BEHÇET HASTALARINDA BAZI ANTİOKSİDAN ENZİM POLİMORFİZMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "BEHÇET HASTALARINDA BAZI ANTİOKSİDAN ENZİM POLİMORFİZMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ"

Transkript

1 T.C. GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Sonuç Raporu Proje No: 2012/127 Projenin Başlığı: BEHÇET HASTALARINDA BAZI ANTİOKSİDAN ENZİM POLİMORFİZMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Proje Yöneticisi Doç. Dr. İskender PARMAKSIZ Birimi Fen- Edebiyat Fakültesi/ Moleküler Biyoloji ve Genetik Araştırmacılar ve Birimleri Prof. Dr. Şemsettin ŞAHİN - Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya AD. Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ORTAK - Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları AD. Öğr. Gör. Dr. İsmail BENLİ - Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya AD. (Ağustos / 2013)

2 T.C. GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Sonuç Raporu Proje No: 2012/127 Projenin Başlığı: BEHÇET HASTALARINDA BAZI ANTİOKSİDAN ENZİM POLİMORFİZMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Proje Yöneticisi Doç. Dr. İskender PARMAKSIZ Birimi Fen- Edebiyat Fakültesi/ Moleküler Biyoloji ve Genetik Araştırmacılar ve Birimleri Prof. Dr. Şemsettin ŞAHİN - Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya AD. Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ORTAK - Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları AD. Öğr. Gör. Dr. İsmail BENLİ - Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya AD. (Ağustos / 2013)

3 ÖZET* Doktora Tezi BEHÇET HASTALARINDA BAZI ANTİOKSİDAN ENZİM POLİMORFİZMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ İsmail BENLİ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Anabilim Dalı Danışmanlar: Doç. Dr. İskender PARMAKSIZ Prof. Dr. Şemsettin ŞAHİN Behçet hastalığı ağız içinde aftlar, genital bölgede yaralar, deri lezyonları ve göz tutulumu gözlenen enflamatuar seyirli kronik bir hastalıktır. Behçet hastalığının nedeni henüz net olarak açıklanamamıştır. Ancak araştırmalarda genetik, çevresel faktörler, enfeksiyonel ajanların neden olduğu immün yanıtlar ve koagulasyon sistemindeki bozukluklar gibi etkenlerin hastalığa neden olduğu ifade edilmektedir. Oksidatif stres Behçet hastalığı ile ilişkisi kurulan nedenlerden birisidir. Bu araştırmada; antioksidan enzimlerden olan SOD2, GPX1 ve PON1 enzimlerini kodlayan genler üzerinde gözlenen ve enzim aktivitelerinde değişikliğe neden olan SOD2 Ala-9Val, GPX1 Pro198Leu, PON1 L55M ve PON1 Q192R polimorfizmlerinin Behçet hastalığının patogenezindeki rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın hasta grubunu 110 Behçet hastası, kontrol grubunu ise 100 sağlıklı birey oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan bireylerin tam kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılmıştır. Genotipleme Real-Time PCR yöntemi ile hibridizasyon problar kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonunda erime eğrisi analizi yapılarak SOD2 Ala-9Val, GPX1 Pro198Leu, PON1 L55M ve PON1 Q192R polimorfizmleri tespit edilmiştir. Elde edilen verilerle genotip frekansı, allel frekansı ve genotip frekansına göre göreceli risk oranları hesaplanarak hasta ve kontrol grupları istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. SOD2 Ala- 9Val, PON1 L55M ve PON1 Q192R polimorfizmlerinde hasta ve kontrol grupları arasında genotip frekansı, allel frekansı ve genotip frekansına göre göreceli risk oranlarında istatistiksel olarak anlam bulunmamıştır. Hasta grubunda GPX1 Pro198Leu polimorfizminde gözlenen Leu allel frekansı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde artmıştır (P=0,037, OR=1,52, 95% CI (1,02-2,27)). Aynı zamanda Leu allelini heterozigot veya homozigot olarak taşıyan bireylerde (Pro/Leu+Leu/Leu) Behçet hastalığı için artmış risk tespit edilmiştir (P=0,048, OR=1,75, 95% CI (1,0005 3,06)). Sonuç olarak; Behçet hastalarında ilk defa incelenen GPX1 Pro198Leu polimorfizminin Behçet hastalığı için genetik bir risk faktörü olabileceği gösterilmiştir. 2013, 107 sayfa Anahtar Kelimeler: Behçet Hastalığı, Polimorfizm, GPX1, SOD2, PON1 * Bu çalışma 2012/127 proje numarasıyla Gaziosmanpaşa Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. i

4 ABSTRACT* Ph.D. Thesis EVALUATION of SOME ANTIOXIDANT ENZYME POLYMORPHISMS In BEHÇET'S PATIENTS İsmail BENLİ Gaziosmanpaşa University Graduate School of Natural and Applied Sciences Deparment of Biology Supervisors: Assoc. Prof. Dr. İskender PARMAKSIZ Prof. Dr. Şemsettin ŞAHİN Behçet's disease is a chronic inflammatory disease. It is characterized by oral aphthous ulcers, genital ulcers, skin lesions and ocular involvement. The causes of the Behçet s disease is not understood yet. The factors like, genetic and environmental factors, immune responses caused by infectious agents and coagulation system disorders can cause the disease has been expressed. The oxidative stress is the one of the reasons that has a relation with Behçet s disease. SOD2, GPX1 and PON1 are antioxidant enzymes. SOD2 Ala-9Val, GPX1 Pro198Leu, PON1 L55M and PON1 Q192R polymorphisms are located on the genes that coding these enzymes and cause decrease in enzyme activity. In this study, we aimed to investigate the role of these polymorphisms in Behçet s disease. 110 Behçet patients and 100 healthy control subject were included in this study. DNA was isolated from whole blood samples of individuals who participated in the study. Genotyping was performed Real-Time PCR using hybridization probes. SOD2 Ala-9Val, GPX1 Pro198Leu, PON1 L55M and PON1 Q192R polymorphisms were detected with melting curve analyzing. Genotype frequency, allele frequency and relative ratio of genotype frequency were obtained. Patients and control groups were compared statistically using these findings. No significant difference was found in allel frequency, genotype frequency and relative ratio of genotype frequency of SOD2 Ala- 9Val, PON1 L55M and PON1 Q192R polymorphisms between patient and control subjects. A significant difference in the allele frequency of the GPX1 gene was found between patient and control subjects; the frequency of the Leu allele in the patients was significantly higher than in the control subjects (P=0,037, OR=1,52, 95% CI (1,02-2,27)). Increased risk for Behçet's disease was determined in individuals carrying Leu allele heterozygous or homozygous (Pro/Leu+Leu/Leu) (P=0,048, OR=1,75, 95% CI (1,0005 3,06)). As a result; GPX1 Pro198Leu polymorphism that is studied for the first time in Behçet's disease, might be a genetic risk factor for Behçet's disease. 2013, 107 pages Keywords: Behçet s Disease, Polymorphism, GPX1, SOD2, PON1 This study was supported by the Gaziosmanpasa University Scientific Research Projects Commission. (Project No: 2012/127). ii

5 ÖNSÖZ Bu çalışmada; SOD2, GPX1 ve PON1 enzimlerini kodlayan genler üzerinde gözlenen ve enzim aktivitelerinde değişikliğe neden olan SOD2 Ala-9Val, GPX1 Pro198Leu, PON1 L55M ve PON1 Q192R polimorfizmlerinin Behçet hastalığının patogenezinde rol oynayıp oynamadığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya katkılarından dolayı Gaziosmanpaşa Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu na, Klinik Araştırmalar Etik Kurulu na, çalışmada emeği geçen herkese teşekkür ederim. iii

6 İÇİNDEKİLER Sayfa ÖZET i ABSTRACT ii ÖNSÖZ iii SİMGE ve KISALTMALAR DİZİNİ vi ŞEKİLLER DİZİNİ viii TABLOLAR DİZİNİ x 1. GİRİŞ 1 2. GENEL BİLGİLER Behçet Hastalığı Tanım Epidemiyoloji Etyopatogenez Klinik Bulgular Tanı Kriterleri Serbest Radikaller ve Reaktif Oksijen Türleri Serbest Radikal Oluşumu Reaktif Oksijen Türleri Serbest radikallerin biyomoleküller üzerine etkileri Antioksidan Savunma Enzimatik Olmayan Antioksidanlar Antioksidan Enzimler Katalaz (EC ) Glutatyon Redüktaz (EC ) Glutatyon-S-Transferaz (EC ) Süperoksit Dismutaz (EC ) Glutatyon peroksidaz (GPX)(EC ) Paraoksonaz (PON) (EC ) Behçet Hastalığı ve Antioksidan Sistem 54 iv

7 Sayfa 3. MATERYAL ve YÖNTEM Çalışma Grubunun Seçimi Örneklerin Toplanması ve Saklanması DNA İzolasyonu Polimorfizmlerin Tespit Edilmesi SOD2 Ala-9Val Gen Polimorfizminin Tespit Edilmesi GPX1 Pro198Leu Gen Polimorfizminin Tespit Edilmesi PON1 L55M Gen Polimorfizminin Tespit Edilmesi PON1 Q192R Gen Polimorfizminin Tespit Edilmesi İstatistiksel Analiz BULGULAR Demografik Özellikler Genotip Frekansları Genotip Frekanslarına Göre Göreceli Risk Oranları Allel Frekansları TARTIŞMA ve SONUÇ 82 KAYNAKLAR 91 ÖZGEÇMİŞ 107 v

8 SİMGE ve KISALTMALAR DİZİNİ HLA : İnsan lökosit antijen MHC : Majör histokompatibilite kompleksi TNF-α : Tümör nekrozis faktör-α SOD : Süperoksit dismutaz GPX : Glutatyon peroksidaz CAT : Katalaz PON : Paraoksonaz HSP : Isı şok protein IgA : İmmünglobülin A IgG : İmmünglobülin G ROT : Reaktif oksijen türleri MDA : Malondialdehit NO : Nitrik oksit GİS : Gastrointestinal sistem RAS : Rekürren aftöz stomatit DNA : Deoksiribonükleik asit MnSOD : Manganez süperoksit düsmutaz NAD : Nikotinamid adenin dinükleotit NADPH : Nikotinamid adenin dinükleotit fosfat RA : Romatoit artrit GSH : Glutatyon NOS : Nitrik oksit sentaz IL : İnterlökin ONOOH : Peroksinitrit ALS : Amiyotrofik lateral skleroz SNP : Tek nükleotit polimorfizmi ECSOD : Ekstrasellüler süperoksid dismutaz GSSG : Okside glutatyon HDL : Düşük yoğunluklu lipoprotein LDL : Yüksek yoğunluklu lipoprotein vi

9 EDTA : Etilen diamin tetra asetikasit PCR : Polimeraz zincir reaksiyonu FRET : Fluorescence Resonance Energy Transfer pmol : Pikomol ng : Nanogram ml : Mililitre µl : Mikrolitre mm : Milimol C : Santigrat sn : Saniye SPSS : Statistical Package for the Social Sciences SLE : Sistemik lupus eritematozus L : Lösin M : Metiyonin Q : Glutamin R : Arjinin Ala : Alanin Val : Valin Pro : Prolin Leu : Lösin vii

10 ŞEKİLLER DİZİNİ Şekil Sayfa Şekil 2.1 Reaktif oksijen Türleri 14 Şekil 2.2 Mitokondrial elektron transport zincirinde elektron kaçağı sonucu süperoksit radikal oluşumu 16 Şekil 2.3 Mikrozomal elektron transport zinciri ile serbest radikal oluşumu 17 Şekil 2.4 Fagositik solunumsal patlama 18 Şekil 2.5 Araşidonik asit metabolizması 19 Şekil 2.6 Serbest radikal hasarı 22 Şekil 2.7 NOS un aktive edilmesi NO sentezlenmesi 24 Şekil 2.8 Lipit perokisdasyonu 28 Şekil 2.9 Serbest radikallerin DNA üzerine etkileri 29 Şekil 2.10 Oksidatif stres 30 Şekil 2.11 Glutatyonun yapısı 31 Şekil 2.12 Süperoksit Dismutaz gen ailesi 36 Şekil 2.13 SOD1 protein yapısı 37 Şekil 2.14 SOD2 enzim yapısı 38 Şekil 2.15 SOD2 enziminde alanin ve valin aminosidinin enzimin yapısını değiştirmesi 39 Şekil 2.16 SOD2 sentezi, işlenmesi, mitokondriye taşınması, yerleşiminin teorik gösterimi. 40 Şekil 2.17 SOD3 enzim yapısı 42 Şekil 2.18 GPX izozimlerinin yapısı 44 Şekil 2.19 PON 1, PON 2 ve PON 3 genlerinin insan 7. kromozomu q21. ve q22. bantları üzerindeki yerlerinin gösterimi 47 Şekil 2.20 PON1 enzim yapısı 48 Şekil 2.21 Hücre membranında bulunan PON1 in HDL ye geçişi 49 Şekil 2.22 PON enzim ailesini kodlayan gen bölgesi ve sık gözlenen mutasyonlar 50 Şekil 2.23 PON1 enzimi promotor bölgesi ve polimorfizmleri 51 Şekil 2.24 PON enzimlerinin dokulara göre fonksiyonları 53 viii

11 Şekil Sayfa Şekil 2.25 Oksidatif stresin Behçet hastalığı oluşumuna muhtemel etkilerinin şematik gösterimi 55 Şekil 3.1 SOD2 Ala-9Val için amplifikasyon eğrisi 64 Şekil 3.2 SOD2 Ala-9Val için erime eğrisi 64 Şekil 3.3 SOD2 Ala-9Val için erime pikleri 64 Şekil 3.4 GPX1 Pro198Leu için amplifikasyon eğrisi 67 Şekil 3.5 GPX1 Pro198Leu için erime eğrisi 67 Şekil 3.6 GPX1 Pro198Leu için erime pikleri 67 Şekil 3.7 PON1 L55M için amplifikasyon eğrisi 70 Şekil 3.8 PON1 L55M için erime eğrisi 70 Şekil 3.9 PON1 L55M için erime pikleri 70 Şekil 3.10 PON1 Q192R için amplifikasyon eğrisi 73 Şekil 3.11 PON1 Q192R için erime eğrisi 73 Şekil 3.12 PON1 Q192R için erime pikleri 73 ix

12 TABLOLAR DİZİNİ Tablo Sayfa Tablo 2.1 Eksojen ve endojen olarak serbest radikal oluşumuna neden olan kaynaklar 14 Tablo 2.2 Serbest radikaller ve neden olduğu reaksiyonlar 26 Tablo 2.3 Biyolojik sistemdeki antioksidan koruma sistemi elemanları 32 Tablo 2.4 SOD izozimlerinin özellikleri 35 Tablo 2.5 SOD2 Ala-9Val polimorfizminin coğrafik bölgelere göre dağılımı 41 Tablo 2.6 GPX izozimlerinin bulunduğu dokular ve özellikleri 43 Tablo 2.7 GPX izozimlerinin görevleri 45 Tablo 2.8 GPX1 Pro198Leu polimorfizminin coğrafik bölgelerde dağılımı 46 Tablo 2.9 PON1 L55M ve Q192R polimorfizmlerinin coğrafik bölgelerde dağılımı 52 Tablo 2.10 Behçet hastalarında antioksidan enzim aktiviteleri üzerine yapılan çalışmalarda Behçet hastalarındaki enzim aktivitelerinin ve MDA seviyesinin kontrol grubuna göre durumu 58 Tablo 3.1 SOD2 Ala-9Val gen polimorfizminin tespitinde kullanılan primer ve prob setinin dizileri 62 Tablo 3.2 SOD2 Ala-9Val gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR koşulları 62 Tablo 3.3 SOD2 Ala-9Val gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR prosedürü 63 Tablo 3.4 GPX1 Pro198Leu gen polimorfizminin tespitinde kullanılan primer ve prob setinin dizileri 65 Tablo 3.5 GPX1 Pro198Leu gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR koşulları 65 Tablo 3.6 GPX1 Pro198Leu gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR prosedürü 66 Tablo 3.7 PON1 L55M gen polimorfizminin tespitinde kullanılan primer ve prob setinin dizileri 68 x

13 Tablo Sayfa Tablo 3.8 PON1 L55M gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR koşulları 68 Tablo 3.9 PON1 L55M gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR prosedürü 69 Tablo 3.10 PON1 Q192R gen polimorfizminin tespitinde kullanılan primer ve prob setinin dizileri 71 Tablo 3.11 PON1 Q192R gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR koşulları 71 Tablo 3.12 PON1 Q192R gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR prosedürü 72 Tablo 4.1 Kontrol ve Behçet hastalarının demografik özellikleri 75 Tablo 4.2 MnSOD Ala-9Val genotip frekansları 76 Tablo 4.3 GPX1 Pro198Leu genotip frekansları 76 Tablo 4.4 PON1 L55M genotip frekansları 76 Tablo 4.5 PON1 Q192R genotip frekansları 77 Tablo 4.6 MnSOD Ala-9Val Genotip frekanslarına göre göreceli risk oranları 78 Tablo 4.7 GPX1 Pro198Leu Genotip frekanslarına göre göreceli risk oranları 78 Tablo 4.8 PON1 L55M Genotip frekanslarına göre göreceli risk oranları 79 Tablo 4.9 PON1 Q192R Genotip frekanslarına göre göreceli risk oranları 79 Tablo 4.10 Mn-SOD Ala-9Val allel frekansları 80 Tablo 4.11 GPX1 Pro198Leu allel frekansları 80 Tablo 4.12 PON1 L55M allel frekansları 81 Tablo 4.13 PON1 Q192R allel frekansları 81 xi

14 1 1. GİRİŞ Behçet hastalığı ilk kez 1937 yılında Ord. Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından tekrarlayan oral aft, genital ülser ve hipopyonlu iridosiklit içeren üç ana semptomun gözlendiği bir hastalık olarak tanımlanmıştır. Tarihi İpek Yolu'nun geçtiği coğrafik bölgelerde daha sık görülen Behçet hastalığı, neredeyse tüm dünyada gözlenen bir hastalıktır. Hastalığın en sık gözlendiği ülke ise Türkiye olarak bildirilmektedir. Behçet hastalığının etyolojisi ve patogenezi halen tam olarak bilinmemekle birlikte genetik olarak duyarlı bireylerde çevresel faktörlerin tetiklediği yoğun immün-aracılı enflamatuar yanıt sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir (Doğanavşargil ve Keser, 2005; Alpsoy ve Akman, 2007). Behçet hastalığında görülen doku hasarı, nötrofil kaynaklı lizozomal enzimlerin hücre dışı ortama salınmasına ve uyarılan nötrofiller tarafından aşırı serbest radikal üretimi nedeniyle gerçekleştiği düşünülmektedir (Köse ve ark., 2002). Serbest radikaller üzerinde çok durulan ve sıkça araştırılan bir konudur. Serbest radikal, dış orbitalinde tek sayıda eşlenmemiş elektron bulunan bir atom veya moleküldür. Canlılığın devamının zorunlu bir parçası olan oksijen radikalleri çok sayıda enzimatik reaksiyonun ve biyolojik fonksiyonların gerçekleşmesi için gerekli moleküllerdir (Erden, 1992). Bunun yanında proteinler, lipitler, karbonhidratlar ve nükleik asitler gibi biyomoleküllere ciddi hasarlar vererek çeşitli hastalıkların oluşumuna neden olmaktadır (Diplock, 1998). Serbest radikallerin aşırı üretimini ve bunların meydana getirdiği hasarı önlemek için vücutta birçok savunma mekanizmaları gelişmiştir. Bu savunma mekanizmalarında görevli elemanlar antioksidanlar olarak bilinirler. Hücrede olağan metabolizma sırasında ya da patolojik etkilerle meydana gelen serbest radikaller ile antioksidan savunma sistemleri arasındaki dengeli ilişkinin serbest radikaller lehine kayması durumunda oksidatif stres oluşur. Bu dengenin korunması ve oksidatif hasarın engellenmesi için antioksidan sistemler oldukça önemli rol oynamaktadır (Buga ve ark., 1989; Farber ve ark., 1989). Oksidatif stres, Behçet hastalığı ile ilişkisi kurulan hastalık etkenlerinden birisidir. Behçet hastalığında ana etken olan enflamasyona reaktif oksijen türlerinin sebep olduğu

15 2 bildirilmektedir. Behçet hastalığında reaktif oksijen türlerinin (ROT) miktarındaki artış ile oksidatif stresin doku hasarına neden olduğu ifade edilmektedir (Yazıcı ve ark., 2004). Behçet hastalığının atak dönemlerinde nötrofil immünitesinde ve reaktif oksijen türlerinin (süperoksit radikali, hidrojen peroksit kaynaklı hidroksil radikali ve malondialdehit) üretiminde artış olduğu gösterilmiştir. Behçet hastalarında; süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GPX), katalaz (CAT) gibi endojen serbest radikalleri temizleyen enzim aktivitelerinde azalma olduğu bilinmektedir (Kökçam ve Nazıroğlu, 2002; Köse ve ark., 2002; Erkılıç ve ark., 2003). Süperoksit dismutaz enzimi özellikle süperoksit radikallerine karşı önemli bir savunma sağlayan antioksidan enzimdir. Antioksidan sistemdeki görevi süperoksit radikalini hidrojen peroksite dönüştürmektir (Zejnilovic ve ark., 2009). Glutatyon peroksidazlar hidrojen peroksit ve organik hidroperoksitleri su ve oksijene dönüştüren antioksidan enzimlerdir. Hidrojen peroksiti yıkarak lipit peroksidasyonunun başlamasının önlemesinde önemli bir rol oynamaktadırlar (Küçükergin, 2010). Paraoksonaz 1 (PON1) enziminin ilk keşfedilen özelliği toksik organik molekülleri hidroliz etme aktivitesi olduğundan dolayı toksikolojik bir enzim olarak değerlendirilmiştir. Ancak antiaterojenik, antienflamatuvar ve antioksidan etkilerinin belirlenmesiyle son yıllarda güncellik kazanmıştır (Anıl, 2009). Bu çalışmadaki amacımız; SOD2, GPX1 ve PON1 enzimlerini kodlayan genler üzerinde gözlenen ve enzim aktivitelerinde değişikliğe neden olan SOD2 Ala-9Val, GPX1 Pro198Leu, PON1 L55M ve PON1 Q192R polimorfizmlerinin Behçet hastalığının patogenezinde rol oynayıp oynamadığını araştırmaktır.

16 3 2. GENEL BİLGİLER 2.1. Behçet Hastalığı Tanım Behçet hastalığı ilk olarak hastalığa ismini veren Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından 1937 yılında tanımlanmıştır (Behçet, 1937). Behçet hastalığı ağız içinde aftlar, genital bölgede yaralar, deri lezyonları ve göz tutumu gözlenen enflamatuar seyirli kronik bir hastalık olup nedeni tam olarak anlaşılamamıştır (Ohno ve ark., 1982). Bu belirtilere ek olarak eklem, santral sinir sistemi, akciğer, gastrointestinal sistem (GİS) ve böbrek gibi birçok organı tutabilen multisistemik bir hastalık olduğu bilinmektedir (Scully ve ark., 1998; Jorizzo, 1993) Epidemiyoloji Dünyanın çeşitli bölgelerinde görülmektedir ancak tarihi ipek yolu üzerindeki Akdeniz ülkelerinde daha sık gözlenmektedir (Ohno ve ark., 1982). Kuzey Avrupa ve Amerika da daha az gözlenirken Türkiye, Çin, Kore, İran, Tunus gibi Akdeniz ülkelerinde daha sık olduğu bilinmektedir (Yurdakul, 1997; Pamuk ve Çakır, 2005). Japonya da 15 / oranında görülmekte iken Türkiye de 370 / gibi yüksek bir orandadır (Ohno ve ark., 1986; Moutsopoulus, 1991). Behçet hastalığının dağılımının en yaygın olduğu ülke Türkiye dir (Önder ve Gürer, 2007). Türkiye de yapılan çalışmalara bakıldığında hastalığın görülme oranı Fatsa da 31 / , Silivri de 8 / , İstanbul da 42 / , Ankara da 11 / olarak bulunmuştur ( Pamuk ve Çakır, 2005). Erkek ve kadınlar arasındaki dağılıma bakıldığında hastalığın görülme sıklığı erkeklerde kadınlara göre 3/2 oranda daha yüksektir (Önder ve Gürer, 2001). Ancak bu oranı 1,03 olarak belirten çalışmalar mevcuttur (Tursen ve ark., 2003). Almanya, Kore, Amerika

17 4 ve Japonya da yapılan çalışmalarda ise kadınlar arasındaki prevalansın daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Ancak son yıllardaki çalışmalar kadınlar ve erkekler arasındaki dağılımın benzer oranda olduğu gözlenmektedir (Zouboulis, 1999). Behçet hastası erkeklerde mortalite ve mobiditenin kadınlara göre daha fazla, eritema nodozumun ise kadınlarda erkeklerde daha fazla olduğu belirtilerek cinsiyetin aynı zamanda hastalığın klinik bulgularını ve prognozunu etkileyen bir neden olduğu söylenmektedir (Kural-Seyahi ve ark., 2003; Marshall, 2004). Kore de yapılan bir çalışmada da hastalığın erkeklerde daha ağır seyrettiği ifade edilmiştir ( Bang ve ark., 2003). Bu bulguları destekleyici şekilde kadınlarda genital ülser ve eritema nodozum, erkeklerde ise püstüler lezyon, oküler bulgular ve vasküler lezyonların daha fazla geliştiğini destekleyen yayınlar bulunmaktadır (Davatchi ve ark., 2003; Bang ve ark., 2003). Behçet hastalığının tanı konulma yaşı Asya ülkelerinde 30 yaşın üstünde, Türkiye gibi Akdeniz ülkelerinde 30 yaşın altındadır. Hastalığın ileri yaşlarda başlama durumu ise seyrektir (Pamuk ve Çakır, 2005). Hastalığın başlama yaşı Japonya da 35,7 iken Türkiye de ise 23,3 olarak bildirilmiştir (Önder ve Gürer, 2007) Etyopatogenez Behçet hastalığının nedeni şimdiye kadar net olarak açıklanamamıştır (Zouboulis, 2003). Araştırmalarda genetik, çevresel etkenler, enfeksiyonel ajanların neden olduğu immün yanıtlar, oksidatif dengede bozukluk, koagulasyon sistemindeki bozukluklar gibi etkenlerin hastalığa neden olduğu ifade edilmektedir (Doğanavşargil ve Keser, 1999). Genetik Behçet hastalığının belirli coğrafik bölgelerde sık gözlenmesi, yakın akrabalarda birden çok hastanın gözlenmesi genetik etkenlerin hastalıkta rol aldığı görüşünü güçlendirmektedir (Doğanavşargil ve Keser, 2005). Behçet hastası olan kişilerin kardeşleri üzerinde yapılan bir çalışmada kardeşi Behçet hastası olan kişilerde hastalığın

18 5 ortaya çıkma riskinin genel topluma göre yüksek çıkması da bu görüşü desteklemektedir ( Gül ve ark., 2000). Yapılan araştırmalarda dikkat çeken bir husus HLA-B51 antijeni ile Behçet hastalığı arasındaki ilişkidir. Behçet hastalığı ve HLA-B51 antijeninin bölgesel prevelansı birbiriyle örtüşmektedir ve ayrıca Behçet hastalarında HLA-B51 antijeni görülme oranı % gibi yüksek bir orandadır (Yazıcı ve ark., 1980, 1983). Tunus da yapılan bir çalışmada normal bireylerde %25,5 olarak bulunan HLA-B51 oranı Behçet hastalarında %54 olarak bulunmuştur (Houman ve ark., 2007). HLA-B51 in Behçet hastalığı için doğrudan ya da dolaylı olarak bir etken olduğu netlik kazanmamıştır. Doğrudan ya da dolaylı olarak hastalığa yol açtığına dair görüşler mevcuttur. HLA-B51 geninin hastalığı doğrudan etkilediğine dair görüş immün sistemin etkileyici ve düzenleyici hücrelerine belli antijen grubunu sağlayarak ya da sağlamayarak gerçekleştirdiğidir. Dolaylı yoldan hastalığı etkilediğine dair görüş ise dengesiz bağlantılı (linkage disequilibrium) olduğu başka bir gen ile taşınarak hastalığa neden olabileceğidir (Fresko, 1997; Türsen ve Gürler, 2000). HLA-B51 geninin hastalığın seyrine ve şiddetine etki ettiğine dair görüşlerde ileri sürülmektedir. HLA-B51 geni taşıyan hastalarda hastalığın daha ağır seyrettiği ve üveitin daha sık görüldüğünü ifade eden yayınlar mevcuttur (Fresko, 1997; Türsen ve Gürler, 2000). HLA-B51 geninin erkeklerde daha fazla gözlendiği, hastalığın erken yaşta başlamasına neden olduğu, eritema nodozum ve üveit riskini artırdığını ileri süren çalışmalar vardır (Koumantaki ve ark., 1998). Diğer bir çalışmada ise bu antijeni bulunduran Behçet hastalarında tromboz ve körlüğe kadar varan üveit vakaları belirtilmiştir (Zoubolis ve ark., 1993). Göz ve nörolojik tutulumu olan Behçet hastalarının çoğunda HLA-B51 pozitifliği bulunan çalışmalar mevcuttur (Lehner ve ark., 1979). Ailevi vakalar Behçet hastalarında %4-17 arasında dağılım göstermesine karşın klasik mendelian tipi kalıtım tespit edilememiştir (Türsen ve Gürler, 2000). HLA (Human Leukocyte Antigen) ismiyle de bilinen Majör Histokompatibilite Kompleksi (MHC) 6. Kromozomun kısa kolunda yer alır ve antijenlerin immünolojik yönden tanınması ve immün sistemde görev yapan moleküllerin tanınmasını sağlayarak

19 6 T hücrelerine antijen sunmakla görevlidir (Alpsoy ve ark., 1998). HLA-B51 antijeninin periferik kan nötrofil hücrelerinin fazla miktarda proenflamatuar sitokin üretimini otokrin kontrol edebildiği ve HLA-51 pozitif olan transgenik farelerin nötrofil hücrelerinden süperoksit ve oksidatif ürünlerin fazla miktarda üretildiği gösterilmiştir (Takeno ve ark., 1993). Proenflamatuar sitokinlerden olan tümör nekrozis faktör-α (TNF-α) geninde promotor bölgedeki polimorfizmler ile Behçet hastalığı arasında ilişki gösteren çalışmalar da mevcuttur (Krause ve Weinberger, 2008) Çevresel ve Enfeksiyonel Faktörler Bakteri ve virüslerin Behçet hastalığının oluşmasında ajan olarak rol oynadığı bildirilmektedir. Bu ajanlar arasından bazıları herpes simpleks tip I virüsü, çeşitli streptokoklar (S. Pyogenes, S. Oralis, S. Faecalis, S. Salivarus), hepatit A, B, C, E virüsleri, helikobakter pilori gibi antijenik yapıları benzer olan bakteri ve virüslerdir (Chang ve ark., 2001; İlknur ve ark., 2006). Araştırmalarda bu ajanların Behçet hastalığıyla ilişkisi gösterilmesine rağmen hastalığın kesin sebebi olarak gösterilememiştir (Yıldırım ve ark., 2009). Bakteri veya virüslerin hastalığa direkt olarak değil, antijenlerinin neden olduğu bir immün bozukluk ile hastalığa yol açabileceği şu anki ortak görüşü ifade eder (Bayvot, 2004). Behçet hastalığına neden olabilecek faktörlerden bir diğeri de ısı şok proteinleridir. Isı şok proteinleri (HSP) prokaryotik ve ökaryotik hücrelerde stres şartlarında sentez edilen immün reaktif proteinlerdir. Oral mukoza antijenleriyle yukarıda bahsedilen virüs ve bakteriler arasında çapraz reaksiyon tespit edilmesi bu organizmalarda ortak olarak bulunan 65 kd ısı şok proteinlerinin hastalığa neden olabileceği fikrinin ortaya atılmasına neden olmuştur. Behçet hastalarında yapılan çalışmalarda 65 kd ısı şok proteinlerine karşı immünglobülin G (IgG) ve immünglobülin (IgA) antikorlarının üretildiği gösterilmiştir (Bayvot, 2004). Aynı şekilde eritama nodozum ve mukokutanöz ülser bulunan Behçet hastalarının aktif deri lezyonlarında yukarda bahsedilen bakterilerde bulunan 65 kd ısı şok proteinlerine yapısal olarak çok benzeyen 60 kd ısı şok proteinlerinin fazla miktarda sentezlendiği tespit edilmiştir (Ergun ve ark., 2001).

20 7 Oksidatif Stres Oksidatif stres Behçet hastalığı ile ilişkisi kurulan nedenlerden birisidir. Behçet hastalığında ana etken olan enflamasyona reaktif oksijen türlerinin (ROT) sebep olduğu bildirilmektedir. Behçet hastalığında ROT miktarındaki artış ile oksidatif stresin doku hasarına neden olduğu ifade edilmektedir (Yazıcı ve ark., 2004). Hastalığın aktif dönemlerinde nötrofil aracılı immün cevap ve ROT miktarında artış görülmektedir. Süperoksit radikali, hidroksil radikali ve malondialdehit (MDA) üretiminin hastalığın şiddetlendiği dönemlerde artışı tespit edilmiştir. Bu durum aktif dönem Behçet hastalarının inaktif hastalara göre oksidatif strese daha fazla maruz kaldığını göstermektedir (Evereklioğlu, 2005). SOD, GPX ve CAT gibi antioksidan enzimlerin Behçet hastalarında azaldığı bilinmektedir. Ayrıca nitrik oksit in (NO) Behçet hastalarında endotel doku hasarına neden olarak hastalık patogenezinde rol oynadığı ifade edilmektedir (Kiraz ve ark., 2001). Behçet hastalarında antioksidan sistemde önemli rol oynayan glutatyon, vitamin A, vitamin E ve betakaroten miktarının da azaldığı bildirilmiştir (Karaca ve Güder, 2009) Klinik Bulgular Oral ve genital ülserler, deri, göz, eklem tutulumları hastalığın en sık görülen bulgularındandır. Bunun yanında GİS, damar, kardiyovasküler, pulmoner tutulumlarda gözlenmektedir. Oral Aft En sık gözlenen oral aft bulgusu çoğu zaman hastalığın ilk olarak bulgusu olarak rastlanır ve diğer bulgular gözlenmeden tek belirti olarak gözlenebilir. Ancak %1-3 oranında oral aftlar olmadan da diğer bulgulara rastlanabildiği bilinmektedir. Genellikle dil, dudak, gingiva ve yanak mukozasında gözlenirler (Yazıcı ve ark., 2002). Oral ülserlerin major, minor ve herpetiform şeklinde 3 formu bulunmaktadır. Bu formlardan minör form klinik olarak oral ülserlerin toplamda %90 ını oluştururlar. Behçet hastalığında oral ülserlerin rekürren aftöz stomatitten (RAS) ayırt edilmeleri zor

21 8 olmaktadır. Ancak klinik olarak oral ülserlerin daha fazla sayıda olması ve lezyon çaplarının farklı olmasından dolayı RAS dan ayırt edilmesi mümkündür (Aktan ve İlknur, 2007). İdiyopatik RAS tanısı alan hastaların %2,8 oranında Behçet hastası olduğu ve bu hastaların uzun zamanlı takibinde %52,2 sinin Behçet hastalığı geliştiğini ifade eden çalışmalar vardır (Kim ve LeBoit, 2000; Alpsoy, 2003). Oral ülserler için tetikleyici faktör genelde diş çekimi ve cerrahi girişimler sonucu oluşan travmadır. Lezyonlar bu travma bölgelerinde gözlenmektedir. Bunun yanında stres, hormonsal değişimler, viral enfeksiyonlar ve beslenme bozuklukları oral ülserleri tetikleyebilir (Gürler, 1997; Marshall, 2004). Genital Ülser Behçet hastalığında sık görülen bulgulardan biri olan genital ülserler oral aftlara morfolojik olarak benzerlik gösterirler ancak daha geniş ve derin olmakla birlikte oral aftlara göre daha seyrek görünür ve zor iyileşirler (Yazıcı ve ark., 2002; Marshall, 2004). Genital ülserler kadınlarda belirtisiz seyredebilirken, erkeklerde genelde ağrılıdır, bununla beraber fiziksel aktivitelerde zorlanmaya neden olabilir (Kalaycıyan ve Arzuhal, 2005). Erkeklerde skrotum alt ve yan yüzeylerinde %90 oranında lokalize olmakla birlikte nadiren glans ve korpus peniste gözlenebilmektedir. Kadınlarda ise genelde labium majör ve minörde gözlenmektedir. Nadiren de vajinal ve servikal lezyonlara rastlanmaktadır. Derin ülserlerde mesane, üretra ve rektumda gözlendiği de bilinmektedir (Ghate ve Jorizzo, 1999). Genital lezyonlar herhangi bir tedavi uygulanmaksızın 3-6 hafta içerisinde kendiliğinden gerilemektedir (Tüzün ve ark., 2008). Deri Bulguları Behçet hastalığının %80 oranında deri bulguları gözlenmektedir. Eritema nodozum lezyonları ve papulopüstüler lezyonlar bu deri bulgularının içerisinde en sık görülenleridir. Bunların yanında yüzeyel tromboflebit ekstragenital ülser paterji reaksiyonu diğer belirtilere örnek olarak verilebilir (Alpsoy, 2003).

22 9 Papülopüstüler lezyonlar Behçet hastalığında %28-66 oranında görülmekte olup en sık gözlenen deri bulgularından biridir. Papül şeklinde başlayıp saat içerisinde püstül halini alarak vücudun gövde, alt ekstremiteler ve yüz bölgesinde yerleşirler. Folikülit veya akne şeklinde steril püstüller şeklindedir (Arca ve Gür, 2003). Eritema nodozum benzeri lezyonlar ise çoğunlukla alt ekstremitelerde nadiren de yüz, ense veya kalça bölgelerinde gözlenen ağrılı deri altı lezyonlarıdır. Behçet hastalarının %15-78 inde görülüp kadınlarda daha fazla gözlenmektedir. Yuvarlak ya da oval fındık ve ceviz büyüklüğünde kırmızı renkli ağrılı akut gelişen lezyonlardır. Sıklıkla tekrarlanır ve 2-3 hafta içerisinde iyileşirler (Arca ve Gür, 2003). Behçet hastalığında sık görülen vasküler tutulumun en sık gözlenen damar tutulum şekli %47,3 oranla yüzeyel tromboflebittir. Eritema nodozum ile genellikle karıştırılabilir. Yüzeyel tromboflebitli hastaların lezyonları hassas ve doğrusal bir dizilim gösteren derialtı nodüller şeklindedir. Vena safena magna en sık tutulan vendir ve nodüller genellikle tek taraflıdır (Tüzün ve ark., 2008). Erkek hastalarda daha sık gözlendiği bilinmektedir (Alpsoy, 2003). Behçet hastalığında nadir görülen deri bulgularından ekstra genital ülserin görülme oranı %3 tür. Ekstra genital ülserler inguinal, perianal, rektal, aksiller, servikal, ayak parmak araları ve meme gibi yerlerde gözlenir. Keskin sınırlı, ödemli, çevresi eritemli ve sarı renkte ülserlerdir. Behçet hastalığının en spesifik lezyonlarındandır (Kalaycıyan ve Arzuhal, 2005; Aktan ve İlknur, 2007). Paterji testi Behçet hastalığının aktif döneminde %50-80 oranında pozitif sonuç verir ve özgünlüğü oldukça yüksektir (Ergün ve ark., 2001). Bu test hastanın önkoluna steril iğne kullanılarak 45 derecelik açıyla 5 mm batırılarak yapılır. İğne batırılan bölgede saatte görülen 2 mm den büyük kızarık püstül pozitif sonuç olarak değerlendirilir. Oluşan püstül 4-5 günde kaybolur. Testin özgünlüğü yüksektir ancak duyarlılığı tartışmalıdır. Özgünlüğünün yüksek olmasından dolayı Uluslar Arası Behçet Hastalığı Çalışma Grubunun tanı kriterlerine dahil edilmiştir (Sharqote ve ark., 2002; Doğanavşargil ve Keser, 2005).

23 10 Göz Tutulumu Behçet hastalığında sık görülen bulgulardan göz tutulumunun hastalıkta görülme sıklığı %70-85 oranındadır (Ghate ve Jorizzo, 1999). Göz tutulumu olan olguların %10-20 si körlükle sonuçlanmaktadır (Yurdakul ve ark., 1994). Erkek hastalarda daha sık gözlenen göz tutulumu bulgusunun seyri kadınlarda daha iyidir (Tursen ve ark., 2003). %20 oranında Behçet hastalığının ilk belirtisi olarak gözlenebilir (Kural-Seyahi ve ark., 2003). HLA-B5 ve paterji testi pozitif olan hastalarda göz tutulumu daha fazla görülmektedir (Atmaca ve Sönmez, 2004). Göz tutulumunun Japonya, Türkiye ve İran da daha fazla ve şiddetli izlendiği ifade edilmektedir (Davatchi ve ark., 2005). Hastalığında başında tek taraflı tutulum gözlense de genellikle çift taraflı tutulum gözlenmektedir (Marshall, 2004). Hastalığın başında ön üvea bölgesini etkileyen tutulum zamanla iki taraflı kronik olarak tekerrür eden posterior ya da pan üveit şeklinde gelişmektedir. Ülkemizde yapılan geniş çaplı bir araştırma sonucuna göre pan üveit %60,2, arka üveit %28,8 oranında ve ön üveit %11,7 oranında tespit edilmiştir (Tugal-Tutkun ve ark., 2004). Eklem Tutulumu Behçet hastalığında eklem tutulumu oranı %50-90 oranındadır Eklem bölgesinin hassasiyetinde artma, şişlik, eklem hareketlerinde azalma, sabah tutukluğu ve kızarıklık gözlenen bulgulardandır (Evereklioğlu, 2005). 3 gün ile 4 hafta süren oligoartrit şeklinde gözlenmekle birlikte en sık tutulan eklemler diz, ayak bileği, el bileği ve dirsektir (Yurdakul ve ark., 1994; Önder ve Gürer, 2001). Nörolojik Tutulum Behçet hastalarının %5-10 kadarında nörolojik tutulum görülür (Marshall, 2004). Ülkemizde bu oran %5,3-7,6 olarak bilinmektedir (Saylan ve ark., 1999). Hastalığın ilk belirtilerinde sonra 1-7 yıl arasında baş ağrısı, ateş kusma şeklinde ortaya çıkmaya başlar. Gülme, ağlama, yutmada zorluk gibi beyin sapı etkilenmesini gösteren belirtiler ve duyu organ bütünlüğüne dair belirtiler de görülebilmektedir (Doğanavşargil ve

24 11 Keser, 1999). Hastalığın erken dönemlerinde nörolojik belirtiler olmadan spinal sıvıda lenfosit ve protein artışı gözlenebilmektedir. Ayrıca migren benzeri baş ağrıları da fazlaca görülen belirtilerdendir. Bağ ağrısı çeken Behçet hastalarında %20 oranında nörolojik tutulum gözlenen çalışmalar mevcuttur ( Özkan, 2007). Vasküler Tutulum Vasküler tutulum oranı Behçet hastalığında %7-40 oranında görülmektedir (Gül ve ark.,2008). Hastalığın ilk beş yılında kendini göstermektedir (Doğanavşargil ve Keser, 2005). Venler arterlere oranla daha fazla tutulum göstermektedir. Yüzeyel tromboflebit tutulumun en çok rastlanan bulgusudur. Alt ektremitelerde safen ven en çok tutulum gösteren bölgedir (Koç ve ark., 1992). Arterlerde tutulum oranı %1-3,5 arasındadır ve anevrizma oklüzyona göre daha fazla izlenmektedir. Pulmoner arter anevrizmasına neden olan tek vaskülit nedeni Behçet hastalığıdır (Özkan, 2007). GİS Tutulumu GİS tutulumunun Türkiye deki Behçet hastalarında görülme oranı %1,4-2,8 olarak bilinmektedir. Japonya da ise bu oran %60 gibi daha yüksek seyreder (Marshall, 2004; Borlu ve ark., 2006). Ağız ve anüs arasında herhangi bir bölgede tutulum gözlenebilir. En fazla gözlenen bölgeler ise iloçekal bölge ve kalın bağırsaktır. GİS tutulumuna bağlı şikayetler şiddetli ağrı, karın bölgesinde gerginlik, ishal, kusma, bulantı gibi bulgulardır (Zouboulis ve ark., 1997). Diğer Sistemik Tutulumlar Behçet hastalığında önceden bahsi geçen sistemik tutulumların yanında daha nadir görülenlerine örnek olarak pulmoner, renal, epididimit, kardiyak tutulumları da gözlenebilmektedir. Bunlardan pulmoner tutulum oranı ülkemizde yapılan bir çalışmada %1,1 oranında gözlenmiştir (Saylan ve ark., 1999). Pulmoner damarlardaki tutulum ile pulmoner arter anevrizma, akciğerde parankimal değişimler, plörezi ve fibrozis

25 12 gözlemlenebilir (Önder ve Gürer, 2001; Doğanavşargil ve Keser, 2005). Ender olarak gözlenen renal tutulum bulguları genellikle hematüri, proteinüri ve amiloidoz şeklindedir (Özkan, 2007). 1-2 hafta süren akut ağrılı epididimit tutulumu tekrarlayıcı özelliktedir (Doğanavşargil ve Keser, 1999). Kardiyak tutulumu ise kendini endokardit, miyokardit, perikardit, kalp yetmezliği, zaman zamanda koroner arter tutulumuna bağlı olarak miyokard enfarktüsü ile kendini göstermektedir (Sharqote ve ark., 2002) Tanı Kriterleri Özgün laboratuar bulgularının olmayışı nedeniyle Behçet hastalığı tanısı klinik bulgularla konulmaktadır. Uluslararası Behçet Hastalığı Çalışma Grubu nun 1990 yılında belirlediği tanı kriterleri günümüzde hastalığa tanı konulmasında kullanılmaktadır. Uluslararası Behçet Hastalığı Çalışma Grubu Tanı Kriterleri: Tekrarlayan oral ülserler: Doktor veya hasta tarafından gözlenen, 12 aylık süre boyunca en az 3 kez tekrarlayan minör, major veya herpetiform aft bulgusu Tekrarlayan genital ülserler: Doktor veya hasta tarafından gözlenen genital ülserasyon veya skatris bulgusu Göz lezyonları: Göz doktorunun saptadığı anterior üveit, posterior üveit, panüveit, retinal vaskülit veya biyomikroskopik muayenede vitreusta hücre bulgusu Deri lezyonları: Doktor veya hasta tarafından gözlenen eritema nodozum benzeri lezyonlar, kortikosteroid tedavisi almayan puberte sonrası hastalarda doktor tarafından gözlenen akneiform papülopüstüler, psödofolikülit veya nodüler lezyonlar Pozitif paterji testi: Önkolun steril enjektörle delinmesinden sonraki 24. ve 48. saatte doktor tarafından testin pozitif yorumlanması Uluslar arası Behçet Hastalığı Çalışma Grubu na göre tekrarlayan oral ülserlerin yanında yukarıda belirtilen bulgulardan en az ikisinin hastada olması gerekmektedir (ISGBD, 1990).

26 Serbest Radikaller ve Reaktif Oksijen Türleri Serbest radikaller en dıştaki atomun yörüngesinde bir veya birden fazla çift oluşturmamış elektron içeren yüksek enerjili, dengeli olmayan moleküllerdir. Çiftlenmemiş elektronlar, serbest radikallere büyük bir reaktiflik kazandırarak protein, lipit, DNA ve nükleotit koenzimler gibi birçok biyolojik maddeye zarar vermelerine sebep olmaktadır (Diplock, 1998). Serbest radikal oluşumu endojen ve çevresel faktörlerin etkisiyle oluşabilir (Tablo 2.1) Elektron transfer sistemi, bazı enzim reaksiyonları sonrası, otooksidasyon gibi faktörler endojen kaynaklara örnek olarak verilebilir (Greene ve Paller, 1991). Çevresel faktörlere ise hava kirliliği, ultraviyole ışınlar, iyonize radyasyon ve ksenobiyotikler örnek olarak verilebilir (Young ve Woodside, 2001). Serbest radikallerin zararlı etkilerinin yanında vücuttaki bazı doğal mekanizmalar için gerekli olduğu da bilinmektedir. Örneğin damar gerginliğinin düzenlenmesi, oksijen basıncının değerlendirilmesi, oksijen yoğunluğu ile kontrol edilen mekanizmaların düzenlenmesi, düşük konsantrasyonlarda hastalık etkenine karşı hücresel cevap verilmesi bunlardan bazılarıdır (Dröge, 2002; Valko ve ark., 2006). Hücrelerde moleküler oksijenin çoğu enzimatik işlemlerle suya dönüştürülürken geriye kalan küçük bir kısmı ise diğer moleküllerden elektron alarak indirgenir ve stabil olmayan oksijen türevleri oluşur (Şekil 2.1). Bunlara reaktif oksijen türleri (ROT) denir (Barber ve Harris, 1994). Başlıca ROT türleri süperoksit radikali (O 2 ), hidrojen peroksit (H 2 O 2 ) ve hidroksil radikali (HO ) dir.

27 14 Tablo 2.1. Eksojen ve endojen olarak serbest radikal oluşumuna neden olan kaynaklar (Kuran, 2008) Eksojen Kaynaklar Antibiyotikler Anestetikler Sigara dumanı İskemi Hipoksi İnflamasyon Antineoplastik ajanlar Hava kirliligi Radyasyon Endojen Kaynaklar Mitokondrial taşınma Mikrozomal sistem Plazma zarları Fagositoz olayı Peroksizomlar Çesitli sitozolik enzimler Şekil 2.1. Reaktif oksijen türleri (Altınışık, 2001)

28 Serbest Radikal Oluşumu Serbest radikaller bağın yapısına giren iki elektrondan herbirinin bir atom üzerinde kalmasıyla yani bağın homolitik kırılmasıyla veya elektron transfer reaksiyonları sonucu oluşurlar (Akpoyraz ve Durak, 1995). Kovalent bağ taşıyan bir molekülün homolitik yıkılımı sonucu bölündükten sonra bölünen her bir parçada ortak elektronlardan birisinin kalmasıyla serbest radikal oluşabilir (Eşitlik 1). X:Y X + Y (1) Normal bir moleküle bir elektron ilavesiyle serbest radikal oluşabilir (Eşitlik 2). X + e - X (2) İnsan metabolizmasında yukarıdaki reaksiyon türlerinden herhangi birisiyle serbest radikal üretimi gerçekleşebilir. Bunlardan bazıları şöyledir; Mitokondriyal elektron transport zinciri Normal elektron akışı sonucu oluşan son ürün sudur (Eşitlik 3). O 2 + 4H + + 4e - 2H 2 O (3) Ancak elektron transport zincirinden kaçan elektronların moleküler oksijen ile doğrudan reaksiyona girmesi sonucu süperoksit radikali oluşmaktadır (Eşitlik 4). O 2 + e - O 2 - (4) Mitokondride gerçekleşen elektron transport zincirinde akan elektronların yaklaşık %1-2 si süperoksit radikali oluşumuna sebep olur (Şekil 2.2). Mitokondride bulunan MnSOD enziminin aktivitesi sonucu süperoksit radikali düzeyi dengede tutulur (Peiter, 1995).

29 16 Şekil 2.2. Mitokondrial elektron transport zincirinde elektron kaçağı sonucu süperoksit radikal oluşumu (Altınışık, 2001) Mikrozomal elektron transport zinciri Endoplazmik retikulumda endojen maddelerin ve özellikle ksenobiyotiklerin metabolizması sonucu yan ürün olarak serbest radikal oluşmaktadır. Ksenobiyotiklerin mikrozomal sitokrom P450 ile reaksiyonuyla moleküllerden bir elektron çıkarılır ya da bir elektron eklenir. Sonuçta serbest radikal oluşur (Şekil 2.3).

30 17 Şekil 2.3. Mikrozomal elektron transport zinciri ile serbest radikal oluşumu (Altınışık,2001) Oksidaz enzimlerinin reaksiyonları Amino oksidaz, sitokrom oksidaz, monoamin oksidazlar ve ksantin oksidaz serbest radikal oluşumuna neden olan oksidaz enzimleridir. Bunlardan özellikle ksantin oksidaz önemlidir. Ksantin oksidaz hasarlanmamış dokularda bir dehidrojenaz olarak vardır, pürinlerin yıkılım yolunda hipoksantinden ksantin ve ksantinden ürik asit oluşumu basamaklarında elektron akseptörü olarak moleküler oksijenden daha çok NAD + kullanır. Oksijensizliğe bağlı olarak ADP'nin ATP'ye fosforilasyonunun azaldığı durumlarda yani iskemi durumunda ADP yıkılır ve pürin bazı, ksantin oksidazın bir oksidaz olarak etkili olmasıyla hipoksantine dönüştürülür. Ksantin oksidazın oksidaz olarak aktivite göstermesi durumunda hipoksantin ksantine ve ksantin ürik aside dönüşürken moleküler oksijen kullanılmakta, moleküler oksijen hidrojen perokside indirgenmektedir. İskemi durumlarında oksijen seviyesi düşük olduğundan önemli hasar olmaz. Ancak oksijen seviyesi reperfüzyon sırasında normale dönünce iskemi yerinde ksantin oksidaz etkisiyle fazla miktarda hidrojen peroksit ve süperoksit radikali oluşur. Bunların etkisiyle de iskemi/reperfüzyon hasarı ortaya çıkar (Altınışık, 2001; Taş, 2010).

31 18 Fagositik solunumsal patlama Aktive olmuş makrofajlar, nötrofiller ve eozinofillerde fagositik solunumsal patlama sırasında da çeşitli serbest radikaller oluşur. Fagositik lökositler çeşitli mikroorganizmalar ya da kimyasal uyarıcılarla uyarıldıkları zaman lizozomal içeriklerini dışarı vermeye başlamasıyla reaktif oksijen türlerinin oluşumuyla mitokondri dışında oksijen tüketiminde bir artış gözlenir. Bu duruma solunumsal patlama adı verilir. Fagositozla içeri alınmış bakteri solunumsal patlama sonucu oluşan ürünlerle yok edilir. Bu aşamada NADPH oksidaz ve myeloperoksidaz enzimleri reaktif oksijen türlerinin oluşumunda rol alırlar. Solunumsal patlamada oluşan reaktif ürünler süperoksit radikali ve hipoklorik asittir (Şekil 2.4). Bu olay normalde vücut savunma sisteminde önemli bir rol oynasa da oluşan oksidan ürünler hücrenin antioksidan savunma sisteminin baş edebileceğinden fazla olursa çeşitli hastalıkların oluşumunda rol alırlar. Örneğin romatoit artritli (RA) hastaların diz eklemlerinde fazla miktarda nötrofil birikir ve bu nötrofillerden ortama salıverilen serbest radikaller eklem hasarını hızlandırırlar (Altınışık, 2001). Şekil 2.4. Fagositik solunumsal patlama

32 19 Araşidonik asit metabolizması Araşidonik asit metabolizması reaktif oksijen türlerinin oluştuğu bir yoldur. Fagositik hücrelerin uyarılması fosfolipaz ve protein kinazları aktive ederken plazma membranından araşidonik asitin ayrılmasına neden olmaktadır. Membrandan ayrılan araşidonik asit bir takım enzimlerin oksidasyonuyla beraber serbest radikal ara ürünlerinin oluşumuna ve lökotrien ve prostoglandinler gibi aktif kimyasalların oluşumuna neden olur (Şekil 2.5). Araşidonik asit metabolizmasında görev alan önemli enzimler lipooksijenaz ve siklooksijenaz enzimleridir (Altınışık, 2001). Şekil 2.5. Araşidonik asit metabolizması (Altınışık, 2001)

33 Reaktif Oksijen Türleri Süperoksit Radikali (O 2 ) Moleküler oksijenin indirgenmesi sonucu ortaya çıkan süperoksit radikali enzimatik oksidasyon sonucunda oluşur. İç mitokondri zarında solunum zinciriyle, iskemireperfüzyon sonucunda aktifleşen ksantin oksidaz, lipooksijenaz, siklooksijenaz enzimlerinin reaksiyonları sonucunda oluşur (Zimmerman ve Granger, 1994; Al-Omar ve ark., 2004). Süperoksit radikali kendiliğinden ya da enzimatik dismutasyon reaksiyonu ile bir ara ürün olarak hidrojen peroksit oluşur (Eşitlik 5). SOD enziminin katalizlediği dismutasyon reaksiyonu ile süperoksit radikalinin spontan dismutasyon reaksiyonundan 10 9 kat daha hızlıdır (Hinder ve Stein, 1991). 2O 2 + 2H + H 2 O 2 + O 2 (5) Süperoksit radikali meydana geldikten sonra glutatyon (GSH) üzerindeki tiyol gruplarıyla etkileşime girerek hücrenin oksidatif stres durumunu ilerletebilir. Aynı şekilde enzimler ya da proteinler üzerindeki tiyol gruplarıyla da reaksiyona girerek onları inhibe edebilirler (Rubanyi ve Vanhoutte, 1986; Brent ve Rumack, 1993). Süperoksit radikali demir (Fe +2 ) varlığında hidrojen peroksit ile reaksiyona girerek aşırı reaktif hidroksil radikalinin olumuna da neden olmaktadır. Bu reaksiyona Haber-Weiss reaksiyonu denmektedir (Eşitlik 6). O 2 + H 2 O 2 OH + OH +O 2 (6) Süperoksit radikali ferritin gibi demir depolarından demiri serbest hale getirir. Ferritin Fe +3 değerli demir içermekte iken süperoksit radikali Fe +2 değerli demire çevirerek demiri serbest hale getirme özelliğine sahiptir. Serbest hale geçen demir ise Haber- Weiss reaksiyonu gibi demire bağlı radikal üreten reaksiyonlar aracılığıyla radikal üretimine neden olabilmekte ve dolayısıyla hücre hasarına neden katkıda bulunabilmektedir (Aydın ve ark., 2001).

34 21 Süperoksit radikali birçok oksidasyon reaksiyonu sonucu oluşabilir. Bunlardan önemli bir tanesi oksihemoglobin oluşumudur. Hemoglobin iki adet α aminoasit zincir ve iki adet de β aminoasit zinciri olmak üzere dört adet protein alt üniteye sahiptir. Her bir zincir oksijeni geri dönüşümlü olarak bağlayabilen hem grubu içerirler. Hemoglobin oksijeni bağlamadan önce Fe +2 iyonu içerirken oksijen bağlandığı zaman bir elektron demir iyonu ile oksijen arasında yer değiştirir (Eşitlik 7). Fe +2 + O 2 Fe +3 + O 2 (7) Bu reaksiyon sonucu oluşan oksihemoglobin dekompozisyona uğrayarak süperoksit radikali üretebilir (Eşitlik 8). Hem-Fe +2 + O 2 Hem-Fe +3 + O 2 (8) Süperoksit radikali ile beraber oluşan Hem-Fe +3 yapısı oksijen bağlayamayan, biyolojik olarak aktivitesini kaybetmiş bir yapıya dönüşerek methemoglobin ismini alır. Bu oksidasyon reaksiyonu günlük olarak insan eritrositlerinin içerdiği hemoglobin miktarının %3 ünde meydana gelerek süperoksit radikali üretimine neden olur. Bu nedenle eritrositler sürekli olarak süperoksit radikali etkisine maruz kalırlar (Halliwell ve Gutteridge, 1989). Hidroksil Radikali (HO ) Hidroksil radikali en güçlü radikallerdendir. Hidroksil radikali de vücutta bazı reaksiyonlar sonucu oluşabilmektedir. Bunlardan bir tanesi yukarıda bahsedildiği gibi Haber-Weiss reaksiyonudur. Demir varlığında süperoksit radikali ve hidrojen peroksit reaksiyona girerek hidroksil radikalini oluşturabilir. Su molekülü iyonize edici radyasyon ışınlarına maruz kaldığında da hidroksil radikali oluşabilir. Hidrojen peroksitin demir ile reaksiyona girmesi ile de hidroksil radikali oluşabilir (Eşitlik 9) (Fujimoto ve ark., 1993). Fe +2 + H 2 O 2 Fe +3 + OH + OH (9)

35 22 Hidroksil radikali çoğu hücresel yapıya zarar verebilmektedir. Etki ettiği en önemli yapılara lipitler, proteinler, nükleik asitler ve sitokromlar örnek olarak verilebilir. Hidroksil radikalinin DNA üzerinde mutajenik etki oluşturduğuda bilinmektedir. DNA ve RNA yapısında bulunan pürin ve pirimidin bazlarının yapısına katılarak radikal oluşturabilir. DNA zincirinin kırılmasına neden olabilir (Aydın ve ark., 2001). Hücre ve hücre içi organel zarlarının yapısında bulunan membran fosfolipitlerinin doymamış yağ asidi içeriği oksidatif etkilere karşı hassastırlar. Bu zarlarda meydana gelen oksidasyon reaksiyonları hücrenin veya organellerin fonksiyonlarını bozmaktadırlar (Kamal ve ark., 1989). Lipit peroksidasyonu ile hücre zarının akışkanlığı azalır, normalde hücre içine giremeyen maddelerin hücre içine girişi artar, membrana bağlı enzimlerin aktivitesi bozulur, protein sentezi inhibe olur, DNA replikasyonunu önlenir ve mitokondriyal solunum durur ve membrana bağlı ya da yakın DNA lar hasar görür (Şekil 2.6) (Halliwell ve Gutteridge, 1989; De Flora ve ark., 1991; Brent ve Rumack, 1993). Lipit peroksidasyonunun sebep olduğu önemli etkilerden bir tanesi de kalsiyum iyonunun hücre zarından içeri doğru akışını artırmaktır. Bu durum hücre içi tahribata neden olmaktadır. Mitokindri organelinde kalsiyum birikimi apoptozisi başlatıcı etki göstermektedir (Kuran, 2008). Hidrojen peroksiti yıkan CAT ve selenyum bağımlı GPX gibi enzimler, demir bağlayan şelatör ajanlar hidroksil radikali oluşumunu dolayısıyla lipit peroksidasyonunu önlemektedirler (Aydın ve ark., 2001). Şekil 2.6. Serbest radikal hasarı (Kinnula ve ark., 2004)

36 23 Hidrojen Peroksit (H 2 O 2 ) Hidrojen peroksit ortaklanmamış elektronlara sahip olmadığından radikal olarak değildir. Membranlardan kolayca geçebilmesi ve başka reaktif oksijen türlerine dönüşebilmelerinden dolayı tehlikelidir (Nordberg ve Arner, 2001). Yukarıda bahsedildiği gibi süperoksit radikalinin dismutasyonu sonucu oluşan hidrojen peroksit, ürat oksidaz, glukoz oksidaz, D-aminosit oksidaz gibi peroksizomal enzimler süperoksit radikaline ihtiyaç duymadan hidrojen peroksit oluşturabilir (Halliwell ve Gutteridge, 1984). Hidrojen peroksit oluştuktan sonra kendiside oksidatif hasar yapabildiği gibi dolaylı olarak süperoksit radikaline dönüşerek de hasara neden olabilir. Hidrojen peroksit zayıf bir oksidan ajandır ancak proteinlerin tiyol gruplarını oksitleyebilir ya da DNA zincirinde kırılmalara neden olabilir. Hidrojen peroksit hücre membranından geçebildiği için DNA üzerinde hasara neden olma olasılığı daha fazladır (Halliwell ve Gutteridge, 1989; Cochrane, 1991). Önceki başlıklarda belirtildiği gibi hidrojen peroksit, Fe +2 ile Fenton reaksiyonunu, süperoksit radikali ile de Haber-Weiss reaksiyonunu vererek güçlü bir oksidan olan hidroksil radikalini oluşturabilmektedir. Hipokloröz Asit (HOCl) Hipokloröz asit radikal olmamasına karşın ROT içinde yer almaktadır. Fagositik hücrelerin bakterilere karşı savunmasında önemli görevi vardır. Aktif hale gelen monositler, nötrofiller, eozinofiller ve makrofajlar süperoksit radikali üretirler. İçerdikleri miyeloperoksidaz enzimi aracılığıyla süperoksit radikalinin dismutasyon reaksiyonu sonucu oluşan hidrojen peroksiti klor iyonuyla tepkimeye sokarak antibakteriyel bir ajan olan hipokloröz aside dönüştürürler (Eşitlik 10) (Aydın ve ark., 2001). H 2 O 2 + Cl HOCl + OH (10)

37 24 Singlet Oksijen (Singlet O 2 ) Oksijen molekülünün daha reaktif bir türü olan singlet oksijen moleküler oksijenin enerji almasıyla oluşurlar. Klorofil a ve b, bilirübin, retinal, porfirin gibi biyolojik moleküller üzerine belirli dalga boyunda ışık gönderildiğinde de singlet oksijen oluşabilir. Bu nedenle göz retinası sürekli ve yoğun ışığa maruz kaldığından dolayı retinada bulunan retinal pigmenti singlet oksijen üretir. Bu durum gözde hasara neden olabilmektedir. Singlet oksijen biyolojik olarak önemli proteinler, metiyonin, triptofan, histidin ve sistein gibi aminoasitlerin kalıntılarıyla reaksiyon vererek ciddi hasar oluşturabilirler (Buga ve ark., 1989; Aydın ve ark., 2001). Niktrik Oksit (NO) Nitrik oksit bir azot ve bir oksijenin çiftlenmemiş elektron vererek oluştuğundan dolayı radikal bir madde olarak tanımlanabilir (Butler ve ark., 1995). Nitrik oksit sentaz (NOS) enzimi ile L-argininden sentezlenen nitrik oksit gazı kolayca düz kas hücrelerine geçerek damar gevşemesini uyarmaktadır (Şekil 2.7) (Aydın ve ark., 2001). Şekil 2.7. NOS un aktive edilmesi NO sentezlenmesi ( Türköz ve Özerol, 1997)

38 25 Nitrik oksit yüksüz bir molekül olduğundan dolayı ve çiftlenmemiş elektron taşıdığından dolayı bir hücreden diğerine rahatça geçebilmektedir. Az konsantrasyonlarda nitrik oksit damar düz kaslarının gevşemesine neden olarak damar basıncı ve kan akışını ayarlama, sinirlerden uyarı geçişi gibi hayati olaylarda görev almaktadır (Snyder, 1992; Lowenstein ve ark., 1994). Bakteri duvarının yapısında bulunan lipopolisakkarit damar duvarındaki NOS enzimini aktifleştirerek endojen sitokinlerin (IL-1β, TNF-α ve INF-γ) salınmasını uyarır. Bu olay damar duvarında sürekli nitrik oksit oluşumuna neden olmaktadır (Schulz ve Triggle, 1994). Sitotoksik olarak uyarılmış makrofajlardan salınan nitrik oksitin, yine uyarılmış makrofajlardan salınan süperoksit radikali ile reaksiyona girerek güçlü bir oksidan olan peroksinitrit (ONOOH) oluşturduğu, oluşan peroksinitritin ise son derece güçlü bir oksidan olan hidroksil radikali oluşumuna neden olduğu ileri sürülmektedir (Eşitlik 11, 12, 13). NO + O 2 ONOO (11) ONOO + H ONOOH (12) ONOOH NO2 + OH (13) Bu durum nitrik oksitin toksisitesini açıklamaktadır. Süper oksit radikalinde olduğu gibi hidrojen peroksitinde nitrik oksitin toksisitesini artırdığını gösteren araştırmalar mevcuttur (Aydın ve ark., 2001). Çeşitli mekanizmalar sonucu oluşan serbest radikal türlerinin neden olduğu bazı reaksiyonlarılar tablo halinde gösterilmiştir (Tablo 2.2).

39 26 Tablo 2.2. Serbest radikaller ve neden olduğu reaksiyonlar (Öğüt ve Atay, 2012) Serbest Radikal Formül Neden Olduğu Hasar Süperoksit Hidrojen peroksit. O-O- HO-OH Fe 2+ ve Cu + iyonlarını geri kazanma yoluyla Haber-Weiss reaksiyonunu katalizleme, hidrojen peroksit veya peroksinitrit oluşumu Hidroksil radikali oluşumu, enzim inaktivasyonu, biyomoleküllerin oksidasyonu Hidroksil radikali OH. Hidrojen çıkarılması, serbest radikallerin ve lipit peroksitlerin üretimi, tiyol oksidasyonu Oksijen Nitrik oksit Peroksinitrit Hipoklorit O=O. N=O O=N-O-O ClO Çifte bağlarla reaksiyon, peroksitlerin oluşumu, aminoasitlerin ve nükleotitlerin oluşumu Peroksinitrit oluşumu, diğer radikallerle reaksiyon Hidroksil radikali oluşumu, tiyollerin ve aromatik grupların oksidasyonu, ksantin dehidrojenazın ksantin oksidaza dönüşümü, biyomoleküllerin oksidasyonu Amino ve kükürt içeren grupların oksidasyonu, klorin oluşması Radikal R. Hidrojen çıkarılması, radikallerin oluşumu; lipitlerin ve diğer biyomoleküllerin bozunması Hidroperoksit Bakır ve demir iyonları R-O-OH Cu 2+ / Fe 3+ Biyomoleküllerin oksidasyonu, biyolojik membranların bozulması Fenton ve Haber-Weiss reaksiyonlarıyla hidroksil radikali oluşumu

40 Serbest radikallerin biyomoleküller üzerine etkileri Serbest radikaller başta lipitler olmak üzere proteinler, karbonhidratlar ve DNA üzerinde zararlı etkilere sahiptir. Serbest radikallerin lipitler üzerindeki en önemli etkileri lipit peroksidasyonunu başlatmalarıdır. Lipit peroksidasyonu hücre zarında bulunan çoklu doymamış yağ asitlerinin oksidasyonuna yol açan kimyasal bir olaydır. Bu kimyasal olay genellikle çoklu doymamış yağ asitlerindeki konjuge çift bağlardan bir hidrojen atomu uzaklaştırılmasıyla başlamaktadır. Böylece yağ asidi zinciri bir lipit radikaline dönmektedir. Oluşan lipit radikali (L. ) dayanıksız bir yapıya sahip olduğundan bir takım değişikliklere maruz kalmaktadır. Lipit radikali moleküler oksijenle etkileşerek peroksil radikaline (LOO. ) oluşturmaktadır. Oluşan peroksil radikali membran yapısında mevcut olan diğer çoklu doymamış yağ asitlerinin yeni lipit radikalleri oluşturmasına neden olmaktadır. Peroksil radikalinin kendiside açığa çıkan hidrojen atomlarını alarak lipit peroksitlerine (LOOH) dönüşmektedir. Bu durum zincirleme bir reaksiyon olarak devam etmektedir. Lipit peroksitler yıkıldığında ise biyolojik olarak aktif aldehit gruplarını oluşturmaktadır. Bu bileşiklerde oluşan hasarı hücrenin diğer bölümlerine yaymaktadırlar. Üç veya daha fazla çift bağ içeren yağ asitlerinin peroksidasyonu sonucunda oluşan MDA membran yapılarını etkileyerek çapraz bağlanma ve polimerizasyona sebep olabilir (Şekil 2.8). Sonuç olarak da iyon transport bozuklukları, enzim aktivite değişiklikleri, hücre bileşenlerinin agregasyonu gibi değişiklikler ortaya çıkabilir. Özetle serbest radikallerin lipitler üzerine olan etkisiyle oluşan lipit peroksidasyonu membran yapısına ve oluşturduğu reaktif aldehit gruplarıyla da hücre içeriğine zarar vermektedir (Gutteridge, 1995; Uysal, 1998).

41 28 Şekil 2.8. Lipit perokisdasyonu (Marnett, 1999) Proteinler serbest radikallere karşı daha az duyarlıdırlar. Proteinlerin serbest radikallerden etkilenme dereceleri içerdiği aminoasit içeriğine göre değişmektedir. Doymamış bağ ve kükürt içeren triptofan, tirozin, fenilalanin, histidin, metiyonin, sistein gibi aminoasitlere sahip proteinler serbest radikallerden kolaylıkla etkilenirler. Bu etki sonucunda özellikle sülfür radikalleri ve karbon merkezli organik radikaller oluşmaktadır. Serbest radikallerin etkileri sonunda, yapılarında fazla sayıda disülfit bağı bulunan IgG ve albümin gibi proteinlerin tersiyer yapıları bozulur ve normal fonksiyonlarını yerine getiremezler. Prolin ve lizin reaktif oksijen türleri üreten reaksiyonlara maruz kaldıklarında nonenzimatik hidroksilasyona uğrayabilirler. Hemoglobin gibi hem proteinleri de serbest radikallerden önemli oranda zarar görürler. Özellikle oksihemoglobinin süperoksit radikali veya hidrojen peroksitle reaksiyonu methemoglobin oluşumuna neden olmaktadır (Altınışık, 2001).

42 29 Karbonhidratlarla serbest radikallerin etkileşmesi sonucu çeşitli ürünler oluşmakta ve patolojik süreçlerde rol oynamaktadırlar. Monosakkaritlerin otooksidasyonu sonucu hidrojen peroksit, peroksit ve okzoaldehitler oluşmaktadır. Açığa çıkan okzoaldehitler proteinlere bağlanabilme özelliklerinden dolayı antimitotik etki göstermektedirler. Bu durum ise kanser ve yaşlanmaya neden olabilmektedir (Akkuş, 1995). İyonize edici radyasyonla oluşan serbest radikaller DNA'yı etkileyerek hücrede mutasyona ve ölüme yol açarlar (Şekil 2.9). Hidroksil radikali deoksiriboz ve bazlarla kolayca reaksiyona girer ve değişikliklere yol açar. Aktive olmuş nötrofillerden kaynaklanan hidrojen peroksit membranlardan kolayca geçerek ve hücre çekirdeğine ulaşarak DNA hasarına, hücre disfonksiyonuna ve hatta hücre ölümüne yol açabilir. Baz ve şeker radikallerinin reaksiyonları; değişik modifiye baz ve şekerler, kontrolsüz baz dizilimi, zincir kırılmaları ve DNA-protein çapraz bağlarını meydana getirmektedirler. Oksidatif DNA hasarları da denilen bu tip hasarlar mutasyona, kanser ve yaşlanmaya yol açmaktadır (Altınışık, 2001; Halliwell, 2007). Şekil 2.9. Serbest radikallerin DNA üzerine etkileri (Halliwell, 2007).

43 Antioksidan Savunma Serbest radikallerin aşırı üretimini ve bunların meydana getirdiği hasarı önlemek için, vücutta birçok savunma mekanizmaları gelişmiştir. Bunlar antioksidan savunma sistemleri veya antioksidanlar olarak bilinirler. Hücrede olağan metabolizma sırasında ya da patolojik etkilerle meydana gelen serbest radikaller ile antioksidan savunma sistemleri arasındaki dengeli ilişkinin serbest radikaller lehine kayması durumunda oksidatif stres oluşur (Şekil 2.10). Bu dengenin korunması ve oksidatif hasarın engellenmesi için antioksidan sistemler oldukça önemli rol oynamaktadır (Buga ve ark., 1989; Farber ve ark., 1989). Antioksidan moleküller endojen ve eksojen kaynaklı yapılar olup, oluşan oksidan moleküllerin neden olduğu hasarı hem hücre içi hem de hücre dışı savunma ile etkisiz hale getirilirler (Tablo 2.3). Şekil Oksidatif stres (Altan ve ark., 2006) Enzimatik olmayan hücre içi antioksidanlar albümin, α-tokoferol, β-karoten, askorbat, transferin, GSH, bilirubin, seruloplazmin, ubikinoller, flavonoidler ve ürik asit gibi çeşitli molekülleri içermektedir. Enzimatik yapıda olan antioksidanlar asıl antioksidan savunmayı sağlamaktadır. Bu enzimler SOD, glutatyon-s-transferaz, GPX, glutatyon

44 31 redüktaz, CAT gibi enzimlerdir (Halliwell, 1995). Antioksidanların oksidanlar üzerindeki etkileri şu şekilde sınıflandırılabilir; 1) Antioksidan enzimler aracılığıyla ya da doğrudan reaktif oksijen türlerinin temizlenmesi (toplayıcı etki), 2) Vitamin türü gibi antioksidanlar aracılığıyla reaktif oksijen radikallerine bir hidrojen aktararak radikallerin aktivitelerini azaltma veya inaktif hale dönüştürülmesi (bastırıcı etki), 3) Hemoglobin, seruloplazmin, mineraller gibi antioksidanlar aracılığıyla serbest oksijen radikallerini bağlayarak zincir kırıcı etki ile radikallerin fonksiyonlarının engellenmesi (zincir kırıcı etki), 4) Reaktif oksijen türlerinden etkilenen moleküllerin hasar sonrası tamiri (onarıcı etki) (Kuran, 2008; Taş, 2010) Enzimatik Olmayan Antioksidanlar Enzim yapısında olmayan birçok antioksidan molekül mevcuttur. Bunlardan GSH, GPX enziminin substratıdır. GSH glisin, sistein ve glutamat aminoasitlerinden oluşan bir tripeptittir (Şekil 2.11). Antioksidan aktivitesinden sorumlu olan etkin grubu ise sistein aminoasitindeki sülfidril (-SH) grubudur. Proteinlerdeki sülfidril gruplarını redükte halde tutarak oksidasyondan korur. Böylece fonksiyonel proteinlerin ve enzimlerin inaktivasyonunu engeller. Aynı zamanda hidroksil radikali ve singlet oksijen temizleyicisidir (Trenti ve ark., 1992; Altınışık, 2001). Şekil Glutatyonun yapısı

45 32 Tablo 2.3. Biyolojik sistemdeki antioksidan koruma sistemi elemanları (Aydın ve ark., 2001) Enzimatik Antioksidanlar Süperoksit Dismutaz Se bağımlı Glutatyon Peroksidaz Glutatyon-S-Transferaz Katalaz Paraoksonaz Epoksit Hidrolaz UDP-Glukuronil Transferaz Sülfonil Transferaz Glutatyon Redüktaz Glukoz-6-fosfat dehidrojenaz 6-fosfoglukonat dehidrojenaz İzositrat Dehidrojenaz GSSG ve Konjugat Taşıyıcılar NADPH-Kinon Oksidoredüktaz Enzimatik Olmayan Antioksidanlar Vitamin E Vitamin C Glutatyon Flavonoidler Bütillenmiş Hidroksianizol Bütillenmiş Hidroksitoluen Ebselen β karoten Ürat Seruloplazmin Transferrin Albümin Haptoglobin Likopen Metallotiyonein Bilirubin Ubikinon Deferoksamin Melatonin Sistein Ferritin Mannitol Oksipürinol Probukol Suda eriyebilen vitaminlerden olan askorbik asit (Vitamin C) indirgeyici bir ajan olma özelliğinden dolayı antioksidan olarak görev görmektedir. Süperoksit radikali ve hidroksil radikallerini kolayca ortamdan temizleyebilir. Ancak antioksidan özelliğinin

46 33 yanında oksidan etkisi de göstermektedir. Çünkü ferik demiri ferröz demire indirgeyen süperoksit radikalinin haricindeki tek hücresel ajandır. Bu yönüyle Fenton reaksiyonuna katkıda bulunarak süperoksit radikali oluşumuna katkıda bulunmaktadır. Yağda eriyen vitaminlerden olan α-tokoferol (Vitamin E) molekülü de güçlü bir antioksidan olarak görev yapmaktadır. Hücre membranındaki çoklu doymamış yağ asitlerini serbest radikallerin zararlı etkilerinden korumaktadır. Lipitperoksi radikallerini yıkarak lipit peroksidasyonunun zincir reaksiyonlarını kırarak lipit oksidasyonlarını önler (Aydın ve ark., 2001). Vitamin A öncü molekülü olan β-karotenden de singlet oksijen, hidroksil radikali, peroksi radikalleriyle doğrudan reaksiyona girerek lipit peroksidasyonunun zincir reaksiyonlarını durdurucu özelliği göstermektedir (Hinds ve ark., 1984). Pürin metabolizmasının son ürünü olan ürik asit de singlet oksijen, peroksil radikalleri, hidroksil radikali, hipokloröz asit gibi oksidanları temizleyici özelliktedir (Ochi, 1993). Bilinen en güçlü antioksidanlardan biri olan melatonin molekülü hidroksil radikalini ve süperoksit radikalini temzileyici özelliği vardır. Hidroksil radikaliyle reaksiyona girdikten sonra oluşan ürün daha sonra süperoksit radikalini de tutarak güçlü bir antioksidan rolü oynamaktadır. Sistein aminoasitinin de süperoksit radikali ve hidroksil radikallerini temizleyici görevi vardır (Akkuş, 1995). Plazmada bulunan taşıyıcı proteinlerden olan albümin ise bakır iyonlarını bağlayarak hidroksil radikalini tutar ve dolayısıyla lipit peroksidasyonunu engeller. Aynı zamanda hipokloröz asit temizleyicisidir (Miura ve ark., 1993). Diğer enzimatik olmayan antioksidan moleküllerden bazıları ise demiri yükseltgeyerek Fenton reaksiyonunu engelleyen seruloplazmin, haptoglobulin, dolaşımdaki serbest demiri bağlayan transferrin, süperoksit ve hidroksil radikali toplayıcısı bilirubin, dokudaki demiri bağlayan ferritin, hidroksil radikalini toplayan mannitol, hidroksil ve hipokloriti azaltan oksipurinol, lipit perokisdasyonunu kırıcı etkisi olan probukol gibi moleküllerdir (Altınışık, 2001; Aydın ve ark., 2001).

47 Antioksidan Enzimler Katalaz (EC ) Katalaz enzimi dört adet hem grubu içeren bir hemoproteindir. Beyin, kalp, akciğer ve bağ dokularda nispeten daha az konsantrasyonlarda olmasına karşın karaciğer, böbrek ve eritrositlerde yüksek miktarda bulunmaktadır. Genel olarak ise tüm hücre tiplerinde bulunmaktadır. Hücre içerisinde mitokondri ve peroksizomlarda yerleşmiştir. Katalaz enzimi hidrojen peroksiti su ve oksijene dönüştüren bir antioksidan enzimdir (Eşitlik 14) (Helmut, 1997). H 2 O 2 H 2 O + O 2 (14) Glutatyon Redüktaz (EC ) Redükte glutatyonun GPX enzimi ile reaksiyonu sonucu oluşan okside glutatyonu tekrardan redükte glutatyon haline getiren enzimdir. Bu reaksiyon için NADPH gereksinimi vardır (Eşitlik 15) (Helmut, 1997). GSSG + NADPH + H 2GSH + NADP + (15) Glutatyon-S-Transferaz (EC ) Araşidonik asit ve hidroperoksitler başta olmak üzere lipit peroksidasyonunu önleyici bir antioksidan enzimdir. GPX gibi selenyum bağımlı değildir. Ancak membran lipit peroksidasyonunu yalnızca fosfolipaz A 2 varlığında inhibe etmektedir (Eşitlik 16) (Oberley, 2002). ROOH + 2GSH GSSG + ROH+ H 2 O (16)

48 Süperoksit Dismutaz (SOD) (EC ) Süperoksit dismutaz enzimi özellikle süperoksit radikallerine karşı önemli bir savunma sağlayan antioksidan enzimdir. Antioksidan sistemdeki görevi süperoksit radikalini hidrojen peroksite dönüştürmektir (Eşitlik 17). O 2 + O 2 + 2H + O 2 + H 2 O 2 (17) Aynı zamanda fagosite edilmiş bakterilerin intrasellüler yıkımında da rol almaktadır. SOD un memelilerde tanımlanan üç izoformu vardır ve bunların genomik yapısı, cdna ve proteinleri bilinmektedir (Şekil 2.12). Bu üç izoformdan bir tanesi olan SOD1 (Cu- ZnSOD) aktivitesi için bakır ve çinko iyonları gerekmektedir. Hücre içinde sitoplazmada, nükleer içerikte ve memeli hücrelerinin lizozomlarında bulunmaktadır. Dimerik yapıdadır ve siyanidle inhibe olmaktadır. SOD1 genel olarak hücrede en çok bulunan SOD izomeri çeşididir. SOD1 enziminin molekül ağırlığı Da dur. SOD enzim ailesinde en son keşfedilen SOD izomeri ise SOD3 (Extracellular SOD, EC- SOD) enzimidir. Molekül ağırlığı Da ağırlığında ve homotetramer yapıdadır. Heparine karşı yüksek bir afinitesi vardır. SOD3 enzimi ilk olarak insan plazmasında ve serebrospinal sıvıda keşfedilmiştir. SOD enzim izoformu ise hücrede mitokondride yerleşik olan kofaktör olarak mangan iyonunu kullanan SOD2 (MnSOD) enzimidir. Homotetramer yapıda olup Da molekül ağırlığındadır (Tablo 2.4) (Zelko ve ark., 2002; Zejnilovic ve ark., 2009). Tablo 2.4. SOD izozimlerinin özellikleri (Köse, 2011) SOD Yapısı Metaller Moleküler Ağırlık (kda) Kromozom CuZnSOD Homodimer Cu ve Zn 32 21q22 MnSOD Homotetramer Mn q25 ECSOD Homotetramer Cu ve Zn 135 4q21

49 36 Şekil Süperoksit Dismutaz gen ailesi (Zelko ve ark., 2002) SOD1 (Cu-ZnSOD) SOD1 in gen dizisi belirlenmiş ve türler arasında benzerlik gösterdiği saptanmıştır. SOD1 geni beş ekzon ve dört introndan meydana gelmiştir. SOD1 geni insanlarda kromozom 21 (21q22) de lokalizedir. İnsan, rat ve fare türlerinin proksimal promotor gen bölgelerinde TATA ve CAAT kutuları ve aynı zamanda GC bakımından zengin bölgelerin benzer olduğu gösterilmiştir. SOD1 geninin promotor bölgeleriyle ilgili çalışmalar sonucu NF1, Sp1, AP1, AP2, GRE, HSF ve NF-κB gibi transkripsiyon faktörlerinin bağlanabileceği çeşitli bölgeler bulunmuştur. İnsan SOD1 geninin bazal ve indüklenebilir ekspresyonunda SP1 ve Egr-1 transkripsiyon faktörlerinin rol oynadığı doğrulanmıştır (Zelko ve ark., 2002). SOD1 enziminin 21.kromozom üzerinde lokalize olması ve trizomi 21 li kişilerin eritrositlerinde SOD aktivitesi ve ekspresyonunun artmış bulunması, bu hastalığın patogenezinde ROT nin etkili olabileceğini akla getirmektedir. Aynı şekilde Down sendromlu hastalarda SOD1 enzim seviyesinin çok yüksek olduğu gösterilmiştir. Ancak hastalıkla SOD1 enzimin ilişkisi ortaya konamamıştır. Diğer taraftan, SOD1 ile Lou Gehring hastalığı olarak da bilinen amyotrophic lateral sclerosis (ALS) güçlü bir ile ilişki olduğu gösterilmiştir. SOD1 geninde gözlenen 90 farklı mutasyon ile ALS hastalığı arasında sıkı bir ilişki gösterilmiştir. Bu ölümcül hastalık beyin sapı ve

50 37 kortikospinal bölgelerde motor nöronların bozulmasına neden olur. SOD1 genindeki mutasyonlar, antioksidan enzim aktivitesini bozabilir ve böylece toksik süperoksit radikal anyonlarının birikmesine yol açabileceği düşünülmektedir (Rosen ve ark., 1993; Taş, 2010). SOD1 protein yapısı Şekil 2.13 de göstgerilmiştir. Şekil SOD1 protein yapısı (Battistini ve ark., 2010) SOD2 (MnSOD) SOD2 enzimi mitokondri matriksinde yer alan bir antioksidan enzimdir. Hücre içerisinde metabolizma ve reaktif oksijen türleri oluşumu bakımından hassas bir organel olan mitokondride bulunduğundan dolayı SOD2 enzimi önemlidir. SOD2 geninin yapısı insan, rat ve farelerde tam olarak belirlenmiştir. SOD2 geni de SOD1 geninde olduğu gibi beş ekzon ve dört intron bölgesinden oluşmaktadır. Ancak SOD1 genindeki gibi SOD2 geninin promotor bölgelerinde TATA ve CAAT kutuları bulunmamaktadır. Buna karşın GC bakımından zengin bölgeler mevcuttur. İnsan ve fare genleri NF-κB transkripsiyon faktörüne uygun bölgeler içerir. Aynı zamanda SOD2 geninin promotor bölgesi Sp-1 ve AP-2 konsensüs dizilerinin çoklu kopyasını içermektedir. SOD2 geni 6. kromozom (6q25) üzerinde bulunmaktadır. SOD2 enzimi homotetramerik yapıdadır ve her altbirim 222 aminositten oluşmaktadır (Şekil 2.14). Önce sitoplazmada sinyal sekansı içeren prekürsör bir molekül olarak sentezlenmekte, daha sonra mitokondri içine girerek bu sinyal sekansını kaybetmektedir (Wispe ve ark., 1989).

51 38 Şekil SOD2 enzim yapısı (Johnson ve Giulivi, 2005) İnsan SOD2 geninin aminoasit dizisi ile beraber nükleotit dizisi de tam olarak aydınlatılmış olup toplam olarak 1026 baz çiftinden oluşmaktadır. SOD2 enzimi sitoplazmada sinyal dizisi içeren öncül protein olarak sentezlenmekte, ardından mitokondri içine girerek sinyal dizisini kaybetmekte ve aktif halini almaktadır. SOD2 geninde sinyal dizisini kodlayan 47. pozisyonda timin nükleotiti yerine sitozin nükleotitinin (T C) geçmesiyle oluşan bir tek nükleotit polimorfizmi (SNP) tespit edilmiştir. SOD2 genindeki bu tek nokta polimorfizmi SOD2 enziminde sinyal dizisine sahip öncü proteininin 16. pozisyonuna denk gelmektedir. Bu tek nokta mutasyonu sonucunda alanin aminoasidi yerine valin aminoasidi gelerek SOD2 enziminin mitokondriyal hedef dizisinde değişikliğe neden olmaktadır. Bu durum ise enzimin mitokondriye yönlendirilmesinde ve dolayısıyla fonksiyonunda, lokalizasyonunda değişikliklere neden olmaktadır. Bundan dolayı bu tek nokta mutasyonuna SOD2 Ala16Val ismi verilmektedir. Bu mutasyonun diğer bir adı ise SOD2 Ala-9Val şeklindedir. Çünkü öncü SOD2 proteininin hedef sinyal dizisi çıkarıldıktan sonra yani olgun (aktif) protein halini aldıktan sonra 16. pozisyon -9. pozisyona denk gelmektedir. Bu tek nokta mutasyonunun referans dizi (RefSeq) kodu ise rs4880 olarak belirlenmiştir (Shimoda-Matsubayashi ve ark., 1996; Soerensen ve ark., 2009). Alanin içeren sinyal dizisi taşıyan öncül protein alfa heliks yapısında olduğundan mitokondri içerisine kolayca girebilmektedir. Ancak sinyal dizisinde valin aminoasidi taşıyan öncül protein beta tabakalı yapıda olduğundan dolayı mitokondri iç zarı

52 39 tarafından engellenme durumu söz konusudur (Şekil 2.15). Bu durum ise mitokondri içerisinde aktif enzim miktarında azalmaya neden olmaktadır (Şekil 2.16). Yapılan çalışmalarda dizisinde valin aminoasidi bulunması halinde enzim düzeyinde %40 azalma meydana geldiği bildirilmiştir (Sutton ve ark., 2003). Cahoi ve ark. (2007) nın ifadesine göre Ala/Ala genotipli bireylerdeki SOD2 aktivitesi Ala/Val ve Val/Val genotipli bireylere göre daha yüksektir. Yapılan çalışmaların büyük bir kısmında Ala allelinin, bazı çalışmalarda ise Val allelinin hastalık oluşumunda önemli bir risk faktörü olduğu ileri sürülmektedir. Over kanseri, premenapozal kadınlarda meme kanseri, parkinson hastaları, prostat kanseri, kolon kanseri ve tip I diyabet hastalarında Ala allelinin bir risk faktörü olduğu bildirilmektedir. Val allelinin ise akciğer kanseri, kalıtsal hemokromatozis gibi hastalıklarda bir risk faktörü olduğu belirtilmektedir. MnSOD Ala-9Val polimorfizminin hastalığın patolojisine etkisinin hastalığın türüne göre değiştiği gözlenmektedir. Örnek olarak hormonların etkili olduğu dokularda gelişen kanser tiplerinde (prostat, over, meme) daha çok Ala allelinin etkili olduğu söylenmektedir. Yapılan bazı çalışmalarda ise sinyal dizisinde valin içeren öncül MnSOD proteininin mitokondri matriksine tamamen geçemediği için enzim aktivitesinin azaldığı ve yetersiz enzim aktivitesinin hücresel hasara yol açtığı ileri sürülmektedir. Diğer yandan bazı çalışmalarda ise ilginç bir görüş olarak; alanin içeren MnSOD öncül proteininin kolayca mitokondri matriksine girmesinden dolayı, aktivitesinin arttığı fakat bir yandan da özellikle GPX enzim aktivitesinin yeterli olmadığı durumlarda artan hidrojen peroksit oluşumuna bağlı olarak farklı yollar sonucunda hücre hasarına neden olarak kanser riskini artırdığı belirtilmektedir (Küçükergin, 2010). Şekil SOD2 enziminde alanin ve valin aminosidinin enzimin yapısını değiştirmesi (Shimoda-Matsubayashi ve ark., 1996).

53 40 Şekil SOD2 sentezi, işlenmesi, mitokondriye taşınması, yerleşiminin teorik gösterimi. 1. SOD2 nin ribozomal translasyonu, 2. SOD2 nin posttranslasyonal modifikasyonları, 3. SOD2 nin mitokondriyal hedef sekansı ile sitoplazmadan mitokondriye transferi, 4. Enzim mitokondriye girdikten sonra hedef sekansın ayrılması, 5. Süperoksit radikalinin hidrojen peroksite temizlenmesi, a-sod2 Ala aminoasit, b- SOD2 enzimi Val aminoasit, c- hedef sekansın ayrılması, d-olgun enzim reaksiyona hazır hale gelmiştir (Yüce ve ark., 2007) SOD2 geninde gözlenen diğer bir polimorfizm ise 339. pozisyondaki sitozin ve treonin nükleotitlerinin (C T) yer değişiminin neden olduğu, 58. aminoasit kalıntısındaki treonin ile izolösinin yer değişimiyle sonuçlanan Ile58Thr polimorfizmidir. Bu varyant enzimin tetramerik yüzeyleri arasındaki stabiliteyi etkilemekte ve enzim aktivitesinin azalmasına neden olmaktadır. Thr58 formu insan meme kanseri hücre soylarında tümör baskılayıcı kapasitesini azaltmaktadır (Borgstahl ve ark., 1996; Zhang ve ark., 1999). SOD2 geninin promotor bölgesinde üç mutasyon tanımlanmıştır. Bunlar -102 pozisyonundaki C T değişimi, -93 pozisyonunda adenin insersiyonu ve -38 pozisyonunda C G değişimiyle meydana gelen mutasyonlardır. Bunlardan başka olgun SOD2 proteininin 60. pozisyonunda lösinden fenilalanine değişimiyle sonuçlanan L60F mutasyonu da görülmektedir (St Clair, 2004). SOD2 Ala-9Val polimorfizmi

54 41 üzerine yapılan bazı araştırmalarda kontrol gruplarında gözlenen genotip frekansları tablo halinde gösterilmiştir (Tablo 2.5). Tablo 2.5. SOD2 Ala-9Val polimorfizminin coğrafik bölgelere göre dağılımı Referans Ülke N ASYA Genotip Frekansı (%) Ala/ Ala Ala/ Val Val/ Val Allel Frekansı (%) Cai ve ark., 2004 Çin ,9 24,2 73, Nakao ve ark., 2007 Japonya 107 0,9 25,2 73, Iguchi ve ark., 2008 Japonya AVRUPA Mitrunen ve ark., 2001 Finlandiya ,3 47,9 31, Hung ve ark., 2004 Fransa ,2 53, Akyol ve ark., 2005 Türkiye ,5 42,3 34, Arsova ve ark., 2008 Makedonya ,5 48,3 27, Kadıoğlu ve ark., 2010 Türkiye 40 22,5 57, Karahalil ve ark., 2011 Türkiye 58 52,6 42,1 5, Köse, 2011 Türkiye ,2 46,4 31, Bizim Çalışmamız Türkiye KUZEY AMERİKA Ambrosone ve ark., 1999 Amerika Tamimi ve ark., 2004 Amerika ,6 50,8 24, Millikan ve ark., 2004 Amerika Li ve ark., 2005 Amerika ,5 49,6 24, Ala Val

55 42 SOD3 (EC-SOD) Ekstrasellüler süperoksit dismutaz (ECSOD/SOD3) hem bakır hem çinko içeren sekretuar bir tetramerik glikoproteindir (Şekil 2.17). EC-SOD plazma, lenf ve sinovial sıvıda bulunarak SOD aktivitesine büyük katkıda bulunur (Folz ve ark., 1994). SOD3 geninin insanda, ratlarda, farelerde ve tavşanlarda cdna klonları izole edilmiş ve dizi analizleri gerçekleştirilmiştir. Buna göre SOD3 geni SOD1 geni ile %40-60 benzerlik göstermektedir. Ancak SOD2 geni ile benzerlik gözlenmemiştir. Bakır ve çinko içeren homotetramerik bir yapıda olup 4. kromozom üzerinde 4p-q21 bölgesinde yer almaktadır. SOD3 geni promotor bölgesinde TATA ve CAAT kutuları da bulunmamaktadır. SOD3 geninde yalnızca bir polimorfizm tanımlanmıştır. Bu polimorfizm 213. pozisyonda glisinin arjininle yer değiştirmesi sonucu oluşan Arg213Gly olarak adlandırılır. Glisin varyantı SOD3 enziminin plazma konsantrasyonunu 8-15 kat artırmaktadır (Zelko ve ark., 2002). Şekil SOD3 enzim yapısı (Antonyuk ve ark., 2009) Glutatyon peroksidaz (GPX) (EC ) Glutatyon peroksidazlar glutatyonu indirgeme substratı olarak kullanan bir izozim ailesinin genel adıdır (Foster ve ark., 2006). Glutatyon peroksidazlar hidrojen peroksit ve organik hidroperoksitleri su ve oksijene dönüştüren antioksidan enzimlerdir. Hidrojen peroksiti yıkarak lipit peroksidasyonunun başlamasının önlemesinde önemli

56 43 bir rol oynamaktadır. Buna ilave lipit peroksitlerini de metabolize ettiği için lipit peroksidasyonunun ilerlemesini de durdurabilmektedir. Glutatyon peroksidaz enzimi reaksiyonlarında redükte glutatyonu (GSH) hidrojen vericisi olarak kullanmaktadır. Sonuçta hidrojen peroksit ve lipit hidroperoksitleri indirgenirken glutatyon yükseltgenerek okside glutatyon (GSSG) haline dönüşmektedir (Eşitlik 18, 19) (Küçükergin, 2010). 2GSH + H 2 O 2 GSSG + 2H 2 O (18) 2GSH + ROOH GSSG + ROH + H 2 O (19) Membrana bağlı güçlü bir antioksidan olan E vitamini yetersizliğinde membrandaki lipitleri peroksidasyondan korumaktadır. Yapısında vücutta büyüme, gelişme, üreme gibi işlevlerde hayati öneme sahip selenyum elementi bulunmaktadır. Selenyum eksikliğinde ise enzimin aktivitesi azalmaktadır (Brigelius-Flohe, 1999). İlk tanımlanan GPX sitozolik GPX diğer adıyla klasik GPX dir. Sitoplazmada lokalize olsa da hücre çekirdeğinde de bulunmaktadır. Antioksidan olarak etkin bir görevi bulunan GPX spermiogenezis, spermatozoanın olgunlaşması, farklılaşma, sinyal iletimi, preenflamasyon sitokin üretiminin regülasyonu, bakteri klonizasyonuna karşı koruma, enflamasyonla oluşan ROT nin etkisizleştirilmesi gibi bir çok önemli olayda rol almaktadır (Chu ve ark., 2004; Pappas ve ark., 2008). Araştırmalarda hemen hemen tüm dokularda aktivite gösterdiği bildirilse de karaciğer ve böbreklerdeki aktivitesinin en yüksek düzeyde olduğu bildirilmektedir (Tablo 2.6) (Cheng ve ark., 1998). Tablo 2.6. GPX izozimlerinin bulunduğu dokular ve özellikleri (Köse, 2011) GPX Bulunduğu Yer Yapısı Selenyum GPX1 Sitozolik, mitokondriyal Homotetramer Var GPX2 Gastrointestinal yol Homotetramer Var GPX3 Plazma, ekstrasellüler, böbrek Homotetramer Var GPX4 Hücre membranı, sperm, çoğu doku Monomer Var GPX5 Epididimis Homotetramer Yok GPX6 Burun epiteli, embriyonik doku Monomer Yok

57 44 Memelilerde dört selenyum bağımlı GPX izozimi mevcuttur. Bunlar klasik GPX (GPX1), gastrointestinal GPX (GPX2), plazma GPX (GPX3) ve fosfolipit GPX (GPX4) dir. Araştırmalara göre bu izozimlerin karakteristik yapıları benzerlik göstermektedir. GPX1 izozimi ile GPX2 %57,7, GPX3 %36,8 ve GPX4 %28,1 benzerlik göstermektedir (Fukuhara ve Kageyama, 2005). GPX1, 2 ve 3 homotetramer yapıda iken GPX4 monomer yapıdadır. GPX1 ve 2 hidrojen peroksit ve yağ asidi hidroperoksitlerini hızla indirgerken GPX3 kolesterol hidroperoksitlerini zayıf aktivitesi ile indirgemektedir. GPX3 bu yönüyle GPX1 ve 2 den ayrılmaktadır. GPX4 ise fosfolipit hidroperoksitlerini etkin bir şekilde indirgemektedir. Ancak GPX4 hidrojen peroksitin indirgenmesinde zayıf aktivite göstermektedir (Tablo 2.7) (Esworthy ve ark., 1993; Brigelius-Flohe, 1999; Arthur, 2000). GPX izozimlerinin yapısı Şekil 2.18 de gösterilmiştir. Şekil GPX izozimlerinin yapısı A: GPX1 B: GPX2 C:GPX3 D: GPX4 E: GPX5

58 45 Tablo 2.7. GPX izozimlerinin görevleri (Köse, 2011) GPX GPX1 GPX2 GPX3 GPX4 GPX5 GPX6 Görev Hidrojen peroksit ve yağ asit hidroperoksitlerini indirger. Zayıf aktivitesi vardır. Kolesterol hidroperoksitlerini indirger. Fosfolipit hidroperoksitlere güçlü, hidrojen peroksitlere zayıf etkilidir. Sperm olgunlaşmasında antioksidan savunmada etkilidir. Burun epiteli ve embriyonik dokularda antioksidan savunmada görevlidir. GPX1 enzimi homotetramerik yapıda olup her bir alt biriminde selenosistein içeren bir selenoproteindir. GPX1 geni ise 3. kromozom üzerinde 3p21.3 bölgesinde bulunmaktadır. Gen üzerinde 2 ekzon bölgesi mevcuttur. GPX1 geni üzerinde bir kaç polimorfizm tanımlanmıştır. Bunlar -602 pozisyonunda A G, ekzon 1 üzerinde +2 pozisyonunda C T, ekzon 1 üzerinde kodon 7-11 bölgesinde gözlenen polialanin (5Ala/6Ala) ve ekzon 2 üzerinde kodon 198 üzerinde gözlenen C T polimorfizmleridir. Kodon 198 üzerindeki 593. nükleotitte sitozin yerine timin gelmesiyle prolin aminoasidini kodlayan CCC dizisi, lösin aminoasidini kodlayan CTC dizisine gönüşmektedir (Lei ve ark., 2007; Küçükergin, 2010). Prolin yerine lösin aminoasidinin enzimin yapısına girmesi selenyum elementinin enzime bağlanmasını etkilediği ve enzimin yapısında meydana gelen değişikliklerle enzimin aktivitesinin düştüğü bildirilmektedir (Hu ve Diamond, 2003). GPX1 Pro198Leu polimorfizmi ile akciğer, mesane, meme, baş-boyun, hepatosellüler, kolorektal kanserleri, koroner arter, bronşiyal astım, myokard infarktüsü, inme gibi birçok hastalık arasındaki ilişki araştırılmış bu hastalıkların arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Etnik köken, hastalık türü, cinsiyet gibi farklara göre değişebilen sonuçlar tespit edilmiştir. Lösin allelinin akciğer ve meme kanseri patogenezinde rol aldığını belirten çalışmalar olduğu gibi, prolin/lösin allelinin mesane kanseri riskini artırdığını gösteren çalışmalar da mevcuttur. Bu sonuçların tersine meme, prostat, kolorektal kanseri ile Pro198Leu polimorfizmi arasında ilişkinin olmadığını söyleyen araştırmalar vardır (Anıl, 2009). Koroner arter hastalarında yapılan bir çalışmada prolin/lösin ve

59 46 lösin/lösin genotipli bireylerin, prolin/prolin genotipli erkeklere göre daha fazla risk altında olduğu bildirilmiştir (Tang ve ark., 2008). Bronşiyal astım hastaları üzerinde yapılan bir başka çalışmada ise prolin/lösin gentotipli hastalar, prolin/prolin ve lösin/lösin genotipli hastalara göre daha fazla risk altındadır (Solodilova ve ark., 2007). GPX1 Pro198Leu polimorfizmi üzerine yapılan bazı araştırmalarda kontrol gruplarında gözlenen genotip frekansları tablo halinde gösterilmiştir (Tablo 2.8). Tablo 2.8. GPX1 Pro198Leu polimorfizminin coğrafik bölgelerde dağılımı Referans Ülke N ASYA Genotip Frekansı (%) Pro/ Pro Pro/ Leu Leu/ Leu Allel Frekansı (%) Ichimura ve ark., 2004 Japonya ,5 10, Tang ve ark., 2008 Çin ,8 16, AVRUPA Hansen ve ark., 2005 Danimarka ,3 41 9, Lightfoot ve ark., 2006 İngiltere Raaschou ve ark., 2007 Danimarka ,6 44,8 11, Mostowska ve ark., 2007 Polonya 90 58,8 41, Zarbock ve ark., 2007 Almanya ,6 43,6 6, Arsova ve ark., 2009 Makedonya ,3 38,2 15, Süzen ve ark., 2010 Türkiye , , Köse, 2011 Türkiye ,6 39,2 12, Bizim Çalışmamız Türkiye KUZEY AMERİKA Hu ve ark., 2004 Amerika ,2 40,4 12, Knight ve ark., 2004 Kanada Cox ve ark., 2004 Amerika ,5 42,6 9, Yang ve ark., 2004 Amerika Ahn ve ark., 2005 Amerika Pro Leu

60 Paraoksonaz (PON) (EC ) İnsanlarda PON1, PON2 ve PON3 olmak üzere üç çeşit PON enzimi bulunmaktadır. Bu enzimi oluşturan proteinleri kodlayan genler 7. kromozom üzerinde 7q21.3 ve 7q22.1 bölgeleri arasında lokalizedir (Şekil 2.19). PON proteini aminoasit dizilimlerinin dokulardaki dağılımları değişiklik göstermektedir. Yapılan araştırmalarda PON1 ve PON3 enziminin karaciğer ve plazmada, PON2 enziminin ise karaciğer, beyin, böbrek, kalp, aort düz kas hücreleri ve testis endotel tabakasında bulunduğu gösterilmiştir (Li ve ark., 2003). PON enzimlerinin özellikle kardiyovasküler hastalıklarda ve plazma lipitlerinin oksidasyonunu önlemedeki rolünü içeren birçok çalışma mevcuttur. Bunun yanı sıra diyabet, sepsis, alzheimer ve parkinson gibi diğer birçok hastalıkla da ilişkisini araştıran çalışmalar mevcuttur (Hong-Liang ve ark., 2003). Şekil PON 1, PON 2 ve PON 3 genlerinin insan 7. kromozomu q21. ve q22. bantları üzerindeki yerlerinin gösterimi PON1 enzimi kalsiyum bağımlı, 354 aminoasit içeriği olan, moleküler ağırlığı 43 kda olan, glikoprotein yapıda bir enzimdir ve karaciğerde sentezlenmektedir (Blatter ve ark., 1993). PON1 proteininin yapısında bulunan tek disülfid bağı nedeniyle PON1 enzimi siklik bir yapıdadır (Şekil 2.20). PON1 toksik organik molekülleri hidroliz etme aktivitesi ilk keşfedilen özelliği olduğundan dolayı toksikolojik bir enzim olarak değerlendirilmiştir. Ancak antiaterojenik, antienflamatuar ve antioksidan etkilerinin belirlenmesiyle son yıllarda güncellik kazanmıştır (Anıl, 2009).

61 48 Şekil PON1 enzim yapısı (La Du ve ark., 1999) Organofosfat nörotoksinleri, aromatik karboksilik asit esterlerini ve insektisitleri hidroliz etme yeteneği, PON1 nin en iyi bilinen koruyucu fonksiyonudur. Ayrıca PON1 in belirlenen diğer biyolojik fonksiyonu antioksidan aktivite göstermesidir. PON1 plazmada HDL ile birlikte bulunur ve plazma lipoproteinlerinin oksidasyonunu önlemede rolü bulunmaktadır. Peroksidasyona uğramış olan lipitler bu enzim tarafından metabolize edildiğinden, lipit peroksitlerinin hem HDL de hem de LDL de birikimi önlenir. Bu özelliği nedeniyle, HDL nin LDL yi oksidasyona karşı koruyucu etkisinden PON1 sorumludur (Mackness ve ark., 1991; Mackness ve ark., 1996). Oksidatif stres altında lipoproteinlerin dışında hücrenin yapısındaki lipitler de lipit peroksidasyonuna uğramaktadır. PON1 lipit peroksitlerinin aterojenik etkilerini nötralize eder ve hücre membranlarının korunmasında önemli role sahiptir (Aviram ve ark., 2000). PON1 hücre

62 49 membranında dış yüzeyinde bulunmaktadır ve lipoproteinler aracılığıyla HDL ye geçmektedir (Şekil 2.21). Şekil Hücre membranında bulunan PON1 in HDL ye geçişi (Öztürk, 2008) PON1 enzimi kalsiyum bağımlı olduğundan dolayı kalsiyum varlığında en etkin şekilde aktivitesini gösterir. Üç boyutlu konformasyonunda iki adet kalsiyum iyonu içermektedir. Ancak enzimin kalsiyum bağımlılığı organofosfat subsratlarına karşı hidrolitik aktivitesi için geçerlidir. Lipit hidroperoksitlerin birikmesini önleyici aktivite gösterirken kalsiyum iyonunun enzim aktivitesi için gerekli olmadığı bildirilmiştir (Harel ve ark., 2004; Khersonsky ve Tawfik, 2005). PON1 karaciğerde sentezlenip plazmaya salınmaktadır. Lipoproteinlerin yokluğunda kanda az miktarda iken lipoproeinlerin artmasıyla PON1 seviyesinin de kanda arttığı gözlenmiştir. PON1 enziminin LDL lipoproteini ile etkileşim göstermemesine karşın LDL üzerindeki lipitlerin oksidasyonunu nasıl engellediği konusu henüz netlik kazanmamıştır (Deakin ve James, 2004). PON1 enzimi fosfolipitlere ve lipoproteinlere N terminal ucundaki hidrofobik sinyal peptidi aracılığıyla bağlanır. HDL kolesterol yapısındaki apoa1 ve apoj proteinleriyle ilişkilidir. Araştırmalar PON1 enziminin LDL yi serbest radikallerin neden olduğu oksidasyondan koruduğunu, LDL türevi okside fosfolipitleri inaktive ettiğini ve HDL oksidasyonunu engelleyerek HDL nin fonksiyon kaybını önlediğini göstermiştir. PON1

63 50 enzimi antioksidan özelliğini okside fosfolipitleri hidroliz etmesiyle fosfolipaz-a 2 benzeri aktivite göstermesi, lipit hidroperoksitlerini ve hidrojen peroksiti yıkarak ise peroksidaz benzeri aktivite göstermesi ile kazanmaktadır (Li ve ark.,2003). PON1 enziminin bir başka önemli işlevi de proteinlerin inaktivasyonuna ve hücre hasarına neden olan protein homosisteinilasyonunu önlemesidir (Perla-Kajan ve Jakubowski, 2010). PON gen ailesinden PON1, tanımlanan diğer PON genleriyle (PON2, PON3) kıyaslandığında uzun yıllardır çalışılmış olanı ve biyokimyasal fonksiyonu daha iyi aydınlatılmış olanıdır (Hong-Liang ve ark., 2003). PON1 geninde iki adet yaygın görülen tek nükleotit polimorfizmi mevcuttur. Bunlar 55. kodonda adenin ve timin değişikliği (A T) sonucu oluşan lösin aminoasidi yerine metiyonin aminoasidinin kodlandığı L55M polimorfizmi, diğeri ise 192. kodonda adenin ve guanin değişikliği (A G) değişikliği sonucu oluşan glutamin aminoasidinin yerine arjinin aminoasidinin kodlandığı Q192R polimorfizmidir (Şekil 2.22). Şekil PON enzim ailesini kodlayan gen bölgesi ve sık gözlenen mutasyonlar (Robertson ve ark., 2003). Q192R polimorfizmi PON1 protein konsantrasyonunu etkilememekte ancak enzim aktivitesini büyük ölçüde etkilemektedir. Çalışmalar en yüksek PON aktivitesinin 192R genotipinde gözlendiğini bildirmektedir. Bunun yanında PON1 enzimi en yüksek arilesteraz aktivitesi Q192 genotipinde göstermektedir (Precourt ve ark., 2011). 192R genotipli bireylerin serumunda paraoksonu hidroliz eden aktivite yüksek, Q192 genotipli bireylerde daha düşük, Q192R genotipli bireylerde ise orta düzeyde aktivite görülmüştür. Buna karşılık Q192 genotipli bireylerde PON1 enziminin lipit

64 51 peroksitlerinin hidrolizinde daha yüksek aktivite gösterdiği bildirilmektedir (Imai ve ark., 2000; Watson ve ark., 2001). L55 genotipi taşıyan bireylerin PON1 enzim konsantrasyonları dikkate değer şekilde yüksektir. Ancak bu durum büyük ölçüde L55M polimorfizminin bir promotor bölge polimorfizmi olan C(-108)T polimorfizmi ile sıkı bir şekilde bağlantılı (linkage disequilibrium) olmasından kaynaklanmaktadır (Precourt ve ark., 2011). L55 genotipine sahip enzimin, 55M genotipli enzime göre paraoksanı hidroliz etme aktivitesi daha yüksektir. Lipit peroksidasyonunda ise durum tam tersidir. Yani 55M genotipine sahip PON1 enzimi lipit peroksitlerini daha iyi hidroliz etmektedir (Imai ve ark., 2000; Watson ve ark., 2001). PON1 L55M ve Q192R polimorfizmleri üzerine yapılan bazı araştırmalarda kontrol gruplarında gözlenen genotip frekansları tablo halinde gösterilmiştir (Tablo 2.9). L55M ve Q192R kodlanma bölgesindeki polimorfizmlerden başka PON1 in promoter bölgesinde de polimorfizmler olduğu tespit edilmiştir (Şekil 2.23). Bu polimorfizmler C(-108)T, G(-126)C, G(-162)A, G(-832)A ve G(-909)C bölgelerinde bulunmaktadır (Brophy ve ark., 2001). PON1 genindeki promotor bölgede gözlenen polimorfizmlerinin gen ekspresyonu ve enzimlerin serum düzeyleri üzerinde önemli etkisinin olduğu tespit edilmiştir (Hong-Liang ve ark., 2003). Şekil PON1 enzimi promotor bölgesi ve polimorfizmleri (dokuz adet ekzon (E1- E9). 5 promotor bölgedeki 5 polimorfizm, kodlayan bölgedeki 2 polimorfizm ve 3 translasyona girmeyen uçtaki 4 polimorfizm gözlenmektedir (Furlong ve ark., 2002).

65 52 Tablo 2.9. PON1 L55M ve Q192R polimorfizmlerinin coğrafik bölgelerde dağılımı Allel Frekansı Allel Frekansı Referans Ülke N PON1 L55M PON1 Q192R (%) (%) L M Q R ASYA Zama ve ark., 1997 Japonya Imai ve ark., 2000 Japonya Sanghera ve ark, 1998 Çin Hong ve ark, 2001 Kore Sirivarasai ve ark, 2007 Tayland AVRUPA Herrmann ve ark, 1996 Fransa Blatter-Garin ve ark, 1997 Fransa Mackness ve ark, 1997 İngiltere Cascorbi ve ark, 1999 Almanya Aynacioglu ve Kepekci, 2000 Türkiye Bizim çalışmamız Türkiye ,5 27,5 KUZEY AMERİKA Jakubowski ve ark, 2001 Amerika Serrato ve Marian, 1995; Amerika PON enzim ailesinin diğer bir üyesi olan PON2 enzimine giderek artan bir ilgi olmasına rağmen fonksiyonu ve karakteristiği hakkında az bir bilgi vardır. Diğer PON enzimlerinin tersine dolaşımdaki HDL partikülleriyle ilişkili değildir. Ancak oksidatif stresin azaltılması ve ateroskleroza karşı koruma mekanizmalarında rol oynamaktadır. PON2 insanlarda akciğer, karaciğer, kalp ve bağırsaklar dahil neredeyse tüm dokularda eksprese edilir. PON2 geninde gözlenen gen polimorfizmleri kardiyovasküler hastalıklar, tip2 diyabet, iltihaplı barsak hastalığı gibi bir çok hastalıkla ilişkili bulunmuştur (Precourt ve ark., 2011). PON2 geninde 311. kodonda sistein aminoasidi ile serin aminoasidinin yer değiştirmesiyle oluşan bir polimorfizm tespit edilmiştir.

66 53 Enzimin glikozilasyonunu ve aktivitesini düşüren bu polimorfizmin akciğerde doğuştan gelen bağışıklık ile büyük bir ilgisi olduğu düşünülmektedir (Stoltz ve ark., 2009). PON3 enzimi bu ailenin üçüncü üyesidir. PON3 enzimi ekpresyon, fonksiyon ve lokasyonu bakımından PON1 enzimiyle benzeşmektedir. Hem PON1 hem de PON3 enzimi LDL nin oksidasyonunu geciktirdiği ancak PON1 aktivitesinin PON3 enzimine göre daha etkili olduğu in vitro çalışmalarda gösterilmiştir. Günümüzde PON3 polimorfizmleri hakkında çok az bilgi mevcuttur. Polimorfizm varyantlarının insan hastalıkları üzerinde etkisi de hala net olarak bilinmemektedir (Precourt ve ark., 2011). PON enzimlerinin dokulara göre fonksiyonları Şekil 2.24 de gösterilmiştir. Şekil PON enzimlerinin dokulara göre fonksiyonları (Precourt ve ark., 2011)

67 Behçet Hastalığı ve Antioksidan Sistem Yapılan araştırmalarda Behçet hastalarında özellikle atak dönemlerinde artmış nötrofil immünitesi ve reaktif oksijen türlerinin (süperoksit radikali, hidrojen peroksit kaynaklı hidroksil radikali ve malondialdehit) üretimi gösterilmiştir. Aslında aktif Behçet hastalarında nötrofiller oksidatif hasara inaktif hastalara göre daha hassastır. Diğer yandan SOD, GPX, CAT gibi endojen serbest radikalleri temizleyen enzimlerin Behçet hastalarında azaldığı bilinmektedir (Kökçam ve Nazıroğlu, 2002; Köse ve ark., 2002; Erkılıç ve ark., 2003). Bu sonuçlar açıkça süperoksit radikali ve hidrojen peroksitin yetersiz yıkımını ve dolayısıyla sınırlı antioksidan enzim aktivasyonunu göstermektedir. ROT üreten sistemlerden biri olan aktive olmuş T lenfositler, nötrofillerin hiperfonksiyonuna neden olmaktadır. Bu durum ise nitrik oksit, süperoksit radikali, hidrojen peroksit, hidroksil radikali ve singlet oksijen gibi radikallerin aşırı üretimiyle sonuçlanmaktadır. Artan lipit peroksidasyonu da bunu doğrulamaktadır. Süperoksit radikali, nitrik oksit ve peroksinitrit anyonu arasındaki etkileşimler muhtemelen lipit peroksidasyonuna ve antioksidan enzimlerin yetersiz kalmasına sebep olmaktadır. Böylece oksidanlar ve antioksidanlar arasındaki denge bozularak oksidatif stres oluşmaktadır (Evereklioğlu, 2005). Oksidatif stresin Behçet hastalığı oluşumuna muhtemel etkileri Şekil 2.25 de şematik olarak gösterilmiştir. Ayrıca selenyum, plazma demir seviyesi, mangan ve çinko gibi antioksidan enzimlerde kofaktör olarak rol alan elementler Behçet hastalarında azalırken, plazma bakır seviyesi, eritrositlerde bulunan çinko seviyelerinin arttığı bulunmuştur. Bunlara ek olarak enzimatik olmayan güçlü antioksidanlardan vitamin A, C, E ve β-karoten seviyeleri de bazı hastalarda düşük bulunmuştur (Kökçam ve Nazıroğlu, 2002; Erel ve ark., 2003; Noyan ve ark., 2003). Örem ve ark. (2002) nın Behçet hastalığında oksidan ve antioksidan sistem üzerine yaptıkları çalışmada hasta grubunda lipit hidroperoksit seviyelerinin önemli oranda arttığı bildirilmiştir. Bunun yanında eritrosit SOD, CAT ve plazma GPX aktivitesi ise kontrol grubuna göre düşük çıkmıştır. Lipit hidroperoksit seviyesi ile total antioksidan seviyesi, total kolesterol, LDL ve eritrosit SOD aktivitesi arasında korelasyon tespit

68 55 Şekil Oksidatif stresin Behçet hastalığı oluşumuna muhtemel etkilerinin şematik gösterimi (Evereklioğlu, 2005)

69 56 edilmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre Behçet hastalığında eritrositlerdeki antioksidan enzim aktivitelerinde düşme, LDL seviyelerinde artma, okside LDL seviyesinde artma, oksidatif streste artma meydana gelmiştir. Bu sonuçlar Behçet hastalığında oksidan ve antioksidanlar arasındaki dengenin oksidanlar lehine kaydığının bir göstergesidir. Behçet hastalarında aynı yıl yapılan bir başka çalışmada (Köse ve ark., 2002) hasta grubunda bir lipit proksidasyonu göstergesi olan MDA seviyelerinin plazma ve eritrositlerde yüksek bulunduğu bildirilmiştir. Bununla beraber SOD aktivitesinde artma GPX aktivitesinde ise azalma gözlenmiştir. Bu sonuçlara göre Behçet hastalarında artan ROT ile antioksidan savunma sistemi bozulmaktadır. Yeni teşhis konmuş erkek Behçet hastalarında yapılan bir çalışmada (Dinçer ve Ark. 2002) Köse ve arkadaşlarının yaptığı çalışmaya benzer şekilde eritrositlerde GPX aktivitesi düşük ve SOD aktivitesi yüksek bulunmuştur. Bu durumun aktivite olmuş fagosit kaynaklı ROT dan kaynaklandığı tespiti yapılmıştır. Göz tutulumu olan ve olmayan Behçet hastalarında yapılan bir çalışmada (Taysi ve Ark., 2002) SOD1, GPX aktivitesinde ve MDA seviyesinde artış olduğu tespit edilmiştir. Yazarlar tarafından MDA seviyesindeki artma aynı zamanda artan SOD1 aktivitesiyle ilişkilendirilmiştir. Çünkü SOD1 aktivitesindeki bu artma süperoksit radikalinin hidrojen peroksite dönüşümünü katalizler, bunun sonucunda ise ortamda artan hidrojen peroksit demir ile etkileşime girerek hidroksil radikaline dönüşür. Böylece lipit peroksidasyonunda dolayısıyla MDA seviyesinde artış geçekleşir. Yapılan bir kaç çalışmada da bahsedilen çalışmalara ters olarak Behçet hastalarında kontrol grubuna göre eritrosit GPX ve SOD aktivitelerinde düşme olduğu bildirilmektedir (Sağlam ve Ark. 2002; Karaman ve Ark., 2009). Behçet hastalarında paraksonaz enzim aktivite çalışmaları sınırlı sayıdadır. Bu çalışmalarda (Karaküçük ve ark., 2004; Mungan ve ark., 2006; Işık ve ark., 2007) PON1 enzim aktivitesi Behçet hastalarında anlamlı derecede düşük çıkmıştır. Bilindiği gibi PON1 lipit peroksidasyonunu önleyici özelliği olan enzimlerden bir tanesidir. Bilinen bu duruma paralel olarak aynı çalışmada lipit hidroperoksit miktarının Behçet

70 57 hastalarında arttığı bu çalışmalarda gösterilmiştir. Aktif ve inaktif Behçet hastaları arasında ise oksidan ve antioksidanlar arasında önemli bir fark gözlenmemiştir. PON enzimi ve Behçet hastaları arasındaki ilişkiye bakan bir başka çalışmada ise (Karaküçük ve Ark. 2004) benzer şekilde PON1 aktivitesinde azalma ve MDA seviyesinde ise artma olduğu bildirilmektedir. Bu durumun endotelyal hasara yol açtığı belirtilmektedir. Behçet hastalarında antioksidan enzim aktiviteleri üzerine yapılan çalışmalar sonucu kontrol gruplarına göre kıyaslanan hasta gruplarındaki SOD, GPX, PON enzim aktiviteleri ve MDA seviyeleri tablo halinde gösterilmiştir (Tablo 2.10). Behçet hastalarında antioksidan enzim polimorfizmleri üzerine yapılan çalışmalar az sayıdadır yılında Nakao ve ark. nın yaptığı bir çalışmada SOD2 geni üzerindeki Ala-9Val ve SOD3 geni üzerindeki Arg213Gly polimorfizmi ile Behçet hastalığı arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre Behçet hastalarında -9Val frekansı önemli şekilde artmış bulunmuştur. SOD3 Arg213Gly polimorfizminde ise hasta ve kontrol grubu arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Tayvan da Yen ve ark.(2004) yaptığı çalışmada Behçet hastaları ile kontrol grubu arasında SOD2 polimorfizmi bakımından fark bulunmamıştır. Behçet hastalarında SOD2 geninde birkaç çalışma yapılmış olmasına karşın GPX ve PON genlerinde gözlenen polimorfizmler üzerine şimdiye kadar bir çalışma literatürde bulunmamaktadır. Çalışmamızda araştırdığımız GPX1 Pro198Leu, PON1 L55M ve PON1 Q192R polimorfizmleri Behçet hastalarında ilk defa incelenmiş olacaktır.

71 58 Tablo Behçet hastalığında antioksidan enzim aktiviteleri üzerine yapılan çalışmalarda Behçet hastalarındaki enzim aktivitelerinin ve MDA seviyesinin kontrol grubuna göre durumu Referans Plazma SOD Eritrosit SOD Plazma GPX Eritrosit GPX Plazma MDA Eritrosit MDA PON1 Örem ve ark., 2002 * * * Köse ve ark., 2002 * * * Dinçer ve ark., 2002 * * * * * Taysi ve ark.,2002 * * * * Sağlam ve ark., 2002 * * * * Erkılıç ve ark., 2003 * * Sandıkçı ve ark., 2003 * * * * Karaküçük ve ark., 2004 * * * * * Aydın ve ark., 2004 * * * * Buldanlıoğlu ve ark., 2005 * * * * Mungan ve ark., 2006 * * * * * Işık ve ark., 2007 * * * * * Taysi ve ark., 2007 * * * * Harzallah ve ark., 2008 * * * * Karaman ve ark., 2009 * * * * Keskin ve ark., 2011 * * * * Akçay ve ark., 2012a * * * * Akçay ve ark., 2012b * * * * * : Enzim aktivitesinde azalma : Enzim aktivitesinde artma : Enzim aktivitesinde değişikliğin olmaması *: Bilgi yok

72 59 3. MATERYAL ve YÖNTEM 3.1. Çalışma Grubunun Seçimi Çalışmamıza katılan bireyler Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi Göz Hastalıkları Polikliniği ne başvuran kişiler arasından seçilmiştir. Behçet hastalığı tanısı konmuş ve Behçet hastalığı tanısı dışında bilinen başka enflamatuar hastalığı olmayan 110 birey çalışmamızın hasta grubunu oluşturmaktadır. Kontrol grubunu ise; Behçet hastalığı tanısı almamış, bilinen herhangi bir sistemik ve enflamatuar hastalığı olmayan 100 birey oluşturmaktadır. Çalışmaya başlamadan önce Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Klinik Araştırmalar Etik Kurulu na başvuru yapılmış ve 12-KAEK-001 proje numarasıyla etik kurul onayı alınmıştır Örneklerin Toplanması ve Saklanması Çalışma için gerekli koşulları taşıyan bireylere çalışmamız hakkında bilgi verilmiş ve Aydınlatılmış Onam Formu imzalatılarak çalışmaya katılmaları konusunda onayları alınmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin rutin tetkikler için verdikleri EDTA içeren tüplere alınan tam kan örnekleri Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Moleküler Biyokimya Laboratuarı nda +4 C de muhafaza edilmiştir. Toplanan tam kanlardan elde edilen DNA örnekleri çalışma için gerekli sayıya ulaşana kadar -80 C de saklanmıştır DNA İzolasyonu Tam kandan DNA izolasyonu Vivantis marka GF-1 Blood DNA Extraction Kit kullanılarak yapıldı. DNA izolasyonu için aşağıdaki prosedür uygulanmıştır.

73 60 EDTA lı tüpte bulunan tam kan oda sıcaklığına getirildikten sonra alt-üst edilerek homojenize edilmiştir. EDTA lı tüpte bulunan tam kandan 200 μl 1,5 ml hacimli tüpe alınmıştır. Tüpe alınan tam kanın üzerine 200 μl binding buffer ve 20 μl proteinaz K konduktan sonra karıştırılmıştır. Isı bloğunda 10 dakika boyunca 65 C sıcaklığında beklemeye bırakılmıştır. Bekleyen karışım üzerine 200 μl saf etanol eklendikten sonra tekrar karıştırılmıştır. Filtreli tüpe konulan karışım 1 dk süreyle 5000 rpm de santrifüj edilmiştir. Dipte kalan sıvı uzaklaştırılmıştır. Filtreli tüpe 500 μl wash buffer 1 eklenmiştir. Filtreli tüp1 dk süreyle 5000 rpm de santrifüj edilmiştir. Dipte kalan fazla sıvı uzaklaştırılmıştır. Filtreli tüpe 500 μl wash buffer 2 filtreli tüpe eklenmiştir. Filtreli tüp 1 dk süreyle 5000 rpm de santrifüj edilmiştir. Dipte kalan fazla sıvı uzaklaştırılmıştır. Filtreli tüpe 500 μl wash buffer 2 tekrar eklenmiştir. Filtreli tüp 3 dk süreyle 5000 rpm de santrifüj edilmiştir. Dipte kalan fazla sıvı uzaklaştırılmıştır. Filtreli tüp10 saniye süreyle 13,000 rpm de santrifüj edilmiştir. Filtreli tüp yeni bir tüpe alınmıştır. Önceden 65 C sıcaklıkta ısıtılmış 100 μl elution buffer filtreli tüpe konulmuştur rpm de 1 dk süreyle santrifüj edildi ve filtre uzaklaştırılmıştır. Tüp içerisinde kalan sıvıda DNA elde edilmiştir Polimorfizmlerin Tespit Edilmesi SOD2 Ala-9Val, GPX1 Pro198Leu, PON1 L55M ve PON1 Q192R polimorfizmlerinin tespiti Real-Time PCR yöntemi ile Floresan Rezonans Enerji Transfer (FRET) hibridizasyon probları kullanılarak ve erime eğrisi analizi yapılarak gerçekleştirilmiştir. Hibridizasyon prob yönteminde farklı floresan boyalarla etiketli, donör ve akseptör adı

74 61 verilen istenen diziye özgü oligonükleotit problar kullanılmıştır. Bu problar PCR ile çoğalan DNA fragmanının hedef dizilerine hibritleşmektedir, bu durum floresan boya ile işaretli iki probu birbirine yakın hale getirmektedir. Donör boya uygun uyarma filtresi seçilerek uyarılmaktadır. İki boya birbirine yakınken floresan işaretli akseptör prob farklı bir dalga boyunda floresan ışığı yaymaktadır. Floresan işaretli iki probun arasındaki bu etkileşime FRET denilmektedir. Yayılan floresan ışıma miktarı, PCR sırasında üretilen hedef DNA miktarı ile doğru orantılıdır. Bu sayede PCR ile gerçekleşen DNA artışı gözlenebilir hale getirilmektedir. PCR işleminin hemen sonrasında uygulanan erime eğrisi analiziyle polimorfizm tespiti yapılmaktadır. Erime eğrisi analizi PCR ürünlerinin PCR sonrası analizi, PCR ürün karakterizasyonu veya mutasyonların tespiti için kullanılmaktadır. Erime eğrisi analizinin prensibi mutasyon taşımayan hedef diziye göre tasarlanmış bir hibridizasyon probunun kendine mükemmel uyan mutasyonsuz diziyle eşleşmesi durumunda, tek nükleotit polimorfizmi taşıyan hedef diziyle eşleşmesinden daha yüksek sıcaklıklarda erimesi temeline dayanmaktadır. Çünkü mükemmel olarak eşleştirilmiş prob (örneğin normal tipe özgül prob) daha kararlı olduğundan, yanlış eşleştirilmiş tekli nükleotit mutasyonu taşıyan bir hedef diziye bağlı olan probdan daha yüksek sıcaklıkta eriyecektir. Hibridizasyon problarının altındaki sıcaklıklarda, floresan işaretli prob çifti hedef diziyle eşleşir ve bu donör probu akseptör probla yakınlaştırarak FRET üretir. Sıcaklık probların erime derecesine yükseldikçe prob çifti ayrılacak ve artık FRET üretmeyecektir. Bu erime floresan sinyalinde düşüşe neden olur. Sonuçta polimorfizm taşıyan ve taşımayan diziler tespit edilebilmektedir. Real-Time PCR ve erime eğrisi analizi LightCycler 480 II (Roche Diagnostics Ltd., Rotkreuz, Swirzerland) cihazında, LightCycler 480 Software yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Uygulanan Real-Time PCR işlemi sonunda DNA miktarındaki artışı gösteren amplifikasyon eğrisi, erime eğrisi analizi sonucu elde edilen eğrime eğrisi ve erime eğrisinden elde edilen erime piki grafikleri elde edilmiştir. Elde edilen bu grafiklere göre SOD2 Ala-9Val, GPX1 Pro198Leu, PON1 L55M ve PON1 Q192R gen polimorfizmlerinin tespiti yapılmıştır.

75 SOD2 Ala-9Val Gen Polimorfizminin Tespit Edilmesi SOD2 Ala-9Val gen polimorfizminin tespiti için gerekli primer ve hibridizasyon prob seti (TIB MOLBIOL Syntheselabor GmbH, Berlin, Germany) daha önce yapılan bir çalışmaya göre (Akbaş, 2009) sentezlettirilmiştir. Primer ve probe dizileri Tablo 3.1 de gösterilmiştir. Tablo 3.1. SOD2 Ala-9Val gen polimorfizminin tespitinde kullanılan primer ve prob setinin dizileri Primer/Prob Forward Primer: Rewerse Primer: Prob1: Prob2: Oligonükleotit Dizisi 5 -CAGCCTGCGTAGACGGTCCC 5 -CGTGGTGCTTGCTGTGGTGC 5 -CTCCGGCTTTGGGGTATCTG FL 5 -LC640-GCTCCAGGCAGAAGCACAGCCTCC PH SOD2 Ala-9Val gen polimorfizminin tespiti için PCR karışımı optimizasyonu Tablo 3.2 de görüldüğü gibi gerçekleştirilmiştir. Tablo 3.2. SOD2 Ala-9Val gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR koşulları İçerik Hacim Başlangıç Konsantrasyonu Son Konsatrasyon Forward Primer 2 ml 5 pmol/ml 0,5 mm Reverse Primer 2 ml 5 pmol/ml 0,5 mm Prob1 2 ml 1,5 pmol/ml 0,15 mm Prob2 2 ml 1,5 pmol/ml 0,15 mm MgCl 2 1,6 ml 25 mm 2 mm FastStart Master Mix 2 ml 10X 1X Kalıp DNA 5 ml 40 ng/ml 10 ng/ml H 2 O 3,4 ml - - Toplam hacim 20 ml - -

76 63 Hazırlanan PCR karışımı polimorfizm tespiti yapmak üzere LightCycler 480 II cihazına yerleştirilmiştir ve aşağıdaki Tablo 3.3. de gösterilen PCR prosedürü izlenecek şekilde PCR işlemi başlatılmıştır. Tablo 3.3. SOD2 Ala-9Val gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR prosedürü PCR Aşaması Sıcaklık Süre Döngü Sayısı Denaturasyon 95 C 600 sn 1 95 C 5 sn Amplifikasyon 60 C 10 sn (Tek Okuma) C 15 sn 95 C 30 sn Erime Eğrisi Analizi 45 C 30 sn 1 75 C 0,19 C/sn (Sürekli Okuma) Soğutma 40 C 30 sn 1 Çalışma sonunda elde edilen amplifikasyon eğrisi, erime eğrisi ve erime piki grafikleri Şekil 3.1, Şekil 3.2 ve Şekil 3.3 de gösterilmiştir. Çalışma sonunda oluşan erime eğrisinde, pik derecelerine göre hasta ve kontrol grubuna ait bireylerin genotiplendirilmeleri SOD2 Ala-9Val polimorfizmi için; SOD2 Ala-9Ala, SOD2 Ala-9Val ve SOD2 Val-9Val olarak belirlenmiştir. SOD2 Ala-9Val polimorfizmi için genotip belirlenmesi şu şekilde yapılmıştır; Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 65 C de tek bir pik şeklinde ise iki allel de alanin (Ala) aminoasidini kodlamaktadır (SOD2 Ala-9Ala). Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 57 C ve 65 C de iki pik şeklinde ise allellerden biri alanin (Ala), diğeri valin (Val) aminoasidini kodlamaktadır (SOD2 Ala-9Val). Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 57 C de tek bir pik şeklinde ise iki allel de valin (Val) aminoasidini kodlamaktadır (SOD2 Val-9Val).

77 64 Şekil 3.1. SOD2 Ala-9Val için amplifikasyon eğrisi Şekil 3.2. SOD2 Ala-9Val için erime eğrisi Şekil 3.3. SOD2 Ala-9Val için erime pikleri

78 GPX1 Pro198Leu Gen Polimorfizminin Tespit Edilmesi GPX1 Pro198Leu gen polimorfizminin tespiti için gerekli primer ve hibridizasyon prob seti (TIB MOLBIOL Syntheselabor GmbH, Berlin, Germany) daha önce yapılan bir çalışmaya göre (Akbaş, 2009) sentezlettirilmiştir. Primer ve probe dizileri Tablo 3.4 de gösterildiği gibidir. Tablo 3.4. GPX1 Pro198Leu gen polimorfizminin tespitinde kullanılan primer ve prob setinin dizileri Primer/Prob Forward Primer Rewerse Primer Prob1 Prob2 Oligonükleotit Dizisi 5 -ACTTTGAGAAGTTCCTGGTG 5 -TTCCTCCCTCGTAGGTTTAG 5 -LC640-TGCTGTCTCAAGGGCCCAG PH 5 -CAGACCATTGACATCGAGCCTGACATCGAA FL GPX1 Pro198Leu gen polimorfizminin tespiti için PCR karışımı optimizasyonu Tablo 3.5 de görüldüğü gibi gerçekleştirilmiştir. Tablo 3.5. GPX1 Pro198Leu gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR koşulları İçerik Hacim Başlangıç Konsantrasyonu Son Konsatrasyon Forward Primer 2,6 ml 5 pmol/ml 0,65 mm Reverse Primer 2,6 ml 5 pmol/ml 0,65 mm Prob1 2 ml 1,5 pmol/ml 0,15 mm Prob2 2 ml 1,5 pmol/ml 0,15 mm MgCl 2 0,8 ml 25 mm 1 mm FastStart Master Mix 2 ml 10X 1X Kalıp DNA 4 ml 40 ng/ml 10 ng/ml H 2 O 4 ml - - Toplam hacim 20 ml - -

79 66 Hazırlanan PCR karışımı polimorfizm tespiti yapmak üzere LightCycler 480 II cihazına yerleştirildi ve Tablo 3.6 da belirtilen PCR prosedürü izlenecek şekilde PCR işlemi başlatılmıştır. Tablo 3.6. GPX1 Pro198Leu gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR prosedürü PCR Aşaması Sıcaklık Süre Döngü Sayısı Denaturasyon 95 C 600 sn 1 95 C 10 sn Amplifikasyon 60 C 20 sn (Tek Okuma) C 20 sn 95 C 30 sn Erime Eğrisi Analizi 40 C 30 sn 1 75 C 0,1 C/sn (Sürekli Okuma) Soğutma 40 C 30 sn 1 Çalışma sonunda elde edilen amplifikasyon eğrisi, erime eğrisi ve erime piki grafikleri Şekil 3.4, Şekil 3.5 ve Şekil 3.6 da gösterilmiştir. GPX1 Pro198Leu polimorfizmi için genotip belirlenmesi şu şekilde yapılmıştır; Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 63 C de tek bir pik şeklinde ise iki allel de prolin (Pro) aminoasidini kodlamaktadır (GPX1 Pro198Pro). Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 63 C ve 55 C de iki pik şeklinde ise allellerden biri prolin (Pro), diğeri lösin (Leu) aminoasidini kodlamaktadır (GPX1 Pro198Leu). Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 55 C de tek bir pik şeklinde ise iki allel de lösin (Leu) aminoasidini kodlamaktadır (GPX1 Leu198Leu).

80 67 Şekil 3.4. GPX1 Pro198Leu için amplifikasyon eğrisi Şekil 3.5. GPX1 Pro198Leu için erime eğrisi Şekil 3.6. GPX1 Pro198Leu için erime pikleri

81 PON1 L55M Gen Polimorfizminin Tespit Edilmesi PON1 L55M gen polimorfizminin tespiti için gerekli primer ve hibridizasyon prob seti (Metabion international AG, Deutschland) daha önce yapılan bir çalışmaya göre (Pocsai ve ark., 2003) sentezlettirilmiştir. Primer ve probe dizileri Tablo 3.7 de gösterildiği gibidir. Tablo 3.7. PON1 L55M gen polimorfizminin tespitinde kullanılan primer ve prob setinin dizileri Primer/Prob Oligonükleotit Dizisi Forward Primer 5'-CCTGCAATAATATGAAACAACCTG-3' Rewerse Primer 5'-CTAGAACACAGAAAAGTGAAAGAAAAC-3' Prob1 5'-CTCTGAAGACATGGAGATACTGCC- Fluo -3' Prob2 5'- LCRed640-ATGGACTGGCTTTCATTAGCTCTGTGAGT-3' PON1 L55M gen polimorfizminin tespiti için PCR karışımı optimizasyonu Tablo 3.8 de görüldüğü gibi gerçekleştirilmiştir. Tablo 3.8. PON1 L55M gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR koşulları İçerik Hacim Başlangıç Konsantrasyonu Son Konsatrasyon Forward Primer 3,2 ml 5 pmol/ml 0,8 mm Reverse Primer 3,2 ml 5 pmol/ml 0,8 mm Prob1 2,6 ml 1,5 pmol/ml 0,195 mm Prob2 2,6 ml 1,5 pmol/ml 0,195 mm MgCl 2 0,4 ml 25 mm 0,5 mm FastStart Master Mix 2 ml 10X 1X Kalıp DNA 4 ml 40 ng/ml 10 ng/ml H 2 O 2 ml - - Toplam hacim 20 ml - -

82 69 Hazırlanan PCR karışımı polimorfizm tespiti yapmak üzere LightCycler 480 II cihazına yerleştirildi ve Tablo 3.9 da gösterilen PCR prosedürü izlenecek şekilde PCR işlemi başlatılmıştır. Tablo 3.9. PON1 L55M gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR prosedürü PCR Aşaması Sıcaklık Süre Döngü Sayısı Denaturasyon 95 C 600 sn 1 95 C 3 sn Amplifikasyon 57 C 10 sn (Tek Okuma) C 10 sn 95 C 30 sn Erime Eğrisi Analizi 42 C 120 sn 1 70 C 0,1 C/sn (Sürekli Okuma) Soğutma 40 C 30 sn 1 Çalışma sonunda elde edilen amplifikasyon eğrisi, erime eğrisi ve erime piki grafikleri Şekil 3.7, Şekil 3.8 ve Şekil 3.9 da gösterilmiştir. PON-1 55 polimorfizmi için genotip belirlenmesi şu şekilde yapılmıştır; Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 59 C de tek bir pik şeklinde ise iki allel de lösin (L) aminoasidini kodlamaktadır (PON1 55 L/L). Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 59 C ve 64 C de iki pik şeklinde ise allellerden biri metionin (M), diğeri lösin (L) aminoasidini kodlamaktadır (PON1 55 M/L). Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 64 C de tek bir pik şeklinde ise iki allel de metionin (M) aminoasidini kodlamaktadır (PON1 55 M/M).

83 70 Şekil 3.7. PON1 L55M için amplifikasyon eğrisi Şekil 3.8. PON1 L55M için erime eğrisi Şekil 3.9. PON1 L55M için erime pikleri

84 PON1 Q192R Gen Polimorfizminin Tespit Edilmesi PON1 Q192R gen polimorfizminin tespiti için gerekli primer ve hibridizasyon prob seti (Metabion international AG, Deutschland) daha önce yapılan bir çalışmaya göre (Pocsai ve ark., 2003) sentezlettirilmiştir. Primer ve probe dizileri Tablo 3.10 da gösterildiği gibidir. Tablo PON1 Q192R gen polimorfizminin tespitinde kullanılan primer ve prob setinin dizileri Primer/Prob Oligonükleotit Dizisi Forward Primer 5'-TATTGTTGCTGTGGGACCTGAG-3' Rewerse Primer 5'-CCTTCTGCCACCACTCGAAC-3' Prob1 5'-CCCCTACTTACAATCCTGGGAGAT-Fluo-3' Prob2 5'- LCRed640-ATTTGGGTTTAGCGTGGTCGTATGTTG-3' PON1 Q192R gen polimorfizminin tespiti için PCR karışımı optimizasyonu Tablo 3.11 de görüldüğü gibi gerçekleştirilmiştir. Tablo PON1 Q192R gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR koşulları İçerik Hacim Başlangıç Konsantrasyonu Son Konsatrasyon Forward Primer 3,2 ml 5 pmol/ml 0,8 mm Reverse Primer 3,2 ml 5 pmol/ml 0,8 mm Prob1 2,6 ml 1,5 pmol/ml 0,195 mm Prob2 2,6 ml 1,5 pmol/ml 0,195 mm MgCl 2 0,4 ml 25 mm 0,5 mm FastStart Master Mix 2 ml 10X 1X Kalıp DNA 2 ml 40 ng/ml 10 ng/ml H 2 O 4 ml - - Toplam hacim 20 ml - -

85 72 Hazırlanan PCR karışımı polimorfizm tespiti yapmak üzere LightCycler 480 II cihazına yerleştirildi ve Tablo 3.12 de belirtilen PCR prosedürü izlenecek şekilde PCR işlemi başlatılmıştır. Tablo PON1 Q192R gen polimorfizminin tespitinde kullanılan PCR prosedürü PCR Aşaması Sıcaklık Süre Döngü Sayısı Denaturasyon 95 C 600 sn 1 95 C 3 sn Amplifikasyon 57 C 10 sn (Tek Okuma) C 10 sn 95 C 30 sn Erime Eğrisi Analizi 42 C 120 sn 1 75 C 0,1 C/sn (Sürekli Okuma) Soğutma 40 C 30 sn 1 Çalışma sonunda elde edilen amplifikasyon eğrisi, erime eğrisi ve erime piki grafikleri Şekil 3.10, Şekil 3.11 ve Şekil 3.12 de gösterilmiştir. PON polimorfizmi için genotip belirlenmesi şu şekilde yapılmıştır; Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 64 C de tek bir pik şeklinde ise iki allel de glutamin (Q) aminoasidini kodlamaktadır (PON1 192 Q/Q). Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 64 C ve 57 C de iki pik şeklinde ise allellerden biri glutamin (Q), diğeri arginin (R) aminoaisitini kodlamaktadır (PON1 192 Q/R). Erime eğrisi analizi sonunda oluşan erime piki 57 C de tek bir pik şeklinde ise iki allel de arginin (R) aminoasidini kodlamaktadır (PON1 192 R/R).

86 73 Şekil PON1 Q192R için amplifikasyon eğrisi Şekil PON1 Q192R için erime eğrisi Şekil PON1 Q192R için erime pikleri

Serbest radikal. yörüngelerinde) eşleşmemiş tek. gösteren, nötr ya da iyonize tüm atom veya moleküllere denir.

Serbest radikal. yörüngelerinde) eşleşmemiş tek. gösteren, nötr ya da iyonize tüm atom veya moleküllere denir. Superoxide Dismutase Hazırlayanlar: Funda İLHAN (050559017) Ebru KORKMAZ (050559021) Mehtap BİRKAN (050559008) Nihan BAŞARAN (050559007) Prof. Dr. Figen ERKOÇ Gazi Eğitim Fakültesi GAZİ İ ÜNİVERSİTESİİ

Detaylı

TAURİNİN İSKEMİ REPERFÜZYON HASARINDA MMP-2, MMP-9 VE İLİŞKİLİ SİNYAL İLETİ YOLAĞI ÜZERİNE ETKİLERİ

TAURİNİN İSKEMİ REPERFÜZYON HASARINDA MMP-2, MMP-9 VE İLİŞKİLİ SİNYAL İLETİ YOLAĞI ÜZERİNE ETKİLERİ TAURİNİN İSKEMİ REPERFÜZYON HASARINDA MMP-2, MMP-9 VE İLİŞKİLİ SİNYAL İLETİ YOLAĞI ÜZERİNE ETKİLERİ CEMRE URAL 1, ZAHİDE ÇAVDAR 1, ASLI ÇELİK 2, ŞEVKİ ARSLAN 3, GÜLSÜM TERZİOĞLU 3, SEDA ÖZBAL 5, BEKİR

Detaylı

Yeni Tanı Hipertansiyon Hastalarında Tiyol Disülfid Dengesi

Yeni Tanı Hipertansiyon Hastalarında Tiyol Disülfid Dengesi Yeni Tanı Hipertansiyon Hastalarında Tiyol Disülfid Dengesi İhsan Ateş 1, Nihal Özkayar 2,Bayram İnan 1, F. Meriç Yılmaz 3, Canan Topçuoğlu 3, Özcan Erel 4, Fatih Dede 2, Nisbet Yılmaz 1 1 Ankara Numune

Detaylı

Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan 2, Fatma Savran Oğuz 1, Aydın Türkmen 2, Mehmet Şükrü Sever 2

Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan 2, Fatma Savran Oğuz 1, Aydın Türkmen 2, Mehmet Şükrü Sever 2 BÖBREK NAKLİ ALICILARINDA GLUTATYON S-TRANSFERAZ ENZİM POLİMORFİZMLERİNİN VE GSTT1 POLİMORFİZİMİNE KARŞI GELİŞEN ANTİKORLARIN ALLOGRAFT FONKSİYONLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan

Detaylı

III-Hayatın Oluşturan Kimyasal Birimler

III-Hayatın Oluşturan Kimyasal Birimler III-Hayatın Oluşturan Kimyasal Birimler MBG 111 BİYOLOJİ I 3.1.Karbon:Biyolojik Moleküllerin İskeleti *Karbon bütün biyolojik moleküllerin omurgasıdır, çünkü dört kovalent bağ yapabilir ve uzun zincirler

Detaylı

SERBEST OKSİJEN RADİKALLERİ VE ANTİOKSİDANLAR

SERBEST OKSİJEN RADİKALLERİ VE ANTİOKSİDANLAR SERBEST OKSİJEN RADİKALLERİ VE ANTİOKSİDANLAR Yard.Doç.Dr Doç.Dr.. Mustafa ALTINIŞIK ADÜ Tıp Fakültesi Biyokimya AD AYDIN-2000 1 Sunum Planı Oksijen, reaktif oksijen türleri (ROS) ve serbest radikaller

Detaylı

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011 Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri Sena Aydın 0341110011 PATOFİZYOLOJİ Fizyoloji, hücre ve organların normal işleyişini incelerken patoloji ise bunların normalden sapmasını

Detaylı

2. Kanun- Enerji dönüşümü sırasında bir miktar kullanılabilir kullanılamayan enerji ısı olarak kaybolur.

2. Kanun- Enerji dönüşümü sırasında bir miktar kullanılabilir kullanılamayan enerji ısı olarak kaybolur. Enerji Dönüşümleri Enerji Enerji; bir maddeyi taşıma veya değiştirme kapasitesi anlamına gelir. Enerji : Enerji bir formdan diğerine dönüştürülebilir. Kimyasal enerji ;moleküllerinin kimyasal bağlarının

Detaylı

Juvenil SPondiloArtrit/Entezit İle İlişkili Artrit (SPA-EİA)

Juvenil SPondiloArtrit/Entezit İle İlişkili Artrit (SPA-EİA) www.printo.it/pediatric-rheumatology/tr/intro Juvenil SPondiloArtrit/Entezit İle İlişkili Artrit (SPA-EİA) 2016 un türevi 1. JUVENİL SPONDİLOARTRİT/ ENTEZİT İLE İLİŞKİLİ ARTRİT (SPA- EİA) NEDİR? 1.1 Nedir?

Detaylı

Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması

Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması İ.Ü. CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TIBBİ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması Araş.Gör. Yener KURMAN İSTANBUL

Detaylı

Hücrelerde gerçekleşen yapım, yıkım ve dönüşüm olaylarının bütününe metabolizma denir.

Hücrelerde gerçekleşen yapım, yıkım ve dönüşüm olaylarının bütününe metabolizma denir. METABOLİZMA ve ENZİMLER METABOLİZMA Hücrelerde gerçekleşen yapım, yıkım ve dönüşüm olaylarının bütününe metabolizma denir. A. ÖZÜMLEME (ANABOLİZMA) Metabolizmanın yapım reaksiyonlarıdır. Bu tür olaylara

Detaylı

5.111 Ders Özeti #12. Konular: I. Oktet kuralından sapmalar

5.111 Ders Özeti #12. Konular: I. Oktet kuralından sapmalar 5.111 Ders Özeti #12 Bugün için okuma: Bölüm 2.9 (3. Baskıda 2.10), Bölüm 2.10 (3. Baskıda 2.11), Bölüm 2.11 (3. Baskıda 2.12), Bölüm 2.3 (3. Baskıda 2.1), Bölüm 2.12 (3. Baskıda 2.13). Ders #13 için okuma:

Detaylı

SANKO ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS KURULU 102: HÜCRE VE DOKU SİSTEMLERİ

SANKO ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS KURULU 102: HÜCRE VE DOKU SİSTEMLERİ 05-06 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS KURULU 0: HÜCRE VE DOKU SİSTEMLERİ Ders Kurulu Başkanı: / Başkan Yardımcıları: / Histoloji Embriyoloji Yrd. Doç. Dr. Bahadır Murat Demirel / Üyeler: / Tıbbi / Dersin AKTS

Detaylı

(ZORUNLU) MOLEKÜLER İMMÜNOLOJİ I (TBG 607 TEORİK 3, 3 KREDİ)

(ZORUNLU) MOLEKÜLER İMMÜNOLOJİ I (TBG 607 TEORİK 3, 3 KREDİ) T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TIBBİ BİYOLOJİ VE GENETİK ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ I. YARIYIL (ZORUNLU) MOLEKÜLER

Detaylı

OKSİDATİF STRES VE ANTİOKSİDANLAR

OKSİDATİF STRES VE ANTİOKSİDANLAR OKSİDATİF STRES VE ANTİOKSİDANLAR Oksidatif Stres Analiz Parametreleri ve Oksantest Oksante Ar-Ge Laboratuvarı 2012 OKSİDATİF STRES VE ANTİOKSİDANLAR Serbest radikaller, besinlerin oksijen kullanılarak

Detaylı

Hücre zedelenmesi etkenleri. Doç. Dr. Halil Kıyıcı 2015

Hücre zedelenmesi etkenleri. Doç. Dr. Halil Kıyıcı 2015 Hücre zedelenmesi etkenleri Doç. Dr. Halil Kıyıcı 2015 Homeostaz Homeostaz = hücre içindeki denge Hücrenin aktif olarak hayatını sürdürebilmesi için homeostaz korunmalıdır Hücre zedelenirse ne olur? Hücre

Detaylı

Yağ Asitlerinin Metabolizması- I Yağ Asitlerinin Yıkılması (Oksidasyonu)

Yağ Asitlerinin Metabolizması- I Yağ Asitlerinin Yıkılması (Oksidasyonu) Yağ Asitlerinin Metabolizması- I Yağ Asitlerinin Yıkılması (Oksidasyonu) Yrd. Doç. Dr. Bekir Engin Eser Zirve Üniversitesi EBN Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya A.B.D. Yağ Asitleri Uzun karbon zincirine sahip

Detaylı

Tip 1 diyabete giriş. Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü

Tip 1 diyabete giriş. Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü Tip 1 diyabete giriş Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü ENTERNASYONAL EKSPER KOMİTE TARAFINDAN HAZIRLANAN DİABETİN YENİ SINIFLAMASI 1 - Tip 1 Diabetes

Detaylı

BİYOLOJİK OKSİDASYON. Doç.Dr.Remisa GELİŞGEN

BİYOLOJİK OKSİDASYON. Doç.Dr.Remisa GELİŞGEN BİYOLOJİK OKSİDASYON Doç.Dr.Remisa GELİŞGEN OKSİDASYON-REDÜKSİYON REAKSİYONLARI Elektronların bir atom veya molekülden bir diğerine geçişleri redoks reaksiyonu olarak adlandırılmaktadır. Redoks : e-transferi

Detaylı

HİDROJEN PEROKSİT, SAÇ BOYALARI ve KANSER

HİDROJEN PEROKSİT, SAÇ BOYALARI ve KANSER HİDROJEN PEROKSİT, SAÇ BOYALARI ve KANSER A)HİDROJEN PEROKSİT Hidrojen peroksit; ısı, kontaminasyon ve sürtünme ile yanıcı özellik gösteren, renksiz ve hafif keskin kokuya sahip olan bir kimyasaldır ve

Detaylı

Kanın fonksiyonel olarak üstlendiği görevler

Kanın fonksiyonel olarak üstlendiği görevler EGZERSİZ VE KAN Kanın fonksiyonel olarak üstlendiği görevler Akciğerden dokulara O2 taşınımı, Dokudan akciğere CO2 taşınımı, Sindirim organlarından hücrelere besin maddeleri taşınımı, Hücreden atık maddelerin

Detaylı

YARA İYİLEŞMESİ. Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger

YARA İYİLEŞMESİ. Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger YARA İYİLEŞMESİ Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger YARA Doku bütünlüğünün bozulmasıdır. Cerrahi ya da travmatik olabilir. Akut Yara: Onarım süreci düzenli ve zamanında gelişir. Anatomik ve fonksiyonel bütünlük

Detaylı

YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI BİYOLOJİ

YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI BİYOLOJİ YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI BİYOLOJİ CEVAP 1: (TOPLAM 9 PUAN) 1.1: Eğer terleme ve su emilimi arasındaki ilişkide ortam sıcaklığının etkisini öğrenmek istiyorsa; deneyi aynı sayıda yaprağa sahip aynı tür

Detaylı

SNP TEK NÜKLEOTİD POLİMORFİZMLERİ (SINGLE NUCLEOTIDE POLYMORPHISMS)

SNP TEK NÜKLEOTİD POLİMORFİZMLERİ (SINGLE NUCLEOTIDE POLYMORPHISMS) SNP TEK NÜKLEOTİD POLİMORFİZMLERİ (SINGLE NUCLEOTIDE POLYMORPHISMS) Herhangi iki bireyin DNA dizisi %99.9 aynıdır. %0.1 = ~3x10 6 nükleotid farklılığı sağlar. Genetik materyalde varyasyon : Polimorfizm

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. İlyas Yolbaş Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD

Yrd. Doç. Dr. İlyas Yolbaş Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Yrd. Doç. Dr. İlyas Yolbaş Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD KOMPLEMAN SİSTEMİ Kompleman sistem, (Compleman system) veya tamamlayıcı sistem, bir canlıdan patojenlerin temizlenmesine yardım eden biyokimyasal

Detaylı

ÇEKİRDEK EĞİTİM PROGRAMI

ÇEKİRDEK EĞİTİM PROGRAMI ÇEKİRDEK EĞİTİM PROGRAMI Tıp Fakülteleri Mezuniyet Öncesi İmmünoloji Eğitim Programı Önerisi in hücre ve dokuları ilgi hücrelerini isim ve işlevleri ile bilir. Kemik iliği, lenf nodu, ve dalağın anatomisi,

Detaylı

SANKO ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS KURULU 102: HÜCRE VE DOKU SİSTEMLERİ

SANKO ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS KURULU 102: HÜCRE VE DOKU SİSTEMLERİ 04-05 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS KURULU 0: HÜCRE VE DOKU SİSTEMLERİ Ders Kurulu Başkanı: / Başkan Yardımcısı: Yrd. Doç. Dr. Hakan Darıcı / ve Embriyoloji Üyeler: / ve Embriyoloji / Tıbbi / Dersin AKTS Kredisi:

Detaylı

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler MEME KANSERİ Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler KANSER NEDİR? Hücrelerin kontrolsüz olarak sürekli çoğalmaları sonucu yakındaki ve uzaktaki başka organlara yayılarak kötü klinik

Detaylı

Romatizma BR.HLİ.066

Romatizma BR.HLİ.066 Nedir? başta eklemler olmak üzere, birçok organ ve dokunun doğrudan ya da dolaylı olarak zarar görmesine yol açabilen hastalıklar grubudur. Kanda iltihap düzeyinde yükselmeye neden olup olmamasına göre

Detaylı

SİNÜS - AĞRI, BASINÇ, AKINTI

SİNÜS - AĞRI, BASINÇ, AKINTI SİNÜS - AĞRI, BASINÇ, AKINTI Yardım edin sinüslerim beni öldürüyor! Bunu daha önce hiç söylediniz mi?. Eğer cevabınız hayır ise siz çok şanslısınız demektir. Çünkü her yıl milyonlarca lira sinüs problemleri

Detaylı

ENDOTEL VE BİYOKİMYASAL MOLEKÜLLER

ENDOTEL VE BİYOKİMYASAL MOLEKÜLLER ENDOTEL VE BİYOKİMYASAL MOLEKÜLLER Endotel Damar duvarı ve dolaşan kan arasında tek sıra endotel hücresinden oluşan işlevsel bir organdır Endotel en büyük endokrin organdır 70 kg lik bir kişide, kalp kitlesix5

Detaylı

KARBON ve CANLILARDAKİ MOLEKÜL ÇEŞİTLİLİĞİ

KARBON ve CANLILARDAKİ MOLEKÜL ÇEŞİTLİLİĞİ KARBON ve CANLILARDAKİ MOLEKÜL ÇEŞİTLİLİĞİ Karbonun önemi Hücrenin % 70-95ʼ i sudan ibaret olup, geri kalan kısmın çoğu karbon içeren bileşiklerdir. Canlılığı oluşturan organik bileşiklerde karbon atomuna

Detaylı

www.pediatric-rheumathology.printo.it BEHÇET HASTALIĞI

www.pediatric-rheumathology.printo.it BEHÇET HASTALIĞI www.pediatric-rheumathology.printo.it BEHÇET HASTALIĞI Nedir? Behçet sendromu ya da Behçet hastalığı (BS), tekrarlayan oral (ağız) ve genital (cinsel organlar) ülserlerle, göz, deri, eklem, damar ve sinir

Detaylı

ECZACILIK FAKÜLTESİ BİYOKİMYA

ECZACILIK FAKÜLTESİ BİYOKİMYA PROGRAM KOORDİNATÖRÜ Prof. Dr. Güldal MEHMETÇİK, gmehmetcik@neu.edu.tr YÜKSEK LİSANS DERSLERİ EBM 600 Uzmanlık Alanı Dersi Z 4 0 4 EBM 601 Biyokimya I S 3 0 3 EBM 602 Biyokimya I Laboratuvar S 0 3 1 EBM

Detaylı

KALP HASTALIKLARINDA OKSĐDATĐF STRESĐN ÖNEMĐ. Dr. Sabri DEMĐRCAN

KALP HASTALIKLARINDA OKSĐDATĐF STRESĐN ÖNEMĐ. Dr. Sabri DEMĐRCAN KALP HASTALIKLARINDA OKSĐDATĐF STRESĐN ÖNEMĐ Dr. Sabri DEMĐRCAN Oksijen Toksisitesi - 1 Bilinen bütün canlı türleri, organik moleküllerin içindeki oksijene gereksinim duyarlar. Anaerobik canlılardaki oksijenin

Detaylı

Karaciğer Fonksiyon Bozukluklarına Yaklaşım

Karaciğer Fonksiyon Bozukluklarına Yaklaşım Karaciğer Fonksiyon Bozukluklarına Yaklaşım Dr. Sıtkı Sarper SAĞLAM DR.SITKI SARPER SAĞLAM - KEAH ACİL TIP KLİNİK SUNUMU 04.10.2011 1 Netter in Yeri: DR.SITKI SARPER SAĞLAM - KEAH ACİL TIP KLİNİK SUNUMU

Detaylı

METABOLİK DEĞİŞİKLİKLER VE FİZİKSEL PERFORMANS

METABOLİK DEĞİŞİKLİKLER VE FİZİKSEL PERFORMANS METABOLİK DEĞİŞİKLİKLER VE FİZİKSEL PERFORMANS Aerobik Antrenmanlar Sonucu Kasta Oluşan Adaptasyonlar Miyoglobin Miktarında oluşan Değişiklikler Hayvan deneylerinden elde edilen sonuçlar dayanıklılık antrenmanları

Detaylı

TÜM VÜCUT RADYOTERAPİSİNİN FARKLI YAŞ GRUPLARINDAKİ RATLARDA BEYİN DOKUSU LİPİD PEROKSİDASYONU VE ANTİOKSİDAN SİSTEM PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİLERİ.

TÜM VÜCUT RADYOTERAPİSİNİN FARKLI YAŞ GRUPLARINDAKİ RATLARDA BEYİN DOKUSU LİPİD PEROKSİDASYONU VE ANTİOKSİDAN SİSTEM PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİLERİ. T.C. İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TÜM VÜCUT RADYOTERAPİSİNİN FARKLI YAŞ GRUPLARINDAKİ RATLARDA BEYİN DOKUSU LİPİD PEROKSİDASYONU VE ANTİOKSİDAN SİSTEM PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİLERİ. YÜKSEK

Detaylı

Behçet Hastalığı. Neden benim çocuğumda bu rahatsızlık var? Olması engellenebilir miydir? Hastalığın nedeni belli değildir. BH önlenemez.

Behçet Hastalığı. Neden benim çocuğumda bu rahatsızlık var? Olması engellenebilir miydir? Hastalığın nedeni belli değildir. BH önlenemez. Pædiatric Rheumatology InterNational Trials Organisation Behçet Hastalığı Behçet hastalığı nedir? Behçet sendromu veya Behçet hastalığı(bh), nedeni bilinmeyen sistemik bir vaskülittir (yani kan damarlarının

Detaylı

ARI ZEHİRİ BİLEŞİMİ, ÖZELLİKLERİ, ETKİ MEKANİZMASI. Dr. Bioch.Cristina Mateescu APİTERAPİ KOMİSYONU

ARI ZEHİRİ BİLEŞİMİ, ÖZELLİKLERİ, ETKİ MEKANİZMASI. Dr. Bioch.Cristina Mateescu APİTERAPİ KOMİSYONU ARI ZEHİRİ BİLEŞİMİ, ÖZELLİKLERİ, ETKİ MEKANİZMASI Dr. Bioch.Cristina Mateescu APİTERAPİ KOMİSYONU Arı Zehiri - Tanım Arı zehiri, bal arıları tarafından öncelikle memelilere ve diğer iri omurgalılara karşı

Detaylı

OTOİMMUN HASTALIKLAR. Prof.Dr.Zeynep SÜMER

OTOİMMUN HASTALIKLAR. Prof.Dr.Zeynep SÜMER OTOİMMUN HASTALIKLAR Prof.Dr.Zeynep SÜMER İmmun tolerans Organizmanın kendinden olan antijeni tanıyarak bunlara karşı reaksiyon vermemesi durumuna İMMUN TOLERANS denir Otoimmunitenin oluşum mekanizmaları

Detaylı

Henoch-Schöenlein Purpurası

Henoch-Schöenlein Purpurası www.printo.it/pediatric-rheumatology/tr/intro Henoch-Schöenlein Purpurası 2016 un türevi 1. HENOCH-SCHÖENLEİN PURPURASI NEDİR? 1.1 Nedir? Henoch-Shöenlein purpurası (HSP), küçük kan damarlarının (kapilerlerin)

Detaylı

BİRİNCİ BASAMAKTA PRİMER İMMÜN YETMEZLİK

BİRİNCİ BASAMAKTA PRİMER İMMÜN YETMEZLİK 1 LERDE LABORATUVAR İPUÇLARI GENEL TARAMA TESTLERİ Tam kan sayımı Periferik yayma İmmünglobulin düzeyleri (IgG, A, M, E) İzohemaglutinin titresi (Anti A, Anti B titresi) Aşıya karşı antikor yanıtı (Hepatit

Detaylı

YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR. Prof. Dr. Mehmet Ersoy

YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR. Prof. Dr. Mehmet Ersoy YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR Prof. Dr. Mehmet Ersoy DEMANSA NEDEN OLAN HASTALIKLAR AMAÇ Demansın nedenleri ve gelişim sürecinin öğretmek Yaşlı bireyde demansa bağlı oluşabilecek problemleri öğretmek

Detaylı

1-GİRİ 1.1- BİYOKİMYANIN TANIMI VE KONUSU.-

1-GİRİ 1.1- BİYOKİMYANIN TANIMI VE KONUSU.- 1-GİRİ 1.1- BİYOKİMYANIN TANIMI VE KONUSU.- Biyokimya sözcüğü biyolojik kimya (=yaşam kimyası) teriminin kısaltılmış şeklidir. Daha eskilerde, fizyolojik kimya terimi kullanılmıştır. Gerçekten de Biyokimya

Detaylı

FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI. Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara

FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI. Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara H. K., 5 yaşında, Kız çocuğu Şikayet: Karında şişlik Özgeçmiş: 8 aylıkken karında

Detaylı

21.11.2008. I. Koenzim A nedir? II. Tarihsel Bakış III. Koenzim A nın yapısı IV. Asetil-CoA nedir? V. Koenzim A nın katıldığı reaksiyonlar VI.

21.11.2008. I. Koenzim A nedir? II. Tarihsel Bakış III. Koenzim A nın yapısı IV. Asetil-CoA nedir? V. Koenzim A nın katıldığı reaksiyonlar VI. Hazırlayan: Sibel ÖCAL 0501150027 I. Koenzim A nedir? II. Tarihsel Bakış III. Koenzim A nın yapısı IV. Asetil-CoA nedir? V. Koenzim A nın katıldığı reaksiyonlar VI. Eksikliği 1 2 Pantotenik asit (Vitamin

Detaylı

Servikal Erozyon Bulgusu Olan Kadınlarda HPV nin Araştırılması ve Genotiplerinin Belirlenmesi

Servikal Erozyon Bulgusu Olan Kadınlarda HPV nin Araştırılması ve Genotiplerinin Belirlenmesi Servikal Erozyon Bulgusu Olan Kadınlarda HPV nin Araştırılması ve Genotiplerinin Belirlenmesi Doç Dr Ayşen BAYRAM Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji A.D. GİRİŞ İnsan Papilloma Virus

Detaylı

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI DÖNEM I TFT 102 Hücre Bilimleri II

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI DÖNEM I TFT 102 Hücre Bilimleri II 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI DÖNEM I TFT 102 Hücre Bilimleri II Ders Kurulu Başlangıç Tarihi:30 Kasım 2015 Ders Kurulu Bitiş Tarihi: 22 Ocak 2016 Teorik Lab Toplam Biyoistatistik 16-16 28 5 33 Organik

Detaylı

GOÜ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM II IV. KURUL 2009 2010

GOÜ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM II IV. KURUL 2009 2010 IV. Kurul Gastrointestinal Sistem ve Metabolizma IV. Kurul Süresi: 5 hafta IV. Kurul Başlangıç Tarihi: 17 Şubat 2010 IV. Kurul Bitiş ve Sınav Tarihi: 22 23 Mart 2010 Ders Kurulu Sorumlusu: Yrd. Doç. Dr.

Detaylı

ayxmaz/biyoloji Adı: 1.Aşağıda verilen atomların bağ yapma sayılarını (H) ekleyerek gösterin. C N O H

ayxmaz/biyoloji Adı: 1.Aşağıda verilen atomların bağ yapma sayılarını (H) ekleyerek gösterin. C N O H Adı: 1.Aşağıda verilen atomların bağ yapma sayılarını (H) ekleyerek gösterin. C N O H 2.Radyoaktif izotoplar biyologları için önemlidir? Aşağıda radyoakif maddelerin kullanıldığı alanlar sıralanmıştır.bunlarla

Detaylı

YARIŞ ATLARINDA OKSİDATİF STRES

YARIŞ ATLARINDA OKSİDATİF STRES YARIŞ ATLARINDA OKSİDATİF STRES Aşağıdaki yazı, AVEF ( Fransız At Veteribnerleri Birliği) kongresinde sunulmuş olan bilimsel bir araştırmanın özetidir. (de Moffarts et al.,2003) Bu araştırma Prof. Pierre

Detaylı

Arı sütünün besinsel içeriği aşağıdaki tabloda yer almaktadır

Arı sütünün besinsel içeriği aşağıdaki tabloda yer almaktadır Arı Sütü Arı sütü koyu kıvamda jelatinöz vasıfta olup beyaz-sarı renktedir. Arı sütü için uluslararası üretim standartları bulunmayıp Brezilya, Bulgaristan, Japonya ve İsviçre de uygulanan ulusal standartlar

Detaylı

Hedefe Spesifik Beslenme Katkıları

Hedefe Spesifik Beslenme Katkıları Hedefe Spesifik Beslenme Katkıları Hayvan Beslemede Vitamin ve Minerallerin Önemi Vitaminler, çiftlik hayvanlarının, büyümesi, gelişmesi, üremesi, kısaca yaşaması ve verim vermesi için gerekli metabolik

Detaylı

Hücre Nükleusu, Nükleus Membranı, Nükleus Porları. Doç. Dr. Ahmet Özaydın

Hücre Nükleusu, Nükleus Membranı, Nükleus Porları. Doç. Dr. Ahmet Özaydın Hücre Nükleusu, Nükleus Membranı, Nükleus Porları Doç. Dr. Ahmet Özaydın Nükleus (çekirdek) ökaryotlar ile prokaryotları ayıran temel özelliktir. Çekirdek hem genetik bilginin deposu hem de kontrol merkezidir.

Detaylı

Kolesterol Metabolizması. Prof. Dr. Fidancı

Kolesterol Metabolizması. Prof. Dr. Fidancı Kolesterol Metabolizması Prof. Dr. Fidancı Kolesterol oldukça önemli bir biyolojik moleküldür. Membran yapısında önemli rol oynar. Steroid hormonların ve safra asitlerinin sentezinde öncül maddedir. Diyet

Detaylı

KAFKAS ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM I 2015-2016 DERS YILI 4. KOMİTE: HÜCRE BİLİMLERİ DERS KURULU IV

KAFKAS ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM I 2015-2016 DERS YILI 4. KOMİTE: HÜCRE BİLİMLERİ DERS KURULU IV KAFKAS ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM I 2015-2016 DERS YILI 4. KOMİTE: HÜCRE BİLİMLERİ DERS KURULU IV (5 Hafta) (04 Ocak-26 Şubat) DERSLER TEORİK PRATİK TOPLAM Biyokimya 36 10 46 Tıbbi Genetik 18 10

Detaylı

Sperm DNA Yapısı Değerlendirilmesi. Prof. Dr. Esat Orhon

Sperm DNA Yapısı Değerlendirilmesi. Prof. Dr. Esat Orhon Sperm DNA Yapısı Değerlendirilmesi Prof. Dr. Esat Orhon DNA kırıklarının nedeni nedir? Unpaired Electrons Serbest radikal nedir? Çift oluşturamamış, tek kalmış elektron veya elektronlar içeren atomlar

Detaylı

ĐÇERĐK. Vitamin B6 Formları. LOGO www.themegallery.com. Tarihsel Bakış. Yapısal Formüller. 4 Piridoksin Piridoksal Piridoksamin Piridoksal-fosfat

ĐÇERĐK. Vitamin B6 Formları. LOGO www.themegallery.com. Tarihsel Bakış. Yapısal Formüller. 4 Piridoksin Piridoksal Piridoksamin Piridoksal-fosfat LOGO ĐÇERĐK Tarihsel Bakış B6 Vitamininin Genel Özellikleri Kimyasal Ve Biyolojik Fonksiyonları Biyokimyasal Fonksiyonları YRD. DOÇ. DR. BEKİR ÇÖL SUNAN: DUYGU BAHÇE Emilim, Transport ve Metabolizma İmmün

Detaylı

Referans: e-tus İpucu Serisi K.Stajlar Ders Notları Sayfa:353

Referans: e-tus İpucu Serisi K.Stajlar Ders Notları Sayfa:353 23. Aşağıdakilerden hangisi akne patogenezinde rol oynayan faktörlerden biri değildir? A) İnflamasyon B) Foliküler hiperproliferasyon C) Bakteriyal proliferasyon D) Aşırı sebum üretimi E) Retinoik asit

Detaylı

VIII. FAKTÖR XII EKSİKLİĞİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU BÖLÜM ULUSAL TANI VE TEDAVİ KILAVUZU 2013

VIII. FAKTÖR XII EKSİKLİĞİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU BÖLÜM ULUSAL TANI VE TEDAVİ KILAVUZU 2013 ULUSAL TANI VE TEDAVİ KILAVUZU 2013 FAKTÖR XII EKSİKLİĞİ VIII. BÖLÜM TANI VE TEDAVİ KILAVUZU KALITSAL FAKTÖR XII EKSİKLİĞİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU FAKTÖR XII EKSİKLİĞİ Dr. M. Cem Ar ve THD Hemofili Bilimsel

Detaylı

MİKROBİYOLOJİ SORU KAMPI 2015

MİKROBİYOLOJİ SORU KAMPI 2015 Canlıların prokaryot ve ökoaryot olma özelliğini hücre komponentlerinden hangisi belirler? MİKROBİYOLOJİ SORU KAMPI 2015 B. Stoplazmik membran C. Golgi membranı D. Nükleer membran E. Endoplazmik retikulum

Detaylı

T.C. TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ASMA VE YONCA YAPRAKLARININ IN VITRO ANTİOKSİDAN ÖZELLİKLERİ. Sezer GÜLEN. Yüksek Lisans Tezi

T.C. TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ASMA VE YONCA YAPRAKLARININ IN VITRO ANTİOKSİDAN ÖZELLİKLERİ. Sezer GÜLEN. Yüksek Lisans Tezi T.C. TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ASMA VE YONCA YAPRAKLARININ IN VITRO ANTİOKSİDAN ÖZELLİKLERİ Sezer GÜLEN Yüksek Lisans Tezi KİMYA ANABİLİM DALI Danışman Prof. Dr. Yeşim YEŞİLOĞLU Edirne,

Detaylı

Yağ Asitlerinin β Oksidayonu. Prof. Dr. Fidancı

Yağ Asitlerinin β Oksidayonu. Prof. Dr. Fidancı Yağ Asitlerinin β Oksidayonu Prof. Dr. Fidancı Yağ Asitlerinin Beta Oksidasyonu Yağ asitlerinin enerji üretimi amacı ile yıkımında (yükseltgenme) en önemli yol β oksidasyon yoldudur. β oksidasyon yolu

Detaylı

Ankilozan Spondilit BR.HLİ.065

Ankilozan Spondilit BR.HLİ.065 Gençlerde Bel Ağrısına Dikkat! Bel ağrısı tüm dünyada oldukça yaygın bir problem olup zaman içinde daha sık görülmektedir. Erişkin toplumun en az %10'unda çeşitli nedenlerle gelişen kronik bel ağrıları

Detaylı

T.C. KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KİMYA ANABİLİM DALI

T.C. KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KİMYA ANABİLİM DALI T.C. KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KİMYA ANABİLİM DALI STREPTOZOTOSİN İLE DİABET OLUŞTURULMUŞ FARELERDE ASPİRİN VE E VİTAMİNİN DOKULARDA LİPİD PEROKSİDASYONU VE ANTİOKSİDAN

Detaylı

GOÜ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM I II. KURUL 2009 2010

GOÜ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM I II. KURUL 2009 2010 II. Kurul Hücre Bilimlerine Giriş ve Hücre Zarı II. Kurul Süresi: 7 hafta II. Kurul Başlangıç Tarihi: 4 Kasım 2009 II. Kurul Bitiş ve Sınav Tarihi: 21 22 Aralık 2009 Ders Kurulu Sorumlusu: Yrd. Doç. Dr.

Detaylı

TİP I HİPERSENSİTİVİTE REAKSİYONU. Prof. Dr. Bilun Gemicioğlu

TİP I HİPERSENSİTİVİTE REAKSİYONU. Prof. Dr. Bilun Gemicioğlu TİP I HİPERSENSİTİVİTE REAKSİYONU Prof. Dr. Bilun Gemicioğlu HİPERSENSİTİVİTE REAKSİYONLARI TİP I TİP II TİPII TİPIII TİPIV TİPIV TİPIV İmmün yanıt IgE IgG IgG IgG Th1 Th2 CTL Antijen Solübl antijen Hücre/

Detaylı

Mikrobiyolojide Moleküler Tanı Yöntemleri. Dr.Tuncer ÖZEKİNCİ Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji A.D

Mikrobiyolojide Moleküler Tanı Yöntemleri. Dr.Tuncer ÖZEKİNCİ Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji A.D Mikrobiyolojide Moleküler Tanı Yöntemleri Dr.Tuncer ÖZEKİNCİ Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji A.D 1 Enfeksiyonun Özgül Laboratuvar Tanısı Mikroorganizmanın üretilmesi Mikroorganizmaya

Detaylı

Özel Formülasyon DAHA İYİ DAHA DÜŞÜK MALIYETLE DAHA SAĞLIKLI SÜRÜLER VE DAHA FAZLA YUMURTA IÇIN AGRALYX!

Özel Formülasyon DAHA İYİ DAHA DÜŞÜK MALIYETLE DAHA SAĞLIKLI SÜRÜLER VE DAHA FAZLA YUMURTA IÇIN AGRALYX! Özel Formülasyon DAHA İYİ Yumurta Verimi Kabuk Kalitesi Yemden Yararlanma Karaciğer Sağlığı Bağırsak Sağlığı Bağışıklık Karlılık DAHA DÜŞÜK MALIYETLE DAHA SAĞLIKLI SÜRÜLER VE DAHA FAZLA YUMURTA IÇIN AGRALYX!

Detaylı

Prof.Dr.Celalettin VATANSEV Prof.Dr. Ayşe Saide ŞAHİN Prof.Dr. Faruk AKSOY Prof.Dr. Nizamettin DALKILIÇ Doç.Dr. Mehmet ÖZDEMİR

Prof.Dr.Celalettin VATANSEV Prof.Dr. Ayşe Saide ŞAHİN Prof.Dr. Faruk AKSOY Prof.Dr. Nizamettin DALKILIÇ Doç.Dr. Mehmet ÖZDEMİR DÖNEM I T.C. KONYA N.E. ÜNİVERSİTESİ MERAM TIP FAKÜLTESİ 2015-2016 DERS YILI A GRUBU I. DERS KURULU (7 HAFTA) (HÜCRE BİLİMLERİ) (28 EYLÜL-13 KASIM 2015) DEKAN BAŞKOORDİNATÖR BAŞKOORDİNATÖR YARD. DÖNEM

Detaylı

1.2)) İLAÇLARIN VÜCUTTAKİ ETKİSİ

1.2)) İLAÇLARIN VÜCUTTAKİ ETKİSİ 10.Sınıf Meslek Esasları ve Tekniği 9.Hafta ( 10-14 / 11 / 2014 ) 1.)İLAÇLARIN VÜCUTTAKİ ETKİSİ 2.) İLAÇLARIN VERİLİŞ YOLLARI VE ETKİSİNİ DEĞİŞTİREN FAKTÖRLER Slayt No : 13 1.2)) İLAÇLARIN VÜCUTTAKİ ETKİSİ

Detaylı

* Madde bilgisi elektromanyetik sinyaller aracılığı ile hücre çekirdeğindeki DNA sarmalına taşınır ve hafızalanır.

* Madde bilgisi elektromanyetik sinyaller aracılığı ile hücre çekirdeğindeki DNA sarmalına taşınır ve hafızalanır. Sayın meslektaşlarım, Kişisel çalışmalarım sonucu elde ettiğim bazı bilgileri, yararlı olacağını düşünerek sizlerle paylaşmak istiyorum. Çalışmalarımı iki ana başlık halinde sunacağım. MADDE BAĞIMLILIĞI

Detaylı

Prof.Dr.Ahmet ÖZKAĞNICI Prof.Dr. Saim AÇIKGÖZOĞLU Prof.Dr. V.Meltem ENERGİN Prof.Dr. Mehmet KOÇ Doç.Dr. Mehmet ÖZDEMİR

Prof.Dr.Ahmet ÖZKAĞNICI Prof.Dr. Saim AÇIKGÖZOĞLU Prof.Dr. V.Meltem ENERGİN Prof.Dr. Mehmet KOÇ Doç.Dr. Mehmet ÖZDEMİR DÖNEM I T.C. KONYA N.E. ÜNİVERSİTESİ MERAM TIP FAKÜLTESİ 2014-2015 DERS YILI B GRUBU I. DERS KURULU (7 HAFTA) (HÜCRE BİLİMLERİ) (29 EYLÜL- 14 KASIM 2014) DEKAN BAŞKOORDİNATÖR BAŞKOORDİNATÖR YARD. DÖNEM

Detaylı

TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ. ALABAŞ (Brassica oleracea var.gongylodes) BİTKİSİNİN ANTİOKSİDAN AKTİVİTESİNİN İNCELENMESİ.

TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ. ALABAŞ (Brassica oleracea var.gongylodes) BİTKİSİNİN ANTİOKSİDAN AKTİVİTESİNİN İNCELENMESİ. TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ALABAŞ (Brassica oleracea var.gongylodes) BİTKİSİNİN ANTİOKSİDAN AKTİVİTESİNİN İNCELENMESİ Gülçin AKAGÜN YÜKSEK LİSANS TEZİ KİMYA ANABİLİM DALI Danışman Doç.

Detaylı

SERBEST OKSİJEN RADİKALLERİ VE ANTİOKSİDANLAR

SERBEST OKSİJEN RADİKALLERİ VE ANTİOKSİDANLAR SERBEST OKSİJEN RADİKALLERİ VE ANTİOKSİDANLAR Yaşam için oksijen (O 2 ) Havasız yerde yaşayamayız. Yaşamımızı sürdürmek için havanın moleküler oksijenini (O 2 ) tükettiğimizi biliyoruz. Total oksijen tüketimimizin

Detaylı

Nitrik Oksit Sentaz ve Nitrik Oksit Ölçüm Yöntemleri

Nitrik Oksit Sentaz ve Nitrik Oksit Ölçüm Yöntemleri Nitrik Oksit Sentaz ve Nitrik Oksit Ölçüm Yöntemleri Nitrik Oksit Sentaz ve Nitrik Oksit Ölçüm Yöntemlerine Giriş Doç. Dr. Bahar Tunçtan ME.Ü. Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Ab.D. ME.Ü. Tıp Fakültesi

Detaylı

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ Sami Uzun 1, Serhat Karadag 1, Meltem Gursu 1, Metin Yegen 2, İdris Kurtulus 3, Zeki Aydin 4, Ahmet

Detaylı

I. YARIYIL TEMEL BİYOKİMYA I (B 601 TEORİK 3, 3 KREDİ)

I. YARIYIL TEMEL BİYOKİMYA I (B 601 TEORİK 3, 3 KREDİ) T.C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOKİMYA ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ I. YARIYIL TEMEL BİYOKİMYA I (B 601 TEORİK 3, 3

Detaylı

ELEKTROKONVÜLS F TEDAV YAPILAN

ELEKTROKONVÜLS F TEDAV YAPILAN T.C. PAMUKKALE ÜN VERS TES TIP FAKÜLTES TIBB B YOK MYA ANAB M DALI ELEKTROKONVÜLS F TEDAV YAPILAN PS YATR K HASTALARDA OKS DAT F METABOL ZMANIN DE ERLEND LMES UZMANLIK TEZ DR. MAHMUT ENYURT DANI MAN DOÇ.

Detaylı

Folik asit(vitamin-b9)

Folik asit(vitamin-b9) Folik asit(vitamin-b9) Emilimi metabolizması ve fonksiyonları Emilimi,metabolizması,fonksiyonları Homosistein metabolizması Eksikliğinde trombotik ve artriel hastalıklar Emilim için folik asit besinlerde

Detaylı

MENENJİTLİ OLGULARIN KLİNİK VE LABORATUAR ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ

MENENJİTLİ OLGULARIN KLİNİK VE LABORATUAR ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ MENENJİTLİ OLGULARIN KLİNİK VE LABORATUAR ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ Mine SERİN 1, Ali CANSU 1, Serpil ÇELEBİ 2, Nezir ÖZGÜN 1, Sibel KUL 3, F.Müjgan SÖNMEZ 1, Ayşe AKSOY 4, Ayşegül

Detaylı

İ. Ü İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Filiz Aydın

İ. Ü İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Filiz Aydın İ. Ü İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Filiz Aydın Hücre iletişimi Tüm canlılar bulundukları çevreden sinyal alırlar ve yanıt verirler Bakteriler glukoz ve amino asit gibi besinlerin

Detaylı

www.demiraylisesi.com

www.demiraylisesi.com YÖNETİCİ MOLEKÜLLER C, H, O, N, P atomlarından meydana gelir. Hücrenin en büyük yapılı molekülüdür. Yönetici moleküller hücreye ait genetik bilgiyi taşır, hayatsal faaliyetleri yönetir, genetik bilginin

Detaylı

00220 Gıda Biyokimyası

00220 Gıda Biyokimyası 00220 Gıda Biyokimyası Hazırlayan: Doç.Gökhan DURMAZ 00220 Gıda Biyokimyası-Şubat 2013 1 Bu notların hazırlanmasında aşağıdaki eserlerden yararlanılmıştır; Biyokimya, Engin Gözükara, Nobel Tip Kitabevi,

Detaylı

DÖNEM 1- A, 3. DERS KURULU (2015-2016)

DÖNEM 1- A, 3. DERS KURULU (2015-2016) DÖNEM 1- A, 3. DERS KURULU (2015-2016) DERS SAATİ DERS ADI DERS KONUSU DERSİ VEREN ÖĞRETİM ÜYESİ 4. DK 1. Hafta 07 Aralık Pazartesi Mikrobiyoloji Mikrobiyolojinin tarihçesi ve mikroorganizmalara genel

Detaylı

%20 En sık neden cilt kuruluğu Gebeliğe özgü cilt hastalıkları İntrahepatik kolestaz İlaç ve diğer allerjik reaksiyonlar Sistemik hastalıklara bağlı

%20 En sık neden cilt kuruluğu Gebeliğe özgü cilt hastalıkları İntrahepatik kolestaz İlaç ve diğer allerjik reaksiyonlar Sistemik hastalıklara bağlı %20 En sık neden cilt kuruluğu Gebeliğe özgü cilt hastalıkları İntrahepatik kolestaz İlaç ve diğer allerjik reaksiyonlar Sistemik hastalıklara bağlı kaşıntılar (kc, bb, troid) Pemfigoid gestasyones Gebeliğin

Detaylı

T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ Ginkgo biloba nın KİMYASAL ve MOLEKÜLER YÖTEMLERLE ANALİZİ Esra MALTAŞ DOKTORA TEZİ Kimya Anabilim Dalı Temmuz 2011 KONYA Her Hakkı Saklıdır TEZ KABUL VE

Detaylı

ÇOCUKLARDA HAREKET SİSTEMİ MUAYENESİ (ROMATOLOJİK MUAYENE) Özgür KASAPÇOPUR

ÇOCUKLARDA HAREKET SİSTEMİ MUAYENESİ (ROMATOLOJİK MUAYENE) Özgür KASAPÇOPUR ÇOCUKLARDA HAREKET SİSTEMİ MUAYENESİ (ROMATOLOJİK MUAYENE) Özgür KASAPÇOPUR HAREKET SİSTEMİ Üç ana yapı taşı Kemikler Kaslar Eklemler Oynamaz eklemler (Kafa tası) Yarı oynar eklemler (Omurga) Oynar eklemler

Detaylı

İNME. Yayın Yönetmeni. TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü. Prof. Dr. Rana Karabudak

İNME. Yayın Yönetmeni. TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü. Prof. Dr. Rana Karabudak İNME Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Rana Karabudak TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü Türk Nöroloji Derneği (TND) 2014 Beyin Yılı Aktiviteleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Tüm hakları TND ye aittir. Kaynak

Detaylı

T.C. GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KİMYA ANABİLİM DALI

T.C. GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KİMYA ANABİLİM DALI T.C. GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KİMYA ANABİLİM DALI TAFLAN (Laurocerasus officinalis Roem.) BİTKİSİNİN MEYVE, ÇEKİRDEK VE YAPRAKLARININ MEVSİM DEĞİŞİKLİĞİNE GÖRE ANTİOKSİDAN AKTİVİTELERİNİN

Detaylı

AİLESEL AKDENİZ ATEŞİ (AAA-FMF)

AİLESEL AKDENİZ ATEŞİ (AAA-FMF) AİLESEL AKDENİZ ATEŞİ (AAA-FMF) MOLEKÜLER YAKLAŞIMLAR DÜZEN GENETİK HASTALIKLAR TANI MERKEZİ SERPİL ERASLAN, PhD AİLESEL AKDENİZ ATEŞİ Otozomal resesif kalıtım Akdeniz ve Ortadoğu kökenli populasyonlarda

Detaylı

TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YAPRAKLARI SALATA-BAHARAT OLARAK TÜKETİLEN BAZI BİTKİLERİN ANTİOKSİDAN AKTİVİTELERİNİN İNCELENMESİ

TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YAPRAKLARI SALATA-BAHARAT OLARAK TÜKETİLEN BAZI BİTKİLERİN ANTİOKSİDAN AKTİVİTELERİNİN İNCELENMESİ TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YAPRAKLARI SALATA-BAHARAT OLARAK TÜKETİLEN BAZI BİTKİLERİN ANTİOKSİDAN AKTİVİTELERİNİN İNCELENMESİ Arş.Gör. Şebnem SELEN İŞBİLİR DOKTORA TEZİ Danışman Doç. Dr.

Detaylı

KOLESTEROLDEN ZENGİN DİYETİN SIÇAN DOKULARINDA PON1, PON2, PON3 EKSPRESYON ve AKTİVİTELERİ ÜZERİNE

KOLESTEROLDEN ZENGİN DİYETİN SIÇAN DOKULARINDA PON1, PON2, PON3 EKSPRESYON ve AKTİVİTELERİ ÜZERİNE KOLESTEROLDEN ZENGİN DİYETİN SIÇAN DOKULARINDA PON1, PON2, PON3 EKSPRESYON ve AKTİVİTELERİ ÜZERİNE ETKİLERİNİN İNCELENMESİ Seda SABAH Temmuz 2010 DENİZLİ KOLESTEROLDEN ZENGİN DİYETİN SIÇAN DOKULARINDA

Detaylı

5 Pratik Dermatoloji Notları

5 Pratik Dermatoloji Notları AİLE HEKİMLERİ İÇİN 5 Pratik Dermatoloji Notları En Sık Görülen Dermatolojik Hastalıklar İçindekiler Vitiligo Eritema Multiforme Ürtiker Uyuz Tahta Kurusu / Pire Isırığı Kaposi Sarkomu 2 Vitiligo 3 Vitiligo

Detaylı

Levosimendanın farmakolojisi

Levosimendanın farmakolojisi Levosimendanın farmakolojisi Prof. Dr. Öner SÜZER Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji AbD 1 Konjestif kalp yetmezliği ve mortalite 2 Kaynak: BM Massie et al, Curr Opin Cardiol 1996

Detaylı

Anestezi Esnasında ve Kritik Hastalıklarda Ortaya Çıkan Hipoksinin Tedavisinde Normobarik/Hiperbarik Ek Oksijen Tedavisinin Kullanımı FAYDALIDIR

Anestezi Esnasında ve Kritik Hastalıklarda Ortaya Çıkan Hipoksinin Tedavisinde Normobarik/Hiperbarik Ek Oksijen Tedavisinin Kullanımı FAYDALIDIR Anestezi Esnasında ve Kritik Hastalıklarda Ortaya Çıkan Hipoksinin Tedavisinde Normobarik/Hiperbarik Ek Oksijen Tedavisinin Kullanımı FAYDALIDIR Prof. Dr. A. Necati GÖKMEN DEÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji

Detaylı

HUMAN ALBÜMİN Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Finansal Analiz Daire Başkanlığı Mali Hizmetler Kurum Başkan Yardımcılığı

HUMAN ALBÜMİN  Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Finansal Analiz Daire Başkanlığı Mali Hizmetler Kurum Başkan Yardımcılığı HUMAN ALBÜMİN 2013 yılında Stok Takip ve Analiz Daire Başkanlığınca ilaç tasarrufuna teşvik etmek ve maliyetini azaltmak amacıyla Human Albümin çalışması yapılmıştır. ALBUMİN NEDİR? Albumin karaciğerde

Detaylı

Biyokimya. Biyokimyanın tanımı ve önemi Organizmanın elementer yapısı Canlılık Su Kovalent olmayan bağlar (intermoleküler etkileşimler)

Biyokimya. Biyokimyanın tanımı ve önemi Organizmanın elementer yapısı Canlılık Su Kovalent olmayan bağlar (intermoleküler etkileşimler) Biyokimya Biyokimyanın tanımı ve önemi Organizmanın elementer yapısı Canlılık Su Kovalent olmayan bağlar (intermoleküler etkileşimler) Bölüm 1: Biyokimya ve önemi: 1. Biyokimya tanımı, önemi ve boyutsal

Detaylı

ALFA LİPOİK ASİDİN RAT KARACİĞER HOMOJENATLARINDA İNDÜKLENMİŞ LİPİD PEROKSİDASYONUNA ETKİSİ

ALFA LİPOİK ASİDİN RAT KARACİĞER HOMOJENATLARINDA İNDÜKLENMİŞ LİPİD PEROKSİDASYONUNA ETKİSİ T.C. TRAKYA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ BİYOKİMYA ANABİLİM DALI Tez Yöneticisi Yrd. Doç. Dr. Sevgi ESKİOCAK ALFA LİPOİK ASİDİN RAT KARACİĞER HOMOJENATLARINDA İNDÜKLENMİŞ LİPİD PEROKSİDASYONUNA ETKİSİ (Uzmanlık

Detaylı