TEKNOLOJİ ÇAĞINDA CEP TELEFONU KULLANIM ALIŞKANLIKLARI VE MOTİVASYONLAR: SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "TEKNOLOJİ ÇAĞINDA CEP TELEFONU KULLANIM ALIŞKANLIKLARI VE MOTİVASYONLAR: SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME"

Transkript

1 T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ GAZETECİLİK ANABİLİM DALI TEKNOLOJİ ÇAĞINDA CEP TELEFONU KULLANIM ALIŞKANLIKLARI VE MOTİVASYONLAR: SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME Enes BAL DOKTORA TEZİ Danışman Prof. Dr. M. Bilal ARIK Konya-2013

2 Öğrencinin ii T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü BİLİMSEL ETİK SAYFASI Adı Soyadı ENES BAL Numarası Ana Bilim / Bilim Dalı GAZETECİLİK Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tezin Adı TEKNOLOJİ ÇAĞINDA CEP TELEFONU KULLANIM ALIŞKANLIKLARI VE MOTİVASYONLAR: SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm. Enes BAL

3 DOKTORA TEZİ KABUL FORMU iii

4 Öğrencinin iv T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Adı Soyadı ENES BAL Numarası Ana Bilim / Bilim Dalı GAZETECİLİK Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı PROF. DR. M. BİLAL ARIK Tezin Adı TEKNOLOJİ ÇAĞINDA CEP TELEFONU KULLANIM ALIŞKANLIKLARI VE MOTİVASYONLAR: SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME ÖZET Bilgi ve iletişim teknolojilerinin hızla hayatımızı dönüştürdüğü bu dönemde, yeni bir iletişim teknolojisi olarak cep telefonları artık sosyal ve kültürel bir fenomen haline gelmektedir. İletişimde yer ve zaman kısıtlamasını ortadan kaldıran cep telefonları, ileri teknolojik unsurları da içine katarak günden güne başta gençler olmak üzere toplumun tüm bireylerini kuşatmaktadır. Bu bağlamda toplumsal alanda gençler tarafından büyük ilgi gören cep telefonlarına yönelik araştırmalar da son yıllarda giderek artmaya başlamıştır. Benzer şekilde gençleri odak noktasına alan bu çalışma da, kullanımlar ve doyumlar perspektifinden hareket ederek Selçuk Üniversite öğrencileri özelinde gençlerin cep telefonu kullanım alışkanlıklarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Rastlantısal örneklem tekniği kullanılarak seçilen 1175 denek üzerinde yapılan araştırmada verilen cevaplar T-testi, Ki-kare testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizi ve de faktör analizi gibi istatistik testleri kullanılarak yorumlanmış ve faktörler açıklanmaya çalışılmıştır. Buna göre üniversite öğrencilerinin cep

5 v telefonu kullanımında etkili olan beş faktör önem sırasına göre şu şekilde ortaya çıkmıştır: Moda/statü, işlevsellik/sosyalleşme, eğlence/rahatlama, mobilite ve bilgilenme. Araştırma sonuçlarına göre, kadınların erkeklere göre cep telefonları üzerinden daha fazla konuştuğu ve mesajlaştığı tespit edilmiştir. Diğer taraftan erkekler ise cep telefonlarının 3-G özelliğinin olması ve oyun imkânı sağlaması gibi teknik özelliklere daha çok önem atfetmektedirler. Anahtar Kelimeler: İletişim araştırmaları, kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, gençlik, cep telefonları.

6 Öğrencinin vi T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Adı Soyadı ENES BAL Numarası Ana Bilim / Bilim Dalı GAZETECİLİK Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Tezin İngilizce Adı PROF. DR. M. BİLAL ARIK CELL PHONE USAGE HABITS AND MOTIVATIONS IN TECHNOLOGY AGE: A STUDY ON SELCUK UNIVERSITY STUDENTS ABSTRACT In this age, as information and communication technologies are transforming our lives faster than ever, cell phones have become a social and cultural phenomenon. By removing time and place restraints in communication, and by inclusion of ever advanced technologies, cell phones are surrounding day by day the lives of all members of the society and in particular those of the youth. Thus, studies focusing on cell phones in connection with youth have increased. Similarly, this study aims to explore the cell phone using habits on the example of Selcuk University students from a uses and gratifications perspective participants selected randomly, have been surveyed and subjected to statistical tests including T-test, Chi-square test, one-way variance analysis, correlation analysis and factor analysis. The resulting findings suggested that the factors most effective

7 vii on cell phone using habits of university students has been found as fashion-status, functionality-socialization, entertainment-recreation, mobility and information gathering as listed in order of importance. It has been also found that women spoke more and used SMS more than men by cell phone while men attached more importance to technical features of their cell phones like 3G ability and game play ability. Key words: Communication studies, uses and gratifications approach, youth, cell phones.

8 viii İÇİNDEKİLER BİLİMSEL ETİK SAYFASI... II DOKTORA TEZİ KABUL FORMU... III ÖZET... İV ABSTRACT... Vİ İÇİNDEKİLER... IVİİİ ŞEKİLLER LİSTESİ... Xİ TABLOLAR LİSTESİ...Xİİ EKLER... XVİ ÖNSÖZ... XVİİ GİRİŞ...1 BİRİNCİ BÖLÜM KİTLE İLETİŞİM ARAŞTIRMALARI VE KULLANIMLAR VE DOYUMLAR YAKLAŞIMI 1.1. İLETİŞİM KAVRAMI VE KİTLE İLETİŞİM OLGUSU Süreç ve Anlam Olarak İletişim Kitle İletişimi ve Kitle İletişiminin Temel Özellikleri KİTLE İLETİŞİM ARAŞTIRMALARINA GENEL BİR BAKIŞ KİTLE İLETİŞİMDE ETKİ ARAŞTIRMALARI Güçlü Etkiler Dönemi ( ) Sınırlı Etkiler Dönemi ( ) Yeniden Güçlü Etkiler Dönemi (1960 ve Sonrası) İZLEYİCİNİN AKTİFLİĞİ TEZİ VE İZLEYİCİ MERKEZLİ İLETİŞİM ÇALIŞMALARI KULLANIMLAR VE DOYUMLAR YAKLAŞIMI Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımının Temelleri Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımının Genel Özellikleri Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımına Getirilen Eleştiriler Kullanımlar ve Doyumlar Açısından Yeni Medya... 51

9 ix İKİNCİ BÖLÜM YENİ İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ VE CEP TELEFONLARI 2.1. TEKNOLOJİ KAVRAMI İLETİŞİMDE TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜMLER YENİ İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİNE FARKLI KURAMSAL YAKLAŞIMLAR Teknolojik İyimserlik Yaklaşımı Teknolojik Kötümserlik Yaklaşımı YENİ BİR İLETİŞİM TEKNOLOJİSİ OLARAK CEP TELEFONLARI Dünyada ve Türkiye de Cep Telefonun Gelişim Süreci Türkiye de Cep Telefonu Sektörüne İlişkin Veriler Operatörlerin Gelir ve Kârları Haberleşme Verileri Mobil Pazar Verileri ve Abone Profili Mobil Trafik Hacmi Cep Telefonlarının Özellikleri Cep Telefonu Kullanımı ve Genç Bireyler CEP TELEFONU KULLANIMI İLE İLGİLİ YAPILMIŞ ARAŞTIRMALAR ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN CEP TELEFONU KULLANIM ALIŞKANLIKLARI VE MOTİVASYONLARINA İLİŞKİN SAHA ARAŞTIRMASI BULGULARI 3.1. METODOLOJİ Araştırmanın Sorunu Araştırmanın Amacı ve Önemi Araştırmanın Modeli Araştırmanın Evren ve Örneklemi Soru Formu ve Ölçüm Araçları Verilerin Analizi ve Kullanılan Testler Faktör Analizi Bağımsız Örneklem T-Testi Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) Korelasyon Analizi Araştırma Soruları ve Hipotezler

10 x 3.2. BULGULAR VE YORUM Katılımcıların Cinsiyeti Katılımcıların Yaşı Katılımcıların Bağlı Bulundukları Fakülte ve Yüksekokullar Katılımcıların Eğitim Gördükleri Program Katılımcıların Öğrenim Gördükleri Sınıflar Katılımcıların İkamet Etme Biçimleri Katılımcıların Aylık Ortalama Harcama Tutarları Cep Telefonu Kullanım Tecrübesi Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısı Günlük Cep Telefonu Kullanma Süresi Günlük Kısa Mesaj Gönderim Sayısı Günlük Kısa Mesaj Alım Sayısı Katılımcıların Cep Telefonu ve Operatör Değiştirme Durumu Katılımcıların Aylık Cep Telefonuyla Görüşme Gider Durumu Cep Telefonu Satın Alırken Etkili Unsurlar Cep Telefonu Tercihindeki Etkili Teknik Özellikler Cep Telefonu Kullanımında Tercih Edilen Özellikler Cep Telefonu Kullanım Nedenleri Moda ve Statü Motivasyonu İşlevsellik ve Sosyalleşme Motivasyonu Eğlence ve Rahatlama Motivasyonu Mobilite Motivasyonu Bilgilenme Motivasyonu SONUÇ VE ÖNERİLER KAYNAKÇA EKLER ÖZGEÇMİŞ...199

11 xi ŞEKİLLER LİSTESİ Şekil-1: Rosengren'in Kullanımlar ve Doyumlar Modeli Şekil-2: Mobil İşletmecilerin Yıllık Net Satış Gelirleri Şekil-3: Mobil Şebeke İşletmecilerinin Yıllık Net Kâr Değerleri Şekil-4: Toplam Yıllık Arama Trafik Miktarları Şekil-5: Mobil Abone Sayısı ve Toplam Nüfusa Göre Penetrasyon Şekil-6: Türkiye ve Bazı Avrupa Ülkelerinin Mobil Penetrasyon Oranları Şekil-7: Ön Ödemeli ve Faturalı Mobil Abone Oranları Şekil-8: Mobil İşletme Bazında Toplam Abone Sayıları Şekil-9: Mobil İşletmecilerin Abone Sayısına Göre Pazar Payları Şekil-10: Mobil İşletmeci Bazında Ön Ödemeli/Faturalı Abonelerin Dağılımı Şekil-11: Mobil İşletmecilerin Dönemlere Göre Toplam Trafik Miktarı Şekil-12: Dönemlere Göre Mobil SMS ve MMS Miktarı Şekil-13: AB ve Türkiye de Mobil Abone Başına Ortalama Görüşme... 80

12 xii TABLOLAR LİSTESİ Tablo-1: Katılımcıların Cinsiyete Göre Dağılımı Tablo-2: Yaşa İlişkin Merkezi Eğilim İstatistikleri Tablo-3: Katılımcıların Fakülte veya Yüksekokullara Göre Dağılımı Tablo-4: Katılımcıların Öğretim Durumlarına Göre Dağılımı Tablo-5: Katılımcıların Öğrenim Gördükleri Sınıflara Göre Dağılımı Tablo-6: Katılımcıların İkamet Etme Biçimlerine Göre Dağılımı Tablo-7: Aylık Harcama Miktarına İlişkin Merkezi Eğilim İstatistikleri Tablo-8: Cep Telefonu Tecrübesine İlişkin Merkezi Eğilim İstatistikleri Tablo-9: Cinsiyete Göre Cep Telefonu Kullanım Tecrübesindeki Farklılık Tablo-10: Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısının Yüzdelik Dağılımı Tablo-11: Cinsiyete Göre Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısının Yüzdelik Dağılımı Tablo-12: Günlük Konuşma Süresine İlişkin Merkezi Eğilim İstatistikleri Tablo-13: Cinsiyete Göre Günlük Cep Telefonu Kullanma Süresindeki Farklılık Tablo-14: Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısına Göre Günlük Cep Telefonu Kullanma Süresindeki Farklılık Tablo-15: Cep Telefonu Hattı Türüne Göre Günlük Cep Telefonu Kullanma Süresindeki Farklılık Tablo-16: Günlük SMS Gönderim Sayısına İlişkin Merkezi Eğilim İstatistikleri Tablo-17: Cinsiyete Göre Günlük SMS Gönderim Adedindeki Farklılık Tablo-18: Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısına Göre Günlük SMS Gönderim Sayısındaki Farklılık Tablo-19: Cep Telefonu Hattı Türüne Göre Günlük SMS Gönderim Sayısındaki Farklılık 123 Tablo-20: Günlük SMS Alım Sayısına İlişkin Merkezi Eğilim İstatistikleri Tablo-21: Cinsiyete Göre SMS Alım Sayısındaki Farklılık Tablo-22: Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısına Göre Günlük SMS Alım Sayısındaki Farklılık Tablo-23: Cep Telefonu Hattı Türüne Göre Günlük SMS Alım Sayısındaki Farklılık Tablo-24: Katılımcıların Cep Telefonu Değiştirme Durumunun Yüzdelik Dağılımı Tablo-25: Katılımcıların Cinsiyetine Göre Cep Telefonu Değiştirme Durumunun Yüzdelik Dağılımı Tablo-26: Katılımcıların Cep Telefonu Değiştirme Sayısına İlişkin Merkezi Eğilim İstatistikleri

13 xiii Tablo-27: Katılımcıların Cep Telefonu Değiştirme Nedenlerinin Yüzdelik Dağılımı Tablo-28: Katılımcıların GSM Operatörlerini Değiştirme Durumunun Yüzdelik Dağılımı 127 Tablo-29: Katılımcıların Cinsiyetine Göre Cep Telefonu Değiştirme Durumunun Yüzdelik Dağılımı Tablo-30: Katılımcıların GSM Operatörü Değiştirme Nedenlerinin Yüzdelik Dağılımı Tablo-31: Katılımcıların Kullandıkları Cep Telefonu Markalarının Yüzdelik Dağılımı Tablo-32: Katılımcıların Kullandıkları GSM Operatörlerinin Yüzdelik Dağılımı Tablo-33: Katılımcıların Kullandıkları Cep Telefonlarının Hat Türüne İlişkin Yüzdelik Dağılım Tablo-34: Aylık Cep Telefonuyla Görüşme Tutarlarına İlişkin Merkezi Eğilim İstatistikleri Tablo-35: Cinsiyete Göre Cep Telefonuyla Görüşme Tutarındaki Farklılık Tablo-36: Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısına Göre Cep Telefonuyla Görüşme Tutarındaki Farklılık Tablo-37: Cep Telefonu Hattı Türüne Göre Aylık Görüşme Tutarlarındaki Farklılık Tablo-38: Katılımcıların Cep Telefonu Satın Alırken Etkili Unsurların Betimleyici İstatistikleri Tablo-39: Cinsiyete Göre Cep Telefonu Satın Almadaki Etkili Unsurlara Verilen Önemdeki Farklılaşmalar Tablo-40: Cep Telefonu Satın Almadaki Etkili Unsurlar Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-41: Katılımcıların Cep Telefonu Tercihinde Etkili Teknik Özelliklere İlişkin Betimleyici İstatistikler Tablo-42: Cinsiyete Göre Cep Telefonu Tercihinde Etkili Teknik Özelliklere Verilen Önemdeki Farklılaşmalar Tablo-43: Cep Telefonu Tercihinde Etkili Teknik Özellikler Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-44: Katılımcıların Cep Telefonu Özelliklerini Kullanma Sıklığının Betimleyici İstatistikleri Tablo-45: Cinsiyete Göre Cep Telefonu Özelliklerini Kullanma Sıklığındaki Farklılaşmalar Tablo-46: Cep Telefonu Kullanım Özellikleri Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r)

14 xiv Tablo-47: Cep Telefonu Kullanım Nedenlerine İlişkin Maddelerin Betimleyici İstatistikleri Tablo-48: Faktör Özdeğerleri Açıklanan Varyansları ve Güvenilirlik Katsayıları Tablo-49: Cep Telefonu Kullanım Motivasyonları Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-50: Moda ve Statü Faktörünün Yükleme Değerleri (Principal Components, Varimax Rotation) Tablo-51: Cinsiyete Göre Moda ve Statü Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-52: Aylık Harcama Miktarıyla Moda ve Statü Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-53: Hat Türüne Göre Moda ve Statü Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-54: Günlük Cep Telefonu Kullanma Süresiyle Moda ve Statü Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-55: Cep Telefonu Değiştirme Sıklığıyla Moda ve Statü Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-56: Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısına Göre Moda ve Statü Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-57: İşlevsellik ve Sosyalleşme Faktörünün Yükleme Değerleri (Principal Components, Varimax Rotation) Tablo-58: Cinsiyete Göre İşlevsellik ve Sosyalleşme Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-59: Aylık Harcama Miktarıyla İşlevsellik ve Sosyalleşme Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-60: Hat Türüne Göre İşlevsellik ve Sosyalleşme Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-61: Günlük Cep Telefonu Kullanma Süresiyle İşlevsellik ve Sosyalleşme Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-62: Cep Telefonu Değiştirme Sıklığıyla İşlevsellik ve Sosyalleşme Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-63: Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısına Göre İşlevsellik ve Sosyalleşme Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-64: Eğlence ve Rahatlama Faktörünün Yükleme Değerleri (Principal Components, Varimax Rotation) Tablo-65: Cinsiyete Göre Eğlence ve Rahatlama Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık.. 157

15 xv Tablo-66: Aylık Harcama Miktarıyla Eğlence ve Rahatlama Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-67: Hat Türüne Göre Eğlence ve Rahatlama Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-68: Günlük Cep Telefonu Kullanma Süresiyle Eğlence ve Rahatlama Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-69: Cep Telefonu Değiştirme Sıklığıyla Eğlence ve Rahatlama Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-70: Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısına Göre Eğlence ve Rahatlama Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-71: Mobilite Faktörünün Yükleme Değerleri (Principal Components, Varimax Rotation) Tablo-72: Cinsiyete Göre Mobilite Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-73: Aylık Harcama Miktarıyla Mobilite Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-74: Hat Türüne Göre Mobilite Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-75: Günlük Cep Telefonu Kullanma Süresiyle Mobilite Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-76: Cep Telefonu Değiştirme Sıklığıyla Mobilite Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-77: Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısına Göre Mobilite Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-78: Bilgilenme Faktörünün Yükleme Değerleri (Principal Components, Varimax Rotation) Tablo-79: Cinsiyete Göre Bilgilenme Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-80: Aylık Harcama Miktarıyla Bilgilenme Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-81: Hat Türüne Göre Bilgilenme Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık Tablo-82: Günlük Cep Telefonu Kullanma Süresiyle Bilgilenme Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-83: Cep Telefonu Değiştirme Sıklığıyla Bilgilenme Faktörü Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) Tablo-84: Sahip Olunan Cep Telefonu Sayısına Göre Bilgilenme Faktörüne Verilen Önemdeki Farklılık

16 xvi EKLER EK EK EK EK EK EK EK EK EK EK

17 xvii ÖNSÖZ Üniversite öğrencilerinin cep telefonu kullanım alışkanlıklarının ortaya konduğu bu çalışma, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Ana Bilim Dalı nda doktora tezi olarak hazırlanmıştır. Yeni iletişim teknolojileri ve cep telefonu alanına küçük de olsa bir kazanım sağlaması umuduyla oluşturulan bu yorucu çalışmanın ortaya çıkmasında birçok değerli insanın katkısı olmuştur. Öncelikle ilk tanıştığım günden bugüne hep iyiliğini ve desteğini gördüğüm, anlayışı ve dostça yaklaşımlarıyla bir ömür minnet duyacağım Kıymetli Danışmanım Prof. Dr. M. Bilal Arık a çok teşekkür ediyorum Tez izleme komitesinde yer alan ve idarecilik dönemlerinde hoşgörülü ve anlayışlı tavırlarıyla bu çalışmanın ortaya çıkmasında önemli destekleri olan Prof. Dr. Ahmet Kalender ve Doç. Dr. Mustafa Şeker e de şükranlarımı sunmak istiyorum... Hocalığını ve dostluğunu aynı anda hissettiğim Doç. Dr. Şükrü Balcı da bu tezin ve akademik yaşantımın büyük kahramanları arasında. Şükrü Hocama bitmek tükenmek bilmeyen sabrı ve akademik desteği nedeniyle sonsuz teşekkür ediyorum Yine teşekkür kelimesinin az kaldığı isimlerden Yrd. Doç. Dr. Enderhan Karakoç ve Arş. Gör. Abdulkadir Gölcü de bu çalışmanın sonuçlanmasında büyük desteği ve emeği olanlar arasında. Her ikisine de yürekten bir teşekkür etmek istiyorum. Yrd. Doç. Dr. M. Salih Güran, Yrd. Doç. Dr. Hüsamettin Akar, Yrd. Doç. Dr. Uğur Çağlak, Arş. Gör. Emre Osman Olkun ve Serhan Vekiloğlu na da dostça yaklaşımları ve katkıları nedeniyle şükranlarımı sunuyorum. Akademik dünyadan burada isimleri anılmayan ama iyi dilekleri ve destekleriyle her an yanımda duran birçok isimsiz kahraman da teşekkürü hak edenler arasında Son olarak duaları ve karşılıksız sevgileriyle beni ben eden, yetiştiren anne ve babama ne kadar teşekkür etsem az Ve Sevgili Eşim Zeynep Bal a da hayatıma girdiği günden bu zamana hep sevgisi ve hoşgörüsüyle zorlukları aşmamda destek olduğu için sonsuz teşekkür ediyorum Enes BAL

18 1 GİRİŞ Toplumsal yaşamın devamlılığı, insanların mal ve hizmetler anlamında gereksinimlerinin karşılanması, kültürün yaratılması; yaratılan bu kültürün yaşatılması amacıyla bir sonraki kuşağa aktarılması, yaygınlaştırılması gibi insana özgü tüm etkinliklerin temelinde iletişim ve bu etkinliğin gerçekleştirilmesini olanaklı kılan iletişim ortamları yer almaktadır. İletişim ortamı insan yaşamının ve düşüncesinin biçimlendiği temel mecralardan birisidir (Törenli, 2005:7). Dolayısıyla iletişim, insan ve toplum yaşamının her yanıyla, her boyutuyla ilişkili bir olgudur. Bu nedenle, iletişim alanındaki herhangi bir yenilik, bir gelişme, bir değişme yaşamın pek çok kesitinde de değişim anlamına gelmektedir. Özellikle de iletişim teknolojilerinin bunca gelişkin olduğu günümüzde, iletişimin insan ve toplum yaşamında giderek belirleyici bir rol üstlendiği söylenebilir. Nitekim son dönemlerde Arap Baharı yla birlikte Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde yaşanan siyasal çalkantılar, değişim hareketleri de bunun somut kanıtı olarak gösterilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde gelecek dönemler, iletişim açısından, dolayısıyla da iletişim bilimi açısından çok bilinmeyenli, karmaşık bir denkleme dönüşecektir. Bütün bu gelişmeler, olup bitenler hem iletişim bilimcilerinin hem de iletişimin pratisyenlerinin işlerinin giderek daha fazla zorlaşacağını göstermektedir (Güngör, 2011a:291). Telgrafla başlayan sinema, telefon, radyo ve televizyonun iletişim dünyasına katılmasıyla birlikte devam eden süreç iletişimi dönüştürmüş, iletişim eşzamanlı niteliğe kavuşurken keskin sınırlar da ortadan kalkmıştır. İnternetin sunduğu iletişim olanaklarıyla atılan adımlar teknolojiyle ilişkileri açısından X, Y, Z kuşakları gibi yeni demografik tanımlamaları tartışmaya açmış; akıl, enformasyon ve ileri teknoloji çağını yakalayabilmenin ve sürdürülebilirliğin temel şartı haline gelmiştir. Bununla birlikte 3G teknolojisi, akıllı telefonlar ve tabletlerin de gündelik yaşamın bir parçası haline gelmesiyle birlikte, geleneksel medyanın iletişim kurma, eğitim ve eğlenmek olan temel işlevlerinde de büyük çapta değişim ve dönüşümün yaşandığı yeni bir döneme girilmiştir (Peltekoğlu, 2012:4).

19 2 Sözü edilen bu yeni dönemde kitleler, akıllı televizyonlar, yeni nesil cep telefonları, internet ve tüm iletişim teknolojilerinin birbirinin uzantısı haline geldiği, iç içe geçtiği bir sosyal atmosferde yaşamaktadır. Özellikle 90 lı yıllardan sonra tüm gezegeni kuşatan bu yepyeni ortamın dönüştürücü etkisi ise çalışma hayatından siyasete, eğlenceden kişilerarası iletişime kadar her alana sirayet etmektedir. Bu küresel yayılış ile birlikte yeni iletişim teknolojileri yaşamın vazgeçilemez bir parçası haline gelmiştir. Bunun sonucunda da ev merkezli yaşam, eğitim ve çalışmaya evrilme, bilgiye dayalı işgücü ihtiyacının artışı, kişilerarası iletişimin sanal iletişim mecraları ile daha fazla yürütülmesi gibi sosyal yaşamı etkileyen, yeni sorun ve imkânları içinde barındıran bir süreç yaşanmaktadır (Uslu, 2007:225). Bu yeni süreci daha iyi anlayabilmek için 20. yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeleri çok iyi incelemek gerekmektedir. İletişim bilimi teknolojiyle yakınlaştıkça biçim ve kapsam yönünden oldukça değişim göstermiştir. Aslında bakıldığında, ilkçağlardan günümüze iletişim amaçlı kullanılan her türlü araç, gereç, yöntem ve teknik temelde teknolojidir, fakat özellikle telefon teknolojisiyle birlikte başlayan teknolojik iletişim çağı üzerinde konuşulmaya değer niteliktedir. Telefonun iletişim sürecine temel katkısı yer engelini ortadan kaldırmış olmasıdır. Nitekim iletişim ve haberleşme, tarih boyunca temel insan gereksinimlerinden biri olmuştur. Duvar resimleri, simgeler, duman, posta güvercini, haberci, mektup vb. hep iletişim amaçlı kullanılagelmiş araçlardır. Fakat bu araçların hiçbiri telefonun icadına kadar hızlı ve anlık iletişimi olanaklı kılamamıştır. Alexander Graham Bell tarafından 1876 yılında geliştirilen telefon kısa sürede gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiş, insanlar için anında iletişim kurabilme bir gereksinime dönüşmüştür. Zaman geçtikçe teknolojik gelişmelerden geleneksel telefonlar da etkilenmiş ve kısa sürede evlerden çıkıp önce arabalara, ardından da ceplere girmiş; şimdilerde ise sese dayalı iletişim teknolojisiyle doğrudan internet üzerinden görüşmeye imkân sağlayan bir noktaya evrilmiştir. Bu sayede artık bireyler arası iletişimin mekân ve yer sınırlaması tamamen ortadan kalkmıştır. Bu mobil yaşam her teknolojik gelişmede olduğu gibi, kısa sürede kendi kültürünü de oluşturmuş, bir bakıma bireysel bir ihtiyaca dönüşmüştür (Dursun, 2010:241).

20 3 Bu noktada, mobil iletişim teknolojilerinin nihai amacı, kişinin her koşulda ve her zaman bilgiye ve diğer unsurlara daha hızlı erişmesini sağlamak olmuştur. Söz konusu amaca yönelik olarak iletişim, enformasyon ve mobilizasyon yapılarının yeniden organize edilişine küresel çapta büyük önem verilmektedir. Bu yeniden yapılandırma süreci, cep telefonunun gündelik hayata entegrasyonuyla başlamış ve bugün de bu sürecin devam ettiği açıkça görülmektedir. Mobil iletişim teknolojisi, spesifik olarak iletişim yapısı içerisinde cep telefonu diyalogundan içerik paylaşımına ve hatta kullanıcılarının sosyalleşmesine kadar birçok süreci bünyesinde barındırmaktadır. Diğer yandan internet, uydu bağlantısı ve profesyonel kalitede fotoğraf çekebilen kameralarla entegre cep telefonlarının yaygınlaşması ise toplumsal hayatta birçok değişimin yaşanmasına neden olmuştur. Bir diğer deyişle, iletişim kurmayı kullanıcının istediği zaman ve mekânda mümkün kılan bu araçlar, acil durumlarda ulaşılmaya imkân tanımasından sosyal medya uygulamalarına izin vererek sosyal etkileşimi arttırmasına kadar birçok konuda hayatımıza yeni boyutlar eklemiştir. Sosyal ilişkilerin geliştirilmesinde ve yeni ilişkilerin kurulmasında yardımcı olan cep telefonları, birçok alanda olduğu gibi habercilik alanına da farklı kazanımlar getirmiştir. Habere konu gelişmelerin görüntülerinin kaydedilip anlık bağlantılarla izleyiciye ulaştırılması gazetecilik alanında devrim yaratmıştır. Artık sıradan bir kullanıcı bile karşılaştığı önemli bir gelişmeyi kaydederek adeta bir muhabir gibi işlev görmektedir. Bu bağlamda cep telefonları, yayıncılık ve iletişim teknolojilerindeki sınırları gittikçe ortadan kaldırmaktadır. Buraya kadar ifade edilenlerden hareketle, dünyadaki kullanıcı sayısının 5 milyara, ülkemizde ise 67 milyonun üzerine çıktığı düşünüldüğünde, cep telefonlarının artık sosyal ve kültürel bir fenomene dönüştüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Böylesi bir durum ise iletişim araştırmalarının bu alana yönelik eğilimlerinin artmasını beraberinde getirmektedir. Zaten geçmişten günümüze iletişim araştırmaları genel olarak toplumda en yaygın kitle iletişim aracı hangisiyse ve kitleler üzerinde çok etkinse ona doğru bir yönelim içinde olmuştur. Ancak Dimmick, Sikand ve Patterson (1994:645) nun da ifade ettiği gibi ilk başlarda,

21 4 kişilerarası iletişim araştırmalarında cep telefonları aracılandırılmış bir iletişim aygıtı olarak görüldüğü için araca ilişkin çok fazla araştırma yapılmamıştır. Yine kitle iletişim üzerine yapılan çalışmalarda da cep telefonları, birebir iletişim sağlayan bir araç olarak görüldüğü için üzerinde çok fazla durulmamıştır. Son dönemlere bakıldığında cep telefonlarının giderek yaygınlaşması ve ileri teknoloji birçok unsuru kendi bünyesine entegre etmesiyle beraber birçok açıdan dikkatleri üzerine çekmeye başladığı görülmüştür. Dolayısıyla toplumun tüm kesimlerini, özellikle de gençleri fazlasıyla kuşatan cep telefonları, sosyal bir fenomen haline dönüştükçe daha fazla araştırmacının odak noktasına oturmuştur. Bu bağlamda cep telefonu kullanımının bağımlılık boyutu, bireylerin iletişim biçimi tercihlerine etkisi, bireylerin günlük hayat aktivitelerinin koordinasyonuna etkisi, bireylerin kendilerini güvende hissetme durumuna etkisi, moda ve statü sembolü olma özelliği ve cep telefonunun halka açık alanlarda kullanımının yarattığı yeni kamusal alan kavramı gibi cep telefonunun farklı boyutları ile ilgili teorik ve ampirik düzeyde birçok çalışma gerçekleştirilmiştir (Özaşçılar, 2009:14). Gerçekleştirilen bu çalışmalara bakıldığında, ağırlıklı olarak gençlerin cep telefonu teknolojisine yönelik adaptasyon düzeyleri, kullanım ve doyum alışkanlıkları, satın alma tercihleri gibi konuların cinsiyet, bireysel farklılıklar, etnik aidiyet, gelir vb. değişkenler üzerinden sosyal ve kültürel açılarla değerlendirildiği görülmektedir. Yine mobil iletişim araçlarının özellikle ilköğretim ve lise düzeyindeki öğrenciler tarafından kullanılmasının eğitim, sağlık ve psikolojik yönlü etkileri de yapılan araştırmaların sorunsalları içinde yer almaktadır. Bu çalışma ise kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı ekseninde üniversite öğrencilerinin cep telefonu kullanım alışkanlıklarını ampirik verilerle ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu amaçla gerçekleştirilen araştırma, kavramsal çerçevenin inşa edildiği ikisi teorik, son bölümü ise saha araştırması olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, öncelikle iletişim ve kitle iletişim olgularının temel özellikleri ve işlevleri açıklanmaktadır. Kitle iletişim araştırmalarının tarihsel süreç içinde genel bir perspektifinin çizildiği bu bölümde,

22 5 iletişim etki araştırmaları güçlü etkiler dönemi, sınırlı etkiler dönemi, yeniden güçlü etkiler dönemi olmak üzere üç ayrı başlıkta özetlenmektedir. Devamında da çalışmanın kuramsal temelini oluşturan kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, teorisyenlerinin ortaya koyduğu bilgiler ışığında detaylı bir şekilde anlatılmaktadır. Bölümün son kısmında ise kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı ve yeni medya ilişkisi tartışılmaktadır. Çalışmanın Yeni İletişim Teknolojileri ve Cep telefonları başlığı altındaki ikinci bölümünde, teknoloji kavramı açıklanarak yeni iletişim teknolojilerinin toplumsal hayatı ve iletişim alanını nasıl bir değişim ve dönüşüme uğrattığı liberal ve eleştirel bakış açıları altında incelenmektedir. Bu kuramsal yaklaşımların ardından bir yeni iletişim teknolojisi olarak değerlendirilen cep telefonlarına ilişkin tartışmalara geçiş yapılmaktadır. Cep telefonunun Dünya ve Türkiye deki gelişim seyrinin özetlenmesinden sonra ülkemizdeki mobil telefon pazarına ait veriler şekiller üzerinden detaylıca aktarılmaktadır. İkinci bölümün sonlarında da yurtiçi ve yurtdışında yapılmış birçok araştırmanın bulguları ışığında gençlik ve cep telefonu ilişkisi kapsamlı bir şekilde anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde ise öncelikle çalışmanın amacı, önemi, yöntemi, modeli, evren ve örneklemi gibi metodolojik bilgiler ile araştırmanın analizlerinde kullanılan testler hakkında ayrı başlıklar altında bilgiler verilmektedir. Araştırma sorularına ve hipotezlerine yönelik bilgilerin de sunulduğu bu bölümün devamında, saha araştırmasına yönelik frekans tabloları çıkartılarak uygun olan değişkenlerle anova, t- testi, faktör analizi gibi istatistiki analizlere yer verilmektedir. Sonuç kısmında ise sahadan elde edilen veriler ışığında değerlendirmeler yapılarak, bu alanda araştırma yapmayı düşünen bilim insanlarına yönelik bazı öneriler paylaşılmaktadır.

23 6 BİRİNCİ BÖLÜM KİTLE İLETİŞİM ARAŞTIRMALARI VE KULLANIMLAR VE DOYUMLAR YAKLAŞIMI 1.1. İLETİŞİM KAVRAMI VE KİTLE İLETİŞİM OLGUSU Süreç ve Anlam Olarak İletişim İletişim, insanlığın tarihi ile başlayan bir olgu ve süreçtir. İnsanlar, tarihsel süreç içerisinde her şekilde birbirleri ile iletişim kurmuşlardır. İlk bilinen iletişim türleri, ilkel insanların birtakım sesler çıkartarak ve işaretlerle yaptıkları iletişimdir. Mağara duvarlarına, taşlara ve kayalara resimler çizerek yaptıkları iletişim ise ilk şekilsel ve uzaktan iletişim türüne örnek olarak verilmektedir. Zaman içinde dilin gelişmesiyle sözlü iletişimin yeni bir boyut kazandığı, M.Ö yıllarında yazının bulunmasıyla da ilk yazılı iletişimin başladığı bilinmektedir. Ancak söz konusu yazılı iletişimin, bugün tüm dünyanın kullandığı iletişim türlerinden ve tekniklerinden çok farklı olduğu gerçeğinin de vurgulanması gerekmektedir (Aziz, 2010:21). En temelde iletişim, bir etkinlik olarak insan faaliyetlerini anlatır. Nerede insan faaliyeti varsa, orada iletişim vardır. İletişim insan yaşamının ve ilişkisinin temel koşuludur 1 (Erdoğan, 1997:20; Fiske, 2003:15). İletişim olgusunun en genel ve ilkel işlevi, ötekini tanıma ve kendi varoluşunu gerçekleştirme isteğidir. Burada her şeyden önce insanın fiziksel varoluşunu gerçekleştirme işlevi kast edilmektedir (Özkök, 1985:10). Bu açıdan değerlendirildiğinde iletişim, insanın varlık sürdürme biçiminin bir ürünü ve insanın varlığını sürdürme biçimindeki gelişmelere göre değişimlere uğrayan insan temelli bir olgudur (Oskay, 1999:7). 1 Bu noktada insan dışı varlıklarda yaşanan ilişki biçimlerinin iletişim olarak değerlendirilip değerlendirilmemesi sorusu akıllara takılmaktadır. Elbette, diğer canlılar arasında yaşanan ilişkisel durumlar ve etkileşimler de bir iletişim ediminin kanıtlarıdır. Ancak insan dışındaki diğer canlıların iletişimlerinde istenç, niyet ve planlama söz konusu değildir (Güngör, 2011a:23). Dolayısıyla bilimsel çalışma ve araştırmalarda iletişim kavramının daha çok insanlar arası ilişkiyi ve bu amaçla kullanılan araçları nitelemek ve açıklamak amacıyla kullanıldığı da bir gerçektir (Gökçe, 2005:8).

24 7 Klasik yaklaşım, iletişimi insanın türsel özelliği olan toplumsallığının bir yansıması olarak görmektedir. Bakıldığında iletişim sözcüğü dilimize Latince deki communis sözcüğünden türetilmiş communication kavramının karşılığı olarak kullanılmaktadır. Bu kavramın Türkçedeki karşılığı, Latin kökenli dillerdeki anlamının en önemli kısmını içermemektedir. Oysa iletişimin Latincedeki karşılığı, communue, de communis, communicare gibi sözcüklerin içerdiği bir ortaklığı, birlikteliği, iştirak haline gelmiş olmayı kapsamaktadır (İnceoğlu, 2000: ). Belirli bir tür insan ilişkisi olması nedeniyle iletişimin temel amaç ya da işlevi insanlar arasında bir ortaklık yaratma düşüncesi olarak belirlenebilir. Bu ortaklık ileti alışverişiyle yaratılmaktadır. Dolayısıyla iletişim, en yalın haliyle ileti alışverişi olarak tanımlanabilir. Bir diğer ifadeyle, belirli kişilerin, belirli bilgilere, düşüncelere ve tutumlara sahip olması amacıyla düşünce ve duyguların bir olay, bir durum üzerine aktarılmasıdır. Bilgi, düşünce ve tutumların aktarılması, beraberinde belirli bir insan topluluğu içinde benzeşme ve birlik taşıyan bir ortaklık yaratabilecektir (Kaya, 1985:1). Bu ortaya konan tanıma benzer ya da farklı olarak iletişim kavramına yönelik sayısız tanım vardır. Ortaya konulan tanımlamalar, kuşkusuz içinde yaşanılan tarihsel süreçlerin ekonomik, siyasal ve toplumsal niteliğine koşut bir görünüm arz etmektedir (Bıçakçı, 2006:17). Dolayısıyla iletişime yönelik yapılan tüm tanımlar, tanımı yapanların yaklaşımına göre değişiklik göstermektedir. Bunlar içinde en azından iki temel yaklaşımı saptamak olanaklıdır: Buna göre ilk yaklaşım, sürecin iletişim yönünü öne çıkarmaktadır. Bu, gönderici-mesaj-kanal-alıcı şeklindeki çizgisel modelle karakterize olan bir yaklaşımdır. Bu tür modeller, bir fikrin, duygunun, tutumun birinden bir başkasına nasıl aktarıldığını ortaya koymaya çalışmaktadır. Diğer yaklaşım ise karşılıklılık ve ortak algılama, paylaşma gibi unsurların altını çizmektedir. Nitekim iletişim kavramının tarihine bakıldığında, iletimsel/mekanik çizgisel tür iletişim tanımından; karşılıklılık/ortak algılamalar türündeki iletişim tanımına doğru bir eğilimin bulunduğunu saptamak mümkün olmaktadır (Mutlu, 2008: ).

25 8 Oskay (1999:15), iletişimi birbirlerine ortamlarındaki nesneler, olaylar, olgularla ilgili değişmeleri haber veren, bunlara ilişkin bilgilerini birbirine aktaran, aynı olgular nesneler, sorunlar karşısında benzer yaşam deneyimlerinden kaynaklanan, benzer duygular taşıyıp bunları birbirlerine ifade eden insanların oluşturduğu topluluk ya da toplum yaşamı içinde gerçekleştirilen tutum, yargı, düşünce, duygu bildirişimleri olarak tanımlamaktadır. Windahl vd. (1997:79) ise iletişim olgusunun geleneksel olarak birbirleriyle entegre yapıdaki işlevini dört ana başlıkta toplamıştır: 1. Açıklayıcı İşlevi: Bireyler iletişimsel eylem sayesinde kendi bireysel ve grup kimliklerini üretmek için efektif olarak kendilerini açıklayabilmektedirler. 2. Sosyal İşlevi: Bireyler, birbirleriyle iletişim halinde olarak toplumsallık hissi üretebilmektedirler. 3. Enformasyon İşlevi: İletişim sayesinde bireyler, bilgiyi paylaşabilmekte ve kendi bilgi düzeylerini arttırabilmektedirler. 4. Aktiflik İşlevi: İletişim, sürece katılan bireyleri daha aktif bir hale getirmektedir. Ayrıca bireylerin çevresel etkileşimini düzenlerken, süreçteki bireylerin ya da grupların durumlarını ilerletmektedir. Diğer yandan iletişimsel eylemi çizgisel bir süreç (doğrusal-linear) olarak gören yaklaşıma göre iletişim, her şeyden önce bir süreci ifade etmektedir. İletişim süreci olarak nitelenen bu sürecin kaynak, kod, kanal, mesaj, hedef kitle ve geri bildirim (feedback) olmak üzere 6 temel öğesi bulunmaktadır. Buna göre iletişim sürecinin ilk öğesi olan kaynak mesajını kodlar ve bir kanal (araç) ile hedef kitleye yani alıcıya ulaştırır. Hedef kitle mesajı alır, çözümler ve buna yönelik bir tepki veya cevap verir. Hedef kitlenin cevap vermesi ile iletişim süreci ikinci aşamaya geçer. Bir diğer ifadeyle hedef kitle (alıcı), kaynak (gönderen) konumuna; kaynak da hedef kitle konumuna geçer. Yani iletişim sürecinde kaynakla alıcı artık yer değiştirmiş durumdadır (Işık, 2013:7).

26 9 Burada sıralanan ana öğelerin yanı sıra iletişimsel işleyişi etkileyen birtakım yan etkenler de vardır. Gürültü ve ortamsal koşullar bunların en önemlileridir. Bunların yanında kanaat önderleri, grup ilişkileri gibi zaman zaman devreye giren ve iletişimsel işleyişi etkileyen birtakım aracı öğeler de söz konusudur. Altı çizilmesi gereken bir diğer husus, iletişimi etkileşim ortamı olarak gören yaklaşımda da sıralanan bu ana ve yan öğeler, iletişimin olmazsa olmazları şeklinde değerlendirilmektedir (Güngör, 2011a:24). İletişim alanındaki çalışmaların artması ile kavrama yönelik yapılan tanımlar da değişmiş ve iletişim artık yalnızca tek yönlü bir süreç olarak değil, karşılıklılık esası dikkate alınarak tanımlanmaya başlanmıştır. Örneğin Osgood ve arkadaşları, genel olarak bir sistemin (kaynak) diğer sistemi (hedef), aradaki kanal üzerinden aktarılan sembolleri kullanarak etkilediği yerdir şeklindeki tanımı ile sembolleri ve kodları devreye sokmakta ve etki kavramı üzerine vurgu yapmaktadır. Theodorson lar da, bir kimse ya da gruptan diğerine veya diğerlerine çoğu zaman semboller aracılığıyla bilgi, fikir, tutum veya duygu aktarımıdır şeklindeki tanımıyla iletişimde iki yönlülüğün etkili olduğunu ifade etmektedir. Yine Gerbner iletişimi, mesajlar aracılığıyla yapılan bir sosyal etkileşim olarak betimlemektedir. Luchman ise iletişimi karşılıklı anlam paylaşılması süreci şeklinde tanımlayarak kavramı hem süreç, hem çift yönlü, hem de kodlar/göstergeler bağlamında ele almaktadır. Dolayısıyla bu tanımlamalardan hareketle iletişim etkinliğini süreç ve göstergeler bütünü şeklinde iki kategoride değerlendirmek mümkündür. 2 Süreç olarak ele alındığında kaynak, kanal, mesaj ve alıcı eksenli haber ve bilgi akışı kastedilirken, gösterge olarak kabul edilen iletişim tanımında ise karşılıklı bilgi alışverişi ve anlamların paylaşımı gibi unsurlara gönderme yapılmaktadır (Baran, 2006: ). 2 Benzer biçimde Fiske (2003:16) de iletişimde iki temel okul bulunduğunu öne sürmektedir. Buna göre, birinci okul yani süreç okulu, iletişimi iletilerin aktarılması olarak görmektedir. Burada gönderici ve alıcıların nasıl kodlama yaptığı ve kodaçtığı, aktarıcıların iletişim kanallarını ve araçlarını nasıl kullandıkları incelenmektedir. Etkililik ve doğruluk gibi konularla ilgilenen bu yaklaşım, iletişimi bir kişinin diğerinin davranışını ya da zihinsel durumunu etkileme süreci olarak görmektedir. Diğer yandan ikinci okul yani göstergebilim okulu ise iletişimi anlamların üretimi ve değişimi olarak ele almaktadır. Burada anlamların üretilmesinde iletilerin ya da metinlerin, insanlarla nasıl etkileştiği ile ilgilenilir, yani metinlerin kültürler içindeki rolü üzerinde durulmaktadır. Göstergebilim okulu, iletişimsel eylemde anlam üretme gibi kavramları kullanılırken, yanlış anlaşılmalar mutlak bir iletişim başarısızlığı olarak görülmemektedir.

27 10 Öte yandan, iletişim kavram olarak daha geniş bir alanı kapsamasına rağmen iletişim çalışmaları denildiğinde daha çok kitle iletişimine veya medyaya yani radyo, televizyon, sinema, basın gibi kitle iletişim araçları ile gerçekleştirilen kitle iletişimi, bu iletişimi gerçekleştiren kurumlar, bunların örgütsel yapıları ve araçlarla bunların içerikleri ve bu içeriklerin izleyiciler üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmaya çalışan araştırmalar gelmektedir (Yaylagül, 2006:18). Dolayısıyla bu noktadan itibaren kitle iletişim kavramına, kitle iletişiminin temel özelliklerine ve ana hatlarıyla kitle iletişim araçlarının doğasına değinmekte yarar görülmektedir Kitle İletişimi ve Kitle İletişiminin Temel Özellikleri İnsanlar uzun yıllar yüz yüze iletişim kanallarını kullanmışlardır. Günümüzde de en önemli iletişim tarzı yine yüz yüze iletişimdir. İnsanlar gündelik yaşamlarını bu iletişim biçimine bağlı olarak sürdürürler. Bunun yanında tarihsel süreç içerisinde geliştirilen çeşitli teknolojik araçlarla yüz yüze iletişimin yanı sıra teknolojiyle aracılandırılmış iletişim tarzlarını da geliştirerek kitle iletişimine adım atmışlardır (Yaylagül, 2006:12). İletişimin kitlesel boyutu her şeyden önce iletişimin topluma özgü (societal), toplumsal bir olgu olarak değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır. İletişim (communication) kavramının anlamsal içeriğini oluşturan topluma özgülük, ortaklaşa yapılan (common) biçimindeki anlamına tam olarak karşılık gelen boyut olması açısından önemlidir. Buna göre kitle iletişimi, kitlesel boyutta, bütün bir topluma ilişkin olarak gerçekleşen bir iletişim biçimi olarak tanımlanmaktadır (Güngör, 2011a:199). Ancak burada kaynak bir kişi değil, bir örgüttür. Dolayısıyla kurumlaşma ve uzmanlaşmanın söz konusu olduğu kitle iletişiminde kaynakla alıcı aynı mekânı paylaşmadıklarından, geri besleme olayı her zaman gerçekleşememektedir. Gerçekleştiği durumlarda ise zamanlama bakımından bir gecikme hali söz konusu olmaktadır (Işık, 2002:16) ların başında Harold Dwight Lasswell, siyasal güç ve propaganda üstüne yaptığı çalışmalarda ilk kez kitle iletişimi terimini kullanmıştır. Bu terimin amacı,

28 11 toplumun örgütlenmesini yöneten modern koşulları belirtmek ve siyasal karar alma süreçlerinde bürokrasilerle onların iletişim teknolojilerinin rolünü vurgulamak olmuştur. Ayrıca bu, toplumsal fenomenlerin çözümlenmesinde iletişimin öneminin de tanınması anlamına gelmiştir (Mutlu, 2008:178). Kitle iletişim olgusuyla ilgili açıklamalara devam ederken şu noktaya da değinmekte fayda vardır. İletişim bilimi açısından değerlendirildiğinde kitle kavramı, erselik (iki cinsiyetli) bir özellik taşımaktadır. Kitle iletişimi ifadesi kullanılırken yalnızca mesajın kitlesel dağılımının düşünülmesi dar bir bakış açışını ifade etmektedir. Oysa kitle iletişimi kavramında kitle sözcüğünün anlamı yalnızca kitlesel bir dağılımın söz konusu olmasıyla sınırlı değildir; dolayısıyla burada aynı anda ikinci bir olgu daha ortaya çıkmaktadır. O da bu araçların kitlesel bir toplumda çalışmakta oldukları gerçeğidir. Bir başka ifadeyle, hem kitle vardır hem de bu kitle içinde kitlesel olarak yayılan mesajlar. İşte kitle iletişimi kavramındaki kitle sözcüğünün bu erselik özelliği dikkate alınmadığı takdirde, çağımızın en önemli konularından biri olan iletişimi kavramak güçleşebilmektedir (Özkök, 1985:25). Diğer taraftan Gerbner (2005:92) e göre kitle iletişimi, sanayi toplumlarında kamusal mesajların en geniş biçimde paylaşılan sürekli akışının teknolojik ve kurumsal temelli kitlesel üretimi ve dağıtımıdır. Dolayısıyla kitle iletişim araçlarının 20 nci yüzyılda popüler kültürel hakimiyet kazanması sonucunda, sanayi devriminin etkisini kültürel alana da yayabilmiştir. Bununla birlikte kitle iletişimi, iletişimin kitle iletişim araçlarıyla dolayımlanan bir iletişim edimine karşılık gelmektedir. Ancak şunu vurgulamak da gerekir ki; kitle iletişim araçları kullanılmadan da kitlesel düzeyde iletişim mümkün olabilmektedir. Kent meydanlarında düzenlenen mitingler, stadyumlarda gerçekleştirilen organizasyonlar, antik dönemlerdeki agora geleneği vb. de kitle iletişime örnek olarak verilebilir. O halde kitlesel düzeyde iletişimsel eylemin gerçekleşebilmesi için kitle iletişim araçlarının varlığı zorunlu koşul olarak alınmaması gerekmektedir. Ancak modern anlamda kitle iletişim araçlarının (gazete, radyo, televizyon, sinema

29 12 vb.) gelişimiyle birlikte kitlesel iletişimde zaman ve uzam aşımı olanaklı duruma gelmiştir (Güngör, 2011a:199). Kitlesel iletişim araçları ya da bugünkü yaygın kullanılışıyla medya (mass media), kitlesel iletişimin yapıldığı araçlar topluluğunu kapsamaktadır. Bu kapsama tarihsel açıdan bakıldığında; gazete, kitap, dergi, broşür gibi yazılı basın ile sinema, film, radyo, televizyon, plak, kaset, video-kaset, kompakt-disk ve internet gibi iletişim teknolojisindeki gelişmelerin ürünü olan araçlar girmektedir. Bu araçların farklı özellikleri olmasına karşılık, tek önemli ortak paydaları verilen iletiyi çoğaltmalarıdır. Bu yönüyle değerlendirildiğinde sayılan bu araçlara mesaj çoğaltıcıları da denilmektedir (Aziz, 2010:105). Bu noktada, kitle iletişim olgusunun işlev ve özelliklerine değinilecek olursa; UNESCO Komisyonu tarafından hazırlanan ve gelişmekte olan ülkelerin iletişim alanındaki bağımlılıklarını aşmak için yol haritasının saptandığı ünlü MacBride Raporu nda (1993:15) kitle iletişiminin işlevleri 8 başlıkta toplanmıştır: I. Haber ve bilgilendirme işlevi: Bireysel, toplumsal, ulusal ve uluslararası durumları akılcı bir biçimde kavramak ve gerekli kararları alabilmek için zorunlu olan haber, veri, olgu, mesaj, görüş ve yorumların toplanması, depolanması, işlenmesi ve dağıtılması. II. Toplumsallaştırma işlevi: Her bireye içinde yaşadığı toplumla bütünleşme olanağı sağlayacak, toplumsal birleşmeyi ve kamusal yaşama etkin bir biçimde katılma için zorunlu olan bilinçlenmeyi kolaylaştıracak ortak bir bilgi ve düşünce fonu oluşturmak. III. Motive etme işlevi: Her toplumun o andaki amaçları ve ulaşacağı son hedefi izlemek; kişisel tercih ve özlemleri yüceltmek; bireysel ve toplu etkinlikleri ortak amaçların gerçekleştirilmesi yönünde uyarmak. IV. Tartışma ve diyalog ortamı sağlama işlevi: Uzlaşmayı kolaylaştırmak ve kamusal çıkar konusunda var olan sorunları aydınlığa kavuşturmak için gerekli olan enformasyon öğelerini sunmak ve değiş tokuşunu sağlamak;

30 13 bütün yerel, ulusal ve uluslararası sorunlarda kamu çıkarı ve katılımını güçlendirmek için gerekli öğeleri sağlamak. V. Eğitme işlevi: Düşüncenin gelişmesine, kişiliğin oluşmasına, yaşamın bütün aşamalarında yetenek ve becerilerin elde edilmesine yardımcı olacak bilgileri iletmek. VI. Kültürel gelişime katkı sağlama işlevi: Geçmişin mirasını korumak için sanatsal ve kültürel yapıtları yaymak; düş gücünü harekete geçirerek, estetik gereksinmeleri ve yaratıcılığı uyararak kültürel ufukların genişlemesini sağlamak. VII. Eğlendirme işlevi: İşaret, simge, ses ve imgeler aracılığıyla tiyatro, dans, sanat, edebiyat, müzik, spor ve oyun gibi bireysel ve toplu nitelikli yaratıcı etkinlikleri yaymak. VIII. Bütünleştirme işlevi: Bütün kişi, grup ve ulusların karşılıklı olarak birbirlerini tanımaları, anlamaları, ötekilerin koşullarını, görüşlerini ve özlemlerini kavramaları için gerekli olan mesaj çoğulculuğuna ulaşmayı kolaylaştırmak. Sıralanan bu işlevlerle birlikte kitle iletişim olgusunun en temel özelliği ise kamusal özellikli bir yapıya sahip olmasıdır. Nitekim pek çok kurum, kuruluş veya kişi, kitle iletişim araçlarında yer alabilmek için çeşitli nedenler ve olaylar yaratmaktadırlar. İzler kitle, hangi konular gündemde, kim ne söylüyor, dünyada neler olup bitiyor, vb. birçok motivasyonla kitle iletişim sürecinin üretim aşamasına dâhil olmaktadır. Dolayısıyla kamusal yönlü bu özellik, kitle iletişiminde birçok iletinin oluşmasına ve yayınlanmasına neden olmaktadır (Gökçe, 2005:171). Benzer şekilde kitle iletişiminin herkese açık, kamusal bir nitelikte olduğunu ifade eden Mutlu (2008:178) ise kitle iletişiminin diğer özelliklerini şu şekilde sıralamaktadır: - Kitle iletişimin izleyici kitlesi görece geniştir, - İzleyici kitle çeşitli toplumsal sınıflardan gelen, çeşitli niteliklere sahip insanlardan oluşan ve türdeş olmayan bir topluluktur, - İzleyici kitlesi kimliksiz bir topluluk olarak nitelendirilebilir, burada insanların birbirlerini tanımaları olanaksızdır,

31 14 - Kitle iletişim araçları kaynaktan uzakta bulunan, birbirlerinden bağımsız konumlanmış çok sayıda insanla aynı anda ilişki kurabilmektedir, - Kitle iletişimi kompleks biçimsel kurumları gerektirmektedir, - Kaynakla hedef kitle arasında ya da iletişimciyle izler kitle arasındaki ilişki izler kitlenin kişisel tanışıklığı olmadığı profesyonel iletişimci rolündeki kişiler aracılığıyla kurulmaktadır, - İletişim süreci geri döndürülmesi olanaksız bir şekilde tek yönlü bir boyuttadır, yani izler kitlenin anında yanıt verme imkanını fiilen dışlamaktadır, - Kitle iletişim araçlarının genel itibarıyla ürünleri hem fiziksel anlamda, hem de bireye maliyetinin oldukça az olması nedeniyle parasal anlamda halkın çoğunluğunun ulaşımına elverişli bir özelliktedir. Ancak yeni iletişim teknolojilerinin çeşitlenip yaygınlaşmasıyla yukarıda sıralanan bazı özellikler tartışmalı bir pozisyona gelmiştir. Kablolu televizyon, internet, kişisel bilgisayarlar, amatör resim kayıt cihazları (VCR), uydu bağlantıları, elektronik haber yayıncılığı, sosyal medya, elektronik posta, hipermedya, CD- ROM lar, yüksek çözünürlüklü televizyon (HD-TV) gibi yeni iletişim teknolojileri çeşitli iletişim biçimlerini bir arada gerçekleştirebilmektedir. Dolayısıyla bu yeni medya ortamı, bugün kitle iletişimi ile diğer iletişim biçimleri arasındaki sınırın ortadan kalkmasına ya da yeni bir boyut kazanmasına neden olmaktadır (Mutlu, 2008: ). Tarihsel süreç içinde kitle iletişiminin gelişim sürecine bakıldığında, öncelikle kitle iletişimini sağlayan araç ve gereçlerin üretilmesi ve geliştirilmesi, bu araçların üzerindeki mülkiyet hakları ve kullanımına dair yasal düzenlemeleri, ürün üretimi ve mesleki pratikler ile ilgili gelişmeleri görürüz. Öte yandan kitle iletişimi tarihi, insanlık tarihinde teknolojik gelişmelerin belli bir anında, bu gelişmelerin üstüne kurulmuştur. Kitle iletişim teknolojilerinin varlığı ancak kendisinden önceki teknolojilerin varlığı ve gelişimine bağlıdır. (Erdoğan ve Alemdar, 2002:21). Bir başka deyişle, kitle iletişiminin gelişmesi bilimsel alandaki başka gelişmelerin oluşturduğu bir temel üzerine kurulmuştur. Örneğin fotoğraf olmasaydı, sinema

32 15 olamazdı ya da elektrik enerjisi üretilmemiş olsaydı ya da basım teknikleri geliştirilmemiş olsaydı, bugünkü kitle iletişim sistemleri de olmazdı (Yaylagül, 2006:13). Kitle iletişim araçlarının ortaya çıkışı olarak matbaanın bulunuşu ile başlayan tarihe, yani ilk kitapların basıldığı 1450 li yıllara kadar gidilmektedir. Ancak, bugünkü anlamı ile gazete ve dergi, geniş toplumlara hizmet veren ilk kitle iletişim araçları olarak kabul edildiğinden bu tarihi 17 nci yüzyılın ortalarına kadar getirmek mümkündür. Bu dönemi, 19 uncu yüzyılın sonlarına doğru kitlelere hareketli görüntüyü getiren sinemanın bulunuşu izlemiştir. 20 nci yüzyılın ilk yarısında radyo ve televizyon ortaya çıkmışken, yine bu yüzyılın sonlarına doğru internet teknolojisi kitlelerle buluşturulmuştur (Aziz, 2010:105). Netice itibarıyla insanların teknolojiyle aracılanmış ilişki ve iletişim süreci incelendiğinde sözün çıkması ve kayıttan başlayarak günümüzdeki internet ağlarını oluşturan teknolojik yapılara doğru bir gelişme görmekteyiz. Bu gelişim, dünyanın her yerinde aynı an ve seyirde olmadığı için çizgisel olarak değerlendirilmesi mümkün değildir (Erdoğan ve Alemdar, 2002:23). Bununla birlikte toplumsal, ekonomik ve siyasal ilişkiler bağlamında yaşanan değişimler, iletişim alanındaki gelişmeleri besleyen ve kendileri de iletişim alanındaki yeni oluşumlardan beslenen bir seyir izlemektedirler (Kaya, 1985:5) Kitle iletişiminde yaşanan baş döndüren gelişim ve değişimler, hiç kuşkusuz bilim çevrelerinin dikkatlerini kitle iletişim araçlarının hedef kitle üzerinde yarattığı etkilere doğru yöneltmiştir. Bu bağlamda kitle iletişim araştırmalarından başlayarak iletişimin bilimsel bir disiplin haline gelmesinde söz konusu araçların, özellikle de radyonun önce savaş sürecinde, ardından da Hitler in dikta döneminde propaganda amaçlı kullanılmasının payı oldukça önemlidir (Güngör, 2011a:207). İşte buna benzer birçok önemli toplumsal ve siyasal gelişme iletişim araştırmalarının gerçekleştirilmesine ilham olmuştur. Dolayısıyla bir sonraki adımda, iletişim biliminin kuramsal ve görgül zeminini oluşturan kitle iletişim araştırmalarına biraz daha yakından bakılacaktır.

33 KİTLE İLETİŞİM ARAŞTIRMALARINA GENEL BİR BAKIŞ Günümüzde iletişim olgusunun toplumsal yaşamda temel bir öğe olarak nitelendirilmesi ve insan davranışlarının tamamının iletişim süreci içinde şekillenmesi, iletişimin toplumbilimsel bir çalışma alanı olarak düşünülmesini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle birçok iletişim kuram ve yaklaşımı, belli toplumbilimsel kuramlara dayanmaktadır. Toplumbilimin araştırma kökenlerinin 19 uncu yüzyılda atıldığı düşünülecek olursa, iletişim araştırmalarının da toplumbilimsel araştırmalarla aynı tarihte başladığı varsayılabilir. Oysa iletişim bilimi insanlık tarihi kadar eskidir. Çünkü iletişim, insanın ve toplumun bir yansıması olarak kabul edilmektedir. İletişim bilimi sadece bir çağın ya da belli bir uygarlığın tartışma konusu değildir. Ancak iletişim araştırmalarının önem kazanması ve yaygınlaşması, basın, radyo ve sinemanın, bir başka deyişle, kitle iletişim araçlarının ortaya çıktığı ve toplumu etkilemeye başladığı tarihtir (Tekinalp ve Uzun, 2004:1). Bu bağlamda kitle iletişim araçlarının toplumdaki işlevlerini konu alan ve böylelikle iletişim sürecinin siyasal, ekonomik, toplumsal faktörlerle ilişkisini irdelemeye çalışan kitle iletişim araştırmaları, esasında toplumbilimlerin temel araştırma yöntemlerini kullanmaktadır. Bu araştırmaların bazıları laboratuvarda yürütülürken, bazıları mülakat yöntemine, bazıları gözleme başvurmaktadır. Bir kısım çalışmalar ise masa başında belgelerin incelenmesine ve önceden yayınlanmış bilgilerin bir araya getirilmesine, başka bir değişle tarihsel yönteme dayanmaktadır (Yumlu, 1994:66). Modern iletişim araştırmalarının tarihsel kökleri, bilim çevrelerinin Sanayi Devrimi nin yaşam örüntülerinde meydana getirdiği değişikliklere ilişkin sistematik araştırmalara başladıkları 19. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Bu dönemde öncelikle okuryazarlığın yayılması ve bunun bir yansıması olarak popüler edebiyatın gelişmesi ile birlikte birçok araştırmacı, kamuoyunun oluşması ve dile getirilmesinde en güçlü organ olarak değerlendirilen günlük gazetelere dikkatlerini yöneltmişlerdir (Lang, 2005:27).

34 17 Dolayısıyla kitle iletişimini bilimsel olarak açıklama girişimleri ilk önce gazetelere yönelik olmuştur. Söz konusu öncü çalışmalarda basın ve toplum arasındaki bağ irdelenmiş ve çoğunlukla basının etkisine dayanan toplumsal işlevler üzerinde durulmuştur. Bu ilk çalışmaların basın odaklı olmasının nedeni ise; o dönemde egemen kitle iletişim aracı olarak gazetelerin başı çekmesidir. Bu durum Amerika ve Avrupa da 1900 lerin başında magazin ve dergilerin de yaygınlaşmasıyla daha da bariz bir duruma gelmiştir. İlk çalışmalar 19 uncu yüzyılın sonlarından itibaren ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, bu araştırmaların kuramsal çerçeveleri de, psikoloji, sosyal-psikoloji, sosyoloji, siyaset bilimi ve kültürel antropoloji gibi sosyal bilimlerin kuramsal yaklaşımları içinde kalmıştır. 3 Bu yaklaşımlar Freud dan, Maslow dan, Weber den, Durkeim den, Comte den ve G.H. Mead den oldukça etkilenmiş yaklaşımlardır (Erdoğan ve Alemdar, 2002:41). Diğer yandan, 19. yüzyılda kapitalizmin gelişmesi ve özellikle kitle üretiminin egemen hale gelmesiyle kentlerde kitle denilen kalabalıkların ortaya çıktığı görülmektedir. Bu dönemde kitleleri birleştirme, bütünleştirme ve onlarla ilişki kurma noktasında iletişimin çok önemli bir rolü olduğu anlaşılmıştır. Aynı dönemde sosyolojinin de bir bilim dalı olarak gelişmesiyle, bu alandaki egemen yaklaşım, toplumu bir organizmaya benzetmiş ve toplumsal olay ve olguları işlevselci bir yaklaşımla irdelemiştir. Bu yaklaşım bağlamında iletişime, özellikle kapitalist toplumsal işbölümünde, üretimin örgütlenmesinde ve ekonominin düzenlenmesinde işlevsel bir misyon yüklenmiştir (Yaylagül, 2006:15). 20 nci yüzyılın ilk yıllarından itibaren artık disiplin olarak adı konulmasa bile iletişime gönderme yapan, iletişimin insan ve toplum yaşamındaki önemini kavrayan, 3 Söz konusu yaklaşımlar perspektifinden bakıldığında iletişim zaten psikoloji, sosyal psikoloji, toplumbilim, dilbilim, ekonomi, siyaset, felsefe ve tarih alanını da barındıran bir disiplin olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla iletişim araştırmalarının alanı, herhangi bir toplumsal alanla, disiplinle ya da bir disiplin içindeki özel uzmanlık alanlarıyla sınırlı değildir. İletişimin, salt kendi yaklaşım ve teorileriyle ayakta duran ayrı bir bilim olup olmadığı konusu toplumbilimciler arasında zaman zaman tartışma konusu olmuştur. İlk iletişim araştırmalarının Amerika da toplumbilimciler tarafından yapılması, iletişim ve kitle iletişiminin toplumbiliminin bir araştırma konusu olduğu yolunda uzlaşım yaratmış; diğer taraftan örneğin, psikolog ve sosyal psikologların kişilerarası iletişim alanında tutum, ikna ve propaganda üzerine yaptıkları araştırmalar da iletişim sorunsalını psikoloji ve sosyal psikoloji alanına sokmuştur (Tekinalp ve Uzun, 2004:3-5).

35 18 geleceğin önemli bir bilimsel disiplini olacağı öngörüsüne sahip olanların alana ilgi göstermeye başladıkları görülmektedir (Güngör, 2011b:25). Bu yeni bakış açısıyla ortaya konan ilk araştırmalar, kitle iletişim araçlarının topluma sunulması ve yoğun olarak kullanılmaya başlanmasından sonradır. Bahse konu araştırmalar, öncelikle gazetelerle ilgili olarak yapılırken, radyonun 20 nci yüzyılın ilk çeyreğinde yaygınlaşmaya ve toplumları etkilemeye başlamasından sonra bu kez radyonun etkileri ile ilgili olarak yapılmaya başlanmıştır (Aziz, 2010:175). Sözü edilen öncü araştırmalar, 1920 lerde Avrupa ve Amerika daki siyasal ve ekonomik koşulların (I. Dünya Savaşı, 1929 krizi, vb.) yarattığı tartışma gündeminde ilk sıralarda yer alan kamuoyu ve propaganda konularında gerçekleştirilmiştir. Bu konuların araştırmaların odak noktasına konması ise psikoloji temelli uyarı-tepki kuramının egemenliğini getirmiştir. Bu yaklaşım çerçevesinde kitle iletişimle ilgili olarak doğrudan etkiyi anlatan taşıma kemeri, hipodermik iğne ve sihirli mermi kuramları ortaya konmuştur. Nitekim ortaya konan bu yaklaşım ve araştırmalar, ana akım olarak nitelenen ve içinde birden fazla yaklaşımı içeren, çeşitli ölçüde tutucu-liberal karakter taşıyan yaklaşımlardır (Erdoğan ve Alemdar, 2002:44). Bu noktada kitle iletişim araştırmaları akımının kavramsal donanımına ilişkin ilk yapıt, 1927 tarihli ve Harold D. Lasswell imzalı Dünya Savaşı nda Propaganda Teknikleri (Propaganda Techniques in the World War) adlı eserdir. I. Dünya Savaşı nın ardından basın yayın faaliyetlerinin tüm siyasal iktidarlar için vazgeçilmez unsurlar oldukları görülmüştür. Bu dönemde telgraf ve telefondan başlayarak radyo iletişimiyle birlikte sinemaya değin tüm iletişim teknikleri kayda değer bir yükseliş göstermiştir. Lasswell e göre propaganda, kitlelerin katılımını sağlayacak tek araçtır ve yalın bir araç olarak bir su pompası manivelasından daha ahlâklı ya da daha ahlâksız değildir. İyi amaçlarla olduğu gibi kötü amaçlarla da kullanılabilir. Dolayısıyla bu araçsal yaklaşım açısından medya, sınırsız bir güç olarak gösterilirken medya izleyicileri de uyarı-tepki şemasına körü körüne bağlı kişiliksiz bir hedef gibi düşünülmüştür (Mattelart ve Mattelart, 1998:29).

36 19 İlk dönem Amerikan merkezli araştırmalarda önemli bir yeri olan Chicago Okulu nun üyeleri ise modernleşme ve kentleşme gibi süreçleri anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmışlardır de kurulmuş olan Chicago Okulu, adını aldığı kentte sosyoloji, antropoloji, kültür, sosyal patoloji, sosyal psikoloji, kentsel ekoloji, etnografi alanında çalışmalar yapmışlardır. Öte yandan Chicago Okulu üyelerinin iletişim bilimleriyle ilgisi, bunların toplumsal yaşamı bir etkileşim sistemi olarak görmelerinden kaynaklanır. Buna göre toplumsal yaşamda kolektif faaliyetler, kültür ve dil aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılan simgesel ve moral bir dünyada gerçekleşir. Dolayısıyla Okul, toplumsal ilişkilerin iletişim aracılığıyla yürüdüğüne dikkat çekmiştir. Burada ortaya konan çalışmaların hepsi, davranış psikolojisinden hareket eden çalışmalardır. Böylesi bir durum iletişim çalışmalarında davranışçı yaklaşımın özellikle iletişim araçlarının izleyici üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılmasında görgül (ampirik) sınamalara baş vurulmasına yol açmıştır (Yaylagül, 2006:19-20). İlk araştırmalar genel olarak, alıcıların belli bir iletiye karşı belli bir davranışı konusunda doğrudan ya da anında neden-sonuç ilişkileri üzerine yapılandırılmıştır. Güçlü etkiler dönemi diye de adlandırılan bu süreç içindeki çalışmalar, iletilerle iletişim sürecinin öteki öğeleri arasındaki ilişkilerin karmaşıklığını göstermiştir. İşlevselci yaklaşım içindeki bazı araştırmacılar ise bu modele toplumun genel işleyişi ekseninde önemli bir görüş eklemiştir. Buna göre toplum, farklı öğelerinin üstlendikleri işlevlerle tanımlandığı organik bir bütünlüktür. Araştırmacılar, bazı olayların belli bir toplumsal sistemin işleyişini nasıl etkileyebileceklerini incelemiştir. Dolayısıyla kitle iletişimi, araştırmacıların nezdinde toplumu etkileyebilecek toplumsal olaylardan biri gibi algılanmıştır. Böylece bu yeni bakış açısı altında halkın kitle iletişimini kullanımları ve bundan elde ettiği doyumlar mercek altına alınmıştır. Özellikle 1940 lı yıllardan başlayarak gelişen bu yeni paradigma, ilk dönem çalışmalarında ortaya konan güçlü etkiler savının çok doğru olmadığını iddia etmiştir (Bourse ve Yücel, 2012:80). Kitle iletişim araştırmalarındaki bu yeni paradigmanın öncü isimleri, 1940 yılında ABD Başkanlık seçimlerinde Halkın Tercihi adlı çalışmaya imza atan

37 20 Lazarsfeld ve arkadaşları olmuştur. Pazar ve kitle iletişim araştırmasının, niceliksel ve niteliksel ampirik sosyal araştırmanın babası, modern ampirik sosyolojinin kurucusu olarak nitelendirilen Lazarsfeld in (Chaffee ve Rogers den aktaran Erdoğan, vd., 2005:36) yürüttüğü ve seçmen davranışlarının incelendiği araştırmada, kitle iletişim araçlarının seçim zamanlarında insanların oy verme tercihlerine çok az etkide bulunduğu; araçların önceden edinilmiş inançları pekiştirdiği saptanmıştır. Kitle iletişim araştırmalarının seçim davranışlarında meydana getirdiği değişim ise iki aşamalı akış modeliyle açıklanmaya çalışılmıştır (Yumlu, 1994:41). Sonuç olarak, araştırmacıların objektiflerini izleyicilere doğru çevirmesiyle iletişim alanının ilk yirmi yılına damgasını vuran güçlü etkiler yaklaşımı yerini sınırlı etkiler yaklaşımına terk etmiştir Yine bu dönem içinde, ABD Ordu Araştırma Birimi nin bir parçası olarak Carl Hovland ın başkanlığını yürüttüğü bilişsel ruhbilimciler tarafından ikna konusunda çalışmalar yapılmıştır. Bu ruhbilimci grubu, silahlı kuvvetlere yeni kaydolanlar için ordunun hazırlamış olduğu farklı oryantasyon filmlerinin etki gücünü araştırmıştır. İzletilen propaganda filmlerinin askerlerin savaşa karşı ilgi düzeylerini çok fazla değiştirmediği saptanmıştır. Savaştan sonra, bu araştırma grubunun mensupları yeni değişkenleri kullanmak ve önceden kullanılanları daha da geliştirmek suretiyle bu araştırma çizgisini sürdürmüşlerdir (Lang, 2005:34). 1960'lı yılların ardından geleneksel etki araştırmalarının yanı sıra, iletişim kurumları ve sisteminin diğer sistemlerle ilişkileri sorgulanmaya başlanmıştır. Bu bağlamda kitle iletişimi, iletişim araçlarının içerisinde faaliyet gösterdiği toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel sistemle ilişkileri çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır. Nitekim 1960'lı yılların sonlarına kadar yapılan araştırmalar sonucunda, kitle iletişim araçlarının mevcut toplumsal ve ekonomik düzenin pekiştirilmesi veya güçlendirilmesi biçiminde bir etkisinin söz konusu olduğu ileri sürülmüştür. Bu dönemi takip eden süreç içinde, teknolojik gelişmelerin ve televizyonun yaygınlaşmasının da etkisiyle kitle iletişim araçlarının etkileri konusunda geliştirilen "gündem kurma" ve "suskunluk sarmalı" gibi kuramlar, araçların birey ve toplum üzerinde güçlü etkiler oluşturduğu yönündeki görüşlerin yeniden ağırlık kazanmasına

38 21 neden olmuştur. Böylece kitle iletişim araçlarının doğrudan ve kısa vadeli etkileri olduğu yönündeki görüşler yerine; araçların birey ve toplum üzerinde dolaylı ve uzun vadeli etkilere yol açtığı şeklindeki görüşler taraftar bulmaya başlamıştır (Işık, 2002: 25). Amerika da başlatılan bu ampirik araştırmalara çeşitli vakıflar, sosyal kuruluşlar tarafından parasal kaynak aktarılması ve birtakım özel şirketler tarafından desteklenmesi nedeniyle söz konusu çalışmalar kurumsal ya da yönetsel araştırmalar olarak adlandırılmıştır. Yönetsel araştırmalar, belli bir hedefe yönelmiş ve araçsal çalışmalardır. Bunlar çoğunlukla belli konularda, örneğin yayın kuruluşlarının üretim ve tasarımında kullanılırlar. Genel olarak hükümetlerin, siyasetçilerin, ordu gibi kurumların yönetsel amaçlarını gerçekleştirmeleri üzerinde çalıştıkları söylenebilir. Yönetsel iletişim araştırmalarının bir bölümü de reklam ve halkla ilişkiler gibi iletişim kurumları için gerçekleştirilir. Yönetsel araştırmalar sonuç olarak kamu veya özel sektör kurumlarının yönetim gereksinmeleri bağlamında ve onların hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla yapılan araştırmalardır (Geray, 2004:43). Ancak akademik kaygılardan ziyade kurumsal yarar adına yapılan bu yönetsel araştırmaların sonuçlarının kitaplaştırılarak kamuoyuna duyurulmasıyla iletişim disiplini uzun süre Amerikan ampirik geleneği ile özdeş görülmüştür. Böylesi bir durum, Amerika dışında iletişim çalışmalarının yapılıp yapılmadığı sorusunu akıllara getirmektedir. Elbette İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinin birçoğunda da iletişim araştırmaları gerçekleştirilmiştir. Hatta Avrupa merkezli bu çalışmaların çoğu köklü üniversitelerin bünyesinde yapıldığı için daha bağımsız ve etkiye kapalı bir özellik taşımıştır. Bu açıdan düşünüldüğünde iletişim çalışmalarına yön veren önemli merkezlerden birisi Frankfurt Okulu olmuştur. Marksist düşüncenin etkisi altında eleştirel bir toplum kuramı geliştirme çabasındaki Frankfurt Okulu düşünürleri, kitle iletişim araçlarıyla, kültür ve ideoloji üretimi sorunsalına ilgi göstermişlerdir (Güngör, 2011b:32). Bu bağlamda belirtilmesi gerekir ki, birçok iletişim araştırmasının temelinde daima ideoloji sorunsalı olmuştur. İdeoloji, siyaset biliminin, iktisadın, hukukun,

39 22 toplumbilimin ve birçok benzer bilim dallarının uğraştığı, tezler ürettiği bir konudur. İletişim bilimi de uzun uzun ideoloji sorunuyla ilgilenmiş, buna yönelik olarak tez ve karşı tezler üretmiştir. Başta İngiltere olmak üzere Kıta Avrupa sında filizlenen eleştirel araştırmalar, etkiyi inceleyen ana akım Amerikan yaklaşımının aksine, toplumbilim, ekonomi, göstergebilim, siyasal felsefe, edebiyat, psikoloji ve tarih gibi çalışma alanları çerçevesinde toplumsal iktidar ile iletişim arasındaki ilişkiyi irdelemiştir (Tekinalp ve Uzun, 2004:52). İletişim araştırmalarında farklı bir dönemi işaret eden Frankfurt Ekolü ya da bir diğer ismiyle eleştirel kuramın kökleri Hegelciliğe ve genelde Batı Marksizmi ne kadar götürülebilmektedir. Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü ile birlikte anılan eleştirel yaklaşım, Marksizm in son altmış yılı aşkın bir zamandır psikanaliz ve sistemler kuramı gibi birçok akımdan yararlanan çok değişik bir kolunu ifade etmektedir. Frankfurt Okulu, 1923 yılında sosyalist araştırmalar yürütecek bir merkez olarak kurulmuştur. Bu okulun en önemli isimleri Nazi Almanyası nda Hitler in yükselişe geçmesiyle birlikte Amerika ya göç etmiş ve birçoğu savaştan sonra da orada kalmıştır. Bu ekolün en tanınmış simaları Theodor Adorno, Max Horkheimer ile Herbert Marcuse, Leo Lowenthal, Karl Wittfogel, Eric Fromm ve Jurgen Habermas gibi isimler olmuştur. Kötümser bir bakış açısıyla ün yapan Okul, ilk kurulduğu andan itibaren Ortodoks Marksizm e eleştirel bir açıdan yaklaşmış, iktisadı temel alan geleneksel açıklama biçimlerinden vazgeçerek ideolojik ve siyasal analizlere girişmişlerdir (Marshall, 1999: ). Eleştirel kuram içerisinde Adorno ve Horkheimer, özellikle kültürdeki totaliter eğilimlere duyarlı bir duruş sergilemişlerdir. Bu noktada, insanların ve kültürel biçimlerin 20 nci yüzyılda kitle iletişim araçları tarafından metalar haline dönüştürülmeleri sürecinin, insanın gerçeği gerçek olmayandan, ussalı ussal olmayandan ayırma yetisini yıkmış olduğunu vurgulamışlardır. Kültür endüstrisi tartışmalarıyla dikkat çeken bu araştırmacılara göre, kitle iletişim araçlarının koşullaştırıcı imge ve ürünleri, tüm üreticileri edilgen tüketiciler haline getirmeyi amaçladığı için, hem üreticinin hem de ürünün özerkliği pazar koşullarıyla

40 23 sınırlandırılmıştır. Bu nedenle bireyin öznelliği yok edilerek zihinlerin özerkliği ortadan kaldırılmıştır (Zipes, 2005: ). İletişim araştırmalarına bir diğer önemli katkı ise İngiliz kültür düşünürlerinden gelmiştir lerin başlarından itibaren kültür konusuna yoğunlaşan Hoggart, Thompson, Williams gibi kültürelciler, daha sonra iletişim alanında hatırı sayılır bir yer edinen İngiliz Kültürel Çalışmalar ekolünün kuruluşunu gerçekleştirmişlerdir (Güngör, 2011b:32). Daha antropolojik bir yaklaşımı benimseyen bu ekol, genel olarak kültürel üretimin ve simgesel biçimlerin toplumsal koşullanması; kültürel deneyim ve bu deneyimin sınıf, cinsiyet, yaş ve etnik ilişkilerce biçimlenmesi; ekonomik ve siyasal kurumlar ve süreçlerle kültürel biçimler arasındaki ilişkiler üzerinde yoğunlaşmışlardır (Mutlu, 2008: ). İngiliz Kültürel Çalışmalar geleneğinde yer alan araştırmacılar, kitle iletişime yönelik analizlerinde, medyayı egemen sınıfın görüş ve düşüncelerini yayan ideolojik aygıtlar olarak görmüşlerdir. Bu analizleri gerçekleştirirken de sıklıkla Althusser in devletin ideolojik aygıtları ve devletin baskı aygıtları kavramları ile Gramsci nin hegemonya ve tahakküm kavramlarına gönderme yapmışlardır. Yine bu yaklaşım içerisinde önemli bir isim olan Stuart Hall ın kodlama ve kodaçımlama kavramsallaştırması ise klasik Marksist gelenekten farklı olarak yeni bir perspektifin kapısını aralamıştır (Yaylagül, 2006: ). McQuail ve Windahl (1997:20-21) a göre, kitle iletişim araçlarının tek yönlü gücünü azımsayan eğilimlere rağmen 1970 ve 1980 lerde eleştirel kuramın güçlü bir şekilde gelişmesi; kitle iletişim araçlarının basitçe sosyal etkinin tarafsız kanalları olmadığı, aksine ekonomik ve siyasal gücü olanların avantajlarını arttırdığı yolundaki algılamayı kuvvetlendirmiştir. Toplumda kitle iletişim araçlarının sürekli etkisi konusunda var olan şüphe, kitle iletişim kurumuna ve onun çevresel unsurlarla yapısal ilişkisine, özellikle haber seçimi ve sunuma etki edecek olanlara, daha çok dikkat edilmesi gerekliliğini beraberinde getirmiştir lerden günümüze ise iletişim bilimindeki farklı yaklaşımların birbirine daha çok yaklaşmaya ve bir araya gelmeye başladığı görülmektedir. Sosyal bilimler

41 24 içerisinde giderek sayısı artan ve ağırlığını hissettiren iletişimci akademisyenler, farklı yaklaşım ve yöntemlerle iletişimi anlamlandırma arayışlarını sürdürmektedirler. Son zamanlarda daha çok eleştirel çalışmalara yönelik ilgi artarken; özellikle kültürel çalışmalara ve feminist çalışmalara yönelim de yükselmektedir. Etnografi yöntemini kullanan daha fazla çalışma dikkati çekerken, zihinsel yapıyı ve bilişsel süreci incelemeye yönelik, arkadaşlık ve aile ilişkilerini anlamaya yönelik farklı disiplinlerin zenginliklerini de içine alan çalışmalar gerçekleştirilmektedir (Yüksel, 2013:11). Modern anlamda iletişim araştırmalarının yaklaşık yüz yıllık bir geçmişi olduğu hesaba katılırsa, bu noktaya kadar sadece bir kısım öncü yaklaşımların seçilip özetlendiği görülmektedir. Çalışmanın kuramsal dayanağı çerçevesinde iletişim yaklaşımlarının hepsine değinmek mümkün değilse bile, devam eden başlıklar altında ilgili araştırmalara biraz daha yakından bakılmaya gayret edilecektir KİTLE İLETİŞİMDE ETKİ ARAŞTIRMALARI Kitle iletişim araçlarını ve onlar aracılığıyla gerçekleşen kitle iletişim sürecini ayrı bir disiplin olarak ele alan araştırmaların 20 nci yüzyılın başlarında ortaya çıkışlarından önce bu alanda tartışma ve değerlendirmeler esas itibariyle kamu hukuku bağlamında veya tarih felsefesi düzleminde yapılmıştır. 20 nci yüzyıl ile birlikte gelişen ve akademik düzlemde ele alınan siyaset bilimi, sosyoloji, sosyal psikoloji gibi disiplinler içinde yer alan iletişime değin araştırmalar giderek ayrı, özel bir araştırma ve akademik çalışma alanı konumuna ulaşabilmiştir (Kaya, 2009:45). Alanının giderek özgün bir hale gelmesiyle birlikte iletişim araştırmacıları, kitle iletişim araçlarının genellikle bireye yönelik etkisini sorunsal olarak görmüşler ve bunların toplumsal etkilerini biraz geri plana atarak ihmal etmişlerdir. Bunun da en temel nedenlerinden biri, kitle iletişim araçlarının bireysel etkilerinin daha kolay anlaşılabilir ve araştırılabilir olması düşüncesidir. Buradan hareketle bireysel etkilerin aynı zamanda toplumsal etkiler olarak nitelendirilmesi de oldukça sık rastlanan bir tutum olmuştur (Gökçe, 2005:184).

42 25 Kitle iletişimde etki araştırmalarına yönelik açıklamalara devam ederken etki kavramına yönelik birkaç tanıma değinmek yerinde olacaktır. Öncelikle Piatila (1977:125) ya göre iletişim sürecindeki etkinin basit tanımı şu şekildedir: İletişimde etki, iletişimsel sürecin bir sonucudur. Yani iletişim süreci olduğunda bireyin zihninde etki oluşabilir, yoksa etkiden bahsetmek de mümkün değildir. Anderson ve Meyer (1988:161) ise etkiyi Bir koşulun yokluğunda gerçekleşmesi mümkün olmayan bir diğer koşuldur. Dolayısıyla etki, iletişimsel eylem içerisinde bir etkileyen ve bir etkilenene gereksinim duyan bir süreçtir şeklinde tanımlamaktadır. Ortaya konan bu tanımların ardından medya etkilerine daha yakından bakıldığında, etki hiyerarşisinin en tepesinde davranış biçimleri üzerindeki etkilerin, en altta ise biliş üzerindeki etkilerin yer aldığı görülmektedir. Tutum değişimi davranış değişikliklerine, inançlar ve bilişlerdeki değişiklikler de tutum değişimine yol açmaktadır. Bir başka deyişle, davranış değişiklikleri tutum değişimine, tutum değişimi de kanaatler ve bilişsel düzeydeki değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Kitle iletişim araçlarının toplum, siyaset, ekonomi ve kültür gibi toplumsal alt sistemler üzerindeki etkisi ise söz konusu araçların alımlayıcılar üzerinde yol açtığı etkilerin toplamına eşittir. Dolayısıyla kitle iletişim araçlarının toplumsal etkileri, bireyler üzerindeki etkilerine benzer şekilde sosyal davranışlar, normlar ve değerlerde olağan davranış ve tutumlardan sapma olarak kabul edilen değişikliklerden oluşmaktadır (Kepplinger, 2003:10). Windahl vd., (1997:191) ne göre iletişim araştırmalarının tarihi, aslında etki araştırmalarının ve bu araştırmalarda etkinin öneminin yansımasının tarihi olarak da nitelendirilmektedir. Bu geleneksel mantıkla kitle iletişim araştırmaları, başlangıcından bugüne kadarki geçen süreçte üç ana bölümde ele alınmaktadır. Buna göre, izleyici araştırmaları, bu sınıflandırmada tarihsel olarak ilk ayrıştırma ve en üretken olanıdır. İletişim araçlarının çıktıları, mantığı ve dili üzerine odaklanan içerik araştırmaları ikinci kısımda yer almaktadır. Son bölümde ise kitle iletişim araçlarının kişi üzerine etkisine odaklanan etki araştırmaları yer almaktadır. Ayrıca ilk dönem araştırmalarından modern zamanlarda yapılan araştırmalara kadar etki

43 26 araştırmalarının odaklandığı nokta ise medya insanlara ne yapar sorunsalı temelinde şekillenmiştir (Katz ve Lazarsfield, 1997:124). Newbold (1997:119) a göre, kitle iletişim araştırmalarının gelişiminin ardındaki motor güç etki konusudur. Bütün kitle iletişim çalışmalarının üzerinde durmuş olduğu esas konu, kitle iletişim araçlarının etki düzeyidir. Etki geleneği, 30 lu yıllarda yapılan Payne çalışmalarına, Hovland ın 1949 da Amerikan askerleri üzerine yapmış olduğu çalışmaya ve hatta 19. Yüzyılın sonlarında kitle toplumu teorisi kapsamında yapılan çalışmalara kadar götürülebilir. Lakin sözü edilen iletişim araştırmalarında etkinin kapsamı ve doğası üzerine temel bir uzlaşı söz konusu değildir. Esasen bakıldığında siyasal partiler ve özellikle seçim zamanında kitle iletişim araçlarının toplum üzerine etkisi ile ilgili olarak yapılan kamuoyu araştırmaları 1940 lara kadar gazetelerle ilgili yapılırken, sonrasında radyonun toplum yaşamında giderek öneminin artması sonucu radyonun seçmen üzerindeki etkileriyle ilgili olarak yapılmaya başlanmıştır. Bu bakımdan, ilk araştırmaların daha çok etki araştırması niteliğinde olduğu, bir başka deyişle, kitle iletişim araçları ile verilen mesajların halk üzerinde nasıl ve ne derece etkili olduğu konusunda yapılmıştır (Aziz, 2010:176). Araştırmacıların etkiler üzerinde yoğunlaşması ise tesadüfi değildir. Bu dönemde kitle iletişiminin hedefi insan tutum ve davranışlarını etkilemek olduğu için kitle iletişim araştırmalarının nihai hedefi de insan tutum ve davranışlarının kitle iletişim açısından ne derecede etkilendiğini ortaya koymaktır. Bu bakış açısından hareketle kitle iletişim araçlarının çocuklara, gençlere, ailelere, eğitim sistemine, boş zamanı değerlendirmeye, şiddet eylemlerine, kültüre, ahlaka, toplumsallaşmaya, bilişsel gelişmeye olan etkileri gibi çeşitli konu ve düzeylerde araştırılmıştır (Yumlu, 1994:38). Bu noktada etki konusunu ele alan iletişim araştırmalarında dört araştırma kümelenmesinden söz edilmektedir. Buna göre ilk gruptaki araştırmaların büyük bir kısmı, medya kullanımının insanların davranışlarını nasıl ve ne yönde etkilediği şeklindeki ana sorunsala dayanmaktadır. Bu araştırmalardan farklı olarak bir başka

44 27 grup araştırma, kitle medyasının kullanımı sonucunda medyanın korku, şiddet ve agresiflik gibi etkilerinin ne boyutta olduğu üzerine yoğunlaşmıştır. Üçüncü gruptaki araştırmalar, kitle medyasının çocuklar üzerindeki etkilerine yoğunlaşmıştır. Son grupta sınıflandırılan araştırmalar ise medyanın daha makro anlamda toplumsal etkilerine odaklanmıştır (Windahl vd., 1997:191). Kitle iletişim araçlarının toplum ve kültür üzerindeki etkileri uzun dönemi kapsadığı için araştırma yapma olanaklarını kısıtladığını ve elde edilen verilerin yetersiz olduğunu öne süren Usluata (1994:85) ise, kitle iletişim araçlarının toplum üzerine etkilerini üç başlık altında toplamaktadır. Buna göre kitle iletişim araçları; Toplumsal değişiklik yaratıp, bunların yayılmasını sağlarlar, Kamuoyunu ilgilendiren konuların önemlerini vurgulayabilirler, Niteliksiz müzik, oyun ve ortaya çıkardıkları kişiliklerle popüler kültür yaratabilirler. Diğer yandan iletişim araştırmalarında etki geleneği, araştırma sorunsalı gereği tek yönlü, doğrusal iletişim modellerini temel alarak yola çıkmış olmakla ve dolayısıyla alımlayıcılarını görece edilgen bir kategori olarak kavramsallaştırmakla beraber, giderek alımlayıcıları daha etkin konuma yerleştiren ve daha gelişkin modellerle işleyen yaklaşımlara da kaynaklık etmiştir. Bugün tek bir etkiler yaklaşımından bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla iletişimde etki araştırmaları ifadesiyle birçok eğilimi içinde toplayan bir şemsiye terimin ya da geleneksel bir çizginin kastedildiği düşünülmelidir (Mutlu, 2008:101). Görüldüğü üzere literatürde, etki araştırmalarını değişik biçimlerde ele alan farklı yaklaşımlara rastlanmaktadır. Bunlardan bazıları kuramsal düzeyde kalırken, bazıları araştırmaların çalışma yöntemine bakarak felsefi, matematiksel, psikolojik ya da sosyal psikolojik modeller gibi sınıflamalara gitmekte ve bazıları da sonuçları itibarıyla birtakım kıstasları göz önüne alarak değişimci ya da tutucu kuramlar diye ayrımlarda bulunmaktadırlar (Yüksel, 2001:9).

45 28 Genel olarak bir değerlendirme yapılacak olursa, kitle iletişimde etki araştırmaları, gerek kitle iletişim araçlarının hedef kitleyi etkileme potansiyeli gerekse de kitlenin pasif ya da aktif biçimde konumlandırılması yönünden dönemsel olarak birbirinden farklılaşmaktadır. Buna göre 20 nci yüzyılda başlayan kitle iletişimde etki araştırmaları Güçlü Etkiler, Sınırlı Etkiler ve Yeniden Güçlü Etkiler şeklinde üç evrede ele alınmaktadır (Windahl, vd., 1997:191). Bu bağlamda bir sonraki adımda sözü edilen bu üç evreye biraz daha yakından bakılacaktır Güçlü Etkiler Dönemi ( ) Kitle iletişim araçlarının büyük bir güç olduğu yönündeki inançlar, 20 nci yüzyılın başlarıyla İkinci Dünya Savaşı arasındaki dönemin ayırt edici bir özelliği olmuştur. Birinci Dünya Savaşı boyunca ve sonrasında propagandanın güçlü olduğu yaygın bir inanç olarak zihinlere kazınmıştır. Nitekim Birinci Dünya Savaşı tüm dünya üzerinde bıraktığı derin acı ve izlerin yanı sıra, siyasal, ekonomik ve toplumsal alanlarda gerçekleşen birçok değişim ve dönüşümün miladı olarak da kabul edilmiştir (Işık, 2002:20). Bununla birlikte Sovyetler Birliği nde Stalin in egemenlik kurması ve Almanya da Nasyonal Sosyalistlerin iktidarı ele geçirmeleriyle ortaya yeni korkular çıkmıştır. Yine 1920 lerde ABD de tecimsel radyonun gelişmesi ve reklamcılık sektörünün kazandığı başarı kitle iletişim araçlarının çok güçlü etkilere sahip olduğu kanaatini pekiştirmiştir (Brown, 1983: 27-28). Dolayısıyla iki büyük savaşı kapsayan yıllarda farklı görüşteki araştırmacıların hem fikir olduğu nokta, kitle iletişim araçlarının çok güçlü bir etki ve ikna gücüne sahip olduğudur. Güçlü etkiler dönemi diye adlandırılan bu süreçte kitle toplumuna yönelik bazı özellikleri Curran vd. (1988:11-12) şu şekilde ortaya koymaktadır: a. Gazete, radyo, film gibi yeni teknolojiler kullanılarak iletişimin kitlesel tüketimine hazır bir kitlesel izleyici topluluğu oluşturulmuştur.

46 29 b. Kentleşme ve sanayileşme süreci ile birlikte Avrupa da ortaya çıkan ve sosyal bağları zayıf, temelsiz bir toplum yapısının manipülasyona açık olduğu fark edilmiştir. c. Kentleşme olgusuyla yerel kültürden ve sosyal bağlarından uzaklaşan bireyler, kitle iletişim araçlarının kolay bir avı haline dönüşmüştür. d. Kitle iletişim araçları, Birinci Dünya Savaşı boyunca kitlelere yönelik beyin yıkama ve toplum mühendisliği görevini yerine getirmesinden dolayı iki savaş arası yıllarda Avrupa da faşizm olgusunun güçlenmesi ve yükselişe geçmesine neden olmuştur. Sıralanan bu dört maddenin de etkisiyle oluşan görüşe göre, kitle iletişim araçları savunmasız kamunun fikirlerini manipüle edici bir propaganda aracı olarak çalışmaktadır. Dolayısıyla böyle bir atmosfer içerisinde gerçekleştirilen ilk dönem çalışmalarının neredeyse tamamı, yalnızca medya mesajlarının alımlayıcılar üzerinde yol açtığı etkilere odaklanmıştır. Güçlü etkiler paradigmasının egemen olduğu bu dönemde alımlayıcılar, adeta kendiliğinden kitle iletişim araçları tarafından kuvvetli bir biçimde etkilenen, birbirlerinden yalıtılmış tekil bireylerden oluşan bir kitle olarak kabul edilmiştir. Kitle iletişim araçlarından yayılan mesajların hedef kitlesi niteliğindeki alımlayıcılara ilişkin bu inancın en temel dayanak noktası, kitle iletişimini mesajın kaynağından alımlayıcıya doğru tek yönlü bir süreç olarak gören yaklaşımdır (Kepplinger, 2003:11). Bu yaklaşım içerisinde, kitle iletişim araçlarının izler kitle üzerindeki etkileri konusunda ilk çalışmaları yapanlardan birisi "Public Opinion (Kamuoyu) adlı eseri ile Walter Lipman olmuştur. Lipmann, belirtilen eserinde, insanların topluma ve dünyaya karşı kafalarında oluşan düşüncelerin, fikirlerin ve imajların onların ulaşamayacakları bir yerde olduğunu ve bu kolektif düşüncelerin "kamuoyu nu oluşturduğunu düşünmektedir. İnsanın zihnini şekillendiren bu düşünceler, insanın dışındaki dünyadan aldığı mesajlarla biçimlenmektedir ki, bu mesajların oluşmasındaki en önemli araçlar da kitle iletişim araçlarıdır. Ayrıca Lipman ın çalışmalarını Yale Üniversitesi nde hukuk profesörü olan Harold D. Lasswell in iki

47 30 savaş arası dönemde yapılan propaganda çalışmaları hakkındaki araştırmaları oluşturmaktadır. Bu araştırmaların bir sonucu olarak Lasswell, iletişim araçlarının etkilerini sihirli mermi" ya da "hipodermik iğne" kuramları ile açıklamıştır (Yaylagül, 2006:41). Buna göre hipodermik iğne imajı, tıbbı metafordan çıkarılmış bir kavramdır ve tıptaki karşılığının tam tersi bir anlamda kullanılmıştır. Yani hipodermik iğne belli bir ilaçtır ve nüfus içinde hasta olanları bulup vurur. Sihirlidir, çünkü bütün insanlara etki yapmaksızın geçer. Benzer şekilde sihirli mermi de kalabalığa atılır, dostlara ve tarafsızlara zarar vermeden zikzaklar çizerek gidip düşmanı ya da hedefi vurur (Erdoğan ve Alemdar, 2002:73). Dolayısıyla ortaya konan bu hipodermik iğne veya sihirli mermi imajları, etki sürecinin eski fakat oldukça yankı uyandıran kitle iletişim uygulamasını temsil etmek için kullanılmıştır. Kitle iletişim araçlarının içeriğinin o zamanlar izleyicinin damarlarına şırınga edildiği düşüncesi başat bir konumda olmuştur. İzleyicinin homojen bir kitle olarak öngörülen bir biçimde tepki vermesi beklenen bu anlayışın arkasında şu iki ana düşünce yer etmiştir: a. Toplumsal bağ ve baskılarla bir parça ezilmiş, kişisel çıkarlarına göre hareket eden görece atomize olmuş bir modern toplum tasavvuru, b. Kitle iletişim araçlarının reklamcılar, hükümet bürokrasileri, siyasal partiler gibi ister kamu, ister özel niteliğindeki kurumların amaçları doğrultusunda davranışları etkileyen kampanyalar olarak betimleyen egemen görüş (McQuail ve Windahl, 1997:73-74). Bu kuramlar kitle iletişim araçlarının etkileri konusundaki ilk kavramsallaştırmalardır. Bu çalışmalarda iletişim, birisinin başka birisini etkilemek için kullandığı bir araç olarak nitelendirilmiştir. Lasswell, propaganda ve onun politik ve toplumsal hayatta kullanılışını anlamaya çalışmıştır. Araştırmasının temel sorusunu ise şu şekilde formüle etmiştir. "Kim, kime, hangi kanalı kullanarak, hangi etki ile ne diyor?. Bu sorudan yola çıkılarak ortaya konan çalışmalar, sistem analizi, içerik analizi, medya analizi, izleyici analizi ve etki analizi konularında toplanmıştır.

48 31 Söz konusu çalışmalar bu alanda öncü olmasına rağmen; Lasswell, etki araştırmalarını kitle iletişiminin duygular üzerindeki etkisi konusuna yöneltmiştir (Yaylagül, 2006:41-42). Lasswell in yukarıda özetlenen iletişim betimlemesi Hardt (1999:29) a göre, kitle iletişim teorisinde anlamlı bir güç haline gelen, öğrenme teorisine kökleşmiş uyarı-tepki modelini anımsatmaktadır. Etkiler üzerine odaklanan bu yaklaşım, toplumsal davranışı pekiştirmek ya da değiştirmekle meşgul güçlü medya kurumlarına maruz kalan anonim, yalıtılmış bireylerden oluşan bir toplum kavramını çağrıştırmaktadır. Genel olarak değerlendirildiğinde, dönemin toplumsal koşullarına bağlı olarak propaganda teknikleri ile etki-tepki modellerinin geliştirildiği bu süreç, Matematiksel İletişim Kuramı, Gerbner Modeli, Newcomb Modeli, vd. (Severin ve Tankard, 1994; Fiske, 2003) gibi ilk iletişim modellerinin de şekillenmesine zemin hazırlamıştır Sınırlı Etkiler Dönemi ( ) 1940 ile 1960 lı yılların sonlarını kapsayan ve daha çok sınırlı etkiler dönemi olarak bilinen ikinci dönemde, özellikle Hovland, Lazarsfeld, Berelson, Klapper gibi araştırmacıların ikna temelli çalışmaları döneme damgasını vurmuştur. Bu araştırmalar neticesinde, kitle iletişim araçlarının sanıldığı kadar etkili olmadığı ve daha çok kanaat önderlerinin bu kitlesel araçlarla gönderilen mesajları yorumlayarak insanlara ilettiği kanaatine ulaşılmıştır. Bu dönemde seçmen davranışı konusunu irdeleyen The People s Choice ve Voting gibi temel araştırmalar, sınırlı etkiler düşüncesinin zeminini oluşturmuştur (Kalender, 2000:117). Bu dönem içerisinde yapılan sistemli ampirik çalışmalar sonucunda, medyanın birey ve toplum üzerinde çok güçlü etkilere sahip olduğuna yönelik geleneksel düşünce çürütülmüştür (Curran vd., 1988:12). Bu ampirik çalışmalar içerisinde Katz ve Lazarsfeld in 1948 yılında yaptıkları Halkın Tercihi adlı çalışmaları sonucu oluşturulan iki aşamalı akış modeli öne çıkmaktadır. Bu modele göre, kitle iletişim

49 32 araçları kişinin kanaatlerini oluşturmada ve değiştirmede çok küçük bir etkiye sahiptir. Temel etki kanaat önderleri olarak adlandırılan kişiler sayesinde gerçekleşmektedir. Bu kanaat önderleri, medya ve izleyici arasında iletişimsel bir köprü vazifesi üstlenmiştir (Newbold, 1997:119). Bu bağlamda enformasyonun kitle iletişimden bireyler arası iletişime doğru aktığı bir yapı üzerine inşa edilen bu model, tıpkı kitle iletişim sürecinde olduğu gibi bireyler arasında da bilginin paylaşılması temeline dayanmaktadır. Ortaya konan bu süreç, bir temel adım olarak kanaat önderlerinin de iletişimsel sürece katılımını ifade etmektedir. Burada kanaat önderlerine enformasyonu alma, işleme ve aktarma misyonu yüklenmektedir (Windahl vd., 1997:51). Dolayısıyla 1950 ve 1960 ların ilk yıllarına kadar giden bu teori, uzun yıllar boyunca akademik alanda büyük bir yankı uyandırmış, ciddi tartışmalara sebep olmuş ve teori üzerinde belirli uyarlamalara gidilmiştir. Ancak teori yeniden gözden geçirildiğinde, bugünkü reel durumu açıklamakta yetersiz kalması nedeniyle eleştirilmiştir (Chaffee ve Rogers, 1997:61). Bu dönemin ortalarına doğru gelindiğinde ise bilişsel tutarsızlık, denge, seçici algılama gibi sosyal psikolojik modeller, iletişim alanında yaygın olarak karşılık görmüştür (Kalender, 2000:117). Bunlardan en çok bilineni 1950 yılında Festinger in ortaya koymuş olduğu bilişsel uyumsuzluk kuramı dır. Bu kurama göre insanlar inanç, yargı ve eylemdeki tutarsızlıklar nedeniyle ortaya çıkan uyumsuzluğu azaltmak için kendi düşünce ve eylemleriyle uyum gösteren enformasyona ilgi duyarlar. Bir başka deyişle, kararların, seçimlerin, yeni enformasyonun birey için tutarsızlık yaratma riski vardır. Böylesi bir uyumsuzluk psikolojik anlamda rahatsızlık yarattığı için birey yaptığı seçimi destekleyecek enformasyon aramaya yönelir. Dolayısıyla ortaya konan bu modelde, iletişim sürecinde izler kitle ya da alımlayıcılar, önceki yaklaşımlara kıyasla daha aktif bir konumda değerlendirilmiştir (Yumlu, 1994:43-44). Diğer taraftan, 1949 yılında Amerikan askerlerinin eğitim ve endoktrinasyonunda filmlerin kullanılması üzerine Hovland tarafından gerçekleştirilen bir diğer araştırmada (McQuail, 1983:49) kitle iletişim araçlarının

50 33 bireysel kanı ve tutumların değişmesinde tek başına etkili olmadığı ortaya konmuştur (Işık, 2002:24). Yine Klapper tarafından 1960 lı yıllarda yapılan çalışmalarla da sınırlı etkiler döneminin önermeleri pekiştirilmiştir. Klapper, kitle iletişiminin izleyici üzerinde belirgin bir etkisinin bulunmadığını öne sürmektedir. Laboratuvar ve saha çalışması bulgularının da ortaya koyduğu şekliyle, insanlar kitle iletişim araçlarına maruz kalmak yerine kendi öncelikleri çerçevesinde seçerek bu sürece dâhil olmaktadır. İzleyici tutumlarına yönelik ampirik çalışmalar, sonraki yıllarda kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı yla desteklenmiştir (Curran vd., 1988:12). Ayrı bir başlık altında detaylıca incelenecek olan kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı ise izleyiciyi pasif görmek yerine aktif olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla bu yaklaşım kitle iletişim sürecindeki gönderici kategorisini ikincil plana iterken, izleyicinin gereksinim ve güdülerini ön plana çıkartmaktadır. Kullanımlar ve doyumlar araştırmaları özetle, gereksinimlerin doyumunu, iletişim araçlarının kullanım örüntülerini, iletişim araçlarından beklentilerin neler olduğunu ve bu beklentileri üreten gereksinimleri, toplumsal ve psikolojik kökenleriyle çözümlemeyi amaçlamaktadır (Mutlu, 2008:190). Bunlarla birlikte dönem boyunca yapılan daha pek çok araştırmada kullanılan yöntemler geliştikçe ortaya konulan kuramlar, kişisel farklılıklardan ve sosyal çevreden kaynaklanan yeni değişkenlerin hesaba katılmasını da beraberinde getirmiştir. Bu doğrultudaki çalışmalar arasında DeFleur un üç kuramı dikkat çekicidir: Bireysel farklılıklar kuramı ile DeFleur, aynı iletinin kişisel özelliklerinden dolayı izleyicilerde farklı etkiler yaratacağını ileri sürmüştür. İzleyenlerin yaş, cinsiyet, eğitim, vb. yönlerle farklı sosyal kategorilere ayrıldığını ve kitle iletişim araçlarından gelecek iletiler karşısında bu kategorilerde yer alan izleyenlerin az çok benzer tepkiler gösterdiğini savunduğu sosyal kategoriler kuramı nda ise izleyenlerin içinde bulundukları resmi olmayan sosyal ilişkilerin, kitle iletişim araçlarından gelen iletilerin etkisini değiştirebileceğini söylemiştir. Kültürel normlar kuramı nda da kitle iletişim araçlarının bazı konuları seçerek ve vurgulayarak toplumda bir ölçüye kadar da olsa belirli düşüncelerin yayılmasında

51 34 etkili olduğu, ancak bu etkinin de bireylerin sahip olduğu kültürel normlar çerçevesinde gerçekleşebildiği ileri sürülmüştür (Yüksel, 2013:22). Öte taraftan bu dönem içinde gerçekleştirilen etki araştırmalarından, iletişim araçlarının insanlar üzerinde hiç etkileri olmadığı gibi bir sonuç çıkartmak doğru değildir. Buna göre araştırmalar, insanların etkilenim sürecinde başka toplumsal olguların (din, gelenekler, görenekler, ekonomi, eğitim, vb.) öncelikli geldiğini belirlemiş ve iletişim araçlarının gücünün var olan toplumsal ilişkilerin yapısı ile kültür ve inanç sistemi çerçevesinde yerini bulduğunu ortaya çıkarmışlardır. Zira Klapperin de kitle iletişiminin olağan olarak izleyici topluluğunda görülen etkilerin gerekli ve yeterli nedeni olmayıp, birtakım ara öğeler aracılığıyla işlev görmektedir şeklindeki ifadesi dönemin araştırma mantığını ortaya koymaktadır (McQuail, 1983:50). Sınırlı etkiler döneminin önermelerine iki yönlü bir eleştiri yapılmıştır. Bunlardan ilk grupta yer alan ana akım çalışmaları içerisindeki McCombs, McLeod, Gitlin, Becker gibi öncü isimler bu dönemi, medya kuruluşlarının yapısını, medyaya duyulan güven düzeyini, pazar koşullarını, pazardaki tekelleşme olgusunu ve de izleyicinin sosyal koşullarını görmezden geldiği için eleştirmişlerdir. Öte yandan 1970 li yıllarda Marksist ve neo-marksist araştırmacılar da sınırlı etkiler tartışmalarına karşı çıkmışlardır. Sözü edilen dönem içinde yapılan ampirik çalışmaların çok yönlü olmadığını öne sürerek bu çalışmaların ortaya koyduğu limitli etki bulgularını reddetmişlerdir. Zira Marksistler tarafından kitle iletişim araçları, toplumsal yapıdaki sınıfsal yapılanmanın devamlığını sağlayan ideolojik araçlar olarak görülmüştür (Curran vd., 1988:13) Yeniden Güçlü Etkiler Dönemi (1960 ve Sonrası) 1960 lı yılların sonlarından günümüze kadar gelen üçüncü dönemde, etkiye dayalı geleneksel araştırmalardan bir ölçüde vazgeçilerek, daha çok kitle iletişim araçlarını bir kurumsal yapı şeklinde ele alan; siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel sistemle bağlantılandıran eleştirel çalışmalara yöneliş başlamıştır li

52 35 yıllardan sonra, ana akım çalışmalarında da kitle iletişim araçlarının güçlü etkileri olduğu yolundaki anlayışa geri dönülmüş ve bu amaçla birçok yaklaşım ve model geliştirilmiştir (Kalender, 2000:117). İletişim araştırmalarında 1960 dan itibaren giderek yaygınlaşan televizyon yayınlarının topluma etkisi araştırılmaya başlanmıştır. Televizyon yayınlarını izleme alışkanlıkları, televizyon izleme ile ilgili tutum ve davranış değişiklikleri arasındaki ilişki; televizyonun etkileri, televizyonun ne tür mesajları nasıl verdiği ile ilgili pek çok araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmalarda cinsiyet, yaş, eğitim, ırk, din vb. değişkenler dikkate alınarak başta ABD olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde araştırmalar yapılmıştır. Bu bağlamda televizyondaki şiddet içerikli filmler, diziler, ve haberlerin hem mesajları incelenmiş hem de etkileri araştırılmıştır. Bu araştırmalar içinde özellikle televizyonun şiddet içerikli yayınlarının çocuk ve gençler üzerindeki etkileri ölçülmüş ve bu tür mesajlara yönelik içerik çözümlemeleri yapılmaya başlanmıştır (Aziz, 2010: ). Bu noktada televizyon üzerine araştırmalarıyla George Gerbner, 1960 lı yıllarda ortaya koyduğu Kültürel Göstergeler ve Ekme Kuramı ile büyük yankı uyandıran araştırmacılar arasında olmuştur. Gerbner e göre çok fazla televizyon izleyen insanlar, televizyon programlarında yaratılan ve sunulan dünyadan, daha az izleyen insanlara kıyasla daha çok etkilenmektedirler. Bu izleyiciler, özellikle kendilerinin yaşayamayacağı tecrübelere daha çok inanırlar. Daha az televizyon izleyenler, daha çok televizyon izleyenlere göre daha fazla enformasyon kaynağına sahiptir. Özellikle daha az hayat tecrübesi olan çocuklar ve gençler, enformasyon aracı olarak televizyona diğerlerinden daha çok bağımlı ve dolayısıyla etkiye daha açık durumdadırlar (Yaylagül, 2006:65). Bu bağlamda ilk dönem televizyon araştırmalarına bakıldığında örtük biçimde ortaya konulan şey, televizyonun en azından mesaj aktarma düzeyinde güçlü bir araç olduğu savıdır. Televizyona atfedilen bu gücün yönlendirdiği etki araştırmalarında izleyiciler, kültürel, sınıfsal ya da entelektüel özellikler etrafında farklılaşmalar sergileyen gruplar olarak değil, televizyona aynı biçimde maruz kalan

53 36 ve çok temel sosyo-demografik özellikler bazında tanımlanan geniş ve homojen gruplar olarak değerlendirilmiştir. Nitekim televizyon ve şiddet odaklı bu araştırmalarda izleyici grupları etnisite, sınıf, cinsiyet ve dinsel bağlamlardan öte çocuklar ve yetişkinler gibi çok genel kategoriler altında analiz edilmiştir (Çelenk, 2005:37) lerin sonlarına yaklaşırken, televizyonun yanı sıra yeni iletişim teknolojilerinin de toplumsal hayatta giderek karşılık bulması ile ortaya konan ve kitle iletişim araçlarının etkilerini konu alan gündem kurma ve suskunluk sarmalı gibi kuramlar, yeniden güçlü etkiler dönemine geçişin sembolü olarak nitelendirilmiştir. Bu noktada sözü edilen kuramlardan gündem kurma modeli, 1970 lerin başlarından bu zamana iletişim kuramlarının ana konularından biri olmuştur. Bu modelin ilk sistematik çalışması 1972 yılında McCombs ve Shaw tarafından ortaya konmuştur. Araştırmacılar, 1968 ABD Başkanlık seçim kampanyasında gündem oluşturma üzerine çalışmış ve medyanın politik konulara karşı tutumların önemini etkileyerek her politik kampanyada gündemi oluşturduklarını hipotez olarak ortaya koymuşlardır. Özetle kuram, medyanın haberleri sunuş yoluyla, halkın düşündüğü ve konuştuğu konuları belirleyen temel özne konumunda olduğunu iddia etmiştir. Dolayısıyla söz konusu bu yaklaşım, tutum değişikliğine bir alternatif olarak kitle iletişim araçlarının toplum üzerinde güçlü bir etkisinin olduğunu önü sürdüğünden dolayı önemli bir yere sahip olmuştur (Severin ve Tankard, 1994: ). Yeniden güçlü etkiler dönemini işaret eden bir diğer yaklaşım ise toplumsal hayatta medyanın konumunun özel önemine dikkat çeken, Elisabeth Noelle Neumann ın suskunluk sarmalı isimi kuramı olmuştur. Neumann ın kamuoyu araştırmalarınca saptanan bireysel fikirlerin toplamı, kamuoyu olarak bilinen korkunç bir siyasal güce nasıl dönüşüyor? sorusuna karşılık bulmaya çalışırken geliştirdiği kuram, güçlü etkilere dönüşü temsil etmesinin yanında, ABD dışında geliştirilmesi ve liberal-çoğulcu gelenek (etki kuramı) içine dâhil edilmesi açısından da önemlidir. Kuram, yalnızca üyelerinin birbirlerini tanıdıkları grupların değil, toplumun da oydaşmadan (genel kanı) sapan bireyleri tehdit ettiği varsayımına dayanır: Kendi

54 37 görüşünün azınlıkta kaldığına inanan birey, dışlanma korkusuyla gerçek kanaatini açıklamaktan çekinir ve böylece çoğunluğun görüşünü oydaşma olarak kabul eder. Bunda medya temel bilgi kaynağı olarak aktif rol oynar. Medyanın bu süreçte merkezi bir konumda olma nedeni ise insanların kamuoyunun dağılımı için baktıkları temel bir referans kaynağı olmasındandır (Özer, 2013:80). İlk dönem çalışmalarında etkiye dönük gözden kaçan unsurların yeniden ele alındığı ve özellikle siyasal iletişim sürecinde kitle iletişimin gücünün detaylandırılarak kapsamlı bir biçimde ortaya konduğu bu dönemde (Blumler ve Gurevitch, 1988:240), genel olarak ölçülebilen etkiler düşüncesi bir mit haline gelmiştir. Sosyal psikoloji orjinli yaklaşımla etkileri tutum kavramıyla ilişkilendiren liberal kuramcılar, tutum kavramıyla bireysel davranışı toplumsal analizden soyutlamış ve analitik bir çerçeveye oturtmuşlardır. Ölçme üzerine odaklanan çalışmalar pozitivist gelenekten hareketle nesnelliği ön plana çıkarmışlardır. Anket araştırması, içerik analizi, deneysel araştırma gibi niceliksel (sayısal) yöntemler yoğun olarak kullanılarak kuramlar test edilmeye çalışılmıştır (Yüksel, 2013:22) İZLEYİCİNİN AKTİFLİĞİ TEZİ VE İZLEYİCİ MERKEZLİ İLETİŞİM ÇALIŞMALARI Kitap, dergi, gazete, film, radyo, televizyon, internet ve cep telefonu gibi araçlar, kitleler tarafından yaygın olarak kullanılan iletişim araçlarıdır. Her iletişim aracı kullanıcıları bağlamında ayrı ayrı tanımlanmaktadır. Bu anlamda kitap, dergi ve gazete okuyucusu; televizyon ve film izleyicisi (seyirci); radyo dinleyicisi; internet ve cep telefonu kullanıcısı kavramlarının tamamı izlerkitle ya da izleyici olarak tanımlanabilir. Kitle iletişim araçları ile izleyici arasındaki ilişkileri ele alan ve kitle iletişim araçlarının çıktılarını analiz eden araştırmalar ise izleyici araştırmaları olarak nitelendirilmektedir (Bayram, 2007:26). İzleyici, kitle iletişim araştırmalarının en başından beri önemli bir olgu olarak değerlendirilmiştir. Ancak ilk dönem araştırmalarında izleyici, farklılaştırılmamış bir kitle, ikna etme ve enformasyon için pasif bir hedef veya kitle iletişim araçlarının

55 38 çıktılarının pazarı olarak algılanmıştır. Kitle iletişim araçlarının etkileri üzerine kafa yoran araştırmacılar, II. Dünya Savaşı nı takip eden yıllarda gerçek izleyicilerin gerçek toplumsal gruplardan meydana geldiğini ve izleyicilerin etkilerin iletildiği kişilerarası ilişki ağları aracılığıyla tanımlandığını farketmişlerdir. İnsana, birey olarak yeniden önem verilmeye başlanması, iletişim bilimlerindeki kuram ve yaklaşımların da yeni bir rotaya girmesine zemin hazırlamıştır. Bu yeni rota içinde yapılan çalışmalarda izleyicilerin kitle iletişim gönderilerine seçici izleme yöntemiyle tercih yaptıkları noktasında birçok kanıt birikmiştir. Bu kanıtlar, izleyicilerin kitle iletişim kanallarını ve içeriği seçerken kendi beğenilerine, düşünce ve enformasyon gereksinimlerine uygun olarak seçimde bulunma eğiliminde olduklarını göstermiştir (McQuail ve Windahl, 1997:153; Güngör, 2011a: 40). Özellikle 1970 li yılardan sonra gerçekleştirilen izleyici odaklı kitle iletişim araştırmalarında, dilbilim, göstergebilim, kodlama, kodaçımlama, okuma gibi yöntemlerle izleyicinin bir mesajı anlamlandırma yeteneği ortaya çıkartılmıştır. Aslında izleyici odaklı bu araştırmaların artarak ilgi görmesinin temelinde kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı yatmaktadır. Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımında, izleyicinin kitle iletişim çıktılarını hangi gereksinimlerle tükettiği açıklanmaya çalışılmaktadır. Benzer şekilde izleyici odaklı diğer araştırmalarda da izleyicinin bir mesajı nasıl okuduğu, muhakeme ettiği ve anlamlandırdığı açıklanmaktadır. Dolayısıyla burada ortaya konulmak istenen fikir, izleyicinin her verileni sünger gibi emen pasif alıcılar olmadığı, aksine mesajları kendine uygun bir şekilde yorumladığıdır (Uzun ve Tekinalp, 2004: ). Aktif izleyici tezinde, izleyicilerin kendi ihtiyaçları doğrultusunda iletişim araçlarını ve içeriklerini seçtikleri ve kendi etkilerini kendilerinin aradığı görüşü savunulmaktadır. Buna göre izleyiciler çevrelerine etkide bulunan aktif özneler olarak kabul edilmektedir. Özne konumunda değerlendirilen bireyler, etkinlikleri seçme yolları arasından amaçlarına uygun tercihler yapma gücüne sahiptirler. Dolayısıyla bu teze göre kişi kendi enformasyonunun yaratıcısıdır. Enformasyon burada kişinin zaman ve mekânda hareket ederken yaşamdan çıkardığı anlam olarak nitelendirilirken, kitle iletişim araçları da dünyanın seyredildiği mercekler olarak

56 39 görülmektedir. Bu merceklerle kişiler, dünyanın kendilerine özgü anlamlarını oluşturmaktadırlar (Uzun, 2013:86). Öte yandan bilimsel bakış açısıyla ortaya konan izleyici araştırmalarından bazıları, izleyici kitlesinin büyüklüğü ve izleyicilerin kimlerden meydana geldiğine odaklanırken, bazıları ise okuyucu, dinleyici, izleyici ve kullanıcıların kitle iletişim araçlarına, programlara ilişkin tercihleri, dürtüleri ve nihayet kitle iletişim araçları çıktılarına izler kitlenin tepkisi gibi konular üzerinde durmaktadır. Kitle iletişim kurumu tarafından yapılan ya da yaptırılan tecimsel araştırmalar ise genellikle izleyicilerin ilgisini çekme ve reklam kârının arttırılması gereksiniminden kaynaklanmaktadır (Yumlu, 1994:62). Bununla birlikte kuramsal izleyici araştırması mikro ve makro düzeyde çalışmaktadır. Mikro düzey araştırmalar, içeriden dışarıya bakarak, tek bir izleyicinin görüşünü/bakış açısını anlamaya çalışmaktadır. Bu kapsamda medya seçimini belirleyen motivasyonlar, dikkat çekici unsurlar, gündelik yaşamda medyanın kullanımı, kullanımdan kaynaklanan anlamlar ve zevkler nelerdir, tüketici ve medya ilişkisi ne boyuttadır gibi konular üzerinde durulmaktadır. Makro düzey araştırmalar ise, izleyicilere dışarıdan bakarak ortak davranışları kümelendirmeye çalışmaktadır (Türkoğlu, 2010:20-21). Sonuç olarak, bireysel motivasyonlar bağlamında medya kullanımı üzerine odaklanan birçok teori, medyanın izleyicinin yaşam deneyimleri üzerinden şekillenmiş bazı doyumları izleyiciye sunmakta olduğunu ortaya koymaktadır (McQuail, 1987:304). Bu teoriler içerisinde de izleyici ve tüketicileri pasif konumdan çıkararak onlara belli bir düzeyde aktiflik atfeden kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla bu noktadan sonra, araştırmamızın kuramsal temelini oluşturan kullanımlar ve doyumlar yaklaşımına biraz daha yakından bakılacaktır.

57 KULLANIMLAR VE DOYUMLAR YAKLAŞIMI Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımının Temelleri Etki araştırmalarının birçoğunun başarısızlığı toplumbilimcileri, sorulan sorularla ilgili hayal kırıklığına uğratmış ve yeni çerçeveler içinde yeni sorular arayışına yöneltmiştir. Böylelikle medyaya işlevsel yaklaşım olarak da nitelendirilen kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Bu artık medyanın insanlara ne yaptığı sorusunu değil, insanların medyayla ne yaptığı sorusunu soran yeni bir paradigmaya geçişin simgesi olmuştur (Lewis, 2005: ; Wright, 1986:25; Bryant ve Miron, 2004:686; Lull, 2001:127). Dolayısıyla etki araştırmaları olarak adlandırılan ilk kitle iletişim araştırmalarında, bireyin pasif konumu medyanın insanlara ne yaptığı sorusunda kendini gösterirken; bireyin bu pasif konumundan sıyrılarak ona etkinlik kazandıran anlayış ise insanların medyayla ne yaptığı sorusunda ifadesini bulmaktadır (Gülnar ve Balcı, 2011:27). 1940'lı yılların başından itibaren kitle iletişim alanında yapılan araştırmalarda, medya takipçileri olarak nitelenen hedef kitle üzerinde yoğunlaşılmaya başlandığı görülmüştür. Özellikle Lazarsfeld'in 1940'lardan sonra yaptığı çalışmalar, bireylerin medyanın pasif tüketicisi olduğu yönündeki görüşlerin yeniden değerlendirilmesine neden olmuştur. Buna bağlı olarak bireylerin medyayı neden ve nasıl kullandıkları konusunda birbiri ardına araştırmalar yapılmaya başlanmıştır (Işık, 2002:56). Bu yeni arayış içinde ortaya çıkan kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, ilk önce Elihu Katz (1959) tarafından yazılan bir makalede açıklanmıştır. Bu çalışmada Katz, Bernard Berelson (1959) tarafından ileri sürülen "iletişim araştırmaları alanı ölmüş gözüküyor" düşüncesine tepki göstermiştir. Katz, asıl ölmekte olan alanın kitle iletişimini ikna olarak gören yaklaşımlar olduğunu ileri sürerek, o zamana kadar yapılmış birçok iletişim araştırmasının ve ikna edici kampanyanın izler kitle üzerindeki etkilerini "medya insanlara ne yapıyor?" sorunsalıyla incelediklerine dikkat çekmiştir. Katz, ortaya konan araştırmaların birçoğunun kitle iletişiminin insanları ikna etmekte çok az etkisi olduğunu gösterdiğini ve bu yüzden araştırmacıların daha fazla etkiye sahip olan grup etkileri gibi değişkenlere

58 41 döndüğünü ileri sürmüştür. Dolayısıyla Katz, iletişim alanının bu çıkmazdan insanlar medya ile ne yapıyor?" sorunsalına yönelerek kurtarılabileceğini iddia etmiştir (Severin ve Tankard, 1994: ). Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımına yönelik öncü araştırmaların esasen iletişime yönelik ilk ampirik araştırmalara kadar dayandırılabileceğini ifade eden Katz vd. (1973: ), söz konusu araştırmaları şu şekilde sıralamıştır: Herzog (1942), soup opera dinlemeye yönelik doyumları üzerine çalışması, Suchman (1942), radyoda müzik dinleme motivasyonları, Wolfe ve Fiske (1949), çocukların gelişiminde mizahın önemine yönelik çalışması, Berelson (1949), gazete okuma alışkanlıklarına yönelik çalışması. Sözü edilen bu araştırmaların sonuçlarına bakıldığında bir takım fonksiyonların teorize edildiği görülmektedir: Gündelik yaşamda kullanmak için bilgi ve tavsiye elde etmek, Günlük yaşamın biçimsel unsurlarını ortaya çıkarmak, Kişinin sosyalleşme ve kültürleşme sürecine katkı sağlamak, Kişinin sosyal yaşamda kabul görmesini sağlamak. Sıralanan bu erken dönem araştırmalarının kuramsal bakış açıları, 1970 lerin başında bazı araştırmacılar tarafından yeniden gözden geçirilmiş ve değerlendirilmiştir. Bunlardan iki temel gelişme kullanımlar ve doyumlar yaklaşımının doğmasına zemin hazırlamıştır. Birincisi, katılımcı insanların medyanın ürettiği doyumlar tipolojisinin oluşumuna yol açan kavramsal kategorilerin içinde gruplandırılan kitle iletişim araçları ile birlikte üretime katılmaları yönündeki gözlemlerdir. İkincisi ise insanların, kitle iletişim araçlarını, insansı gereksinimlerini doyurmak için nasıl kullandıklarını bulgulamak üzerine başlatılan girişimlerdir (Lull, 2001:129).

59 42 Şekil-1: Rosengren'in Kullanımlar ve Doyumlar Modeli Bu girişimler içinde Karl Eric Rosengren in kullanımlar ve doyumlar yaklaşımının temel düşüncesini ortaya koyduğu modeli çok önemli bir yere sahiptir. Rosengren'in geliştirdiği model, bireyin gereksinimleri ile başlar. Gereksinimlerin eyleme dönüşebilmesi için sorun olarak algılanması, ayrıca bu soruna yönelik çözümlerin neler olabileceğinin de algılanması gerektiği modelde belirtilir. Burada üzerinde durulan bir diğer önemli faktör, gereksinimlerin yaşama geçirilmesinde toplumsal yapı özellikleri ile bireysel niteliklerin biçimlendirici rolüdür. Sorunların algılanması ve olası çözümler daha sonra kitle iletişim araçlarını ve diğer davranış biçimlerini kullanmak üzere dürtülere yol açar. Sonuçta, başlangıçta var olan gereksinimler tatmin edilerek birey doyuma ulaşır (McQuail ve Windahl den aktaran Yumlu, 1994:106). Öte yandan kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı eksenli izleyici araştırmaları, 1970 lerin başlarında sadece ABD de değil; İngiltere, İsveç, Finlandiya, Japonya ve İsrail gibi ülkelerde de canlanmaya başlamıştır. Bahse konu dönemde gerçekleştirilen araştırmaların çıkış noktaları farklı olsa da her biri alana yönelik saha araştırmalarının sistematik bir hale dönüşmesi için çaba harcamışlardır. Birlikte ele alındığında ilk dönem çalışmaları alana örtük olarak işlevsel katkılar sağlamışlardır. Bu çalışmalar ihtiyaçların sosyal ve psikolojik kökenleriyle birlikte dolaylı olarak da kitle medyasının beklentilerine de aracılık etmiştir (Katz vd., 1973:510).

60 Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımının Genel Özellikleri Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, genel olarak medya izleyicisinin tercih, algı ve tutumları üzerine odaklanmaktadır. İzleyici, sunulan medya içerikleri arasında bilinçli ve motivasyon temelli bir tercihte bulunmaktadır. Bireyin merkeze alındığı bu yaklaşımda medya deneyiminin anlamının asıl kaynağı kişisel motivasyonlardan elde edilebilmektedir. Bu sözü edilen süreç, interaktif, medya içeriğiyle ilişkili, bireysel ihtiyaçları esas alan, alımlamayı içeren, değer yargılarını ve sosyal bağlamı önemseyen bir yapıyı işaret etmektedir (McQuail, 1987:318). Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımını benimseyen araştırmacılar, başlangıç noktası olarak temel bir psikolojik kavram olan gereksinim den hareket ederler. Bireylerin yaşamlarını devam ettirebilmek için karşılamaları gereken bazı gereksinimleri; yani ihtiyaçları vardır. Gündelik yaşamda herhangi bir gerginlik yaşanmaması için bu gereksinimlerin doyuma ulaştırılması gerekmektedir (Uzun, 2013:89). Dolayısıyla doyumlar, araç kullanma davranışından önce gelen gereksinim ya da güdüden çıkmaktadır. Bir başka deyişle kullanımlar, ihtiyaçlar ve motivasyonlardan elde edilirken; doyumlar ise beklentilerin karşılanmasıyla elde edilmektedir (Windahl vd., 1997:224). Benzer şekilde Erdoğan (2002:191) ın da ifade ettiği gibi kitle iletişim aracını kullanmanın "nedenleri", sorun olarak denenen toplumsal ve psikolojik koşullarda yatmaktadır. Bu noktada deney" kavramının önemli bir anlamı vardır. Bu kavramla sorunlar ve koşullar bireyleştirilir, sonuç olarak toplum yapısının sorumluluğu söz konusu olmaz. Doyumlar ise genellikle kullanılış nedenleri ile yakın ilişkidedir. İzler kitle, iletişim araçlarını belli gereksinimlerini gidermek için kullanırlar. Bu, belli doyumlar aradıklarının bir göstergesidir. Kullanımlar ve doyumlar eksenli araştırmaların birçoğu izleyici fonksiyonlarının sınıflandırıldığı bir kategori sistemini üretmiştir. Bu araştırmalar yan yana dizildiğinde, her araştırmacıya yol gösterecek karmaşık bir kategorizasyon ve kavramlar dizini ortaya çıkmaktadır. Kimi araştırmacılar içeriğe, kimi

61 44 araştırmacılar kültürel kodlara, kimileri de araca ve diğer etkenlere odaklandığı için yapılan araştırmalarda ciddi farklılıklar gün yüzüne çıkmıştır (Katz vd., 1997:165). Araştırmalardaki farklı unsurlara rağmen ortaya konan çalışmaların ortak özelliği ise insanın sosyal ve psikolojik ihtiyaçları olduğu ve bu ihtiyaçları doyurmak için medya içeriklerine yönelik arayışlarda bulundukları ön kabulünden hareket etmeleridir. İnsanlar belirli medya içeriklerini tüketerek ihtiyaçlarını giderebilirler. Örneğin belli bir televizyon programını izlemek izleyicinin eğlence ihtiyacını doyuma ulaştırırken; bilgiye ihtiyacı olduğunu düşünen izleyici kitap ya da makale okuyarak bu ihtiyacını doyuma ulaştırabilir (Yaylagül, 2006:62-63). Bir başka ifadeyle, kullanımlar ve doyumlar yaklaşımını benimsemiş araştırmacılar medyada haber iletmenin dışında, iletişim aracı ne olursa olsun (gazete, televizyon, radyo, vd.), kişilerin bunalımlarını giderebilecek bir değer bulmaktadırlar. Medyanın, toplumun yasakladığı deneyimleri medya ürünlerindeki kişiler aracılığıyla yaşayabilme fırsatını bulanlar için sağaltıcı bir işlev; eğlence için kullananlar için rahatlatıcı bir işlev; bir toplulukta pratik ve simgesel bağların güçlendirilmesine katkıda bulunduğu kişiler için bağ işlevi üstlenebileceğini vurgulamaktadırlar. Dolayısıyla kullanımlar ve doyumlar eksenli araştırmalar, medyayla ilişkide ortaya çıkan psikolojik durumları olduğu kadar, medya kullanımının karşılayacağı düşünülen gereksinimleri de belirlemeye çalışmaktadır (Bourse ve Yücel, 2012:91). Alana yönelik çalışan araştırmacıların her birinin, kitle iletişim araçlarından elde edilen doyumları farklı biçimde sınıflandırdığı ve farklı doyum kategorileri oluşturduğu ifade edilmişti. Bu bağlamda McQuail (1987: ), kullanımlar ve doyumlar eksenli yapılan çalışmaların ortaya koyduğu bulgular çerçevesinde medya kullanımından elde edilen bazı motivasyon ve memnuniyetleri şu şekilde özetlemektedir:

62 45 a. Enformasyon Yakın çevredeki, toplumdaki ve dünyadaki olaylarla ve koşullarla ilgili enformasyon bulmak, Pratik konularda bilgi ve tavsiye almak, Merak ve genel ilgiyi tatmin etmek, Öğrenme, kendi kendine eğitim, Bilgi sayesinde bir güvenlik duygusu kazanmak, b. Kişisel kimlik Kişisel değerlere destek bulmak, Davranış modelleri bulmak, Gündelik rutinlere bir temel oluşturmak, Kendine ilişkin içgörü kazanmak, Bireysel görüşlerine destek bulmak, c. Bütünleşme ve sosyal etkileşim Sosyal empati sayesinde başkalarının koşullarını deneyimlemek, Başkalarıyla özdeşim kurmak ve bir aidiyet duygusu kazanmak, Sosyal ilişkileri güçlendirmek, Gerçek yaşamdaki arkadaşlığın yerini tutacak bir şey bulmak, Sosyal rollerin yürütülmesine yardımcı olmak, Kişinin aileye, arkadaşlara ya da toplumla bağlantı kurmasını sağlamak, d. Eğlence Hayali bir dünyaya kaçışla gerçek sorunlardan uzaklaşmak, Rahatlamak, gevşemek, İçsel kültürel ya da estetik zevk almak, Zaman geçirmek, zaman öldürmek, Duygusal rahatlama/boşalma, Cinsel uyarılma. Harris (2004:32) e göre medya etkisinin ve doyumunun izleyicinin sahip olduğu deneyimlere göre değiştiği kabul edilmelidir. Eğlenme adına CNN de haber

63 46 izleyen ya da USA Today da haber okuyan sıradan bir kişi ile siyasi adaylığı söz konusu bir kişinin bu yayın organlarına yönelimi aynı düzeyde değildir. İnsanların medya kullanımının gerekçeleri sadece eğlenme ya da bilgilenme değildir, farklı gerekçelerle de kişiler kitle iletişim araçlarına yönelebilirler. Bireyler gerçek dünyanın sorunlarından fantazya alanına kaçış yaşamak adına; diğer insanların ne izlediklerini merak adına; sevmediğimiz bir programı bile yalnızlık hissetmemek adına; yolculukta zaman geçirmek adına; cinsel yalnızlıktan kurtulmak adına kitle iletişim araçlarını kullanmaktadırlar. Rubin (2002:527) ise kullanımlar ve doyumlar araştırmalarını genel bir özetleme yaparak altı grupta toplamaktadır. İlk gruptaki araştırmalar, iletişim motivasyonlarının sınıflandırılması üzerine odaklanmışlardır. İkinci grupta yer alan araştırmalar, özellikle yeni iletişim teknolojilerini merkeze alarak medyaya yönelik motivasyonları kıyas etmişlerdir. Üçüncü grupta yer alanlar, medya kullanımının psikolojik ve sosyolojik sonuçlarını ele alıp incelemişlerdir. Dördüncü gruptakiler, medyayı kullanan bir kişinin bu kullanımından memnuniyet üretip üretmediğine odaklanmışlardır. Beşinci grupta yer alan araştırmalarda da bireysel farklılıkların medya kullanımına, bundan elde edilen doyuma ve kazanılan deneyime etkisini ortaya koymuşlardır. Son grupta ise motivasyonları ölçmek için ortaya konan enstrümanların geçerliliğini ve güvenilirliğini araştırmışlardır. Fiske (2003:194) ye göre kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, her ne kadar kişisel gereksinimlerimizi ve isteklerimizi gidermek için toplumsal ilişkileri kullandığımızı öne süren yüz yüze iletişim kuramlarıyla son derece uyumluysa da kitle iletişim sürecini açıklamak için geliştirilmiş bir kuramdır. Bu iletişim modeli izleyicinin en azından gönderici kadar etkin olduğunu varsaymaktadır. Aynı zamanda iletinin göndericinin niyet ettiği şey değil izleyicinin verdiği anlam olduğunu ima etmesiyle göstergebilimsel yöntemle bazı benzerlikler göstermektedir. Öte yandan Lundberg ve Hulten (1968), yaklaşıma yönelik 5 başlıktan oluşan genel bir model tasarımı ortaya koymaya çalışmışlardır. Buna göre;

64 47 1. Kuramla birlikte klasikleşmiş aktif izleyici tezi, konuyu tüm yönleriyle açıklamaktan uzak, kısmen eksik bir yaklaşımdır. Oysaki Bogart ın tezine göre izleyici psikolojik motivasyonlar ve bireysel ihtiyaçlardan öte kitle iletişim araçlarını kullanırken gündelik koşullardan, geçmişteki deneyimlerden ve izleyicinin içeriğe yönelik kesin beklentilerinden etkilenmektedir. 2. Medya tercihi ve doyumların karşılanması, kitle iletişim sürecinde izleyici odaklı bir biçimde yapılandırılmaktadır. Söz konusu bu durum ise medyanın tutumlar ve davranışlar üzerindeki doğrusal etkisinin kavramsallaştırılmasında güçlü bir sınırlandırma getirmektedir. Schramm, Lyle ve Parker da etki kavramının çok doğru anlaşılmadığını ileri sürmektedirler: Örneğin, televizyon gerçekte çocuklara reel dünyanın koşullarından öte bir etkiye sahip değildir. Bu süreçte çocuklar, televizyonu; televizyonun kendilerini kullandıklarından daha çok kullanmaktadırlar. 3. Medya, diğer ihtiyaç karşılayan unsurlarla rekabet halinde değerlendirilmektedir. İnsanın çok geniş bir ihtiyaçlar skalasına sahip olması, beraberinde kitle iletişimin de bu ihtiyaçları karşılamak adına geniş bir içerik yapısına sahip olduğu aşikârdır. Bundan dolayı medyanın ihtiyaçları karşılamadaki bilinen rolü, ihtiyaçların karşılanmasındaki geleneksel ya da daha eski yöntemleri de hesaba katarak ele alınmalıdır. 4. Teorik olarak ele alındığında izleyiciler, bireysel olarak kendi ihtiyaçlarını kitle iletişim sürecine katılarak ortaya çıkartabilmektedir. Kitle iletişimin neden kullanıldığına yönelik bilginin kökeni, izleyicinin kendi kullanım alışkanlıkları arasında saklıdır. 5. Kitle iletişimin kültürel önemine yönelik değer yargıları zaten izleyicinin kitle iletişim sürecine oryantasyonuyla ortaya koyulabilmektedir (Katz vd., 1997: ). Sonuç olarak söylenebilir ki; etki araştırmaları içerisinde kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı önemli bir gündem oluşturmuştur. Bu yaklaşımın kuramsal açmazları, zamanla ele alınmış ve çözülmeye çalışılmıştır. Ayrıca izleyici merkezli olan kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı ve medya merkezli olan yaklaşımları birleştirmeye yönelik bilimsel girişimler de yapılmıştır. Belirgin bir şekilde

65 48 McCombs ve Weaver gündem kurma modeli ve kullanımlar/doyumlar yaklaşımı arasında bir sinerji oluşturarak izleyici merkezli ve medya merkezli yaklaşımları tek bir çatı altında toplamaya gayret etmişlerdir. Benzer şekilde Jensen ve Rosengren de etki geleneği içerisindeki farklı yaklaşımları izleyici merkezli bir anlayışla birleştirme çabası içerisine girmişlerdir. Etki araştırmaları, kullanımlar ve doyumlar, kültürel çalışmalar, alımlama analizi gibi yaklaşımlar birbiri içine geçerek kompleks bir hal almıştır. Bu noktada Jensen ve Rosengren, genel olarak iletişim araştırmalarında kültürlerüstü ve çoğulcu bir yöntemsel bakış açısının benimsenmesini önermiştir (Newbold, 1997:122). Bununla birlikte kullanımlar ve doyumlar yaklaşımının alan içerisinde başat niteliğini korurken aynı zamanda kuramsal sorunlar yaşaması, 1980 lerin sonlarına doğru daha gelişmiş kullanımlar ve bağımlılık modeli nin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Rubin ve Windahl (1986) kullanım ve doyumları, yapısal koşulları da ekleyerek geliştirmek için bağımlılık modeliyle birlikte kullanmışlar ve bağımlılık modelini bu temelde geliştirmişlerdir. Kısaca değinilecek olursa bağımlılık modeli, kitle iletişimini toplumsal sisteme bağlayarak incelemeyi esas alır. Bu modele göre çağdaş toplumlar gelişip karmaşıklaştıkça, halk toplumsal örgütlerle ilişkilerinde kitle iletişimine daha çok dayanmaya başlar. Burada iletişim araçlarının etkisi toplumsal sistem, iletişim sistemi ve izleyici arasındaki ilişkilere dayanır. Dolayısıyla bu sentez yaklaşımla, kullanımlar ve doyumların bireysel mikro perspektifi, bağımlılığın toplumda çalışan iletişim araçları makro perspektifine bağlanmıştır (Erdoğan ve Alemdar, 2002: ) Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımına Getirilen Eleştiriler Kullanımlar ve doyumlar araştırmalarının kuramsal ve yöntemsel anlamda önemli birtakım sorunlarla karşı karşıya kaldığı gözlemlenmektedir. Bilindiği üzere bu yaklaşım, bireylerin iletişim sürecinde aktif olduğu ve seçici davrandığı varsayımına dayanmaktadır. Ancak program üretim ve planlamasının yanı sıra, içeriğin oluşturulması aşamalarında bireylerin rol oynayamaması veya bunun sınırlı olması eleştirilerin odak noktasını oluşturmuştur. Benzer şekilde iletişim araçlarının

66 49 mülkiyetini elinde bulunduran ve araçları kontrol edenlerin üretim ve dağıtım tekelini de elinde tutmasının, egemen söylemin devamını sağladığı da ileri sürülmüştür (Işık, 2002:61). Ortak bir modeli ya da amacı ortaya koyamaması yönüyle eksik bulunan yaklaşımın ortaya koyduğu tezlere yönelik eleştiriler içerisinde öncelikle Katz vd., (1973:509) nin ilk dönem araştırmalarına yönelik eksiklikleri dile getirdiği düşünceleri önemlidir: İlk dönem çalışmalarının temelinde benzer metodolojik yaklaşımlar kullanarak kişilerin medyanın fonksiyonları hakkındaki görüşlerini açık/kapalı sormacalar sayesinde analiz etmek yer alır. İkinci olarak bu erken dönem çalışmalarda, nüfusun demografik dağılımı genellikle dikkate alınmayarak kategorize edilmiş ifadeler üzerinden doyumları gruplara ayırmak için ortak niceliksel yaklaşımlar kullanılmıştır. Üçüncü olarak bu çalışmalar, belirlenmiş olan doyumlarla ihtiyaçların psikolojik ve sosyolojik kökenleri arasındaki bağlantıları göz ardı etmişlerdir. Dördüncü olarak bu çalışmalar; medyanın çok yönlü fonksiyonları arasındaki ilişkiler ağındaki medya doyumlarının gizli yapısını kavramsal ve niceliksel bağlamda ortaya çıkarma konusunda başarısız olmuşlardır. Bu sıralananlardan hareketle söz konusu ilk dönem araştırmalar, medya doyumlarının teorik olarak formüle edilebilmesi için gerekli olan detaylı tanımları sağlamakta yetersiz olmuşlardır. Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımınca ortaya konan bulguların geleneksel etki araştırmalarındaki gibi sayısal verilere indirgendiğini söyleyen Lull (2001:128) ise, insanların medya kullanımına ilişkin sürecin çok karmaşık olması nedeniyle gerçekleştirilen ampirik araştırmaların da çok yeterli olmadığını öne sürmektedir: İnsanların, gereksinimlerini karşılamak için medyayı nasıl kullandıkları karmaşık ve belirsiz bilişsel ve davranışsal bir süreç olup, sağlıklı ampirik çözümlemelere pek de uygun gelmemektedir. Dahası kullanımlar ve doyumlara ilişkin araştırmalar da önceki etki araştırmaları gibi izleyici etkinliklerini, davranışçı terimlerle kuramsallaştırma yönelimi içindedirler. Psikoloji ve sosyolojiden kaynaklanan kuram ve metodlar üzerine nicel olarak temellendirilerek yapılan uyumlandırma ile sonuçta, bu araştırmacılar ayrıca izleyicileri, aslında kavanozdaki bir labirent ya

67 50 da fasulyeler içindeki fareler gibi görmekteler. Böylece insanal duygu, bilinç ve davranışlar bir kez daha sayısal verilere indirgenmiş olmakta. Öte yandan Yaylagül (2006:63-64), kullanımlar ve doyumlar kuramında izleyicinin özne konumda değerlendirilmesinin aslında bir yanılsama olduğunu ve izleyiciye yönelik araştırmaların farklı bağlamları ele almadığı için yetersiz kaldığını ifade etmektedir: İnsanlar toplum halinde yaşamakta ve çok çeşitli iletişim etkinliklerine girmektedirler. Kitle iletişim araçları ile yayılan mesajları tüketmek özgür bir biçimde ve sonsuz bir seçenek içerisinde değil, izleyicilere medya kurumları tarafından ne sunuluyorsa onu tüketmek şeklinde gerçekleşir. Ayrıca bu yaklaşım izleyicileri birbirlerinden ayrı ve atomize varlıklar olarak değerlendirmiş ve kitle iletişim araçları ile yayılan mesajların nasıl ortak anlamlar oluşturduğu ve ideolojiye dönüştüğü sorusunu cevapsız bırakmaktadır. Çünkü izleyiciler her zaman belli toplumsal grupların ve sınıfların üyeleridirler ve medyadan aldıkları mesajları hiçbir zaman kendi başlarına çözümlemezler. Her birey belli bir toplumsal yapı içerisinde bir pozisyonda bulunur. İzleyiciler medyadan aldıkları mesajları üyesi oldukları grupların diğer üyeleri ile paylaştıkları ortak kültürel kodlar çerçevesinde anlamlandırır. Son olarak Erdoğan (2002:195) da yaklaşımın ortaya koyduğu analizlerin toplumsal faktörleri içermediğini ifade ederek aktif izleyici savının izleyici gruplarından daha çok kitle iletişim araçlarını denetleyen ve yürütenlerin çıkarına hizmet ettiğini öne sürmektedir: Gereksinimler, güdüler, amaçlar ve doyumlar, kuramsal ve yöntemsel bakımdan yeterince açıklanmamıştır. Kuramsal nedenselliğe göre, gereksinimleri doyuma ulaştıran her şeyin bir fonksiyonu vardır. İletişim araçları kişiler için fonksiyonu olan bu şeylerden biridir. Konuya böyle yaklaştığımızda, doğal olarak, sistemin kötü fonksiyonundan ya da görevini yapamamasından söz edemeyiz, çünkü sistem kişilere sayısız olanaklar (çeşitli programlar, kitaplar, gazeteler, dergiler, her kalitede ürünler) açısından seçme olanağı verir. Eğer kişi bal yeme yerine zehir içmeyi seçerse, bunun için zehri üreten ve satanları suçlayamayız. Yaklaşım toplumda normal fonksiyon üstlenmeyen ya da kötü fonksiyon yapan kişisel sistemler üzerinde durur. Kısaca, yaklaşım

68 51 iletişim sistemi ve bireysel sistem arasındaki çıkar ve güç farkları görmezlikten gelir Kullanımlar ve Doyumlar Açısından Yeni Medya Kullanımlar ve doyumlar kuramına ilişkin analizlerin ağırlıklı olarak 60'larda ve 70'lerde yapıldığı, dolayısıyla ilk dönem araştırmalarının bugünkü durumu tam olarak yansıtmadığı görülmektedir (Güngör, 2011b:110). Bu nedenle 1990 lı yıllardan itibaren kullanımlar ve doyumlar bakış açısıyla yeni medyanın izleyiciler üzerindeki etkisini keşfetmek için bir dizi araştırmalar yapılmaktadır. Günümüzde giderek gündelik yaşamın her alanında yaygın kullanım pratikleri bulan, gündelik yaşam biçimlerini dönüştüren ve toplumsal yaşamın birtakım gerekleri nedeniyle kullanım yoğunluğu giderek artan tüm dijital teknolojiler yeni medya başlığı altında değerlendirilmektedir (Binark, 2007:21). Bu çerçevede yeni medya olarak değerlendirilen özellikle internet ve sosyal medya ortamının sunduğu görüntülü ve sesli iletişim olanakları ile bugün insanlar gereksinimlerini geleneksel medyadan çok daha etkin biçimde karşılayabilmektedirler. Hatta birtakım gereksinimler medya dolayımlı olmakla birlikte kurmacayla gerçekliğin bir arada olmasına da imkân vermektedir. İnternet ortamında insanlar karşılıklı yazışmakta, konuşmakta, sohbet grupları kurarak sosyal bir ortama aktif biçimde katılım gerçekleştirebilmektedirler (Güngör; 2011b:110). Dolayısıyla geleneksel medyada bireyler pasif (edilgen) bir durumda iken yeni medya ile aktif (etken) bir duruma gelmektedir. Bu sayede, kaynaktan alıcıya gönderilen bilgi akışı çift taraflı bir boyut kazanmakta ve alıcı da kaynak durumuna geçerek bilgi akış sürecinde aktif bir konuma gelmektedir (Aydoğan, 2013:218). Ayrıca yeni medya ortamı insanlara heyecanlarını tatmin etme olanağı da tanımaktadır. İnternet ortamında ulaşılan çeşitli oyunlara etkin katılım, video oyunları, atarilerle insanlar bugün artık sanal ortamda etkin katılımlı olmak üzere kendileri için oldukça heyecan verici kurmaca ortamlar oluşturabilmektedirler. Atari

69 52 salonlarının dolup taştığı günümüzde özellikle genç insanların bu yönde ne denli yoğun eğilimler sergiledikleri gözlenmektedir (Güngör, 2011b:110). İşte yeni medyanın hayatımızı kuşatıcı bu özellikleri düşünüldüğünde, özellikle internet ve sosyal medyanın ortaya çıkması kullanımlar ve doyumlar araştırmalarında önemli bir dönüm noktası olmuştur. İnternetin geleneksel iletişim araçlarından farklı olarak etkileşime olanak vermesi nedeniyle izleyicinin aktifliğini temel kavram olarak alan kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, bu aracın incelenmesinde en etkili kavramsal temellerden biri olarak kullanılmaya başlanmıştır. Birçok araştırmacı insanların interneti neden kullandıklarını, bu kullanımdan elde ettikleri doyumların neler olduğunu, internet kullanıcılarının psikolojik ve davranışsal eğilimlerini ortaya koymaya çalışmıştır. Araştırmacılar, ayrıca yeni medya konusundaki araştırmalar ile geleneksel medya araştırmalarının sonuçlarını karşılaştırarak da aradaki farkı anlamaya çalışmışlardır (Uzun, 2013:95). İnternetle benzer biçimde cep telefonlarının hayatımıza girmesi de iletişim araştırmalarında, özellikle kullanımlar ve doyumlar çalışmalarında önemli bir yer oluşturmaya başlamıştır. Cep telefonunun gerek kullanıcı sayısı, gerekse teknolojik alt yapısının günden güne artmasıyla bireysel ve toplumsal iletişimdeki dönüştürücü etkisi merak uyandırmıştır. Dolayısıyla yakın dönemde gerçekleştirilen çalışmalarda, hem bireysel hem de kitlesel bir iletişim aracı olarak değerlendirilen cep telefonlarının kullanım motivasyonları ve bunlardan sağlanan doyumlar değişik sınıflandırmalarla ortaya konulmuştur. Özetle yeni iletişim teknolojilerinin farklı kulvarlarında gerçekleştirilen kullanımlar ve doyumlar perspektifli araştırmalarda, son dönemde yeni medya ile ilgili olarak özellikle şu konularda çalışmalar yapılmaktadır: YouTube u izleme motivasyonları, Kullanıcı kaynaklı (user-generated) medyanın sağladığı doyumlar, Sosyal medyanın (Facebook, Twitter, İnstagram, vd.) kullanımları ve doyumları, E-posta, cep telefonları ve anında mesajlarla (SMS) ilgili doyumlar (Uzun, 2013:95).

70 53 İKİNCİ BÖLÜM YENİ İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ VE CEP TELEFONLARI 2.1. TEKNOLOJİ KAVRAMI Üretim sürecinde yer alan her türlü alet, araç-gereç ve makineler ile bunların mal ve hizmet üretiminde istihdam edilmesiyle ilgili bilgiler bütünü olarak ifade edilen teknoloji kavramı, belli bir kullanım değeri üretebilmek için gerekli olan tüm yöntem ve teknikler anlamına gelmektedir (Demir ve Acar, 1997:275). Sözcük, Antik Yunanca dan gelen tekhne kelimesine, karşılığı bilgi olan logos son ekinin eklenmesiyle oluşmuştur. Antik Yunanca da zanaat, beceri gibi anlamlarda kullanılan tekhne kelimesi, daha sonra Hint-Avrupa dillerinde yapmak, elde etmek, üretme becerisi anlamını kazanmıştır. Bu nedenle teknik, bir şeyi yapmanın, üretmenin ya da elde etmenin bilgisi, becerisi anlamına gelmektedir. Teknik kelimesi ile teknoloji kelimesi çoğu zaman eş anlamlıymış gibi kullanılmaktadır. Teknik ile teknoloji arasındaki fark, söz konusu yapma, üretme bilgisinin toplumsallaşması noktasındadır. Teknolojiden bahsederken, herhangi bir şeyi elde etmenin, üretmenin bilgisinin toplumsal bir bağlamda oluştuğu ve kullanıldığı vurgulanmaktadır. Bu nedenle söz konusu bilginin, dolayısıyla da teknolojinin üretimi, transferi, mülkiyeti gibi toplumsal düzeyde varlık bulan bir takım olgular söz konusudur (Atabek, 2001:17-18). Tekniğin sonucu olarak elde edilen birikim, toplumsal süreçlerle uygulamalı birimlerin beraber kullanılması ve tekniğin bilimle hareket etmesi, üretim başta olmak üzere tüm toplumsal süreçleri etkilemiştir (Ayhan, 2007:295). Dolayısıyla tarihsel süreç içerisinde toplumsal yapıyı değiştiren en önemli dinamiklerden biri olarak karşımıza çıkan teknoloji olgusu, insanın doğayı denetim altına alma mücadelesinde insan ile doğanın bir etkileşimi olarak değerlendirilmektedir. Teknoloji, insanı, öteki canlılardan ayıran ve doğaya uyumunu sağlayan bir öğedir. Günümüzdeki gelişmeleri de göz önüne alan bir teknoloji tanımı şöyle verilebilir:

71 54 "Teknoloji, uygulamalı amaçların gerçekleştirilmesi için örgütlenen bilgidir". Bu tanım her türlü araç gereç ve makineleri olduğu kadar, dilleri ve matematik teknikler gibi zihinsel bilgileri de kapsamaktadır (Özçağlayan, 1998:16). Teknolojik gelişme ile doğaya egemen olma savaşı veren insanoğlu, sürekli yeni teknolojiler keşfetme ve üretme uğraşı içindedir. Bu nedenle ülkelerin ekonomik gelişme veya kalkınması, bir yönüyle yeni teknolojileri bulma, geliştirme, üretme, uygulama ve sosyo-kültürel boyutları ile bunlara uyum gösterme süreçleri anlamına gelmektedir (Özçağlayan, 1998:17). Bu bağlamda değerlendirildiğinde teknolojiler, toplumsal üretim süreçleriyle yakından ilişkilidirler. Bu ilişki, hem teknolojilerin mal ve hizmet üretimindeki en üst düzeydeki rolü, hem de teknolojinin kendisinin üretiminin karmaşık yapısı nedenleriyle dikkat çekicidir. Dolayısıyla teknolojileri üretimde kullananlar ve teknolojiyi üretenler açısından teknolojinin mülkiyeti konusu önem arz etmektedir. Bu nedenle, patent, fikri haklar gibi konular giderek ön plana çıkmakta ve modern toplumlar bu alanda birçok yasal düzenlemeye gitmektedirler. Teknolojik gelişmelerin giderek hız kazanması karşısında da yapılan düzenlemeler sürekli yenilenmek durumunda kalmaktadır (Atabek, 2001:19). Timisi (2003:39) ye göre teknolojiye, makine ve aletlerin heterojen bir toplamından çok bir toplumsal kurum olarak bakıldığında, bir toplumun teknolojisinin egemen eylem ve etkileşim tarzlarıyla örtüşecek biçimde yapılandığı söylenebilmektedir. Her ne kadar bu eylem ve etkileşim tarzları çoğunlukla teknolojik etkenler tarafından sürdürülüyor ve destekleniyorsa da öncelikle bir toplum içindeki iktidar ilişkilerinin ve dolayısıyla bu ilişkilerin dile getirildiği ekonomik etkenlerin tarihsel bir ürünüdür. Teknoloji yalnızca makineleriyle, bir toplumun kendi iktidar yapısını koruduğu ve desteklediği fiziksel araçları sağlamakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal bir kurum olarak tasarımıyla bu toplumsal yapıyı yansıtır. Bir toplumun teknolojisi, hiçbir zaman siyasal bakımdan tarafsız görülemez. Öte yandan siyasal bir unsur olarak teknoloji, aynı zamanda kamusal ya da özel mülkiyete konu olan önemli bir ekonomik değerdir. Bu değerin realize edildiği ve dönüştüğü işlem de teknoloji transferidir. Teknoloji transferi, yeni bir teknolojinin

72 55 kullanılmak üzere üretimi için bir bedelin ödenmesini içermektedir. Genellikle daha ucuz ve kaliteli bir üretim için yapılan bu transfer, söz konusu teknolojiyi üreten ile kullanan arasında bağımlılık ilişkisinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Uluslararası boyutta, azgelişmiş ülkelerin sürekli gelişmiş ülkelerin eski teknolojilerine mahkum olmaları gibi şikayetleriyle sıkça karşılaşılmaktadır. Makro ekonomik düzeyde, ülkelerin ekonomik kalkınmışlık düzeyleri ile teknolojik seviyeleri arasında dolaysız ve doğrusal bir ilişki olduğu kabul edilmektedir. Bu kabulün İkinci Dünya Savaşı ndan sonra giderek bir kalkınma ideolojisine dönüştüğü ve gelişmiş ülkeler tarafından az gelişmiş ülkeler için bir model önerisi olarak sunulduğu görülmüştür. Özellikle iletişim teknolojilerinin ekonomik kalkınma ile dolaysız ve doğrusal bir ilişki içinde olduğu görüşü akademik çevrelerde yaygınlık kazanmıştır (Atabek, 2001:22-23). Özetle, bilgi teknolojileri ve telekomünikasyon olanakları tüm dünya ülkelerini birbirleriyle eklemlemekte ve küreselleştirmektedir. Bu teknolojilerin sağladıkları olanaklar üzerinde, kapitalizmin küreselleştirici dinamikleri, merkez ülkeleri, bilgi sektörünün gelişmiş olması nedeniyle üretici, çevre ülkeleri de tüketici haline getirmektedir (Önür, 2002:134) İLETİŞİMDE TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜMLER Toplum kavramı, bir araya gelmiş çok sayıda insandan ya da onların toplamından çok daha fazlasını ifade eden bir bütünlüğe gönderme yapmaktadır. Bu bağlamda toplum, aralarında oldukça belirli ve devamlı ilişkilerin bulunduğu bireylerden oluşmaktadır. Nitekim topluma atfedilen biçimsel kategoriler de sonuçta insanlar arasındaki bu ilişkilerin biçiminden ve niteliğinden hareket edilerek oluşturulmuştur. Bu ilişkilerin biçimi ve niteliğini değerlendirirken dikkate almamız gereken temel unsurlardan birisi de bireyler arasındaki ilişkilerin değişen tarihseldönemsel koşullara bağlı olarak kurulmasını sağlayan iletişim araçlarıdır (Törenli, 2005:7).

73 56 Bu açıdan insanlık tarihi, toplumsal iletişim, yani sembolik içerik üretimi ve değişimi üzerine kuruludur. Matbaanın iletişim sürecinde merkezi bir konum edinmesinden bu yana toplumsal iletişim sürecinde içeriğin oluşturulması ve dolaşıma sokulması kurumsal bir yapıya bürünmüştür. Modern iletişim teknolojilerinin ortaya çıkmasına neden olan gelişmeler sonucunda, iletişimin nesnesi olan içerik ve enformasyon üretimi ölçek olarak genişlemiş, diğer hizmetler gibi pazarda karşılığı olan bir meta haline gelmiş, iletişimin teknolojik doğası modern dünyada sembolik üretim ve değişiminin doğasını değiştirmiştir. İletişim artık belirli araçlar dolayımıyla gerçekleştirilir hale gelmiştir (Timisi, 2003:9). Toplumsal dönüşüm süreci içinde teknolojik gelişmeler ve üretim tekniklerinde meydana gelen değişimlerden iletişim ilişkileri de yapısal olarak etkilenmiştir. Kitle iletişiminin gelişiminin öncesi ve sonrasında birtakım köklü toplumsal değişmelerin ortaya çıkması bu bakımdan önemlidir (Önür, 2002:64). Bu bağlamda geçmişten günümüze medyanın tarihi incelendiği zaman teknolojik gelişmelerin kitle iletişiminde sahip olduğu önem daha net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. İlkçağlardan bu yana sözden yazıya geçiş sonrasında kâğıt, matbaa, telefon, telgraf, radyo ve televizyondan sonra nihayet internet, uydu ve mobil telefon gibi birçok teknolojinin gelişmesiyle beraber dünyanın her tarafıyla iletişim kurmak ve bu iletişimi interaktif bir şekilde gerçekleştirmek mümkün hale gelmiştir (Yakın, 2006:7-8). Altı çizilmesi gereken bir diğer nokta ise teknolojiyle desteklenen kitle iletişim araçlarından hedef kitlelere gönderilen mesajların oldukça güçlü bir etkileme potansiyeline sahip olmasıdır. Teknolojik gelişmeler sonucunda, geride bıraktığımız yüzyıl içerisinde radyonun yanı sıra sinema ve televizyonun da kitle iletişim sürecine katılmasıyla birlikte kitle iletişim araçlarıyla aktarılan mesajların etkileme güçleri daha da önemsenmiş, çoğu zaman bu teknolojilere eleştirel kuramcılar tarafından kültürel hegemonya araçları yakıştırması yapılmıştır (Dursun, 2010:243). Öte taraftan, 1970 li yıllardan itibaren tüm dünyada iletişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler, kitle iletişim araçlarına yönelik tartışmalara yeni boyutlar

74 57 kazandırmıştır. Bilgisayar alt yapısıyla eş uyumlu yeni tür iletişim araçlarının gündelik yaşam içinde kullanılıyor hale gelmesi; enformasyonun toplanması, saklanması ve dolaşıma sokulmasında kitle iletişim araçlarının yarattığı alışkanlıkların değişmeye başladığı yolunda bir söylemi de beraberinde getirmiştir. Enformasyon devrimi, küreselleşme ya da küresel köy kavramları da bu süreçte oldukça sık kullanılan kavramlar haline gelmiştir. Ayrıca iletişim teknolojilerinde meydana gelen değişimler toplumda elde edilebilen enformasyon miktarını genişletmiş ve bununla birlikte toplumun bütününü değişime sokmaya başlamıştır. Bu araçların ortaya çıkması bir teknolojik devrim olarak yorumlanmış ve bu teknolojik devrimin toplumsal bir devrim yarattığı ileri sürülmüştür. Sözü edilen devrimin içeriği ise demokratikleşme, iletişim özgürlüğü, katılım ve ilerleme olarak tanımlanmaktadır (Timisi, 2003:9-10). Gelinen nokta itibarıyla sadece teknolojik araçlar değil, araçların içeriği ve gönderdiği iletiler de gelişen teknoloji ile değişime uğramıştır. Gelişim ve değişim toplumsal yapıları etkilemiş, iletişim biçimlerini de köklü bir değişime zorunlu kılmıştır. Sözün yükseldiği toplumsal yapılardan sözün düşüşüne ve okuryazarlığın yükselişinden tekrar düşüşüne kadarki süreçlere tekrar bakıldığında bugün internetle birlikte el yazısı tekniğinin gözden düştüğünü ve bunun yerine elektronik olarak üretilmiş sözün ön plana çıktığını ileri sürebiliriz. Bununla birlikte tekniğin yardımı ile haber, bilgi, görüntü ve ses taşıyan araçlar, toplumun vazgeçilmezi ve kurumların üzerine inşa edildiği bir omurga haline gelmiştir (Ayhan, 2007:294). Bunu biraz daha açmak gerekirse, teknolojiler biçimleri ya da doğaları ne olursa olsun (doğal dil, görsel dil, görsel-işitsel dil vb) anlam üretirler. Teknik düzenlenmeleriyle, getirdikleri kullanım çerçeveleriyle anlamın ve temsillerin oluşturulmasına katkıda bulunurlar. Toplumsal ilişkiler üzerinde de etkisiz oldukları söylenemez. Örneğin elektronik postadan çok kullanıcılı sanal dünyaya kadar, uzaktan erişim sağlayan teknik aygıtlar için de aynı durum geçerlidir. Cep telefonu ya da uzaktan erişim yollarıyla birlikte çalışabilmenin getirdiği bireysel ve toplumsal davranış değişikliklerini de bu çerçevede değerlendirmek gereklidir. Özel ve mesleki alanların dağılımının, aynı zamanda da toplumsal üretim bağıntılarının altüst

75 58 olduğunu anlayabiliriz. Günümüzde toplumsal ağ diye adlandırılan olgu da bu teknolojilerin kullanımıyla büyük ölçüde yeniden yapılandırılmaktadır (Bourse ve Yücel, 2012:110). Bu çerçevede iletişim teknolojileri, kendilerinden önceki iletişim biçimlerine eklemlenerek ve hızlı toplumsal değişimlerle birleşerek kitle iletişimi dediğimiz toplumsal iletişim modelinin dönüşümünü hızlandırmıştır. Kitle iletişimi eski yerel, zaman-uzam bağımlı olanın yitimi ve yerine yeni bir zaman ve uzam kavramının geçmesine neden olmuştur (Aydoğan ve Başaran, 2012:217). Bununla birlikte aslında yeni teknolojinin sonuçlarından biri artık neyin kitle iletişimi olup neyin olmadığını söylemenin kolay olmamasıdır. Kitle iletişimi ve diğer iletişim biçimleri arasındaki sınır artık çok açık değildir (Severin ve Tankard, 1994:12). Kısacası, iletişim sürecinde ve sürecin temel öğelerinde geçmişten günümüze yaşanan dönüşümde, teknolojinin büyük etkisinin olduğunu söylemek kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar teknolojiyle iletişim etkinlikleri yüz yüze olmaktan çok sanal bir biçime dönüşmüş olsa da; iletişim mevcut önemini yitirmemiş, aksine kat be kat artırmıştır. Gündelik yaşama dair her türlü olayda, olguda iletişime ilişkin temel yapılardan izler bulmak zor değildir. Bireyler arasında yaşanan ilişkiler, paylaşımlar, etkileşimler, değişimlerin her biri iletişim sonucunda olmaktadır. Dolayısıyla hayatımıza giren teknolojiyi ve teknolojinin ortaya koyduğu imkânları, bireyler arasındaki iletişimi ortadan kaldıran bir araç olarak değil, bu iletişime farklı bir boyut katan araçlar olarak değerlendirmekte yarar vardır (Dursun, 2010:240). Nitekim teknolojinin toplumsal hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu günümüzde, yeni iletişim teknolojileri ya da yeni medya olgusu farklı yönleriyle tartışmaların ana ekseninde yerini bulmaktadır YENİ İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ İletişim literatüründe yeni iletişim teknolojileri, yeni medyalar, bilişim, enformatik gibi değişik kavramlar kullanılmaktadır. Bu sistemlerin ortak özelliği varolan temel iletişim altyapısını kullanarak (telefon, kablo, uydular, bilgisayar

76 59 ağları) içeriğin kullanıcının istediği zaman ve mekânda almasına fırsat tanıması ve etkileşim sürecini geliştirmesidir (Geray, 1999:117). Bu bağlamda yeni medya, bir bölümü bilgisayarlara (bilgi-işlem) özgü işlemleri, bir bölümü ise iletişim araçlarına (haberleşme-telekomünikasyon ve yayıncılık) özgü yapıları barındıran iki yönlü "melez" bir medya şeklinde değerlendirilmektedir. Dolayısıyla yeni medya kavramı, iletişim araçlarının daha çok günümüze özgü olan türlerini nitelenlendirmek için kullanılmaktadır. Günümüzde geleneksel iletişim araçlarından ayrı duran sayısal televizyon, internet, GSM, WAP, GPRS, CD, VCD, DVD, etkileşimli CD, çift taraflı CD (bir yüzü CD, diğer yüzü DVD) ve benzeri yeni medya teknolojileri, kitle iletişim araçlarından nicel anlamda farklı bir teknolojiyle, yani sayısal teknolojiyle üretilmişlerdir. Dolayısıyla da yeni medya sayısal ağlara bağlanabilme, bu bağlantının, yani karşılıklı işleyen akışkan bir ağın sağladığı çoklu ortam özelliklerini kullanıcısına yeni hizmet seçenekleri olarak sunabilme olanağına sahiptir (Törenli, 2005:87). Üstelik günümüzdeki iletişim uygulamaları kitle iletişimine ya da "geleneksel" iletişime özgü yanları tümüyle ortadan kaldırabilmiş değildir; geleneksel iletişim araçlarıyla yeni medya iç içe geçmiş bir durumda olduğu için bir arada kullanılmaktadır. Bu bağlamda yeni medya 1970'Ier sonrasında özellikle bilgisayar ve bilgi-işlem alanında kaydedilen gelişmelerin iletişim alanına uyarlanmasıyla biçimlenmeye başlamıştır. Bu nedenle yeni medya, bilgi ve iletişim teknolojileri veya bilişim teknolojileri olarak da adlandırılmaktadır (Törenli, 2005:88). Bilgi ve iletişim teknolojileri, zaman, mekân ve coğrafi uzaklık faktörlerinin yarattığı sınırlılıkları ortadan kaldırmayı; ses, görüntü, hareketli görüntü ve veri biçimindeki tüm enformasyon aktarımlarını tek ve esnek bir ağ içinde bütünleştirmeyi mümkün kılacak bir biçimde geliştirilmiştir. Bu gelişmenin bir boyutunda sayısallaşma, uydu, fiber optik kablolar gibi gelişmelerin iletim kapasitelerini arttırması ve maliyetleri azaltması gibi niceliksel dönüşümler bulunmaktadır. Diğer boyutunda ise, telekomünikasyon ve bilişim teknolojilerinin yakınsaması sonucunda, "kitle iletişimiyle, noktadan noktaya iletişim hizmetlerinin

77 60 iç içe geçmesi" ile ortaya çıkan yeni iletişim teknolojileri, bir diğer ifadeyle nitel değişimler yer almaktadır. Bu değişimler sonucunda, yeni medya olarak adlandırılan yeni bir iletişim ortamı doğmuştur. Yeni medya ile daha önceden belirli bir teknoloji ve araç gerektiren medya içeriğinin formatına bağlı dağıtım süreçleri, yeni iletişim teknolojilerinin imkan verdiği ortak bir altyapı üzerinden medya içeriğinin formatından bağımsız bir biçimde dağıtılmaya başlanmıştır (Başaran, 2013:116). Törenli (2005:156) ye göre, yeni medya ortamında geri besleme (feedback), 'tepkide bulunabilme', etkileşim (interactivity), sözlü kültürün egemen olduğu dönemlerdeki gerçeklik duygusunu çok fazla yansıtamasa da gözün ve kulağın senkronize bir biçimde devrede olduğu bir durum söz konusudur. Dolayısıyla bu ortam ana içeriğin yanı sıra ses kaydı, çeşitli grafikler, tablolar, yazılı dokümanlar, hareketli görüntüler, başka web sitelerine ya da aynı site içerisinde farklı sayfalara bağlantıları "ek" (link) olarak içerdiğinden geleneksel kitle iletişim araçlarından farklı olarak zenginleştirilmiş bir içeriğe de sahiptir. Yeni medya aynı zamanda, bir tür başvuru kaynağı ya da araştırılacak olan konunun anahtar kavramlarla sorgulanabileceği, bir bilgi toplama, tercih bildirme (e-ticaret), kayıt olma ve seçim yapma (e-seçim) aracı ya da ortamı olarak da gösterilmektedir. Kitap, gazete veya dergi gibi geleneksel medyaya özgü başvuru kaynaklarının yerini internet üzerindeki arama motorları, veri tabanları, veri bankaları ya da tele-text, video-text, audio-text gibi sabit ya da cep telefonundan bilgi sorma-bilgi alma hizmetleri, kablolu veya etkileşimli televizyon gibi çok daha geniş içerikli yeni medya seçenekleri almıştır. Yeni iletişim teknolojileri yalnızca teknolojik bir değişimin göstergesi değildir. Aynı zamanda ekonomik, politik, kültürel, sosyal ve toplumsal etkileri de olan yeni iletişim teknolojilerinin endüstriyel anlamda yakınsaması, yeni iletişim teknolojileri ile ortaya çıkan yeni medya olgusu içerisinde bazı yakınlaşmaları, iç içe geçme durumunu da anlatmaktadır. Dijital teknolojinin ve iletişim araçlarının birbirinin üzerinden veri alışverişi yapabiliyor olması endüstriyel anlamda da sınırları bulanıklaştırmıştır (Uğurlu, 2013:11).

78 61 Dünya üzerinde kablo sistemlerinin yaygınlaşması, uydu sistemlerinin giderek artan bir şekilde kullanılmaya başlanması ve enformasyonun dijitalleşmesi iletişimin küreselleşmesini de beraberinde getirmiştir. 1980'lerden itibaren popüler bir araştırma alanı olarak ortaya çıkan küreselleşme süreci günümüzde artık bir tartışma konusu olmaktan çıkmış, yaşadığımız her anı belirleyen bir olgu haline gelmiştir. Küreselleşme sürecinin motoru sayılan yeni iletişim teknolojileri analogdan dijitale geçiş sürecinin tamamlanmasıyla 1990'lardan itibaren birçok yeni iletişim aracı ve olanağı ortaya çıkarmış, eski birçok aracı değiştirmiş ve medya içeriklerini dönüştürmüştür (Binatlı, 2011: 14). Yeni iletişim teknolojileri insanların hayatını kolaylaştıracak birçok yeniliği de beraberinde getirdiği söylenebilir. Sağladığı imkânlar açısından bakıldığında yeni iletişim teknolojilerinin öncelikle enformasyona ve mesaja ulaşmayı hızlandırdığı görülmektedir. Enformasyona hızlı ulaşabilmek ise maliyetleri azaltmaktadır. Örneğin, mektupla yapılabilecek bir yazışmanın yeni iletişim araçları ile yapılıyor olması, hem zamandan, hem maliyetten tasarruf sağlamaktadır. Kâğıt kullanımının azalması ile meydana gelen maliyet düşüşü ise çevre zararını azaltırken, aynı zamanda doküman yönetiminde de önemli bir etkinlik ve kolaylığı beraberinde getirmektedir (Uğurlu, 2013:13). Öte taraftan yeni teknolojiler yukarıda sayılanlardan başka bireylere kişisel bağımsızlığını geliştirme, diğer kişilerle iletişim kurma, daha fazla başarı, kendini tamamlama ve kişisel memnuniyet hissi vermektedir. Bununla birlikte aynı teknolojiler, kişisel soyutlanma, teknolojiye giderek artan bağımlılık, özel yaşamın gizliliğinin ve kişisel mahremiyetin azalması gibi olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır. Burada, bireylerin bilgiye nasıl ulaşacakları sorunu da önem kazanmaktadır. İletişim altyapısının giderek karmaşıklaşan yapısı, bireylerin bilgiye ulaşmak için gerekli teknik donanıma, uygulama bilgi ve becerisine sahip olmasını gerektirmektedir. Yine bu bağlamda, bilgiye ulaşmada kullanılacak donanıma sahip olmak, belirli bir maliyeti beraberinde getirmekte, bu maliyetin herkesçe ödenebilir bir düzeyde olması gerekmektedir (Özçağlayan, 1998:59).

79 62 Bu açıdan değerlendirildiğinde yeni iletişim teknolojilerinin herkese açık olacağı ya da herkesin bunları eşit olarak kullanacağı kesin değildir. Yeni teknolojiler bir maliyet gerektirdiği için pahalıdır ve daha yüksek gelire ve eğitime sahip insanlar tarafından kullanılabilecektir. Dolayısıyla yeni teknolojinin bilgiye "sahip olanlar" ve "olmayanlar" arasındaki uçurumu genişletmesi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç bir çeşit "bilgi açığı" konusunu beraberinde getirmektedir (Severin ve Tankard, 1994:22). Yeni teknolojilerin istenmeyen yan etkilerinden bir diğeri ise bu teknolojilerin çift yönlü enformasyon akışına izin vermesi ve toplumsal denetimleri kolaylaştırmasıdır. Bir diğer deyişle bireylere ait enformasyonların bir merkezde toplanabilmesi ve bir güce kaynaklık etmesi de önemli bir problemdir. Bireyin tüketim süreç ve alışkanlıklarının bilinmesi, tercihlerinin bilinmesi, yönetilmesini kolaylaştırmakta, bu enformasyonu elinde tutanı daha da güçlendirebilmektedir (Uğurlu, 2013:14) İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİNE FARKLI KURAMSAL YAKLAŞIMLAR Yeni iletişim teknolojilerinin hayatımızı ve dünyayı nasıl değiştirdiği sorusu, iletişim çalışmaları ile onun ilişkide olduğu diğer birçok disiplinin başlıca ilgi alanlarından birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla yeni iletişim teknolojileri gibi önemli, kritik bir konuda farklı birçok yaklaşım bulunmaktadır. Bu yaklaşımlardan bir kısmı, genel olarak medyayı insanların davranışları, düşünceleri ve gündelik hayat pratikleri üzerinde çok güçlü etkileri olan araçlar olarak görmektedir. Bununla birlikte ortaya konan bir diğer sav da; medyanın, dolayısıyla yeni iletişim teknolojilerinin dünyayı hiç olmadığı kadar küçülttüğü, zaman ve mekân tanımlarında kökten bir değişiklik yarattığı şeklindedir. Yeni iletişim teknolojilerinin sağladığı imkânlardan hareket eden bu "iyimserci yaklaşımlar, yeni iletişim teknolojilerine insanları özgürleştirici, eşitleyici bir güç atfetmektedir. Bu yaklaşıma karşı çıkan kötümserci yaklaşımlar ise teknolojiye ve bilgiye ulaşma, bunlardan

80 63 yararlanma anlamında, eşitsizlerin (yoksul ulusların, toplumların, sınıfların, kadınların vb.) içinde bulundukları durumun değişmeyeceğini, tersine mevcut durumun daha da perçinleneceğini iddia etmektedir. Ayrıca, teknoloji ithal eden gelişmekte olan ülkelerin, bu teknolojiyle birlikte onun içeriğini de ithal ettiklerini, bunun da belirli kapitalist bir hayat tarzının "küresel" çapta yaygınlaştırıcı boyutuna dikkat çekmektedirler (Alankuş, 2005:35-36). Özetle teknoloji konusuna yönelik pozitif ve negatif boyutlu tüm yaklaşımlar, teknolojik iyimserlik ve teknolojik kötümserlik şeklinde iki farklı bakış açısı altında toplanmaktadır. Dolayısıyla bir sonraki adımda bu iki farklı bakış açısı, konuya ilişkin teorisyenlerin iddiaları üzerinden değerlendirilmektedir Teknolojik İyimserlik Yaklaşımı Genel olarak teknolojinin, özel olarak da kitle iletişim araçlarının, yeniliklerin toplumda yayılmasını sağlayarak, çağdaş değerleri, yaşam pratiklerini insanlara tanıtarak, insanlar arasında bütünleşmeyi ve etkileşimi sağlayarak toplumsal gelişmeye ve kalkınmaya katkıda bulunduğunu savunan düşünürler, 1950'li yıllara damgalarını vurmuşlardır. Kalkınmacı kuram olarak da adlandırılan bu yaklaşıma göre toplumsal kalkınmanın en somut göstergesi teknolojiye sahip olmaktır. İkincisi ise teknolojiyi kullanabilmektir. Toplumsal değişme ve gelişme ancak teknolojiyle birlikte mümkün olmaktadır (Güngör, 2011a:233). Liberal yaklaşım içerisinde yer alan bu düşünce, teknolojiyi kökenleri aydınlanma düşüncesinde yer alan bir ilerleme fikriyle değerlendirmektedir. Buna göre ulaşım araçlarında, endüstride ve kitle iletişim araçlarında meydana gelen her türlü yenilik, aynı zamanda toplumsal ilerlemenin de katalizör güçleridir. Liberal yaklaşım, aydınlanma geleneği ve modernleşmenin bir unsuru olarak iletişim teknolojilerini ve kitle iletişimini demokratik bir toplumun ideal oluşumu için vazgeçilmez bir unsur olarak görmektedir. İletişim teknolojileri bu paradigmada, bireysel ve toplumsal gelişme için temel rolleri üstlenmiş bir aktör olarak değerlendirilmektedir. Genellikle kendini ifadeyi kolaylaştırma, kamusal aklı ileri

81 64 götürme ve toplumun kendi geleceğini ortaklaşa belirleme inancı olarak tanımlanmaktadır (Timisi, 2003:41-42). Bireysel ve toplumsal kalkınma açısından teknolojinin toplumsal etkilerini iyimser bir bakış açısıyla değerlendiren bu yaklaşımın en temel öncüleri Harold Adam Innis ve Marshall McLuhan dır. Bu düşünürler, iletişim teknolojilerindeki değişim ve gelişimin insanın düşünce ve toplumsal örgütlenme biçimlerini de değiştirdiğini iddia etmişlerdir. Innis ve McLuhan ın yaklaşımı iletişim kuramları açısından teknokratik yorumlardır. Teknolojiyi bağımsız değişken olarak kabul eden ve iletişim teknolojilerine kutsiyet atfeden bu anlayış teknolojiyi, dünyadaki sorunların çözümü ve toplumun değiştiricisi olarak görmektedir (Yaylagül, 2006: 60). Innis ve McLuhan, iletişim teorileri içerisinde büyük yankı uyandıran Teknolojik Belirlenimcilik Kuramı nın (Teknolojik Determinizm) da önde gelen temsilcileridir. Teknolojik belirlenimcilik kuramı, teknolojinin hem özerk olduğu, hem de toplum üzerinde belirleyici etkileri bulunduğu varsayımı üzerine oturtulmuştur. Bu yaklaşım açısıyla teknoloji toplumsal değişmede siyasal ve bağımsız bir değişken olarak görülmektedir. Söz konusu görüş, teknolojinin kullanımını yöneten toplumsal süreçleri ve seçimleri göz ardı etmekle ve farklı tür teknolojilerle birlikte var olan olası toplumsal düzenlemeler çeşitliliğini de göz önüne almamakla eleştirilmektedir (Mutlu, 2008:278). Tarihsel ve coğrafi faktörlerle birlikte iletişim teknolojilerinin modernizmle ilişkisini kuran düşünürlerin başında Harold Innis gelmektedir. Amerikan iletişim araştırmalarında etkisi olan, Chicago Okulu üyelerinden etkilenen ve daha sonra küresel köy tanımlamasıyla önem kazanan Marshall McLuhan üzerinde önemli bir esin kaynağı olan Innis in çalışmaları, ekonomik ve politik bir yaklaşım içinden yeni iletişim teknolojilerinin toplumsal bağlamını anlamak açısından önemli ipuçlarına sahiptir (Timisi, 2003:42). Innis e göre insan kendi teknolojisi ile birlikte vardır; toplumsal biçimlerdeki ve kültürdeki değişiklikler iletişim teknolojilerindeki değişimlerin bir fonksiyonudur.

82 65 Teknolojik araçların çoğu insanın fiziksel yeteneklerini geliştirmek çabası içindir; iletişim teknolojisi düşüncenin, bilincin, insanın ender kavramsal yeteneklerinin bir uzantısıdır. Dolayısıyla, geniş anlamda simgesel temsil biçimlerini içeren iletişim araçları da gerçekte insan beyninin/düşüncesinin bir uzantısıdır. Innis için kısaca her şeyi yapan iletişim teknolojileridir ve insan sadece bu teknolojinin edilgen bir öğesidir (Erdoğan ve Alemdar, 2002: ). İletişim araçlarının özellikle de kültürel ve toplumsal örgütlenmede önemli role sahip olduklarını ileri süren Innis in düşüncelerinden büyük ölçüde etkilenen McLuhan ise teknolojik determinizm kuramının inşacısı olmanın yanında modernite savunusu yapan kuramcılar arasında da temsil edici bir isim haline gelmiştir (Güngör, 2011b:156). McLuhan, her kültür çağında bilginin kaydedilip aktarıldığı medium un (ortam; araç) o kültürün karakterinin belirlenmesinde kesin bir rol oynadığını öne sürmüş, ve bu görüşünü meşhur "araç iletidir deyişiyle özetlemiştir (Tekinalp ve Uzun, 2004: 134). "Mesaj, iletişim aracının kendisidir" tanımlamasıyla dikkatleri çeken McLuhan (1994:64) a göre araç, insan ilişkilerini ve hayatını şekillendiren ve kontrol eden bir pozisyonda değerlendirilmektedir. Bu gibi araçların kullanımı ya da içeriği o kadar çeşitlidir ki; bu araçlar insan hayatının her aşamasını şekillendirmede çok etkindir. McLuhan, iletişim araçlarının kültürel materyaller ve insan ilişkilerinin yapısını tamamen değiştirip yeni formlarla kendi bünyesine aldığını görmüş ve bu nedenle aracın yapısal bir dönüşüm yaşayarak mesaja dönüştüğünü iddia etmiştir. McLuhan, bir şairin eserini kamuya sunabilmesi için, onu kâğıda döküp aktarması gerektiğini ifade ederken; radyo ve televizyonun kâğıttan şiiri ayrıştırarak şiiri bir sese dönüştürdüğünü dile getirmiş ve bu süreçte şiirin bu araçlarla bir ses formunda bütünleştiğini iddia etmiştir. Sonuç olarak McLuhan için aracın mesaj olmasının temel mantığı buna dayanmaktadır. Diğer yandan McLuhan iletişim araçlarını da sıcak ve soğuk olarak kategorilendirmiştir. Buna göre sıcak araçlar, alıcının katılımının az; soğuk araçlar ise katılımın çok olmasına olanak veren araçlardır. Sıcak araçlar, yazı, basılı eserler,

83 66 radyo, sinema ve fotoğraftır; soğuk araçlar ise söz, çizgi film, telefon ve televizyondur. Buradan hareketle McLuhan, toplumların kullandıkları iletişim biçiminin o toplum hakkında bize bilgi vereceğini iddia ederek aslında teknolojinin önemine dikkat çekmektedir. Çünkü ona göre insanın eylem gücünü artıran ve dolayısıyla toplumsal yaşamda değişmeyi tetikleyen teknolojinin kendisidir (Baran, 2006:278). Bununla birlikte McLuhan, iletişimin içeriğine değil, iletişim aracına bakarak yaptığı sınıflandırmada basılı malzemelerin egemen olduğu topluma yazı toplumu (Gutenberg Galaksisi), kitle iletişim araçlarının egemen olduğu topluma sanayi toplumu ve elektronik iletişim araçlarının egemen olduğu topluma da enformasyon toplumu adını vermiştir (Törenli, 2005:112). Frankfurt Okulu ile benzer şekilde iletişim toplumlarında tek tip insan olacağını düşünen McLuhan, Frankfurt Okulu'ndan farklı olarak bunu olumsuz bir gelişme olarak değerlendirmemiştir. Ona göre kitle iletişim araçlarının gelişimi, tüm dünyayı global bir köy haline getirecektir. Global köy, teknoloji ile donanmış kabileye yeniden dönüşün simgesidir ve adına Marconi Galaksisi demektedir. Bu anlamda McLuhan herkesin gelecekte daha mutlu, daha eşit olacağına inanmıştır (Baran, 2006: 279) Teknolojik Kötümserlik Yaklaşımı Teknolojiye eleştirel bakan yaklaşım, modern sanayileşmenin yol açtığı yeni tarz egemenlik biçiminin analizini içerirken, daha özgür bir toplum için teknolojinin yeniden nasıl inşa edileceğini tartışmaktadır. Eleştirel teorinin kaynağı Marksizm in izlerini taşıyan Lukacs ve Frankfurt Okulu dur. Şeyselleşme, totaliter aydınlanma, tek boyutluluk kavramları çevresindeki yaklaşımları, özetle doğa üzerindeki egemenliğin yani teknolojinin metafizik bir olgu olmadığını, toplumsal egemenliğin bir parçası olduğunu savunmaktadır. Çözüm ruhani bir yenilenmede değil demokratik bir ilerleme içinden aranmalıdır (Timisi, 2003:37).

84 67 Eleştirel düşünce içerisinde teknolojik determinizme karşı çıkan Raymond Williams'ın teknoloji konusuna mesafeli duruşunun ardında yatan önemli gerekçelerinden biri; insan yaratısı olan teknolojinin merkezi bir yere konurken insan ve toplum öğesinin önemsizleştirilmesidir. Hatta Williams daha da öteye giderek teknolojik determinizm teziyle insanın ve toplumun, kendi tarihsel kökenlerinden koparılmaya çalışıldığını ileri sürmektedir. İnsanın kendi yaratısı olan makine insanı belirleyemez. Elbette teknoloji içerisine doğduğu toplumu değiştirir. Ancak bundan önce üzerinde durulması gereken önemli bir nokta teknolojinin hangi toplumsal koşullarda, hangi beklentilerle, hangi gereksinimlerle geliştirildiğidir. Örneğin, matbaa, uydu gibi yeni iletişim teknolojileri, içerisine doğdukları toplumun değişim sürecinde etkindirler. Ancak bu araçların toplumların hangi sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel ortamı içerisine doğduklarına bakmadan yalnızca etkileri üzerinde durmak yanıltıcı saptamalara götürebilir (Güngör, 2011b: ). Benzer biçimde Hepkon (2011:129) da teknolojik gelişmelerin sonuçları üzerinden yapılan değerlendirmelerin, iletişim teknolojilerindeki gelişmeleri bağımsız değişken olarak ele almasını eleştirmektedir: Kapitalizmin dünya ölçeğindeki örgütlenmesinin ardında yatan iktisadi ve siyasi dinamikler yerini icatlara bırakır. Yeni teknolojilerin toplumsal yapı üzerindeki etkisi fetişleştirilir. Bilgi toplumu, enformasyon toplumu gibi kavramlar kapitalizmin yarattığı eşitsizlikleri görmezden gelmesiyle ideolojik bir işlevi de yerine getirir. Yeni iletişim teknolojilerinin iktidar söylemini perçinleyen bir ajan olarak gören Tutal (2005:44-45) a göre, 1950 li yıllardan itibaren bilgisayar ağlarının yaygınlaşması, modern iletişim mitolojisinde yeni bir dönemece işaret etmektedir: Dünya uzamının keşfedilmesi anlatıları 1960 lı yıllarda biçimlenen küresel köy ve küresel toplum fikirlerine yeni bir canlılık katar. 60 lı yıllarda iletişim ütopyaları, sanayi sonrası toplum fikrini yaygınlaştıran yerleşik ve egemen söylemlerin alanına tamamen dâhil olarak, eleştirel boyutlarını yitirir. Yeni iletişim teknolojileri iktidar söyleminin alanına dâhil oldukları andan itibaren ise, yerkürenin bütünleşmesinin ajanları olarak sunulur. Bu teknolojiler 80 li yıllarda teknik-finansal sistemin fikir dünyasında egemenliği ele geçirmeleriyle birlikte piyasa güçlerinin küreselleşme

85 68 ideolojisinin temel taşına dönüşürler. Küresel enformasyon toplumu, şeffaflığın ve eşitliğe dayalı mübadelelerin uzamı olarak tanımlanmaya başlanır. Erdoğan (1997: ) ise iletişim teknolojisinin toplumsal ihtiyaçtan öte egemen güçlerin yönetim ve kontrol sistemi gereğince oluşturulduğunu öne sürmektedir: Toplumda ihtiyaç çıktığında, ona uygun teknolojinin de çıktığını söylemek doğru değildir. Bunun nedenlerinden biri, belli bir tarihsel dönemde, bazı gerçek ihtiyaçlar bilimsel ve tekniksel bilginin erişebileceğinin ötesindedir. Bu erişebilirliğin ötesinde olma derecesi, gerçekte, ihtiyacın kendisinden çok, ihtiyacın üretim ilişkileri içinde nerede konumlandığına bağlıdır. Bu bağlamda iletişim teknolojilerinin yaratılması, hem zaman hem de çok sınırlı ihtiyaçlardan çok, genel sınıf, yönetim ve kontrol ihtiyaçlarından doğan gereksinmelerle ilgili araştırma ve geliştirme çabalarıyla ilgilidir. Bu çabaları da çağımızda yürüten devlet örgütleri, eğitim kurumları ve dev firmaların araştırma ve geliştirme bölümleridir. Geliştirilenlere konanlar da dev özel teşebbüstür. Kapitalizmin direk sömürgecilik döneminde, telgraf, telefon ve radyo teknolojilerinin çıkışı ticari ve askeri kontrol ve yönetim sorunlarını çözme girişimlerinin bir sonucudur. Burada vurgulanması gereken bir nokta, gerek iyimserlerin gerekse kötümserlerin ortak yanı teknolojiyi görüşlerinin merkezine koymalarıdır. Dahası her iki kesim de teknolojiye aslında belirlenimci bir rol yüklemektedir. İyimser olanlar teknolojinin insanlığı götürebileceği parlak bir geleceğe işaret ederken, karamsar olanlar teknolojiyle birlikte insanlığa ve insana ait ne varsa yitip gitmekte olduğunu ileri sürerler. Karamsarlar bir bakıma, teknolojinin insanın egemenliğine son verdiği, dolayısıyla da insana ait ne varsa yitip gitmekte olduğu kanısındadırlar (Güngör, 2011b:149). Bütün bu yaklaşımlar, yeni iletişim teknolojileri ile medyaya değişen derecelerde de olsa belirli bir etki/güç atfetmelerinin yanında, kullanıcıları medya tarafından ahmaklaştırılmış, pasif tüketiciler' olarak görmek konusunda da benzerlikler taşımaktadırlar. Ancak burada önemle altı çizilmesi gereken nokta, iletişim alanında artık izleyiciye kendisine her söyleneni olduğu gibi kabul eden bir

86 69 edilginlik atfeden yaklaşımlar yerine, onu medyayı belirli bir seçicilikle kullanarak, içerikleri aktif bir anlamlandırma süzgecinden geçiren" etkinlikte gören yaklaşımlara doğru bir kaymanın yaşanıyor olmasıdır (Alankuş, 2005:37) YENİ BİR İLETİŞİM TEKNOLOJİSİ OLARAK CEP TELEFONLARI Dünyada ve Türkiye de Cep Telefonun Gelişim Süreci İletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte farklı konumlarda bulunan sistem ve bilgiye anında ulaşabilmek mümkün hale gelmiştir. 21. yüzyılda insan hayatına giren mobilite kavramı, iletişim alışkanlıklarında köklü değişikliklere neden olmuştur. Mobil telefonlarla birlikte iletişim altyapılarının gelişmesi ve yeni nesil kablosuz iletişim teknolojilerinin yaygın kullanılması sonucunda mobil iletişim olanakları da gelişmiş ve yaygınlaşmıştır (Kayabaş, 2013:177). Farklı mekânlarda bulunan kişiler arasında iletişime olanak sağlayan araçlardan biri olarak telefon, teknik olarak bir iletişim ve enformasyon aracı olmasının yanı sıra, aynı zamanda kültür, kimlik, siyaset ve ekonomi alanlarında rolü bulunan bir araçtır. Daha önce bazı denemeler olmuşsa da Graham Bell in 10 Mart 1876'da telefonu icat etmesiyle birlikte iletişim devriminin önünün açıldığı söylenmektedir. Telefon yaklaşık 100 yıl boyunca gelişimini sürdürmüş ancak kablosu olduğu için her zaman bir yere bağlı olarak kullanılmıştır. Finlandiya ve İsveç gibi coğrafi nedenlerle kablo döşeme sıkıntısı yaşayan ülkelerin alternatif kanallar arama çabasıyla telefon kablosuz hale gelmiştir (Uğurlu, 2013:6). Mobil telsiz sistemleri, mobil iletişim teknolojilerinin temelini oluşturur. Bu sistemde iletilmek istenen veri, elektromanyetik dalgalar sayesinde bir frekans üzerinden alıcıya iletilir. İlk olarak 1947 yılında geliştirilen hücresel telefon sistemleri, yalnızca taşıtlarda telefon kullanımını olanaklı hale getirmiştir (Kayabaş, 2013:197). Buna benzer birçok denemenin ardından Global System for Mobile Communications veya kısaca GSM dediğimiz, Türkçeye ise mobil iletişim için

87 70 küresel sistem olarak çevirebileceğimiz teknoloji için ilk adım ise 1982 yılında atılmıştır. Avrupa Birliği (AB) devlet başkanları GSM projesini onaylayarak 900 Mhz frekansının mobil iletişim için kullanılması kararını almışlardır. Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya, araştırma ve geliştirme çalışmaları için işbirliği anlaşması imzalamıştır yılına gelindiğinde AB tarafından GSM altyapısının özellikleri detaylı olarak belirlenmiş ve aynı yıl 10 GSM operatörü ile anlaşmalar imzalanmıştır yılında ise İngiltere'nin önerisi ile 1800 Mhz frekansının da GSM şebekelerine adapte edilmesine karar verilmiştir. Artık mobil iletişim için standartlar belirlenmiş ve buna uygun cep telefonları ile baz istasyonlarının geliştirilmesi için hummalı çalışmalar yürütülmüştür (Genç, 2011). Sözü edilen yıllarda yapılan yoğun çalışmalar sonuç vermiş, 1991 yılında Finlandiya'nın yerel GSM operatörü Radiolinja üzerinden yine Finlandiya'nın iletişim kuruluşu olan Nokia nın 1011 modeli ile ilk cep telefonu görüşmesi gerçekleştirilmiştir. İlk dolaşım (roaming) anlaşması Telecom Finlandiya ile İngiliz Vodafone firmaları arasında yapılmış ve iki ülke arasında cep telefonu görüşmeleri mümkün olmuştur (Uğurlu, 2013:6). 1 Temmuz 1991 tarihindeki ilk GSM görüşmesine kadar mobil iletişim konusunda birçok çalışma yürütülmüştür. Motorola'nın cep telefonu bölümünün başında yer alan Martin Cooper'in 3 Nisan 1973 tarihinde 1 kilo 133 gram ağırlığındaki telefon ile yaptığı görüşme ilk cep telefonu görüşmesi olarak kayıtlara geçtiğinde GSM gibi mobil iletişim konusunda bir standart henüz geliştirilememiştir Genç, 2011). Ancak 1991 den sonra Avrupa standardı olan GSM, ticari uygulanabilirliği ve sayısal standartları küresel çapta desteklemesi ile 100 den fazla ülkede 150 den fazla operatör tarafından kullanılmıştır. Bu anlamıyla GSM standardı, hem Avrupa ülkelerinde cep telefonunun ABD ye göre daha büyük bir hızla yayılmasını getirmiş, hem de cep telefonu standardı olarak dünya çapında önemli ölçüde yayılmıştır (Başaran, 2010:172). GSM sisteminin ticarileşmesi sonucunda, cep telefonlarının boyutları küçülmüş ve ağırlıkları azalmıştır. Her yerde taşınabilecek, bireylerin cebinde, arabada, yolda

88 71 taşıyabilecekleri boyutta taşınabilir cep telefonları kullanılmaya başlanmıştır. Fonksiyonel olarak, WAP, kısa mesaj servisi, arama kayıtları, renkli ekranlar ve zil sesleri indirme özelliklerine sahip cep telefonları yaygınlaşmıştır. Cep telefonlarının pil ömürleri uzatılmıştır (Özaşçılar, 2009:17) li yılların başına göz atıldığında, Avrupa ve Japonya nın cep telefonu kullanımında etkin bölgeler olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Öte taraftan ABD, bazı nedenlerle (ülkede internet kullanımının yaygın oluşu, pazar rekabetinin düzenli olmayışı, Amerikan kültürünün konuşmaktan daha çok yazmayı öncelemesi, ev ve iş yerlerinde klasik telefonların bu ihtiyacı karşılaması nedeniyle yalnızca gençler arasında kabul görmesi, vb) bu rekabette geride kalmıştır. Rusya nın ise ekonomik sorunlar nedeniyle bu tabloda yerinin daha alt düzeylerde olduğu görülmektedir. Cep telefonlarının doğduğu İskandinav ülkeleri, cep telefonunun yaygınlaşmasında Avrupa Kıtası için öncü bir pozisyonda olmuştur. Örneğin Finlandiya kullanım ve üretim noktasında da başı çeken bir ülke olarak dikkat çekmektedir. Bir Finlandiya kuruluşu olan Nokia, başlangıçta tuvalet kağıdı üretirken, bugün cep telefonu üretiminde dünya pazarında önemli bir noktada bulunmaktadır (Lorente, 2002:13). İlk kablosuz iletişim sistemi, İskandinav ülkeleriyle İngiltere, Almanya ve Fransa da kullanılmıştır. 1. Nesil sistemler (1G) adı verilen bu analog haberleşme sistemleri, yetersiz kapsama alanı ve zayıf ses kalitesi ile telsiz iletişim sağlamıştır. Analog sistemlerin ardından kullanılan sayısal sistemlere ikinci nesil sistemler (2G) adı verilmektedir. İkinci nesil iletişim sistemleri, ses aktarımının yanı sıra veri aktarımı, mesaj alışverişi gibi hizmetlere de olanak sağlamasına rağmen artan hızlı haberleşme ihtiyacı ve çoklu ortam uygulamalarının yaygınlaşması, üçüncü nesil (3G) haberleşme sistemlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sıralanan bu sistemlerin günümüzde artık son noktası durumundaki dördüncü nesil (4G) sistemler ise 2G ve 3G sistemlerin devamıdır ve hücresel bir ağ sistemi kullanmaktadır (Kayabaş, 2013:197).

89 72 Türkiye de ise cep telefonu hizmeti sunmak üzere yapılan çalışmalar 1985 yılında başlamıştır yılında Ankara ve İstanbul da hizmete giren analog cep telefonu hizmetinin yılları arasındaki abone sayısı 5101 den e ulaşmış ve sayısal cep telefonu hizmetinin başladığı 1994 yılından günümüze dek neredeyse sabit kalmıştır. Sayısal teknolojiye dayalı GSM diye bilinen cep telefonları hizmeti ise, PTT ile iki ayrı konsorsiyum arasında imzalanan sözleşme uyarınca 1994 yılında verilmeye başlanmıştır. Buna göre, 1 Temmuz 1993 tarihinde, Telekom Finland, Ericsson Telekomünikasyon, Penta, Çukurova grubu ve Kavala grubunun oluşturduğu Turkcell Konsorsiyumu; 2 Temmuz 1993 tarihinde de Detecon, Alcatel Sel, Siemens, Teletaş ve Simko nun oluşturduğu Telsim Konsorsiyumu PTT ile sözleşmeler imzalamıştır. Sözleşmelerin imzalanmasının ardından 1994 yılında önce Turkcell, sonra da Telsim konsorsiyumları Türkiye de cep telefonu hizmeti vermeye ve abone kaydetmeye başlamışlardır (Başaran, 2002:3). Türkiye de cep telefonu pazarı, 1994 ten günümüze adeta ışık hızı ile büyümektedir. Türk insanının teknolojiye olan yoğun ilgisi, söz konusu büyümedeki en önemli faktörlerden bir tanesi olarak gösterilmektedir. Cep telefonu teknolojisi ve yeni çıkan marka ve modeller başta gençler olmak üzere toplumun diğer kesimleri tarafından da önemli ölçüde takip edilmektedir (Marketing Türkiye, 2004:44). Bu bağlamda değerlendirildiğinde cep telefonları Türkiye de, şaşırtıcı bir biçimde, piyasaya sürüldüğü andan itibaren farklı demografik özelliklere sahip kişilerin ilgisini çekmiştir. Hızla yaygınlaşan ve bir tür toplumsal bağımlılığın nesnesi haline gelen cep telefonları, 1990 larda Türkiye pazarına girdiğinde, ülke büyük bir ekonomik krizin içerisindeydi. Krizin fakirleşme, iş kaybı-işsizlik, sınıfsal uçurumun derinleşmesi gibi etkilerine rağmen cep telefonu pazarı gittikçe büyümüş ve 2000 lerin başında dünya cep telefonu sahipliği istatistiklerinde Türkiye ilk sıralara yerleşmiştir. Halen süreğenliğini koruyan bu istatiksel durum, küresel mobil iletişim endüstrisi için Türkiye nin genç ve teknolojiye meraklı nüfusuyla kârlı yatırımların yapılabileceği bir pazar olarak görünmesine neden olmuştur. Dolayısıyla ilk başlarda böyle bir patlamayı tahmin edememiş ve dolayısıyla çekimser davranmış yerli

90 73 yatırımcıların da iletişim sektörüne girmelerinin kapısı böylece aralanmıştır (Çelik, 2010:56-57). Türkiye'de bugün mobil iletişim pazarında hukuken yetkilendirilmiş 47 adet GSM operatörü bulunmasına karşın (www.zaman.com.tr), fiilen hizmet veren 3 operatör bulunmaktadır: Turkcell, Vodafone, Avea yılında, 500 er milyon ABD Doları bedeli karşılığında, Turkcell ve Telsim 25 yıl süreli GSM işletme lisansı almaya hak kazanmıştır. Telsim'e Şubat 2004'te Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulmuş, Ağustos 2005'te Telsim, TMSF tarafından satışa çıkartılmış ve 13 Aralık 2005'te düzenlenen ihaleyi 4.55 milyar ABD Doları ile en yüksek teklifi veren Vodafone kazanmıştır. Satış işlemleri 24 Mayıs 2006'da tamamlanmıştır (www.turkcell.com.tr) yılına gelindiğinde ise 2 yeni GSM 1800 lisansı verilmiştir. Bunlardan biri Telecom Italia ve Türkiye İş Bankası ortaklığı olan İş-Tim'e verilmiş ve İş-Tim Mart 2001'de Aria markası ile GSM hizmetleri vermeye başlamıştır. İş-Tim, vergiler hariç 2,5 milyar ABD Doları lisans bedeli ödemiştir. Diğer GSM 1800 lisansı ise Türk Telekom'a verilmiştir. Türk Telekom 14 Aralık 2001'de Aycell markası ile GSM hizmetleri vermeye başlamıştır. Şubat 2004'te, İş-Tim ve Aycell birleşerek yüzde 40'ı Türk Telekom'a, yüzde 40'ı Telecom Italia Mobile'ye ve yüzde 20'si İş Bankası'na ait olan "TT&TIM"i kurmuşlardır. TT&TIM Avea markası ile faaliyet göstermeye başlamıştır (www.turkcell.com.tr). Kasım 2004'te, Türkiye Özelleştirme İdaresi, Avea'nın yüzde 40 hissesine sahip olan Türk Telekom'un yüzde 55'inin blok satışı yolu ile özelleştirileceğini duyurmuştur. Türk Telekom'un yüzde 55'inin satışına ilişkin ihale 1 Temmuz 2005'te gerçekleşmiş, ihaleyi Oger Telecom konsorsiyumu kazanmıştır. Oger Telecom konsorsiyumu, Türk Telekom'un yüzde 55'i için 5 yılda ödenmek üzere faizi ile birlikte 7,4 milyar ABD Doları ödemiş ve satış işlemleri 15 Kasım 2005'te tamamlanmıştır. 2006'nın üçüncü çeyreğinde, Avea'nın ortaklarından Telecom Italia Mobile, İş-Tim'deki yüzde 40 oranındaki hissesini Türk Telekom'a satacağını açıklamış ve satış işlemi Eylül 2006'da tamamlanmıştır (www.turkcell.com.tr).

91 Türkiye de Cep Telefonu Sektörüne İlişkin Veriler Türkiye de cep telefonu sektöründe faaliyet gösteren kuruluşların 2012 yılına ait verileri aşağıda sunulmuştur. Söz konusu veriler, Türkiye elektronik haberleşme sektöründe faaliyet gösteren işletmecilerin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ya belirli dönemlerde göndermiş oldukları veriler esas alınarak hazırlanmıştır. Bu kapsamda 2012 yılı dördüncü üç aylık dönemine (Ekim-Kasım-Aralık) ait veriler önceki dönemler ile kıyaslamalı olarak incelenmektedir Operatörlerin Gelir ve Kârları Elektronik haberleşme sektöründe toplam gelirlerin yıllar itibarıyla gelişimine bakıldığında özellikle mobil hizmetlerden elde edilen gelirler başta olmak üzere bir artış yaşandığı görülmektedir. Şekil-2 de sabit telefon operatörü durumundaki Türk Telekom ve mobil şebeke işletmecilerinin (Turkcell, Vodafone, Avea) 2008 yılından itibaren yıllık net satış gelirlerine yer verilmektedir yılında 22,3 milyar TL yi aşan toplam net satış gelirleri, 2010 yılına göre yaklaşık yüzde 5 oranında artmıştır yılında ise net satış gelirleri yüzde 9 luk artışla 24,4 milyar TL ye yaklaşmıştır (BTK Rapor, 2013:2). Şekil-2: Mobil İşletmecilerin Yıllık Net Satış Gelirleri Şekil-3 te Türk Telekom ve mobil şebeke işletmecilerinin yılları arasında elde ettikleri net kâr rakamlarına yer verilmektedir. Buna göre incelenen

92 75 dönem içinde Türk Telekom ve Turkcell kâr etmişken, Vodafone ve Avea zarar etmiştir (BTK Rapor, 2013:4). Şekil-3: Mobil Şebeke İşletmecilerinin Yıllık Net Kâr Değerleri, % Haberleşme Verileri Şekil-4 te, Türkiye elektronik haberleşme sektöründe sabit ve mobil işletmecilerin oluşturduğu toplam trafik miktarına ve dağılımına yer verilmektedir. Toplam trafiğin dağılımına bakıldığında yıllar itibarıyla mobil arama trafik miktarı artarken sabit arama trafik miktarının düştüğü görülmektedir yılında, bir önceki yıla göre toplam trafik miktarı yüzde 12 artarak 189,2 milyar dakikaya ulaşırken bu trafiğin yaklaşık yüzde 90 ını mobil trafik oluşturmuştur (BTK Rapor, 2013:7). Şekil-4: Toplam Yıllık Arama Trafik Miktarları, Milyar Dakika Mobil Pazar Verileri ve Abone Profili Aralık 2012 itibarıyla Türkiye de yaklaşık yüzde 89,5 penetrasyon oranına karşılık gelen toplam mobil abone bulunmaktadır. Temmuz 2009 da

93 76 sunulmaya başlanan 3G hizmeti Aralık 2012 itibarıyla milyon aboneye ulaşmıştır. Şekil-5 te 2G ve 3G mobil abone sayısı ile penetrasyon oranları yıllar bazında karşılaştırılmaktadır (BTK Rapor, 2013:35). Şekil-5: Mobil Abone Sayısı ve Toplam Nüfusa Göre Penetrasyon Şekil-6 da Türkiye ve bazı Avrupa ülkelerine ait mobil penetrasyon oranları karşılaştırılmaktadır dördüncü çeyreği itibarıyla Avrupa ülkeleri içinde en yüksek mobil penetrasyon oranına sahip ülkeler Finlandiya, Portekiz, Avusturya, İsveç ve Danimarka olarak görülmektedir. İncelenen ülkelerin ortalama mobil penetrasyon oranı yüzde 135 tir. Türkiye de ise Aralık 2012 itibarıyla mobil penetrasyon oranı yaklaşık yüzde 90 seviyesindedir (BTK Rapor, 2013:37). Şekil-6: Türkiye ve Bazı Avrupa Ülkelerinin Mobil Penetrasyon Oranları, % Şekil 7 de Türkiye deki mobil abonelerin abonelik türlerine göre dağılımına yer verilmektedir yılı dördüncü üç aylık döneme bakıldığında mobil abonelerin

94 77 yaklaşık yüzde 61,6 sını ön ödemeli abonelerin oluşturduğu, son bir yıl içerisinde faturalı abonelerin oranının yüzde 35,3 ten yüzde 38,4 e çıktığı görülmektedir (BTK Rapor, 2013:38). Şekil-7: Ön Ödemeli ve Faturalı Mobil Abone Oranları, % Şekil 8 de mobil şebeke işletmecilerinin üçer aylık dönemler itibarıyla toplam abone sayıları verilmiştir yılının dördüncü üç aylık döneminde, önceki üç aylık döneme göre abone sayıları bakımından Avea da yüzde 2,1 ve Vodafone da yüzde 1,4 artış, Turkcell de ise yüzde 0,08 oranında azalma yaşanmıştır (BTK Rapor, 2013:39). Şekil-8: Mobil İşletme Bazında Toplam Abone Sayıları, Milyon

95 78 Şekil-9 da mobil işletmecilerin abone sayılarına göre pazar paylarına yer verilmektedir yılı dördüncü üç aylık dönem itibarıyla abone sayısına göre Turkcell in yüzde 51,90, Vodafone un yüzde 28,17, Avea nın ise yüzde 19,93 lük paya sahip olduğu görülmektedir (BTK Rapor, 2013:40-41). Şekil-9: Mobil İşletmecilerin Abone Sayısına Göre Pazar Payları, % Şekil-10 da mobil işletmecilerin 2012 yılı dördüncü çeyrek itibarıyla abone profiline (2G ve 3G toplam) yer verilmektedir. Şekil incelendiğinde oransal olarak en fazla faturalı aboneye Avea nın sahip olduğu ve Avea nın abonelerinin yüzde 44,2 sinin faturalı abonelerden oluştuğu görülmektedir. Avea yı yüzde 37,5 ile Turkcell ve yüzde 35,9 ile Vodafone takip etmektedir (BTK Rapor, 2013:42). Şekil-10: Mobil İşletmeci Bazında Ön Ödemeli/Faturalı Abonelerin Dağılımı, %

96 Mobil Trafik Hacmi 2012 yılı dördüncü çeyrekte toplam mobil trafik hacmi 43,13 milyar dakika olarak gerçekleşmiştir yılı dördüncü üç aylık dönemi trafik bilgileri bir önceki üç aylık dönemle kıyaslandığında toplam trafiğin yüzde 2,15 oranında azaldığı, 2011 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında ise yüzde 12,08 oranında arttığı görülmektedir. İşletmeci bazında incelendiğinde ise Turkcell in trafiğinin yüzde 5,01, Vodafone un ise yüzde 0,28 oranında azaldığı görülmektedir, Avea nın trafiği ise yüzde 0,9 oranında artmıştır. Geçen senenin aynı dönemine göre kıyaslandığında Turkcell in trafik hacminde yüzde 10,2, Vodafone un trafik hacminde yüzde 15,2 ve Avea nın trafik hacminde ise yüzde 11,2 oranında artış olduğu görülmektedir. Mobil trafik hacmindeki bu değişim dönemler itibarıyla Şekil-11 de verilmektedir (BTK Rapor, 2013:44). Şekil-11: Mobil İşletmecilerin Dönemlere Göre Toplam Trafik Miktarı, Milyar Dakika 2008 yılından itibaren toplam SMS ve MMS sayısına Şekil-12 de yer verilmektedir. Buna göre SMS sayısının 2008 yılından bugüne yaklaşık yüzde 125 lik artışla 174,9 milyar adet seviyesine yükseldiği görülmektedir (BTK Rapor, 2013:48).

97 80 Şekil-12: Dönemlere Göre Mobil SMS ve MMS Miktarı, Milyon Adet Şekil-13 te, bazı Avrupa ülkeleri ile Türkiye deki ortalama mobil telefon kullanım sürelerine yer verilmektedir dördüncü çeyreğinde 291 dakika olan ortalama aylık mobil kullanım süresi ile Türkiye, yer verilen Avrupa ülkelerine kıyasla en fazla mobil telefonla görüşme yapan ülke olmuştur (BTK Rapor, 2013:55). Şekil-13: AB ve Türkiye de Mobil Abone Başına Ortalama Görüşme, dk/ay Cep Telefonlarının Özellikleri İlk başlarda sabit telefonlar, zaman ve mekân sınırlamasını ortadan kaldıran ve kişilerarası iletişimin bir unsuru olarak görülürken, ilerleyen dönemlerde kitlelere yönelik bilgi ve enformasyon hizmeti sağlaması nedeniyle iletişim araştırmacıları tarafından bir kitle iletişim aracı olarak değerlendirilmiştir. Dimmick, Sikand ve Patterson un daha sonra yaptığı tartışmalarda, sabit telefonların hem kişisel hem de

İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi

İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi İLETİŞİMLETİŞİİŞİM İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi amaçlarla iletişim kurmaya devam

Detaylı

Başkent Üniversitesi Öğrencilerinin Medya Tüketim Alışkanlıkları

Başkent Üniversitesi Öğrencilerinin Medya Tüketim Alışkanlıkları Başkent Üniversitesi Öğrencilerinin Medya Tüketim Alışkanlıkları Fatma Büşra Atalay, Gökhan Barutcu, Anıl Öner Koçak, Emine Gül Taş, Irmak Üstündağ Danışman: Prof. Dr. Rengin Erdal ÖZET Genç nüfusun oldukça

Detaylı

T.C. ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ FELSEFE-DĠN BĠLĠMLERĠ (DĠN EĞĠTĠMĠ) ANABĠLĠM DALI

T.C. ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ FELSEFE-DĠN BĠLĠMLERĠ (DĠN EĞĠTĠMĠ) ANABĠLĠM DALI T.C. ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ FELSEFE-DĠN BĠLĠMLERĠ (DĠN EĞĠTĠMĠ) ANABĠLĠM DALI ORTAÖĞRETĠM DĠN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BĠLGĠSĠ ÖĞRETĠM PROGRAMLARINDA ÖĞRENCĠ KAZANIMLARININ GERÇEKLEġME DÜZEYLERĠ

Detaylı

T.C. PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU. MEDYA VE İLETİŞİM PROGRAMI YENİ MEDYA IV. HAFTA Öğr. Gör. TİMUR OSMAN GEZER timurosmangezer@plato.edu.

T.C. PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU. MEDYA VE İLETİŞİM PROGRAMI YENİ MEDYA IV. HAFTA Öğr. Gör. TİMUR OSMAN GEZER timurosmangezer@plato.edu. T.C. PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU MEDYA VE İLETİŞİM PROGRAMI YENİ MEDYA IV. HAFTA Öğr. Gör. TİMUR OSMAN GEZER timurosmangezer@plato.edu.tr İÇERİK Yeni Medyanın Özellikleri YENİ MEDYANIN ÖZELLİKLERİ Etkileşim

Detaylı

Etkinlik Listesi BÖLÜM II İLİŞKİLENDİRME AŞAMASI 67

Etkinlik Listesi BÖLÜM II İLİŞKİLENDİRME AŞAMASI 67 İçindekiler Etkinlik Listesi Önsöz XII XIV BÖLÜM I GİRİŞ 1 1. Danışmanlık ve yardım nedir? 3 Bölüm sonuçları 3 Danışmanlık, psikoterapi ve yardım 4 Danışmanlık nedir? 9 Yaşam becerileri danışmanlığı yaklaşımı

Detaylı

Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı

Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı Kitabı Sunusu editör: emine cabı yazarlar filiz kalelioğlu, emine cabı, serpil yalçınalp, halil ersoy, ümmühan avcı

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER: TEORİK ÇERÇEVE...

HALKLA İLİŞKİLER: TEORİK ÇERÇEVE... İÇİNDEKİLER 1. Bölüm: HALKLA İLİŞKİLER: TEORİK ÇERÇEVE... 1 1.1. HALKLA İLİŞKİLERİN TANIMI... 1 1.1.1. Halkla İlişkilerin Farklı Tanımları... 2 1.1.2. Farklı Tanımlarda Halkla İlişkilerin Ortak Özellikleri

Detaylı

Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesi. Yrd. Doç. Dr. H. Coşkun ÇELİK Arş. Gör. Barış MERCİMEK

Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesi. Yrd. Doç. Dr. H. Coşkun ÇELİK Arş. Gör. Barış MERCİMEK Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yrd. Doç. Dr. H. Coşkun ÇELİK Arş. Gör. Barış MERCİMEK EYLÜL-2013 Bilgisayar, uzun ve çok karmaşık hesapları bile büyük bir hızla yapabilen, mantıksal (lojik) bağlantılara

Detaylı

Sütlüce YERLEŞKESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ. Halkla İlİşkİler Bölümü Görsel İletİşİm Tasarımı Bölümü Medya ve İletİşİm Sİstemlerİ Bölümü Reklamcılık Bölümü

Sütlüce YERLEŞKESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ. Halkla İlİşkİler Bölümü Görsel İletİşİm Tasarımı Bölümü Medya ve İletİşİm Sİstemlerİ Bölümü Reklamcılık Bölümü Sütlüce YERLEŞKESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ Halkla İlİşkİler Bölümü Görsel İletİşİm Tasarımı Bölümü Medya ve İletİşİm Sİstemlerİ Bölümü Reklamcılık Bölümü Bilginin sürekli bir gelişme içinde bulunduğu ve bilgi

Detaylı

Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesi. Yrd. Doç. Dr. H. Coşkun ÇELİK Arş. Gör. Barış MERCİMEK

Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesi. Yrd. Doç. Dr. H. Coşkun ÇELİK Arş. Gör. Barış MERCİMEK Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yrd. Doç. Dr. H. Coşkun ÇELİK Arş. Gör. Barış MERCİMEK EYLÜL-2013 Temel olarak bir bilgisayar, çeşitli donanım parçalarını bir araya getirip uygun bir çalışma platformunu

Detaylı

Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri

Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri İLTB 601 İletişim Çalışmalarında Anahtar Kavramlar Derste iletişim çalışmalarına

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U)

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) KISA ÖZET

Detaylı

TUTUNDURMA PAZARLAMA İLETİŞİM MODELİ 09.05.2013

TUTUNDURMA PAZARLAMA İLETİŞİM MODELİ 09.05.2013 TUTUNDURMA PAZARLAMA İLETİŞİM MODELİ Tutundurma, mal ya da hizmetleri satışını arttırabilmek için, alıcıları satın almaya ikna edebilmeye yönelik satıcı tarafından başlatılan tüm çabaların koordinasyonu

Detaylı

ÖRGÜT SAĞLIĞI OKULDA SAĞLIK, İKLİM VE. Sağlıklı örgüt için gerekenler: Yrd. Doç. Dr. Çetin Erdoğan. Örgüt Sağlığı. Örgüt Sağlığı.

ÖRGÜT SAĞLIĞI OKULDA SAĞLIK, İKLİM VE. Sağlıklı örgüt için gerekenler: Yrd. Doç. Dr. Çetin Erdoğan. Örgüt Sağlığı. Örgüt Sağlığı. ÖRGÜT SAĞLIĞI OKULDA SAĞLIK, İKLİM VE KÜLTÜR Yrd. Doç. Dr. Çetin Erdoğan Örgütün amaçlarına uygun olarak görevlerini yerine getirebilmesi, yaşamını sürdürmesi, karşılaştığı sorunları çözmesi ve gelişimini

Detaylı

ÖNSÖZ 5 1 İLETİŞİM SÜRECİ VE EĞİTİM...

ÖNSÖZ 5 1 İLETİŞİM SÜRECİ VE EĞİTİM... İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ 5 Bölüm 1 İLETİŞİM SÜRECİ VE EĞİTİM... 13 İletişim Sürecinin Ögeleri... 13 İletişim Sürecinin İşleme Süreci... 14 Kod ve Kodlama... 14 Etkili İletişimde Kodlama ve Kod Açımlama... 15

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

PAZARLAMA İLETİŞİMİ (PZL304U)

PAZARLAMA İLETİŞİMİ (PZL304U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. PAZARLAMA İLETİŞİMİ (PZL304U) 1 KISA

Detaylı

128770-CP-1-2006-1-PT-COMENIUS-C21

128770-CP-1-2006-1-PT-COMENIUS-C21 Socrates-Comenius, Eylem 2.1. Projesi Bir Eğitim Projesi olarak Tarihi Olayları Yeniden Canlandırma Eğitimden Eyleme Referans: 128770-CP-1-2006-1-PT-COMENIUS-C21 ÖĞRETMEN EĞİTİMİ PROGRAMI PLAN DURUM Pek

Detaylı

T.C. PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU. MEDYA VE İLETİŞİM PROGRAMI YENİ MEDYA I. HAFTA Öğr. Gör. TİMUR OSMAN GEZER timurosmangezer@plato.edu.

T.C. PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU. MEDYA VE İLETİŞİM PROGRAMI YENİ MEDYA I. HAFTA Öğr. Gör. TİMUR OSMAN GEZER timurosmangezer@plato.edu. T.C. PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU MEDYA VE İLETİŞİM PROGRAMI YENİ MEDYA I. HAFTA Öğr. Gör. TİMUR OSMAN GEZER timurosmangezer@plato.edu.tr İÇERİK Medya Nedir? Yeni Medya Nedir? MEDYA NEDİR? MEDYA Medya" araç,

Detaylı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ Furkan Güldemir, Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Tarihsel Süreç Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık

Detaylı

LOJİSTİK SEKTÖRÜ SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMASI

LOJİSTİK SEKTÖRÜ SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMASI LOJİSTİK UYGULAMALARI VE ARAŞTIRMALARI MERKEZİ LOJİSTİK SEKTÖRÜ SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMASI Şubat, 2014 Fikri Mülkiyet Hakları Saklıdır ÇALIŞMA EKİBİ Bülent TANLA (Danışman) Prof. Dr. Okan Tuna (Koordinatör-Raportör)

Detaylı

YÖNETİCİLİĞİ GELİŞTİRME PROGRAMLARI

YÖNETİCİLİĞİ GELİŞTİRME PROGRAMLARI YÖNETİCİLİĞİ GELİŞTİRME PROGRAMLARI İçindekiler Koçluk Mini MBA... Motivasyon Toplantı Yönetimi Zaman Yönetimi ve Stratejik Önceliklendirme... Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma Koçluk K im le r k a t ı

Detaylı

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Bu bildiri UNESCO Genel Konferansı nın 35. oturumunda onaylanmıştır. IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Çok Kültürlü Kütüphane Hizmetleri: Kültürler Arasında İletişime Açılan Kapı İçinde yaşadığımız

Detaylı

Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı Yüksek Lisans Ders İçerikleri

Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı Yüksek Lisans Ders İçerikleri Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı Yüksek Lisans Ders İçerikleri Okuma-Yazma Öğretimi Teori ve Uygulamaları ESN721 1 3 + 0 7 Okuma yazmaya hazıroluşluk, okuma yazma öğretiminde temel yaklaşımlar, diğer ülke

Detaylı

ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ REKLAM TASARIMI VE İLETİŞİMİ BÖLÜMÜ

ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ REKLAM TASARIMI VE İLETİŞİMİ BÖLÜMÜ ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ REKLAM TASARIMI VE İLETİŞİMİ BÖLÜMÜ DERS İÇERİKLERİ İLET101 İletişime Giriş İletişim bilimlerinin gelişimi, iletişimin temel kavramları, insan ve toplum yaşamında

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER I-II

HALKLA İLİŞKİLER I-II Editörler Yrd.Doç.Dr. Gonca Yıldırım & Seçil Utma HALKLA İLİŞKİLER I-II Yazarlar Yrd.Doç.Dr.Gonca Yıldırım Yrd.Doç.Dr.İlker Özdemir Hasan Çiftçi Hatice Aydoğmuş Özcan Kahraman Koktürk Melis Yalçın Seçil

Detaylı

PROF.DR.FAHİR DEMİRKAN PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ REKTÖR ADAYI. Düşünen, çalışan,üreten ÜNİVERSİTE GİBİ ÜNİVERSİTE

PROF.DR.FAHİR DEMİRKAN PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ REKTÖR ADAYI. Düşünen, çalışan,üreten ÜNİVERSİTE GİBİ ÜNİVERSİTE PROF.DR.FAHİR DEMİRKAN PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ REKTÖR ADAYI Düşünen, çalışan,üreten ÜNİVERSİTE GİBİ ÜNİVERSİTE AR-GE ODAKLI ŞEFFAF ÜNİVERSİTE ŞEFFAF YÖNETİM ULUSLARARASI ÜNİVERSİTE PROF.DR.FAHİR DEMİRKAN

Detaylı

İÇİNDEKİLER. JURİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI..i TEŞEKKÜR. ii ÖZET...iii ABSTRACT...v İÇİNDEKİLER...vii. TABLOLAR LİSTESİ...viii BÖLÜM I...

İÇİNDEKİLER. JURİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI..i TEŞEKKÜR. ii ÖZET...iii ABSTRACT...v İÇİNDEKİLER...vii. TABLOLAR LİSTESİ...viii BÖLÜM I... İÇİNDEKİLER JURİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI..i TEŞEKKÜR. ii ÖZET...iii ABSTRACT...v İÇİNDEKİLER...vii TABLOLAR LİSTESİ.....viii BÖLÜM I...1 GİRİŞ...1 1.1.Problem Durumu...1 1.2.Problem Cümlesi...3 1.3.Alt

Detaylı

Dersin Grubu. Dersin Kodu. Yarıyıl. Dersin Adı. Bölüm Zorunlu. 1 1 PSY101 Psikolojiye Giriş-I. Bölüm Zorunlu. 2 2 PSY102 Psikolojiye Giriş-II

Dersin Grubu. Dersin Kodu. Yarıyıl. Dersin Adı. Bölüm Zorunlu. 1 1 PSY101 Psikolojiye Giriş-I. Bölüm Zorunlu. 2 2 PSY102 Psikolojiye Giriş-II Adı 1 1 PSY101 ye Giriş-I Açıklaması 6 3 ki temel konulara giriş niteliğinde bir derstir. İşlenecek konulara araştırma teknikleri, davranışın biyolojik kökenleri, algı, hafıza, dil, insan gelişimi, vb.

Detaylı

İ.Ü. AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ Tanıtım Faaliyetleri Standartları Standardı

İ.Ü. AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ Tanıtım Faaliyetleri Standartları Standardı Dök. No: AUZEF-SS-2.1-10 Yayın Tarihi:30.06.2014 Rev.No:00 Rev Tarihi: Sayfa 1 / 8 1. AMAÇ... 3 2. KAPSAM... 3 3. SORUMLULAR... 3 4. TANIMLAR... 3 5. AUZEF Tanıtım Faaliyetlerin Standartları... 3 5.1.

Detaylı

KURUMSAL REKLAMIN ANLATTIKLARI. Prof. Dr. Müge ELDEN Araş. Gör. Sinem YEYGEL

KURUMSAL REKLAMIN ANLATTIKLARI. Prof. Dr. Müge ELDEN Araş. Gör. Sinem YEYGEL I KURUMSAL REKLAMIN ANLATTIKLARI Prof. Dr. Müge ELDEN Araş. Gör. Sinem YEYGEL II Yay n No : 1668 flletme Ekonomi : 186 1. Bask - A ustos 2006 - STANBUL ISBN 975-295 - 561-4 Copyright Bu kitab n bu bas

Detaylı

Bilimsel Araştırma Yöntemleri I

Bilimsel Araştırma Yöntemleri I İnsan Kaynakları Yönetimi Bilim Dalı Tezli Yüksek Lisans Programları Bilimsel Araştırma Yöntemleri I Dr. M. Volkan TÜRKER 7 Bilimsel Araştırma Süreci* 1. Gözlem Araştırma alanının belirlenmesi 2. Ön Bilgi

Detaylı

ÖNSÖZ ---------------------------------------------------------------------------------------- XI

ÖNSÖZ ---------------------------------------------------------------------------------------- XI İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ ---------------------------------------------------------------------------------------- XI GİRİŞ --------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Liselilerden Eğitim Sistemine Sert Eleştiri

Liselilerden Eğitim Sistemine Sert Eleştiri On5yirmi5.com Liselilerden Eğitim Sistemine Sert Eleştiri "Türkiye'deki Sosyo-Kültürel Değişmeler Hakkında Liseli Gençlik Ne Düşünüyor" araştırmasından çarpıcı sonuçlar elde edildi. İşte o araştırma...

Detaylı

İÇİNDEKİLER I. BÖLÜM ÖRGÜT YÖNETİMİ VE YÖNETİMDE SORUN ÇÖZME

İÇİNDEKİLER I. BÖLÜM ÖRGÜT YÖNETİMİ VE YÖNETİMDE SORUN ÇÖZME İÇİNDEKİLER I. BÖLÜM ÖRGÜT YÖNETİMİ VE YÖNETİMDE SORUN ÇÖZME A. YÖNETİM, YÖNETİCİLİK VE LİDERLİK... 3 1.Yönetim Kavramı... 3 1.1. Yönetim Sürecinin Özellikleri... 4 1.2. Örgütlerde Yönetim Düzeyleri...

Detaylı

1 PAZARLAMA KAVRAMI VE PAZARLAMANIN GELİŞİMİ

1 PAZARLAMA KAVRAMI VE PAZARLAMANIN GELİŞİMİ İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III Bölüm 1 PAZARLAMA KAVRAMI VE PAZARLAMANIN GELİŞİMİ 11 1.1. İşletme Fonksiyonu Olarak Pazarlama Fonksiyonu 13 1.1.1. Pazarlama Fonksiyonları 14 1.2. Pazarlamanın Tanımı 15 1.3. Pazarlamanın

Detaylı

Eğitim Yönetimi ve Denetimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı (5 Zorunlu Ders+ 6 Seçmeli Ders)

Eğitim Yönetimi ve Denetimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı (5 Zorunlu Ders+ 6 Seçmeli Ders) Eğitim Yönetimi ve Denetimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı (5 Zorunlu Ders+ 6 Seçmeli Ders) Eğitim Yönetimi ve Denetimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Dersin Kodu Dersin Adı T U/L Kredi ECTS EYD-504 Eğitim

Detaylı

MOBİL PAZARLAMA. -Doğrudan pazarlama faaliyetlerinden biri olarak kabul edilmesine rağmen tele pazarlamadan farklıdır, çünkü:

MOBİL PAZARLAMA. -Doğrudan pazarlama faaliyetlerinden biri olarak kabul edilmesine rağmen tele pazarlamadan farklıdır, çünkü: MOBİL PAZARLAMA -Doğrudan pazarlama faaliyetlerinden biri olarak kabul edilmesine rağmen tele pazarlamadan farklıdır, çünkü: MOBİL PAZARLAMA Doğrudan pazarlama faaliyetlerinden biri olarak kabul edilmesine

Detaylı

Üsküdar Üniversitesi

Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi REKLAM TASARIMI VE İLETİŞİMİ BÖLÜMÜ Ders İçerikleri BİRİNCİ YARIYIL (1. Sınıf, Güz Dönemi) İLET101 İletişime Giriş İletişim bilimlerinin gelişimi, iletişimin temel

Detaylı

SOSYAL BİLGİLER DERSİ (4.5.6.7 SINIFLAR) ÖĞRETİM PROGRAMI ÖMER MURAT PAMUK REHBER ÖĞRETMEN REHBER ÖĞRETMEN

SOSYAL BİLGİLER DERSİ (4.5.6.7 SINIFLAR) ÖĞRETİM PROGRAMI ÖMER MURAT PAMUK REHBER ÖĞRETMEN REHBER ÖĞRETMEN SOSYAL BİLGİLER DERSİ (4.5.6.7 SINIFLAR) ÖĞRETİM PROGRAMI 1 DERS AKIŞI 1.ÜNİTE: SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETİM PROGRAMININ GENEL YAPISI, ARADİSİPLİN, TEMATİK YAKLAŞIM 2. ÜNİTE: ÖĞRENME ALANLARI 3. ÜNİTE: BECERİLER

Detaylı

I. GİRİŞ II. UZAK HEDEFLER

I. GİRİŞ II. UZAK HEDEFLER I. GİRİŞ Eğitim, Kosova nın toplumsal, siyasi ve ekonomik gelişmesinin etki alanını temsil eder. Eğitim, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı (EBTB) savaşın bitiminden sonra başlayan, en gelişmiş uluslararası

Detaylı

GİRİŞİMCİLİK. Dr. İbrahim Bozacı. Örnekler ve İş Planı Rehberli. Kırıkkale Üniversitesi, Keskin Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi.

GİRİŞİMCİLİK. Dr. İbrahim Bozacı. Örnekler ve İş Planı Rehberli. Kırıkkale Üniversitesi, Keskin Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi. Dr. İbrahim Bozacı Kırıkkale Üniversitesi, Keskin Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi GİRİŞİMCİLİK Örnekler ve İş Planı Rehberli İş Fikri Küçük İşletme Pazarlama Aile İşletmeleri İnsan Kaynakları Hedef Kitle

Detaylı

EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI EĞİTİM PROGRAMLARI VE ÖĞRETİM BİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2011 2012 EĞİTİM ÖĞRETİM PLANI

EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI EĞİTİM PROGRAMLARI VE ÖĞRETİM BİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2011 2012 EĞİTİM ÖĞRETİM PLANI EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI EĞİTİM PROGRAMLARI VE ÖĞRETİM BİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2011 2012 EĞİTİM ÖĞRETİM PLANI BİLİMSEL HAZIRLIK GÜZ YARIYILI DERSLERİ EGB501 Program Geliştirmeye Giriş

Detaylı

Bilgisayar ve İnternet Tutumunun E-Belediyecilik Güvenliği Algısına Etkilerinin İncelenmesi

Bilgisayar ve İnternet Tutumunun E-Belediyecilik Güvenliği Algısına Etkilerinin İncelenmesi Bilgisayar ve İnternet Tutumunun E-Belediyecilik Güvenliği Algısına Etkilerinin İncelenmesi Tuna USLU Gedik Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık Hizmetleri A.Ş.

Detaylı

DUYGUSAL ZEKA. Birbirinden tamamen farklı bu iki kavrama tarzı, zihinsel yaşantımızı oluşturmak için etkileşim halindedirler.

DUYGUSAL ZEKA. Birbirinden tamamen farklı bu iki kavrama tarzı, zihinsel yaşantımızı oluşturmak için etkileşim halindedirler. 0212 542 80 29 Uz. Psk. SEMRA EVRİM 0533 552 94 82 DUYGUSAL ZEKA Son yıllarda yapılan pek çok çalışma zeka tanımının genişletilmesi ve klasik olarak kabul edilen IQ yani entelektüel zekanın yanı sıra EQ

Detaylı

Doç. Dr. Ahmet M. GÜNEŞ Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ÇEVRE HUKUKU

Doç. Dr. Ahmet M. GÜNEŞ Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ÇEVRE HUKUKU Doç. Dr. Ahmet M. GÜNEŞ Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ÇEVRE HUKUKU İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...VII İÇİNDEKİLER... IX KISALTMALAR...XXI Birinci Bölüm Çevre Hukukunun Temelleri I. Genel Olarak...1

Detaylı

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası FĐNANSAL EĞĐTĐM VE FĐNANSAL FARKINDALIK: ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER Durmuş YILMAZ Başkan Mart 2011 Đstanbul Sayın Bakanım, Saygıdeğer Katılımcılar, Değerli Konuklar

Detaylı

ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ VE MATERYAL TASARIMI Yrd. Doç. Dr. FATİH ÇINAR TEMEL KAVRAMLAR. Öğretim teknolojisi

ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ VE MATERYAL TASARIMI Yrd. Doç. Dr. FATİH ÇINAR TEMEL KAVRAMLAR. Öğretim teknolojisi TEMEL KAVRAMLAR Eğitim Öğrenme Öğretme Ortam Teknoloji Araç - gereç Öğretim materyali Eğitim teknolojisi Öğretim teknolojisi İletişim EĞİTİM: Davranışçı yaklaşıma göre eğitim, bireyin davranışında kendi

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ A u ok na lu ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ - MART 2014 ANAOKULLARI BÜLTENİ ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ Okul öncesi dönem, gelişimin hızlı olması ve

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

Medya Okuryazarlığı Programı NİLÜFER PEMBECİOĞLU

Medya Okuryazarlığı Programı NİLÜFER PEMBECİOĞLU Medya Okuryazarlığı Programı NİLÜFER PEMBECİOĞLU İletişim Nedir? Değişen İletişim Kavramı Yalnızlaşma ve Yabancılaşma Yüzeysel Etkileşim İlgi Eksik Etkileşim Otomatik Etkileşim İletişim Herşeydir! Değişen

Detaylı

Dünyanın İşleyişi. Ana Fikir. Oyun aracılığıyla duygu ve düşüncelerimizi ifade eder, yeni anlayışlar ediniriz.

Dünyanın İşleyişi. Ana Fikir. Oyun aracılığıyla duygu ve düşüncelerimizi ifade eder, yeni anlayışlar ediniriz. fırsatlara erişmek, barış ve Aile ilişkileri kimliğimizin oluşmasına katkıda bulunur. Binaların içindeki ve çevresindeki alanlar ve tesisler, insanlarin bu binaları nasıl kullanacağını belirler. Oyun aracılığıyla

Detaylı

3. sınıf. Bilgisayarla kataloglamanın doğuşu gelişimi ve bugünkü durum ele alınmaktadır. Bu derste

3. sınıf. Bilgisayarla kataloglamanın doğuşu gelişimi ve bugünkü durum ele alınmaktadır. Bu derste 3. sınıf 5. Yarıyıl (Güz Dönemi) Bilgi Kaynaklarının Tanımlanması ve Erişimi I (AKTS 5) 3 saat Bilgisayarla kataloglamanın doğuşu gelişimi ve bugünkü durum ele alınmaktadır. Bu derste Kütüphane Otomasyon

Detaylı

Görsel İletişim Tasarımı. Medya ve İletişim Sistemleri. Halkla İlişkiler. Reklamcılık. Prof. Dr. Mete ÇAMDERELİ. Hoşgeldiniz,

Görsel İletişim Tasarımı. Medya ve İletişim Sistemleri. Halkla İlişkiler. Reklamcılık. Prof. Dr. Mete ÇAMDERELİ. Hoşgeldiniz, Hoşgeldiniz, Günümüz dünyası bilginin hızla aktığı, bilgiyi üretmenin, ona sahip olmanın önem kazandığı ve iletişim çağı olarak adlandırılan bir dönemdir. İletişimi yönetmenin ve tasarlamanın önem kazandığı

Detaylı

Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları. Bilgilendirme Toplantıları

Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları. Bilgilendirme Toplantıları Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Bilgilendirme Toplantıları Ulusal Ajans olarak da bilinen AB Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı, Avrupa Komisyonu tarafından yürütülen Eğitim

Detaylı

MediaCat Felis 2013 Ödülleri ne Başvurular Başlıyor!

MediaCat Felis 2013 Ödülleri ne Başvurular Başlıyor! BASIN BÜLTENİ MediaCat Felis 2013 Ödülleri ne Başvurular Başlıyor! MediaCat dergisi tarafından bu yıl 8. düzenlenen Felis Ödülleri medya planlama stratejilerini ödüllendirmesinin yanı sıra bu yıl genişleyen

Detaylı

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : byilmaz@hacettepe.edu.tr

Detaylı

Bir başka benzer model ise DAGMAR dır. Tüketicinin benzer aşamalardan geçtiğini varsayar.

Bir başka benzer model ise DAGMAR dır. Tüketicinin benzer aşamalardan geçtiğini varsayar. İletişim mesajlarına gösterilen tepkiler açısından; amaçlar değişik modellerle açıklanmaya çalışılmıştır. A.I.D.A modeli olarak da adlandırılan bu model dört aşamalıdır.[8] 1. 2. 3. 4. Dikkat İlgi Arzu

Detaylı

EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi

EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi 80 EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi Sayın İnşaat Mühendisi Adayı, İnşaat Mühendisliği Eğitimi Kurulu, İMO 40. Dönem Çalışma Programı çerçevesinde İMO Yönetim Kurulu nca İnşaat Mühendisliği Eğitimi

Detaylı

Öğrenciler 2 yıllık çalışma sürecinde;

Öğrenciler 2 yıllık çalışma sürecinde; Diploma Programı Çerçevesi Diploma programı her kültürün kendisine adapte edebileceği esnek bir program sunarak kendi değerlerini yitirmeyen uluslararası farkındalığa ulaşmış bireyler yetiştirmeyi hedefler.

Detaylı

I. GİRİŞ II. UZAK HEDEFLER. Üçüncü sınıf ders programının hedefleri:

I. GİRİŞ II. UZAK HEDEFLER. Üçüncü sınıf ders programının hedefleri: I. GİRİŞ Eğitim, Kosova nın toplumsal, siyasi ve ekonomik gelişmesinin etki alanını temsil eder. Eğitim, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı (EBTB) savaşın bitiminden sonra başlayan, en gelişmiş uluslar arası

Detaylı

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ Psikolojik Danışma ve Rehberlik RPD 201 Not I Uz. Gizem ÖNERİ UZUN Çağdaş Eğitim *Toplumların ihtiyaç ve beklentileri durmadan değişmiş, eğitim de değişen bu

Detaylı

Yaşam Değerleri Envanterinin Faktör Yapısı ve Güvenirliği. Prof. Dr. Hasan BACANLI Doç. Dr. Feride BACANLI

Yaşam Değerleri Envanterinin Faktör Yapısı ve Güvenirliği. Prof. Dr. Hasan BACANLI Doç. Dr. Feride BACANLI Yaşam Değerleri Envanterinin Faktör Yapısı ve Güvenirliği Prof. Dr. Hasan BACANLI Doç. Dr. Feride BACANLI Rokeach İnsanların sahip oldukları değerler uzun zamandır psikolog ve sosyologların ilgisini çekmiştir.

Detaylı

İnternet Teknolojisi. İnternet Teknolojisi. Bilgisayar-II - 4. Hafta. Öğrt. Gör. Alper ASLAN 1. Öğrt. Gör. Alper Aslan. İnternet Nedir?

İnternet Teknolojisi. İnternet Teknolojisi. Bilgisayar-II - 4. Hafta. Öğrt. Gör. Alper ASLAN 1. Öğrt. Gör. Alper Aslan. İnternet Nedir? İnternet Teknolojisi Öğrt. Gör. Alper Aslan ENF102 Bilgisayar - II İnternet Teknolojisi İnternet Nedir? İnternet Kime Aittir İnternet in Türkiye deki Gelişimi İnternet in Türkiye de Kullanımı Yakın Gelecekte

Detaylı

YÖNETİM Sistem Yaklaşımı

YÖNETİM Sistem Yaklaşımı YÖNETİM Sistem Yaklaşımı Prof.Dr.A.Barış BARAZ 1 Modern Yönetim Yaklaşımı Yönetim biliminin geçirdiği aşamalar: v İlk dönem (bilimsel yönetim öncesi dönem). v Klasik Yönetim dönemi (bilimsel yönetim, yönetim

Detaylı

Mobil İnternet Kullanımı ve 3G Araştırması Temmuz 2009

Mobil İnternet Kullanımı ve 3G Araştırması Temmuz 2009 Mobil İnternet Kullanımı ve 3G Araştırması Temmuz 2009 www.webrazzi.com 2/16 Rapor Hakkında Bu araştırma Türkiyeʼde mobil internet kullanımı ve 3Gʼnin bilinirliğini ölçmek amacıyla Webrazzi okuyucuları

Detaylı

PROGRAMLAR. Türk Din Musikisi Lisans Programı

PROGRAMLAR. Türk Din Musikisi Lisans Programı PROGRAMLAR Türk Din Musikisi Lisans Programı Konservatuvarımız Türk Müziği Bölümü kapsamında açılmış olan program genel amacıyla, ülkemiz topraklarındaki tarihsel müzik geleneklerinin inceliklerini kavramış,

Detaylı

T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü. Eğitim Programları ve Öğretimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı.

T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü. Eğitim Programları ve Öğretimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı. Ders T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Programları ve Öğretimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı Tablo 1. ve Kredi Sayıları I. Yarıyıl Ders EPO535 Eğitimde Araştırma Yöntemleri

Detaylı

KIRGIZİSTAN TÜRKİYE MANAS ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ HALKLA İLİŞKİLER VE REKLAMCILIK BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI BİRİNCİ YIL

KIRGIZİSTAN TÜRKİYE MANAS ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ HALKLA İLİŞKİLER VE REKLAMCILIK BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI BİRİNCİ YIL BİRİNCİ YIL KODU BİRİNCİ YARIYIL BES - 105 Beden Eğitimi ve Spor 0 2 0 GZT - 101 Temel Gazetecilik 3 0 3 GZT - 105 Yazılı ve Sözlü Anlatım 2 2 3 HİL - 107 İşletme Bilimine Giriş 3 0 3 HİL - 111 Sosyal

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım İstanbul Ü. 2007

ÖZGEÇMİŞ. İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım İstanbul Ü. 2007 ÖZGEÇMİŞ 1.Adı Soyadı : Gülnur KAPLAN ESEN 2.Doğum Tarihi : 29 Ekim 1968 3.Unvanı : Yrd. Doç. Dr. 4.Öğrenim Durumu: Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Mimar Sinan

Detaylı

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Lisans Programı

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Lisans Programı Yeni Nesil Devlet Üniversitesi SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Lisans Programı 2015-2016 Tanıtım Broşürü Bölüm Hakkında Genel Bilgiler Kamu Yönetimi, işlevsel anlamda kamu politikaları

Detaylı

İnteraktif Türkler 2009 İnteraktif Mecra Kullanım Araştırması

İnteraktif Türkler 2009 İnteraktif Mecra Kullanım Araştırması İnteraktif Türkler 2009 İnteraktif Mecra Kullanım Araştırması Türkiye nin ilk ve öncü dijital ajansı adinteractive in Türk internet kullanıcısının davranış alışkanlıklarına ışık tuttuğu araştırması İnteraktif

Detaylı

1 PAZARLAMA ARAŞTIRMASI

1 PAZARLAMA ARAŞTIRMASI İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III Bölüm 1 PAZARLAMA ARAŞTIRMASI 11 1.1. Pazarlama Araştırması Kavramı ve Kapsamı 12 1.2. Pazarlama Araştırmasının Tarihçesi 14 1.3. Pazarlama Araştırması Pazarlama Bilgi Sistemi ve

Detaylı

30.12.2010 HALKLA İLİŞKİLER YÖNETİMİNDE ARAŞTIRMA. SBR 215 Halkla İlişkiler ve İletişim

30.12.2010 HALKLA İLİŞKİLER YÖNETİMİNDE ARAŞTIRMA. SBR 215 Halkla İlişkiler ve İletişim SBR 215 Halkla İlişkiler ve İletişim HALKLA İLİŞKİLER YÖNETİMİNDE ARAŞTIRMA Kamu kurumunun halkla ilişkiler uygulamasındaki aşamalar ile özel sektördeki aşamalar farklı ve değişik amaçlıdır. Özel kesimde

Detaylı

ÇOCUKLARIMIZ VE TEKNOLOJİ

ÇOCUKLARIMIZ VE TEKNOLOJİ TERAKKİ VAKFI ÖZEL ŞİŞLİ TERAKKİ ANAOKULU 2013-2014 EĞİTİM YILI Bilgi Bülten Sayı:2 ÇOCUKLARIMIZ VE TEKNOLOJİ Hızla gelişen dünyada teknolojik ürünler hayatımızın büyük bir kısmını kapsamakta. İş ortamında

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Gökçe BECİT İŞÇİTÜRK. Gökçe BECİT İŞÇİTÜRK 1

Yrd. Doç. Dr. Gökçe BECİT İŞÇİTÜRK. Gökçe BECİT İŞÇİTÜRK 1 Yrd. Doç. Dr. Gökçe BECİT İŞÇİTÜRK Gökçe BECİT İŞÇİTÜRK 1 Gökçe BECİT İŞÇİTÜRK 2 Kullanıcıların site içeriğini belirlemede rol oynadığı, Dinamik, Teknik bilgi gerektirmeyen, Çok yönlü etkileşim sağlayan,

Detaylı

Yükselen Yıldız: Anlık İleti Uygulamaları

Yükselen Yıldız: Anlık İleti Uygulamaları DIGINEWS 2015 Yükselen Yıldız: Anlık İleti Uygulamaları Anlık İleti Uygulamaları Anlık mesajlaşma, internet üzerinden gerçek zamanlı olarak ileti transferi sağlayan bir online mesajlaşma şeklidir. Mart

Detaylı

Kurumsal İçerik ve Bilgi Yönetimi Kapsamında Web 2.0 Teknolojileri: Enterprise 2.0

Kurumsal İçerik ve Bilgi Yönetimi Kapsamında Web 2.0 Teknolojileri: Enterprise 2.0 Kurumsal İçerik ve Bilgi Yönetimi Kapsamında Web 2.0 Teknolojileri: Enterprise 2.0 Tolga ÇAKMAK Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü tcakmak@hacettepe.edu.tr On Dokuz Mayıs Üniversitesi Samsun, 2010 İçerik Kurumsal

Detaylı

Kurumlarda Terminoloji Politikası ve Terminoloji Planlaması

Kurumlarda Terminoloji Politikası ve Terminoloji Planlaması Kurumlarda Terminoloji Politikası ve Terminoloji Planlaması Doç. Dr. Ender Ateşman Hacettepe Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık Bölümü Gündem Dil Politikası Terminoloji Politikası Dil Planlaması Terminoloji

Detaylı

Bölüm I Bilişim Teknolojilerine (BT) Giriş

Bölüm I Bilişim Teknolojilerine (BT) Giriş Bölüm I Bilişim Teknolojilerine (BT) Giriş Son elli yılda bilim, teknoloji, ulaşım, haberleşme, iletişim, lojistik ve özellikle de Bilişim Teknolojilerindeki (BT) gelişmeler; 1. Yaşanan evde, 2. Çocukların

Detaylı

GRAFİK VE FOTOĞRAF A. ALANIN MEVCUT DURUMU VE GELECEĞİ

GRAFİK VE FOTOĞRAF A. ALANIN MEVCUT DURUMU VE GELECEĞİ GRAFİK VE FOTOĞRAF A. ALANIN MEVCUT DURUMU VE GELECEĞİ Günümüzde her alanda yaşanan bilimsel, teknolojik, kültürel ve ekonomik gelişmeler bütün sektörleri etkilemekte ve bu durum doğal olarak mesleki eğitimi

Detaylı

GEDİZ ÜNİVERSİTESİ PSİKOLOJİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

GEDİZ ÜNİVERSİTESİ PSİKOLOJİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI GEDİZ ÜNİVERSİTESİ PSİKOLOJİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI I. YARIYIL PSI 501 İleri İstatistik Zorunlu 3 0 3 8 Seçmeli Seçmeli 3 0 3 8 II. YARIYIL Seçmeli Seçmeli 3 0 3 8 Seçmeli Seçmeli 3 0 3 8 III. YARIYIL

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

KENT BİLGİ SİSTEMİNİN BİR ALT SİSTEMİ OLARAK İSTATİSTİKSEL BİLGİ SİSTEMİ VE TÜRKİYE İÇİN 2008 YILINDA İSTATİSTİKSEL BİLGİ SİSTEMİ KULLANIM DURUMU *

KENT BİLGİ SİSTEMİNİN BİR ALT SİSTEMİ OLARAK İSTATİSTİKSEL BİLGİ SİSTEMİ VE TÜRKİYE İÇİN 2008 YILINDA İSTATİSTİKSEL BİLGİ SİSTEMİ KULLANIM DURUMU * KENT BİLGİ SİSTEMİNİN BİR ALT SİSTEMİ OLARAK İSTATİSTİKSEL BİLGİ SİSTEMİ VE TÜRKİYE İÇİN 2008 YILINDA İSTATİSTİKSEL BİLGİ SİSTEMİ KULLANIM DURUMU * Statistical Information System as a subsystem of Urban

Detaylı

Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme İLETİŞİM

Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme İLETİŞİM Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme İLETİŞİM Yrd.Doç.Dr. Gülçin Tan Şişman Eğitim Programları ve Öğretim İletişim "Ne kadar çok bilirsen bil, söylediklerin karsındakinin anlayacagı kadardır."

Detaylı

BACIM - Ağırlıklı olarak Türkiye kökenli göçmen kadınlar için buluşma ve danışmanlık merkezi

BACIM - Ağırlıklı olarak Türkiye kökenli göçmen kadınlar için buluşma ve danışmanlık merkezi Deutsches Rotes Kreuz Kreisverband Berlin-City e. V. BACIM - Ağırlıklı olarak Türkiye kökenli göçmen kadınlar için buluşma ve danışmanlık merkezi BACIM projesinin tanıtımı BACIM Berlin-City ev Alman Kızıl

Detaylı

"YEMEKTE DENGE EĞİTİMİ PROJESİ EN İYİ UYGULAMA" YARIŞMA ŞARTNAMESİ

YEMEKTE DENGE EĞİTİMİ PROJESİ EN İYİ UYGULAMA YARIŞMA ŞARTNAMESİ "YEMEKTE DENGE EĞİTİMİ PROJESİ EN İYİ UYGULAMA" YARIŞMA ŞARTNAMESİ GİRİŞ Sevgili Öğretmenimiz, Çocuklarımızın yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı geliştirmelerine katkı sağlamak için, Millî Eğitim

Detaylı

Dr. YALÇIN TOSUN İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi SİNEMA ESERLERİ VE ESER SAHİBİNİN HAKLARI

Dr. YALÇIN TOSUN İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi SİNEMA ESERLERİ VE ESER SAHİBİNİN HAKLARI Dr. YALÇIN TOSUN İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi SİNEMA ESERLERİ VE ESER SAHİBİNİN HAKLARI İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...vii İÇİNDEKİLER... xi KISALTMALAR...xix GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm

Detaylı

T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü. Eğitim Bilimleri Tezli Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı. Ders Kodları AKTS

T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü. Eğitim Bilimleri Tezli Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı. Ders Kodları AKTS Ders T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Tezli Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı Tablo 1. ve Kredi Sayıları I. Yarıyıl Ders EPO501 Eğitimde Program Geliştirme 3 0 3 8

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (30 Mart 15 Mayıs 2015)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (30 Mart 15 Mayıs 2015) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (30 Mart 15 Mayıs 2015) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Mobil Pazarlama, İnteraktif SMS ve Toplu SMS Genel Teklifi

Mobil Pazarlama, İnteraktif SMS ve Toplu SMS Genel Teklifi Mobil Pazarlama, İnteraktif SMS ve Toplu SMS Genel Teklifi 26 Ocak 2015 Mobil Pazarlama Mobil cihaz aracılığı ile herhangi bir ağ üzerinden karşılıklı olarak kullanıcılarla iletişime geçildiği uygulamaların

Detaylı

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ I.SINIF I.YARIYIL FL 101 FELSEFEYE GİRİŞ I Etik, varlık, insan, sanat, bilgi ve değer gibi felsefenin başlıca alanlarının incelenmesi

Detaylı

BĠYOLOJĠ EĞĠTĠMĠ LĠSANSÜSTÜ ÖĞRENCĠLERĠNĠN LĠSANSÜSTÜ YETERLĠKLERĠNE ĠLĠġKĠN GÖRÜġLERĠ

BĠYOLOJĠ EĞĠTĠMĠ LĠSANSÜSTÜ ÖĞRENCĠLERĠNĠN LĠSANSÜSTÜ YETERLĠKLERĠNE ĠLĠġKĠN GÖRÜġLERĠ 359 BĠYOLOJĠ EĞĠTĠMĠ LĠSANSÜSTÜ ÖĞRENCĠLERĠNĠN LĠSANSÜSTÜ YETERLĠKLERĠNE ĠLĠġKĠN GÖRÜġLERĠ Osman ÇİMEN, Gazi Üniversitesi, Biyoloji Eğitimi Anabilim Dalı, Ankara, osman.cimen@gmail.com Gonca ÇİMEN, Milli

Detaylı

ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ VE MATERYAL TASARIMI

ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ VE MATERYAL TASARIMI ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ VE MATERYAL TASARIMI Öğretim Teknolojisinin Kavramsal Çerçevesi Dr. Erinç Erçağ Kaynak: Editör: Prof. Dr. Hüseyin Uzunboylu - Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı Eğitim Doğumdan

Detaylı

Türkiye deki yenilikçi okulları belirlemek, buluşturmak ve desteklemek için yeni bir program...

Türkiye deki yenilikçi okulları belirlemek, buluşturmak ve desteklemek için yeni bir program... Türkiye deki yenilikçi okulları belirlemek, buluşturmak ve desteklemek için yeni bir program... DeGiSen DUnyada GeliSmek Her Cocuk Fark yaratabilir Empati, Yaratıcılık, Liderlik, Ekip CalıSması Ashoka

Detaylı

Öğretim planındaki AKTS Kitle iletişimi ve Kültür 213032003110513 3 0 0 3 6

Öğretim planındaki AKTS Kitle iletişimi ve Kültür 213032003110513 3 0 0 3 6 Ders Kodu Teorik Uygulama Lab. Ulusal Kredi Öğretim planındaki AKTS Kitle iletişimi ve Kültür 213032003110513 3 0 0 3 6 Ön Koşullar : Bu dersin ön koşulu ya da yan koşulu bulunmamaktadır. Önerilen Dersler

Detaylı

İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ YÖNETİM İşletme amaçlarına etkili ve verimli bir şekilde ulaşmak üzere planlama, örgütleme, yöneltme, koordinasyon ve denetimin yapılması sürecidir. 2 YÖNETİM TEORİLERİ KLASİK

Detaylı

GİRİŞ BİRİNCİ BÖLÜM KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE: İŞLETME KULUÇKASI KAVRAMI 1.1. İŞLETME KULUÇKALARININ TANIMI... 24

GİRİŞ BİRİNCİ BÖLÜM KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE: İŞLETME KULUÇKASI KAVRAMI 1.1. İŞLETME KULUÇKALARININ TANIMI... 24 iv İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR... İ ÖZET... İİ ABSTRACT... İİİ İÇİNDEKİLER... İV KISALTMALAR DİZİNİ... X ŞEKİLLER DİZİNİ... Xİ ÇİZELGELER DİZİNİ... Xİİİ GİRİŞ GİRİŞ... 1 ÇALIŞMANIN AMACI... 12 ÇALIŞMANIN

Detaylı

DERS PROFİLİ. Siyaset Sosyolojisi POLS 312 Bahar 6 3+0+0 3 6. Yrd. Doç. Dr. Seda Demiralp

DERS PROFİLİ. Siyaset Sosyolojisi POLS 312 Bahar 6 3+0+0 3 6. Yrd. Doç. Dr. Seda Demiralp DERS PROFİLİ Dersin Adı Kodu Yarıyıl Dönem Kuram+PÇ+Lab (saat/hafta) Kredi AKTS Siyaset Sosyolojisi POLS 312 Bahar 6 3+0+0 3 6 Ön Koşul Yok Dersin Dili Ders Tipi Dersin Okutmanı Dersin Asistanı Dersin

Detaylı