Zeliha Berksoy Çiğdem ÖZTÜRK

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Zeliha Berksoy Çiğdem ÖZTÜRK"

Transkript

1 KAPAK:Layout 1 28/05/14 09:51 Page 2 Yasam ve HAZİRAN / TEMMUZ / AĞUSTOS AYDA BİR YAYINLANIR SAYI 66 Türkiye sineması 100 Yaşında... Nazan ÖZCAN Tosca ile doğan Zeliha Berksoy Çiğdem ÖZTÜRK İstanbul Yazı Nasıl Karşılardı? Gökhan AKÇURA

2 KAPAK:Layout 1 28/05/14 09:51 Page 3 ME SA ve Yaşam MESA DOSTLARINA ÜCRETSİZ GÖNDERİLİR. MESA Mesken Sanayii A.Ş. adına sahibi Erhan Boysanoğlu Yazı İşleri Yönetmeni Aslı Tokatlı Yayın Kurulu Ayşe Kandar, Aslı Tokatlı, Uğur Büke Yayın Hazırlığı: Büke Yayıncılık Bilimkent Sitesi No:14 Avdan Köyü / Bolu Tel: Tasarım Hazan Koltuk Yazışma Adresi: MESA Mesken Sanayii A.Ş. MESA Plaza, Koru Sitesi Ihlamur Cad. No:2 Çayyolu Ankara Tel: (0312) Faks: (0312) Baskı YORUM BASIN YAYIN SAN. LTD. ŞTİ. İvedik Organize Sanayi Bölgesi Matbaacılar Sitesi 1341.Cad. (Eski 35. Cad.) No: Yenimahalle-ANKARA Tel : (0312) Faks: (0312) Mesa dostlarına merhaba Yaz sıcağı kalbinizi de ısıtsın Eski yazarlar da baharın keyfini çıkaramadıklarından yakınırlar. Örneğin, 1930 lardaki bir Mayıs yazısı şöyle başlar: İstanbul ilkbaharı kararsız geçiyor. Hava bir açıyor, bir kapıyor ve kışta mı, yazda mı olduğumuzu anlayamadan yaz sıcaklarına giriyoruz. Gökhan Akçura bu sayıdaki yazısına böyle başlıyor. Yapılan tespit taa 30 lardan. Bakın bakalım bugünlerle bir fark var mı? Dergimiz yayına hazırlanırken şakır şakır yağmur altındaydık. Baharın bereketidir, sevinmediğimiz de sanılmasın, yağmur iyidir. Ayrıca romantiktir de! Yağmur altında ıslanan çocukların çığlıkları, sevgililerin umarsızlığı, eve varılınca içilen koca bir bardak çay, kuru giysiler... Evet evet yağmur güzeldir. Ama neticede bir o kadar güzel olan yaza da girmek üzereyiz. Gökhan Akçura da o nedenle, mutlulukla okuyacağınız bir Osmanlı yazı nasıl karşılardı? yazısı yazmış. Şöyle diyor: Osmanlı İmparatorluğu İSTANBUL YAZI NASIL KARŞILARDI? İstanbul Yazı Nasıl Karşılardı? Osmanlı İmparatorluğu döneminde yazlıkların en makbulü Boğaziçi yalılarıydı. Şehirden bahar sonu buralara, oldukça zahmetli biçimde taşınılırdı. Cumhuriyet döneminde, biraz da ulaşım araçlarının gelişmesi sayesinde bu göç daha kolaylaştı. Artık moda Adalar ve Suadiye ye kadar Kadıköy sahilleriydi. O zamanlar İstanbullu Marmaris i, Bodrum u bilmezdi. Bilmesine de gerek yoktu. Şehrin dört bir yanı sayfiye sayılırdı. Gökhan AKÇURA stanbul da bahar kısa sürer, şöyle cevap verir: Yaz, kirazın çıkması, doyamadan yaza girilir. Bu konuda uçurtmaların seyrekleşmesi ve yoğurtçu atasözleri bile uydurulmuş. Sermet seslerinin azalmasıyla boy gösterir. İ 2 Biz de Muhtar Alus, İstanbul un kışı yaza bu yazımızda baharla yaz arasındaki en doğrudur, diye en anlamlısını önümüze önemli duraklardan biri olan yazlığa geçiş sürer. 1 Eski yazarlar da baharın keyfini konusu üzerinde duracağız. Osmanlı dan çıkaramadıklarından yakınırlar. Örneğin, Cumhuriyet in ellili yıllarına kadar uzanan 1930 lardaki bir Mayıs yazısı şöyle başlar: bir zaman diliminden söz edeceğiz İstanbul ilkbaharı kararsız geçiyor. Hava bir açıyor, bir kapıyor ve kışta mı, yazda mı Yalıya Göç olduğumuzu anlayamadan yaz sıcaklarına Eski dönemlerde yazlığa çıkış Nisan giriyoruz. O günden bugüne değişen bir ayından itibaren başlardı. Boğaziçi nde şey yok görüldüğü gibi yalıları; Çamlıca, Haydarpaşa dan Pendik e Peki, bahar ne zaman bitip de yaz başlar? Bu kadar uzayan demiryolu boyunca köşkleri soruya, elli yıl önce Ahmet Hamdi Tanpınar bulunan zenginler, paşalar, molla beyler, 1900 lerin başında Rumelihisarı ve yalıları. 4 M E S A V E Y A Ş A M İstanbul Yazı Nasıl Karşılardı? Gökhan AKÇURA S.4 döneminde yazlıkların en makbulü Boğaziçi yalılarıydı. Şehirden bahar sonu buralara, oldukça zahmetli biçimde taşınılırdı. Cumhuriyet döneminde, biraz da ulaşım araçlarının gelişmesi sayesinde bu göç daha kolaylaştı. Artık moda Adalar ve Suadiye ye kadar Kadıköy sahilleriydi. O zamanlar İstanbullu, Marmaris i, Bodrum u bilmezdi. Bilmesine de gerek yoktu. Şehrin dört bir yanı sayfiye sayılırdı. Ayrıca hâlâ tatil planlarının içine Adalar ı rahatlıkla alabilirsiniz. Tatil için valizler hazırlanırken, elbette tatilde okunacak kitaplar da yerini alacaktır. Ama nedense, tatil için hafif kitaplar seçilmeye çalışılır. Bizce bu sene bir değişiklik yapın ve Cem Erciyes in bu sayıda ölümünün ardından gayet güzel bir yazıyla andığı sevgili Gabo nun kitaplarını alın yanınıza. Hayatın büyüsünü edebiyata dönüştüren yazar Gabriel Garcia Marquez in okuduğunuza sevinç duyacağınız o kadar çok kitabı var ki: Kırmızı Pazartesi, Yüzyıllık Yalnızlık, Kolera Günlerinde Aşk, Başkan Babamızın Sonbaharı ya da Albaya Mektup Yok. Tatil ve iyi kitap, her daim nasip olmayan bir ikili. Bu sayımızda 2014 ü özel kılan durumu da unutmadık. 2014, Türkiye sinemasının 100. yaşı demek! Ve ne kadar iyi ki, Atilla Dorsay gibi bir sinema eleştirmeni bunu atlamıyor ve bize 100. yılında 100 Türk filminin kitabını yazıyor. Nazan Özcan da, Atilla Dorsay ın kitabını ve Türkiye sinema tarihinin 100 yılını özetliyor. TÜRKİYE SİNEMASI 100 YAŞINDA Türkiye sineması 100 yaşında ve şahane Hep rahmetle andığımız büyük sinema tarihçisi Nijat Özön Türk Sineması nı 14 Kasım 1914 tarihinde, geçmişteki Rus-Türk savaşı sırasında İstanbul a dek gelen Rus güçlerinin Ayestefanos (bugünkü Yeşilköy) semtine diktikleri Rus Abidesi nin vatansever teğmen Bahri Doğanay ve askerleri tarafından dinamitle havaya uçurulması ve bunun yedek subay sinemacı Fuat Uzkınay tarafından filme alınması yla başlatıyor. Nazan ÖZCAN Türkiye Sineması 100 yaşında ve şahane Nazan ÖZCAN S.8 Seçilen 100 filmin içinde kesinlikle seyretmelere doyamadığınız onlarca Türk filmi olduğunu göreceksiniz. Ah bir de eskiden olduğu gibi yazlık sinemalar olsaydı da, şu 100. yılda o güzelim filmlerin tertemiz kopyalarını o sinemalarda çekirdek çitleyerek tekrar izleyebilseydik. Nostalji yapmıyoruz, yalnızca Türk filmlerinin ve yazın insanı mutlu eden yanlarını istiyoruz. Çok şey mi? Y ıl 2004, aylardan Temmuz. Çek Cumhuriyeti nin Karlovy Vary Film Festivali ndeyiz. Yıllar önce temiz kopyasını Beyoğlu Sineması nda seyrettiğim şahane Yol filminin gösteriminden yine tokat yemiş gibi çıkıyorum. Tokatın ağırlığını sonra hissederim diyerek, dünyanın her yerinden gelen seyircilerin salondan çıkışlarına bakıyorum. Benim topraklarımın hikâyesi bana mı ağır geldi, yoksa yedi kat yabancı da aynı şeyleri mi hissediyor, onun peşindeyim. Sinemanın kapısından çıkanların gözleri dolu dolu, herkes etkilenmiş, aralarından ağlayanlar da var. Ağlayanlardan birine yaklaşıyorum, neden ağladığını soruyorum. Seyit Ali yle Zine diyor duruyor: İsimleri doğru söylüyorum değil mi? Ne kadar ağır bir hikâyeydi o, çok çarptı beni. Tokat yemiş gibi oldum diyor. Polonyalı bir sinemaseverle o an sinema kardeşi oluyoruz, duygu kardeşi. O yıl Ankara Sinema Derneği nin akademisyen, eleştirmen, yönetmen, oyuncu gibi sinemayla yakından ilgilenen 400 e yakın kişiyle yaptığı anket sonucu belirlenen Türk sinemasının en iyi 10 filmi Karlovy Vary de gösteriliyordu: Yol, Umut, Sürü, Muhsin Bey, Masumiyet, Selvi Boylum Al Yazmalım, Anayurt Oteli, Susuz Yaz, Gelin ve Uzak. Hepsinde salonlar dolu doluydu, sinemaseverler yine ağır çıkıyordu sinemalardan. Türkiye den gelenlerde, hem bir hüzün hem de içten içe gurur ve mutluluk var. Bütün filmler beğeniliyor! Sinemamızın unutulmazları, bizden başkalarının kafasına da kazınıyor diye. Ve elbette, o zamanlar ha öldü, ha ölüyor diye durmadan konuşulan Türkiye sinemasının aslında biraz hırpalanmış da olsa, ayakta olduğunu ve yaşayacağını gördüğümüz için. 2004, 90. yılıydı Türk sinemasının ise 100. yaşı demek! 100 yaş, bir asır yani, az değil! 8 M E S A V E Y A Ş A M ATIF YILMAZ Atıf Yılmaz B eyoğlu ndan Dolapdere ye kadar uzanan Sakız Ağacı Caddesi nin bir kısmı birkaç yıldır Atıf Yılmaz Caddesi diye anılıyor. Bu isim değişikliği, 2006 da kaybettiğimiz usta yönetmene bir vefa işareti olmanın yanı sıra, küçük bir sinema şakası, hatta adeta bilinçaltı bir mecaz barındırıyor. Bilindiği üzere, filmcilik tarihimize 1950 lerden itibaren ismini bağışlayan Yeşilçam Sokağı, minik, daracık, kıvrımlı bir geçit kimliği taşırken, hemen yakınında, az ötede, ona paralel uzanan Sakız Ağacı ya da Atıf Yılmaz Caddesi, Tarlabaşı Bulvarı na 1 2 M E S A V E Y A Ş A M Türk sinema tarihini, İstanbul a dek gelen Rus güçlerinin Ayestefanos (bugünkü Yeşilköy) semtine diktikleri Rus Abidesi nin teğmen Bahri Doğanay ve askerleri tarafından dinamitle havaya uçurulması ve bunun yedek subay sinemacı Fuat Uzkınay tarafından filme alınmasıyla başlatabiliriz. Memleket sinemasının yüz yılının yarısına alınterini akıtan Atıf Yılmaz, Yeşilçam ekolünün kurucularındandı. Lütfi Akad, Osman Seden, Metin Erksan, Memduh Ün ve Halit Refiğ yle birlikte, bu ticari ekole birer sanatçı dokunuşu armağan edenler listesinin başlarındaydı. Derya BENGİ Atıf Yılmaz Derya BENCİ S.12 kavuşarak genişler, büyür, çoğalır. Tıpkı Atıf Yılmaz gibi! Atıf Yılmaz, bir anlamda Yeşilçam ın ta kendisidir, ama onun paralelinde ve ötesinde, çok daha geniş, büyük, çoğul bir sinemanın serüvencisidir. Memleket sinemasının yüz yılının yarısına alınterini akıtan Atıf Yılmaz, Yeşilçam ekolünün kurucularındandı. Lütfi Akad, Osman Seden, Metin Erksan, Memduh Ün ve Halit Refiğ yle birlikte, bu ticari ekole birer sanatçı dokunuşu armağan edenler listesinin başlarındaydı. Akranları sahneyi yavaş yavaş terkederken, 80 li yıllara denk gelen ikinci delikanlılığında, özellikle kadın odaklı filmleriyle genç kuşakların da kahramanı olmasını bildi. Atıf Yılmaz Batıbeki 9 Aralık 1926 da Mersin de doğdu, bu eski Akdeniz şehrinin kozmopolit ortamında büyüdü. Ne zengin ne fakir, bir memur çocuğuydu. Arkadaşları tarafından, ne hikmetse, Rejisör lakabıyla çağrılıyordu. İstanbul a kapağı attığında lise çağını geçmişti. Bir süre Hukuk Fakültesi ne gitti, ama daha önemlisi, gizlice Akademi de resim derslerine devam etti, Nuri İyem in atölyesindeki genç ressamların arasına katıldı. Gözlerini alamadığı sinema camiasına kolaylıkla, çarçabuk giriverdi. Yeteneğini tuallerden peliküle taşıdı. Türkiye de sinema 40 lı yılların sonlarına kadar tiyatrocuların tekelindeydi. Haftanın yedi günü sahne tozu yutanlar, çevrilen tek tük filmde, kameranın önünde ve arkasında fazla mesai yapardı. Nöbeti tiyatroculardan devralıp, yedinci sanata gerçek dilini, gerçek çehresini kazandırmak, Lütfi Akad, Atıf Yılmaz gibi henüz yaşlarındaki genç yönetmenlere düştü. O dönem sokaktan geçenleri sinemaya almak için kollarından çektiğimiz bir dönemdi. diye hatırlıyor Lütfi Akad, Sinema bizde hiçbir zaman dışa kapalı olmamıştır. Yeni gelenler her zaman bir hoşgeldinle karşılanmıştır. Nitekim Atıf Yılmaz ın kolundan çekenlerden biri de Lütfi Akad tı. Hoş, zaten Atıf Yılmaz buna dünden razıydı. Önce Semih Evin in asistanlığını yaptı, sonra 1951 de Kanlı Feryat filmiyle yönetmen koltuğuna oturdu. Bir daha kalkmamacasına. Delik Deşik Bir Gemi Attilâ İlhan Eski Sinemalar başlıklı şiirinde Tarzan dan korsan gemilerine, Teksas eşkıyalarından Akdeniz cariyelerine, bir dizi Hollywood klişesi sıralıyordu. Çünkü Türkiyeli seyirci için o yıllarda sinema demek, bol bol ABD, biraz Avrupa, biraz da Mısır kurdelaları demekti. Türk filmleri bunlarla boy ölçüşecek nitelikte ve nicelikte değildi. Anılarında aktardığına göre, Atıf Yılmaz da çocukluğunun Mersin inde, kovboy serileri, Baytekin ler, Lorel-Hardi ler,

3 KAPAK:Layout 1 28/05/14 09:51 Page 4 could watch once again Atıf Yılmaz s films: My Girl with the Red Scarf, Oh Beautiful Istanbul, The Sacrifice, Kibar Feyzo, or A Sip of Love? No reason not to mention theater when we ve touched upon books and films! May the summer heat warm your heart Is it summer yet? Writers of previous decades complained that they could not fully enjoy the spring. For example, an article from the 1930s, written in the month of May, begins: Spring is hesitant in Istanbul this year. One second the sky clears up, the other it becomes overcast again, and before we can tell whether it s winter or summer we suddenly find ourselves right in the heat of summer. The above observation was made way back in the 1930s. Is it any different today? As we were preparing this issue, the rain was pelting down. Now don t go thinking that we re not happy about it; rain is nice, it s the bounty of spring. And what s more, it s romantic! The shouts and cries of children getting soaked under the rain; the desperation of lovers; drinking that big cup of tea once you get home; dry clothes... But after all, we re about to enter summer, which is just as nice. And so, Gökhan Akçura has written and article on How the Ottomans welcomed the summer. We re sure you ll enjoy it: During the Ottoman era, the most highly favored summer houses were the mansions on the Bosphorus. At the end of spring, people would move from the city to these houses; a rather toilsome process. During the Republican era, thanks in part to the development of transportation, this migration became easier. The trend had shifted to the shores of the Prince Islands and along the Kadıköy coast up to Suadiye. Back then Istanbulites had not discovered Marmaris or Bodrum yet. They didn t need to. It seems like there were resorts in the four corners of the city. And you can still easily include the Islands in your vacation plans. Lighter ones Of course, when packing for the holidays we include books to read on vacation. But for some reason, we try to choose lighter books. What say you do something different this year and take along books by dear Gabo, whom Cem Erciyes commemorates following his death in a rather beautiful article: Gabriel Garcia Marquez, the author who made literature out of the magic of life, has written so many books which will all give you joy when you read them: Chronicles of a Death Foretold, One Hundred Years of Solitude, Love in the Time of Cholera, The Autumn of the Patriarch, or No One Writes to the Colonel. Vacation and a good book are a duo that we do not often find the opportunity to enjoy. 100 films for 100th year We haven t forgotten to include in our issue the event that makes 2014 so special: The 100th anniversary of Turkish cinema! And it s a good thing that a film critic such as Atilla Dorsay has not overlooked this and has written a book about 100 Turkish films for its 100th year. Nazan Özcan gives a summary of Atilla Dorsay s book and of the 100-year history of Turkish cinema. You will see that among the 100 films selected are dozens of Turkish films you ll never get enough of watching. If only we still had the open-air cinemas like we used to. On this 100th year we could have watched those wonderful films again from clean copies while munching on sunflower seeds. We re not going all nostalgic, we just want the things in summer and Turkish movies that make people happy. Is it too much to ask? Founder of the Yeşilçam School Speaking of Turkish cinema; no doubt we have dozens of great masters who captured their dreams from behind the camera and made those dreams our own. Derya Bengi s article is about one of these great masters: Atıf Yılmaz, who sweated much blood for half of the century of Turkish cinema, is a founder of the Yeşilçam school. Together with Lütfi Akad, Osman Seden, Metin Erksan, Memduh Ün, and Halit Refiğ, he was at the top of the list of those who lent an artist s touch to this commercial school. As we said earlier, wouldn t it be nice if there were an open-air cinema where we A lifelong achievment In this issue we ve also featured Zeliha Berksoy, who has received the Lifelong Achievement Award at the 16th State Theater-Sabancı International Adana Theater Festival. It s truly fun to read about a woman who tells her story as follows: During my birth, when my mother (Semiha Berksoy) started screaming because of labor pains, Doctor Eyüp Bey told her to sing an opera aria. So my mother started singing Tosca. Three Garip Poets After the theater we go on with poetry. Vecdi Seviğ writes both about the city and poetry in Ankara through the Footsteps of Three Garip Poets : This year saw the hundredth birthday of Orhan Veli Kanık and Oktay Rifat Horozcu and the 99th birthday of Melih Cevdet Anday. All three wrote their first works in Ankara. Those who find Ankara boring and sterile, take note! Classic automobiles Do you like cars? Wait, these are some awesome cars we re speaking of! Take a peak in the magazine s pages, you ll really love these automobiles and wish you could hop into one of them and drive, even if for a kilometer: Starting with the Spring Rally, one of the rallies held three times a year by the Classic Automobile Club, Esra Açıkgöz has interviewed Zeynep Tura Kalın, general secretary and member of the board of the club, on everything about classic automobiles. You will greatly enjoy the stories of automobiles such as the Classic Mercedes, Ford, Buick, Chevrolet, Mercury, Plymouth, Cadillac, BMW, Alfa Romeo, Porsche, Doditroen, and Volvo. Have a great summer and a wonderful holiday

4 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:32 Page 3 ZELİHA BERKSOY Tosca ile doğan Zeliha Berksoy Benim doğumumda sancı çekerken, annem bağırmaya başladığı zaman, Doktor Eyüp Bey bir opera aryası söyleyin demiş. Annem de Tosca yı söylemeye başlamış. Çiğdem ÖZTÜRK 1 6 M E S A V E Y A Ş A M Tosca ile doğan Zeliha Berksoy Çiğdem ÖZTÜRK S.16 BİR TIK LA DÜNYA AYAĞINIZIN ALTINDA Bir Tık la Dünya Ayağınızın Altında İnternet hayatlarımızın ayrılmaz bir parçası artık. Sadece bilgisayar başındayken değil, yolculukta, yatakta, plajda, hatta doğa yolculuğunda bile ipadlerimiz, cep telefonlarımız sayesinde hep onla birlikte yaşıyoruz. Peki internet hayatımıza nasıl, ne zaman girdi? Akıllı cep telefonları ne kadar güvenli? İnternet bağımlılığı nedir? Biz ölümlüyüz ya sanal kimliğimiz? Sosyal medyanın yarar ve zararları neler? Yanıtlar bu yazıda Esra AÇIKGÖZ ir gazeteci olarak onsuz zamanlar nasıldı hiç hatırlamıyorum. Bir isim mi Baklınızı karıştırıyor; bir dakika içinde hemen yaşamının en derinine kadar her şeyi seriyor önünüze. Sabah haberlerinde kaçırdığınız bir konu mu oldu; anında ulaşıyorsunuz. Bir adres mi arıyorsunuz; size dünyayı sunuyor. Aklınızı bir türlü adını çıkaramadığınız bir şarkı mı kurcalıyor? Çocuk oyuncağı! Evet, neden bahsettiğimi anlamışsınızdır. İnternet hayatımızın her alanına sirayet etti artık. Hele de akıllı cep telefon devriyle. Dünya üzerindeki sınırlar onunla silikleştiriyor, sizden kilometrelerce uzaktaki olayları anında öğrenebiliyorsunuz, dünya ekonomisinin gidişatı, yeni yapılmış bir icat; ne ararsanız size sadece bir tık uzakta. Ama aslında internet hayatımıza gireli çok da olmadı te sadece 15 bilgisayarın birbirine bağlı olduğu bir ağdan ibaret olan internet, 70 li yılların ortalarına doğru hızlı bir yükselişe geçti. Ve 1971 de sosyal medyanın kapısını aralayan ilk adım atıldı. İlk programını geliştiren Ray Tomlinson, ilk e- posta mesajı attı. Ne mi yazıyordu? QWERTYUIOP. Yani Q klavyenin en üstteki yan yana harf kombinasyonu. Böylece dünyanın parlak geleceğine ilk adımlar atıldı. 80 li yıllarda alan adları kullanılmaya başlandı. O yıllarda host sayısı sadece 1000 ken 90 larda bu sayı katlanarak arttı. İnternetin asıl patlama noktası kuşkusuz, www (World Wide Web) deyiminin hayatımıza girmesiyle oldu. Ve 90 ların sonlarına doğru internetteki site sayısı 10 bine, host sayısı ise üç milyona ulaştı. Dünya ticaretinde başka bir kapı aralandı. Hızla bankalar, markalar, alışveriş merkezleri sanal şubelerini açmaya başladı. Yepyeni bir pazarlama ve ekonomi anlayışı doğdu. Birçok insan internet üzerinden hayatını geçindirmeye başladı. E-Ticaret siteleri kuruldu çok kısa sürede, bu sitelere milyon dolarlık yatırımlar yapılmaya başlandı. Ve tabii insanlığın ilk ortaya çıktığı andan itibaren hep ihtiyaç duyduğu sosyallik de internetteki yerini aldı: 955 milyon aktif kullanıcısı ile Facebook bir ülke olsaydı, Çin ve Hindistan dan sonra dünyanın en kalabalık 3. ülkesi olacaktı; 307 milyon üyesi ile YouTube da öyle! İnternet hızlı bir şekilde yaygınlaşarak alışverişten ticarete, bilimsel araştırmalardan eğlenceye, sivil toplum kuruluşlarının örgütlenmesinden siyasi partilerin propagandasına kadar hayatın her alanını içine aldı. Her geçen gün daha M E S A V E Y A Ş A M 2 5 Bir Tık la Dünya Ayağınızın Altında Esra AÇIKGÖZ S.25 Memleket sineması denilince, elbette onlarca büyük ustamız var, kameranın arkasında düşlerini çekip, o düşleri bizim yapan. Derya Bengi, işte onlardan birini anlatıyor. Atıf Yılmaz ı: Memleket sinemasının yüz yılının yarısına alınterini akıtan Atıf Yılmaz, Yeşilçam ekolünün kurucularındandı. Lütfi Akad, Osman Seden, Metin Erksan, Memduh Ün ve Halit Refiğ yle birlikte, bu ticari ekole birer sanatçı dokunuşu armağan edenler listesinin başlarındaydı. Dedik ya, bir yazlık sinema olsa, Atıf Yılmaz ın Selvi Boylum Al Yazmalım ını, Ah Güzel İstanbul unu, Adak ını, Kibar Feyzo sunu, Bir Yudum Sevgi sini bir kez daha seyretsek, güzel olmaz mı? Kitabı, sinemayı unutmadık da, tiyatroyu neden unutalım! Bu sayımızda 16. Devlet Tiyatroları-Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü alan Zeliha Berksoy var. Benim doğumumda sancı çekerken, annem (Semiha Berksoy) bağırmaya başladığı zaman, Doktor Eyüp Bey bir opera aryası söyleyin demiş. Annem de Tosca yı söylemeye başlamış diye anlatan bir kadının hikâyesini okumak gerçekten çok eğlenceli. Tiyatroyu da tamamladık ve sırayı şiire veriyoruz. Vecdi Seviğ, Üç Garibin izinde Ankara yı yazıyor. Hem kent var hem de şiir yani. Bu yıl doğumlarının yüzüncü yılını kutladığımız Orhan Veli Kanık ve Oktay Rifat Horozcu ile 99. doğum yıldönümü geride bıraktığımız Melih Cevdet Anday, ilk eserlerini Ankara da verdiler. Birlikte okudular, aynı dergilerde imzaları çıktı, aynı yerlerde yemek yediler, sohbet ettiler. Ankara yı sıkıcı ve kısır bulanlara duyurulur! Araba sever misiniz? Bir dakika, bahsettiğimiz öyle böyle arabalar değil, sayfalara bir göz atın kesin içiniz eriyecek ve birisine binip şöyle bir kilometre de olsa sürmek isteyeceksiniz: Klasik Otomobil Kulubü nün yılda üç kere düzenlediği rallilerden birinden, Bahar Rallisi nden yola çıkarak Esra Açıkgöz, Klasik Otomobil Kulubü genel sekreteri ve yönetim kurulu üyesi Zeynep Tura Kalın la klasik otomobillerle ilgili her şeyi konuşmuş. Klasik Mercedes, Ford, Buick, Chevrolet, Mercury, Plymouth, Cadillac, BMW, Alfa Romeo, Porshe, Doditroen, Volvo otomobillerin hikâyeleri de nefis. Ve artık neredeyse elimiz, kolumuz gibi bir uzvumuz olan bir meseleyi Esra Açıkgöz ele almış, enine boyuna: İnternet. Sadece bilgisayar başındayken değil, yolculukta, yatakta, plajda, hatta doğa yolculuğunda bile ipadlerimiz, cep telefonlarımız sayesinde hep onla birlikte yaşıyoruz. Peki internet hayatımıza nasıl, ne zaman girdi? Akıllı cep telefonları ne kadar güvenli? İnternet bağımlılığı nedir? Biz ölümlüyüz ya sanal kimliğimiz? Sosyal medyanın yarar ve zararları neler? diye soruyor ve yanıtları da veriyor. Bir değişiklik yapın o zaman. Mesela yaz tatilinde interneti, cep telefonunu unutun ve elinize şu pırıl pırıl kağıda basılmış dergimizi ya da saman sarısı sayfalarıyla romanlarınızı alıp okuyun. Mis gibi kağıt kokusu, internette olabilir mi hiç! ÜÇ GARİBİN İZİNDE ANAKARA... Üç Garibin İzinde Ankara Bu yıl doğumlarının yüzüncü yılını kutladığımız Orhan Veli Kanık ve Oktay Rifat Horozcu ile 99. doğum yıldönümü geride bıraktığımız Melih Cevdet Anday, ilk eserlerini Ankara da verdiler. Birlikte okudular, aynı dergilerde imzaları çıktı, aynı yerlerde yemek yediler, sohbet ettiler... Vecdi SEVİĞ Orhan Veli Kanık Oktay Rıfat Melih Cevdet Anday nkara, Anafartalar Caddesi 69 İki garip, Mimar Mukbil Kemal [Taş] Mektep dâhilinde 15 kuruşa satılan numaralı binanın kaldırım tarafından yapılan Anafartalar Caddesi 69 dergide Orhan Veli, Oktay Rifat imzaları da hizasında sıralanmış hazır giyim numaralı bu binada tanıştılar. Oktay, yıllar var. Oktay Rifat ın anlatımıyla, Bir yıl sonra Amağazalarının hemen sağındaki sonra 1950 de Yeditepe edebiyat dergisine, İstanbul dan Melih geldi. Kadıköy merdivenleri tırmandım, bir okulun Orhan ı ilk mektebin beşinci sınıfından Sultanisi nden (Orta okul) 1931 yılında bahçesindeydim: Altındağ Atatürk beri tanırım diyecek ve ekleyecektir: Asıl mezun olan Melih Cevdet, babası avukat Ortaokulu. Cumhuriyet in ilk yıllarında dokuzuncu sınıfta can ciğer arkadaş olduk. İbrahim Cevdet Bey in Ankara ya gelişi inşa edilmiş eğitim kurumu ikiz yapı yıllık bir hikâye. İkimiz de şiir dolayısıyla Taş Mektep öğrencisi olmuş, özelliği taşıyor. Gazi Mustafa Kemal delisiydik. Sesimiz deki imzalar arasına katılmıştı. Numune Mektebi ve Latife Gazi Kız İki gencin can ciğer arkadaş oldukları Melih Cevdet, Orhan Veli ile tanışmasını, Numune Mektebi olarak 1925 yılında okul, o zamanki adıyla Develik tepesinde, O olsa, günüyle saatiyle söylerdi; öğrenci kabulüne başladığında, binaya Taş Mektep olarak bilinen Ankara nın ilk tanışmamız, galiba 1931 yılına düşer. Mustafa Kemal bir piyano, bir de Kuran-ı lisesi idi yılında inşaatı tamamlanmış, Benden bir sınıf yukarıdaydı diye anlatır. Kerim armağan etmiş. Abidin Paşa nın valiliği döneminde Melih Cevdet in de dâhil olduğu üçlü Okula çocuğunu kaydettiren iki açılmıştı. Lise nin önüne gidip bahçesine grubun okuduğu okulun Edebiyat Cumhuriyet aydınının adlarını anımsadım: girme, içinde dolaşma isteği duymadım. öğretmenleri arasında Ahmet Hamdi Samih Rifat Bey ve Mehmet Veli Bey. Samih Çünkü artık o binanın yerinde koca bir Tanpınar, Halil Vedat Fıratlı, Rıfkı Melül Rifat Bey, Konya ve Trabzon da valilik hastane bulunduğunu biliyordum: Yüksek Meriç, Ahmet Kutsi Tecer de vardı. Üç genç yapmış, Mustafa Kemal in ardından İhtisas Hastanesi. şairin okuldan mezun olmalarından birkaç Ankara ya gelerek Kurtuluş Savaşı Oktay Rifat ile Orhan Veli nin yıl sonra, Mehmet Kemal in anlatımıyla, kadrosunda yerini almış. Mehmet Veli Bey, teneffüslerinde şiir konuştukları, Sesimiz Ön bahçe kapısı, Nümune Hastanesine Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul da dergisinde imzalarının yayımlandığı o bina bakan Taşmektep i yıktılar. Mızıka-i Hümayun da hem müzisyen hem artık yok. Binanın fotoğrafını ararsanız, de öğretmen olarak çalışmış, Cumhuriyetin Orhan Veli nin, şiirden söz etmek istediğinde Ankara İdeal Matbaası nda basılmış 30 ilanından sonra Ankara ya gelerek müzik Teneffüsü gâvur etmeyelim, Oktay dediği Teşrinievvel [Ekim] 1930 tarihli Sesimiz alanındaki hizmetlerini sürdürmeye koridorlar, Gazi Oymağı nın kurulduğu dergisinin kapağındaki Ankara Erkek odalar boşalmıştı. Yeni Lise Sezenler başlamıştır. Samih Rifat Bey in oğlu Oktay, Lisesi Mecmua Heyeti tarafından Sokağında Mimar Bruno Taut imzalı binada İstanbul da Fransızca eğitim veren özel neşrolunur aylık mecmuadır yazısının eğitim vermeye devam ediyordu. okulun ilk bölümünde okumuş, Mehmet hemen üstüne bakın. Turan Tanyer, Veli Bey in oğlu Orhan da dört yıl derginin öyküsünü Taş Mektep kitabında Üç arkadaş, lise sonrası farklı okullara Galatasaray Lisesi ne devam etmişti. ayrıntılarıyla yazmıştır. gittiler. Orhan Veli, önce İstanbul 2 2 M E S A V E Y A Ş A M Üç Garibin İzinde Ankara... Vecdi SEVİĞ S.22 KLASİK OTOMOBİL BİR TUTKUDUR Klasik Otomobil Bir Tutkudur... Zamana meydan okuyorlar. Her biri yaşanmışlıkları gizliyor motorlarında, yolculukları. Klasik otomobil tutkusu bu yüzden pek çok insanın yüreğine dokunuyor. Klasik Otomobil Kulübü de bu tutkuyu, sevgiyi yaygınlaştırmak için çalışıyor. Bizde Türkiye de klasik otomobillere olan ilgiyi, dünyadaki durumu, gezebileceğiniz klasik otomobil müzelerini sizinle paylaşalım istedik. Esra AÇIKGÖZ urtköy de başlayıp Şile ye, erkeklerin peşinde olduğu bir tutku değil -Kaç üyeniz var, nasıl bir profile Şile den Ömerli ye uzanan bir bu. Kadınların da hatırı sayılı bir ağırlığı sahip üyeleriniz; ekonomik yolculuğun kahramanları onlar. var. Hatta Klasik Otomobil Kulubü genel durum, yaş ortalaması, KHızları değil, ama yaşlarına sekreteri ve yönetim kurulu üyesi de bir yaşadıkları şehirler...? rağmen hayata meydan okuyan kadın, biz de kulübün etkinliklerini, klasik Kulübün 400 den fazla aktif üyesi var. motorlarının gücü, bakımlı edalarıyla otomobil tutkusunu Zeynep Tura Kalın la Üye profilimiz holding sahiplerinden izleyenlerin yüreğini ağzına getiriyorlar. görüştük. serbest meslek sahiplerine, üst düzey Ardı ardına geçiyorlar hayran bakışlar yöneticilerden tamirhane sahiplerine, altında, birincilik için yol alıyorlar. - Önce Klasik Otomobil öğrencilere, koleksiyonerlere, ev Yürekleri ağızlara getiren bir yarış bu, zira Kulübü nün kuruluş hikâyesiyle kadınlarına ve hatta emeklilere kadar kiminin yaşı 1920 lere uzanıyor başlayalım mı? Nereden çıktı bu uzanıyor. Kulübümüze üye olmak için kulübü kurma fikri, neden ihtiyaç Meraklıları zaten biliyordur, ama belli bir gelir seviyesi ya da unvan duydunuz? bilmeyenler için söyleyeyim, Klasik aramıyoruz. Hatta klasik otomobil sahibi Otomobil Kulubü nün yılda üç kere Klasik Otomobil Kulübü 1990'da bir avuç olmak koşulu bile yok. Klasik otomobil düzenlediği rallilerden birinden, Bahar klasik otomobil meraklısının bir araya sevgisi, ilgi ve elbette klasik otomobiller Rallisi nden, bahsediyorum. Mercedes, gelerek kurduğu, 24. yılına geldiğimiz bu konusunda bilgili olmak üye olmak için Ford, Buick, Chevrolet, Merrcury, günlerdeyse aktif üye sayısının 400'ü aştığı yeterli kriterler. Tabii ki bu kişinin Plymouth, Cadillac, BMW, Alfa Romeo, bir kulüp. Tamamen hobi olarak başlamış üyelerimiz tarafından kabul görecek Porshe, Doditroen, Volvo markalı ve her bir tutku. Daha sonra öncelikle kurucu konuma ve eğitime biri adeta filmlerden, romanlardan, üyelerin yakın çevrelerinin de ilgilenmesiyle sahip olması belgesellerden fırlamış, sanat eseri kulüp genişledi. Arkasından başlayan gerekiyor. kategorisinde sigortalanan bu rengârenk organizasyonların, yarış ve gösterilerin, otomobiller, nostalji rüzgârı estirdi medyada yer almasıyla klasik severler yavaş Klasik otomobil tutkusu Türkiye de yavaş üye olarak kulübümüzün bugünkü küçümsenmeyecek kadar fazla. Hatta haline gelmesini sağladı. sadece klasik otomobillerin sergilendiği müzeler bile var. Üstelik sadece 2 8 M E S A V E Y A Ş A M Klasik Otomobil Bir Tutkudur... Esra AÇIKGÖZ S.28 İyi yazlar ve iyi tatiller...

5 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:32 Page 4 İSTANBUL YAZI NASIL KARŞILARDI? İstanbul Yazı Nasıl Karşılardı? Osmanlı İmparatorluğu döneminde yazlıkların en makbulü Boğaziçi yalılarıydı. Şehirden bahar sonu buralara, oldukça zahmetli biçimde taşınılırdı. Cumhuriyet döneminde, biraz da ulaşım araçlarının gelişmesi sayesinde bu göç daha kolaylaştı. Artık moda Adalar ve Suadiye ye kadar Kadıköy sahilleriydi. O zamanlar İstanbullu Marmaris i, Bodrum u bilmezdi. Bilmesine de gerek yoktu. Şehrin dört bir yanı sayfiye sayılırdı. Gökhan AKÇURA İ stanbul da bahar kısa sürer, doyamadan yaza girilir. Bu konuda atasözleri bile uydurulmuş. Sermet Muhtar Alus, İstanbul un kışı yaza doğrudur, diye en anlamlısını önümüze sürer.1 Eski yazarlar da baharın keyfini çıkaramadıklarından yakınırlar. Örneğin, 1930 lardaki bir Mayıs yazısı şöyle başlar: İstanbul ilkbaharı kararsız geçiyor. Hava bir açıyor, bir kapıyor ve kışta mı, yazda mı olduğumuzu anlayamadan yaz sıcaklarına giriyoruz. O günden bugüne değişen bir şey yok görüldüğü gibi Peki, bahar ne zaman bitip de yaz başlar? Bu soruya, elli yıl önce Ahmet Hamdi Tanpınar Daha çok levantenlerin ve Rumların oturduğu sayfiye semti: Yeşilköy 4 MESA VE YAŞAM şöyle cevap verir: Yaz, kirazın çıkması, uçurtmaların seyrekleşmesi ve yoğurtçu seslerinin azalmasıyla boy gösterir.2 Biz de bu yazımızda baharla yaz arasındaki en önemli duraklardan biri olan yazlığa geçiş konusu üzerinde duracağız. Osmanlı dan Cumhuriyet in ellili yıllarına kadar uzanan bir zaman diliminden söz edeceğiz Yalıya Göç Eski dönemlerde yazlığa çıkış Nisan ayından itibaren başlardı. Boğaziçi nde yalıları; Çamlıca, Haydarpaşa dan Pendik e kadar uzayan demiryolu boyunca köşkleri bulunan zenginler, paşalar, molla beyler,

6 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 5 saraya mensup insanlar [yanısıra] dişinden tırnağından arttırıp üç dört odalı bir evcik kiralayan dar gelirliler [de] taşınma derdine düşerlerdi. 3 Falih Rıfkı Atay yazlık tutmanın aslında çok da zengin işi olmadığını söyler: Eski Osmanlı efendisinin kış için İstanbul, Beyoğlu veya Üsküdar yakasında bir konağı; yaz için Boğaz da bir yalısı, ilkbahar ve sonbahar için, zevkine göre, üç yakanın kırlarından veya tepelerinden birinde bir köşkü olurmuş. Osmanlı efendilerinden pek çoğu 19 uncu asır frenk ölçüsü ile zengin değillerdi. Hayatları sade idi. (...) Sofra ucuzdu. Misafir ağırlama basitti. Gece yatısına gelecekler için konakların otel takımı ile döşeli banyo odası olmak lâzım değildi. Onun için, mevsimine göre yer değiştirenler, üstelik misafirlik dolaşmaları ile bütün yaz İstanbul un keyfini de sürerlerdi li yıllarda Büyükada da bir yazlık köşk. Muteber bir Boğaziçi yazlığı: Kandilli. Dönelim Osmanlı döneminde konaklarda yaşayan ekâbir takımına. Bunlar dediğimiz gibi yaz yaklaşınca yalıya göçerlerdi. Ercüment Ekrem Talu, bir yazısında bu göçü anlatır. 5 Yazıda, akşam yemeğinden kalkan Devletli Paşa Hazretleri, kethüdası Vasıf efendiyi huzuruna çağırır ve üç aşağı beş yukarı şöyle buyurur: Efendi! Havalar ısındı. Çoluk çocuk sıkılmaya başladı. Cümlemiz tebdili suya ve havaya muhtacız. Torun boğmacadan, gelin hanım da lohusalıktan kalktılar. Bu konağın içinde tamamen sıhhatlerine kavuşmaları mümkün değildir. Tez elden yalıya göç edilsin. Önümüzdeki perşembe gününe hazırlık edin. Konak halkı Kasım ayından beri dört duvar arasına tıkılmaktan bunalmış, bu kararı beklemektedir. Kethüda dan haberi alınca bayram ederler. Ama gelin bir de halayıklara sorun. Çünkü onlar otuz beş odanın eşyasını yerinden kaldırmak, sandıkları yerleştirmek, yatak yorganı hararlara doldurup denk yapmak zorundadırlar. Onlar için göç toplamak ağır bir meseledir. Refik Halit Karay bir yazısında harar ın ne olduğunu ve bu göçteki önemine şöyle değinir: Harar, sert tüylü seyrek dokunmuş, yörük çadırı kumaşından kocaman bir çuvaldı; göç esnasında hemen hemen munhasıran şilte koymağa yarardı. Hararsız kibar göç olmazdı. Sayfiyeye taşınma veya kışlağa dönüş zamanı hararlar dolaplardan çıkarılır, içlerine şilteler tıka basa yerleştirilir ve ağızları çuvaldızla dikilerek öküz arabalarına yerleştirilirdi. 6 Dönelim Ercüment Ekrem in yazısına. Romatizmalı Büyük Hanım, köşe minderinden şöyle buyurur: Paşa efendinin kışlıklarını meşin sandığa yerleştirin Kürkleri asıp havalandırmadan sakın kaldırmayın. Aralarına karabiberle kâfuru serpmeyi unutmayın. Hüseyin Ağa sabah erkenden Mısır Çarşısı na gitsin, ne lâzımsa alsın. Oradan da hallâca uğrasın. Misafir şilteleri pideye döndü, atılmadan gidilmez. Hallâcı yeni kuşaklar bilmez. Bunlar, eski yatakların içindeki pamukları yay gibi bir düzenekle atıp, pamukların havalanmasını sağlarlardı. Sonra bu pamuklar yeniden yatağa doldurulur, yataklar pofuduk hale getirilirdi. Hazırlıklardan sonra sıra göçe gelirdi. Bizim öykümüzde perşembe gününe denk gelen göç gününde, sabah daha kargalar kahvaltı etmeden, ana kapının önüne altı tane manda arabası sıralanırdı. Hamallar eşyaları bunlara yüklerlerdi. Saatler süren bir yolculuktan sonra Yenikapı İskelesi ne gelinir, burada bir mavna eşyayı Anadolu kıyısına geçirir, Kanlıca daki yalıya eşya ancak sular karardıktan sonra varabilirdi. Orta Halli Sayfiye Evleri Paşa konaklarını bir kenara bırakıp, yazlık tutacak düzeyde ama daha orta hallice evlerin hazırlıklarına bu kez Sermet Muhtar Alus un tanıklığıyla göz atalım. Günlerce derlenip toparlanıldıktan sonra eşyalar denk edilir, başlarda çatkı, ev çatıdan bodruma kadar gıcır gıcır silinir; sabah karanlığında da çıngırtılı yük arabası kapının önüne dayanır. Arabacı genellikle mızmız olur der Alus, Hızlı davranmaz da bana vapuru kaçırtırsanız, dönüp herşeyi kapıya bırakırım, diye tehdit bile eder ev sahibini. 7 Sabri Esat Siyavuşgil ise ( ), çocukluk yıllarına dönüp, sayfiyedeki ilk günlerini şöyle anlatıyor: Daha baharda başlayıp mektep tatiline doğru hızlanan hazırlıklar, götürülecek eşyanın arabalara yerleştirilmesi, son dakikada hatıra gelen noksanlar, büyükannenin saksısı, dul teyzenin kanarya kafesi için arabacıya sıkı M E S A V E Y A Ş A M 5

7 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 6 İSTANBUL YAZI NASIL KARŞILARDI? 1900 lerin başında Rumelihisarı ve yalıları. tenbihler, komşulara son vedalar ve davetleşmeler, ev halkının toplu bir halde vapura veya trene koşuşması, Boğaziçi nin bir iskelesine veya Erenköy İstasyonu na telaşlı inişler, birkaç gün önceden gönderilmiş olan aşçıbaşı ile dadının ve ahretliğin güler yüzlü karşılayışları, yerleşmeden sonra evin içinde odadan odaya misafirlikler, beyaz perdeler, beyaz köşe minderleri, beyaz cibinlikler, beyaz gecelik entarileri, sofada konsolun üzerinde ve kocaman aynanın önüne konmuş çifte karpuz lamba Daha sonra ailece bahçeyi teftiş, kiraz, vişne, kayısı ve armut ağaçları ile bağın kütükleri arasında mahsul tahmini, aşçıbaşının zerzevat babındaki mütalâaları, ahretliğin yedi sekiz yaşındaki küçük beyin kulağına komşunun erik ağacına dair gizli raporu, gelinlik çağına girmiş ablanın kameriyedeki mahzun ve edalı hali, rengarenk maşlahlar, yakın köşklerin sakinleri hakkında dadının dedikoduları Daha sonra mutfaktan gelen kokular, tabak çanak şıngırtıları, bahçede lüks lambasının altına kurulan upuzun ve bembeyaz sofra, aile reisinin açık havada ilk tavla partisi Sonra bütün bu acele, telâş, yorgunluk ve hayranlığın verdiği rehavetle, pencereleri açık odalarda rahat ve derin bir uyku 8 Refik Halit Karay, eski dönemlerde İstanbul da yazların zaten hemen hemen herkes için bir tatil gibi geçtiğini söyler. Yaz göçlerinin biraz hali vakti yerinde İstanbullular için sıradan bir hadise olduğunun altını çizer: Bahardan sonra İstanbul daki evimizden köylerden birindeki sayfiyemize göç ederdik. O asırda kışı yazdan tamamen ayrı bir bir hayat içinde geçirmek mecburiyeti vardı. Yaz arkadaşları, yaz ahbapları, yaz meşguliyetleri kışınkilerden hemen hemen büsbütün farklıydı, sonbahar ile ilkbahar, sinemadaki kısımları ayıran perde araları gibiydi; göçle beraber manzara, muhit, vak a hepsi değişiverirdi Bakardınız ki, o loş sokaktan, o köhne konaktan birden ayrılmış ve Boğaziçi nin, yahut Çamlıca nın bir güneşli bahçesine, bir taze boyalı binasına girmişsiniz 9 Cumhuriyet ve Yazlık Modaları Cumhuriyetle işler değişmeye başladı. Beyler, paşalar kalmamıştı. Onların yerini yeni zenginler almıştı. Konaklar apartmana, yazlıklar kiralık evlere dönüşmüştü. Yollar açılmış, eskiden sadece denizden ulaşılan bir çok yere otomobille gidilmeye başlanmıştı. Bu değişimler konusunda, 1934 yılı Mayıs sonunda Hafta dergisi bir durum analizi yapıyor: İstanbul un Eyüp ten Pendik e, Yeşilköy den Kavaklar a kadar uzanan hudutu içinde yazlık köyleri yirmi sene içinde çok değişti. Şu birkaç senede birkaç modaya tâbi oldu. Bir zamanlar Adalar rağbette idi. Yaz gelmeden Adalar da boş ev kalmaz, yazın vapurlar hıncahınç dolar hele [resmi tatil günü olan] Cuma ve Pazar Adalar adam almazdı. Sonra bu rağbet Boğaziçi ne geçti. Sonra Haydarpaşa hattı üstünde yayıldı. Son birkaç sene Suadiye ye kadar hatboyu Bilhassa Suadiye o kadar rağbet buldu ki, burada yepyeni kübik köşkler, bahçeler yapıldı. Bu sene Adalar gene halkı cezbetmiştir. Şimdiden birçok köşkler tutulmuş, havaların kararı daha katiyetle belli olmadığı halde birçok aileler taşınmıştır. Boğaziçi görüldüğü gibi gözden düşmüş. Bunda (yine aynı derginin verdiği bilgilere dayanarak aktarıyorum) kiraların pahalı oluşu, vapur ücretlerinin yüksek bulunuşu önemli olmuştur. Ama bu düşüşün en önemli nedeni Boğaz da konfor olmayışıdır. Elektrik yoktur, kumpanya suyu (yani musluklara ulaşan su) yoktur ve eğlence yoktur. V. Birson imzasıyla Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir yazıda bu durum daha açık ortaya konur. Eskiden konfor açısından kışlık evlerle yazlık evler arasında fazla bir fark olmadığına işaret eden Birson şöyle devam eder: Şimdi öyle mi ya? Banyosuna, sıcak suyuna, telefonuna, diğer konforlarına alışmış olanlar bunu, yazlamalarda [bu sözcüğü sayfiye yerleri karşılığında kullanıyor] bulamayınca büyük bir eksiklik duyuyor. Ahşap yazlama evlerinin çoğunda ya su veya elektrik eksiktir. Birçoklarında ise burada oturacak olanların kanını emerek yaşamaya alışkın yaratıklar (mahlukât) sabırsızlıkla bekliyor! (...) Bu şartlar içinde yazlamaya gitmek yerine, arada bir plajlara gitmek, otomobille gezmek ve konforlu apartmanlarda kalmayı üsterenler [bu sözcüğü de tercih edenler karşılığı kullanıyor] her yıl artacaktır. 10 Gerçi bu durum en azından Boğaziçi için, birkaç yıl içinde Şirket-i Hayriye nin çabaları sonucu bir ölçüde değişecektir. Bir başka yerde uzun uzun anlattığımızdan kısaca değinip geçelim. 11 Boğaziçi ndeki yolcu vapurlarının işleten Şirket-i Hayriye, 1936 yılında Boğaziçi adlı bir dergi çıkararak yeni bir döneme girer. Tenzilatlı seferler yapar, Boğaziçi nde yeni mekânlar yaratmak için girişimlerde bulunur ve özel müzikli geziler düzenler. Ama bu çabalar da bölgeye istedikleri düzeyde bir rağbeti sağlayamaz. Sorunu çözen yeni bir ulaşım aracı olur. Sayısı hızla artan otobüsler 6 M E S A V E Y A Ş A M

8 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 7 Büyükada Çiçek Bayramı Cumhuriyet in ilk yıllarında sık sık bahar ve çiçek bayramları ile karşılaşıyoruz. Bunların bir bölümüne daha önceki bir yazımızda değinmiştik. 12 Genellikle Gülhane Parkı nda yapılan bu şenlikler Mayıs ayında başlıyordu. Açılışta Çiçek Arabaları Defilesi yapılıyordu. Ama bu tür kutlamalar ilk kez 1931 yılından itibaren Adaları Güzelleştirme Derneği nce düzenlenmeye başladı. Büyükada Çiçek Bayramları Haziran ayında gerçekleştiriliyordu lı yıllara kadar süren ve bir adı da Çiçek Savaşı olan bu bayramlarda, Büyükada ya yoğun bir nüfus akını oluyor, caddeler insanlarla doluyordu. En temel özelliği çiçeklerle süslenmiş arabaların geçişi olan bu bayramlardan 1935 yılında yapılanı, o günlerin popüler dergisi Perşembe şöyle anlatıyor: Bu zarif bir düğüne benziyor. İnsan bu düğünde finiks ile manolyanın, gloyöl ile zakkumun seviştiklerini, hortansiya ile yaseminin, papatya ile güllerin nişanlandığını ve nihayet karanfille zambakların evlendiklerini görür gibi oluyor. Her taraf çiçek içinde. Büyükada nın asfalt yolları bile çiçekle dolmuş Arabalarda çiçek, yakalarda çiçek, masalarda çiçek, kucaklarda çiçek, ellerde çiçek. halk tarafından kısa sürede benimsenir. Her iskeleye uğradığı için zaman kaybeden gemilerin karşısında asri bir çözüm olarak halkın gözüne girerler li yıllara geldik. Hummalı bir inşa faaliyeti var. Yazlıklar artmış. Hafta dergisi (bu öncekinden farklı bir Hafta dergisi ama) Bayramda geçit yapan süslenmiş arabaların en güzelini seçecek olan jüri heyetinde ise Yunus Nadi, Orhan Seyfi Orhon, Ruşen Eşref in eşi Saliha Hanım ve Cemal Nadir in bulunduğunu görüyoruz yılında ise Çiçek Bayramı 23 Haziran da yapılır. Program basında ayrıntılı olarak şöyle yer alıyordu: Saat 16 da hükümet konağı önünde Belediye Parkı ve Çocuk Bahçesi nin açılış töreni. Bisiklet sürat yarışı (birinci, ikinciye kupa ve madalya verilecektir). Bando ile beraber Splandit Palas a gitmek üzere tören sahasına giriş. Süslenmiş çocuk arabaları ile gürbüz çocuk müsabakaları (birinci, ikinci, üçüncüye mükafat). Merkep yarışı (mükafatlı). Süslenmiş bisikletlerin geçişi (en yavaş giden bisiklet mükafâtlandırılacaktır). Müsabakalarda birinci, ikinci gelenlerin sıra tertibile geçişi. Müsabakaları kazananların mükâfatlarının verilmesi. Saat 22 de Anadolu Kulubü nde gardenparti. NOT. a) Bu münasebetle Şehir Bandosu bütün gün icrayı terennüm edecektir. b) Denizyolları nca ilave seferler konulmuştur. muhabiri Mehmet Ataker bir sezon başı araştırması yapıyor. İlk saptaması fiyatların yüksekliğine rağmen evlerin çoğunun kiralanmış olması. Somut rakamlar bile veriyor bize: Mesela Tarabya da geçen sene 6 aylığı 1800 liradan kiralanan 4 odalı bir ahşap ev, bu sene 2000 liradan tutulmuştur. Hatta iki yıldır fiatının yüksekliğinden dolayı boş kalan bazı evler de şimdiden kiralanmış bulunuyor. ( ) Suadiye de Adalar da da vaziyet bundan farklı değildir. ( ) Suadiye de ev kiraları mevkiin uzak olmasına rağmen şehirden daha pahalıdır. Zemin katta iki odadan ibaret küçücük bir daire için altı aylığına 1000 lira, 4 oda olursa 3000 lira istiyorlar Kadıköy-Pendik ve Yakacık arasında modern otobüsler işlemeye başladıktan sonra buralarda da imar faaliyeti çok hızlanmıştır. Ataker yazısının sonuna doğru Adalar raporu da veriyor. Adalar o dönemde özellikle gayrimüslim vatandaşlarımızın rağbet ettiği bir sayfiye. Kınalı ve Burgaz ın çehresinin yapılan modern apartmanlarla iyice değiştiğini, kira fiyatlarının öteki adalardan pek de farklı olmadığına değindikten sonra şöyle devam ediyor: Yalnız Büyükada biraz daha pahalıdır. 3 odalı bir evin kirası 1939 da 600 lira iken bu sene 2000 lira istiyorlar. Bütün bunların en az altmış yetmiş yıl öncesi İstanbul una ait bilgiler olduğunu unutmayalım. O zamanlar bu şehrin her köşesi sayfiyeydi, plajdı. Anadolu kentlerinden yaz tatili için İstanbul a gelinirdi. Bugün düşününce aklımıza gelen tek bölge Boğaziçi, biraz da Adalar oluyor. Ama eskiden sınırlar düşgücümüzün yetemiyeceği kadar genişti. Salacak tan Kartal a, karşı kıyıda ise Salıpazarı ndan Yeşilköy e kadar istediğiniz yerden denize girebilirdiniz. Kalamış kıyılarında yaz tatilinizi geçirebileceğiniz otelleri hâlâ hatırlayanlar var. İstanbul yazı işte böyle karşılıyordu 1 Sermet Muhtar Alus, Eski Baharlar, Mizah, 2 Mayıs Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul un Mevsimleri ve San atlarımız, Yaşadığım Gibi, İstanbul t.y., s.116 (Yazı 1953 tarihli). 3 Münir Süleyman Çapanoğlu, Şu geçen Nisan ayı, Hafta, 1 Mayıs Fayih Rıfkı Atay, İstanbul Yazı, Yirminci Asır, 28 Şubat Ercüment Ekrem, Yalıya Göç, Yedigün, 4 Temmuz Refik Halid, Üç Nesil Üç Hayat, İstanbul, t.y., s Sermet Muhtar Alus, Baharda sayfiyelere nasıl taşınılırdı? (Akşam, 29 Nisan 1940), Eski Günlerde, İletişim Yayınları, İstanbul 2001, s Sabri Esat Siyavuşgil, Yaz ve Sayfiye,. Salon, 15 Haziran Refik Halid, Eski Yaz Aşkları, Ay Peşinde, İstanbul, t.y., s Cumhuriyet, 6 Haziran Gökhan Akçura, Şen Gönüller Diyarı, Om Yayınevi, İstanbul Gökhan Akçura, İstanbul, Şenlikler ve Tiyatro, Gramofon Çağı, Om Yayınları, İstanbul 2003 (2.B.) s n M E S A V E Y A Ş A M 7

9 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 8 TÜRKİYE SİNEMASI 100 YAŞINDA Türkiye sineması 100 yaşında ve şahane Hep rahmetle andığımız büyük sinema tarihçisi Nijat Özön Türk Sineması nı 14 Kasım 1914 tarihinde, geçmişteki Rus-Türk savaşı sırasında İstanbul a dek gelen Rus güçlerinin Ayestefanos (bugünkü Yeşilköy) semtine diktikleri Rus Abidesi nin vatansever teğmen Bahri Doğanay ve askerleri tarafından dinamitle havaya uçurulması ve bunun yedek subay sinemacı Fuat Uzkınay tarafından filme alınması yla başlatıyor. Nazan ÖZCAN Yıl 2004, aylardan Temmuz. Çek Cumhuriyeti nin Karlovy Vary Film Festivali ndeyiz. Yıllar önce temiz kopyasını Beyoğlu Sineması nda seyrettiğim şahane Yol filminin gösteriminden yine tokat yemiş gibi çıkıyorum. Tokatın ağırlığını sonra hissederim diyerek, dünyanın her yerinden gelen seyircilerin salondan çıkışlarına bakıyorum. Benim topraklarımın hikâyesi bana mı ağır geldi, yoksa yedi kat yabancı da aynı şeyleri mi hissediyor, onun peşindeyim. Sinemanın kapısından çıkanların gözleri dolu dolu, herkes etkilenmiş, aralarından ağlayanlar da var. Ağlayanlardan birine yaklaşıyorum, neden ağladığını soruyorum. Seyit Ali yle Zine diyor duruyor: İsimleri doğru söylüyorum değil mi? Ne kadar ağır bir hikâyeydi o, çok çarptı beni. Tokat yemiş gibi oldum diyor. Polonyalı bir sinemaseverle o an sinema kardeşi oluyoruz, duygu kardeşi. O yıl Ankara Sinema Derneği nin akademisyen, eleştirmen, yönetmen, oyuncu gibi sinemayla yakından ilgilenen 400 e yakın kişiyle yaptığı anket sonucu belirlenen Türk sinemasının en iyi 10 filmi Karlovy Vary de gösteriliyordu: Yol, Umut, Sürü, Muhsin Bey, Masumiyet, Selvi Boylum Al Yazmalım, Anayurt Oteli, Susuz Yaz, Gelin ve Uzak. Hepsinde salonlar dolu doluydu, sinemaseverler yine ağır çıkıyordu sinemalardan. Türkiye den gelenlerde, hem bir hüzün hem de içten içe gurur ve mutluluk var. Bütün filmler beğeniliyor! Sinemamızın unutulmazları, bizden başkalarının kafasına da kazınıyor diye. Ve elbette, o zamanlar ha öldü, ha ölüyor diye durmadan konuşulan Türkiye sinemasının aslında biraz hırpalanmış da olsa, ayakta olduğunu ve yaşayacağını gördüğümüz için. 2004, 90. yılıydı Türk sinemasının ise 100. yaşı demek! 100 yaş, bir asır yani, az değil! Türk sinema tarihini, İstanbul a dek gelen Rus güçlerinin Ayestefanos (bugünkü Yeşilköy) semtine diktikleri Rus Abidesi nin teğmen Bahri Doğanay ve askerleri tarafından dinamitle havaya uçurulması ve bunun yedek subay sinemacı Fuat Uzkınay tarafından filme alınmasıyla başlatabiliriz. 8 M E S A V E Y A Ş A M

10 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 9 Türk sinemasına 1920 lerde Muhsin Ertuğrul giriyor ve 30 ların sonuna kadar yani 17 yıl boyunca Türkiye sinemasının tek yönetmeni oluyor. 20 lerde filmler sessiz, 30 larda ses ekleniyor. 30 larda Nâzım Hikmet in de iki filmi giriyor. Ama elbette kral yine Muhsin Ertuğrul. Zaten kitaptaki 100 sıralaması da onun Bataklı Damın Kızı Aysel le başlıyor. Atilla Dorsay ın Seçtikleri Ve elbette tarihe not düşmek ve 100 yılı kutlamak gerek! Sinema eleştirmeni Atilla Dorsay, bu not düşmeyi ve kutlamayı bir kitapla yapıyor: Sinemamız Yüz Yaşında/ 100 Yılın 100 Türk Filmi. Atilla Dorsay da, Türkiye sinemasını, Hep rahmetle andığımız büyük sinema tarihçisi Nijat Özön ün saptamasıyla yıllardır kabul ettiğimiz üzere, 14 Kasım 1914 tarihinde, geçmişteki Rus-Türk savaşı sırasında İstanbul a dek gelen Rus güçlerinin Ayestefanos (bugünkü Yeşilköy) semtine diktikleri Rus Abidesi nin vatansever teğmen Bahri Doğanay ve askerleri tarafından dinamitle havaya uçurulması ve bunun yedek subay sinemacı Fuat Uzkınay tarafından filme alınması yla başlatıyor. Agah Özgüç ün saptamasıyla bugün neredeyse 6500 ü bulan Türk filminin arasından ilk yüzü seçmek, öyle basit bir iş de değil doğrusu. Dorsay, Radikal den Erkan Aktuğ a verdiği röportajda bu 100 filmi seçerken şöyle bir kriter uyguladığını söylüyor. Arşivinden çok yararlandığım sevgili Prof. Sami Şekeroğlu, bana Sanatsal yaklaşımı yeğle, popüler olana pek rağbet etme dedi. Ben bunu yapamadım, çünkü popüler olanı reddetmek doğama da aykırı. Popüler filmlerin sanatsal açıdan değilse de toplumsal açıdan önemli şeyler simgelediğini düşünüyorum. Beklenen Şarkı buna bir örnek, bir Zeki Müren melodramı sonuç olarak. 50 li yılların başında çekilmiş ama filmi yeniden izleyince çok hoş şeyler içerdiğini gördüm. Benzer şeyler bütün klasik dönemin Yeşilçam filmleri için de geçerli. Sonraki yılların işte Kemal Sunallı filmleri, Hababam Sınıfı serisi. Daha yakın yıllardan Nefes: Vatan Sağolsun, Fetih 1453, Devrim Arabaları... Başyapıt olmayabilirler ama bunlar hem kendi anlatmak istediklerini iyi anlatmış filmler, yani kaliteli popüler sanat Susuz Yaz da Hülya Koçyiğit ve Erol Taş örnekleri... Yani 100 en iyi Türk filmi değil de, tarihsel öneme sahip 100 film denebilir rahatlıkla. Hemen belirtmeliyiz ki, bu kitap bir liste kitabı değil. Dorsay seçtiği filmlerin bilgilerini en ince ayrıntısına kadar veriyor ve filmlerin tek tek de eleştirilerini yapıyor. İlk 100 e aldığı ama daha önce seyretmediği filmleri arıyor tarıyor buluyor ve onların da eleştirilerini yazıyor. 10, 20, 30, 40 ve 50 ler Dorsay tarihsel sıralamayla gidiyor larda 12 film çekilmiş. Tabii ki hepsi kayıp! 1920 lerde devreye Muhsin Ertuğrul giriyor ve 30 ların sonuna kadar yani 17 yıl boyunca Türkiye sinemasının tek yönetmeni oluyor. 20 lerde filmler sessiz, 30 larda ses ekleniyor. 30 larda Nâzım Hikmet in de iki filmi giriyor. Ama elbette kral yine Muhsin Ertuğrul. Zaten kitaptaki 100 sıralaması da onun Bataklı Damın Kızı Aysel le başlıyor. 40 lı yıllarda 78 film çekilmiş ama Dorsay hiçbirini almamış. Lütfi Akad ın Vurun Kahpeye si de dahil! 50 lerden altı film var: Orhon M. Arıburnu nun Sürgün ü, Ayhan Işık lı Kanun Namına, Zeki Müren li Beklenen Şarkı, Osman Seden in Düşman Yolları Kesti si, Memduh Ün ün Üç Arkadaş ı ve Çolpan İlhan ve Sadri Alışık lı Yalnızlar Rıhtımı. 60 ların Bereketi 60 lar son derece bereketli. Filmler, yönetmenler, akımlar artıyor. Dorsay 60 lardan aldığım 13 film arasında beklenen klasikler vardı diyor. Mesela Susuz Yaz, Gurbet Kuşları, Haremde Dört Kadın, Sevmek Zamanı, Kuyu, M E S A V E Y A Ş A M 9

11 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 10 TÜRKİYE SİNEMASI 100 YAŞINDA Yarın Bizimdir ve Vesikalı Yarim! Hakikaten Vesikalı Yarim de Türkan Şoray ı seyretmek, dev bir çikolata yemek kadar mutluluk verir insana! Kendinizi bundan mahrum etmeyin! 70, 80 ler ve Yılmaz Güney Ve gelsin 70 ler. Dorsay, 70 ler zirveye çıkış ve çöküş yıllarıydı. Hep Yılmaz Güney in gölgesi altında yaşanan... diye tarif ediyor o yılları. Aldığı 17 filmin arasında neler yok ki? Yılmaz Güney in Umut u ve Arkadaş ı banko. Senaryosunu Yılmaz Güney in yazdığı Zeki Ökten in yönettiği Sürü de listede. Elbette Türk sinemasını sinema yapan Lütfi Akad ın muhteşem üçlemesi Gelin, Düğün, Diyet (inanılmaz bir gerçeklik ve acı vardır bu üçlemede), Bedrana, Tunç Okan ın Otobüs ü, Hababam Sınıfı, seyrettikçe hâlâ ağlatan Selvi Boylum Al Yazmalım, Maden ve Kemal Sunallı Çöpçüler Kralı ile Kapıcılar Kralı. Ne güzel bir dönemmiş! Ve 80 ler. Yine siyasal tavırlı gerçekçi filmler ve onun yanı sıra cinsellik dozu yüksek kadın filmleri diye açıklıyor 80 leri Dorsay. Bereketli Topraklar Üzerinde yle başlayan 80 lerden 16 film var. Elbette damga Yol. Hazal, At, Hülya Koçyiğit li Kurbağalar, Hakkari de Bir Mevsim, Müjde Ar lı Adı Vasfiye, Şener Şen li Züğürt Ağa ve Muhsin Bey, Ömer Kavur un Anayurt Oteli, Ertem Eğilmez in Arabesk i, muhteşem Uçurtmayı Vurmasınlar ını kim unutabilir ki? 90 lar ve Duraklama 90 lar kitaba girebilen 10 filmle zaten duraklamanın sinyalini de veriyor. Camdan Kalp, Karartma Geceleri, Gizli Yüz, elbette Şener Şen ve Uğur Yücel li o zaman izlenme rekorları kıran Eşkıya, Dorsay, 70 ler zirveye çıkış ve çöküş yıllarıydı. Hep Yılmaz Güney in gölgesi altında yaşanan... diye tarif ediyor o yılları. Aldığı 17 filmin arasında neler yok ki? Yılmaz Güney in Umut u ve Arkadaş ı banko. Ağır Roman, Hamam, Zeki Demirkubuz un sinemayı girişi yürek parçalayan Masumiyet, Yeni Sinemacıları haber veren muhteşem Gemide, kadın yönetmenleri müjdeleyen Yeşim Ustaoğlu nun Güneşe Yolculuk u ve Tomris Giritlioğlu nun Salkım Hanım ın Taneleri lerin Renkliliği 2000 lerde her şey çeşitleniyor ve renkleniyor. Dorsay şöyle anlatıyor: Artık Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim, Yeşim Ustaoğlu, Reha Erdem, Tayfun Pirselimoğlu, Semih Kaplanoğlu, Ümit Ünal gibi yeni ustaların yanı sıra Mustafa Altıoklar, Serdar Akar, Abdullah Oğuz, Tolga Örnek gibi düzeyde popüler sinema yönetmenleri, Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, giderek Ata Demirer gibi yıldız komedyenler var. Yavuz Turgul un eski Yeşilçam la köprü 1 0 M E S A V E Y A Ş A M

12 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 11 kurmadaki başarısını ise Çağan Irmak aynı başarı ve güçle sürdürmekte. Biket İlhan dan Tomris Giritlioğlu na, Handan İpekçi den Yeşim Ustaoğlu na, Pelin Esmer den Belmin Söylemez e kadın yönetmenler ilginç filmler imzalarken Erden Kıral, Reis Çelik gibi eskiler, hiç de eskimediklerini gösteriyorlar. Ve 2010 ların sineması, bu zenginlik ve çeşitliliği sürdürmeye kararlı gözüküyor. Bir de dışarıdan bakanlar var. Yani Ferzan Özpetek ve Fatih Akın. Yönetmenleri saydık, bir de 100 e giren filmleri hatırlayalım. Vizontele ler, Zeki Demirkubuz un İtiraf, Yazgı ve Yeraltı sı, Pirselimoğlu nun Hiçbiryerde si, Ziya Öztan ın Abdülhamit Düşerken i, Nuri Bilge Ceylan ın Uzak ve Bir Zamanlar Anadolu da sı, Fatih Akın ın Duvara Karşı sı, Ahmet Uluçay ın Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ı, Neredesin Firuze?, Anlat İstanbul, Çağan Irmak ın Babam ve Oğlum ile Dedemin İnsanları, Derviş Zaim in üçlemesi Cenneti Beklerken, Nokta ve Gölgeler ve Suretler i, Özer Kızıltan ın Takva sı, Adem in Trenleri, Özcan Alper in Sonbahar ı, erken yaşta kaybettiğimiz Seyfi Teoman ın Tatil Kitabı, Raşit Çelikezer in Can ı, Pelin Esmer in Gözetleme Kulesi ve Yılmaz Erdoğan ın Kelebeğin Rüyası yılda Türk filmi seyretmeyi elbette bir görev addetmiyoruz. Ama kesinlikle seyredin diyoruz. Ne bulursanız, eskisini yenisi fark etmez, ilk önce bu 100 den bulduklarınızda başlayın ki, keyfiniz şöyle bir yerine gelsin. Elinizde bir bardak çayla, siyah beyazından renklisine, komedisinden dramına, aşk hikâyesinden yol hikâyesine, Türkan Şoray dan Kemal Sunal a, Müjde Ar dan Yılmaz Güney e, Tarık Akan a, Kadir İnanır a, Erkan Can a uzanırken çok mutlu olacağınıza garanti veririz. Sinema ve duygu arkadaşı olmak hepimize iyi gelir hem! n Yılmaz Erdoğan ın hem yönettiği hem de rol aldığı Kelebeğin Rüyası nda ona Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat, Belçim Bilgin gibi oyuncuların eşlik ettiği film, En İyi Yabancı Dilde Film dalında kısa listeye girmeye hak kazandı. MESA VE YAŞAM 1 1

13 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 12 ATIF YILMAZ Atıf Yılmaz Memleket sinemasının yüz yılının yarısına alınterini akıtan Atıf Yılmaz, Yeşilçam ekolünün kurucularındandı. Lütfi Akad, Osman Seden, Metin Erksan, Memduh Ün ve Halit Refiğ yle birlikte, bu ticari ekole birer sanatçı dokunuşu armağan edenler listesinin başlarındaydı. Derya BENGİ Beyoğlu ndan Dolapdere ye kadar uzanan Sakız Ağacı Caddesi nin bir kısmı birkaç yıldır Atıf Yılmaz Caddesi diye anılıyor. Bu isim değişikliği, 2006 da kaybettiğimiz usta yönetmene bir vefa işareti olmanın yanı sıra, küçük bir sinema şakası, hatta adeta bilinçaltı bir mecaz barındırıyor. Bilindiği üzere, filmcilik tarihimize 1950 lerden itibaren ismini bağışlayan Yeşilçam Sokağı, minik, daracık, kıvrımlı bir geçit kimliği taşırken, hemen yakınında, az ötede, ona paralel uzanan Sakız Ağacı ya da Atıf Yılmaz Caddesi, Tarlabaşı Bulvarı na kavuşarak genişler, büyür, çoğalır. Tıpkı Atıf Yılmaz gibi! Atıf Yılmaz, bir anlamda Yeşilçam ın ta kendisidir, ama onun paralelinde ve ötesinde, çok daha geniş, büyük, çoğul bir sinemanın serüvencisidir. Memleket sinemasının yüz yılının yarısına alınterini akıtan Atıf Yılmaz, Yeşilçam ekolünün kurucularındandı. Lütfi Akad, Osman Seden, Metin Erksan, Memduh Ün ve Halit Refiğ yle birlikte, bu ticari ekole birer sanatçı dokunuşu armağan edenler listesinin başlarındaydı. Akranları sahneyi yavaş yavaş terkederken, 80 li yıllara denk gelen ikinci delikanlılığında, özellikle kadın odaklı filmleriyle genç kuşakların da kahramanı olmasını bildi. Atıf Yılmaz Batıbeki 9 Aralık 1926 da Mersin de doğdu, bu eski Akdeniz şehrinin kozmopolit ortamında büyüdü. Ne zengin ne fakir, bir memur çocuğuydu. Arkadaşları tarafından, ne hikmetse, Rejisör lakabıyla çağrılıyordu. İstanbul a kapağı attığında lise çağını geçmişti. Bir süre Hukuk Fakültesi ne gitti, ama daha önemlisi, gizlice Akademi de resim derslerine devam etti, Nuri İyem in atölyesindeki genç ressamların arasına katıldı. Gözlerini alamadığı sinema camiasına kolaylıkla, çarçabuk giriverdi. Yeteneğini tuallerden peliküle taşıdı. Türkiye de sinema 40 lı yılların sonlarına kadar tiyatrocuların tekelindeydi. Haftanın yedi günü sahne tozu yutanlar, çevrilen tek tük filmde, kameranın önünde ve arkasında fazla mesai yapardı. Nöbeti tiyatroculardan devralıp, yedinci sanata gerçek dilini, gerçek çehresini kazandırmak, Lütfi Akad, Atıf Yılmaz gibi henüz yaşlarındaki genç yönetmenlere düştü. O dönem sokaktan geçenleri sinemaya almak için kollarından çektiğimiz bir dönemdi diye hatırlıyor Lütfi Akad, Sinema bizde hiçbir zaman dışa kapalı olmamıştır. Yeni gelenler her zaman bir hoşgeldinle karşılanmıştır. Nitekim Atıf Yılmaz ın kolundan çekenlerden biri de Lütfi Akad tı. Hoş, zaten Atıf Yılmaz buna dünden razıydı. Önce Semih Evin in asistanlığını yaptı, sonra 1951 de Kanlı Feryat filmiyle yönetmen koltuğuna oturdu. Bir daha kalkmamacasına. Delik Deşik Bir Gemi Attilâ İlhan Eski Sinemalar başlıklı şiirinde Tarzan dan korsan gemilerine, Teksas eşkıyalarından Akdeniz cariyelerine, bir dizi Hollywood klişesi sıralıyordu. Çünkü Türkiyeli seyirci için o yıllarda sinema demek, bol bol ABD, biraz Avrupa, biraz da Mısır kurdelaları demekti. Türk filmleri bunlarla boy ölçüşecek nitelikte ve nicelikte değildi. Anılarında aktardığına göre, Atıf Yılmaz da çocukluğunun Mersin inde, kovboy serileri, Baytekin ler, Lorel-Hardi ler, 1 2 M E S A V E Y A Ş A M

14 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 13 Üç Ahbap Çavuşlar, Greta Garbo, Robert Taylor, Charles Boyer filmleri izleyerek büyümüştü. O günlerden hatırladığı tek yerli film, sonradan Nâzım Hikmet in yazıp yönettiğini öğrendiği, 1937 yapımı Güneşe Doğru ydu. Yeşilçam ın kendine özgü klişeleri ancak 50 li yıllarla birlikte oluşacak, zengin kızlar, fakir oğlanlar, pavyon şarkıcıları, kör kemancılar, Size baba diyebilir miyim ler, Senin annen bir melekti yavrum lar beyazperdede birbirini kovalayacaktı. Bazen hafifsemeyle, bazen tebessümle, bazen alayla karşılansalar da içtenlik ve masumiyet imtihanından pekiyi ile geçtikleri zamanla teslim edilecek, o yıllarda henüz doğmamış kuşaklarca bile hasretle anılacaklardı. Şimdi Attilâ İlhan ın dizesini tekrar etmenin tam zamanıydı: Ne yapsam içimde o eski sinemalar. Yeşilçam ın acemiliğini üstünden atması, kendini kabul ettirmesi birdenbire olmadı elbette. Atıf Yılmaz, sinemadaki onuncu yılında, Orhan Günşiray la ortaklaşa kurduğu yapım şirketinin adını Yerli Film koyarken içindeki bir küskünlüğü dile getiriyordu: Yerli Film adını özellikle aydınlar tarafından küçümsenen ulusal sinemamıza onur kazandırmak için koymuştum. Küçümseme amacıyla kullanılan Yerli Film tanımlamasından gocunmadan, yerliliğin önemini vurgulamak için bu adı seçmiştim. Atıf Yılmaz, ustalık yolunda ilerlerken, öncelikle edebi derinliği olmayan piyasa romanlarına el attı. Kerime Nadir in Hıçkırık romanından çektiği aynı adlı melodram 1953 te büyük sükse yapınca önü iyice açıldı. İlk eşi (ve ressam kızı Kezban Arca Batıbeki nin annesi) Nurhan Nur, Aşk Istıraptır, Şimal Yıldızı gibi ilk filmlerinden pek çoğunun başrolündeydi. Esat Mahmut Karakurt un romanlarından aktardığı Kadın Severse, Dağları Bekleyen Kız gibi filmlerin gazete ilanlarında övgü dolu şu cümleler bol keseden sarf ediliyordu: Son senelerin en muazzam Türk filmi, Filmciliğimizde şahlanan büyük bir san at abidesi, İşte şimdi hakiki bir Türk filmi gördük, Mevzu, ses, foto, müzik bakımından Avrupa filmlerinden hiçbir farkı yoktur. Eleştirmenlerden ilk büyük alkışı ise 1956 tarihli Gelinin Muradı yla aldı. Kemal Bilbaşar ın öykülerinden hareketle çektiği film, bir küçük kasabada yaşananları canlı ve gerçekçi bir tonda, mizah gözlüğüyle tasvir ediyordu. Ona açık yüreklilikle Çektiğim ve ticari başarı kazanan her berbat melodram, yeni ve daha berbat bir melodram çekmeme neden oluyor dedirten ucuz filmlerin yanında, zarif edebiyat uyarlamaları ve sağlam karakterlerle örülü kasaba ve kent realizmi, Atıf Yılmaz sinemasının temelini oluşturmaya başlamıştı. Henüz kendini bulamamış, endüstrileşmesi tamamlanmamış, kurumsal destekten yoksun, sansürün nefesini her an ensesinde hisseden Türk sinemasını, anılarında her tarafı delik deşik bir gemiye benzetiyordu. Bu geminin kaptanı olan yönetmenin tek güvencesi, çalışkan ve inançlı tayfalarıydı. Yani oyuncuları ve jeneriklerde küçük puntolu soluk harflerle adları sıralanmış set ve laboratuar çalışanları. Şöyle yazıyordu Atıf Yılmaz: Gemi istenilen limana nadiren varır ama battığı pek görülmemiştir. Ya karaya oturur bir yerde, ya ümit edilmeyen bir sahile, ya başka bir limana varır. Gemidekiler bu kez de canımızı kurtardık diye rahat bir soluk alırlar. Sonra yeni bir film, yeni bir yolculuk başlar, aynı delik deşik gemiyle. Gemimizi kızağa çekip şöyle iyice bir onarmayı kimse akıl etmez. Sevgi Emek İster İstatistikler, 50 li yılların sonuna doğru İstanbul daki sinema sayısını, yarısı kapalı yarısı yazlık, 150 olarak bildiriyor. Bu rakam 60 ların ortalarında 220 ye yükseliyor yılında Türkiye deki toplam kapalı sinema salonu sayısı 900 civarında. Aynı yıl 250 ye yakın yerli film çevriliyor. Japonya ve Hindistan daki film sayısından belki az, ama ABD, SSCB, İtalya, Fransa gibi ülkelerden bir hayli fazla. Delik deşik bir gemiye benzese de, televizyonun bütün evlerin başköşesine yerleştiği 70 li yılların ortalarına kadar Türkiye sinemasının dünyaya parmak ısırtan bir ivme yakaladığı, filmlerin tıklım tıklım dolu salonlarda merakla izlendiği ve pek çok ailenin ekmeğini bu işten çıkardığı tartışılmaz bir gerçek. Bu baş döndürücü tempoya Atıf Yılmaz açısından bakarsak, arasında, Yılmaz ın üçten daha az film çevirdiği herhangi bir yıla rastlanmadığı M E S A V E Y A Ş A M 1 3

15 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 14 ATIF YILMAZ gibi, bazı yıllar salonlara koşar adım altı film birden yetiştirdiği görülüyor. Atıf Yılmaz, kendi filmlerini, her birine azami özen gösterse bile, kalıcı birer yapıt olarak düşünmediğini her fırsatta ısrarla vurgulayan bir yönetmendi. Dahası, resim, tiyatro veya edebiyatın yoğunluğuyla karşılaştırıldığında, sinema solda sıfır kalıyordu ona göre. Bu mütevazı görüş, 1980 e kadar olan dönemde Ah Güzel İstanbul (1966), Selvi Boylum Al Yazmalım (1977) ve Adak (1979) gibi başyapıtlar üretmesine engel olmadı. Senaryosunu ikinci eşi Ayşe Şasa nın yazdığı, başrollerini Sadri Alışık ve Ayla Algan ın paylaştığı Ah Güzel İstanbul, dönemin eğilimlerinden Ulusal Sinema akımıyla barışık bir anlayışla, düşmüş aristokrat Haşmet ve artistlik hevesiyle köyden kente göçmüş Ayşe nin şahsında İstanbul un dönüşümünü perdeye yansıtıyordu. Cengiz Aytmatov un bir Kırgız masalı esinli romanından uyarlanan, Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti repliği kuşaktan kuşağa aktarılan Selvi Boylum Al Yazmalım Türkan Şoray, Kadir İnanır, Ahmet Mekin üçlüsünü buluşturmuştu. Erzincan da yaşanan gerçek bir olaydan yola çıkılarak çevrilen ve oğlunu tanrıya kurban eden bir ırgatın dramına eğilen Adak ta ise başrollerde Tarık Akan ve Necla Nazır vardı. Filmlerini pek ciddiye almayan, hatta tekrar seyretmekten hiç hoşlanmadığı bilinen Yılmaz, yine de her birinin çağına tanıklık eden birer belge olduğu gerçeğini saklamıyor. Atıf Yılmaz filmleri keyifli bir seyirlik vaad ederken, memleketin ve insanlarının geçtiği aşamaları, atlattığı badireleri, kısaca geçmişimizi önümüze maharetle seriveriyor. Kimi zaman bir filmin tamamı, örneğin milli petrol davasını konu alan Toprağın Kanı, tıpkı gazete koleksiyonları gibi o günlerin nabzını tutmuyor mu? Gelinin Muradı ndaki traktör yarışı, Selvi Boylum Al Yazmalım ın kamyonundaki Aldırma Gönül yazısı, Mine deki Dallas isimli kafe gibi ayrıntılar, o dönemin kültürel kodları ve sosyal yaşantısı hakkında az şey mi anlatıyor? Ah Güzel İstanbul veya Hayallerim, Aşkım ve Sen deki İstanbul a, Kambur daki Cunda ya, Dul Bir Kadın daki Bodrum a, Mine deki Eğirdir e, Adı Vasfiye deki Urla ve Alaçatı ya, bir de buraların bugünkü hallerine bakıp içlenmemek elde mi? Yılmaz Güney in Hocası Muhsin Ertuğrul bir gün Lütfi Akad a rastladığında sinemanın gidişatından bahis açar, Neler yapıyorsunuz? diye sorar. Akad şöyle cevap verir: Efendim, ustasızlığın yıllardır acısını çekiyoruz. Sahiden de Akad lar, Erksan lar, Yılmaz lar ustasız yetişen, çıraklığı tatmadan, Yılmaz ın deyimiyle kör topal ilerleyen, birçok şeyi yoktan var eden bir kuşaktı yılında bir gün Atıf Yılmaz, Erdem Buri ye Biz piyasa yönetmenlerinin yapacağı bir şey yok. Olur da bir gün bizim dışımızdan birileri işe el atarsa ne iyi. Aynen Fransa da olduğu gibi yeni bir kuşak, yeni kişiler gerek bize demişti. İşte bu yeni kuşaklar sinemaya heveslendiğinde, başta Halit Refiğ olmak üzere, onların elinden tutan ilk kişi Atıf Ağabey lerinden başkası değildi. Zeki Ökten, Şerif Gören, Ali Özgentürk gibi yönetmenler Atıf Yılmaz ın film setlerinde pişti. Yılmaz ın en parlak öğrencisi bir diğer Yılmaz dı: Yılmaz Güney, senarist, asistan ve oyuncu olarak katıldığı Alageyik, Bu Vatanın Çocukları, Karacaoğlan ın Kara 1 4 M E S A V E Y A Ş A M

16 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 15 Sevdası, Dolandırıcılar Şahı gibi Atıf Yılmaz filmlerinde, sinemada kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrendi. Atıf Yılmaz ın filmlerine Yalçın Tura, Atilla Özdemiroğlu gibi müzik adamları besteler yaptı, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Latife Tekin gibi kalburüstü edebiyatçılar senaryolar yazdı. Sinemada uzun ömürlülüğün doğal bir sonucu; Atıf Yılmaz 60 larda Vedat Türkali nin, 80 lerde Vedat Türkali nin oğlu Barış Pirhasan ın senaryolarını filme çekti. (Vedat Türkali nin oyuncu kızı Deniz Türkali ise Atıf Yılmaz ın son hayat arkadaşıydı.) Onun filmlerinin başrollerinden ünlü yıldızların hemen hemen hepsi gelip geçti. Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Zeki Müren, Mazhar Alanson, Metin Oktay, Uğur Dündar gibi şaşırtıcı isimler, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Şener Şen, Kemal Sunal, İlyas Salman, Levent Kırca gibi komedyenler de cabası. Fakat rekoru, tam 17 Atıf Yılmaz filminde başrol oynayan Türkan Şoray kırdı. Kadın Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni Yıllar boyu Yeşilçam ı içerden, adım adım, santim santim değiştiren Atıf Yılmaz, 80 li yıllardan itibaren yeniden öncülüğe soyundu, başrollerinde Türkan Şoray, Müjde Ar ve Hale Soygazi nin oynadığı filmler ona kadın filmlerinin unutulmaz yönetmeni payesi getirdi. Feminist hareketin etkisiyle yeni toplumsal tartışma alanlarının açıldığı, ikiyüzlü namus anlayışının ve cinsellik tabusunun sorgulandığı bir dönemde, kadının kimlik arayışına adanmış Atıf Yılmaz filmleri büyük ilgi uyandırdı. Onun kadınları bazen fabrikada çalışan bir gecekonduluydu, bazen bir küçük kasabalı, bazen Nişantaşlı, Cihangirli Bazen Kadının Adı Yok tu (1987), bazen Adı Vasfiye ydi (1985), bazen Mine (1982), bazen Suna, Serap, Naciye, Aygül, Asiye, Meryem Necati Cumalı dan, Duygu Asena dan serbest uyarlamalar, Vasıf Öngören in tiyatro eseri veya Latife Tekin in, Barış Pirhasan ın özgün senaryoları Özellikle Bir Yudum Sevgi (1984), Aaah Belinda (1986), Mine ve Adı Vasfiye sinemamızın yüz akları arasına hemen yazıldı. Atıf Yılmaz ı tanıyan dostları, ağız birliği etmişçesine çelebi kişiliğinden, tevazusundan, güler yüzünden, espritüelliğinden dem vuruyor. Erdoğan Tokatlı Onu gündelik hayatın içinde izleyenler bilir diyor, Kendisiyle böylesine barışık, yaptıklarıyla dalga geçmeyi, gençlere arka çıkmayı ve yüreklendirmeyi böylesine bilen kaç usta sayabiliriz ki? Atıf Yılmaz denince akla çalışkanlığı, hamaratlığı, üretkenliği geliyor peşinen. Dile kolay, tam 119 filmlik, yani aşağı yukarı 180 saatlik uzun bir maraton. Elia Kazan İhtiras Tramvayı yla, Charlie Chaplin Sahne Işıkları yla dünyayı çalkalarken Atıf Yılmaz ilk filmini çekiyordu. Fatih Akın ın Duvara Karşı yla, Michel Gondry nin Sil Baştan la sivrildiği günlerde Atıf Yılmaz son filmiyle meşguldü. Yıllar geçti, dönemler, modalar, alışkanlıklar değişti, arada koskoca bir sinema tarihi Türkiye de Atıf Yılmaz la birlikte aktı. Halit Refiğ, 1950 li yıllardan 2000 li yıllara kadar dünyada bu kadar uzun süre ön planda, günün sinema seyircisinin değişen beklentilerine karşılık verebilme başarısını gösterebilen çok az sinemacı vardır derken yerden göğe kadar haklı. n MESA VE YAŞAM 1 5

17 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 16 ZELİHA BERKSOY Tosca ile doğan Zeliha Berksoy Benim doğumumda sancı çekerken, annem bağırmaya başladığı zaman, Doktor Eyüp Bey bir opera aryası söyleyin demiş. Annem de Tosca yı söylemeye başlamış. Çiğdem ÖZTÜRK 1 6 M E S A V E Y A Ş A M

18 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 17 Annesinden devraldığı sanat mirasını ileri ufuklara taşıyan, 27 Mart Dünya Tiyatrolar gününde doğup yaşamını tiyatroya adayan usta bir oyuncuyu dergimize misafir ediyoruz: Semiha Berksoy un biricik kızı, Bertolt Brecht in ve Nâzım Hikmet in gür sesi, mahallemizin Asiye si, Zilha sı, Bakkal Abla sı Bu yıl 16. Devlet Tiyatroları- Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü alan Zeliha Berksoy la buluştuk, geçmişinden bugününe sahne macerasının ana istasyonlarında yol aldık 1967 yılında, Akis dergisinin bir kapağında, tiyatroda yeni neslin temsilcisi olarak gösterilmişsiniz. Bu kapağı hatırlıyor musunuz? Evet, çok iyi hatırlıyorum. Kaktüs Çiçeği isminde bir komedi oynuyorduk Ankara Devlet Tiyatrosu nda. Akis in başyazarı Metin Toker oyuna geldi ve çok heyecanlandı. Onlar aynı zamanda aile dostlarımızdı. Beni derginin bürosunun olduğu Rüzgârlı Sokak a çağırdı. Zeliha, çok etkilendim, bu oyunu Paris te de gördüm, ama sen şahane oynuyorsun dedi. O tarihte sporda da önde giden bir genç kuşak vardı. Akis te böyle ortak bir kapak yapmayı düşündüğünü söyledi. Sonra da yaptılar. İlk hatırladığınız sahne tecrübeniz hangisi? Dört yaşında Shakespeare in Yanlışlıklar Komedyası nda sahneye çıktım. 11 yaşında Cadı Kazanı nda Abigail Williams ı oynadım. Bayağı dikkat çektim o rolde. Hep yetişkinlerle birlikteydim, büyük havuzda yüzen küçük bir balık olarak. Sonra da Ankara Devlet Konservatuarı na girdim. Annem Semiha Berksoy kendisi gibi opera artisti olmamı istiyordu, bense inatla tiyatrocu olmak istiyordum, çünkü tiyatroyu daha realist ve halka yakın buluyordum. Sonunda dediğim oldu. Annem çok acımasız bir eleştirmendir, zordur. Sanatta kabiliyetin varsa kendini ispat edersin, öyle destekle, torpille morpille sanat olmaz derdi. O terbiyede büyüttü beni. Ben küçük yaşta büyük sanatla karşılaşmış bir insanım. Daha çocukluğumdan beri bizim evin duvarlarında Raffaello ları gördüm, Mikelanj ları gördüm. Sonra öğrendim bunların ne olduğunu. Tiyatro eğitimi için neden Ankara yı tercih ettiniz? O yaşlarda bir bilince sahip olmak zor. Doğduğum yer Ankara, annem orada Opera da, gidiyorsunuz, geliyorsunuz, o camiayı biliyorsunuz. İstanbul a gidip de Şehir Tiyatroları na gireyim diye bir düşünce olmuyor tabii. Otomatikman Ankara camiası içindesiniz. Dolayısıyla hayatınız Ankara Devlet Konservatuarı nda geçiyor. Oraya girdim ve bitirdim. Sonra Ankara Devlet Tiyatrosu nda çok başarılı yıllar geçirdim. İstanbul ve Ankara tiyatro ekolleri arasında bir fark var mıydı? Evet, anlayış olarak fark vardır. Ankara başkent oluyor, Atatürk orada bambaşka bir şey yaratmak istiyor, mimariden tutun da sanata kadar. Türk Dil Kurumu nu kuruyor, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi ni kuruyor da Carl Ebert gelip gitmeye başlıyor Ankara ya. Ankara Devlet Konservatuarı onun sayesinde kuruluyor, tiyatro, opera, müzik bölümleriyle. Tiyatro bölümü ilk mezunlarını 1941 de veriyor. İstanbul da ise Osmanlı dan kalan ve kendi derinliği, kendi düşüncesi sanat açısından çok zengin bir çevre var tabii. Tiyatro olarak Darülbedayi 1914 te kurulmuş. Cumhuriyet döneminde uzun yıllar Muhsin Ertuğrul var başında. Türk yazarlarına önem veriyor, yabancı oyunları da izliyor. İstanbul da çok değerli artistler var. Behzat Butak var, Hâzım Körmükçü var, varoğluvar. Bu büyük bir Kafkas Tebeşir Dairesi M E S A V E Y A Ş A M 1 7

19 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 18 ZELİHA BERKSOY Kahraman Bakkal Süpermarkete karşı. için Brecht Kabare yi ilkin 1979 da AKM de yaptık. Sonra yine birlikte Ben Bertolt Brecht i sahneledik. Tekrar Türkçe ve Almanca seri konserlerim oldu. görgü. İstanbul ve Ankara farklı ekoller, farklı zenginlikler. Benim asıl kırılma noktam Berlin dir. Berlin e nasıl düştü yolunuz? O benim seçimimdi. Tabii annemin etkisi oldu. Annem bana doğru kilometre taşlarını gösteren insandır. Her şeyi çok çabuk bulmamı sağlamıştır. Beni Berlin Ensemble a götürmek de annemin işidir. Annem opera artistiydi, ama geniş kültürlü bir insandı. Berlin Ensemble ı burada insanlar 60 lardan sonra tanıdı, ama annem biliyordu. O tarihte Doğu Berlin bilim ve sanatta daha koyuydu. Önce Batı Berlin de Schiller Theatre a girdim, orada asistanlık yaptım. Schiller Theatre daki Boleslaw Barlog, savaş sonrası Berlin deki tiyatro hayatını kuran çok önemli bir kişilikti. Bir süre Batıyla Doğu arasında iki taraflı çalışıp sonra Doğuya her gün gitmeye başladım. Berlin Ensemble ın provalarını mutlaka izliyordum, arşivde çalışıyordum, akşam oyunlara giriyordum, her oyunu kere seyretmişimdir. Elimde defterler, kalemler, bu tam bir eğitimdi. Berlin Ensemble ın içinde eskiden çok malzeme satılırdı. Plaklar, notalar, afişler, kitaplar, reji defterleri. Oradan çok şey aldım, şimdi koleksiyonumda duruyor. Üç yıla yakın, serbest, keyfi bir eğitim süreci. Berlin e gitmeden önce Bertolt Brecht in dünyasını ne kadar tanıyordunuz? 60 larda bizim okulda Brecht in pek lafı edilmezdi. İlk defa 1966 da, Ankara Sanat Tiyatrosu nda Arturo Ui nin Önlenebilir Yükselişi ni Genco dan (Erkal) seyrettim. 19 yaşında filandım, çok şaşırdım, çok yabancı geldi bana. Sonra tabii Berlin de görünce, neyin ne olduğunu anladım. Brecht ten diyalektiği öğreniyorsunuz ilk önce. Sonra ekonomi politiği öğreniyorsunuz. Yoksa anlamazsınız Brecht i. Eşi Helene Weigel le Berlin de tanıştım. Ben oradayken Ana yı oynuyordu. Ayrıca Coriolanus da Coriolanus un annesi Volumnia rolünü oynuyordu. Bütün oyuncularla çok dost, yakın ilişkilerim oldu. En güzel hayat! Neden döndünüz Türkiye ye? Kal dediler, ama kendi memleketim beni daha çok cezbediyordu. Annem Berlin e geldiğinde çok şaşırdı, çünkü artık oyuncular gibi Almanca konuşuyordum. Sen Alman olmuşsun dedi bana. (gülüyor) 1970 te, buraya gelir gelmez, Dostlar Tiyatrosu yla Asiye Nasıl Kurtulur da oynamaya başladım. (Bu cümledeki "Dostlar Tiyatrosu'yla" bölümünü "Ankara Birlik Tiyatrosu'yla" diye değiştirelim lütfen. Çünkü oyun Ankara Birlik'te başlayıp ertesi sene Dostlar repertuarına girmiş.) O oyunda da Brecht etkisi var. Olmaz olur mu, onun için millet çok şaşırdı. Asiye Nasıl Kurtulur da, Berlin de bütün gördüklerimi uygulama alanı buldum. Onun için oyun öyle 40 senedir konuşuluyor. İstanbul, Ankara, İzmir de, Alman Kültür Merkezlerinde, eski orkestra şefi Ferdi Ştatzer le birlikte Almanca Brecht konserleri verdim. Sonra Genco şarkıları Türkçeleştirince, Türkçe söylemeye başladım. Dostlar Tiyatrosu Sadece Brecht mi söylüyordunuz konserlerde? Nâzım dan, Brecht ten söylüyordum. 1 Mayıs marşını da söylüyordum. Sözü ve müziği Sarper Özsan ındır. Sarper benim Ankara Konservatuarı ndan arkadaşımdı. Orada kompozisyon okuyordu. Bu marşı 1974 te, Brecht in Maksim Gorki den uyarladığı, Ankara Sanat Tiyatrosu nun sahnelediği Ana oyunu için yaptı. Sonra Ben Bertolt Brecht projesinin içinde seslendirdim. 70 lerde stadlarda geceler yapıyorduk, ben de şarkılar söylüyordum. 80 lerden sonra, biliyorsunuz büyük bir viraj alındı. Ülke başka bir yere gitti. Ortaoyuncular ın Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı sı, 80 lerdeki ilk oyununuz. Ferhan (Şensoy), Türk yazınının içinde ayrı bir pırlanta olarak duruyor. Hem şair, hem yazar, hem rejisör olarak. Ben onun yazarlığına hayran olduğum için, onun tiyatrosunda dört sene çalıştım. Önce Kahraman Bakkal ı, sonra yine bir Brecht uyarlaması olan Anna nın Yedi Ana Günahı nı oynadım. Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı 12 Eylül ün hemen ardından başlamış. 12 Eylül dönemi, biz Dostlar Tiyatrosu yla Brecht ten Kafkas Tebeşir Dairesi ni oynuyorduk Harbiye Şehir Tiyatrosu nda. Darbe olunca üç gün kapandı tiyatro. Kasımda da Kahraman Bakkal a başladık. Çok tuhaf günler olduğunu hatırlıyorum. Tatsızdı, hepimiz şaşkın vaziyetteydik. 80 sonrası doğan çocukların nasıl çocuklar olacaklarını çok merak ediyorduk daha o günlerde. Biz işimizi yapmaya devam ettik, yolumuzdan dönmedik, otosansür uygulamadık. O dönemde politik tiyatro yapanlar hâlâ devam ediyor yollarına de Keşanlı Ali Destanı nda oynamanız nasıl oldu? Anneniz Semiha Berksoy, 1964 te oyunun Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu ndaki ilk sahnelenişinde oyuncu kadrosundaydı. Evet, o günlerde oyunu izlemek için İstanbul a gelmiştim bir kere deki çok güzel bir kadroydu. Haldun (Taner) Bey i 86 da kaybetmiştik. Haldun Bey in anısına Şehir Tiyatroları Keşanlı Ali yi 1 8 M E S A V E Y A Ş A M

20 66.SAYI DOKUMAN:Layout 1 28/05/14 09:33 Page 19 sahneye koymak istemişti. Haldun Bey in müridi olduğu için, Ferhan a rejiyi verdiler, Zilha rolünü de bana teklif ettiler. Büyük bir sevgi ve saygıyla oynadım. Çünkü Haldun Bey de annemin çok yakın bir dostudur. Benim de vakit geçirdiğim büyük bir yazar, bir düşünürdü. Çok genç kaybettik. Benim için büyük bir şans onlarla beraber eski Lebon da oturmak, Divan Oteli nde beş çaylarında uzun uzun tiyatro konuşmak Ben epik tiyatrodan geldiğim için Zilha yı farklı bir konseptte oynadım. Bir role nasıl hazırlanırsınız, Zilha ya nasıl hazırlandınız? Canlandırdığınız kişinin sınıfsallığı en önemli şeydir. Sınıfsallığını bulmak lazım. Bulamazsanız oturtamazsınız. Ama sınıfsallığını karikatürize etmeyeceksiniz. İşin ince tarafı o. Epik tiyatro karikatür değildir. Bir dışavurumculuk vardır, ama karikatür değildir. Yerli olacaksın, ama karikatür olmayacaksın. Televizyonlarda, bazı komedi dizilerinde, küçük mahallelerde yaşayan kadınları berbat biçimde karikatürize ediyorlar. Sürekli gözlemleyeceksiniz. Gözlemlemeden olmaz. Mesela Matmazel Julie yi oynuyorum. Bu İsveçli kadın başka, Keşanlı Ali deki Zilha bambaşka. Bu kadın ikisini birden nasıl oynuyor diyemezsiniz. Bu işte bir görgü meselesi. O İsveçli kadını da araştırıyorsunuz. Yağlıboya resimlere bakıyorsunuz, o tarihlere bakıyorsunuz, estetiği araştırıyorsunuz, kadının çelişkilerini, iç sorunlarını, yıkılan toprak ağalığı sistemini, kadının bunun altında nasıl kaldığını, onunla başa çıkamadığı için uşağına sığınmaya kalkışını, nasıl debelendiğini ve sonunda bir kurban olarak kendini nasıl öldürdüğünü Bu analizi yapmak için çok okumak lazım. Semiha Berksoy Opera Vakfı nasıl gidiyor? Semiha Berksoy Opera Vakfı bir kurtarılmış bölge gibi. Onat Kutlar ve Mengü Ertel in fikridir bu vakfın kurulması. Biz burada, fazla gelirimiz olmasa da, en azından istediğimiz şeyleri küçük bütçelerle yapabiliyoruz. Opera, şan, tiyatro, piyano, yaylı çalgılar gibi eğitimler veriyoruz. Çocuk projelerinde yaratıcı drama ve bale eğitimi sürüyor. Diksiyon derslerimiz var. 100 e yakın öğrenci var, bütün dallarda. Ayrıca tabii tiyatro projeleri yapıyoruz. İlk projemiz Yannis Ritsos un İsmene siydi. İkinci olarak Nâzım ın Jakond ile Si-Ya-U sunu yaptım. Daha da devam edeceğim. İlk kez 1978 de Taranta Babu ya Mektuplar la birlikte yapmıştım. Onunla Moskova ya gittim, Nâzım ın ölüm yıldönümünde oynadım. Bu sene Kuvayi Milliye yi yaptık, yine Nâzım ın. Büyük bir prodüksiyon. Çok değerli yedi aktör oynuyor: Tamer Levent, Mehmet Ali Kaptanlar, Devrim Evin, Yurdaer Okur, Cenk Sözeri, Efe Tunçer, Nişan Şirinyan. Nâzım Hikmet i hiç bırakmıyorsunuz. Nâzım dünyanın en büyük şairidir. Dahi bir adam. Ermiş, ilahi bir adam. O kadar hapis yatmasına rağmen çok güzel bir insan olarak yaşadı. Bazen büyük şair olursun, ama çirkin olursun. Marquez de hem büyük yazardı ve hem güzeldi. (gülüyor) Nâzım Hikmet çocukluğunuzun da bir parçasıymış. Onlar Kadıköy Cevizli de ahşap, dört katlı bir evde oturuyorlardı. Karşısında da sanat tarihçisi Celal Esad Arseven in evi vardı. Onun yanında babaannemin, biraz altında da teyzemin evi vardı. Çocukluğum bu dört ev arasında dolanarak geçti. Nâzım 1950 de hapisten çıktığında, Celal Esad Beyler bir gece onun için bir davet veriyorlar. Annemle babam da davetli. Annem orada Wagner den Wesendonck aşk şarkıları söylüyor piyanoyla. Nâzım da benim isim babam zaten. Ben o gece danslar etmişim, Nâzım beni kucağına almış, sevmiş. O günleri çok iyi hatırlıyorum, fakat o geceyi hiç hatırlamıyorum. Puccini nin Tosca operasının da aile tarihinizde özel bir yeri var. Biraz anlatır mısınız? Tosca, Nâzım la annemin arasında oluşmuş, bir birlikte yaratma gibi bir şey ta annem Berlin den geldikten sonra, ülkede opera yok tabii. Carl Ebert annemi görünce, nihayet profesyonel olarak operaya başlayabilirim diyor. O sırada annem Çankırı Hapishanesi ne Nâzım ı ziyarete gidiyor. Tosca yı düşünüyorlar ikisi. Annem Bu bir şaire yaraşır, bunun Canlandırdığınız kişinin sınıfsallığı en önemli şeydir. Sınıfsallığını bulmak lazım. Bulamazsanız oturtamazsınız. Ama sınıfsallığını karikatürize etmeyeceksiniz. İşin ince tarafı o. Epik tiyatro karikatür değildir. Bir dışavurumculuk vardır, ama karikatür değildir. Yosma tercümesini de siz yapın diyor, hem de Nâzım biraz para kazansın istiyor. Böylece Hasan Âli Yücel e söyleniyor, izin alınıyor, bir sürü mücadeleyle tercümesini yapıyor Nâzım. Annem de 1941 Haziran ında oynuyor Tosca yı. Nâzım bu konuda sabit fikirli. Annem 1951 de İstanbul da Cavalleria Rusticana oynarken, Nâzım ı davet ediyor. Nâzım birinci perdeden sonra çıkıp gidiyor. Annem Niçin gittiniz diye sorunca, Niye Tosca yı oynamadınız diyor. Annem de Yönetim bunu seçmiş, bunu oynadım, ne yapabilirim ki diye cevap veriyor. Nâzım Hayır efendim, söyleyecektiniz, Tosca yı oynayacaktınız diyor. (gülüyor) Konusu da enteresan Tosca nın. Fransız Devrimi sırasında hapisteki bir ressamla bir opera artisti arasında yaşanan, faşist bir polis müdürüne karşı mücadele ettikleri bir öykü. Bir paralellik buluyorlar herhalde, annemle ikisinin böyle bir anıları var Tosca yla. Sizin de Tosca yla doğduğunuzu biliyoruz. Evet, benim doğumumda sancı çekerken, annem bağırmaya başladığı zaman, Doktor Eyüp Bey Bir opera aryası söyleyin demiş. Annem de Tosca yı söylemeye başlamış. (gülüyor) n M E S A V E Y A Ş A M 1 9

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK HEYECANLI KİTAPLAR Serüven Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Kapak

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

BBC English in Daily Life

BBC English in Daily Life İçindekiler Lesson one - Ders 1:... 2... 2 Lesson Two - Ders 2:... 2... 3 Lesson Three - Ders 3:... 3... 3 Lesson Four - Ders 4:... 4... 4 Lesson Five - Ders 5:... 4... 4 Lesson Six - Ders 6:... 5... 5

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

İngilizce de selamlaşma maksatlı kullanılabilecek pek çok yapı vardır. Bunlar Türkçeleri ile beraber aşağıda verilmektedir:

İngilizce de selamlaşma maksatlı kullanılabilecek pek çok yapı vardır. Bunlar Türkçeleri ile beraber aşağıda verilmektedir: İngilizce de selamlaşma maksatlı kullanılabilecek pek çok yapı vardır. Bunlar Türkçeleri ile beraber aşağıda verilmektedir: Informal Greetings (Gayri Resmi selamlaşmalar) - Hi. (Merhaba) -Hello. (Merhaba)

Detaylı

Hürriyet yazarı Gila Benmayor,bugünkü yazısını TURMEPA nın bir araştırmasından yola çıkarak kaleme almış.

Hürriyet yazarı Gila Benmayor,bugünkü yazısını TURMEPA nın bir araştırmasından yola çıkarak kaleme almış. İçinden deniz geçen sohbetlerin ana konusudur denizciliğimiz ve denize bakışımız. Yelkene ilgi yok. Basın yelken haberlerine yer vermiyor diye yakınırız. Peki deniz bu ilgiden payına düşeni alıyor mu?

Detaylı

Lesson 19: What. Ders 19: Ne

Lesson 19: What. Ders 19: Ne Lesson 19: What Ders 19: Ne Reading (Okuma) What is it? (O nedir?) What is your name? (İsmin nedir?) What is the answer? (Cevap nedir?) What was that? (O neydi?) What do you want? (Ne istersin?) What did

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

İstanbul da, Bursa da, Çanakkale de, Sakarya da. Ve şimdi Konya da.

İstanbul da, Bursa da, Çanakkale de, Sakarya da. Ve şimdi Konya da. İstanbul da, Bursa da, Çanakkale de, Sakarya da Ve şimdi Konya da. 23 Bursa Prestij Modern 23 yıllık İstanbul Prestij Park Bakyapı Uzmanlığıyla Prestijli Bir Hayat Sakarya Çamlıca Apart Evleri Çanakkale

Detaylı

TURKISH DIAGNOSTIC TEST TURKISH DEPARTMENT

TURKISH DIAGNOSTIC TEST TURKISH DEPARTMENT TURKISH DIAGNOSTIC TEST BY TURKISH DEPARTMENT This examination is designed to measure your mastery of the Turkish language. The test is multiple choices based and is there for diagnostic purposes to assess

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz Resimleyen: Burcu Yılmaz Refik Durbaş KURABİYE EV ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü Refik Durbaş KURABİYE EV Resimleyen: Burcu Yılmaz www.cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör:

Detaylı

1. A lot of; lots of; plenty of

1. A lot of; lots of; plenty of a lot of lots of a great deal of plenty of çok, bir çok many much çok, bir çok a little little az, biraz a few few az, birkaç 1. A lot of; lots of; plenty of a lot of ( en yaygın olanıdır ), lots of, plenty

Detaylı

Osmanlı denize küskün müydü? Nice denizlerde hüküm sürmüştü de neden denize girmek yerine sahildeki kahvehanelerden onu seyretmekle yetinmişti?

Osmanlı denize küskün müydü? Nice denizlerde hüküm sürmüştü de neden denize girmek yerine sahildeki kahvehanelerden onu seyretmekle yetinmişti? Osmanlı denize küskün müydü? Nice denizlerde hüküm sürmüştü de neden denize girmek yerine sahildeki kahvehanelerden onu seyretmekle yetinmişti? Denize girmediği gibi, denizden çıkanı da mutfağına sokmamıştı

Detaylı

Exercise 2 Dialogue(Diyalog)

Exercise 2 Dialogue(Diyalog) Going Home 02: At a Duty-free Shop Hi! How are you today? Today s lesson is about At a Duty-free Shop. Let s make learning English fun! Eve Dönüş 02: Duty-free Satış Mağazasında Exercise 1 Vocabulary and

Detaylı

1) Aşağıdaki tabloda verilen ifadelerin matematiksel karşılığını yazınız. 2) Aşağıdaki ifadeleri matematiksel ifade olarak yazınız.

1) Aşağıdaki tabloda verilen ifadelerin matematiksel karşılığını yazınız. 2) Aşağıdaki ifadeleri matematiksel ifade olarak yazınız. 9BÖLÜM DENKLEMLER DENKLEMLER TEST 1 1) Aşağıdaki tabloda verilen ifadelerin matematiksel karşılığını yazınız. Sözel İfade Matematiksel İfade Orhan ın yaşının dört eksiği Bir sayının sekiz fazlası Cebimdeki

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Gazetesi Günlük web Gazetesi 03.11.2012 Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Belediyesi'nde belgesel film gösterimleri tüm hızıyla devam ediyor. Levent Kültür Merkezi'nde sinema gösterimleri için de Salkım

Detaylı

ÇİÇEK GRUBU 2013-2014 HAZİRAN AYI BÜLTENİ YAZ MEVSİMİ BABALAR GÜNÜ DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ TATİL Yaz mevsiminde havada meydana gelen değişiklikler neler? Yaz mevsiminde hayvanlarda ne gibi değişiklikler olur?

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :5. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :3. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :İnternet Sitesi SON DAKİKA GAZETESİ Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar Belediyesi Farkındalık Yaratacak

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Her Cuma yeni bir film

Beşiktaş Gazetesi. Her Cuma yeni bir film Her Cuma yeni bir film BEŞİKTAŞ Belediye Başkanı İsmail Ünal sinema ile ilgili yeni projesini anlattı. Ünal, "Beşiktaş ta. Sinemamızın son dönemlerde üretilen çağdaş ürünlerini artık Beşiktaş Levent Kültür

Detaylı

A LANGUAGE TEACHER'S PERSONAL OPINION

A LANGUAGE TEACHER'S PERSONAL OPINION 1. Çeviri Metni - 9 Ekim 2014 A LANGUAGE TEACHER'S PERSONAL OPINION Why is English such an important language today? There are several reasons. Why: Neden, niçin Such: gibi Important: Önemli Language:

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

Lesson 22: Why. Ders 22: Neden

Lesson 22: Why. Ders 22: Neden Lesson 22: Why Ders 22: Neden Reading (Okuma) Why are you tired? (Neden yorgunsun?) Why is your boss angry? (Patronun neden sinirli?) Why was he late? (Neden geç kaldı?) Why did she go there? (Neden oraya

Detaylı

Lesson 33: Interrogative forms of be going to, be + verb~ing for expressing near future

Lesson 33: Interrogative forms of be going to, be + verb~ing for expressing near future Lesson 33: Interrogative forms of be going to, be + verb~ing for expressing near future Ders 33: Yakın gelecekten bahsederken be going to, be + verb~ing kalıplarının soru zamiri formları Reading (Okuma)

Detaylı

EK - 4A. : Ünalan Caddesi Boğaziçi Sitesi Blok: 8 Daire: 7 Üsküdar - İstanbul. : 0216 626 10 50 / 2745 : haytekin@maltepe.edu.tr

EK - 4A. : Ünalan Caddesi Boğaziçi Sitesi Blok: 8 Daire: 7 Üsküdar - İstanbul. : 0216 626 10 50 / 2745 : haytekin@maltepe.edu.tr EK - 4A ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Hakan Aytekin İletişim Bilgileri Adres : Ünalan Caddesi Boğaziçi Sitesi Blok: 8 Daire: 7 Üsküdar - İstanbul Telefon Mail : 0216 626 10 50 / 2745 : haytekin@maltepe.edu.tr

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

Stillistanbul. Sabiha gökçen Hava Limanı. Neomarin AVM. Pendik Marina. Divan Otel. Modern istanbul un Kalbindeyiz

Stillistanbul. Sabiha gökçen Hava Limanı. Neomarin AVM. Pendik Marina. Divan Otel. Modern istanbul un Kalbindeyiz Stillistanbul Sabiha gökçen Hava Limanı Neomarin AVM Pendik Marina Divan Otel Modern istanbul un Kalbindeyiz Okan üniversitesi Via Port Alışveriş Merkezi istanbul Park F1 Pisti Koç Lisesi Teknopark Sabancı

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

Grade 8 / SBS PRACTICE TEST Test Number 9 SBS PRACTICE TEST 9

Grade 8 / SBS PRACTICE TEST Test Number 9 SBS PRACTICE TEST 9 Grade 8 / SBS PRACTICE TEST Test Number 9 SBS PRACTICE TEST 9 1.-5. sorularda konuşma balonlarında boş bırakılan yerlere uygun düşen sözcük ya da ifadeyi bulunuz. 3. We can t go out today it s raining

Detaylı

a, ı ı o, u u e, i i ö, ü ü

a, ı ı o, u u e, i i ö, ü ü Possessive Endings In English, the possession of an object is described by adding an s at the end of the possessor word separated by an apostrophe. If we are talking about a pen belonging to Hakan we would

Detaylı

Portakal'a 'Türkiye sineması' damga vurdu!

Portakal'a 'Türkiye sineması' damga vurdu! 1 / 7 2014/10/31 15:31 Portakal'a 'Türkiye sineması' damga vurdu! ERKAN AKTUĞ (mailto:erkan.aktug@radikal.com.tr mailto:erkan.aktug@radikal.com.tr) Kültür / 18/10/2014 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı AÇIKLAMALAR 1. Soruların cevaplarını kitapçıkla birlikte verilecek optik forma işaretleyiniz. 2. Cevaplarınızı koyu siyah ve yumuşak bir kurşun kalemle

Detaylı

25. İngilizce Geniş Zaman Konu Anlatımı (Simple Present) (www.konuanlatımı.com)

25. İngilizce Geniş Zaman Konu Anlatımı (Simple Present) (www.konuanlatımı.com) 25. İngilizce Geniş Zaman Konu Anlatımı (Simple Present) (www.konuanlatımı.com) Merhaba. Bugünkü konumuz simple present tense; yani namı değer geniş zaman. İngilizcedeki zamanların içinde en çok kuralları

Detaylı

2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ ÇİÇEK GRUBU EYLÜL AYI BÜLTENİ

2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ ÇİÇEK GRUBU EYLÜL AYI BÜLTENİ 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ ÇİÇEK GRUBU EYLÜL AYI BÜLTENİ OKULUM VE ARKADAŞLARIM BEN KİMİM? Okulunu tanıma Okulunun ismini söyleme Öğretmen ve arkadaşlarını tanıma Okulda çalışanları gözlemleme Sınıfını

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

extra h o b i n i z m s u o l

extra h o b i n i z m s u o l extra h o b i n i z m u t l u l u k o l s u n G değişimi R Hayatınızdaki değişimi görün Hobi Extra olanakları ve yapı kalitesiyle tam beklentilerinizin karşılığı. Konumuyla hayatınızı kolaylaştıran,

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I. YAZILI SINAVI SORULARI Öğrencinin Adı ve Soyadı : Sınıfı: Numarası:

Detaylı

Kendisi de prestiji de çok yüksek

Kendisi de prestiji de çok yüksek 02 Kendisi de prestiji de çok yüksek İki kule olarak inşa edilen Moment İstanbul, sıra dışı dikey mimarisiyle ne kadar prestijli bir proje olduğunu daha ilk bakışta gözler önüne seriyor. Ama Moment İstanbul

Detaylı

"Nereden başlasam, nasıl anlatsam..."

Nereden başlasam, nasıl anlatsam... Bu yaz Bodrum'suz geçmez! Turgutreis Lagina Bodrum Boutique Hotel'de bir gece çift kişilik konaklama, açık büfe kahvaltı ve akşam yemeği 240 TL yerine 119 TL! (15 Haziran - 27 Ağustos arasında geçerlidir.)

Detaylı

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Mustafa Köz Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Resimleyen: Yasemin Ezberci Yayın Koordinatörü:

Detaylı

Sonrası. Jewett, Keman. Özcan Ulucan, Keman. Tuba Özkan, Viyola. Ozan Tunca, Cello. Program ile ilgili detaylar ise

Sonrası. Jewett, Keman. Özcan Ulucan, Keman. Tuba Özkan, Viyola. Ozan Tunca, Cello. Program ile ilgili detaylar ise Işık Tünelinin Sonrası Fulya SanatMerkezinde birbirinden güzel etkinlikler sanatseverler ile buluşuyor. Aralıkayının ilk haftası yine yoğun programlarıyla FulyaSanat Merkezi odak noktasıydı. Bu etkinliklerden

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

WEST SİDE STANBUL BEYLİKDU ZU PROJESİ ~ EMLAK 34 ~ Telefon:212-875 30 40 www.emlak34.com.tr. İlan No:f-321780-285 Referans No:WS-111

WEST SİDE STANBUL BEYLİKDU ZU PROJESİ ~ EMLAK 34 ~ Telefon:212-875 30 40 www.emlak34.com.tr. İlan No:f-321780-285 Referans No:WS-111 I WEST SİDE STANBUL BEYLİKDU ZU PROJESİ Satılık - Apartman Dairesi 9,011,111 TL 169 m2 İstanbul / Beylikdüzü Oda Sayısı : 3 KADİR ÖZEL Telefon 212-875 55 57 Salon Sayısı : 1 Banyo Sayısı : 2 Yapının Şekli

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

1. Her şeklin diğer yarısını aynı renge boyayalım.

1. Her şeklin diğer yarısını aynı renge boyayalım. 1. Her şeklin diğer yarısını aynı renge boyayalım. 54 1. Aşağıdakilerden hangisi yarımdır? a) b) c) 2 Aşağıdakilerden hangisi bütündür? a) b) c) 3. Meyvelerin diğer yarısını bulup eşleştirelim ve boyayalım.

Detaylı

A mysterious meeting. (Esrarengiz bir toplantı) Turkish. List of characters. (Karakterlerin listesi) Khalid, the birthday boy

A mysterious meeting. (Esrarengiz bir toplantı) Turkish. List of characters. (Karakterlerin listesi) Khalid, the birthday boy (Esrarengiz bir toplantı) List of characters (Karakterlerin listesi) Khalid, the birthday boy (Halit, doğum günü olan oğlan) Leila, the mysterious girl and phone voice (Leyla, esrarengiz kız ve telefon

Detaylı

www.momentistanbul.com

www.momentistanbul.com www.momentistanbul.com Kartal ın en çok konuşulan projesi: Moment İstanbul İki kule olarak inşa edilen Moment İstanbul, sıra dışı dikey mimarisiyle ne kadar prestijli bir proje olduğunu daha ilk bakışta

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

(December 22, 2013, Sunday) SECONDARY PREP 2013-2014 TURKISH COMMON EXAM. General Revision Test

(December 22, 2013, Sunday) SECONDARY PREP 2013-2014 TURKISH COMMON EXAM. General Revision Test GRADE (December 22, 2013, Sunday) SECONDARY PREP 2013-2014 TURKISH COMMON EXAM General Revision Test Instructions 1. This exam consists of 50 multiple-choice test questions. 2. Three incorrect answers

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

KILIÇ İNŞAAT www.kilicinsaatsamsun.com

KILIÇ İNŞAAT www.kilicinsaatsamsun.com KILIÇ İNŞAAT www.kilicinsaatsamsun.com HAKKIMIZDA Kılıç Eğitim Araçları Mobilya İnşaat Mimarlık Mühendislik Taahhüt Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi adı ile hizmet vermektedir. 1974 yılında Hüseyin KILIÇ

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

Present continous tense

Present continous tense Present continous tense This tense is mainly used for talking about what is happening now. In English, the verb would be changed by adding the suffix ing, and using it in conjunction with the correct form

Detaylı

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı Einstufungstest / Seviye tespit sınavı Dil: Türkçe Seviye: A1/A2 1. Günaydın, benim adım Lavin, soyadım Çeşme. (a) Günaydın ben adım Lavin, soyadım Çeşme. Günaydın benim ad Lavin, soyad Çeşme. 2. Ben doktorum,

Detaylı

Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi

Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi pişirdik. Topla tanışma oyunları oynadık. Heykel ol, adını

Detaylı

WINKLER POOL MANAGEMENT

WINKLER POOL MANAGEMENT WINKLER POOL MANAGEMENT Maryland ve Virginia eyaletlerindeki Winkler Pool Yönetimi 2014 yazında Work and Travel öğrencilerine can kurtaran olarak iş imkanı sunuyor! Siz de 2014 yazınızı Amerika nın en

Detaylı

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar.

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar. MESLEĞE VEDA From: Güney Dinç Sent: Wednesday, April 16, 2014 1:56 PM To: Subject: [ÇEHAV] Mesleğe Veda Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum.

Detaylı

İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik.

İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik. Şebnem GÜZELOĞLU 21302293 TURK 102-25 İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik. Dünya üzerindeki insanların hepsine Yapmayı en çok istediğin şey nedir? diye sorsak, muhtemelen çoğundan alacağımız

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

HİKÂYELERİMİZ FEN VE MATEMATİK ETKİNLİĞİ

HİKÂYELERİMİZ FEN VE MATEMATİK ETKİNLİĞİ HİKÂYELERİMİZ Annecim Anneler günü Paf ile Puf Tasarruflu olmalıyız İlk hediyem Dinozorun Evi İki inatçı keçi Karne heyecanı Geri dönüşüm Uzun zürafa Becerikli karınca Rapunzel Kırmızı başlıklı kız Hansel

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU BULUTLAR SINIFI EYLÜL AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU BULUTLAR SINIFI EYLÜL AYI KAVRAM VE ŞARKILAR YAŞASIN OKULUMUZ Daha dün annemizin kollarında yaşarken Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken Şimdi okullu olduk Sınıfları doldurduk Sevinçliyiz hepimiz yaşasın okulumuz. ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI

Detaylı

smart investment in Turkey AKILLI YATIRIM [ İSTANBUL 216 YETKİLİ SATIŞ TEMSİLCİSİ

smart investment in Turkey AKILLI YATIRIM [ İSTANBUL 216 YETKİLİ SATIŞ TEMSİLCİSİ smart investment in Turkey AKILLI YATIRIM [ İSTANBUL 216 YETKİLİ SATIŞ TEMSİLCİSİ [ Duymadım deme Görmedim deme Akıllı düşün AKILLI YATIRIM YAP! Konut projemizden yapacağınız yatırımlarda ayrıcalığı ile

Detaylı

a) Present Continuous Tense (Future anlamda) I am visiting my aunt tomorrow. (Yarin halamı ziyaret ediyorum-edeceğim.)

a) Present Continuous Tense (Future anlamda) I am visiting my aunt tomorrow. (Yarin halamı ziyaret ediyorum-edeceğim.) a) Present Continuous Tense (Future anlamda) I am visiting my aunt tomorrow. (Yarin halamı ziyaret ediyorum-edeceğim.) He is having an exam on Wednesday. (Çarşamba günü sınav oluyor-olacak.) Mary is spending

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

ikonu bir yeşilçam (ev dekorasyon)

ikonu bir yeşilçam (ev dekorasyon) (ev dekorasyon) bir yeşilçam ikonu Türk insanının hayatına girdiği 60 lı yıllardan bu yana zarafeti ve paylaşmaktan çekinmediği bilgi birikimiyle rol modeli olmuş Filiz Akın ın İstanbul a bir tepeden bakan

Detaylı

Lesson 20: Where, when. Ders 20: Nerede, ne zaman

Lesson 20: Where, when. Ders 20: Nerede, ne zaman Lesson 20: Where, when Ders 20: Nerede, ne zaman Reading (Okuma) Where is the City Hall? (Belediye binası nerede?) Where are you now? (Şu an neredesin?) Where is he working? (Nerede çalışıyor?) Where did

Detaylı

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI 1 31 MART TEMA ÇALIŞMALARIMIZ Merakla ve sabırsızlıkla ilkbaharı bekliyoruz..gelir umuduyla.. Bu ay temamız İlkbahar.. Kışı gördük, iliklerimize kadar yaşadık aylardır..

Detaylı

Sıraselviler Caddesi No: 78/2 Cihangir, Beyoğlu 34433 İstanbul T 0212 244 82 74 F 0212 244 82 50. imre@m3film.com.tr okan@m3film.com.

Sıraselviler Caddesi No: 78/2 Cihangir, Beyoğlu 34433 İstanbul T 0212 244 82 74 F 0212 244 82 50. imre@m3film.com.tr okan@m3film.com. Sıraselviler Caddesi No: 78/2 Cihangir, Beyoğlu 34433 İstanbul T 0212 244 82 74 F 0212 244 82 50 imre@m3film.com.tr okan@m3film.com.tr KİM? Başka Sinema Türkiye de Benzeri Olmayan Bir Sinema Deneyimi

Detaylı

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN "Biz apartmanlara yabancıyız. Bir ailenin hayatında ev ocak en esaslı bir unsurdur. Bir odanın kapısını açtığım zaman, burada babam doğmuştu, bir sofaya çıktığım zaman, burada halam gelin olmuştu, bahçeye

Detaylı

the house your car him - the car two books a lot ill

the house your car him - the car two books a lot ill 54. Past Perfect Tense Konu Anlatımı (www.konuanlatımı.com) İngilizcedeki zamanları öğrenmeye son hızımızla devam ediyoruz. Bu ve bunu izleyen beş derste İngilizcedeki tüm zamanları öğrenmiş olacağız.

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ K.R. RAVINDRAN U.R. Başkanı 2015 16 Canan ERSÖZ U.R. 2430. Bölge Guvernörü 2015 16 Firuz Harbiyeli 3. Grup Guvernör Yardımcısı Hüseyin MURSAL (Başkan) Süleyman ÇOLAKOĞLU (Asbaşkan) Okşan HALEFOĞLU (Kulüp

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz.

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz. Hitit Üniversitesi Aktif Yaşam Kulübü olarak,engelli kardeşlerimize farklı eğlenceler düzenledik. Farkındalık programları yaptık, 2 yılda 5 okula kitap yardımında bulunduk. Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize

Detaylı

ÇEVREMİZ VE BİZ 1.park 2.büfe 3.okul 4.banka 5.otel 6.market 7.alışveriş merkezi 8.kafe 9.hastane 10.köprü 11.nehir 12.kafe 13.spor salonu 14.

ÇEVREMİZ VE BİZ 1.park 2.büfe 3.okul 4.banka 5.otel 6.market 7.alışveriş merkezi 8.kafe 9.hastane 10.köprü 11.nehir 12.kafe 13.spor salonu 14. ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) ÇEVREMİZ VE BİZ 1.park 2.büfe 3.okul

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

bab.la Cümle Kalıpları: Kişisel Dilekler İngilizce-İngilizce

bab.la Cümle Kalıpları: Kişisel Dilekler İngilizce-İngilizce Dilekler : Evlilik Congratulations. Wishing the both of you all the happiness in the world. Congratulations. Wishing the both of you all the happiness in the world. Yeni evli bir çifti Congratulations

Detaylı

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK Resimleyen: Vaghar Aghaei cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri İç ve Kapak Tasarım: Gözde Bitir Tasarım Uygulama: Güldal

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

Fıstıkçı Şahap d t c ç

Fıstıkçı Şahap d t c ç To and from We have already seen the suffıx used for expressing the location of an object whether it s in, on or at something else: de. This suffix indicates that there is no movement and that the object

Detaylı

(1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR

(1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR ANABİLİM DALI ADI SOYADI DANIŞMANI TARİHİ :TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI : Yasemin YABUZ : Yrd. Doç. Dr. Abdullah ŞENGÜL : 16.06.2003 (1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR Kökeni Antik Yunan

Detaylı