Muhterem Okurlar, Türk Edebiyatı ve Türkülerimiz dosyasının yer alacağı 42. sayımızda buluşmak ümidiyle Allahaısmarladık.

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Muhterem Okurlar, Türk Edebiyatı ve Türkülerimiz dosyasının yer alacağı 42. sayımızda buluşmak ümidiyle Allahaısmarladık."

Transkript

1

2 Muhterem Okurlar, Yaz, dinlenme dönemidir. Bu dönemde okurlarımız okumalarında kendilerini yormayacak edebî türlere yönelirler. Yazar ve şairlerimiz ise bir şekilde eksik bıraktıkları okumalarını, yazılarını, şiirlerini tamamlamaya çalışırlar. Özellikle taşrada dergi çıkaran bizler, bu dönemde dosya konusunu bir kenara koyar, takipçilerimizin yöneldikleri üzerinde durmayı tercih ederiz. Ama hakkını vererek Buna rağmen 41. sayımızı pek serbest bırakmış sayılmayız. İki gezi yazımız var. İsmail Çetişli Hocamız Balkan Seyahati İzlenimleri ni anlatıyor. Mahir Adıbeş Hocamız Şam-ı Şerif i. Seyahat sonunda iki şeye şiddetle ihtiyacımız olduğunu bir kez daha idrak ettim. diyor, Sayın Çetişli birincisi; her vatandaşımızın mutlaka ve mutlaka Osmanlı-Türk coğrafyasını gezip görmesi ve tanımasıdır. İkincisi birinciye bağlı bir sonuç: Ne yapıp edip sınırlarımız dışında yüzümüze tutulacak bir aynada, kendi gerçeğimizi görüp idrak etmek. O zaman içeride ne kadar yersiz, ne kadar anlamsız, ne kadar gülünç, ne kadar basit ve ne kadar çocukça işlerle, çekişmelerle, didişmelerle ömür tükettiğimizi daha iyi fark edeceksiniz. Batıdan doğuya bize bir perspektif çizdiren gezi yazılarımızdan sonra üç söyleşi: Söyleşilerimizde gündemde olan, yeri geldiğince gündem belirleyen fakat okur halkasının genişlemesini popülist tavırdan uzak, kalıcı olandan yana kullanan iki yazar, bir şairimiz; İskender Pala, Sadık Yalsızuçanlar, Nurullah Genç Bu isimlerden sonra söyleşiye dair bir şeyler demeye gerek görmüyor, yalnızca okumanızı arzuluyorum. Tarık Özcan kalemiyle şiirin dilini kanatırken Nazım Payam, Lütfi Parlak farklı pencerelerden roman okurluğu ve teması üzerinde durdu. M. Naci Onur un Harput ve Elazığ a Dair Kaynak Eserler isimli çalışması dileriz bütün illerimiz için bir örnek, lisans tamamlama ve yüksek lisans tezi çalışmasına kaynak olur. 41. sayımızda bazı şairlerimizin şiirleri alışılmışın dışında. Heyecanlanmanız, hislenmeniz için biraz dikkatli okumanız gerekebilir. Necati Kanter in, Osman Koca nın, Seher Keçe Türker'in hikâyeleri de öyle. Malum üslubuyla Şinasi Gülaçtı, Güler Yüzlü Yazılar ının 17 ncisinde tarih ve savaş konusu üzerinde duruyor. Bu yıl ilk defa Elazığ İyilik Yapıyor kampanyası çerçevesinde Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesinin katkılarıyla 1.Ulusal İyilik Sempozyumu düzenlendi ve her yıl sonbaharda yapılan Hazar Şiir Akşamları haziranda gerçekleştirildi. Ayrıca yine Ağın Haber Gazetesi nin katkılarıyla düzenlenen Ağın Kültür ve Sanat Şenliği Habervitrin imizde yer almaktadır. Türk Edebiyatı ve Türkülerimiz dosyasının yer alacağı 42. sayımızda buluşmak ümidiyle Allahaısmarladık. Bizim Külliye

3 NAZIM PAYAM Roman okurluğumuzda güven zafiyetine, zaman ve zevk kaybına uğramamak, roman adına sunulan duygu ve düşünce virüslerini kendimize yaklaştırmamak, tercihimizi kullanmak; her konuyu irdeleme hakkına sahip roman yazarları kadar biz okurların da en tabii hakkı. Edebiyatın oluşturduğu atmosferi paylaştığım dostlar, romana tereddütlü yaklaştığımı, pek okumadığımı sanırlar. Oysa edebiyat zevki almış, okuma alışkanlığı edinmişlerin roman okumaması mümkün mü? Abraham H. Lass; 100 Büyük Roman anlatısında, özet, teknik, kritik, karakter analizlerine yazar biyografilerini de katarak hazırladığı anlatısında, Roman Nasıl Okunur? sorusuna Niye roman okuyacağız? ı ekleyerek şu cevabı verir: Bir sayfayı çevirir, bir başkasının dünyasına gireriz. Lass 100 Büyük Roman özetini, en az 1000 roman okuduktan sora çıkarmış ise -ki öyledir- onun bir cümleye sığdırdığı birikimini yabana atamayız. İnsan tecrübesine bir sayfayı çevirerek girmemizin ne kadar göz kamaştırıcı olduğunu yalnızca Lass söylemiyor, edebiyat yolculuğunda kendini okumaya adamış birçokları benzer görüşü paylaşırlar. Eleştirmen Memet Fuat; romancının üstün- 3

4 lüğü, edindiği dünya görüşünü kültür düzeyine çıkarabilmesinde, insanların bilinçlenmesine, dünyanın değiştirilmesine yardımcı olmasında, demesi; günümüz romanında imzası bulunan Mehmet Niyazi nin, zamanla hayatı monotonlaşan insanın okuyacağı romanlarla tekrar hareket ve heyecan kazanacağını belirtmesi bir kalem ışığı gerçeğidir. Roman okumanın faydalarını bir iki paragraftan onlarca sayfaya çıkarabiliriz. Fakat şöyle veya böyle önümüze konulan, elimize tutuşturulan her roman okunmalı mı? sorusu roman okurluğumuzla ilgili düşüncelerimizi yoklamaya yetecektir. Hem, bu sorunun cevabı, bulunduğumuz yanlış okuma adreslerinde oyalanmamızı veya yıllar sonra edineceğimiz pişmanlığımızı da engelleyecektir. Roman okurluğumuzda güven zafiyetine, zaman ve zevk kaybına uğramamak, roman adına sunulan duygu ve düşünce virüslerini kendimize yaklaştırmamak, tercihimizi kullanmak; her konuyu irdeleme hakkına sahip roman yazarları kadar biz okurların da en tabii hakkı. Okur, roman zenginliğinden seçiciliğiyle kazanır. Elbette ateşi yüksek iki aşk romanı ile bir sevgili peydahlamaya, okuduklarından kendine ait olmayanı üstünde taşımaya, gazete sütunlarının siyasi/ dinî çizgileriyle yazılmış romanlardan bilinçlenmeye kalkan okurdan değilim. Hatta yığın romanlarına karşı umursamazım. Ama yine de her roman okunmalı mı? sorusunu evimin anahtarı gibi yanımda taşırım. Samimi okur için okumalarında kendine edineceği bazı ölçütlerin kaçınılmazlığına inanır, seçerek okurum romanlarımı. Okuyacağım romanın konusuyla, serüveniyle yetinmem; diline, perdeleri aralayışına, geleceğin tasarılarına okuru nasıl hazırladığına bakarım. Okumanın her türden tecrübeye kazanımlar sağlayacağını umduğumdan yazarımın tutku ve beğenilerine dikkat ederim. Fikrini insanların rahatlıkla benimseyeceği kahramanlarına söyleten yazarın yönlendirmesini hafife alamam. Okundu ve okunacak mührümü vuracaklarım, birikim ve ölçütlerim neticesiyledir. Romanlarımız yaşanmışı daha anlamlı, anlaşılır, daha seviyeli kılmalı, eğlendirmesinde, sezdirmesinde insan tecrübesini zenginleştirmeli. Öfke, ayrılık, yalnızlık, çaresizlik nöbetlerini çoğaltmamalı. Her okuduğumuz, başka romanların, başka okumaların, başka sevgilerin prangalarını vurmalı. Yaşanılacakta onurlu bir seçime öncelik vermeli. Benim romanlarım fikir, duygu, tip yoksunu olmamalı, sığ hiç olmamalı, dilin mayınlı tarlasında seke seke yürütmemeli okurunu. Romanımın yazarıyla kalem kardeşliğine, yoldaşlığa yeltenmeliyim. Kendilerini paraya, şöhrete sömürterek kalemi, konuyu, okuru istismar eden romanlar niye benim romanlarım olsun ki. Benim romanlarım benden, ben romanlarımdan dolayı bir ayrıcalık taşımalıyım. Bir başkasında durulmak Edebiyatın sihirli değneğini kendisine dokunduranların iyi yazarlar, iyi romanlar olduğunu söyleyen Ali Çolak Tadı Damağımda adlı yazısında (Periyi Uyandırmak Ötüken Yay. 2000) bir de itirafta bulunuyor: Kucak kucak okuduğum İslamî romanlardan bir cümlecik bile kalmamıştır aklımda. Hafızamın arşivini, damağımın tadını yokluyorum, nafile! O romanlardan bir zerrecik tat yok Neden? Çünkü edebiyat yoktu onlarda. Dil yoktu. Dile saygı yoktu. Sanatsız, dilsiz roman okurunu sukut-ı hayale uğratır. Okuyacağım romanın ilkin iç dünyamın dengelerinde bir incelemeye uğraması, yazarıyla, bir iki sayfasıyla tartılması, daha önceleri okuduklarıma eş değer veya bir iki adım önde olması, yeryüzünde bulunan güzel seslerin sesime karışacağını ummamdan, edebiyatı aracı kılarak hayatın güzelini aramamdan. Sabahattin Eyüpoğlu da Mavi ve Kara sında sanatçıdan beklentilerine şu cümlelerle değiniyor: Sanatçının bir evliya olmasını, dünyadan elini eteğini çekip güzellik yaratmanın mutluluğuyla yetinmesini mi istiyorum? Hayır; dünyamızın en çok onun dünyası olmasını istiyorum, ama sanatçımın sanatçı kalması, insanlığın en temiz sesi olması şartıyla. Sağlıklı okur, keşfedilmiş yazara referans olduğu kadar okunacak esere de referanstır. Roman tercihimde kitap dostlarının tavsiyelerine uymakta bir sakınca görmem. Anlatılanlarda zenginleştirici yolları açabilenlerle bir kitabı paylaşmak, bir anıyı paylaşma zevki veriyor bana. Hele kitap dostu kalem tutmayı beceriyorsa onun önerisi bir an için ölçütlerime ekleniverir, tercihimi kolaylaştırır. Tartmalar, ölçütler, tavsiyeler sonrası okuyacağım roman, beni yanıltmayan roman, bütün bedenimi üstüne örteceğim, bütün uzuvlarımla sahiplenece- 4

5 ğim romandır. Sahiplenmek, mutlu ediyor insanı. Sahiplendiğimiz hemencecik kendimizden bir parça oluveriyor. Ali Çolak ın bahsettiği o edebiyatın sihirli değneği ni çok zaman yakınımda, sahiplendiğimde ararım. Yazarımın kalemine dâhil oluşum, kahramanlarıyla kader ortaklığım, eksilmeyen merakım hep bundan. İyi okurlar gibi ben de ilk günün tazeliğiyle, hatta okunduğu zaman ve mekânların izleriyle saklarım romanlarımı. Onları ödünç vermek için okur unu beklerim. Kırk yıl önce okuduğum, roman okurluğumda ilk göz ağrım Kodin di. Kodin, Panait Istrati nin. Varlık yayınları arasında küçük boy olarak çıkmıştı. Kahramanın trajik sonu bana o eseri unutturmadı, dönüp kapağını da açamadım bir daha. Yine Knut Hamsun ın Açlık ı, Yakup Kadri nin Yaban ı, Peyami Safa nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Reşat Nuri Güntekin in Çalıkuşu, çocukluğuma, açlığı, aşkı, kaçışı tattıran ilklerimdir. Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi deki Çocuk ve Mümin Dede ye, biz okurları için hayal kırıklığı yaşatmıştır. Aytmatov un, her okuru, kaybedilmiş ülkü, insanda nasıl bir kara boşluk bırakır, bunu, bu eserde samimiyetiyle hissetmiştir. Ernest Hemingway ın o İhtiyar Balıkçı sı da farklı; fakat öylesine derin tahammül izi bırakır, mücadele azmi tazeler okurlarında. Kendi denizine açılmakta tedirgin tanışların kulağına âdeta şunları fısıldar: Uyuma, hadi yoluna git. Talih daha çok gülebilir sana. Büyük eserler birbirinin devamı, tamamlayıcısı olarak ilerliyorlar. Sonraki yıllarda insan bunu da fark ediyor. Okumalarla edinilen genişlik ve derinlik bu devamlardan Yalnız, her vaktin, her yaşın romanları farklı. Vaktinden önce bağlantıları kuramıyor insan, öteki olarak kalıyor. Dönüp bir daha okumak gerekiyor Huzur a davet eden böyle eserleri. Yaşımızla tecrübemizle denkleşen eserler, büyük eserler bizi kanatlandırır, en üsten bakmaya zorlar, dersem pek yanılmış sayılmam. İvo Andriç in Drina Köprüsü ne kendimi kaptırdığımda, ruhumun hangi sınırlar çizdiğini şimdi nasıl anlatayım. Drina Köprüsü ile Balkan çözülüşüne tanık olmuş, Osmanlının bütün çözülüşlerine, terk edilişine nasıl kederlenmiştim. Drina Köprüsü tesiriyle; tarihi romanların bugünü dünün gerçeğine ilintileyerek tarih bilinci uyandırmada tarihî kaynaklardan daha etkin olabileceğini şimdi bir kez daha düşünüyorum. Şimdi bir kez daha tarihî belgelerin sınırlarını zorlayanın tarihî romanlar olduğuna inanıyorum. Yeteneğin şaşılığı Romancının konusu bir şekilde yaşadığımız konu, yarattığı tipler içimizde, mazimizde yaşayan tiplerdir. İyi roman bizi sevdiğimiz tiplerle yüzleştirir. Her yüzleşmede heyecanımızdan, merakımızdan ilköğretime yeni başlayan çocuklara dönüşürüz; okul çantasını başucuna, yastığının yanına koyan çocuklara Toplumda umulmadık yaraların açılmasında, zihin bulanıklığında, siyasi ve sosyal çalkantılarda nice okurların hafızalarına bir belge niteliğiyle siper alan sorumsuzca yazılmış dinî, tarihî, siyasi romanların payı küçümsenemez. Konusunu laçkalaştıran, ucuzlatan, törpülenmemiş ferdi meylimizi sosyal hayata salarak kalın, koyu taraftar edindiren piyasa romanlarının kirli hayalleri, toplum bünyesine sinip üredikçe aklımızı yutan birer dev oluvermeleri kaçınılmaz. Bizler için yalnızca, okur değerlerini bir şeylere takas etmeye meyal, dil fukarası piyasa romanları mı tehlike? Ya yazarın edebî yetkinliğini olumsuz işlemesi Yoz tiplerini roman sayfalarından sokağa çıkarması Ya birikimiyle dediğim dedik, çaldığım düdük, baskıcı, zalim kral hükmünü süren ben inin köleleri Bana göre bir eserde yazarımızın edebî kimliğini referans almamız kadar sosyal bilinç yeterliliğini de göz ardı edemeyiz. Etmemeliyiz. Toplum çatlaklarını genişleten titreşimler, bir edebî eser de, başlangıcında pek de ciddiye almadığımız bir amaç, bir eylem gücünün sarsıntısı değil mi? Okur olarak, kurgusunu düşman göstermeye, düşman belletmeye kurmuş, hırslı, kinli, ruh karmaşası yaşayan yazarlardan uzak durmak, ama anlayarak uzak durmak, dünyada sayısız, sınırsız kardeşlik, bu kadar temizlik varken, arkadaş ben senin kirini taşımayacağım, demek, gerekiyor bazen. Temkinli okumalarımla, titiz seçimimle hoşgörümü genişletmeye, zenginleşmeye çalışıyorum; her romana nişan almayışım, okuyacağıma mevzilenişim bundan. 5

6 KANSER Kanser misin nesin, çek git başımdan Sakın yanlış bir iş yapma, aman ha! Yazılacak gül gibi kitaplarım Söylenecek şiirlerim var daha. Gel sana bir Sivas türküsü öğreteyim Bir Kerkük türküsü söyleyelim beraber Ömrüm ömrüm! diye diye Yâr! diye diye Anlarsın o zaman yaşamak nedir Kolay kolay kıyamazsın kimseye Diyelim ki alıp götürdün beni Ne olacak yani, ne değişecek Beti bereketi mi artacak yeryüzünün Kanatlanıp uçacak mı hep börtü böcek? Anlatsam zulmünü her kese bir bir Sen bile utanırsın kendi kendinden Artık ne okumak ne bir tek şiir Yaşayıp gidiyordum, şurda gönlümce Sayılı kaç günüm kaldı kim bilir? Sanma ki ben senden korkan biriyim Ha bugün, ha yarın, ölüm mukadder. Bir kız torunum var; dünya güzeli Ki şimdi burada ne söylesem az Sabah akşam bir gül gibi elimde eli Onu gözyaşlarıyla bırakıp gelsem olmaz Durup durup diyorum ki: Ay havar İçimde tarifsiz bir sıkıntı var. Savuşsam buralardan, dolaşsam diyar diyar Ama olmaz, biliyorum vaktim dar. Bu kaçıncı böyle hüzünlü bahar Tadı kalmadı suların zerre kadar Hangi fırın ağzındandır bu rüzgâr Ay havar! Ay havar! Ay havar! Kanser misin nesin, çek git başımdan Sakın yanlış bir iş yapma, aman ha! Yazılacak gül gibi kitaplarım Söylenecek şiirlerim var daha! YAVUZ BÜLENT BÂKİLER 6

7 Balkan seyahati izlenimleri Seyahat sonunda iki şeye şiddetle ihtiyacımız olduğunu bir kez daha idrak ettim. Bunlardan birincisi; her vatandaşımızın mutlaka ve mutlaka Osmanlı-Türk coğrafyasını gezip görmesi ve tanımasıdır... İSMAİL ÇETİŞLİ* Mehmet Âkif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı ile Uluslararası Novi Pazar Üniversitesi nin ortaklaşa düzenledikleri Uluslararası Mehmet Âkif ve Balkanlar da Kültür ve Düşünce Hareketleri ve Yeniden Yapılanması Sempozyumu vesilesiyle Balkanlar daki Osmanlı coğrafyasının küçük bir kısmını ilk defa görme imkânım oldu. 24 Mayıs Pazar günü saat te İstanbul Atatürk Hava Limanından başlayan yolculuğumuz, 31 Mayıs Pazar günü saat de yine aynı mekânda sona erdi. Gezip gördüğümüz topraklar, İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan eski Yugoslavya nın (Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti) 1992 den itibaren dağılması sonucu oluşan yedi yeni devletten (Bosna-Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Makedonya, Karadağ, Slovenya, Kosova) üçüne (Sırbistan, Kosova, Makedonya) aitti. Hemen belirteyim ki, bölge hâlâ bir barut fıçısı gibi. Onca farklı ırk, din, dil ve kültürün iç içe geçtiği ve sınırların çoğu yerde masa başında çizildiği bir coğrafyada, küçük bir kıvılcımın büyük bir yangına sebep olması içten bile değil. Dün ve bugün olduğu gibi, yarın da * Prof. Dr., Pamukkale Ü. Fen Ed. Fak. 7

8 çıkabilecek bir yangında en büyük acıyı yine Müslümanlar yaşayacak. Uçağımız, 24 Mayıs Pazar günü saat te Belgrad Havaalanı na indi. Zaman darlığı sebebiyle Belgrad ı sadece otobüs turu sınırları içinde görebildik. Önce Tito yönetimi, ardından da savaş gören Belgrad, çıplak gözle görülebilen bir perişanlık içinde. Osmanlı döneminin bu ünlü şehrindeki pek çok ata yadigârı eserden bugün pek azı ayakta kalabilmiş; daha doğrusu Sırplar tarafından bırakılmış. Belgrad şehir turundan sonra, Sırbistan sınırları içinde kalan Sancak bölgesinin merkezi Novi Pazar a (Yeni Pazar) doğru yola çıktık. Dağlar arasındaki oldukça dar ve yetersiz yollardaki uzun bir yolculuktan sonra, ancak gecenin ilerleyen saatlerinde şehre ve kalacağımız yere varabildik. Bölge coğrafyasından hafızada kalan temel nitelikler; yer yer ovalarla karşılaşılmasına rağmen genelde dağlık bir bölge olması, Anadolu bozkırına göre çok daha fazla yağış alması sebebiyle yeşillik ve ormanlık olması, hemen her şehrin (Belgrad, Yeni Pazar, Prizren, Üsküp) ortasından bir nehrin geçmesi şeklinde sıralanabilir. Novi Pazar, Kosova-Karadağ-Sırbistan sınırlarının kesiştiği bölgede nüfuslu bir şehir. XV. yüzyılın ortalarında, Saraybosna nın da kurucusu olan İsa Bey İshakoviç tarafından kurulmuş. Sırbistan sınırları içindeki Sancak ın önemli merkezi olan şehrin ortasından Raşka Nehri geçiyor. Halkın yüzde sekseni Müslüman. Bu sebeple sık sık minarelerle karşılaşıyorsunuz ve bu minarelerden yükselen ezan sesleri, size âşına bir beldede olduğunuzu hatırlatıp yabancılık tedirginliğinden kurtulmanıza vesile oluyor. Bugün Sırbistan sınırları içinde kalan Yeni Pazar merkezli Sancak bölgesinde Boşnak yaşıyor. Toplam civarında olduğu söylenen Boşnak nüfusun bir kısmı Karadağ da, bir kısmı ise Bosna-Hersek te kalmış. Yeni Pazar da ev sahibimiz genç, ama dinamik Uluslararası Novi Pazar Üniversitesi idi de Müftü Muammer Zukorliç in önderliğinde kurulan özel üniversitenin beş-altı fakültesinde (İlâhiyat, İktisat, Bilgisayar, Filoloji ) civarında Boşnak, Sırp, Hırvat, Türk, Arnavut asıllı öğrenci eğitim-öğretim görüyor. Üzücü bir durum, üst sınıflarda çok az öğrencisi bulunan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü nün talep yetersizliği yüzünden kapanma aşamasına gelmiş olması. Pazartesi sabahı Uluslararası Novi Pazar Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Mevlüt Dudiç, Burdur Mehmet Âkif Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. M.Zeki Yıldırım ve Mehmet Âkif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Başkanı Mehmet Cemal Çiftçigüzeli nin konuşmalarıyla başlayan sempozyum, iki gün boyunca iki salonda yapıldı ve oturumlarda toplam 35 civarında bildiri sunuldu. Sempozyum a Türkiye deki 18 farklı üniversiteden katılımcıların yanı sıra Bosna-Hersek, Kosova, Makedonya, Arnavutluk ve Sancak tan da katılımcılar mevcuttu. Bildirilerin yüzde doksanı Mehmet Âkif le ilgiliydi. Öğrenci ağırlıklı dinleyicilerin Türkçe bilmemeleri sebebiyle konuşmalar Boşnakça ya çevrildi. İşin üzücü tarafı Başnokça da Âkif ile ilgili bir satır bilgi veya tercüme edilmiş bir mısraın olmaması. Dolayısıyla Sempozyum, bu konudaki ilk ciddi faaliyet olması sebebiyle sevindirici bir teşebbüs oldu. Mehmet Âkif Üniversitesi ile Uluslararası Novi Pazar Üniversitesi arasında işbirliği protokolü imzalanması ise, geleceğe yönelik ümitlendirici güzel bir adım. Başta Novi Pazar Üniversitesi Rektörü olmak üzere üniversite çalışanları canla başla Sempozyum un verimli geçmesine gayret ettiler. Son derece sıcak ve samimi bir duyarlılık içinde kusursuz bir ev sahibi olmaya çalıştılar. Buradan emeği geçen bütün dostlara (Müftü Muammer Zukorliç, Rektör Prof. Dr. Mevlüt Dudiç, Prof. Dr. Metin Izeti, Enes Akbulut, Bünyamin Bey ve diğerleri) bir kez daha şükran duygularımı ifade etmek isterim. 28 Mayıs Perşembe günü sabah erkenden Yeni Pazar dan ayrılıp Kosova ya geçtik. Çünkü bir zamanlar Yeni Pazar a bağlı olan Âkif in babasının köyü Susişa, şimdi Kosova sınırları içinde. Amacımız Mehmet Âkif in Susişa daki akrabalarını ziyaret etmekti. İpek ten sonra ana yola 5-6 km içerde bulunan Susişa, 100 haneye yakın bir dağ köyü. Köyde ilk karşılaştığımız eser, mezarlık içindeki yıkık cami oldu. Camiyi Mehmet Âkif in dedesi yaptırmış. Oğlu Tahir i de camiye imam olsun diye İstanbul a tahsile göndermiş. Ancak Tahir Efendi, bir daha geri dönmemiş. Hatta Mehmet Âkif çok sonraları köyünü ziyarete gidip amcaoğullarını İstanbul a götürmek istediğinde amcaları; Tahir gitti dönmedi, bunlar da dönmez diyerek oğulları- 8

9 nın İstanbul a gitmelerine izin vermemişler. Mehmet Âkif in akrabalarının bir kısmı Arnavutluk ta bir kısmı Bursa da yaşadığından Susişa da birkaç aile kalmış. İstiklâl Marşı şairimizin yaşayan en yakın akrabası 85 yaşlarındaki amcasının torunu Adem Mulay. Yaşlı adam, bizleri içten bir samimiyetle karşıladı; izzet ü ikramda bulunmak için çırpındı; sorularımızı cevaplandırdı. İlerleyen yaşına rağmen Adem Mulay ın tek arzusu Türkiye yi görebilmek. TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı) nın Susişa köyünün okuluna bir kat ilâve edip onarması ve Mehmet Âkif adının verilmesi; duvarlarda yer yer Âkif in resimlerinin bulunması sevindirici bir durum. Aynı gün akşama doğru Prizren deyiz. 100 bin nüfuslu tam bir Osmanlı şehri olan Prizren deki 30 camiden 26 sı Osmanlı eseri. Yüzünüzü hangi yöne çevirseniz ata yadigârı bir cami, medrese, türbe, han, hamam gibi tarihî yapılarla karşılaşıyorsunuz. 29 Mayıs Cuma günü sabah erkenden yağışlı bir havada Priştina yolundayız. İlk olarak yol üstündeki Murad Hüdavendigar Türbesi ne uğruyoruz. Osmanlı İmparatorluğu nun Rumeli yi fethinde büyük başarıları olan ve savaş meydanında şehit olan (1389 yılında yapılan 1. Kosova Meydan Muharebesi) tek Osmanlı padişahı Murad Hüdavendigar ın türbesi son derece temiz ve bakımlı. Hemen karşı tepede Gazi Mestan Türbesi var. Üçgenin diğer ucunda ise Murad Hüdavendigar ı kalleşçe hançerleyen Sırp Miloş adına dikilmiş Sırp anıtı. Kosova nın başkenti Priştina, inşa hâlinde Batılı bir şehir. Amerika Birleşik Devletleri ne duyulan minnettarlık, bütün Kosova da olduğu gibi Priştina da da adım başı karşınıza çıkıyor. Şehirde Türk Konsolosluğunu ve TİKA şubesini ziyaret ediyoruz. 30 Mayıs Cuma sabahı erkenden Kosova dan Makedonya ya geçiyoruz. Şardağları nda bu Mayıs ayının son günü bir sürprizle karşılaşıyoruz. Çiseleyen yağmur çok geçmeden kara dönüşüyor. Böyle bir atmosfer altında otantik bir dinlenme tesisinde güzel bir kahvaltı yapıyoruz. Makedonya sınırındaki can sıkıcı bekletilmeye rağmen Üsküp ü görme- 9

10 nin dayanılmaz arzusu var hepimizde. Ancak önce Kalkandelen şehrine uğruyoruz. Türk-İslâm sanatının nefis örneklerinden Alaca Cami ve zayıf da olsa hâlâ işlevini sürdüren Harabati Dede Tekkesi ziyareti. Belgrad, Yeni Pazar, Prizren, Priştina, Kalkandelen den sonra nihayet Üsküp teyiz. Yahya Kemal in Türk ve Müslüman şehri, Yıldırım Bayezid Han diyârı Üsküp. Ne tarafa dönseniz bir cami, bir medrese, bir çarşı, bir hamamla karşılaşacağınız tam bir Osmanlı ve Müslüman şehri Üsküp. Böylesi bir atmosferde Yahya Kemal in Kaybolan Şehir deki mısralarını hatırlamamak ve hayıflanmamak mümkün mü? Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin Üsküp bizim değil? Bunu duydum, için için. Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir! Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir! Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene, Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene Gezimiz, Üsküp ten tekrar Prizren e dönüş ve 31 Mayıs Pazar günü Priştina Havaalanı ndan saat te İstanbul a hareketle son buluyor. *** Gezi boyunca olduğu gibi, sonrasında da kalbime hâkim iki temel duygu var; hüzün ve gurur. Hüznüm, XIV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren fethettiğimiz ve tam beş yüz yıl üzerinde yaşadığımız bu coğrafyayı, XX. yüzyılın başında terk etmek mecburiyetinde kalmış olmamızdan. Zira bu coğrafya sıradan bir toprak değil. Tam beş yüz yıl kanımız, canımız, alın terimiz, göz nurumuzla taş taş, ilmik ilmik işleyip bizim kıldığımız bir vatan. Hüznüm ve kahroluşumun daha önemli bir sebebi, mecburi ayrılıktan sonra geçen yüz yıl içinde bu coğrafyayı unutuşumuz ve unutturuluşumuzdur. Çünkü o vatan topraklarında nice evlâd-ı fatihân yadigârı güzelim eserlerin yanı sıra nice ırkdaş, dindaş ve gönüldaş bırakmışız. Bizim vefasızlığımıza rağmen onlar bizi unutmamışlar ve hâlâ geri döneceğimiz günü bekliyorlar. Sancak bölgesinin genç müftüsü ve Uluslararası Novi Pazar Üniversitesi Rektörü nün sürekli tekrar ettikleri anneevlât teşbihi çerçevesinde dile getirdikleri samimi bağlılık duyguları karşısında insanın sarsılmaması mümkün değil. Diyorlar ki; Annemiz, bir gün içinde bulunduğu mecburiyet karşısında evâadını terk etti. Biz bu topraklarda yetim kaldık. Yüz yıldır da yetim olmanın sıkıntı ve acılarını yaşıyoruz. Bugün şartlar değişti. İstiyoruz ki anne artık evlâdını tanısın ve bağrına bassın. Biz annemizi seviyoruz. Bir evlât olarak ondan sadece sevgi ve şefkat bekliyoruz. Hiç şüphesiz bu cümleler, şikâyetçi bir gönlün değil, kırık ve buruk bir gönlün samimi duygu ve dileklerini ifade ediyor. Elbette evlât ların sitemini anlıyor; kırgınlıklarının acısını yüreğimde hissedebiliyorum. Ya annenin duyguları? Evlâtların bu yakıcı cümlelerini dinlerken Refik Halit Karay ın Gözyaşı isimli hikâyesini hatırladım. Bir anne için evlâtlarını kaybetmenin ne büyük acı olduğunu dile getiren o güzel hikâyeyi... Refik Halit, hikâyesini yazarken anne-evlât ilişkisinde hangi anlamı esas aldı bilemem, ama bana hem gerçek hem de mecazi anlamda yorumlayabileceğimi düşündürdü. Bilmeyenler için özetleyeyim: Rumeli topraklarını kaybetmemizin son büyük darbesi olan Balkan Harbi başlayınca, düşman sınırına yakın Serfice bölgesindeki köylere bir akşamüstü Düşman geliyor! cümlesinin sebep olduğu bir korku yayılır. Çünkü bu gelen düşman, din ve ırz düşmanıdır ; Müslüman erkeği süngüleyecek ve Müslüman kadını kirletecek tir. Bütün köy halkı gibi Dul Ayşe de yaşlı atı ve üç çocuğu ile kaçmak zorunda kalır. Beş yaşındaki oğlu Ali yi atının terkisine bindirmiş, üç yaşındaki kızı Emine yi bir kuşakla atının eğerine bağlanmış, bir yaşındaki oğlu Osman ı da kucağına almıştır. Ancak Dul Ayşe, yağmurlu ve karanlık bir gecede yaşanan kaçışında önce atını kaybeder; ardından da birer birer çocuklarını. Hikâyenin gerisini Refik Halit in dilinden dinleyelim: Evvelâ çöken, sonra da başını uzatıp yan üstü uzanan, bir türlü kalkmak mecalini bulamayan attan iniyorlar; çarçabuk iniyorlar. Zi ra durmadan ilerleyen felâket kafilesinden ayrı düşmek Ayşe ye hep sinden daha korkunç geliyor. Fakat geride kaldığını anlayıp bir müddet sıkı yürüyünce artık bu üç çocuğu birden taşımak, sürüklemek imkânı kalmadığını görüyor, hem koşuyor, hem düşünüyor: İkisini olsun kurtarmak için 10

11 birini feda etmek, hafiflemek lâzımdır. Hangisini? Ayşe, yanında diz kapaklarına kadar çamurlara bata çıka yürümeye çalışan Ali nin minimini elini bırakmak istemiyor. Boyuna dolanan me calsiz kolları da çözmeğe cesareti yoktur. Kucağındaki ıslak, hareket siz, sessiz bohça ona zaten cansız gibi görünüyor. Belki kendiliğinden, soğuktan, sudan, havasızlıktan, ezilmekten ölmüştür. Ananın bir ümidi budur: Yaşamadığını anlayarak, azapsız, kundağı bir tarafa, en az ça murlu, en az batak yere bırakıvermek... Bütün o kıyamet içinde, elinden tuttuğunu ve omuzlarında taşıdı ğını sürüklerken kucağındakine eğiliyor, dinliyor... Ses işitmemek, ha reket duymamak ümidiyle dinliyor ve yavrusunun kısık kısık, ılık ılık ağladığını duyuyor, eyvah! diyor. Bu sırada, ilerleyen kafile, selin batıra çıkara, vura çarpa sürük lediği bir enkazdan başka bir şey değildir. Karanlığın içinde düşerek, çamurlara gömülenler, üstüne basılarak ezilenler çoktur. Ayşe, hâlâ yükünü atmaya razı olamıyor. Yüzü ve vücudu belki de, yağmurdan faz la soğuk döktüğü terle ıslanmıştır. Soluk soluğadır. Dizlerinde, ayaklarını çamurdan çekebilecek kudret gittikçe azalıyor, kollarında ve boynunda öyle bir kesiklik, bir uyuşma, bir karıncalanma, nihayet bir duymayış var ki.. Gözlerini kapıyor, sol kolunun açılıp yükünü, kendiliğinden, bıraktığını ancak yarı anlayabiliyor. Şimdi göğsünün üstünde başka bir yük, daha ağır, fakat daha sı cak, daha canlı, soluyan ve sarılan birini hissediyor: Ali, gemi azıya almış, bir atın arkasından, üzengiye takılı çekilen bir ceset gibiydi, yürümüyordu, yüzükoyun, elinden anasına bağlı, sürükleniyordu. İşte o, şimdi, bağrının üzerindedir. Uzun bir hasretten sonra birbirlerine ka vuşmuşlar gibi sokuluyorlar, belki seviniyorlar. Kaçma hâlâ devam edi yor, yağmur ve çamur da beraber... Böyle birkaç saat mi, yoksa birkaç dakika mı yine koşuyorlar; koşuyoruz sanıyorlar. Ayşe tükeniyor, demin yolda bıraktıkları at gibi yere uzanıvereceğini anlayarak, haykırarak, birini imdadına çağırmak istiyor. Yine koşuyor ve birden, acayip bir hafiflik, bir canlılık duyu yor, ileriye hamle ediyor. Neden sonra anlıyor ki boynundan sarılan zayıf, ufak kollar artık yoktur; Emine de dökülmüştür. - Çık sırtıma Ali, diyor, iyice sarıl, sıkı sarıl, sakın gevşeme! Ve böyle, kanının son ateşini yakarak, kayıp düşerek, yine kalka rak, yine yuvarlanarak yağmur, ter, gözyaşlı yüzünü yıkaya yıkaya, bi teviye, mola vermeden, yürüyor. Ali sini kurtarmış olmak sevinciyle. Öbür felaketlere katlanıp ümit içinde yürüyor, kafileye yetişiyor, ka filenin önüne geçiyor, kafileyi geride bırakıyor ve seher vakti ay yıl dızlı bir ıslak bayrak çekili küçük bir kasabaya varıyor. Yükünü bir cephane sandığının üstüne indiriyor: - Kurtulduk Ali, diyor. Kalk Ali! Ali kalkmıyor, kımıldamıyor. Ayşe, saatlerden beri bir ceset taşıdığını anlamıyor, anlamak istemiyor, hâlâ: - Kalk Ali, kurtulduk Ali. Diyor, gülümsüyor, mütemadiyen, geceki yağmur gibi dökülen coş kun gözyaşları içinde gülümsüyor. (Gurbet Hikâyeleri, İnkılâp ve Aka, İstanbul, 1965, s.26-27) Dul Ayşe, o günden sonra bir daha ağlayamaz; ağlamak istese de gözlerinden yaş gelmez. İşte evlâtlarını -terk eden değil- kaybeden annenin hâli. Sanırım evlâtlar annelerini anlayacaklardır. *** Gurur duygusunun sebebine gelince. Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışındaki bu küçük coğrafyada ırkdaş, gönüldaş ve dindaşlarınızla karşılaşmak; tarihinizin önemli bir kısmını teşkil eden dönemlerin çok somut delilleriyle yüz yüze gelmek ve söz konusu tarih sebebiyle sıcak ve samimi bir alâkaya muhatap olmak, elbette sizi mutlu ediyor ve gururlandırıyor. Kosova daki Türk Birliği komutanının yaşadıklarına dair anlattıkları, bu duyguları daha da perçinliyor. Çünkü her türlü etkinliklerde Türk Birliği komutanı, yabancı bir asker değil, ev sahibi muamelesi görüyor. Türkçe bilmeyen bir ana, sadece üniformasındaki ay yıldızlı bayrak sebebiyle gelip ona kendi evlâdı imiş gibi sarılabiliyor. Seyahat sonunda iki şeye şiddetle ihtiyacımız olduğunu bir kez daha idrak ettim. Bunlardan birincisi; her vatandaşımızın mutlaka ve mutlaka Osmanlı-Türk coğrafyasını gezip görmesi ve tanımasıdır. İkincisi birinciye bağlı bir sonuç. Ne yapıp edip sınırlarımız dışında yüzümüze tutulacak bir aynada, kendi gerçeğimizi görüp idrak etmek. O zaman içeride ne kadar yersiz, ne kadar anlamsız, ne kadar gülünç, ne kadar basit ve ne kadar çocukça işlerle, çekişmelerle, didişmelerle ömür tükettiğimizi daha iyi fark edeceksiniz. 11

12 MAHİR ADIBEŞ Şam ismini Türkler kullanmış üstelik oraya olan meftunluklarından dolayı Şam-ı Şerif diye anmışlardır. Osmanlı, İlle de Şam ille de Şam demiş. Büyük ihtimal Şam da çok sayıda sahabe mezarının olması, Bir dost bağına girdik!... Halep, Humus, Hama da gezilecek yerler belli, gerisi bildik şehirler. Şam-ı Şerif öyle mi? Her tarafında tarih her yanında insanın geçmişinden izler var! Her tarafında biz varız, biz, yani Osmanlı... Kökler burada toprağa sıkı sarılmış. Nereye gitsek karşımıza bir iz çıkıyor; bazen bir cami, mescit türbe, bazen han, hamam, köprü, kapalı çarşı, bedesten. Hepsinin üzerinde Osmanlının tuğrası var hâlâ canlı!... Cami avlusunda akan kurnalar bile Türkiye dekilerin aynısı. İnsanlar farklı mı? Hayır, hiç yabancılık çekmezsiniz çarşıda pazarda dolaşırken. Suriye halkı sanıldığı gibi içine kapanık, yabani değil, oldukça sıcak cana yakın insanlar. Kendine güvenen bir toplum, ürkek ve tik üzerinde değiller. Hırsızlık, kaptıkaçtı yok denecek kadar az. Nemelazımcılık henüz buralara uğramamış. Gecelerinde insanlar sokaklara güvenle çıkabiliyor, evinin bahçesinde gezer gibi. Suriye nin başkenti Şam, aynı zamanda Arap dünyasının en eski ve kalabalık şehirlerinden birisidir. Şam, Arapça Dimeşk ismiyle anılır. Daha doğrusu Şam ismini Türkler kullanmış üstelik oraya olan meftunluklarından dolayı Şam-ı Şerif diye anmışlardır. Osmanlı, İlle de Şam ille de Şam demiş. Büyük ihtimal Şam da çok sayıda sahabe mezarının olması, Kerbela şehitlerinin burada bulunması da bu isimin verilmesinde etkili olmuştur. Dimeşk, ismi ise cinayet işlenen ilk yer anlamına gelmektedir. Kabil in kardeşi Habil i öldürmesi olayı Şam ın hemen yanı başın- 12

13 daki dağın üzerinde olduğu için bu ismin verildiği rivayet edilmektedir. Burada Türklere olan ilgiyi gördükten sonra Ne Şam ın şekeri ne de Arap ın yüzü sözünü bizim söylemediğimize kanaat getirdim. Şam a girdiğimizde sağ taraftaki dağların yüksek yamacına kadar koyu tek renkli yerleşim yerlerinin yayıldığını göreceksiniz. Buralarda her yıl bir iki defa çamur yağdığı için ya binaları bu renge boyamışlar ya da binalar çamurdan bu renge bulanmış. Bu dağların devamı güneybatı istikametinde uzanıp giderken uzaklardan açık havada Golan Tepeleri nin doğu uçları görülüyor; biz oradayken üzerleri karla kaplıydı. Kuzeyindeki dağların zirvelerinde de yer yer kar vardı. Şam-ı Şerif bir zamanlar Emeviler in devlet merkezi olması itibarıyla sadece el yazma 400 binden fazla eseri barındıran Orta Doğu nun en büyük kütüphanesi olan Esad Kütüphanesi ne sahiptir. Nüfusu beş milyon civarında olan Şam da görülmesi gereken tarihî eserlerin arasında Emeviye Camisi ve Selahaddin-i Eyyubi nin türbesi ilk sırayı alır. Kanuni Sultan Süleyman ın Mimar Sinan a yaptırdığı Süleymaniye Külliyesi, Hamidiye Kapalı Çarşısı ve Hicaz Demiryolu İstasyonu kentteki belli başlı Osmanlı eserleridir. Zeyd ibn-i Sabit anlatıyor: Biz bir gün Rasulullah (s.a.v.) in yanındaydık. Rasulullah; Şam a ne mutlu! buyurdular. Ben Bu mutluluk nedeni nereden geliyor ey Allah ın Resulü? diye sordum. Buyurdular ki: Çünkü Rahmanın melekleri onun üzerine kanatlarını geriyorlar. Suriye ve özellikle Şam şehri, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, birçok önemli olaylara sahne olmuş, bunun yanında da önemli şahsiyetleri toprakları üzerinde ağırlamıştır. Müslümanlar tarafından Mübarek Şehir olarak kabul edilen Şam ve civarında peygamberler, birçok sahabe, İslam alimi ve evliya türbesi bulunmaktadır. Dört mezhebe dört mihraplı Emeviye Camisi Şehrin en büyük en eski ve görkemli camisidir. Yerinde çok eski tarihlerde Jüpiter tapınağı varmış, havra, sonra kilise olmuş, İslam fetihlerinden sonra mescide dönüşmüş. Hâlâ içinde arkalarda bir tarafta, vaftiz kuyusu orijinal yapısı ile duruyor. Şehir Emeviye Camisi nin iç kısmı Müslümanların eline geçtikten sonra kilisenin önce yarısı satın alınıp cami yapılmış, böylece uzun yıllar camiyle kilise yan yana faaliyet göstermiş. Şehirde Hristiyan kalmayıp, kilise cemaatsiz kalınca daha sonraları diğer yarısı da camiye katılmış. Sonraki yıllarda yapılan tadilatlarla genişletilerek bugünkü hâlini almış ve tamamı cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Müslümanlar tarafından kıyamete yakın Hz.İsa nın yeryüzüne ineceği rivayet edilen Ak Minare bu camiye aittir. Camide ayrıca, Hz.Yahya Peygamberin kabri ile İmam-ı Hüseyin in Kerbela da kesilen ve Şam a getirilen mübarek başlarının defnedildiği ve ziyaret edildiği bölüm bulunmaktadır. Avluda bulunan, sekiz sütun üzerine yükselen hazine kubbesi, kamu hazinesini korumak amacıyla Abbasiler döneminde yapılmıştır. Caminin ilginç yönlerinden biri de, dört farklı mezhebi temsilen, Osmanlı mimarisiyle dört mezhep için dört tane mihrap yapılmış olmasıdır. Yakın zamana kadar dört mihrapta dört mezhepten imamlar dururmuş. Günümüzde imam yalnız Hanefi mezhebine ait mihrapta namaz kıldırıyor. Caminin çok fazla ziyaretçisi oluyor. Çok temiz ve bakımlı bir cami. İnsanlar, Hz. Hızır, burada namaz kılmış! diye camideki Hızır Makam ına önem veriyor. Aynı şekilde, Hud Aleyhisselam ın makamına da ilgi var ama Hz. Hızır ın makamı belli Hud Aleyhisselam ın makamı tam olarak bilinmiyor Ünlü İslam âlimi İmam-ı Gazali meşhur eseri İhya-u Ulumid-din i bu camide kaleme almıştır. Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi ünlü Şam Hutbesi ni (Hutbe-i Şamiye) 1911 yılında bu camide irad et- 13

14 miştir. Üstad otuz beş yaşında gittiği Şam da yedi ay kalmış ve herkes tarafından tanınmıştır. Onun için konuşmasını böyle büyük cemaat merakla dinlemiştir. Said Nursi, sözlerine şöyle başlar: Ey bu Cami-i Emeviye de bu dersi dinleyen Arap kardeşlerim!.. Ben haddimin üstünde, bu minbere ve bu makama sizi irşad etmek için çıkmadım. Çünkü size ders vermek haddimin fevkindedir. Belki, içinizde yüze yakın ulema bulunan böyle bir cemaate karşı benim durumum; medreseye giden bir çocuğun misâlidir ki o sabi çocuk, sabahleyin medreseye gidip, akşam da pederine gelerek dersini izah eder; tâ doğru ders almış mı, almamış mı? Babasının irşad ve tasvibini bekler. Emeviye Camisi nin kapladığı yaklaşık on dönümlük alanda ayrıca Selahaddin Eyyubi Türbesi, Hz.Hüseyin in kızı Seyide Rukiye Camisi, Türk Şehitliği ve turistik eşya satan birçok dükkân bulunmaktadır. Daha önce hiç kimseye adı konulmayan peygamber Mezarı, Emeviye Camisi nin içindedir. Öldürüldükten sonra başı getirilip buraya defnedilmiştir. Caminin ortasında bulunan türbesinden ziyaretçileri eksik olmuyor. Kur an da adı geçen peygamberlerden biri. Yüce Allah tarafından, Kur an da: Ey Zekeriyya! Sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik (Meryem, 19/7) ayeti ile haber verildiğine göre; Yahya, Zekeriya nın oğlu idi. Hz. İsa dan altı ay önce dünyaya gelmiştir. Dolayısıyla, Hz. Musa nın şeraitiyle amel eden peygamberlerin sonuncusudur. Küçüklüğünden itibaren saygılı ve ibadet ehli olduğu Kur an da şöyle haber verilmiştir. (O na çocukluğunda): Ey Yahya! Kitabı kuvvetle tut! (dedik). Henüz çocukken ona hikmeti verdik (Tevratı öğrettik). Tarafımızdan (ona) bir kalp yumuşaklığı ve (günahlardan) temizlik (verdik). O, çok muttaki idi. Anasına ve babasına itaatli idi. Serkeş ve asi değildi. Dünyaya getirildiği gün de, öleceği gün de, diri olarak (kabirden) kaldırılacağı gün de, ona selam olsun! Hz. Yahya da, babası Zekeriyya peygamber gibi milleti tarafından şehit edildi. Olur mu hiç, peygamberin torunun başı kesilir mi! Hz.Hüseyin; Sevgili peygamberimizin (s.a.v.) in küçük torunudur. Rasulullah, onu ve ağabeyisi Hasan ı çok sever, zaman zaman onlarla oyun bile oynardı. Bazen namaz kılarken Hz.Hüseyin ve Hz.Hasan onun mübarek sırtına çıkar, o da torunları düşmesin diye dikkat eder, secdeyi uzatırdı. Her hareketiyle peygamberimize benzeyen Hz.Hüseyin, Hicretin altmış birinci senesinde Küfeliler tarafından hilafet vazifesini yüklenmek üzere çağırıldı. Aile efradını yanına alarak Küfe ye doğru yola çıktı. Ancak Muaviye nin yerine halife olan Yezit in gönderdiği kuvvetli orduları tarafından Hz.Hüseyin, Kerbela da sıkıştırılarak şehit edildi. Vefatı sırasında elli yedi yaşında bulunuyordu. Mübarek başının bulunduğu makam şu anda Şam daki Emeviye Camisi nin yanındaki özel bölümde ziyaret edilmektedir. Seyide Zeynep, peygamber efendimizin torunu, Hz. Ali ve Hz. Fatma nın kızları, İmam-ı Hasan ve Hüseyin in kız kardeşidir. Kabri (diğer bir rivayete göre ise makamı) Şam daki Seyide Zeynep Camisi içerisindedir. Hz.Zeynep, Kerbela vakasını bizzat yaşamış, bütün yakınlarının ölümünü izlemiş, çok cefalar çekmiş, yüksek manevi makamlara sahip hanımlar arasındadır. Kardeşi Hüseyin şehit edilip başı kesilince Zeynep tarafından Şam a getirilmiş. Şam da Hz. Hüseyin in başının kesildiği söylenince Şam halkı inanmamış. Olur mu hiç, peygamberin torununun başı kesilir mi! demişler. Bunun üzerine Emeviye Camisi nin yanında bir yer yapıp başı üç gün orada gösterilmiş. Sonrada hemen yanına mezarını yapmışlar. Hz. Hüseyin le birlikte Şam a on altı şehidin de başı getirilmiş. Onlar Kerbela Şehitliği nde bir arada bulunmaktadırlar. Sonradan oraya da türbe yapılmış. Günümüzde ziyarete açık tutulmaktadır. Sesiyle milleti sokağa döken müezzin Hz. Peygamber e ilk iman edenlerden biri ve sonradan ona müezzin olan sahabi. İslam tarihinde unutulmaz yeri olan Bilâl-î Habeşî, aslen Habeşistanlıdır. Bilâl, İslamın ilk tebliğ yıllarında Ümeyye b. Halef in kölesiydi. İslamın ortaya çıktığı yıllarda birçok kimse soylarının yüksekliğine, şirk toplumu içindeki nüfuzlarına bakarak kavim ve kabile taassubuna düşmüş, İslama cephe almış ve sapıklıkta kalmışlardı. Bilâl b. Rebah gibi kimseler de zayıf ve acizliklerine rağmen hak davete uyup şirkten 14

15 kurtulmuşlardı. İşte Bilâl b. Rebah İslam davetine ilk icabet edenlerden biriydi. Hz. Bilâl in doğruluk ve ahlâkı, İslama bağlılığı bütün çağdaşları tarafından aynı derecede takdir edilmekte ve övülmekteydi. Artık o, siyahi bir köle değil, ashabın ileri gelenlerinden ve İslam devletinin yönetiminde söz sahibi olan müminlerden biriydi. Peygamberimizin ölümünde ezan okurken Eşhedü enla ilahe illallah demiş, arkasından Eşhedü enne Muhammeden resulullah diyemeyerek düşüp bayıldığı söylenir. Sonradan Hz. Ebubekir e imamlık yapar ama bunu kendi isteğiyle içinden gelerek yapmaz. Gitmek isterse de İmam bırakmaz. Bir gün namaz sırasında mescitte bağırır. Ya Ebubekir, sen beni Allah için mi alıp azat ettin yoksa kendin için mi? Eğer Allah için azat ettinse bırak gideyim, artık dayanamıyorum. Belli ki peygamberimizin ölümünden sonra artık Medine de kalmak istememiş Ebubekir in isteği ile müezzinlik yapmıştır. Bu olaydan sonra oradan ayrılıp Şam a gelmiştir. Peygamber efendimizi bir gün rüyasında görür. Bilal, neden ziyaretimize gelmiyorsun? demektedir, Resul. Bunun üzerine Medine ye gitmiştir. Burada Hz.Hasan ve Hüseyin in ısrarına dayanamayarak Medine de sabah ezanını okumuştur. O gür sesiyle o kadar içten okumuş ki okuduğu ezanla Resulullahın hasretiyle tutuşmuş olan bütün ahali sokağa dökülerek Resulullahın sağ olduğu günleri hatırlamış ve sanki Resulullah kalkmış ta Bilal e ezan okutmuşçasına herkes hıçkırıklara boğulmuştur. Tekrar Şam a dönen Bilal-ı Habeşi Hz. leri, 642 yılında Şam da vefat etmiş, Ehli Beyt Mezarlığı olarak bilinen (Bab üs Sağir) mezarlığa defnedilmiştir. Şimdi bu mezarlıkta türbesinde istirahat etmektedir. Bilal-i Habeşi nin türbesi Edison un üstadım dediği Müslüman bilgin İsmi, Ebu Bekir Muhammed bin Ali olup, İbn-i Arabi ve Şeyh-i Ekber lakaplarıyla meşhur olmuştur. Dini ihya eden manasında Muhyiddin ismini de almıştır. Ünlü mutasavvıf, 1165 yılında Endülüs teki Mürsiyye kasabasında doğmuştur. Mükemmel bir din ve fen ilimleri tahsili yapan Muhyiddin-i Arabi, kendisinden yüzlerce sene sonra ortaya çıkacak olan telgrafın çalışma tekniğini bildirmiştir. Yüzyıllar sonra Edison u dahi üstadım demek mecburiyetinde bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmed Han ın İstanbul u fethedeceğini ve Yavuz Sultan Selim Han ın Şam a geleceğini keşif yoluyla haber vermiştir. Şeceret-ün-Numaniyye fi Devlet-il- Osmaniyye isimli eserinde; Sin Şın a gelince, Muhyiddin in kabri ortaya çıkar buyurdu. Muhyiddin-i Arabi Hz. leri Şam da, kalbi para sevgisiyle dolu bir grup kimseye; Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır. dedi. Orada bulunanlar bu sözü anlayamadılar ve öldürdüler. Halk onu Şam da bir yere defnetti ve büyüklüğünü anlayamadıkları için de kabrinin üzerine çöp döktüler. İki yüz yetmiş altı yıl sonra Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Şam a girdiğinde Sin Şın a girince benim kabrim ortaya çıkar sözünün ne demek olduğun anladı ve araştırarak Muhiddin i Arabi Hz. lerinin kabrini buldu. Çöpleri temizleterek, kabrin üzerine güzel bir türbe, yanına cami ve imaret yaptırdı. Ayrıca Şeyh Muhiddin in vefatından önce ayağını yere vurarak; Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır buyurduğu yeri tespit ettirip orayı kazdırdı. Orada küp içinde altın çıktığı görüldü. Bundan Siz, Allah ü Teala ya değil de, paraya ve altına tapıyorsunuz. demeyi kastettiği anlaşıldı. Denir ki Osmanlıyı zengin eden hazine budur. Hani o sultan demişti ya; Ben hazineyi altınla doldurdum, benden sonra gelenler bakırla doldursun bu imparatorluk yine zengindir. Türbesini yaptırdığı yerin yanına camiyi de yaptırmış. Türbenin girişine koyduğu Osmanlı arması her girenin gözüne takılıyor; Osmanlı buralarda var 15

16 Hamidiye Çarşısı 1863 yılında Osmanlı padişahlarından Sultan Abdülhamid Han tarafından yaptırılmıştır. Yapı olarak İstanbul daki kapalı çarşıyı andıran Hamidiye Çarşısı yerli ve yabancıların en çok rağbet ettikleri mekânlardan biridir. Genel olarak ipek kumaş, kadın giysileri, çeyizlik ve turistik eşyaların satılmakta olduğu çarşı yaklaşık bir kilometre uzunluğundadır. Sonunda bütün heybetiyle Emeviye Camisi girişi karşınıza çıkıyor. Hicaz Tren İstasyonu Bugün bile hayata geçirilmek için çaba sarf edilen Hicaz Demiryolu Projesini ilk olarak Osmanlı Padişahı Abdülhamid ortaya attı. Hicaz Demiryolu yapımına ise 1 Eylül 1900 de başlandı. Bu proje bir bakıma Bağdat Demiryolu hattının devamıydı. İki demiryolu birleşince İstanbul, Şam üzerinden Mekke ve Medine ye bağlanacaktı. Proje, Hicaz ve Yemen de Osmanlıyı güçlendirecek, Mısır da Osmanlı nüfuzunu artıracak, askerleri bölgeye emniyet içinde sevk etmek mümkün olacaktı. Hattın işçileri civarındaki Osmanlı askerleriydi. Demiryolunda çalışan askerler bir yıl erken terhis ediliyordu. Güzergâhta ray döşemenin yanında köprüler, istasyonlar, hastaneler ve telgraf merkezleri yapılmıştır. Şam ın tam ortasında bulunan istasyon binası şu günlerde müze ama iki devlet arasında yapılan anlaşmayla bu demir yolu açılıp burası da yeniden aktif hâle geçeceği söyleniyor. Suriyeli tacirlerin sahiplendiği sultan Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan Süleymaniye Külliyesi, 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan a yaptırılmıştır. Külliye ye 1566 yılında Süleymaniye Medresesi eklenmiştir. Son derece yalın ve abartısız bir iç mimariye sahip olan ve Mimar Sinan ın Kalfalık eserlerimden biridir dediği külliye özellikle Türk ve diğer yabancı turistlerin uğrak mekânlarından birisidir. Avluda şu anda bir Askeri Müze bulunmasının yanı sıra külliye kısmında da turistik eşyalar satan bir kaç dükkânı mevcuttur. Ayrıca Külliye içerisinde, 1926 yılında İtalya nın San Romeo kentinde vefat eden son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin in mezarı da yer almaktadır. Son dönem Osmanlı padişahlarının torunlarından Sultan Vahdettin in mezarı. bazılarının mezarlarının da içerisinde bulunduğu bu küçük mezarlık, sadece Türk ziyaretçilere özel olarak açılmaktadır. Mezarlığın bakım ve tadilat masrafları ise Türkiye tarafından karşılanmaktadır ama görülen o ki buraya şu ana kadar bir masraf yapılmamış. Buradaki köklerimiz bakımsız ve atıl kalmış. Sultan Vahdettin, İtalya da ölünce Türkiye ye mektup yazıp Sultanın borçlarının ödenerek cenazenin alınması istenirse de bu konuyla hiç ilgilenilmez ve cevap da verilmez. Bunu Şam tacirleri duyarlar. Aralarında para toplayıp Sultan Vahdettin in İtalya ya olan borcunu ödeyip cenazesini Şam a getirerek Süleymaniye Camisinin bahçesine defnederler. Koca Osmanlı İmparatorluğunun son padişahı Vahdettin sade bir mezarda istirahatına çekilmiş. Doğrusu, görünce gözlerim yaşardı. Gurbette ölüm ne zormuş!... Hele yalnız ve kimsesiz olunca Az Türkçe bilen gönüllü orta yaşlı bir adam ona türbedarlık yapmaktadır. Gel de sen şimdi Şam ı sevme. Cami ve külliye şu an bakımsız durumda hatta kubbe çökmek üzereyken Suriye Hükümeti demir iskele kurarak çökmesini engellemiş te gittiğimde de aynı durumdaydı. Buraların bakımı ve tamiratı için 2007 yılında iki devletin anlaşma yaptıkları söyleniyor. Masrafları Türkiye karşılayacakmış ama şu ana kadar bir girişim yok. Biz mezarların yanından ayrılınca türbedar demir kapıyı yeniden kapattı. Sultan kilitli, demir kapılar arkasında yine yalnız kaldı 16

17 NECATİ KANTER Vaktiyle buyurmuş ehl-i keramet Meyhane erleri bulur selamet Başıboş gezenler çeker nedamet Onünçün ben de bu deryaya düştüm O. R. M. Rüviyeti Baba O bir divanedir. Divanelerin bir başka yönü de ibnü l-vakt oluşlarıdır. Onlar için gelecek ve geçmiş yoktur. Anı yaşarlar. Yaratıcı ile bir ve beraberdirler. Aralarında rint olanları da vardır. Arada bir anasına uğrar, sonra sokaklara atardı kendini. Şair ruhluydu. Bir Bektaşi dedesi olan ya da öyle bilinip öyle tanınan Rüviyeti Baba, ak sakalı ve ilerlemiş yaşına rağmen sinemada, tiyatroda vesair eğlence yelerinden çıkmazdı. Kılık kıyafeti, sözü sohbeti ve davranışı ile sıradışı bir insandı. Konuşurken, gözler onda, kulaklar ondaydı. Daha çok felsefeden, tasavvuftan, ilahî ve mecazi aşktan bahsederdi. Hele hele Bektaşi nüktelerine ve nefeslerine hiç diyecek yoktu. Şarkılar, türküler, şiirler okurken, yanındakilerin çeneleri kısılır, dilleri tutulur, hayran hayran onu dinlerken ağızlar bir karış açıkta kalırdı. Genellikle şehrin hatırı sayılır ekâbirleri ile gezer, çoğu kez de ölçüyü kaçıran latifelerine katlanmak zorunda kalırlardı yol arkadaşları. Eski, fakat daima ütülü siyah takım elbise ve beyaz gömlekle dolaşırdı. Göğsüne kadar uzayan sakalı, ensesinden dökülen yağlı saçları, bakır rengindeki çehresi, şahin bakışı ve çatma kaşları, hele yakasına taktığı kırmızı gül, ona ayrı bir hava verirdi. Havanın yağışlı günlerinde ya da kış mevsiminde başında leon şapkası, siyah eldiveni ve baston saplı şemsiyesi ile çıkardı sokağa. Duru Türkçesi, ses tonunun mükemmelliği ve diksiyonunun güzelliği ile dikkatleri üzerine çekmesini bilen, tuhaf görünümlü entelektüel bir insandı. Geçen gün fazlaca tutup kafayı / Hülyalar dolu bir sevdaya düştüm 17

18 Hele son kadehte buldum şifayı / Sevdalar dolu bir hülyaya düştüm Akla yol vererek aldım cünunu / Bir yudum neşeye sattım fünunu Sırtımdan atarak batıl zünunu / Yükseldim huzur-ı Mevlaya düştüm Kalendermeşrep bir kişiliğe sahipti. Ayık gezmezdi. Özellikle de sarhoşluğunu kastederek, davranışlarındaki aşırılığı ve İslami kurallara uymadığını, şer i sınırları zorladığını söyleyenlere: Benim bu hareketim ve riyasız davranışlarım, kalbimin temizliğinin verdiği sarhoşluktur. der, ardından da okurdu: Mey gibi her bir haramın sekri olsaydı eğer Ol zaman malum olurdu mest kim huşyar kim Gerek gördüğü zamanlar da bu dizeleri açıklardı. (Haramlar içinde insanı sarhoş eden sadece içkidir. Eğer her günahın içki gibi mestliği söz konusu olsaydı, kimin sarhoş kimin ayık olduğu o zaman belli olurdu.) Zühd ün riya ve aldatmaca olduğunu söyler ve her fırsatta zahit geçinenleri yererdi. Rind, rindlik, harabat, harabati, mey, meyhane, sarhoş gibi sözcükleri çokça kullanırdı. İçinde bu sözcüklerin geçtiği şiirler söyler, rindliği ve kalenderiliği övmekten tuhaf bir keyif alırdı. Elbette Divan şiirinde bu kelimelerin tasavvufi anlamlar taşıdığı bilinir. Ancak Ruviyeti Babanın yaşamı bu kelimelerin zahir anlamı ile motamot aynıydı. O gerçekten rind di, sarhoştu ve hatta tam bir ayyaştı. Özel toplantılarda bazen şiirler okur, kendinden geçerdi. Yardan mahçur iken düştük diyar-ı gurbete Dehr gösterdi yine hicran hicran üstüne Gözlerini kısar, romantik havalara girer, hüzünlü bir ses tonu ile ağır ağır mırıldanırdı: Sevgiliden ayrı kalmıştık, bir de gurbete düştük. Felek bize hicran üstüne hicran gösterdi, der sonra da devam ederdi Rasih in meşhur şiirini okumaya. Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler Eylemişler Rasih bühtan bühtan üstüne Benim için hem içki içmez, hem güzel sevmez demişler. Vallahi de billahi de halt etmişler!... Üstelik de ifira üstüne iftira etmişler, der, ardından gevrek bir kahkaha atardı. Hüzünlü şarkılar da söylerdi. Bazen de bu hüzünlü havayı dağıtmak için arkadaşlarına anlattığı fıkralarla neşeye boğardı onları. Zaten Rüviyeti Baba bir kere sözü eline geçirdi miydi kolay kolay kimseye teslim etmezdi. Harput un ünlü şairlerinin şiirlerini de okurdu. Özellikle de Nüzhet Dedenin Sarhoş redifli şiirini dilinden düşürmezdi. İzhar eden ol cür a idi kenz-i hafayı Olsa nola, suğrası da kübrası da sarhoş Kadıları, vaizleri müftüleri hayran Seccadevü, tesbihi de fetvası da sarhoş Dünya edebiyatının gözbebeği olan Fars şairi Ömer Hayyam dan rubailer okurken ağır ağır ayağa kalkar, elindeki kadehe diker gözlerini, sarhoşluğun da verdiği çakır keyif bir eda ile kendinden geçerdi. Hayyam sarhoşsun keyfine bak Bir güzelle berabersin keyfine bak Say ki yoksun varmış gibi keyfine bak Hele bir de kafalar iyice cilalandı mıydı değme keyfine!.. İşte o zaman Rüviyeti Baba en güzel, en neşeli türküleri okurdu. Hüzünlenince de ağlatmasını bilen yine oydu Bazen dağıtırdı kendini! Gecenin birinde bir meyhane çıkışı, yalpa vura vura evine doğru giderken iyice sıkışır. Ay bulutta Ortalık zifiri karanlık Ayağı bir taşa takılır. Sendeler, düşer. Elini kulağına atıp, Makber den birkaç mısra okur, sora ağır ağır kalkar. Bir duvar dibine abdest bozmak için yanaşır, ancak dakikalarca uğraşır, uçkurunu bağlamayı bir türlü beceremez. Bekçi bağırır: Yine meyhaneden değil mi? Kart ihtiyar!.. Meyhaneye vardık ki saadet var içinde 18

19 Hazz ü heves ü sevk ü şetaret var içinde Yaşından başından da mı utanmıyorsun?!.. Hadi, bağla uçkurunu da çek git buradan! Pişkin pişkin sırıtır, ardından da bağlaması için bekçiye ricada bulunmaz mı? İşte o zaman bir kıyamettir kopar! Aralarında çıkan kavganın sonu da karakolda biter. Sabaha karşı namaza giden yaşlı bir adamın hayretle kendisine baktığını görünce: Sen Allahın evine, ben de kendi evime gidiyorum Sofi!.. bunda şaşılacak ne var ki? Sabah sabah karakoldan çıktığını gördüm de!.. Doğru görmüşsün. Hayrola bi vukuat mı var? Var yaa!.. Uçkuru elden bırakanın sonu vukuattır, gideceği yer de karakoldur. Şedele Fehmi Efendinin her zaman fahri davetlisidir Rüviyeti Baba. Bir gün havuz başında yapılan sazlı sözlü bir eğlence dönüşü, çok içtiğinden içi kavrulur.. Çeşmenin başına geçip daha önce soğutmak için koyduğu şişesinden birini içi su dolu zannı ile bir defada kafasına diker, sonra rakı olduğunun fark etmesine rağmen şişenin dibini bulur. Artık zil zurnadır! Sallana sallana evinin yolunu tutmuşken ağaçların arasında bir bataklığa saplanır kalır. Hırıltılarla inlerken bir yandan ağız dolusu küfürler savurur, bir yandan da şiirler okur, şarkılar türküler söyler. Umurunda bile değildir bataklığa saplanması!.. Kısa bir süre sonra da sızar. Oradan geçen bir grup insan Rüviyeti Babayı fark edip bataklıktan çıkarır. Ancak o yarı baygındır. Yüzüne bir kova su boca ederler, o an gözlerinin araladığını görenler sorar: Baba!.. n oldu, bu ne hâl?!.. Başını kaldırır, ciddi bir tavır takınır: Ben şehid-i badeyem dostlar demim yâd eyleyin Türbemi meyhane enkazı ile bünyad eyleyin Gaslolunmaz ma ile gerçi şehidanı vega Yıkayın meyle beni, bir mezhep icat eyleyin. Rıfat Dedenin temennisini Harput ta söylenenin dışına taşırarak sarhoşluğunun da etkisiyle kendine özgü makamı ile okur. Müşip isimli mukallit; mukallit olduğu kadar da haşarı mı haşarı, muzip mi muzip bir arkadaşı vardı Rüviyeti Babanın. Çakıcızade Mehmet Efendinin oğludur. Ehlikeyiftir. Saf, tertemiz, iyi niyetli, ciddi, çevresinde ağırbaşlı olarak tanınan bir anası vardır Müşip in. Güllü Ana Bir gün kadıncağız baş ağrısından şikâyet eder, oğlundan ilaç getirmesini ister. Müşip de, peki ana der, zulasından çıkardığı şişesine bir kadeh rakı koyarak ilaç diye verir. Ana!.. Avrupa dan yeni gelmiş bu ilaç.. Hani senin başın olur olmaz zamanlarda ağrır ya dün eczanede otururken sen aklıma geldin, ben de pahalı ucuz demeden aldım. Biraz acıdır; bir defada içersen on dakika bile geçmeden hiç bişeyciğin kalmaz!.. Oğluna dua eder: Acı olsun gadan alam.. biz ne acılar gördük! Rahmetlinin bana çektirdiğini it çektirmedi. Ondan da acı olamaz ya!.. Şişeyi diker kafasına, soluk bile almadan dibini bulur! Suratını buruştururken seslenir: Hele gadan canıma bi üsgüre soğuk su ver.. nasıl da cigerim yani Deli oğlan suyu uzatırken kıs kıs güler!.. Ya.. sana demedim mi acı? Olsun oğul, biber de acı ama!.. Güllü Ana mutfağa girer, başındaki ak tülbenti omuzları üzerine atar, teşti yere indirir, yanı başına bir leğen un, bir de elek alır, başlar elemeğe. Bir de türkü tutturmaz mı? İndim yârin bahçesine gül açılmış gül güle Yanakları al al olmuş haber verin bülbüle Ben seni sevdim seveli düştüm dilden dile Allah Allaaah!.. Keyfi yerindedir yaşlı kadının. Müşip, mutfağın aralı kapısından girince ne görsün? Her tarafa savrulan unlarla mutfak bembeyaz... anası ayağa kalkmış bir yandan eliyor, bir yandan göbek atıp söylüyor!.. 19

20 Yürü yürü yavaş yürü cahilim aklım gider Vallahi dost hilafım yok yüreğim yanmış tüter Uzun uzun bakar, kendi kendine mırıldanır Müşip. Hem de ne yanmış!.. Ana, etrafa saçıyorsun!.. Teştin içine niye elemiyorsun unu? Oğul oğul "der yaşlı kadın "her yer teşt!. Müşip in önce yüzü genişler, yavaş yavaş makarayı koyuverir, ardından da ellerini birbirine çarpıp basar kahkahayı Kasıklarını tutar, gözlerinden yaş gelinceye değin güler. Anası seslenir: Müşip, gadan alam daha yok mu gâvurun bu ilacından?!.. O günden sonra darbımesel olan bu sözü en çok da Rüviyeti Baba kullanır. Ya hu!.. Baba!.. İbadet de kabahat da gizlidir derler, sen şişe elinde, olur olmaz yerde dolaşmaya başladın. İçilecek yer var, içilmeyecek yer var!.. Gülerek karşılık verir. Bizim Müşip in anası ne demiş? Orada bulunanlar, bir ağızdan: Oğul oğul, her yer teşt.!.. Rüviyeti Babanın ölümünden bir gün sonra Turan gazetesinin üçüncü sayfasında kısa bir baş sağlığı yazısının altında Osman Remzi Memişoğlu'nun imzası ile sunulan bir mersiyeyi okur Elazığ halkı. Dervişlik postunu verip mezade /Ahiret derdinden oldum azade Dergâha düşürüp bir melekzade / Meyve-i lütfunu yağmağa düştüm Vaktiyle buyurmuş ehl-i keramet / Meyhane erleri bulur selamet Başıboş gezenler çeker nedamet / Onunçün ben de bu deryaya düştüm Çekerek içimden bir ya sabura /İmdada yetişti Ent-el-gafur a Atladım sıratı Nasran nasura / Destursuz cennet-i ulaya düştüm KIRK DEDİK TARİH DÜŞÜRDÜK Kirpinin takdirleriyle dopdolu Irayıp hünerle otuz dokuzu Rengin, aln ak yüz temiz Külliyemiz Kırk dedi, Âbidemiz Külliyemiz ORHAN KOLOĞLU 20

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik OSMANLI YAPILARINDA İZNİK ÇİNİLERİ Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik Çinileri, KültK ltür r Bakanlığı Osmanlı Eserleri, Ankara 1999 Adana Ramazanoğlu Camii Caminin kitabelerinden yapımına 16. yy da Ramazanoğlu

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir.

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir. Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir. Kuzeyde Sırbistan ve Kosova batıda Arnavutluk, güneyde Yunanistan,

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir. Şiirlerin

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

SELANİK AYASOFYA CAMİSİ

SELANİK AYASOFYA CAMİSİ SELANİK AYASOFYA CAMİSİ BAKİ SARI SAKAL SELANİK AYASOFYA CAMİSİ Aya Sofya (Azize Sofya) tapınağı Selanik in merkezinde, Ayasofya ve Ermou sokaklarının kesiştiği noktadadır. Kutsal İsa ya, Tanrının gerçek

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (9) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme Bürosu

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

BASKAN TOPRAK ISTANBUL ÜNIVERSITESI REKTÖRÜ PROF. DR. YUNUS SÖ...

BASKAN TOPRAK ISTANBUL ÜNIVERSITESI REKTÖRÜ PROF. DR. YUNUS SÖ... BASKAN TOPRAK ISTANBUL ÜNIVERSITESI REKTÖRÜ PROF. DR. YUNUS SÖ... Portal : www.habermrt.com İçeriği : Gündem Adres : http://www.habermrt.com/3-bolge/avcilar/baskan-toprak-istanbul-universitesi-rektoru-prof-dr-yunus-soyleti-agir

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Tarihi Siyesepol Köprüsü nün altı 38 YEDİKITA EYLÜL 2014

Tarihi Siyesepol Köprüsü nün altı 38 YEDİKITA EYLÜL 2014 38 YEDİKITA EYLÜL 2014 Tarihi Siyesepol Köprüsü nün altı ... Nısf-ı Cihan İsfahan... Hz. Ömer (r.a.) devrinde fethedilmişti. Selçukluların başşehri, Harzemşahların, Timurluların ve Safevilerin gözdesiydi.

Detaylı

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te 9 da AK YIL: 2012 SAYI : 164 26 KASIM 01- ARALIK 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T E N İ 4 te Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Camileri - Eski Cami Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Eski Cami (Cami-i Atik - Ulu Cami).............. 4 0.1.1 Eski Cami ve Hacı Bayram Veli Söylencesi.......

Detaylı

TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları...

TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları... TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları... Hatta Tarsuslular. Dünyanın öbür ucundan gelen Japonlar,Koreliler,Almanlar

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı.

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı. İSTİKLÂL MARŞI'MIZ Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı. Kimisi yazılmış bilmem hangi krala; lorda, barona. Küçümsemem ama, benzetirim

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I. YAZILI SINAVI SORULARI Öğrencinin Adı ve Soyadı : Sınıfı: Numarası:

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): - Yavrum ne oldu, niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Çocuk da: - Efendim, namaza gidiyorum.

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır.

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır. Dersin Adı Tema Adı Kazanım Konu Süre : İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi : İnsan Olmak : Y4.1.2. İnsanın doğuştan gelen temel ve vazgeçilmez hakları olduğunu bilir. : Doğuştan Gelen Haklarımız :

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya

Detaylı

Edirne Çarşıları. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Çarşıları. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Çarşıları Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Edirne Çarşıları ve İş Merkezleri................ 4 0.1.1 Alipaşa Çarşısı(Kapalı Çarşı).............. 4 0.1.2

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler 3. ÜNİTE: EN GÜZEL ÖRNEK HZ. MUHAMMED İN İBADETLERİ 3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler KAZANIMLARIMIZ O Bu ünitenin sonunda öğrenciler Hz. Muhammed'in: O 1. Öncelikle bir kul olarak davrandığını kavrar.

Detaylı

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa.

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa. Elveda Rumeli Merhaba Rumeli İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa. Hamdi Fırat BÜYÜK* Balkan Savaşları nın 100. yılı anısına Kitap Yayınevi tarafından yayınlanan Elveda Rumeli Merhaba

Detaylı

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI 1 KORUMANIN 4 RUHSAL Çoğu insan nasıl dua edeceğini bilemez. Bu yüzden size yardımcı olabilecek örnek bir dua metni hazırladım. Bu duayı sesli olarak okuyabilir ya da içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz.

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14 Hiçbir ihtiyacı olmadığı halde sürekli arkadaşlarının kalem ve silgilerini çalan çocukla yaptığım görüşmede, çocuğun anlattıkları hem çok ilginç hem de Kleptomani Hastalığına çok iyi bir örnektir. Çocuk

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 13 NİSAN PAZARTESİ Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 13-17 NİSAN 2015 SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

TED KAYSERİ KOLEJİ VAKFI VELİ VE ÖĞRETMENLERİNDEN SOMA YA EL VER KAMPANYASINA BÜYÜK DESTEK

TED KAYSERİ KOLEJİ VAKFI VELİ VE ÖĞRETMENLERİNDEN SOMA YA EL VER KAMPANYASINA BÜYÜK DESTEK TED KAYSERİ KOLEJİ VAKFI VELİ VE ÖĞRETMENLERİNDEN SOMA YA EL VER KAMPANYASINA BÜYÜK DESTEK Türk Eğitim Derneği Genel Merkezi nin Soma nın Evlatları Artık Hepimizin Evladı başlığı ile başlatılan Soma ya

Detaylı

SURUÇ İLÇEMİZ. Suruç Meydanı

SURUÇ İLÇEMİZ. Suruç Meydanı SURUÇ İLÇEMİZ Suruç Meydanı Şanlıurfa merkez ilçesine 43 km uzaklıkta olan ilçenin 2011 nüfus sayımına göre toplam nüfusu 100.912 kişidir. İlçe batısında Birecik, doğusunda Akçakale, kuzeyinde Bozova İlçesi,

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN KUR AN KARANLIKLARDAN AYIDINLIĞA ÇIKARIR Peygamber de (şikayetle): Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur an ı (okumayı ve hükümlerine uymayı bırakıp hatta menedip onu) terkettiler. dedi. (Furkân /30) Elif, Lâm,

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır. 4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri :١ mı, mi? baba ( ) uzaklaştım uzaklaştırmak uzaklaştırmak evin kapıları babam yetişiyorum eğitim görüyorum ecdadım, atam saygı otur! seviyorum seni seviyorum

Detaylı

2. İstanbul Boğazı 31 kilometre uzunluğundadır. 3. İstanbul Boğazı Asya ve Avrupa yı birbirinden ayırır. 4. İstanbul Boğazını turistler çok severler.

2. İstanbul Boğazı 31 kilometre uzunluğundadır. 3. İstanbul Boğazı Asya ve Avrupa yı birbirinden ayırır. 4. İstanbul Boğazını turistler çok severler. İstanbul Boğazı İstanbul Boğazı Karadeniz ve Marmara Denizi ni birbirine bağlar. Asya ve Avrupa kıtalarını birbirinden ayırır. İstanbul u da ikiye böler. Uzunluğu 31 kilometredir. Genişliği ise 700 metre

Detaylı

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YOLLARI DAHA İYİ OLABİLMEK BAŞARMA DUYGUSUNU YAŞAMAK KENDİN OLABİLMEK BASKIYI TAKDİRE ÇEVİREBİLMEK KIYASLANMAYI ENGELLEMEK İÇİN

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YOLLARI DAHA İYİ OLABİLMEK BAŞARMA DUYGUSUNU YAŞAMAK KENDİN OLABİLMEK BASKIYI TAKDİRE ÇEVİREBİLMEK KIYASLANMAYI ENGELLEMEK İÇİN VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YOLLARI DAHA İYİ OLABİLMEK BAŞARMA DUYGUSUNU YAŞAMAK KENDİN OLABİLMEK BASKIYI TAKDİRE ÇEVİREBİLMEK KIYASLANMAYI ENGELLEMEK İÇİN Uyarılara kulak verin! Stephen R. Covey, Etkili İnsanların

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı 30 Kasım 2008 Pazar günü, Ahmet Bozkurt un öncülüğünde Fotoğraf Sanatı Kurumu nun organize ettiği Beypazarı Köyleri fotoğraf

Detaylı

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları ÇALIŞMA KAĞIDI - 1 Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına, yanlış olanların başına ise çiziniz. İlk cümle size yardımcı olmak için örnekte gösterilmiştir.

Detaylı

Ramazanoğlu Medresesi: 1540 yılında yapılmış klasik Osmanlı medresesidir.

Ramazanoğlu Medresesi: 1540 yılında yapılmış klasik Osmanlı medresesidir. Atatürk Müzesi Müze binası, eski Adana nın merkezi olan tarihi Tepebağ da, 19. yüzyılda yapılmış geleneksel Adana evlerindendir. İki katlı, cumbalı, kırma çatılı, kâgir bir yapıdır. Bu özellikleri nedeniyle

Detaylı

RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ

RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ BAKİ SARISAKAL RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ Türk tarihinin, matemli bir sahnesi daha kapandı. Karasudan, Teselya Ovasına, Alasonya Geçitlerinden, Kayalar

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

MİMARİ RESTORASYON ÖĞRENCİLERİ EĞİTİM GEZİSİ

MİMARİ RESTORASYON ÖĞRENCİLERİ EĞİTİM GEZİSİ MİMARİ RESTORASYON ÖĞRENCİLERİ EĞİTİM GEZİSİ Maltepe Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Mimari Restorasyon Programı olarak 01 Kasım 2013 Cuma günü Koruma Kuramı ve Geleneksel Yapı Bilgisi I dersleri kapsamında

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor)

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Secaattin Tural 2. Doğum Tarihi : 15.07.1966 3. Unvanı : Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu : Doktora 5. Çalıştığı Kurum : Kırklareli Üniversitesi Derece Alan Üniversite Lisans Türk Dili

Detaylı

Çukurören Köyü-Çamlıdere (10 Mayıs 2009) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Çukurören Köyü-Çamlıdere (10 Mayıs 2009) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Çukurören Köyü-Çamlıdere (10 Mayıs 2009) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 10 Mayıs 2009 Pazar günü, Ahmet Bozkurt un öncülüğünde Fotoğraf Sanatı Kurumu nun organize ettiği Çamlıdere

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 1.01.2016 Cuma Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Mermerler Camii SORUMLU

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir.

Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir. 1- Ramazan ayının birinci gecesi kılınacak namaz: Bu gecede bir kimse 2 rekat namaz kılsa, her rekatta da KADİR SÜRESİNİ okursa; ALLAHÜ Teâlâ ( cc ) o kişiye 3 türlü kolaylık verir. Bu ay içinde orucu

Detaylı