumunda kalmıştır. Süreç içerisinde piyasada kırılganlığı arttırarak krizi derinleştirecek gelişmelerin engellenmesi sağlanmış ve 1797 de Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere arasına çözüm sürecine ilişkin bir anlaşma sağlanmış ve karşılıklı anlaşmalar imzalanmıştır. Süreç Amerika da başta gayrimenkul (tarım alanı ve araziler) olmak üzere piyasada bir durgunluk yaratmış ve başta fiyattan kaynaklanan ve güvenden kaynaklanan istikrarsızlık olmak üzere piyasadaki aksaklıklar 1800 e kadar çözülememiştir. 123

132 Krizin derinleşmemiş ve tüm bir ekonomiyi etkilememiş olmasının temel nedenleri arasında da uluslararası ticaretin güçlenmeye başlaması ve Amerika nın ihracatta ciddi gelişme kaydetmeye başlaması etkili olmuştur. XVIII. Yüzyıl Krizleri birlikte incelendiğinde krizlerin genel olarak piyasanın regülasyona tabi olmaması nedeni ile oluştuğu söylenebilir. Krizlerin bankacılık sektörü ile birlikte başlaması ev bankaların finans piyasalarına oyuncu olmak sureti ile piyasadaki spekülasyon uygulamasını etkilemesi XVIII. Yüzyıl krizlerinin genel özelliğidir. Krizler South Sea Company haricine manipülasyon temelli gerçekleştirilmemiş; ancak manipülasyonun dönem içerisinde spekülasyonla birlikte kabul görmüş bir uygulama olmuş olması da başta istikrarsızlıklar olmak üzere hemen her sorunda kendisini göstermiştir. Manipülasyonlar daha çok insider trading ve yanlış yönlendirme, fiyatların şişirilmesi ile gerçekleştirilmiş ve hisse senedi piyasasından gayri menkul piyasasına kadar hemen her yerde kendisini göstermiştir. XVIII. Yüzyıl krizlerinin ortak özellikleri kamu denetim ve düzenleme mekanizmasının bulunmamasıdır XIX. Yüzyıl Krizleri; XIX. Yüzyıl da ciddi bir parasal genişleme kaydedilmiş ve XXI. Yüzyıl devlet yapılarının temelleri giderek oluşmaya başlamıştır. Ancak oluşan yalnız XXI. Yüzyıl devlet yapıları değildir; aynı zamanda XXI. Yüzyıl piyasa yapıları da oluşmuştur. Artık tüzel kişiliğe sahip olan devlet yine tüzel kişiliğe sahip olan şirketlerle ve bankalarla resmi ve hukuksal temellere dayanan yazılı kontratlar ve sözleşmeler üzerinden ilişki kurmaya başlamıştır. XIX. Yüzyıl ın genel özelliği devletlerin başta yatırım bankaları olmak üzere bankalardan borçlanmaya 124

133 başlamalarıdır; 275 ancak daha ciddi bir özellik ve gelişme ise şirketler hukukunun gelişmesi ve genel bir ticaret hukukunun oluşmasıdır. XIX. Yüzyıl da şirketin temelleri güçlenmiş ve şirket devlet karşısında yeni bir tüzel kişilik olarak tanınmıştır. XIX. Yüzyıl krizleri daha çok kamu iflasları, moratoryumlar ve bankacılık krizleri biçimindedir. Bu durumun temel nedeni devlet yapısının ve bankacılık sisteminin oluşan yeni ekonomik sisteme entegre olmasıdır Danimarka Devleti nin İflası; Danimarka nın iflası piyasada çok büyük bir şok etkisi yaratmamış ve ciddi krizleri tetiklememiştir. Aslında iflas da bir anlamda konsolidasyon niteliği taşımıştır. Osmanlı nın 1870 lerdeki iflası ve 1881 ile birlikte Duyun u Umumiye yönetiminin kurulması dikkate alındığında Danimarka için borçların geri ödenmeme riski gibi bir durum tam olarak söz konusu olmamıştır; ama ödemeler ciddi anlamda sıkıntılı bir sürece girmiştir. Danimarka nın iflas nedeni borçlanma yönetiminin belirli kriterlerle gerçekleştirilmemesi ve borçlanmanın daha çok savaşları finanse etmek amacı ile gerçekleştirilmesidir. Danimarka nın Gunboat Savaşı ( ) sırasında aldığı borçlar savaşın son yılına doğru 1813 de ödenemez duruma gelmiştir. Savaş nedeni ile ciddi bir kaynak kullanımı gerçekleştiren devlet savaşı dahi finanse etmekte ciddi sıkıntıya girmiştir. Savaşın başladığı 1807 de zaten Avrupa da Napolyon Savaşları ( ) başlamış durumdadır; ki 1815 e kadarki süreç başta Rusya olmak üzere tüm Avrupa da yıpratıcı bir etki yaratmıştır. Fransa da, İngiltere de ve 275 Aslında borçlanma daha çok XVII. Yüzyıl da başlamıştır; ancak söz konusu borçlanmalar XIX. Yüzyıl da sistemsel bir yapıya bürünmüştü. Kamu borçlanmasının evrimsel süreci daha derinlikli analiz edildiğinde devlet tahvili ve hazine bonosu yapısının temellerinin XIX. Yüzyıl da hukuksal ve ekonomik kabul kazandığı görülecektir. 125

134 Rusya da savaşların finanse edilmesi ciddi anlamda borçlanmalarına yol açmış; bu durumda devletlere yüksek faizle borç veren yatırım bankaları sahipleri ciddi karlar elde etmişlerdir Krizi zincirleme bir kriz yaratmamış olmakla birlikte daha sonra gerçekleştirilen mutabakatlarla çözümlenmiştir Paniği; 1819 Krizi Amerika Birleşik Devletleri nde gerçekleşen ve ekonominin genelini etkileyen ilk önemli kriz olmuştur. Kriz ciddi bir dengesizlikten ziyade yapısal problemler ve yapısal dönüşümler nedeni ile yaşanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri nin XIX. Yüzyıl da hızla endüstriyelleştiği ve Endüstri Devrimi ni içselleştirdiği süreçte Amerika nın yüzyılık ilk çeyreğinde büyümede İngiltere nin dahi önüne geçmeye başlaması ile birlikte ekonomi hızlı bir kentleşme ve hızlı bir büyüme kat etmiş, kırlardan kentlere göçler ciddi bir etkinlik haline gelmiştir. Kentlerde şirketler oldukça yaygınlaşmaya başlamış, telgraf ve altyapı hizmetlerinde hızlı ilerlemeler kaydedilerek söz konusu iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte borsalardaki fiyatlar anlık denebilecek düzeyde kısa sürede tüm ülkeye yayılmaya başlamıştır. Postacılık başta olmak üzere demiryolları yatırımları hızlanmış, demiryolları yatırımları daha çok sermaye piyasalarından edinilen kaynaklarla finanse edilmeye başlanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri nde bankacılığın da gelişmeye başladığı dönem olan 1800 lü yıllarda dolar ciddi bir gelişme kaydetmiştir. Ekonomide gerçekleşen hızlı büyüme ve giderek artan sirkülasyon parasal tabanın genişlemesine ve ekonominin erinleşmesine neden olmuştur lü yıllardan itibaren hızlı gelişme gösteren ekonomi özellikle 1812 ile birlikte savaşın etkilerinin görülmesi ile birlikte durumdan etkilenmiştir de başlayan ve 1815 e kadar devam eden Amerika Birleşik Krallık savaşı Amerika da ekonominin ciddi biçimde etkilenmesine neden olmuştur. 276 XIX. Yüzyıl krizleri içerisinde bankacılık krizleri aynı zamanda kapital (sermaye) piyasası krizleri ile de ilişkilidir. 126

135 1819 Krizi nin en önemli nedeni savaş sürecinde yaşanan gelişmelerin ekonomik sirkülasyonu olumsuz etkilemesi ve başta ihracat olmak üzere birçok konuda pazar kayıplarının yaşanmasıdır. Bununla birlikte savaş sırasındaki aktif nüfus kaybı (ki savaşta yaklaşık (on beş bin) kişi doğru ve dolaylı olarak yaşamını yitirmiştir) ciddi bir etken olmuştur. Savaştan dolayı yıpranan ve savaş sırasında Amerikan bankalarından borç alan eyaletler ve federal hükümet borçların ödemesinde ciddi zorluklar yaşamışlardır ki; dönem içerisinde borçların ödenmesindeki güçlükler bankacılık sektöründe de iflasların yaşanmasına yol açmıştır. Savaş sırasındaki etkiler savaş sürecinden başlayarak 1820 ye kadar; hatta 1825 e kadar arz talep dengesinde dengesizliklere yol açmış ve bununla birlikte enflasyonun bir sorun olarak ekonomide oluşmaya başlamasını sağlamıştır. Enflasyonun talep üzerindeki etkisi istihdamı da etkileyerek Amerika da ilk kez enflasyona bağlı işsizlik meydana gelmiştir. Dönem içerisinde başta pamuk olmak üzere Amerika nın ihraç ürünleri üzerinde fiyat baskıları oluşmaya başlamış ve bu durum Amerika nın dış ticaretini son derece olumsuz etkilemiştir. İhracattaki daralma Amerikan ekonomisinin tamamı üzerinde etkili olmuş ve bu durum Amerika yı ciddi anlamda etkilemiştir; zira Amerika nın en önemli ticaret alanı İngiltere dir. Dönem içerisinde en yüksek satışlar İngiltere ye gerçekleştirilmiş ve savaş sırasında ticaretin hemen hemen durması Amerikan ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı yaratmıştır. Krizin etkileri Amerika da para politikasını ve maliye politikasını etkilemiş ve parasal genişleme ilk kez analitik olarak ele alınmaya başlamıştır. Bununla birlikte işsizliğin telafisi amacı ile maliye politikaları uygulanırken 1819 Krizi John Maynard KEYNES in analiz alanlarından biri olmuştur. Zira özellikle borçların geri ödenememesi, talep daralması ve uluslararası ticarette durgunluğun 127

136 yaşanması 1929 Krizi ile benzer özellikler göstermektedir. Ancak söz konusu kriz Amerika yı derinden etkilerken aynı kriz İngiltere yi aynı etkide etkilememiştir Paniği; 1825 Krizi ise İngiltere de oluşan bir kriz olması nedeni ile önemlidir. Doğrudan 1819 Krizi etkileri ile oluşmamasına karşın kapitalin (sermayenin) uluslararası dolaşımı ve uluslararası finansın etkileri ile oluşmuş olması nedeni ile önemlidir. Güney Amerika ya; yani Latin Amerika ya sürekli olarak borç veren İngiliz bankaları borçların ödenebilirliğini göz önünde bulundurmadan borç vermeye devam etmişlerdir; ki bu durum Latin Amerika nın 1980 sonrasında yaşadığı krizlerin aslında alt yapısını da oluşturmuştur. Ancak kriz borçların ödenememesi nedeni ile değil, İngiltere bankalarının Latin Amerika daki yatırımlarını çekme kararı ile yaşanmıştır. Ekonomi tarihi içerisinde savaşlar ve spekülasyon olmaksızın yaşanan ilk ekonomik krizdir. Zira krizin başlaması bankaların yatırımlarını çekmesi ve bu durumun borsalarda bir şok etkisi yaratması ile birlikte oluşmuştur. Borsalarda oluşan bu durum ciddi bir panik oluşturmuş ve borsalarda fiyatlar hızla düşmüştür. Panik daha çok İngiltere yi etkilese de balta Amerikalı ve Hollandalı yatırımcılar olmak üzere yabancı yatırımcılar da durumdan etkilenmişlerdir. Banque dé France bu durumda BoE ye kaynak aktarımında bulunmuştur. Krizin etkileri kısa sürede giderilmeye çalışışmış ve panik belirli fiyat istikrarsızlıkları ile birlikte kısmen OTC piyasaları etkilemeden çözümlenmiştir; ancak İngiliz bankalarının Latin Amerika dan yatırımlarını çekmeleri Latin Amerika da ilerleyen dönemlerde krizleri tetiklemiştir. Ancak 1825 Paniği olarak adlandırılan; ancak bir krize dönüşmeden bir panik olarak kalabilmiş olan sorun Avrupa içerisinde gerçekleştirilen bankalar arası plaseler ile çözümlenmiştir. 128

137 Paniği; 1837 Paniği; yine derin bir krize dönüşmeden engellenmeye çalışılan kısmen de krize dönüşmeden engellenen bir paniktir. Ancak 1825 Paniği gibi kısa sürede ve plaselerle çözümlenememiştir. Zira krizin en önemli temel nedeni başta pamuk fiyatları olmak üzere emtia fiyatlarında oluşan dengesizliklerin maliyetlerdeki artışları tetiklemesi ve işsizliğin oluşmasıdır. Kriz bu kez emtia fiyatlarındaki spekülasyonlar nedeni ile oluşmuştur. Amerika da hisse senetleri piyasasındaki spekülasyon emtia piyasasına da yansıyarak ciddi bir spekülasyon oluşturmuş ve başta pamuk fiyatları olmak üzere tüm fiyatlarda ciddi bir volatilite oluşmuştur. Başta pamuk ticareti olmak üzere pamuklu dokuma endüstrisinde karlar ve kar marjları düşmüş, ücretlerde de ödenmeme ve düşüş yaşanmıştır. Bu durum Amerika Birleşik Devletleri nde yılları arasına devam edecek olan deflasyon sürecini de tetiklemiştir. Spekülasyonun etkisi ile yükselen fiyatların daha sonra hızlı bir düşüş seyretmesi deflasyonist bir baskı oluşturarak piyasada özellikle de dokuma piyasasında ciddi bir durağanlık yaratmıştır lu yıllarla birlikte demiryolu projeleri başta olmak üzere ulaşım ve altyapı projeleri sermaye piyasalarında işlem gören tahvil ve hisse senetleri ile gerçekleştirilmekte idi. Bu dönem içerisindeki en önemli gelişme İngiltere bankalarından ihraç edilen tahvillerin kısmen daha yüksek faizler içermeye başlaması ile birlikte piyasadaki regülasyonu bozmuş olmasıdır. Amerika da başta Meksika dan gelen altın ve gümüş olmak üzere Çin den gelen gümüş piyasada parasal tabanın giderek genişlemesinde etken olmuş ve bu süreç Amerika da özellikle finansal piyasalara talebi arttırmıştır. Ancak belirli bir dönem içerisinde Amerikan tahvil ve hisse senetlerinin cazibesini kaybederek yabancı finansal enstrümanlara yönelim öncelikli olarak demiryolu projelerinde ciddi sorunların yaşanmasına yol açmış ve ekonomide bir 129

138 durgunluk süreci yaşanmıştır. Kısmen ihracatın da etkilenmesi ile birlikte talep yetersizliği piyasada bir deflasyon eğilimi yaratmıştır. Ekonomik sirkülasyondaki durgunluk daha sonra 1840 a kadar devam etmiş; ancak 1840 sonrasında gerçekleştirilen uygulamalarla krizler çözümlenmeye çalışılmıştır. Ancak Amerika Birleşik Devletleri için ekonomik krizlerin çözümünde gelir yaratan ihracat faaliyeti her zaman için önemli bir çözüm etkisi oluşturmuştur. Krizin önemli etkilerinden bir tanesi de sigortacılık sektörünün gelişiminde önemli bir alt yapıyı oluşturmuş olmasıdır. Zira kriz sonrasında depozitoların dahi sigortalanabildiği; genişlemiş ve gelişen bir sigortacılık sistemi oluşmuştur Paniği; Benzer bir kriz 1847 de İngiltere de Londra Borsası nda demiryolu şirketlerinin hisse senetleri ve tahvillerinin çöküşü ile yaşanmıştır Paniği ise aslında tam olarak krize dönüşmeden çözülmekle birlikte piyasanın yenilenmesini sağlamış olması nedeni ile de önemlidir. XIX. Yüzyıl ın önemli akımları arasında yer alan demiryolu şirketleri piyasada giderek ciddi bir talep yaratmış ve demiryolu şirketleri hisseleri ve tahvillerine olan talep de piyasada yeni demiryolu şirketlerinin kurulmalarını ve piyasaya tahvil ve hisse senedi ihraçlarını sağlamıştır. Ancak bu dönemde birçok verimsiz ve piyasada oyuncu olabilecek kapasiteye sahip olamayan şirket oluşmuştur Paniği ile birlikte gerçekte işlemeyen demiryolu şirketlerinin hemen hepsi iflas etmiş ve demiryolu sektöründe yaratıcı yıkımın etkileri görülmüştür. Özellikle 1850 li yıllardan başlayarak demiryolu sektörünün gelişmesi de bir anlamda 1847 Paniği ile gerçekleşmiştir. Demiryolu sektörü finans piyasalarını besleyen ve aynı zamanda finans piyasalarından beslenen; küçük yatırımcıyı piyasaya çeken önemli bir sektör 130

139 olmakla birlikte bu dönem içerisindeki gelişmeler piyasanın verimliliğini arttırmıştır. Dönem içerisinde demiryolu şirketlerinin denetimi de (kısmen) gündeme gelmiştir Paniği; Panik bir anlamda Amerikan ekonomisinin sirkülasyon sorunu nedeni ile finans piyasalarında başlamış ve daha sonra kısmen New York tan diğer eyaletlere yayılmıştır. Panik Amerikan İç Savaşı ( ) öncesinde bankacılık sektörünün yaşadığı en önemli paniktir. Amerika da yaşanan paniğin önemli bir nedeni Amerika nın İngiltere haricindeki dış dünyaya entegrasyon sorunudur ki; Amerikan Bankaları nın sürekli İngiliz bankaları ile dış dünya ile iş yapması ve finansman sorunu yaşaması krizi tetiklemiştir. Piyasalarda fiyat istikrarsızlıkları yaşanmış ve bu durum çiftçiler dahil olmak üzere bek çok sektörü ciddi anlamda etkilemiştir; ancak en çok etkilenen demiryolları şirketleri olmuştur. Demiryolları şirketlerinden bir çoğu iflas ederek projelerin yarım kalması riski oluşmuş ve bu durum yatırımcılarda panik oluşturmuştur. Aynı zamanda söz konusu projelerde sigortayı üstlenen sigorta şirketleri de iflaslarını açıklamışlardır. Bu durum piyasada birbirine bağlı iflasları tetiklemiştir. 24 Ağustos 1857 de Ohio Life Insurance and Trust Company iflasını açıklamıştır. Sigortacılık sisteminde de iflasların yaşanmaya başlaması piyasada finansal enstrümanların talebinde ciddi bir düşüş gerçekleştirmiş ve bu durum piyasada stagnasyona yol açmıştır. Piyasada projelerin tekrar devam etmeye başlamaları ve finansal enstrümanların tekrar talep görmesi 1859 da gerçekleşmeye başlamış ancak 1861 ile başlayan Amerikan İç Savaşı ( ) tekrar derinleşen bir kriz ortamı 131

140 oluşturmuştur ve Amerikan ekonomisi 1867 ye kadar ciddi bir stebilizasyon sorunu yaşamıştır Paniği; 1860 lı yıllarda başlayan ve İngiltere de sürekli genişleyen bankacılık sektör genişlemesi sonrasında Overend, Gurney & Company nin çöküşü ile birlikte yaşanmıştır. Banka başta sendikasyon kredileri olmak üzere yatırım bankalarına kredi açan bir banka olması nedeni ile sektörde büyüyen bir yapıya sahiptir ve kredi mekanizmasına önemli bir aktör olma yolunda ilerlemiştir. İngiltere de bankanın kredi mekanizmasını doğru yönetememesi nedeni ile yaşadığı sorunlar 1865 ile birlikte başlamış ve bu durum 1866 da iflasla sonuçlanmıştır. Yaşanan panik daha çok banka müşterileri ve bankanın müşterisi olan yatırım bankaları ile bankanın aracılık yaptığı işlemleri gerçekleştiren broker firmalar olmuştur. Panik İtalya da da etkili olmuş ve gümüş standardına düzenlemeler gerektirmiştir. Aynı zamana banka müşterisi olan yabancılar da durumdan etkilenmişlerdir. Panik finans sektöründe belirli bir etki yaratsa da derinleşerek krize dönüşmemiştir. Ancak krizin genel nedeni yatırım bankalarının sürekli ve giderek genişleyen risk alma talepleri ve aşırı risk almalarıdır. Bankacılık yapısında XIX. Yüzyıl ın sonlarına doğru belirli düzenlemeler gerçekleştirilmiştir; ancak gerçekleştirilen düzenlemeler olsa da bankaların başta spekülasyon eğilimleri olmak üzere aşırı risk almaları süreci etkileyen ve panik oluşumuna neden olan önemli etkiler arasına yer almaktadır. 132

141 Paniği; 1873 Paniği; 1929 Büyük Buhran (Great Depression) yaşanan dek aynı isimle (Great Depression) olarak anılmış; ancak 1929 un yıkıcı etkisi sonrasında literatürde Long Depression (Uzun Depresyon, Uzun Buhran) isimleri ile birlikte anılmıştır. Panik genel olarak Amerika da ve İngiltere de gerçekleşen gelişmeler sonucunda yaşanmıştır. Amerika da ve İngiltere de benzer süreçler yaşanmış ve bu dönemde yaşanan gelişmeler paniği derinleştirerek krize dönüştürmüştür. Panik her ne kadar finansal bir karaktere bürünse de aslında OTC piyasalardaki talep eksikliği ile oluşmuştur. Başta gümüş olmak üzere değerli madenlere de talep düşmüştür; ancak üretimin de 1870 sonrasında özellikle Amerikan İç Savaşı ( ) sonrasında yükselmesi ile birlikte piyasada giderek talepler arzla uyumsuz hale gelmiştir. Bu durum OTC piyasalarda durgunluk yaratmış ve stoklarda şişme yaratmıştır. Panik giderek derinleşerek önce İngiltere ve Amerika da birbirleri ile ilişkili ancak kısmen bağımsız olarak gelişmiş; ancak ilerleyen süreç içerisinde de bankalar arası ilişkilerin de etkisi ile ilişkili hale gelmiştir. Talep yetersizliği görülmekle birlikte bu durum fiyatlar üzerinde baskı yaratmış ve şişen stoklar da ayrıca sorun olarak piyasada yapıyı bozan bir etki göstermiştir. Piyasanın yapısındaki bozulmalar başta gümüş olmak üzere altın ve diğer madenlere talepleri de etkilemiş ve bu durum da Almanya da krizin etkilerinin hissedilmesine neden olmuştur. Almanya dönemin devlet destekli kalkınma hamlelerinin atıldığı önemli bir ekonomidir ve diğer bir sorun da Almanya ile İngiltere arasındaki rekabetin giderek hızlanmasıdır. Almanya daki hızlı gelişmeler İngiliz endüstrisinin Avrupa üzerindeki hakimiyetini kırmış bu da ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemiştir. Ki bu süreçteki gelişmeler I. Dünya Savaşı ( ) sürecini de başlatmıştır. Dönem içerisinde talebin daralması ile birlikte stoklardaki şişme hem fabrikaları hem toptancıları hem de perakendecileri etkileyerek zincirleme bir reaksiyon oluşturmuştur. Bu durum firmaların kapasitelerini düşürmelerine ve işçi 133

142 çıkartmalarına yol açarken genel anlamda işsizlik sorun olarak ortaya çıkmış ve bu durum fiyatlar genel seviyesine de yansımıştır. Fiyatlardaki dengesizlik de diğer önemli bir gelişme olmuş olmakla birlikte dengesizlik giderek tüm sektörlere yansımıştır. Çiftçiler dahil olmak üzere geniş kitleler istikrarsızlıktan ciddi anlamda etkilenmiş ve bu durum sistemde bir kitlenmeye yol açmıştır. Ödenemeyen krediler domino etkisi yaratarak bankaların sıkıntı yaşamalarına bankaların sıkıntı yaşamaları da o dönem henüz gelişmemiş ve regülasyon ile yapılandırılmamış ancak var olan interbank piyasasına yansımıştır. Bankalar birbirlerine açıkları kısa vadeli kredilere dahi kaynak sıkıntısı yaşamaya başlamışlardır. XIX. Yüzyıl da dönemin en önemli sektörü demiryolu sektörü olmakla birlikte en çok istihdamı sağlayan sektör olma özelliğini de korumaktaydı. Bu dönemdeki gelişmeler daha çok demiryolu şirketlerinin işçi çıkartmalarına neden olmuş ve işçi çıkartmalar ise Amerika da ülke çapında grevlere yol açmıştır. Benzer şekilde grevler hemen tüm ülkede etkisini göstermiş ve bu durum giderek büyüyen kaotik bir yapıya yol açmaya başlamıştır. Ekonomik sorun sosyal bir soruna dönüşmeye başlamıştır. Dönem içerisindeki en önemli makroekonomik gelişme uluslararası ticaretin ciddi anlamda etkilenmesi ve bununla birlikte altın standardı ve gümüş standardının yeniden yapılanmaya başlamış olmasıdır. Piyasada parasal tabanda da stabilizasyon ciddi anlamda bozulma göstermiş ve bu durum bir anlamda Northen Pasific Railway hisselerini ve tahvillerini alan Jay Cooke & Company nin çöküşüne yol açmıştır ki Jay Cooke & Company dönemin en önemli Amerikan bankalarından bir tanesidir. Demiryolu sistemindeki bozukluk çelik üreticilerini de sıkıntıya sokmuş, demiryolu şirketlerindeki gerilemeler çelik talebinde ciddi anlamda daralmalara yol açmıştır. Bu durumun bir sonucu olarak sistem bir anlamda kitlenmiş ve işten çıkartmalar 134

143 1873 sonrasında giderek artmıştır. İşten çıkartmaların bir sonucu olarak grevler tüm ülkedeki demiryolu çalışanları arasında yayılmaya başlayarak sosyal problemleri tetiklemiş ve 1874 seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti oyların büyük bölümünü alan Demokrat Parti ye karşı güç kaybetmiştir. Demokratların iktidardaki pozisyonlarını güçlendirmeleri Amerika da daha liberal politikaların oluşmasına da yol açmıştır. Dönem içerisinde gerçekleşen liberalizasyon Almanya da da uygulanmaya başlamış ve Almanya da da sorunun çözümüne yönelik girişimler başlamıştır. Deutche Bank piyasayı rahatlatmak adına yasal kartellere krediler açarak işsizliğin önüne geçmeye çalışmış ve parasal taban genişletilerek talep daralmasının önlenmesine yönelik çözümler geliştirilmeye çalışılmıştır. Dönem içerisinde Avusturya Macaristan İmparatorluğu da durumdan etkilenmiştir. Macaristan da Buda ve Peşte birleşerek Budapeşte kenti oluşturulmuş ve bu dönemde İngiltere, Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika ve Rusya durumdan etkilenmiştir. Hatta endüstrileşememiş ve hali hazırda feodal bir ekonomiye sahip olan Osmanlı da da buğday fiyatlarına belirli bir volatilite ile istikrasızlık kaydetmiştir. Krizin önemli etkilerinden bir tanesi de Avrupa da kronik olarak mevcut olan antisemitizm politikasının Almanya da oluşmaya başlaması ve Yahudilere karşı tepkilerin oluşmuş hatta sistematik bir hal almış olması sonucunda, Yahudi dükkanlarının saldırıya uğramaya başlaması ile birlikte Almanya da sosyal problemler giderek derinleşmesidir. 277 Tüm bu panik süreci başta Osmanlı olmak üzere az gelişmiş ve kısmen koloni haline gelmiş ve sömürülmekte Mısır ve Akdeniz deki Kuzey Afrika 277 Almanya da oluşan sosyal tepkiler kısmen bilinçli olarak Yahudilere yönlendirilerek hükümetin durumdan etkilenmemesi amaçlanmıştır. Sosyal problemler I. Dünya Savaşı ( ) arasında da antisemitizmi beslemiş ve II. Dünya Savaşı ( ) ile birlikte oluşan Holacaust un alt yapısını oluşturmuştur. 135

144 ülkelerini etkilemiş ve işgaller artmıştır. Yeni pazarlar ve yeni kaynaklar ihtiyacı giderek daha saldırgan bir ekonomik genişlemeyi tetiklemiştir. Tüm kaynak yetersizliklerine karşın Süveyş Kanalı projesi finanse edilerek Ortadoğu da daha belirgin bir rekabet oluşumu sağlanmıştır. Bu dönemin en belirgin soncu Ortadoğu da İngiliz Alman rekabetinin giderek artması olmuştur ki rekabet I. Dünya Savaşı ( ) temellerini ve koşullarını yapılandırmıştır. Dönemin önemli gelişmelerinden bir tanesi de petrol sektöründe yaşanmaya başlamış olmasıdır. Amerika da tröstler oluşmaya başlamış ve Standard Oil egemen oyuncu haline gelmiş hatta piyasadaki fiyatları belirlemeye başlamıştır. Piyasadaki örgütlenme hızlı bir deregülasyon oluşturarak Shell ile birlikte APOC un rekabetini de kamçılayacak koşulları oluşturmuştur. Demiryolu şirketleri, petrol şirketleri, çelik üreticileri ve taahhüt şirketleri giderek daha belirgin bir rekabet içerisinde yer almaya başlamışlardır. Dönem içerisinde durumdan kısmen daha az etkilenen ülke dışa kapalı ve temkinli bir politika izleyen Amerika Birleşik Devletleri olmuştur ki; özellikle bu dönemde I. Dünya Savaşı ( ) ve Ortadoğu daki çatışmadan uzak kalmıştır. Ancak bu dönemde Amerikan ekonomisinde yeni bir süreç başlamış ve petrol önemli bir ekonominin temellerini atmıştır. Kömür ve petrol çatışması bu dönemde başlamıştır. Otomotiv endüstrisinin gelişmemiş olmasına karşın petrolün aydınlanmada kullanılmaya başlaması Amerika için bir Avrupa pazarı yaratmıştır Krizi ile birlikte süreç derinleşen ekonomik krizin aşılmasına yönelik kamu politikalarını gerekli ve zorunlu kılmış olmakla birlikte kamu politikaları bu kapsamda özellikle grevlerin engellenmesine de yönelmiştir. Ancak 1873 Krizi nin önemli sonuçlarından bir tanesi Amerika, İngiltere ve Hollanda başta olmak üzere kartelleşmenin hızlanması olmuştur. Kartelleşme bir 136

145 yandan küçük oyuncuları devre dışı bırakırken bir yandan da verimliliği arttırarak piyasayı derinleştirmiş ve sektörlerde daha derin ve uzmanlaşmış bir yapı oluşturmuştur. Bununla birlikte şirket yapıları da gelişerek ve derinleşerek şirket içi bürokrasiyi oluşturmaya başlamışlardır. Krizin önemli etkilerinden bir tanesi de Latin Para Birliği nin kurulması olmuştur. Ancak Latin para Birliği sağlam ve sağlıklı temeller üzerin(d)e inşa edilmemiştir. Krizin (1873 paniğinin) küresel etkisi; uluslararası ticarette devletlerin kendi şirketlerini desteklemek için uluslararası ticarette gümrük tarifelerinin kaldırılmasına yönelik faaliyette bulunmaya başlamalarıdır. İhracat; artık ekonomiyi besleyen önemli bir ekonomik etkinlik olarak algılanmakla birlikte büyümenin de temel ölçütü ve gerekliliği olarak ele alınmıştır sonrasında Ortadoğu daki güç savaşları giderek artmıştır ki; bu durumun temel nedeni yeni pazarların ve piyasanın genişlemesinin de temel gereklilik olmasıdır. Mevcut piyasa içerisindeki sirkülasyon büyümeyi yeteli kılacak yapıya artık sahip değildir. Bu durum Kapitalizm in ve serbest piyasa ekonomisinin gerçek anlamda gelişmesini tetikleyen süreç olmuştur Paniği; 1893 Paniği; 1873 Paniği sonrasında, sonra yaşanmış olan bir diğer panik olmuş ve 20 yıl sonrasında yaşanmış olan söz konusu panik de krize dönüşmüştür. Yirmi yıl gibi bir sürede yaşanan ikinci panik de yine finansal piyasalar ve demiryolu şirketleri ile ilgilidir ve kriz Amerika da ve Latin Amerika da ağır tahribatlara yol açmış; ancak daha çok Amerika ve Latin Amerika ile sınırlı kalmıştır. 137

146 Latin Amerika, Amerika Birleşik Devletleri ne nazaran daha az etkilenmiş olsa da kriz yine de ciddi etkiler gerçekleştirmiş ve bu durum piyasadaki yapının bozulmasına neden olmuştur. Demiryolu şirketlerindeki şişkinlik giderek artmış ve şirketlerin iflası ile birlikte finansal piyasalardaki sert satışlar; şirket hisselerini elinde bulunduran bankaların da ödeme güçlüğü çekmelerine neden olmuştur. Bu durum bankacılık sisteminin etkilenmesinden ziyade kredi mekanizmasının da etkilenmesine yol açmıştır. Demiryolu şirketlerinin iflası ile işsizlik yeninde tetiklenmiş ve oluşan işsizlik ile birlikte aynı zamanda önemli bir talep daralması da yaşanmıştır. Oluşan talep daralması ciddi bir fiyat istikrarsızlığı yaratırken aynı zamanda farklı sektörlerin de krizden etkilenmesine neden olmuş ve 1873 ten kalan kırılganlık ile birlikte piyasada işsizliğin %20 ile %35 arasında seyretmesine yol açmıştır Paniği olarak adlandırılan kırılmanın nedenlerinden bir tanesi demiryolu şirketlerinde yaşanan spekülasyondur. Şirket hisseleri ciddi anlamda spekülasyonla olması gerekenden fazla şişmeye başlamış ve spekülasyon giderek bankalar tarafından oluşturulan spekülatif alımlarla desteklenmiştir. Bu süreçte gümüş talebi de artmıştır. Ekonomi ciddi bir depresyon sürecine girmiş ancak bir slupfasyon yaşanmamıştır. Bu durumun temel nedeni 1897 e kadar etkili bir çözüm geliştirilemese de 1897 de özellikle izlenen politikalar ekonomiyi yavaş yavaş dengelemeye başlamıştır. Ancak yaşanan en önemli gelişme1890 larla birlikte başlayan Altına Hücum olarak adlandırılan sürecin başlamasıdır ki; dönem içerisinde ekonomik canlanmayı desteklemiş ve Amerikan ekonomisi büyüme sürecine girmiştir arası ciddi bir dönüşüm gerçekleşmemiştir. 138

147 Avustralya Bankası Krizi; Avustralya bankacılık krizi Amerika ile benzer dönemde ve benzer nedenlerle oluşmuştur. Avustralya bankacılık sistemi Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere bankacılık istemi ile benzer yapıya sahip olmakla birlikte benzer; ancak daha sınırlı deneyimler yaşamıştır. Avustralya da oluşan serbest piyasa ekonomisi ve finansal piyasalarda bankalar oyuncu olmuşlar ve bankaların spekülasyona iştirakleri fiyatlarda dalgalanma ile birlikte yükseltme oluşturmuştur. Ancak Avustralya da bankacılık sisteminin çökmesinin temel nedeni kamu denetimi ve regülasyonunun olmaması ve bankaların denetimsiz bir ortamda faaliyet göstermeleridir. Bankaların yüksek risklerle kredi vermeleri ve mevduatların tamamını kredilere yönlendirmeleri de çöküşte belirleyici olmuştur. Bu dönemde bankaların bazıları iflaslarını açıklamış; mevduat garantisi olması nedeni ile mudilerin zararları tazmin edilmiştir. Avustralya da yaşanan bankacılık krizi sonrasına sistem regülasyon ile düzenlenmeye ve sistemin kuralları yapılandırılarak, bankalar uluslararası ekonomiye entegre edilmeye çalışılmıştır Paniği (Amerika Birleşik Devletleri); Amerika Birleşik Devletleri nde 1893 te yaşanan kriz sonrasında tekrar eden bir paniktir; ancak etkileri 1893 Krizi kadar kesin olmamıştır. Hatta ekonominin geneline ve/veya OTC piyasalara yayılan bir durum söz konusu olmadan kriz engellenmiştir. Chicago da National Bank of Illionis in iflası öncesinde gelişmeler başlamış, bankanın batması ve iflasını açıklaması ile ulusal piyasada panik hakim 139

148 olmuştur. Altın standardı uygulamasında; kur dengelerinde yaşanan volatilite ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar deflasyon oluşturmuş ve bankanın finans piyasalarındaki spekülasyon amaçlı varlıkları büyük ölçüde erimiştir. Bununla birlikte bankanın fon yönetimi de genel olarak batmada önemli bir etken olmuştur. Paniğin kısmen bölgesel olması ve Chicago ile sınırlı kalması muhtemel bir domino etkisini önlemiştir; ancak paniğin derin bir krize dönüşmemesinde Amerika nın yaşadığı deneyimler ve sürecin kontrol altında tutulması da etkili olmuştur XX. Yüzyıl Ekonomik Krizleri; XX. Yüzyıl krizleri daha derinleşmiş krizlerdir. XIX. Yüzyıl Krizleri ile XX. Yüzyıl krizleri karşılaştırıldığında, XX. Yüzyıl ın daha teknik sorunlarla karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Ancak başta iletişim teknolojilerinin gelişmesi olmakla birlikte teknolojinin krizler üzerindeki etkisi, ekonomi üzerindeki etkiye paralel olarak artmıştır. Bununla birlikte krizlerle ilgili önemli bir realite de krizlerin giderek piyasalar arası ayrışma ile yapılanmasıdır. Gelişmiş piyasalarla gelişmekte olan piyasalar arası kriz mekanizmaları ayrışmıştır Paniği; 1901 Paniği New York Borsası nda yaşanan ilk panik olması nedeni ile önemlidir. Borsa kaynaklıdır ve borsadaki panik tüm bir ekonomiye yayılan bir krizi tetiklememiştir; ancak genel olarak piyasada ciddi bir panik yaratmış, panik bir krize dönüşmeden yalnız belirli yatırımcıların zararı ile sınırlı kalmıştır. Paniğin temel nedeni Northen Pacific Railway in hisseleri üzerinde gerçekleştirilen manipülasyondur. Dönem içerisinde demiryolu şirketleri cazibelerini devam ettirmişler ve oldukça popüler hisse senetleri olmaları nedeni ile 140

149 ve geçmişten gelen alışkanlıklarla talep bulmuşlardır. Dönem içerisinde J.P. Morgan ve First National City Bank ın 278 Northen Pacific Railway hisseleri üzerinde gerçekleştirdikleri baskılar ve şiddetli alımlar ciddi bir etki yaratmış ve daha sonra şişen fiyatlarla birlikte sert satışlar gelmiştir. Sert satışlarda bankaların da ellerindeki hisseleri satmaya başlaması ile bir panik oluşmuş; ancak panik yayılmadan kısa sürede piyasa kendi içinde basıncı dengeleyebilmiştir. Amerika da borsada yaşanan ilk manipülasyon olmamakla birlikte, borsada ciddi bankaların etkisinin şiddetli biçimde hissedildiği bir süreç olmuştur. Panik neticesinde herhangi bir soruşturma açılmamış ve bir yasal işlem gerçekleştirilmemiştir. Ancak borsada oluşan ve kısa süre devam eden panik havası bir çok yatırımcının panik satışları gerçekleştirmelerine neden olmuştur Paniği; 1907 itibari ile piyasalar giderek gelişmeye başlamış ve para piyasalarında giderek hareketlenen bir yapı oluşmaya başlamıştır. Bankaların da etkisi ile başta para piyasası ve kapital (sermeye) piyasaları olmak üzere finansal piyasalarda iç içe geçme hızlanmış ve 1905 sonrasında başta Londra olmak üzere Avrupa daki finansal merkezlerle New York finans piyasası arasında gittikçe ilerleyen bir entegrasyon oluşmuştur. Dönemin en önemli özelliği Fx işlemlerin ve arbitrajın da hisse senedi piyasası içerisinde gerçekleştiriliyor olmasıdır. Özellikle kurlar üzerinde gerçekleştirilen işlemlerde J.P. Morgan oldukça etkin bir oyuncu haline gelmiş ve Rothschild Avrupa dan Wall Street e kapital (sermaye) akışında bulunmuştur. 278 First National Stee Bank Standard Oil tarafınsan finanse eilmiştir lü yıllardan sonra Standard Oil hızla büyüyen ve finans piyasalarına yer edinmek isteyen bir kapital (sermaye) gücü olmuştur. Hatta giderek büyüyen Standard Oil daha sonra bir tekel durumuna da gelmeye başlamış ve monopol oluşturmakla yargılanarak Mayıs 1911 de mahkeme kadarı ile tasfiye edilmesi ve şirketin parçalara ayrılması kararlaştırılmıştır. Şirketin giderek kartelleşmesi özellikle petrol piyasasında faaliyet gösteren küçük firmalardan oluşan bağımsız petrolcüleri ciddi anlamda rahatsız etmiştir. 141

150 Wall Street giderek genişleyen ve aynı zamanda derinleşen bir piyasa olarak ön plana çıkmış ve başta bankacılık sistemi olmak üzere finansal piyasaların Londra ile tam entegrasyonu sağlanmıştır. Dönem içerisindeki en önemli gelişme de başta John Davidson ROCKEFELLER olmak üzere James STILMAN ve bilinen diğer sanayicilerin de finans piyasalarına yönelmeleridir. Özellikle Standard Oil in hisselerinin de ciddi anlamda talep görmesi başta olmak üzere petrol sektörünün giderek yükselmesi ile birlikte Amerika da ciddi bir entegrasyon süreci başlamıştır ve petrol piyasası ile finans piyasası ciddi anlamda iç içe geçmeye başlamıştır. Bu entegrasyon süreci içerisinde banklalar petrol arayan şirketleri ya da petrol yatırımı yapan ve büyüme trendi içerisinde olan şirketleri desteklemiş, petrol satışından gelir elde eden şirketler de finans piyasalarına yönelmişlerdir. Wall Street ciddi anlamda spekülatif bir yapıya bürünmüş ve fiyatlar son derece kısa sürede değişebilen bir yapıya sahip olmuştur. Bu süreç içerisinde spekülasyonlar oldukça belirleyici bir rol oynasa da manipülasyon uygulamaları sıkça görülen bir hal almıştır. Bu dönemde Amerikan halkının ilgisi de borsalara yönelmiş; özellikle kentlerde yaşayan halk borsadan kısa, orta ve uzun vadeli beklentilerle şirket hisseleri almaya başlamışlardır. Bu dönem içerisinde başta demiryolu firmaları, çelik firmaları ve otomobil üreten firmalar başta olmak üzere endüstri firmalarına ilgi giderek artmıştır. Hatta piyasada işlem gören hisselerin toplanması sureti ile şirketlere hakim olma düşüncesi de egemen olmuş ve rakip şirketler birbirlerinin hisselerini satın alarak firma kontrollerini sağlamaya çalışmışlardır. Bankaların finansa piyasalarındaki rolü de giderek artmış, özellikle finans piyasasındaki şirketlerin hisselerini spekülatif amaçla toplamaya başlamışlardır. Bu dönemde 1905 sonrasında giderek hızlı biçimde genişleyen piyasada fiyatlar spekülasyon etkisi ile şişmeye başlamıştır arasında giderek yükselen 142

151 fiyatlar ilerleyen süreçte spekülasyonlarla belirli oranlarda yükselse de yayılan risk algısı sirkülasyonda etkili olmuştur. Bu süreçte özellikle Mayıs 1907 sonrasında fiyatlar giderek aşağı yönlü seyretmeye başlamış ve 1908 e kadar ciddi bir düşüş göstermiş ancak 1908 sonrasına tekrar eski seviyesine gelebilmiştir. Yaklaşık %50,00 (yüzde elli) civarı bir düşüş gerçekleşmiştir. New York Borsası nda yaşanan düşüş bu süreçten çıkıldığında Bankerler Krizi ve Knickerbocker Krizi olarak anılmıştır. Krizin; bankerler krizi olarak anılmasının temel nedeni krizde bankaların rolleridir. Krizde bir çok küçük ölçekli banka çökmüştür; ki bu durum oldukça ciddi bir problem olmuştur. Fiyatın kontrolsüz olarak aşağı yönlü seyretmesi ilk düşüşte fırsat algısı yaratsa da sonraki süreçte tehdit olarak algılanmış ve satışlar sürekli birbirlerini teşvik ederek; bir satış baskısı oluşturmuştur. Krizde dönemin merkez bankası Second Bank of United States müdehalede bulunmaya çalışmış ancak krizde etkili olamamıştır. Kriz OTC piyasalara yayılmamış ancak küçük yatırımcıların da mağdur olmalarına yol açarak, finans piyasalarında ciddi bir etki yaratmıştır. Borsada hisseleri işlem gören şirketlerin değerlerinin düşmesi negatif bir etki yaratmış; ancak genişleyen ekonomi şirketlerin iflasa sürüklenmesini sağlayacak bir koşul da oluşturmamıştır. Krizin temel nedeni ise büyük yatırımcıların spekülasyonu giderek hızlandırmaları ve hem long pozisyonda hem de short pozisyonda işlemler yaparak piyasadaki hareketleri derinleştirmelerdir. Piyasada dönem içerisinde bir regülasyon otoritesinin varlığından söz etmek çok geçerli olmamakla birlikte, piyasada genel olarak regülasyon da söz konusu değildir. Şirket bilançolarında standartlaşmış 143

152 finansal raporlama hala tam olarak oturmamış ve dönem içerisinde federal rezerv sistemi henüz oluşmamıştır Paniği; Paniği olarak adlandırılan panik; aslında Sherman Anti Tröst Raporu ve davası ile birlikte Standard Oil in Amerikan Adalet Bakanlığı nın davası sonucunda yargı yolu ile fesih edilmesi ve şirketin tasfiyesine karar verilmesidir. Şirket her bir eyalette ayrı birer şirket olarak parçalara bölünmüştür. Chevron, Mobil, Texaco gibi şirketlerin tamamı Standard Oil in tasfiyesi sonucunda oluşmuş şirketlerdir. Şirketin Mayıs 1911 ile birlikte Yargıtay kararı ile tasfiyesinin onaylanması ile birlikte, şirketin borsa değerlerinde ciddi bir düşüş yaşanmıştır. Şirket boru hatları ve satın aldığı rafinelerle birlikte Amerika da piyasayı kontrol eden bir güç haline gelmiş ve bu durum hem diğer petrol şirketleri, hem bağımsız petrolcüler hem de kamuoyu tarafından tepkiye yol açmıştır. Karar aslında politik bir karardır. Ancak şirket karar sonrasında da operasyonlarına devam etmiş, bu gün de devam etmektedir Şangay Kauçuk Krizi; Şangay Kauçuk Krizi (1910) ticaretin uluslarası niteliği ve küreselleşmenin etkileri konusunda XX. Yüzyıl da gerçekleşen önemli örneklerden bir tanesidir. Kriz temelde Şangay la ilgisi olmayan uluslararası gelişmelerle tetiklenmiş ve Çin de kauçuk üreticileri arasında ciddi çöküşlerin yaşanmasına neden olmuştur. 279 Amerika da FED in kurulması ve federal rezerv sisteminin oluşması 1913 ile birlikte gerçekleşmiştir. 144

153 Krizin temelleri; otomotiv endüstrisinin gelişimi ile güçlenen kauçuk sektörünün Çin e kayması ile birlikte büyüyen sektörün ani talep daralması karşısında yaşadığı paralize olma durumu sonucunda gerçekleşmiştir. Çin de henüz Çin Kültür Devrimi yaşanmamış ve Qing Hanedanlığı yönetimde iken ilk olarak İngiliz şirketleri ile kauçuk alımı konusunda anlaşmalar gerçekleştirilmiş, akabinde ise gerçekleştirilen anlaşmalar sonrasında endüstri giderek gelişmiştir. Daha önce çok yoğun miktarda kullanılmayan kauçuk; otomotiv sektörünün gelişimi ile birlikte önemli bir emtia haline gelmiş ve başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere otomotiv üreten ülkelerde kauçuk talebi başlamıştır. Bu dönemde kaliteli kauçuk üreten Japonya özellikle Bridgestone ile anlaşma gerçekleştirmiş ve Japonya da kauçuk sektörü Ford ile birlikte büyümüştür. Kauçuk sektörünün büyümesi bir anlamda çelik sektörü ve çimento sektörüne benzeyen bir yapıdadır. Zira sektör tamamlayıcı niteliktedir ve XIX. Yüzyıl sonrası gelişen ekonomilerin önemli emtialarından biridir. Aslında 1910 itibari ile kauçukta talebinde tam anlamı ile bir daralma yaşanmaz. Petrolde ciddi bir sorun yaşanmaktadır ve petrol talebinin gittikçe artması arz ve talep uyumsuzlukları ciddi bir sorun haline gelmiştir ve bu dönemde Amerika Birleşik Devletleri nde Venezuela başta olmak üzere petrol ithalatı ciddi anlamda tartışılan bir konudur. Bir diğer önemli konu da petrolün biteceği korkusunun Amerika da hakim olmasıdır. Ve Ortadoğu dan da petrol çıkartılması başlamıştır. Tüm bu süreç içerişinde hükümet petrol arzı ve talebi arasındaki gelecek dönemlerdeki sorumları engelleyebilmek için petrol tüketimini minimuma indirmek istemektedir. Dönem içerisinde petrolün karneye bağlandığı uygulamalar da görülmüş ve petrol kullanımı ve tasarruf konusunda sosyal içerikli kampanyalar da düzenlenmiştir. 145

154 Bu dönemde hükümet araç lastiklerine de sınırlama getirmiştir. Bu uygulamanın mantığı ne kadar az araç lastiği bulunursa o derece az mesafenin kat edilmesinin sağlanması ve böylece benzin tasarrufunun da kendiliğinden sağlanmasının gerçekleştirilmesidir. Dönem içerisinde uygulanan bu durum Çin den ithal edilen kauçuk miktarında da dramatik düşüşlere yol açmıştır; ki kauçuk sektöründe Çin de bankaların ilgili şirketlerin hisselerini almaları ve emtia bazlı spekülasyonlar yapmış olmaları süreci daha da derinleştirmiştir. Dönem içerisinde başta HSBC başta olmak üzere birçok banka Çin de kauçuk sektörünü kontrol eder hale gelmiştir. Çin den kauçuk ithalatının durma noktasına gelmesi ise kauçuk üreten büyük fabrikalarla birlikte, büyük fabrikalara tedarik gerçekleştiren küçük şirketleri de etkilemiş ve bu durum piyasada durgunluk yaratmıştır. Piyasadaki durgunluk şirketlerin birçoğunun iflası ile sonuçlanmış ve Çin de kauçuk sorunu ekonominin genelini ilgilendiren önemli bir sorunsal haline gelmiştir. Krizin analizi gerçekleştirildiğinde, temelde asıl sorunun talebin daralmasından çok şirketlerin tek bir sektöre ve genel olarak da Amerikalı alıcılara odaklı üretim gerçekleştirdiği görülmektedir. Bu durum Çin kauçuk sektörünün riski tek bir sektörde ve tek bir ülkede yoğunlaştırmasının ve risk dağılımı gerçekleştirmemelerinin de bir sonucudur. Ancak krizde spekülasyonun etkisi de mevcuttur. Bu yönü ile bakıldığında spekülasyonun çöküşte son derece önemli etkileri mevcuttur. 146

155 Wall Street Çöküşü; 1929 tüm Dünya tarihinde; Kapitalizm in ilk büyük krizi olarak bilinen krizin yaşandığı dönemdir. Literatürde Great Depression olarak bilinen ve (yanlış olarak) Kapitalizm in ilk krizi olarak tanımlanan kriz genel bir talep daralmasının sonucu olsa da temel nedeni ani fiyat hareketleri gibi görülse de aslında 1929 Büyük Buhran olarak tanımlanan krizin öncü göstergesidir. Kriz ilk zamanlar 1907 Paniği gibi algılanmış ve çok ciddi bir düşüşün beklenmemesi ile birlikte bir süre düşüş normal ivmesinde seyretmiştir. Ancak krizin 1929 Krizi ile birleşmesi sonucunda derinleşerek borsada ciddi bir değer kaybı gerçekleşmiş ve borsadaki değer kayıpları başta şirketlerin fiyatları ile birlikte finans piyasalarındaki sirkülasyonu da ciddi anlamda etkilemiştir. Bu durum bankaların da ellerinde bulundurdukları varlıklar (finansal enstrümanlar) nedeni ile zarara uğramaları ve bu nedenle başta kredi mekanizması olmak üzere bir çok konuda ciddi problemlerin yaşanmasına neden olmuştur Krizi kısmen Keynesyen ekonomi politikaları ile aşılsa da Wall Street in yapısal olarak toparlanması ancak II. Dünya Savaşı ( ) içerisinde savaşa yönelik üretimin artması ve genişletici ekonomi politikalar ile gerçekleşmiştir Büyük Buhran; 1929 Krizi Kapitalizm in en büyük ve en şiddetli krizi olarak görülmekle birlikte 2008 Krizi ile de karşılaştırıldığında etkileri son derece yıkıcı olmuştur. Kriz her ne kadar Florida da yaşanan gayrimenkul spekülasyonu ve Wall Street in çöküşüne bağlansa da aslında krizin temel nedeni I. Dünya Savaşı ( ) sonrası Avrupa daki ciddi talep daralmasıdır. Amerika Birleşik Devletleri; Kurtuluş 147

156 ve Bağımsızlık Savaşı ( ) sonrasında ihracat ve serbest piyasa ekonomisinde rekabet edebilme şansına erişmiş ve XIX. Yüzyıl ın başında Endüstri Devrimi nde İngiltere den hızlı gelişen bir ekonomiye sahip olmuştur. Bu süreç dahilinde hızla gelişen Amerikan ekonomisinin tek ve yegane pazarı başta İngiltere olmak üzere Avrupa olmuştur. Amerika nın Avrupa pazarına üretim yaparak gelişmesi ve ekonomik büyümesini hızlandırması kısmen I. Dünya Savaşı ( ) sırasına da devam etmiştir. Ancak savaşın yıkıcı etkilerinin, savaş sonrasına da devam etmesi ve Avrupa da ekonominin yapısal problemler yaşaması ile birlikte talepte ciddi daralmaların yaşanması ciddi etkiler yaratmış ve bu etkiler öncelikli olarak İngiliz endüstrisini etkilemiştir. İngiliz endüstrisi ise bir çok ara malını ve ilerleyen süreçte tüketim malını Amerika Birleşik Devletleri nden ithal etmiştir. Bu durum başta İngiltere olmak üzere Avrupa nın tamamına ihracat yapan Amerikan ekonomisini ciddi biçimde etkilemiştir. Avrupa da Almanya nın savaşı yenilerek tamamlaması ve Almanya nın yenilmesi ile birlikte I. Dünya Savaşı ( ) yıkımının tüm faturasının başta Fransa olmak üzere İngiltere tarafından Almanya ya ödetilmeye çalışılması Avrupa da ciddi bir ekonomik sorunun temellerini oluşturmuştur. Almanya dönem itibari ile başta kimya sektörü olmak üzere çelik ve çimento sektöründe ciddi ilerlemeler kaydetmiş ve teknoloji geliştiren bir ülke olmuştur. Ancak savaşın yıkıcı etkilerinden sonra başta aktif işgücünü ve kapital (sermaye) yapısını kaybeden Almanya ödemeler dengesinde ciddi sorunlarla karşılaşmıştır. Almanya nın borçlarını ödeyebilmek için sürekli karşılıksız para basması Almanya da hiper enflasyon dalgasına yol açmış ve Almanya borçlarını ödeyemez duruma gelmiştir. Bu durum Dawes Planı (1924) ile çözümlenmeye çalışılsa da aslında yapısal bir sorunsala konjonktürel bir çözüm getirilmiş ve kriz bir anlamda 148

157 ötelenmiştir. Ancak Amerikan yardımları Alman endüstrisinde ciddi gelişmeler oluşturmuş ve Alman endüstrisinin gelişimini sağlamıştır. Ancak Avrupa daki talep darlığı tam olarak çözümlenememiş ve 1928 de taleplerin daralması Amerikan ihracatını büyük ölçüde etkilemiştir. Tüm bunlarla birlikte 1917 Sovyet Devrimi ile birlikte Komünizm in bir ideoloji olarak ortaya çıkması ve Avrupa da I. Dünya Savalı ( ) sonrasında Komünizm tehdidinin başta Fransa olmak üzere ciddi bir olasılık alması Avrupa daki sorunun derinleşmesine yol açmıştır. Süreç içerisinde Amerikan endüstrisi yeni pazar arayışları içerisine girse de Latin Amerika pazarı yeterli kapasiteye sahip olamamış ve krizin etkileri giderek derinleşmiştir Wall Street in çöküşü ile birlikte giderek derinleşen ekonomik istikrarsızlığı yapısal boyuta taşımıştır. Şirketlerin Avrupa pazarındaki satış/ihracat kapasitelerini kaybetmeleri ile birlikte üretimde de ciddi düşüşler gerçekleşti. Gelirde ve üretimde gerçekleşen gerileme işten çıkartmaları beraberinde getirdi ve giderek artan işten çıkartmalar işsizliği tetikledi. Giderek artan işsizlik harcama eğilimlerini düşürdü ve gelirde ciddi daralmaların gerçekleşmesine yol açtı; ki bu durum gelir dengesinin ciddi biçimde bozulmasına yol açtı. Gelir dengesindeki bozulmalar iç talebi daha da düşürerek Amerika da küçülmenin yaşanmasına yol açtı. Küçülme ve daralan talep üretim üzerinde ikinci bir dalga yaratarak üretimde kapasite kullanımının düşmesine ve bu durum da yeni işten çıkartmalara neden oldu ki; bu dönem içerisinde yeni işten çıkartmalar ciddi bir boyut kazandı. Amerika Birleşik Devletleri nde hemen tüm endüstri kentlerinde kitlesel işten çıkartmalar ve iflaslar yaşandı ve bu durum hali hazırda daralan talebin daha da daralmasına yol açtı. Kronikleşen ve birbirlerini tetikleyen daralma ve işsizlik giderek artan bir küçülmeyi de beraberinde getirdi. Dönemin kitlesel işten çıkartmaları sendikaların grev uygulamalarına yol açtı ve durum kitlesel protestolara yol açtı. Tüketimin 149

158 düşmesi emtia fiyatları ile birlikte OTC piyasalarda ürün taleplerini ve talebe bağlı olarak fiyatları da aşağı çekerek ekonomide deflasyon baskısı yarattı. Ekonomideki deflasyon baskısı giderek derinleşen bir ekonomik kriz oluşturdu. Emtia fiyatlarına paralel olarak tarım ürünlerinde de %40,00 (yüzde kırk) ve %60,00 (yüzde altmış) arasında düşüş gerçekleşti ki; bu durum krizin kırsal alanlara ve tarımda istihdam olan nüfusa da yansımasına neden oldu. Geniş kitleler halinde yoksullaşma başladı ve bu durum kredi alan yatırımcıların kredileri ödeyemeyerek iflas etmelerine neden oldu. Amerika da 1930 sonrasına süreç daha hızlı ilerlerdi ve tüm ekonomik parametreler birbirlerini tetikleyen bir yapıda süreci giderek hızlandırdı. Tüm bunlar olurken ekonomi çevrelerinde devletin krize müdahale edip etmemesi konusuna tartışmalar yaşanmaktaydı. Durumun giderek ağırlaşmaya başlaması ve özellikle ülkenin önemli sektörlerinde ciddi daralmaların yaşanması ülkede sosyal patlamalara yol açtı. 280 Amerika da krizin çözümü için farklı teoriler oluşturulmaya başlansa da krizin öncelikle algılanması zaman almıştır. Birçok ekonomist krizi; Wall Street in çöküşü ile oluşan geçici bir durum olarak açıklarken, krizin yapısal sorunlardan kaynaklandığının anlaşılması ve yapısal çözümlerin geliştirilmesi zaman almıştır. Süreç içerisinde en önemli analizler FED tarafından gerçekleştirilmiş ve sorunun çözümünde Harvard, Yale ve MIT gibi üniversitelerden destek alınarak planlar 280 Amerika Birleşik Devletleri nde 1929 Krizi nin etkileri ciddi sosyal patlamalara neden olmuştur. Bu sosyal olaylardan en önemlisi kriminal olayların artması olmuştur. Suç ciddi bir eğilim ve ivme kazanmıştır. Çetelerin artışı da ayrıca önemli bir problem olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri nin kronik sorunlarından biri olan mafya ise bu dönemde güçlenmiştir. Diğer önemli bir gelişme ise kaçakçılık olmuştur. Kayıt dışı ekonomi giderek önemli bir sorun haline gelmeye başlamış, ücretlerdeki düşüşler ve işsizlik çocuk işçilerin sayısında artış yaratmıştır. Bununla birlikte, gasp, hırsızlık ve fuhuş ayrıca artan önemli kriminal vakalar arasında yer almıştır. Toplumun sosyal dengesinde ciddi bozulmalar oluşmuş, aileler kitleler halinde parklarda gecekondularda ve çadırlarda yaşamaya başlamıştır. Central Park ta gecekondular kurulmaya başlamış ve evsizlerin sayısı her geçen gün artmıştır. Bu durum Amerika da sosyal sorunlara yol açarken 1919 da kurulmuş olan Amerika Birleşik Devletleri Komünist Partisi (Comunist Party of United States of America) giderek derinleşen bir hareket oluşturmuştur. Amerika da Komünizm yüksek sesle söylenebilen bir politik söylem haline gelmiştir. Bu durum Amerika Birleşik Devletleri nde ayrıca ciddi bir sorunsal haline gelmiş ve FBI partinin sürekli denetlenmesini kurulan bir ekiple sağlamıştır. İlerleyen süreçte özellikle Soğuk Savaş ( ) sürecinde parti FBI ve CIA tarafından sürekli izlenmiştir. 150

159 hazırlanmıştır. Ancak krizin çözümü Cambridge Ekolü uygulamaları ile gerçekleştirilmiştir. Kriz öncelikle talep sorunun çözümüne odaklanılarak çözülmeye çalışılmıştır. Bu süreçte talebin tekrar canlandırılması için para politikaları ile maliye politikalarının uyumlu ve genişletici bir ekonomi politikası temeline uygulanması sağlanmıştır. Krize Wall Street in düzenlenmesinden değil; öncelikli olarak OTC piyasaların düzenlenmesinden başlanmıştır. Bu kapsamda parasal genişleme gerçekleştirilerek parasal tabanda ciddi bir genişleme süreci başlatılmış ve transfer harcamaları ile birlikte emisyona para enjekte edilmiştir. Kamu alımları arttırılarak istihdamın arttırılması teşvik edilmiş, istihdamın arttırılması ile birlikte faizlerin düşürülerek paranın emisyona dahil edilmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Harcama eğiliminin arttırılması öncelikli amaç olmuştur. Bu kapsamda üretim destekleri ve çeşitli vergi teşvikleri de uygulanmış, merkez bankası parasal genişleme ve faizleri baskı altında tutma politikasına yönelmiştir sonrasında derinleşen krizin kısmen daha da derinleşerek depresyondan stagnasyona dönüşümü engellenmeye çalışılmıştır. Stagnasyon kısmen yaşansa da stagflasyon ve slumpfasyon oluşmadan depresyon sürecinde kalınma başarılmıştır. Krizin merkezi Amerika Birleşik Devletleri olmakla birlikte Amerika nın başta ara malları olmak üzere ithalatının da durması dış Dünya da da hissedilen bir durgunluk yaratmıştır. I. Dünya Savaşı ( ) sonrasında stagnasyondan, stagflasyona sürüklenen Avrupa ekonomisi de kendi içerisinde talep daralması yaşamış ve bu durum tüm gelişmiş ekonomilerde daralma oluşturmuştur. GDP ve ödemeler dengesinde gerçekleşen dengesizlikler devletlerin borç ödemeleri ve transfer harcamalarında da ciddi sorunlarla karşılaşmalarına neden olmuştur ki; bu durum bankaların da ciddi krizler yaşamalarına neden olmuştur. 151

160 Finans piyasalarında ciddi bir durgunluk yaşanmış, finans piyasalarında yaşanan durgunluk kredilerde de kendisini göstermiştir. Bu dönede FED in uygulamaları bankaları da kapsamakta ve bankalara da para enjekte edilerek ekonominin canlanması sağlanmakta idi. Ancak süreçten etkilenen yalnız gelişmiş ekonomiler değildir. Başta Osmanlı sonrasında kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere, Çin, Kore ve Japonya gibi ülkeler de küreselleşen daralmadan etkilendiler. Bu dönemde özellikle talep ve üretim sorunları nedeni ile yatırım mallarının ithalatında ciddi sorunlar ortaya çıktı. Diğer önemli bir sorun da ihracat sorunu olmuştur. Sorunun çözümü New Deal ( ) ile birlikte aşılmaya çalışılmış ve kısmen de olsa aşamalı olarak başarı kaydedilmiştir. Bunalımın aşılması her ne kadar 1937 gibi görünse de 1940 a kadar devam etti. İki dünya savaşı arasındaki süreç Amerika Birleşik Devletleri açısından tam bir kabus oldu. Ancak özellikle 1941 ile birlikte ciddi bir talep canlanması görüldü ki; bu durumun temel nedeni başta İngiltere olmak üzere II. Dünya Savalı ( ) müttefik devletlerinin savaş araçları talepleridir. Bir diğer önemli talep de petrol olmuştur. Savaş giderek bir petrol savaşı halini almış ve savaşın tüm petrol ihtiyacı hemen hemen tamamen Amerika Birleşik Devletleri tarafından karşılanmıştır. Bunun dışında I. Dünya Savaşı ( ) sırasında kullanılmayan yeni bir araç II. Dünya Savaşı ( ) arasında son derece popüler bir hale gelmiştir. Kamyon; ciddi bir kara aracı olarak ön plana çıkmaya başlamıştır ve bu durum Amerika Birleşik Devletleri nde endüstriyi yeniden canlandırmıştır. Endüstrinin yeniden canlanması ile birlikte istihdam seviyesi ile birlikte GDP de hızlı bir artış kaydetmiştir Krizi ancak yeni bir savaşla ve savaşın yarattığı taleple aşılabilmiştir. 152

161 Petrol Krizi; 1973 Krizi; yeni oluşan bir krizdi ve II. Dünya Savaşı ( ) sonrasında oluşan yeni bir emtia krizi idi. Petrol tüm bir enerji sektörüne hakim olmuştu. Başta ulaşım olmak üzere tüm sektörlerde kullanılan petrol artık yaşamsal bir gereklilik halini almıştı Krizi nin temel nedeni ise politikti. Arap devletleri İsrail e karşı duydukları tepkiyi Batı ya yansıtarak İsrail e destek verdiklerini düşündükleri Batı yı cezalandırmak istemektelerdi. Ancak açıkça ifade etmek gerekir ise bu tepki tam olarak hesaplanarak gösterilmiş ve sistemli bir tepki değil, tipik Arap davranış özelliklerini yansıtan duygusal ve anlık bir tepkiydi. Hiçbir yatırım malı üretmeyen ve petrol hariç hiçbir ekonomik etkinlikleri olmayan; üstelik Ortaçağ sonrasında Avrupa daki dönüşüm sürecinin hiç birini yaşamamış olan Arap devletleri sahip oldukları tek silah olan petrolü kullanmakta kararlılık gösteriyorlardı. Bu durumun sonucu tüm Dünya da petrol kıtlığı olmuştur. Petrol Krizi (1973) Bretton Wood un çöküşü sonrasında yaşanmış olması nedeni ile de oldukça önemlidir. Zira Yom Kipur ( ) sonrasında yaşanan gelişmeler petrol fiyatının da kontrolden çıkmasına neden olmuştur Krizi özellikle fiyatlarda ciddi bir patlama yaratmış ve artan petrol fiyatlarının makro bir enflasyon dalgası yaratması tehlikesi merkez bankalarının önlem almalarına neden olmuştur. Bu durum karşısında özellikle alternatif aranırken Sovyetler Birliği ve Amerika nın petrol kaynaklarının önemi artmıştır. Sovyetler Birliği petrolü bu durum sonrasında uluslararası pazarlara açılmaya başlamış ve akabinde offshore petrol (deniz altından petrol çıkartma) çalışmaları başlamıştır. 153

162 Durumun 1980 e kadar süren durgunluk ve enflasyon etkileri olmuştur. Sonuç olarak Batı kamuoyunda OPEC aleyhtarı tepkiler de oluşmuştur; ancak kamuoyu sorunun neden oluştuğundan çok sorunun kendisine odaklanmış durumdadır. Artan petrol fiyatlarının etkileri özellikle endüstride ciddi anlamda hissedilmiştir. Sorunun Soğuk Savaş ( ) döneminde yaşandığı dikkate alındığında önemli sorunlardan bir tanesi de bu durumun uluslararası ilişkilere yansımış olmasıdır. Özellikle petrol fiyatlarındaki talebin arz ile karşılanamaması ve fiyatların yükselmesinin endüstrilerin yavaşlaması ve küresel bir talep daralmasına yol açması ciddi bir risk haline gelmiştir. Yakıt tasarrufu başta otomobil firmaları olmak üzere tüm endüstrileri etkiledi. Bu durum devam etmekle birlikte başta Nükleer Enerji olmakla birlikte alternatif enerji kaynaklarının gündeme gelmesi ile birlikte hidrokarbon teknolojilere alternatif geliştirilmesi gerekliliği ön plana çıktı. 281 Petrol krizi kısa vadede çözümlenemese de uzun dönemde çözümlenmeye başlandı; ancak özellikle 1973 sonrasında, 1974 e gelindiğinde OPEC in petrol ambargosunun pek bir işe yaramadığı görüldü. Bu durum başta Hollanda olmak üzere batı ülkelerinde aynı zamanda OPEC e karşı tepki de oluşturdu. 281 Bu konuda Arap devletlerinin petrolü bir silah olarak kullanmaları konusunda İsrail uzun süreli bir proje başlattı. Bu kapsamda başta Nissan ve Renault olmak üzere, Toyota ve Ford gibi otomotiv firmaları ile de proje desteklenmeye çalışıldı. Proje 1980 lerde destek görmedi; ancak 2000 li yıllarda geliştirilen teknolojinin kısmen uygulanabilir olması ile birlikte Better Place isimli firma kuruldu. Firmanın gerçekleştirdiği kontratlarla birlikte 2030 sonrasında petrolle çalışan otomotiv üretiminin %30 oranında azaltılması 2050 itibari ile de petrolün otomotiv sanayisinde kullanılmaması planlanmaktadır. 154

163 Latin Amerika Krizi; 1975 Latin Amerika Krizi genel olarak tanımlanan kriz her ne kadar 1975 te gerçekleşmiş ise de temellerini XVIII. Yüzyıl dan almaktadır. Zira Latin Amerika nın kronik sorunsalları arasında yer alan popülist politika anlayışı yapısal sorunsallara konjonktürel çözümler geliştirme geleneği plansız borçlanma ile birleştiğinde mevcut krizlerin temel nedenlerini oluşturur. Latin Amerika krizleri kronolojik olarak incelendiğinde tüm krizlerin nedenlerinin tıpa tıp aynı olmasa dahi; benzer olduğu görülmektedir Krizi daha çok Dünya Bankası ndan alınan kredilere dayanmaktadır. Zira Brezilya başta olmak üzere Arjantin, Meksika ve diğer Latin Amerika ülkeleri Dünya Bankası ndan yüklü miktarlarda kredi talebinde bulunmuşlar ve talepte bulundukları kredilerin bir kısmını da almışlardır. Ancak diğer önemli bir konu da uluslararası yatırım bankalarından da ciddi miktarlarda kamu borcu alınmış, alınan kamu borcunun yanı sıra özel sektör de borçlanmıştır. Latin Amerika da alınan kredilerin hemen tamamı endüstriyelleşme ve altyapı projeleri için alınmış ve kaynakların bir kısmı bu projelerde kullanılmıştır. Önemli sorunsallardan bir tanesi de söz konusu kredilerin yolsuzluklarla erimesidir. Kredilerin geri ödenmesi ciddi bir sorun haline gelmiş ve 1995 te kredilerle ilgili yeniden yapılanmaya gidilmiştir te yaşanan kriz 1980 de de tekrarlanmıştır. Ancak Latin Amerika nın borç krizi sürekli tekrarlanan bir krizdir; zira XVIII. Yüzyıl da, XIX. Yüzyıl da ve XX. Yüzyıl da borç krizleri art arda yaşanmıştır. Latin Amerika devletlerinin kronik sorunsallarından bir tanesi olan bankacılık sorunu da bu konuda ayrıca ele alınması gereken yapısal bir sorunsaldır. Bankaların kredi mekanizması başta olmak üzere finans piyasalarında spekülasyonu 155

164 aşan ve manipülasyona dayanan uygulamaları son derece ciddi sorunsallar yaratmıştır İsrail Bankacılık Krizi; İsrail Bankacılık krizi; Ekonomi tarihi içerisinde incelenmesi gereken vakalardan birini teşkil etmektedir. Zira 1983 rakamları ile GDP yapısı yaklaşık $ ,00 (yirmi yedi milyar Dolar) olan bir ülkenin $ ,00 (dört milyar Dolar) gibi bir kamulaştırmaya gitmiş olması ciddi bir ekonomik süreçtir. Piyasadaki dolaylı zararlarla birlikte yaklaşık $ ,00 (altı milyar Dolar) gibi bir maliyet oluşmuştur. Olay sonrasında Kneset te soruşturma komisyonu kurularak krizin temelleri ve suç unsuru olup olmadığı araştırılmıştır. 282 Ancak asıl önemli olan krizin ekonomide ciddi hasarlara yol açmış olması ve ekonominin toparlanabilmesi için Şekel de devalüasyon gerçekleştirilmiş olmasıdır itibari ile ekonominin toparlanması için Ekonomik istikrar Planı hazırlanmıştır. Krizin temel nedeni aşırı risk alınması ve kontrolsüz büyümenin gerçekleştirilmiş olmasıdır. İsrail Borsası nda da krizin etkileri görülmüştür. Önemli olan unsurlardan bir tanesi de offshore bankalara yurtiçinden kaynak aktarılmış olmasının tespit edilmiş olmasıdır. Borsa fiyatlarında da ciddi bir şişme oluşmuş olması, finansal piyasalarda bankanın yaşadığı sorunun fiyatlanmasına neden olmuştur. Krizin temel nedeni her ne kadar bankacılık sistemindeki çöküş gibi görünse de sistemdeki ekonomik çöküşün altında Yom Kippur Savaşı (1973) da bulunmaktadır. Savaş sonrasında İsrail ekonomisine ciddi bir enflasyon süreci yaşanmıştır ki bu durumun temel nedenleri arasında petrol krizi de mevcuttur. Diğer önemli bir konu da faizler dengesi ve kredilerin genişlemesidir. Savaş sonrası küresel ekonomik durgunluk sürecinde İsrail cari dengede de sorunlar yaşamıştır. 282 Rapor incelendiğinde suç unsurunun olduğu görülmektedir. Zira ciddi ihmaller söz konusudur. 156

165 Tüm nedenlerin Bank Hapoalim in üzerine atılması da haksızlık ve sorunu görmemek olacaktır; ancak bankanın uygulamalarının da profesyonel olduğu söylenemez. Ancak İsrail Bankacılık krizi ile ilgili en önemli sonuç; krizin kısa bir sürede, uygulanan ekonomik istikrar planı ile aşılabilmiş olmasıdır Kara Pazartesi; Kara Pazartesi olarak anılan 19 Ekim 1987 Pazartesi; sabah açılan Hong Kong Borsası nda satışların gelmesi ile birlikte başlamıştır. Satışlar başta olağan bir seyir izlerken satışların hızlı bir artış göstermesi piyasa psikolojisi ile birlikte paniğe dönüşmüş ve Hong Kong Borsası ndaki satışlar daha sonra açılan Avrupa borsalarında diğer satışları tetiklemiştir. Özellikle Londra Borsası nın açılışı beklenmiş ve Londra Borsası na göre pozisyonların long mu yoksa short mu olacağı bir saatlik süreçte önemli bir bekleyiş yaratmıştır. Londra Borsası nın da short eğilimli açılarak ilerleyen süreçte sert satışların gelmesi Dow Jones Industrial Avarage ve S&P hisselerinde ciddi satışların gelmesine ve süreçte satışların birbirlerini tetikleyen bir yapıda devam etmesine neden olmuştur. Sürekli artan kartopu etkisi satışlarda ciddi bir baskı yaratarak satış eğilimini sürekli hızlandırmıştır. Kara Pazartesi daha sonra araştırmalara konu olmuş olmakla birlikte ekonomik veriler analiz edildiğinde paniğin mantıklı bir nedeni bulunmamaktadır sonrasında Amerikan ekonomisi yavaşlamaya başlamış, özellikle 1986 finansal verileri beklenenin gerisinde kalmıştır. Ancak gerek Hong Kong gerek Japon verileri ciddi anlamda sert satışlar gerektirecek kadar kötü değildir. Tüm bunlar dikkate alındığında sert satışların tamamen piyasa psikolojisi ile gerçekleştiği ve satışların birbirlerini desteklediği açıktır. 157

166 Özellikle süreç içerisine Hong Kong Borsası nın günü %46,00 lık bir düşüşle kapatmış olması, Avustralya Borsası nı da etkileyerek %40,00 (yüzde kırk) civarı bir düşüş yaşanmasına neden olmuştur. Dönem içerisinde FTSE (Londra Borası) %27,00 (yüzde yirmi yedi) civarı bir düşüş kaydetmiş bu durum Amerika ya %23,00 (yüzde yirmi üç) civarında yansımıştır. Krizin en önemli nedenleri arasında 1985 sonrasında fiyatların şişmeye başlaması yer almaktadır. Zira fiyatlardaki şişme piyasada ciddi anlamda olumsuz bir veri olmamasına karşın düşüş gerçekleştirmiştir Japon Assetleri Fiyat krizi; 1990 Japon Varlık Fiyatları Krizi; aslında şişen fiyatların reel seviyelere tekrar dönmesi ile birlikte bankaların bilançolarındaki varlıkların erimesi ile oluşmuş bir krizdir. 283 Ancak krizi ilginç kılan; krizin çözümlenmesi için gerçekleştirilen uygulamalardır. Özellikle Plaza Antlaşması (1985) sonrasında kurlarda oluşan hareketlik ile birlikte Japonya ciddi anlamda sorun yaşamaya başlamış, dış ticarette özellikle Yen in seviyesi, içerideki deflasyon baskısını arttırmıştır. Japonya da gayrimenkuller başta olmak üzere varlıklar üzerindeki şişmenin yapay ve spekülatif olması Japon piyasasının ani bir satış baskısı altında kalmasına neden olmuştur. Varlıklardaki değer kaybı (daha doğrusu şişen fiyatların reel seviyesine gelmesi) bankacılık sektöründe ciddi krizler yaratsa da; bankalar 283 Japon varlıklarının şişmesindeki nedenlerden bir tanesi de Japonya da paranın gidecek yerinin olmaması ve piyasaya yönlenmesidir. 158

167 müşterilerinin geri ödeme zorlukları durumunda zarar etme pahasına teamül göstermişlerdir Asya Krizi; Asya Krizi olarak bilinen ve tanımlanan kriz temelde yalnız Asya ülkeleri ile sınırlı kalmayarak başta Rusya olmak üzere BRIC ülkelerini etkilemiştir. En çok etkilenen BRIC ülkeleri ise Brezilya ve Rusya olmuştur. Krizin temel nedeni Asya ülkelerinin yüksek miktarda yatırım çekerek büyümeleri olmuştur. Büyüme gelişen ekonomi ile desteklenmekle birlikte yatırımların verimliliği giderek azalmaya başlamıştır. Bu kapsamda önemli etkenlerden bir tanesi de kurlar arası dengesizliktir. Amerika Birleşik Devletleri nde faizlerin yükselmesi ile birlikte kapital (sermaye) ve para hareketleri Amerika ya doğru yönelmiş ve sürekli sıcak para girişi ile devinim kazanan Asya ülkeleri ani bir durgunluk ile karşı karşıya kalmışlardır ki; bu duruma kur dengesizliği de eklenmiştir. Dr. Poul KRUGMAN ın ifadesi ile yatırımlardaki verimlilik gittikçe belirli bir seyirde dururken faktör donanımlarının verimliliğinin de artış gösterememesi krizin temel nedenleri arasında yer almıştır. Ancak krizin önemli nedenlerinden bir tanesi de paralarını serbest dalgalanmaya bırakmayarak dolar çıpasına bağlayan Asya ülkelerinin kurlarında ciddi artışlarının yalanmasıdır. Krizin devam ettiği sıralarda spekülasyonlar durumu daha da kötüleştirmiştir. Başta Quantum Fund olmak üzere, spekülatörlerin sürekli açığa 284 Konu ile ilgili olarak Dr. Ben Shalom BERNANKE öncesi FED başkanı Dr. Alan GREENSPAN Japonya nın kendisine has kültürünün krizi aşmada özgün bir yöntem olduğunu başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herhangi bir Batılı bir devlette zarar yaşamak pahasına liyakatin bu denli korunmasının söz konusu olamayacağına değinmektedir. Bu yönü ile Kapitalizm in ve serbest piyasa ekonomisinin farklı versiyonları analiz edildiğinde kültürlerin serbest piyasa ekonomisi ve büyüme üzerinde ciddi anlamda belirleyici olduğu görülmektedir. (Türbülans Çağı, Alan GREENSPAN, Boyner Yayınları) 159

168 işlemlerle kur üzerinde baskı yaratmaları ile birlikte Kore ve Hong Kong ciddi bir parasal kriz riski ile karşı karşıya kalmışlardır. Özellikle Tayland ve Kore krizden daha ağır yaralar alarak çıkmışlar ve Vietnam dahil olmak üzere bir çok ülkenin para biriminde gerçekleşen dengesizlikler önemli bir piyasa istikrarsızlığına yol açmıştır. Krizde spekülatörlere karşı bir başarı elde edilememiştir. Hong Kong hariç! Zira Hong Kong para otoritesi başkanı Dr. Joseph YAM klasik uygulamaların dışına çıkarak açığa satış işlemlerini sınırlamış ve borsadan hisse senedi satın alarak borsanın aşırı düşmesini ve borsadan çıkacak paraların kurda baskı yaratmasını engellemiştir. Bununla birlikte Hong Kong piyasaya deklare ettiğinden çok daha fazla rezervinin bulunduğunu piyasaya ifade etmemiş; ancak OMO 285 uygulamaları ile birlikte bu durumu piyasaya kanıtlamıştır. Bir diğer önemli uygulama ise faizler ve tahviller üzerindeki uygulamalardır. Kamu otoritesi gerektiği takdirde kamu ve özel sektör bono ve tahvillerini alacağını da belirterek ciddi bir anons etkisinde bulunmuştur. Belirli bir süre sonra Dr. Joseph YAM ın açıklamaları ECB ve BoE başkanlarının açıklamalarından daha etkili anons etkisi yaratmaya başlamıştır. Kriz döneminde spekülasyona karşı başarı kaydeden tek ülke Hong Kong olmuştur. Tüm bunlarla birlikte 1997 Asya Krizi serbest piyasa ekonomisinin kırılganlığı konusunda son derece önemli bir örnek teşkil etmektedir. Zira ekonomideki kırılganlık yalnız içsel nedenlerden değil, dışsal etkilerden de kaynaklanmaktadır Asya Krizi nin temel nedenlerinden bir tanesi de Çin in giderek artan ihracat seviyesidir. Kore başta olmak üzere diğer Asya ülkeleri Çin le kıyaslandığında daha pahalı ihracat gerçekleştirmektedirler. Bu durum Asya ülkelerinin pazar kaybetmesine neden olmuştur. 285 OMO: Open market operation (açık piyasa işlemleri) 160

169 Endonezya, Kore, Tayland, Hong Kong, Malezya, Laos, Vietnam, Filipinler ciddi anlamda piyasa kaybına uğrarken Çin piyasada her geçen gün pazar payını arttırmaktadır. Ancak krizden en hızlı çıkan ülke Güney Kore olmuştur. Krizin analitik açıklaması son derece uzun ve aslında başlı başına bir çalışma konusudur; ancak kriz her ne kadar spekülasyonla açıklansa da; krizin en temel nedeni azalan yatırım verimliliğidir. Zira Kore nin kriz sonrasında hızlı toparlanmasının nedeni de faktör verimliliği konusunda en verimli ülke olmasıdır. Bununla birlikte kriz genel olarak kriz analizleri ve genel öngörüleri ciddi anlamda değiştirmiştir. Daha önce başta Latin Amerika ülkeleri olmak üzere (ki aslında buna Türkiye de dahildir); krizin ciddi ödemeler bilançosu dengesizlikleri ve cari açıklarından ileri geldiği ve kaynaklandığı düşüncesi değişmeye başlamıştır. Ödemeler dengesinde açık vermeyen ve cari açık vermeyen ekonomilerin de krize girebilmeleri son derece önemli bir gelişmedir. Krizin Japonya da olduğu gibi deflasyon kaynaklı olabilmesi de önemlidir. Bu durum tamamen Kapitalizm in farklı versiyonları ile ilgilidir Rusya Krizi; Rusya nın yaşamış olduğu kriz genel olarak GDP yapısı ve ülkedeki maliye politikalarına bağlanmakla birlikte, krizin kur dengesinden kaynaklandığı da kabul edilmektedir. Ancak Rusya nın yaşamış olduğu krizin temelinde genel anlamı ile çok daha ciddi bir altyapı sorunsalı bulunmaktadır. Rusya 1991 sonrasına serbest piyasa ekonomisine geçme kararı almış olmakla birlikte temelde serbest piyasa ekonomisine uyum sağlayabilecek kurumları mevcut değildir. Ekonomideki verimsizlik başta olmak üzere Sovyetler den kalan birçok sorunla mücadele etmek durumunda kalmıştır. Bununla birlikte ciddi kaynakların olmasına karşın; merkezi planlama ile yönetilmiş olan ekonomide, kurumların kendisini yönetebilecek bir yapısı mevcut değildir. Ülkede şirket mekanizması, muhasebe uygulamaları, şirket 161

170 portföyleri ve serbest piyasa ekonomisinin sağlıklı olarak işlemesini sağlayacak birikimi mevcut değildir. Rusya nın geçmişi de dikkatle incelendiğinde 1998 de yaşanan kriz Rusya için öncelikle bir uyum sorunu krizidir. Ancak krizin daha çok emtia fiyatlarındaki artış, enflasyon baskısı ve kurdaki aşırı değerlenme ile oluştuğu söylenebilir. Başta istihdam yapısı olmak üzere birçok konuda sorun yaşayan ülke 1998 sonrasında da yapısal sorunlara sahip olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte ülkenin sorunları kısmen devalüasyon ile çözümlense de; yapısal sorunların varlığı hala devam etmektedir ve çözümlenememiştir XXI. Yüzyıl Krizleri; XXI. Yüzyıl Krizleri, XX. Yüzyıl ın sonunda oluşan Pound Paniği (1992) 286 Asya Krizleri ile yakın özellikler gösterir. Ancak XXI. Yüzyıl ın ilk önemli krizi Türkiye nin yaşadığı krizdir; ve son derece şiddetlidir. Ancak krizin yalnız spekülatörler tarafından gerçekleştirilen spekülatif ataklarla gerçekleştiğini ve oluştuğunu savunmak ise tamamen gerçeği görmemek olur; zira Türkiye nin ciddi yapısal sorunları mevcuttur (Kara Çarşamba) Türkiye Krizi; 2001 Krizi Ekonomi literatürüne Kara Çarşamba olarak geçmiş ve Türk ekonomisinin geçirmiş olduğu en şiddetli kriz olarak tanımlanmıştır. 287 Başta de İngiltere de yaşanan Black Wednesday tam olarak bir kriz değildir. Daha çok bir paniktir ve İngiltere ekonomisinin yapısal sorunlarını (kısmen de olsa) çözümlemiş olması nedeni ile kriz yaşanmamıştır. 287 Krizin Türkiye ekonomisinin geçirmiş olduğu en büyük kriz olarak tanımlanmasının temel nedeni, kriz sonrasında ülkenin moratoryumun eşiğinden dönmüş olmasıdır. Şayet 24 Ocak Kararlarının alınmadığı ve 1980 sonrasında serbest piyasaya açılan bir ekonominin olmadığı, planlı ekonominin devam ettiği bir ülke olsa idi; Türkiye 27 Aralık 1991 sabahı Rusya nın yaşadığı şoka benzer bir şok yaşayacaktı. Kriz her ne kadar şiddetli olmuşsa da yeni bir yapılanmanın oluşumunda bir o kadar etkili olmuştur. Türkiye nin (güçlü ekonomiye geçiş kararları ile birlikte) serbest piyasaya entegre olma süreci hızlanmıştır. 162

171 enflasyon olmak üzere, faizler, ödemeler dengesi, cari açık ve kur dengesi ile birlikte hemen tüm ekonomik parametrelerde anormal hareketlilikler göstermiş, alınan devalüasyon kararı ile ekonomi ani bir çöküş yaşamıştır. 288 Temelde kriz 289 finansal bir kriz olmaktan çok yapısal bir krizdir. 290 Türkiye nin 1990 larda hiper enflasyon sorunu çözümlenememiş hatta giderek büyümüş ve büyüyen sorunlar giderek daha da ciddi sorunları beraberinde getirmiştir. Bununla birlikte ülke yüksek enflasyon, faizler ve sürekli artan bütçe açıkları ile giderek daha da kırılgan bir yapıya sahip olmuştur. Temelde Türkiye ekonomisinin temel problemi uygulanan yanlış ekonomi politikaları sonucunda; 288 Ekonomik parametreler 2001 Krizi nedeni ile anormallikler göstermiş değildir. Sürekli kamuyu finanse eden, bağımsızlığa sahip olmayan bir merkez bankası, düşük ve güçsüz rezervler, derinleşememiş bir piyasa ve serbest piyasa ekonomisine entegre olamamış bir ekonomi Tüm bu realitelerle birlikte kronik enflasyon sorunsalı, cari açık, bilinçsiz borçlanma ve popülist ekonomi politikaları. Tüm yapısal ve konjonktürel problemler birleştiğinde sorunsalın son derece karmaşık olduğu gözlemlenmektedir. Türkiye henüz feodal ilişkileri dahi tasfiye edememiş, Kapitalist ilişkileri kökleştirememiştir. Bu durum ekonomi yapısı ile birlikte ekonomi kültüründe de ciddi sorunsalların varlığı anlamına gelmektedir. 289 Kriz olarak tanımlanmakla birlikte, 2001 Krizi, klasik bir krizin çok ötesinedir. Zira daha çok bir birikimin sonucudur. Şubat 2001 Krizi nde Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Anayasa Kitapçığının fırlatılması ile başlayan kriz aslında Türk ekonomisinin sürekli kısa vadeli düzenlemelerle yama yapılarak ayakta tutulması sonucunda çökmesidir. Krizin ciddi etkileri olmuştur ancak en önemli etkisi Türk politik (siyasal) sisteminin 2002 sonrasında değişmesidir. Türkiye nin 1960 itibari ile ithal ikameci bir endüstriyelleşmeye ve dengeli büyümeye yönelmesi serbest piyasa ekonomisine entegrasyonun geliştirilememesine ve ülkenin ancak 1980 lerde kısmen serbest piyasa ekonomisi ile tanışmasına yol açmıştır. Başta ihracat temelli büyüme, doğrudan yabancı yatırımların arttırılması ve kapital (sermaye) piyasası ile para piyasasının oluşması, yapılanması son derece geç gerçekleşmiştir. Bir diğer önem arz ve ihtiva eden husus ise endüstrinin rekabetçi yapısının aşırı korumacı politikalarla engellenmiş olmasıdır. Türkiye de hala feodal ilişkilerin devam etmesi ve Endüstri Devrimi nin tam anlamı ile içselleştirilememesi problemlerin temel nedenleri arasında yer almaktadır. 290 Türkiye Cumhuriyeti nin krizleri daha çok yapısal özelliklere sahip krizlerdir. Özellikle ekonomik krizlerin hemen tamamı yapısaldır. Bunun temel nedenlerinden bir tanesi Türkiye Cumhuriyeti nin Osmanlı nın feodal kalıntıları üzerine kurulmuş olması ve Endüstri Devrimi ni yaşamadan kalkınma hamleleri gerçekleştirmiş olmasıdır. Cumhuriyet in kalkınma hamleleri ciddi nitelikler taşımakla birlikte Türk ekonomisinin temellerini atmıştır. Ancak özellikle; 1929 Krizi ve ardından II. Dünya Savaşı ( ) ile birlikte Türkiye ciddi bir durağanlık süreci yaşamış, 1946 da çok partili politik (siyasal) sisteme geçilmesi ile birlikte popülizm politika başta olmak üzere ekonomi politikalarında da kendisini göstermiştir. Dönemin DP yöneticilerinin gereken hiçbir altyapı ve donanıma sahip olmaması ve Liberal ekonomiyi tanımadan Liberal ekonomi politikalar yürütmeye çalışmaları ülkeyi ciddi dar boğazlara sürüklemiştir de yaşanan sorunlar 1960 sürecini tetiklemiştir. Ardından ideolojik yaklaşımlarla planlı ekonomi ve dengeli kalkınma modelleri benimsenmiştir. 163

172 ekonominin kronik açmazlarla esneklik yapısını kaybederek strese dayanıksız ve kırılgan bir yapıya bürünmesidir. 291 Ülkede uygulanan en yanlış politika 27 Mayıs 1960 sonrasında dengeli kalkınma uygulamasının hayata geçirilmesidir. 292 Türkiye serbest piyasa ekonomisine ancak 1980 lerde belirli bir alt yapı olmaksızın entegre olmaya çalışmış ve arası süreçte uygulanan ithal ikameci politikalarla Kapitalizm den izole edilmiştir. Başta kapital (sermaye) piyasaları ve para piyasaları olmak üzere finansal piyasalara gelişme sağlanamamış; aynı zamanda rekabetçi bir piyasa oluşmamıştır. Türkiye ile aynı dönemlerde kalkınma hamlelerine başlayan Kore ise çok daha verimli politikalar geliştirerek serbest piyasa ekonomisine entegre olmayı başarabilmiştir. Türkiye de ekonomik problemlerin politik irade ve bürokrasi tarafından algılanamaması ayrı bir sorundur; ekonomi politikalarının popülist ve kısa vadeli beklentilerle uygulanması ayrı bir sorundur. Bu konuda verilecek sayısız örnek olmasına ve bir çok bilimsel çalışma olmasına karşın, konuyu özetleyen bir köşe yazısı sunmak konuyu daha kısa ve daha net açıklamada yardımcı olacaktır. Defalarca başbakanlık yapmış 9. cumhurbaşkanımız hakkında Faruk Çelik neden böyle ahlanıp vahlanıyor; 1991 yılına kadar hiç açık vermeyen Sosyal Güvenlik Kurumları Demirel'in yeniden başbakan olması üzerine açık vermeye başlamış, açıklar 291 Ekonomi politikalarında uygulanan popülist yaklaşımlar ekonominin giderek daha da ciddi problemler yaşamasına neden ol muştur. Ülkede işsizlik kamu personel rejimi kullanılarak; yani işsizlerin devlet memuru kadrolarında istihdam edilerek çözülmeye çalışılması ile çözülmeye çalışılmıştır den sonra gerçekleştirilen erken emeklilik uygulaması ise Türk sosyal güvenlik sisteminde bugün dahi etkileri gözlemlenen ve devam eden şiddetli sorunları beraberinde getirmiştir. 292 Dönemin DPT planlama anlayışı Türkiye ye gelen Dr. Jan TINBERGEN tarafından dizayn edilmiştir. Hollandalı bir fizik profesörü olan ve daha sonra ekonomi üzerine çalışmalar gerçekleştiren Dr. Jan TINBERGEN DPT ekolünün yaratılmasında etkili olmuştur. Ancak DPT nin katı merkezi planlama anlayışını benimsemiş olması realite ile çelişen planların oluşmasına neden olmuştur. 164

173 borçlanarak karşılanmış, bugüne kadar toplam maliyeti 851 milyar YTL'ye ulaşmıştır itibariyle verilen açık 25 milyar YTL'dir. Bu açıkların nedeni neymiş; Bakan Faruk Çelik'e göre Demirel'in erken emeklilik kanununu çıkartarak yaşlarında emekliliği getirmesiymiş. Bana göre bu açıkların sebebi, erken emeklilik kanuna ilaveten, Demirel yönetimiyle beraber diğer kamu kuruluşlarında olduğu gibi Sosyal Güvenlik Kurumlarında da korkunç bir yağma düzeninin başlamasıdır. Örnek vermek gerekirse; özellikle pahalı ithal ilaçlarda aynı ilacın normal bedelinin her Sosyal Güvenlik Kurumunda farklı fiyatlarla olmak üzere 3-5 katı bedelllerle fatura edildiği ortaya çıkmıştır. Faruk Çelik'in Demirel'le ilgili sözlerini Vatan internet gazetesinde okudum. Habere gelen yorumları da okudum. Bir yorumcu, Demirel'in İLKSAN skandalında ki "Verildiyse ben verdim"sözlerini de hatırlatarak, Demirel'e olan haklarını helal etmediğini, bir diğer yorumcu da hükümetin görevini beceremediğini, bahane olarak sağa sola çamur attığını yazmıştı. Peki, Demirel'in Sosyal Güvenlik Kurumlarını batağa sürüklediğini sadece Faruk Çelik mi söylemişti? Hayır! Bundan önceki Ecevit hükümetinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan da benzer şeyleri söylemiş ve Demirel'le kısa süreli bir polemik yaşanmıştı. Demek ki gerçekler ortada, bu durumda 10 yıl sonra gelecek bir başka bakanın da yine benzer şeyleri söylemesi hiç sürpriz olmayacak. 165

174 Gerçekten Sosyal Güvenlik açıkları korkunç boyutta ve bütçeden karşılanıyor. Faruk Çelik'in bildirdiği rakamlara göre bu açıklar olmasaydı hiç borcumuz olmayacağı gibi fazladan bir miktar paramız da hazinemizde kalacakmış. Bu, genelde bütün dar gelirlilerin rahatlaması anlamına geleceği gibi, özelde de emeklilerimizin daha çok maaş ve sağlık kurumlarından çok daha kaliteli hizmetler alması anlamına gelecekti. Yani bunca emeklerinin karşılığı olarak ömürlerinin son demlerini insan gibi yaşayacaklardı. Demirel, 12 Eylül darbesiyle altından alınan başbakanlık koltuğuna yaklaşık on yıl sonra yeniden oturabilmek için seçmenlere neler vaat etmişti acaba? emeklim! - Benim işçim, benim memurum, benim esnafım, benim köylüm, benim - Mutfaktaki yangını söndüreceğim! - Enflasyonu tek haneye indireceğim! - Köylüye her kim ne veriyorsa 5 fazlasını vereceğim! - 10 yıl boşa geçmiştir (Özal dönemi) boşa geçen zamanı telafi edeceğim! - Kör kuruşun hesabını soracağım! - Elimde 4 Koskatos dosyası vardır. Başbakan olduktan sonra açıklayacağım ve hesabını soracağım. (Koskatos: o yıllarda Yunanistan'da ortaya çıkan ve güncel olan yolsuzluk skandalı) - Oylarınızı emanet istiyorum! 166

175 Bu vaatler için 100 günlük ve 500 günlük süreler vermiştir. Demirel bu vaatlerle girdiği 1991 genel seçimleri sonunda yeniden başbakan olmuştur. Gazetecilere 100 günlük vaatlerini açıklarken onlara bu söylediklerimin altını çizin demiştir. Yani çok kararlıyım, mutlaka yapacağım demek istemiş. 100 günlük iktidarının sonunda bir gazeteci gerçekten bu sözleri unutmamış ve Demirel'in ihtarını da hatırlatarak: gün doldu, hani vaatleriniz nerede? Siz bize "altını çizin"demiştiniz. Cevap tam Demirel'e göredir: - Söylediklerimin şimdi de "üstünü çizin" 293 Gerçekten de Türkiye de ekonomi tarihi; ciddi anlamda trajikomik anekdotlar ve bir o kadar ilginç vakalarla doludur. 294 Türkiye de DPT ve akabinde T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafınsan hazırlanan kalkınma planları ve hükümetlerin mecliste deklare ettikleri hükümet programları birlikte incelendiğinde ciddi bir saptama gerçekleştirilecektir. Ki söz konusu saptama Türkiye deki sorunsalların hemen tamamının ana nedenidir. Türkiye de bir politik ve bürokratik gelenek olarak yalnız ekonomi politikalarında değil, eğitim politikası, sağlık politikası, kültür politikası gibi diğer politik birleşenlerde de uzun vadeli politikalar geliştirilmediği gibi, kısa vadeli, hatta günlük politikalar geliştirilerek çözüm aranmıştır. Bu durum maalesef buğun dahi geçerliliğini korumakla birlikte gelecekte de geçerliliğini koruyacak gibi görünmektedir. Yapısal sorunların konjonktürel politikalarla çözümlenmeye çalışılması ayrı bir hata; uzun vadeli problemlere kısa vadeli uygulamalarla Ağustos 2008 Milliyet, Hasan Basri ÖZGEN Ah Demirel Ah Başlıklı köşe yazısı. 294 Özellikle ekonomi politikalarının; vizyon, misyon, paradigma ve metodoloji temelinde değil bilgisizlik, cehalet ve popülizm ekseninde gerçekleşmesi kronik açmazların temelidir. 167

176 sorunların; bir sonraki krize kadar gündemden düşmesini sağlamaya çalışmak daha ciddi bir hatadır. 295 Türkiye de ekonomi politikalarının uygulanması ile ilgili sorunlar temelde çok yönlü ve çok boyutlu incelenmesi gereken sorunsallardır. Ancak genel problem hemen hiçbir politik (siyasal) partinin politikalarını ve ideolojilerini ekonomi politikaları çerçevesinde biçimlendirmeyerek daha çok olaylara, zaman zaman da kişilere dayalı ve popülist söylemler üzerine kurmasıdır. 296 Başta kur politikası olmak üzere hemen tüm politikalarda birbirileri ile ilişkisiz ve birbirleri ile uyumsuz ve her bir hükümette bir önceki hükümetin uygulamalarından bağımsız hatta çoğu zaman kendisi ile çelişen politikalar uygulamış bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti 2001 de biriken sorunların diyetini ödemiştir. 297 Ancak 2001 de yaşanan krize BDDK benzeri bir yapılanmanın oluşamaması ve piyasa denetiminin tam olarak gerçekleştirilememesinin de rolü vardır. Zira bankalar piyasayı sürekli dalgalandıran işlemler gerçekleştirmişlerdir; 295 Bu yönü ile bakıldığında 2001 Krizi; tek başında anlık gelişen bir kriz değil, ciddi bir birikimin soncudur. 296 Bu durumun temel nedeni; gerçekten de lise yıllarından beri beni şahsi olarak düşündürmüştür Konu ile ilgili düşünmek, konuşmak ve okumak cevabı bulmaya da pek yetmemiştir. Ancak son yıllarda özellikle gözleme dayalı olarak bu durumun bir kültür sorunu olduğunu düşünmekteyim. Zira Türk vatandaş profili; kendi işine, hayatına ve hayattaki amaçlarına odaklı bir yapıdan çok başkalarının hayatlarına odaklı bir yapıda devam etmektedir. Bununla birlikte seçmenin karar mekanizması ise son derece ilginç özellikler göstermekte hatta sosyolojik açıdan patolojik bir yapıda gelişmektedir. Seçmen ekonomi politikalarını taahhüt eden politik (siyasal) partilerin, başta ekonomi politikaları olmak üzere, politikalarını analiz ederek karar vermek sureti ile politikaların paradigmasına, içeriğine ve metodolojisine odaklanarak taahhütlerin yerine getirilip getirilmemesi ile ne ölçüde ve nasıl yerine getirildiklerine odaklı değil, daha çok magazinsel bir ilgi ile (futbol kulübü taraftarlığı benzeri, liderlere ve kişilere dayalı) üstelik polemikten şevk alan bir yapıdadır. Bu durum Türk ekonomisi başta olmak üzere tüm çarpıklıkların da kısa sosyolojik özeti niteliğindedir (Makarna, kömür ve beyaz eşya ile oy toplanabilen bir ülkede suçun yalnızca politikacılara ait olduğunu düşünmek ne kadar yanlış ise; ülke politikalarının Japonya, İsviçre ya da Kanada standardında olmasını beklemek de o derece saflık olacaktır). 297 Söz konusu diyeti kamu kesiminden çok doğrudan özel sektör, özellikle de KOBİ ler ödemiştir. 168

177 ki bu konuda görüşlerini açıklayan bir banka görevlisi; banka tarafından işine son verilerek uzaklaştırılmıştır. Merkez Bankası spekülatif hareket gördüğünde dövize müdahale edeceğini belirtmişti. Bunun lafta kaldığını hep beraber izliyoruz. Piyasada herkesin bildiği bir 5'li banka grubu var. Bir de bunlara Londra'dan katılan 3-5 yabancı kuruluş daha var. Bu kuruluşlardaki traderların her türlü işlem limitleri kesik, yani hisse ya da bono alamıyorlar, TL plase edemiyorlar vs. Tek yapabildikleri USD/TL trade etmek. Hatta şunu da söyleyeyim, değişik alanlarda uzmanlaşmış traderlar dahil hepsi şu anda Döviz piyasasında ve maalesef hepsi de Türk. Eskiden çoğu, arkadaşım olan bu kişilerle gurur duyardık, hem traderlar hem de bunlara gerekli lojistiği sağlayan ekonomistler genellikle Türk'ler. Buradaki bankalardakilerin Türk olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Bu Türk çocukları alacakları pirimi hak etmek için canla başla TL shortluyorlar. İşin komiği buradaki Türk bankalarında çalışanlar da bu işi dha iyi yapabilsinler dile bol ve ucuz TL'yi bunlara plase ediyorlar. Merkez Bankası yerine yanı giyatla yabancıya satmak daha önemli neme lazım sonra çalışmazlar maazallah! Taktik çok basit: Taktik çok kolay ve Merkez'in trene bakar gibi baktığı bu piyasada herkes de bunu biliyor. TL short-usd long git. Değişik kademelerde tekrarla, sebep olarak herhangi bir şeyi değişik aralıklarla tekrarlayabilirsin. Nasılsa inanan bu ortamda bol bulunur. (Bu hükümet gitmeli, güven yok, konsolidasyon geliyor, borçlar döndürülemez, erken seçim şart, askeri müdahale olacakmış, yarın deprem olacakmış CNN'de duydum vs.) 169

178 Daha sonra bu posizyonu defend etmeye başla. İşlem yapmasan dahi bankalar arası piyasada ya da Londra'daki brokerlarda Bid fiyatını yüksek tut. Kazara biri sana brokerda satış yaparsa ben o banka ile çalışmıyorum deme lüksüne sahipsin, Türkiye'de de Reuters deailng'den gelene "Sorry no line"dersin olur biter. Bu arada piyasada seni alıcı zannetmiş ve fiyatları yukarı lamıştır. En kıyağı TÜPRAŞ Sabahın köründe ekrana bir önceki fiyatların 5000 lira üzerine alış gir ki piyasa oradan başlasın, nasıl olsa almıyorsun ki... Önceden almıştın zaten önemli olan beş kuruş harcamadan fiyatı bin yukarı sıçratmak. Ha bir de o arada ithalat ödemesi gelen bir kamu kuruluşu varsa (TÜPRAŞ en kıyak olanı) değmeyin gitsin keyfine milyon dolar da o alır. Sen bin TL artışı garantilersin ama yetmez, o sadece 1 günlük, yine eski taktikle yukarı ittirme operasyonuna başlarsın. Mesela öğlen tatili ve akşam saat sonrası idealdir. Piyasa zaten zayıfken bu saatlerde hacim iyice düşer. Sen de istediğin gibi fiyatı yukarı çekmeye başlarsın, 4-5 tane yandaşın açıkgöz de seni destekler biner, üçbiner şeklinde fiyatı yukarı itmeye başlarsın millet hakikatten mi alınıyor yoksa gene spekületif mi derken zaten 10 binlik artışı sağlamış olursun. Bu arkadaşlar Türk, ama çok zeki oldukları için herkes de aptal olduğu için bu yaptıklarını çok büyük zeka ürünü zannederler. Çalıştıkları banka yabancıdır. Onlar para yaptıkça sırtlarını sıvazlar milyon dolar değerinde prim ve ona mukabil hisse senedi opsiyonu verirler. Ama bir noktaya kadar! Sağladıkları piyasa Türkiye piyasasıdır. Ve ekonomistleri, araştırmacıları dünyada hiçbir milletin yapamayacağı kadar kendi ülkelerini, para kazanmalarını, yegane sebebi olan kendi piyasalarını devamlı kötülerler. Bu yönde yazdıkları raporlarla çalıştıkları kurumun Türkiye'ye açtığı kredileri, işlem limitlerini 170

179 budarlar. Doğal olarak gelen para kesilir. Hatta o kadar başarılılardır ki olan para da çıkar gider. Yani çok zengin olan ülkemiz halkı neredeyse onların çalıştıkları kurumlara para göndermeye başlarlar. Bir taşla iki kuş vuran o kurumların en sonunda ne yaptıklarını söyleyeyim mi? Verdiği parayı bir de üstüne, olan parayı çektiği için ülke sonunda likidite krizine girer borçlarını yenilemekte, yeni borç bulmakta zorlanır ve Türk ekonomistlerin zaten aylardır dedikleri gibi konsolidasyon yapmaya mecbur kalır. S&P ve Moody's notları kırıla kırıla zaten en tabana inen ülkeyi yatırım kategorisinden çıkarır. Bu defa o kurum Türkiye için adam çalıştırmanın manasız olduğuna karar verir ve o paraları kazanan tüm traderları bir sabah kapının önüne koyar. Vefa mı? Dalga mı geçiyorsunuz! kanıt isterseniz, Rusya traderlarına, ya da uzak dou trade eden insanlara sorun. 1997'de başlarına de geldi? Ve sorun bakalık Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti analistlerine hangisinin analisti bizimkiler kadar objektif, hangi trader bizimkiler kadar kendi ülkesine acımasız? Ekonomi kuş oldu. Merkez Bankası nereyi spekülatif kabul ediyor acaba? 5 milyonu mu? Kendi ekonomi bakanımız 'lerdeyken doların aşırı değerli olduğunu telafuz ediyordu ama o seviyede bize avantaj sağlayabilirdi. Dolar oldu. Avantaj bunun neresinde göremedik çünkü ekonomi küçüle küçüle kuş kadar kaldı ama liralık farkı Merkez Bankası hâlâ spekülatif olarak değerlendirmiyor. Dünyada dolara karşı 11 Eylül saldırısından sonra bir ay içinde yüzde 15 kaybeden bir para cinsi daha yok. En basitinden Afganistan parası Afgani bile Dolar karşısında değer kazandı, başka söze gereke var mı? 171

180 Ve bu yukarıda verdiğimiz adamlar dün gelen enflasyon rakamını bahane ederek bugün yine Doları yukarı alıyorlar. Nisan sonundan bugüne yüzde 41.6 artış kaydetmiş dolar, enflasyonları toplarsak TÜFE'de yüzde 20.91, TEFE'de yüzde Müsaade edin de o kadarcık etkileme olsun. Allah için suçun büyük kısmı yöneticilerimize ait ama Öksüz'den beri hiç mi iyi olay olmadı bu ülkede? Kusura bakmayın, 6-7 tane kendini akıllı zanneden ama hem bizim hem de çocuklarımızın geleceğini karartan bu insanların spekülasyon yaptığını ve Doları aşırı yükselttiğini MB hangi seviyede görecek merak ettiğim için düşündüklerini paylaşma ihtiyacı hissettim. 298 Türkiye nin denetlenmeyen ve kontrol edilemeyen piyasa mekanizması ve kamu ekonomisi ile reel ekonominin ayrışması, kamunun reel ekonomi ve finans piyasalarına karşı yabancılaşmış ve durumu anlamaktan uzak tutumu piyasalardaki sorunların krize dönüşmesinde etken olmuştur. Ekonomideki en temel sorun genel hatları ile başta kamu kurumları olmak üzere şirketlerin serbest piyasa ekonomisine uyumlu olmamaları ve kurumsal yönetim ilkelerinin benimsenmemiş olmalarıdır. Ayrıca başta kamu bankaları olmak üzere bankaların verimsiz uygulamaları ve verimsiz kamu yatırımları krizin altında yatan derin sorunlar arasında yer almıştır. Merkez Bankası nın bir kamu finansman kaynağı olarak kullanılması ve para basmak sureti ile sürekli enflasyon yaratması Türkiye nin 2001 Krizi öncesinde kemikleşmiş enflasyon sorununu oluşturmuştur. Sorun her ne kadar 24 Ocak Kararları ile çözülmeye çalışılsa 2001 e kadar tam olarak çözülememiştir Levent ÜSTAY, Dolar vurgununun perde arkası, (HSBC Bankası Yatırım eski yöneticisi), Evrensel Sonrası uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı oldukça olumlu sonuçlar vermiş ve Türk ekonomisinin serbest piyasa ekonomisine entegrasyonunda mesafe kat edilmesini sağlamıştır. 172

181 Türk ekonomisinin temel sorunsallarından birisi de endüstriyelleşememiş olmasıdır. Bugün hala tam olarak bir endüstri (sanayi) envanterinin olmaması endüstrinin basit tüketim mallarına yönelik üretim gerçekleştirmesi, nüfusun %25 inden fazlasının tarımda istihdam olması, bürokrasinin gizli işsizliği kamufle eden verimsiz bir istihdam mekanizması yaratması devam eden sorunsallar arasındadır. Ancak 2001 Krizi öncesindeki genel durum ülkenin yapısal bir kriz yaşayacağının belirgin olmasıdır. Zira hızlı para çıkışlarının yaşanacağı özellikle piyasadaki yorumlarda bir risk olarak değerlendirilmiştir. Ancak krizin oluşması 19 Şubat 2001 ile birlikte başlamıştır. Kriz herhangi bir ekonomik parametrenin açıklanmadığı bir süreçte, bir MGK toplantısı sonrasında gerçekleştirilen bir basın açıklaması sonrasında başlamış, ve zaten derinlik arz etmeyen ve kısmen sığı olan borsadaki düşüşle ivme kazanmıştır. Ancak krizin asıl kaynağı sert para çıkışları olmuştur. 19 Şubat ile 22 Şubat arasında yaklaşık $ ,00 (beş milyar Dolar) para çıkışı gerçekleşmiş ve ekonomi paralize olmuştur. Bu durum kredi mekanizmasının sarsılmasına da neden olmuştur; zira yatırım kredileri daha çok döviz kredileri cinsinden alınmış ve yaşanan hızlı devalüasyon ile birlikte kredilerin geri ödenememe riski artmıştır ve nitekim kredilerin yüksek bir kısmı ödenememiş ve iflaslar gerçekleşmiştir. Tüm bu süreçte yatırım kredileri alan fabrikaların çoğu iflas ederek ciddi bir istihdam sorunu oluşmuş ve ekonomide işsizliğe bağlı olarak bir talep daralması da yaşanmıştır. Türkiye nin IMF den yardım aldığı bu dönemde ekonomi yönetimi IMF ve kısmen WB tarafından yönlendirilmiş ve ekonominin yeniden yapılandırılması sağlanmaya çalışılmıştır. Türkiye ekonomisi IMF ve WB kredileri ile desteklenmiş ve ülkenin ekonomisinde yapısal reformlar gerçekleştirmek sureti ile ekonomide daha istikrarlı bir yapı geliştirilmeye çalışılmıştır. Öncelikle serbest piyasa ekonomisi ile entegre olabilmek için başta kurların serbest dalgalanmaya bırakılması gündeme gelmiş ve 173

182 önce yönetimli dalgalanmaya; ardından serbest dalgalanmaya bırakılmıştır. Kurların serbest dalgalanmaya bırakılması ile birlikte diğer bir yapısal problem olan enflasyonun çözümü için adımlar atılmaya çalışılmış ve faizler ile birlikte politika faizinin yeniden yapılandırılması gündeme gelmiştir; ki bu dönemde TCMB nin bağımsızlığı en temel ön koşul olarak ortaya konmuş ve ilgili kanun değiştirilerek TCMB nin en temel görevinin fiyat istikrarını sağlamak olduğu yasa ile sabit kılınmıştır. Dönem içerisine gerçekleştirilen bir diğer önemli uygulama ise Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ile ekonominin yeniden yapılandırılması ve düzenlemelerin sağlanması olmuştur. 300 Söz konusu programda başlıklar halinde ele alınan ana konular kamu bankalarının zararları, enflasyon, sürdürülemez iç borç, kronikleşmiş enflasyon, faiz, kur politikası ve istikrarın sağlanmasıdır. Dönem itibari ile her ne kadar Türkiye spekülatif ataklarla karşı karşıya kalmış ise de sorunun yalnız spekülasyonlarla açıklanması açık bir ifade ile komplo teorisi olacaktır ve gerçeği yansıtmayacaktır. Sorun çok daha derin ve yapısaldır. Spekülatif atakların olduğu ve sert spekülatif para hareketlerinin Türk Lirası üzerinde baskı yarattığı doğrudur; ancak yaşanan spekülatif para hareketleri bir neden değil, bir sonuç niteliğindedir. Türkiye nin yaşamış olduğu 2001 Krizi nin en temel nedeni serbest piyasa ekonomisine entegre olamamış bir ekonominin popülist politikalarla yönetilmeye çalışılmış olmasıdır. 300 Türkiye nin güçlü ekonomiye geçiş programı tarihsel bir nitelik taşır ve son derece geç olmakla birlikte Türkiye nin serbest piyasa ekonomisine entegrasyonunu ifade eder. Bu süreçte serbest piyasa ekonomisinin yapısı ve yapısal özellikleri ayrıca ele alınarak incelenmeli ve analiz edilmelidir. Zira serbest piyasa ekonomisinin geç kalınmakla birlikte öneminin anlaşılması ve Türkiye nin serbest piyasa ekonomisine (el yordamı ile ve belirli bir entelektüel alt yapı olmaksızın) entegre olmaya çalışması ülke için bir şanstır. Ancak Türkiye nin en önemli yapısal sorunsalı başta bürokrasi kalitesi ve bürokrat kalitesi olmak üzere kamu yapısının Ortaçağ ı andıran çürümüş, itaat ve biat ilişkilerine dayanan yapısıdır. Türk bürokrasi sistemi, kamu personel rejimi ve kamu örgütlenmesi ilerleyen yıllarda Türkiye nin önündeki en önemli sorunsallardan bir tanesi olmaya adaydır. 174

183 Arjantin Krizi; Aslında Arjantin in yaşamış olduğu kriz 2001 de yaşanmamış 1999 ile 2002 arasında dalgalar halinde yaşanmıştır. 301 Kriz; Arjantin in önceki krizleri ile benzerlik göstermektedir. Sorunun kökeni de aynıdır. Popülist politikalar, aşırı borçlanma ve ödemeler dengesindeki bozukluklar. Her ne kadar krizin nedeni kur dengesindeki bozukluklar ve kurdaki aşırı değerlenme olarak görülse de kurun yapısı ve kurun aşırı değerlenmesi bir neden değil bir sonuçtur. Zira ülke 1980 sonrası süreçte 1990 larda hızla artan hiper enflasyon ile boğuşmaktadır. Arjantin in 1990 lardaki krizleri de incelendiğinde merkez bankasının rezerv politikalarının ve merkez bankası işlemlerinin krizlerde yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu durumun temel nedeni krizin temel sebebinin maliye politikaları olmasıdır. Zira; ülkeye (üstelik yüksek faizle) giren paranın üretime yönelik ve kendisini kısa sürede finanse edecek yatırımlara aktarılmayarak, alt yapı projelerine aktarılması sorunun bir diğer kaynağını oluşturmaktadır. 302 Ülkedeki GDP ile birlikte CPI endeksleri de analiz edildiğinde ülkede şiddetli volatilitenin hakim olduğu bir ekonomik görünüm bulunmasının ayrıca spekülasyon güdüsü ile işlem yapan spekülatörleri de ülkeye çektiği görülmektedir. İstikrarlı maliye politikalarının uygulanmaması ve yine istikrarlı para politikalarının uygulanmaması; kriz yaratabilecek sorunsallara kısa vadeli ve çözüm getirmekten 301 Her ne kadar Arjantin in yaşamış olduğu krizlerin 1990 dan; hatta 1980 den buyana devam eden sorunlar olduğu net olsa da; bir anlamda özellikle XVIII. Yüzyıl itibari ile bakıldığında başta 1750 leren sonra gerçekleşen borçlanmaların hemen her dönem sorun olduğu ve geri ödemelerin problem yarattığı görülmektedir. Arjantin de başta kamu mali politikaları olmak üzere serbest piyasa ekonomisinin gerektirdiği teknik düzenlemeler yapılamamakta, süreç içerisinde gerçekleşen borçlanma eğilimi uzun vadede ülkeyi sürekli hatta periyodik krizlere sokmaktadır. Ülkedeki kriz döngüsünün temel nedenlerinden bir tanesi de faktör donanımı verimliliğinin son derece düşük olmasıdır. 302 Bu noktada başta John PERKINS olmak üzere eski WB çalışanları genelde WB ı suçlamayı tercih etmektedirler. Söz konusu kredinin geri ödenebileceğine ilişkin analizlerin çok derinlikli gerçekleştirilmemesi bu konuda haklı bir eleştiri olabilir. Ancak konuya daha realist yaklaşıldığında; WB ın temel amacı sistemin devam etmesidir ve Arjantin WB olmasa da bir biçimde borçlanacaktır. Bu durumda üçüncü Dünya ülkelerinin aşırı borçlanmasının temel nedeni (XIX. Yüzyıl benzeri) Emperyalist bir politika değil; üçündü dünya ülkelerinin popülist politia tercihleridir. Konuyu salt politik söylemlerle açıklamak son derece kolay olmakla birlikte realiteyi görememek anlamına da gelmektedir. 175

184 çok yatıştıracak çözümlerin üretilmesi yapısal sorunların sürekli birikmesine neden olmaktadır de bankaların batması; Peso değerinin Dolar karşısında sürekli istikrarsız ve anlık yükselişler ve kimi zaman düşüşler göstermesi ülke dış ticaretini de ciddi anlamda etkilemiştir. Bu durumun temelinde ülkedeki parasal tabanın ve emisyonun kontrol edilememesi de bulunmaktadır; ki süreci tetikleyen en önemli problem kontrolsüz borçlanma olmakla birlikte; borçlanmadan daha ehlim olan yatırımların verimlilik oranlarının sürekli düşmesidir. Bunun yanında ülke dış ticaretinin de sistemsiz ve belirli sektörlere odaklanmaksızın gerçekleştirilmiş olması, teknolojik alt yapının eksik olması sorunu giderek besleyen önemli faktörler arasında yer almaktadır. BCRA 303 rezervleri analiz edildiğinde rezervlerin sürekli artan bir yapıya sahip olduğu görülmektedir Krizi nde rezervlerin yetersiz kalmış olması ayrıca ciddi bir sorun teşkil etmekle birlikte rezerv artışının getirdiği maliyetlerin kontrolü de 2007 sonrasında artmaya başlamıştır ve bu kapsamda Arjantin için yeni bir kriz dalgası aynı oranda muhteme görünmektedir Krizi ile birlikte, krizden çok ciddi etkilenmeyen Arjantin ilerleyen süreçte özellikle kamu yatırımlarının verimsizliği ve piyasada başta bankalar olmak üzere büyük oyuncuların kontrolsüzlüğü nedeni ile muhtemel krizlerle yüz yüze bulunmaktadır. Türkiye de gerçekleştirilen yapısal düzenlemelere benzer adımlar atılmamakla birlikte özellikle Brezilya da gerçekleştirilen istikrar ve gelişim (kalkınma) programlarına benzer kamu çalışmaları da verimli ve ileriye yönelik bir vizyonla yapılandırılmamıştır. Arjantin in her bir kırılganlıkta ve genel olarak makro etkilerin ülke realiteleri ile birleşerek stres oluşturduğu dönemlerde sürekli krizler kendilerini tekrarlamaktadır. Kendilerini tekrarlayan krizlerin çözümleri ise anlık ve çoğu zaman spontane, daha çok durumu yatıştırıcı uygulamalarla hafifletilmeye, yatıştırılmaya çalışılmaktadır. Son dönemde dahi ülkede kalıcı 303 Banco Central de la Republica Argentina (Arjantin Cumhuriyeti Merkez Bankası) 176

185 reformlar yapılandırılamamıştır. Buna karşın GDP yapısı içerisinde özellikle imalat içerisindeki istihdam oranı ve payı 2012 itibari ile %19,00 (yüzde on dokuz) seviyelerindedir. Tarım alanında istihdamın %10,00 (yüzde on) oranında olmasına karşın tarımda ciddi bir verimlilik ve endüstriyelleşmiş tarım uygulamaları görülmemektedir Küresel Kriz; 2008 Küresel Krizi; tüm Dünya da ekonominin ve ekonomistlerin (üzerlerine) bir kez daha dikkat çekmelerine neden olmuş, krizle birlikte başta gelişmiş ekonomiler olmak üzere; Dünya nın büyük bölümü durumdan farklı oranlarda etkilenmiştir Krizi, 1929 Krizi nin aksine geniş dalgalar halinde yayılan ve etkileri çok uzun süren şiddetli baskılar yaratmamış; ancak finans piyasalarında ciddi krizlere yol açmıştır. Sonuçta başta IMKB 306 sahil olmak üzere başta Avrupa bölgesi, Kuzey Amerika ve Uzakdoğu krizden etkilenmiştir. 307 Krizin nedenleri hemen herkes tarafından; hatta konu ile doğrudan ilişkisi olmayan ve aktif çalışma hayatında olmayan kişiler tarafından dahi bilinmektedir. Ancak krizin 2008 yılında aniden patlak verdiği düşüncesi yalnız halk tarafından 304 Arjantin de yaşanan 2001 Krizi sonrasında benzer şekilde ülke milli gelir yapısı ve istihdam yapısı ciddi anlamda bozulmaya başlamıştır. Ancak ülkenin temel sorunu ekonomide uzun vadeli ve belirli hedefler dahilinde yapılanan bir ekonomi politikası uygulamaları bütünü ve tutarlı maliye politikaları ile büyümeye yönelik para politikaları birlikte uygulanmamaktadır. 305 Temelde kriz daha çok gelişmiş ekonomileri etkileyen bir krizdir. Kriz genel olarak bankacılık ve finans sektörü ile sınırlı kalabilmiş OTC piyasalara yayılmadan önlenebilmiştir. Ancak krizin etkilerinin giderilmesi ve kriz sürecinin düzenlenmesi, yeniden yapılandırılması konusunda Avrupa; Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve hatta krizden etkilenen Çin kadar profesyonel, net ve etkili çözümler geliştirememiştir. Avrupa nın 2013 Sonrasında yaşayacağı bir muhtemel Euro krizinin temellerinde de aslında bu vardır itibari ile BIST 307 Krizden en az etkilenen kuvvetle muhtemel Orta Afrika ülkeleridir. Bununla birlikte kriz tamamen serbest piyasa ekonomisini vurmuştur. Kriz ciddi bir etki yaratmasa da bir anlamda piyasanın genişlemesi gerektiğini vurgulamıştır. 177

186 değil, bütünü göremeyen ekonomistler tarafından da benimsenmiş bir düşüncedir. 308 Krizler her zaman için belirli birikimlerin sonuçlarıdır ve yol ayrımlarıdırlar ve yeni bir sistemin yapılanmasında öncü koşulları belirlerler. Kriz oluşumu ve aradan seksen yıl civarı bir süre geçmiş olması 1929 Krizi ni gündeme getirmiş; 2008 Krizi nin makro etkileri nedeni ile 2008 Krizi ile 1929 Krizi arasında ilişkiler kurulmaya ve karşılaştırmalar gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. 309 Genel olarak krizin 1929 Krizi ile benzer yanları mevcuttur. En temel benzerlik krizin talep daralması yaratmış olması ve yaşanan talep daralmasının endüstrileri etkilemiş olmasıdır. İkinci önemli benzerlik ise finans piyasalarında yaşanan düşün parasal genişleme sonrasında çözülmeye başlamış olmasıdır. 310 Ancak krizin geliştiği 2008 yılı ve krizin oluşum nedenleri incelendiğinde krizin 1929 Krizi de dahil olmak üzere diğer tüm krizlerden ayrılan özellikleri mevcuttur. Özellikle OTC piyasalarda doğrudan bir talep daralması ve talep daralmasına müteakip bir istihdam azalışı görülmemektedir. Bunun yanı sıra emtia fiyatlarında ciddi artışlar veya ciddi azalışlar görülmemiş; yalnız altın bu süreçte ciddi bir ayrışma yaşamıştır Kriz finansal sistemle ve bankacılık sistemi ile sınırlı kalmış olmakla birlikte OTC piyasalarda ve endüstride de etkilerini göstermiştir. Hatta başta SAAB olmak üzere birçok otomotiv firması iflas riski ile karşı karşıya kalmıştır. Diğer önemli bir gelişme de çelik endüstrisi başta olmak üzere; çelik, çimento, madencilik ve enerji sektörleri krizden etkilenmiştir. Krizden etkilenmelerinin temel nedeni emtia fiyatlarındaki dalgalanmaların türev araçlardaki fiyatlardaki dalgalanmalarla paralel hareket etmesidir. Ancak bankacılık haricinde kitleler halinde işten çıkartma yaşanamamış; zira profesyonel ve nitelikli bankacılar da kısa bir süre sonra piyasada pozisyon alabilmişlerdir. 309 Krize getirilen çözümler 1929 Krizi nde yaşanan birikimin sonucudur. Ancak daha net ifade etmek gerekir ise 1929 Krizi ile aynı şekilde krizi aşmanın bedeli paranın çarpan etkisi ve sirkülasyona bağlı bir enflasyon problemi olacaktır. 310 Parasal genişleme 2008 Krizi ni kısmen çözmüş olmakla birlikte, ilerleyen süreçte daha derin krizlere yol açabilecek bir parasal genişleme oluşturmuştur. Başta Dolar olmak üzere, Pound, Euro ve Yen de gerçekleştirilen parasal genişleme 2013 itibari ile henüz emisyona dahil olmamıştır. Paranın çarpan etkisi de dikkate alındığında 2017 gibi küresel bir makro hiper enflasyon riski ekonomileri önünde duran bir realitedir. Ancak bu sefer gelişmiş ülkelerden çok gelişmekte olan ülkelerin bu durumdan etkileneceği olasılık dahilindedir. 311 Altına paralel olarak özellikle gümüş, paladyum, bakır ve kısmen buğday fiyatlarında da volatilite yaşanmıştır. 178

187 Krizin yaşandığı 2008 yılında serbest piyasa ekonomisi genişlemiştir ve Sovyetler dahil olmak üzere; hatta Çin dahil olmak üzere Kapitalizm haricinde alternatif ekonomi politikası uygulamaları söz konusu değildir. Tüm bir sistemde serbest piyasa ekonomisi ve Kapitalizm hakim ve egemen bir sistemdir ve uluslararası kapital (sermaye) ve para hareketleri önünde hemen hiçbir engel söz konusu değildir. 312 Uluslararası kapital (sermaye) ve para hareketlerinin önünde engel bulunmamasına karşın; uluslararası mal hareketleri ve emek hareketleri ile teknoloji hareketleri kapital (sermaye) ve para hareketleri kadar akışkan değildir. 313 Kriz sürecinde serbest dalgalı kur politikaları genel kabul görmüş ve uygulanan kur politikaları arasında yer almaktadır ve kurlar piyasada belirlenmektedir sonrası oluşan yeni kur yapısı, yeni kur politikalarını da beraberinde getirmiş, kurlardaki volatilite aynı zamanda spekülasyona elverişli bir yapı oluşturmuştur. 314 Bu durum aynı zamanda fiyatların ve uluslararası ticarette rekabet koşullarının piyasa içerisinde otomatik olarak belirlenmesini de sağlamıştır Kişisel olarak krizin derinleşmemesinin uyumlu adımlar atılması olduğunu düşünmekteyim; ancak 1929 Krizi gibi bir krizin yaşanması da çok muhtemel değildir; zira Tüm bir Dünya da bu denli bir daralma ve I. Dünya Savaşı ( ) benzeri bir savaş yaşanmamıştır Sonrasında ekonominin tam anlamı ile serbest piyasa ekonomisi temelinde ilerlediği söylenemez. Bu kapsamda serbest piyasa ekonomisine geçiş pratikte emek ve teknoloji hareketlerinin tam hareketlilik dahilinde olmasına bağlıdır. 314 Kurlar üzerinde gerçekleştirilen spekülasyonlar ülkelerin ekonomik dengelerini bozabilmektedir. Bu durum giderek güçlenen offshore fonlarının etkisi üzerinde çalışılması gerektiği ve merkez bankaları başta olmak üzere kamu otoritelerinin offshore fonlar üzerinde önlem almaları gerektiği bir süreci beraberinde getirmiştir. Başta Quantum Fund ve benzeri yapılar olmak üzere, ilgili fon yapılarının yıkıcı etkileri olmak üzere her türlü spekülatif hareketin ve manipülasyon uygulamasının izlendiği bir yapı oluşturulmalıdır. Para, kurlar ve pariteler üzerinde gerçekleştirilen spekülasyonlar, hisse senedi ve türev piyasalarındaki spekülasyonlarla aynı yapıda değillerdir. Etkileri ülke ekonomisi için yıkıcı olabilir. 315 Serbest dalgalı kur politikası döviz çıpası uygulamasının oluşturduğu riskleri oluşturmamakla birlikte kurun piyasada belirlenmesi nedeni ile spekülasyon olasılığını arttırmaktadır. Bu kapsamda serbest dalgalı kur uygulaması gerçekleştiren ülkelerin güçlü merkez bankacılığı sistemlerine ve güçlü rezerv yönetimlerine ihtiyaçları vardır. 179

188 Dönem içerisinde borsaların hemen tamamı uluslararası piyasalar konumundadır ve Moskova Borası ile Pekin Borsası dahil olmak üzere tüm borsalarda serbest finansal hareketlilik söz konusudur. Piyasalar arası para transferi hat safhadadır ve tobin vergisi benzeri işlem kısıtlayıcı uygulamamlar (bazı görünmez engeller dışında) bulunmamaktadır. Krizin oluşum sürecinde ise yukarı yönlü bir hareket söz konusudur ve reelde de giderek gelişen bir GDP yapısı söz konusudur. Başta gelişmekte olan ekonomiler olmak üzere hemen tüm ekonomilerde reel üretim yapısal olarak artmıştır; ancak bu konuda Avrupa negatif olarak ayrışmaktadır. Avrupa içerisinde başta maliyetler olmak üzere üretim süreci 2000 sonrasında sürekli sorun yaşamaktadır. 316 Kriz ilk kez 1929 Krizi ne benzer şekilde finansal piyasalarda kendisini göstermekle birlikte; hatalı biçimde krizin bir finansal kriz olduğu düşüncesi finans piyasalarında hakim olmuştur. 317 Ancak 2008 Krizi nin yapısı son derece derindir. Kriz; serbest piyasa ekonomisinin yeniden yapılanması ve XXI. Yüzyıl da yaşanan üretim ilişkilerindeki dönüşümün de bir sonucudur. 318 Artık 316 Avrupa nın yaşamış olduğu sorunsal kroniktir ve bu çalışma dahilinde 2013 Sonrası Muhtemel Euro Krizi çalışma içerisine yer verilmiştir. Gerçekten de 2008 Krizi nden bağımsız olmak üzere Euro bölgesi risk birleşenleri son derece ayrışmış durumdadır Krizi bir finansal kriz olarak görülse de temelde bir finansal kriz değildir. Mortgage sorunları nedeni ile patlak veren kriz aslında piyasalardaki genişlemenin bir sonucudur. Tüm Dünya GDP yapısı ile tüm Dünya finansal enstrümanları arasında on kata yakın bir fark mevcuttur. Bu durum finansal enstrümanların reel enstrümanlara nazaran daha gelişmiş bir yapı oluşumunu sağlamıştır. Bu durumun temel açıklaması üretim ilişkilerindeki dönüşümler ve Endüstri Devrimi nin de aşamaları düşünüldüğünde krizin Kapitalizm in yeni bir aşamaya girdiğini göstermekte olduğu net olarak ortaya çıkacaktır. Kapitalizm 2008 sonrasında yeni bir aşamaya girmiş ve yeni bir süreç başlatmıştır. 318 Çalışma içerisinde ifade olunduğu üzere krizler olumsuz ve istenmeyen durumlar olsalar da aslında problem olmanın ötesinde mevcut koşulların yetersizlikleri nedeni ile sistemin yenilenme gerekliliğinin yaşandığı durumları ifade eder. Krizler; mevcut koşulların dönüşmesinin ekonomik ilişkilerle uyumsuzluklar yarattığı ve dönüşümün kaçınılmaz olduğu dönemlerdir. Bu yönü ile Joseph SCHUMPETER in yaratıcı yıkım teorisine de yaklaşırlar. Krizlerin engellenmesi, yalnız mevcut durumun devam ettirilmesi anlamına gelir ve krizler ilerlemenin, gelişmenin bir türevidirler. Toplumların dönüşüm ve ilerleme süreçlerinde krizleri korkulması ve kaçınılması gereken muhtemel riskler olarak görmek yerine, iyi yönetilmesi gereken dönüşüm süreçleri olarak algılamaları gerekir. 180

189 gelişen piyasa ekonomisinde birbirlerine bağlı ve finansın son derece akışkan olduğu bir yapı söz konusudur. Ancak başta mal, emek ve teknoloji akışının sınırlı olması serbest piyasa ekonomisinin önündeki en önemli engeller arasındadır. Krizin temel nedeni Batı ülkelerinde üretim teknolojilerinin gelişmesine karşın emek faktörünün maliyetlerinin sürekli artmasıdır. Aynı artış Çin de de söz konusu olsa da oransal ve yapısal olarak çok düşük düzeydedir. Başta emek fiyatları olmak üzere faktör birleşenleri maliyetlerinin düşük olması Çin in ihracat pazarında son derece etkin olmasının temel nedenleri arasında yer almaktadır. Her ne kadar Dünya da Amerikan malları satılsa da söz konusu malların know how ve markaları Amerika Birleşik Devletleri; üretim merkezleri Çin dir Krizi nin önemi özelliklerinden bir tanesi 2006 sonrasında GDP yapısında düşüşleri yaşanmaya başlamasıdır. Ancak süreç içerisine giderek genişleyen finansal piyasalar kaynak aktarımları ve talep nedeni ile genişlemeye devam etmiş, GDP daralırken talepte benzer bir daralma görülmemiştir. Hatta CPI için dahi tam bir daralma söz konusu değildir. Bu dönemde mortgage kredileri genişlemeye devam etmiş ve herhangi bir kısıtlama olmaksızın düşük gelir grubunda yer alan kişilere de giderek daha fazla ve daha uzun vadeli krediler verilmeye başlanmıştır. 320 Sistemin havuzunda yer alan ve mortgage tahvillerini satın alan yatırımcılar ise artan oranlı getiri beklentilerine devam etmişlerdir Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri yalnız değildir. İngiltere başta olmak üzere, Hollanda, Rusya hatta Türkiye de üretim teknolojilerinin verimliliği ve üretim maliyetlerinin ucuzluğu nedeni ile Çin önemli bir üretim üssü durumundadır. Bu durum her ne kadar fason üretim sistemini geliştirse ve beslese de Çin için bir arkaik dönem olma özelliğini de beraberinde getirmektedir. Zira Çin giderek gelişen bir teknolojik dönüşüm süreci yaratmakta ve bu süreçte markalaşmayı da içselleştirmektedir. Bu durum Çin in mal piyasasına Güney Kore ve Japonya ile birlikte hakim olmaya başladığı bir süreci beraberinde getirmektedir. Süreç içerisinde tek Batılı ülkeler arasında innovativ endüstriye sahip olan yalnızda İsrail ve Almanya dır. Her iki ülkenin de ciddi ve her geçen gün yenilenen endüstri yapıları mevcuttur. Bu süreçte teknolojik gelişim üretimin yerini almaya başlamıştır. Zira Samsung bu konuda oldukça önemli bir örnek niteliğindedir. 320 Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere İngiltere ve Hollanda daki kredi mekanizması ayıca ciddi bir sorunsal niteliğindedir Krizi nin temel müsebbibi olarak görülen ve gösterilen mortgage sistemi aslında sistem içerisindeki bir örneği teşkil etmektedir. Asıl önem arz ve ihtiva eden üretim ve tüketim mekanizmasındaki dönüşüm sürecidir. Özellikle bankacılık sistemi içerisindeki toksik varlıkların birikmiş olması ve finansal piyasalarda reel piyasa ile çelişen genişlemenin yaşanması 2008 Krizi nin temel nedenleri arasında yer almaktadır. 181

190 Dönem içerisinde mortgage kredileri ve kredilere bağlı getiriler devam ederken süreç içerisinde (özellikle 2001 sonrasında) getirinin devam etmesi ve sistemin genişlemesi adına giderek daha da artan ve ödeme sıkıntısı çekmesi son derece muhtemel olan kişilere de mortgage kredileri verilmeye başlanmıştır. Zira mortgage tahvillerine yatırım yapanlar arasında özellikle Avrupa fonları ile Japon fonları da sisteme dahil olmuşlardır. Bu süreç içerisinde ise Amerika Birleşik Devletleri devlet tahvilleri ise daha çok Çin başta olmak üzere Kore ve Avrupa ülkelerinin bir bölümü tarafından güvenli liman görülerek alınmıştır. 322 Ancak krizin daha net analiz edilmesi sonucunda krizin varlığının temellerinin daha çok bankalar başta olmak üzere finansal kurum ve kuruluşların aşırı risk taşıyan işlemler gerçekleştirmeleri ile de ilişkili olduğu görülmektedir. 323 Kriz sürecinde, daha doğrusu krizden sonra görülen önemli gelişmelerden bir tanesi de kredi ve derecelendirme şirketlerinin başta bankalar olmak üzere holdingler ve şirketler üzerinde gerçekleştirdikleri analizler ve yayınladıkları raporlar gerçeği yansıtmamasıdır Sistemde özellikle dikkat çeken bir unsur da sistem içerisinde tüm sürecin ilişkili bir yapıya sahip olması ve bununla birlikte ülkelerin ve sektörlerin birbirleri ile doğrudan ilişkili olmaya başlamalarıdır. Bu durum sistemin bir bütün oluşturmasına ve ülkelerin, sektörlerin, şirketlerin, devletlerin sistemi oluşturan sistematikler olarak konumlanmasına neden olmaktadır. İki ayrı sistemin varlığı yerine daha büyük, devasa bir sistem söz konusudur ve söz konusu sistemde göreli daha güçlü olsalar dahi tek ve egemen bir güç bulunmamaktadır. Bu durum serbest piyasa ekonomisinin rekabet özgürlüğü başta olmak üzere temel konuları ve gereklilikleri arasında yer almaktadır. Serbest piyasa ekonomisinin tüm ekonomileri içerisinde alan ve kapsayan yapısı çatışmanın da sektörler dahilinde yaşanmasını beraberinde getirmektedir. Ayrıca sistemin herhangi bir yerinde yaşanan çöküşün sistemin tümüne yayılma tehlikesi de tüm oyuncuların sistem içerisinde kurallara riayet etme zorunluluğunu oluşturmaktadır. 323 Gerçekten de bankalar son derece ciddi riskler almışlar hatta bu süreçte dürüst be basiretli davranmayarak bankacılık müessesesinin bir güven müessesesi olduğu söylem ve düsturuna ters hareket etmişlerdir. Başta Lehman Brothers olmak üzere ilgili yatırım bankalarının içinin boşalmaya başlamış olduğunun görülmesi de krizin aslında sistemi yenileyen ve yeni koşullara ayak uyduramayanların elemine edildiği bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. 324 Başta S&P olmak üzere, Fitch ve Moody s (ki by üç kredi erecelendirme şirketi big three olarak anılırlar) raporlarının gerçekle ilişkisiz olması yatırımcılar açısından da bir dönüm noktasıdır. Bu durum piyasadaki güven yapısının da erezyona uğradığını göstermektedir. 182

191 Başta Lehman Brothers olmak üzere City Bank gibi sektöre yön veren be sektörün amiral gemisi olan XVIII. Yüzyıl dan beri sektörde yer alan bankaların ve yatırım kuruluşlarının aslında küçük sayılabilecek risklere ve streslere karşı dahi dayanamayacak durumda olduğu ancak söz konusu kurumların çöküşünden sonra görülmüştür. Bu süreçte bankaların, yatırım kuruluşlarının, sigorta şirketlerinin; hatta enerji şirketlerinin bilançolarının gerçeği yansıtmadıkları gözlemlenmiştir. Başta bankalar olmak üzere finans kurumları taşıyabileceklerinden çok daha fazla risklerle gelirlerini arttırmaya çalışmışlar, itibarlarının ve kredi derecelendirme raporlarının pozitif olmaları ile de herhangi bir sorgulamaya tabi olmaksızın faaliyetlerini geliştirerek sürdürebilmişlerdir. Benzer biçimde Golmdan Sachs, Morgan Stanley, Merrill Lunch, Lehman Brothers, City Bank ve BNP Paribas gibi bankalar başta olmak üzere yatırım bankacılığı gerçekleştiren birçok banka; piyasada spekülasyona dayalı işlemler gerçekleştirmiş, krizin patlak vermesi ile birlikte ödemeler dengesinde sıkıntı yaşayan bir çok banka da sürecin stresine dayanamayarak iflaslarını açıklamışlardır. Bu kapsamda; sürece daha içeriden bakıldığında ekonomik krizin temel nedeninin aşırı risk alımı ve uzun vadeli stabil borçlanmayı sürdüremeyecek alt gelir gruplarına ödeyebileceklerinden (çok) daha fazla kredi verilmesi olduğu görülmektedir; ki bu durum iki somut sonucu ortaya çıkartmaktadır. İlki kamu denetimi ve bağımsız denetim gerektiği gibi işlememiştir. İkincisi ise bankalar çöküş sürecinde profesyonel yönetim ve kurumsal yönetim ilkelerini benimsememişler ve/veya uygulamamaışlardır Gerçekten de bağımsız denetim şirketlerinin ve kredi derecelendirme şirketlerinin raporları ve uygulamaları gerçekleri yansıtsa idi; bugün faaliyette bulunan birçok kurumun faaliyetleri durdurulurdu. Bu durum şirket devlet ilişkilerindeki yapıyı da açıklar niteliktedir. Devletin XXI. Yüzyıl dahilinde yapısı dönüşmüş ve devlet regülatör kamu otoritesine dönüşerek genel kamu çıkarlarını savunan bir yapıya bürünmüştür. Başta serbest piyasa ve rekabet koşulları olmak üzere piyasa güvenliğini sağlamakla görevli kamu otoritesinin görevini yerine getirmemiş olduğu da görülmektedir. Söz konusu kamu otoritesi başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere gelişmiş kamu otoriteleridir. Bununla birlikte diğer önemli bir sonuç ise şirketler devletler üzerinde kontrol kurabilecek ekonomik ve politik güce ulaşmışlardır; ki bu durum XXI. Yüzyıl için son derece önemli bir gelişmedir. 183

192 Söz konusu iki durum krizin oluşumun sürecini özetleyen tespitlerdir; bununla birlikte son derece basit ve yalındırlar. Krizin nedeninin bu denli basit olamayacağı düşüncesi ise daha çok bir temenniden ibarettir; zira krizin temel nedenleri bu denli basittir. Ancak krizin asli nedenleri olan bu süreçte tali nedenler de söz konusudur ki; söz konusu tali nedenler neden olmaktan öte sonuç niteliği de taşımaktadır. Özellikle dünya ekonomisindeki gelişmelerle birlikte XIX. Yüzyıl da dünya ödemeler sistemindeki dönüşüm süreci 2008 Krizi nin alt yapılarını hazırlayan önemli realiteler arasında yer almaktadır. 326 Daha net ifade etmek gerekir ise Dünya ticaretinin 2008 öncesinde yaklaşık %70,00 (yüze yetmiş) civarı Dolar ile gerçekleştirilmekteydi; ki Euro öncesine bu oran kısmen daha yüksektir. Euro ile birlikte bu oran % 60,00 (yüzde altmış) civarı bir orana gelmişse de özellikle yatırımların etkileri ve görünmeyen hizmet kalemleri de dikkate alındığında söz konusu oranın%60,00 (yüzde altmış) üzerinde olduğu açıktır. Dünya altın standardı sürecinde dış ticaretini altınla gerçekleştirmiş ve altının yeterli olmaması, Bretton Woods ( ) sürecinde Dolar ın altının yerini alması uluslararası ticarette ithalatını dolar basarak finanse edebilen bir ülke oluşturmuştur. Bu ülkenin başta ekonomik yapı olmak üzere üstünlük kurması ve cari açıklarını, ithalatını karşılıksız denebilecek bir yapıda finanse edebilmesi doğaldır. Bu durum karşısında sürekli güçlenen Amerikan ekonomisi dış dünyaya ihracatta bulunduğu gibi, ithalat ile de küresel serbest piyasa ekonomisini beslemiştir. 326 Dünya daki ekonomik sistem ve ekonomik ilişkiler dönüşürken başta Arjantin ve diğer Latin Amerika ülkeleri olmak üzere kamu yapılanmaları ve reel sektör yapılanmalarını düzenlememektedirler. XVIII. Yüzyıl mentalitesi ile yönetilen ekonomilerin daha sert çöküş ihtimalleri mevcuttur. Gelişen ekonomiler teknoloji ve know how üreterek geliştirirken, gelişmekte olan ülkeler doğrudan fason da olsa ürün ve üretim temelli katma değer üretmektedirler. Bununla birlikte üretim sürecindeki bu döngü gelişmiş ekonomilerle gelişmekte olan ekonomiler arasındaki denge ve ilişkileri de ciddi anlamda dönüştürmektedir. 184

193 Ancak serbest piyasa ekonomisinin başta homojen bir yapıda ve adil rekabet koşulları ile aynı gelişmişlik düzeyinde ilerlemediği ayrıca önemli bir realitedir. Amerika daki hızlı gelişme süreci; Avrupa da gözlemlenememektedir ki; Avrupa para politikasında gösterdiği birlikteliği maliye politikasında gösterememektedir. Bununla birlikte Avrupa nın kendi içerisinde Yunanistan, Portekiz, İspanya ve hatta İtalya gibi çarpık ekonomik yapıya sahip olan ülkeleri konjonktür politikaları ile kısa vadeli olarak desteklemesi ciddi bir çöküşün temellerini oluşturmaktadır. Avrupa da giderek artan maliyetlerle birlikte teknolojik gelişimin son derece kısıtlı olması ve İngiltere, Danimarka, İsveç haricinde ciddi, kararlı ve istikrarlı ekonomi politikaları uygulayabilecek kararlılığın gösterilmemesi; Euro alanının istikrarsız ve dengesiz yapısı Avrupa da gelecekte yaşanacak sorunların temellerini oluşturmaktadır Sonrası Avrupa Bölgesi Potansiyel Euro Krizi; Avrupa ekonomisi XV. Yüzyıl sonrasında hızlı bir gelişme kaydederek başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere yeni ekonomiler oluşturmuş ve serbest piyasa ekonomisinin inşasını sağlamıştır. 327 XV. Yüzyıl dan XX. Yüzyıl a kadar sürekli yükseliş gösteren Avrupa ekonomisinin öncülüğü kaybetmesi II. Dünya Savaşı ( ) sonrası gerçekleşmiştir. Her iki dünya savaşında da ciddi anlamda yıpranan Avrupa ve İngiltere durgunluk halindeki ekonomilerinin (Almanya hariç) düzenleme ve yeniden yapılandırma gücüne dahi sahip olamamışlardır. Bu durum Avrupa içerisindeki sirkülasyonla birlikte uluslararası ticareti de ciddi anlamda etkilemiştir. Ancak zayıflayan her oyuncunun yerini yeni bir oyuncunun alması piyasa ekonomisinin genel kuralıdır ve piyasanın evrimi 327 Avrupa tarihi analitik olarak incelendiğinde başta Endüstri Devrimi olmak üzere hemen tüm gelişmelerin serbest piyasa ekonomisinin yapısı ile ilgili ve ilişkili olduğu görülmektedir. Özellikle şirket oluşumu gelişimi tetiklemiştir. 185

194 içerisinde de geçerli bir kuraldır; ki bu kural çerçevesinde çöküş sürecindeki Avrupa nın yerini Amerika Birleşik Devletleri almıştır. 328 Avrupa daki süreç aynı zamanda bir iç rekabeti de beraberinde getirmiş savaş sonrası Almanya ve Fransa yeniden güç dengelerinde iki rakip oyuncu olmuştur. Ancak başta Komünizm tehlikesi olmak üzere serbest piyasa ekonomisinin karşı karşıya kaldığı tehditler Avrupa tarafından çözümlenememiştir. Polonya, Macaristan ve hatta Doğu Avrupa nın büyük kısmı Sovyet yörüngesine girmiştir. Sovyet tehdidi Avrupa tarafından durdurulamamış, Amerika Birleşik Devletleri müdahalesi ile Avrupa Birliği kurulmuştur. 329 Avrupa Birliği nin kuruluşundan itibaren tüm ilerleme tipik Avrupa tarzında ilerlemiştir. Son derece kaotik, fazla teorik ve pratikte zayıf! Tüm bu süreç içerisinde Soğuk Savaş ( ) içerisinde Avrupa da kayda değer ilerlemeler gerçekleşmemiş, İngiltere, Danimarka, Hollanda ve Almanya haricinde hemen hiçbir ülke ciddi bir ekonomik ilerleme kaydedememiştir. Tüm bu süreç içerisine gümrük birliği ve Euro optimal para alanı oluşturma süreci de giderek derinleşen piyasa mekanizmasını kısmen besleyebilmiş; ancak Avrupa içerisinde sistemli ve uyumlu maliye politikaları oluşturamamıştır. 328 Amerika nın yükselişi beraberinde Amerikan tipi serbest piyasa ekonomisinin de yapısının yayılmasına neden olmuştur. Kapitalizm in farklı uygulamaları incelendiğinde Avrupa daki serbest piyasa ekonomisinin Amerika dakinden daha farklı olduğu görülmektedir. 329 Avrupa Birliği başta Marshall Planı olmak üzere ilgili birçok uygulama ile finansal olarak da desteklenmiştir. Amaç serbest piyasa ekonomisinin ayakta tutulmasıdır. II. Dünya Savaşı ( ) sonrasında Avrupa kendi içerisinde serbest piyasa ekonomisini dahi koruyamaz duruma gelmiştir. Bununla birlikte İngiltere de İşçi Partisi giderek güçlenmeye başlamış ve Fabian anlayışı başta İngiltere olmak üzere ciddi bir sorunsal halini almıştır. 8 Nisan 2013 te vefat eden Mararet TEACHER realist politikalarla serbest piyasa ekonomisini koruyarak İngiltere de ekonomik alt yapıyı güçlendirmeye ve verimliliği arttırmaya çalışmıştır. Özellikle verimlilik seviyeleri son derece düşük olan kömür fabrikalarının kapatılması ve başta Telekom olmak üzere verimliliği düşen kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi oldukça önemli adımlar olmuştur. 186

195 Özellikle Yunanistan, Güney Kıbrıs, Portekiz dahil olmak üzere verimsiz ekonomilerin Avrupa Birliği fonlarından beslenmeye devam etmeleri ekonomide verimlilik başta olmak üzere ilerlemeyi destekleyecek serbest piyasa ekonomisi gerekliliklerinin giderek azalmasına neden olmuştur. Avrupa da verimlilikle birlikte yatırımların verimlilikleri de giderek düşmekte, azalmakta ve rekabet koşullarında konumlarını giderek kaybetmektedir. 330 Sektörler analiz edildiğinde bu durum daha açık ve daha net anlaşılmaktadır. 331 ECB; yapısal özellikleri itibari ile yalnız emisyondaki yapıyı kısmen kontrol edebilir bir yapıdadır ve tüm Avrupa genelinde (politika faizi haricinde ki o da kısmen ) OMO uygulamaları haricinde yaptırım gücü bulunmamaktadır. Ancak Avrupa da kronikleşen sorunsallardan en önemlisi ekonomi kültürünün 330 Bu kapsamda 2013 itibari ile Goodyear Fransa daki fabrikasını kapatma ve üretimi daha verimli bir bölgede gerçekleştirme kararı almıştır. Üretimin verimsizleşmesinin temel nedeni Fransa nın yalnız emek maliyetlerinin yüksek olması değildir. Fransa da başta tedarik fiyatları ve alt yüklenici fiyatları da son derece yüksek düzeydedir. 331 Avrupa markalarının da piyasa pozisyonlarını özellikle 2000 li yıllardan başlayarak kaybettiği görülmektedir. Kaliteden taviz vermeyen ve spesifik ürünler üreten Alman, İsveç ve kısmen Hollanda markaları haricinde başta otomotiv sektörü olmak üzere, elektronik sektöründe, mekanik sektöründe, kimya sektöründe ve hatta enerji sektöründe durum net olarak görülmekte ve gözlemlenmektedir. Özellikle Japonya nın 1950 sonrasındaki yükselişi ve Kore nin 1980 sonrasındaki yükselişi piyasa yapısında dönüşüm gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda 1990 ların sonu ve 2000 li yılların başından itibaren Çin in de piyasada pozisyon alması ile birlikte Avrupa orijinli ürünler piyasadaki pozisyonlarını geliştirememiş; daha çok piyasadaki pozisyonlarını koruma amacı ile hareket etmeye başlamışlardır. 187

196 bütünlük arz etmemesidir. 332 Avrupa da para politikasının dahi tam anlamı ile entegre ve homojen uygulanabilir olmadığı birliğin bütünsel bir ekonomi oluşturması mümkün görünmemektedir. Özellikle Avrupa piyasasında carry trade uygulamasının son derece yoğun ve sık gerçekleşmesi Avrupa nın kendi içerisinde tutarsızlıkların ve yapısal sorunsalların daha da derinleşmesine neden olmaktadır. 333 Birlik içerisindeki ekonomik sirkülasyonun yapısı ve yapısal özellikleri de farklılık arz etmektedir. Özellikle enflasyon oranları ve enflasyonun yapısal özellikleri birlik üyeleri içerisinde ciddi bir çeşitlilik ve farklılık oluşturmaktadır. 334 Avrupa içerisindeki aktif nüfus yapısının niteliği da farklılık gösteren bir diğer önemli husustur. Diğer önemli bir farklılık ise istihdam yapıları ve işsizlik 332 Avrupa nın en batısından en doğusuna kadar (ki Avrupa nın en doğusunda Türkiye, Azerbaycan, Ukrayna ve Rusya ile İsrail de vardır) ekonomik yapı ve serbest piyasa ekonomisinin yapısal özellikleri analiz edildiğinde özellikle Avrupa Birliği içerisinde de uyumlu ekonomi kültürleri olduğu söylenemez. Yunanistan ın gevşek ve rehavet içerisindeki ekonomi kültürü, kısmen İtalya ile benzeşen piyasa yapısı ile Almanya nın kurallar bütünü ve devlet destekli ekonomi kültürü ne kadar uyumlu ise; İngiltere nin her ne kadar İşçi Partisi ve Fabian uygulamalarla sulandırılsa da liberal ve kamunun yalnız regülatör olarak yer aldığı ekonomi politikası da Fransa nın Komünizm eğilimli ekonomi politikası ile o derecede uyumludur. Avrupa nın ekonomi kültürünün çeşitliliği ve serbest piyasa ekonomisinin çok farklı versiyonlarda uygulanması; ülkeler ve bölgeler arasındaki işletme kültürü farklılığı her ne kadar bir çeşitlilik gibi görünse de (ki aslında gerçekten bir çeşitliliktir) ekonomik entegrasyonu tam olarak içselleştirecek derecede uyumlu değildir. İngiltere, Almanya ve Hollanda nın daha bütüncül politikalar izlemesi ve İsveç, Norveç Danimarka gibi serbest piyasa ekonomisinin daha reel bir yapıda olduğu ülkelerle ilişkiler daha sıkı ve daha verimli sonuçlar oluşturma olanağına sahiptir. Almanya ile Yunanistan ı aynı birlik içerisinde düşünmek; sürekli aktif ve yeni pazarlar arayan bir kimya şirketi ile emeklilerin oluşturduğu, sürekli bağış ve yardım arayışı içerisinde olan bir hayır kurumunu aynı organizasyonda ve birlikte düşünmekten çok farklı değildir. Bununla birlikte Avrupa da giderek yükselen Sosyalist eğilim Avrupa ekonomisinin giderek daha da keskin sorunlar yaşamaya başlamasına neden olacaktır. Ülkelerin popülist politikalar gereği tarımda gerçekleştirilen sübvansiyonları arttırma eğiliminde olmaları ve hala küçük çiftçileri korumaları, tarımda Kapitalist ilişkileri geliştirme yönünde isteksiz davranmaları, şirketlerin tarımda egemen kuruluş ve organizasyonlar olmalarını teşvik eden politikalar izlememeleri ülkede ileride yaşanacak problemlerin temellerini oluşturmaktadır. Bu kapsamda ilerleyen süreçte Avrupa da ekonomik ayrışmaların yaşanacağı da kesindir. 333 Düşük faizle Alman bankalarından alınan kredi ile yüksek faizle Yunanistan tahvillerinin satın alınması her ne kadar Yunanistan ı konjonktür dahilinde kısmen fonlasa da birlik içerisindeki ekonomik dengeleri zorlamaktadır. Bununla birlikte birlik içerisinde başta tasarruf eğilimleri, GDP yapıları, para sirkülasyonu, harcama eğilimleri gibi yapısal farklılıklar da ekonomik yapının uyumlu olmasını etkilemektedir. Elbette ekonomik yapı tam anlamı ile uyumlu olamayacaktır ve faizler dahil olmak üzere belirli farklılıklar olacaktır; ancak genel anlamda bakıldığında söz konusu farklılıklar uyumluluk oluşturulmasını engelleyecek düzeydedir. 334 Başta Almanya ve Hollanda olmak üzere enflasyon kontrol edilebilir bir yapıya sahipken; İtalya ve Portekiz de yapısal farklılıklara sahip enflasyon söz konusudur. Almanya da enflasyon hızlı sirkülasyon yani daha çok talep bazlı bir enflasyonken İspanya ve Portekiz ile İtalya da maliyetlere dayalı bir yapıya sahiptir. 188

197 oranlarıdır. Tüm bunlar birlikte incelendiğinde Avrupa da birlik yapısını uyumlu hale getirebilecek bir yapı görülmemektedir. Elbette birliğin kendisi de çok ciddi bir büyüme sağlayamamaktadır. Büyüme oranları incelendiğinde bu durum net olarak gözlemlenmektedir. 335 Başta ödemeler dengesi olmak üzere; cari açık sorunu da Avrupa nın önünde bir engel olarak durmaktadır. Kurucu ülkelerin de aralarında bulunduğu üyelerin cari açıkları sürdürüle bilir bir yapıya sahip değildir. Dahası Almanya nın Avrupa içerisinde sürekli ihracata dayalı bir büyüme gerçekleştirmesi, diğer ülkelerin cari açıklarını da arttırmaktadır. Avrupa içerisinde Euro ya dayalı sistemin Avrupa nın diğer ülkelerindeki maliyetleri yukarı çekmesi ile birlikte tüketim gümrük birliği nedeni ile Avrupa içerisinden ithal edilerek karşılanmaktadır ki; bu durum Avrupa içi ticarette Almanya yı büyütürken Fransa başta olmak üzere İtalya, Portekiz ve İspanya nın sürekli cari açık vermesine neden olmaktadır. Endüstrinin yapısal sorunları da bu süreçte birlikte düşünüldüğünde işsizliğin çözümlenmesi mevcut politikalarla ve uygulamalarla mümkün görünmemektedir. 336 Avrupa içerisinde üretimin verimsizliği ve yüksek maliyetler birçok Avrupa kökenli şirketi Avrupa dışında üretim gerçekleştirmeye yöneltmektedir ki; bu durum Avrupa içerisindeki işsizliği besleyen en önemli sorunlar arasında yer almaktadır. XIX. Yüzyıl ın son döneminde üretimin kademeli olarak Uzakdoğu ya kayması da dikkate alındığında işsizliğin kronik sorunsallara dayandığı ve para politikaları ve/veya maliye politikaları ile çözülebilecek bir sorun olmadığını göstermektedir. Benzer bir süreçten etkilenen Amerika Birleşik Devletleri ve hatta Japonya merkezli şirketler süreci teknoloji, know how ve marke değeri ile çözümleme yoluna gitmişlerdir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri nde teknolojik gelişim ve 335 Avrupa ülkelerinin her birinin büyüme oranları ve Avrupa nın ortalama büyüme oranı incelendiğinde büyümenin dengesiz olduğu kadar yetersiz olduğu da gözlemlenmektedir. 336 Şirketlerin verimsizlik ve yükselen maliyet sorunlarını çözememeleri ve GDP yapılarının gelişememesi, serbest piyasa ekonomisinin rekabetçi yapısının giderek bozulması, durumun devlet desteği ile konjonktürel olarak kısa vadeli uygulamalarla çözümlenmeye çalışılması ciddi anlamda büyüyen finans piyasaları ve finansal varlıklarla reel ekonomi arasındaki farkın her geçen gün daha da açılmasına neden olmaktadır. 189

198 markalaşma üretimin önüne geçmeye başlamıştır ki; aynı süreci Japon ve Koreli şirketler de yaşamaktadır. Özellikle ileri teknoloji ürünlerine üretim Çin e kaysa da teknoloji ve marka değeri ile desteklenen karlılık ilgili şirketlere akmaktadır. Avrupa da nüfusun giderek üretkenliğini kaybetmeye başlaması ile oluşan bu durum, Avrupa nın giderek daha belirgin bir tüketim toplumu olmasının da önünü açmaktadır. İlerleyen süreçte Avrupa nın ithalatın artmasına karşılık ihracatın azalması ve maliyetlerin artması gibi bir çok sorun beklerken; kısa vadede bekleyen en önemli sorunsal ise işsizlik ve yüksek enflasyondur Krizi nin etkileri Avrupa da bankacılık sistemi nedeni ile hissedilmiş; ancak başta bankacılık sistemini denetleyecek merkezi bir otorite ve kurul yapısının oluşturulması dahil olmak üzere hemen hiçbir somut adım atılamamıştır. Hatta Avrupa da merkezi bir sermaye piyasası kurulu mekanizması dahi kurulamamış, Avrupa borası tam olarak yapılandırılamamıştır. Her ülke kendi kapital (sermaye) piyasası ve kendi para piyasasını denetlemekte ve işlemler Avrupa içerisinde de sirkülasyon ile gerçekleştirilmektedir. Ancak bir offshore Birleşik Krallık fonunun Yunanistan daki; ya da Çek Cumhuriyeti ndeki manipülasyon uygulaması yalnız cezalandırılmamakla kalmamakta, tam olarak fark edilmemektedir de. Merkezi bir otorite tarafından denetlenen ve gelişimi sağlanan ortak bir finans piyasası yapılanamamıştır. Avrupa finans piyasasındaki tahvil faizlerinin farklılığı (şuan için) çok ciddi bir risk teşkil etmemekle birlikte; ileride başta carry trade uygulamalarının da etkisi ile soruna dönüşme ihtimali mevcuttur. Avrupa Birliği nin diğer önemli bir sorunsal ise para politikası uygulamalarıdır. Şuan itibari ile her ülkenin yapısal özellikleri ve ekonomik kapasiteleri farklılıklar ihtiva etmekte; ancak aynı para birimi kullanılmaktadır. Bu 190

199 durum dikkatle incelendiğinde sorunların çözümü için her ülkede farklı para politikalarının uygulanması gerektiği görülecektir. 337 Tüm yapısal sorunlar ve ilerleyen süreçte söz konusu yapısal sorunsalların yaratacağı etkiler haricinde Avrupa Birliği nin ilerleyen süreçte, - kısa sayılabilecek orta vadede 338 temel tehlike birlikteki uyumsuzlukların derinleşmesidir. Söz konusu uyumsuzluklar 2008 Krizi nin yüksek oranda para basılması ile çözümlenmeye çalışılmasından doğacak etkilerle birleştiğinde kırılganlık giderek artacaktır; ki Avrupa ekonomisi esnekliğini her geçen gün yitirmektedir. ECB tarafından basılan paralar henüz bankaların rezervlerine pompalanmış durumdadır ve başta yatırım bankaları olmak üzere spekülasyon amaçlı olarak Avrupa dışına yönelmiş durumdadırlar. Avrupa Birliği nde kısmi bir toparlanma ile birlikte Avrupa daki finans piyasalarında spekülasyon kaynaklı şişme muhtemeldir. Diğer önemli bir unsur da özellikle OTC piyasalar için geçerli olan sirkülasyon yetersizliği ve talep daralmasıdır. Avrupa Birliği ülkelerinin Çin in de etkisi ile uluslararası ticarette ihracatçıdan çok ithalatçı pozisyonu almaları da dikkate alındığında basılan Euro miktarı emisyona dahil olmaya başladığında ciddi bir enflasyon riski oluşmaktadır. Avrupa da oluşacak bir enflasyonun faizleri yukarı çekerek Avrupa da paranın piyasadan çekilmesi ile kontrol altına alınmaya çalışılması aynı zamanda ekonomide ithalat artışlarına ve talep daralmasına da neden olabilecektir; ki bu durum Avrupa da yeni yapısal problemlerin başlamasını tetikleyecektir. 337 Avrupa Birliği bünyesindeki ülkelerde farklı para politikası uygulanması gerekliliği ile ECB nin merkezi bir para politikası uygulamakta olmasına getirilen eleştiri çelişkili gibi durabilir; ancak buradaki sorun farklı ekonomik yapıları ve farklı sorunları olan, ekonomik yapıları uyumsuz olan ekonomilerin para politikalarının, merkezi bir para politikası ile yönetilmeye çalışılmasıdır. Bu durum uyumsuzlukları gidermek yerine, uyumsuzlukları derinleştirmektedir. Avrupa Birliği nde önce ekonomik yapıların birbirlerine yakınlaştırılması ve serbest piyasa ekonomisi işleyişinin genel hatlarının uyumlu hale gelmesi öncesinde merkezi bir para otoritesinin kurulması ve ortak para kullanılması uyumsuzlukları kamçılayacak bir uygulamadır. 338 Orta vadeden kasıt yaklaşık 5 (beş) yıldır. Yani 2018 e kadarki süreçtir. Ancak genel olarak 2020 de burada uzun orta vadeli bir süre olarak alınabilir. 191

200 2008 Krizi; Kapitalizm in yeni bir aşamaya gelmiş olduğunu göstermekle birlikte, aslında çözüm sürecinde olan bir krizden ziyade; yeni ayrışım koşullarını yapılandıran bir sürecin başlangıcı olmuştur. Kuvvetle muhtemel; süreç içerisine arasındaki dönem, arasındaki dönem ve arasındaki dönem görülmeye değer yeni yapılanmaları da beraberinde getirecektir 192

201 KRİZ, SPEKÜLASYON, MANİPÜLASYON UYGULAMALARI KARŞILAŞTIRMALARI & ANALİZLERİ III Ekonomide kriz, spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları daha çok birbirleri ile iç içe geçmiş olarak görülürler ve genel olarak da birlikte analiz edilme eğilimi altındadırlar. 339 Ancak sistemli bir analiz için bu üç oluşumun ayrı ayrı incelenmesi ve birbirleri ile ilişkilerinin de ayrıca ortaya konmaları gerekmektedir. Bu durum tanımlar için de geçerlidir. Kriz, spekülasyon ve manipülasyon ayrı ayrı tanımlanarak ortaya konmalıdır. 340 Ekonomik krizlerin kronolojik olarak analizi, krizlerin (spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarına benzer biçimde) her birinin farklı koşullarda ve 339 Kriz, spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının birlikte analiz edilmesi, kavramsal olarak yakın addedilmeleri ve birbirleri ile özdeş algı uyandırmaları temelde hem başlı başına tanımsal ve kavramsal bir sorundur; hem de analizlerde sorun yaratan bir çelişki ve yanılgıdır. En genel tanım ile birlikte krizler belirli yol ayrımlarıdırlar, spekülasyonlar doğal kazanç sağlama eğilimidirler ve zannedildiğinin aksine kısa dönemlerden ibaret değillerdir. Son derece uzun dönemlere yayılan spekülasyon uygulamaları mevcuttur. Manipülasyonlar ise tamamen kanunsuz ve serbest piyasa ilkelerine ve etiğe aykırı davranış, tutum ve uygulamalardır. Serbest piyasa ekonomisinin en temel ve en net ilkesi güvendir. Manipülasyonlar piyasadaki güveni sarsmakla birlikte piyasada ciddi güven sorunu da yaratarak, geleceğe yönelik manipülasyon algısını güçlendirir ve piyasa aktörlerinin manipülasyona yönelik pozisyon almalarına ve hatta manipülasyona karışmalarına neden olur. 340 Her üç uygulama ve ekonomik faktörün (kriz, spekülasyon ve manipülasyon) ilişkilerinin analizi başka bir konudur. Zira her üçünün de birbirleri ile ilişkili olduğu tamamen bir gerçek olmakla birlikte her bir durumda farklı tetiklemeler ve farklı ilişkiler söz konusudur. Kimi durumlara spekülasyon krize yol açarken, kimi durumlarda manipülasyonlar krizlere yol açmakta; ancak genellikle krizler spekülasyonu tetiklemekte ve daha da önemlisi spekülasyonlar ancak büyük oyuncular ve kamu desteği ile manipülasyona dönüşmektedir. Manipülasyon aslında ekonominin doğal evrimine ve doğal seyrine de müdahale anlamı taşır. 193

202 farklı bir yapıda olduğunu göstermektedir. 341 Bununla birlikte tüm krizlerin (tıpkı spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları gibi) benzer özellikleri olduğu gibi kendilerine has özellikleri de mevcuttur. 342 Gerçekleştirilen incelemelerde krizlerin, spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları ile de iç içe ve ilişkili oldukları saptanmıştır; ancak krizlerin yapıları tek tek analiz edildiğinde spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları bazen krizlerin nedenleri olurken bazen de krizlerin sonuçları niteliğindedir ve kriz etkisi ile gerçekleşmişlerdir. 343 Krizlerle spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının 341 Ekonomik krizler çalışma içerisinde Ekonomi Tarihi bölümü de dikkate alındığında; temelde İlk Çağ itibari ile birlikte ele alınmıştır. Ekonomik krizler özellikle para kullanımı gerçekleştikten sonra ve paranın fonksiyonu dönüşmeye başladığında ciddi dönüşümler kaydetmiştir. Özellikle altın standardı uygulamasının son bulması sonrası oluşan Bretton Woods Sistemi ( ) ve sonrasında ciddi anlamda arbitrasyon yerini spekülasyona bırakmaya başlamıştır. Ancak ekonomik krizlerin oluşumları incelendiğinde en önemli iki örnek Amsterdam Lale Borsası Krizi (1639) ve 1873 Krizi (Paniği) dir ki her ikisi de Kapitalizm in oluşması sonucunda yapılanan krizlerdir. Krizler doğrudan Kapitalizm in kendisi ile ilişkilendirilmiş olsalar da temelde sistemin dönüşmesinin bir soncudurlar. Zira krizler yıkımlar oluşturdukları kadar, gerçekleşen yıkımların ardından yeni oluşacak sistem ve gelişmelerin koşullarını da hazırlarlar. Bu yönleri ile krizlerin yıkıcı etkileri kadar yapıcı etkileri de mevcuttur. Çalışma dahilinde krizlerin etkileri sınırlı oranlarda ele alınmış; spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları ile ilişkileri incelenmiş olmakla birlikte krizlerin ciddi kazanımlar oluşturduğu ve piyasada gelişime, genişlemeye açık yeni koşullar ve fırsatlar yarattığı da bir gerçektir. 342 Krizlerin kendi içlerinde ciddi anlamda benzer özellikleri mevcuttur. En temel benzer özellikleri piyasadaki regülasyonun bozulması ve sistemin tamamen ve/veya büyük oranda çökmesi ve yeni bir sistemin temellerinin oluşmasıdır. Diğer önemli bir benzer özellikte oluşan yeni sisteme adapte ve entegre olamayan oyuncuların piyasa dışında kalarak tasfiye olmalardır ki bu durum Joseph SCHUMPETER in tanımı ile yaratıcı yıkım dır. Krizleri birbirlerinden ayıran en temel özellik ise krizlerin oluşum süreçleri ve oluşum nedenleridir. Her bir krizin tetiklenme ve yapılanma süreci farklıdır. 343 Krizler spekülatif ataklar nedeni ile oluşurken süreç içerisinde mevcut kriz farklı spekülasyon uygulamalarını da tetikleyebilir ve mevcut spekülasyon uygulamaları da piyasada manipülasyon uygulamalarına yol açabilir. Örneğin kurda gerçekleşen bir dengesizlik; risk algısı yaratarak sert satışları getirir ve sert satışlar karı realize etmek isteyen spekülatöre daha yoğun satış uygulamak sureti ile kurda ciddi bir düşme yaratabilir. Fiyatların olması gerekenin de aşağıya indiği bir durumda spekülatör bir yandan satarken bir yandan da belirli bir miktar alımı fırsat olarak görür ve alım gerçekleştirir. Kurlarda gerçekleşen ve volatilite ile yapılanan negatif eğim söz konusu ülkenin borsasını da etkileyerek borsadan kaçışı tetikler. Böyle bir durumda spekülatörler açığa satış sürecini başlatarak kurdaki düşüşle ve/veya yükselişle birlikte borsada da ciddi bir spekülatif atak gerçekleştirirler. Böyle bir durumda şayet ülkede ciddi bir cari açık söz konusu ise durum giderek derinleşen bir krize doğru yönelim gösterecektir; ki benzer bir örnek Asya Krizi sırasında yaşanmıştır. 194

203 ilişkileri yalnız gelişmiş piyasalarla sınırlı değildir; özellikle gelişmekte olan piyasalarda da krizler spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları ile iç içedir. 344 Krizlerin spekülasyonla ilişkileri doğal ve hatta olumlu sonuçlar oluştururken manipülasyon ile ilişkileri ekonomi açısından sorun teşkil etmekte hatta tehlike oluşturmaktadır. 345 Bu kapsamda öncelikle kriz olgusu ile birlikte spekülasyon ve manipülasyon fenomenlerini (anlamsal ve teknik olarak) ayrı ayrı ve detayları ile tanımlamak gerekmektedir Krizi nden; (hatta daha öncesinde Amsterdam Lale Krizi ( ) da dahil edilmek suretiyle) başlayarak 2008 Krizi ne kadar incelendiğinde tüm krizlerin ortak yanlarının finans piyasasındaki istikrarsızlık ve volatilitelerin OTC piyasalardaki istikrarsızlıklarla birleşmesi ve birbirlerini etkileyen süreçlerin birbirlerini tetiklemesi durumunun genel ortak özellik olduğu görülmektedir. 346 Krizlerin en önemli ortak özellikleri birbirlerini tetikleyen (kısmen domino etkisi olarak tanımlayabileceğimiz) etkilerin yaşanmasıdır. Krizler ortak özellik içermelerine karşın; tamamı ayrı ve ünik (biricik) oluşumlardır. Ancak krizlerin tam olarak finans piyasalarında mı başladığı yoksa 344 Gelişmiş ve gelişmekte olan piyasalar ile gelişmemiş ve/veya gelişemeyen piyasalarda krizlerin nedenleri gibi etkileri de farklıdır. Aynı şekilde spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları da bu kapsamda son derece farklılıklar içerir. Krizin tetiklenmesi ve başlaması doğrudan spekülasyonu tetiklerken, gelişmekte olan piyasalarda spekülasyon daha yüksek volatilite oluşturur. Gelişemeyen piyasalarda ise spekülasyondan çok manipülasyon etkendir ki; yalnız finans piyasalarında değil OTC piyasalarda da bu durum her anlamda söz konusudur. 345 İfade olunduğu gibi manipülasyonlar ekonominin doğal evrimine müdahale anlamı taşımaktadır. Manipülasyonların ekonominin evrimine ve doğal gelişimine gerçekleştirilmiş müdahaleler olarak ayrıca analiz edilmeleri de gerekmektedir. 346 Kriz süreçlerinde özellikle kur, faiz, enflasyon, borsa ve borsada işlem gören şirket hisse senetleri fiyatları üzerinde ciddi ve birbirlerini tetikleyen hareketler oluştur. Hareketler bazen doğru yönde hareket ettikleri gibi bazen de farklı yönlerde hareket edebilmektedirler. Ancak krizlerin hepsinde ortak olan nokta özellikle küçük yatırımcıların panik ile birlikte zarar etmek pahasına tüm portföylerini boşaltmalarıdır. Özellikle profesyonel yatırımcılar ve yatırım fonları incelendiğinde bu gibi durumlarda profesyonel yatırımcının daha çok beklediği ve alım gerçekleştirdiği gözlemlenmektedir. Zira tüm krizlerde özellikle ciddi bir fırsat olanağı da bulunmaktadır. Özellikle 2008 Krizi nde C (City Bank) hisseleri benzer şekilde profesyonel yatırım şirketleri tarafından en dip seviyeden satın alınmıştır. 195

204 OTC piyasalarda mı başladığı sorusuna (da) net bir cevap vermek güçtür; zira her krizin tetiklenme süreci farklıdır. 347 Bununla birlikte krizlerin oluşumları kadar spekülasyon uygulamaları ve/veya manipülasyon uygulamaları ile birlikte başladığı ya da tetiklendiği mi yoksa spekülasyon ve/veya manipülasyon uygulamalarından bağımsız olarak gerçekleştiği mi cevap bulamamış araştırma konularıdır. 348 Ancak net olarak ortaya koymak gerekir ki serbest piyasa ekonomisi krizlerle birlikte başlamıştır. 349 Üstelik serbest piyasa ekonomisinde sanılanın aksine krizler piyasayı yeniden yapılandıran ve geliştirici etkenlerdir. Ancak krizlere ilişkin incelemede görülen en önemli ayrıntı krizlerin kaçınılmazlığıdır 350 ki krizleri engelleme düşüncesinin de bu noktada etkisiz kalmasının temel nedeni genel olarak budur. 351 Krizler piyasadaki yol ayrımları niteliğindedir. Ekonomik ilişkilerin dönüşüm süreci dahilinde dönüşüme ayak uyduramayan yapılar piyasanın gerisinde kalarak ilişkilerin yavaşlamasına hatta donmasına neden olmaktadır ve piyasadaki sirkülasyon tamamen, büyük oranda ve/veya kısmen durmaktadır. Bu durum piyasalarda kriz algısını oluşturmaktadır. Çoğu zaman krizler spekülasyon ve manipülasyonla ilişkilendirilir ve şiddetli spekülasyonların engellenmesi, manipülasyonların ise emsal ve örnek teşkil edecek cezalarla caydırılması öngörülür; ancak daha net ifade edildiğinde 347 Krizlerde etkili olan bir diğer önemli faktör de her anlamda krizin gerçekleştiği ve/veya etki ettiği ülkenin cari açık yapısı ve ödemeler dengesindeki bozukluktur. Net olarak incelendiğinde ve analiz edildiğinde ödemeler dengesindeki bozuklukların krizleri tetiklediği ve/veya mevcut krizlerin etkisini ve yapısını büyüttüğü görülmektedir. 348 Bu çalışmanın amacı krizlerin oluşum nedenlerini derinlikli açıklamalar ve teorilerle ortaya koyma ve/veya krizlerle spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları arasındaki bağlantıları ortaya koymak olmamakla birlikte konu doğrudan çalışmanın kapsamı dahilinde yer almaktadır. Kriz spekülasyon manipülasyon uygulamaları ve arasındaki ilişkilere sınırlı olarak değinilmekle birlikte tezin asıl konusu olan XXI. Yüzyıl Spekülasyon ve Manipülasyon uygulamalarına odaklanılmıştır. 349 Serbest piyasa ekonomisinin yüz yüze kaldığı ilk ciddi kriz 1873 Krizi dir ki bu kriz küresel bir etki yaratmış olması açısından da son derece önemlidir. 350 Dünya ekonomi tarihi derinlikli ve detaylı olarak analiz edildiğinde her ekonomik geçiş sürecinde katastrofik (yıkım gerçekleştiren) krizler oluşturduğu yönündedir. 351 Serbest piyasa ekonomisinin henüz tam olarak anlamadığı önemli düşüncelerden biri krizlerin olmaması gereken oluşumlar değil, olması gereken oluşumlar olmasıdır 196

205 krizleri engellemek amacı ile spekülasyonların doğal seyrinin engellenmesi ciddi anlamda piyasa evrimini olumsuz yönde etkiler. 352 Krizlere ilişkin somut örneklerin incelendiği bölümde de ifade edildiği üzere; krizlerin her birinin ardından yeni bir piyasa mekanizmasının oluştuğu görülmektedir; ki genelde söz konusu regülasyonlar kamu otoritesi tarafından gerçekleştirilen düzenlemelerle sağlanmıştır; ancak bununla birlikte kamu otoritesinin regülasyonları haricinde de piyasada mevcut ekonomik aktörlerin ve faktörlerin yapıları da kriz sonrasında dönüşmektedir. 353 Krizlerin etkileri ise tamamen piyasalardaki yapı ile doğrudan ilişkilidir. 354 Bir piyasada başlayan kriz; başladığı ve merkez olduğu piyasada daha az etki gösterirken; başka bir piyasada daha derin etkiler yaratabilmektedir. 355 Bu durum krizin yapısının; krizi oluşturan aktör ve merkezin dışında piyasa yapısı ve mekanizması ile de doğrudan ilişkili olmasıyla bağlantılıdır. XXI. Yüzyıl itibari ile dönüşen piyasa mekanizması başta finansal enstrümanlar ve otoriteler olmak üzere çok yönlü ve çok boyutlu, derin ve gittikçe derinleşen ve genişleyen bir yapıdadır; ancak piyasa derinleştikçe krizlerin etkileri de zayıflamakta ve aynı zamanda (duruma göre) derinleşmektedir de. Krizlerin etkileri daha çok piyasa mekanizması ile ne kadar etkili oldukları ile ilişkilidir. Bu 352 Ekonominin evrimi, (ekonominin evrim süreci) ayrıca üzerinde ciddiyetle çalışılması gereken bir konudur ve özellikle üzerinde çalışılmalıdır. Zira tüm faktör donanımları birleşenlerinin ekonominin evrimi ile ilişkili olarak ve birlikte analizi sonrasında; son derece ciddi bulgular elde edilecek; ekonominin yönü de tahmin edilebilecektir. Bu çalışmanın bir diğer önemli fonksiyonu da ekonominin genel işleyişine ve ekonominin evrimine yönelik ileriki çalışmalara temel oluşturmaktır. 353 Piyasa her bir krizden sonra farklı bir yapı ve ilişkiler sistemi oluşturmuştur. Bu yönü ile piyasa mekanizmasının evrimi kadar piyasa mekanizmasının yapısı ve işleyişi de analiz konusudur. 354 Bir piyasada gerçekleşen, oluşan ve yapılanan kriz tamamen o piyasanın özelliklerini yansıtır. Bununla birlikte söz konusu piyasa ile ilişkili krizin başlamasına müteakip, merkezden yayılan krizin diğer ekonomilere yansıması ile daha farklı etkiler doğurur ve piyasayı daha farklı etkiler. 355 Bu durum krizlerin rölatif (göreli) olma özelliği ile ilişkilidir. Krizin olup olmaması ve oluşup oluşmaması mutlak olmakla birlikte, krizin etkileri genel olarak rölatiftir. Kriz bir ekonomiyi ve/veya piyasayı son derece olumsuz etkilerken, bir diğer ekonomiyi ve/veya piyasayı olumlu etkileyebilir. Hatta aynı ekonomi ve/veya piyasa içerisindeki farklı aktörleri farklı derecelerde ve yönlerde etkileyebilir. Bu yönü ile krizlerin yapıları ve etkileri ayrıca ele alınmalıdır. 197

206 kapsamda krizlerin yapısı görecelilik gösterirken spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının yapıları da göreceli durum ve etkiye sahip olmaktadır. Ancak spekülasyonun etkileri daha çok yapıcı nitelik taşımaktadır. Özellikle ifade etmek gerekir ki; John Maynard KEYNES in spekülasyon güdüsü olarak tanımladığı güdü her anlamda ilerleme güdüsü ile aynı kökten beslenmektedir Spekülasyon; en genel ve basit tanımı ile herhangi bir emtianın ve/veya finansal enstrümanın daha sonra (önceden belirlenmiş bir fiyat seviyesinden) satılmak üzere ve kar amacı güdülerek belirli bir süre için belirlenmiş bir fiyat seviyesinden satın alınmasıdır. 356 Bu yönü ile bakıldığında söz konusu varlık belirli bir beklenti ile alınmıştır ve söz konusu beklentinin gerçekleşmesi beklenmektedir. Beklentiler ise piyasanın yönelimini belirlemektedir; ve daha da önemlisi spekülasyon piyasada finansal enstrümanın alınmasının temel nedenidir. Yani daha net ifade etmek gerekir ise spekülasyon olmasaydı finansal piyasalar olmayacaktı 357 Finansal piyasaların olmaması durumunda ise tüm Dünya da XVIII. Yüzyıl ile başlayan Endüstri Devrimi sonrasında yaşanan hızlı ilerleme gerçekleşemeyecekti. Zira 1. Bölüm olan Ekonomi Tarihi içerisinde ifade edildiği gibi XVIII. Yüzyıl üzerine inşa edilen XIX. Yüzyıl içerisinde oluşan finansal piyasalar küçük yatırımcının ekonomik sürece aktif olarak dahil olmasına yol açmış ve küçük yatırımcının tasarruflarının etkin biçimde yatırımlara dönüşmesini sağlamıştır. Bir anlamda serbest piyasa ekonomisine ciddi anlamda ivme kazandırmıştır. 356 Bu işlem açığa satış gibi bir işlemle, long ve/veya short pozisyon alarak ya da vadeli işlemlerde herhangi bir hedge fonun uygulaması ile de gerçekleştirilebilir. 357 Bu tespite spekülasyon güdüsü olmasa idi ticaret de olmazdı tespitini eklemek de mümkündür. 198

207 Daha iddialı bir görüş öne sürerek bu süreci şayet finans piyasaları olmasa ve bu denli bir gelişim göstermese idi, insanlık tarihinde bu denli hızlı ve etkili bir sıçrama gerçekleşemezdi ve şayet finans piyasalar oluşmasa idi Endüstri Devrimi bu denli gelişim gösteremezdi olarak tanımlamak yanış olmayacaktır. Zira finans piyasaların hızlı ve etkin gelişimi OTC piyasaların aynı hızda ve etkin gelişimi gerçekleştirmesinde ciddi anlamda etkin olmuştur. XIX. Yüzyıl ile birlikte başta demiryolları yatırımları olmak üzere, limanlar, elektrik santralleri, çimento ve çelik fabrikalarının kurulmasını sağlayan kaynak ne yeni gelişen endüstride ne de kamuda mevcut değildi. 358 Dönem içerisinde ekonomik sistem dahilinde yer alan çalışanların birikimlerinin bir araya gelerek tasarrufların birleştirilmesi ve yatırımları finanse etmesi; yatırımların çok daha büyük ölçekte ve etkin gerçekleştirilmiş olmasını sağlamıştır. Daha net ve sistemli ifade etmek gerekir ise; finans piyasaları Endüstri Devrimi nin tamamlayıcı olarak serbest piyasa ekonomisini ve insanlık tarihinin en önemli sıçramaların gerçekleştirdiği dönemi yapılandıran temel belirleyici etkinlik olmuştur; ki söz konusu piyasa (finans piyasaları) tamamen spekülasyon güdüsü üzerine inşa edilmiştir. Söz konusu güdü (spekülasyon güdüsü) temelde insanlık tarihi kadar eski bir uygulamanın/etkinliğin nedenleri arasında da yer almaktadır. Bu etkinlik ticaret tir. Neolitik Çağ içerisinde insanın yerleşik yaşama geçmesi ile birlikte tam olarak başlayan (ve sistematik bir hal alan) ticaret; bir emtianın üretildiği bölgeden, üreticiden (tekrar satmak amacı ile) belirli bir fiyata satın alınarak, 358 XVIII. Yüzyıl da büyük bankaların oluşumu özellikle bu konuda son derece önemlidir. Başta İngiltere de, Hollanda da ve Amerika Birleşik Devletleri nde yatırım bankaları oluşurken aynı dönemde Almanya da büyük ve kamu destekli bankalar oluşmaya başlamıştır. Bankaların dönem içerisinde yeni biçimlenen finans piyasalarına girmeye başlamaları ile birlikte finans piyasaları derinleşmeye başlamıştır. Ancak finans piyasalarının oluşumunda öncüler sigorta şirketleri olmuştur. Riskin elemine edilmeye çalışılması sigortacılık sektörünü oluşturmuş, sigortacılık sektörü de fon fazlasını değerlendirme amacı ile finans piyasalarının temellerini atmışlardır. Özellikle büyük bankaların finans piyasasına girmeleri ile birlikte şirketlerin tahvil ihraçları ve hisse senetlerinin alınıp satılması piyasayı geliştirmiş ve süreçte menkulleştirme hızlanarak devam etmiştir. Finans piyasalarının gelişimi ile birlikte küçük yatırımcıların da piyasaya girmesi toplumda finans piyasalarına katılım oluşturmaya başlamış ve özellikle XIX. Yüzyıl da finans piyasaları giderek derinleşmiştir. 199

208 üretilmediği bölgeye nakledilmesi ve orada talebin karşılanması üzere kar elde edilerek satılması anlamına gelmektedir. Finans piyasalarında da spekülasyon gerçekleştiren ve finansal enstrümanları talep edenler yine aynı güdü ile hareket etmişler ve bugün de XXI. Yüzyıl da finans piyasalarında aynı güdü ile hareket etmektedirler. Bu güdü ile hareket ederlerken aynı zamanda hem kendilerinde önce söz konusu finansal varlığı/enstrümanı satın alan ve daha sonra satanlardan talep etmekte ve aynı zamanda kendilerinden sonra söz konusu finansal enstrümanı kar elde etmek amacı ile talep edenlerle satarak sirkülasyonu sağlamaktadırlar. Bu durum piyasadaki döngüyü sağlamakla birlikte piyasanın sürekli gelişmesini ve genişlemesini de beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda söz konusu finansal enstrümanı satın alan kişiler; finansal enstrümanı temsil eden hakkı satan şirkete de hisse ve/veya tahvil yolu ile de kaynak sağlamaktadırlar. Endüstri Devrimi nin Batı uygarlığında başarılı olarak serbest piyasa ekonomisine dönüşmesi ve söz konusu serbest piyasa ekonomisinin de ciddi gelişmelere yol açmasının temel nedenlerinden bir tanesi de menkul kıymetleştirmenin yaşanmış olmasıdır. 359 Endüstri Devrimi bu yönü ile incelendiğinde Endüstri Devrimi ne konu olan başta matbaa, pusula, barut, kömür gibi araç ve materyallerden ilk kez Ortaçağ Avrupası nın yararlanmadığı, söz konusu araçların ve materyallerin çok daha önce Çin de ve uzak Asya da 359 Paranın kullanımı da analiz edildiğine özellikle banknot kullanımının da bir menkulleştirme olduğu açıktır. İlk banknotlar belirli bir altın varlığının kanıtı ve altın karşılığında (hamiline yazılı çek niteliği taşımak sureti ile) emisyonda sirkülasyona tabi kıymetli evraklardır. Bu kapsamda metal para kullanımı sonrasında kullanılan banknotların piyasada egemen bir ödeme aracı olması değerin genişlemesi ve parasal tabanın oluşmasını da sağlamıştır. Bu yönü ile incelendiğinde menkul kıymetleştirmenin (menkulleştirmenin) piyasada ciddi anlamda genişletici bir etki yaptığı açıktır. Para ekonomisinin ve finans piyasasının birlikte ilerlemesinin temel nedenlerinden bir tanesi de budur. 200

209 kullanılıyor olduğu fark edilecektir. 360 Ancak bu araçların kullanılmasının neden Çin de, Uzakdoğu da ya da Ortadoğu da daha önce bir Endüstri Devrimi ne yol açmadığı sorusunun cevabı verilememektedir. 361 Aslında bunun (Endüstri Devrimi nin Avrupa da oluşmuş olmasının) yalnız bir değil, birden çok ve çok daha karmaşık cevapları mevcuttur. Ancak daha yalın ve basitleştirerek ifade etmek gerekir ise söz konusu gelişmeler hiçbir zaman kar amacı elde etmek amacı ile devlet ve/veya bürokrasi haricinde bir kurum olan şirket ve/veya şirket benzeri bir yapı tarafından üretilmemiş ve kullanılmamıştır. Avrupa daki ilerlemeler kümülatif olarak incelendiğinde söz konusu ilerlemelerin parasal ilişkilere ve şirket in öncüsü olan ilk oluşumlara dayandığı görülmektedir. 362 Teknolojik gelişmeler belirli bir bürokratik ve/veya aristokratik sınıfın talebi ile bilabedel (bedelsiz) gerçekleştirilmiş çalışmalar ve ürünler değillerdir. 363 Her bir teknolojik gelişme piyasa ekonomisi içerisinde arz 360 Avrupa da Endüstri Devrimi öncesinde önemli dönüşümler gerçekleştiren teknolojik araçların daha önce Çin başta olmak üzere Uzakdoğu da kullanıldığı bilinmektedir. Bu yönü ile Endüstri Devrimi nin neden Avrupa da başladığı ve Çin de neden Endüstri Devrimi benzeri bir ilerlemenin gerçekleşmediği oldukça önemli bir sorudur. Bu açıdan bakıldığında Avrupa da ticaretin bir kapital (sermaye) birikimi oluşturmuş olması ve kapitalin (sermayenin) örgütlenerek ilk şirket benzeri organizasyonları oluşturmuş olması oldukça önemlidir. Oysa Çin de ve Avrupa dışında hemen hiçbir yerde ticaret olsa dahi örgütlü ve belirli bir organizasyon yapısına dayanan (şirketin öncüsü sayılabilecek) bir yapılanma ve örgütlenme söz konusu değildir. 361 Aslında bu konu ile ilgili ciddi araştırmalar mevcuttur; ancak daha net incelendiğinde ve analiz edildiğinde söz konusu araştırmalarda finans piyasasına ilişkin analizler genellikle incelenmemiş ve finans piyasasının gelişim süreci atlanmıştır. Çin bankacılık sisteminin gelişimi ve Çin de para ekonomisinin başlaması analiz edildiğinde bu konunun cevabı daha net verilebilecektir. Özellikle bankacılık mekanizmasının Ortaçağ Avrupası nda olduğu gibi risk kapitali (sermayesi) ile birleşmesi ciddi devinimler ve gelişmeler yaratmıştır. 362 Bu yönü ile bakıldığında şirket devletten sonra insanlık tarihinin tanımış olduğu en önemli kurumdur. Şirketin tüzel kişilik kazanmış olması ile birlikte devletin önüne ayrı bir tüzel kişilik ve güç olarak çıkması ile birlikte güç dengelerinde dönüşüm yaşamıştır. Temelde şirket ve devlet hemen hemen benzer işlevler amacı ile kurulmuşlardır. Belirli bir çıkar sağlama ve söz konusu çıkarı daim kılma. Ancak devletin çıkar ve (bir zümreye, sınıfa, bir gruba) çıkar sağlamaya yönelik amacı dönüşerek, kamu düzeni sağlama ya yönelik değişmiş, dönüşmüştür. Devletin kamu düzenine odaklanması ve sınıflar üstü bir amaca sahip olmaya başlaması şirketin önünü açmıştır. Şirketlerin sayısal olarak da fazla olması dikkate alındığında şirket mekanizmasının devletler arasındaki düşmanlık ve çatışma yerine rekabeti oluşturmuş olması ve şirketlerin birbirlerini beslemeleri, faaliyetlerin yeni piyasa alanları oluşturmaları ciddi anlamda dönüşümleri tetiklemiştir. 363 Antik Çağ dahil olmak üzere, diğer uygarlıklar incelendiğinde ve analiz edildiğinde önemli saptamalar gerçekleştirilecektir. Bu kapsamda son derece önemli olan gelişmelerin belirli bir artı 201

210 talep dengesi üzerinde gerçekleştirilmiştir ve gelişmeler piyasada rekabeti oluşturmuştur. Söz konusu teknolojik ürünlerin Avrupa da kullanımını bu yönü ile açıklamak gerekir ise; pusulanın gemicilere satılması ile belirli bir tüccar ve mekanik zanaatkarlar kar elde etmişlerdir. Pusulayı satın alan gemi filoları ise daha uzak ve deniz aşırı bölgelere açılmışlar bu durum beraberinde daha uzak kıyılarla, daha çeşitlenen ürün yelpazesi ile ticaret yapma olanağını getirmiştir. Daha geniş kıyılarla ve daha uzak bölgelerle ticaret yapılabilmesi için daha dayanıklı ve büyük kapasiteli gemilere ihtiyaç duyulmuştur ve bu ihtiyaç gemi inşa eden tersaneler tarafından karşılanmıştır. Daha büyük gemi inşa eden tersaneler birbirleri ile rekabet içerisine girmişler ve gemi yapımında kullanmak amacı ile daha etkili materyaller arayışına girmişlerdir; ki bu da çelik endüstrisi başta olmak üzere bir çok endüstrinin gelişmesini tetiklemiştir. Bu kapsamda sayılan tüm aşamalarda kar elde edilmiştir. 364 Ekonomik ilişkilerin gelişim sürecinde belirli oyuncular güç kazanırken belirli oyuncular güç kaybederler. Bir anlamda oyuncular arasındaki rekabet piyasada bir dönüşüm süreci yaratır ve rekabet ile birlikte dönüşüm gerçekleştiren piyasa yapısına adapte ve entegre olan oyuncular büyüme sağlarken, dönüşen piyasaya adapte olamayan ve entegre olamayan oyuncular piyasa dışına itilmeye başlarlar ve şayet evrimsel bir eğilim göstermezler ise tasfiye olurlar. 365 Bu durum daha sert koşullarda ve daha belirgin gerçekleştiğinde kriz olarak tanımlanan süreç başlar. Örneğin Ortaçağ da Ticaret Devrimi ile kapital (sermaye) birikiminin sağlanmasına karşın kapitalin (sermayenin) entegre değer yaratmış olmasıdır. Her bir gelişmenin ve teknolojik ilerlemenin yeni piyasalar oluşturma ve yeni aktörlere alan açma olanağı ilerlemenin öncül koşuludur. 364 Gerçekten de para sirkülasyonun daha fazla ve daha hızlı gerçekleştiği toplumlarda daha ciddi bir ilerleme görülmektedir. Para ekonomisinin gelişmişliği ile ekonominin gelişmesi iç içedir. Ekonominin gelişimi ile krizlerin derinliği de aynı oranda ilişkilidir. Ekonomi ne kadar hızlı gelişmekte ise o derece derin krizler oluşmaktadır. Ancak ekonomi ne oranda hızlı ve sağlıklı büyüyor ise teknoloji ve kurumlar da aynı hızla gelişmektedir. 365 Piyasanın yapısal dönüşüm sürecinin bu kapsamda Joseph SCHUMPETER in yaratıcı yıkım teorisi ile açıklanması en doğru açıklama olacaktır. Zira XXI. Yüzyıl ile birlikte mücadele alanı devletler ve devlet mekanizması değil doğrudan şirketler ve serbest piyasa mekanizmasıdır. 202

211 olabileceği (finans piyasaları benzeri) bir mekanizme olmaması nedeni le XIV. Yüzyıl da faizlerde ve verimlilikte ciddi bir azalma gerçekleşmiştir. 366 Dönem içerisinde etkin olan salgın hastalıklar ve vebanın da etkisi ile ciddi kitlesel ölümler yaşanmış ve dönemin en önemli faktör donanımı birleşeni olan emek ciddi anlamda kıtlaşmıştır. 367 Ancak teknoloji üzerinde XVIII. Yüzyıl a benzer bir baskı gerçekleşememiş, gerçekleşen baskı yalnız su gücünden yararlanılan makinelerin belirli oranlarda geliştirilmesi ile sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte XV. Yüzyıl sonrasında İspanya ve Portekiz in üretkenlik ve verimlilik olmaksızın Amerika dan yağma ile edindikleri altın ve gümüş, üretilen toplam ürün miktarının aynı kalması nedeni ile ciddi anlamda enflasyon dalgasına yol açmıştır. Dönem içerisinde artan enflasyon İspanya nın iflasına ve gücünü yitirmesine neden olmuştur. Kapitalizm öncesi Prekapitalist süreçteki örneklerin kanıtladığı üzere krizler her zaman için eski sistemin tasfiyesi ve yeni sistemin koşullarını oluşturan alt yapıyı hazırlayan süreçler olmuşlardır. 368 Elbette aynı durum manipülasyon uygulamaları için geçerli değildir. Zaten Prekapitalist üretim süreci öncesinde ve XVIII. Yüzyıl öncesinde manipülasyon uygulaması da görülmemektedir Krizi manipülasyon nedeni ile oluşan bir kriz olmamakla birlikte; daha önceki süreçlerde başta South Sea Company olmak üzere manipülasyon uygulamaları gerçekleşmiştir. Ancak söz konuş manipülasyonun yol açtığı kriz daha sonra piyasanın yapılanması ve şirket yapılarının kamu tarafından denetlenmesi gibi regülatör uygulamaları da beraberinde getirmiştir. Daha açık ifade etmek gerekir ise manipülasyon bir paniğe ve krize yol açmış; krizin ardından piyasanın regülasyonu gerçekleşmiştir. 366 Ekonomi tarihi içerisinde Avrupa da XIV. Yüzyıl incelendiğinde faizlerin fiyatların yükseldiği durumlarda yani enflasyon ortamında da düşme eğiliminde olduğu görülmektedir. 367 Emek üzerinde gerçekleşen baskı Avrupa da ilerleyen süreçte kadının ekonomik hayata entegre olmasına neden olmuştur; ki bu durum birey bilincinin oluşmasına neden olmuştur. Her bireyin otonom olması ile birlikte toplum birey ilişkileri de ciddi anlamda derinleşmiş ve yeniden yapılanmıştır. 368 Bu yönü ile ekonomik krizlerin ayrıca incelenmeleri oldukça önemlidir ve ekonominin evrimine ilişkin ciddi bilgi sahibi olunmasını sağlayacaktır. 203

212 Bu kapsmada spekülasyon ve manipülasyon karşılaştırıldığında spekülasyonun doğal bir uygulama olmakla birlikte, zaman zaman krizlere zemin hazırlasa da piyasayı geliştirici ve dönüşümü tetikleyici bir yapısı mevcuttur; ancak manipülasyon piyasada bozucu ve piyasa regülasyonunu olumsuz etkileyecek etkiler yaratmaktadır. Daha net bir ifade ile spekülasyon doğal bir uygulama iken, manipülasyon doğal bir uygulama değildir. Ancak manipülasyonun göreli özellikleri olmamakla birlikte spekülasyonun göreli özellikleri de mevcuttur. Temel olarak bakıldığında bir piyasada spekülasyon etkisi yaratan uygulama daha sığı bir piyasada manipülasyon etkisi yaratabilmektedir. 369 Ancak söz konusu uygulamanın spekülasyon ve/veya manipülasyon olarak tanımlanabilmesi için söz konusu işlemin özelliklerinin analiz edilmesi gerekmektedir. Son derece ince çizgilerle ayrılan spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarında ise ayrımın temel belirleyicisi hukuksal kurallar ve işlemin yapısıdır. 370 Ancak başta kriz olmak üzere spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının öncelikle kendi içlerinde tanımlanması gerekmektedir. Kriz; Krizler teknik tanımları ve aktüeryal 371 açıklamaları ile temelde riskin bir türevi ve/veya aynı zamanda sonucudur. Risk mevcut tüm olasılıklar dahilinde yer alan, negatif yapıya sahip bir olasılığın (ya da negatif olasılıklar bütününün) 369 Spekülasyon ve manipülasyon arasında son derece ince çizgiler mevcuttur. 370 Şayet işlem herhangi bir gerçeğe aykırı uygulama olmaksızın gerçekleştiriliyor ise söz konusu işlem spekülasyon dahilinde yer almaktadır. Ancak söz konusu işlem gerçeğe aykırı unsurlar içeriyor ise söz konusu işlem manipülasyon özelliğine sahiptir. 371 Aktüerya: Risk mühendisliği, risk analizi, risk yönetimi. Aktüerya olarak tanımlanan risk yönetimi ve/veya risk mühendisliği XVIII. Yüzyıl dahilinde Avrupa da ciddi bir gelişim göstermiştir. İlk olarak sigorta şirketlerinin kurulması ile birlikte oluşan bu bilim dalı ekonomi, matematik, istatistik ve ekonometri karışımı bir bilim haline gelmeye başlamıştır. Bununla birlikte riskin ölçümlenmesi finans piyasalarında en önemli yatırımcılar olan ve bir anlamda finans piyasalarının oluşumunu sağlayan sigorta şirketlerinin yatırım ve portföy yönetim mekanizmaları geliştirmelerinin de önünü açmıştır. Görüldüğü üzere kapital (sermaye) piyasalarının oluşumu kazanç ve kayıp olasılıkları hemen bir çok icat ve keşfin öncüsü olmuştur. 204

213 gerçekleşme olasılığıdır. 372 Kriz ise negatif olasılığın ya da olasılık dahilinde yer almayan bir negatif durumun gerçekleşmiş olması durumudur. Genel olarak piyasa tarafından kabul olunan kriz olumsuz olasılıkların gerçekleşmiş olma durumu dur. 373 Bu yönü ile bakıldığında birçok krizin (başta 1929 Krizi olmak üzere) önceden tahmin edilmemiş olması krizin olasılık dahilinde olmayan risklerin türevleri oldukları inancını pekiştirmektedir. 374 Ancak krizler aslında yaşanmadan önce belirli indikatörler ile saptanabilecek oluşumlardır ve belirli risklerin sonuçları olmakla birlikte belirli dönüşümlerin ve değişimlerin de sonuçlarıdır. 375 Krizler 2008 örneğinde olduğu gibi istenmeyen ve kaçınılan durumlar olmakla birlikte; aynı zamanda korkulan ve olmaması için önlemler alınan durumlardır. Söz konusu önlemler kimi zaman öyle boyutlara ulaşır ki; krizlerden korunmak amacı ile piyasada ciddi ve baskıcı kamu uygulamaları gerçekleştirilir Daha özetle risk; aslında olasılığın olasılığıdır. 373 Krizler fiyatların düştüğü deflasyonist bir ortam ve baskı oluştururken enflasyonist bir baskı da oluşturabilir. Bu nedenle krizlerin mutlak ve tüm krizleri tanımlayan bir tanımı mevcut değildir. 374 Riskler bu yönü ile sistematik riskler ve sistematik olmayan riskler olarak tanımlanmaktadırlar. Ancak bu tip bir taksonomi (sınıflandırma) genel olarak yetersizdir. Riskin internal (içsel) external (dışsal) bir risk olup olmadığı, ilişkili (başka riskleri tetikleyecek yapıda) veya izole (başka riskleri tetiklemeyecek ve kendi etkisi ile sınırlı kalacak) bir yapıda olup olmadığı gibi yönlerle de sınıflandırılmalıdır. Ancak genel olarak 1639 itibari ile başlayan ve ekonomi literatüründe tulipmania olarak tanımlanan Amsterdam Lale Borsası Krizi de dahil olmak üzere 1929 Krizi nden (Büyük Depresyon olarak tanımlanan krizden) 2008 Krizi ne kadar tüm krizlerde büyük bir şişme görülmektedir. Söz konusu şişme ve aşırı genişleme piyasalar tarafından hemen hiçbir zaman risk olarak algılanmamıştır. Ancak krizler mevcut şişmenin piyasa tarafından cevaplanamaması ve taşınamaması sonucunda oluşmuşlardır. 375 En temel anlamı ile krizlerin net olarak ortaya konması ve krizlerin anatomisinin üzerinde çalışılması her bir krizin aslında finans piyasası olmak üzere piyasayı daha güçlü ve daha esnek hale getirdiği net olarak anlaşılacaktır. Ancak krizlerde aktörler arasında ciddi bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. 376 II. Dünya Savaşı ( ) sonrasında Batı Almanya da işsizliğin gerçekleşmemesi amacı ile işten çıkartmak bilinçli olarak son derece zor ve maliyetli bir yapıya dönüştürülmüştür. Bu dönem özellikle 1960 lı yıllarda Batı Almanya nın rekabet gücünü ciddi anlamda yıpratmıştır. Avrupa nın obsesif sayılabilecek Sosyalist uygulamaları ciddi anlamda verimlilik ve serbest piyasa üzerinde baskı yaratmıştır. 205

214 Krizlerden korunmak amacı ile aşırı korumacı önlemler almak ve rekabet ortamını bozmak ise daha ciddi kronik sorunlar yaşanmasına neden olur. 377 Kriz riskinin her zaman bulunmasına karşın krizlerin genel olarak öngörülememiş olmaları ve krizlerin daha çok öngörülemeyen nedenlerden ve öngörülemeyen dönemlerde oluşması ise piyasalara dair ciddi bir realitedir. 378 Söz konusu realite başta hükümetler ve bürokrasi olmak üzere korkulan bir realiteyi teşkil eder. Bununla birlikte krizlerin ciddi anlamda olumlu etkileri de mevcuttur ki; çoğu zaman krizlerin olumlu etkileri başta kamu otoritesi (hükümetler ve bürokrasi) tarafından algılanamaz, ancak krizler piyasanın yenilenmesi ve yapılanması ile ilgili önemli sürelerdir. Krizlerin oluşturduğu yıkım piyasalarda her zaman için zayıf ve güçsüz oyuncuları eleyerek yeni bir ekonomik ilişki örgütlenmesini gerekli kılan koşulları oluşturur; ki söz konusu koşullar genelde (hemen her zaman) yeni teknolojilerin gelişmesini tetikler. Örnek vermek gerekir ise; XVIII. Yüzyıl da İngiltere de iş gücü maliyetlerinin hızlı artışı ve kölelik sisteminin kaldırılmış olması ücretler üzerinde pozitif yönlü baskı yapmış ve iş gücü maliyetleri Avrupa ortalamasının üzerine çıkmıştır. İngiliz dokumacılık sektörü başta olmak üzere makineleşme verimlilik açısından daha önemli bir uygulama haline gelmiş ve makine yatırımları işçi istihdam etmekten daha avantajlı, verimli ve ucuz yatırımlar haline gelmiştir ve girişimci mühendislerin üretimleri için bir noktada doğal bir teşvik oluşturmuştur. Emek kıtlığı teknolojinin gelişimini tetiklemiş ve buharlı makinelerin kullanımı yaygınlaşmıştır. 377 Bu konuda İngiltere de ve Fransa da II. Dünya Savaşı ( ) sonrası uygulanan politikalar örnek olarak verilebilir. Özellikle Fransız ekonomisi giderek rekabetçi yapısını kaybetmektedir. Fransız endüstrisinin hemen tek başarılı olduğu sektörler kozmetik ve kısmen ucuz otomobildir; ki özellikle Çin in gelişmesi ile birlikte başta kauçuk endüstrisi olmak üzere otomotiv ve mekanik endüstrisinde ciddi anlamda maliyet sorunu oluşmaktadır. 378 Piyasa realiteleri genel olarak net gibi görünse de; piyasa içerisindeki her bir oyuncunun kendi algısı ve kendi realitesi mevcuttur. Bu nedeni ile piyasa realitesi de kimi zaman mutlak olmaktan çıkar rölatif bir hal alır. 206

215 İngiltere de buharlı makinelerin yaygınlaşması buharlı makine üreten mühendislik gruplarının şirketleşmesine neden olmuş ve buharlı makine geliştiren şirketler arasında rekabet oluşarak Necomen buharlı makinesi ve akabinde Watt buharlı makinesine giden süreç açılmış ve İngiltere de Endüstri Devrimi giderek artan teknoloji talebi çerçevesinde gerçekleşmiştir. Konunun krizlere yönelik daha net açıklaması için doğrudan krizlerle ilgili bir örnek verilmesi gerekir ise; Türkiye den bir örnek verilmesi uygun olacaktır. Hatta bu konuda kronolojik olarak birden çok örnek verilebilir. Özellikle 1960 da 27 Mayıs Devrimi sonrasında gerçekleştirilen merkezi planlamanın; ekonomide ciddi bir ilerleme gerçekleştirmediği, ithal ikameci politikaların benimsenmesi ile ekonomide ciddi sorunların oluştuğu ve ihracata dayalı kalkınma uygulamasının Kore de daha verimli sonuçlar elde ettiği 1970 li yıllarla birlikte kavranmış; ancak dengeli kalkınma modelinin uygulanmasından vazgeçilerek serbest piyasa ekonomisine geçilememiştir. Serbest piyasa ekonomisine geçilememesinin temel nedenleri giderek artan enflasyon ve rekabet gücünün ithal ikameci politikaları bağlı uygulamalar nedeni ile gelişmemiş olmasıdır. Dönem içerisinde ithal ikameci yaklaşımların gereken üretim kapasitesi ve ilerlemeyi oluşturmadığı görülmüştür. Hatta sürekli dar ve sığ bir piyasada devinen ekonominin gelişmek bir yana daralma oluşturduğu da gözlemlenmiş ve daha sonra 24 Ocak kararlarını gerektiren krizler ve kronik enflasyon dalgası oluşturduğu süreçte, Türkiye 1980 sonrasında liberal ekonomiye yönelmiştir. Ancak 24 Ocak kararları sert ve keskin geçişleri gerekli kılmıştır. Türkiye nin dışa açık ekonomiye yönelmesi ve ihracatı teşvik etmesi ülkede piyasayı geliştirmiş ve arasında ciddi bir kalkınma süreci oluşturmuştur. Türkiye den yakın tarihe dair verilmesi gereken bir diğer önemli örnek de 2001 Krizi ve sonrasıdır Krizi nin temel nedeni ülkedeki ödemeler dengesi bozukluğu, kronik enflasyon sorunsalı ve enflasyona dayalı yüksek faizin piyasada ciddi kırılganlık yaratmasıdır. Bu durum Türkiye de 2001 de özellikle ödemeler dengesindeki bozulma ile birlikte yabancı kapital (sermaye) çıkışını ciddi anlamda 207

216 hızlandırmış ve başta işlevsizleşmiş bankacılık sektörü olmak üzere bankacılık ve finans mekanizmasını paralize etmiştir Krizi sonrasında hükümetin (iktidarı kaybetmek pahasına) uyguladığı kararlı politikalar sonrasında Türk bankacılık sistemi yeniden yapılandırılmış ve yapısal regülasyonlar gerçekleştirilmiştir. Başta serbest dalgalı kur olmak üzere Kapitalizm le uyumlu ve entegre bir ekonomik sistem oluşturulmuş, TCMB nin kamu finansman kaynağı olarak kullanılmasından kaynaklanan aşırı para basma ve emisyonu kontrolsüz genişletme uygulamasına son verilerek TCMB nin bağımsızlığı sağlanmıştır Krizi sonrasında Türk bankacılık sektörü ve finansal piyasalardaki regülasyonlar ciddi sonuçlar vermiştir. Süreç içerisinde serbest piyasa ekonomisi içerisinde bankacılık işlevlerini yerine getiremeyecek olan bankaların varlıkları son bulmuştur. 379 Aynı zamanda başta BDDK oluşturulmuş, SPK nın yapısı güçlendirilmiş ve TCMB bağımsız hale getirilerek daha profesyonel bir ekonomi politikası uygulamaya konulmuştur. 380 Krizlerle ilgili en önemli realite krizlerin aslında sisteme yönelik yapısal dönüşümler olmasıdır. Zira her ne kadar krizler risk türevleri ve olumsuz sorunsalları birleşimleri olarak tanımlansalar da sistemin yenilenmesini sağlayan önemli, sert ve keskin dönüşüm süreçleridir. Bu konuda önemle belirtmek gerekir ki Kapitalizm in içerisinde kronik olarak (sürekli tekrarlanan) krizleri barındırdığı yönündeki Marksist (ve klasik Sosyalist) eleştiriler Kapitalizm in yapısal özelliklerini ve dinamiklerini açıklayamamaktadır Krizi Türkiye için son derece yıkıcı olmakla birlikte; oldukça önemli yapısal dönüşümleri de beraberinde getirmiştir. Öncelikle Türkiye nin 1960 lı yıllarla birlikte başlayan ve tamamen (Klasik Sosyalist anlayışa dayanan) merkezi planlama anlayışı ile biçimlenen ekonomi uygulamalarının bir sonucu olan kronik enflasyon sorunu çözümlenme sürecine girmiştir. Bugün 2013 itibari ile Türkiye nin kronik enflasyon sorunsalı tam olarak çözülmese de ve (reel olarak) tek haneli rakamlara indirgenemese de kısmen iyileşme gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte liberalizasyonun ve serbest piyasa ile bütünleşme süecinin önündeki önemli engellerden biri olan sabit kur politikası uygulanması (da) terk edilmiştir. 380 Dönem içerisinde her ne kadar 2001 Krizi Türkiye ekonomisinin kronik sorunsalları temelli olarak gerçekleşmiş ise de; devalüasyonun yapılış biçimi şaibelidir ve son derece ciddi bir tartışma konusudur. Bu kapsamda dönemim TCMB başkanı Gazi ERÇEL in yargılanması gerekmektedir. 208

217 Hatta bu konuda getirilen eleştirilerin büyük bölümü serbest piyasa ekonomisi kültürünün tam olarak kavranamamış ve anlaşılamamış olmasından kaynaklanmaktadır. 381 Durgun, durağan ve dönüşümü gerçekleşmeyen ekonomilerde doğal üretim sorunsalları (kıtlık, kaynak yetersizliği, vs.) haricinde belirli bir kriz olmayacaktır. Ancak krizlerin olmadığı bir sistem aynı zamanda dönüşüm yaşanmadığı ve/veya son derece yavaş yaşandığı bir sistemdir. Bu yönü ile ele alındığında Feodalizm sürecinde; Endüstri Devrimi ne kadar kıtlıklar, savaşlar ve doğal afetler haricinde ekonomik krizlerin yaşanmaması Feodalizm in daha sistemli bir ekonomik yapı olmasından değil, daha statik olmasından kaynaklanır. 382 Krizlerin; küresel ekonomideki 383 konumu giderek daha belirgin ve daha farklı bir konuma sahip olmaya başlamaktadır. Özellikle 2008 sonrasında olduğu 381 Serbest piyasa ekonomisini eleştiren yaklaşımların büyük bir bölümü ideolojik olmakla birlikte bilimsellikten yoksundur. Daha çok romantik Marksist düşüncelerden etkilenen Sosyalist görüşler istatistiksel verileri ve sayısal analizleri çok fazla yorumlamayarak daha çok ideolojik temelli yaklaşımlarda bulunurlar. Ancak serbest piyasa ekonomisini uygulamalarını ve yapısını eleştiren ve bilimsel çalışmalar gerçekleştiren (özellikle Poul KRUGMAN ve Stanley FISHER gibi bilim adamları başta olmak üzere) ilgili analistlerin eleştirilerinin hemen tamamı sisteme haklı eleştiriler yöneltmektedirler. 382 Başta Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olmak üzere Yugoslavya ve Çin Halk Cumhuriyeti analiz edildiğinde durum daha net anlaşılacaktır. Krizlerin salt Kapitalizm e ait ve Kapitalizm in yetersizliğinden kaynaklandığı yönündeki eleştirilere karşın Komünizm dahilindeki ülkeler krizleri aşamamışladır. Devlet kontrolü serbest girişimciliği engellerken sürekli düşen verimlilik nedeni ile sürekli sorunlar yaşamaya başlamıştır. Sovyetler Birliği zengin petrol, doğal gaz ve doğal kaynaklar ve rezervlere karşı sürekli düşen verimlilik ve artan maliyetler ile mücadele edememiştir. Daha ciddi bir sorun olmakla birlikte halkın ülkedeki sistemden memnuniyetsizliği hat safhaya ulaşmış ve ülkeden kaçışları engellemek için totaliter önlemlere başvurulmuştur. Sistem tüm köhneleşmeye karşın 1950 sonrasında belirli müdahaleler ile yaşayabilirken 1991 itibari ile büyük bir çöküş yaşamıştır. Benzer bir süreci 1960 lı yıllarda yaşayan Çin Halk Cumhuriyeti sistemi dönüştürerek serbest piyasa ekonomisine entegre olmak zorunda kalmıştır. 383 XXI. Yüzyıl itibari ile küresel ekonomi ciddi bir dönüşüm süreci yaşamaktadır. Özellikle 1991 sonrasında serbest piyasa ekonomisine dahil olan Rusya ve Çin alışılmış serbest piyasa ekonomisi yapısı içerisinde farklı modeller oluşturmaktadır. Ancak Kapitalizm in farklı versiyonları oyuna dahil olduğu sürece piyasa ekonomisi model ve yapı değiştirerek de olsa gelişmeye devam etmektedir. Bununla birlikte serbest piyasa ekonomisi içerisindeki en önemli problem Kapitalizm ile yeni tanışan eski Komünist ülkelerin yapısal sorunsallarıdır. Zira bürokratik yapı, feodal kültür ve eski Komünist zihniyetin hakimiyeti ciddi yapısal sorunları beraberinde getirmektedir. Özellikle korumacı politikalar rekabet yapısını ciddi anlamda negatif etkilerken diğer önemli bir unsur da bürokrasinin girişimcilik ve serbest piyasa önündeki engelleri ile yolsuzluk ile mülkiyet ilişkilerindeki yapıdır. 209

218 gibi piyasadaki toksik nitelikli finansal enstrümanlar piyasadan çekilirken aynı zamanda piyasadaki oyuncular da dönüşen piyasaya adapte olmak durumunda kalmışlardır. Ancak krizlerin etkileri kamu regülasyonu ile aşılmaya çalışılsa da korumacılığın uç uygulamaları piyasadan tasfiye olması gereken oyuncuları desteklemektedir. Krizlerin spekülasyon ve manipülasyonla ilişkileri ise daha çok iki yönlüdür. İlki krizlerin spekülasyon ve manipülasyon sonucunda oluşumudur, ikincisi ise krizlerin oluşumu sonrasında spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının gerçekleşmesidir. Her ikisi de iç içe ve birbirleri ile ilişkilidir Krizi; banka hisselerinde manipülasyon gerçekleştirilmiş olduğunu ve bankacılık ve konut kredilerinde gerçeği yansıtmayan raporların (üstelik saygın olarak kabul edilen kredi derecelendirme kuruluşları tarafından) verildiğini göstermiştir. Bilançoların hemen tamamının üzerinde oynamaların gerçekleştirilmiş olduğu ve şirketlerin reel mali durumlarını yansıtmadığı ise kriz sonrasında ayrıca anlaşılan önemli durumlar arasında yer almaktadır. Ancak realitede sorulması gereken krizi oluşturan temel nedenin mortgage kredilerinin geri ödenememesi mi, mortgage kredilerinin geri ödenememekte olmasına karşın sistemin makyajlanmış (gerçeği yansıtmayan) bilanço ve finansal tablolarla devam ettirilmesi mi; yoksa kredilerdeki aşırı şişme mi olduğu sorusu ayrıca sorulması gereken bir konudur. 384 Ancak üzerinde önemle durmak gerekir ki; herhangi bir krizin yalnız bir nedeni olmamakla birlikte kriz dönemlerinde gerçekleşen spekülasyonların ve/veya manipülasyonların çöküşün ana nedeni olmaktan çok; zaten çökmeye meyilli bir yapının çöküş sürecinin tetiklenmesi özellikleri mevcuttur. Krizlerin önemli özelliklerinden bir tanesi de likidite varlığı ile ilişkili olmalarıdır. Kriz dönemlerine dair gerçekleştirilen analizlerde kriz öncesinde likiditenin ya bollaştığı ya da likiditenin azaldığı gözlemlenmektedir. Likiditedeki dengesizlik krizlerin nedenleri arasında yer aldığı gibi krizlerin göstergeleri arasında da yer almaktadır. Özellikle piyasadaki likiditenin sistematik bir çekilme 384 Aslında seçeneklerin hepsi krizi oluşturan nedenlerin birleşenleri arasında yer almaktadır. 210

219 gösterdiği ve/veya başka bir piyasaya akmaya başladığı süreçlerde daha çok panik temelli short pozisyonlar piyasaya hakim olmaktadır. Ancak likidite ilgili önemli ve daha çok incelenmeyen bir konu da likiditenin kaynağıdır. Piyasada birden artan likiditenin kaynağı genel olarak sorgulanmaz. Bu gibi dönemlerde fiyatların yukarı çekilmesi genel olarak olumlu karşılanırken, likiditenin tam olarak nereden geldiği ve/veya kaynağı sorulmayan sorular arasındadır. Kriz dönemlerinde piyasada sirkülasyon oluşturan likidite yapısının bir diğer önemli özelliği de belirli bir trend izlemesi ya da daha önce oluşan bir trendi takip etmesidir. Ancak likiditenin çekildiği ya da piyasaya tekrar girdiği dönemlerde ani trend kırılmaları gerçekleşir ki; trend kırılmaları çok sert olduğunda ve likidite hareketi kart topu etkisi gerçekleştirdiğinde piyasada krizler tetiklenir. Kriz dönemleri başta olmak üzere likiditenin kontrol edilememesi finans piyasalarının gelişimi ile de yakından ilişkilidir. Dünya bankacılık sisteminin finans piyasalarına hakim olması likiditeye daha hızlı ve daha etkili bir yapı kazandırmakla birlikte kaynağın sorgulanmasının da önüne geçmektedir. 385 Özellikle uluslararası finans hareketlerinin liberalleştiği ve uluslararası para ve kapital (sermaye) hareketlerinin önünde herhangi bir engel olmadığı dikkate alındığında kaynağı belirlenmeyen bir likiditenin ülkeye rahatlıkla girmesi piyasadaki yapıyı ciddi anlamda etkilemektedir. Bu kapsmada bankacılık sisteminin yapısı ayrıca önem kazanmaktadır. Offshore bankacılık olarak tanımlanan ve daha çok kıyı bankacılığı olarak Türkçe ye çevrilen; ancak temelde kaynağı belli olmayan ve vergiden muaf likiditeyi yöneten bankacılık yapısının Dünya finans piyasasında önemli bir yere sahip olması krizlerin oluşumlarında giderek etken bir rol üstlenmektedir Bir çok ülke piyasaya likidite girişini teşvik etme politikası izlemekte olup, 1980 sonrasında likidite kaynağının sorgulanması uygulanmayan bir prosedür halini almıştır. 386 Paranın miktar yapısı ve parasal tabanın yapısı bu gibi durumlarda ciddi dengesizlikler yaşamakta bu durumda başta kur dengeleri olmak üzere faiz yapısında ve kısa vadeli enstrümanlarda ciddi dengesizlikler yaşanmaktadır. 211

220 Son gerçekleştirilen araştırmalar offshore bankacılık hesaplarında yaklaşık $ ,00 (kırk trilyon USD) civarında bir likiditenin bulunduğunu göstermektedir. Araştırmanın bir diğer önemli soncu da offshore bankacılık yapısının giderek büyüdüğüdür. Offshore hesaplardaki likiditenin sürekli genişlemesi bankacılık sisteminin genişlemesinden ayrışmış durumdadır. Kayıtlı bankacılık ve offshore bankacılık aynı hızla büyümemektedir lerde yalnız Panama, Hong Kong, Singapur ve Jersey gibi merkezlerde bulunan offshore bankacılık merkezlerinin giderek yaygınlaşması ve hesaplardaki likiditenin Dünya GDP yapısı ve büyüme oranları ile finans piyasalarındaki likidite miktarlarındaki artış oranlarından çok daha hızlı artmakta olması ciddi bir ayrışma sürecini oluşturmaktadır. Daha net ifade etmek gerekir ise 1929 Krizi nden itibaren analiz edildiğinde tüm Dünya daki GDP yapısı bankacılıktan daha yavaş büyümektedir. Üstelik 2008 Krizi sonrasında gerçekleştirilen küresel parasal genişleme de dikkate alındığında parasal genişleme GDP genişlemesi ve reel sektör büyümesi ile aynı oranda değil, reelden çok daha yüksek bir hızda ve oranda gerçekleşmiştir. Tüm bu durum tüm 2012 rakamları ile ele alındığında durum daha net ortaya çıkmaktadır. Dünya GDP yapısının $ ,00 (yetmiş trilyon Dolar) olduğu hesaplanmaktadır. Ancak tüm Dünya da mevcut offshore hesaplardaki likidite yaklaşık $ ,00 (kırk trilyon Dolar) civarındadır. Bu durum giderek dengesizleşmektedir. GDP ve offshore hesaplardaki genişleme oranları incelendiğinde Dünya daki offshore hesaplarda mevcut likidite yapısının 2017 gibi tüm Dünya GDP yapısını geçeceği nettir. 387 Bununla birlikte bu durum; yani GDP yapısındaki dengesizlikler piyasalar arası tüketim hacmi ve tüketim eğilimlerini de etkilemekte olması nedeni ile özellikle gelişim gösteremeyen piyasaların negatif ayrışma yaşamasına neden 387 Offshore hesaplardaki likidite yapısının ve boyutunun 2017 sonu itibari ile Dünya GDP yapısını geçeceği tahmini tamamen kişisel ve şahsım tarafından gerçekleştirilen bir tahmindir. 212

221 olmakta ve serbest piyasa ekonomisi dahilinde bir dışlanma yaratılmasını sağlamaktadır. Bu durum da gelişmiş ve gelişmekte olan piyasaların kendi krizleri olur iken gelişemeyen piyasaların da kendi krizlerinin olmasına neden olmaktadır. Diğer önemli bir tutarsızlık ise Dünya finansal piyasalarındaki genişlemenin Dünya reel sektöründeki genişleme ve büyüme ile tutarsız bir yapıya sahip olmasıdır. 388 Dünya daki reel üretim yıllık bazda (bölgeler arası değişim göz önüne alındığında) yıllık % -1,00 (yüzde eksi bir) - %10,00 (yüzde on) arası ilerlerken 389 finansal piyasalardaki ilerleme ve büyüme çok daha hızlı gerçekleşmektedir. Kapitalizmin yaşadığı ve çalışma içerisinde incelenen krizler kronolojik olarak incelendiğinde ve karşılaştırıldığında, kriz dönemlerinin konjonktürel spekülasyon ve/veya manipülasyon uygulamaları nedeni ile değil yapısal sorunsallar nedeni ile yaşandığı gözlemlenmektedir. Bu kapsamda Lale Borsası Krizi 390 ele alındığında söz konusu krizin nedeninin spekülasyonun kendisi gibi görünmesine karşın asında piyasa yapısının kendisi olduğu görünmektedir. Zira 388 Her ne kadar Dünya finansal piyasaları ve Dünya reel sektörü terimleri kullanılmış ise de burada daha çok gelişmiş ve gelişmekte olan piyasaların öne çıkanları vurgulanmıştır. Özellikle ifade etmek gerekir ki; gelişmekte olan birçok ülkede finansal piyasalar son derece sığı durumdadır. Özellikle Kapitalizm e entegre olamayan ve Liberal ekonomiyi içselleştiremeyen ekonomilerde başta kur sistemi, kur yapısı Merkez Bankası uygulamaları, OMO (açık piyasa işlemleri) olmak üzere birçok yapı ciddi anlamda oturmamıştır. Gerekli hukuksal düzenlemelerin olmaması ve alt yapının olmaması da dikkate alındığında bugün tüm finansal ve OTC piyasalar daha çok Kuzey Amerika, Kısmen Latin Amerika da Meksika, Brezilya ve Arjantin, Avrupa da İngiltere, Hollanda, Almanya, Fransa ve İtalya ile Türkiye ve Rusya iken Uzakdoğu da Japonya, Hong Kong, Singapur ve kısmen Çin dir. Özellikle Afrika ve Ortadoğu da (İsrail hariç) gelişmiş bir piyasa ve gelişmeye elverişli bir piyasa oluşturacak mekanizma mevcut değildir. Özellikle Arap ülkeleri ve İran ın dini yapısı piyasa mekanizmasını derinleştirecek enstrümanlar ve yapı üretecek durumda değildir. Hukuk sisteminin teokratik bir yapıya sahip olması ve piyasa mekanizmasında faiz dahil olmak üzere temel enstrümanların kullanılamaması Arap ülkelerinde İslami finansal enstrümanları oluşturmuştur; ancak söz konusu İslami finansal enstrümanların merkezleri Londra ve New York olmakla birlikte yalnız petrodolar birikiminin Batı daki finans merkezlerine pompalanmasını gerçekleştirmektedir. 389 Ortadoğu ülkelerinde ve Afrika da genellikle küçülme görülmektedir. Bununla birlikte en dinamik büyüme Çin de gerçekleşmektedir. 390 Tulipmania 213

222 işlem yapılan finansal enstrüman 391 kendisini sürekli geliştiren, büyüyen ve kar elde eden, temettü dağıtan bir şirketin ortaklık hakların simgeleyen hisse senedi değil, bir bitkinin kendisi, bir lale soğanıdır ve fonksiyonu belli olmakla birlikte menkulleştirilmiş bir hak olmaktan ziyade emtianın kendisidir. 392 Spekülasyon tabanın yetersiz olması nedeni ile bir tıkanma süreci yaşayarak krize sürüklenmiştir. Lale fiyatlarının bu denli kısa sürede hızlı bir yükseliş kaydetmesi ve şişen fiyatların iki yıl gibi kısa bir sürede tekrar dibe vurmasının nedeni budur. 393 Ancak 1873 Krizi incelendiğinde bu menkulleştirilmiş ürünlerin (finansal enstrümanların) spekülasyonunun gerçekleştirildiği bir süreçte oluşan ve yapılanan bir kriz görülür ki; bu da aslında yine piyasanın kendisi ile doğrudan ilişkilidir. 394 Spekülasyon; Herhangi bir menkul kıymetin, bir emtianın ve/veya bir finansal enstrümanın kar amacı güdülerek satılma amacı ile alınması spekülasyonun temel pratiğini oluşturur. 395 Ancak söz konusu uygulamanın (spekülasyon uygulamasının) hangi oranda alındığı ve/veya satıldığı da temel belirleyicidir. 396 Bir finansal enstrüman ve/veya herhangi bir emtia piyasadaki mevcut miktarının hemen tamamı ile alınıp satılıyor ise alım ve satımın çok yüksek olması 391 Yatırım yapılan finansal enstrüman (lale soğanları tam olarak finansal enstrüman sayılmasa da spekülasyon güdüsü ile alınıp satılmaları onları bir emtia özeliğine taşır; ve bir emtia olarak kısmen de olsa finansal enstrüman niteliği oluşturur) 392 Amsterdam Lale Borsası Krizi ilk önemli kriz örneğidir. Tüm bir Kuzey Avrupa da etki yaratmış olsa da yalnız belirli bir grubu etkilemiş, ekonominin geneli üzerinde derin etkiler yaratmamıştır. 393 İfade edileceği üzere South Sea Company Buble olarak tanımlanan durum ayrı bir süreçtir; ancak South Sea Company hisselerinin hareketliliğinde de benzer bir hareketlilik gerçekleşmiştir Krizi ciddi etkiler yaratmıştır. 395 Spekülasyonun bir çok akademisyen tarafından olumsuz algılanması ve manipülasyonla eş değer görülmesi temelde ciddi bir cehalettir ve serbest piyasa ekonomisinin tanımamaktan ileri gelir. 396 Spekülasyonun piyasa üzerinde baskı oluşturması baskının da giderek artmasına neden olur ve biriken basınç belirli bir dirençle karşılaştığında ya giderek (zaman içinde) azalır ya da ciddi bir kırılma yaratır. Bu kapsamda işlemin hacmi de son derece önemlidir. 214

223 fiyatın belirlenmesinde temek etmen olacaktır; ki bu yönü ile uygulama spekülasyon sınırını aşarak manipülasyon niteliği kazanacaktır. Bu kapsamda söz konusu uygulama suç teşkil edecek ve merkezi regülatör tarafından müdahale gerekecektir. Ancak serbest piyasa ekonomisi gereği alım ve satım miktarları tamamen piyasada belirlenmektedir. Bu durumda alım ve satıma ilişkin verilerin incelenmesinde alım satımı gerçekleştiren oyuncu sayısı ve oyuncu yapısı ön plana çıkmaktadır. Mevcut finansal enstrümanın tek bir oyuncu 397 ve/veya tek bir oyuncunun ilişkili hesapları, bağlı kuruluşları, alt şirketleri tarafından alınıp satılarak fiyatın belirlenmesi spekülasyon sınırını aşacaktır. 398 Ancak XXI. Yüzyıl itibari ile özellikle gelişen piyasalarda piyasanın genelini oluşturan yatırımcı sayısı fazla iken; piyasada işlemlerin büyük kısmını gerçekleştiren oyuncu sayısı son derece azdır; ancak söz konusu oyuncuların işlem hacmi geri kalan küçük yatırımcıların tamamından çok fazladır. Bu kapsamda tarihsel süreç içerisinde gerçekleştirilen spekülasyonlar analiz edildiğine; ilk spekülasyonun Antik Çağ da yaşanmış olması muhtemeldir. Ancak ekonomide spekülasyonun Endüstri Devrimi sonrasındaki bir sürece aitmiş gibi algılanması ciddi anlamda bir yanılgıdır ve spekülasyonun; hatta ticaretin ve reel ekonominin algısına ve tanımlanmasına yönelik bir problemdir. İlk olarak spekülasyon uygulamalarının sınıflandırılması gerekmektedir. Zira uygulanan tüm spekülasyonlar farklı bir yapıda ve farklı bir boyutta gerçekleşmekte ve farklı etkiler yaratmaktadır. Bu nedenledir ki; uygulanan ve 397 Oyuncu terimi burada işlem yapan spekülatör, ve/veya yatırımcı anlamında kullanılmıştır. 398 Tek bir oyuncunun piyasayı yönlendirmesi hukuka uygun kurallar içerisinde gerçekleşse dahi serbest piyasa ekonomisine aykırıdır. Bu durum manipülasyon olmasa dahi manipülasyona dönüşecektir ve manipülasyona dönüşmeden engellenmelidir. Bu yönü ile OTC piyasalarda tek bir egemen şirketin piyasayı yapılanırması ve monopol oluşturması da ciddi anlamda zararlıdır. 215

224 gerçekleştirilen tüm spekülasyon uygulamalarının ayrı ayrı analizi ciddi anlamda gereklidir. Spekülasyon Vadeleri; Spekülasyon sanıldığının aksine tek bir tipolojiden ve yapıdan ibaret bir alım, satım işlemi değildir. Birçok ayrı taksonomisi (sınıflandırma kriteri çerçevesinde gerçekleştirilebilecek sınıflandırma uygulaması) mevcuttur. Özellikle yapısal olarak bakıldığında spekülasyon tekniklerinin bile ayrı ayrı sınıflandırılmaları mümkündür. Bu çerçevede spekülasyon uygulamaları analiz edildiğinde; özellikle kısa vadeli spekülasyonların daha çok krize dönüşmeye elverişli olduğu görülmektedir. Bu kapsamda krizlerin yapıları ve yapısal özellikleri de analiz edildiğinde; piyasanın genelini ilgilendiren konularda, kısa vadeli ve sert volatiliteler oluşturan ya da sert volatiliteler dahilinde gerçekleştirilen spekülasyonlar çok daha etkilidirler ve manipülasyona dönüşmemekle birlikte krize dönüşmektedirler. Spekülasyonda birçok oyuncu kar olanağını görmek sureti ile piyasaya girerler ve piyasada son derece ciddi bir hareketlilik oluştur. Bu kapsamda spekülasyon uygulamalarının vadeler dahilinde ele alınması önem arz eder. Kısa Vadeli Spekülasyon; Kısa vadeli spekülasyonlar daha çok açığa işlemlerin gerçekleştirildiği para piyasalarında ve daha da önemlisi fx piyasalarda görülür. Özellikle 1971 sonrası Bretton Woods ( ) sona ermesi ile birlikte piyasa mekanizması ciddi anlamda kurlar üzerinde bir kazanç elde etme olanağı bulmuştur Bretton Woods ( ) ile birlikte altın standardından (bir anlamda) Dolar standardına dönen uluslararası ekonomi; ilerleyen süreçte (özellikle 1985 sonrasında) herhangi bir standardın olmadığı ve serbest dalgalanmanın yaşandığı bir piyasaya dönüşmüştür. Bu durum dalgalı piyasanın gap (boşluk/boşluklar) ile birlikte yeni kazançlar ve fırsatlar oluşturduğu bir piyasa mekanizmasını da oluşturmuş ve söz konusu yeni piyasa mekanizması yeni aktörler ve yeni enstrümanlar yaratmıştır. Piyasada özellikle uluslararası ticarette kur yapısı ve pariteler arası 216

225 Özellikle 1950 lerde arbitrasyon olarak ortaya çıkan ve görülen uygulamaların giderek spekülasyona yönelmesi ile birlikte OTC piyasalara dahi para toplayarak belirli bir spekülasyon gerçekleştirme işlemi bankalar tarafından gerçekleştirilmiştir. 400 Bu gibi uygulamalar konvertibl olmayan paralar üzerinde de ciddi anlamda uygulanmıştır. İlk olarak City Bank ve HSBC benzeri büyük bankaların şubelerinin oldukları yerlerde gerçekleştirilmiş ve farklı iki şube piyasaya aynı anda farklı paraları sunarak; piyasalardaki farklı parite ve kur fiyatlarından gelir elde edilmesi sağlanmıştır. Söz konusu uygulamalar daha çok 1950 ve 1970 li yıllarda gerçekleştirilse de özellikle 2000 li yıllara kadar devam etmiştir. Söz konusu arbitrajın uygulamalarının spekülasyona dönüşmesi ayrıca evrimsel bir niteliğe sahiptir ve ciddi anlamda önemlidir; ayrıca bir çalışma konusudur. Özellikle para piyasalarında kısa vadeli arbitrajların spekülasyona dönüşmesi ise 1980 sonrasında yine bankalar öncülüğünde gerçekleştirilmiştir. Ancak 2000 li yıllara gelindiğinde küçük yatırımcı da piyasaya çekilmiş ve küçük yatırımcının piyasadaki etkinlik alanı teknolojinin ilerlemesi ile birlikte giderek artmıştır. Kişisel bilgisayarların ve cep telefonlarının, pad (tablet) bilgisayarların yatırım platformuna uygun hale gelmesi ve anlık işlem olanağı sunması küçük yatırımcının neredeyse uzman ve profesyonel kurumsal yatırımcılar kadar bilgi edinme olanağı ve işlem hızına kavuşması gerçekleşmiştir. Piyasada paranın da artması ve parasal genişlemeler ile birlikte, küçük yatırımcının portföy oluşturma düşüncesine kapılarak kendi risk sermayesini dalgalanmalar her ne kadar risk oluştursa da ciddi anlamda yeni bir finansal piyasa oluşmuştur ve hisse senedi piyasaları ile karşılaştırıldığında, kıyaslandığında yeni ancak daha hızlı gelişen bir piyasadır. Öyle ki PSK forex (fx) şirketlerin regülasyonunu 2011 e kadar tam anlamı ile gerçekleştirememiştir. 400 Bankalardaki spekülasyon uygulamaları aslında daha çok manipülasyonla karışıktır. Banka spekülasyonları (bankaların gerçekleştirdiği spekülasyonlar) ciddi anlamda piyasayı bozucu etki yapmaya meyillidir. 217

226 kullanması ayrıca piyasadaki genişlemenin de tabanını oluşturmuştur. Kısa vadeli spekülasyonlar her ne kadar kapital (sermaye) piyasaları ile özdeşleşse de para piyasalarına hatta gayrimenkul sertifikalarının teminat kabul edilmeye başlanması ile birlikte gayrimenkul piyasası ve bankalar arası ipotek piyasasına da yansımıştır. Başta mortgage fon sertifikaları olmak üzere hemen birçok gayrimenkule dayalı üründe ve hatta GYO 401 hisse senetlerinde kısa vadeli spekülasyonlar gerçekleştirilmeye başlamıştır. Bunun bir benzeri de enerji taahhüt sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin hisselerinin kısa vadeli spekülasyona dayalı işlemlere tabi olmasıdır. GYO firmaları, enerji firmaları ve taahhüt firmaları ile çimento firmalarının kısa vadeli spekülasyona tabi olmaya başlamaları ile birlikte piyasadaki fiyatlarda da etkilenmeler gerçekleşmeye başlamıştır. Ancak bu konuda Türkiye tam derinleşmemiş bir piyasa olduğu ve 2008 Krizi ile genel Dünya konjonktüründe bir daralma yaşandığı için tam anlamı ile bir örnek değildir. Özellikle 1970 li yıllarda ve 1980 li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere bu piyasalar için önemli örneklerdir. Bununla birlikte kısa vadeli işlemler haftalık işlemlerden saatlik işlemlere dönüşürken; daha çok yeni bir trade stratejisi oluşmuş ve news trading spekülasyon uygulamalarında sıklıkla uygulanan bir spekülasyon yöntemi olmuştur. Ancak net olarak analiz edildiğinde her ne kadar küçük ölçekli yatırım şirketleri, küçük yatırım bankaları ve offshore fonlar news trading uygulasalar da büyük spekülatörler news trading yerine yapısal spekülasyonlardan yararlanmaktadırlar. 402 Kısa vadeli spekülasyonların odaklandıkları piyasa, hisse senedi piyasalarından çok açığa işlemlerin yapılabildiği MT platformundaki fx işlemler 401 GYO ların sektörde var olmaları ayrıca üzerinde çalışılması gereken bir süreçtir. Bu kapsamda Türkiye de GYO ların oluşumu ve faaliyetleri ayrıca incelenmeli ve analiz edilmelidir. 402 Bu konuda Quantum Fund oldukça önemli bir örnektir. 218

227 olmuştur. 403 Bunun nedenş long ve short işlemlerde aynı anda açığa işlem yapılarak gerek leverage (kaldıraçlı) işlemlerin yapılabilmesi gerekse de mini lot işlemlerin gerçekleştirilebilmesidir. Tüm bu süreçler içerisinde kısa vadeli trade işlemlerinde robotik yazılımlar ayrıca kullanılan yazılımlar olmuş ve robot programlar piyasada ayrıca işlem gerçekleştiren yazılımlar olarak önem kazanmıştır. Yazılımın yapısal özelliği belirlenen parametreler ve analiz sonuçları gereği otomatik alım ve satım gerçekleştirmeleridir. Otomatik alım ve satım işlemleri gerçekleştirmeleri sonucunda portföyü insan faktörü olmaksızın yöneten bir mekanizma oluşmuştur ki; ayrı risk kapitali (sermayesi) oluşturan yatırım bankalarında uygulanan yatırım yöntemlerinden biridir. 404 Orta Vadeli Spekülasyon; Orta vadeli spekülasyonların da süreleri değişmeye başlamıştır. Zira ortalama bir ay ile üç aya yansıyan orta vadeli spekülasyonlar olduğu gibi bir yıla kadar olan spekülasyonlar da söz konusudur. Bu kapsamda spekülasyonların da aslında tek işlemli spekülasyonlar ile çok işlemli spekülasyonlar olarak ayrılması gerekmektedir. 403 Özellikle 2005 sonrasında bilgisayar teknolojilerinin ve internetin giderek yayılması kısa vadeli trade yapma olanağını ciddi anlamda arttırmış ve fx piyasaların birden OTC piyasalardaki parasal varlıklar ve bankalar arası işlemlerden kayarak küçük yatırımcıya; bireysel yatırımcıya açıldığı bir platform oluşmuştur. Bu durum devam ettiğinde 2005 sonrasındaki süreçte 2020 ye kadar platformlar gelişecek ve bireysel yatırımcılar piyasada çok daha etkin olacaklardır. 404 Durum daha net ve daha sistemsel analiz edildiğinde robotik yazılımların yeni bir ekonomik alan ve yeni bir trade stratejisi oluşturduğu görülecektir. Buna karşın robot yazılımlar kriz ya da piyasadaki bir konjonktürel dalgalanma nedeni ile oluşacak herhangi bir yapıyı tanıyamayacak ve tanımlayamayacak olmaları nedeni ile de ayrıca ciddi riskler içerirler. Bu nedenle daha çok dönemsel yazılımlar olarak kullanılırlar. Söz konusu yazılımlarda en çok gerçekleşen üretim ve en ciddi yazılım sistemleri Japonya da üretilmektedir. Japon indikatör ve robot sektörü son derece iddialı ve büyüyen bir sektördür. 219

228 Ekonominin, piyasaların, teorinin ve teknolojinin gelişimi ile birlikte spekülasyonlar da giderek daha teknik bir konuma gelmektedirler. Bu durum daha net ve daha ayrıntılı olarak ortaya konduğunda spekülasyon uygulamalarının (özellikle orta vadeli spekülasyonlarda) giderek derinleştiği ve çeşitlendiği görülmektedir. Orta vadeli spekülasyon uygulamaları beklentilerden çok teknik, bilimsel ve sistemsel analizlere dayanmaktadır. 405 Tüm bu süreç içerisinde özellikle parametrelerin analizi orta vadeli spekülasyonların yapılarını ve yapısal özelliklerini oluşturmaktadır. Diğer önemli bir konu ise uzun vadeli spekülasyon uygulamalarının kısa vadeli spekülasyon uygulamalarından teknik olarak ayrılmasıdır. Orta vadeli spekülasyon uygulamaları daha çok profesyonel şirketler tarafından gerçekleştirilmekte ve sistemsel bir yaklaşımla planlanmaktadır. Başta pariteler üzerinde gerçekleştirilen spekülasyonlar üzerine hisse senetleri ve türev enstrümanlar üzerinde gerçekleştirilen tüm spekülasyonlar bu yönü ile klasik spekülasyon uygulamalarından ayrılırlar. Orta vadeli spekülasyon uygulamaları ile ilgili olarak daha çok yatırım bankaları ve profesyonel fonlar ön plana çıkmaktadır. 406 Orta vadeli spekülasyonların da kendi içerisinde farklı uygulamaları söz konusudur. Açığa işlemlerle gerçekleştirilen orta vadeli spekülasyonlar ile doğrudan alımla gerçekleşen orta vadeli spekülasyonlar da mevcuttur. Bununla birlikte orta vadeli spekülasyonlarda önem arz ve ihtiva eden bir diğer uygulama da spekülasyon sürecinin belirli bir algoritma ile yapılanması ve aşamalı olarak gerçekleştirilmesidir. 405 Bu yönü ile orta vadeli spekülasyon uygulamaları ve uzun vadeli spekülasyon uygulamaları finansal yatırımlarla ilişkili bir seyir izler ve çok daha teknik, analitik ve bilimsel bir temele oturur. 406 Fon analizleri ayrıca önem kazanır. Fonun kaynağı ve yapısı son derece önemlidir. 220

229 Spekülasyon aşamaları ve spekülasyon aşamalarının kendi içerisindeki algoritmaları ayrı hesaplamalar ve planlamalar içerir ve spekülasyon sürecinin tamamı ile ilişkilidir. Bu durumda spekülasyon uygulaması için kullanılan fon portföyleştirilmektedir. Portföy içerisinde aynı korelasyona sahip işlemlerle birlikte ters korelasyona sahip işlemler de gerçekleştirilir; ki bu çok daha teknik bir spekülasyon sürecini içerir. GBPUSD de açılan pozisyonun long ve/veya short bir pozisyon olması aynı zamanda GOLD ve DAX 50 endeksinde açılan pozisyonun yapısını da belirler. GBPUSD GOLD ile genel ve mutlak bir korelasyon içermez; bu durum ise korelasyon analizinin orta vadeli spekülasyonlarda daha teknik ve belirli bir süreye dayalı olarak gerçekleştirilmesini gerekli kılar. Korelasyonların ve yönelimlerin belirli bir sürede hareket ettiği durumların varlığı ve parametreler arası mutlak korelasyonların bulunmadığı bir ekonominin oluşması ise her analiz ve teknik planlamanın yalnız belirli bir süre için geçerli olmasını beraberinde getirir; ki bu durum temelde daha önemli bir durumu; yani süreç analizlerini ve sürece dayalı planlamaları oluşturur. Trend içi trendlerin oluştuğu dönemlerdeki spekülasyon uygulamaları temelde bu konuda önemli bir örnektir. Orta vadeli spekülasyon uygulamalarında oluşan bir diğer önemli gereklilik de spekülasyon sürecinin yapısıdır. Kapalı uçlu spekülasyonlar oluşur iken açık uçlu spekülasyonların oluşması da söz konusudur ki bu durum spekülasyon uygulamalarında orta vadeli spekülasyon uygulamalarının uzun vadeli spekülasyonlara dönüşümü anlamına gelir. Spekülasyon uygulamalarındaki süre ne kadar artarsa risk de o denli çeşitlenir ki; bu gibi durumda portföyün yapılandırılmasından ziyade birden çok portföy oluşumu da gerçekleştirilmektedir. 221

230 Uzun Vadeli Spekülasyon; Spekülasyon türleri arasına sınıflandırılması ve tanımlanması en zor olan spekülasyon uygulaması uzun vadeli spekülasyonlardır. Zira uzun vadeli spekülasyonlarda; spekülasyonun bir yıldan uzun bir süreye yayılmış olmasının haricinde genel bir tanım oluşturmak son derece zordur. Başta seçilen enstrümanlar olmak üzere; gerçekleştirilen uygulamalar ve portföy yapıları ciddi anlamda çeşitlilik göstermektedir. Bununla birlikte önemle üzerinde çalışmak gereken bir husus da seçilen piyasadır. Bu kapsamda gelişen piyasalar ile gelişmekte olan piyasalarda gerçekleştirilen spekülasyon uygulamaları son derece birbirlerinden farklıdır. Daha net ifade etmek gerekir ise gelişen piyasalardaki spekülasyonlarla gelişmekte olan piyasalardaki spekülasyon yapıları ciddi farklılıklar gösterir. Uzun vadeli spekülasyon uygulamaları şirket hisselerinin ele geçirilmesini de içermektedir. 407 Uzun vadeli spekülasyonlarda sistem daha tekniktir ve kimi zaman devlet desteğini de içermektedir. 408 Uzun vadeli spekülasyonlarda kullanılan veri ve data serileri ile parametreler de sınırsızlaşmakta ve klasik iktisat teorisinin dışına çıkılmasını gerektiren analizler ve uygulamalar mevcut olmaktadır. Uzun vadeli spekülasyonlar özellikle 1980 e kadar gayrimenkul sektöründe ya da endüstri şirketlerinin hisselerinin toplanmasında kendisini gösterirken; ilerleyen süreçte piyasadaki portföy yönetimi uygulamalarında ve/veya fx piyasalardaki işlemlerde de kendisini göstermektedir Türkiye de bu uygulamaya en önemli örnek Borova şirketinin hisselerinin toplanılarak piyasadan ele geçirilmesidir. 408 Bu konuda PB hisselerinin İngiltere Maliye Bakanlığı tarafından kontrol edilmesi ve izlenmesi, Shell hisselerini yine İngiltere ve Hollanda maliye bakanlıkları, merkez bankaları, hazine bakanlıkları tarafından incelenmesi ve bununla birlikte şirket faaliyetlerinin analizi ile Deutche Bank hisselerinin Almanya tarafından analizi son derece önemlidir. Hisselerin başka bir devlet kamu tüzel kişiliği tarafından alınmasına yönelik ciddi bir tehdit algısı mevcuttur ve söz konusu tehdit algısı XXI. Yüzyıl da da devam etmektedir. 409 Özellikle USDJPY paritesi hem kısa vadeli hem de uzun vadeli spekülasyonlar konusunda son derece önemli bir örnektir. 222

231 Yapısal Spekülasyon; Yapısal spekülasyonlar daha çok orta vadeli spekülasyonlar olarak kendisini gösterir ve bir daha çok hisse senedi piyasasında uygulanır. Bir şirketin hisselerinin büyük çoğunluğunun piyasadan toplanması sonucunda şirket yönetiminin yönlendirilerek yapılandırılması ve yapısal dönüşümler gerçekleştirilmesi sağlanır ve şirket değeri belirli bir gelişim gösterdikten sonra hisseler tekrar satışa sunulur. Bu uygulama orta vadeli ve uzun vadeli spekülasyonlarda uygulanmaktadır; ancak buna benzer başka örnekler de mevcuttur. Uygulamada son derece ciddi teknik algoritma aşamaları söz konusudur. Örneğin her bir aşamada hisse sirkülasyonu gerçekleştirilmesine dayalı spekülasyon teknikleri mevcuttur. Somutlaştırmak gerekir ise satın alınan şirketin hisselerinin aşamalı olarak piyasada satışa sunulması ya da şirketin gelişimi sağlandıktan sonra şirket hisselerinin anlaşmalı olarak başka bir şirkete sayılması ya da şirket hisselerinin birden çok şirkete satılması gibi uygulamalar söz konusudur. Yapısal spekülasyon uygulamaları üzerinde spekülasyon gerçekleştirilen finansal enstrümandan ziyade söz konusu finansal enstrümanın menkulleştirilmiş yapısını ihtiva eden değerden ziyada; finansal enstrümanın bağlı olduğu kaynağa yöneliktir. Bu yönü ile yapısal spekülasyonlar piyasada yapısal dönüşümler gerçekleştiren spekülasyon uygulamalarıdır. 410 Konjonktürel Spekülasyon; Konjonktür dalgalanmalarından yararlanılarak gerçekleştirilen spekülasyon uygulamaları konjonktürel spekülasyon uygulamaları olarak tanımlanır. Daha çok volatilite başta olmak üzere ilgili dalgalanmaların 410 Yapısal spekülasyon uygulamalarına yönelik bir çok örnek mevcuttur; ancak yapısal spekülasyonların gelişmekte olan piyasalardan çok gelişmiş piyasalara uygulandığı görülmektedir. 223

232 düzeylerinin şiddetine göre belirlenir ve konjonktürel spekülasyon uygulamaları kısa vadelidir. Orta vadeli konjonktürel spekülasyon uygulamaları da görülmektedir; ancak uzun vadeli konjonktürel spekülasyon uygulamaları (en azından henüz) rastlanılan uygulamalar arasında yer almaz. Konjonktür dalgalanmalarından yararlanılan bu uygulamada; konjonktür dalgalanması spekülasyonun nedeni olabildiği gibi sonucu da olabilir. Ancak konjonktür dalgalanmalarının yeni spekülasyon hareketlerine yol açması, dalgalanmaların piyasaya yeni oyuncuları dahil etmesi, kartopu etkisi ve domino etkisinin yaşanması piyasada son derece ciddi yeni hareketlilikler oluşturabilir ve konjonktür yapısı, yapısal bir hareketlilik kazanabilir. Konjonktürel spekülasyonların en önemli etkisi diğer oyuncuların da konjonktür içerisindeki sert ve keskin pozisyonları takip etmesidir. Piyasa birbiri ardına aynı işlem yapısına yöneldiğinde trend oluşumları değişir ve hatta bu momentum mevcut hareketin oluşturduğu trend içerisinde beklentilerle şekillenen trendleri de kırabilir. 411 News Tradinge Dayalı Spekülasyon; Piyasada herhangi bir habere dayalı trade uygulamalarının oluşturduğu spekülasyondur. Piyasada herhangi bir haberin fiyatlanmasını öngören ya da fiyatlanmayla başlayan dalgalanmaların yarattığı volatilitenin başlattığı spekülasyon hareketleri genel olarak kısa vadeli ve hatta anlık spekülasyonlardır. Bu yönü ile news trading uygulamaları birkaç ayrı yapıda oluşurlar. Herhangi bir haberin piyasaya yayılmasından önce bu habere dayalı beklentilerle haber gelmeden önce gerçekleştirilen spekülasyonlar ile söz konusu haber oluşurken, piyasaya düşerken gerçekleştirilen hareketlerle söz konusu haberin piyasaya düşmesi ile birlikte; haberin gelmesinden hemen sonra uygulanan trade 411 Altında son dönemde yaşanan hareketlilik bu konuda son derece önemlidir. 224

233 uygulamalarıdır. Bu yönü ile news trading uygulamaları daha çok fx piyasalarda merkez bankası başkanlarının konuşmaları ile şekillenir. 412 Beklentilere Dayalı Spekülasyon; Beklentilere dayalı spekülasyon uygulamaları aslında derin teknik ve temel analizlere dayanır; ancak beklentilerin gerçekleştirilen teknik içerikli açıklamalarla piyasada genel bir beklentiye yol açması ile birlikte kitlesel bir eğilim oluşur. Bu yönü ile piyasalardaki spekülasyonlar beklentileri genellikle aşar. Eğilim spekülasyona diğer aktörlerin de katılması ile birlikte daha sert bir görünüm alabilir. Beklentilere dayalı spekülasyonlarda genel sert hareketlilikler çok yaşanmaz ve trend kırılmaları ender olarak gerçekleşir. Realiteye Dayalı Spekülasyon; Realiteye dayalı spekülasyon uygulamaları aslına piyasanın genel kuralı olan beklentilerin alınması ve realitelerin satılması kuralına dayanır ve bu yönü ile de son derece basit (gibi görünen) bir kuraldır. Ancak realiteye dayalı spekülasyon uygulamaları tahmin edilebileceğinin aksine ender görünen ve çok az uzmanın gerçekleştirdiği ve piyasanın geneli tarafından takip edilmeyen bir spekülasyon uygulamasıdır. Daha çok realitenin anlaşılması ile birlikte short pozisyonların alındığı realiteye dayalı spekülasyonlarda long pozisyonlar da mevcuttur. Realiteye dayalı spekülasyon uygulamalarında traderın ve/veya brokırın ötesinde profesyonel uzman analistlerin ve stratejistlerin kararı genel ve egemendir. 412 Bir önceki ECB başkanı Jean Cloude TRICHET bu konuda oldukça şöhreti olan bir merkez bankası başkanıdır. Piyasa kendisinin hemen tüm konuşmalarını anons etkisi dışında fiyatlandırma eğilimi içerisinde olmuştur. Kendisinin piyasaya verdiği hemen tüm mesajlar spekülasyonlar oluşturmuştur. 225

234 Herhangi bir finansal enstrümanın piyasada yanlış ve/veya eksik fiyatlandığı ve stokastik hareketliliğin momentum ile doğrusal korelasyon ve/veya ters korelasyon yönünde hareket ettiği dönemlerde; söz konusu finansal enstrümana yönelik (ve genelde temel analizlerden müteşekkil, piyasa analizleri ve sektör analizleri ile ilişkili) analizler sonucunda gerçekleştirilen spekülasyon uygulamalarıdır. Realiteye dayalı spekülasyon uygulamaları eş zamanlı alım ve açığa alım ve/veya satışlarla türevsel nitelik kazanan işlemlerle de uygulanabilir. Bununla birlikte söz konusu işlemler piyasada belirli bir süre etki yaratmaz. Ancak pozisyonların kapatılmasından önce analistlerin profesyonel alım ve/veya satım kararlarına ve işlemlere yönelik analizleri sonrasında piyasada yeni fiyatlamaların oluşmasına yol açar. Ancak piyasanın daha çok algısal bir nitelik taşıması nedeni ile fiyatlama kriterlerinde yapısal dönüşümler yaratmaz. Şirket Bazlı Spekülasyon; Şirket bazlı spekülasyonlar; nadiren yapısal spekülasyon karakteri ve yapısı kazanabileceği gibi genellikle hisse senedi piyasasında gerçekleştirilen spekülasyon tipolojisidir. Herhangi bir şirketin yönelim ve eğilimine müteakip gerçekleştirilen söz konusu spekülasyonlar genelde piyasalarda yapısal dönüşüm yaratmamaktadırlar. Herhangi bir şirketin performansı ile ilgili gerçekleştirilen genel ve hisse senedi piyasasında sık görülen bir spekülasyon türüdür. Sektör Bazlı Spekülasyon; Sektör bazlı spekülasyonlar daha çok boyutlu spekülasyonlardır ve genel olarak profesyonel portföy yönetimi gerektirirler ve bölünmüş portföylerden oluşurlar. Daha teknik bir analiz süreci gerektirirler. Bu konuda profesyonel yatırım 226

235 bankaları genel olarak sektör bazlı spekülasyonlar uygularlar ve söz konusu spekülasyonlar bir anlamda piyasalar arası spekülasyon niteliği taşır; zira tek bir piyasada uygulanmaları nadirdir. Yatırım bankaları sektör fonları oluştururlar ve bu sektör fonlarını her bir sektör için portföy oluşturmak sureti ile dağıtırlar. Örnek vermek gerekir ise Saxobank merkezde (Londra da) enerji sektörü için $ ,00 (bir milyar Dolar) hacminde bir fon oluşturur ve söz konusu fon (belirli bir çalışma ile) portföyleştirilir. Süreç içerisinde $ ,00 (bir milyar Dolar) hacminde bir enerji fonu oluşur. Oluşan fon kendi içerisinde dilimlere ayrılır; ki bu bölümlenme ve yapılandırma süreci şirket bazlı, emtia bazlı ve/veya piyasa bazlı olabilir. Örneğe devam ettiğimizde (tamamen afaki) portföy %30,00 (yüzde otuz) emtia, %50,00 (yüzde elli) hisse senedi ve %20,00 (yüzde yirmi) türev olarak yapılandırılır. %50,00 (yüzde elli) olarak belirlenen enerji hisse senetleri portföy dilimi, piyasa kotasyonuna tabi tutulur. Örneğin söz konusu %50,00 lik dilimin %70,00 i gelişmekte olan piyasalara, %30,00 u gelişmiş piyasalara aktarılarak işlemler gerçekleştirilir. Gerçekleştirilen her işlem tamamen sektör riskleri, piyasa riskleri ve mikro riskler analiz edilerek gerçekleştirilir. Piyasa Bazlı Spekülasyon; Piyasa bazlı spekülasyonlar benzer sektör fonları gibi her bir piyasaya yönelik ayrılan fonlar ve bu fonların portföyleştirilmesi ile birlikte oluşturulur. Söz konusu portföyleştirme süreci belirlendiğinde söz konusu portföyde piyasadaki hangi hisse senetlerinin alınıp satılacağı bellidir. Örneğin BIST için gerçekleştirilen analizler doğrultusunda BIST e ayrılan portföy belirli uygulamalarla sektörlere ya da BIST Tüm, BIST 100, BIST 50 ve BIST 30 içerisinde dağılımlarla yapılandırılıyor. Piyasa bazlı spekülasyonlarda 227

236 spekülasyonun yapısı ve yapısal özellikleri belirleniyor. Ancak sektör bazlı spekülasyonda olduğundan daha farklı olmak sureti ile piyasa bazlı spekülasyonda piyasanın β katsayısı, standart sapması ve değişim katsayıları daha kolay hesaplamalara dahil ediliyor. Zira piyasanın sınırlarının olması bu kapsamda son derece önemli bir avantaj sağlamaktadır. Ancak piyasaya yönelik spekülasyonda özellikle üç büyüklerin 413 kredi notları, derecelendirme raporları, genel ekonomi, piyasa yapısı ve hatta politik riskler son derece önem taşımaktadır. Sürekli politik risk yaşayan ülkelerde yabancı yatırımların daha çok kısa vadeli portföy yatırımlarından müteşekkil olmasının temel nedenlerinden bir tanesi de budur. Ürün/Enstrüman Bazlı Spekülasyon; Ürün bazlı spekülasyonlarda ise belirli alt sınıflandırmalar oluşturmak mümkündür. Spesifik olarak seçilen bazı ürünler üzerinde spekülasyonlar gerçekleştirilir. Bu kapsama daha çok seçilen belirlenmiş hisse senetleri ve bu hisse senetleri ile ilişkili türev araçlardır ki şayet seçim hisse senedine yönelik yapılmış ise; buna söz konusu şirketin tahvilleri ve bonoları da dahildir. XXI. Yüzyıl ın ilk on yılının sonunda ürün/enstrüman bazlı spekülasyonlar önce fx piyasasındaki paritelere odaklanmış ise de özellikle 2011 sonrasında daha çok türev piyasalara odaklanma gerçekleştirilmiş ve bu odaklanma türev ürünlerde ciddi bir spekülasyon potansiyeli oluşmasına neden olmuştur. 413 Üç büyükler: Üç büyük kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, S&P (Standard and Poor s) ve Moody s 228

237 Özellikle türev ürünlerde gerçekleştirilen spekülasyonlar 2011 sonrasında giderek derinleşmiş ve OTC piyasada ilişkili ürünün fiyatının belirlenmesine kadar gelinen sürecin önünü açmıştır. 414 Türev piyasalardaki spekülasyonların ürün fiyatlarını etkilemesi OTC piyasalardaki fiyatları belirlemekte, fiyatlar ise arz ve talep dengesini etkilemektedir, bununla birlikte söz konusu ürünlerin fiyatları şirketlerin maliyetlerini etkilemekte; maliyetler şirket faaliyetlerine karlılık oranında yansımakta ve bu durum türev enstrümanlardaki spekülasyonların (dolaylı olarak) hisse senedi piyasasına etkide bulunmasını sağlamaktadır. Fx Spekülasyon; Fx spekülasyonlar doğrudan ülke paraları üzerinde; yani reel ekonomiye en direkt biçimde etki edebilecek yapıdaki spekülasyonlar olmaktadırlar ve bu yönü ile ciddi anlamda fırsat ve riskler içermektedirler; ki özellikle Bretton Woods ( ) sonrasında ülkeleri borsaya açık şirketlerle benzer konuma getirmiş ve ülkelerin finans piyasalarında fiyatlandığı bir yapı oluşturmuştur. Bu yönü ile yapı analiz edildiğine sistemin ülkelere yönelik doğrudan riskler içerdiği de görülmektedir ki; bu kapsamda somut örnekler Black Wednesday 415 ile birlikte başlamıştır. En son Asya Krizi nde son derece ciddi etkiler yaratan hareket daha sonra tüm ülkelerde tekila etkileri yaratmaya başlamış ve spekülatif hareketleri hızlandırmıştır. Emtia Spekülasyonu; 414 Dünya GDP yapısı belirli bir hızda ilerlerken finans piyasalarındaki toplam kapitalin (sermayenin) ve paranın yapısının daha hızlı ilerlemesi ise bu süreci tetiklemektedir. 415 Black Wenesday (Kara Çarşamba) 16 Eylül 1992 GBP üzerinde gerçekleştirilen spekülasyon. 229

238 Emtia spekülasyonu XXI. Yüzyıl ın en önemli gelişmelerinden biridir ve henüz fark edilmemiş olsa da tüm Dünya ekonomisini ciddi anlamda etkileme potansiyeli mevcuttur. Bu yönü ile daha derinlikli analiz edildiğinde emtia spekülasyonunun reel maliyetleri biçimlendirmeye başladığı görülmektedir. Emtia fiyatları OTC piyasalarda arz talep dengesi ile birlikte belirlenirken; gelinen süreçte finans piyasalarında belirlenmeye başlamıştır ki bu durum ayrıca son derece önemli bir gelişme niteliğindedir. Ciddi anlamda analiz edildiğinde sirkülasyonun yapısı ve çapının genişlemeye başladığı hatta işlem sirkülasyonunun (ve kapasitesinin) reel emtia hacmini geride bıraktığı görülmektedir. 416 Hisse Senedi Spekülasyonu; Doğrudan hisse senetleri üzerinde gerçekleştirilen spekülasyon uygulamaları hisse senedi spekülasyonu olarak adlandırılır. Aynı zamanda hisse senetlerinin long ve/veya short pozisyonlarda sirkülasyonları dışında açığa işlemlerle de gerçekleştirilir. Hisse senedi spekülasyonu şirkete dair analizler çerçevesinde gerçekleştirilir. Bir çok spekülatör genel olarak kısa vadeli spekülasyonu seçse de genelde orta ve uzun vadeli spekülasyon uygulamaları da piyasada mevcuttur. Hisse senedi spekülasyonları; şayet belirli bir piyasa algısı ile biçimlenmekte ise söz konusu hisse senedi genel olarak belirli bir trendde hareket eder. Hisse senedi spekülasyonları temel ve/veya teknik analizlerle gerçekleştirilen spekülasyonlar olmakla birlikte söz konusu hisse senedinin piyasadan toplanılarak şirketin kontrolünün ele geçirildiği örnekler de mevcuttur. Hisse senedi spekülasyonlarında profesyonel yatırımcıların özellikle incelediği 416 Bu yönü ile yapı ayrıca daha sistemli olarak ele alınmalı ve daha analitik çalışmalar gerçekleştirilmelidir. Zira 230

239 temel parametreler şirketin bilançoları, faaliyette bulunduğu sektörler ve piyasanın yönelimi, yapısal dönüşümleridir. Kredi Spekülasyonu; Portföy yönetimi ile çok ilgili olmayan kredi spekülasyonları bireysel yatırımcıların gerçekleştirebilecekleri spekülasyonlar değildir. Yatırım bankaları da kredi spekülasyonlarında aracılık ve danışmanlık pozisyonları dışında çok ciddi pozisyonlar üstlenemezler. Kredi spekülasyonları daha çok Libor ile gerçekleştirilen spekülasyon uygulamalarıdır ki; son dönemde özellikle 2012 de konu basına sızmıştır. Libor oranları ile oynanması ve liborun belirlenmesi ile birlikte interbank para piyasasındaki hareketlerin hacimleri ile oynanmakta ve bankalar arası gecelik para akışı ve hatta sendikasyon kredileri hacim ve faiz oranları belirlenmektedir. Söz konusu spekülasyon uygulaması çok bilinen bir spekülasyon uygulaması olmamakla birlikte daha çok manipülasyona kayan bir spekülasyon uygulamasıdır. 417 Spekülasyonla manipülasyon arasında kalan, tam olarak manipülasyon olarak tanımlanamayan; ancak piyasanın dengesini bozan uygulamalar da mevcuttur; ki bu uygulamalardan en önemlisi Insider Trading (içeriden bilgi almak yolu ile işlem yapma) uygulamasıdır. 417 Kredi faiz oranlarının ve gecelik faiz oranlarının belirlenmesi özellikle muaccel para talebinde olan bankaların ciddi risk almalarını sağlamaktadır. Bu yönü ile kredi spekülasyonları piyasa için son derece riskli uygulamalardır. En son Barclays ile birlikte su yüzüne çıkan libor skandalı; aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri ne de sirayet etmişi, bu yönü ile tüm finansal piyasaları ilgilendiren bir geçerlilik almıştır. 231

240 Insider trading başta BIST olmak üzere birçok borsada uygulanan önemli piyasa bozucu işlemlerden biridir. Daha çok şirket sahipleri ya da şirket yönetimine yakın olan kimseler tarafından gerçekleştirilir. İlgili hisseye ilişkin gelişmelerden (ve/veya gelişmelerin piyasaya açıklanmasından) önce işlem gerçekleştirilir. Örnek vermek gerekir ise ilgili şirketin gerçekleştirdiği ya da gerçekleştireceği bir anlaşmanın içeriden alınan haberle önceden fiyatlanarak ilgili hisse senedinin alınması ya da satılması gibi işlemleri kapsar. Manipülasyon; Manipülasyon; tanımsal ve teknik anlamı ile piyasanın hukuksuz ve asılsız olarak yönlendirilmesidir. Bu yönü ile manipülasyon uygulamaları genel olarak psikolojik bir baskı yaratmakta ve mantıklı karar almayı etkilemektedir. Özellikle bireysel yatırımcıların yönlendirilmesinin sağlanması ile piyasanın dengesinde ciddi kaymalar yaşanmakta ve bu konuda sert fiyat hareketleri yaşanmaktadır. 418 Manipülasyon Uygulama Türleri; Wash Sale (Çapraz İşlem) Wash Sale (çapraz satış) olarak tanımlanan manipülasyon uygulaması açılan farklı hesaplarla (ki bazen aynı hesap üzerinden de uygulanmaktadır) söz konusu finansal enstrümanın 419 aynı anda alınması ve satılması anlamını taşır. Söz konusu finansal enstrümanın alım satımında gölge hesaplar da kullanılmaktadır. Bu 418 Piyasadaki manipülasyonlar daha çok işlem bazlı ve bilgi bazlı olarak sınıflandırılırlar; ancak XX. Yüzyıl a ait olan bu sınıflandırma giderek dönüşmüştür. 419 Wash Sale (çapraz satış) aslında yıkanmış satış gibi bir anlama gelmektedir. Daha çok hisse senedi piyasasında uygulanan bu yöntem hemen bir çok finansal enstrümanda uygulanmaktadır. Bu yönü ile birlikte giderek uygulama alanı ve uygulanan finansal enstrümanlar çeşitlenmektedir. Özellikle türev ürünlerde uygulanması durumunda piyasadaki fiyat hareketlerinin ciddi volatilite yaratması piyasada gerginlik ve ani satışlar yaratmaktadır. 232

241 yönü ile fiyatın düşürülmesi ya da yükseltilmesi amaçlanır ve bu konuda birçok örnek mevcuttur. Özellikle gelişmekte olan piyasalarda otorite boşluğu durumlarında sık kullanılan bir uygulamadır. Periyodik olarak ve gün içi seans anında gerçekleşen alım satımlarda verilen emirlerin de otomatik olarak (platformda) fiyatı etkilemesi nedeni ile ciddi fiyat hareketleri oluşur ve buna bağlı olarak bireysel yatırımcının (da) long ve/veya short pozisyonda kalması ya da pozisyonlarını terk etmeleri sağlanır. Improper Matched Order (Eşleştirilmiş İşlem) Wash Sale (yıkamış/aklanmış satış) yönteminin bir türevi olarak improper matched order (eşleştirilmiş işlemler) daha çok yine aynı mekanizma tarafından yönlendirilen hesaplara karşılıklı işlemlerin gerçekleştirilmesi anlamını taşır. Fiyatın belirli bir seviyeye çekilmesi amacı ile anlaşılan fiyat düzeyinden işlemler gerçekleştirilmeye başlar ve bu işlemler platformdaki fiyat düzeyini etkiler. Örneğin değeri 3,20 olan bir hisse senedi fiyatın yükseğe çekilmesi amacı ile 6,00 üzerinden satış emri ile piyasaya sunulur ve (aynı mekanizma tarafından yönlendirilen) başka bir hesap 5,90 dan hisseyi alım için işlem girer. Bu durumda match başlar ve bir süre sonra hisse senedi önce 6,00 sonra işlemin devam etmesine göre 10,00 seviyelerine çıkar. Bu süreç içerisinde ciddi bir piyasa talebi oluşur ve piyasa hisseyi talep etmeye başlar. Piyasadaki küçük oyuncular hisseyi (genellikle daha düşük bir seviye olan) 8,00 seviyeleri ile 9,00 seviyelerinden alım işlemleri girerek almaya niyetlenir ve 10,00 seviyelerinde seyreden hisse daha sonra bir düzeltme hareketi yapar görünüme gelerek 8,00 seviyelerine kadar geriler. Bu seviyeden hisse senedini talep eden ilgili long pozisyonundakiler hisseyi almaya başlarlar ve ellerinde yoğun bir hisse senedi bulunduran manipülatörler hisseyi long pozisyon açan ilgili yatırımcılar içerisinde eritir. Hisseler yedirildiğinde (taleplere müteakip long pozisyon açan ilgili yatırımcılara satışları gerçekleştirildiğinde) manipülatör piyasadan tamamen çekilir ve hisseyi talep edenler hisseyi 8,00 seviyelerinden 233

242 almış olurlar. Ancak hisseyi 8,25 ve(veya 9,00 seviyelerinden talep eden yatırımcılar long pozisyonda piyasada yer almadığında hisseye talep gelmez ve elinde hisse bulunduranlar hisseyi 8,00 seviyesinden tekrar satışa sunarlar. Bu seviyede genellikle iki senaryo gerçekleşir. Manipülatör piyasaya yeniden dönerek hisseyi tekrar bu seviyeden ya da daha aşağı bir seviyeden 6,00 gibi long pozisyon açarak toplar ve tekrar matched işlemlerle yükseltir ve gölge hesaplar arası sirkülasyon oluşturur. Bu durum genelde daha tehlikelidir; zira ikinci kez yükselme eğiliminde olan hisse senetleri bu sefer ciddi anlamda bir trend oluşturma eğilimine girerler ki; bu durum ciddi anlamda yeni yatırımcıları piyasaya çeker. Bu durumda söz konusu şirkete dair olumlu bir veri de geldiğinde hisse %100,00 e varan değerlenme ile yeniden piyasada fiyatlanır ki; bu da söz konusu hissenin 20,00 seviyelerine kadar ilerlemesi anlamına gelir. Bu durumda piyasada doğal talepler başlar ve spekülasyon güdüsü ile piyasada yer alan (başta küçük yatırımcılar olmak üzere) bir çok yatırımcı söz konusu hisse senedinde (bu sefer) hisse reel fiyatının da yukarısında (beklenti nedeni ile) long pozisyon açarlar. Bu durum hisse fiyatlarını 20,25 21,00 seviyeleri gibi bir seviyeye taşırken benzer seviyelerde bir sirkülasyon yaşanır. Manipülatör piyasadan çekildiğinde oluşan (sanal ve yapay) fiyatlama ile sirkülasyon devam eder. Ancak belirli bir süre sonra talep olmadığında ya da durduğunda, hisse genel olarak önceki piyasa değeri ile defter değeri arasındaki bir seviyeye döner ki bu da 1,00 ila 3,20 arasında bir seviyededir. Bu gibi bir durumda yaklaşık $ ,00 (beş milyon Dolar) gibi bir işlem hacmi ile piyasada işlem yapan bir yatırımcı $ ,00 (yirmi altı milyon iki yüz elli bin Dolar) gibi bir karla piyasadan çekilir. 420 Tape Painting/Painting the Tape (Piyasayı Aktif Göstermek) 420 ki genel olarak kar maliyet ve belirli işlem giderleri de çıkartıldığında $ ,00 (yirmi altı milyon Dolar) gibi bir meblağa tekabül edecektir ve manipülatör %500,00 (yüze beş yüz) gibi bir karla piyasadan çekilmiş olur. Piyasada ilgili hisse senedi ile birlikte endekste de ciddi bir şişme gerçekleşir. 234

243 Tape painting olarak tanımlanan manipülasyon yöntemi hem bilgi bazlı hem de işlem bazlıdır. Genelde aktif piyasa yaratmak için uygulanan manipülasyon yöntemi birkaç ayrı yöntemle uygulanabilir. Piyasalarda sanal sirkülasyon yaratılır iken açıklanacak bilançolarla da oynanması ve bilanço üzerinde oynamaların yapılması ile birlikte uygulandığında ciddi anlamda etkili olur. Talebi tetikler ve hatta bu süreç piyasada doğal talebi dahi tetikleyebilir. Genelde şirket hisselerine yoğun oranda sahip olanlar ya da elinde şirket hissesi bulunan şirket ortakları tarafından uygulanan tape painting; kısa vadeli manipülasyonlarda da uygulanır. Türev araçlar ve fx piyasalarda çok uygulanan bir manipülasyon yöntemi değildir. Pumpig & Dumping (Doldur Boşalt) Pumping & dumping (pompalamak ve boşaltmak) olarak tanımlanan manipülasyon yöntemi de daha çok hisse senetlerinde uygulanan bir uygulamadır. Ancak özellikle 2000 sonrasında türev araçlarda da yoğun olarak uygulandığı görülmektedir. Bir enstrümanın belirli bir seviyeye çekildikten sonra satışının sağlanarak eldeki tüm portföyün boşaltılması anlamını taşımaktadır. P&D (pumping and dumping/doldur boşalt) olarak bilinen manipülasyon uygulaması iki aşamada gerçekleştirilir. İlk olarak pumping/pompalama (doldurma) aşaması hisse senedi ve/veya ilgili enstrümanın fiyatının şişirilmesi ile oluşturulur. Bu aşamada fiyat belirli bir seviyeye gelene kadar işlem devam eder. Finansal enstrümanın fiyatının şişirilmesi sürecinde farklı manipülasyon ve uygulama teknikleri kullanılabilir. Basıl yolu ile ve/veya halka açık platformlarda yorum genel olarak bu uygulamada en çok kullanılan şişirme tekniğidir. 235

244 Teknik dahilinde fiyatın pompalanması daha çok söz konusu finansal enstrümanın gölge hesaplar dahilinde belirli bir sirkülasyon yaratılmasından çok küçük yatırımcının long pozisyon açmasına teşvik sureti ile yapılır. Alımlar gerçekleştikçe ilgili enstrümanın fiyatı genel olarak yükselir; ancak bu uygulamada fiyatın alım yolu ile yükseltilmesi gibi; fiyatı belirli tekniklerle yükseltilmiş enstrümanın satışının sağlanması ve teşvik edilmesi de bir yöntemdir. Yöntemde özellikle belirli bir fiyat seviyesinden eldeki hisseler eridiğinde manipülatör piyasayı terk eder. Bu durumda hisseler kendiliğinden boşalır ya da domino etkisi yaratan bir satış dalgası başlar ve fiyatlar sert bir iniş gösterir. Advancing the Bid (Sanal/Yapay Talep Yaratmak ve Oluşturmak) Fiyat temelli bir manipülasyon tekniğidir. Özellikle şirket satış anlaşmalarına ya da bir şirketin başka bir şirketi satın alması dönemlerinde; şirket değerinin yüksek tutulması için uygulanan yöntemlerden bir tanesidir. Advancing the bid (yapay talep oluşturmak) uygulamasının birkaç ayrı tekniği vardır. Söz konusu teknikler arasında en çok uygulananı sürekli aktif görünümü vermek için söz konusu enstrümanın sürekli sirkülasyonun sağlanmasıdır. Aynı fiyattan ya da giderek artan fiyatlardan periyodik alımlar gerçekleştirilir. Alım ve satım match edilmiş hesaplardan gerçekleştirilerek fiyat belirli bir süre yüksek tutulur ya da belir bir trend izleyecek düzeyde yükseltilir. Fiyatın yükseltilmesi sürecinde trend oluştuğunda küçük yatırımcı alımlar gerçekleştirebilir ki; bu durum şayet yoğun bir alım gerçekleştirilir ise ciddi bir talep yaratabilir ve bu durum belirli bir süre bir trend izlenimi yaratır. Bu gibi durumlarda söz konusu enstrümandaki bir düşül durumu ya da satış sağlayacak bir gelişme birbiri ardına bir domino etkisi yaratır ve süreç kümülatif ilerleyen short işlemlerle ciddi bir negatif görünüm kazanır. Bu gibi durumlarda fiyatın sanal 236

245 olduğunu bilen manipülatör açığa işlem açabilir; ki böyle bir durumda fiyatlama daha da derin bir negatif yönelime tabi olur. Böyle bir ortam içerisinde makro verilerde ve/veya genel ekonomide yaşanan bir olumsuz gelişme ya da piyasalardaki olumsuz beklentiler fiyatı reel seviyenin de altına çeker ki; fiyatın reel seviyenin altına inmesi ile birlikte manipülatörler tekrar alım gerçekleştirebilirler. Cornering (Hakim Olmak) Cornering; belirli enstrümanlarda daha yaygın olarak kullanılan bir manipülasyon uygulamasıdır. Hisse senetlerinde çok yoğun kullanılmayan daha çok fx piyasalarla türev ürünlerde kullanılan bir manipülasyon uygulamasıdır. Herhangi bir finansal enstrümanın reelde yöneliminin gerçekleştirilerek fiyatların belirlenmesi anlamına gelir. Daha çok güçlü bir fon gerektirir ve manipülasyon süreç içerisinde periyodik olarak gerçekleştirilir. Periyodiktir; çünkü süreç içerisinde birden çok alım ve satım işlemi gerçekleştirilir. Örneğin Dünya nın en önemli bakır üreticilerinden olan bir firma yeni bakır rezervleri almıştır ve o dönem içerisinde bakır fiyatı klasik dalgalanma içerisinde pozitif yönlü ilerlemektedir. Söz konusu şirket bakır fiyatlarının daha da yükselmesini istemektedir ve bu durumda hem elindeki vadeli bakır kontratlarını çıkartacaktır (ve türev araçlardan gelir elde edecektir) hem de reelde bakır varlığı değer kazanacaktır; ki bu uygulama ile birlikte şirket karlılığı da artacak ve hisse senetlerinde de artış yaşanacaktır. Firma öncelikle elindeki bakırlarla ilgili arz ve talep analizi gerçekleştirilir. Zira arzın kısılarak sabit kalan talebin fiyatları yukarıya çekmesi de bir yöntemdir; ancak bu gibi uygulamalarda sanal kontratlarla da işlemler gerçekleştirilebilir ki; bu yöntem şirketin çok daha fazla taleple karşılaşması anlamına gelmektedir. Bu durumda piyasada talebin yükseldiği izlenimi oluşur ve bu oluşum fiyatları yukarı yönlü hareket ettirir. 237

246 Fiyatların yukarı yönlü hareket etmesi için yalnız sanal sözleşmelerin oluşturulması ve kullanılması uygulanmaz; aynı zamanda türev araçlarda da açığa işlem yapılarak süreç desteklenir. 421 Ancak bu uygulama genel olarak sürece yayılan bir uygulamadır, cornering birkaç yıla ve kontrat dönemine yayılarak gerçekleştirildiğinde daha etkili olan bir yöntemdir. Yöntemin uygulama alanlarından bir tanesi de banka sahibi olan emtia üreticilerinin (ki bu konuda Standard Oil örnek verilebilir; zira petrol kontratları üzerinde de işlem yapmıştır) bankalar yolu ile kontratları toplaması ile birlikte de fiyat yükseltilebilir. Ancak dönüşen süreç içerisinde cornering uygulaması daha politik ve daha sistemli bir yol izlemiştir. Cornering için önemli örneklerden bir tanesi de para piyasasındaki uygulamalardır. Para piyasasında para üzerinde işlem yapan spekülatörlerin gerçekleştirdikleri uygulamalardır; ki para piyasasında spekülatörlerin gerçekleştirdikleri bu uygulamalar tam olarak manipülasyon olarak tanımlanamasa da spekülasyonun sınırlarını zorlayan uygulamalardır. Uygulama belirli aşamalarla gerçekleşir; önemli aşamalardan bir tanesi söz konusu ilgili paranın parite üzerinden işlem yapılarak long ve/veya short işlemlerle operasyonun başlatılmasıdır. Örnek olarak Euro nun son dönemde faizler nedeni ile değer kazanması ve ilerleyen süreçte enflasyon beklentisi ile sürekli değer kazanan bir yapıya gelecek 421 Manipülasyon uygulamalrında (özellikle cornering uygulamasında); birçok yöntem birlikte uygulanır. Özellikle emtia talebinin arttırılması ya da arzın kısılması bu yöntemlerden bir tanesidir; ancak kullanılan yöntemlerden bir tanesi de uzun vadeli reel kontratlarla küçük üreticilerin ellerindeki stokların bir ve/veya iki yıl gibi uzun süreler boyunca (alakasyon yöntemi ile) satın alınması ve stokun monopol oluşturacak seviyeye yükseltilmesidir; ki bu durumda stok genişlemesine karşın taleplerin de artmasına karşın; arz belirli bir seviyede tutulur. Bu durum arzın kontrolüne karşın talebin de gölge şirketlerce arttırılması ile birlikte fiyatın yeniden yapılanmasını sağlar. 238

247 olmasının bir beklenti yaratması ya da Yen de yukarı yönlü bir hareketin başlaması süreci tetikleyecektir. Süreç içerisinde gerçekleştirilen spekülasyonlarda ilgili para birimine çok yönlü işlemler gerçekleştirilebilir. Zaten parite işlemleri birbirlerini ciddi anlamda etkileyen işlemlerdir; örneğin USDJPY üzerinde gerçekleşen bir hareketlilik GBPJPY paritesini doğrudan etkiler ve GBPUSD paritesinde de belirli bir hareketlilik yaratır. Bu durumda VIX endeksleri ve BDIX endeksindeki durumun yapısı ve başta GOLD olmak üzere emtia fiyatlarının seyri ayrıca önemli faktörler arasındadır. Bu durumda JPY üzerinde işlemler gerçekleştiren bir yatırımcı aynı zamanda anons etkisini de kullanabilir ve bu süreci daha açık ve belirgin bir hale getirebilir; 422 Anons etkisi piyasayı dalgalandıran bir yapı oluşturur. Bu oluşum süreci içerisinde söz konusu devletin merkez bankası OMO 423 işlemleri de takip edilebilir ve daha da önemlisi tahvil ve bonoları da alınabilir. Tahviller üzerinde alımlar ciddi bir etki yaratmaz; ancak aynı spekülatörün borsadaki işlemleri faizler ve kur üzerinde ciddi etkiler yaratır. Özellikle eğer spekülatif atağı gerçekleştiren spekülatör söz konusu kur üzerinde baskı yaratmak amacı ile NIKKEI deki hisselerini shortlar ve hatta açığa satışlar gerçekleştirmeye başlarsa borsadaki negatif yönlü baskı kura pozitif yönlü baskı olarak yansır. Bu durum şayet hızlı bir piyasadan çekilişi destekler ve ani likidite akılı ve sıcak para hareketleri gerçekleşir ise ciddi bir yönelim kazanır. 422 Fonların uyguladığı yöntemlerden bir tanesi de spekülasyon sürecinde piyasayı yönlendirecek anons etkileri gerçekleştirmektir; zira özellikle Quantum Fund tarafındna gerçekleştirilen spekülasyon süreçlerinde alım ve satım işlemleri ile ilgili medyaya önce sözlü bilgi verilir ve ardından gündem ekonomi çevrelerinde tartışılmaya başlandığında endeks hareketliliği volatil bir yapıya bürünür. Bu gibi durumlarla ilgili olarak Gim ROGERS, Mark FABER ve George SOROS gibi uzman spekülatörlerin ve yatırımcıların işlemleri ciddi etki yaratır. Bu spekülatörlerden sıyrılan ve daha çok bir yatırımcı kimliği ile ön plana çıkan Warren BUFFET ın alımları da piyasayı hareketlendiren etkiler yaratır. Tanınmış ve piyasada itibar bulan spekülatörlerin ve yatırımcıların işlemleri (ki bunlar gerçek kişiler olabildikleri gibi tüzel kişiler de olabilirler) piyasayı yönlendirici etkiye sahiptir. 423 OMO: Open market operation (açık piyasa işlemleri) 239

248 Ülkedeki yatırım verimlilikleri düşmekte ise ve hatta şişkinlik varsa ve ülkenin cari açık sorunu varsa kurdaki artış devam eder. Bu durum merkez bankasının rezervleri ile de ilişkilidir; zira merkez bankası spekülatif atak(lar) karşısında piyasayı fonlamak zorundadır ve şayet fonlayamaz ise yeni tahvil ve bono ihaleleri açmak hatta borçlanmak zorunda kalacaktır. Bu süreç çoğu zaman yüksek faizle gerçekleştirilmek zorunda kalır ki bu durum kur üzerinde doğrudan yukarı yönlü bir baskı yaratacaktır. Şayet yukarı yönlü bir hareket ciddi bir yönelim kazanır ise durum daha da vlatil bir yönelime yol açar ve kurda aşırı değerlenme yaşanır. Bu durum ülke içi ödemelerde dolarizasyon etkisi de yaratmışsa giderek artan kümülatif bir baskı yaratır ve kurda ciddi bir yukarı yönlü hareket başlar ki bu hareket sistemi zorlar ve sonuçta spekülatör beklediği seviyenin oluşması ile birlikte elindeki varlığı (ülke parasını) çıkartmaya ve satışa geçmeye başlar. Şayet ülkede cari açık varsa bu durum çoğu zaman ülkeleri krize doğru sürükler; ancak cari açığın yanı sıra ülkede kamu bütçe açığı ve tasarruf açığı da varsa ülke şok dalgaları ile karşılaşır ve bu durum ciddi stres yaratır. Bu durumda OTC piyasalar dahil olmak üzere fiyatlar genel düzeyinde enflasyon ya da deflasyon yönlü baskıla başlar ki; bu süreç ülkede piyasa regülasyonun bozulmasına neden olur. Bu durumda ülke krize sürüklenerek; ciddi bir süreçten geçer. Ancak önemle belirtmek gerekir ki; spekülasyonlar ülkede krizleri tetikleseler de krizleri oluşturan spekülasyonlar değildir. Krizler var olan ekonomik dengesizliklerden ve değişen koşullardan kaynaklanır. Spekülasyonlar bu süreci tetikler ve/veya derinleştirir. 240

249 Abusive Squezing (Köşeye Sıkıştırmak) Piyasadaki etkin oyuncuların küçük oyuncunun şartlarını zorlaması durumudur. Daha çok opsiyon ve forward sözleşmelerde kullanılan bir yöntemdir. Piyasadaki oyuncular arasındaki dengenin ve gücün eşit olmadığı süreçte kullanılır. İlgili spekülatör bu durumda yükümlüğü fiziki teslime zorlayabilir ki bu durum hak devri için daha büyük paraların ödenmesi sureti ile yükümlülük sahibini yükümlülükten kurtarabilir. Diğer bir metot da GOLD 424 benzeri ürünlerde kullanılır. Örneğin altına işlem yapan kişilerin piyasadaki satış süreci nedeni ile elindeki türev ürünleri de çıkartmaları ya da fiziki teslimat gerektiren sözleşmelerin yerine getirmeleri yönünde baskı oluşturulabilir. Baskı yalnız fiziki teslim ya da satışa yönelik zorlama ile gerçekleşmeyebilir. Özellikle kur spekülasyonlarında merkez bankasının elindeki rezervlerin satışına yönelik zorlamalar da absive squezing kapsamında yer alır. Market Opening (Piyasayı Açma) Piyasanın açılışından önce ve/veya açılışa müteakip girilmeye başlanan emirlerle ilgili hisse senetlerinde ve/veya enstrümanlara fiyat hareketleri yaratmaktır. Fiyat hareketleri genel olarak sanal emirlerle ya da matched accountlar kullanılarak gerçekleştirilebilir ve bu süreçte wash sale ile gölge hesaplar arası işlemler gerçekleştirilebilir. Marketing Close (Piyasayı Kapatmak) Piyasa çalışma ve seans saatlerinden istifade etmek sureti ile gerçekleştirilen manipülasyonlardır. Manipülatörler seans içerisinde 424 Altının uluslararası işlemlerde GOLD olarak tanımlanması nedeni ile geçerli kodu kullanılmıştır. 241

250 gerçekleştirdikleri uygulamalar ile belirli bir seviyeye çıkarttıkları hisse senedi üzerinde sert satışlar gerçekleştirmeye başlarlar ya da saklanan, geciktirilen bir haber seansın bitmesine dakikalar kala açıklanır; ya da seans bitiminde açıklanır. Bu gibi durumlarda gerçekleştirilen manipülasyonlar piyasanın kapanmasına yakın olduğu için manipülasyonun aktif kısmı tamamlanmış olur ve özellikle Cuma gün sonuna gerçekleştirilen manipülasyonlarda Pazartesi seans açılımı sert satışlarla başlar. Genel olarak hisse senedi piyasasında çok kullanılan bir manipülasyon yöntemidir. Manipülatörler; gün içerisinde hisse sirkülasyonu sonrasında belirli bir aralığa çektikleri hisseleri seans sonuna yaklaşırken satmaya başlarlar ve/veya bir satış dalgası oluştururlar. Satış dalgası oluşma eğilimi var ise açığa satışlarla daha fazla kar elde etme amacı güdülerek, açığa satış işlemleri girilir. Scalping (Gelgel) Scalping; basın yolu ile işlenen manipülasyon suçları arasında en yaygın olanıdır; ancak anons etkisinin scalping benzeri etkilere yol açması da mümkündür. Bu ve bu gibi durumlarda scalping uygulamaları genel olarak belirli bir süreye yayılır. 425 Scalping uygulamalarında en önemli ayrım; hedef kitledir. Küçük yatırımcı için seçilen ekonomi yazarları ile portföy yöneticileri için ekonomi yazarları ve etkili kişiler farklıdır. Ancak çoğu zaman scalping uygulamaları anons etkisi ile de desteklenir. Örneğin Boeing hisselerinin 60,00 seviyesinden alımı sonrasında; belirli bir trendin varlığı söz konusu ise ve Boeing in sipariş alması söz konusu ise bu etki de scalping uygulamalarını destekleyecektir. Scalping uygulamaları şayet küçük yatırımcılar hedefleniyorsa ekonomi yazarlarının (çıkar 425 Scalping ani gerçekleştirilen ve kısa süren bir manipülasyon uygulaması değildir. Bilakis belirli periyodik işlemlere dayanır ve çoğu zaman wash sale metodu ile de desteklenir. Uygulamada daha çok basın mensupları ve ekonomi yazarları kullanılır. Scalping sırasında eğer trend oluşmuşsa, etki hızlı yayılır. 242

251 karşılığı) satın alınması ile gerçekleştirilir; ancak portföy yöneticileri için scalping uygulamaları gerçekleştiriliyor ise belirli dönemlerde ilgili haberlerin gelmesi de amaçlanır ve scalping bu haberleri de kapsayacak biçimde uygulanır. 426 Bear Raid (Ayı Baskını) Birden çok tradederın planlama ile gerçekleştirebileceği bir manipülasyon türüdür. Özellikle manipülatörlerin ciddi bir analiz gerçekleştirmeleri gerekir ki; bu kapsamda teknik içeriklidir. Söz konusu manipülasyon metodunda mevcut fiyat seviyeleri, defter değerleri, reel değerler, piyasa fiyatlamaları, mod, medyan, standart sapma, beta katsayıları ve korelasyonlar hesaplanarak trending kırılma noktaları ve muhtemel trend kırılması hesaplanır ve olasılıklar (değişim katsayıları ile birlikte) belirlenir. Uygulama belirli bir süre içerisinde ve belirli bir planlama sonrasında oluşturulan yol haritası ile gerçekleştirilir. Özellikle fiyat hareketinin yönelimi tespit edilerek; kümülatif short işlemlerin gelmesi durumunda oluşacak domino etkisi ve kartopu etkisi de hesaplanan olasılıklar arasındadır. Bear raid (ayı baskını); raid tanımından anlaşılacağı üzere ani bir harekettir ve genellikle piyasa açılmadan önce girilen işlemlerle (ve ansızın) başlar; ki genellikle bu gibi durumlarda düşüşü destekleyecek haberler de oluşturulur ve piyasaya servis edilir. Bu durumda scalping, wash sale, gibi farklı manipülasyon yöntemleri ile anons etkisi de kullanılan diğer manipülasyon yöntemleri arasındadır. İşlem aniden bir hisse senedinde satışların gelmesi ile başlar; ya da mevcut değerin çok altında alım emirleri girilmeye başlar. Alımlar yüksel miktardadır. Örneğin (on milyon) lotun emisyonda olduğu bir seans gününde sabah, piyasa açılması ile birlikte platforma (bir milyon) alım emri yansır. Giderek alımlar daha da fazlalaşır ve endeks fiyatının altına doğru fiyatı zorlar. Bu 426 Türkiye de scalping konusunda SPK tarafından en çok ifadesi alınan ve piyasada adı geçen kişi genellikle Deniz GÖKÇE dir. Ancak bu konuda özellikle (ekonomiyi tam bilmeyen) ekonomi yazarları da mevcuttur. (Türkiye deki önemli sorunlardan bir tanesi de ekonomiyi bilmeyen ekonomi yazarlarıdır.) Özellikle David EDGER ın Garanti Yatırım da icra kurulu üyesi olmasından sonra bu durum yakınlaştığı yazarlarda fazla görünmüştür. Scalping uygulamalarına ilişkin özellikle ekonomi bülteni yazarları ciddi potansiyel ihtiva ederler. 243

252 gibi durumlarda (daha önceden) mevcut hisseden bir miktar alınmıştır ve alınan hisseden satış match yöntemi ile gerçekleştirilir; ki bu durum ani bir etki ile fiyatı aşağı çeker. Daha sonra wash sale ile eldeki hisse senedi sürekli ve logaritmik fiyatlamalarla (negatif yönlü fiyatlama ile) sirküle ettirilir ve negatif yönlü sirkülasyon diğer yatırıcıları da psikolojik olarak zorlar. Düşüşler açığa satışlar ile desteklenerek fiyatın sürekli aşağı yönlü hareketi sağlanır. Operasyonun başladığı zamanlar daha çok fiyatın trendin en üstte olduğu ya da fiyatın dirençte olduğu anlardır. Bu durumda trend kırılır ve free fall oluşturulmaya çalışılır. Oluşan free fall giderek diğer satışları destekler ve süreç içerisinde scalping uygulaması başlar. Bu durumda hisse senedi reel değerinin de altına iner ve operasyon toplam hisselerin büyük bölümünün düşen fiyatlardan, dipten toplanmaya başlaması ile devam eder. Alımların fiyatı yukarı yönlü çekmemesi için wash sale uygulaması devreye sokulur. Wash sale ile birlikte hisse giderek daha da düşen fiyatlarla sirküle ettirilir. Bear raid bir hafta gibi bir süre devam eder ve hafta kapanışında tüm hisseler toplanmış olur. 427 Anons etkisi ile manipülasyon Anons etkisi ve anons etkisi ile trade genel olarak spekülasyondur ve manipülasyon dahilinde yer almaz; ancak manipülasyonun anons etkisi ile desteklenmesi ya da wash sale ve/veya bear raid benzeri bir manipülasyon uygulamasının anons etkisi sonrasında başlatılması anons etkisine dayalı manipülasyonu oluşturur. Bu durumda daha çok teknik bir süreçtir. Anons etkisine dayalı manipülasyonlar daha çok bir merkez bankası başkanı ya da bir şirketin 427 Bear raid; şirket kontrollerinin ele geçirilmeye çalışıldığı durumlarda da uygulanan bir yöntemdir; ancak daha çok belirli bir sektörde, gelecek vadedeceğine inanılan ve yeni iş anlaşmaları ihtimali olan şirketlerin hisselerinin uzun vadeli spekülasyon amacı ile toplanmasına yönelik bir manipülasyon metodudur. Metot son derece tekniktir. Uzman kadrolarla gerçekleştirilebilir ve hedeflenen stratejik şirketler için gerçekleştirilir. Free fall dahi hesaplanır. Operasyon öncesinde ilgili şirket hissesi bulunan yatırımcılar da tek tek saptanır ve platformda kimin hangi oranda hisse sattığı ve operasyondan sonra kimin hangi oranda hisse bulundurduğu tespit edilir. Şayet toplanılan hisse sayısı ile toplanması planlanan hisse sayısı arasında fark mevcut ise bu durumda operasyon belirli periyodik dalgalarla tekrar gerçekleştirilir. Her bir operasyonda ayrı hesaplamalar gereklidir. 244

253 CEO sunun gerçekleştirdiği bir konuşma ya da bir konuda gerçekleştirdiği bir yorum sonrasında oluşan beklentiye dayalı hareketlerle gerçekleşir. Aslında bu gibi bir durumda önceden planlanmış bir manipülasyon vardır ve süreç anons etkisi ile harekete geçer. Çok uygulanan bir manipülasyon yöntemi değildir. Hareketliliğin başlaması için bahane olur. 428 News Trading Uygulaması dahilinde manipülasyon New trading uygulaması aslında manipülasyonla ilgili olmayan ve beklentiler ışığında gerçekleşen trade uygulamalarıdır ve spekülasyondur. Örneğin FED başkanının konuşmasından önce Dolar da ya da Dow da pozisyon almak news trading uygulamasıdır. Ancak beklentilerin ters yönde etkilenileceği haber alındığında ve bu konuda bir bilgi oluştuğunda gerçekleştirilen işlemlerin geneli news trading uygulaması dahilinde manipülasyondur. News trading uygulaması dahilinde manipülasyon aynı zamanda başka bir manipülasyon uygulamasının news trading ile desteklenmesi ile de oluşur. Bilgi bazlı manipülasyon Bilgi bazlı manipülasyon daha insider trading ile karıştırılır; ancak herhangi bir konuda dolaylı bir bilginin elde edilmesi ile bu bilginin kullanılarak manipülasyon gerçekleştirmek bilgi bazlı manipülasyondur. Örneğin bir şirket çelik kontratı imzaladı ve yüklü miktarda çelik alımı gerçekleştirdi; ancak ilgili çeliği otomotiv firmalarından bir tanesine yedek parça üretmek için aldı. Ancak otomobil firmasının son dönemde yedek parçaya ihtiyacı olmadığı yapılan analiz sonucunda görülü. Analiz açık kaynaklarca elde edilebilecek bilgilerden derlendi ancak piyasada da dikkat çekmedi. Bu süreç dahilinde manipülatör söz konusu analizin 428 Anons etkisi ile gerçekleşen manipülasyonlar daha çok kur manipülasyonlarında gerçekleşir. Örneğin bir fonun elinde yüksek miktarda Türk Lirası vardır. Türk Lirasını yüksek fiyatla satmak istemektedir ve o gün merkez bankası başkanının bir konuşması vardır. Söz konusu konuşmada merkez bankası genel olarak cari açığın uzun vadede risk oluşturduğunu söyleyebilir. Bu söylem aslında bir manipülasyonu başlatacak nitelikte değildir; ancak bu süreçte borsada sert satışlar başlar ve sert satışlar kuru yükseltmeye başlar. Bu durumda ilgili fon ellerindeki Türk Lira sını satarak piyasadan çekilmeye çalışır. Ancak bu genelde tek başına etkin değildir. 245

254 gerçekleştirileceğinde ilgili şirket hissesinin düşeceğini biliyor. Ancak bunun piyasada fiyatlanmasından önce bu bilgiyle düşecek olan hisseleri daha da düşürmek istiyor. Bu nedenle manipülatör bear raid uygulamasına başlıyor. Hisse senetleri free fall a iken scalping uygulamasına geçiyor ve bu bilginin scalper grup ile birlikte piyasada free fall etkisi ile ekstrem fiyatlanmasına neden oluyor. Bu kapsamda bilgi bazlı manipülasyon scalping ve bear raid uygulamaları ile bütünleşik uygulanıyor. Bu uygulama ile birlikte hisse senedi 50,00 seviyelerinden 30,00 a kadar free fall oluştururken, daha sonra bilginin scalper grup tarafından fiyatlanması ile birlikte hisse senedi 10,00 seviyesine geriliyor. Bu seviye söz konusu hisse senedinin defter değerinin hatta tasfiye değerinin dahi altında olduğunda manipülatör hisseleri almaya başlıyor; ancak alım wash sale uygulaması ile birlikte gerçekleştirilerek fiyat hareketinin alım süreci tamamlanana kadar oluşmaması sağlanıyor. Söz konusu on dört ayrı manipülasyon uygulaması 2013 itibari ile gerçekleştirilen manipülasyonlar için genel bir örnek teşkil etmektedir. 429 Manipülasyon uygulamalarının tarihsel süreç ve ekonominin evrimi dahilinde değiştiği ve dönüştüğü görülmekle birlikte manipülasyonların uygulanış biçimleri ve etkileri de değişmektedir. Bununla birlikte değişen önemli önemli unsurlardan bir tanesi de spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının her geçen gün birbirlerine yaklaşmakta olduğudur. Gerçekten de spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları hemen her geçen gün birbirlerine daha da çok yaklaşmaktadırlar. Spekülasyon uygulamalarının yöntemleri ile manipülasyon uygulamalarının yöntemleri ise ayrıca birbirleri ile ilişkili konuma gelmektedir; ki bu durumun temel nedeni uzmanlaşma gerekliliğidir. 429 Manipülasyon uygulamaları genel olarak çok daha varyasyona sahiptir. Bu yönü ile manipülasyon uygulamalarının kombinasyon oluşturduğu söylenebilir; ancak manipülasyonların tek başına uygulandığı; daha doğrusu tek tipolojide bir manipülasyonun uygulamada pratiğe döküldüğü hemen çok az örnek mevcut. Çünkü tek bir manipülasyon uygulaması piyasayı hareketlendirmeye yetmemekte. Manipülasyon uygulamaları birbirleri ile birlikte uygulanırken aynı zamanda manipülasyon uygulamalarının uygulayış biçimleri de değişmekte ve dönüşmekte. 246

255 Spekülasyon ve manipülasyon uygulamalarının ayrıca analiz edilmesi ve uygulamaların üzerinde durulması önem taşımaktadır. Bu yönü ile özellikle somut örneklerden başlayarak ve krizler de analiz edilerek krizler, spekülasyonlar ve manipülasyonların analiz edilmesi gerekmektedir. Analiz; Tarım Devrimi sonrasında oluşan artı değerle kendisini ticarette gösteren spekülasyon güdüsü giderek daha da derinleşmeye ve finans piyasalarının Endüstri Devrimi ile birlikte çeşitlenmesi ve genişlemesiyle kendisini finans piyasalarında göstermeye başladı. 430 Spekülasyon güdüsü ilk kez; henüz finans piyasalarının tam olarak oluşmadığı dönemde kendisini belirli bir emtia; üstelik hiç akla gelmeyecek bir şekilde bir çiçekle gösterdi. 431 İlk kez tulipmania oluştu. Süreç son derece hızlı ilerledi ve birkaç yıl içerisinde şişme kendisini gösterdi. Akabinde tek tek krizler oluşmaya başladı ve oluşan her yeni kriz süreci daha da derinleştirdi ve ekonominin yenilenmesine katkıda bulundu. Sirkülasyonun meta ve meta arasında gerçekleştiği ve tam olarak belirli bir değer ölçütü olmayan ekonomiden değerin ve paranın kullanıldığı bir ekonomiye geçişte ciddi anlamda bir genişleme olması net bir muhtemeldir. 432 Metanın meta ile değerlenmesi ve fiyatlanması değerin ve katma değerin artışında ciddi anlamda sorun olmuş ve piyasa genişlemesini engellemiştir. 430 Spekülasyon temelde daha önce de vardı; ancak daha teknik olarak analiz edildiğinde spekülasyonun finans piyasalarında daha derin ve daha keskim bir anlam kazandığı görülecektir. 431 Herhangi bir fonksiyonu olmayan ancak raf ömrü uzun olan ve uzun süre saklanabilen, kendisinden yeni lale soğanları elde edilebilen lale soğanları dönemin önemli bir yatırım malı olmuştur. Zira söz konusu yatırım malının ilgi görmesi paranın akacak başka bir kanalı olmamasından kaynaklanmaktadır. 432 Ancak söz konusu parasal genişleme uzun bir süre gerçekleşememiş; ancak Ortaçağ da mal çeşitlenmesi ve katmadeğerli ürünlerin yoğun olarak üretilmesi ile birlikte gerçekleşebilmiştir. 247

256 f(e m ) = m m m (1) 433 Buna karşın özellikle paranın kullanımı ile birlikte kapital (sermaye) oluşmuş, yapılanmış ve zaten var olan ulus yapısı giderek piyasa yapısına dönüşmeye başlamıştır. Piyasada paranın kapitale (sermayeye) dönüşmesi ile birlikte doğrudan meta amacı ile değil, para amacı ile gerçekleştirilmeye başlayan sirkülasyon artı bir değer mekanizması oluşturmuştur. f(e m ) = m M m (2) 434 Oluşan değerleme mekanizması artık malların ve ürünlerin birbirleri ile değerlendiği ve değerin başka bir emtiaya endeksli olarak gerçekleştirildiği değer anlayışını geride bırakmıştır ve bu süreç yaklaşık olarak İ.Ö. VIII. Yüzyıllarda gerçekleşmeye başlamıştır. f (V) = [ n mx(n m 1) ] (3) Değerlerin doğrudan birbirleri ile ilişkilendirilmediği dönemde yeni bir yapılanma gerçekleşmiş ve malın değeri her ne kadar başka bir malın emsal değeri ile ilişkilendirilse de artık mutlak ölçülen bir yapıya gelmiştir. f(v T ) = [ m T x (m T 1) ] (4) Denklemde; E m : Meta ekonomi m: Meta olarak tanımlanmıştır. 434 Denklemde; E m : Meta ekonomisi M: Para m: Meta olarak tanımlanmıştır. 435 Denklemde; V: değer n m : mevcut meta sayısı olarak tanımlanmıştır. 248

257 Piyasadaki toplam değer mekanizmasının dönüşmesi ve piyasadaki para artışı ile birlikte ekonomide ciddi anlamda bir genişleme gerçekleşmeye başlamıştır. Genişleme (Irvin FISHER in de ifade ettiği üzere) aslında toplam para miktarı ve toplam mal miktarı ile ilişkilidir ve aslında (dönem içerisinde bilinmese dahi) genişleme üretilen ve yaratılan yeni para kadardır. Bu durum daha çok XVII. Yüzyıl için de geçerlidir. Zira XVII. Yüzyıl ile birlikte genişleme başlamıştır sonrasında oluşan Amsterdam Lale Borsası nda ise parasal genişleme hem borsanın yapılanmasına neden olmuş, hem de lale borsası parasal genişlemeyi tetiklemiştir. f(k) = M m M (5) 437 Kapital (sermaye) oluşumuna yönelik, yani ticari ve kar elde etmek amaçlı para sirkülasyonu ekonomide (ekonomideki sirkülasyon hızı ile ilişkili olarak) gelişimi ve büyümeyi sağlamıştır. M. V = P. T (6) 438 Parasal genişlemenin yaşanması şüphesiz ki ekonomide ciddi anlamda paranın çarpan etkisi faktörünü de beraberinde getirmiş, sirkülasyonun hızı ile birlikte ekonomide genişleme yaşanmıştır. 436 Denklemde; V T : Toplam değer (ve fiyat), m T : Toplam meta miktarı olarak tanımlanmıştır. 437 Denklemde; K: Kapital M: Para m: Meta olarak tanımlanmıştır. 438 Denklemde (formülde); M: (Emisyondaki toplam) para miktarı V: paranın dolaşım hızı P: fiyatlar genel düzeyi (ekonomideki ortalama fiyat düzeyi) T: toplam transferler (ekonomideki transfer olan (el değiştiren ve sirkülasyonda bulunan, sirkülasyona tabi olma potansiyeline sahip olan) tüm mal ve hizmetler) olarak tanımlanmıştır 249

258 Ekonomideki genişleme ile birlikte parasal genişleme de başlamış, parasal genişleme kapitalin (sermayenin) akması gereken yeni alanların oluşması gerekliliğine yol açmıştır. Giderek ilerleyen süreç içerisinde daha da önemli olan bir başka gereklilik ise bankacılık olmuştur. Zaten Roma dan beri var olan bankalar ve bankacılık sistemi XIV. Yüzyıl sonrasında (özellikle oluşan teknik ve sosyal gelişimle birlikte) hızla gelişmeye başladı ve bankacılık sisteminin gelişmesi kredi mekanizmasını da oluşturarak ekonomide yen, bir parasal genişleme ve kaydi para mekanizmasının oluşumuna yol açtı. Kaydi para mekanizmasının oluşumu ile birlikte bankacılık müessesesi para yaratan bir kurumlar ve örgütlü sistem bütünü haline gelmiştir. Parasal genişleme ile birlikte ise oluşan uluslararası ticaret sonrasında piyasa mekanizması hızla oluşmuş ve yapılanmıştır. Finans piyasaları XVII. Yüzyıl da oluşsa da özellikle XVIII. Yüzyıl da gelişim göstermiştir. Bir anlamda piyasanın oluşumu ve menkulleşmenin gerçekleştirilmesi ile birlikte finans piyasaları yapılanmış, banknot kullanımın yaygınlaşması sonucunda oluşan değerlerin menkulleştirilmesi ile birlikte de giderek hızlanan bir ivme ile finans piyasalarını ve hatta OTC piyasaları hızla regüle etmiştir. Y C + I + G + (X M) (7) Denklemde (formülde); Y: gelir C: tüketim I: yatırım G: kamu harcamaları X: ihracat M: ithalar NX: net ihracat NM: net ithalat T: vergi S: tasarruflar TR: transfer harcamaları BS: bütçe fazlası 250

259 Piyasa mekanizması içerisinde özellikle XVIII. Yüzyıl sonrasında gelirin hesaplandığı ve gelire paralel bir gelişimin gözlemlendiği piyasa mekanizması oluşmuştur. Oluşan piyasada; gelirin tüketim, yatırım ve kamu harcamaları ile ilişkili olduğu, dışa açık ekonominin ihracat ile girdi kaydettiği, ithalat ile parasal aktarımda bulunduğu ekonomiler oluşmuştur. Özellikle XIX. Yüzyıl a gelindiğinde ekonomi fizyokratlardan klasiklere, merkantilistlerden liberallere birçok ayrı ekonomi kuramı ile karşılaşmıştır. Piyasa mekanizmasında XVI. Yüzyıl ile birlikte etkili olan; ancak genel hatları ve yapısı tam olarak XIX. Yüzyıl da (merkez bankaları marifeti ile) teknik bir yapı alan verginin fonksiyonu ile karşılaşmıştır. Piyasada; özellikle OTC piyasalarda gerçekleştirilen hemen her işlemden vergi alınırken finans piyasalarından XX. Yüzyıl a kadar tam olarak vergi alınamamıştır. Finans piyasalarının temelde XVII. Yüzyıl da başlayan tulipmania sonrasındaki gelişimi XVIII. Yüzyıl ile başlar ve XVIII. Yüzyıl dan XX. Yüzyıl a kadar finans piyasalarından tam olarak vergi alınamaz. Bu durum özellikle ticarette gelir elde eden kişilerin ve elbette bankaların finans piyasalarını oluşturmalarındaki en önemli faktördür ve finans piyasaları daha bireyin (ve akabinde şirketin) devlet karşısında güç kazanması ile birlikte hızla gelişmiştir. Devlet para basma iradesi dışında piyasaya müdahale edememiştir. Ancak XX. Yüzyıl ile birlikte merkez bankaları OMO/APİ uygulamaları ve faiz kararları ile piyasaya müdahale edebilmişlerdir. YD Y + TR T (8) BS: bütçe açığı olarak tanımlanmıştır 440 Denklemde (formülde); Y: gelir YD: harcanabilir gelir C: tüketim 251

260 Piyasada XIX. Yüzyıl ile birlikte özellikle tasarruflar ciddi anlamda önem kazanmaya başlamıştır. Zira üst gelir grubu (ve giderek aşağı gelir grupları) yeni olanaklar sunan ve fırsatlar içeren bu alanda yer almak istemişlerdir. Bu kapsamda finans piyasaları tasarrufların büyüklüğü oranında ilerlemiştir. Özellikle bugün XXI. Yüzyıl da da tasarrufların büyüklüğü oranında ilerlemektedir. YD C + S (9) 441 Harcanabilir gelirin tüketim (C: toplam tüketim miktarı) ve tasarruflarla oluştuğu XXI. Yüzyıl ekonomisine tasarruflar harcamalarla yatırımları finanse eden yegane unsur olmuştur. Gerçekten de piyasaların derinlikleri ve yapıları incelendiğinde strese karşı flexible (esnek) olan ve esnekliği güçlü olan ülkelerin tasarruf oranlarının yüksek olduğu görülmektedir. 442 I: yatırım G: kamu harcamaları X: ihracat M: ithalar NX: net ihracat NM: net ithalat T: vergi S: tasarruflar TR: transfer harcamaları BS: bütçe fazlası - BS: bütçe açığı olarak tanımlanmıştır 441 Denklemde (formülde); Y: gelir YD: harcanabilir gelir C: tüketim I: yatırım G: kamu harcamaları X: ihracat M: ithalar NX: net ihracat NM: net ithalat T: vergi S: tasarruflar TR: transfer harcamaları BS: bütçe fazlası - BS: bütçe açığı olarak tanımlanmıştır 442 Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri genel olarak bir istisnadır. Çünkü piyasayı karşılıksız Dolar ile besleyebilen ve ithalatı (uluslararası ödeme aracı olan) Dolar ile finanse edebilen bir 252

261 YD TR + T C + I + G + (X M) (10) 443 Ekonomide toplamda harcanabilir gelirin transfer harcamaları ve vergiler ile olan ilişkisi aslında ekonomideki tüketim ve yatımlarla kamu harcamalarına (ve cari etki ile birlikte) ekonomideki genel parasal yapıya denktir. Bu durum finans piyasalarının ekonominin finansal yapısı ilse doğrudan ilişili olduğunu göstermektedir. C + S TR + T C + I + G + NX (11) 444 ekonomi olması sebebi ile temelde son derece gelişmiş bir ekonomi olmasına karşın, para yaratabilmedeki olanakları tasarruflar ve harcanabilir gelirdeki sıkıntılar başta olmak üzere hemen her konuyu çözümleyebilmektedir. Ancak ekonomideki dinamizmi kamu harcamaları ve harcamaların beslemekte olması nedeni ile en önemli husus para değil paranın sirkülasyonudur. 443 Denklemde (formülde); Y: gelir YD: harcanabilir gelir C: tüketim I: yatırım G: kamu harcamaları X: ihracat M: ithalar NX: net ihracat NM: net ithalat T: vergi S: tasarruflar TR: transfer harcamaları BS: bütçe fazlası - BS: bütçe açığı olarak tanımlanmıştır 444 Denklemde (formülde); Y: gelir YD: harcanabilir gelir C: tüketim I: yatırım G: kamu harcamaları X: ihracat M: ithalar NX: net ihracat NM: net ithalat T: vergi S: tasarruflar TR: transfer harcamaları BS: bütçe fazlası - BS: bütçe açığı olarak tanımlanmıştır 253

262 Özellikle analiz edilmesi ve üzerinde durulması gereken bir husus da finans piyasalarının gelişim sürecinin parasal tabandaki genişleme ile doğru orantılı olduğudur. Zira parasal tabanda oluşan ve yapılanan gelişme paranın doğrudan emisyonda sirkülasyonu ve akabinde bankalara ve finans piyasalarına akmasına neden olmaktadır. Bu konuda özellikle Güney Kore önemli bir örnektir. Gelişen piyasaların yatırımların yarattığı etki ile, dış ticaretteki sürece ve gelişime paralel olarak gelirin ve gelirle birlikte tasarrufların artması ile birlikte oluştuğu kesindir ve nettir. S I (G + TR TA) + (X M) (12) 445 Ekonomideki süreç ve ekonominin genel yapısı kapsamında bir piyasanın dış ticaret dengesi ne denli güçlü ve katma değerli ihracata dayalı ise finans piyasasındaki gelişim de ekonominin dışa açıklık yapısı ile paralel olarak ilerlemektedir. Japonya nın gelişim süreci ve Japonya nın finans piyasalarının gelişim süreci arasındaki korelasyon bu konuda oldukça önemlidir GOS = 0 = I + GOS t=1 C t (13) Denklemde (formülde); Y: gelir YD: harcanabilir gelir C: tüketim I: yatırım G: kamu harcamaları X: ihracat M: ithalar NX: net ihracat NM: net ithalat T: vergi S: tasarruflar TR: transfer harcamaları BS: bütçe fazlası - BS: bütçe açığı olarak tanımlanmıştır 446 Denklemde (formülde); GOS: Geri ödeme süresi 254

263 Ancak önemle ifade etmek gerekir ki piyasadaki yapıda yatırımların verimliliği ve geri ödeme süreleri, yatırımların net bugünkü değerle değerlenebilmesindeki iskonto oranlarının etkisi; yani genel olarak enflasyon ve faiz oranları finans piyasalarının gelişiminde son derece önemli bir etmendir. I NFV = [( m GOS t=1 ) + ( t=1 )] (14) 447 (1+k) t C t (1+k) t Yatırımların geri ödeme sürelerinin doğrudan yatırımlara etkisi olduğu kadar aslında finans piyasalarının gelişimi ile de ilgisi mevcuttur. 448 Ülkedeki finans piyasalarını yapılandıran OTC piyasaların verimliliğidir. PI = ( m Ct t (1+k) t I m t (1+k) t ) (15) 449 Piyasadaki yatırımların, karlılık endekslerinin yapısı, yani yatırımların karlılığı piyasadaki hacimsel genişlemeyi de belirlemektedir. I: yatırım t: zaman C: kapital olarak tanımlanmıştır. 447 Denklemde (formülde); NFV: net bugünkü değer, t: zaman GOS: geri ödeme süresi I: yatırım k: iskonto, faiz oranı olarak tanımlanmıştır. 448 OTC piyasalardaki gelişme özellikle şirketlere yansımakta ve şirketlerdeki gelişme kapital (sermaye) piyasasına yansımaktadır. Ülkedeki bankacılık sektörü dahil olmak üzere finans sektörü ülkenin/piyasanın kapital (sermaye) piyasasının büyüklüğü ve gelişmişliği ile doğru orantılıdır. Bununla birlikte piyasanın kapital (sermaye) piyasasındaki gelişmişliği belirleyen de reel sektörün gelişim gücü ve hacmidir. 449 Denklemde (formülde); PI: Karlılık endeksi I: yatırım t: zaman k: iskonto faiz oranı olarak tanımlanmıştır. 255

264 Ancak piyasa mekanizmasında karlılığın yapısı kadar OTC piyasalardaki hatırımların karlılığı ile finans piyasalarındaki yatırımların karlılığı ayrıca önemlidir. OTC piyasalardaki karlılıkların ve yatırımların geri ödeme sürelerinin, yatırım verimliliklerinin finans piyasalarındaki yatırımların verimlilikleri ve karlılıkları ile ayrıştıkları durumlarda piyasalar arası ayrışma oluşmaktadır; ki piyasalar arası ayrışma piyasaların (finans piyasaları ile reel sektörün) ayrı parasal genişleme süreçlerine girmeleri ile sonuçlanacaktır. 450 Finans piyasalarının OTC piyasalar ile ayrışması temelde krizlerin tetiklendiği bir süreci yaratabilir ve nitekim XXI. Yüzyıl itibari ile finans piyasaları ve OTC piyasalar ayrışmıştır. Finans piyasalarındaki toplam varlık miktarı yaklaşık $ ,00 (yedi yüz trilyon Dolar) iken OTC piyasalarda bir yıllık GDP yaklaşık $ ,00 (yetmiş trilyon Dolar) olarak kalmıştır. 451 Yatırımların klasik olarak devlet tahvilleri ve borç mekanizmasından hisse senetlerine kaymasının önemli bir nedeni de finans piyasalarındaki yatırımcıların enflasyon oranı üzerinde kar elde etmelerinin artık tatmin yaratmaması olmuştur; ki özellikle ve 1997 de 453 yaşananlar bu konuya önemli örnekler vermektedirler. 450 Krizler daha net incelendiğinde ve analiz edildiğinde, özellikle XXI. Yüzyıl da finans piyasaları ile OTC piyasalarının ayrıştığı görülmektedir. 451 Normalde tüm Dünya da (yedi milyar) insan yaşadığı dikkate alındığında ve tüm GDP eşit dağıldığında kişi balı yıllık on bin dolar gibi bir gelir elde edilecektir. Ancak açık ifade etmek gerekir ise piyasası gelişemeyen ve serbest piyasa ekonomisine entegre olamayan ekonomilerde eşit GDP dağılımı dışardan bir güç ile gerçekleştirilse ve birkaç yıl boyunca GDP eşit dağıtılsa dahi olumlu herhangi bir sonuç gerçekleştirilemeyecektir. Zira gelişemeyen ekonomilerin gelişememe nedenleri kültüreldir. Bu nedenle başta Komünizm olmak üzere eşit paylaşımı savunan ekonomi politikaları yaklaşımları toplumların verimlilik ve üretkenlik kapasitelerini dikkate almamakta ve bilimsellikten çok ideolojik söylemler içerisinde yer almaktadırlar. Ancak uygarlığın gelişim süreçleri incelendiğinde gelişim ve ilerlemenin eşit paylaşımla değil, verimlilik ile oluştuğu net olarak görülecektir e ilk kez İngiltere üzerinde ciddi bir spekülatif atak gerçekleşmiştir de Asya Krizi başlamıştır. 256

265 AFoPV = ( (1+i)n 1 i (1+i) n ) (16)454 Krizler daha net ve teknik olarak incelendiklerinde yatırımların ve geri dönüşlerin üzerinde karların çok kısa süreler içerisinde elde edildiği görülmektedir. Özellikle 1992 sonrasında oluşan ve serbest dalgalı kur sonrasında ülke paraları üzerinde (daha çok açığa işlemler yapılarak) gerçekleştirilen spekülasyonlarda elde edilen karların finans piyasasında elde dilen karlardan daya yüksek olduğu görülmektedir. Bu kapsamda spekülatif ataklar ve gerçekleştirilen manipülasyonlar incelendiğinde son derece ciddi hesaplamaların ve formüllerin kullanılarak spekülasyonların ve manipülasyonların planlı olarak gerçekleştirildiği gözlemlenmekte ve ekonomide sürekli değişen korelasyonların hesaplandığı anlaşılmaktadır. AFoFV = ( (1+i)n 1 ) (17) 455 i FoCR = ( i (1+i)n (1+i) n 1 ) (18) Denklemde (formülde); PVoAF: Bugünki değerin anüite faktörü t: zaman GOS: geri ödeme süresi I: yatırım i: iskonto, faiz oranı olarak tanımlanmıştır. 455 Denklemde (formülde); AfoFV: Gelecek değer anüite faktörü t: zaman GOS: geri ödeme süresi I: yatırım i: iskonto, faiz oranı olarak tanımlanmıştır. 456 Denklemde (formülde) FoCR: Kapital (sermaye) itfa faktörü (factor of capital redemption) n: dönem I: yatırım 257

266 σorm = n (NNA NNA) 2 t=1 x Pi (19) 457 Risk faktörlerinin ve parametreler arası risklerin hesaplandığı analizler pratiğe dönüşmekte ve manipülasyonların her aşaması planlanmaktadır. Bu durumda önemli bir değişme XX. Yüzyıl ile XXI. Yüzyıl arasında gerçekleşmiştir. Zira XX. Yüzyıl da salt parasal güç ile gerçekleştirilebilen manipülasyonlar; artık planlı ve teknik çalışmalarla gerçekleştirilebilir bir hal almıştır. n v = ( σ2 t=1 (20) 458 (1+i) 2t) σ t (1+i) t σ = n t=1 (21) 459 Z = X NBD σ (22) 460 t: zaman k: iskonto faiz oranı olarak tanımlanmıştır. 457 Denklemde (formülde); σorm: Riskin standart sapması NNA: net nakit akışı Pi: olasılık t: zaman n: dönem olarak tanımlanmıştır 458 Denklemde (formülde) v: varyans, n: dönem t: zaman i: iskonto, enflasyon oranı olarak tanımlanmıştır 459 Denklemde (formülde); σ: standart sapma n: dönem t: zaman i: iskonto, enflasyon oranı olarak tanımlanmıştır 460 Denklemde (formülde) Z: Z değeri NBD: net bugünkü değer σ: standart sapma olarak tanımlanmıştır. 258

267 Özellikle gerçekleştirilen istatistiksel hesapların çoklu değişkenlerin ve regresyonların hesaplandığı spekülatif ve manipülatif ataklarda gerçekleştirilen çalışmalar akademik ekonomi dünyasının anlayamayacağı kadar ilerlemiştir. Piyasadaki (Dr. Poul KRUGMAN, Dr. Ricardo CABALLERO, Dr. Nouriel ROUBINI gibi) sayıları parmakla sayılabilecek kadar az akademik ekonomistler haricinde piyasanın doğasını anlayabilmiş ekonomistlerin bulunmaması ekonomide ayrışma yaratmıştır. XXI. Yüzyıl itibari ile akademik ekonomi ve reel piyasa ekonomisi artık bambaşka ekonomilerdir. 461 Piyasanın önemli spekülatörleri ise piyasada yeni bir ekonomi yaratmışlar ve geçmişte David RICARDO nun yaptığı devrimsel bir dönüşümü tetiklemişlerdir. Dr. Jim RODGER, Mark FABER, Warren BUFFET ve George SOROS gibi önder ekonomistler (ki üstelik doktora eğitimi almamışlardır) XXI. Yüzyıl itibari akademik camianın birkaç yüz yıl öncesinden gelerek anlamaya çalıştığı ekonominin dışında ile başka bir ekonominin olduğunu piyasaya göstermişlerdir. Klasik portföy teorilerinin ve hatta Markowitz Portföy Teorisi dışında yeni spekülasyon sistemlerinin oluşabileceği piyasadaki deneyimlerden görülmüştür. r D+ ke P = [ (E D) ] (23) 462 k e 461. hareketliliğin normal olarak yapısını anlayamayan akademik camiaya karşın piyasadaki yönelimleri ve piyasadaki yönelimlerin etkisini anlayabilen birkaç ekonomist piyasanın yönelimini anlayabilmiş; ancak özellikle XIX. Yüzyıl ın klasikleri ve fizyokratları arasında kalan (kimi de Marksist ekonomiye saplantılı olarak bağlanmış olan) akademisyen ekonomistler, piyasa ekonomisine ciddi anlamda yabancılaşmışlardır. 462 Denklemde (formülde) P: Walter eşitliği kapsamında hisse senedi cari değeri D: hisse başına ödenen kar payı (ortak açısından) r: işletmenin kendi yatırımlarından beklediği getiri oranı ke: ortakların işletmenin yatırımlarından bekledikleri getiri oranı E: hisse başına kar (şirket açısından) g: sabit büyüme hızı 259

268 P = D 1 k e g (24) 463 Klasik finansal enstrümanların değerlenmesinde kullanılan ve hisse senedi değerleme standartlarına dayanan değerleme ve fiyatlama modelleri kırılarak tamamen piyasa algısı ekseninde oluşan ve beklentilerden temel alan spekülatif hareketler piyasada yer almaya başlamış ve yeni bir piyasa yapısı oluşmuştur. Üst üste yaşanan krizlerin de gösterdiği gibi piyasa hemen hiçbir zaman rasyonel hareke etmemiştir. 464 LoA = [ (FVÖK 2 FVÖK 1 ) FVÖK1 (Satışlar 2 Satışlar 1 ) Satışlar 1 ] (25) 465 FL = [ (HBK 2 HBK 1 ) HBK1 ] (26) 466 (FVÖK 2 FVÖK 1 ) FVÖK1 D1: bir yıl sonra ödenecek kar payı tutarı olarak tanımlanmıştır. 463 Denklemde (formülde); P: Kar payı politikası kapsamında genel hisse senedi değeri D: hisse başına ödenen kar payı (ortak açısından) r: işletmenin kendi yatırımlarından beklediği getiri oranı ke: ortakların işletmenin yatırımlarından bekledikleri getiri oranı E: hisse başına kar (şirket açısından) g: sabit büyüme hızı D1: bir yıl sonra ödenecek kar payı tutarı olarak tanımlanmıştır. 464 Bu nedenle spekülatörlerin rasyonel olmamakla suçlanmaları adil ve realist değildir. 465 Denklemde (formülde); LoA: faaliyet kaldıracı, FVÖK: faiz ve vergi öncesi kar olarak tanımlanmıştır 466 Denklemde (formülde); FL: finansal kaldıraç, HBK: hisse başına kar FVÖK: faiz ve vergi öncesi kar olarak tanımlanmıştır 260

269 DoAL = [( (Q (P V)) (Q (P V ) F) )] (27)467 Özellikle piyasadaki işlemlerin kaldıraçlı işlemler olarak oluşturulduğu ve spekülatif atakların kaldıraçlı işlemlerle desteklendiği XXI. Yüzyıl spekülasyonlarında piyasa rasyonelliğe dair hemen hiçbir belirti göstermemiştir. Bu konu ile ilgili en önemli örnek 1992 de yaşananlardır. İngiltere Avrupa Para Sistemi ile ayrışma içerisindedir ve güçlü Pound politikası uygulama kararı almıştır. Ancak bu uygulamanın piyasada yalnız fiyatlanabileceği ve faizlerin de yükseltilmesi ile birlikte kurda bir miktar artış olabileceği düşünülmüş ve bu öngörü ile maliye bakanlığı ve BoE birlikte para politikasında 12 Eylül 1992 de yeni bir para politikasını deklare etmiş ve parada devalüasyona gidilmiştir. Para politikasındaki faiz uygulamaları ve paradaki yapı yaklaşık ,00 (bir milyar Pound) gelir elde eden George SOROS un paraa dik alım ve satış dalgası yaratmasına ve bu hamleyi bekleyen Quantum Fon un ciddi bir gelir elde etmesine neden olmuştur. İngiltere bu konuda George SOROS u suçlamış ve Quantum Fon un para üzerindeki spekülasyonunu claim benzeri bir ifade ile dile getirmiştir. Daha sonra Asya Krizi esnasında Malezya Başbakanı bu sınırları zorlayarak daha ciddi ithamlarda bulunarak krizin nedeninin spekülatörler olduğunu alenen ifade etmiştir. Ancak hem 1992 Black Wednesday (Kara Çarşamba) hem de Asya Krizi nde gerçekleşen spekülasyonlarda incelendiği üzere (ki İngiltere de Pound seviyesinde de yükselme yaşanmış ancak bir kriz oluşmamıştır) özellikle Asya 467 Denklemde (formülde); F: Sabit maliyetler (faiz gideri hariç) P: Birim satış fiyatı V: Birim değişken gider Q: Üretim ve/veya satış fiyatı olarak tanımlanmıştır. 261

270 Krizi nde ve diğer krizlerde spekülatörlerin ataklarından (saldırılarından) önce krizlere yol açabilecek gelişmeler mevcuttur. Özellikle 1997 Asya Krizi nden başlayarak krizler birçok iç etken ile (özellikle cari açık ve yatırımların verimliliklerinin düşmesi başta olmak üzere) yapılanan ve makroekonomik etkilerle birleştiğinde, piyasada volatilite oluştuğunda gerçekleşen durumlardır. Ancak XX. Yüzyıl ın son on yılından itibaren ve XXI. Yüzyıl da 2008 Krizi nde de görüldüğü üzere krizler çok daha teknik bir yapıya bürünmüş durumdadır. Zira son örneklerde de görüldüğü üzere Dünya nın geçirdiği krizler giderek daha da teknik bir hale geldi. Öyle ki 2008 Krizi aslında piyasanın dahi tam olarak anlamadığı bir dizi uygulama ile çözüldü (aslında çözüm olmuş gibi bir ortam oluşturuldu) 468 bir çok yeni enstrüman önem kazandı. Tüm bunlara karşın birçok konu ise hala muallakta kalmaya devam etti. Özellikle ifade etmek gerekirse içi boş ve çökmek üzere olan kurumlara nasıl yatırım yapılabilir raporu oluşturulduğu ve pozitif görünüm verildiği sorgulanmadı ve kredi derecelendirme kuruluşları bu konuda yargılanmadılar. Bu konuda bir soruşturma dahi açılmadı. Daha da kötüsü borsalar arasına bu konular yeniden yapılandırmaya açılmak üzere tartışılmadı Krizi sonrasına sorunun çözümü için bulunan en iyi yöntem toxic asset varlıklarının tasfiyesi oldu; ancak bu tasfiye görünürde tasfiyeden öteye gidemedi. Daha da kötüsü hala olmaması gereken birçok kurum varlığını devam ettirdi. En önemlisi de parasal genişlemeler plansız şekilde yapıldı ve ABD dış ticaret açığını Dolar basarak finansa edebileceğini ve bunu her durumda gerçekleştirebileceğini gördü. Bu durum piyasada etkileri geçmiş ve aşılmış bir kriz Krizi nde birçok sorun çözülse ve çalışmayan kurumlar restore edilse dahi; aslında bir çok çalışmayan kurum da politik nedenlerle kurtarıldı. Bir çok sorun çözülürken bir çok sorun çözülmüş gibi yapıldı. Bu yönü ile aslında daha şiddetli bir kriz için koşullar hazırlandı. Özellikle sınırsız ve plansız parasal genişleme ilerleyen yıllarda güçlü bir enflasyon baskısı için önemli bir ortam hazırladı. 262

271 algısı yarattı ki; bu algı aslında sanal ve realiteye dayanmayan bir algı olarak piyasayı yatıştırdı (şimdilik). Üç ayrı fenomen (kriz, spekülasyon ve manipülasyon) üzerinden analizler gerçekleştirildiğinde XXI. Yüzyıl ın ne denli ciddi değişim ve dönüşümler geçirdiği ve 2008 Krizi sonrası krizin çözümüne dair gerçekleştirilen uygulamaların aslında XX. Yüzyıl için uygulanabilir olduğunu anlatmak daha kolay olacaktır. Öncelikle XXI. Yüzyıl ile birlikte krizlerin yapısal özellikleri de değişmiştir ve 2008 Krizi sistemin yapısı ile ilgili önemli bir krizdir. Tüm Dünya da GDP yapıları ve bütçe yapıları değişmiştir; ancak önemle ifade etmek gerekir ise (Almanya nın Avrupa daki konumuna ve etkisine benzer biçimde) bir ülkenin cari fazlası diğer bir ülkenin (ya da diğer ülkelerin) cari açığı konumundadır. Gittikçe birbirlerine yaklaşan piyasalarda kapitalin (sermayenin) dolaşımı kolaylaşmakta; ancak teknolojinin ve emeğin dolaşımı hemen aynı ölçüde zorlaşmaktadır. Bununla birlikte ülkeler arası teknolojik kapasite de hemen her geçen gün ciddi anlamda derinleşmekte ve teknolojik farklılıklar kültürel farklılıklar haline gelmektedir. Bir yandan serbest piyasa ekonomisine dahil olan ülkeler yakınlaşırken; diğer yandan serbest piyasa ekonomisinin dışında kalan ülkeler ciddi bir yabancılaşma sürecine girmektedirler. Kültürler arası çatışmalar ekonomiler arası çatışmalar haline dönüşmekte ve serbest piyasa ekonomisinin dahi kendi içerisinde farklı türleri oluşmaktadır. Krizlerle başlanır ise bankacılık krizlerinin yapısı da dönüşmektedir. En son Güney Kıbrıs Rum Yönetimi nde yaşanan bankacılık krizi; aslında sübvanse edilebilecek bir kriz iken Rus oligarşisinin parasına el konularak yaklaşık $ ,00 (beş milyar Dolar) resmen gasp edilmeye çalışılmıştır. Bu durumun kendi iç politikalarını dahi yönetemeyen Avrupa Birliği nin uyguladığı bir strateji olması mümkün görünmemektedir ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından gerçekleştirilen bir uygulama olduğu açıktır. 263

272 Diğer önemli bir gelişme ise krizlerin ciddi bir piyasayı beslemekte olmasıdır. Zira krizler son derece önemli bir piyasayı beslemektedir ki; o da offshore piyasalardır. Offshore piyasalar yeni yapılanan şirket krallıkları ve serbest bölgeler haline gelmektedirler. Krizler giderek OTC piyasalardan yayılan krizler olmaktan çok finans piyasalarından yayılan krizler haline gelmekte ve bu durum kriz yapısının yönetilebilir olduğunda başka ekonomilere karşı kullanıldığını da ortaya koymaktadır. Aynı zamanda krizler fırsatlara dönüşen dönemler haline gelmektedir. Spekülasyon ve manipülasyon uygulamaları her ne kadar krizlerle iç içe geçseler de krizlerin ancak zayıf ve zaten problemli ekonomileri sarstığı görülmüştür. Örneğin 2008 Krizi Amerika yı etkilemiş olmasına karşın Avrupa yı daha ciddi bir durumla yüz yüze bırakmıştır. Amerika da ve Japonya da normalleşme 2013 ilk çeyreği itibari ile başlamış olmasına karşın Avrupa da normalleşme başlamamıştır. Bu durum kriz yapısının aslında piyasada yetersiz olan oyuncuların tasfiyesini gerçekleştirdiğini ayrıca gösterir niteliktedir. Buna karşın yalnız kriz yapıları değil daha önemli olmakla birlikte spekülasyon ve manipülasyon yapılarında da ciddi dönüşümler yaşanmıştır. Spekülasyonun ve manipülasyonun arasındaki fark giderek azalmış, spekülasyon ve manipülasyon giderek iç içe geçen uygulamalar halini almıştır. Tüm bu süreç daha net gözlemlendiğinde ekonominin XXI. Yüzyıl itibari ile yeniden yapılanma seviyesinde olduğu son derece açık ve nettir. Söz konusu yeniden yapılanma süreci OTC piyasalarla finans piyasalarının ilişkisinin de yeni bir döneme geldiğini göstermektedir. 264

273 SONUÇ IV Her ne kadar Dünya nın farklı yerlerinde birçok akademisyen, barış gönüllüsü ya da kendisinin eski bir ekonomik tetikçi olarak tanımlayanlar ve serbest piyasa karşıtları bugün finans piyasalarını, spekülatörleri ve şirketleri suçlasalar da gerçek olan insanlığın hızlı gelişimini Endüstri Devrimi ile birlikte gelişen serbest piyasa ekonomisine borçlu olduğudur. Şayet serbest piyasa ekonomisi ve Endüstri Devrimi olmasa idi bugün Ortaçağ karanlığından pek ileri gidememiş bir Dünya da yaşıyor olurduk. Her ne kadar piyasa ve serbest piyasa ekonomisi eksikliklere ve kusurlara sahipse de bizlere ütopik ekonomilerden çok daha iyi olanaklar sunduğu açık. Bu süreçte; özellikle dönüşen ekonomi içerisinde spekülasyonların kazanç sağlamak, riskleri de beraberinde getirmekle birlikte krizlerin oluşum süreçlerini hızlandırdıkları açık. Yüzlerce deneyimden de görüldüğü üzere spekülasyonlar krizlerin oluşum süreçlerini hızlandırmakta ve tetiklemekteler. Tüm bunlara karşın krizlerin olmadığı bir Dünya ise ekonomik ilerlemenin ve dönüşümün olmadığı bir Dünya ile aynı anlamı taşımakta. Bu yönü ile dönüşüm ve ilerlemenin bedelinin krizler olduğu kaçınılmaz olarak açık. Bu konuda en çok suçlanan isim kuşkusuz George SOROS; o ise kendisini anlaşılamayan ekonomiyi anlamış ve çöküşleri aslında cahil yatırımcı algısının bir sonucu olarak tanımlamakta. Macaristan da doğmuş bir Yahudi olan George SOROS, Londra da eğitim aldıktan sonra 1956 da göçmen olarak Birleşik Devletler e gitti. Bir zamanlar Biscmark ın parasını yöneten Berlin deki özel bankayı kuranların soyundan gelenlerin kurduğu Arnold & S. Bleichroeder de analistlik ve araştırma departmanının yöneticiliğini yaptığı dönemde adını duyurdu. Orta Avrupalı 265

274 fonunu fizikçi Werner HEISENBERG in Belirsizlik İlkesi ne atfen Quantum Fonu olarak adlandıran bir entelektürelden bekleyebileceğimiz gibi (George) SOROS kendini tetikçiden ziyade filozof olarak görmektedir tarihli kitabı Finansın Simyası (The Alchemy of Finance) entelektüel gelişiminde filozof Karl POPPER in ne denli etkili olduğunu görebileceğimiz, ekonominin temel varsayımları üzerine bir eleştiriyle başlar. (George) SOROS un favori teorisi dönüşümselliğe (reflexivity) göre fiyatların milyonlarca yatırımcının çoğu zaman irrasyonel olan cahilliklerinin ve önyargılarının yansıması olduğu finansal piyasaların tamamıyla verimli kabul edilmesi mümkün değildir. Piyasa oyuncuları önyargılı olmakla kalmayıp, önyargılarıyla olayların akışını etkileyebilirler. Bu, piyasaların gelecekteki olayları doğru olarak ön görmesi olarak algılanabilir ama aslında olan, bugünkü beklentilerin gelecekteki olaylarla örtüşmesi değil, gelecekteki olayların bugünkü beklentiler tarafından şekillendirilmesidir. (George) SOROS un dönüşümsellik (reflexivity) olarak adlandırdığı yatırımcıların önyargılarının piyasadaki sonuçları etkilediği, önyargıların bu sonuçlardan etkilendiği ve piyasayı etkilediği bu geri besleme etkisidir. Son kitabında kaleme aldığı gibi; piyasalar ekonomi (iktisat) teorisinin doğru kabul ettiği denge noktasına hiçbir zaman gelmezler. Algı ve gerçeklik arasında, önce kendini pekiştiren, en sonunda da balonlara ya da kendi kendini yok eden ani çıkış inişlere yol açan, iki yönlü, dönüşümsel ilişki vardır. Her balon karşılıklı dönüşümsel ilişki içinde olan bir eğilim ve bir yanlış kanıdan oluşur. Özünde piyasa riskine karşı hissenin fiyatı aşağı düştüğünde kar edecek şekilde short pozisyon alıp korunmayı hedefleyen hedge fonlar (George) SOROS un dönüşümsel piyasalar konusundaki görüşlerinden faydalanması için mükemmel araçlara dönüştüler FERGUSON Neil, Paranın Yükselişi (Dünya nın Finansal Tarihi), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2011, s

275 Gerçekten de ekonomistler olarak; birinci sınıftan itibaren üniversitede ekonomi teorisi derslerinde bize öğretilen ve hepimizin anlamakta güçlük çektiği teorileri anlamaya çalıştığımızda aslında hiç gerçek olmamış varsayımlarla karşılaşırız. Tam rekabet piyasası, insanın Homo Economicus; yani bilinçli ve rasyonel davranan insan olduğu, fiyatların arz ve taleplerle oluştuğu ve ekonominin dengeye geldiği Tüm bu efsaneler bunlardan yalnızca bazılarıdır. Bu efsaneleri oluşturanların diğer varsayımlarını ve (genel olarak) bu efsaneleri öğrenip öğrenmediğimiz, tüm yaşamları boyunca tek bir long ya da short pozisyon almamış, para kaybetmemiş ya da kazanmamış profesörler tarafından vize ve finallerde test edilerek ekonomist olup olamayacağımıza bu teorilere inanan profesörler tarafından karar verilir. 470 Dünya ekonomi tarihi, ekonomisindeki krizler, spekülasyonlar ve manipülasyonlar incelendiğinde ve analiz edildiğinde yaşananların bize okulda öğrendiğimiz ekonomiden çok daha başka bir ekonominin var olduğunu söylediğini görürüz. Görürüz, duyarız, hissederiz ama bunu yüksek sesle söylemeyiz 471 Tüm bu realiteler ışığında çok şey söylemek ve özellikle, aslında bambaşka bir ekonominin olduğunu savunmak yersiz olmaz. Ancak söylenecek olanları çalışmanın konusu ile sınırlı tutmak gerekir ise; ifade edilmesi gereken en önemli şey dönüşümdür. Krizler XXI. Yüzyıl ile birlikte piyasalar arası bir dönüşüm yaşamıştır ve 2008 Krizi gösterdiği gibi krizden en şiddetli etkilenenler gelişmiş ekonomiler 470 Bu durumu ben şahsen; zaman zaman hiç cerrahi operasyon gerçekleştirmemiş bir nöroloğun, nöroanatomi dersi ve operasyon sürecini anlatmasına benzetirim. Şahsen serbest piyasa ekonomisi dahilinde aktif geçmişi olan bir ekonomist olarak ben şuana kadar karşı karşıya kaldığım hiçbir durumda ekonominin kısa, orta ya da uzun vadede IS LM eğrisi ile ilerlediğini ya da arz talep dengesi dahilinde ekonominin dengeye geldiğine hiç şahit olmadım. 471 Zira hemen hepimiz başta para kazanma hırsının kötü bir şey olduğu ama aynı zamanda bir erkeğin temel sorumluluğunun ailesini geçindirmek olduğu gerçekleri ile büyür ve yetişiriz. Dinimizin ne olduğu, hangi toplumdan geldiğimiz ve hangi sınıftan olduğumuz çok fark etmez. Temel realitelerimiz bunlardır. 267

276 olmuştur. Zira artık gelişmiş piyasaların kendilerine ait bir dünyaları ve bu dünyada kendi realiteleri vardır. Gelişmemiş ekonomiler ya da az gelişmiş ekonomiler bu krizden daha az ve dolaylı olarak etkilenmişlerdir. Çünkü bu ekonomilerin krizden etkilenecek yeterli alt yapıları ve finansal mekanizmaları yoktur. Ancak bu mekanizmalar olmadan serbest piyasa ekonomisinin bir parçası olmaları da mümkün değildir. Spekülasyonlar ve manipülasyonlar arasına ise sınırlar gittikçe kaybolmaktadır. Artık spekülasyonla manipülasyonu ayıran en temel sınır; kullanılan enstrümanların yapısıdır. Bununla birlikte gelişmiş piyasalarda spekülasyon gerçekleştirmek ve manipülasyon gerçekleştirmek için artık tek başına para yetersizdir. Zira artık çok daha önemli ve değerli bir şeye uzmanlaşmaya ihtiyaç vardır Piyasalar arası işlemlerde manipülasyonu cezalandıracak uluslararası bir kuruluşun olmaması gelişmiş piyasaların sık sık gelişmekte olan piyasalara ataklar gerçekleştirmesine yol açar. Asya Krizi bu konuda önemli bir örnektir ancak yalnız ve tek değildir. Manipülasyonlar ise artık tek bir metotla uygulanamayacak seviyeye gelmiştir. Birkaç yöntem bir arada uygulandığında sonuç elde edilmektedir. Ancak yine de kriz, spekülasyon ve manipülasyon varlığını XXI. Yüzyıl da da korumaktadır ve öyle görünüyor ki XXII. Yüzyıl da da, hatta XXXII. Yüzyıl da da korumaya devam edecektir. İnsanın Endüstri Devrimi ile başlayan dönüşüm öyküsü bugün ciddi bir noktaya gelmiştir. Herhangi bir yerde herhangi bir sosyal sınıfa sahip olan bir birey kendi tasarrufunu cep telefonu ile menkulleştirilmiş bir finansal enstrümanı almak ve satmak sureti ile kullanabilir ve bu işlemden kar ve/veya zarar edebilir Eş zamanlı olarak tüm insanlar ekonominin (güçleri oranında) parçalarıdır 268

277 Süreç içerisinde tüm bu gelişmeler insanın ekonomiyi dönüştürdüğü oranda; ekonominin de insanı dönüştürdüğünü göstermektedir ki; dönüşen insan (yüzyıllardır yaptığı gibi) ekonomiyi anlamak yerine ekonomiyi yaşamayı tercih etmektedir Gelinen sürecin sonunda spekülasyonlar, manipülasyonlar ve krizler insan yaşamının vazgeçilmez parçaları olmuşlardır. Ev kadınlarının, öğrencilerin ve emeklilerin merkez bankası politika faizini takip etmeseler de kredi faiz oranlarını ve döviz fiyatlarını takip ettikleri bir realitedir. Tüm bu realite içerisinde; krizlerin birileri için yıkımı getirse de birileri için fırsat olduğu, spekülasyonun birileri için kayıpken birileri için kazanç olduğu, manipülasyonların birileri için zararken birileri için kar olduğu bir ekonomide iki ayrı grup oluşmaktadır. İlki yaşanan gelişmeleri hissedenler ve çoğunlukla birlikte hislerini dinleyerek aynı yönde hareket edenler, diğeri ise gelişmeleri anlamaya çalışarak mantıklı olanı yapmaya çalışanlar. XXI. Yüzyılda artık piyasayı yönlendiren para değil, bilgi ve uzmanlıktır. XX. Yüzyıl da güçlü oyuncular piyasanın genelinden fazla alım ya da satım yaptıklarında piyasanın havasını birden değiştirebilecek güce sahip oyuncularken; XXI. Yüzyıl da özellikle SEC in oluşmasından sonra uzmanlaşan regülatörlerin de etkisi ile arık piyasanın patronu salt para değildir. Hala önemini korumakla birlikte para uzmanlaşma ile bütünleşmediğinde spekülasyon da manipülasyon girişimleri de başarıya ulaşmamaktadır. Ancak daha yakından bakıldığında spekülasyonlar ve manipülasyonlar finans tarihi kadar eski uygulamalardır ve birbirleri ile net ayrımları yoktur. Üstelik öyle görünmektedir ki piyasada hiç sert spekülasyonlar olmasa ve manipülasyonlar gerçekleştirilmese dahi piyasa kendi korkuları ve çekinceleri ile krizler yaratabilecektir. Hissedenlerin ve hisleri doğrultusunda çoğunlukla aynı yönde ilerleyenlerin (genelde kaybeden, mağdur) yatırımcılar, mantıklı olanlar ve 269

278 geleceğe dair kendi doğrularına sahip olanlar spekülatörler ve hissedenlerin daha çok hissetmelerini teşvik edip sonra öldürücü hamleyi indirenlerin manipülatör olarak tanımlandıkları bir ekonomide spekülasyonların ve manipülasyonların oluşumu, yapılanması ve işleyişine dair çok şey değişmiştir, yalnız insan zaafı, korkuları ve hisleri hala aynıdır ve manipülatörlerin de yaptıkları aslında bu zaaf ve korkuları yönlendirmektir. XXI. Yüzyıl da piyasalar değişse de insan değişmemiştir 270

279 BİBLİYOGRAFYA AHMAD Feroz, İttehat ve Terakki ( ), Kaynak Yayınları, İstanbul, 1999 AKANAK Emre, I. Beş Yıllık Kalkınma Planı ( ) Kapsamında Kalkınma Politikaları ve Türk Dış Politikası İlişkisi (Türkiye Cumhuriyeti nin Ekonomipolitik ve Dış Politika Korelasyonsuzluk Sorunsalları ve (Kronik) Açmazlarının Orijinlerine Yönelik Tarihsel Bir inceleme), T.C. Atılım Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi (Yayınlanmamış Çalışma) Ankara, 2011 AKANAK Emre, Petrofac Analiz Raporu, Teknotes A.Ş. Şirket Raporları Arşivi, (Hizmete Özel), Ankara, 2010 AKANAK Emre, Strateji Raporu, Teknotes A.Ş. Şirket Raporları Arşivi, (Genel), Ankara, 2010 AKSU Fuat, Zorlayıcı Diplomasi, Bağlam Yayınevi, 2008 AKŞİN Sina, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İmge Yayınevi, Ankara, 2001 AKTAN H. Okan; ATATÜRK ten Günümüze Türkiye Ekonomisi, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlke ve İnkılapları Tarihi Enstitüsü, Ankara, 2002 ANDERSON Matthew Smith, Doğu Sorunu ( Uluslararası İlişkiler Üzerine Bir İnceleme), YKY (Yapı Kredi Yayınları), İstanbul, 2000 ARAI, Masami, Jön Türk Dönemi Türk Milliyetçiliği, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994 ARCHIBUGI Danielle, HELD David, Kozmopolit Demokrasi, Utopya Yayınevi, İstanbul, 2000 ARI Tayyar, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, MKM Yayıncılık, Bursa, 2008 ARMAOĞLU Fahir, Yirminci Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınları, İstanbul, 2007 ARNOLD Grace, Amerika Birleşik Devletleri Komünist Parti Tarihi, Sentez Yayıncılık, Ankara, 1990 ATATÜRK Kemal, Nutuk I, II, III, IV, TTK, Ankara, 1992 ATATÜRK Kemal, Türk Tarih Tezi, Kaynak Yayınları, İstanbul,

280 AUSTRY Jacques, Kapitalizm, Marksizm ve İslam, Ayyıldız Matbası, Ankara, 1974 AVCIOĞLU Doğan, Devrim Üzerine, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1971 AYSAN Mustafa, ATATÜRK ün Ekonomi Politikası, İstanbul, 1980 BAĞCI Hüseyin, Türk Dış Politikasında 1950 li Yıllar, ODTÜ Geliştirme Vakfı, 2011 BAL İdris, 21. Yüzyılda Türk Dış Politikası, AGAM Yayınları, Ankara, 2006 BAL İdris, Değişen Dünyada Uluslararası İlişkiler, Lalezar Kitabevi, Ankara, 2008 BARZUN Jacques, GAFF Henry F, Modern Araştırmacı, TÜBİTAK, Ankara, 1993 BASELLA George, Teknolojinin Evrimi, TÜBİTAK Yayınları, Ankara 1996 BATU İnal, Dış Politika Kıskacında Türkiye, Pegasus Yayınevi, 2006 BAYKAL Bekir Sıtkı, Yeni Zaman da Avrupa Tarihi, TTK, Ankara, 1988 BAYUR Hikmet, Hindistan Tarihi I (İlk Çağlar dan Gurkanlı Devleti nin Kuruluşuna Kadar (1526)), TTK, Ankara, 1987 BAYUR Hikmet, Hindistan Tarihi II (Gurkanlı Devleti nin Büyüklük Devri ( )), TTK, Ankara, 1987 BAYUR Hikmet, Hindistan Tarihi III (Nadir Şah Aflar ın Akınından Bağımsızlık ve Cumhuriyete Kadar ( )), TTK, Ankara, 1987 BEBEL August, Kadın ve Sosyalizm, Toplum Yayınevi, Ankara, 1974 BEBEL August, Muhammed ve Arap İslam Kültür Dönemi, Bordo Siyah, İstanbul, 2003 BERNAL Martin, Black Ahena (Kara Atena), (Eski Yunanistan Uydurmacası Nasıl İmal Edildi? ), Kaynak Yayınları, İstanbul, 1998 BERRY Adrian, Bilimin Arka Yüzü, TÜBİTAK, Ankara, 2003 BIRNBAUM Norman, İlerleme ve Sonrası (Yirminci Yüzyıl da Amerikan Toplumsal Reformu ve Avrupa Sosyalizmi), Dost, Ankara,

281 BORATAV Korkut, Türkiye İktisat Tarihi ( ), İmge Yayınevi, İstanbul, 2004 BORGEAUD Phlippe, Karşılaşma&Karşılaştırma (Dinler Tarihi Araştırmaları), Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999 BOROTAV Korkut, Türkiye de Devletçilik, İstanbul, 1974 BOZOKLAR Kutsiye, Sanat ve Mücadele, Ceylan Yayıncılık, İstanbul, 1994 BRIZON Pierre, Emeğin ve Emekçilerin Tarihi, Onur Yayınları, Ankara, 1977 BRÜL Lydia, Japon Felsefesi (Bir Giriş), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 1995 CAESAR Gairus Julius, Gallia Savaşı, Alfa Yayınevi, İstanbul, 2006 CARR Edward Hakket, Tarih Nedir?, İletişim Yayınları, İstanbul, 1996 CARR Edward Hallet The Russian Revolution: From Lenin to Stalin ( ), London: Macmillan, 1979 CARR Edward Hallet; The Twenty Years Crisis, : an Introduction to the Study of International Relations, London: Macmillan, 1939, revised edition, Before and After, London, 1946 CARR Edward Hallet; From Napoleon to Stalin and Other Essays, New York: St. Martin's Press, 1980 CARR Edward Hallet; International Relations Since the Peace Treaties, London, Macmillan, 1937 CARR Edward Hallet; Macmillan, 1969; American edition: The October Revolution Before and After, New York: Knopf, 1969 CEYLAN Ali, Finansal Teknikler, Ekin Yayınları, Bursa, 2002 COWARD Rosalind, ELLIS John, Dil ve Maddecilik, İletişim Yayınları, İstanbul, 1985 ÇAĞRI Erhan, Türk Dış Politikasının Güncel Sorunları, İmaj Yayınevi, 2010 ÇAKMAK Haydar; Uluslar arası İlişkiler (Giriş, Kavram, Teoriler), Platin Yayınları, Ankara,

282 ÇAYCI Abdurrahman, Büyük Sahra da Türk Fransız Rekabeti ( ), TTK, Ankara, 1995 ÇELİK Seydi, Osmanlı dan Günümüze Devlet ve Asker/Askeri Bürokrasinin Anayasal Sistem İçindeki yeri, Salyangoz Yayınları, İstanbul, 2008 DAHL Robert, Demokrasi ve Eleştirileri, Türk Siyasi İlimler Derneği Türk Demokrasi Vakfı Yayınları, Ankara, 1993 DARWIN Charles, İnsanın Türeyişi, Gün Yayıncılık, İstanbul, 2002 DARWIN Charles, Türlerin Kökeni, Gün Yayıncılık, İstanbul, 2003 DAWKINS Richard, Kör Saatçi, TÜBİTAK, Ankara, 1998 DEMİRCİOĞLU Halil, Roma Tarihi I, TTK, Ankara, 1999 DENIS Henri, Ekonomik Doktrinler Tarihi I, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 1973 DENIS Henri, Ekonomik Doktrinler Tarihi II, Sosyal Yayınlar, İsyanbul, 1973 DENITSON Robin, Churchill in Gizli Savaşı (Diplomatik Yazışmalar, İngiliz Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye ), Sabah Yayınları, İstanbul, 1994 DENKEL Arda, Anlam ve Nedensellik, Kabalcı Yayınevi, 1996 DIAMOND Jared, Tüfek, Mikrop ve Çelik, TÜBİTAK, Ankara, 2003 DİVİTÇİOĞLU Sencer, Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu, Kırklareli, 1981 du JOURDIN Michel Mollat, Avrupa ve Deniz (Avrupa yı Kurmak), AFA Yayınları, İstanbul, 1993 DUNN, W. N. (1994) Public policy analysis: An introduction. Englewood Cliffs, N.J.: Prentice Hall, 1994 DURSUN Turan, Kulleteyn, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000 DURSUN Turan, Kutsal Kitapların Kaynakları I, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000 DURSUN Turan, Kutsal Kitapların Kaynakları II, Kaynak Yayınları, İstanbul,

283 DURSUN Turan, Kutsal Kitapların Kaynakları III, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000 DURSUN Turan, Ünlülere Mektuplar, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1996 EBERHARD Wolfram, Çin Tarihi, TTK, Ankara, 1995 EBERHARD Wolfram, Uzakdoğu Tarihi (Eski Devirlerden Zamanımıza Kadar), TTK, Ankara, 1992 EINSTEIN Albert, Fikirler ve Tercihler, Ariton Yayınları, İstanbul, 2004 ENGELS Friedrich, Anti Dühring, Sol Yayınları, Ankara, 1973 ENGELS Friedrich, Doğa nın Diyalektiği, Sol Yayınları, Ankara, 2002 ENGELS Friedrich, Tarihte Zorun Rolü, Sol Yayınları, Ankara, 1992 ENGİN Feridun, ATATÜRK Zamanında Türk Ekonomisi, 1977 ENISTEIN Albert, INFELD Leopold, Fiziğin Evrimi, Onur Yayınları, Ankara, 1976 ERDOST Muzaffer İlhan, Kapitalizm ve Tarım, Onur Yayınları, Ankara, 1988 ERHAT Azra, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1972 ERİNÇ Sıtkı M., Sanat Psikolojisi ne Giriş, Ayraç Yayınları, Ankara, EVANS, Graham and NEWNHAM, Jeffery, The Penguin Dictionary of İnternational Relations, Londra, Penguin Books, 1998 FERGUSON Neil, İmparatorluk (Britanya nın Modern Dünya yı Biçimlendirişi), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2009 FERGUSON Neil, Paranın Yükselişi (Dünya Finansal Tarihi), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2011 FRANGIPANE Marcella; Yakındoğu da Devletin Doğuşu, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2002 FRANKEL, Joseph, National Interest, New York, Preager, 1970 FREEMAN Chris & SOETE Luc, Yenilik İktisadı, TÜBİTAK Yayınları, Ankara, 2003 FREUD Sigmnund, Psikanalize Yeni Giriş Dersleri, Öteki Yayınevi, İstanbul,

284 FREUD Sigmund, Dinin Kökenleri (Totem ve Tabu, Musa ve Tektanrıcılık, Diğer Çalışmalar), Öteki Yayınları, İstanbul, 1999 FREUD Sigmund, Psikanaliz Üzerine, Say Yayınları, İstanbul, 1991 FREUD Sigmund, Uygarlık, Din ve Toplum (Grup Psikolojisi/Bir Yanılsamanın Geleceği, Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları, ve Diğer Çalışmalar), İstanbul, 1999 FROMM Eric, İnsan Bilgisi ve Humanist Planlama, Arıtan Yayınevi, İstanbul, 1998 FROMM Erich, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri I, Payel Yayınevi, İstanbul, 1973 FROMM Erich, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri II, Payel Yayınevi, İstanbul, 1973 FROMM Erich, Toplumsal Bilinçaltının Araştırılması (Bütün Eserleri: 10), Arıtan Yayınları, İstanbul, 1998 GALBRAITH, Johh Kennet, Para (Nerden Gelir Nereye Gider), Altın Kitaplar, İstanbul, 1990 GEREY Begmyrat, Beş Bin Yıllık Sümer Türkmen Bağları, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2004 GERGER Haluk, Türk Dış Politikasının Ekonomi Politiği, Belge Yayınevi, 1999 GEZMİŞ Deniz, Savunma (Ankara 1 No.lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde Görülen THKO Davası nda Verilen Toplu Savunma), İleri Yayınları, İstanbul, 2005 GIAP Vo Nguyen, Vietnam Ulusal Kurtuluş Savaşı, Eriş Yayınları, Ankara, 1980 GLEICK James, Kaos, TÜBİTAK, Ankara, 1995 GOULD James L. & GOULD GRANT Carol, Olağandışı Yaşamar, TÜBİTAK Yayınları, Ankara, 2002 GOULD Stephen Jay, DARWIN ve Sonrası, TÜBİTAK, Ankara, 2003 GÖKALP Ziya, Türk Medeniyeti Tarihi, Toker Yayınları, İstanbul,

285 GÖNLÜBOL Mehmet, BILGE Suat, SANDER Oral, ÜLMAN Haluk, SAR Cem, ESMER Ahmet Şükrü, SEZER Duygu, KÜRKÇÜOĞLU Ömer, BİNGÜN Hakan; Olaylarla Türk Dış Politikası ( ), Siyasal Kitabevi, 1999 GREENSPAN Alan, Türbülans Çağı (Yeni Bir Dünya Serüveni), Boyner Yayınları, İstanbul, 2011 GÜNALTAY Şemseddin, İran Tarihi I (En Eski Çağlar dan İskender in Asya Seferi ne Kadar), TTK, Ankara, 1987 GÜRKAN Nilgün, Türkiye de Demokrasiye Geçişte Basın ( ), İletişim Yayınları, İstanbul, 1998 HITLER Adolph, Siyasi Vasiyetim, Bilge Karınca Yayınevi, İstanbul, 2002 HOBSBAWM Eric, Devrim Çağı ( ), Dost Kitabevi, Ankara, 1999 HOBSBAWM Eric, İmparatorluk Çağ ( ), Dost Kitabevi, Ankara, 1999 HOBSBAWM Eric, Sermaye Çağı ( ), Dost Kitabevi, Ankara, 1999 HOFF Gerard t, Meddenin Son Yapı Taşları, TÜBİTAK, Ankara, 1999 HORNEY Karen, Psikanalizde Yeni Yollar, Öteki Yayınevi, İstanbul, 1999 IFRAH George Rakamların Evrensel Tarihi II, (Çakıl Taşlarından Babil Kulesine), TÜBİTAK, Ankara, 1998 IFRAH George, Rakamların Evrensel Tarihi I (Bir Gölgenin Peşinde), TÜBİTAK, Ankara, 1998 IFRAH George, Rakamların Evrensel Tarihi III, (Akdeniz Kıyılarında Hesap), TÜBİTAK, Ankara, 1998 IFRAH George, Rakamların Evrensel Tarihi IV (Uzakdoğu dan Maya Ülkesi ne Bir, İki, Üç...), TÜBİTAK, Ankara, 1998 IFRAH George, Rakamların Evrensel Tarihi IX ( Bilgisayar Ne Sayar), TÜBİTAK, Ankara,

286 IFRAH George, Rakamların Evrensel Tarihi V (Sıfırın Gücü), TÜBİTAK, Ankara, 1998 IFRAH George, Rakamların Evrensel Tarihi VI (Hint Uygarlığı nın Sayısal Simgeler Sözlüğü), TÜBİTAK, Ankara, 1998 IFRAH George, Rakamların Evrensel Tarihi VII (İslam Dünyası nda Hint Rakamları), TÜBİTAK, Ankara, 1998 IFRAH George, Rakamların Evrensel Tarihi VIII (Hesabın Destanı), TÜBİTAK, Ankara, 1998 İbn HALDUN, Mukaddime I, Onur Yayınları, Ankara, 1977 İbn HALDUN, Mukaddime II, Onur Yayınları, Ankara, 1977 İNAN Afet, Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyeti, Birinci Sanayi Planı, 1933, TTK, Ankara 1972 İNAN Kamran, Timaş Yayınevi, 1999 JUNGE Traudl, HITLER in Sekreteri (Führer le İkibuçuk Yıl), Alkım Yayınevi, İstanbul, 2004 KANSU Şevket Aziz, İnsanlığın Kaynakları ve İlk Medeniyetler, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991 KEEGAN John, Savaş Sanatı Tarihi, Sabah Yayınları, İstanbul, 1995 KEYNES J, Maynard; Genel Teori (İstihdam Faiz ve Paranın Genel Teorisi), Kalkedon Yayınları, İstanbul, 2010 KIMMERLE Heinz, Afrika da Felsefe Afrika Felsefesi, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 1999 KIRAY Emine, Osmanlı da Ekonomik Yapı ve Dış Borçlar, İletişim Yayınları, İstanbul, 1993 KIRIM Arman, Yeni Dünya da Strateji ve Yönetim, Sistem yayıncılık, İstanbul, 2004 KISSINGER Henry; Diplomasi, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2008 KOÇAK Cemil, Türk Alman İlişkileri ( ), TTK, Ankara,

287 KOLOĞLU Mahmut, Ekonomi Doktrinleri Tarihi, Doğuş Matbaası, Ankara, 1966 KONGAR Emre, Tarihimizle Yüzleşmek, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2006 KURAT Akdes Nimet, Rusya Tarihi (Başlangıcından 1917 ye Kadar), TTK, Ankara, 1999 KURTCEPE İsrafil, Türk İtalyan İlişkileri ( ), TTK, Ankara, 1995 LANGER Walter; Hitler in Psikopatolojisi, Donkişot Yayınları, İstanbul, 2003 LARRAIN Jorge, Tarihsel Materyalizmi Yeniden Yapılandırmak, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 1998 LAURENT, Eric, SALINGER Pierre, Körfez Savaşı (Gizli Dosya), E Yayınları, İstanbul, 1991 LEKTORSKY Victor, Özne, Nesne, Biliş, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 1998 LEVTCHENKO M. V., Bizans Tarihi (Kuruluşundan Yıkılışına) Özne Yayınevi, İstanbul, 1999 LEWIN Roger, Modern İnsan ın Kökeni, TÜBİTAK, Ankara, 2000 LEWIN Roger, Modern İnsanın Kökeni, TÜBİTAK Yayınları, Ankara, 1997 LEWIN, A. M., & Sanger, M. B. (1994). Making government work (First ed.). San Francisco: Jossey-Bass Publishers LEWIN, R. Complexity (Second ed.). Chicago: The Univercity of Chicago Press. Chicago, 1999 LIGACHEV Igor, Kremlin in Sırları, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1995 LONGUET Robert Jean, Büyük Dedem Karl MARX, de Yayınevi, Ankara, 1984 LOURAU René, Bilinçaltında Devlet, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2000 LUKACS Georg, Estetik I, Payel Kitapevi, İstanbul, 1988 LUKACS Georg, Estetik II, Payel Kitapevi, İstanbul, 1988 LUKACS Georg, Estetik III, Payel Kitapevi, İstanbul,

288 MACHIAVELLI Nicola, Prens, Bord Siyah Yayınları İstanbul, 2005 MAHÇUPYAN Etyen, Batı dan Doğu ya, Dünden Bugüne Zihniyet Yapıları ve Değişim, Patika Yayınevi, İstanbul, 2000 MAKAL Ahmet, Türkiye de Tek Partili Dönem de Çalışma İlişkileri , İmge Yayınevi, Ankara, 1999 MALİNOVSKİ Bronislaw, Bilimsel Bir Kültür Teorisi, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1992 MANDEL Ernest, Marksist Ekonomi Kuramına Giriş, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 1998 MANSEL Arif Müfid, Ege ve Yunan Tarihi, TTK Yayınları, 2000 Mc GUIRE William, SAURLANDER Wolfgan, FREUD JUNG Mektuplaşmaları, Düşün Yayınları, İstanbul, 1998 Mehmet Cavit Bey, İktisat İlmi, Liberte Yayınları, Ankara, 2001 MINTZ Sidney Wilfed, Şeker ve Güç, (Şekerin Modern Tarihteki Yeri), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 1996 MOREL Eugéne, Türkiye ve Reformları, Ütopya Yayınları, Ankara, 2000 MUMCU Uğur, Ata m İzindeyiz, UMAG Yayınları, Ankara, 2007 MUMCU Uğur, Devrimci ve Demokrat, UMAG Yayınları, Ankara, 2007 MUMCU Uğur, Kürt Dosyası, UMAG Yayınları, Ankara, 2006 MUMCU Uğur, Mobilya Dosyası, UMAG Yayınları, Ankara, 2005 MUMCU Uğur, Papa, Mafya, Ağaca, UMAG Yayınları, Ankara, 2000 MUMCU Uğur, Rabıta, UMAG Yayınları, Ankara, 2006 MUMCU Uğur, Silah Kaçakçılığı ve Terör, UMAG Yayınları, Ankara, 2005 MUMCU Uğur, Suçlular ve Güçlüler, UMAG Yayınları, Ankara, 2005 NİKİTİN P. Ekonomi Politik, Sol Yayınları, Ankara, 1971 NOVİÇEV A.D., Osmanlı İmparatorluğu nun Yarı Sömürgeleşmesi, Onur Yayınları, Ankara, 1979 OSBORNE Peter, Eleştirel Bakış, Dost Yayınevi, Ankara,1999 OSİPOV G. Toplumbilim Teori ve Yöntem Sorunları, Sol Yayınları, Ankara,

289 OSTROGORSKY George, Bizans Devleti Tarihi, TTK, Ankara, 1999 ÖZBUDUN Ergun, KEÇECİLER Mehmet, SAV Atilla, DÜLGER Mehmet, ŞENER Abdüllatif, Siyasi Partiler ve Demokrasi (Sempozyum Bildirisi, Sonuç Teksti), TESEV yayınları, İstanbul, 1995 ÖZDAĞ Ümit, Doğu Raporu, Kripto Basım Yayın, Ankara, 2011 ÖZDAĞ Ümit, PKK Terörü Neden Bitmedi, Nasıl Biter?, Kripto Basım Yayın, İstanbul, 2010 ÖZDAĞ Ümit, Yeniden Türk Milliyetçiliği, Üçok Yayınları, Ankara, 2005 ÖZDAL Habibe, Mülakatlarla Türk Dış Politikası I, USAK Yayınları, 2009 ÖZDAL Habibe, Mülakatlarla Türk Dış Politikası II, USAK Yayınları, 2010 ÖZDAL Habibe, Mülakatlarla Türk Dış Politikası III, USAK Yayınları, 2010 ÖZDAL Habibe, Mülakatlarla Türk Dış Politikası VI, USAK Yayınları, 2011 ÖZKAN Tuncay, Bush ve Saddam ın Gölgesinde Entrikalar Savaşı, Alfa Yayınları, İstanbul, 2007 ÖZKAN Tuncay, CIA Kürtleri: Kürt Devletinin Gizli Tarihi, Alfa Yayınları, İstanbul, 2007 ÖZKAN Tuncay, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT in Gizli Tarihi), Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, 2010 PENROSE Roger, Kralın Yeni Usu I (Bilgisayar ve Zeka), TÜBİTAK, Ankara, 2004 PENROSE Roger, Kralın Yeni Usu II (Fiziğin Gizemi), TÜBİTAK, Ankara, 2004 PENROSE Rogger, Kralın Yeni USU III, (Is Nerede?), TÜBİTAK, Ankara, 2004 PERİÇEK Doğu, Kemalist Devrim II (Din ve Allah), Kaynak Yayınları, İstanbul,

290 PERİNÇEK Doğu, ATATÜRK ün CHP Programı ve Tüzükleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2008 PERİNÇEK Doğu, Bozkır Efsaneleri ve Gerçek, İstanbul, 1997 PERİNÇEK Doğu, Kemalist Devrim I (Teorik Çerçeve), Kaynak Yayınları, İstanbul, 1992 PERİNÇEK Doğu, Kemalist Devrim III (Altı Ok), Kaynak Yayınları, İstanbul, 1999 PERİNÇEK Doğu, Kemalist Devrim IV (Kurtuluş Savaşı nda Kürt Politikası), Kaynak Yayınları, 2000 PERİNÇEK Doğu, Kıvılvımlı nın Burjuva Ordu ve Devlet Teorisi nin Eleştirisi, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1975 PERİNÇEK Doğu, Komintern Belgelerinde Türkiye 2 Kemalist Cumhuriyet, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1994 PERİNÇEK Doğu, LENİN, STALİN, MAO nun Türkiye Yazıları, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1992 PERİNÇEK Doğu, Mafyokrasi (Emperyalist Kapitalist Sistemin Mafyalaşması ve Türkiye), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004 PERİNÇEK Doğu, Tayyip ERDOĞAN ın Yüce Divan Dosyası, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2007 PERİNÇEK Doğu, Türk Tarihi nin Ana Hatları (Kemalist Yönetimin Resmi Tarih Tezi), Kaynak Yayınları, İstanbul, 1996 PERİNEK Doğu, Kemalizm in Felsefesi ve Kaynakları, Kaynak Yayınevi, İstanbul, 2006 PERKINS John, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları I, April Yayınevi, Ankara, 2005 PERKINS John, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları II, April Yayınevi, Ankara, 2007 PERKINS John, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları III, April Yayınevi, Ankara 2009 PLATON, Sokrat ın Savunması, Bordo Siyah, İstanbul,

291 QUATAERT D. & ZÜRCHER E. J., Osmanlı dan Cumhuriyet Türkiye sine İşçiler ( ), İletişim Yayınları, İstanbul, 1998 RAL Berdal, Uluslararası Hukukta Meşru Müdafaa Hakkı, Siyasal Kitabevi, Kırıkkale, 1999 REICH Wilhelm, Kişilik Çözümlemesi, Payel Kitapevi, İstanbul, 1997 RONAN A. Colin, Bilim Tarihi, TÜBİTAK Yayınları, Ankara, 2003 ROUSSEAU Jean Jacques, Yalnız Gezenin Düşleri, Bordo Siyah Yayınevi, İstanbul, 2004 RUELLE David, Rastlantı ve Kaos, TÜBİTAK, Ankara, 2001 RUSSEL Bertrand, Batı Felsefesi Tarihi I, Say Yayınları, İstanbul, 2002 RUSSEL Bertrand, Batı Felsefesi Tarihi II, Say Yayınları, İstanbul, 2002 RUSSEL Bertrand, Batı Felsefesi Tarihi III, Say Yayınları, İstanbul, 2002 SAGAN Karl, Milyarlarca ve Milyarlarca (Milenyumun Eşiğinde Yaşam ve Ölüm Üzerine Düşünceler), TÜBİTAK, Ankara, 2006 SALINGER Pierre, LAURENT Eric, Körfez Savaşı (Gizli Dosya), E Yayınları, İstanbul, 1991 SANDER Oral, Türkiye nin Dış Politikası, Ankara, 2006 SEIDLER G.L. Bizans Halk Hareketlerinin İdeolojik Kökeni, Özne Yayınevi, İstanbul, 1999 SEVE Lucien, Felsefe ve Siyaset, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 1998 SOYSAL İsmail, Fransız İhtilali ve Türk Fransız Diplomasi Münasebetleri ( ), TTK, Ankara, 1999 SÖNMEZOĞLU Faruk, Türk Dış Politikaı (İki Savaş Sırası ve Arasında), Der Yayınları, 2011 STALIN Joseph, Anarşizm mi? Sosyalizm mi?, Eriş Yayınları, Ankara, 1975 STALIN Joseph, Bolşevik Partisi Tarihi, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Ankara, 1995 STALIN Joseph, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Ankara,

292 STALIN Joseph, Son Yazılar ( ), Eriş Yayınları, Ankara, 2005 STEFOFF Rebecca, Charles DARWIN, TÜBİTAK, Ankara 2000 SYRUS Publilirus, Düşünceler, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 1997 TABER Serol, Davranışlarımızın Kökeni, Say Yayınları, İstanbul, 2000 TANİLLİ Server, Değişimin Diyalektiği ve Devrim, Adam Yayınları, İstanbul, 2003 TANİLLİ Server, Değişimin Diyalektiği ve Devrim, Alkım Yayınları, İstanbul, 2006 TANİLLİ Server, İslam Çağımıza Yanıt Verebilir mi?, Say Yayınları, İstanbul, 1991 TANİLLİ Server; Uygarlık Tarihi, Alkım Yayınevi, İstanbul, 2003 TANİLLİ Server; Yüzyılların Gerçeği ve Mirası Cilt I, (İlkçağ: Doğu, Yunan, Roma) Adam Yayınları, İstanbul, 1998 TANİLLİ Server; Yüzyılların Gerçeği ve Mirası Cilt II (Ortaçağ: Feodal Dünya), Adam Yayınları, İstanbul, 1998 TANİLLİ Server; Yüzyılların Gerçeği ve Mirası Cilt III ( Yüzyıllar: Kapitalizm ve Dünya), Adam Yayınları, İstanbul, 1998 TANİLLİ Server; Yüzyılların Gerçeği ve Mirası Cilt IV (18. Yüzyıl: Aydınlanma ve Devrim), Adam Yayınları, İstanbul, 1998 TANİLLİ Server; Yüzyılların Gerçeği ve Mirası Cilt V (19. Yüzyıl: İlerlemenin Çelişmeleri), Adam Yayınları, İstanbul, 1997 TANİLLİ Server; Yüzyılların Gerçeği ve Mirası Cilt VI (20. Yüzyıl: Yeni Bir Dünyanın Aranışında), Adam Yayınları, İstanbul, 1999 THAMSON George, Tarihöncesi Ege (Eski Yunan Toplumu Üzerine İncelemeler) I, Payel Yayınevi, İstanbul, 1995 THAMSON George, Tarihöncesi Ege (Eski Yunan Toplumu Üzerine İncelemeler)II, Payel Yayınevi, İstanbul, 1991 THOMPSON James D., Örgütler Çalışırken (Yönetim Teorisinin Toplum Bilimsel Temeli), Kalite Matbaası, Ankara, 1976 THOMSON George, İnsanın Özü, Payel Yayınevi, İstanbul,

293 THOMSON James, Örgütler Çalışırken (Yönetim Teorisinin Toplum Bilimsel Temeli), Kalite Matbaası, Ankara, 1976 TORLEY E Fuller, Prikiyatrinin Ölümü, Öteki Yayınları, İstanbul, 1999 TUNALI İsmail, Sanat Ontolojisi, İnkılap Yayınları, İstanbul, 2002 TUNÇKANAT Haydar, 27 Mayıs 1960 Devrimi (Diktadan Demokrasiye), Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1996 VELİDEDEOĞLU Hafızı Veldet, İlk Meclis (Milli Mücadele de Anadolu), Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1990 VERTOSICK Jr. Frank, Beyine Bir Kez Hava Değmeye Görsün, TÜBİTAK, Ankara, 2003 von CLAUSEWITZ Carl, Savaş Üzerine, Eriş Yayınları, Ankara, 2004 WAGNER Carl, Doğabilimsel ve Teknik Araştırma Yöntemleri, Değişim Yayınları, İstanbul, 1984 WEBER Max, Bürokrasi ve Otorite, Adres Yayınları, İstanbul, 2005 WESTFALL Richard, Modern Bilimin Oluşumu, TÜBİTAK, Ankara, 2000 WOLF Janet, Sanatın Toplumsal Üretimi, Özne Yayınları, İstanbul, 2000 YALÇINER Kürşat, Uluslararası Finansman, Detay Yayıncılık, Ankara, 2012 YAYLA Atilla, Özgürlük Yolu, HAYEK in Sosyal Teorisi, Liberte Yayınları, Ankara, 2000 YEŞİL Ahmet, Türkiye de Çok Partili Siyasi Hayata Geçiş, Türkiye Cumhuryeti Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1988 YILMAZ Faruk, Osmanlı dan Cumhuriyet e Dış Borçlar (Duyun u Umumiye), Berikan Yayınevi, Ankara, 2003 ZE DONG Mao, Teori ve Pratik, Eriş Yayınları, Ankara, 1980 ZUBRITSKI, MITROPOLSKI, KEROV, KUZNETSOV, LOZOVSKI, GRETSKI, KOLOSSOV, Kapitalist Toplum, Sol Yayınları, Ankara,

294 EKLER Ek:1 Tulipmania (Amsterdam Lale Borsası) Krizi Fiyat Grafiği Grafik: Lale Fiyat Grafiği ( ) Platform: Excell Seri: W1 İndikatör(ler): İndikatör Kullanılmamıştır

295 Ek 2: South Sea Company Fiyat Grafiği Grafik: South Sea Co. Hisse Senetleri Fiyat Grafiği ( ) Platform: Excell Seri: Excell serisi İndikatör(ler): İndikatör Kullanılmamıştır

296 Ek 3: 1992 Black Wenesday Grafik: GBPUSD 16 Eylül 1992 Spekülasyonu Platform: MT Seri: D1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

297 Ek 4: Pound Görünümü Grafik: GBPUSD Platform: MT Seri: W1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

298 Ek 5: 2013 Pound Seyri Grafik: GBPUSD Platform: MT Seri: M1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

299 Ek 6: Pound & Yen Grafik: GBPJPY Platform: MT Seri: M1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

300 Ek 7: EURUSD Grafik: EURUSD Platform: MT Seri: M1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

301 Ek 8: USDJPY Grafik: USDJPY Platform: MT Seri: M1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

302 Ek 9: EURTRY Grafik: EURTRY Platform: MT Seri: M1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

303 Ek 10: USDTRY Grafik: USDTRY Platform: MT Seri: M1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

304 Ek 11: GOLD (Haftalık) Grafik: GOLD Platform: MT Seri: W1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

305 Ek 12: GOLD Grafik: GOLD Platform: MT Seri: M1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

306 Ek 13: City Bank Hisse Hareketi Grafik: GOLD Platform: MT Seri: W1 İndikatör(ler): MA (9), MA (18), MOM (9/18), MAoMOM

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer AB ve Uluslararası Organizasyonlar Şefliği Uzman Yardımcısı IMF Küresel Ekonomik

Detaylı

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 Prof. Dr. Yıldırım Beyazıt ÖNAL 6. HAFTA 4. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE ULUSLAR ARASI FON HAREKETLERİ Gelişmekte olan ülkeler, son 25 yılda ekonomik olarak oldukça

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni GSO-TOBB-TEPAV Girişimcilik Merkezinin Açılışı Kredi Garanti Fonu Gaziantep Şubesi nin Açılışı Proje Değerlendirme ve Eğitim Merkezi nin Açılışı Dünya Bankası Gaziantep Bilgi Merkezi Açılışı 23 Temmuz

Detaylı

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı Mikroekonomik Analiz I IKT751 1 3 + 0 8 Piyasa, Bütçe, Tercihler, Fayda, Tercih,

Detaylı

AB Krizi ve TCMB Para Politikası

AB Krizi ve TCMB Para Politikası AB Krizi ve TCMB Para Politikası Erdem Başçı Başkan 28 Haziran 2012 Stratejik Düşünce Enstitüsü, Ankara Sunum Planı I. Küresel Ekonomik Gelişmeler II. Yeni Politika Çerçevesi III. Dengelenme IV. Büyüme

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

İçindekiler kısa tablosu

İçindekiler kısa tablosu İçindekiler kısa tablosu Önsöz x Rehberli Tur xii Kutulanmış Malzeme xiv Yazarlar Hakkında xx BİRİNCİ KISIM Giriş 1 İktisat ve ekonomi 2 2 Ekonomik analiz araçları 22 3 Arz, talep ve piyasa 42 İKİNCİ KISIM

Detaylı

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları PA 101 Kamu Yönetimine Giriş (3,0,0,3,5) Kamu yönetimine ilişkin kavramsal altyapı, yönetim alanında geliştirilmiş teori ve uygulamaların analiz edilmesi, yönetim biliminin

Detaylı

KÜRESEL KRİZ SONRASI KÜRESEL FİNANSAL SİSTEM İÇERİSİNDE TÜRK FİNANSAL SİSTEMİ BAKİ ALKAÇAR (BDDK)

KÜRESEL KRİZ SONRASI KÜRESEL FİNANSAL SİSTEM İÇERİSİNDE TÜRK FİNANSAL SİSTEMİ BAKİ ALKAÇAR (BDDK) KÜRESEL KRİZ SONRASI KÜRESEL FİNANSAL SİSTEM İÇERİSİNDE TÜRK FİNANSAL SİSTEMİ BAKİ ALKAÇAR BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (BDDK) KÜRESEL KRİZ SONRASI KÜRESEL FİNANSAL SİSTEM İÇİNDE TÜRK FİNANSAL

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

Dünyada ve Türkiye de Doğrudan yabancı Sermaye Yatırımları

Dünyada ve Türkiye de Doğrudan yabancı Sermaye Yatırımları Dünyada ve Türkiye de Doğrudan yabancı Sermaye Yatırımları Uluslararası sermaye hareketleri temel olarak kalkınma amaçlı, hibe ve kredi şeklindeki resmi sermaye hareketleri ile özel sermaye hareketlerinden

Detaylı

F. Gülçin Özkan York Üniversitesi

F. Gülçin Özkan York Üniversitesi Finansal Đstikrar ve Makroekonomik Etkileşim F. Gülçin Özkan York Üniversitesi 1 Finansal kriz tanımı üzerinde hemfikir olunan bir tanım bulunmamakla birlikte, reel sektör etkisinin derecesi önemli bir

Detaylı

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 VİZYON BELGESİ(TASLAK) ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 (03-05 Aralık 2015, İstanbul) BÖLÜM 1 Nükleer Güç Programı (NGP) Geliştirilmesinde Önemli Ulusal Politika Adımları Temel

Detaylı

GARANTİ EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. ALTIN EMEKLİLİK YATIRIM FONU 2013 YILI 6 AYLIK FAALİYET RAPORU 1-Ekonominin Genel durumu Dünya ekonomisi 2013 ü genel olarak bir toparlanma dönemi olarak geride bıraktı.

Detaylı

SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI SN. DOÇ. DR. TURAN EROL UN

SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI SN. DOÇ. DR. TURAN EROL UN BAŞKANI SN. DOÇ. DR. TURAN EROL UN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ NAZİLLİ İİBF İKTİSAT BÖLÜMÜ VE AVRUPA ARAŞTIRMALAR MERKEZİ TARAFINDAN DÜZENLENEN GÜNCEL EKONOMİK SORUNLAR KONGRESİ NDE YAPACAĞI Açılış Konuşmasının

Detaylı

Gayrimenkul Sektörünün Durumu-Genel Ekonomik Değerlendirme ve Bölgesel Bakış. Doç. Dr. Ali Hepşen

Gayrimenkul Sektörünün Durumu-Genel Ekonomik Değerlendirme ve Bölgesel Bakış. Doç. Dr. Ali Hepşen Gayrimenkul Sektörünün Durumu-Genel Ekonomik Değerlendirme ve Bölgesel Bakış Doç. Dr. Ali Hepşen EKONOMİK VERİLER EKONOMİK VERİLER EKONOMİK VERİLER EKONOMİK VERİLER EKONOMİK VERİLER Yıllık Değişimler Nominal

Detaylı

Büyüme Rakamları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme. Tablo 1. En hızlı daralan ve büyüyen ekonomiler 3. 2009'da En Hızlı Daralan İlk 10 Ekonomi

Büyüme Rakamları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme. Tablo 1. En hızlı daralan ve büyüyen ekonomiler 3. 2009'da En Hızlı Daralan İlk 10 Ekonomi POLİTİKANOTU Mart2011 N201126 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Sarp Kalkan 1 Politika Analisti, Ekonomi Etütleri Ayşegül Dinççağ 2 Araştırmacı, Ekonomi Etütleri Büyüme Rakamları Üzerine

Detaylı

Stratejik Düşünce Enstitüsü Ekonomi Koordinatörlüğü

Stratejik Düşünce Enstitüsü Ekonomi Koordinatörlüğü Stratejik Düşünce Enstitüsü Ekonomi Koordinatörlüğü www.sde.org.tr ANALİZ 2014/2 2013 YILI ALTIN ANALİZİ Dr. M. Levent YILMAZ Ekonomistlerin çoğu zaman yanıldığı ve nedenini tahmin etmekte zorlandığı bir

Detaylı

Türkiye Ekonomisinde Dönüşüm

Türkiye Ekonomisinde Dönüşüm T.C. KALKINMA BAKANLIĞI Türkiye Ekonomisinde Dönüşüm Erhan USTA Müsteşar Yardımcısı 29 Şubat 2012 3. İzmir Ulusal Ekonomi Kongresi 1970 li Yıllar : Dünya 1971 yılında Bretton Woods sisteminin çöküşü Gelişmekte

Detaylı

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER 21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER KÜRESEL EKONOMİYİ ROTASINDAN ÇIKARABİLECEK 10 BÜYÜK TEHLİKE DÜNYA EKONOMİSİ VE ABD EKONOMİSİNDE OLASI MAKRO DENGESİZLİKLER (BÜTÇE VE CARİ İ LEMLER AÇIĞI) (TWIN TOWERS) İSTİKRARSIZ

Detaylı

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Doç. Dr. Turan EROL un

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Doç. Dr. Turan EROL un Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Doç. Dr. Turan EROL un Şirket Finansmanı ve Halka Açılmada Yeni Yol Haritası: Girişim Sermayesi ve Özel Sermaye Şirketleri Panelinde Yaptığı Konuşma 21.03.2008 Oditoryum,

Detaylı

izlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulmuştur. IMF'ye bağlıbirimler: Guvernörler Konseyi, İcra Kurulu, Geçici Kurul, Kalkınma Kurulu

izlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulmuştur. IMF'ye bağlıbirimler: Guvernörler Konseyi, İcra Kurulu, Geçici Kurul, Kalkınma Kurulu DÜNYA EKONOMİSİ Teknoloji, nüfus ve fikir hareketlerini içeren itici güce birinci derecede itici güç denir. Global işbirliği ağıgünümüzde küreselleşmişyeni ekonomik yapının belirleyicisidir. ASEAN ekonomik

Detaylı

Lojistik. Lojistik Sektörü

Lojistik. Lojistik Sektörü Lojistik Sektörü Gülay Dincel TSKB Ekonomik Araştırmalar dincelg@tskb.com.tr Kasım 014 1 Ulaştırma ve depolama faaliyetlerinin entegre lojistik hizmeti olarak organize edilmesi ihtiyacı, imalat sanayi

Detaylı

İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS

İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ 1. YIL GÜZ DÖNEMİ İleri Makroiktisat I IKT801 1 3 + 0 6 Makro iktisadın mikro temelleri, emek, mal ve sermaye piyasaları, modern AS-AD eğrileri. İleri

Detaylı

SERMAYE PİYASASINDA GERÇEĞE AYKIRILIKTAN DOĞAN SUÇLAR

SERMAYE PİYASASINDA GERÇEĞE AYKIRILIKTAN DOĞAN SUÇLAR Dr. Selman DURSUN İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı SERMAYE PİYASASINDA GERÇEĞE AYKIRILIKTAN DOĞAN SUÇLAR İÇİNDEKİLER SUNUŞ... vii DANIŞMANIN ÖNSÖZÜ...xi

Detaylı

TÜRKİYE NİN CARİ AÇIK SORUNU VE CARİ AÇIĞIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SEDA AKSÜMER

TÜRKİYE NİN CARİ AÇIK SORUNU VE CARİ AÇIĞIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SEDA AKSÜMER İÇİNDEKİLER 1.GİRİŞ 2. TÜRKİYE NİN CARİ AÇIK SORUNU Asıl Tehlike Cari Açığın Finansmanı 3. ENERJİDE DIŞA BAĞIMLIK SORUNU ve CARİ AÇIK İLİŞKİSİ 4.TÜRKİYE İÇİN CARİ AÇIK SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ? 5.SONUÇ ve ÖNERİLER

Detaylı

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 28. Toplantısı. Yeni Kararlar

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 28. Toplantısı. Yeni Kararlar Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 8. Toplantısı Yeni Kararlar İÇİNDEKİLER. Yeni Kararlar.. Üniversitelerin Ar-Ge Stratejilerinin Geliştirilmesine Yönelik Çalışmalar Yapılması [05/0].. Doktora Derecesine

Detaylı

Ödemeler Dengesi Doç. Dr. Dilek Seymen Araş. Gör. Aslı Seda Bilman 1 Plan Ödemeler Dengesi, tanım, kapsamı Ana Hesap Grupları Cari Denge, Sermaye Hesabı Dengesi Farklı Ödemeler Dengesi Tanımları Otonom

Detaylı

MERKEZ BANKASI VE FİNANSAL İSTİKRAR

MERKEZ BANKASI VE FİNANSAL İSTİKRAR MERKEZ BANKASI VE FİNANSAL İSTİKRAR Sermaye Hareketleri ve Döviz Kuru Politikaları Türkiye Ekonomi Kurumu Paneli Doç.Dr.Erdem BAŞÇI Başkan Yardımcısı, TCMB 11 Aralık 2010, Ankara 1 Konuşma Planı 1. Merkez

Detaylı

2001 2013 Döneminde Türk Bankacılık Sektörü

2001 2013 Döneminde Türk Bankacılık Sektörü 2001 2013 Döneminde Türk Bankacılık Sektörü Prof. Dr. Sudi Apak Beykent Üniversitesi İçerik 2 Slayt 1 - Türk Bankalarında kurum riski bulunmaktadır. 140,00% Türk Bankacılık Sektörünün Aktif Büyüklüğü /

Detaylı

Küresel Kriz ve. Bekir Sıtkı ŞAFAK Sermaye Piyasası Kurulu

Küresel Kriz ve. Bekir Sıtkı ŞAFAK Sermaye Piyasası Kurulu Küresel Kriz ve Sermaye Piyasaları Bekir Sıtkı ŞAFAK Sermaye Piyasası Kurulu Sunum Akışı Küresel Krizin Oluşumu Kriz Neden Önlenemedi? Krize Karşı Tepkiler Düzenleyiciler Açısından Yapılması Gerekenler

Detaylı

BÖLÜM I MAKROEKONOMİYE GENEL BİR BAKIŞ

BÖLÜM I MAKROEKONOMİYE GENEL BİR BAKIŞ İÇİNDEKİLER BÖLÜM I MAKROEKONOMİYE GENEL BİR BAKIŞ Giriş... 1 1. Makroekonomi Kuramı... 1 2. Makroekonomi Politikası... 2 2.1. Makroekonomi Politikasının Amaçları... 2 2.1.1. Yüksek Üretim ve Çalışma Düzeyi...

Detaylı

2015 NİSAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

2015 NİSAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ NİSAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ 15 Haziran Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcuna ilişkin yılı verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

Uluslararası Ekonomi Politik (IR502) Ders Detayları

Uluslararası Ekonomi Politik (IR502) Ders Detayları Uluslararası Ekonomi Politik (IR502) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Uygulama Laboratuar Kredi AKTS Saati Saati Saati Uluslararası Ekonomi Politik IR502 Seçmeli 3 0 0 3 7.5 Ön Koşul Ders(ler)i

Detaylı

Basın Sohbet Toplantısı. 14 Temmuz 2009, İstanbul

Basın Sohbet Toplantısı. 14 Temmuz 2009, İstanbul Basın Sohbet Toplantısı 14 Temmuz 2009, İstanbul Kuruluş : 7 Ocak 2009 Internet Adresi : www.tuyid.org Posta Adresi : Nispetiye Cad. Levent İşhanı No: 6/2 34330 Levent - İstanbul Telefon : (212) 278 30

Detaylı

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası FĐNANSAL EĞĐTĐM VE FĐNANSAL FARKINDALIK: ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER Durmuş YILMAZ Başkan Mart 2011 Đstanbul Sayın Bakanım, Saygıdeğer Katılımcılar, Değerli Konuklar

Detaylı

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi HALI SEKTÖRÜ 2014 EYLÜL AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ EKİİM 2014 1 2014 YILI EYLÜL AYINDA HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ Ülkemizin halı ihracatı

Detaylı

Tanrı Zar Atmaz Ya FED?

Tanrı Zar Atmaz Ya FED? Tanrı Zar Atmaz Ya FED? Yaklaşık 10 yıllık küresel finans krizinin başladığı yer olan Amerika, krizi dünyaya ithal etmekle kalmadı, bunu kendi bünyesinde de çok ağır yaşadı aslında Özelikle 2008-2009 sürecinde

Detaylı

EKONOMİK KRİZİN EMEK PİYASALARINA ETKİLERİ

EKONOMİK KRİZİN EMEK PİYASALARINA ETKİLERİ EKONOMİK KRİZİN EMEK PİYASALARINA ETKİLERİ 1990 sonrasında peş peşe gelen finansal krizler; bir yandan teorik alanda farklı açılımlara hız kazandırırken bir yandan da, küreselleşme süreci ile birlikte,

Detaylı

GENEL EKONOMİK DEĞERLENDİRME

GENEL EKONOMİK DEĞERLENDİRME İZSİAD/ GENEL EKONOMİK DEĞERLENDİRME Ender YORGANCILAR EBSO Yönetim Kurulu Başkanı TOBB Yönetim Kurulu Üyesi İMALAT SANAYİSİ ÜRETİMİ EN BÜYÜK İLK 15 ÜLKE Türkiye nin %9,2 gibi çok yüksek bir oranda büyüdüğü

Detaylı

HAFTALIK EKONOMİ RAPORU

HAFTALIK EKONOMİ RAPORU Strateji Geliştirme Başkanlığı Ekonomik ve Sektörel Analiz Dairesi HAFTALIK EKONOMİ RAPORU TÜRKİYE EKONOMİSİ IMKB 100 Endeksi haftanın ilk yüzde 0,4 oranında değer kazandı. Geçtiğimiz hafta İMKB 100 Endeksi,

Detaylı

DÜNYADA E-FATURA. Avrupa da elektronik fatura çalışmalarının yasal kaynağı 2001/115/EC KDV Direktifidir

DÜNYADA E-FATURA. Avrupa da elektronik fatura çalışmalarının yasal kaynağı 2001/115/EC KDV Direktifidir DÜNYADA E-FATURA TARİHÇE 1960 lı yılların başında demiryolu sektöründe ilk defa verinin bir noktadan tanımlanmış diğer bir noktaya şifrelenerek transferine imkan veren EDI (Electronic Data Interchange)

Detaylı

Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Mart 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş.

Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Mart 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Mart 2013 Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. 1 Yönetim Kurulu Başkanı nın Mart 2013 Dönemi Değerlendirmeleri ve Beklentileri Bank of America Merrill Lynch, küresel stratejisinin

Detaylı

1 MAKRO EKONOMİNİN DOĞUŞU

1 MAKRO EKONOMİNİN DOĞUŞU İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III Bölüm 1 MAKRO EKONOMİNİN DOĞUŞU ve TEMEL KAVRAMLAR 11 1.1.Makro Ekonominin Doğuşu 12 1.1.1.Makro Ekonominin Doğuş Süreci 12 1.1.2.Mikro ve Makro Ekonomi Ayrımı 15 1.1.3.Makro Analiz

Detaylı

https://www.garantiemeklilik.com.tr/fon-ile-ilgili-duyurular.aspx internet adreslerinden

https://www.garantiemeklilik.com.tr/fon-ile-ilgili-duyurular.aspx internet adreslerinden GARANTİ EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. GELİR AMAÇLI ULUSLARARASI BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU 2013 YILI 12 AYLIK FAALİYET RAPORU 1- Ekonominin Genel durumu Dünya ekonomisi 2013 ü genel olarak bir

Detaylı

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü nün (UNCTAD) Uluslararası Doğrudan Yatırımlar

Detaylı

DÜNYA SERAMİK SAĞLIK GEREÇLERİ İHRACATI. Genel Değerlendirme

DÜNYA SERAMİK SAĞLIK GEREÇLERİ İHRACATI. Genel Değerlendirme DÜNYA SERAMİK SAĞLIK GEREÇLERİ İHRACATI Genel Değerlendirme Haziran 2014 2012 yılı dünya seramik sağlık gereçleri ihracat rakamlarına bakıldığında, 2011 yılı rakamlarına nazaran daha az dalgalanma gösterdiği

Detaylı

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Lisans Programı

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Lisans Programı Yeni Nesil Devlet Üniversitesi SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Lisans Programı 2015-2016 Tanıtım Broşürü Bölüm Hakkında Genel Bilgiler Kamu Yönetimi, işlevsel anlamda kamu politikaları

Detaylı

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Dr. Vahdettin Ertaş IX. Kurumsal Yönetim Zirvesi Açılış Konuşması 14 Ocak 2016

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Dr. Vahdettin Ertaş IX. Kurumsal Yönetim Zirvesi Açılış Konuşması 14 Ocak 2016 Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Dr. Vahdettin Ertaş IX. Kurumsal Yönetim Zirvesi Açılış Konuşması 14 Ocak 2016 Sayın başkanlar, iş dünyamızın ve basınımızın değerli temsilcileri, yurt dışından gelen kıymetli

Detaylı

Avrupa Birliği Lizbon Hedefleri ne UlaĢabiliyor mu?

Avrupa Birliği Lizbon Hedefleri ne UlaĢabiliyor mu? Avrupa Birliği Lizbon Hedefleri ne UlaĢabiliyor mu? Yrd. Doç. Dr. Elif UÇKAN DAĞDEMĠR Anadolu Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi 1. GĠRĠġ Avrupa Birliği (AB)

Detaylı

Küresel Eğilimler ve Türkiye

Küresel Eğilimler ve Türkiye economicpolicyresearchinstitute ekonomipolitikalarıaraş tırmaenstitüsü Küresel Eğilimler ve Türkiye Güven Sak Ankara, 22 Kasım 2006 Küresel Eğilimler ve Türkiye Slide 2 Gündem Dünyaya ne oluyor? Dünyada

Detaylı

ÖZGEÇMĠġ VE ESERLER LĠSTESĠ

ÖZGEÇMĠġ VE ESERLER LĠSTESĠ ÖZGEÇMĠġ Adı Soyadı: Erol YENER Doğum Tarihi: 20/06/1970 Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMĠġ VE ESERLER LĠSTESĠ Derece Bölüm Üniversite Yıl Lisans İşletme Böl. Karadeniz Teknik Üniversitesi 1992 Y. Lisans İşletme

Detaylı

Finansal Krizler ve Türkiye Deneyimi. Nazlı Çalıkoğlu 11103567 Aslı Kazdağlı 10103545

Finansal Krizler ve Türkiye Deneyimi. Nazlı Çalıkoğlu 11103567 Aslı Kazdağlı 10103545 Finansal Krizler ve Türkiye Deneyimi Nazlı Çalıkoğlu 11103567 Aslı Kazdağlı 10103545 Finansal Krizler İkinci Dünya Savaşı ndan sonra başlayıp 1990 sonrasında ivme kazanan ulusal ve uluslararası finansal

Detaylı

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - Arjantin İlişkileri: Fırsatlar ve Riskler ( 2014 Buenos Aires - İstanbul ) Türkiye; 75 milyonluk

Detaylı

* EL KAZANDI BİZ ÖVÜNÜYORUZ *BORSA 2012 DE DE YABANCIYA ÇALIŞTI *İstanbul da kazanıp, New York ta, Londra da şampanya patlattılar

* EL KAZANDI BİZ ÖVÜNÜYORUZ *BORSA 2012 DE DE YABANCIYA ÇALIŞTI *İstanbul da kazanıp, New York ta, Londra da şampanya patlattılar Umut Oran Basın Açıklaması 06.01.2013 Yarın Aydın-Söke de pamuk üreticileriyle bir araya gelecek olan CHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Umut Oran ın, yazılı açıklaması şöyle: * EL KAZANDI

Detaylı

SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN KAMU ALTYAPI YATIRIMLARININ SERMAYE PİYASALARI ARACILIĞIYLA FİNANSMANI KONULU

SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN KAMU ALTYAPI YATIRIMLARININ SERMAYE PİYASALARI ARACILIĞIYLA FİNANSMANI KONULU SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN KAMU ALTYAPI YATIRIMLARININ SERMAYE PİYASALARI ARACILIĞIYLA FİNANSMANI KONULU SPK 7. ARAMA KONFERANSI NDA YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 ARALIK

Detaylı

PAZAR BÜYÜKLÜĞÜ YATIRIM MALĐYETLERĐ AÇIKLIK EKO OMĐK VE POLĐTĐK ĐSTĐKRAR FĐ A SAL ĐSTĐKRAR

PAZAR BÜYÜKLÜĞÜ YATIRIM MALĐYETLERĐ AÇIKLIK EKO OMĐK VE POLĐTĐK ĐSTĐKRAR FĐ A SAL ĐSTĐKRAR FDI doğrudan yabancı yatırım, bir ülke borsasında işlem gören şirketlerin hisselerinin bir diğer ülke veya ülkelerin kuruluşları tarafından satın alınmasını ifade eden portföy yatırımları dışında kalan

Detaylı

Türkiye de Yabancı Bankalar *

Türkiye de Yabancı Bankalar * Bankacılar Dergisi, Sayı 52, 2005 Türkiye de Yabancı Bankalar * I. Giriş: Uluslararası bankacılık faaliyetleri, geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren uluslararası ticaret akımlarının ve doğrudan yabancı

Detaylı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ Furkan Güldemir, Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Tarihsel Süreç Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık

Detaylı

Kurumsal Şeffaflık, Firma Değeri Ve Firma Performansları İlişkisi Bist İncelemesi

Kurumsal Şeffaflık, Firma Değeri Ve Firma Performansları İlişkisi Bist İncelemesi T.C İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Finans Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Özeti Kurumsal Şeffaflık, Firma Değeri Ve Firma Performansları İlişkisi Bist İncelemesi Prof.

Detaylı

İÇİNDEKİLER (*) 1- Özel Sektörün Yurtdışından Sağladığı Uzun Vadeli Kredi Borcu (2002-2015 Eylül)

İÇİNDEKİLER (*) 1- Özel Sektörün Yurtdışından Sağladığı Uzun Vadeli Kredi Borcu (2002-2015 Eylül) İÇİNDEKİLER (*) 1- Özel Sektörün Yurtdışından Sağladığı Uzun Vadeli Kredi Borcu (2002-2015 Eylül) 2- Özel Sektörün Yurtdışından Sağladığı Uzun Vadeli Kredi Borcunun Borçluya Göre Alacaklı Dağılımı (2002-2015

Detaylı

DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ (Taslak Rapor Özeti) Faruk Aydın Hülya Saygılı Mesut Saygılı Gökhan Yılmaz Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü

Detaylı

Yatırımcılara dünyayı vadediyoruz.

Yatırımcılara dünyayı vadediyoruz. Yatırımcılara dünyayı vadediyoruz. Akbank T.A.Ş. B Tipi Franklin Templeton Şemsiye Fonu na Bağlı Yabancı Menkul Kıymetler Alt Fonları Akbank - Franklin Templeton işbirliği ile dünya çapında yatırım fırsatı:

Detaylı

ULUSLARARASI FİNANS UZMANI

ULUSLARARASI FİNANS UZMANI TANIM Bankalar ve diğer mali kuruluşlar ile işletmelerin uluslar arası finansal hareketlerini planlama, uygulama ve kontrol işlemlerini yapma bilgi ve becerisine sahip kişidir. A-GÖREVLER Uluslararası

Detaylı

TEMEL MAKROEKONOMİK GÖSTERGELER - BÜYÜME

TEMEL MAKROEKONOMİK GÖSTERGELER - BÜYÜME 1 TEMEL MAKROEKONOMİK GÖSTERGELER - BÜYÜME 12.0 Türkiye GSYİH Büyüme Oranları(%) 10.0 9.4 8.4 9.2 8.8 8.0 6.0 4.0 6.8 6.2 5.3 6.9 4.7 4.0 4.0 5.0 2.0 0.7 2.1 0.0-2.0-4.0-6.0-8.0-5.7-4.8 Tahmin(%) 2014

Detaylı

Para Politikaları ve Finansal İstikrar

Para Politikaları ve Finansal İstikrar Para Politikaları ve Finansal İstikrar Ekonomi Yaz Seminerleri 211 Pamukkale Üniversitesi Doç. Dr. Erdem Başçı Başkan 22 Temmuz 211 Denizli 1 Sabit mi, değil mi? Sabit Kur Rejimleri Sabit Getirili Borç

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS ULUSLARARASI POLİTİK İKTİSAT ECON 367 8 3 + 0 3 6

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS ULUSLARARASI POLİTİK İKTİSAT ECON 367 8 3 + 0 3 6 DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS ULUSLARARASI POLİTİK İKTİSAT ECON 367 8 3 + 0 3 6 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü İngilizce Lisans Zorunlu Dersin Koordinatörü

Detaylı

Finansal Piyasa Dinamikleri. Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com

Finansal Piyasa Dinamikleri. Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com Finansal Piyasa Dinamikleri Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com Neleri İşleyeceğiz? Finansal Sistemin Resmi Makro Göstergeler ve Yorumlanması Para ve Maliye Politikaları Merkez Bankası ve Piyasalar Finansal Piyasalardaki

Detaylı

Stratejik Plan 2015-2019

Stratejik Plan 2015-2019 Stratejik Plan 2015-2019 Bu Stratejik Plan önümüzdeki beş yıl Bezmiâlem in gelmesini umut ettiğimiz yeri ve buraya nasıl geleceğimizi anlatan bir Vizyon Belgesidir. 01.01.2015 Rektör Sunuşu Sevgili Bezmiâlem

Detaylı

Türkiye: Verimlilik ve Büyüme Atılımının Gerçekleştirilmesi

Türkiye: Verimlilik ve Büyüme Atılımının Gerçekleştirilmesi : Verimlilik ve Büyüme Atılımının Gerçekleştirilmesi 1 ANA BULGULAR Ekonomik atılım ile Kişi başına düşen GSYİH 2015 e kadar iki katına çıkarılabilecektir 6 milyon yeni istihdam olanağı yaratılabilecektir

Detaylı

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI 2010 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Dönemi Zorunlu Dersler Uluslararası İlişkilerde Araştırma

Detaylı

ABD 10 yıl vadeli tahvillerin faizi %2 seviyesinin altına indi.

ABD 10 yıl vadeli tahvillerin faizi %2 seviyesinin altına indi. Ekonomik Gündem Uluslararası küresel piyasalarda özellikle riskli varlıklara gelen satışlar bu haftanın ilk işlem gününde de devam ediyor. Asya hisseleri 2013 yılından bu yana ki en hızlı düşüşleri yaşarken,

Detaylı

DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ 2015. Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer. Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü

DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ 2015. Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer. Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU Temmuz ayı içerisinde Dünya Bankası Türkiye

Detaylı

Dünya Ekonomik Görünüm Raporu (WEO) Yüksek Borç ve Yavaş Büyüme ile Başa Çıkmak Ekim 2012

Dünya Ekonomik Görünüm Raporu (WEO) Yüksek Borç ve Yavaş Büyüme ile Başa Çıkmak Ekim 2012 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu (WEO) Yüksek Borç ve Yavaş Büyüme ile Başa Çıkmak Ekim 212 Ana Mesaj: İyileşmenin eski seyrini kazanması için tedbirler gereklidir Küresel ekonomi yeni aksaklıklar yaşamakta

Detaylı

KURUMLARIN OPSİYON SÖZLEŞMELERİNDEN ELDE ETTİĞİ GELİRLERİN VERGİLENDİRİLMESİ

KURUMLARIN OPSİYON SÖZLEŞMELERİNDEN ELDE ETTİĞİ GELİRLERİN VERGİLENDİRİLMESİ KURUMLARIN OPSİYON SÖZLEŞMELERİNDEN ELDE ETTİĞİ GELİRLERİN VERGİLENDİRİLMESİ Ertunç AKSÜMER 32 1.GİRİŞ 1970 li yılların başında Bretton Woods Uluslararası Ödemeler ve Kur Sisteminin sona ermesi ve aynı

Detaylı

YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ

YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ 2014 OCAK SEKTÖREL YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ Nurel KILIÇ Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri sektörü, ekonomiye döviz girdisi, yurt dışında istihdam imkanları, teknoloji transferi ve lojistikten ihracata

Detaylı

2015 HAZİRAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

2015 HAZİRAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ HAZİRAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ 13 Ağustos Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcuna ilişkin yılı ikinci çeyrek verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

Detaylı

Title of Presentation. Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL

Title of Presentation. Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL Title of Presentation Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL İçindekiler 1- Yeni Büyük Oyun 2- Coğrafyanın Mahkumları 3- Hazar ın Statüsü Sorunu 4- Boru Hatları Rekabeti 5- Hazar

Detaylı

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ NE ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIKTA İNOVASYON

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ NE ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIKTA İNOVASYON TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ NE ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIKTA İNOVASYON Z. Güldem Ökem, PhD Research Fellow Centre for European Policy Studies (guldem.okem@ceps.eu) 23 Şubat 2011, Ankara Türkiye nin Avrupa Birliği

Detaylı

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL 24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü «UNCTAD» ın Uluslararası Doğrudan Yatırımlara ilişkin olarak hazırladığı Dünya Yatırım

Detaylı

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ NE ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIKTA İNOVASYON

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ NE ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIKTA İNOVASYON TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ NE ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIKTA İNOVASYON Z. Güldem Ökem, PhD Research Fellow Centre for European Policy Studies(CEPS) 23 Şubat 2011, Ankara Türkiye nin Avrupa Birliği ne Üyelik

Detaylı

DERS PROFİLİ. POLS 346 Bahar 6 3+0+0 3 6

DERS PROFİLİ. POLS 346 Bahar 6 3+0+0 3 6 DERS PROFİLİ Dersin Adı Kodu Yarıyıl Dönem Kuram+PÇ+Lab (saat/hafta) Kredi AKTS Uluslararası Siyasette Orta Doğu POLS 346 Bahar 6 3+0+0 3 6 Ön Koşul Yok Dersin Dili Ders Tipi Dersin Okutmanı Dersin Asistanı

Detaylı

Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Eylül 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş.

Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Eylül 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Eylül 2013 Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. 1 Yönetim Kurulu Başkanı nın Eylül 2013 Dönemi Değerlendirmeleri ve Beklentileri Bank of America Merrill Lynch, küresel stratejisinin

Detaylı

HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015

HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015 HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015 YÖNETİCİ ÖZETİ Uludağ İhracatçı Birlikleri nin kayıtlarına göre, Bursa dan Hollanda ya ihracat yapan 361 firma bulunmaktadır. 30.06.2015 tarihi itibariyle Ekonomi Bakanlığı

Detaylı

TEB KOBİ AKADEMİ İLLER GELECEKLERİNİŞEKİLLENDİRİYOR: ADANA GELECEK STRATEJİSİ KONFERANSI 5 ARALIK 2007

TEB KOBİ AKADEMİ İLLER GELECEKLERİNİŞEKİLLENDİRİYOR: ADANA GELECEK STRATEJİSİ KONFERANSI 5 ARALIK 2007 TEB KOBİ AKADEMİ İLLER GELECEKLERİNİŞEKİLLENDİRİYOR: ADANA GELECEK STRATEJİSİ KONFERANSI 5 ARALIK 2007 1 Adana Gelecek Stratejisi Konferansı Çalışmanın amacı: Adana ilinin ekonomik, ticari ve sosyal gelişmelerinde

Detaylı

Aylık Dış Ticaret Analizi

Aylık Dış Ticaret Analizi EKİM YÖNETİCİ ÖZETİ Bu çalışmada, Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından her ayın ilk günü açıklanan ihracat rakamları temel alınarak Türkiye nin aylık dış ticaret analizi yapılmaktadır. Aşağıdaki analiz,

Detaylı

ĐSTĐHDAM AÇISINDAN ĐLK 250 Prof. Dr. Şükrü Kızılot Gazi Üniversitesi Arş.Gör.Özgür Şahan Gazi Üniversitesi

ĐSTĐHDAM AÇISINDAN ĐLK 250 Prof. Dr. Şükrü Kızılot Gazi Üniversitesi Arş.Gör.Özgür Şahan Gazi Üniversitesi 1 ĐSTĐHDAM AÇISINDAN ĐLK 250 Prof. Dr. Şükrü Kızılot Gazi Üniversitesi Arş.Gör.Özgür Şahan Gazi Üniversitesi 1- Genel Olarak Bir ekonominin başarı ölçütlerinden birisi de istihdam yaratma kapasitesidir.

Detaylı

MERCOSUR ÜLKELERİ - Ekonomik Genel Bilgi

MERCOSUR ÜLKELERİ - Ekonomik Genel Bilgi MERCOSUR ÜLKELERİ - Ekonomik Genel Bilgi Başta MERCOSUR Bloğunda yer alan ülkeler olmak üzere, Latin da 1990 lı yılların sonunda ve 2000 li yılların başında oldukça ağır bir şekilde hissedilen ekonomik

Detaylı

Kentsel Dönüşümde Finans Aktörleri ve Beklentileri Doç. Dr. Erk HACIHASANOĞLU Araştırma, İş ve Ürün Geliştirme Grup Md.

Kentsel Dönüşümde Finans Aktörleri ve Beklentileri Doç. Dr. Erk HACIHASANOĞLU Araştırma, İş ve Ürün Geliştirme Grup Md. Kentsel Dönüşümde Finans Aktörleri ve Beklentileri Doç. Dr. Erk HACIHASANOĞLU Araştırma, İş ve Ürün Geliştirme Grup Md. 8 Ekim 2013 Ajanda 1- Finansal Aktörler: Güncel Durum A- Güncel Durum: Birincil Konut

Detaylı

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GRUPLARA YÖNELİK GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GRUPLARA YÖNELİK GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GRUPLARA YÖNELİK GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR Bu rapor ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş Gruplara Yönelik Gelir Amaçlı Kamu Borçlanma Araçları

Detaylı

Eylül 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. ve Bağlı Ortaklığı Merrill Lynch Menkul Değerler A.Ş.Bağlı 1

Eylül 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. ve Bağlı Ortaklığı Merrill Lynch Menkul Değerler A.Ş.Bağlı 1 Ara Dönem Özet Konsolide Faaliyet Raporu Eylül 2013 Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. ve Bağlı Ortaklığı Merrill Lynch Menkul Değerler A.Ş.Bağlı 1 Yönetim Kurulu Başkanı nın Eylül 2013 Dönemi Değerlendirmeleri

Detaylı

MARUF VAKFI İslam Ekonomisi Enstitüsü

MARUF VAKFI İslam Ekonomisi Enstitüsü MARUF VAKFI İslam Ekonomisi Enstitüsü İslam ekonomisi çalışmanın gerekliliği Ekonomik mükellefiyetler ibadetin önemli bir bölümüdür. Kur an da bu konuyla alakalı en az 250 ayet bulunmaktadır. Hz. Peygamber

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Adı Kodu Yarıyıl T+U Saat İŞL YL 501

DERS BİLGİLERİ. Ders Adı Kodu Yarıyıl T+U Saat İŞL YL 501 Müfredat I. Yarıyıl Bilimsel Araştırma Yöntemleri Ders Adı Kodu Yarıyıl T+U Saat İŞL YL 501 Kredi AKTS Güz 3 3 6 Dili Seviyesi Yüksek Lisans Türü Zorunlu Amacı Öğrencilerin bilim ve bilim felsefesi konusunda

Detaylı

www.novusens.com 2012, Novusens

www.novusens.com 2012, Novusens www.novusens.com İNOVASYON VE GİRİŞİMCİLİK ENSTİTÜSÜ Vizyon... Ulusal ve uluslararası paydaşları ile sürdürülebilir büyüme ve rekabeti amaçlayan, ekonomiye ve toplumsal kalkınmaya katma değer yaratacak

Detaylı

2015 MAYIS ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

2015 MAYIS ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ MAYIS ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ 14 Temmuz Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcuna ilişkin yılı Mayıs verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından

Detaylı

NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI İKİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU

NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI İKİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI İKİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU DÖNEM İÇERİSİNDE BANKANIN YÖNETİM KURULU ÜYELERİNE İLİŞKİN DEĞİŞİKLİKLER Dönem içerisinde Bankamız ortaklık yapısında değişiklik

Detaylı

SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA

SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA Problem 1 (KMS-2001) Kısa dönem toplam arz eğrisinin pozitif eğimli olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Detaylı