Diktatörden samimiyet ça r s

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Diktatörden samimiyet ça r s"

Transkript

1 Wolfgang Schüssel Türk zurnas n unutam yor Avrupa yı kilitleyen Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel in takıntısının sebebi unutamadığı Türk kudüm ve zurnasının güçlü sesi. Sayfa: 4 Perihan Abla evlenmeye haz r Avrupa spor spor bas n takla at yor Sayfa: 6 Kuzguncuklu Perihan Abla, 58 inde evlenmek istiyor. Nikah masas na davet edilen fiakir se dansöz dostu oldu Sayfa: 5 Kurt hoca R za Çal mbay dan sürpriz taktik: Yeter art k bafll yoruz beyler! Stad bilmeyenlere kaleyi tarif edemedi Tuna Kiremitçi EKfi ye konufltu: ISSN Yeni de ilim! Yafl tlar piflpirik oynarken kariyerini flimdiden fliirler, flark lar ve romanlarla doldurmufl genç sanatç, bize iç dünyas ve yarat c l na iliflkin çok fley anlatt. Bir tek Eskiflehir den bahsetmedi. Onu sormay unuttuk... içeride: n 17. yüzy lda zmir n Yonja n Kaos GL n 80 lerden Sex & City e ekfli sözlük ün haftal k yay n organ d r y l: 1 say : 4 fiyat : 1 YTL (1 Milyon TL) 7-13 Ekim 2005 Tar m Bakanl n n Saklad n z samanlar n zaman geldi aç klamas kafa kar flt rd. Sayfa: 3 Diktatörden samimiyet ça r s Kamerun un kurtar c s Cumhurbaflkan Awugana, çtenlikli, Canayak n ve fiirin gibi s fatlarla an lmaktan dertli. Banknotlarda bile mozaiklenmifl resimlerini görebilen Awugana, halk na sitem etti. Evli, k s r ve 12 okapi (antilobun büyü ü) sahibi mutsuz diktatör vatandafllar yla yüzleflti Sayfa: 4 Diyanetten erkeklere Magnum müjdesi: Kötü fleyler düflünmedi iniz sürece yiyebilirsiniz Sayfa: 4 3 yafl ndaki çocukla leopar n ibret verici dostlu u hüzünle bitti. Sayfa: 5 Besin piramidini uzayl lar m yapt? Sayfa: 7 statistik Bir okul senesi daha torenlerle basladi. Bu dönem üniversite ö rencileri arasinda en ra bet gören seçmeli dersler hangileri? 25 Yaflar Usta n n tiradlar bezdirdi G ülen Gözler, Neşeli Günler gibi filmlerden tanıdığımız Yaşar Usta zorda. 30 yıldır ne zaman dara düşse tirad atma yolunu seçen ve devamlı maddi sıkıntı yaşayan Yaşar Usta, en son veresiye borcu sebebiyle bakkala tirad atınca esnafça tartaklandı. Olay hakkında konuşan bakkal Çok defa borcunu ödemesini istedim. Hep Öderiz diyerek nemli gözlerle baktı. Affettim. Borcunu sıfırladım. Sonunda sabrım taştı. Veresiyeni öde Yaşar Us- ta dedim. O ise Bak beyim ile başlayan ünlü tiradını okumaya başladı. Sen mi büyüksün, yoksa ben mi ye gelince nevrim döndü. Gırtlağına sarılmışım. Elimden zor aldılar dedi. Mahalle esnafı ise Yaşar Usta dan ve tiradlarından bıktık. Tirad değil nakit atıldığını görmek istiyoruz dediler. Konu hakkında açıklamada bulunmak üzere basın toplantısı düzenleyen Yaşar Usta nın yine tirad atması üzerine basın mensupları hızla toplantıyı terk ettiler n Daha iyi bir üniversiteye yatay geçifl yöntemleri (%22) n Falan olmak ya da olmamak: Hamlet ve modern gençlik (%19) n Uygulamal okeye dönüfl teknikleri (%14) n Karfl cinse asimptotik yaklafl mlar (%12) n Avrupa Birli i ekonomisine girifl ( psala S n r Kap s üzerinden (%8) n Kuantum fizi inin temel ilkele...aaaa fener maç bafllam fl! (%25) Tam 10 sayfa! Aktör Peter O Toole, Anelka hayran ç kt ltın Portakal Film Festivali nde onur ödülü alan O Toole, konuşma yaptığı sahnede Gazetede kaleciyle birlikte zıplayan hoş bir adamın fotoğrafını gördüm. Karizmatikti, elindeki topu zerafetle ittiveri- A yordu. Merak ettim. Çevremdekiler Fenerbahçe adlı takımın kurtarıcısı olduğunu söylediler. Ondan çok etkilendim. Buradakilerin bana şimdi öğrettiği şu Türkçe söz ile Anelka ya sesleniyorum: ciim boom bom dedi. Ersin Karabulut klonlar avlan yor İ stanbul- Dün sabaha karşı Beyoğlu Sandıkiçi Sokak ta heyecan dolu bir kovalamaca yaşandı. Dolandırıcılık ve Sahtecilik Masası na bağlı emniyet birimleri, sayısı son günlerde oldukça artan ihbarları değerlendirerek geniş çaplı bir operasyon gerçekleştirdi. Ünlü çizer Ersin Karabulut a olan benzerlikleriyle İstiklal Caddesi sakinlerini bunaltan gençler gözaltına alındı. Sayfa: 2

2 Vatan Dergi Grubu A.fi. Ad na mtiyaz Sahibi Serdar Mutlu Genel Müdür Nüket Mutlu Yay nlar Direktörü Özgür Yici Grup Koordinatörü Onur Y ld r m Kreatif Direktör Ali Murat Y lmaz Koordinasyon Murat Emir Eren Tasar m-uygulama Serter Gezdiren Sorumlu Yaz flleri Müdürü Ali Naz m Onaran n Genel Yay n Yönetmeni Aziz Kedi Editörler An l Helvac, Bar fl Bilge Günal, Gürman Timurhan, Onur Sar saban, Pelin Kesebir Foto raflar Efe Nalçac Katk da bulunanlar: days, gerrain, konor, otisabi, ck, ssg, n.demirel n Reklam Grup Baflkan Yusuf Gökçek Reklam Grup Baflkan Yrd. Yenal Bökeer Müflteri liflkileri Direktörü Zeynep Afl klar Müflteri liflkileri Ayflen Özbay, Burak fiengül, Elçin Ayd n Baflar, Gülriz Gökova, Dilay Sudanç kmaz, Zeynep Arslan, Burak Bayram Reklam Rezervasyon fiule Tutsak Tel: n Adres: Büyükdere Cad. No: Gayrettepe- stanbul Tel: Fax: Bask : DPC Do an Medya Tesisleri Esenyurt- stanbul Tel: (0212) Tel: Yerel Süreli Yay n Da t m: Yaysat A.fi. Tel: ekfli sözlük ün haftal k yay n organ d r Ekfli, bas n meslek ilkelerine uymaya söz vermifltir. Bu dergideki tüm haberler uydurmad r. Kiflileri ba lay c bir niteli i yoktur. Her hakk sakl d r. Kaynak gösterilerek dahi al nt yap lamaz. Bizzat yazmak üzerine (ya da cesur ve güzel) Orta direk evinde maymun beslenir mi? Ulan haydi ayın sonunu getiremezken soktun maymunu eve; tutup da adı Patik konur mu? Evde cinneti turboya takan babam bize uçan tekme atmaz mı? Tüm kurallara karşı çıkmayı kurallaştırmak, ancak tüm kurallara uymakla yarışabilecek bir ahmaklıktır. Eli Tèrrasion ocukken bir maymunum vardı. İsmi Patik ti. Kapuska yemeyi severdi. En büyük eğlencelerimden biri mürebbiyemin elinden kurtulup gizlice Patik i izlemekti. Bazen kaptığı bir füzen parçasıyla eline geçirdiği kağıtları gelişigüzel karalar, bazen de onları buruşturup ağzına tıkardı. Zavallı hayvan, emr-i hak vaki olunca öldü gitti. Gitti ama bana ileride kafama takacak çok karmaşık bir bilmece bıraktı. Bir maymun kağıt ve kalemle nasıl ilişki kurabiliyordu? Kendini anlatmak istediği gün gibi ortadaydı. Acaba kütüphanemizde dizili onca ansiklopedi de aynı arzuyla dolu insanlardan mı bahsediyordu? Bu arzunun doğasına yapacağım yolculukta, yazma eyleminin sırrına ermeyi düşünmeden evvel, önce işin fiziksel tarafı beni kendine çekmeye başladı. Tıpkı bir atın pattır pattır kaka yaptığını, beygir gibi (evet?) çiftleştiğini hiç hayal etmemiş küçücük bir çocuğun, yalnızca gördüğü tek bir sevimli at resmi üzerinden ömrü boyunca aşık olacağı bir idea yaratması, en sevdiğim hayvan attır öğretmenim demesi gibi...elime kağıdı, kalemi aldım. İki bin bir senesinin Temmuz ayında Ekşi Sözlük e ilk entryimi girdiğim vakit (ki başlık L harfini telaffuz edemeyen bir rock şarkıcımıza aitti ve kendisini Neandertal İn- Ç sanı na benzetmiş olmaktan bir an bile yerinmiş değilim. Zira hümanoid dediğin adam bugün dünya tarihinin elifbası, gurur kaynağıdır) burada anlatmaya çalışacağım büyük muammaya kıyısından da olsa temas ettiğimi bilemezdim. Belki bu yazı şu güne dek gittiğim yolun arpa boyu cinsinden bakiyesini de verir...diye düşünüyorum ben. Cümle sonlarındaki tirleri-türleri dikkate almayınız, bir diyalekt yaratmak zorundayım; yazı yazmak bir pratiktir. Başı, kıçı, neticesi ve geribeslemesi açısından böyledir. Ruh hastası olmayan hiç kimse okunmamak için yazmaz. Kafka nın bile ölmeden önce yapıtlarına kıyamayıp yalandan abi şunları bir yaksak? diye arkadaşı Max Brod a verdiği malumdur. Peki sebep nedir? Huylu musun, titrek misin? Niçin yazarsın? Ben sözlüğe yazmaya başladığım zaman belirli bir fikrim yoktu. Yazmak iyi oluyordu. Fakat aradan bir müddet geçince gizli bir döngü keşfettim. İki tane çok önemli parametre, yazmayı bırak, yaşamın dahi krank milini döndürüyordu (krank mili nedir dersen bilmem. Ehliyet sınavı, motor bölümü: 70 puan, tam sınırda!). Parametrelerin birincisi şu idi: bildiğin palavra! Hem öyle beyaz yalanmış, politically correct miş falan değil. Zift gibi, katran gibi martaval... Bir gün içinde kaç kez yalan söylediğimizi Hürriyet in Kelebek ekinden kolayca okuduğumuzdan dolayı yalanın, palavranın hayatımıza ne denli içkin bir kavram olduğunu biliyoruz. İçkin lafını hafif yanlış da olsa, sonunda kullandığım için parantez dahi açamayacak bir mutluluk ivmesi ile doldum. E diğer yandan bu kadar ense kökümüzde duran palavracılık erdemsizlik lerin en tiksinci sayılıyor? İşte giz burada! Theodor Adorno Yaşam yanlış anlaşmaların eseridir diyor. Haddim olmayarak ekleyeyim, yaşam yanlış anlatmaların da eseridir. Sanatçının eseri de yanlış anlatmanın eseridir...diye düşünüyorum ben. Şunu iyi bilelim, plastik sanatları azıcık tenzih ediyorum, sanatçı sizleri bizleri kandırmaktadır. Onun kendine has bakış açısı gibi naif bir yorum yapmakla yetinmek, otisabi nin enfes tonlamasıyla iiiiiiiiiiiiğğrennç bir ıska geçiştir. Konumuz ekseninde, yazar sizi düpedüz aldatmaktadır. Yazdığı şeyler palavradır. Ya da şöyle diyeyim, tasarladığı evren uydurmacadır. Hayır fantastik değil, kasten kıçından sallanmış! Roland Barthes in Çağdaş Söy- lenler yapıtında şöyle dediği aklıma geldi:...yalan gerçeğin düşmanı değil, panzehiridir. Oscar Wilde ise derhal tie-break te servis kırarcasına yanıtlıyor: Hayattaki ilk amaç olabildiğince yapay olmaktır. Elbette bu bir yanıt değil, destek. Yazar, ya senin sandığından daha cahil, daha sığ ve mattır; ya da öylesine insanüstü bir hali vardır ki sen ona hadlen deli! dersin. Biz çok daha kalabalık olan ilk grupla ilgilendiğimiz için devam edelim. Niçin yazıyorsun? sorusunun yanıtını sıhhatlice analiz etmek için yukarıda andığım ikinci parametreyi de açıklamam gerekir. İddiasızca beğenilme isteğinden ibarettir bu ikincisi. Yemek içmek gibi, hava gibi, worldsex.com gibi elzem, o egonun anası, o egonun kölesi içgüdü. Yazar beğenilmek için yazar. Palavra diyorum ya, yazarın niçin yazdığına ilişkin verdiği ilk tepkisel yanıt bile yalanın dik alasıdır: Bilmiyorum, der, ya yazacağım ya öleceğim. Kimse yazmazsa ölmez! Oysa beğe- nilmediği için öleyazan ve yıllar boyunca kendisi boşayan eşine izafeten intikam temalı şarkılar besteleyen pop şarkıcıları tanıyorum. Şimdi iki değişkeni birleştirebildik mi? Yazar, beğenilmek için palavra atar!...diye düşünüyorum ben. Yine herkesin sevgilisi sözlük yazarı arkadaşlarımdan benbirpipodeğilim ile yaptığım bir sohbette, uzun ve sarı saçlarını bir dikkat çekme aracı olarak kullandığını itiraf edişini anımsadım. Şimdi siz bu adamın bir yazar olarak portresini, saçından hareket ederek ne cins palavralarla ne şiddetli beğenilme trikleri attığını bir düşünün. Madem isim verdim, açılımı da getireyim, övgüde bulunmuş da olayım. Pipo, genel olarak nesnel veri üzerine harikulade öznel yorumlar hatteden bir yazardır. Ve yazısının kalbi bu yorumlardır. (Böyle güzel yorumların eski dildeki söylenişi ferc-i mütenasip tir.) Eminim ki bu yorumlara temel teşkil eden Aziz Kedi (10) ve maymunu Patik (7,5) hatıralarını, gözlemlerini veya çıkarımlarını palavralaştırmadan nakletse, yazılarını kendisi okumaya dahi tahammül edemezdi. Oysa palavra sosuyla servis ettiği...bu iğrenç cümleyi tamamlayamayacağım. Niçin yazıyorsun? Yazıyorum çünkü: yalanın varlığı ya da yokluğu değil, kalitesi tartışılır (Bunu kanıtlamaya çalışmadım mı?). Çünkü sözünü ettiğim kilit döngü beni bir palavralar evreni yaratmaya, onu yazdıklarıma yansıtmaya, yazdıklarımı tepki alma gayesiyle okura iletmeye ve başa dönerek gelen tepkiyi yalanlar kralı yazar olmayan diğer kimliğime iletmeye ezel ebed devam ediyor. Yazıyorum, çünkü iyi paketlenmiş bir yalan (ya da yalanlar zinciri) yalnızca zahiri bir gerçekliği değil, doğmuş, başarıyla yaşayan, sevilen, sözünü söylediğinde inandırıcı olan sahtekar bir başrol karakterini de besliyor. Diyorum ki: Cingözlük etmeyiniz! Yazarlara kanınız. Onların kimi zaman sakatlanmış, topallayan yalanları sadece sizinle onlar arasında çok zevkli bir oyun yaratmayacak, herkesin bildiği ama kimsenin sözünü etmediği bu büyük antlaşmayı ihlal etmenizi de engelleyecektir... fiimdi buray iyi oku: Birincisi ben iki tane kırtipil öğretmenin oğlu, memur çocuğu bir insanım. Anam delirse, mutfak masra- fından kesip bana mürebbiye tutsa babam cinnet geçirmez miydi? Orta direk evinde maymun beslenir mi? Ulan haydi ayın sonunu getiremezken manyağın oğlu gibi soktun maymunu eve; ben onun adını tutup da Patik koyar mıydım?? Evde bir (bkz: mandril) gören ve cinneti turboya takan babam bize uçan tekmeler atmaz mıydı? Kapuska yiyen, kağıda murabba yazan maymun mu olur?! Yazısına sizli bizli başlayıp senli benli giden dengesiz bir yazar okurken mışıl mışıl uyuduğunu biliyorum sevgili okur, ama bu kadarı da fazla değil mi? Yok efendim en başa aforizma koymuş. Kim? Eli Tèrrasion!! O aforizmayı aynen attım kafamdan. Eli Tèrrasion ismini bir daha oku! Neye benziyor? Fransız Yahudisi bir yazara değil mi? Aliterasyon sözcüğünün bükülmüş halinden başka bir şey değil... Sonra, Theodor Adorno hayatı boyunca yukarıdaki gibi bir cümle sarfetmedi. Tamamen salladım. Barthes in sözü aklıma gelmişmiş! Onu yazmayı iki saattir planladığım gibi elbette Barthes de öyle bir kelam etmiş değil. Benbirpipodeğilim in uzun ve sarı saçlı olduğuna da inandın. Neden inanmayasın ki? Ama bil ki bu uydurmaya tepine tepine gülüyorum şu anda. Özürler diliyorum. Peki ferc-i mütenasip dediğim sahte tamlamanın düzgün vajina anlamına geldiğine uyandın mı? Hahaha neredee?!! Boris Vian sever misiniz? İşte Boris ağabey benim deminden beri yapmaya çalıştığım şeyi yaptı. Bilerek ve eğlenerek. Oğuz Atay ha keza. Yalanların aslını faslını anlamaya değil, lezzetini almaya gayret edelim. Orijinalliği başka yerlerde arayalım. Örneğin sırıkla yüksek atlama rekorunu her yıl bir santim yükseğe taşımak da ne yaratıcı ne de orijinal bir fikir ama her yıl ortalama iki yüz atlet bu uğurda bel fıtığı oluyor. Diye düşünüyorum ben. aziz kedi

3 an Ekim EKfi Soldan sa a... Solu sa m kalm fl lan bunun?.. Baksana bibifl gibiler. Dün dündü ve güzeldi... Hepimiz solcuyduk, muhaliftik. Kanon yapmaktan çok daha coflkuluydu hep bir a zdan söylenen marfllar, hep beraber ellerimizi ç rp nca alk fltan y k l yordu özellefltirilmeye çal fl lan yemekhane... Herkes çav bella y ezbere biliyordu li yıllara varmadan tüm öğrenim hayatını tamamlamış biri olarak yazıyorum bu satırları; yani olanca kıroluğu ile seksenleri, sınırsız anlamsızlığı ile doksanları hayatımın en civelek döneminde yaşamış biri olarak yazıyorum, -one night stand- dönemini uzun süreli aşık olduğum için kenarından kaçırmış biri olarak yazıyorum. Nostaljik bir hıyar olarak, teknolojinin nimetlerinden yararlanmayı başaramamış bir aklı evvel olarak yazıyorum ve itiraf ediyorum; tüm kıroluklarımı özlüyorum! Her şey anneannemin evinde bir şeyler ararken, Kuran-ı Kerim in içinden New Kids On The Block kartpostalı çıkmasıyla başladı. -Aaaaaa Bu ne anneanne? -Ha? Haaaa, arkadaşlarının resmi kalmış bende, kaybolmasın diye oraya koydum. Ah be anneannem; ben o karikatürize saçlı şalvar model kotlu çocuklarla arkadaş olabilmek için gerekirse senin evi satardım 15 sene önce. Sitep bay sitep uuuuu beybiii yi hiç İngilizce bilmeden ezberlemek ne zordu, ve çat pat İngilizce öğrendiğinde, bir zamanlar o şarkıyı söylerken düştüğün dangalak duruma intikal edebilmek. 2 Yemek haz r kör olmayas ca... Birbirimize karışık kaset çekerdik, bu da tek kasetçalarlı bir teybi diğer tek kasetçalarlının karşına getirip, birinin play birinin record tuşuna basmak suretiyle yapılıyordu. Dolayısıyla kayıt iğrenç ve parça araları takırt, çıkth, şıkırth gibi düğmeye basma efektleri ile dolu olurdu. Hatta bazen dikkatli dinlerseniz, Falco, jeaaaannyyyy diye bağırırken arkadan arkadaşınızın annesinin yemek hazır diyorum gözü kör olmayasıca beş saattir, yıka ellerini gel çığlıklarına da rastlayabilirdiniz. Lee cooper piyasaya uaah uahh muck muck Lee Cooper sloganlı muhteşem reklam filmi ile delicesine dalmıştı (O zamanlar nasıl salak bir alışkanlıksa tüm reklam jinglelarını ezberlerdik. Kartopu örelim kartopu giyelim Müjdeeee müjdeeee sizee parizyenden müjdeeee sizeee, rahat sağlam esnek çoraaap güzeeeeel çoraaaap Aktif dinamik heyecanlı her sporda genç sportta daha canlı bir bilmecem var çocuklar klasiğine ise hiç girmeyeceğim). Bu memur çocuğu bünye çıldırıyordu bir Lee Cooper için, o kotu giyince kıçım reklamlardaki kızlar gibi küçücük görünecek, boyum 1.55 gibi duracaktı. -hayır pigme değildim o zamanlar; henüz uzamakta olan bir ortaokul öğrencisiydim- Ama ne olurdu? Her seferinde Lee Cooper alma hedefiyle çıkılan alışveriş, elimde bir Vena poşeti ve içinde yüksek bel şalvar kesim kotla son bulurdu. O dönemki sıtreç kot modası da şükür erkenden tedavülden kalktı da koca bir nesil kısır kalmaktan kurtulduk. Ben bol ve yüksek bel kotumu giyer, üzerine yarasa kollu penye bluzumu geçirir, saçlarımı da en sert jöle ile soldan sağa doğru bir kavis vererek yapıştırırdım. Kafamın üzerinde saçtan bir tepecik yaratırdım. ki parmakla tıklandığında voinnkkkk diyecek kadar sert olurdu.- kalan saçları da Serpil Çakmaklı gibi beynim kulaklarımdan akana kadar sıkar, ucu çengel demirli lastik tokalarla kafa derimi yüzerek toplardım. Lise yılları ise daha bir coşkulu geçti, sevgi emek ister dönemleriydi. İşte artık e kadar izne ihtiyaç vardı. Yapacak hiç bir şey olmasa bile parklarda bahçelerde sevgiliyle birbirimizi keşfederdik, laflardık, oynaşırdık ama lanet olsun dostum geçen yıllar bize sadece bir saat bilemedin bir buçuk saat daha fazla serbestiyet tanımıştı. Zaten yanaklardaki allık geçsin diye apartman boşluğunda da biraz oyalanmak gerekiyordu. Doksanların ilk yarısını bitirdiğimizde Türkiye ye bir haller oluyordu. Bütün müdür muavinleri din bilgisi öğretmeniydi, Eğitim-sen bağırış çağırış isyanlardaydı. Ve biz pazartesileri okula ceketle gelmeyi reddedenler, özgür ruhu üniformaya sığmayanlar isyan bayrağını çekmiştik. Hepimiz solcuyduk, muhaliftik. Kanon yapmaktan çok daha coşkuluydu hep bir ağızdan söylenen marşlar, hepimiz birden ellerimizi çırpınca alkıştan yıkılıyordu özelleştirilmeye çalışılan yemekhane. Herkes çav bella yı ezbere biliyordu. kıyordu. Kalkamayanlar da oldu. Sonrası biraz bulanık... Sevgilimin anlatışını hatırlıyorum; internet diye bir şey var, şahane. Daha Türkçe çok site yok ama İngilizce çok şey var -Resimler falan mı var? Diye soruyorum. Annem cep telefonu almam için yalvarıyor. Evden ulaşamayınca çok merak ediyorum diyor. Eve bilgisayar alıp icq yüklüyorum. Sonra 2001 krizi, delice cv hazırlıyorum. Yeni mezunum, anasını sattığım bir sayfa cv sini dolduramıyorum bile. Okul mokul, hobiler, ulan staj bile yok ki coşkulu coşkulu sallayayım. Ben büyükelçi olsam mı olmasam mı diye karar verememişken, gittiğim her iş görüşmesinde kendisine metres arayan küçük esnafın sekreter arıyorum kisvesiyle karşılaşıyorum... Taaa buralara nasıl mı geldik? Bilmiyorum, geçen gün bilgisayar çöktü harddisk yandı. 2 yıldır digital fotoğraf makinası ile çekilmiş tüm resimleri kaybettik. Yılbaşı partimiz, doğal ortam bulup yayılmalarımız, İstanbul sefalarımız hepsi gitti. Hadi bakalım kurtarsın benim anılarımı şimdi HP, Microsoft. Ama hıyarlık bende, ne diye büyük kanka computere güvenip bastırmazsın resimleri? Teknolojinin kullanım kolaylığı sağlayan her ürünü daha da kolaycılığa alıştırdı bizi. Her şeye daha az emek harcıyoruz ama her şeye daha az vakit kalıyor nedense. Makinalara o kadar gömüldük ki, asosyalleşiyoruz günden güne. Olduğumuz gibi olma mecburiyetinden kurtuluyoruz sanal ortam sayesinde, ortamlara hot blonde nickiyle akan 40 yaşındaki muhasebeci dul kadınlar, richboy nickli Bayrampaşa da bir internet kafenin müdavimi asker kaçağı delikanlılar. Sonunda o kadar uzaklaştık ki gerçek biz olmaktan, ne kendimize ne de bizim gibi olmayana tahammülümüz kalmadı. nternet diye bir fley var Gazi olayları oldu sonra, ölüm oruçları, 1996 nın olaylı 1 Mayıs ı. Çok zengin bir işadamı dedi ki: 6 metre duvarları olan alarm sistemli bir evde oturuyorum, özel güvenliğim kapıda bekliyor, gene de bir gece gecekondulardan gelip boğazımı kesecekler diye korkuyorum. Devrim geliyordu, dalga dalga değil, tsunami gibi. Tüm yaşıtlarım fitilli kadife pantolon giyiyordu. Oğlanların bıyıkları vardı, biz kızların örgülü saçları. Çeşit çeşit halay biliyorduk, binlerce türkü. Hepimizin sesi gürdü, kanı boldu. Hacıyatmaz gibiydik. Dayağı yiyen geri kal- Pikni e gitmek mecburi olsun! Haftalık çıkan ve fiyatı bir milyona düşen tüm kuşe kağıtlı dergilerin Allah Allah kontesi kim becerdi? konseptine bakalım: İslamcı tarikatlar, Kürtler, Ermeniler, fuhuş. Çünkü artık can alıcı noktamız bu, tahammülsüzüz kendimizden olmayana. Agresif ve asosyal bir toplumuz bir süredir. İşbu sebeple yasa tasarısı sunuyorum; herkes mahalle muhtarına iki adet samimi arkadaş kaydettirmek zorunda olsun, 35 yaşına gelip de aşk acısı çekmeyenler aileden sorumlu bakana başvursunlar, bakanlık kendilerine aşık olunacak birilerini bulsun. Devlet dertleşmek isteyen ve beş kişiden kalabalık arkadaş grubuna rakı teşviği sağlasın. Haftada bir gün sinemaya gidenlere aylık sinema pasosu verilsin. Haftada bir evine misafir gelmeyen aileler durum açıklayıcı dilekçelerini 30 işgünü içerisinde bağlı bulundukları adliyeye teslim etmezlerse, evlerine, devletin atadığı arkadaşlar ev oturmasına gönderilsin. Her bahar pikniğe ya da kır gezisine gitmek mecburi olsun, giden kişiler mesire yerinden aldıkları eğlenildiğine dair pul u arabalarına yapıştırmak suretiyle ketumluk vergisi vermekten kurtulsunlar. Evdeki her şarj aleti için bir evcil hayvan beslemek şart olsun. Böylece 3 cep telefonu, 1 laptop, bir normal pc, digital fotoğraf makinesi, kamera, scanner, ipod, mp3 player, dvd vs vs nin gereksiz olanlarından kurtulalım, özgürleşelim. İşyerleri bu yasadan muaf olabilir. Herkesin gerçekten konuşmayı bilip bilmediği milli eğitim müfettişlerince kontrol edilsin. Sevgilisi ile beş saat bira içip tek bir kelime etmeyenler testlere tabi tutulup eğer geçemezlerse ücretsiz güzel konuşma ve yazma kurslarına kaydettirilsinler. İçinde İngilizce kelime geçmeyen cümle kuramayanlar her cümleye well... diyerek başlama cezasına çarptırılsınlar. ve bu ceza semtin halk pazarında uygulansın. Gündelik yaşamında birilerine öykünmek isteyenler, bunun sebeplerini ve öykünecekleri kişiyi 4 sayfa A4 boyutu geçmeyecek şekilde yazsınlar ve bir psikoloji profesörüne onaylatarak mahalle karakoluna teslim etsinler. Böylece artık elinde olmayan bagetle duff dufff trummm taaaak deyip kafa sallayanlar, dağınık saçlarını yüzüne düşürüp bir Kurt Cobain im imajı vermeye çalışanlar, Polat Alemdar takım elbisesi ile kaşlarına kramp girene kadar gözlerini kısanlar bunu bilinçli yaptıklarını belgelesinler, Aaaa benziyor muyum hakketen? Allah vergisi demek demesinler. Mesai saatleri de sona ersin, fabrikalar üç vardiya çalışsın, özel sektör çalışanları ve işçiler de şeker yiyebilsinler, cumartesi işe eleman getiren patronların golf ya da squash oynaması yasaklansın. Yeniden oynayabilmek için 140 işgünü boyunca hiçbir elemanına beleşe fazla mesai yaptırmadığını ispatlaması gereksin vs. vs. gibi hayallerim var. Hard diski kurtarabilseydik belki de her şey farklı olurdu; bilmiyorum. terelelli temcik

4 14 EKfi 7-13 Ekim aç - karfl aç fiiirimiz kaostur abiler! Sarhoflun teki d flarda nara ataraken evinizde kendinizi güvende mi hissediyorsunuz? Kaz n aya öyle de il, iflte flöyle: Valilik derne in kurulmas na itiraz etti, Avrupa Komisyonu bu ifle flaflt ve olaylar geliflti... 3Ekim. Aylardır duyduğumuz, konuştuğumuz tarih. Kritik gün geldi çattı. 25 AB dışişleri bakanının Lüksemburg da varacağı mutabakata, imtiyazlı ortaklık pürüzü aşılır da Ankara onay verirse yeni müzakereler başlayacak ve Türkiye nin AB ile sittin senedir tutuşmuş olduğu lades, lehimize ve vatana millete hayırlı olacağını umduğumuz yeni bir platforma taşınacak. En yalın ve dolambaçsız haliyle: Kaos GL nin önüne devlet eliyle demirden bir ağ örülüyor de İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi ne bağlı olarak başladıkları örgüt hayatına sonradan bağımsız olarak Kaos GL grubu olarak devam eden ve aynı adlı dergilerini 11 yıl boyunca yurt sathında girebileceği en ücra noktaya kadar taşımaya çalışan, emektarları hukukçulardan, akademisyenlerden, sendikacılardan ve en önemlisi sivil olmayı başarabilmiş gözü kara insanlardan mürekkep oluşumdan söz ediyorum. Kaos GL bu yıl içerisinde kurumsal bir kimlik kazanmak istedi ve Ankara Dernekler Müdürlüğü ne başvurarak, resmi sitelerinden içeriğe ulaşabileceğiniz gayet sıkı dernek tüzüklerini de koltuğunun altına alarak, Kaos Gey Ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar Derneği ni kurduklarını bildirdi. 2 ay süren onay süresini takiben gelen 15 Eylül tarihli cevap mideye taş gibi oturacak cinstendi: Ankara Valisi Kemal Önal a vekalet eden vali yardımcılarından Selahattin Ekremoğlu tarafından kaleme alınan yazıda derneğin adının ve tüzüğün amaç bölümünün 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu nun 56. maddesinde yer alan Hukuka ve ahlaka aykırı dernek kurulamaz hükmünü ihlalden Asliye Hukuk Mahkemesi nde dava açılması suretiyle derneğin feshedileceği yazıyordu. Karar Kaos GL cilerde soğuk duş etkisi yarattı. Tüzüğün Derneğin Adı, Merkezi, Amacı ve Çalışmaları başlıklı birinci bölümünde gayet profesyonel bir hukuki dil ve iyi niyetlerle inci gibi dizilmiş maddelerin, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma gibi suçlamalarla çalkalanan merciler tarafından hukuka ve ahlaka mugayir olmakla karalanması büyük tezattı. Nitekim derneğin avukatlarından Hakan Yıldırım basına yaptığı açıklamada bu istemin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin 11. maddesinde yer alan örgütlenme özgürlüğüne sığmadığını, tüzükteki ifadelerin gayet resmi olduğunu; varoluş üzerinden yapılan bir tanımlamanın ahlaka uygunsuz sayılamayacağını söylüyordu. Yıldırım ın sözleriyle devam edersek, azınlıkta kalmış bir kesimin kendini ifade etmesi için kurulmuş ve bu alanda çalışma amaçlamış bir dernek ahlaka, hukuka aykırı sayılamaz dı. Derneğin kurucu üyelerinden Ali Erol acı bir dille soruyordu: Gey mi, lezbiyen mi, kaos mu? Ahlaka ve hukuku aykırı olan hangisi? Gey ve lezbiyen mücadelesi ateşten bir gömlek, bunu Kaos GL ciler çok iyi biliyorlar. Kimi iddialara göre AB nin anahtarı eşcinsel lobide. Şaibeli ve çifte standartçı yanları bir tarafa AB nin ırk ve cinsel ayrımcılığa içgüdüsel bir duyarlıkla yaklaştığı biliniyor. Sivil toplum örgütlerinden tepkiler yağarken Avrupa Komisyonu ndan beklenen tepki de gecikmiyor, Ankara Valiliği ne Bu insan hakları ihlalidir, derhal düzeltin uyarısı geliyor. Valilik bu uyarıya ne derece biat edecek bilinmezken Medeni Kanunu nun genel ahlak olarak tanımladığı dogma birçok kadın ve erkek eşcinseli, Kaos GL dergisinde logonun altında yazan o yakışıklı başlığa inat ( Eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir ) düzcinselleri hayata küstürmeye devam edecek. Siz ister kadın olun ister erkek, sevdiğiniz ister hemcinsiniz olsun ister karşıcinsiniz, vapurda öpüşemeyecek, aynı evi nikahsız paylaşamayacak, bir otel odasında diz dize sabahlayamayacaksınız. Aksi olursa bunu ya talihinize ya da yaşadığınız şehrin kozmopolit yapısına bağlayacaksınız. Dışarıda neye ve kime hizmet ettiği muğlak, öğütücü ve şoven bir mekanizma işliyor. Sistemin ufak fakat hayati bir parçasını yerinden koparıp fütursuzca yüzümüze fırlatan asi ve aydınlık fikirli insanlara müstahak görülen cezadan payımıza düşeni gün gelir biz de alırız; alacağız. Not: 8 Haziran da İzmir otogarında yakalanıp yaka paça askeri birliğine götürülen, vicdani retçi olduğu için Tokat ta, emre itaatsizlik suçundan dört yıl hapis cezasıyla yatırıldığı Sivas Askeri Cezaevi nde akla hayale gelmedik fiziksel ve ruhani işkencelere maruz bırakılan, gençliğinden, sevdiklerinden, inançlarından, sözlerin anlatmaya yetmediği o kocaman güzelim yaşamından iğrenç bir şekilde mahrum edilen Mehmet Tahran ı unutmayın. Bu sefil toprak parçası üzerinde güç bela ama sağlığınızdan yitirmeden geçirdiğimiz her gün için içimizden ufak bir et parçası, yürekten bir gözyaşı damlası kopsun ve O na şifa ve gelecek olarak geri dönsün. Azrail e bir can borcu kalmasın Mehmet in. velouria Kendine gel, eflcinsel! Sarhofllar, dejenerasyon toplumlarda her gün karfl laflt m z kavramlard r. Eflcinsel ad üstünde efliyle cinsellik yaflayan erkek veya adam olmas gerekirken, flu yaflananlara bak n... En yalın ve dolambaçsız haliyle: Kaos GL nin önüne devlet eliyle demirden bir ağ örülüyor de İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi ne bağlı olarak başladıkları örgüt hayatına sonradan bağımsız olarak Kaos GL grubu olarak devam eden ve aynı adlı dergilerini 11 yıl boyunca yurt sathında girebileceği en ücra noktaya kadar taşımaya çalışan, emektarları hukukçulardan, akademisyenlerden, sendikacılardan ve en önemlisi sivil olmayı başarabilmiş gözü kara insanlardan mürekkep oluşumdan söz ediyorum... -Üzerlerine çeşitli bazı festival, Almanya, Berlin gibi yerlerdeki yürüyüşlerde deriler, zincirler dolayan insanlar ve yüzüne kuştüyünden maskeler takarak kalkıp bu devlet demirden bir ağ örüyor diyemez. Sokaklarda en yalın haliyle koşturmayı, erkek erkeğe öpüşenler sanıyorum hukukçu da olamaz sendikacı da olamaz. Ama gözü kara!...2 ay süren onay süresini takiben gelen 15 Eylül tarihli cevap mideye taş gibi oturacak cinstendi... -Herhalde bunların dernek binasına taş attığımızdan bahsediliyor. Onlar tam olarak taş değil, çakıl, kiremit gibi daha hafif ve parça tesirli olmayan taşlardır. Ölen veya yaralanan veya mala zarar bile düşey miktardadır sayılı Türk Medeni Kanunu nun 56. maddesinde yer alan Hukuka ve ahlaka aykırı dernek kurulamaz hükmünü ihlalden... -Bizim 1 sayılı medeni kanunumuz herkes haddini bilecek tir! Hukuka aykırı olmak ahlaka aykırı olmak demek değildir. En önemlisi ahlaka aykırı olmaktır. Ona oldun mu o zaman yolda gezen binler sana aykırı olur. Bu iş o kadar kolay değil....avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin 11. maddesinde yer alan örgütlenme özgürlüğüne sığmadığını... -Avrupa insan halkları kardeştir. Ona bir dediğimiz yok. Ama örgütlenme özgürse o zaman haydi deliler dedi ki biz örgütlendik. Sonra evimize girip televizyonu herşeyi kırdılar? Ya da kadınlar dedi ki Biz dernekleştik. Kocalarımızdan kaçıyoruz ve bir çatı altına sığınıyoruz. Her toplumun kendi bir düzeni vardır. O aranjeye sevimli gelmeyen her çıkıntı maalesef kırılır. Mahkemeler bağımsızlıktır....acı bir dille soruyordu: Gey mi, lezbiyen mi, kaos mu? Ahlaka ve hukuku aykırı olan hangisi?.. -Kanuna en büyük aykırı olan geydir. Sonra kaos öncesi günlerde bazıları kullanıldı. İşte o kaostur. Ne kadar büyük dert olduğunu bilen bilir. Lezbiyen evde, kendi özel yerinde normaldir. En azından ortaya çıkıp ablacı, sevici olmadığı süreçte....gey ve lezbiyen mücadelesi ateşten bir gömlek, bunu Kaos GL ciler çok iyi biliyorlar... -Şöyle bir espri yapmak gerekirse o mücadele ateşten gömlek değil, aynı zamanda demirden potin, titanyumdan kruvaze çekettir. Domdom kurşunundan tumandır...bunu da çok iyi bilmesi gerekenler vardır....ab nin ırk ve cinsel ayrımcılığa içgüdüsel bir duyarlıkla yaklaştığı biliniyor... -Kadın ve erkek ırkı arasındaki en önemli fark meme, uzun saç ve yüze sürülen pudra, allık, ruj ve permadır. Bu tip saç ve makyajlar içgüdüsel olarak kendi kendine ayrımcılık yapar. Bir erkek ruj sürmez, yüzüne allık çekmez. Veya bir kadın erkek gibi kahveye gidemez, yere tüküremez. AB buna da ona göre yaklaşırsa herkesin faydalandığı bir ortam olur....eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir... -Eşcinsellerin kurtuluşu doktor yoluyla tedavi etmektir. Gerekirse özel yapım hastanelerde, karşısına geçip bunun yanlış olduğu, bir kerelik bir deneme tamam ama sonrasının çok fena olduğu anlatılması gerekir. Direnen olunca iğneyle, ilaçla bunu dünyanın her yeri böyle yapıyor. Heteroseksüel de eşcinselin bir derece daha iyisi. Onu ayakta tedavi etmek yeter....aynı evi nikahsız paylaşamayacak, bir otel odasında diz dize sabahlayamayacaksınız... -Bir evde otururken emlakçıyla kontrat yapmadan oturmak mümkün müdür? Ya da bakkala gittim yarım kilo kaşar aldın, para vermeyim? Olmaz. Doğanın bir kuralları vardır. Nikahsız otele gitmek, diz dize durmak korkunç bir batı hayranı Avrupa nın en zehirli yılanlarıdır. Otele gittiğin zaman yapılacak herşey bunun kanununda bellidir. Nikah doğunun Parisidir....kime hizmet ettiği muğlak, öğütücü ve şoven bir mekanizma işliyor... -eğlence sektörüne dahi dil uzatan geyler sanki kendi her gece tvde mehmet ali erbil, türüt şov gibi programları izlemiyorlar. Bunu öğütmesin dersen yapacağın bellidir, televizyonunun fişini kapatırsın, klasik müzik mi dinliyorsun, yabancı pop mu dinliyorsun, onu da bizim kapasitemiz biraz aşıyor (gülüyor). Mestan Sözbilir

5 araflt rma tamdan istifade edebileceklerdi. Hayır efendim, edemezlerdi çünkü Venedik in Avrupa dünya-ekonomisinin merkezi olduğu günler çok uzakta kalmıştı. Kısaca, yedirmezlerdi artık, Venedik avucunu yalasındı zira, Hollandalıların harikulade gemileridir artık efeler gibi dolaşan Akdeniz in sularında. Diyeceğim o ki, bu Goffman kişisinin saydığı etmenler birer sebep değil fakat, ancak ve ancak, yerküresel bir görüngünün tezahürü olarak addedilmelidir. İkinci olarak, kapitülasyonlar da önemli hisse sahibidir bu İzmir şehrinin gelişiminde. Kapitülasyonlar tarihi de, şu canım yüzyıllık eğilimle koşutluk arz etmektedir. İnalcık Hocamızın da belirttiği gibi, kapitülasyonlar tarihini iki dönemde incelemek gerekir: İtalyan şehir devletlerinin ilk imtiyazları temin ettiği arası dönem ve sonrası, yani Fransızların tüm imtiyazı edindiği 1569, ardından İngiltere nin 1580 de ve Hollanda nın 1612 de kapitülasyonları elde ettiği ikinci bir dönem. Son olarak, Halep in 17. yüzyılla birlikte başına musallat olan meseleler de, çekim merkezinin güneyden (Halep) kuzeye (İzmir) kaymasının sebeplerinden biri olarak zikredilmelidir. Ben bütün bu sürecin, Os- manlı nın dünya-ekonomisiyle bütünleşmesi bağlamında anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Her ne kadar Osmanlı nın on dokuzuncu yüzyıl liman kentleriyle ilgilenmiş olsalar da, saygıdeğer hocalarımız Eyüp Özveren, Çağlar Keyder ve Donald Qoataert in ortaklaşa kaleme aldıkları makalede vurguladıkları da budur: Biz, liman kentlerini, merkez-çevre ilişkisinin uzamsal ifadesi olarak tanımlıyoruz. Bunun arkasındaki mantık, malların tarımsal çevreden, sınaî merkeze naklidir. İzmir de gözlemlediğimiz de tam olarak budur. Eveet, öyleyse 17. yüzyılda karşımızda canlı mı canlı, bir koşuşturmanın, bir hengamenin hakim olduğu bir liman kenti vardır artık: Ermeniler bir pasajda ipek ve tiftik satarlar, bir diğerinde Yahudiler yünlü ve pamuklu dokuma; köşeyi döndüğümüzde Yunan tüccarın sakız, balık ve iyi kalite deri satmakta olduğunu görürüz; ötede buğdayını sırtlayıp pazara getirmiş Türk yürümektedir ağır ağır ve meydan nümayişle, bağırış çağırışla doludur. Bütünleşme ve çevreleştirme (peripheralization) süreci işlemeye başlamıştır artık, İngiliz Doğu Akdeniz Şirketi nin varlığı dahi bu iddiamı kanıtlar: Tarihin en sarsıcı depremlerinden biriyle yer ile yeksan olduğunda İzmir, 1688 de, şirket yöneticileri çalışanlarına mektup yazmışlar ve şehri katiyen terk etmemelerini buyurmuşlardır. Zaten İzmir daha çok yerli nüfusunu kaybetmiştir bu depremde (deprem, ecnebilerin istirahat etmek üzere şehir dışına çıktıkları ve çalışmadıkları bir cumartesi günü olmuştur) ve şehrin inşası da ancak yabancıların gayretiyle gerçekleştirilebilmiştir. Nitekim, Wallerstein ve Tabak da benimle benzer bir kanaati paylaşmaktadır: Akdeniz ticaretinde buna müteakiben ortaya çıkan canlanma, imparatorluğun dış gelişmelerden bağımsız olduğunun değil; tersine, dünya ekonomisinin ritmine yakinen bağlanmakta olduğunun bir göstergesidir. Yani?: (Sonuç) - Ne yani? Yanisi şu ki, gelişmiş işte İzmir, işte bu anlattığım içsel ve dışsal etmenler. - Hayır, diyoruz ki, neden İzmir? Yani bu söylediklerin, neden, diyelim, gene bir kıyı kenti olan Çanakkale nin değil de, İzmir in yükselmesine sebep olmuşlar? - Hmm, güzel soru. Şöyle söyleyeyim, bunun yanıtını 16. ve 17. yüzyıllara bakarak vermek mümkün değildir. Braudel Hazretlerinin longue durèe dediği zamansallığa bakmak gerekecektir. İzmir i ilk defa yerleşmek için seçenlerin tercihte bulunurken maruz kaldıkları belirleyicilerdir, başka herhangi bir kentin değil de, İzmir in 17 nci yüzyılda parlamasının müsebbibi. Ayrıca İzmir in kızları güzeldir. Bu da eminim çok önemli rol oynamıştır. - Teşekkür ederiz, zifir. Gerçekten bir harika anlatmışsın. - Ah! Vazifemiz efendim. Hoşça bakın zatınıza, muhabbetle kalın. - Saygıyla, saygıyla... zifir Ekim EKfi Yonja Yonja bir internet sitesi, kaynafl m, paylafl m sa layan bir internet sitesi ve hatta izdivaçlara imkan veren bir fantastik dünya ise biz bunun neresindeyiz? Ferrari miz var m? Snowboardcu muyuz? onja konseptiyle ilk tanışmam o sıralar Amerika da yaşayan İngiliz bir arkadaşımın utana sıkıla attığı sayesinde oldu. Do you Friendster? (Friendsterlıyor musun?) demişti adam -ama arkasından da eklemiş ne dediğimi bilmiyorsan sorma, çok utanç verici. Ben böyle utanç verdirecek bir detayı atlamak istemediğimden Friendster lamamama karşın hemen sözlüğümü (ki kendisi ekşidir) açtım ve dersimi aldım. İşte sözlüğün Amerikan pop kültürü gözlemcilerinden Zeytin, Friendster i çoktaaan keşfetmiş ve ne olduğunu, olmadığını ben ve benim gibi cahillerle paylaşmıştı. Friendster ın artık ne olduğunu bilmenin verdiği kendine güven ve arkadaşımı utandıracak olmanın verdiği dörtköşe zevk ile hemen maili döşendim, vay internet arkadaş sitesi adamı olmuşsun ehehe diye. Hikayenin gerisi konumuz dışında. Y Oksijen, balyaj ve gölge... Bir yandan o döneme geri dönecek olursak, elbette o günlerde Yonja diye bir oluşum yoktu. Ama artık var!! Yarabbim, peki Yonja dan önce genç insanlar arkadaşlarının arkadaşları ve tavşanın suyunun suyu ile nasıl tanışıyorlardı? Bu soru cep telefonu yokken nasıl buluşuyorduk biz abi ya? kadar retorik bir soru ama esas mevzu şu: Şimdi artık Yonja adlı oluşum bir Türkiye fenomeni mi değil mi? Ben ve birkaç arkadaşım (3) yurtdışında (Amerika) yaptığımız testler neticesinde Yonja aracılığıyla inanılmaz sonuçlar elde ettik, sosyal psikoloji deneyleri yaptık, istatistikten istatistiğe koştuk. Hemen sizlerle de paylaşmak istiyorum: - Öncelikle Yonja bize aşağı yukarı bütün Türk kızlarının sarışın olduğu gerçeğini öğretiyor. Yurtdışında bizi deveye binmemiz ve kaşlarımızın birleşmesi ile tanıyan (hah hay korkmayın be, şaka diyorum) enternasyonel kalabalık ve biz şahsen kendimiz bu işe çok şaşırdık. Özellikle ben ufak çaplı bir kültür şoku yaşadım. İki seneye yakın gitmediğim cennet vatanımda bir anda herkesin sararması beni derinden etkiledi, zira ben sarışın değilim (ama kumralım, yanlış olmasın). - Türk gencinin fiziksel değişimi bununla da bitmiyor. Erkekler de genetik ve evrimsel kuralları tanımadan bir o kadar esmer, ve bir o kadar kara kaşlı kara gözlüler. Her ne kadar genetik bi- limci olmasam da bu beni önce çok şaşırttı ise de sonunda şöyle bir neticeye vardım: Bu sapsarı sarı sarı kızlar ve kaslı esmer erkekler henüz evlenip beraberce üremedikleri için yurdumuz orta renkli bir homojenliğe ulaşamadı. Ama gelecektir sana vadettiği günler hakkın! (Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın -ama yakınlık derecesi Yonja kalabalığının birbiriyle kaynaşma hevesiyle doğrudan orantılı. Neyse ki artık wink var, crush list var.) - Herkesin en sevdiği kitap Çavdar Tarlasında Çocuklar ve Martı (canıtın livingstin olan). Erkeklerin en sevdiği film Fight Club, kızlarınki Amelie. Favori dizi ise Sex and the City. At suratlı Sarah Jessica Parker in Manolo Blahnik ayakkabılarına aman ne kadar da çok paralar saydığını anlattığı bölümlerle dolu bu dizinin neden bu kadar favori olduğunu anlamak zor. Mevzu New York gösteriyor, 5th Avenue da geçiyor falansa ben de handycam le çekip yollayayım, beni de sevin. -Fotoğraflara bakarsak (ki baktık herhalde) herkes snowboardcu, yabancı ül- keleri gezmeyi ve meşhur anıtlar önünde poz vermeyi seviyor (Mahir geni). Kızların genelde çok açılı çekilmiş webcam fotoları da dikkatli gözlerimden kaçtı sanmayın. Biz sanki bilmiyoruz Devianart şekli sekso-gotik foto vermenin yollarını, fotoğrafta Rembrandt aydınlatmasını ve doğru bir açının kamyon çeneleri örttüğü gerçeğini. Yonja... durun burada artık araya gireceğim, dayanamıyorum. Bu niye Yonja anlamak ve ben bu detaya nasıl ayar oluyorum anlatmak mümkün değil. Paşa ya Pasha demek, Eskici yerine Eskidji yazmak? (İsyanım göklere) Yonja, Yonca olsa olmuyor mu? Yonca nın isim hakları uğurlu olduğu gerekçesi ile zamanında satın mı alınmış mesela? Her ne ise, Yonja yla ilgili gözlemlerim bitmedi tabii; benim boşluklar dahil beşbin vuruşluk yerim biter ama Yonja nın tükenmesi mümkün değil, bir nevi ömür biter gönül geçmez vak ası. İmla mevzuunu içimden attığım gibi devam ediyorum. Yonja her ne kadar hey bakın biz ne kadar süperiz! diyen bireylerden oluşsa da esasen en eğlenceli kısmı sanki grupları gibi. Cadde, Jet Sosyete, Etiler, Şaziye (ki bence bu grubu Kenan Doğulu şahsen elleriyle yapmış ama alenen yazmaya utanmış. Şaziye grubu Kenan a bir ağıt gibi, sağa gibi) gibi artık gözümüzün alıştığı gruplar bulunduğu gibi, Yonja yı bu ziyaretimde karşıma Atatürkçü Gençlik grubunun çıkması beni benden aldı. Grup, Ata nın nedense İngilizce yazılmış biyografisi ile açılıyor ve haddinden uzun bir Nutuk alıntısıyla devam ediyor. Gerisi bildiğiniz gibi; diğer Yonja kişi ve oluşumları altına neler yazılıyorsa Ulu Önder altına da aynı guestbook-yıllık yazısı ayarında yazılar girilmis. Atam izindeyiz, Seni sevmeyen ölsün gibi samimi yaklaşımların yanısıra İstiklal ve Cumhuriyeti korumak mecburiyeti hasıl olunca, içinde bulunacağımız ahval ve şerait... diye giden özenli çalışmalar bulmak da mümkün. Olmuş mu sana bu sefer animated gif siz bir Atam guestbook u? Herkes birbirinden Atatürkçü, ama Mustafa Kemal Yonja üyesi değil; bize wink atması, crush list e alması falan (ki bunlar zaten Yonja Gold membership opsiyonları) mümkün değil, yine de herkes birer Çelik Erişçi olmuş; kim kimden daha Atatürkçü Düşünce Derneği diye yarışmaya girmiş. Çok acayip. ehumehuehu :))))))))))) Madem ki sözlükçüyüz Sözlük grubuna da değinelim (birinci çoğul yapmışım, Mustafa Sandal olmuşum burada). Böyle bir grubun varlığından birinci dereceden Yonja kontağım olan kimi insanlar sayesinde derhal haberdar oldum. Yalnız dikkatimi çeken şey şu ki, Ekşi Sözlük grubu benim hayatımda görmediğim insanlardan oluşuyor (Huzursuz hariç, ama onunkini herkes gördü). Misal, bu Yonja Sözlükçüleri zirvelere falan gelselerdi sözlükte asla ve kat a (bkz: sözlükteki hatunların çirkin olması sorunsalı) gibi başlıklar açılmazdı. Sözlüğün Yonja ayağı bile bir başka. 13 kişilik zavallı Yonja listemle gerçek bir üyesi bile sayılamayacağım bu bi tuhaf oluşum hakkındaki hislerime de şöyle nokta koymak isterim. Dersimi aldım ve öğrendiğim şu oldu: Please pleaseeee and please beni tanımiosanız bana request yollamayı bırakın ve ayy burda tanışmıştık şurda görmüştük fln demeyi kesin, enough yane!.. cheja

6 12 EKfi 7-13 Ekim araflt rma 17. yüzy l n parlayan y ld z : zmir Savafl sonras ülke imar bir sektör ise e er, Irak flu anda dünyan n en büyük flantiyesi. Pek çok ülkeden iflçiler, mühendisler, teknikerler ülkeye ak n ediyor. Acaba savafl henüz bitmemifl olabilir mi? hemen tüm dünya-ekonomileri için sorunlu bir çağdır. 16. yüzyıla bolluk ve refah ihsan eylemiş yüzyıllık eğilim 17.yüzyıl, (secular trend), 17. yüzyıl itibariyle tersine dönmüş, insanlara savaş, kıtlık ve salgın hastalıklar vasıtasıyla etmediğini bırakmamıştır. Hal böyle iken, yalnızca iki güzide şehir, Amsterdam ve İzmir, hayranlık uyandıracak şekilde gelişip serpilmiş, buhranı lehlerine yontma hüneri gösterebilmiştir. Amsterdam ın yükselişi üzerine mufassal ve muazzam bir tahlile, Braudel sayesinde sahibiz. Mamafih, aynı Braudel, İzmir bahsi geçtiğinde, Osmanlı dünya-ekonomisinin çekim merkezinin 17. yüzyıl itibariyle Halep şehrinden İzmir e kaymış olduğunu, fakat İzmir in bu şaşırtıcı yükselişinin henüz tam anlamıyla tatmin edici bir şekilde izah edilememiş olduğunu söylemekle yetinir. Madem kimse çözememiş, sana mı kaldı ulan! diyebilirsiniz lakin öyle hemen celallenmeyiniz kuzum, ne haddimize, biz burada yalnızca, Braudelgil bir bakış açısıyla, olası yaklaşımlar önermeğe çalışacağız. On Alt nc Yüzy lda zmir: Köyden Hallice Bir Kadim fiehir Her ne kadar eskil Yunanlılar Smyrna dedikleri kentin coğrafi artılarını görmekte gecikmemiş, şehri İyonya ve Grek Dünyası nın mühim ticari merkezlerinden biri haline getirmişler ve şehir de bu ününü Ortaçağ süresince muhafaza edebilmişse de, ilerleyen yüzyıllarda İzmir bu rekabet gücünü, muhtemelen Bizans, Türk ve Osmanlılar ın birbiri ardına gelen sayısız işgal ve zaptı yüzünden kaybetmiş, köyden ancak hallice sakin bir Anadolu kasabası durumuna gerilemiştir. Gerçi Ankara ve Bursa gibi istisnai birkaç şehir dışında Anadolu nun hemen tamamı da böyledir ya, zira Babıali, iaşe siyasetine binaen, Anadolu yu emilecek ve sömürülecek bir bölge olarak tasavvur edegelmiştir. Faroqhi, Kanuni Süleyman ın egemenliğinin son yıllarına doğru, yani 16. yüzyılın ortalarında, İzmir de mukim olanların sayısının 3000 i bulmadığını söyler. Ayrıca, İzmir ekseriya tarımla uğraşan bir kıyı kentidir ki bu da, ticari faaliyetleriyle nam salmış Ermeni ve Yahudi müstahdemlerin İzmir e yerleşmelerinde caydırıcı etmenlerden birisi olarak öne çıkmaktadır. Öyleyse, sıradan bir Anadolu kasabası, bu şartlar altında nasıl olmuştur da koca bir kolonyal şehre dönüşmüştür? Bu, en çok, Steensgard ın İzmir in yükselişinin müsebbibinin, bu şehrin Avrupa ya gidecek İran ipeğinin bir numaralı pazarı olmada Bursa ve Halep şehirleriyle giriştiği rekabeti kazanmış olduğu yönündeki önerisiyle ilişkilendirilmiştir. Öte yandan, Goffman efendiye kulak verecek olursak, İzmir yükseldiyse, Batı Anadolu nun pamuğudur, tütünüdür, bunların sayesinde yükselmiştir. Bu açıklamalar, yani efendim bu mal değil de şu maldır nev inden izahat, bence tatmin edici değildir; maldır bunlar en nihayetinde. Öyleyse, nedir? İzmir in yükselişine bakmak istiyorsak, büyümeye ivme kazandıran içsel ve dışsal dinamiklere, makro düzlemde bakmak gerekmektedir. Y k lmad m, ayaktay m: Bir mucizeye do ru a-) çi güzel olsun, içiii: çsel dinamikler Hatırdan çıkarılmaması gereken, öncelikle, 16. yüzyıl sonları ve 17. yüzyıl başları itibariyle, hemen tüm dünya-ekonomilerinin daralma temayülü göstermekte olduğudur. Bunun birincil sebebi, muhtemelen, Braudel Hazretlerinin nüfus baskısı (population pressure) dediği şeydir. Artık çok iyi biliyoruz ki, dünya nüfusu on beş ve on sekizinci yüzyıllar arasında artmıştır. İnsan sayısı çoğalırsa üretim ve ticaret hacmi de artar, güzel, güzel de, bunun yanı sıra, her nüfus artışı nihayetinde, toplumun, nüfusu besleyecek kapasitesi aşılır. O zaman da ne olur? Malthus amcanın pozitif denetim unsurları (positive checks) dediği savaşlar, kıtlıklar, salgın hastalıklar baş gösterir. Osmanlı da, eşzamanlı olarak benzer meselelerle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Daha da kötüsü, Osmanlı ekonomisinin kurumsal yapısı artık, modern harbin gereklerini yerine getirememeye başlamıştı ve bütçe açık veriyordu. Bu veçhile, Babıali takkeyi önüne koymuş ve bir şeyleri değiştirme kararlılığını göstermiştir. İşe tımarlı sistemi iltizama dönüştürmekle başladılar. Bu sayede vergiyi dolaysız yoldan ve tiko para almaya başlamışlardı. Fakat ne oldu? Tımarlı sipahiler işsiz güçsüz kaldılar, orada burada serserilik, eşkıyalık yapmağa başladılar. Zaten Osmanlı, ademi merkeziyetçiliğe doğru yelken açmıştı ki arası uygulamaya konulan muazzam tağşişler ülkenin köküne kibrit suyu dökmüş, ülkeyi savaşlarla, mali bunalımlarla ve ayaklanmalarla (en meşhuru Celali olanıdır) uğraşmak zorunda bırakmıştır. Merkezkaç kuvvetlerin gelişmesi, İstanbul un hiç işine gelmemiş olsa da, İzmir vaziyetten istifade etmiş, gelişip serpilmesi, daha sonra da semirmesi için uygun koşulları tesis etmeye başlamıştır. İstanbul un canını en çok sıkan ise ademi merkeziyetçiliğin, iaşe ağlarını hallaç pamuğu gibi dağıtmakta oluşudur. Bu durum en çok kaçakçıların işine yaramıştır. Bir gerçek daha vardır ki, İstanbul da gümrük vergileri nispeten yüksektir, bu yüzden de ihracat İstanbul yerine temel olarak Anadolu da, Arap ve Avrupa ülkelerinde yapılmaktadır. Ayrıca millet enayi mi, merkezi yetkenin yokluğunda, mallarını narhla tespit edilmiş fiyatlardan İstanbul a satmak yerine, el altından, dolgun fiyatlar teklif eden Avrupalılara satmayı tercih etmişlerdir. İzmir in bu anlamda bir özelliği de, 1867 ye kadar rıhtımsız oluşudur; kıyıya yanaşan yabancı gemilerde, denetimin uzağında, ihracı yasaklanan malların satışı rahatlıkla yapılabiliyordu. Her ne kadar Necmi Ülker, Osmanlı Devleti nin İzmir e karşı izlediği, ticareti koruyucu ve teşvik edici yöndeki politikası, İzmir in Doğu Akdeniz dünyasında önemli bir ticaret limanı ve pazarı durumuna gelmesine imkan tanımıştır dese de, ben, Goffman ın İzmir, Osmanlı sayesinde değil bilakis, Osmanlı ya rağmen gelişmiştir savının daha yerinde olduğunu düşünüyorum. Yani, diyorum ki, İzmir ne zaman ki kendini Babıali nin müdahalesinden azade kılabilmiş ve piyasa ekonomisinin gerçeklerince laissez faire (bırakınız yapsınlar) ilkesi doğrultusunda hareket edebilmiştir, işte o zaman İzmir olabilmiştir. Bu bağlamda eklenmesi gereken son husus ise, bölgenin gümrük resminin, on altıncı yüzyılın çekim merkezi olan Halep tekine oranla daha düşük olduğudur. Evet, bunlar içsel dinamiklerimiz. Peki neler oluyor bakayım Avrupa cenahında? b-) Ah flu D fl mihraklar : D flsal dinamikler Besim bey, İslam Ansiklopedisi ne İzmir için yazdığı maddede şehri Amsterdam la karşılaştırır ve İzmir in Amsterdam kadar büyük olduğunu fakat, para kazananların, kazançlarını gizledikleri için büyük ticaretin yarattığı ihtişamlı görünüşe sahip olmadığını belirtir. Her ne kadar bu iki antrepo şehri, çarpıcı bir benzerlik gösteriyor olsalar da, yani her iki şehir de on yedinci yüzyıl buhranının mucizesi idiyse de, unutmamalıyız ki, Amsterdam Avrupa dünya-ekonomisinin merkezi iken, İzmir yalnızca, Osmanlı dünya-ekonomisinin çekim merkezi idi. Tabi ki, bazı hususlarda müşterek sahibi idiler zira her ikisi de, iki dünya-ekonomisinin merkezi idiler. Misal, Yahudilere göstermiş oldukları hüsn-ü kabûl ve müsamaha. Zaten dünya-ekonomilerinin merkezlerinin alamet-i farikasıdır müsamahakar olmak; başka türlüsü mümkün değildir. Ayrıca bu Yahudi milleti, bilimsel sağgörüyü bir tarafa bırakayım, hani neredeyse dürtüsel olarak, cezbe tutulmuş gibi, zenginleşmekte olan şehirlere akarlar. İzmir de bir çekim alanıydı Yahudiler için. İzmir in Musevi halkı, on yedinci yüzyıldan itibaren dokuma, ipek, kıyafet, halı, mum, üzüm ve şarap üretiminde söz sahibi olmuş, yalnızca Osmanlı sınırları dahilinde de değil, Ege ve Akdeniz kanalıyla Afrika da ve ayrıca Uzak Doğu da dahi ticari faaliyetlerde bulunmuşlardır. İzmir deki Yahudiler bununla da kalmamış, bankacılıktan simsarlığa, dövizcilikten tercümanlığa değin, bin bir işle iştigal etmeye başlamışlardır. Diyebilirim ki, eğer bir yerin yerel halkı Yahudilerle iyi geçiniyorsa bilin ki orası zengin bir ticaret merkezidir, yahut öyle olmaya meyyaldir. Yani, bu iki şehir, her ne kadar benzer özellikler göstermişlerse de, eşzamanlı yükselişlerinin veçhesi ve tarihselliği farklıdır. İlkin, Avrupa dünya-ekonomisinin çekim merkezi, arasında güneyden kuzeye kaymıştır. Vurgulanması gereken önemli bir gelişme, Batı nın denizaşırı genişlemesidir. Böylece Hint Okyanusu ticaretinin güzergahı değişmiş, Avrupa ya giden mallar Ümit Burnu üzerinden seyretmeye başlamıştır. Bu münasebetle, 17. yüzyıl itibariyle İzmir de bir yarı-çevre ülkesinin vatandaşları olan Fransızların üstünlüğü tesadüfi değildir ve son derece kolaylıkla anlaşılabilir: 1620 yahut 1650 den itibaren Akdeniz, artık, dünyanın merkezi olmaktan çıkmıştır. Bu yüzdendir ki, 1620 den itibaren Hollandalılar, İngilizler ve Fransızlar, Venedik in İzmir üzerindeki nüfuzunun üstesinden gelebilmiş, hakimiyeti devralmışlardır. Halbuki Goffman a göre Venedik Konsolosluğu nun muhafazakar yöntemlerinden vazgeçemeyişi, İzmir in artalanının yahut Osmanlı memurlarının iltiması vb. sebepler yüzündendir ki Venedik nüfuzunu yitirmiştir ve eğer kendi haline bırakılmış olsalardı Venedikliler de bittabi bu kaotik or-

7 popüler kültür 7-13 Ekim EKfi 11 Elenirsek Türkiye yi terk ederiz Galatasaray Asbaflkan Turgay K ran, Tromsö ye elenirsek Türkiye yi terk ederiz dedi. Ergun Gürsoy ise maçtan sonra bir taraftara fierrrefsiz! diye ba rd. Galatasaray yönetimini Galatasarayl lara sorduk... Galatasaray yönetiminin topluca kullandıklarından şüphelendiğim keyif verici maddelerden (kola, gazoz veya ciklet üçlüsünden biri) etkilendiğini düşündüğüm Turgay Kıran ın bahtsız demeçlerinden biridir şu başlıkta geçen. Turgay Kıran ın her ortamda 32 diş gülümseyerek yaptığı yersiz konuşmaları arasında taraftarın umut ışığı olması bakımından bu demecin önemi çok büyük. En kısa zamanda taraftarların Elendiniz, Türkiye yi terketmenizi bekliyoruz! ana temalı bir pankart ile tribünlerde tepkilerini göstermeleri şaşırtıcı değil kuşkusuz. Gerçi, Canaydın yönetiminin pembe bulutlar üzerinde olduğu göz önüne alınırsa, bunun gerçekleşmeyeceği aşikar olur. Ö.C: Turgay cığım sen bir ara Riquelme ile ilgileniyordun, ne oldu o? T.K: Ehemm ne demiştiniz baskanım? Ö.C: Bilmem, tatlı diyordum, şöyle Crepe Au Chocolat olsa da yesek şimdi.fatih ciğim ne dersin? F.G: Olur başkanım. Para durumu nedir? Başarılıyız bence... Riquelme ye yetmez ama Crepe almaya yeter. Kahkalar Ö.C: Başarılıyız tabii. İstifa diye bağıranlardan kime ne. Yaptiklarımızın herkes farkında. Di mi Fatihciğim? Uzat bakiim şu nevaleyi bana... F.G: Başkanım bu Turgay gideriz filan da demişti, açıklama yapmamız gerekir mi? T.K: Sırıtarak Elenirsek dedim, daha elenme... F.G: Yuh, elendik be oglum. Şampiyonlar ligi gibi degil, 2 maçta belli oluyor her şey. T.K: Hadi ya... Yine de, sayılmaz ki, ofsayttandı attıkları gol. Ö.C: Açıklamaya filan gerek yok. Kime açıklama yapacağız? F.G: Taraftara. Ö.C: Taraftar diye bir şey yoktur Fatihciğim, gerçek Galatasaray lılar vardır, ya da tribünde olay çıkaran birkaç çapulcu vardır. Birincisi zaten bizim arkamızda, ikinciye açıklama değil su bile yok... okumamyokamaiyiyazarim Avrupa kupalarında Türkiye nin en başarılı futbol kulübümüz konumundaki Galatasaray ın, UEFA kupasında kura öncesi kimsenin bilmediği bir takıma elenmesinin yankıları henüz dinmiş değil. Kuraya kadar Rosenborg dışında Norveç futbol kulübü pek bilinmiyordu, fakat artık Tromso futbolseverlerin yakından bildiği bir kulüp olarak hafızalarımıza kazındı. Norveç te oynanan ilk maçı Galatasaray 1-0 kaybetti. Pek çokları bunu zeminin müsait olmamasına, bazıları şehrin kuzey kutbuna olan yakınlığına bağladı. Bunun üzerine rövanş hakkında yönetim bir şeyler söyleme gereği duydu ve Asbaşkan Turgay Kıran Galatasaray taraftarının yüreğine su serpti: Elenirsek Dünya ya rezil oluruz, o zaman Türkiye yi terketmemiz gerekir. Sonucu hepimiz biliyoruz, 1-1 lik beraberlikle elenmemiz, kaybolan prestij, artan öfke ve belki de en önemlisi çok değil sadece 5 yıl önce başı dik göğsü önde yürüyen Galatasaray taraftarının düştüğü durum. Galatasaray ın elenmesi pek çok değişikliği beraberinde getirdi. Ancak değişikliğin en çok gerektiği yerde bir kıpırdanma yok. Maç sonrasında kameralar Ergun Gürsoy ile kendisine yenilginin sebeplerini soran bir taraftara odaklanmış, izliyoruz. Ergun Gürsoy taraftara Sen satılmışsın diyor. Bir yanda Elenirsek Türkiye yi terkederiz anlamında bir demeç vermekten çekinmeyen bir yönetici, öte yanda bir taraftarı Satılmış olmakla suçlayan bir diğeri. Alternatifi olmayan bir yönetim, artan borçlar, yıllardır bitmeyen stadyum tantanası, tutulmayan sözler, gelmeyen futbolcular, büyük demeçler ve kendine aşırı güven. Fakat yönetimler ve bireyler bir tehdit unsuru olduğunda verimliliklerini artırırlar. Mevcut Galatasaray yönetimi, ipteki tek cambaz olmanın verdiği güvenle duruyor. Oysa yönetimin değişebilir olması mevcut yönetimi büyük bir dertten kurtarırdı. Büyük lokmaya matah etmeyenlerin sözlerinin tutulmuş olması da yanında eşantiyon olurdu. Satılmış bir başka taraftar olarak bunu dilerdim. teo Mayk l Meds n-vudi Her ls n kavgas Antalya Film Festivali nde patlak veren Mayk l Meds n - Vudi Her ls n kavgas n hepimiz izledik gördük. Memlekette yap lan bir festivalde hepimiz isterdik ki bir Mehmet Ali Erbil ile Tamer Karada l birbirine girip dövüfl etsin, elin gavuru olay ç karmas n. Ama k smet onlaraym fl... Geçtiğimiz günlerde Antalya Film Festivali nin açılışında dünyaca meşhur iki star Michael Madsen ile Woody Harrelson arasındaki tatsızlığın görüntülerine hepimiz şahit olduk. Tartışmanın ne yüzünden çıktığına dair elimizde pek bir ipucu yokmuş gibi göründüğüne göre, sadece tahmin yürütebiliriz. Bunun için de iki yıldızı tanımamız lazım geliyor. Elimizdeki bilgilere bakalım... Michael Madsen esmer, Woody Harrelson ise sarışın. Buna göre Madsen Woody e sarı şekerim, kalbine girerim veya sarı saçlarından sen suçlusun gibi Kayahan şarkılarıyla, sarışının adı, esmerin tadı gibi beylik sözlerle yakınlaşmaya çalışmış olabilir, bu yakınlaşma çabalarının Vudi üzerindeki etkisi negatif olmuş olabilir. Ama olayın görüntülerinden anlaşıldığı kadarıyla sinirlenen kişi Michael Madsen olduğuna göre, kışkırtmanın Vudi tarafından gelmiş olması daha makul. Demek ki sorun saç meselesi değil. Siyaset? Vudi bilindiği üzre sola yatkın, Bush politikalarının tamamıyla karşıtı bir bünye. Eğer ekşi sözlüğe güvenirsek -ki aslında büyük hata ama sözlüğe güvenmeyen kendine güvenmez, insana güvenmek, itimad etmek lazım- Maykıl Medsın bir cumhuriyetçi, yani Bush taraftarı. Bu durumda Vudi Maykıl ın yanına yanaşıp içten içe gevreyerek coorc buş istifa! coorc buş istifa! veya çimlere basma corc buş, çimleri eziyorsun/kusura bakma corc buş, oğlana benziyorsun! diye tezahurat yapmış olabilir. Gerçek bir cumhuriyetçi bu ağır lafların altında kalamaz tabii. Bu arada olayın resimlerinde gördüğümüz kadarıyla araya giren David Carradine ı da görünce, ister istemez bu toprakların sınırına ayak basan insanlar ellerinde olmadan türkleşiyor mu diye bir soru canlanıyor kafada. Yani arada nasıl bir diyalog geçti bilemiyorum ama fotoğrafların dili olsa, Michael Madsen ya bırak ya bırak allahasen döviyim şu herifi! diyor, David Carradine ise yav tamam abi siktret! O ne dediğini biliyor mu, bırak manyağın teki!... Belki de bir namahreme göz dikme olayı söz konusudur? Belki Vudi Herulsun daha liberal bir Amerikalı olarak cinsellikte sınır tanımadığından Maykıl a Senin hanımın eteği de pek kısaymış! filan gibi manalı, göndermeli iltifatlarda bulunmuştur. Gerçek bir cumhuriyetçi olan Madsen ise, uzunca bir süre sessizce kafasını sallayarak, Töööbe estağfurullah gitsene kardeşim diye gevredikten sonra en sonunda sabrı taşınca... Gelelim en makul tahmine: Michael Madsen bir Tarantino oyuncusu. Vudi ise Tarantino nun bir senaryosundan uyarlanan Natural Born Killers ın başrolündeydi. O filmi Tarantino nun hiç sevmediği, hatta nefret ettiği biliniyor. Bu durumda Vudi Maykıl a gidip Söyle o maymun suratlıya benim filmlerim hakkında ileri geri konuşmasın demiş olabilir. Bir Tarantino oyuncusu bu ağır lafların altında kalamaz tabii. Ama o halde gene bir Tarantino oyuncusu olan David Carradine neden ağır abi rolüne bürünüyor? Sebep her ne idiyse, bu olay yaşanmış bitmiştir, umuyoruz ki iki dünya starımız birbirleriyle kamuoyu önünde tekrar barışsınlar, zamanında kavgalı diğer iki büyük star Mahsun Kırmızıgül ile İbrahim Tatlıses gibi bir basın toplantısı yapıp, beraber şarkı söyleyip lahmacun yesinler, dostluk kazansın. caponsever Enternasyol festival düzenleyicilerinin, çıkacak bazı arazlardan haberdar olup ihtiyatlı davranması ya da festival birincisinin ödülünü ikinci olana vermemek gibi kimi maddi hataları üstlenmemesi gerekir normal kosullarda. Bazı şeyleri mazur görebiliyoruz demek ki! Altından olduğu rivayet edilen bir portakalın peşinde festival adı altında koşmak, her sene beyaz saçlı Ekrem Bora yı ya da artık emekliliği çoktan gelmiş olan Arzu Film kusaği oyuncularını en başta da Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun u görmek yeni nesil Antalya gençliği ve dizi sektörünün sürüklediği Türk sinema endüstrimsisi nin elinin tersi ile ittiği şeyler artık. Konfordan memnun kalmayıp bir o otel bir bu otel gezen ikinci sınıf starların yediği haltlarla, sansasyonlarla, 10 dakikalık kısa Temel İçgüdü -2 seansıyla, Alan Parker dan daha kötü muameleleri reva görebileceğimiz İngiliz Kemal in Arap edisyonu Peter O Toole la, bir de Darth Vader ın sesi Tamer Karadağlı nın yeni blockbuster ıyla meşgul olduk. Bıyık yoksunu bir festivalde denebilir bu seneki Altın Portakal için. İyi ki biyıklılar yok! Yılmaz Erdoğan jüri olduğu için çocuklar gibi şen ama ne yazık ki kendine ödül verebileceği herhangi bir adaylığı bulunmuyor. Tamer Karadağlı bıyıklarını kestiği için şanslı; onu da es geçiyoruz bu sene. Galiba Festival in kadrolu ayar verme müdürü Halil Ergün de yok. İşin kötüsü hep aşina olduğumuz bağıran çağıran Gani Şavata da ortalarda yok. E, Woody. H ile M. Madsen ın de bıyığı yok ama Woody, yakın arkadaşı olan Val Kilmer la Deniz Akkaya arasında olan yakınlaşmadan bihaber gezen M. Madsen ın ünlü mankene asılması üzerine veya otel odasında birlikte izledikleri bi beyzbol maçı üzerine çıkan tartışma sonucunda en akla yatkın teoriye göre ise kendisine küfür ettiği için Madsen la kapışmıştı. Biri öbürüne ananı öbürü de berikine bacını dedi! Olsun varsın! Benim Alin Tasçıyanım ciddi roportaj icin Cannes lara gitmek zorunda kalmayacaksa ya da biricik Ömür Gedikimiz kariyerinde Batmobil ile çektirdiği o fotoğraf haricinde eşine dostuna gösterebileceği sahici bir şeylere sahip olacaksa olsun varsın. Zaten yaygaraya bayılan bi milletiz. Olayın kahramanları iki coni bile olsa ne çıkar. Festival onca Amerikan etkene rağmen yerelliğinden bişi kaybetmemiş, inanın seviniyorum. kapson

8 10 EKfi 7-13 Ekim görüfl lk gece İlk gece insanın kendisine yakıştığı söyleneni çıkarmasıdır hoyratça... meeneesee Bir zamanlar internet, vcd, jpeg nedir bilinmediğinden, ilk gece kavramı heyecan verici idi. Erkek tarafının ilk gece boyunca uygulayacağı taktikler, partneri ile karşılıklı gireceği pozisyonlar; poşet içerisinde satılan pornografik materyal, alamancılardan edinilen vhs kasetler ve üç film birden sinemalarında gösterilen leş filmler ile sınırlı idi. Hal böyle olunca, ilk gece geldiğinde yaşanacaklar erkek tarafının yaratıcılığına kalıyor, sevişenler o gece civelek, birer çiçek, birer kelebek oluyorlar idi. Şimdinin yeni yetmeleri ise ilk gece öncesinde açıyor internetini, izliyor pornosunu, maça 1-0 önde başlıyor. Hal böyle olunca olayın bir esprisi kalmıyor, pek yazık.. sersem yarasa Gökyüzüne bakıp kendimi iyi hissetmek istediğim ilk geceyi hatırlıyorum. Bir ziyaret dönüşünde ailemle beraber bahçe kapısından eve doğru yürümüştüm ve evin kapısına az kala kafamı yıldızlara çevirmiş kısa bir müddet bakakalmıştım. Çocuktum, aradan yıllar geçmesine rağmen aklımda kalan, gökyüzündeki parlak yıldızlar. Hafızamı yokladığımda görüntüsü canlanan ilk gece bu. Zifiri karanlığa mavilik katan yere yakın gibi gelen yıldızlar. Bugünden bakınca, o zamanki sabiyi hatırlamama yol açan şey, çevremde zaman zaman yittiğini hissettiğim huzurun tesellisini yıldızlarda bulmaya, onlara bakarak çağırmaya ve geçiştirmeye çalışmaktan başka bir şey değil. bal özü İkinci geceden bir önceki gece diye bakıldığında hiç bir kıymeti harbiyesi kalmayan sıradan bir gecedir hatta 38. geceden 37 gece önceki gece de dersek artık sanırım Ne yemek yaptın lan? bile denir ve iyice kanıksamış oluruz durumu. Evet matematik açısından böylesine önemsiz bir geceyi nedir bunca önemli hale getiren peki? Evet sosyoloji! Sosyoloji zaten nerde acaip önemsiz bir olay varsa onu yüceltir, gereksiz anlamlar yükler, övgüler peşi sıra gelir. Bunu gören toplum da başlar olayı büyütmeye. Toplumu gören genç kızımız başlar panik atak geçirmeye kızımızı gören genç erkeğimiz de görkemli bir ilk gece performansı hayalleriyle, akşama kadar yediği mesir macunları, bal, ceviz yüzünden cır cır olur ve ilk gece ziyan olur ve dahi ikinci gece ve dahi üçüncü gece de. Görüldüğü üzere tıp geldi şimdi kıza vaginismus, oğlana ishal dedi ve gitti. Bu lanet bilim dalları insanın peşini bırakmaz ve olan ilk geceye olur, helak olur muğa koyim! Doğada yok böyle bişey. Maymunlarda ilk gece? Karıncalarda ilk gece? Yok! travis and tyler durden Evlenilen insanla birlikte geçirilen ilk gece güzel güzel uyulur bir kere. O düğünde ne halay çekiliyor ne horon tepiliyor biliyoruz. Eli mendilli, yüzünü ilk defa gördüğümüz adamların karşısında kolları açık denyo gibi sırıta sırıta oynamaya çalışan damadın çatalından damlayan tere sordunuz mu siz, bilader derman kaldı mı diye? Bunun sabah beri koşturması var, sizinkiler bizimkiler kavgası var. Hepsi stres. Ondan sonra ilk gece performansı öyle mi? Yok ya? Uyurum şerefsizim, hemde mışıl mışıl uyurum, oh, mis. simplextablosu Ilk cinsel münasebeti ilk geceye tekabül eden gençler, bu gece icin kondüsyon depoluyor, Erzurumlu Ibrahim Hakkı nın Cima Kılavuzu nu okuyup notlar çikarıyorlar. Lakin, hayallere gelin başı engel oluyor. 500 tane telin gelinin saçına monte edilmesi ile vücuda gelen, damadın biriken enerjisini harcaması için icad edilen üç boyutlu bir yapıdır gelin başı. Damat evliliğin ilk saatlarinde cima etmekle degil, bu 500 adet teli hanımın kafasından ayıklamakla yükümlüdür. Acı degil mi? Nice yiğitler psikopata bağlayıp, zevcesinin kafasına girişiyor, 10 dakikada paspasa çeviriyor, yuvalar yıkılıyor! motorbreath Uzun zamandır ısınabilen bir adam değilim. Denizden çıkınca bile titreyen, dişleri zangırdayan biriyim. Bu halin başlangıcı on yıl öncesine dayanıyor. Gece nöbeti deneyimi olan birinin her şeye bakış açısı sakattır. Bir hastanede çalışmanın, gecenin bir vakti uykuyla uyanıklık arasında hayal görmenin nasıl bir şey olduğu anlatılamaz, ancak yaşanır. Benim için ilk gece henüz bir sağlık memuru adayı iken acil serviste yaptığım bir staj gecesidir. Alışkın değildim ne nöbet tutmaya ne de acil servis temposuna. Hastalar, yaralılar, doğum yapanlar, kolunu kesenler, kriz geçirenler... hiçbir şey değildir. Gerçek tecrübe gecenin bir vakti, yorgunluk çöktüğünde nerede uyuyacağını bilememektedir. Staj arkadaşım ve bana bir müşahade odasında belli ki daha önce kullanılmış yataklar gösterildi. Seslerin arasında garip imgelerle uyuduğumu hatırlıyorum. Gecenin bir vakti, uyandığımda yandaki yatağa seslendiğimi, konuşmaya çalıştığımı. Endişelendim, mecburen kalktım, yanına geldiğimde staj arkadaşım olmadığını fark ettim. Işıkları yaktım ve bir başkasını gördüm: mosmor bir ölü bedeni. Tüm hayat o anda kırıldı benim için. Korku değildi, bir ölüyle yan yana ilk (ve son) gecemi geçiriyordum. Travma mı? Belki... Ama herkesin aksine ilk gecemden beri üşüyorum ben. kays el mecnun Kim bilir hangi Türk filminin zihnime kazıdığı bekaret kemerli taze gelin ile tezahüratlar eşliğinde yatakodasına getirilen damadın kedi-fare oyununu bir kenara bırakıp da yaklaşmak gerekirse bu mevzuya; ilk gece, her ilk gibi insanın dünüyle yarınını birbirinden alakasız kılan deneyimdir. Dün yanında olan birinin yarın orada olmamasıdır mesela; giden sevgili olur bu, ölen akraba, bırakılan memleket olur. Bu ilkin gecesi olup da insan kendiyle başbaşa kalınca paketlerce tütünü, şişelerce şarabı tüketmesine sebep olan, artık o kişiden/şeyden yoksun kendisine duyduğu yabancılıktır. O gece yastıklara mi sarılır artık, resimlere mi bakar, munir nurettin mi dinler bilinmez; bilinen şudur ki sabah olur bunlar geçer, ilk gecenin de adı kalır sadece akıllarda. shisha Çıplak ve çepeçevre dört duvar. Ortasında siyah ve amorf, sereserpe bir döşek. Bu sefil yığına bir süre yatak diyeceğiz. Hazreti Yatak ı buraya biz taşıdık. O yüzden yorgunuz, uykumuz var. O zaman neden ayaktayız, niyçün dineliyoruz? Çünkü döşeğin hangi tarafında sen hangi tarafında ben yatacağız bilinemiyor. Sen hep yatağın sağında yatıyorsun, o biliniyor. Ama bu döşek serme stil, belirlenmiş bir başı yok. O halde bana endekslisin, ben başımı nereye koyarsam kıblemiz o oluyor. Götümden uydurma bir baş seçiyorum, yatıyorum. Sen de geliyor sağıma yatıyorsun. Yatar vaziyetteyiz ve uyuyamıyoruz. Öylece oturup tavanı izliyoruz. Tavan bilinmedik, gizemli ama uzak. Duvarlar yakın ama boş. Pencereler perdesiz. Tepemiz gökyüzü. Gökyüzü altı komşu apartmanlar. Huzursuzlanıyorum. Evin içi küçük sahne. Her röntgenci gibi ben de gözetleneceğim korkusuyla yaşıyorum. Karşıda bir evin penceresi görünüyor. Bir hoş sarı ışıldıyor, demek ki mutfak penceresi. Arada bir kadın kadraja girip çıkıyor. Bir ara bize mi bakıyor? Biz de ona bakıyoruz. Sıkılıyor. Işığı söndürüyor. Artık mutfak penceresiziz. Apartmanın koridorundan birisi yürüyor. Anlıyoruz ki, evin gece gireni çıkanı var. Ne alt kat ne de üst kattan tık ses gelmiyor. Tahmin ediyoruz ki komşularımız yok. Hapşırıyorum. Duvardan sekiyor, yankı yapıyor. Çok yaşa (x2) Hep beraber (x3). Hep beraber çok yaşayacağımızı umduğumuz bir beraberlik böylece başlıyor. Epilog: Çişe kalkıyorum. Işığı açacak düğme nerede bilmiyorum. Bulsam da ampul yok, açamıyorum. Karanlıkta çişimin sesini duyuyorum. Yatağa geri dönüyorum. Sen uyuyorsun. Solunda uyku yatıyor. Demek o da senin solunda yatıyor. İkinize birden sarılıyorum. Hep beraber uyuyoruz. (Evet, sifonu çekmedim.) Tek perdesisiz perde inemiyor... Bütün jinekoloji siteleri delirmiş; vajinismus, kasılma, ağrı sızı hikayeleri yaza yaza Es Sahih-i Buhari kıvamında külliyat oluşturmuş, Orhun Abidesi gibi kadınların önüne koymuşlar, Cosmopolitan ise ilk gece sorununu tek cümlede ezip geçiyor, Ona sakın bunu sormayın: Sana kedicik dememden hoşlanır mısın? Hoşlanmam. Bitti. Bu soruyla nerede karşılaşacağız güdüklüğüne indirmeyeceğim hadiseyi, Bütün Türkiye seks öcüsü yle korkutulmaktan sıkışmış limonlara dönmüş kadınlarla dolu da demeyeceğim. Zira takıldığım hadise başka, bütün bir ilişkinin en dinamik hadisesine ataçlanabilecek yegane tavsiye neden bu olarak seçilmiş? Kendime dönüyor, bütün İlk Gece hikayelerime transparan bir bakış atıyorum, kedicik suali ile yoğurabileceğim tek bir anı, tek bir hikaye yok. Ya ben kedicik denilemez bir adamım ya da bu suali aklına getirebilecek tek bir kadın bile tanımamışım. İki ihtimalin güzelliği de beni rahatlatıyor. Zira herhangi bir geceyi alıp ilk gece yapan her sevgilim kedicik sualine muafiyet ibraz etmiş. Burası sorunsuz bölgem, temiz alanım, mutluluk katarım. Ancak bu muafiyet yanına bir hüzün de ataçlıyor; çünkü anlıyorum ki esas sorun Sana kedicik diyebilir miyim diye sakın sormayın. değil. Esas sorun, Onu rahatsız etmeyin, tekrar düşünmesin.. Çünkü net gerçek şu, herhangi bir geceyi bir ilk gece yapan herkes kalan bütün geceleri de özlem gecesi haline dönüştürüyor. Dönüştürmek istiyor. Cosmopolitan ın en güdük yerinden yakaladığına varıyor ve kedicik sualini sormayın lafzının manasına eriyorum: Size kedicik diye hitap etme sualini soranlar değil, kalan geceleri özlem gecesi haline çevirenlerden hoşlanın. Hoşlandım. Bitti. aethewulf Belki de ilk geceyi en iyi tanımlayan söz stres tir. Merak falan ikinci sırada ve ona rakip olarak gelir. İlk konserimi hatırlıyorum, ilk gece de onun gibi bir şeydi. Konser öncesinde sound check için sahneye gelip de bütün o konser alanını görünce tek bir şey geçmişti aklımdan: Hayır abi, yapamıycam... eve dönüyorum! İlk gece de öyleydi. Olaylar ciddileşince bir vazgeçme isteği geliyor insana. ama nasıl olacağının merakı ve eninde sonunda bir yerden bir şekilde başlamak gerek liliği baskın çıkıyor. ayrıca nedendir bilinmez, bütün bu hissiyat insana ya ben zaten çok deneyimliyim rolü oynatıyor ya da kilileyip bırakıyor. Sonuç olarak emin olduğum birşey var ki, iyi geçtiği zaman unutulmaz bir anı oluyor insanda. İlk konserimin her detayını ve ne kadar eğlendiğimi halen hatırlıyorum, ilk gecemi ise hayal meyal... dragon frodo

9 söylefli Türkiye de çok şiir yazılmasının bir nedeni de insanların şiir okumaması aslında. İnsanların coşkulu bir şekilde şiir yazmaları şiir okumamalarından kaynaklanıyor. Çünkü okusalar cesaret edemeyecekler. Bir dönem müzik yapmıştın... Yaramı deştin! Ben loser bir müzisyenim. Sahnenin üzerinde kalmak için yıllarca kendimi parçaladım, ama olmadı. Herhalde kabiliyetim ya da şansım yoktu. Zaten benim müzikle uğraşmam daha çok sosyalleşme ihtiyacından... Bugün de bir taraftan edebiyatla uğraşırken bir yandan kolektif işlerin içinde olmaktan hoşlanırım. Senin anne-baba ne iş yapardı? Babam inşaat mühendisiydi. Ama edebiyata çılgın bir merakı vardı rahmetlinin. Evde kitaplara büyük saygı duyulurdu. Kitapları elimizde kırılacak bir şeyi tutar gibi tutardık. Ben nasıl loser bir müzisyensem, babam da loser bir yazardı aslında. Edebiyatçı olmayı çok istemiş, ama olamamıştı. Bu yüzden beni edebiyata itti. Bu gidişle ben de oğlumu müziğe iteceğim herhalde. Abi peki senin bu memur çocuğu mütevazılığına ne demeli? Bu tevazuyu sürekli yaşamak seni bozuyor mu? Yok canım, nerede bizde o tevazu (gülüyor)... Ama bunlar senin büyük işler yapmanı engellememeli... Engellemiyor zaten (daha da gülüyor). Yazar olmak mı cazip geldi sana, yoksa yazmak mı cazip geldi? Yaparken en çok zevk aldığım iki şeyden biri yazı yazmak. Tuna denen adamı en çok yazarken keşfediyorum. Hem kendimle hem de etrafımla barışık biri haline geliyorum. Tabii vize başvuru formlarında meslek hanesine yazar yazmak da çılgınca hoşuma gidiyor, ne yalan söyleyeyim. Dünya standardında bir editoryal müdahale var mı Türkiye de? Git Kendini Çok Sevdirmeden için Doğan Kitap tan Haşim Akman la çalıştık. Çok faydasını gördüm. Çok titiz bir çalışma gerçekleştirdik. Birkaç bölümü çıkardık mesela, yeni bölümler ekledik. Sonuçta hepsi romanın menfaatine oldu. Ben editör-yazar çalışmasının önemine ve böyle olması gerektiğine inanıyorum. Tabii Türkiye de bu, her zaman olmuyor. Ancak çok iyi örnekleri de yok değil. Son yıllarda büyük yayınevleri editoryal çalışma yapabilmeye başladılar. Sen nerelere yazıyorsun düzenli olarak? Tempo da her hafta, Birgün de iki haftada bir... Düzenli yazmak mefhumuyla ilgili neler düşünüyorsun peki? Benim dergide yazmamın iki nedeni var: Birincisi, elektrik faturamı böyle ödüyorum. İkincisi, bu sayede antrenman yapmış oluyorsun. Her hafta farklı konularda yazıyorsun. Hayata dair iki kelime söz söylemiş oluyorsun. Benim gibi yazarak düşünen birisi için bulunmaz nimet. Sonra okurla bağın kopmamış oluyor. Arada şişiriyor musun abi? Sıkıştığım oluyor tabii. Mesela kasım ayında Tempo yazılarından oluşan bir derleme kitabım yayımlanacak. Onun için bir seçme yaptım ve toplam yüz yazı içinde ancak kırk-elli tanesinde kendime Aferin lan, ne güzel yazmışsın! diyebildim. Bu da aslında iyi bir oran. Kitap isimlerini seçerken nelere dikkat ediyorsun? Sihirli formülüm yok. Her yazar nelere dikkat ederse ben de onlara dikkat ediyorum. Kitabı okumuş insanlara ters gelmeyecek, ama okumamış olanlarla da sıcaklık kurabilecek, kitabın dramatik yapısını özetleyecek bir isim seçmeye dikkat ediyorum. Bu yüzden de çok zorlanıyorum. Benim de hayran olduğum kitap isimleri var: Orhan Kemal in Arkadaş Islıkları, Arundhati Roy un Küçük Şeylerin Tanrısı, Gabriel Marquez in Yüz Yıllık Yalnızlık ı gibi... Keşke ben de onlar kadar güzel isimler bulabilsem. Marquez den etkilendiğini çok söylerler mesela... İkimiz de modayız ya, ondandır (gülüyor). Şaka bir yana, bayılırım Marquez e... Ondaki yaşama sevincinin ve yaratıcılığın hayranıyım. Ondan etkilenmiş olduğumu kim söylemişse bana göster, kendisine çay ısmarlayayım (gülüyor). Yazarlığının başında öykündüğün bir isim var mıydı? Örneğin Salinger in kitaplarında aslında hiçbir şey olmaz, ama Salinger o kadar iyi anlatır ki hikayesini herkes bayıla bayıla okur... Sonra, William Saroyan ın sadeliğinden çok etkilenmişimdir. Ernest Hemingway in insan ilişkilerini anlatırkenki sadeliğinden de etkilenmişimdir. Yine bir röportajında Üç kitap yazmakla Hemingway olunmadığının farkındayım demişsin. Neden böyle bir şey söyleme ihtiyacı hissettin? Bir ömrü edebiyatla geçirdiğinde Hemingway olunabilir. Ama iki kitap yazınca ancak iki güzel kitap yazmış olursun. Ama bir Hemingway, bir Tanpınar ya da bir Orhan Kemal olabilmek için iki kitap yazmış olmak yetmez; ömrünü buna adaman gerekir. Öyküyle aran nasıl abi? Galiba öykü yazmayı pek beceremedim. Zaten beceremeyeceğimi hissettiğim işlerden usul usul kaçarım ben, pek bulaşmadım yani... Birkaç denemem oldu, çeşitli yerlerde de yayımlandı ama beni tatmin etmedi açıkçası. Öykü yazarken kendimi deplasmanda hissettim hep. Sanırım bu durum öykünün kendi yapısından ya da formatından kaynaklanıyor. Yazmakla ilgili tekniklerin var mı? Bence yazmaya başlamanın en iyi yolu, bir an önce yazmaya başlamak. Yoksa kendini hiçbir zaman hazır hissedemiyorsun. Tabii aslında her şey bir yiğit ve yoğurt yiyiş meselesi. Herkes için farklı bir yazma ve yaşama tarzı var. Yani kimsenin tavsiyesi kimseye uymuyor. Türkiye de edebiyat aleminde kıskanan var mı seni? Yani yakışıklı adamsın, pırıl pırıl gençsin. Direkt tiksinme sebebisin bir sürü kompleksli adam için... Haksızlık etmemek lazım: Edebiyat dünyası bana gösterebileceği maksimum toleransı gösterdi aslında. Yani 30 yaşında bir adamın o yılın en çok okunan kitaplarını yazmış olması dünyanın hiçbir yerinde çok yenilir yutulur bir şey değildir. Buna rağmen edebiyatın deneyimli isimleri merak ve hoşgörüyle yaklaştılar bana. Bu adam ne diyor ki bu kadar ilgi gördü? diye düşünüp anlamaya çalıştılar. Tepkilerse normaldir; insanlar yeni şeylere başta tepki duyabilirler. Zamanında Orhan Veli ye, Nazım Hikmet e ya da Oğuz Atay a gösterilen tepkileri düşünecek olursak, benim gördüklerim hiçbir şey değil zaten. Kıskanılmaya gelince, artık bunlara alıştım galiba. Hatta birileri tarafından kıskanıldığımı görmekten sapıkça bir zevk bile alıyorum. Kıskanılmak güzel şey. Baktığın zaman böyle pırıl pırıl bir sicilin var. Hatta sözlükte gömlek mankeni gibi tanımlaması getirilmiş. Bu durum senin günün birinde gelip böyle kıçlı başlı pis şeyler yazmana engel olur mu? Kitaplarımı okuma zahmetine katlananlar bilir ki, benim kahramanlarım da pek düzgün adamlar değildir. Sağı solu belli olmayan, çelişkili tiplerdir. Ama şimdi Bukows Ekim EKfi 9 Foto raflar: Serkan Kufl ki gibi bir şey yazmaya kalksam rezil olurum. Çünkü benim dünyam öyle değil. Aslında Orhan Veli nin şiirde yaptığını romanda yapmaya çalışıyorum. Ne var, ben de yazarım bunu! diyerek okunan, fakat taklit edilemeyen şeyler yazmak istiyorum. Gömlek reklamına gelince, tekliflere açığım, bekliyorum (gülüyor). Yazılarında belli olan sadelik ve naiflik senin yazıya ilişkin seçimin mi, yoksa seninle mi ilgili? Benim hayata ilişkin bir seçimim aynı zamanda. Herkesin yazabileceğini sandığı, ama yazamadığı şeyler yazabilmek ve onlarla anılmak istiyorum. Birçok sanatçıda bu görülebilir: Sadelik içinde zenginlik. Mümkün olduğu kadarıyla derdinizi sade bir biçimde anlatmak durumundasınız. Örneğin benim durumumda, kadın-erkek ilişkilerinden, toplumsal diğer ilişkilerden bahsediyorsunuz. Zaten karışık bu konuyu sade bir şekilde anlatmak zorundasınız. Yazarlık marifeti, tüm bu konuları özünü kay- bettirmeden, anlaşılabilir bir şekilde aktarmaktadır. Şiir ve müzik alanında yeni çalışmaların var mı? Kumdan Kaleler deneyiminden sonra yazdığım şarkı sözleri için bu aralar Vedat Sakman la bir takım kayıtlar yapıyoruz. Ancak müzik dünyasını bilmediğim için bu konuda bir söz veremiyorum. Ortaya çıkacak çalışmalara bağlı. Şiirse hayatımın vazgeçilmez bir parçası. Ancak şiirin dolaşıma girmesi bana göre romandan daha uzun zaman alıyor. Ne yalan söyleyeyim, bu yüzden romanı daha çok seviyorum. Sözlük hakkında ne düşünüyorsun? Gördüğüm kadarıyla sözlüğün de karanlık ve aydınlık tarafları var. İyi tarafı şu: İnsanlar dünyanın en pahalı maddesini, yani bilgiyi paylaşıyor orada. Hem de hiç karşılık beklemeden. Bu bence sadece sözlüğün değil, internetin de hoş tarafı. Bu tabii tembelliğe de yol açıyor. Röportaj verdiğim bazı gazetecilerin kitaplarımı ya da yazılarımı kesinlikle okumamış olduklarını, hakkımda sadece sözlüğe bakarak bilgi topladıklarını fark etmek moral bozucu. Peki son olarak rica etsem Ekşi okurları için birkaç satır karalar mısın? Elbette! (Uzun uğraşlar sonucu bulunan rezaletin en sarı tonundan kadınbudu köfte gibi bir kalemle sizler için yazılan mesajı Sen yazdın lan bunu demeyesiniz diye belgeledik!)

10 8 EKfi 7-13 Ekim söylefli Baflar l ysan ödetirler! Kitaplar m n Migros ta sat lmas ndan memnunum. Temel ihtiyaç maddelerinin sat ld bir yer oldu una göre kitaplar da sat ls n, o da temel ihtiyaç maddesi. Genç yazar Tuna Kiremitçi ile Galatasaray daki meşhur Fransız Sokağı nda buluştuk. Ya nerede buluşaydık, İstinye doklarında mı? Ah ah ah... Roma İmparatoru aday adayı görünümlü Kiremitçi, model yapmadan ve kıvırmadan ne sorduysak yanıtladı. Tıpkı şiir ve romanlarındaki gibi sakin, sade bir tavır ile merak ettiklerimizi anlattı. Konuklarımıza şov yapmak için hesap ödeye ödeye düşkün olduk sevgili okurlar; ancak emin olun bu durumu Tuna ağabeye asla hissettirmedik. Şen ve gevrek kahkahalarla vedalaştık. O da kendini fazla sevdirmeden gitti zaten. (offf) Seninle ilgili Ekşi Sözlük te yazılan bir görüşle başlayalım. Parmak kalınlığında romanlar yazarak zengin olan yazar gibi bir yorum var. Hakikaten zengin oldun mu? Valla kusura bakmasın ama bunu diyen arkadaşa acı gerçeği söylemek lazım: Edebiyatta uzun yazınca daha iyi yazmış olmazsın. Hatta tam tersine, bazen kısa yazmak marifettir. Hani Madame de Stael kızına uzun yazdığım için affet evladım, kısa yazacak vaktim yoktu demiş ya mektubunda, benimki de o hesap. Yani az sözle çok şey anlatabilme çabası. Ayrıca, sadece roman yazmıyorum ben. İcabında itinayla dizi senaryosu, şarkı sözü ve köşe yazısı da yazıyorum. Hem insanın hayatını yazarak kazanması süper bir şey. Hele Miami deki çiftliğimi ve Teksas taki petrol kuyularımı düşündükçe gözlerim saadet gözyaşlarıyla doluyor (gülüyor). Özel olarak romanı soruyorum. Yani hiçbir şey yapmıyor olsaydın sadece roman yazarak geçinebilecek bir noktaya gelebilir miydin? Bilmem... Gelirdim herhalde. Tuna Kiremitçi markası şu anda bunun için yeterli. Tabii daha çok çalışmam ve daha sık roman yayımlamam gerekirdi. Türkiye de sanatla iştigal eden insanlar için hayat niye bu kadar zor be abi? Sanatla iştigal etmeyen insanlar için de zor aslında. Hatta onlar için daha zor. Biz hiç olmazsa arada roman, film, resim falan yapıp kurtlarımızı döküyoruz, hatta para da kazanıyoruz. Ama her sabah maden ocağının dibine inen arkadaşların böyle şansları yok. Zaten Türkiye sert bir ülke. Türkler sert insanlar. Biz bir de ülkenin ekstra sert bir döneminde yaşıyoruz maalesef. Sanat dünyasının da kendine göre zorlukları var tabii. Zaten sanatçılar hayatı kendileri için zor hale getirmek konusunda rakipsizdirler. Hassas, alıngan ve kıskanç oldukları için başları dertten kurtulmaz. Kendini nasıl koruyorsun? Gelen eleştirilere, sağdan soldan gelen abuk sabuk tepkilere kulak tıkayarak mı, nasıl? Aslında evet... Eskiden her lafı dikkatle dinlerdim. Sonra bunun bir tür delilik olduğunu anladım. Bir gün birisi köşesinde göklere çıkarıyor kitabını, ertesi gün başka biri Böyle roman mı olur? diyor. Tabii bu da bir sinir harbi yaratıyor insanda. Artık her söyleneni ciddiye almıyorum açıkçası. Hayatta sözüne değer verdiğim, daha doğrusu sözleriyle beni yaralayabilecek insanların sayısı zaten iki elin parmağını geçmez. Peki o savaş baltaları neden çıkıyor sence? Türkiye ye has bir tarafı var mı bunun? Türkiye de herhangi bir konuda başarılı olursan bunu sana bir şekilde ödetirler... Bir de aydınlar bazen halktan daha muhafazakâr olabiliyor. Halk yeni bir şey çıkarıyor mesela içinden ya da bir sentez yapıyor, aydınların onu kabul etmesi için 20 yıl gerekebiliyor. Senin durumunda tam tersi var sanki. Seni bir yazarın hak ettiğinden -süre olarak- daha mı hızlı idrak ettiler? Daha mı kolay kabullendiler bulunduğun yer açısından? Keşke öyle olsaydı. Ama gerçek hayat bu kadar masum değil maalesef... İlk şiirim 1991 yılında Varlık ta yayımlandı. Yani istesem seneye 15. sanat yılımı kutlarım (gülüyor). Sonra romana gelene kadar çıkmış iki şiir kitabı, bir müzik albümü, üç kısa film ve bazı ödüller var. Aslında o kadar yeni sayılmam yani. Peki kitaplarının Migros ta satılıyor olması için ne düşünüyorsun? Ben kitaplarımın Migros ta satılmasından memnunum aslında. Migros en temel ihtiyaç maddelerinin satıldığı bir yer olduğuna göre kitaplar da satılsın, o da bir temel ihtiyaç maddesi. Bir röportajında Gençlerimiz çok salakça şiirler yazıyorlar. Çiçek böceklerden bahsediyorlar demişsin. Biraz buradan şiir mevzuuna geleyim.. Hakikaten bu şiirdeki gerizekalılığı nasıl önleyebilir insan? Hayal meyal hatırlıyorum. Ama çok eski bir röportaj bu yaşında falan olmalıyım. Demek ki o yaşlarda sinirli bir adammışım. Şiir, dünyada öğrendikçe zorlaşan tek iş. Şiiri bilmediğin zaman her yazdığın sana süper görünür. Çünkü Edip Cansever okumamışsındır daha, Oktay Rifat ya da Nilgün Marmara okumamışsındır. Kafanda sana saçmaladığını söyleyecek bir jüri yoktur. Ama şiiri öğrendikçe yazmak zorlaşıyor. Çünkü haddini biliyorsun. Ulan Cemal Süreya aynı lafı elli sene önce çok daha güzel bir şekilde söylemiş, ben susayım şimdi diyorsun.

11 Otisabi (sözlükteki) Yurtd fl nda sinema okumak istiyorum diyen kad nlara olan tutkusu sebebiyle New York ta sinema e itimi ald. fiu an hâlâ Los Angeles ta yafl yor. Ama nas l yafl yor? Lord gibi. Bir görseniz. tuna kiremitçi ilk gece ülkeyi terk ederiz izmir dün dündü ve güzeldi kaos gl madsen & harrelson kavgas yonja bizzat yazmak üzerine

12 6 EKfi 7-13 Ekim spor flte Türk ün ayak sesi! Son yıllarda gerilediği söylenen, Artık bunlardan bir b.k olmaz denilen Türk futbolu tekrar şahlandı. Beşiktaş Malmö yü İsveç te 4-1 ile geçerken, Fenerbahçe Kadıköy de PSV yi üçledi, analarının evine gönderdi! Galatasaray ın 23 şutunun direkten döndüğü Tromsö maçı sonrası ortak kanı ise, topun da istemesi gerektiği yönünde oldu. Takımlarımızın oynadığı futbol, Avrupa basınını da sarstı: Spiker kaleyi tarif edemedi Fenerbahçe 3-0 PSV Eindhoven Onze bos van idioten! De jongens moeten beschaamd zijn geslagen dat. Twee geel worden een rood, is dit een universele regel Hesselink, u idioot. -Voetbal International, Hollanda (Fener akıllı oynadı. Kendi kalemiz gibi gördüğümüz Kadıköy de bizi inlettiler. Hesselink de hakem oyunları ile atılınca, ezile ezile yenildik. Türk ten korkacan.) Malmö 1-4 Befliktafl The Turkish side were lucky to get such result, considering the opponents technical and tactical skills. Of a hundred matches played between these two teams, Beşiktaş would probably win one or two. -World Soccer, İngiltere (Türkler yanlardan çok iyi oynadı. Biraz daha şansları olsa 100 tane atarlardı, Malmö de bir iki tane atardı belki. Taktikleri, teknikleri, heyecanları ve taraftarları inanılmazdı. Avrupa futbolu için kapkara ve hüsranla dolu, hüzünlü bir gece.) Galatasaray 1-1 Tromso Los Vikings eran increíbles ellos hicieron què Galatasaray hizo una vez a Manchester unida, trasero en Galatasaray están lejos ausentes lejano de ser lo que eran ellos apestan! - Don Balon, İspanya (Norveç ekibi, Cimbom karşısında ibik gibi kaldı. 90 dakika adeta tek kale oynayan Türkler, şanssızlığı yenememelerine rağmen, biz Avrupalıları titrettiler. Gece uyku uyuyamıyoruz tane gol olurdu şans olsa.) Uzun zamandır spor spikerliği yapan Sinan Eygin geçen hafta İnönü Stadyumu nda oynanan bir maçın sunumu sırasında adet olduğu üzere Stadı bilenler için söylüyorum, Beşiktaş deniz tarafındaki kalede oyuna başlıyor. dedi. Neden sonra Uzun zamandır stadı bilmeyenlere haksızlık ettiği hissine kapılan Eygin stadı bilmeyenlere de kalenin ne tarafta olduğunu tarif etmeye çalıştı. Stadı bilmeyenler için söylüyorum. İnönü Stadyumu Beşiktaş ta Dolmabahçe Sarayı nın hemen önünde. Dolmabahçe Sarayı da İstanbul Boğazı na nazır bir saray. Yani Beşiktaş ın oyuna başladığı kale stadın deniz tarafı tabir edilen kısmına yakın. Öbür kale ise Gökkafes in olduğu tarafa bakıyor. Elbette saha seviyesinden denizi görmek mümkün değil ama his olarak denizi arkanıza almış gibi oluyorsunuz. Tabi görmeyince aynı etkiyi yaratmıyor ama bilmeyenlerin de bilmesinde bir sakınca olmadığına inanıyorum. dedi. Açıklamasını tatminkar bulmayan spiker Eygin, Beşiktaş, İstanbul ve boğazların jeolojik konumlanmasını yaptıktan sonra yıldı. Kurt teknik direktör R za Çal mbay: Yeter art k bafll yoruz beyler Befliktafl bu sene özel bir taktikle Süper Lig in tozunu dumana katacak. Dünyada bir tek Çal mbay n uygulad bu taktik, tak m n gizli silah Kurt hoca Rıza Çalımbay ligde ardı ardına gelen mağlubiyetlerden sonra dün yaptığı açıklamada bu yenilgilerin taktik icabı olduğunu açıkladı. Açıklaması ile gündeme bomba gibi düşen Rıza Çalımbay, Lige yeni bir heyecan getirmek için bu sene böyle bir karar aldım. Oyuncularımıza bilhassa rakip şaşırsın, bizi ciddiye almasın, tam Beşiktaş kofmuş diye sevindiklerinde bombayı patlatalım diye mağlup olmaları talimatını verdim. Ama artık şimdi kendimizden emin, müstehzi bir gülüş ile ellerimizi çırpıyor, topu alıp santraya koşarken Yeter artık beyler, artık başlıyoruz diyoruz. Bundan sonra golleri sıralayacak, zirveye oynayacağız şeklinde konuştu ve ekledi: Artık tek ihtiyacımız olan arkada elektro gitar riff lerinin duyulduğu kıvrak ve gaz bir şarkının çaldığı bir montaj sekansının başlamasıdır. Galibiyet manşetleri atılan gazetelerin rötatiften çıktığı, döne döne ekrana girdiği, hızlı cut lar ile Süper Lig de ve UEFA Kupası nda durdurulamaz yükselişimizin anlatıldığı böylesi bir montaj ile başarıya ulaşacak, bütün kupaları kucaklayacağız. Montaj sekans bafllamad Olaydan hemen sonra Çalımbay nezaretinde bahsi geçen sinematik montaj sekansının başlamasına yönelik bekleyiş ise Çalımbay ın onar dakika arayla gaz vermek için Yeter beyler! Artık başlıyoruz! deyip ellerini çırpması, gözlerini kısıp çiklet çiğnemesi ile bölündü. Montajın başlamaması üzerine basın toplantısı dağıldı. ASTROLOJ Koç (21 Mart-19 Nisan) Akaryakıt fiyatlarında sürekli yükselen artış sizi olumsuz etkileyecek. Bu hafta bolca tasarruf yapacak ve halk otobüsleri ile seyahat edeceksiniz. Otobüslerde yapacağınız fevri bir hareket sağlığınıza zarar verebilir. Bo a (20 Nisan - 20 May s) Ehehe gene kırmızı mı gördün lan esprileriyle dolu bir hafta daha sizi bekliyor. Tiksindiğiniz arkadaş ortamınızla bu hafta bağlarınız zayıflayacak. Uzun zamandır ilgilendiğiniz ancak size yüz vermeyen kişinin bin tebessümlü Hakikaten kırmızı görünce kızar mısın? sorusuyla cinnet geçirebilirsiniz. kizler (21 May s - 21 Haziran) Son derece duygusal bir hafta geçirecek, aşık olduğunuz otobüs şoförünün cinsiyet değiştirmesine şaşıracaksınız. Kısa süren bu bocalamadan sonra mutlu bir beraberlik sizi bekliyor. Yengeç (22 Haziran - 22 Temmuz) İzlediğiniz filmdeki karakterle kendinizi özdeşleştirip sokağa boksör kılığında çıkacaksınız. Aradığınız heyecan dolu hayatı arka sokaklarda bulacağınız bu hafta geceleri yalnız uyuyamayacaksınız. Aslan (23 Temmuz - 22 A ustos) Ne kral ne de kraliçe olmanızın verdiği menfi ruh hali etkisini sürdürüyor. Hiçbir otelin kral dairesini dahi göremediğiniz yaşamınıza kingsize t-bone steak yiyerek yenilik getirme isteği içerisindesiniz. Yere düşüreceğiniz bıçağınızı size getiren garson ile mutlu bir beraberlik kurabilirsiniz. Baflak (23 A ustos - 22 Eylül) Burcunuzu sürekli Başşak diye vurgulayan kişi hayalinizdeki insan değil. Sabah kahvaltısında kahve içeceğiniz bu hafta, binlerce insanın aç yaşadığını düşünerek üzülebilirsiniz. Terazi (23 Eylül - 22 Ekim) Doğum gününüzde size peluş ayı hediye eden sevgilinizin kokusunu ayıda bulamamak sizi üzecek. Neden doğdum ki ben sorusunu bolca soracağınız bu hafta sizi cevapsızlıklar bekliyor.. Aradığınız cevapları Ra ile Diyaloglar serisinde bulamayacaksınız. Akrep (23 Ekim - 21 Kas m) Geç kalktığınız için işe geç kaldığınız bir gün, işe koşarken yanınızdan geçen bir araba üstünüze külli miktarda su sıçratacak. Bu sayede kötü gidebilecek olan her şeyin kötü gidebileceğini öğrenmeniz hayatınızda yeni bir ufuk açacak. Totolojilerden kaçının ve artık unutun Deniz Baykal ın Bülent Ersoy dan rüşvet istediği iddiasını. Yay (22 Kas m - 21 Aral k) Baş ağrısı ile uyandığınız bir sabah Aspirin almak size iyi gelecek. Petek Dinçöz ün medyum özelliklerini öğrenmenizin yarattığı şaşkınlık ise kısa sürecek. Canlı Hayat programını izlemekten kaçının. O lak (22 Aral k - 19 Ocak) Çöken işletim sisteminizin üreticisinin Microsoft olduğu bu hafta, bilgisayarlara kafa atmanın hiçbir şeyi çözmediğini ve monitörün zaten bilgisayarın ancak bir parçası olduğunu öğreneceksiniz. Banka hesabınızda bir düşüş gözleniyor. Kova (20 Ocak - 18 fiubat) Doldur-boşalt oynayacağınız bu hafta, kafa toplarına hakim olacaksınız. Zamanlamanızın harikulade olacağı bu zaman diliminde plaselerden kaçının, topa ayağınızın dışıyla vurun. Bal k (19 fiubat - 20 Mart) Gökyüzünde yalnız gezen bir yıldız olmadığını kavrayacağınız bu hafta, evrende yalnız olan tek şeyin kendiniz olduğunun farkına varıp derin bir bunalıma gireceksiniz. O kadar yalnızım ki diye içlendiğiniz kimsenin, sizinle ciddi bir beraberlik düşünmesi şansınız.

13 gündem 7-13 Ekim EKfi 5 Halktan sesler Atatürk resmi kald r ls n m? Avrupa Birliği ne bağlı Avrupa Parlamentosu ndan Duff ın ülkemizde devlet daireilerine asılan Atatürk resimlerine yönelik yorumları gündeme bomba gibi düştü. Kendisini savunan Andrew Duff, Ben Atatürk ü değil onu putlaştıran Ortodoks Kemalizm i eleştiriyorum dedi. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sevgi Sa ro lu (Sanatç, 42) Ortodoks Kemalizm ne demek? Türkiye nin mezhebini dahi bilmeden nasıl konuşuyor? Türkiye Sünni Kemalist tir. Ayrıca Sayın Duff şunu bilmiyor mu? Atatürk = Mustafa Kemal, Mustafa Kemal = Kemalizm. Atatürk, Kemalizm demektir. Churchill in dediklerini ne çabuk unuttuk? Çanakkale savaşında o çevik kumandan Atatürk olmasaydı kesin geçmiştik. Ama böyle Atatürk gibi dahiler elli senedir yoktu ortada. O da geldi bize çattı. Bunu dediğini herkes biliyor. Sayın Duff, kuyruk acınız mı var? Yaranıza mı bastık? Neden veynkliyorsunuz? Güral Porselen (Mühendis, 17) İngiltere nin Atatürk ü sayılabilecek bir adam var. Generel Winston Churchill. Onun bir lafı vardır: Tüm dünyada Atatürk gibi büyük liderler yirmiii, bilemedin yirmi beş senede falan gelir. O da geldi bizi buldu. Şimdi sayın Duff, Avrupa değil yirmibe, iki bin beş yüz yılda böyle bir lider yetiştiremediyse bizim suçumuz ne? Yetiştirseydiniz siz de asardınız posterini, siz de yapardınız büstünü. Ama sorun biraz kuyruk acısı gibi. Açıkça görünen o ki, eceli gelen birtakım sözde insanlar; bunların en başında da Sayın Duff 90 sene önce olan bu olayı unutamamış olabilir. Giray Belk z (Bilgi Üniversitesi Ö retim Görevlisi, 23) Barış Manço nun Churchill a verdiği dersi hatırladım birden bire. Churchill Barış Manço yu karşısına alıyor işte Paranızın üstünde neden Atatürk var, devlet daireniz niye Atatürk lü diye. Barış Manço da Paran var mı diyor. Churchill veriyor buna. Barış Manço sen vınnn. Aynen sinyale düşüyor Churchill. İşte o zaman diyor ki Onbin yılda bir toplumlara gönderilen dehalardan birisi değil ikisine de denk düştüm. Kısmetsizim. Talihsizlik yakamı bırakmıyor. İşte o hesap. Kuyruk acısı biraz. Bazı şeyleri unutamıyorlar. Bir de Avrupa, Asterix ten bu yana kahraman yaratamıyor. Sorun o olabilir. Sinem Öykü (Ofisboy, 21) Duff denen bu parlamenterin lafına da fazla takılmamak lazım diye düşünüyorumsa da işin doğrusu Churchill ın o meşhur Bin yılda bir gelen bir dahi de bize çıktı ne yapalım. Üzgünüz. Önümüze bakıyoruz. İyi hazırlandık. Kısfmet deyişi de unutulmaması gereken bir durum yaratıyor gibi göründü bana fakat Duff gibi Avrupalı olduğunu iddia eden parlamenterlerin şöhret olmak için çabalamalarına alışmamız lazım ama bu ne kuyruk acısını ne de taşın altındaki elleri unuttuğum manasına gelmemeli demekten başka çare yok sanırım. Yaflar usta (Bildi in usta, 71) Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın, paran var, pulun var, her şeyin var. Binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ATA yla oynamak? Yakışır mı bunca posteri, büstü karda kışta sokağa atmak? Ama nasıl yakışmaz? Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören? Anlamıyor musun beyim, bu halk ATA yı seviyor. Ama ben boşu boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum. Hıh! Sen büyük parlamenter, milyarder, para babası, Avrupalar sahibi Duff bey! Sen mi büyüksün? Hayır. ATA büyük! O, Gazi Paşa. Sen onun yanında bir hiçsin. Anlıyor musun? Bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Sana söylüyorum Duff efendi, kraliyet hazinendeki bütün altınları harcasan yine de bizi ezip geçemezsin. Ve şunu iyi bil, ne ATA ya ne de eserine hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Bir aileyiz biz. Güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? Dokunma artık ATA ma! Dokunma cumhuriyetime! Dokunma büstüme! Dokunma posterime! Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar Usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni anlıyor musun? Vururum ve dönüp arkama bakmam bile! (Çıkar) Perihan Abla n n evlenmek için bir engeli kalmad Y llar n eskitemedi i Perihan Abla, en sonunda Evlenmeye haz r m dedi. Peki y llar sonra onu bu karar almaya iten sebep acaba neydi? İstanbul- Uzun bir süredir Kuzguncuk da Perihan Abla lık görevini ifa eden Perihan Abla, senelerdir evlenmesine engel olan Önce kardeşlerim evlensin, okulu bitirsin mazeretinin sonuna geldi. Geçtiğimiz sene ölen Küçük Surat ın ardından, önceki gün kardeşlerden Songül ün de vefat etmesiyle evlenmesine artık bir mani kalmayan Perihan Abla, Şakir hazırsa ben de hazırım. dedi. Dizinin son sezonunda Şakir in Adana da bir dansöze kaçmasının ardından bunalıma giren Perihan Abla basına konuşurken kendinden emin göründü. Evet, Şakir i belki beklettim. Türk toplumunda Önce küçük kardeşler evlenir. gibi bir adet olmadığını fark edemedim. Artık engel kalmadı. 58 yaşındayım ve evliliğe hazırım dedi. Olay hakkında Öyle mi? Kıçımı da yer miymiş? Ha..tirsin şeklinde kaba bir yorum yapan Şakir in Adana da dansöz dostu olarak yaşamaya başladığından beri ağzının bozulduğu dikkatlerden kaçmadı. Kentli, özgür ve seksi kadının sesi... Cimcime Kukumvar Dikkat belgesel ç kabilir İlayda telefon etti geçen gece, hemen konuya girdi. Kızım tartışmalı pozisyon buldum bi tane, akşam beni unutun. Bak terbiyesize. Oysa birlikte penguen belgeseli seyredicektik ne güzel. Hani şu aralar Amerika da meşhur olan, koca bulup da bir ömür boyu onu elinde tutmayı başaran penguenlerin anlatıldığı belgesel. Sen tut iptal et, yu nesti! Tartışmalı pozisyon dediği de, irisinden zenci. Uzun uzun, bir ileri bir geri oynatabildiğimiz için bu ismi taktık onlara. Ne zamandır istiyordu kızcağız, ben de bir şey demedim. Bayağı uğraşmış bunu bulmak için. Amerikan Konsolosluğu na telefon etmiş ilkin, oranın çalışanlarından var mıdır diye, out of service deyip suratına kapatmışlar telefonu. Derhal basketbol kulüplerini yoklamış, deplasmana gitti demişler. Azimli kızdır bizim İlayda, kafaya koydu mu ille yapıcak. Tam umudunu yitirdiği bir anda Taksim meydanında saat satan, boyu boyuna uygun birine rastlamasın mı. What time is it? Bayan saati satmıyoruz hanımefendi derken derhal almış eve götürmüş bunu. Her güzel fleyin bir sonu vard r Sonrası biraz acıklı yalnız. Ben bir içki hazırlarken sen rahatına bak diye adamın yanından ayrılmış. Geri dönünce ne görsün! Püh Allah cezanı vermesin! Püh! Afrikalı çıkmasın mı ana bu! Bir bakmış, adam salonda, 105 ekran plazma TV nin karşısında Discovery Channel izleyip ağlıyor. Meğer televizyondaki belgesel bunların köyünün yakınında çekilmiş, onu görünce aklına memleketi gelmiş ayının. Başlamış annesini, babasını, yaşadıkları sefaleti falan anlatmaya. Kız kardeşini aslanlar yemiş, burda saat satarak ülkesinin dış ticaret açığını kapatmaya yardımcı oluyormuş, çok iyi 1500 metre koşarmış ama elinden tutan olmamış. Ereksiyon mereksiyon hak getire tabi. Tartışmalı pozisyon falan kalmamış ortalıkta; bariz ofsayt. Derhal bina güvenliğini çağırıp tekme tokat dışarı attırmış İlayda. Cinsel taciz iddiasıyla mahkemeye de vericekmiş ya, büyü müyü yapar intikam alır diye korkmuş sonradan. Siz siz olun, eve zenci alırken soyuna sopuna dikkat edin. Afrikalı değil, Amerikalı olsun. Gerekirse yabancılar masasından yardım isteyin, içten davranıp ellerinden geleni yapıyorlar. Eğer Amerikalı bulamazsanız, hiç olmazsa Batı tarafından sömürülen bir ülkenin vatandaşı olmasına dikkat edin. Örneğin, Senegal i Fransa sömürüyor, Surinam ı Hollanda diye biliyorum ben... Ve sakın ola ki, belgesel izleteyim demeyin. Pornografi hayatın belgeselidir demiş ünlü bir yönetmen. İlle de seyredicez diyorsanız... Yatak odas f s lt lar - Bu gece harikaydın hayatım... - Ehem... Sabahları koşuya gidiyorum ya, o iyi geliyo galiba... - İyi de açıklama isteyen oldu mu senden Mmmh... Harikaydın canım... - Bugün terfi aldım, keyfim yerindeydi. Ondan oldu herhalde... - Basın açıklamasını sonraya bıraksak. Ben böyle dediğimde sevdinse yine yaparım demen lazım Harikaydın bi tanem... - Eöö evet, hocamın söylediklerini harfiyen yerine getirdim. Zaten hafta içinde de iyi çalışmıştım... - Ne diyosun be manyak! - Sana müstahak bu kızım, buldun bunuyosun...

14 4 EKfi 7-13 Ekim gündem KISA... KISA / DÜNYADAN... Kabile dü ününde havaya at lan ok yine can ald Yeni Gine- Önceki gün Yeni Gine yerlisi Sammai Kabilesi nin şefi Muya Muyo nun kızı Titisano ile komşu kabileden Ubeydkorbei nin düğününde havaya atılan oklardan birinin damada saplanması sonucu, gece kanlı bitti. Olay sonrasında sinir krizleri geçiren Ubeydkorbei nin yakınları Bu maganda oklarına kurban ettiğimiz kaçıncı taze? Biz bir evladımızı kaybettik ama bu çağdışı adet bitmezse daha çok canlar yanacak şeklinde konuştu. Olay hakkında açıklamada bulunan Muya Muyo Düğünlerde eskiden yontma ve cilalı taşlar atılırdı. Biz bunları yasaklattık, kurtulduk derken havaya gürz ve mızrak atanlar çıktı. Onları da engelledik. Tam kurtulduk diyorduk bu sorun çıktı. Ok kapladığı hacim sebebiyle sorun yaratmaz sanmıştık. Yanılmışız. Artık düğünlere ok getiren olursa içeri almayacağım, kaplanlara atacağım dedi. Borsay ATA n n ölümü sarst Piyasalarda geçtiğimiz hafta meydana gelen esrarengiz düşüşün nedeni ortaya çıktı. Adını vermek istemeyen bir dealer Borsayı Ata nın ölümü sarstı açıklamasında bulundu. Dealer Birçok yatırımcı haberi Atatürk öldü şeklinde algıladı. Haber bu şekilde yayılınca yatırımcılarda bir ekonomik kriz beklentisi oluştu, bilinen keriz silkme operasyonu da eklenince peş peşe satışlar geldi. Gerçeğin anlaşılmasıyla borsa eski haline geldi ama çok zor saatler yaşadık. Ne siz sorun ne ben söyleyeyim dedi. Dealer medyanın bu tür haberleri yayımlarken daha dikkatli olmasını istedi. Schüssel: Türk zurnalar kula m zda ç nl yor! 3 Ekim görüşmelerine kilit vuran Avusturya Hükümeti nin Başbakanı Wolfgang Schüssel, Avusturya nın korkudan otrak otrak ağladığını söyledi. Türklerin şanlı tarihi karşısında eğiliyor, zavallı, altı üstü sekiz milyonluk bir ülke olmanın acısını çekiyoruz diyen Schüssel açıklamalarına şöyle devam etti: Bazı şeyleri hala unutamadık. Viyana kapılarındaki mehteran takımının sesiyle üç buçuk atışımız aklımızdan gitmiyor. Bazı yerlerimiz sızım sızım sızlıyor. Bütün bunlara rağmen 70 milyonluk güçlü Türkiye ye dayanamadıklarının ve Avrupa ülkelerinin baskılarına göğüs geremediklerinin altını çizen Schüssel, Dediğim dedik, öttürdüğüm düdük demeden sakince hareket edecek ve boynumuzu bükeceğiz. Üzgünüz diyerek müzakerelerin önünü açtı. Sempatik 3. dünya ülkesi lideri imaj problemi yafl yor Kamerun un ulu önderi, halk n sevgilisi Cumhurbaflkan Awugana imaj ndan yana dertli. Sempatik olarak an lan lider, halk n n ve dünyan n geri kalan n n kendisine daha farkl bakmas n istiyor. Kamerun- Ulusunun emperyalizme karşı verdiği başarılı mücadelenin başkomutanı ve önderi, ülkesinde modernleşme ve batılılaşmanın mimarı olan Cumhurbaşkanı Mareşal Kwesi Awugana imajı sebebiyle halkının kendisine mesafeli bir sevgi duymasından yana dertli. Kurduğu cumhuriyetin yetiştirdiği vatan şairlerinin kendisinden sitayişle bahsederken dahi Sempatik liderimiz, gönlü güzel önderimiz, içtenlikli cana yakın kurucumuz diyerek, dış görünüşü ile ilgili detayların es geçmesinden duyduğu rahatsızlık sebebiyle dün 10. yıl kutlamalarında halka seslenen Awugana şöyle konuştu: Samsun- Tekel ve Sağlık Bakanlığı nın geçtiğimiz günlerde Türkiye deki sigara üreticileri ve fabrikalarına yaptığı teftiş ve tetkik neticesinde şok edici bir gerçek ortaya çıktı: Sigara yapımında tütüne eklenen katkı maddesinde dünya sonuncusuyuz. Teftiş için görevlendirilen komisyonun başındaki isim olan tütün eksperi Murat Sağcıl Sigara üreticileri malzemeden çalıyor dedi ve ekledi: Dünyada bugün sigara yapımında kullanılan ham tütünün işlenmesi sırasında altı yüzün üzerinde katkı maddesi eklenirken, Türkiye de yaptığımız teftiş sonunda ortalama altı katkı maddesi eklendiğini müşahade ettik. Batıda bir sigaranın içinde jet yakıtından asetona, radyuma kadar her Kamerun Tapu Kadastro Müdürlü ü nde bulunan Awugana portresi Ey Kamerun ulusu, çirkin miyim? Aziz Kamerunlular, uzun zamandır kaygılıyım. Sizinle aramızda o arzu ettiğim Meşru diktatör ve ona tapan halkı elektriğini alamıyorum. Kamerunlular, oyunu, sahtekarlığı bırakalım. İktidarda bulunduğum süre zarfında soyut ve minimalist sanat eserleri dışında bir tane dahi resmimin, heykelimin yapılmamış olması düşündürücüdür. Banknotların üzerindeki resmimin ısrarla 500 kişilik toplu milletvekili resimlerinden, arkam dönük camdan dışarı bakarken çekilmiş şipşaklardan, uzakta belli belirsiz göründüğüm silüetlerden ve en nihayetinde Avantgarde ve progresif olur diye yüzüme mozaik efekti atılmış illüstrasyonlardan seçilmesi, devlet dairelerinde duvarlara manzara resimleri asılması gibi detaylar beni şüpheye düşürüyor. Ey Kamerun Ulusu, eğer çirkin olduğumu düşünüyorsanız lütfen açıkça söyleyin. Artık yalan söylemeyelim, açık açık konuşalım istiyorum. Liderimizi politikalar ile anal m! Konuşmasının devamını getiremeyerek fenalık geçiren Awugana ya yurdun dört bir yanından Geçmiş olsun, En büyük sen değil misin, aldırma Awugana aldırma gibi mesajlarla moral takviye yapılmaya çalışıldı. Awugana, mesajların ardından Cumhurbaşkanlığı nı bırakabileceğini açıkladı. Olay hakkında konuşan Kamerunlular, Ulu önderimizi seviyoruz. Ondan ve eserinden vazgeçmeyiz. Elbette biraz daha yakışıklı olsaydı daha randımanlı tapardık ama biz liderimizi kaşı gözü ile değil, ülke politikaları ile anmak istiyoruz diye konuştular. Sigara yap m nda tütüne eklenen katk maddesinde dünya sonuncusuyuz türlü katkı maddesini bulurken tütünüyle meşhur ülkemizdeki durum gerçekten içler acısı. Yaptığımız teftişlerde sigara üretim bandında, görevi tütünün üzerine idrarını ve büyük abdestini yapmak, tütünün üzerine tükürüp üzerinde tepinmek olan ve bu maksatla istihdam edilmiş işçiler tespit ettik. Stoklarda katkı maddesi niyetine sadece tuzruhu ve kekikyağı bulunması sebebiyle adli soruşturma ve idari kovuşturma başlattık. Fabrikalardan birinin yöneticisinin yorum yapmaktan kaçınması dikkatleri çekti. Avusturya dan son atak: Rand manl tam ortakl k benzeri seviyeli birliktelik Türkiye nin AB üyesi olmasına son ana kadar karşı olan Avusturya Hükümeti son bir atak yaparak Abdullah Gül e Süper Randımanlı Tam Ortaklık Benzeri Seviyeli Birliktelik teklifinde bulundu. Düzeyli bir ilişki aradıklarını ve AB yolunda Türkiye yi desteklediklerini, ancak Türkiye nin bu haliyle AB üyesi olmasındansa Türkiye için AB ile seviyeli bir beraberliğin daha iyi olduğunu söyleyen Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik in teklifini Abdullah Gül sertçe reddetti. Reddin ardından çok kırıldığını söyleyen Plassnik, Türkiye kalbimizi kırdı. Bu şartlar altında görüşmeler nasıl sürer bilemiyorum, biraz süreye ihtiyacımız var. İlişkimiz ağır yara aldı. Artık Türkiye ile aynı masaya oturamayız. Bizi önemsemiyorlar, bizim dertlerimizi dinlemiyorlar, bizi anlamıyorlar. dedi. Emine Erdo an Yuvana dön Tayyip İyi bir eş, iyi bir anne, vefakar bir dost, ancak her şeyden önce bir kadın olan Emine Erdoğan bugünlerde dertli. Eşi Recep Tayyip Erdoğan ın sürekli dış gezilerde olmasından, evine gelmemesinden mustarip olan Emine Hanım gözlerinde yaşlarla Recep Tayyip Erdoğan ı sıcak yuvalarına çağırdı. Kapsamlı bir Ortadoğu gezisine çıkan, Birleşik Arap Emirlikleri nde çeşitli işadamları ile görüşen Tayyip Erdoğan ın 3 Ekim müzakereleri için Avrupa da bulunması, Türkiye deki kısıtlı vaktini de Başbakanlık ta, Bakanlar Kurulu nda ve fabrika, yol açılışlarında değerlendirmesi Emine Erdoğan ı çileden çıkardı. Recep Tayyip Erdoğan ı çok özlediğini bildiren Emine Hanım, Eve bile gelmiyor, evde olmadığı gibi ülkede bile bulunmuyor, kendisini neredeyse hiç göremiyorum, içkisi kumarı yoktu ama böyle sürekli gezmesi, bana ilgisizliği artık beni üzüyor. Tayyibim artık yuvasına dönsün şeklinde konuştu. Bu sırada uçakta Avrupa ya hareket eden Tayyip Erdoğan ise konu hakkında bir yorumda bulunmadı.

15 aktüel 7-13 Ekim EKfi 3 aşkın süren evlilikleri boyunca çocukları olmayan Susam Sokağı sakini 20yılı Tahsin Usta ve Sabiha Teyze çiftinin önceki gün dünyaya gelen bebekleri gerginlik yarattı. Susam Sokağı nda gerçekleşen doğum sonucunda yapılan ilk muayenede çifte ait bebeğin mavi peluş kaplama ve çaput dolgu olduğunun tespit edilmesinin ardından sinir krizleri geçiren Tahsin Usta zor sakinleştirildi. Bu bebeğin benden olmasına imkan yok diyerek bebeğin nesebini reddeden Tahsin Usta hızını alamayarak Zehra Teyze nin manavı yanında mahallenin maskotu Kırpık a ait küfede soluğu aldı. Dışarı çık çağrılarına cevap alınamaması üzerine devrilen küfede de bulunamayan Kırpık ın kayıplara karıştığı öğrenildi. Tahsin efline yetmiyordu Kırpık ın senelerdir belden aşağısını göremeyince cinsiyetini bilememiş, zararı olmaz sanmıştık. Karımızın, namahremin yanına ne idüğü Susam Soka nda Skandal: Tahsin Usta ile Sabiha Teyze nin çocu una Pelufl teflhisi! belirsiz mahlukatı koyan, küfede yaşayan serseriye mahallenin kapılarını açan bizde kabahat. şeklinde isyan eden Tahsin Usta ya Hakan Abi nin gitarıyla bir şarkı çalarak destek olmaya çalışması üzerine yükselen gerginlik, Tahsin Usta nın Hakan Abi ye gitarının sapını sokmaya çalışması ile zirveye çıktı. Kavganın Minik Kuş tarafından ayrılması üzerine konuşan Hakan Abi, Senelerdir efendi kimliğimle ses etmedim, olan bitene kör gözümü çevirdim. Ama artık o efendi Hakan Abi yok. Artık gitarımı bıraktım hakikatleri söylüyorum. Tahsin Usta eşine yetmiyordu, bunu da bütün mahalle biliyordu. Senelerce Sabiha Teyze nin aldığı soğuk duşların sesini tüm mahalleli duymuştur. Senelerdir Sabiha Teyze ye ilişmemiş olan müptezel iktidarsız Tahsin Usta nın şimdi şov için sinir krizleri geçirmesini kimse yemiyor. Tatminsiz bir kadın olan Sabiha Teyze ben de dahil olmak üzere mahallede herkese meyletmiştir. Kırpık ile uzun zamandır bir yakınlaşma içindeler. Çocuğun peluş olması da tesadüf değil dedi. Küfeden çok irin akacak Olay hakkında son yorum ise sokakta bir süredir görülemeyen Zeynep Abla dan geldi: Susam sokağı içinden dışından necaset akan bir bataktır. Ben gördüğüm riyaya, ikiyüzlülüğe ve sapkınlığa tahammül edemeyip kaçtım. Bu buzdağının görünen yüzüdür. Kırpık ın devrilen küfesinden daha çok irin akacak, skandal çıkacak. Misafir odas senelerdir beklenen misafirine kavufltu İstanbul- Senelerdir arzu ettiği kalibre ve yetkinlikte misafir gelmediği için kapalı tutulan Günak Ailesi ne ait misafir odası dün ilk kez kapılarını misafirlere açtı. Uzun yıllar boyunca misafir odasının bakımını ve kalitesini düzenlemek ile sorumlu olan Günak Ailesi - nin annesi Müslüme Günak ın sevinci bu mutlu gününde gözlerinden okunuyordu. Misafir odam za de er yetkinlikte misafirimiz olmad! Evlendiğimiz sene (1976) çeyizimizin en nadide parçaları ve möblelerimiz ile donatıp kurduğumuz, seneler içinde kristal ve gümüş takımların olduğu vitrin ile güçlendirdiğimiz misafir oadmız üç oda bir salon evimizin baştacıydı. Maalesef bugüne kadar misafir odasına değer çap ve yetkinlikte misafirimizin olmaması sebebiyle odamızın kapılarını kapalı tutmak zorunda kalmıştık. Nihayet bu bekleyiş sona erdi, misafir odamız misafirine kavuştu. Akraba, h s m gibi kifliler için fazlas yla seçkindi Daha önce misafir odası için düşünülen misafirler arasında bir çok isim bulunduğunu ama hepsinin son tahlilde red edildiğini kaydeden Müslüme Günak, İlk dönem çoğunlukla memleketten İstanbul a gelen akrabalarımız geldikleri gece misafir odasında kalmak istediler. Biz bu odayı akraba, hısım gibi kişiler için fazlasıyla seçkin bulduk. Aramızdaki samimi ve sıcak aile bağlarına zarar vermesinden korktuk. Bu tip misafirlere salondaki çek-yatta ağırladık. Yakın aile dostlarımız ahbaplarımız, iş arkadaşlarımız gibi kişileri de odaya kabul etmedik. Misafir odamız ile hava attığımız, görgüsüz olduğumuz zannı ve dedikodusu yaratılmasından çekindik. Seneler boyunca herkese odanın tamiratta olduğu ve ilaçlandığı gibi gerekçeler uydurmak zorunda kaldık. Ülkemize döviz getiren turistleri evimize ça rd k Müslüme Günak, uygun misafirleri nasıl bulduğunu şöyle anlattı. Sultanahmet e gittiğimiz gün orada gördüğümüz turistin haline çok acıdık. Ülkemize döviz getiren yabancı turistimizin böylesine insanlık dışı koşullarda yatmasına gönlümüz el vermedi. Geleneksel Türk misafirperverliği gereği ve ülkemizin de tanıtımına katkıda bulunmak adına kendilerine misafir odamızın kapılarını açtık. Misafirperverli imizden etkilendiler! Jurgen Schindler (19) ve Sara Hoss (18) isimli turist gençlerin Türk misafirperverliğinden çok etkilendikleri turist genclerin Turk misafirperverliginden çok etkilendikleri, kendilerine gümüş ve kristal takımlarda ikram elden yemekleri çok beğendikleri kaydedildi. Türkleri yanlış tanımışız diyen çiftin önceki sabah kristal ve gümüş takımlarla kayıplara karışması ise ailede tatsızlık yarattı. Çakı-Yorum fiadan ÇAKI Sami Ofer e aç k mektup Bu hafta sizler için Sami Ofer gerçeğini mercek altına yatıracağım değerli okurlarım. Ama müsaadenizle önce geçen hafta maruz kaldığımız çirkin saldırıya kısaca değinmek istiyorum. Zira Ekşi camiası olarak yaşadığımız bu acı olay benim çok içime oturdu, iki çift laf etmezsem duramam. Evet, sözüm size Cem Bey: Tek derdi sırtını sağlam bir sermaye grubuna dayamanın dayanılmaz hafifliğiyle kutsal bildiği gazetecilik mesleğini icra etmek, maaşlarını düzenli olarak (ve mümkünse Kanada Doları cinsinden) almak ve en azından iki ayda bir fuardı, seminerdi, tanıtımdı derken bir şekilde yurt dışına çıkıp freeshop yağmalamak olan biz Ekşi emekçileri böyle hasta ruhlu bir mizah anlayışına kurban edilmemeliydik. Ekşi de Star dergisidir, gidin TMSF ye hemen sizi satsınlar Şadanım diye eşşek şakası yapılır mı? Koskoca adamsın, ayıp be! Hayat Devam Ediyor Ekşi ailesi olarak geçen hafta maruz kaldığımız bu şakaya sazan gibi atlayıp tüm camiaya rezil olmamıza rağmen, ülke gündemini sizler için izlemekten de geri durmadık. Hangi yüzle çıkıcaz okuyucunun karşısına? diyerek geri durmaya çalışan birkaç kişi oldu ama Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Aziz Kedi, onları Ekşi Plaza Botanik Parkı nda beslediğimiz kadrolu timsahlara atmak suretiyle dergiyle ve dünyanın geri kalanıyla ilişiklerini kesti. Gazetecilikte dün yoktur değerli okurlarım. O yüzden dergimizin bir arşivi de yok zaten (Hayır kesinlikle paramız yetmediğinden değil). Bu aralar hangi gazeteyi hangi TV kanalını açsak gördüğümüz bir isim var. Sami Ofer den bahsediyorum. Adı Tüpraş ve Galataport ihalelerinde gösterdiği yiğitlikle gündeme gelen bu İsrailli güzel insanla ilgili son birkaç haftada genel olarak olumsuz hava taşıyan pek çok şey yazıldı. Kendisine ve gözlüklerine karşı çok çirkin saldırılar oldu. Ekşi dergisi olarak basınımızın bu vatan evladına (İsrail de bir vatan sonuçta) karşı sergilediği önyargılı tavır bizi yaraladı. Binlerce yıldır hoşgörünün, çok sesliliğin membaı olmuş, kültür vasıtasıyla ulaşıp çeşitliliği kutlamayı icad etmiş bu milletin medyası böyle olmamalıydı. En azından cebinde bu kadar parası olan birine karşı böyle olmamalıydı. Sami Bey gibi müstesna bir kişiliğin sırf arkasında medya desteği yok diye haksızlığa uğramasına daha fazla seyirci kalamadığım için dergimizin en dinamik beyinlerini (ben) bir araya topladım. Sami Bey için harika bir proje geliştirdik. Şimdi buradan kendisine sesleniyorum: Sayın Sami Ofer, Bundan böyle bir ihaleye girerken Aman basın ne der diye endişelenmenize gerek kalmadı. O karanlık o acı günler bitti. Çünkü artık bütün bu saldırılara tek başına karşı koyacak, gerektiğinde rakiplerinize sürmanşet küfretmekten çekinmeyecek, hakkınızı savunacak bir derginiz var: Türk basınının medar-ı iftiharıı, genç, cesur ve zinde soluğu EKŞİ... Evet Sami Bey, siz de uygun görürseniz ve fiyatta anlaşırsak (ki anlaşırız siz yabancı değilsiniz) biz Ekşi emekçileri dergimizin yeni sahibi olarak başımızda sizi ve gözlüklerinizi görmek isteriz. Anlaşma sağlandığında dergimizin adını da Sami nin Ekşi si olarak değiştirmeyi düşünüyoruz, hatta keseyi biraz daha açarsanız Ekşi yi boşverip sadece Sami de yapabiliriz. Alabildiğine esneğiz. Birlikte çalışma şansı bulursak bunu siz de göreceksiniz. Birlikte yaratacağımız sinerjiyle ortalığı silip süpüreceğimizden en ufak bir kuşkum yok. Ve son olarak bu haftaki yazıma müstakbel patronumuz Sayın Sami Ofer için yazdığım bir şiirle son vermek istiyorum: Seviyorum (valla) ama kimi En şahane ve gerçekten çok saygıdeğer birisini Nasıl anlatsam size bilemiyorum Sami Bey İlk harflere bakar mısınız acaba, lütfen rica etsem?

16 2 EKfi 7-13 Ekim yaflam Porno filmdeki erkekten tahrik olunca gay oldu zmir- 23 yaşındaki C.M. internetten yeni indirdiği porno filmi izlerken bir sahnede gördüğü kalçadan etkilenip tahrik oldu. İlk birkaç saniye ne olduğunu anlamadım. Çok hoşuma gitti, meğerse erkekmiş diyen C., Kaymak gibiydi, kadından farkı yoktu. Gerisini görünce dayanamadım gay oldum dedi. Hayatındaki bu büyük değişimden çok memnun olduğunu belirten C. Artık paso gay pornosu izliyorum. diye konuştu. Uzmanlar C.M. nin durumunu yarmış olarak yorumluyorlar. İ Zanl lardan dördü, elebafllar Ersan Karakoç da dahil olmak üzere teflhir edildi. Dündar Yanman, Hüsamettin Ereno lu, Mustafa Gündan ve Ersan Karakoç çeliflkili ifadelerde bulundular. Mustafa Gündan Piflman m derken Ersan Karakoç suçlamalar sert bir dille reddetti. Hüsamettin Ereno lu ise hem kel hem fodul olufluyla dikkat çekti Otomobil teknolojisinde yeni ça ezegenimizin en önemli problemlerinden birisi olan motorlu taşıt kaynaklı hava kirliliği, artık tarih oluyor. Haber, Suadiyeli bir medyumdan geldi. Dergimize konuşan Medyum Nihal Arıseven, Sadece kirliliğe değil, tüm petrol ve enerji savaşlarına da son vereceğiz dedi. Hassas 1 adlı ilk biyoenerjik otomobil, 0 km/s den 100 km/s ye, adamına göre 10 ila 120 saniye arası bir sürede çıkabiliyor. 95 kilometreye çıkabilen H1, (sürücüsü) şarj olmadan 350 kilometre gidebiliyor. Hiç bir elektrikli veya hibrid otomobil böyle cillopsu bir dereceye ulaşamadı diyen Arıseven, destek konusunda da iddialı yılından itibaren üç ilde 22 şarj istasyonu ile hizmete başlanacağını, sürücülerin yoğunlaştırılmış yoga, reiki ve tütsü kombinasyonu Sahte Ersin Karabulut çetesi çökertildi G ile yarım saat içinde tamamen şarj olabileceğini belirten Arıseven, bir ara transparan oldu. Uzmanlar temkinli Uzmanlar ise, Çevre açısından olumlu bir gelişme, fakat toplumun ruh sağlığının tehlikeye atılmaması çok önemli. Biz, Znnnn... Innnn... Ooom... diye inleyerek araba süren adamı döveriz açıklamasında bulundular. Bir uluslararası ilişkiler uzmanı ise icadın petrol savaşlarına son verebileceğini, ama bu kez biyoenerjide iddialı ve ermişiyle meşhur ülkelerin süper güç veya savaş alanı haline gelmesinden endişe etmek gerektiğini söyledi. den dev organizasyon: Hüsamettin Ereno lu Dündar Yanman nceki gün Taksim ve çevre semtlerde yapılan etraflı bir polis operasyonu sonucunda kendisine ünlü karikatürist ve çizgi roman sanatçısı Ersin Karabulut şekli vermiş yirmiye yakın şüpheli gözaltına alındı. Vatandaşın ihbar ve şikayetleri üzerine harekete geçen Dolandırıcılık ve Sahtecilik Masası na bağlı emniyet güçleri sahte Ersin Karabulut ları yakalamak üzere çeşitli bar, kafe ve köşebaşlarına yıldırım baskın yaptılar. Ö Sahte Ersin Karabulut analar sinir krizi geçirdi Çoğunluğu kıvırcık saçlı, kirli sakallı ve enine çizgili tişört ve şöhler kağıdı/taramaucu kombinasyonu ile gezen muhtelif boy ve kilolardaki gençlerin bir kısmının emniyete verdikleri ifadelerde suçlarını itiraf ederken, bir kısmının suçlamaları reddedip gerçek Ersin Karabulut oldukları yönünde ısrar etmeleri şaşkınlık yarattı. Olayın duyulmasının ardından emniyete gelen sahte Ersin Karabulut anaları sinir krizleri geçirirken Ekşi ye konuşan sahte Ersin Karabulut lar ve yakınları çarpıcı açıklamalarda bulundular. Mustafa Gündan Ersan Karakoç kilde yaşadım. Bugün yaşadıklarım bana bir ders oldu. Bir cahillik ettim, şimdi çok pişmanım. Çok büyütmek istemiyorum. Gerçek Ersin Karabulut lardan özür dilemek istiyorum. Ersan Karakoç (28, Muhasebeci) Bildim bileli Ersin Karabulut um. Sahte iddialarına gülüp geçiyorum. Dergide bu hafta sabahlayıp bu konuyu çizmeyi düşünüyorum. Elbette sahte Ersin lerden ben de rahatsızım. Ama Ersin Karabulut olmasam bilemeyeceğim birçok detay var. Bir kere küçükken annem tokatlayınca balonum uçmuştu. Bunu Ersin Karabulut olmasam nereden bilebilirim? Gülsen Karakoç (46, Ev han m ) Oğlum aynı bir Ersin Karakoç. Tıpatıp. Gerçeğinden ayırt etmek mümkün değil. Çok içlidir, çok duyguludur. Çok konuşmaz ama bir konuştu mu çocukluğundan, aşklarından bir bahseder ayırt edemezsin. Sayfa kenarlarına uçan misketler çizer. Gerçi şimdi pek hatırlamıyorum ama o bana çok içerlemiş. O gün elim kırılaydı da misketlerini Paşabahçe ye satmayaydım. Mustafa Gündan (37, Tüccar) İşlerimin yoğun olduğu bir dönem berbere gidemedim. Saç sakal uzayınca arkadaşlarım şakayla karışık Aynı Ersin Karabulut a benzedin. Duygulu, hassas birisi gibi oldun. Bir de enine çizgili tişörtün olsa tam Ersin sin dediler. Şeytan dürttü. 80 lerden kalma enine çizgili Eskişehirspor formam vardı. Onu giydim, bir süre Taksim de dolaştım. Zamanla kızlar yanaşıp Siz Ersin Karabulut musunuz? demeye başlayınca çok hoşuma gitti. Sahte cennetler yaşamak istedim. İşi gücü bıraktım, malı arsayı sattım, bir süre Cihangir de bu şe- Fredi Krug r (43, Serbest meslek) Emniyete kırgınım. Sadece enine çizgili tişört giydim diye bu muameleyi hak etmiyorum. Dahası Ersin den önce ben vardım. Belki son yıllarda gündemden uzak kaldım, ama bu saygısızlık kanıma dokundu. Bomba gibi döneceğim. ekfli sözlük ün haftal k yay n organ d r Mahsun K rm z gül tipi italik durufl yar flmas erginiz Ekşi, ayna önünde şarkı söyleyen ancak sahnede nasıl durması gerektiğini bilmeyen gençler için bir yarışma düzenliyor: Siz de italik durabilirsiniz! 13 Ekim 2005 e kadar italik durulmuş bir adet boy ve portre fotoğrafını adresine gönderenler arasında yapılacak yarışmada birinci gelecek talihli, Mahsun Kırmızıgül ile Maldiv Adaları nda bir hafta italik durma şansını kazanacak. Üstelik ünlülerin İtalik duruş hocası Jason Harmsted in çekeceği videoda oynayacak. Şimdi sıra sizde! D Her seferinde Fak r olmaya yemin eden genç yine flafl rtmad talik durufl nedir: Yeni albüm çıkarmış fantazi müzik icraacıları tarafından posterlerde, afişlerde, kaset kapaklarında sergilenen duruştur. Kafanın italik duruşuyla satıştan beklenen gelir arasında çok doğru bir ilişki vardır. Bu duruşun duayenleri arasında, Mahsun Kırmızıgül ü, İbrahim Tatlıses i, Özcan Deniz i ve yeni yeteneklerden Bayhan ı sayabiliriz. Emrah Dinçer hem italik hem bold olarak durur ki ayrı bir başlık konusudur, belki de değildir. putperest stanbul- 29 yaşındaki Sadri Yılmaz önceki hafta biten ilişkisinin ardından meyhane masasında Fakır olacağına dair şahitler önünde yemin etti. Uzun soluklu bir alkol maratonunun ardından Seversen silkinirsin, silkersen sevilirsin konsensüsüne varılan gecede arkadaşları Sadri nin bu kararını Sadri sana karı mı yok? Artık bekarsın her akşam mala! şeklinde coşkun tezahüratlarla onayladılar. İki şişe Pano şarabından sonra iyice kararlı bir çizgi çizen Sadri kendinden emin konuştu: Bugüne kadarki ilişkilerimde hep karşı taraf benden önce geldi. Her zaman karşı tarafın mutluluğuna kendiminkinden fazla önem verdim. Herkesi kendim gibi iyi bildim. Ama sonuçta elime ne geçti? Koca bir hiç geçti. Ama artık ben takmayacağım. Beni başkaları taksın. Artık FAKIR olacağım. Çakıp bırakacağım. Deveye diken insana... lazım. Kızlar bunu istiyor.. İ Art k hepsi benim Konuşması sık sık alkışlarla bölünen Yılmaz, o akşam Meyhane den sonra gittikleri Gizli Bahçe nin kapısından çevrilince İstiklal Caddesi nde bir süre gelene geçene bakıp Bu kızların hepsi artık benim dedi. Gecenin sonunda gittikleri Kemancı da kızlara bakmakla yetinen Yılmaz sık sık dostlarına dönüp, Acele yok. Bundan sonra her akşam mala vurmak var kesin diyerek kırdı geçirdi. Fakır olma kararının ertesi günü tanıştığı bir kızdan çok hoşlanan Yılmaz, akşam telefonda Hayatımda başka birisi var. cevabını duyduğu halde Olsun ben sıramı beklerim. dedi ve ekledi Fakır olmaktan bir an bile hazzetmedim. O bir anlık hevesti. Tadımı aldım. Şimdi aradığımı buldum. O dünyanın en iyi insanı. Daha aramaya gerek yok ki? Sabırla sıramı bekleyeceğim.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları.

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları. HASTA İŞİ İnsanların içlerinde barındırdıkları ve çoğunlukla kaçmaya çalıştıkları bir benlikleri vardır. O benliklerin içinde yaşadıkları olaylar ve onlardan arta kalan üzüntüler barınır, zaten bu yüzdendir

Detaylı

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın!

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! Kendini Tanıma Testi Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! İnsanlar sizin hakkınızda sandığınızdan farklı izlenimlere sahip olabilir. Gerçekten nasıl algılandığınızı siz de bilmek istemez misiniz? Bu teste

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Aşşk Kahve ve Laduree

Aşşk Kahve ve Laduree Aşşk Kahve ve Laduree Daha önce adını çok duyduğum; ama bir türlü gidemediğim Aşşk Kahve ye nihayet gitmeyi kafaya koydum. Hafta sonları sahil yolu çok kalabalık olduğundan eşimi ikna edip o yola sokamıyordum.

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

VATAN İŞLERİNDE CÜR ETKARLIKLARIM

VATAN İŞLERİNDE CÜR ETKARLIKLARIM 1 2 VATAN İŞLERİNDE CÜR ETKARLIKLARIM 3 VATAN İŞLERİNDE CÜR ETKARLIKLARIM Zağnos Kültür ve Eğitim Vakfı Genel Yayın No.10 ISBN 975 94473 6 3 Kapak tasarım: Şule İLGÜĞ - ilgug75@hotmail.com Baskı Yeri:

Detaylı

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer,

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY Anneciğim ve Babacığım, Mektubunuzda sevgili bebeğinizin nasıl olduğunu sormuşsunuz, hımm? Ben gayet iyiyim, sormadığınız için

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ K.R. RAVINDRAN U.R. Başkanı 2015 16 Canan ERSÖZ U.R. 2430. Bölge Guvernörü 2015 16 Firuz Harbiyeli 3. Grup Guvernör Yardımcısı Hüseyin MURSAL (Başkan) Süleyman ÇOLAKOĞLU (Asbaşkan) Okşan HALEFOĞLU (Kulüp

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

Sevgi Başman. Resimleyen: Sevgi İçigen

Sevgi Başman. Resimleyen: Sevgi İçigen SEVGİ BAŞMAN: 1986 da Tokat ta doğdu. 2008 yılında İstanbul Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünü bitirdi ve ardından İngiltere ye yerleşip üç yıl öğretmenlik yaptı. 2012 yılında Keele Üniversitesi

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 2002 yılından beri Koç Üniversitesi nde lisans ve lisansüstü toplam 16 farklı dersi, 35 farklı şubede anlattım. 8-10 kişilik küçük sınıflara

Detaylı

Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür.

Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür. Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür. Kullanılmayan beyinde kısmi ve genel büzülme meydana gelir. Bilim adamlarının araştırmaları,

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN Sosyal Ajan Marka Uzmanı GİZEM Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ Kokusunda Davet var ÖZKAN Y eni yepyeni bir dergiyle karşınızdayız. Sosyal medyada tanımanız gereken, takip etmeniz gereken kişileri mercek altına

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

ALTIN KALPLİ ÖĞRETMENİM

ALTIN KALPLİ ÖĞRETMENİM ALTIN KALPLİ ÖĞRETMENİM Bu zamana kadarki okul hayatım boyunca birçok öğretmenim oldu. Şu an düşündüğüm zaman, aslında her birinden bir şeyler öğrendiğimi ve her birinin hayatımın şekillenmesinde azımsanmayacak

Detaylı

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği 13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL A.A Nursel Gürdilek İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği Türkiye ile İsrail arasında bir yılı aşkın süredir devam eden "işitme engelli çocuklara daha iyi bir

Detaylı

============================================================================

============================================================================ Classiccar-6.Sayýda ki Maviþ Gönderen : papatya54-12/01/2008 19:14 Classiccar'dan Bülent Aydýn ve Ruhi Köktürk geçtiðimiz pazar Ýzmit/Kocaeli'n de 63 /4 Kapý Hardtop'un dergi çekimleri için misafirimizdi.o

Detaylı

ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU

ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU AYLIK BÜLTENLER SERİSİ EKİM, 2008 SAYI: 2 KONU: Çocuğunuzun Beceri ve Yeteneklerini Nasıl Geliştirebilirsiniz? Aileler çocuklarının mutlu bireyler olmalarını ve en yüksek

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır.

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır. Dersin Adı Tema Adı Kazanım Konu Süre : İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi : İnsan Olmak : Y4.1.2. İnsanın doğuştan gelen temel ve vazgeçilmez hakları olduğunu bilir. : Doğuştan Gelen Haklarımız :

Detaylı

İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik.

İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik. Şebnem GÜZELOĞLU 21302293 TURK 102-25 İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik. Dünya üzerindeki insanların hepsine Yapmayı en çok istediğin şey nedir? diye sorsak, muhtemelen çoğundan alacağımız

Detaylı

İLETİŞİM TEKNİKLERİ UYGULAMALARI

İLETİŞİM TEKNİKLERİ UYGULAMALARI İLETİŞİM TEKNİKLERİ UYGULAMALARI Ne söylediğinizi önce siz anlayın, Ne istediğinizi bilin, İletişim kurduğunuz kişi yada kişilerin durumunu iyi gözlemleyin, uygun olunmayan bir zamanda iletişim kurmaya

Detaylı

Radio D Teil 1. Deutsch lernen und unterrichten Arbeitsmaterialien. Ders 01 Köy ziyareti

Radio D Teil 1. Deutsch lernen und unterrichten Arbeitsmaterialien. Ders 01 Köy ziyareti Ders 01 Köy ziyareti adındaki genç adam arabasıyla annesinin yaşadığı köye gider. Bu ziyaret sırasında dinlenmek ister, ama kısa sürede doğanın tatsız yönleriyle de tanışır. biraz dinlenmek için annesinin

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

ZKÜ DEVREK MESLEK YÜKSEKOKULU

ZKÜ DEVREK MESLEK YÜKSEKOKULU ZKÜ DEVREK MESLEK YÜKSEKOKULU YÖNETİCİ ASİSTANLIĞI Öğr.Gör.Afitap BULUT 2012 3. VE 4. HAFTALAR SEKRETERİN MESLEKİ ÖZELLİKLERİ B. SEKRETERİN MESLEKİ ÖZELLİKLERİ İletişim becerisi etkili kullanmak 1.1 Türkçe

Detaylı

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır.

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. / /20 YAZI ARKASINDA SİZİN FOTOĞRAFINIZ KULLANILMAKTADIR En Kıymetlim, Sonsuz AĢkım Gözlerinde sevdayı bulduğum, ellerinde

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Yüz Nakli Doktorları Birbirine Düşürdü

Yüz Nakli Doktorları Birbirine Düşürdü On5yirmi5.com Yüz Nakli Doktorları Birbirine Düşürdü İki kol ve iki bacak nakli yaptığı Sevket Çavdır hayatını kaybedince suçlanan Doç. Dr. Nasır, o günü anlattı. Yayın Tarihi : 29 Mart 2012 Perşembe (oluşturma

Detaylı

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz.

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı Mutfak Etkinliği Sohbetler Yaşayan değerlerimizden Doğruluk ile ilgili sohbet ediyorum. Sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız konulu sohbet

Detaylı

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: Kültür ve Sanat Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: NESRİN AKÇA AKOĞUL Nesrin Akça Akoğul Eyüp Devlet Hastanesinde. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Nesrin Akça Akoğul. 1992 yılında fotoğraf

Detaylı

11 Eylül de Sinemalarda

11 Eylül de Sinemalarda İyi Performanslarla Dolu, Çekici Bir Hikaye Milton Moview Review Gece Bitmeden de Chris Evans ın Yakışıklılığından Fazlası Var Culled Culture Gece Doğmadan ve In Search Of A Midnight Kiss in İzinde Filmaluation

Detaylı

2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BÜLTENİMİZDE NELER VAR? ETKİNLİKLERİMİZ SİNEMA GÜNÜMÜZ TİYATRO ETKİNLİĞİMİZ OKUMA-YAZMAYA HAZIRLIK ÇALIŞMALARIMIZ BRANŞ DERSLERİMİZ AİLE KATILIMI ETKİNLİKLERİMİZ ARALIK AYI

Detaylı

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı On5yirmi5.com Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı Türkiye ve İstanbul çapında verilecek olan Yaz Kur an Kursu eğitimlerini İstanbul Müftü Yardımcısı Mehmet Yaman ile konuştuk Yayın Tarihi : 15

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

============================================================================

============================================================================ SATILIK 56 CHEVY Gönderen : Turgay - 16/01/2008 02:15 Arkadaþlar satýlýk bir 56 chevy resmi buldum ama çeþitli nedenlerden dolayý burada yayýnlamak istemiyorum. Ýlgilenen arkadaþlar buraya cevap olarak

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! On5yirmi5.com Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! Üniversitelerin açılmasıyla birlikte geçen hafta İstanbul Polisi, Beyazıt ve Beşiktaş'ta bir dizi korsan fotokopi baskını gerçekleştirildi.

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

LOGO. Özel Dedektiflik Eğitimi Kocaeli Üniversitesi Hereke Ö.İ.U. MYO İsmail Yetimoğlu w w w. d e d e k t i f. o r g. t r

LOGO. Özel Dedektiflik Eğitimi Kocaeli Üniversitesi Hereke Ö.İ.U. MYO İsmail Yetimoğlu w w w. d e d e k t i f. o r g. t r LOGO Özel Dedektiflik Eğitimi Kocaeli Üniversitesi Hereke Ö.İ.U. MYO İsmail Yetimoğlu w w w. d e d e k t i f. o r g. t r EĞİTMEN İSMAİL YETİMOĞLU Özel Dedektifler Derneği Başkanı Uluslararası Özel Dedektifler

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu - Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

yaşam boyu bağlanırsanız.

yaşam boyu bağlanırsanız. Size nasıl tarif etsem ki... İlk görüşte âşık olmak gibi bir duygu. " İşte bu benim aradığım kadın," dersiniz ya, işte öyle bir şey. Önce teknenize âşık olacaksınız sonra satın alacaksınız. Eğer sevmeden,

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΑΝΩΤΕΡΗΣ ΚΑΙ ΑΝΩΤΑΤΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΥΠΗΡΕΣΙΑ ΕΞΕΤΑΣΕΩΝ ΠΑΓΚΥΠΡΙΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ 2013

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΑΝΩΤΕΡΗΣ ΚΑΙ ΑΝΩΤΑΤΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΥΠΗΡΕΣΙΑ ΕΞΕΤΑΣΕΩΝ ΠΑΓΚΥΠΡΙΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ 2013 ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΑΝΩΤΕΡΗΣ ΚΑΙ ΑΝΩΤΑΤΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΥΠΗΡΕΣΙΑ ΕΞΕΤΑΣΕΩΝ ΠΑΓΚΥΠΡΙΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ 2013 ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 10 Ιουνίου 2013 ΩΡΑ: 11.00 14.15 ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir. Şiirlerin

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Yaz l Bas n n Gelece i

Yaz l Bas n n Gelece i Emre Aköz Yeni Okur-Yazarlar ve Gazetelerin Geleceği ABD li serbest gazeteci Christopher Allbritton õn yaşadõklarõ bize yazõlõ medyanõn (ki bu tabirle esas olarak gazeteleri kastediyorum) geleceği hakkõnda

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ ΙV ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70013 Γ) HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK DİNLEYELİM

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

AYLIK BÜLTEN-MAYIS 2013 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI

AYLIK BÜLTEN-MAYIS 2013 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI AYLIK BÜLTEN-MAYIS 2013 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI OKUL KURUCUMUZ : ASİYE ÖZTÜRK OKUL MÜDÜRÜMÜZ : F.BİLGE ÖZALP ANAOKULU BİRİMİ ANAOKULU ÖĞRETMENLERİMİZ : TÜLAY DÖNMEZ : NURCAN SAYIN : FATMA ŞAHAP BRANŞ

Detaylı

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden

Detaylı

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni Sayı:1 Nisan 2015 1 KİTAP VE KÜTÜPHANENİN ÖNEMİ 3 2014-2015 KÜTÜPHANE ORYANTASYONUMUZ 5 KÜTÜPHANEMİZ 8 OKUMA ŞENLİĞİMİZ 10 BRITANNICA ONLINE 12 SEVİM AK

Detaylı

İngilizce nasıl öğrenilir?

İngilizce nasıl öğrenilir? 1/5 İngilizce nasıl öğrenilir? İlk önce Yabancı dil nasıl öğrenilmez? sorusu ile başlayalım mı? Gramer çalışarak yabancı dil öğrenilemez. Neden mi? Şu cümleye bir bakın: Sorular çalıştıklarınızdan mı çıktı?

Detaylı

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR!

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! Şehir ve Medeniyet İÇGÜDÜSEL DEĞİL, BİLİNÇLİ TERCİH: ŞEHİR Şehir dediğimiz vakıayı, olguyu dışarıdan bir bakışla müşahede edelim Şehir denildiğinde herkes kendine göre bir

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı