%XUMXYD LNWLGDU Q. VHQGURPX. UW NDG Q.

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "%XUMXYD LNWLGDU Q. VHQGURPX. UW NDG Q."

Transkript

1 AKP Hükümeti, Kürt halkının mücadelesine karşı şovenist olduğu kadar dinci-gerici bir çığırtkanlığa da daha yoğun olarak başvurmaya başladı; son dönemde şovenizm, dinci-gericilik ve erkek egemenciliğinin daha rezilce kombinasyonlarını yapıyor.o zaman burjuvazinin "3K" sendromunun derinleştirilmesiyle kalmayıp, en eski göz ağrısı olan komünizmin "K"sı sendromunu da büyütmenin zamanıdır sosyalist mokrasisi Bugün, işçi sınıfının tarihsel mücadele kazanımları büyük ölçüde silinerek adeta 19. yüzyılın ilk yarısındaki durumuna itilmeye çalışılmaktadır. İşçiler için burjuvazi ve mali oligarşisinin kör ve yıkıcı kuvvetlerine karşı sınıfsal-toplumsal korunma ve güvence mücadelesi, bir kez daha, ücret mücadelesinin bile önüne geçen, yakıcı bir sorun, bir varlık-yokluk sorunu haline gelmektedir. 8 İşçiler ölüyor, sermaye büyüyor. İşçiler ölüyor, sakat kalıyor, hastalanıyor; alçak patronlar böyle semiriyor. Katil sermaye! İşçiler patronlara karşı kendisini savunmak, emeğini korumak zorundadır. İşçiler adına, işçiler için, bunu bizim yerimize kimse yapmaz. Biz nerede, hangi sektörde, hangi işyerinde çalışıyorsak oradan mücadeleye başlamalıyız. Diğer işçi arkadaşlarımızı bilinçlendirmeliyiz. Yeter ki, biz işçiler işin peşini bırakmayalım, başaramayacağımız iş yoktur! 9 Erdoğan da küresel neoliberal demokratik teamül gereği, Dersim katliamı için "velev ki" özür diledi. Bunu, "böyle bir literatür varsa" diye, küresel tekelci kapitalist ve mali oligarşik yönetişim trendini referans göstererek yaptı. İkincisi, CHP'nin Dersim kriziyle çalkandığı bir sürece denk getirme burjuva ultra pragmatizmiyle, CHP faresiyle kedi gibi oynamak fırsatçılığıyla yaptı. Üçüncüsü, Dersim'de katledilenlerin Kürt, Zaza ve Alevi kimliklerini söz konusu dahi etmeden, Necip Fazıl Kısakürek'in bir kitabına referansla "din mazlumları" diye yine katliamı dinle dolandırarak yaptı. Yani katliamı kemalist laikçiliğe havale ederek, bunun karşısına adını bile anmadığı Kürt, Zaza ve Aleviliği değil, egemen din ve mezhebi de el çabukluğuyla dahil ederek, neoliberal dinciliğin sırtını sıvazlayarak yaptı. Tam da neoliberal post modern burjuva demokrasisinin kitabına uygun olarak! 12 Sokak sanatı/sanatçıları dünyanın diğer ülkelerinde kültür olarak kabul görmüş olsa da Türkiye'de henüz çok yeni. Bugünlerde sokak sanatçıları için sokağı yakalamak pek mümkün görünmüyor. Ankara'da zabıta ile yaşanan "tezgah kavgası" sonrası Kızılay'da tezgahlar kapandı. Bu durum sokak sanatçılarına da yansıdı. 14

2 2 SES, Eğitim-Sen, BTS, Haber-Sen, İHD Adana Şubesi yönetici ve üyeleri ile İşçi Meclisi okurları olarak 10 kişilik bir grupla 5 Kasım günü deprem merkezi Van Erciş bölgesine gitmek üzere yola çıktık. Bu bayramı Erciş halkıyla birlikte geçirmek, acılarını paylaşmak istedik. 6 Kasım günü yol boyunca Van Gölünün muhteşem manzarasını izleyerek Pazar sabahı saat 07:00 gibi Erciş'e ulaştık. Deprem bölgesi Erciş'te tüm sokaklar, caddeler pislik içindeydi. Bayramın ilk gününde Erciş halkı AKP Belediyesinin kurduğu ekmek alma yerinde sabahın ayazında bir ekmek için uzun kuyruklar oluşturmuşlardı. Depremin ardından 15 gün geçmesine rağmen yıkıntılar olduğu gibi duruyor, sokaklarda karşılaştığımız kişiler boş gözlerle, ne yapacağını bilmeden dolaşıyordu. Zilan Park içerine kurulan SES, TTB Diyarbakır Belediyesi Sağlık Merkezine vardığımızda gönüllü olarak gelen sağlık ekibi sabahın ayazında çorba hazırlığı yapıyorlardı. İlk olarak SES ve TTB olarak gönüllü çalışma yürüten sağlık ekibiyle tanıştık. Bizlere kağıt tabaklarda çorba ikram ettiler. Kısa bir tanışma sohbetinin ardından kurulan çadıra geçtik. SES genel merkezinden gelen gönüllü arkadaşlar bizleri karşıladı. Bizle beraber aynı gün Cizre Belediyesinden gönüllüler de gelmişti. Çay eşliğinde kısa bir tanışma faslı oldu. Sonrasında Van 100.Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Ali bize kısa bir bilgilendirme yaptı. Ali: Depremin ilk gününden beri buradayım. İlk günden itibaren devlet tarafından hiçbir yardım gelmediği gibi devlet tarafından dışlanan bir bölge. İlk günlerde basın dahi buraya gelmedi. Basına yansıdığı gibi kurtarma çalışmaları yapmadı. 3-4 gün önce bile hala burada insanlar kurtarıldı. Hatta üçüncü günde bizi buradan kaldırmak istediler. Burada halk iki gruba ayrılmış durumda. Birinci grup bir yandan dışarıya göç eden, bir tarafta ise devlet yanlısı halk var. İlk günden beri burada kriz masası kuruldu. 1000'in üzerinde ölümler var. Deprem bölgesi Erciş'te yıkılan ev sayısı çok. Van'da 6-7 ev yıkıldı ama köylerde basına yansıyan kısımdan çok daha fazla yıkımlar var. Cizre belediyesinden çalışan bir işçi: Deprem günü gece 2-3 gibi Erciş'e geldik. Devlet tarafından çalışmalarımız sürekli engellendi. Biz de telsizlerimizi sürekli açık tutarak kendimize iş çıkarıyorduk. Anadilde sağlık Devletin Ana Sağlık Merkezine günde 4-8 hasta başvururken SES, TTB ve Diyarbakır Beleyesi Sağlık Merkezine günde ortalama 400 hasta başvuruyor. Buraya gelen hastalar başta anadilde sağlık hizmeti gördükleri ve daha nitelikli hizmet aldıkları için tercih ediyor. Annelerin deprem sonrası sütleri kesilmiş. Çok iyi donatılmış ilaç konteynırı mevcut sağlık merkezinin. Burada çok iyi olmasa da iyi denilecek şekilde sistem otutturulmuş. Döneceğimiz gün 30 kişilik bir gönüllü grup geldi. Birlikte geldiğimiz 2 sağlık işçisi arkadaşı görev almaları için sağlık merkezine bırakarak en çok yardım bekleyen Çelebibağı Belediyesi ile BDP Belediyeleri Afet Destek Noktasına geldik. Burada bizi koordinasyondan sorumlu bir arkadaş karşılayarak kısa bir bilgi verdi. 7 komisyon oluşturmuşlar öncelikle. Mahalle, halkla ilişkiler gibi. İlk etapta ne yapacağımızı bilmeden etrafımıza baktık. Bizden önce Diyarbakır'dan bir grup gelmiş, buradaki birtakım işleri (dağıtım vs.gibi) onlar üstlenmiş. Önce burada bulunan Diyarbakır grubuyla ortak nasıl bir çalışma yürütebileceğimizi konuştuk. Gelen yardımlar çok dağınık üst üste istif edilmiş. İlk önce gelen yardımlardan giyecekleri, erzakları, çocuk mamalarını ve bezlerini, ayakkabıları sınıflayarak tanzim ettik. Dağıtım yapılacak ana depoya taşınmak üzere hazırladık. Bu arada da Diyarbakır grubuyla kolektif bir çalışma grubu olduk. Yerel gençlikle mola aralarında sohbet ederek tanıştık. Çalışma grubumuzun içerisinde tanıştığımız gençlerden biri de Ceylan Önkol'un abisiydi. Kısa bir öğle yemeğinin ardından tekrar işe koyulduk. Bu kez biraz daha organize çalışıyorduk. Hem sohbetlerle, çalışma gurubuyla dostluklar artıyor hem de neyin nerde olduğunu öğreniyorduk. Yorucu bir günü sonunda akşam olmuştu. Aş evinden gelen akşam yemeği için çağrı yapıldığında biz elimizdeki işleri bırakmak istemiyorduk. Ancak hava kararmıştı, bir de akşam soğuğu bıçak gibi kesiyordu. Mecburen işi bıraktık yemek yemeye gittik. Akşam yemeğinin ardından yerel gençlik bir bidon içerisinde ateş yaktı. Ateş etrafında sohbetler başladı. Çay eşliğinde Kürtçe şarkılar da. Gençlikten biri Kürtçe şarkısını söylerken biri Kürtçe rap söyledi. Hava soğuktu ama dostluk çok sıcaktı. Sakarya, Kars, Van üniversite öğrencilerinin okullarını bırakarak yardıma geldiklerini öğrendik. Uzun yolun üzerine bir de çalışma olunca oldukça yorulmuştuk. Akşam kalacağımız çadırlar gündüz yağan yağmurdan ıslanmıştı. Bizden gelen bir arkadaşın Tatvan'da oturan akrabalarında geceyi geçirdik. İkinci gün sabah 06:00'da kalktık. Kahvaltının ardından Erciş'e geri gelerek dağıtım yapılacak gruba dahil olduk. Adana grubu olarak ikiye ayrıldık. Bir grup köylere dağıtıma gidenlere bir grup olarak da mahalle dağıtımlarına çıktık. Dahil olduğumuz grupla Çelebibağı beldesine bağlı Cumhuriyet mahallesine dağıtıma çıktık. Kamyonla tek tek evleri dolaşarak 150'nin üzerinde eve geceden hazırlanan erzak ve battaniyeleri dağıttık. Her eve uğradığımıza bahçelere halkın kendi imkânları ile brandalarla çadır kurduğunu gördük. Kızılay çadırları çok azdı. Erciş'i depremden daha çok yoksulluğun vurduğunu girdiğimiz evlerde gördük. Sabah çıktığımız dağıtım akşam 16:00 gibi bitti. Akşam tekrar Çelebibağı Belediyesi ile BDP Belediyeleri Afet Destek Noktasına döndük. Akşam raporumuzu hazırlayarak bulunduğumuz afet destek noktasına teslim ettik. Raporumuzda eksikleri ve yaşanan olumsuzlukları belirterek, bundan sonra gelecek gönüllülerin daha iyi çalışabilmesi için alınacak önlemler ve yapılacak organizasyon önerilerinde bulunduk. Gece ana depoyu, diğer depoları, aş evlerini gezdik. Devlete ait binalarını çok sayıda asker ve polisin koruduğu gördük. Erciş'te sarsıntılar devam ediyor. Gittiğimiz gün hafif sarsıntılar olurken ikinci gün 4,6 ölçekli bir sarsıntı oldu. Erciş sokakları ilk gün çöpten ve pislikten geçilmiyordu. Bizim geldiğimiz sabah Diyarbakır Belediyesi temizlik işçileri de gelmişti. Tüm sokaklar ve caddeler Diyarbakır Belediye işçileri tarafından temizlendi. Avea, Turkcell, Ziraat Bankası kuruluşlar da gezici para makinelerini de getirmeyi ihmal etmemişler! Hemen yanında Enkaz No:32 Emrah Apt. yazılı tabela var. 14 katlı bina yerle bir olmuş, kurtulan var mı bilinmiyor. Dağlarda ovalarda zincirlerini kır Bayramın ikinci günü dağıtım ekipleri akşam yemekte buluştuk. Bugün işe yarar bir şeyler yapmanın gönül hoşluğu ile hep birlikte yemekler yenildi. Ankara'dan 3 kişilik bir grup da gelmişti. Hep beraber yakılan ateş etrafında sohbetlerimiz yaptık, çaylarımızı içtik. Gece boyunca Diyarbakır grubu Kürtçe ve Türkçe şarkılar, marşlar söylerken yerel gençlik de onlara eşlik ettiler. Bir marş oldukça anlamlıydı. 30 yıl öncesine dayanan PKK'nin ilk kurulduğu yıllardan bir marştı bu. "Dağlarda ovalarda zincirlerini kır da gel". Şarkılar, marşlar gece boyunca sürdü. Gece saat 02:00 sularında yatmak için çadırlarımıza geçtik, ama sohbetler burada da devam etti. Üçüncü gün sabah Sağlık Merkezinde kahvaltımızı yaptıktan sonra ana depoya gittik. Burada gelen erzakları depolara taşıma işlerine yardım ettikten sonra erzakları ayrıştırarak dağıtıma hazırladık. Saat öğlen 12:30 olmuştu. Yapacağımız işi bitirdikten sonra dostlarla vedalaşmak üzerek konumlandığımız Çelebibağı Belediyesi ile BDP Belediyeleri Afet Destek Noktasına döndük. Ayrılık zordu. Diyarbakır grubuyla iyi bir ekip olmuş, yerel gençlikle gönül bağını geliştirmiştik. Vedalaşma abartısız 1 saat sürdü. Biz dönüyorduk ama yüreğimiz Erciş'te kalıyordu. Kaldığımız 2.5 gün boyunca Erciş'e bağlı Çelebibağı Belediyesi ile BDP Belediyeleri Afet Destek Noktasında görev aldık. Bulunduğumuz yerde yapılacak çok iş olunca çevre köylere ve Van merkeze gitme imkânımız olmadı. Dolayısıyla çok fazla gözlem de yapamadık. Ancak şu da gerçek ki devlet Erciş'te yok. Burada başta Diyarbakır Büyükşehir belediyesi olmak üzere Nusaybin Belediyesi, Silvan Belediyesi, Cizre Belediyesi, Batman Belediyesi Sağlık ekibi gece gündüz çalışma yürütüyorlar. Geleceğimiz gün Batman TTB odası çalışanları geldi. Deprem merkezi Erciş ve Van merkezde görev alacak gönüllülere çok ihtiyaç var. Özellikle çadıra ve sağlık ekiplerine, öncülere daha çok ihtiyaç var. Buradan Adana ve Diyarbakır grubu dostlara, yerelden tanıştığımız tüm yürek dostlarına sevgiler. Adana'dan İşçi Meclisi okurları İşçi Meclisi - Yerel Süreli Siyasi Dergi - Sayı:16 - Fiyat: 1 TL Pina Basım Yayım San. ve Tic. Ltd. Şti. adına sahibi Hüseyin Kezik Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ali Filizler Adres: Bereketzade Mah. Büyükhendek Cad. Portakal Sok. No: 2/11 Beyoğlu/İstanbul Tel: Hesap No: İş Bankası Koca Mustafapaşa Şubesi Baskı: Özdemir Matbaası Adres: Davutpaşa Cad. Güven Sanayii Sitesi C Blok No:242 Topkapı/İstanbul Tel:

3 Şovenizm, dinci-gericilik ve erkek egemenciliği, burjuva gerici sınıf egemenliğinin bileşenleridirler. Bunlar işçi sınıfı ve ezilen cins, ezilen ulus mücadelelerine karşı kitlelerin en ilkel ve geri korku ve saldırganlıklarının kışkırtılmasında, burjuva politika ve egemenlik araçları olarak kullanılır. AKP Hükümeti, Kürt halkının mücadelesine karşı şovenist olduğu kadar dinci-gericilik çığırtkanlığına da daha yoğun olarak başvurmaya başladı; son dönemde şovenizm, dinci-gericilik ve erkek egemenciliğinin daha rezilce kombinasyonlarını yapıyor. Erdoğan ve bakanları son dönemde Kürt yurtseverlerin "Müslüman olmadığı, Zerdüşt olduğu" türünden dincigerici propagandayı iyice yoğunlaştırdı. Türk burjuva şoven ve dinci-gerici medyasında, KCK operasyonlarında tutuklananların, "Müslüman olmadığı, Kürtleri Zerdüştlüğe geçirmek için zor kullandıkları" türünden iğrenç bir dinci-gerici propaganda, KCK operasyonlarının yarattığı hoşnutsuzluğu tamponlamak, kitlelerin en ilkel ve gerici içgüdülerini körükleyerek Kürt düşmanlığını rasyonalize etmekte kullanılıyor. Bununla da kalmıyor. Kürt halkının mücadeledeki önemli demokratik kazanımlarından olan, Kürt kadınların mücadeledeki yeri ve öne çıkışını hedefe çakan iğrenç bir erkek-egemenci propaganda el altından yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Komünistlerin, devrimcilerin, demokratların, muhaliflerin "kadın ve çocukları kullandıkları, devlete karşı öne sürüp kalkan olarak kullandıkları" türünden beylik gerici lâfebeliği giderek daha sık biçimde kullanılıyor. Burjuva devlet ve hükümet, Kürtlere ve kadınlara baskı ve saldırganlığın yanında Alevileri de boş bırakmıyor. AKP Hükümeti, referandum ve seçimlerden itibaren, dinci-gerici medyanın Alevi avcılığı kampanyalarının eşliğinde devlet bürokrasisi ve kurumları içindeki Alevilere karşı bir operasyon yürütüyor. Dinci-gerici medya ordu, polis, bürokrasi içinde sanki çok Alevi varmış da "Aleviler devleti ele geçirecekmiş" gibi abartılı bir kampanya yürütüyor, tek tek bürokrasi ve kurumlar içinde Alevileri hedef gösteriyor, çok geçmeden Hükümet de hedef gösterilenleri görevden uzaklaştırıyor! Dinci-gerici bir burjuvanın "Mihri Belli'nin cenazesini şeytan kaldırdı" sözlerinin dinci-gerici medyada manşet olması, öldürülen Alevi gerillalara dönük "teröristin cenazesi cem evinden kalktı" başlıkları, ölen Alevi askerlerin ailelerine bile zorla Sünni cenazesi yaptırılması, bu saldırganlığın örnekleri Erdoğan, Dersim katliamı tartışmasını İşçi sınıfı, ezilen ulus, ezilen cins, ezilen mezhep ve dinci gericilik sorunlarının çözümünü birey ve grupların alt kimliklerinin özerkliğinde gören liberal çoğulcu demokratizmden köklü bir biçimde ayrışır. Şovenizm, erkek egemenciliği ve dinci-gericiliğe karşı mücadeleden çekinerek bu alanlarda kendine düşen görevi unutmaz. da şovenizm ve dinci gericilik ağlarına dolayarak tanınmaz hale getiriveriyor. Kılıçdaroğlu'na "Sen Tuncelili değil misin, aşiretini söyle, mensubu olduğun dini söyle" diye tepiniyor. Kılıçdaroğlu'nun yanıtı da aynı telden: "Başbakan ayrımcılık yapmaktadır. Sayın başbakanın zihin haritası Ermeni diasporası ile aynı paraleldedir." İşte size burjuva partiler arasında Dersim katliamı tartışmasının mahiyeti ve düzeyi! Katliamın suçunu her biri diğerinin tarihsel öncüllerinin üzerine atarak pek bir üzüntüler dile getirirken, katliamı nasıl perdeleyip şovenizm ve dinci gericilik sosuna bulayarak servis ettiklerinin kısa bir özeti! İşçi sınıfının görevi Ve tüm bunlar, bir kez daha, tıpkı ezilen ulus, ezilen cins sorunları gibi dinci-gericilik sorununda da, işçi sınıfının burjuva sınıf egemenliğine karşı sosyalist devrimci demokrasi mücadelesinin, bu eksenden demokratik eğitim ve mücadelesinin yakıcı önemini, yakıcı görevini ortaya koyuyor. Burjuvazinin çözülen önceki tekçi egemenlik biçimini, tek ulus, tek cins, tek dinciliğin her birini diğeri ile takviye ederek sürdürmeye ya da neoliberal çoğulculuk ile iç içe geçirerek yeniden üretmeye çalışması, demokrasi mücadelesinin önemini azaltmaz. Tam tersine burjuva sınıf egemenliğinin eski Komünistler ve sınıf bilinçli işçiler, ezilen ulus, ezilen cins, ezilen mezhep ve din-gericilik sorunlarında tekçi egemenliğe karşı mücadeleyi, neoliberal burjuva demokrasisine karşı ve onu yıkma mücadelesi temelinden, sosyalist devrimci demokrasi mücadelesi ekseninden ele almalıdır. biçimlerine olduğu kadar, tüm yeni biçim ve bileşimlerine karşı sosyalist devrimci demokrasi mücadelesi yakıcı görevini ortaya koyar. İşçi sınıfı, ezilen ulus, ezilen cins, ezilen mezhep ve dinci gericilik sorunlarının çözümünü birey ve grupların alt kimliklerinin özerkliğinde gören liberal çoğulcu demokratizmden köklü bir biçimde ayrışır. Şovenizm, erkek egemenciliği ve dinci-gericiliğe karşı mücadeleden çekinerek bu alanlarda kendine düşen görevi unutmaz. İşçileri ürkütmemek, kaçırmamak, tedirgin etmemek gibi sefil ve soysuzlara yaraşır bir hesaplılıkla davranan küçük burjuvanın ya da liberal aydının fırsatçılığına ve ikiyüzlülüğüne de düşmez. Bugün Kürt ulusal hareketi, Türkiye burjuvazisi, devleti ve hükümetinin en pervasız biçimde kullandığı dinci-gericilik kartına karşı mücadele etmekle birlikte; bunu dinle uzlaşarak ve liberal reformist bir din anlayışı ile yapmaktadır. Orta sınıftan kadın hareketleri, ezilen cins sorununun da önemli bir bileşeni olan dinci-gericiliğe karşı mücadele etmekle birlikte; ufku liberal-demokratik bir din anlayışının ötesine pek geçmemektedir. Diğer yanda ise sınıfı zehirlemek üzere dinci-gericiliğe muhalefet adı altında toplaşmış ulusalcı, Kemalist, sosyal şoven laikçilik anlayışları vardır. Sonuç, Burjuvazinin "3K" sendromunun derinleşmesiyle de kalmayıp, en eski göz ağrısı olan komünizmin "K"sı sendromunu da büyütmenin zamanıdır. 3 "bu görevin de işçi sınıfının bağımsız sosyalist devrimci ideolojisi, siyaseti, örgütlenmesi ve mücadelesinin omuzlarında olduğu" anlamına gelmektedir. Bir "K" daha lazım! Küresel tekelci kapitalizmin mali oligarşik egemenliği koşullarında, din sorununun burjuva demokratik çözümünün olanak ve sınırları daralmıştır. Bu, örneğin Türkiye'de Diyanet kaldırılsa ve din zorunlu ders olmaktan çıkartılsa bile -demokratik mücadele talepleridir-, dinin ve dinci-gericiliğin bin bir bağla bağlanmış ve kaynaşmış olduğu sermayenin egemenliğinin bir biçimi ve bileşeni olmaktan çıkmayacağı anlamına gelir. Dine ve dinci-gericiliğe karşı mücadele her zamankinden fazla onun burjuva sınıf ve sermaye temeline karşı mücadele koşuluna bağlı hale gelmiştir. Burjuva sınıf egemenliğin yıkılması ve tüm sermaye ilişkilerinin kaldırılması ise her türlü dinsel ayrımcılıktan başlayarak ve onunla iç içe her türlü dinin ve sosyal gericilik biçimlerinin ortadan kaldırılmasının, sönümlendirilmesinin olmazsa olmaz koşuludur. Sosyalist devrimci işçi sınıfı, bugünün dinci-gericiliğine karşı mücadele görevinin üstünden atlamadan, tam tersine, özellikle de ezilen ulus ve ezilen cins mücadelelerini bastırma ve engellemede dinci-gericilik sopa ve çığırtkanlığının kullanılmasına karşı da özel bir hassasiyet ve enerjiyle, bu eksenden mücadele edecektir. Evet, burjuvazinin sınıf egemenliğinin tek ulus, tek cins, tek din vb. tekçi biçimleri, emperyalist kapitalizmin içsel dönüşümüyle, sarsıntılarla, mücadelelerle çözülüyor, çözülmeye devam edecek. Komünistler ve sınıf bilinçli işçiler, ezilen ulus, ezilen cins, ezilen mezhep ve din-gericilik sorunlarında tekçi egemenliğe karşı mücadeleyi, neoliberal burjuva demokrasisine karşı ve onu yıkma mücadelesi temelinden, sosyalist devrimci demokrasi mücadelesi ekseninden ele almalıdır. Burjuvazinin "3K" sendromunun derinleşmesiyle de kalmayıp, en eski göz ağrısı olan komünizmin "K"sı sendromunu da büyütmenin zamanıdır.

4 4 Dev Sağlık-İş Sendikası, "İnsanca asgari ücret istiyoruz" şiarıyla başlattığı kampanyaya ilişkin birçok ilde açıklamalar yaptı. İşsiz ve güvencesiz öğretmenler Ankara'da Ücretli öğretmenliğin kaldırılması, tüm öğretmenlere kadro ve güvence sağlanması talepleriyle örgütlenen ataması yapılmayan ve güvencesiz öğretmenler 26 Ağustos'taki eylemin ardından yine Ankara'daydı. Yaklaşık 60 ilden Ankara'ya gelen 1500'den fazla öğretmen 19 Kasım sabah 09.30'da Demirtepe Köprüsü'nün altında bir araya geldi. "Kadrolu atama, güvenceli çalışma", "Güvenceli iş güvenceli gelecek istiyoruz", "Susma haykır, atama haktır", "Ücretli köle olmayacağız", "Öğretmenler işsiz, okullar öğretmensiz", "AKP'den hesabı öğretmenler soracak", "11 bini aldınız, 44 bini çaldınız", "KPSS mezara, öğretmenler okula" sloganları ve dövizleriyle yürüyen öğretmenlerin coşkulu kortejine Ankaralılar da alkışları ile destek verdi. Özellikle güzergah üzerindeki dershanelerin öğrenci ve öğretmenlerinin sloganlara eşlik etmesi dikkat çekti. Öğretmenlerin yürüyüşü Güvenpark girişinde polis tarafından kesildi. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in "O öğretmenler hiçbir şekilde bakanlığın bahçesine girmeyecek" talimatı vermesi nedeniyle durdurulan öğretmenler, uzun bir süre boyunca bakanlığa gitmek için ısrar etti. Saatler süren bekleyişin ardından 81 Sendikal Güç Birliği Platformu, kıdem tazminatının gasp edilmemesi, insanca yaşanacak asgari ücret, gelir vergisinin yüzde 15 olarak sabitlenmesi ve demokratik bir anayasa talebiyle topladığı 75 bin imzayı Meclis'e gönderdi. ili temsilen 200'e yakın temsilci Milli Eğitim Bakanlığı'na gidebildi. Milli Eğitim Bakanlığı bahçesinde yapılan açıklamayı İstanbul Ataması Yapılmayan Güvencesiz Eğitimciler Meclisi'nden (AYGEM) Yasemin Çim okudu. Ataması yapılmayan 300 bin öğretmeni temsilen Ankara'ya geldiklerini söyleyen Çim, eğitim fakültelerinden mezun olmalarına ve diploma almalarına karşın KPSS'ye tabi tutulduklarını ve 11 bin gibi sınırlı atamalarla karşılaştıklarını belirtti. Çim, sosyal güvenceden yoksun, dershanelerde ya da devlet okullarında ücretli öğretmelik yapmak zorunda kaldıklarını ifade etti. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in Atanmayan öğretmen gibi bir uyduruk sorun yarattılar" sözüne de tepki Galatasaray Lisesi önünde toplanan Platformu bileşeni sendikalar Taksim Meydanı'na yürüdü. "Sendikalaşma nedeniyle işten atmaları kınıyoruz", "Kıdem tazminatımıza dokundurtmayız" pankartlarını açan işçiler, "İnsanca yaşamak istiyoruz", "Zafer direnen emekçinin olacak", "Birleşe birleşe kazanacağız", "Hak verilmez alınır zafer sokakta kazanılır" şeklinde sloganlar attı. Kortejlerden en çok, "Kumlu gidecek başka yolu yok", "Suskun Türk-İş istemiyoruz", "Türk-İş uyuma işçiye sahip çık" sloganları atıldı. Eyleme TÜMTİS, Tez-Koop-İş, Belediye-İş, Harp-İş, Tek Gıda- İş, Hava-İş, Yol-İş, TGS, Selüloz- İş, Petrol-İş sendikaları katılım sağladılar. Taksim Meydanı'nda Sendikal Güç Birliği Platformu adına basın açıklamasını Tez-Koop-İş Sendikası İstanbul 5 Nolu Şube Başkanı Rabia Özkaraca Över yaptı. Kıdem tazminatlarının fona devredilmesi ve yeniden yapılandırılmasına dair kanun tasarısının tüm çalışanların haklarını geriye götüreceğini vurgulayan Öven, "Kıdem tazminatımıza dokundurtmayacağız" dedi. gösterdi ve "2,5 milyon işsizin 300 bini öğretmendir. Yani her 8 işsizden birisi öğretmendir" dedi. "Bizim umutlarımızı hayallerimizi seçim meydanlarında kullanan siyasiler bizi çözümsüzlük sürecine mahkum etmiş ve 27 hayatın solup gitmense sebep olmuştur" sözlerini sarf eden Yasemin Çim, güvencesizliğin en acı deneyimini Van'da yaşadıklarını da hatırlattı. Maliye Bakanlığı'nın 2012 bütçesine göre 2012 atamalarında da adaletsizliğin süreceğini dile getiren öğretmenler; ücretli öğretmenliğin kaldırılması, yıl sonuna kadar 44 bin atama yapılması, kadronun ve güvencenin sağlanması ve atamalara 2012 bütçesinde yer verilmesi taleplerini sıralayarak eylemini sonlandırdı. Öven, temel ihtiyaç harcamalarına sürekli zam yapıldığını,ancak asgari ücretin küçük güncellemelerle geçiştirildiğini söyleyerek, asgari ücretin insanca yaşanacak bir düzeye çekilmesini ve asgari ücretten vergi kesilmemesini istedi. Öven açıklamasının devamında Türk-İş yönetimini eleştirdi. Türk- İş'in sendikal anlayışının değiştirilmesi için oluşturdukları Sendikal Güç Birliği Platformu'nun çalışmalarından Türk-İş yöneticilerinin rahatsız olduğunu belirten Öven, 8 Aralık'ta başlayacak olan genel kurula katılımlarının engellemek için Ankara dışında yer ayarlandığını, Başkanlar Kurulu'nun ise halen toplantıya çağırılmadığını açıkladı. Dersim'de Devlet Hastanesi Poliklinikler önünde bir araya gelen Dev Sağlık-İş üyeleri, "Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız. Ya siz?", "Tayyip sen yaşa 690 liraya", "Susma sustukça sıra sana gelecek" şeklinde sloganlar attı. Asgari ücretle yaşamaya mahkum edilmelerini protesto eden taşeron sağlık işçileri, "İnsanca yaşayacak asgari ücret istiyoruz" sloganıyla kampanya başlattıklarını duyurdu. Adana'da ise Dev Sağlık-İş ve SES ortak basın açıklaması düzenledi. Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi önünde toplanan sağlık emekçileri adına Dev Sağlık-İş Genel Örgütlenme Sekreteri Mustafa Hotlar açıklama yaptı. Asgari ücretin insanca yaşam koşullarına göre belirlenmesi gerektiğini kaydeden Hotlar, eğitim, sağlık, ulaşım ve barınma gibi temel hizmetlerin parasız olması gerektiğini vurguladı. İşçi ve emekçileri açlığa mahkum eden asgari ücreti ve çalışma koşullarını kabul etmeyeceklerini ifade eden Hotlar, herkesi sermayenin yararına emekçilerin zararına olan bu politikalara karşı mücadele etmeye çağırdı. Asgari ücretin belirleme toplantısının yapılacağı gün Ankara'da Çalışma Bakanlığı'nın önünde olacaklarını duyuran Hotlar, "En temel ihtiyaçlarımızı paralı hale getiren programları ve bizleri açlığa mahkum eden asgari ücreti kabul etmeyeceğiz" dedi. Dev Sağlık-İş üyesi taşeron sağlık işçileri, Ankara'da Hacettepe Üniversitesi Hastanesi, Samsun'da Gazi Devlet Hastanesi, Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi, Kocaeli'de Kocaeli Üniversitesi Hastanesi, Diyarbakır'da Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Çanakkale'de Çanakkale Devlet Hastanesi, Antalya'da Akdeniz Üniversitesi Hastanesi, Ağrı'da Ağrı Devlet Hastanesi, Ağrı Patnos Devlet Hastanesi, Hakkari'de Yüksekova Devlet Hastanesi, Mardin'de Kızıltepe Devlet Hastanesi önünde basın açıklamaları yaparak kampanyanın startını verdi.

5 Çapa'da sağlık emekçileri, 22 Kasım sabah 9.00'dan itibaren işyerlerindeki "GöREV" çadırlarının önünden harekete geçtiler. Hastane bahçesini defalarca dolaşan öğretim üyeleri, uzman hekimler, asistanlar, öğrenciler ve taşeron işçiler sağlıkta ve tıp eğitimindeki yıkıma karşı sloganlar attılar, alkışlı ve yuhalı protestolar yaptılar, özgün dövizleriyle öfkelerini ve mücadele isteklerini yansıttılar. AKP hükümetinin geceyarısı operasyonu ile Sağlık Bakanlığı'na bağlanan ve iş güvencesi dahil bütün kazanımlarını kaybetmekle karşı karşıya kalan her yaştan ve vasıftan sağlık emekçileri, yaptıkları konuşmalarda eylemlerin devam edeceği mesajını verdiler. Eylem sırasında 9 Eylül Üniversitesi ve Antalya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültelerinde de iş bırakıldığı duyuruldu. Sağlık emekçileri KHK geri çekilmediği takdirde süresiz genel grev de içinde olmak üzere bir dizi eylemle yanıt vereceklerini duyurdular. Eylem sırasında "Tıp Öğrencileri" imzalı "Şimdi bize ne olacak" ve "Çapa Öğrencileri" imzalı "Peki Türk hekimlerini kime emanet edeceğiz" pankartları taşındı. Taşeron işçiler güvenceli çalışma talebini ifade eden kendi pankartlarıyla eylemde yer aldılar. Eylemde "Sağlıkta ticaret ölüm demektir", "Sağlık haktır satılamaz", "Sağlık emekçilerine şiddete hayır", "Hocalarımızı geri istiyoruz", "Başka Cerrahpaşa, başka İstanbul Tıp yok", "Baba beni tıbba gönderme", "Beni kim muayene edecek" gibi döviz ve pankartlar taşındı. Fındıkzade'de her iki üniversite emekçilerinin buluşmasından sonra Çapa Tıp Fakültesi'ne dönüldü ve yürüyüş burada da devam etti. Eylem sırasında "Hastaneler halkındır satılamaz", "Sağlıkta ticaret ölüm demektir" "Sağlıkta yıkımı durduracağız" sloganları atıldı. "Sermayenin doktoru olmayacağız" sınırlı düzeyde atılan, fakat etkili sloganlardan biri olarak yükseldi. İstanbul Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Raşit Türkel'in okuduğu basın açıklamasında hastanelerin Sağlık Bakanlığı'na devredilmesiyle kar amaçlı kuruluşlar haline getirildiğine ve eğitim ve sağlığın düzeyinin düşürülmesine vurgu yapıldı. Daha sonra İTO Başkanı Taner Görgün söz aldı ve eylemin uyarı niteliğine işaret etti. SES Genel Başkanı Çetin Erdolu da yaptığı konuşmada mücadelelerinin süreceğini belirtti. Heyecan ve öfke her üç konuşmanın ortak yanını oluşturuyordu. Tıp öğrencileri adına konuşan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi Ahmet Gürbüz, tıp eğitiminin düzeyinin düşürüldüğünü ve mezuniyet sonrasında da mecburi hizmeti tamamlamadan diplomalarının verilmediğini, el koyulduğunu belirtti. Taş-İş-Der adına yapılan konuşmayı yapan kadın işçi Güneş Cengiz de en ağır ve pis işlerin kendilerine verilerek güvencesiz çalıştırıldıklarını söyledi ve güvenceli çalışma taleplerini ifade etti. Bir asistan hekimin Asistan Hekim Kurultayı Sonuç Bildirgesi'ni okumasının ardından İlkay Akkaya ve Grup Yorum'un türküleriyle eylem sona erdi Kasım günü Sinop'un Gerze ilçesinde yaklaşık on bin kişinin katıldığı mitingde Anadolu Grubu'nun Sinop, Gerze'de kurmak istediği kömürlü termik santral protesto edildi. Mitinge Türkiye'nin farklı il ve ilçelerinden yaklaşık on bin kişi katıldı. "Gerze'de Termik İstemiyoruz, Termiğe İnat Yaşasın Hayat" sloganlarıyla tepkilerini dile getirdi. Miting alanında, Hopa'da öldürülen Metin Lokumcu'yu selamlayan pankartlar da yerini aldı. Köylülerin ve Yeşil Gerze Platformunun kortejin önünde yer aldığı yürüyüşte coşku hakimdi. Yeşil Gerze Platformu (YEGEP) tarafından düzenlenen mitinge Yaykıl köylülerinin yanı sıra, ÖDP, TKP, EHP, Halkevi, Derelerin Kardeşliği Platformu, Karadeniz İsyandadır Platformu, Gençlik Muhalefeti, Yeşiller Partisi, Ekoloji Kolektifi, Greenpeace de yer aldı. Mitingde konuşan Gerze Belediye Başkanı Osman Belovacıklı, denizi, havası, suyu, insanları tertemiz olan Gerze'yi kirletmeye kasteden termikçi şirketi protesto ettiklerini belirterek "Halkımızın bu karalı direnişi olduğu müddetçe buraya termik santral yapamayacaklar. Mücadelemize katılan destek veren herkesi selamlıyorum" dedi. YEGEP Sözcüsü Şengül Şahin ise 3 yıldır Gerze'yi termik santral ile kirlettirmemek için gecelerini gündüzlerine kattıklarını vurgulayarak "Yaykıl köyünde her daim nöbete kalarak mücadele vermekteyiz. Mücadelemize üniversite öğretim üyelerinden, diğer termik santral karşıtı platformlardan, Derelerin Kardeşliği Platformu'ndan, Karadeniz İsyandadır Platformu'ndan, gençlik örgütlerinden, siyasi partilerden, sendikalardan, kitle örgütlerinden destekler geldi, hepsine teşekkür ederim. Biz de bu destek ve kararlılık olduğu sürece bu santrali kurdurmayacağız" diye konuştu. Yaykıl Muhtarı Ahmet Tiryaki, tüm ülke çapında gelen desteklerin kendilerine moral verdiğinin altını çizerek "Termik santrale karşı mücadelemizde ölmek var dönmek yok diyoruz. Termikçi şirket buraya santral yapamayacağını görsün ve defolup gitsin. Öyle üç beş kişinin tarlasını satın almak ile bu işin başarılamayacağını görsün, parayla emellerine ulaşamayacağını görsün" dedi. Liman direnişi 4 ayı devridi. Liman işçileri bir yandan işe iade davalarının sonuçlanmasını beklerken, diğer yandan 120 gündür süren onurlu direnişlerinin işe geri dönerek sonuçlanmasını istiyorlar. Direniş her türlü engeli dayanışma ve kardeşleşme duygusuyla aşmasını bildi. MIP patronunun işçileri bölme çabası boşa çıkarılması, ekonomik sorunlar, mevsim koşulları, ama en çok da sendikanın işçileri tatmin edecek bir duruş göstermemesi bu engellerin başında geliyor. Çadırın önüne konulan tenekede yakılan ateş sadece ısıtmıyor, süren onurlu direnişin de simgesi oluyor. Liman-İş Sendikası direnişe ilgisiz, görmezden gelen ve idareci bir tutumu var. Ancak, direnişteki işçilerin direnişi devam ettirmekteki ısrarları sendikayı da zorluyor. Ancak işçilerin giderek sabırlarının tükenmesi sendikayı giderek daha fazla zorluyor. İşçilerin taleplerini dile getirdikleri her an MIP patronunun ve ortaya çıkan teslimiyetçi sendikal gerçeğin teşhir olmasına neden oluyor. Patronun ve sendikanın işçilerin taleplerine karşı takındığı her yeni tavır işçileri birbirlerine yaklaştırırken, tek ve yegâne çözümün çadırın çatısı altında ortaya çıkacağı fikri daha bir bilince çıkarılıyor. Öneriler zenginleşiyor, "var mıyız arkadaşlar?", "hep birlikte miyiz!" çağrısı "sonuna kadar!" biçiminde cevap buluyor. Sendika ile patronun görüşmelerinden Aralık ayında 7, Ocak ayında 8 işçinin alınması, sonrasındaki 3 ay içinde de diğer işçilerin Taşeron Uğur-San adlı şirkette işe alınması için protokol imzalanacağı teklifi çıktı. Bunun koşulu ise çadırın kaldırılması. Sendika tarafından ileri bir kazanım olarak sunulmaya çalışılan bu durum işçiler tarafından kabul görmedi. 17 Kasım günü direnişçi işçiler ile, Liman-İş yöneticilerinin bir araya geldiği toplantıda bu teklif işçiler tarafından reddedildi. Sert tartışmaların yaşandığı toplantıda işçiler, direnişin sürmesinin ve kazanımla sonuçlanmasının sigortası olarak gördükleri çadırı net bir sonuç alana kadar kaldırmayacaklarını ifade ettiler. İşçiler teklifi ise 15 işçinin hemen, geriye kalan işçilerin ise yapılacak protokolün ardından 3 ay içinde taşerona değil MIP bünyesinde işe geri alınması. Bu sonucu alana kadar da çadırın kalkmayacağını net biçimde ifade eden işçiler, "kazanana kadar mücadeleye devam" diyorlar.

6 6 LabourStart Küresel Dayanışma Konferansı'na katılmak için ABD, Kanada, Ortadoğu ve Afrika başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden İstanbul'a gelen sendikacı ve emek dostları, Gebze OSB'deki GEA Klima önünde direnişte olan Birleşik Metal- İş Sendikası üyelerine dayanışma ziyaretinde bulundu. Burada açıklama yapan Birleşik Metal- İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, yüzde yüz Alman sermayesi olan GEA Klima'nın patronunun, Almanya'da olsa işçi kıyımı yapamayacağını belirterek "Türkiye'de böyle bir olumsuzluğun, pervasızlığın yaşanmasının nedeni sermaye ve iktidarın sendikal örgütlenmeye engel olmak için yaptıkları işbirliğidir" dedi. Türkiye'de işçilerin örgütlenmesinin önünde hukuki engellerinde olduğunu söyleyen Serdaroğlu, "Dünyanın hangi ülkesinde notere 50 Euro verip sendikaya üye olunuyor, kaç ülkede yüzde 10'lara varan iş kolu barajı söz konusu" diye sordu. GEA Klima şirketinin Çayırova Emniyet Müdürlüğü'ne hibe etmek üzere 10 bin 342 TL'ye 10 adet telsiz ve 10 adet kulaklık alarak "rüşvet" verdiğini hatırlatan Serdaroğlu konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ey devlet yetkilileri, ey parayla tutulmuş satılmış köpekler bizi yıldıramazsınız. Size bağırmaktan sesimiz kısıldı, ama mücadelemizi engelleyemeyeceksiniz. Bizler bu ülkede adaletsiz güce adalet öğretmeye kararlıyız. İşçinin alınterine göz diken hükümete adam gibi hükümet olmasını, alınterimizi sömüremeyeceğini öğretmeye kararlıyız." Serdaroğlu'nun ardından uluslararası sendikacılar birer konuşma yaptı. Uluslararası Metal Federasyonu (IMF) adına Kristyne Peter, GEA patronunun işçilere karşı tavrından dolayı çok öfkeli olduklarını söyledi. Yaşananların utanç verici olduğunu belirten Peter, GEA'nın işçi haklarını tanıyacağına dair konfederasyonları ile anlaşmalı olduğunu kaydetti. Peter ayrıca şunları söyledi: "GEA dünyanın değişik yerlerinde faaliyetlerini sürdürmek istiyorsa talebimize yanıt vermeli. Biz sadece bir ülkeden değiliz, dünyanın her yerinden olan işçileriz, güçlüyüz. Birleşen işçiler yenilmezler. Sen bu işçilerin haklarına saygı göstermek zorundasın." Uluslararası Gıda Federasyonu adına konuşan Kirill Buketor ise, "GEA güçlü görünüyor çünkü uluslararası ve parası var. Ama işçi sınıfı daha güçlü, çünkü biz daha çok ve güçlüyüz. GEA biz işçilere savaş açtı. Bu savaşı kabul ediyoruz" dedi. Adalet yoksa barış da yok" sloganı ile sözlerini noktaladı. Yaklaşık 50 ülkede üretim yapan GEA Klima Sanayi ve Ticaret, Almanya sermayesine ait bir şirket. Birleşik Metal-İş Sendikası Gebze Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulu olan GEA'da dönemi toplu sözleşme sürecinde tüm işçileri sendikaya üye yaptı. 6 Haziran'da 4 işçiyi ekonomik gerekçelerle işten çıkaran GEA patronu, 17 işçiyi daha teminatsız işten çıkardı. 19 Temmuz'da ise sabah işbaşı yapmaya gelen tüm işçiler fabrikaya alınmadı. Birleşik Metal-İş Sendikası'na üye olan 68 işçi fabrika önüne kurdukları çadırda direnişlerini sürdürüyor. Topkapı'da kurulu Art Aksesuar isimli fabrikada gasbedilen ücretleri için mücadele yürüten işçiler, patronun işten çıkarma saldırısı ile karşılaştılar. Bu saldırıyı protesto eden işçiler fabrika önünde bir basın açıklaması yaparak atılan işçilerin geri alınması ve ücretlerinin ödenmesi talepleriyle direnişe başladılar. Fabrika önünde "Kölece çalışmaya ve yaşam koşullarına hayır" pankartını açıp bir süre slogan atarak bekleyen işçiler etrafta bulunan işçilere yaptıkları eylemin içeriğini anlattıktan sonra basın açıklaması gerçekleştirdiler. Açıklamayı okuyan işten atılan ART işçilerinden Zeynel Nihadioğlu işçilerin sigortalarının yapılmadığı, ücretlerin geciktirilerek aylar sonra verildiği, iş kazalarının bol olduğu iş yerinde tam anlamı ile ortaçağ koşullarının hakim olduğunu söyledi. Nihadioğlu ayrıca "Evlerimizin kirasını ödeyemedik. Kredi kartı borçlarımızdan dolayı evlerimize icra geldi. Günde on buçuk saat her türlü sosyal güvenceden yoksun bir şekilde çalıştırıldık. Servis hakkımız bile yok. Bu ağır çalışma koşullarına karşı çıktığımız için, işten atıldık. Bizler işten atılan işçiler olarak işe geri alınıncaya kadar direnişimizi sürdüreceğiz. ART, Efe Galvano ve Emre Toka'da çalışan tüm işçi arkadaşlarımıza sesleniyoruz; 'Artk yeter' diyerek sesimizi yükseltelim." dedi. Açıklamanın ardından işçiler açtıkları pankartla fabirka önünde bekleyişlerine başladılar. Kısa bir süre sonra patron işçileri işe geri alacağına dair haber yolladı. Bunun üzerine işçiler işbaşı yaptı. Adana'da çeşitli firmalarda çalışan tekstil işçileri sendikasız sigortasız çalışmaya karşı bir kaç ay önce bir araya gelerek talepleri doğrultusunda çalışma başlattılar. Çalışma ayağının ilk halkalarından biri tek tek atölyeleri gezerek diğer işçilerle konuşmak, bildiriler dağıtmak oldu. Daha sonra Adana yerelinde çeşitli televizyon ve radyolarda çalışma koşullarının yaratmış olduğu sorunları ve taleplerini dile getiren programlar yapıldı. İşçilerin talepleri arasındaysa; sigortasız işçilerin sigortalarının yapılması, uzun çalışma saatlerinin düşürülmesi, esnek ve kötü olan çalışma koşullarının düzeltilmesi, sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması, iş güvencesinin verilmesi, ücretlerin işçilerin yaşayabileceği seviye getirilmesi, yemeklerin düzeltilmesi, işçilere servis hakkının tanınması yer aldı. 26 Kasım günü ise saat 15:00'de İnönü Parkı'nda bir araya gelen Tekstil İşçileri Dayanışma Platformu bileşenleri yaptıkları basın açıklamasıyla taleplerini bir kez daha haykırdılar. Yaklaşık 100 işçinin katıldığı açıklamada, işciler "Tekstilde sömürüye hayır", "Çok çalışıp az kazanıyoruz","tekstil işçisi köle değildir", "Sigortasız çalışmaya hayır", "Çalışma koşulları iyleştirilsin" ve "Biz çizgi film kahramanı değiliz" dövizleri açtı. Açıklama sırasında ise sık sık "Sigortasız çalışmaya hayır", "Sömürüye hayır" sloganları atıldı. Platform adına açıklamayı işçilerden Reşit Kaplan okudu. Açıklamada kısaca şu vurgulara yer verildi. Binlerce tekstil işçisi arkadaşımız uzun yıllardır sigortasız sendikasız çalışmaktadır, yurt genelinde 3 milyon 600 bin tekstil işçisinden yalnızca 600 bini kayıtlı çalışmaka kayıtlı işçilerinse yüzde 10'u sendikalı olarak çalışmaktadır. Sigortasızlığın kural haline geldiği tekstil atölyeleri, kendine has kurallara göre şekillenmekte haftalık 50 saatin üzerinde çalışma saatleriyle kendimize ve ailemize zaman ayıramamaktayız. Yemeklerimiz kötü ve düzensiz mesai saatlerimiz, çalışma koşullarımız kötü. İş kazalarının sık yaşandığı sektörümüzde sosyal güvenceye sahip değiliz çocuk ve kadın arkadaşlarımızın yoğun olduğu atölyelerde çalışma koşulları dahada ağırlaşmakta ve bizler çoğu aman asgari ücret dahi olmayan bir ücretin altında çalışmaya zorlanan işçiler olarak, yaşadığımız sorunlara kalıcı çözüm bulmak için bir araya geldik, 8 saat çalışmak, ailemize ve kendimize zaman ayırmak, sosyal güvencemizin olduğu çalışma yaşamı istiyoruz. İstediğimiz emeğimizin karşılığını alabilmek, üreten işçiler olarak emeğimizin üretimimizin karşılığını almak istiyoruz buradan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na çağrımız taleplerimize çözüm üretmeleridir. Bizler tekstil işçileri olarak kurduğumuz Tekstil İşçileri Dayanışma Platformu ile tüm bu taleplerimizin gerçekleşmesi için mücadele edeceğiz, haklarımızı almak için başlattığımız haklı mücadelemiz bundan sonrada sürecektir. Adana'da çalışan tüm tekstil işçisi arkadaşlarımızı platformumuza ve haklarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz. Adana Tekstil İşçileri Dayanışma Platformu

7 7 İşçilerin sermayenin kör terörüne karşı mücadelesi salt yoksullaşmaya karşı ücret mücadelesi ile sınırlı kalamazdı ve kalmadı. İşçilerin sendikal, sosyal, siyasal hak ve güvenceleri için, kazanımlarının yasal olarak tanınması için, siyaset alanında varolma ve bağımsız sınıf siyaseti için mücadeleleri biçiminde gelişti. Ancak bu gelişim kendiliğinden özsavunma mücadelelerin tek yanlı ve tedrici olarak siyasal mücadelelere evrilmesiyle de olmadı. Burjuvazinin büyük çaplı sermaye ve iktidar yoğunlaşmasının, her düzeyde sınıf karşıtlığını iç içe geçirmesi ve şiddetlendirmesi, büyüyen siyasaltoplumsal sorunlar ve özgürlüksüzlük, baskılar, krizler, savaşlar, yıkımlar, geleceksizlik, ekonomik olduğu kadar siyasal-toplumsal sarsıntılarla; işçi sınıfı içerisine Marksist fikirlerin ve sosyal devrim ve iktidar bilincinin taşınmasıyla, sosyalist özlem ve örgütlenmelerin yaygınlaşmasıyla da sıçramalarla, iki yönden gelişti. Bugün burjuvazinin son kalıntılarını da kaldırmakta ya da biçimsel varlığını bile fiilen işlevsizleştirmekte olduğu; 8 saatlik işgünü, kısmi iş güvencesi, kısmi işçi sağlığı ve korunması, kadın ve çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalışmasının yasaklanması, sosyal sigorta, emeklilik, toplu sözleşme ve grev, genel oy, burjuva demokrasisinin sınıf güçleri dengesine dayalı biçiminin tüm bu kısmi hak ve güvencelerinin her birinin arkasında, 100 yıllık, 150 yıllık, 200 yıllık sınıf mücadeleleri, işçi kalkışmaları ve devrimler vardır. Özellikle de 20. yüzyılın ilk yarısındaki Ekim Devrimi ve proleterya ve sosyalizm mücadeleleri dalgası vardır. Kapitalizmin işçi sınıfına vermek zorunda kaldığı emeğin kısmi korunması tavizleri, aslında işçi sınıfının devrimcileşmesi ve sosyalizm tehdidine karşı kendi sistemini koruma ve işçi sınıfını kapitalist sistem içinde tutma çabasından başka şey değildi. Ancak sosyal devrim hedefinden uzaklaşma ile bu kolektif hak ve mekanizmaların kapitalizmin yeniden üretimini sağlayan ve güvenceye alan burjuva devlet aygıtına bağımlı ve onun bir uzantısı olarak var olabilmesinin beslediği burjuva demokrasisi ve "sosyal devlet" reformizmi (burjuva meta, burjuva demokrasi fetişizmi) biri ötekini besleyen şeyler oldu. "İşçi hareketi üzerinde hegemonya kuran sosyal demokrasi, modern revizyonizm ve sendikalizmle karakterize olan reformizm, işçi sınıfını devrimci mücadeleden uzak tutma ve sisteme bağlama misyonunu yerine getirdi.( ) Sosyal devrim ve proletarya diktatörlüğü yerine reformizm, kapitalizmin siyasal, toplumsal, ekonomik tüm egemenlik biçimlerine komünizm ekseninden karşıtlık yerine güdük bir ekonomik-demokratik sınıf mücadelesi, sosyal reformist muhalefet anlayışı, sosyalist enternasyonalizm ve sosyalist dünya devrimi yerine ulusal dar görüşlülük ve sosyal şovenizm geçirildi." Geri bir ülkeden başlayan sosyalizm deneyiminde de, sosyalizmin inşasının ekonomik olduğu kadar siyasal ve toplumsal düzeyde de geri düzeyde kalması, kapitalizm tarafından çözülmemiş sorunlar tarafından geri çekilmesi ve büyük oranda onları çözmekle sınırlanması da bunda etkili oldu. Emeğin korunması da bunlar arasındaydı. Ekim Devrimi derhal 8 saatlik işgünü uygulamasından başlayarak, işsizliğin ortadan kaldırılması, çarlık rejimi altında dünyanın en ağır ve despotik olan çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, sağlık ve sosyal güvenlik organizasyonlarıyla emeğin korunmasında o dönem hiçbir kapitalist ülkede olmayan düzenlemeler gerçekleştirdi. Fark yalnızca iş saatlerinin şu kadar daha kısa olması, sağlık ve sosyal güvenlik organizasyonlarının şu kadar daha fazla olması değildi. Kapitalizmde işçi sınıfının tarihsel mücadele kazanımları burjuvazi ve devleti tarafından kabul edilmek zorunda kalındığında bile, bunlar yasalaştırılırken çarpıtılır, uygulamada binbir biçimde patronlar tarafından ihlal edilir ve işçilerin bu haklarını kullanması engellenir, sağlık ve sosyal güvenlik fonları da sermaye olarak kullanılır, ve en önemlisi bu haklar da işçilerin daha derin bir sömürüye katlanmasının ve bu haklardan yararlanan ve yararlanmayan işçileri bölmenin aracı olarak kullanılır. Sosyalizm deneyiminde emeğin korunması biçimsel-hukuki değil, işçi ve emekçilerin de devrimci inisiyatif ve denetimiyle fiilen uygulandı. Kapitalizm üzerinde yarattığı basınçla, onları da oflaya puflaya en isteksiz olduğu konulardan biri olan emeğin korunmasında arkasından gelerek -ve bugün halen tasfiye ede ede bitiremedikleri- çarpıtılmış düzenlemeler yapmak zorunda bıraktı. Ancak sosyalizm deneyimi de, emeğin korunmasında kaydedilen ilerlemelere karşın, bunlar hem oldukça sınırlı kaldı, hem de emeğin korunmasının ötesinde (işgücünün meta, insanın işgücü olmaktan çıkarılması) bir gelişmeyle iç içe geçirilemedi. Emeğin kapitalist biçimine, kapitalist üretim, emek, bilgi, yönetim organizasyonu ve işbölümüne, burjuva demokrasisine köklü bir alternatif geliştirilemedi. Yaşanan sıkışmalar karşısında giderek bunları sosyalizmin tanım ve gündemi olmaktan çıkarması da, emek sorunundaki bu farkı sınırladı ve görelileştirdi. Kapitalist üretim ilişkileri ve emeğin kapitalist karakterine sosyalist karşıtlık, komünizm ekseninden, üretim ve yönetimin fiili toplumsallaştırılmasından, sosyalist işçi konseyleri demokrasisinin gelişim gereğinden kopartıldı. Devlet mülkiyeti ve emeğin korunmasına doğru indirgendi, giderek daraldı ve eklektikleşti. Emeğin korunması, emeğin bir üretim faktörü olmaktan çıkarılması komünist hedefinden koptu. Bugün ise, işçi sınıfının tarihsel mücadele kazanımları büyük ölçüde silinerek adeta 19. yüzyılın ilk yarısındaki durumuna itilmeye çalışılmaktadır. BEDAŞ'taki taşeron şirketin sözleşme süresinin dolmasıyla işten çıkarılan 156 işçinin direnişi kazanımla sonuçlandı. İşçiler, 9 Ekim'de BE- DAŞ Genel Müdürlüğü önünde çadır kurarak direnişe başlamışlardı. BEDAŞ'ta bin 800 taşeron işçi çalıştırılıyor. Bugün ise, işçi sınıfının tarihsel mücadele kazanımları büyük ölçüde silinerek adeta 19. yüzyılın ilk yarısındaki durumuna itilmeye çalışılmaktadır. Burjuvazinin küresel azami sermaye birikimine geçişi, dünya çapında muazzam genişlemiş işçi kitlelerinin azami sömürülmesi ve azami köleleştirilmesi temelindedir. Küresel tekelci sömürü çarkları, işçi sınıfının kazanılmış hak ve güvencelerini de öğüterek, giderek daha uzun, daha hızlı, daha gergin biçimde dönüyor. Burjuvazinin küresel azami sermaye birikimine geçişi, dünya çapında muazzam genişlemiş işçi kitlelerinin azami sömürülmesi ve azami köleleştirilmesi temelindedir. Küresel tekelci sömürü çarkları, işçi sınıfının kazanılmış hak ve güvencelerini de öğüterek, giderek daha uzun, daha hızlı, daha gergin biçimde dönüyor. Gerilim yalnız ücretlerde değil istenmedik bir işte tüm yaşam enerjisine el konulmasındadır. Otomatlaşmakta ve zamansızlıktadır. İşçinin işçinin kurdu olmasında, yabanıl bencillik ve yalnızlıktadır. Sermayeye artan bağımlılıkta ve onun şiddetlenen krizleri, yıkıcılığı ve kör kuvvetleri karşısında güvencesizliktedir. Emek gücünün ne kadar yığınsallaşırsa o kadar değersizleştirilmesinde, özgürlüksüzleşmesindedir. İşçiler için burjuvazi ve mali oligarşisinin kör ve yıkıcı kuvvetlerine karşı sınıfsal-toplumsal korunma ve güvence mücadelesi, bir kez daha, ücret mücadelesinin bile önüne geçen, yakıcı bir sorun, bir varlık-yokluk sorunu haline gelmektedir. Enerji-Sen, 4 Kasım'da, BEDAŞ Genel Müdürlüğü önünde kazanımlarını açıklayan bir basın açıklaması yaparak, direniş çadırlarını kaldırdı. Enerji-Sen, Dev Sağlık-İş ve Nakliyat-İş başkanlarının taşeronluk sistemine karşı mücadeleyi vurgulayan konuşmalarının ardından, direnişçi BEDAŞ işçilerinden Selami Öğretici, direniş sürecini ve kazanımı aktaran basın açıklamasını okudu. Ardından halaylar çekilerek, direniş çadırı kaldırıldı. İşçiler, bayramdan sonra yeniden işbaşı yapacaklar.

8 8 İşçi sağlığı ve çalışma güvenliği ile sermayenin "iş sağlığı ve güvenliği" birbirinden tamamen ayrı ve karşıt şeylerdir. Emeğin burjuvaziye karşı proleter öz ve fiili korunması mücadelesi ile burjuvazi için burjuva biçimsel ve dolaylı, burjuvaziye daha fazla köleleştirici sözde korunması, birbirinden tamamen ayrı ve karşıt şeylerdir. Yasa tasarısı, işçilerin sağlığı ve çalışma güvenliğinde, çalışma koşullarında hiçbir gerçek düzelme getirmeyecek, sadece köleliklerini perçinleyecektir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, "İş Sağlığı ve Güvenliği" yasa tasarısına son şeklini verdi. Bu yasa nereden icap etti? Burjuvazi ve devleti, insafa gelip korkunç biçimde tahrip ve yok ettiği işçilerin sağlığını ve can güvenliğini mi düşünmeye başladı? Tabii ki hayır. Yasa tasarısının başlığı bile, hangi sınıfın hangi sınıfa karşı "sağlığı ve güvenliği"nin düşünüldüğünü ortaya koyuyor: "İşçi sağlığı ve güvenliği" bile değil, "İş sağlığı ve güvenliği"! Burjuvazi ve devleti için, işçi sağlığı diye bir şey yoktur. Sadece sermayenin karlarının sağlığı ve güvenliği vardır. İşçiler ise olsa olsa bir üretim faktörüdür. Tamamen sermaye çıkarlarına uyarlanmış yasa tasarısının başlıca nedenleri şunlardır: 1- Türkiye kapitalizminde özellikle de son yıllarda çok yoğunlaşan iş cinayetleri, iş katliamları, bilimum iş "kazaları" ve bu nedenle işin durması, sermayenin bile maliyet ve zararlarını artıran bir düzeye ulaşmıştır. Türkiye'de iş cinayetlerinde resmi istatistiklere göre günde 3 işçi ölmekte, 5 işçi sakat kalmaktadır. Meslek hastalıklarında ölen ve kronik hastalıklarla çalışamaz hale gelen işçilerin sayısının bunun iki katı olduğu tahmin edilmektedir. Burjuvazi ise karlarını artırıp maliyetlerini düşürmek için parçaladığı işçilere değil, iş "kazaları"nda kaybettiği sermayeye veya sömürüsünün kesintiye uğramasına üzülmektedir. Bu yüzden yasa tasarısının başlığı da "işçi sağlığı" değil "iş sağlığı"dır. 2- "İşçi sağlığı ve çalışma güvenliği" değil fakat "iş sağlığı ve güvenliği" küresel tekelci sermaye birikim alanının gelişmesi, bir dizi geri kapitalist ülkenin orta, orta-ileri gelişmiş kapitalizme geçiş yapması ile, başlıbaşına dev çaplı bir azami kar sektörü haline gelmiştir. Küresel tekelci "iş sağlığı ve güvenliği" tekelleri, son uluslar arası sempozyum ve fuarlarını boşuna Türkiye'de yapmadılar! Söz konusu yasa, Türkiye'den ve dünyadan sağlık ve iş güvenlik tekellerine dev çaplı bir azami kar piyasası açmaktadır. 3- Türkiye kapitalizmi, emperyalist kapitalizmin alt bölge merkezi olarak örgütlenmektedir. Küresel tekeller, Türkiye'deki şube ya da ortaklıklarını bölgesel yönetim ve organizyon merkezi olarak yeniden düzenlemekte, çok sayıda küresel tekel de Türkiye'ye bölgesel yönetim ve dağıtım merkezi kurmaya hazırlanmaktadır. Küresel tekellerden sonra küresel sendikalar, AB sendikaları, STK'lar da Türkiye'ye akın etmeye başlamışlar, çeşitli sempozyum ve organizasyonlar gerçekleştirmeye başlamışlardır. Küresel tekeller hem Türkiye'deki bölge merkezi olarak sermaye güvenlikleri hem de "marka ve imaj değerleri" için asgari bir "iş sağlığı ve güvenliği" standartını şart koşmaktadırlar. 4- Türkiye kapitalizmin emek tahribatı ve kıyıcılığı akıl almaz boyutlardadır. Sermayenin işyerlerindeki terörü, işçileri 30'lu yaşlara bile gelmeden ıskartaya çıkarmaktadır. Çoğu kapitalist şirket, çalışma temposuna dayanamaz hale geldikleri için 30 yaş üstü işçileri atmakta ve 30 yaş üstü işçileri işe almamaktadır. Kırsal nüfusun yüzde 30'ların altına inmiş olması, emeğin tahrip edilme hızının, kırdan "taze kan"la telafi edilmesinin de bir sınıra dayanmaya başladığını göstermektedir. Erdoğan'ın "3 çocuk" teşvik ve ısrarının bir boyutu da işte budur: Türkiye kapitalizminin ve küresel tekelci kapitalizminin emek tahribatı hızına genç ve taze kan yetiştirme ihtiyacı! İşte bu yüzden yasa tasarısı, emeği hem daha derin hem de daha uzun süre sömürülebilir kılmaya dönüktür. Sermayenin emek üzerindeki sömürüsünü ve terörünü hafifletmeye değil sürdürelibilir ve büyütülebilir kılmaya dönüktür. 5- Burjuvazinin iş cinayetleri, iş katliamları, iş terörü, burjuva devletin bunları denetlemek bir yana teşvik etmesi, işçi sınıfının tepki ve hoşnutsuzluğunu artıran, bugün alt düzeyde de olsa gelişmekte olan bir sınıf mücadelesi dinamiğidir. Neoliberal jargonda "sosyal içerme politikası" denilen, neoliberal işçi siyaseti ve neoliberal demokrasi, işçi sınıfının en yakıcı mücadele istem, gereksinme ve özlemlerini tamponlayıp sisteme içerme ve bağlama üzerine kuruludur. İşçilerin neoliberal işçi siyaseti ve neoliberal demokrasi ile "kapitalizmin kendi kendini düzelteceği" burjuva hayallerini besleme ve böylelikle daha derin bir köleliğe rıza göstermelerini sağlama üzerine kuruludur. Yasa tasarısı, burjuvazi ve neoliberal burjuva demokrasisinin, "herkesin (hem sermayenin hem de işçilerin!!!) çıkarına"ymış gibi gösterdiği, ancak gerçekte tamamen sermayenin stratejik ve taktik çıkarına göre, işçi sınıfı üzerinde sermayenin yeni bir zinciri ve boyunduruğudur. İşçi sağlığı ve çalışma güvenliği ile sermayenin "iş sağlığı ve güvenliği" birbirinden tamamen ayrı ve karşıt şeylerdir. Emeğin burjuvaziye karşı proleter öz ve fiili korunması mücadelesi ile burjuvazi için burjuva biçimsel ve dolaylı, burjuvaziye daha fazla köleleştirici sözde korunması, birbirinden tamamen ayrı ve karşıt şeylerdir. Yasa tasarısı, işçilerin sağlığı ve çalışma güvenliğinde, çalışma koşullarında hiçbir gerçek düzelme getirmeyecek, sadece köleliklerini perçinleyecektir. Komünistler yasa tasarısının işçiler içinde, en enerjik teşhirini yapmalıdır. Ancak liberal reformist "yetmez ama evet"cilikle olduğu gibi, geleneksel dar "hayır"cılıkla da sınırlar çekilerek, sınıfa karşı bağımsız sınıf, kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesi ekseninden işçi sınıfının emeğin korunması ve işçi sağlığı ve çalışma güvenliği mücadelesinin somut program, politika ve mücadele talepleri ortaya konmalıdır. Çünkü -Türkiye burjuvazisi ve devletinin geri ve güdük neoliberal demokrasisinin bir yanda ezilen ulustan, ezilen cinsten, ezilen mezhepten kitlelerde beklentilerle birlikte hayal kırıklığını ve siyasal-toplumsal sarsıntıları artırması gibi- neoliberal "sosyal içerme"ci işçi siyaseti de, işçi kitlelerinde sistemden beklentiler ile birlikte hayal kırıklığını da artıracak, neoliberal demokrasi ve neoliberal işçi siyasetinin kendileri için işe yaramazlığı, kendileri için değil sermaye ve sömürüsü için olduğunu, kendileri için yeni bir boyunduruktan başka bir şey olmadığını öz deneyimleriyle görmesini sağlayacaktır. Sermayenin kendi karları ve egemenliğinin sağlığı ve güvenliği için yaptığı bu neoliberal "iş sağlığı ve güvenliği" organizasyonu, diğer taraftan konunun geniş işçi kitleleri içinde gündemleşmesini sağlayacak, işçilerin işçi sağlığı ve çalışma güvenliği konusundaki ilgi ve özlemlerinin de canlanmasının bir dinamiği olacaktır. Komünistler ve sınıf bilinçli işçiler, işçi kitlelerinin burjuvazinin neoliberal işçi siyaseti ve yasa tasarıları (taşeronluk sisteminde burjuvazinin vaatettiği "iyileştirmeler" de bunlar arasındadır) konusunda hiçbir beklenti ve hayale kapılmadan, bu yasa tasarısı ve düzenlemeleri de, işçi sınıfının burjuvazinin sınıf egemenliğine karşı bağımsız sosyalist bilinç, örgütlenme ve mücadelesini ilerletmenin bir aracına dönüştürmelidir.

9 9 Biz işçiler, patronlara karşı kendimizi korumalıyız. toplaştığı büyük işçi havzalarında, Öyleyse bizler çok sayıda fabrikanın oluşturacağımız işçi meclislerinde bu Çünkü patronlar tarafından öldürülüyoruz, sakat bırakılıyoruz, hasta İşçiler kendi denetim komisyonları- konuyu başta biz gündeme almalıyız. ediliyoruz. nı fiilen oluşturmalı, engel çıkartan, uyarılara rağmen koşulları düzeltmeyen patronlarla anlayacakları dilden İnanmayanlar için, buyurun, rakamlar ortada: konuşulmalı. Zaten üzerimizden para kazanıyorlar, bir de çıra gibi insanların yaşamını yakmaya kimsenin hakkı Dünyada her yıl işçi iş kazasında ölüyor. yok, bunu hissettirmeli, göstermeliyiz onlara. Dünyada her yıl işçi meslek hastalıklarından dolayı ölüyor. Dünyada her yıl (270 milyon!) iş kazası meydana geliyor. Dünyada her yıl (160 milyon!) işçi meslek hastalıklarına yakalanıyor. Dünyada her yıl işçi, işyerindeki zehirli maddelerden dolayı hayatını yitiriyor. Her yıl slikozis hastalığının neden olduğu akciğer kanseri ve ölümcül hastalıklardan 10 milyonlarca insan hayatını kaybediyor. Latin Amerika'da maden işçilerinin %37'si, Hindistan'da taş kalem işçilerinin %50'si ve taş kırma işçilerinin %36'sı bu hastalığa yakalanmış durumdadır. Dünyada her gün yaklaşık 6000 işçi, iş kazası ve meslek hastalıkları nedeniyle ölüyor. Her gün altı bin işçi! Her bir saat başına 250 işçi ölüyor Bu rakamları biz uydurmuyoruz. ILO (Dünya Çalışma Örgütü)'nün resmi rakamları bunlar. Türkiye'de durum nasıl? Dünya ortalamasından daha kötü: Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) istatistiklerine göre, her yedi dakikada bir iş kazası olmakta, her 10,8 saatte bir işçi ölmekte ve her 5,5 saatte ise; bir işçi sürekli iş göremez şekilde sakat kalmaktadır. En yüksek iş kazası oranı ise; toplam işyeri sayısının %98'ini oluşturan ve 50'den daha az işçi çalıştırılması nedeniyle İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu oluşturma, işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, işyeri hemşiresi veya sağlık memuru bulundurma gibi zorunlulukların bulunmadığı, küçük işletmelerde görülmektedir. Bu rakamlar resmi rakamlar. Türkiye'de kayıt dışı çalışmanın yaygınlığı, meslek hastalıkları hastanelerinin ve kayıtların yetersizliğinden dolayı gerçek sayıların bu sayılardan çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor. Sonuç: İşçiler ölüyor, sermaye büyüyor. İşçiler ölüyor, sakat kalıyor, hastalanıyor; alçak patronlar böyle semiriyor. Katil kim? Katil sermaye! Bu yüzden işçiler patronlara karşı kendisini savunmak, emeğini korumak zorundadır. İşçiler adına, işçiler için, bunu bizim yerimize kimse yapmaz. Yapsa da en iyi niyetli yardım bile sınırlı olur. Devlet durduk yere hiç yapmaz, bizim yaşam hakkımızı devlet-anayasa-mahkeme savunmaz; çünkü devlet de patronların devletidir. Emeğin korunması mücadelesini işçiler kendileri verir. Bu mücadele işçi sınıfının öz savaşımı, özgüveni, öz onuru, öz örgütlenmesinin geliştirilmesi mücadelesidir. Kapitalizmde yaşam hakkımızı ancak örgütlenmemizi, bilincimizi, eylemimizi geliştirdikçe, emeği katledenlere, tahrip edenlere, çürütenlere karşı emeğin yumruğunu konuşturarak, ilgili kurumların kapılarına dayanarak, işgallerle, yolların ve ana arterlerin kesilmesiyle, fiili durum yaratma eylemleriyle savunabiliriz. İşçiler arasındaki rekabet tuzağına düşmeden, hepimiz patronlara karşı birlik olursak bunu başarabiliriz. Bu işin kökten kurtuluşu ve asıl çözümü patronların iktidar olduğu bu düzeni yıkarak sosyalist bir işçi devrimi yapmaktır. Gücümüzü toplayarak ilerlemeli, kendimizin ve çalışma arkadaşlarımızın sağlığı ve güvenliği söz konusu olduğunda, yaşamımız tehdit altındaysa patronlara karşı şahin kesilmeli, kendi taleplerimizi kabul ettirmeliyiz. Neler yapabiliriz? Her işçinin ve her bir fabrikadaki, atölyedeki, çalışma alanındaki işçi topluluğunun kendisinin ve arkadaşlarının her gün canını alan, sakat bırakan, çürüten kapitalist çalışma koşullarına karşı mücadele etme sorumluluğu vardır. Bu bir görevdir. Öte yandan her işçi ve her işçi topluluğunun yaşamını, emeğini, sağlığını koruma hakkı da vardır. Kapitalist çalışma sürdükçe, çalışmanın kapitalist biçimi değişmedikçe, bizler patrona sermaye biriktirmek için çalışmayı sürdürdükçe bu sorumluluğumuzun gereğini, hakkımızın savunusunu tam olarak yapamayız. Ancak henüz bir işçi devrimi olmadı diye de, dişimizi sıkıp her gün ölmeye, sakat kalmaya, çürümeye ses çıkartmayacak değiliz, bu ahmaklık olur. Bu yüzden bu konu önemlidir. Başlangıç olarak patronların hazırladığı mevcut yasalarda bile işçiler olarak bizim farkında dahi olmadığımız hükümler, kazanılmış ama kullanmadığımız, bilincinde olmadığımız haklar var. Örneğin 4857 sayılı yasaya göre işçilerin iki durumda işi durdurma hakkı vardır. Birincisi ücret verilmemesi, ikincisi de işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması. Bizler bu önlemlerin alınmadığı koşullara müdahale etmeli, işi derhal ve örgütlü biçimde durdurmalı, sorunu patrona fiilen bastırarak çözdürecek bir duruş içerisinde olmalıyız. Aksi durumda rakamlar ortada; işçilerin çoğu 50 yaşına dahi gelmeden ölüyor. Mukadderat değil, meslek hastalığından! İşçi eğitimleri düzenlenmeli. Sendikaların bu konuyu gündeme alması için baskı yaratmalı, biz fiilen gündeme sokmalıyız. Sendikaların işçi sağlığı ve güvenliği komisyonları kurulmalı, işletilmeli, bu komisyonlar fiilen fabrika ve işletme baskınları, ziyaretleri düzenlemeli. Patronların devleti, sınıf karakteri gereği denetim yapmıyor, bugün Türkiye'de bir denetçiye 50 bin işyeri düşüyor! İş müfettişleri var, ama ekonomik krizden bu yana, neredeyse 10 yıldan beri Bakanlık iş müfettişlerine teftiş-denetim yaptırmıyor! Hekimlerden oluşan iş güvenliği müfettişliği var, ancak işletilmiyor, patronlarca önlerine engeller koyuluyor! Memur statüsündeki 657'liler resmen işçi sayılmadıkları için iş kazası tazminatları yok, meslek hastalıkları hastanesinden faydalanamıyorlar, istatistiklere bile girmiyorlar. Oysa sadece demiryollarında son 10 yılda 98 kişi öldü, ancak bir kez bile iş durmadı, TCDD'nin sermaye büyümesi böyle sağlandı, şimdi de özelleştirecekler. Statü izin verir/vermez, kamuda çalışan tüm emekçiler sınıf bilinciyle kendi haklarını mücadele içerisinde kazanmayı ve bunlardan milim geri adım atmamayı alışkanlık haline getirmelidir. Sorun sadece iş kazaları veya tespit edilen bariz meslek hastalıkları değil. Birden değil, usul usul öldürme diye bir şey var: Öğretmeninden, sağlıkçısına tüm kamu işçilerinde, bir bütün olarak işçi sınıfında yıpratıcı işin getirdiği hastalıklar, masa-başı çalışanlar dâhil, çağrı merkezlerinden diş teknisyenlerine her sektörün özgün sorunları var. Anlatılan tüm işçilerin hikâyesidir. Hep birlikte mücadele edilmelidir. Biz nerede, hangi sektörde, hangi işyerinde çalışıyorsak oradan mücadeleye başlamalıyız. Diğer işçi arkadaşlarımızı bilinçlendirmeliyiz. TTB gibi konuyla ilgili meslek kuruluşlarından yardım da alabiliriz. İşyeri hekimi -yasalar ne diyorsa desin- her işçi için bir haktır. İşçi sağlığının sağlanması, sağlık hizmeti bir haktır, patronun sömürüsünün bize borcudur. İş güvenliğinin sağlanması yine patronun yükümlülüğüdür. İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili maddeler toplu sözleşmelerin temel bir başlığıdır, TİS sadece ücret demek değildir. Sendika yoksa, güvencesiz/kayıtsız çalışılıyorsa dahi, işçiler birlik olduğunda patrona gereken adımları burnunu sürte sürte attırmak her zaman mümkündür. Yeter ki, biz işçiler işin peşini bırakmayalım, başaramayacağımız iş yoktur! Resmi istatistiklerde işsizlik "azalır" görüne dursun, dikkat çeken daha farklı bir nokta var: İşsizlerin işsiz kalma süresinde uzama! En son açıklanan Ağustos ayı istatistiklerine göre işsizlerin yüzde 27.3'ü bir yıldan fazla süredir iş arıyor! 2 milyon 521 bin işsizden, 688 bin kişi bir yıldan fazla, 165 bin kişi 2 yıldan fazla, 84 bin kişi ise 3 yıldan fazla süredir iş arıyor ve umudunu kaybetmiş durumda

10 10 Bundan en fazla on yıl önce 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü'nden pek az Ölüyorlar, hayır, öldürülüyorlar. kimsenin haberi vardı. Hele emekçi Bir avuç özgürlük için öldürülüyorlar. Ama "rakamlara" kadınların hemen hiç! dönüşmüyorlar! Arkalarında Oysa o gün, 25 Kasım 1960'ta Dominik Cumhuriyeti faşist dikta- karşı, şiddete karşı öfkeyi çığ cinsel-sınıfsal baskı ve sömürüye törlüğü tarafından tecavüz edilerek gibi büyütüyorlar. Artık şiddetin katledilen Mirabel kardeşlerin ve ezilmenin her türüne karşı katledildiği gündü. Tam 39 yıl sonra bu kadar savunmasız, edilgen Birleşmiş Milletler 25 Kasım'ı "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücade- göstererek. Tekelci burjuvazi ve sessiz olmamak gerektiğini le ve Uluslararası Dayanışma Günü" kadınların özgürlüğünü tanıdığını söylüyor. Onlar için projeler olarak kabul etmişti. üretiyor. Bu projelerin hiçbirinde emekçi kadınların kurtuluşu yok. Kadınların şiddete karşı bir kazanımı, binlerce yıllık insanlık tarihinde ancak vahşi bir katliamın ardından elde edilebilmişti. Elbette ki yine sınıflı toplumların hiç değişmeyen bir gerçekliği olarak kadınlara yönelik şiddet, her biçimiyle uygulanmaya devam etti. Kağıdın mürekkebi kurudu, kadınların kanı kurumadı. Bu yazısız yasa, Türkiye'de de geçerliliğini sürdürdü. Cinsel, fiziksel, duygusal şiddet, kadınların yaşamından bir an bile eksilmedi. Dahası bu hep gizli kaldı. Kadınların yaşamını kabusa çeviren aile içi şiddet için "kutsal aile"ye sarılındı. "Karı koca arasına girilmez"di! Sırt sırta emekçi evlerinden yükselen kadın çığlıklarını kadınlar bile duymazlıktan, yüzü gözü şişmiş komşularını, akrabalarını, hatta kendi evlatlarını görmezlikten geldiler. "Kutsal aile" korunmalıydı! Gözaltında taciz ve tecavüz, devrimci kadınlara yönelik silahlardan biriydi hep. Savaşlarda kadınlara ganimet gözüyle bakıldı. Bosna'da 50 bin kadın toplu tecavüzlerden geçirildi. Cinsel şiddet, 3. sayfa haberi sayıldı. Tek tek kişiler arası bir sorun olarak görüldü. Şöyle bir okundu, geçildi. Yasalar ve toplumsal kurallar tecavüze uğrayanı değil tecavüz edeni koruduğundan, kadına karşı şiddet toplumsal bir suç olarak görülmediğinden, kadınlar uğradıkları saldırıyı şikayet etmekten hep kaçındılar yaşında çocuklara tecavüz edilen insafsız şehirler, bu alçakça sırrı yıllarca sakladılar. Sınıflı toplumun kahrolası dili de kadını ezdi, saldırının bir aracı oldu. Dünyanın bütün dillerinde küfürler kadın cinselliği üzerinden edildi. Bir başarı elde ettiğinde bu "kadın olmasına rağmen"di. Hata yaptığında ise "kadın olduğu"na vurgu yapıldı! Bu gerçeklik değişti mi? Hayır. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile kadına karşı şiddet hükmünü yürütmeye devam ediyor. Yasaların detaylandırılması, cezaların ağırlaştırılması bu durumu ortadan kaldırmaya yetmiyor. Peki değişen hiçbir şey yok mu? Var! Kadına karşı şiddet, cinsel-sınıfsal baskı ve sömürü, yok sayma ve edilgenleştirme, artık toplumsal bir suç olarak görülmeye başlandı. Binlerce yıldır ev hizmetine koşulmuş iken kapitalizmle birlikte üretime katılan, sınıf mücadelesi ile yüz yüze gelen emekçi kadınlar sorgulamaya, başkaldırmaya ve koşullarını değiştirmeye başladılar. Cin şişeden bir daha girmemek üzere çıktı. Şimdi Türkiye'de de yaşanan budur. Kadınla erkek arasındaki: Kadının kimi yasal hak ve kazanımlarına karşın bunları kullanamayacak derecede edilgen yetiştirildiği, eğitimden yoksun bırakıldığı, yüzünü bile görmediği, tanımadığı biriyle evlendirildiği ve hiçbir güvencesi olmadığı için ömür boyu buna mahkum kaldığı, çocuk yapmakla yükümlü olduğu, dünyadan bihaber ev yükünü sırtladığı, sokağa izinle ve merasimle çıktığı zamanlar geride kalıyor. Kapitalizm, kadınların özgürlüğüne kapıyı açarken, emekçi kadının şahsında kendi mezarını derinleştiriyor. Bugün Türkiye'de kadınların ancak dörtte biri çalışıyor. Gitgide daha fazlasına da esnek, yarı zamanlı, güvencesiz işlerin "kapısı" açılıyor. Kapitalizm ve onun ayakta tuttuğu erkek egemenliği yerli yerinde dururken, kadınların kuzu sessizliği üzerine kurulu eski sıcak aile yuvası çatırdıyor. Emekçi kadınlar sınıf mücadelesinin, erkek egemenliğine karşı mücadelenin tozunu yutmaya başlıyorlar. Ölüyorlar, hayır, öldürülüyorlar. Bir avuç özgürlük için öldürülüyorlar. Yargıtay Başsavcılığı, N.Ç davasında Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin kararını onayladı yılında Mardin'de 13 yaşındaki N.Ç.'ye tecavüz eden 26 kişi, en alt sınırdan ceza almış ve iyi hal indirimi de uygulanarak 4 yıl 2 ay ila 4 yıl 10 ay arasında hapis cezası almıştı. Mahkeme, N.Ç.'nin tecavüze uğradığını kabul etmeyerek "rızası vardı" diyerek karar vermişti. N.Ç.'yi alenen suçlu ilan eden mahkeme ve Yargıtay 14. Ceza Dairesi kararları, kadınlar başta olmak üzere kamuoyunda yarattığı tepkiye rağmen Yargıtay Başsavcılığı tarafından onaylandı. Tecavüzcülerin buna rağmen pervasızca kollanması, kadına yönelik cinsel şiddete karşı mücadelenin haklılığını, ancak hala yeterli düzeyde olmadığını da göstermiş oldu. N.Ç. davası bu kararla bitmedi. 13 yaşındaki bir çocuğa tecavüz edenlerin de, tecavüzcüleri kollayıp koruyanların da hesap vermesi için yürütülecek mücadelede! Ama "rakamlara" dönüşmüyorlar! Arkalarında cinsel-sınıfsal baskı ve sömürüye karşı, şiddete karşı öfkeyi çığ gibi büyütüyorlar. Artık şiddetin ve ezilmenin her türüne karşı bu kadar savunmasız, edilgen ve sessiz olmamak gerektiğini göstererek. Tekelci burjuvazi kadınların özgürlüğünü tanıdığını söylüyor. Onlar için projeler üretiyor. Bu projelerin hiçbirinde emekçi kadınların kurtuluşu yok. "Kararınca özgürlük" var. Onlar bilmiyorlar ki özgürlüğün "fazlası" diye bir şey yoktur. İşçi sınıfı, emekçi kadınlar, ancak kadın ve erkeğin eşit olduğu yeni bir yaşamı kurarak ve onun uğrunda savaşarak özgür olabilirler, kazanımlarına yenilerini ekleyebilirler. Ancak kadınların her özgürlük adımının arkasında durarak ve bu yolda kendileriyle de savaşarak erkekler, erkek işçiler özgür olabilirler. Toplum, ancak kendi yarısını yokluğa ve azaba mahkum etmeye son vererek barbarlıktan çıkabilir. Özgürlük dünyasına yürüyebilir. İşte emekçi kadının uğruna savaşacağı o dünya, komünizmdir.

11 11 Patronsuz İçinde yaşadığımız toplumda egemen sömürücü sınıf burjuvazi, kendi düzenini sürdürmek ve yetkinleştirmek için işçileri/emekçileri körleştirmek, sağırlaştırmak, dilsizleştirmek ister. Burjuvazi işçilerin gerçekleri görmemesini, gerçekleri duymamasını, gerçekleri dile getirmemesini ister. Bir tek amaçları vardır: Bu sömürü düzeni devam etsin! Bu amaçla patronlar, yazılı-sözlü-görsel-işitsel vb. çok çeşitli araçlarla işçi sınıfı başta olmak üzere kent ve kır yoksullarının beyinlerini yıkamak, gözleri önüne perdeler koymak, bizim rekabeti içselleştirmemizi sağlamak, sömürü ve baskı düzenini gizleyen, sömürüyü kolaylaştıran ve meşrulaştıran propagandaları ile biz işçileri oyalayıp aldatmak, kandırmak, uyutmak istiyorlar. Ama dünya değişiyor. Tüm dünya işçileri gibi Türkiye coğrafyasındaki işçi sınıfı da değişiyor, gelişiyor, bilinçleniyor. Patronların gözler önüne koymak istedikleri perdeleri teker teker yırtmaya, ekonomik/siyasi/toplumsal/ ideolojik sınıf mücadelesini bilinçli bir şekilde sürdürebilmek için kapitalist sömürü mekanizmasının nasıl işlediğini derinlemesine öğrenmeye çalışıyor. İşte biz köşemizde kapitalist sömürü mekanizması üzerine konmak istenen perdeyi, maskeyi indireceğiz. Kapitalist toplumda işçilerin neden ve nasıl sömürüldüğünü anlatmaya çalışacağız. Patronlara karşı, iktidardaki sömürücü sınıf ve tabakalara, onların devletine karşı güçlü bir mücadele verebilmeleri için işçilerin içinde yaşadıkları toplumu çok iyi tanımaları, kapitalist sömürü mekanizmasını çok iyi öğrenmeleri gerekir. Bu düzeni değiştireceksek, kapitalist sistemin ne olduğunu, kapitalizmin hangi esaslar üzerine kurulu olduğunu ayrıntılarıyla öğrenmek zorundayız. Sınıflar nasıl ortaya çıkmıştır? İnsan toplumları nasıl gelişmiştir? Kapitalizm nedir? Sömürü nedir? Artıdeğer nedir? İşçiler bunları açık-seçik bilmelidir. Ekonomik olayları, siyasal gelişmeleri, bu olayların nasıl ortaya çıktığını, nasıl gelişebileceğini derinlemesine öğrenmelidir. Yaşadığımız toplumda sömürünün işçi sınıfından, tüm emekçilerden nasıl gizlenmek istediği işçilerin kafasında pırıl pırıl yer etmelidir. İşçiler, işçi sınıfının bilimsel yöntemini kullanarak tüm doğa ve toplum olaylarının nedenlerini, oluş süreçlerini kavrayabilir. Unutmayalım ki, bilmek, sırları çözmek, olayları açıklayabilmek işçi sınıfını güçlü kılacaktır. Çünkü bilen insan korkmaz. Ukalalık yapmak, bilgiçlik taslamak için değil, dünyayı değiştirmek için öğrenecektir işçi sınıfı. (Köşemizde Faruk Pekin'in "İşçiler neden ve nasıl sömürülüyor?" isimli broşüründen faydalanılmaktadır) Kadınlar burada, Türk-İş nerede? Sendikal Güç Birliği Platformu'ndan kadın işçiler, 256 gündür direnişte olan Kampana Deri işçilerini, direniş çadırlarında ziyaret ettiler. "Yaşasın Kadın Dayanışması", "Güvenceli iş, güvenli gelecek", "Erkek vuruyor devlet koruyor", "Kadınlar burada Türk- İş nerede" sloganlarıyla Kampana Deri direnişindeki kadın işçilerin direniş çadırına gelen SGBP üyesi kadınlar, ortak basın açıklaması yaptılar. Hava-İş'ten Eylem Enül'ün okuduğu basın açıklamasında, kadına yönelik şiddete karşı mücadele vurgulandı: "Sendikal Güç Birliği Platformu kadınları olarak aile içinde, sokakta işyerinde kadına yönelik her türlü şiddete karşı mücadele etmek, birleşmek için yola çıktık." Kadınlara esnek, güvencesiz, sendikasız çalışma koşullarının dayatıldığı, işyerlerinde şiddete, tacize, tecavüze, psikolojik baskıya uğradıkları, aile içinde de şiddetin arttığı, kadınları koruyacak yasa ve uygulamaların olmadığı vurgulandı; ve kadına, işçilere yönelik baskı ve şiddet uygulamalarının bağlı bulundukları sendika konfederasyonunun gündeminde dahi olmaması eleştirildi. Kampana Deri direnişçi işçilerinden Dilek Göl, işyerinde her türlü işin yaptırıldığını, hakarete, taciz ve şiddete maruz kaldıklarını, bu nedenle Deri-İş'te örgütlendiklerini anlatarak; "Bu süreçte bir çok kadın arkadaşlarımız ailesiyle sorunlar yaşadı, baskı gördü. Kadın arkadaşlarımız eşlerinin baskısıyla karşılaştı ama biz insanca yaşamak için tüm haklarımız için halen bir birimizden kopmadan mücadelemizi sürdürüyoruz" dedi. Eylemde, Petrol-İş üyeleri hazırladıkları tiyatro oyununu sergilediler. "Artık Yeter!" fotoğraf sergisi Red Fotoğraf üyesi fotoğrafçıların, kadına yönelik şiddeti aktaran "Artık Yeter!" adlı fotoğraf sergisi, Sakarya Caddesi'nde açıldı. Sergilenen fotoğraflar arasında, gözaltında katledilen Hasan Ocak'ın annesi Emine Ocak, gözaltında katledilen Metin Göktepe'nin annesi Fadime Göktepe, Desa direnişçisi kadın işçiler, eylemci Kürt kadınları bulunuyor. Cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüye son Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası, TCDD Genel Müdürlüğü önünde yaptığı bir basın açıklaması ile kadına yönelik şiddeti protesto etti. "Evde, işyerinde cinsel şiddete son", "Cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüyü son", "Kadını aşağılayan TCDD bürokratı görevden alınsın" sloganları atılan eylemde, BTS Genel Kadın Sekreteri Alev Emre, basın açıklamasını okudu. Açıklamada, kadına yönelik şiddetin son 8 yılda yüzde bin 400 arttığı, 30 yıldır süren savaşın en çok çocuk ve kadınları etkilediği vurgulanırken; kadına yönelik aşağılayıcı yazılar yazan TCDD Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirinin tüm tepkilerine karşın hala görevde tutulması eleştirildi. Kadın kırımına son Diyarbakır'da, çeşitli kadın örgütlerinin, Diyarbakır Adliyesi'ne yürüyüşü polis tarafından barikat kurularak engellendi. "Kadın kırımına son" pankartının, "Savaşa hayır", "Jin jiyan azadi" dövizlerinin taşındığı; KCK operasyonlarında gözaltılan alınanlarla dayanışmak için düzenlenen eylemde, polis barikat kurarak adliye önüne gidilmesini engelledi. Barikat önünde yapılan basın açıklamasında, kadına yönelik şiddet protesto edildi. EPİDEM temsilcisi Ruken Zahlı tarafından okunan açıklamada, "Kadın kırımı politikası dünyanın her yerinde farklı şekillerde devam etmektedir. Kadınların hak arama mücadelelerinin bedeli ölüm oluyor. Biz Kürt kadınları olarak kültürümüze, kimliğimize, tarihimize sahip çıkıyoruz" denildi. Katillerimizin ortağı devlet Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, İstanbul Tünel'den Taksim Meydanı'na yürüyüş düzenledi. Öldürülen kadınların fotoğraflarının taşındığı, "Kadın cinayetlerini durduracağız", "Kadın katiline indirim değil ağır ceza", "Asla yalnız yürümeyeceksin" sloganlarının atıldığı eylemde, kadınlara yaşam hakkı için örgütlenelim çağrısı yapıldı. Platform adına Tuba Gümüş'ün yaptığı açıklamada, kadına yönelik şiddet protesto edildi: "Biz kadınların canı erkekler için gözden çıkarılacaklar listesinde ilk sırada yer alırken, devlet katillerimizin ortağı oluyor. Kadınlara hala koruma vermeyen savcılıklar, katillere ceza indirimi uygulayan mahkemeler, şiddet gören kadınları ölüm yerleri olan evlerine geri gönderen kolluk kuvvetleri, hala kadını değil de aileyi korumayı öncelik kabul eden Meclis; ölümlerimizin üst düzeydeki sorumluları." KESK'li kadın tutuklulara kart atma eylemi Resmi rakamlara göre Nisan 2011 itibariyle Türkiye'de 124 binin üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Kapitalizm kendini var etmek için silaha ve kirli savaşa yatırım yaparken, en küçük hak aramalarda ise gözaltı ve tutuklamalarla gözdağı veriyor. En son Eğitim-Sen üyesi Prof. Dr. Büşra Ersanlı'nın tutuklanmasıyla KESK'li tutukluların sayısı 33'e ulaşmış durumda. Bunların 8'i kadın tutuklu. 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kapsamında Adana'da KESK'li emekçi kadınlar Büyük Postane önünde bir araya gelerek bir basın açıklaması yaptı. Basın açımlamasının ardından KESK'li emekçi kadın tutuklulara dayanışma amaçlı kart gönderildi. Platform adına basın açıklamasını SES üyesi Gülistan Atasoy okudu. Atasoy açıklamada şunlara yer verdi: Unutulmamalıdır ki, yürürlükte olan baskı sürgün ve gözaltı politikası sendikal hak ve özgürlükler ile düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlarken kadınların zaten düşük olan çalışma ve siyasal yaşamdaki temsiliyetinin büsbütün daralmasına hizmet etmektedir. Kadına yönelik şiddetin % 1400 arttığı günde 5 kadının öldürüldüğü, çalışan kadınların yarısından fazlasının kayıt dışı istihdam edildiği, yoksulluğun adının kadın olduğu bir ülkede ne demokrasiden ne de insan haklarından bahsedilebilir. KESK'li kadınlara yönelik geliştirilen baskı, sürgün, gözaltı, tutuklamalar kadınların bir bütün olarak sosyal ekonomik ve siyasal yaşamdan uzaklaşmalarına ve eve kapanmalarına hizmet etme potansiyeli taşımaktadır." Eylemde kadın tutukluların fotoğraflarına yer verildi. "KESK'li kadınlar yalnız değildir", "İçerde dışarıda hücreleri parçala", "Yaşasın örgütlü mücadelemiz" sloganları eşliğinde eylem sonlandırıldı.

12 12 Özgür Gündem gazetesindeki aramada birçok bilgisayar ve yayına el konuldu. Özgür Gündem gazetesi tarafından baskının ardından yapılan açıklamada, hiçbir baskının kendilerini yollarından döndüremeyeceği belirtildi. Açıklamada "Bizim düsturumuz gerçeklerdir. Kan ve gözyaşlarıyla sulanmış bu topraklarda, barış, özgürlük ve demokrasi mücadelesi verenlere yönelik hiçbir kalıba sığmayan baskılar devam ettiği sürece, zalimlerin karşısında di- Kürt halkına yönelik baskı ve Servet Demir, Mehmet Bayraktar, renmeye devam edeceğiz. Bedeli ne operasyonlarda sıra PKK lideri Nezahat Paşa Bayraktar ve Mizgin olursa olsun, gerçekleri ifşa etmek Öcalan'ın avukatlarına geldi. Erdoğan'ın bir süre önce Kandil'le Öcalan arasındaki bağlantıyı sağladıkları gerekçesiyle hedef gösterdiği 70 avukatın da aralarında bulunduğu 100'ü aşkın kişi, çeşitli illerde gözaltına alındı. 16 ildeki ev ve işyeri baskınları yine "KCK operasyonu" adı altında gerçekleştirildi. İstanbul Beyoğlu'ndaki Asrın Hukuk Bürosu'nun yanı sıra Özgür Gündem gazetesi merkez bürosu, Demokratik Modernite dergisi de basıldı. Operasyonlarda Öcalan'ın avukatlarından Cengiz Çiçek, Hüseyin Çalışçı, Özgür Erol, Mehmet Sani Kızılkaya, Mustafa Eraslan ve Fırat Aydınkaya, Ayşe Batumlu ile Özgür Gündem yazarı Cengiz Kapmaz da gözaltına alındı. Irgat İzmir'de, Veysel Vesek ve Hakzan Sadak Şırnak-İdil'de, BDP İl Başkanı Mehdi Öztüzün Batman'da, Selahattin Kaya Van'da ve Cemal Demir Şırnak'ta gözaltına alındılar. Hakkari eski Baro Başkanı ve DTK daimi meclis üyesi Avukat Nevzat Anuk Ankara'da, Davut Uzunköprü, Ergün Canan ile Erdal Sefalı Yüksekova'da gözaltında tutuluyor. Iğdır'da İHD Doğubayazıt Temsilcisi Avukat Şaize Önder ile Muş'ta Avukat Mansur Işık'ın evleri basıldı. Kars'taki evinin basıldığını belirten eski milletvekillerinden Mahmut Alınak, İstanbul'da gözaltına alınmayı beklediğini açıkladı. için üzerimize düşeni yapmaktan milim bile imtina etmeyeceğimizi bilinmesini isteriz" denildi ve basın ve düşünce özgürlüğünden yana olan herkes dayanışmaya davet edildi. Operasyonlar bir kez daha, bir kez daha Kürt halkının özgür iradesini kırmak, Kürt sorununun çözümünde onu kırıntıların en küçüğüne, formüllerin en gerisine mahkum etmek için yapılıyor kişinin gözaltına alındığı, tutuklamaların 2.000'i bulduğu operasyonların açık ve belirgin hedefi, Kürt halkının attığı "demokratik özerklik" adımının geri alınmasıdır. Diyarbakır'da da BDP Diyarbakır İl Eş Başkanı Ömer Önen, BDP Bağlar İlçe Başkanı Ali Yüce, DTK Daimi Meclisi Üyesi Bedia Akaya, Bağlar Belediye Başkan Yardımcısı Derya Tamriş ve avukatların da bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Cemo Tüysüz Urfa'da, Şakir Demir Siirt-Kurtalan'da, Sabır Taş Siirt'te, Küresel tekelci kapitalizmin neoliberal demokrasisinin özürler kervanına AKP Hükümeti ve Erdoğan da katıldı. Daha önce ABD kızılderili katliamları için, Papa Katolik Kilesesi'nin geçmişteki mezalimlerinden bazıları için, İngiltere başbakanı Keşmir'deki katliamları için, Belçika hükümeti eski sömürgelerindeki katliamlarından bazıları için, Japonya Güney Kore'deki kadınlara tecavüzleri için, Almanya Nazi faşizmi için ve en son Merkel de Almanya'daki Neonazi seri cinayetleri ve bunlara Alman istihbaratının da karışmış olması nedeniyle özür dilemişti. Guatemala'dan Brezilya'ya, Güney Afrika'dan Endonezya'ya kadar hükümetler de, geçmişteki faşist diktatörlülüklerin katliamlarından bazıları için özür dilediler. Burjuva mali oligarşik neoliberal demokrasinin yükselen özür trendi, küresel tekelci kapitalizm ve burjuva demokrasisinin kendini aklama stratejisi olarak da kalmıyor. Sistemi küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisinin yeni azami sömürü ve egemenlik isterleri doğrultusunda yeniden yapılandırmanın da bir aracıdır. Tıpkı şu kapitalizmin küresel kriz sürecinde bir takım küresel mali oligarkların çıkıp "vicdanlı kapitalizm" akımını başlatması gibi, tıpkı küresel marka sahibi tekellerin "uzakta bir yerde", örneğin Çin'deki "çağdışı atelyelerde kadın ve çocukların vahşice sömürülmesine" pek üzülmeleri ve buna karşı "önlemler almaları" gibi, tıpkı devletlerin kurtardıkları banka ve tekel ceolarının aldığı milyon dolarlık maaş çeklerini pek "etik-dışı" bulduklarını açıklamaları gibi, geçmişteki sömürgeci ve/ ya faşist katliamlar için özür politikasının da mesajını tahmin etmek zor değil: "Neoliberal demokrasiye inanın ve güvenin. Sistemde aksayan bir şeyler varsa da, neoliberal demokrasi çerçevesinde mücadele edin. Kapitalizm neoliberal demokrasisi sayesinde kendi kendini düzeltir!" Erdoğan da küresel neoliberal demokratik teamül gereği, Dersim katliamı için "velev ki" özür diledi. Bunu, "böyle bir literatür varsa" diye, küresel tekelci kapitalist ve mali oligarşik yönetişim trendini referans göstererek yaptı. İkincisi, CHP'nin Dersim kriziyle çalkandığı bir sürece denk getirme burjuva ultra pragmatizmiyle, CHP faresiyle kedi gibi oynamak fırsatçılığıyla yaptı. Üçüncüsü, Dersim'de katledilenlerin Kürt, Zaza ve Alevi kimliklerini söz konusu dahi etmeden, Necip Fazıl Kısakürek'in bir kitabına referansla "din mazlumları" diye yine katliamı dinle dolandırarak yaptı. Yani katliamı kemalist laikçiliğe havale ederek, bunun karşısına adını bile anmadığı Kürt, Zaza ve Aleviliği değil, egemen din ve mezhebi de el çabukluğuyla dahil ederek, neoliberal dinciliğin sırtını sıvazlayarak yaptı. Tam da neoliberal post modern burjuva demokrasisinin kitabına uygun olarak! Geri düzeyde neoliberal demokrasi özürüne karşı tepkiler de klasik: Bir yanda liberal reformist "evet ama yetmez"ciler var, "iyi bir adım ama burjuva demokrasisi sınırları içinde şunlar şunlar da yapılmalı" diye tam da "düzeltilmiş kapitalizm, düzeltilmiş demokrasi" havariliği yapıyorlar. Diğer yanda dar "hayır"cılar var, "bu Kürt ulusunun burjuva demokratik hak ve reform taleplerinin üzerine baskı ve terörle gidilmesi nedensiz değildir. Türk devleti, anayasa ile ilgili son açıklamaların da gösterdiği gibi, birikmiş bütün sorunlarda kapak bir yerinden açılırsa arkasının geleceğinden korkuyor. Kürt işçilerin, kır ve kent yoksullarının, emekçi kadınların içindeki yanardağın lavlarından korkuyor. İşte bunun için, Kürt halkının ulusal taleplerini daha da geriye itmek için "Kürt sorununu arayıp bulamamak" dahil her yönteme sarılıyor. Tüpten çıkan macunu nafile geriye itmeye çalışıyor. Medyada bunun "analizleri" yapılıyor. Boşuna! Krizin işçi ve emekçilerin üzerine kabus gibi çöktüğü, dünyanın dört bir yanında kriz faturalarına, işsizliğe, sosyal hak ve kolektif kazanımların yok edilmesine karşı harekete geçen kitlelerin burjuva demokrasisinin albenisini bozup sınırlarını gösterdiği ve birbirine ilham verdiği bir dönemde boşuna! Baskı ve operasyonlar Kürt halkının iradesini kıramayacaktır. İşçi sınıfı, başka bir ulusu ezen bir ulusun özgür olamayacağı bilinci, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının tanınması ve tam hak eşitliği, sınır ötesi olanlar dahil operasyonların durdurulması ve tutuklananların serbest bırakılması talebiyle Kürt halkına yönelik baskılara karşı harekete geçmelidir. Sınıfın ve Kürt halkının düşmanlarının en büyük korkusu olan işçilerin birliği, halkların kardeşliği bunu gerektirmektedir. Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği! bir özür değil, samimi değil" deyip AKP'nin ikiyüzlülüğünü sergiliyorlar. Ancak onların da yaklaşımı neoliberal burjuva demokrasisini idealize etmekten, Kürtlere, Alevilere, kadınlara, işçi ve emekçilere baskının ve eziyetin olmadığı, haklarının tanındığı bir "düzeltilmiş burjuva demokrasisi" beklentisi ve hayalinden öteye gitmiyor. Komünistlerin ve sınıf bilinçli işçilerin tutumu ise nettir: Bunun burjuva demokrasisi olmadığı değil, Türkiye'deki geri düzeydeki neoliberal burjuva demokrasisinin tam da bu olduğu; bunun yalnızca ve basitçe bir aldatmaca, sahtekarlıktan ibaret de olmayıp, burjuvazinin sınıf egemenliğinin yeni biçimi olduğunu ortaya koyup, asıl burjuva demokrasisine karşı sosyalist devrimci demokrasi ekseninde mücadeleyi yükseltmek gerekir. Bunun dışındaki her yol, sistem içinde erimeye, neoliberal demokrasinin sağ ya da sol muhalefeti olarak ona yedeklenmeye götürür.

13 13 Burası benim köşem kardeşim, işçi gazetesi falan anlamam, fikrimi buradan da yayar, hepinizi buradan da ezerim. Var mı bir diyeceğiniz! Bir Kasım günü, bundan neredeyse yüz yıl kadar önce, Rusya denen bir yerde, işçiler benim egemenliğime başkaldırmaya cüret ettiler. Hepsini lanetliyorum! Benim adım kapitalizm; SGK istatistiklerine göre Türkiye'de her yedi dakikada bir iş kazası oluyor. Benim adım kapitalizm; Latin Amerika'da maden işçilerinin %37'si, Hindistan'da taş kalem işçilerinin %50'si ve taş kırma işçilerinin %36'sı slikozis hastası! Benim adım kapitalizm; her yıl işyerlerindeki zehirli maddelerden dolayı işçi ölüyor. Her yıl sadece asbest yüzünden kişinin yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Benim adım kapitalizm; her yıl 270 milyon iş kazası meydana geliyor ve 160 milyon kişi meslek hastalıklarına yakalanıyor. Benim adım kapitalizm; dünyada her gün yaklaşık 6000 kişi iş kazası ve meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını yitiriyor. Benim adım kapitalizm: Ekim ayı içinde 53 işçi, 15 kadın katledildi. Günde neredeyse iki işçi, her iki günde bir kadın! Benim adım kapitalizm; burjuva toplum, kadına karşı tutumu ile insanlığın gerisindedir: Bir işçi devrimi kadar gerisinde! Marx "kadın özgürlüğünün toplumun genel özgürlük derecesini tayin ettiğini ve onun bir göstergesi" olduğunu söylermiş. Hadi canım Kapitalizm kadın cinayetleri, şiddet, aşağılama sonrası aile-babası, saygın-kişi, ekmek-sağlayan-işveren kılığında serbestçe gezme toplumudur. Benim adım kapitalizm; CEO'ların, büyük büyük genel müdürlerin işçilerinin 300 katı para almalarının nedeni, onların bana 300 kat daha sadık olmaları Benim sistemimde öğretmenler çocuklara zararsız, sakin ve sadık tüketiciler olmayı öğretmek için varlar. Eh, benim adım kapitalizm; öğretmenlerin burnunu sürtmek için atama peşinde koşturtmak da benim işim. Seçme özgürlüğü diye bir şey var: Benim adım kapitalizm; size Pepsi ile Coca Cola, Cumhuriyetçilerle Demokratlar, Muhafazakâr liberaller ile liberal muhafazakârlar, Migros'la BİM, DGM ile Özel Yetkili Mahkemeler arasında seçme özgürlüğü sunuyorum. Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Thomas Sargent, kapitalist krize karşı mucize buluşunu açıkladı: Bakkala yazdırıyoruz, sonra ansızın taşınıyoruz. kullanıcı adındayım İstanbul Barosu'ndan görevlendirilen 5 avukat da savunmadan çekildi. Fakat, mahkeme heyeti, gözaltındaki avukatların müdafileri olmamasına rağmen, yargı- İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'nın "KCK" adı altında yürüttüğü soruşturma ve İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı ile 22 Kasım Salı günü ev ve bürolarına yapılan baskınların ardından gözaltına alınan PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 41 avukatı, gazeteci Cengiz Kapmaz ve Asrın Hukuk Bürosu çalışanları Zeynep Arat ile Hüseyin Karasu Adli Tıp'ta sağlık kontrolünden geçirildi ve ardından savcılıkta ifadeleri alınmak üzere Beşiktaş'taki lamaya devam etti. İstanbul Adliyesi'ne sevk edildi. Savcılıktan tutuklanma talebiyle İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilen 41 avukatın müdafiliğini üstlenen Avukatlar yaptıkları yürüyüşle mahkemeyi protesto etti. "Bu hukuksuzluğa ortak olmayacağız" diyerek tutuklama talebiyle İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilen PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 41 avukatının müdafiliğini üstlenen avukatlar mahkemeyi boykot etti. Boykot kararının ardından avukatlar ile nöbetçi hakim arasında yapılan görüşmelerden bir sonuç çıkmaması üzerine mahkemeye sevk edilen avukatların sorgusu başlayamadı. "Mahkeme sorgusuna girmeme" kararı alan avukatlar, kararlarını açıklamak ve mahkemenin tutumunu kınamak amacıyla Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi ön kapısından arka kapısına kadar "Baskılar bizi yıldıramaz" ve "Savunmayı savunuyoruz" sloganları eşliğinde yürüdü. Burada bir açıklama yapan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, şu an olağan olanın meslektaşlarının yanında olmak olduğunu belirtti. Bunun imkansız hale getirildiğini kaydeden Kozağaçlı, "Bu yargılama, hukuka aykırı Van'da, deprem sonrasında çadır ihtiyacını bile karşılamayan devlet; karşılanmayan çadır ihtiyacını, insanların korkaklığıyla açıklarken; neden sonra kurulan çadırkentlerdeki yoksunlukların ortaya çıkmasının engellemek için de, gazetecilerin girişini yasakladı. biçimde hazırlanmış, siyasi saldırı niteliğindedir. Bu tiyatroda figüran olmayacağız. Meslektaşlarımız gerçek dayanak ile suçlanmamışlardır. Kabul edilmesi mümkün olmayan soyut siyasal yorumlar, hükümetin iradesini ve Başbakan'ın hedef göstermesini temsil ettiği son derece açık olan değerlendirmeler, son derce yakışıksız savcı yorumları, kabul edilemez anayasa hak ve özgürlüklere, Avukatlık Kanunu'na, CMK'ya aykırı uygulamalarla muhatap olduk" diye konuştu. Meslektaşlarının tutuklama talebiyle sevk edildiğini belirten Kozağaçlı şöyle devam etti: "Bugün bu binada hukuk namına hakkaniyet namına savunma hakkı için hiçbir gelişme bulunmamaktadır. Arkadaşlarımızın tutuklama yargılamasına bütün bu hukuka aykırılıkları, siyasal sebepleri, sonuç zaten belli olduğu için böyle bir saldırıda cüppelerimizle, kanun kitaplarımızla durabilmek mümkün olmadığı için yargılamayı terk ettik. Siyasal iktidarın hedef göstermesi üzerine savcılar, yargıçlar tarafından oluşturulmuş tiyatrolarda figüranlık yapmayacağız." Van, İskele Mahallesi'ndeki Şahabettin Özarslaner Spor Tesisleri'nde kurulan, dikenli tellerle çevrili, jandarma ablukasındaki çadır kente girmek isteyen gazeteciler, zorla dışarı çıkarıldılar. Gazetecilere, Van valiliğinin çadırkentlerde haber yapılmasını yasakladığı, girişlerinse valiliğin yazılı iznine bağlandığı açıklandı. Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, çadır ihtiyacının karşılanmamasının sorumluluğunu depremzedelere attı: Çadırların yetersiz olmasının nedeni, "evlerine girmeye korkan Vanlılar"mış! Mahkeme, Avukatların katılmamasına karşın, jet hızıyla bitirildi ve 34 avukat ve gazeteci Cengiz Kapmaz için tutuklama kararı verildi. Gözaltı Koordinasyonu avukatlarından Sinan Zincir, tutuklamalar ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Önceden kararı verilen bir soruşturma ile ilgili müdafaa yapmayacağız, orada sadece figüran rolünde olmayacağız, birer özgürlük ve adalet aktivisti olarak Adalet ve Özgürlük Platformu'nu oluşturarak meslektaşlarımızın özgürlüğü için nöbet tutacağız" dedi. Gözaltına alınan meslektaşları için Baro'nun gereken dayanışmayı gösterememesini eleştiren Av. Zincir, tüm girişimlere rağmen İstanbul Baro Başkanının meslektaşlarının yanında yer almadığını belirterek, İstanbul'da Çağdaş Hukukçular Derneği, İnsan Hakları Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Derneği, Çağdaş Avukatlar Grubu, Katılımcı Avukatlar Derneği, Savunma Avukatları Derneği, Demokrasi için Hukukçular Dayanışma Avukatları, Toplumsal Hukukçular ve savunma avukatları olarak meslektaşlarının özgürlüğü için kampanya başlattıklarını söyledi.

14 14 'Bizler sokağı yakalayabilen insanlarız' diyorlardı kendilerine. Yolda aceleyle yürüyen birisinin, bir an için her şeyden sıyrılıp onlara katılması, oradaki keyfe ortak olmasıydı sokağı yakalamak onlar için. Elinde gitarı ile sanatını sokakta icra eden üniversitesi öğrencisi için de böyleydi bu, pandomim yapan, kukla oynatan için de böyle. Hepimiz pek çok kere karşılaşmış, denk gelmişizdir onlara. Bazen gürültücü, sıkıcı gelmişlerdir bize, bazen keyif verici Ama mutlaka, en azından bir kere de olsa durup izlemiş, dinlemişizdir. Hem de hiç ummadığımız, hiç beklemediğimiz bir anda. Evet hiç beklemediğimiz bir anda; çünkü "sokak sanatının" doğası böyledir. Sizi tanımağınız insanlarla, hiçbir planlama yapmadığınız bir zamanda aynı topluluğun üyesi haline getirebilir. Gergin olduğunuz bir anda karşılaşıp moralsizliğinizi unutturabilirler size, ya da keyifli bir gününüzde keyfinize keyif katabilirler Yapacak bir işiniz olmadığında, boş boş gezerken de takılabilirsiniz onlara, veya acele yetişmeniz gereken bir yere "o anda, orada bulunanı" kaçırmamak için geç kalmayı tercih etmiş de olabilirsiniz. Eşsizliği de budur zaten: O anda, orada bulunması. Ne bilet ayarlayabilirsin, ne de seans saatini. Bir programlama yapman da gerekmez, geç kalma derdin de olmaz. Sanatla sokakta karşılaşmış olursun. Bir diğer deyişle sokak seni sanatla buluşturmuş olur Sokak sanatı/sanatçıları dünyanın diğer ülkelerinde kültür olarak kabul görmüş olsa da Türkiye'de henüz çok yeni. Dahası bu yeniyi yer açılmak istenmemekte, kabul edilmemektedir. Özellikle Ankara'da sanatçıları "rahatsızlık verici" olarak gören, yaptırımlar ile onları barındırmak istemeyen uygulamalar yer alıyor. Kabahatler kanunu uyarınca gözaltına alınıp, para cezalarıyla karşı karşıya kalıyorlar. Kimi sanatçılar 'kabahati' kendisine müzik grubu ismi yaparak, 'kabahatlerine' devam ediyor Sokakta sanatın suç olmadığı bir Ankara'da tüm sokak sanatçılarına iyi çalışmalar Mayıs 2011 Bu metinle bitirmiştim fotoğraf dersindeki proje ödevimi. Dörtbeş aya yakın sürmüştü sokak sanatçıları ile ilgili çalışmam. Yer yer, köşe köşe sokak sanatçısı aramıştım. Elimde makine, gözümün önünde Siya Siyabend grubundaki elamanın santur çaldığı kare ve kulağımda yine Siya Siyabend grubundaki 'bonus kafa'nın her cümleyi " anlıyomusun" ile bitirdiği ses. Zaten Fatih Akın'ın İstanbul Hatırası (2004) adlı yapımı ilham verici olmuştu benim için. İlk kez bu denli orada dikkatimi çekmişti sokak sanatçıları. İzlerken en sevdiğim Sokak bölüm burası olmuştu. Müzikleri, tavırları, konuşmaları Çok için de böyleydi bu, pandomim icra eden üniversitesi öğrencisi keyifli gelmişti bana. Daha sonra keyif alan tek kişinin de ben le. yapan, kukla oynatan için de böy- olmadığımı anlamıştım, etrafta dönen " anlıyor musun?" geyiklerinden. Ankara'da başlamıştım fotoğraflara. Tunalı ile Karanfil arasında bir güzergahtı çekim yaptığım yerler. Daha doğrusu sokak sanatçılarının bulunduğu yerler. Fotoğrafı yadırgamıyor, sohbet etmeyi seviyorlardı. 'Bizler sokağı yakalayabilen insanlarız' diyorlardı kendilerine. Yolda aceleyle yürüyen birisinin, bir an için her şeyden sıyrılıp onlara katılması, oradaki keyfe ortak olmasıydı sokağı yakalamak onlar için. Elinde gitarı ile sanatını sokakta Bugünlerde ise sokak sanatçıları için sokağı yakalamak pek mümkün görünmüyor. Ankara'da zabıta ile yaşanan "tezgah kavgası" sonrası Kızılay'da tezgahlar kapandı. Bu durum sokak sanatçılarına da yansıdı. Onları bulundukları yerlerde görebilmek zorlaştı. İstanbul'da ise Beyoğlu'nda yaşanan "masa-sandalye" tartışmalarıyla birlikte sokağa da yüksek ses ayarı getirildi. İstiklal'deki sanatçılar yanlarında hoporlör vs bulunduramıyor. Bütün bunlar da bize değişimin/dönüşümün sokağa yansıyan kısımlarını gösteriyor. Yapılacak olan düzenlemeler (ki Beyoğlu'ndaki masa-sandalye tartışmalarının arkasında Taksim'in trafiğe kapatılacak olması vardı) bundan sonra sokakta, nelerin ve kimin bulunacağının işaretlerini veriyor bize.

15 15 bin kişinin beklediği ve en 400 az 100 bin kişinin yararlanacağı tahmin edilen bedelli askerlikte 30 yaş sınırı uygulanacak, bedeli ise 30 bin TL olacak. Böylece kapitalist devlet bütçesine 2,5 milyar lira aktarılacağı bekleniyor. Bu meblağın gideceği adres olarak ise kirli savaşta ölen ve sakat kalan askerlerin aileleri anılıyor. 4 taksit halinde yapılacak olan bedel ödemesi bankaları da harekete geçirdi. Bankalar bir aylık kredi ödemesi asgari ücret tutarına denk düşen 60 aylık vade dahil seçenekleri hazırlıyorlar. Bu, orta sınıflar ve yüksek ücretliler için ödenmesi mümkün bir meblağ tabii. Vicdani reddin ise bir defadan fazla ceza almayı ortadan kaldırarak AB'nin istediği koşulları yerine getirecek tarzda, ve tabii ki gerek süre gerekse de koşulları bakımından "bezdirici olma" bazında düzenleneceği görülüyor. Orta sınıflar, mülk sahipleri, aralarında Blackberry'nin Rum patronu Lazaridis'in de bulunduğu açıklanan her boydan kapitalistler, burjuva sanatçılar, askerlik kredisini rahatlıkla ödeyebilecek olanlar, zaten uzun yıllardır "Bedelli çıksın" basıncı yapıyorlardı. "Bedelli çıksın"ın açılımı, insanların en verimli çağlarında aylar boyunca işlerinden, yaşam projelerinden vb kopuyor olmaları ve bunun kapitalizmin mantığı ile açıklanamayacağı idi. Ve tabii bununla birleşik olarak burjuvalarımız Kürt halkına karşı kirli savaşın canla başla yürütülmesini, fakat bu "canın ve başın" kendilerine ait olmamasını istiyorlardı. Gencecik yaşta, ucu bucağı görünmeyen ve her gün yeni cenazelerin geldiği, beden ve ruh sakatlıklarının toplumun her yanına yayıldığı bir savaşta yaşamını kaybetmek, sakat kalmak istememek gibi bir birey açısından son derece anlaşılabilir bir duygu, haliyle burjuvalarımızın dolu cüzdanlarında "İşyerimde canını her gün tehlikeye attığım işçi ve emekçi çocukları varken niye ben?" olarak şekilleniyordu. Sanki Kürt halkının haklı mücadelesini desteklemek ve Kürdistan'a askere gitmeme tutumu almak da bir yana, aynı yaşam kaygısı, aynı verimli çağ, bütün şoven propagandaya rağmen kirli savaşın yarattığı aynı ürküntü işçilerin, kent ve kır yoksullarının çocukları için geçerli değilmiş gibi! "Bedelli çıksın"ın karşısına, Genelkurmay direnci ile birlikte şovenizm zehri ve Kürt halkına karşı intikam hissine bulanmış, kirli savaş aygıtının bir parçası olarak ölüme gönderilen, katliamlara bulaştırılan, canını, beden ve ruh sağlığını, özsaygısını ve onurunu yitiren, geri döndüğünde ise yüzüne bile bakılmayan işçi ve emekçi çocuklarının aileleri çıkıyordu en başta. Burjuvaların arka cebinde duran bir aylık kredi ödemesi ile bir ay ailece yaşamaya çalışan, sırf bu miktarı ödeyemeyeceği, askerlik yapmadıysa iş bulamayacağı için korkusunu "Asker gidecek geri gelecek" sloganları, şoven bağırtı ve tekbirlerle kapatmaya çalışarak otogarları dolduran asgari ücret tutsaklarının, işçilerin, kent ve kır yoksullarının şovenizmle kirlenmiş kör öfkesi, kirli savaş generali Osman Pamukoğlu gibilerinin "Ne bedelli ne vicdani red, herkes askere" böğürtüsüne karışıyor. Ümit Boyner ise, bir yandan profesyonel askerlik sistemini adres gösterirken aynı zamanda burjuva çocuklarının "hurra" dediği bedelli askerliğin "vicdanını" rahatsız ettiğini belirterek bu öfkeyle inceden köprü kurmaya çalışıyor. İşte tam da burada, bu şoven böğürtünün sahiplerini yumruğumuzla susturup bedelli askerliğin karşısına "Siz hiç iş kazasında ölen patron, kirli savaşta ölen patron çocuğu gördünüz mü?" öfkesiyle, kirli savaşa son, Türk ordusu Kürdistan'dan çekilsin, Kürt halkına tam hak eşitliği ve özgürlük talebiyle dikilmek gerekiyor. Bedelli askerlik ve onun yanında da "bezdirici" tarzda tanımlanıp uygulanacak vicdani red düzenlemesi, fakat daha önemlisi, Türk ordusunun operasyonel ve teknik gücünü artırmaya yönelik profesyonel askerlik adımları birbirini tamamlayarak sürdürülecektir. Bugün ABD, İsrail, Rusya vd ülkelerde emperyalist, gerici, haksız ve kirli savaşlara katılmayı reddederek vicdani red açıklamasında bulunanların tarihsel arka planında pasifistlerin değil savaşa karşı mücadeleyi sınıfa karşı sınıf mücadelesi, ezilen halkların demokratik kurtuluş mücadelesini destekleme tutumu olarak yürütenlerin kanı ve kararlılığı yer alır. Bedelli askerlik burjuva düzen partileri içerisinde genel bir kabul iken, vicdani red ise yarılmalara yol açıyor. Örneğin MHP bedelli askerlik konusunda Osman Pamukoğlu'yla, daha önemlisi "şehit aileleri" ile aynı topa girmezken, vicdani redde kesinlikle karşı olduğunu açıkladı. En son Dersim krizi ile yeniden çatırdayan ve seçim öncesinde de açıkladığı resmi görüşü vicdani reddi de içeren CHP'de de karşıt sesler yükseldi. Vicdani red konusunda en büyük kaygıyı "halkın askerlikten soğuması" ve bunun gençlik içinde artan bir kitlesel tutuma dönüşmesi oluşturuyor. İşte tam da bu saikle, vicdani redcileri "vatan hainliği" ile damgalayarak tecrit etmek ve iş bulamama, fişlenme vd. ile yıldırmak, eşcinsellik konusundaki gerici ve ilkel toplumsal önyargılara seslenmek gibi en iğrenç yöntemler deneniyor. Vicdani red, insanlık tarihinde dini gerekçelerle çok eski tarihlerden beri var olmakla birlikte asıl gündeme gelişi, büyük emperyalist savaşlardaki zorunlu askerlik uygulaması ile oldu. Savaşa gitmeyi ve öldürmeyi reddedenler askeri mahkemelere çıkarıldılar, ölüm ve hapis cezalarına çarptırılıp siyasal baskı ve toplumsal tecritle karşılaştılar. Bugün ABD, İsrail, Rusya vd ülkelerde emperyalist, gerici, haksız ve kirli savaşlara katılmayı reddederek vicdani red açıklamasında bulunanların tarihsel arka planında pasifistlerin değil savaşa karşı mücadeleyi sınıfa karşı sınıf mücadelesi, ezilen halkların demokratik kurtuluş mücadelesini destekleme tutumu olarak yürütenlerin kanı ve kararlılığı yer alır. Burjuva demokrasileri, salt dini gerekçeleri hesaba katmak zorunda oldukları için değil, işte asıl bu gerçeklikten dolayı Öncü işçiler, savaşların, orduların ve sınırların ancak kapitalist sınıf egemenliğini ve burjuva devleti yıkmaktan geçtiğini biliyorlar. Bu onları "her türlü şiddete ve savaşa karşı olma" adı altında bu mücadeleyi ve bilinci karartan pasifizmden kalın çizgilerle ayırıyor. vicdani red hakkını tanımak zorunda kalmışlardır. Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, ''Türk ordusunun başlıca görevleri uluslararası misyonlara katılmak ve sınırda veya sınırın hemen ötesinde terörizmle savaşmak. Her iki operasyon türü de, büyük miktarlarda kötü eğitimli piyadeyi değil, küçük, esnek ve yetenekli birimleri gerektiriyor'' diyor. Bilgesam'ın raporunda ise, "Günümüzün savaşları teknoloji savaşlarıdır; pasif, düşünmeyen, şaşkın insanlar sürüsüne değil, yüksek derecede eğitimli personele ihtiyaç göstermektedir. Bu nedenle, orduların post modern askerlik çağındaki misyonuna göre, büyüklüğü değil, işlevsel savaş gücü ve muharebe etkinliği çok daha fazla öne çıkmaktadır" deniyor. Öncü işçiler, savaşların, orduların ve sınırların ancak kapitalist sınıf egemenliğini ve burjuva devleti yıkmaktan geçtiğini biliyorlar. Bu onları "her türlü şiddete ve savaşa karşı olma" adı altında bu mücadeleyi ve bilinci karartan pasifizmden kalın çizgilerle ayırıyor. Operasyonel ve işlevsel savaş gücü misliyle artmış -buna karşılık emperyalist işgallerde burnu bataklıktan çıkmayan- bir burjuva ordu ve devlet aygıtına karşı mücadele ise, gençlik içinde yaygınlaşan orduya katılmama isteğini burjuva demokrasisine karşı sosyalist demokrasi mücadelesinin bir bileşeni olma yönünde, devrimci sınıf çizgisinde dönüştürmeyi zorunlu kılıyor. Çitlerin ve silahların olmadığı bir dünya, komünizmden başkası değildir.

16 Mali sermayenin saldırılarını püskürtmek için işçi ve emekçiler on binler olup sokaklara aktılar Afrika ve Ortadoğu'da başlayan mücadele, Avrupa ve Amerika kıtasında büyüyerek devam ediyor. İşçi sınıfı ve emekçiler sokaklardan ayrılmıyorlar. Biri biterken bir diğeri başlıyor. Kapitalistlerin ekonomik krizi işçi sınıfı ve emekçilere fatura etmesi her seferinde daha kitlesel direnişlerle karşılaşıyor. Mali sermayenin aktörleri öyle ellerini kollarını sallayarak iktidarlarını sürdüremiyorlar. İşçi sınıfının ve emekçi halkların direnişi hükümetler düşürüyor, dikta rejimlerini değiştiriyor. Direnişler karşısında acze düşen diktatörler ülkelerini bırakıp kaçmak zorunda kaldılar. Yunanistan: Küresel mali sermayenin atadığı Lucas Papadimos başbakanlığında kurulan ulusal birlik hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasının hemen ardından başlayan gösterilerin ikincisi çok daha kitlesel ve çatışmalı gerçekleşti. Başkentte toplanan on binlerce emekçi parlamentoya yürüdü. Göstericiler ile devlet güçleri arasında yoğun çatışmalar yaşandı. Polisinin saldırısı sonucu birçok kişi yaralandı, çok sayıda gösterici de gözaltına alındı. Dişe diş yürütülen mücadeleyle Papandreou hükümetini düşüren işçi sınıfı ve emekçiler küresel mali sermayenin aktörleri tarafından atanan Papadimos hükümetine de gerekli cevabı vermeye hazırlanıyor. İtalya: Berlusconi'nin istifa etmek zorunda kalmasının ardından mali sermayenin Başbakanlığa atadığı Mario Monti, sokak gösterileri ve grevlerin gölgesinde iş başı yaptı. Kapitalist sistemin yarattığı sömürü ve eşitsizliğe, hak gasplarına ve işsizliğe karşı 'Wall Street'i işgal et' hareketini organize eden göstericiler, polisin estirdiği terör ve saldırganlığa rağmen direnişlerinden vazgeçmeyeceklerini ifade ediyorlar. İtalya'nın 8 büyük kentinde on binlerce işçi ve emekçinin "bankacıların hükümeti" olarak ifade ettikleri yeni kabinenin gerçekleştireceği sosyal hak gaspları ve kesintilere karşı kitlesel bir gösteriyle protesto etti. Sokaklar adeta göstericiler tarafından işgal edildi. Roma'daki gösterilere binlerce öğrenci katılırken, Toplu taşımadaki grevler hayatı felç etti. Eylemcilerden biri, "Monti'nin programı oldukça kapitalist ve kirizin bedelini en zayıfların ödemesi gerektiğine dair korkunç bir fikri takip ediyor" derken burjuvazinin işçi sınıfına saldırısının kapsamını ve içeriğini özetlemiş oluyordu. ABD: 'Wall Street'i işgal et' hareketi bir kez daha sokakları işgal etti. Yaklaşık iki aydır süren işgal hareketi, New York'un finans merkezi olan bölgedeki çadırların polis zoruyla kaldırılmasının ardından eylemciler kitlesel bir gösteri düzenlendi. "Caddeler, sokaklar bizim; biz % 99'uz" sloganlarıyla Wall Street'e doğru yürüyüşe geçen göstericiler polis barikatlarıyla karşılaştı. Wall Street'te çalışanların işe gitmelerini engellemek için oturma eylemi yapan göstericilere polis saldırarak alandan uzaklaştırmaya çalışırken, çıkan çatışmada onlarca gösterici de gözaltına alındı. Kapitalist sistemin yarattığı sömürü ve eşitsizliğe, hak gasplarına ve işsizliğe karşı 'Wall Street'i işgal et' hareketini organize eden göstericiler, polisin estirdiği terör ve saldırganlığa rağmen direnişlerinden vazgeçmeyeceklerini ifade ediyorlar. Almanya: 12 Ekim günü Frankfurt ve Berlin kentlerinde on binlerce işçi ve emekçi kapitalist sistemin emekçiler üzerinde yarattığı yıkım politikalarına karşı sokaklara çıktılar. Alman bankaları ve Avrupa Merkez Bankası'nın bulunduğu Frankfurt kenti gerçekte devasa bir finans merkezidir. Gösterilerin bu kentte yoğunluk kazanması elbette ki tesadüf değil. Kapitaist sistemin finans merkezi ve kalbinin Almanya'daki üssü olduğu işçi sınıfı ve emekçiler tarafından da bilince çıkarılmış durumda. 17 Kasım'da Köln'deki 'Harçları durdurun", "Herkese ücretsiz eğitim hakkı", "Bize ait olanı satın almayız" sloganlarıyla yapılan yürüyüş ve mitinglerde öğrenciler, yüksek öğrenim harçlarını protesto etti. Yüksek harçlar üniversite kapılarının yoksul öğrencilere kapatılmasının, eğitim sisteminin paralı hale getirilmesinin ve meslek eğitiminin katlanılmaz bir sömürüye dönüştürülmesinin protesto edildiği gösterilerde kapitalist sistemin, öğrencilerin geleceğini ipotek altına almasına izin verilmeyeceği vurgulandı. Portekiz: İşten çıkarmalar, vergi artışı ve maaşların düşürülmesi Bunlar, 11 milyon nüfuslu Portekiz'de kemer sıkma politikaları kapsamında gündeme gelen önlemler Yunanistan ve İrlanda'dan sonra kurtarma paketine ihtiyaç duyan üçüncü ülke olan Portekiz'de hükümete göre, bu acı reçeteyi işçi ve emekçiler içecek. İşçi ve emekçiler ise faturanın kemer sıkma adında kendilerine ödetilmesine tepkili ve bunu kabul etmeyeceklerini genel grevin bir uyarı olduğunu belirtiyorlar. Kamu işçilerinin yoğun katılım gösterdiği 24 saatlik grev kapsamında uçaklar havalanmadı, tren seferlerine ara verildi. Mısır'da Tahrir Meydanı'nda son eylemlerde hayatını kaybedenlerle birlikte siyasal dizilim belirginleşmiş oldu. Bir tarafta ordu ve yapılacağını umduğu seçimlerle hükümet olmayı bekleyen Müslüman Kardeşler, diğer tarafta ise halk eylemliliği! Gösteriler Yüksek Askeri Konsey'in Başkanı Mareşal Hüseyin Tantavi'nin en geç önümüzdeki haziran ayına kadar cumhurbaşkanlığı seçimini yapacakları sözünü vermesine rağmen dinmedi. Cunta lideri Tantavi'nin "Son günlerde yaşanan karışıklıklardan dolayı birçok yatırım Mısır'dan kaçtı. Grevlerin artması ve üretim azalmasıyla birlikte görevimizin daha zor hale gelmesine rağmen, niyetimizden kuşku duyanlara karşı tepki göstermeden, sıkılmadan ülkeyi şu kritik dönemden çıkarmaya çalıştık" diyerek patronlarının kimler olduğunu gösterdi. Mısır'da çoğunluğunu sol, liberal ve laik partilerin oluşturduğu gruplar, ülkede iktidarda olan cuntanın görevini bir an önce sivillere devretmesini istiyordu. Olağanüstü bir gençlik katılımıyla birlikte aynı gruplar, yapılacak yeni anayasada askerin meşru koruyucu olarak gösterilmesine karşı çıkarak ülke genelinde gösterilere başladılar ve Yüksek Askeri Konsey istifa edene kadar Tahrir Meydanı'ndan çekilmek gibi bir hata yapmayacaklarını ifade ediyorlar. Mübarek'in Şubat ayında devrilmesiyle sonuçlanan halk ayaklanmasının ardından, eylemlerin halkçı nitelik taşıyan bir demokratik devrime veya ötesine doğru ilerlemesini engellemek amacıyla ordu cunta eliyle yönetimi üstlenmişti. Küresel mali oligarşi, Ortadoğu'da neoliberal demokrasiye geçiş adımlarını attığı ölçüde, iç dinamikleri, özellikle de işçi hareketlerini bastırmak üzere Mısır'da ordunun yönetimi ele almasına onay vermişti. Bu çerçevede burjuva demokratik seçimlerin sürekli ertelenmesi, grevlere saldırılar, gözaltılar, Tahrir'in boşaltılması, örgütlenme ve toplanma özgürlüğünün engellenmesinin üzerine; ordunun Türkiye'ye benzer şekilde askeri bütçenin parlamentonun denetiminden muaf tutulmasını istemesi ve silahlı kuvvetlerin anayasanın "koruyucusu ve kollayıcısı" sayılarak pozisyonunu sağlamlaştırmaya dönük attığı adımlar bardağı taşırdı. Mücadeleyle kazandıklarının da ellerinden alınmaya çalıştığını gören kitlelerin dinamizmi sokağa taştı ve Tahrir İşgali yeniden başladı. Şimdi "O (Tantavi) gitmeden meydanı terk etmeyeceğiz" sloganı yükseliyor Tahrir'den.

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Saðlýk emekçilerinin 2 gün süren grevleri baþladý. Ülke genelindeki hastanelerin nereyse tamamýnda hastanede

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146 TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI EMO Kocaeli Şubesi 146 İKK Sekreterliği Makina Mühendisleri Odası tarafından yürütülmektedir. Şubemiz, üniversite, resmi kurum, sendika, oda ve derneklerle sürdürülebilir

Detaylı

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI BASIN ÇALIġMALARI BASIN AÇIKLAMALARIMIZ 5 Mayıs 2010 Özelleştirme Karşıtı Platform İstanbul Bileşenleri nin Taksim BEDAŞ önünde gerçekleştiği basın açıklaması yoğun bir katılımla yapıldı. Şubemiz üye ve

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU

21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU 21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU 225 ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ 13 Ocak 2012 KESK Genel Merkezi başta olmak üzere bir çok ilde KESK e bağlı sendikalar, demokratik kurumlar, belediyeler ve siyasi

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Örgütü ve Belediye Başkan

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinde Emeğin Örgütlenmesi

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinde Emeğin Örgütlenmesi İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinde Emeğin Örgütlenmesi Ertuğrul Bilir Makina Mühendisi İş Güvenliği Uzmanı (C) İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği - Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ÖDENEN BEDELLER İş kazası

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

SİVİL TOPLUM VE SU. Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. skantarli@ttkder.org.tr

SİVİL TOPLUM VE SU. Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. skantarli@ttkder.org.tr SİVİL TOPLUM VE SU Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği skantarli@ttkder.org.tr SİVİL TOPLUM Prof.Dr.Fuat KEYMAN a göre 21.yüzyıla damgasını vuracak en önemli kavramlardan biri "Dostluk, arkadaşlık

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

DİŞ HEKİMLERİ İSYAN BAYRAĞINI ÇEKTİ http://www.zamanindahaber.com/saglik/dis-hekimleri-isyan-bayragini-cekti-h50455.html 23.12.

DİŞ HEKİMLERİ İSYAN BAYRAĞINI ÇEKTİ http://www.zamanindahaber.com/saglik/dis-hekimleri-isyan-bayragini-cekti-h50455.html 23.12. DİŞ HEKİMLERİ İSYAN BAYRAĞINI ÇEKTİ http://www.zamanindahaber.com/saglik/dis-hekimleri-isyan-bayragini-cekti-h50455.html 23.12.2014 Dişhekimleri, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'ndan randevu bekliyor

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin CHP İl Kongresine katılarak bir konuşma

Detaylı

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti SPoD un ve Uzman Psikiyatrist Dr. Seven Kaptan ın gönüllü işbirliğiyle düzenlenen Trans Terapi Toplantısı nın yedincisi 4 Eylül Çarşamba

Detaylı

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Doç. Dr. Ýlker BELEK Akdeniz Üniversitesi Týp Fakültesi Halk Saðlýðý Anabilim Dalý Öðretim Üyesi SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Burjuva Sýnýf Saldýrýsýnýn Tepe Noktasý Yukarýda tanýmlanan saðlýk sistemi yapýsý

Detaylı

Cüneyt Özdemir de halkın, işçilerin, öğrencilerin sorunlarını programına taşıyor ve ayrıcalığını gösteriyor. Teşekkürler Cüneyt Özdemir.

Cüneyt Özdemir de halkın, işçilerin, öğrencilerin sorunlarını programına taşıyor ve ayrıcalığını gösteriyor. Teşekkürler Cüneyt Özdemir. DİRENİŞİN 109. GÜNÜ 26 Ekim 2010 Bugünlerde çok sık misafirim var. Gün uzadıkça gelenler artıyor. İlk defa bir arkeolog ziyaretçim vardı. O da işsizdi. Uzun zamandır gelmek istiyormuş. Nasıl giderim diye

Detaylı

Şahsım ve Öz Taşıma İş Sendikası adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Şahsım ve Öz Taşıma İş Sendikası adına sizleri saygıyla selamlıyorum. Mustafa TORUNTAY Genel Başkan 13 Eylül 2015 Ankara /Latanya Otel Öz Taşıma İş Sendikası 2. OLAĞAN GENEL KURUL Sayın TBMM İdare Amiri ve Değerli Eski Genel Başkanım, Sayın Milletvekillerim, Sayın Büyükşehir

Detaylı

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs; tüm yurtta olduğu gibi İstanbul da da coşkuyla kutlandı.1978 1 Mayıs ın ardından ilk kez izin verilen

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :5. Syf Sayfası :8. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :10. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar Belediyesi tam kadro halk gününde Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin Selvitopu, belediye başkan yardımcıları,

Detaylı

Şube Günlüğü. TMMOB - EMO Diyarbakır Şubesi Haber Bülteni

Şube Günlüğü. TMMOB - EMO Diyarbakır Şubesi Haber Bülteni 1 2 3 4 5 01 Eylül 2010 tarihinde, Türkiye Barış Meclisi Diyarbakır girişiminin 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle kurduğu barış çadırına Diyarbakır İKK tarafından gerçekleştirilen ziyarete Şube Yönetim

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Günlük Haber Bülteni 13.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sabah.com.tr Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI YAPI-YOL SEN YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI ZİYA GÖKALP CADDESİ NO:36/20 06420 YENİŞEHİR/ANKARA. TEL - FAX : 433 46 06-434 39 84-431 73 05 web sayfası: http:/www.yapiyolsen.org

Detaylı

Polis Taksim Meydanı'na girdi

Polis Taksim Meydanı'na girdi On5yirmi5.com Polis Taksim Meydanı'na girdi Gezi Parkı eylemlerinin 15. gününde polis, Taksim Meydanı na girdi. AKM ve Cumhuriyet Anıtı ndaki afişler söküldü, barikatlar da kaldırıldı. Yayın Tarihi : 11

Detaylı

EMEK ARAŞTIRMA RAPORU-2

EMEK ARAŞTIRMA RAPORU-2 EMEK ARAŞTIRMA RAPORU-2 KAMU İSTİHDAM RAPORU (Aralık, 2015) Ø KAMU SEKTÖRÜNDE İSTİHDAM EDİLEN İŞÇİ SAYISI YÜZDE 3,4! GERİLEDİ. KADROLU İŞÇİ SAYISI İSE YÜZDE 4,6 DÜŞTÜ! Ø BELEDİYELERDE KADROLU İŞÇİ SAYISI

Detaylı

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ETKİNLİKLERİ

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ETKİNLİKLERİ NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ETKİNLİKLERİ 29 Mart 2012-Mersin in Gülnar İlçesi ne nükleer santral yapmak isteyen Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş. nin Akkuyu da yapılan Halkı Katılımı toplantısına Nükleer

Detaylı

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ 162 Şubemiz, Odamızın ana yönetmeliği uyarınca ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda, yurdumuzun

Detaylı

ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI

ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI Türkiye İstatistik Kurumu ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan Türkiye Özürlüler Araştırması sonuçlarına göre, ülkemizde yaklaşık 8,4 milyon

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Yeni Seçilen Tarsus CHP İlçe Yönetimini ziyaret ederek

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :11. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :8. Syf Sayfası :3. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :1-10. Syf Sayfası :1-10. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Selvitopu

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :1-4. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :10. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :11. Syf Sayfası :13. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar modern hizmet binası için gün sayıyor Karabağlar

Detaylı

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER tmmob 2002/2004 Cumhuriyet / 7 Haziran 2002 Radikal / 7 Haziran 2002 218 Evrensel / 15 Temmuz 2002 37. dönem çalışma raporu 219 tmmob 2002/2004 Cumhuriyet

Detaylı

SUNUŞ. Birleşik Metal İşçileri Sendikası Genel Yönetim Kurulu

SUNUŞ. Birleşik Metal İşçileri Sendikası Genel Yönetim Kurulu SUNUŞ İşyeri sendika temsilcileri, işyerinde çalışan işçilerin mevzuattan, toplu iş sözleşmelerinden doğan her türlü hak ve çıkarlarını korumakla görevli olan, sendikasının örgütlenmesi ve güçlenmesi için

Detaylı

HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Danışma Kurulu Toplantısına

Detaylı

KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE

KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE Türkiye Đşçi Sendikaları Konfederasyonu KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE Ankara Amaç Türkiye de kayıt dışı istihdam önemli bir sorun olarak gündemdedir. Ülkede son verilere göre istihdam edilenlerin yüzde

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli/Akdeniz Mahallesinde 2015 Genel Seçimlerine

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

Dr. Mustafa KURUCA Isparta da Sosyal Güvenlik Reformunun Yansımaları ve Sosyal Güvenlikte Teşvik Uygulamaları konulu konferans verdi

Dr. Mustafa KURUCA Isparta da Sosyal Güvenlik Reformunun Yansımaları ve Sosyal Güvenlikte Teşvik Uygulamaları konulu konferans verdi Dr. Mustafa KURUCA Isparta da Sosyal Güvenlik Reformunun Yansımaları ve Sosyal Güvenlikte Teşvik Uygulamaları konulu konferans verdi Isparta Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünce düzenlenen Sosyal Güvenlik Reformunun

Detaylı

NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ?

NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ?

Detaylı

MESLEK VE UZMANLIK ALANLARIMIZLA İLGİLİ ULUSAL ÖLÇEKLİ KONGRE, KURULTAY, SEMPOZYUM VE ÇALIŞTAYLAR

MESLEK VE UZMANLIK ALANLARIMIZLA İLGİLİ ULUSAL ÖLÇEKLİ KONGRE, KURULTAY, SEMPOZYUM VE ÇALIŞTAYLAR MESLEK VE UZMANLIK ALANLARIMIZLA İLGİLİ ULUSAL ÖLÇEKLİ KONGRE, KURULTAY, SEMPOZYUM VE ÇALIŞTAYLAR 19 20 TMMOB Makina Mühendisleri Odası, her çalışma döneminde olduğu gibi bu dönemde de örgütsel birikimiyle,

Detaylı

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması İçindekiler 44. Dönem Genel Kurul Gündemi... 11 43. Dönem Organları... 12 43. Dönem Şube Yönetim Kurulları... 16 44. Dönem Şube Yönetim Kurulları... 18 İnşaat Mühendisleri Odası Temsilcilikleri... 20 18

Detaylı

En Yüksek Prim Ödeyen 10 İşverene Ödül Verildi

En Yüksek Prim Ödeyen 10 İşverene Ödül Verildi En Yüksek Prim Ödeyen 10 İşverene Ödül Verildi SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI FATİH ACAR: -2008 YILINDA YAŞANAN OLUMSUZLUKLARA ARTIK RASTLAMIYORUZ -PLAKET VERDİĞİMİZ İŞVERENLER DÜZENLİ PRİMLERİNİ ÖDEYEN,

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

ŞUBAT 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin/Mezitli Gençlik Kolları ile TBMM de bir

Detaylı

İşyeri Temsilcileri Rehberi

İşyeri Temsilcileri Rehberi İşyeri Temsilcileri Rehberi Bir sendika için en önemli kadrolardan birisi işyeri temsilcisidir. İşyeri düzeyinde ise işyeri temsilcisi sendika örgütlenmenin olmazsa olmazıdır. Bir işyerinde işyeri temsilcisinin

Detaylı

Avrupa Bölgesel Sosyal Güvenlik Forumu -1ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK:

Avrupa Bölgesel Sosyal Güvenlik Forumu -1ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK: Avrupa Bölgesel Sosyal Güvenlik Forumu -1ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK: -BU FORUM KASIM AYINDA KATAR DA DÜZENLENECEK DÜNYA SOSYAL GÜVENLİK FORUMU NA IŞIK TUTACAKTIR -TÜRKİYE BUGÜN DÜNYANIN

Detaylı

Araştırmanın Künyesi;

Araştırmanın Künyesi; Araştırmanın Künyesi; Araştırma; 05 06 Nisan 2008 günleri Türkiye nin 7 coğrafi bölgesinde, 26 il ve 68 ilçede bunlara bağlı 81 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 724 ü kadın

Detaylı

İTO Başkanı İbrahim Çağlar: İstanbul yerli ve yabancı yatırımcıya muazzam fırsatlar sunuyor

İTO Başkanı İbrahim Çağlar: İstanbul yerli ve yabancı yatırımcıya muazzam fırsatlar sunuyor İstanbul görkemli maketi ve inşaat firmalarıyla MIPIM Fuarı nda İTO Başkanı İbrahim Çağlar: İstanbul yerli ve yabancı yatırımcıya muazzam fırsatlar sunuyor "Nasıl ki Nuri Bilge, Cannes film festivalinin

Detaylı

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR BALIKESİR - 30.09.2014 HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR Balıkesir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Gündoğdu, Ankara ve Hatay Tabip odaları üyelerinin Gezi Parkı olayları sürecinde hukuka aykırı

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

TÜRK İŞ HUKUKU VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKUNDA GÜVENCELİ ESNEKLİK

TÜRK İŞ HUKUKU VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKUNDA GÜVENCELİ ESNEKLİK TÜRK İŞ HUKUKU VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKUNDA GÜVENCELİ ESNEKLİK Yrd. Doç. Dr. S. Alp LİMONCUOĞLU İzmir 2010 TÜRK İŞ HUKUKU VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKUNDA GÜVENCELİ ESNEKLİK BİRİNCİ BÖLÜM İŞGÜCÜ PİYASASINDA

Detaylı

TOBB İLKOKULU E-BÜLTEN. Mart 2015. TOBB ilkokulu SAYI 3. Telefon: 0 (464) 213 05 46 Faks: 0 (464) 213 05 46 E-posta: 703285@meb.k12.

TOBB İLKOKULU E-BÜLTEN. Mart 2015. TOBB ilkokulu SAYI 3. Telefon: 0 (464) 213 05 46 Faks: 0 (464) 213 05 46 E-posta: 703285@meb.k12. TOBB İLKOKULU SAYI 3 Mart 2015 Telefon: 0 (464) 213 05 46 Faks: 0 (464) 213 05 46 E-posta: 703285@meb.k12.tr TOBB ilkokulu Hanımefendilerden Anlamlı Ziyaret Sayın Valimizin eşi Hanife YAZICI ve beraberinde

Detaylı

Mevsimlik İşçiliğe Hayır Dedik

Mevsimlik İşçiliğe Hayır Dedik 12006 Mevsimlik İşçiliğe Hayır Dedik 2006 yılından beri Bütün öğretmenler kadrolu olmalıdır diyerek mücadelemizi, sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi yönünde yoğunlaştırdık. 2 22008 Bakan Hüseyin

Detaylı

AKADEMİK ZAMMI ADIMDA ALDIK

AKADEMİK ZAMMI ADIMDA ALDIK AKADEMİK ZAMMI ADIMDA ALDIK BİR SORUNU DAHA ÇÖZÜME KAVUŞTURDUK Üniversitelerde idari ve akademik personeli bir bütün olarak görüyoruz. 666 Sayılı KHK ile idari personelin ek ödeme oranlarında artış gerçekleştirilirken,

Detaylı

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Amaç MADDE 1 KENT KONSEYİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar (1) Bu Yönetmeliğin amacı; kent yaşamında, kent vizyonunun

Detaylı

1) SSGSS Kanununda öngörülen kadın ve erkekler için emeklilik yaşının 2036 yılından başlayarak 65 yaşa yükseltilmesi düzenlemesi aynen korunmuştur.

1) SSGSS Kanununda öngörülen kadın ve erkekler için emeklilik yaşının 2036 yılından başlayarak 65 yaşa yükseltilmesi düzenlemesi aynen korunmuştur. 1 SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI YASASINDA DEĞİŞİKLİK ÖNGÖREN YASA TASARISI İLE İLGİLİ EMEK PLATFORMUNUN TALEPLERİ HAKKINDA BAKANLIKTA YAPILAN GÖRÜŞMELERDE KABUL EDİLEN, KISMEN KABUL EDİLEN

Detaylı

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

2010 2012 ETKİNLİK RAPORU. 29.1.2010 tarihli olağan Genel Kurulda bizlere bu derneği adımıza yaraşır bir biçimde yönetmek üzere görevlendirdiniz.

2010 2012 ETKİNLİK RAPORU. 29.1.2010 tarihli olağan Genel Kurulda bizlere bu derneği adımıza yaraşır bir biçimde yönetmek üzere görevlendirdiniz. ÇOCUK İSTİSMARINI VE İHMALİNİ ÖNLEME DERNEĞİ 2010 2012 ETKİNLİK RAPORU 29.1.2010 tarihli olağan Genel Kurulda bizlere bu derneği adımıza yaraşır bir biçimde yönetmek üzere görevlendirdiniz. Bu nedenle

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :6. Syf Sayfası :1-3. Syf Sayfası :9. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :8. Syf Sayfası :1. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :1-3. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar da

Detaylı

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Kocadon ve CHP ye Demir, CHP ye katılan vatandaşlara rozet taktı CHP li Başkan Kocadon: Barışa en yakın parti CHP dir CHP li Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, CHP

Detaylı

VAN ERCiŞ DEPREMi FAALiYET RAPORU 23 EKiM 24 KASIM 2011 ARASI

VAN ERCiŞ DEPREMi FAALiYET RAPORU 23 EKiM 24 KASIM 2011 ARASI FAALiYET RAPORU 23 EKiM 24 KASIM 2011 ARASI VAN DEPREMi 23 Ekim de Van da meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki depremde şehir merkezinde ve çevre yerleşimlerde çok sayıda bina yerle bir oldu. Başbakanlık ve

Detaylı

istekli olanlara öncelik verilerek okul müdürünün teklifi ve milli eğitim müdürünün onayı

istekli olanlara öncelik verilerek okul müdürünün teklifi ve milli eğitim müdürünün onayı NÖBET YÖNERGESİ İÇİN TALEPLERİMİZ Belleticiler, okulda görevli öğretmenlerden, yeterli sayıda öğretmen olmaması halinde aynı yerleşim yerindeki diğer eğitim kurumlarında görevli öğretmenler arasından istekli

Detaylı

KADIN EMEKÇ LER N TALEPLER...

KADIN EMEKÇ LER N TALEPLER... KADIN EMEKÇ LER N TALEPLER D SK/GENEL- SEND KASI Emekçi kadınların sorunları gün be gün artmaktadır. Kapitalizmin yoğun saldırıları ve ataerkil sistem, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği derinleştirerek,

Detaylı

Öğrenmek İstiyorum Kampanyası

Öğrenmek İstiyorum Kampanyası Öğrenmek İstiyorum Kampanyası TRABZON DA KAMPANYAYA İLGİ ARTIYOR sağlık üreme sağlığı bilgilerinin girmesine yönelik olarak başlanan Öğrenmek İstiyorum Kampanyası kapsamında Trabzon da ilgi gün geçtikçe

Detaylı

Destek Personeli Eğitimleri

Destek Personeli Eğitimleri 2.Dönem eczane çalışanlarının Destek Personeli Eğitimleri 28 Aralık 2009 tarihinde başladı 9 Valimiz Sayın Zübeyir KEMELEK 15 Aralık 2009 tarihinde Yönetim Kurulumuzu ziyaret etti.. İstanbul Ecza Koop'la

Detaylı

sayý 94 yýl : 17 MART - NÝSAN 2009

sayý 94 yýl : 17 MART - NÝSAN 2009 sayý yýl : 7 MART - NÝSAN 200 TEKNÝK GEZÝLERÝMÝZ DEVAM EDÝYOR eskisehir.mmo.org.tr No lu telefonu çevirin en yakýn Makina Mühendisleri Odasý Þubesi karþýnýzda olacaktýr. Cep telefonu ile arayan üyelerimiz

Detaylı

Şebinkarahisar lı bir baba ve Rumeli göçmeni bir annenin oğlu, İlk, orta ve lise öğrenimini Özel Tarhan Koleji'nde tamamladı,

Şebinkarahisar lı bir baba ve Rumeli göçmeni bir annenin oğlu, İlk, orta ve lise öğrenimini Özel Tarhan Koleji'nde tamamladı, AHMET BAHA ÖĞÜTKEN 24.DÖNEM İSTANBUL MİLLETVEKİLİ TEŞKİLAT BAŞKAN YARDIMCISI 1961'de İstanbul, Fatih te doğdu, Şebinkarahisar lı bir baba ve Rumeli göçmeni bir annenin oğlu, İlk, orta ve lise öğrenimini

Detaylı

8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi

8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi 8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi 1 8. Türkiye Avrupa'nın en önemli ülkesi Kamuoyuna Galatasaray'la yaptığı ortaklıkla gelen American Finans kuruluşu AIG'nin Türkiye Genel Müdürü Paolo Zapparoli,

Detaylı

İşsiz Kapıcılara AB Parasıyla Boya Badana Kursu Verilecek 26 Ocak 2005 Büyükşehirlerde doğalgazın yaygınlaşmasıyla apartmanların ısınma sorununun ortadan kalkması sonucu işinden olan kapıcı sayısı hızla

Detaylı

BELEDİYELERDE İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİLERİN EKONOMİK-SOSYAL DURUMLARINA İLİŞKİN BİR ARAŞTIRMA

BELEDİYELERDE İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİLERİN EKONOMİK-SOSYAL DURUMLARINA İLİŞKİN BİR ARAŞTIRMA Genel-İş Emek Araştırma Dergisi, 2005/1 105 BELEDİYELERDE İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİLERİN EKONOMİK-SOSYAL DURUMLARINA İLİŞKİN BİR ARAŞTIRMA Hülya Yeşilgöz Bilindiği gibi, küreselleşme sürecinin bir sonucu olan

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı T.C. GAZİEMİR KAYMAKAMLIĞI İLÇE YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ SAYI :BO54VLK4354802.880,01/ 1462 08.09.2010 KONU :19 Eylül 2010 Gaziler günü... GAZİEMİR Gaziemir İlçesi 19 Eylül 2010 Gaziler Günü Anma Tören Programı

Detaylı

http://www.sabah.com.tr/2008/10/09/haber,fdc4a9af14af42d1a4444d12b195b79a.html#fdc4a 9AF14AF42D1A4444D12B195B79A

http://www.sabah.com.tr/2008/10/09/haber,fdc4a9af14af42d1a4444d12b195b79a.html#fdc4a 9AF14AF42D1A4444D12B195B79A Basından... 6 12 Ekim 2008 Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Vatandaşa en iyi hizmet http://yenisafak.com.tr/saglik/?t=12.10.2008&c=9&i=144342 Yeni memur daha çok prim ödeyecek http://www.sabah.com.tr/2008/10/09/haber,fdc4a9af14af42d1a4444d12b195b79a.html#fdc4a

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

SGK Mutfağına Gıda Güvenliği ve Yönetimi Kalite Belgesi

SGK Mutfağına Gıda Güvenliği ve Yönetimi Kalite Belgesi SGK Mutfağına Gıda Güvenliği ve Yönetimi Kalite Belgesi SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI FATİH ACAR: - ŞUANDA TÜRKİYE DE ÖRNEK ALINMASI GEREKEN BİR KURUM VARSA BU SOSYAL GÜVENLİK KURUMUDUR - BU BELGEYİ ALMAMIZA

Detaylı

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım.

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. Sayın Birlik Başkanım, Odamızın Değerli Yöneticileri, Sevgili Öğrenci Arkadaşlarım; Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. İstanbul dan, İzmir den, Sivas

Detaylı

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER DUNYA GIDA GUNU ACLIGA KARSI BIRLESELIM Dr Aysegul AKIN FAO Turkiye Temsilci Yardimcisi 15 Ekim 2010 Istanbul Bu yılki kutlamanın teması, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde dünyadaki açlıkla mücadele

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

Kayıt Dışı İstihdamla İlgili Proje Ödülleri Sahiplerine Verildi

Kayıt Dışı İstihdamla İlgili Proje Ödülleri Sahiplerine Verildi Kayıt Dışı İstihdamla İlgili Proje Ödülleri Sahiplerine Verildi SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI YADİGAR GÖKALP İLHAN: -KAYIT DIŞI İSTİHDAMLA İLGİLİ HER BİREYİN VE TOPLUMUN BİR TAKIM ÇALIŞMALARDA BULUNMASI

Detaylı

01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI

01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI 01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI ALIŞVERİŞ GÜNLERİ YAKINDA BAŞLIYOR SAYFA 1 EĞİTİM İÇİN AKSARAY'A GELDİLER SAYFA 2 ATSO SENDİKA ZİYARETLERİ SAYFA 3 ATSO'DAN ALMANYA'YA ÇIKARMA SAYFA 4 KOÇAŞ AYKAŞ'I

Detaylı

Basından 27 Ekim - 2 Kasım 2008. Bütçe

Basından 27 Ekim - 2 Kasım 2008. Bütçe Basından 27 Ekim - 2 Kasım 2008 Bütçe Kamu yatırımları kriz dinlemiyor aslan payı duble yollara gidecek DPT verilerine göre 2008 de 37.1 milyar lirayı bulan kamu yatırımları 2009 yılında yüzde 9.9 artarak,

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI

TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI TES-İŞ ten 6. okul: Kayseri Veteriner Fakültesi Genel Başkan Kumlu nun acı günü Seydişehir ETİ Alüminyum a Danıştay dan iptal TES-İŞ ten 6 ncı okul: Kayseri

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :1-4. Syf Sayfası :1-4. Syf Sayfası :6. Syf Yayın Tarihi :30.052014 Sayfası :5. Syf Sayfası :10. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :9. Syf Sayfası :8. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar da bir ilk

Detaylı

Bu çalışmada Devrimci İşçi Sendikaları

Bu çalışmada Devrimci İşçi Sendikaları TEZ ÖZETLERİ HAZIRLAYANLAR: ASLI KAYHAN MERVE MENEKŞE ÖZER TÜRKİYE'DE SENDİKA SİYASET İLİŞKİSİ: DİSK ÖRNEĞİ (1967-1975) YAZAR: SÜREYYA ALGÜL DANIŞMAN: Prof. Dr. DENİZ VARDAR Marmara Üniversitesi Sosyal

Detaylı

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015 Türkiye Cezasızlık Araştırması Mart 2015 İçerik Araştırma Planı Amaç Yöntem Görüşmecilerin Dağılımı Araştırma Sonuçları Basın ve ifade özgürlüğünü koruyan yasalar Türkiye medyasında sansür / oto-sansür

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Nükleer Enerji Santralleri ve Türkiye nin Enerji Politikası Ortak Paydalar Ortadoğu ve Kuzey Afrika da ki rejimlerin

Detaylı

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Evde, Okulda, Sokakta, Kışlada, Gözaltında Şiddete Son 18-19 Mart 2006, Diyarbakır ŞİDDETE KARŞI KADIN BULUŞMASI 2 EVDE, OKULDA, SOKAKTA, KIŞLADA, GÖZALTINDA ŞİDDETE SON

Detaylı