I. Türklük Hakkında Genel Bilgiler. 1. Türk Adı

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "I. Türklük Hakkında Genel Bilgiler. 1. Türk Adı"

Transkript

1 I. Türklük Hakkında Genel Bilgiler 1. Türk Adı Neredeyse on gündür Tanrı Dağlarına bakarak sabahlıyorum. Kitabın giriģi olan Türk adı bahsine nereden baģlayacağımı bilemedim. Kaynaklarda bir çok Ģey söyleniyordu. Hangisi doğruydu veya hangisi doğruya en yakındı. Yazılıp söylenenlerin bir kısmı hamasi söylemlerdi, bunlar duygularımızı okģayan güzel izahlardı. Ancak, bilimlik esere ne kadarını alabilir, hangisini kaynak gösterebilirdim. Nihayet, 7 Aralık 2012 sabahı Tanrı Dağlarına bakarak, Türk e ad veren Tanrı nın adıyla baģladım. Kanıma ad veren Tanrı nın yüreğime ıģık, düģüncelerime sağlık, kalemime (bilgisayarıma) güç vermesi duasıyla. Osman Nedim Tuna, A. Vάmbéry in Türk adını töre- fiiliyle ilgili tuttuğunu, türemiģ ~ yaratılmıģ anlamına gelen bir kavram olarak ifade ettiğini, J. Nemeth in ise, Eski Türkçe metinlerde geçen erk türk ikilemesinden hareketle güç ~ kudret anlamlarında düģündüğünü söyler 1. Birçok kaynakta benzeri görüģler paylaģılmıģtır. "Türk" adının tarihte ilk defa ne zaman ve hangi kaynaklarda ne Ģekilde kaydedilmiģ olduğu, tarihi süreç içindeki telaffuzları ve anlamı meselelerine de pek tabii olarak, ortaya atılmıģ bir hayli görüģ söz konusudur. Ancak umumiyetle Çin, Hind, Ġran, Grek, Musevi, Ön Asya yazıtları, Bizans ve Arap kaynaklarında yer alan bazı kayıtlara göre, en geç Gök-Türk çağından, M.Ö. 2. bin ortalarına kadar geri götürülebilen "Türk" adının, "kuvvet" anlamına geldiği ve Türkçe konuģan kavimlerin bu ad ile tesmiye edildiği kabul edilmektedir 2. Benzeri görüģler daha çok, Ġbrahim Kafesoğlu 3, Zeki Velidi Togan 4, Bahattin Ögel 5, Aydın Taneri 6 vb kaynaklara müracaat edilerek yazılmıģlardır. Bugün gerek elektronik, gerek yazılı kaynaklara müracaat ettiğimizde Türk adı hakkında genel bilgilendirilme aģağı yukarı aynıdır. Tuna, millet adlarının aynı zamanda kiģi~insan manasına da geldiğini söyler ve yakı = insan (Kızılderili kabilesi), vogul=insan (Ural halklarından) Türk kelimesinin de türe- fiilinden türemiģ~ yaratılmıģ anlamında türük = insan manasıyla ilgili olduğunu ifade etmiģti 7. Tuna nın bu görüģü aslında Çin kaynaklarında da destek bulmaktadır. 1 Tuna, Prof. Dr. Osman Nedim, Doktora Dersleri Ders Notları (YayınlanmamıĢ), Ġnönü Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya, Hunkan, Ömer Soner, Orta Asya da X-XIII Yüzyıllarda Türk Adı Üzerine Bazı Kayıtlar, Türkiyat AraĢtırmaları, Hacettepe Üniversitesi, Sayı 2, Bahar 5, 5-12 s 2. s Ankara, Kafesoğlu, Prof. Dr. Ġbrahim, Tarite Türk Adı, ReĢit Rahmeti Arat Armağanı, Ankara, 1966, s 4 Togan, Prof. Dr. Zeki Velidi, Umumi Türk Tarihine GiriĢ, Ġstanbul, 1981, s 5 Ögel, Prof. Dr. Bahattin, Türk Kültürünün GeliĢme Çağları, Ġstanbul, 2001, s 6 Taneri, Prof. Dr. Aydın, Türk Kavramının GeliĢmesi, Ankara, 1993, s 7 Tuna, Prof. Dr. Osman Nedim, a.g.e. 7 1

2 Tayvanlı Türkolog Liu Yi-tang a göre, Hu ve Xiong Hunca Qun, Khun, Kun, Hun kelimelerinin Çincedeki değiģik tercüme biçimleri olup, insan, halk, ahali anlamlamındadır. Hunlar baģlangıçta Diu 狄 kabile birliği içerisinde yer alan bir kabile olup, M. Ö. 8. yüzyılda güçlenerek birlik içerisinde önemli siyasi güç hâline gelmiģlerdir Türkler ve Uygurların Hunlardan geldiğine dair kayıtlar ise Çin tarih kaynaklarında bolca bulunmaktadır. Mesela: Türkler, Hunların baģka bir ırkındandır, Uygurların ataları Hunların soyundandır gibi 8. Çin kaynaklarında Türk adı üzerine farklı bilgiler de bulunmaktadır 9. Erol Güngör, Türk adı çeģitli Türk boylarından birinin adı idi, milattan sonra 6.yy.da ana dili Türkçe olan bütün boyların her biri değiģik bir isimle anılmakla birlikte,bunların hepsine birden Türk denilmeye baģlanmıģtır 10 ifadesi ile Türk adının önceleri bir boy adı olduğunu sonra diğer boyları da içine alan bir üst kimlik adı olduğunu söyler. Hatipoğlu, Türkler bugün olduğu gibi, eski çağlarda da ayrı ayrı boy adlarıyla tanınıyorlardı. Bugünkü, Kırgızlar, Özbekler, Yakutlar, ÇuvaĢlar gibi, eski çağlarda da Subarlar (Subariler, Subirler), Gudlar ya da Guzlar (KaĢlar) vardı. Kısaca M.Ö.3500 yıllarında yaģamıģ olan Sümerler de, i.ö.2500 yıllarında hükümran olan Gudlar (Kutlar) ve yine i.ö.1700 yıllarında hâkimiyet kuran KaĢlar (Guzlar) arasındaki zaman farkı hükümranlık zamanlarının farkıdır. Yoksa Türkler bu yörelerde aralıksız, uzun yüzyıllar yaģamıģlardır, Suriye'deki KaĢ'lardan tarihçi Strabon Kos adıyla söz ettiği gibi Hazreti Muhammed zamanında da Türklerin bu yörelerdeki varlığından ve güçlerinden hadislerde de önemli kayıtlar vardır. Kaldı ki, Hazreti Muhammed'den önce, Mekke'nin anahtarının muhafızı olan Huza'a kabilesinin Türk asıllı olduğu Emir Kuzay gibi adlardan esinlenerek söylenebilir (bkz. Ġslam Ansiklopedisi Huza'a) 11 diyerek hemen hemen aynı görüģü destekler. Sümer, abidelerdeki Türk adı kavmî bir isim olup, bu adı Türkçe konuģan bütün kavimlerin değil, onlardan yalnız birinin taģıdığı hususu vâzıhtır. Hanedan bu kavme mensup bulunmakta ve devlet de en baģta bu kavme dayanmaktadır 12 der. Ercilasun, Hiç Ģüphe yok ki Türkler milattan önceki üçüncü, ikinci binlerden beri mevcuttur. Çivi yazılı Sümer metinlerinde bulunan di (demek), dingir (tanrı), dug (dökmek), uģ (iģ), zag (sağ taraf), Ģurim (yarım), kabkagak (kap kacak) vb. 330 dan fazla Sümerce-Türkçe ortak kelime ile bu durum apaçık ortadadır. Ancak o zamanlar Türk adı yoktu. Büyük bir ihtimalle elimizdeki kaynaklarda bulunmuyor. Göktürklere gelinceye kadar Hun, Kırgız, Usun, Toba, Tabgaç, Ogur, Sabir, Töles gibi adlar taģımıģız. Altıncı yüzyılda ortaya çıkan 8 Ġnayet, Prof. Dr. Alimcan, Divanü Lûğat-it-Türk te Geçen Çin ve Maçin Adı Üzerine, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic 9 Enver Baytur, Heyrinisa Sıdık, age., s Volume 2/4 Fall 2007, s 9 Bu konuda geniģ bilgi için bkz. Ġnayet, Prof. Dr. Alimcan, age. 10 KiriĢçioğlu, Prof. Dr., Fatih, Prof.Dr.Erol Güngör ve Türk Dili, Prof. Dr. Erol Güngör ü Anma Paneli,G.Ü.KırĢehir Eğitim Fak., , KırĢehir 11 Hatipoğlu, Prof. Dr. Vecihe, Türk Tarihinin BaĢlangıcı, Türkoloji Dergisi, C VIII, AÜ. DTCF Yay. Ankara, 1979, s, 33. s 12 Sümer, Prof. Dr. Faruk, Oğuzlar, Türkler Ansiklopedisi, 2. Cilt, 2002, Ankara, 291.s 2

3 Göktürklerden beri de Türk adını kesintisiz olarak bugüne dek getirdik. Çinliler, r sesini söyleyemedikleri ve hece sonunu da kapatamadıkları için Türk diyememiģler; Tu-kyu demiģlerdir. Türk kelimesi, Köktürkler çağına ait Soğdak (bir Doğu Ġran kavmi), Orta Fars ve Arap kaynaklarında Turk, Süryani kaynaklarında Turkaye, Yunan kaynaklarında Turkos, Sanskrit kaynaklarında TuruĢka, Tibet kaynaklarında Drug olarak geçer 13. Türk adı VI. yüzyıl ortalarında doğru tanınmakla beraber, bu isim altında ancak mahdut bir iki zümre veya siyasî birliğin kastedildiği muhakkak gibi görülüyor. Muhtelif yerlerde ve ayrı kavimler halinde yaģayan ve Türk ırkından gelen urukların kendilerine has adları olduğu biliniyor; Türk adının umumileģmesi, etnik mana alması ise daha sonraki bir devire aittir; belki de Araplarla, yani Ġslamiyet le temasın neticesidir. VIII. yüzyıl baģlarında Araplar Mavera-ün-nehre gelince Türklerle temas etmiģler ve Türkçe konuģan bütün Türk kavimlerine ayrı adlarına bakmaksızın umumi olarak Türk adını vermiģlerdi. Ġslamiyeti kabulden Türkler de kendilerini bundan böyle Türk diye atlamıģlar ve bu suretle Türk adı gittikçe geniģ bir mana, yani Türk ırkından gelen bütün kavimlerin adını ifade eder olmuģtur 14. Herodot Tarihinde, Ġskit ülkesinde yaģayan Tyrkae nin Türk olduğu sanılıyor. Hint kaynaklarında, Türkler, Turukha Perslerin ġahnamesi nde (Ġran ile kafiyeli) Turan asıllı savaģçı Türkler den söz ediliyor yılına ait Ansbert günlüğünde Turchia ya da Türkhia adına yer verilmiģtir. Diğer milletler Türk adını Ģu Ģekillerde seslendirirler: Çinliler. Tuku, Tukyu, Tukuye, Toukiue, Tuchüeh, Tures, Tucüe, Tik; Hintliler, Turuha; Araplar, Etrak-Terakime; Makedonlar, Trak-Thrace; Ġran-Farslar, Turan- Türkan; Ġtalyanlar, Turco, Turchetto, Turcica; Kafkas Halkları. Turuk-Turukki; Almanlar, Turken, Türck, Türkei- Turkay; Ġngilizler, Turks, Türkei, Türkischen; Çeçen, Türko; Fransızlar, Turquie; Estonlar, Turgi; Macar, Török; Yunan,Turco-Türco 15. Umumiyetle, Çin, Hind, Ġran, Grek, Musevi, Ön Asya yazıtları, Bizans ve Arap kaynaklarında yer alan bazı kayıtlara göre, en geç Gök-Türk çağından, M.Ö. 2. bin ortalarına kadar geri götürülebilen "Türk" adının, "kuvvet" anlamına geldiği ve Türkçe konuģan kavimlerin bu ad ile tesmiye edildiği kabul edilmektedir 16. ġu bilgiler bizim için ayrı bir önem taģımaktadır: X. Yüzyılın ikinci yarısında Orta Asya'da yeni Müslüman kimliği ile Seyhun ötesinde siyasi birliğini tesis etmiģ olan "Türk hakanlığı" (Karahanlılar), öteden beri Samanilere son vererek Maveraünnehri ele geçirmek ve böylece Ġslam coğrafyasına fiilen girmek için önüne gelen fırsatları değerlendirmeye çalıģmakta idi. Nihayet, hakanlığın batısını yöneten Buğra Han Ebu Musa Harun, 13 Ercilasun, Prof. Dr. Ahmet Bican, Ne Zamandan Beri Türk üz, 29 Haziran 2011, Yeniçağ Gazetesi 14 Kurat, Prof. Dr. Aktes Nimet, Göktürk Kağanlığı IV, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Dün/Bugün/Yarın, Sayı , Ekim-Kasım-Aralık 2005, TTK Yayınları, 2005, Ankara, 63.s 15 Yüksek, Özcan, Atlas Dergisi, Temmuz, Hunkan, Ömer Soner, age., 6.s 3

4 Maveraünnehr'e yönelerek, Fergana'yı ele geçirdi ve burada kendi adına para bastırdı. Türk hakanlığına ait bugün mevcut olan en erken tarihli (381 / ) bu Fergana dirheminde Buğra Han Ebu Musa Harun kendini "Türk Hakan" Ģeklinde tavsif etmektedir. "Türk" adını, hanedanın doğu koluna mensup baģka üyelerinde de görmek mümkündür. Yer ve tarihleri silik ya da net okunamayan ' 44 "? / 1049-? tarihli ve yeri belirsiz bir dirhemde "Buğra Kara Hakan" unvanı ile zikredilen Buğra Han Muhammed (449 / 1057-lü58)'in tabii, "Yağan Türk Tegin" unvanlarım taģıyan bir hanedan mensubu idi. "Türk" adına bir de 450 / tarihli Kuz Ordu (Balasagun) yazı üslubuna uygun dirhemlerde" "Tonga Kara Hakan'a tabi olan ve sadece "Türk" unvanının okunabildiği bir hanedan mensubunda rastlanmaktadır. XII. Yüzyılın ikinci yarısında Özkendde Hüseyn b. Hasan türbesindeki Rebiülahir 547 / Temmuz-Ağustos 1152 tarihli kitabede Alp Kılıç Tonga Bilge Türk Tuğrul Hakan unvanları ile zikredilen Hüseyn b. Hasan'ın unvanları arasında da "Türk" adına tesadüf edilir 17. Kırgızistan OĢ vilayeti Özgen ilçesinde bulunan üzerindeki kitabelerinde Türk adı geçen Hüseyin bin Hasan türbesi (1152) Bizim araģtırmamıza konu olan Türklerin yoğun olarak bulundukları bölgede tarih içerisinde de Türk adını kullanan yönetici sınıfın bulunması dikkate değerdir. 17 Hunkan, Ömer Soner, a.g.e., 6-7 s 4

5 Bölgede basılan paralarda ve Özkent kitabesinde yer alan "Türk" adının, "kuvvetli" anlamında kullanılan bir unvan olarak değil, hanedanın bağlı olduğu soyu ifade etmek için kullanıldığını düģünmek mümkündür. Bilindiği üzere Türk hakanlığından önce kendilerini "Türk" olarak vasıflandıran tek hanedan Gök-Türk hanedanı yani, tarihi AĢina sülalesi idi. Nitekim Ġslam kaynaklarında Türk hakanlığının menģei kabul edilen "Türk Afrasyab (Cüzcani i 1363: 140)"ın, Mesûdi'nin bir kaydına göre AĢina'nın bir kolundan geldiği anlaģılmaktadır (Mesüdi i 1985: 134). Bu nedenle olmalıdır ki, Türk hakanlığı hanedanı mensupları Ġslami metinlerde "Kadır Han Türk (Yüsuf b, Harün)" (Cüzcani i 1363: 230), "Togan Han Türk (Ahmed b. Ali)" (Curfadekani 1374: 294), "Ġlig Han Türk (Nasr h. Ali)" (ġebankarei 1376: 48) ve "SubaĢı Tegin Türk (Ali Tegin)" (Gerdizi 1363: 388) Ģeklinde "Türk" adı ile birlikte zikredilmektedir 18. X. yüzyılın sonlarına doğru Ġslam coğrafyasına siyasi bir güç olarak girmeye baģlayan Türk hakanlığında hakim sınıf, "Türk" adını kullanarak, Ġslam öncesi Gök-Türklere kadar uzanan soyağaçlarına bağlı kalmayı sürdürmüģler ve bunu, kendileri gibi Türk kabul ettikleri komģu devletlerle dostluğa bir vesile saymıģlardır Orhun Yazıtlarında Türk Tanrı gibi gökte olmuģ Türk Bilge Kağan diyor ki: Üstte mavi gök, altta kara yer yaratıldığı zaman ikisi arasında kiģioğlu yaratılmıģ. KiĢioğlunun üzerine de atalarım Bumın Kağan, Ġstemi Kağan hükümdar olarak oturmuģ. Oturup Türk milletinin ilini töresini tutmuģ, düzenlemiģ. Bu sözler taģa yazılıdır ve tarihi de günü gününe bellidir: 21 Ağustos 732. Göktürklerin bengü taģ dediği anıt bugün de Moğolistan ın ortasında, Orhun ırmağı kıyısında durmaktadır 20. Muharrem Ergin, Orhun Yazıtları için Ģöyle diyor : Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin.. Ġlk Türk tarihi.. TaĢlar üzerine yazılmıģ tarih.. Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaģması.. Devlet ve milletin karģılıklı vazifeleri.. Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası.. Türk askerî dehasının, Türk askerlik san'atının esasları.. Türk gururunun ilahî yüksekliği.. Türk feragat ve faziletinin büyük örneği.. Türk içtimaî hayatının ulvî tablosu.. Türk edebiyatının ilk Ģaheseri.. Türk hitabet san'atının eriģilmez Ģaheseri.. Hükümdarâne eda ve ihtiģamlı hitap tarzı.. Yalın ve keskin üslubun ĢaĢırtıcı numunesi.. Türk milliyetçiliğinin temel kitabı.. Bir kavmi bir millet yapabilecek eser.. Asırlar içinden millî istikameti aydınlatan ıģık.. Türk dilinin mübarek kaynağı.. Türk yazı dilinin ilk, fakat harikulade iģlek örneği.. Türk yazı dilinin baģlangıcını miladın ilk asırlarına çıkartan delil.. Türk ordusunun kuruluģunu en az 1250 sene öteye götüren vesika.. Türklüğün en büyük iftihar vesilesi olan eser., insanlık aleminin sosyal muhteva 18 Hunkan, Ömer Soner, a.g.e., 8. s 19 Hunkan, Ömer Soner, a.g.e., 11. s 20 Ercilasun, Prof. Dr. Ahmet Bican, Ne Zamandan Beri Türk üz, 29 Haziran 2011, Yeniçağ gazetesi 5

6 bakımından en manalı mezar taģları.. Dünyanın bugün belki de en büyük meselesi olan Çin hakkında 1250 sene evvelki Türk ikâzı. 21 Yukarıdaki ifadelerde açıkça anlatıldığı gibi Orhun Yazıtları Türk için ayrı bir önem taģımaktadır. Orhun Yazıtlarında Türk adı, diğer boy ve millet adları aģağıda tabloda verdiğimiz hallerde geçmektedir. 1. BK1D41-1 TÜRÜK: BİLGE:KaGaN, TÜRÜK: BİLGE:, TÜRÜK: TeÑRİ 2. BK1D41-2 TÜRÜK: BeGLeR: BODuN: 3. BK1D41-3 TÜRÜK: BODuNıÑ: İLİN: TÖRÜSÜN 4. BK1D41-4 KÖK: TÜRÜK 5. BK1D41-7 TÜRÜK: BODuN: İLLeDÜK: İLİN:, TÜRÜK: BeGLeR: TÜRÜK: ATIN: ITI 6. BK1D41-8 TÜRÜK: KaRA: KaMaG: BODuN 7. BK1D41-9 TÜRÜK: BODuN: ÖLÜReYİN: 8. BK1D41-10 TÜRÜK: TeÑRİSİ:,TÜRÜK:IDUK: YİRİ:, TÜRÜK: BODuN: YOK 9. BK1D41-11 TÜRÜK: TÖRÜSÜN: IÇGıNMıŞ: 10. BK1D41-14 TÜRÜK: BODuNıG: 11. BK1D41-16 TÜRGiŞ: KAGaN: TÜRÜKüM: BUDuNIM: erti 12. BK1D41-18 TÜRÜK: BODuNıG:,TÜRÜK: OGuZ: BeGLeRİ: BODuN 13. BK1D41-19 TÜRÜK: BODuN:, TÜRÜK: BODuN: 14. BK1D41-20 TÜRÜK: BODuN: ati: KÜSİ: 15. BK1D41-21 TÜRÜK: BODuN: ati: KÜSİ 16. BK1D41-22 TÜRÜK: BODuN: 17. BK1D41-26 ÇİK: BODuN: KIRKıZ: BİRLE: YaGI: BOLTI:, ÇİK:TaPA:SÜLeDiM:, KIRKıZ: TaPA:SÜLeDiM 18. BK1D41-27 KIRKıZ: BODuNuG: UDA: BaSDıM:, TÜRGiŞ: TaPA:,TÜRGiŞ:BODuNuG:UDA: BaSDıM:, TÜRGiŞ: KaGaN: SÜSİ: OTÇA: BORÇA: KeLTİ: 19. BK1D41-29 KARLUK: BODUNUG: ÖLÜRTÜM:, BASMIL: KARA: ----DÜD----:, KARLUK: BODUN: TİRİLİP:, TOKUZ: OGUZ: MENİÑ: BODUNUM: 20. BK1D41-30 TÜRÜK: BODuN 21. BK1D41-32 OGuZ: TaPA: SÜLeDiM:, OGuZ: SÜSİ: BaSA: KeLTİ 22. BK1D41-33 TÜRÜK: BODuN: KaZGaNMıŞ:, TÜRÜK: BODuN: ÖLTeÇİ:, TÜRÜK: BeGLeR: BODuN OGuZ: BODuN 23. BK1D41-34 OGuZ: BODuN:, OKuZ: TaTaR: BİRLE: TİRİLiP: KeLTİ 24. BK1D41-35 TOKUZ: OGuZ: BODuN:, TaBGaÇGaRU: BaRDI:, TaBGaÇ: ----: BODuN 25. BK1D41-36 TaBGaÇDA: ati: KÜSİ:, TÜRÜK: BODuNuG 26. BK1D41-37 UYGuR: ilteber: YÜZÇE: erig: 27. BK1D41-38 TÜRÜK: BODuN:, OGuZ: TeZiP:, TaBGaÇKA: KİRTİ:, ilteberlig: BODuN: ----: 21 Ergin, Prof. Dr. Muharrem, Orhun Yazıtları, Boğaziçi Yayınları, 2001, Ġstanbul 6

7 28. BK1D41-39 TaTaBI: BODuN:, TaBGaÇ: KaGaNKA: KÖRTİ 29. BK1D41-40 KaRLuK: BODuN: TaPA:, KaRLuK: ilteber: YoK: BOLMıŞ 30. BK1D41-41 KaRA: BODuN 31. BK3G15-1 TaBGaÇ: atlıg 32. BK3G15-2 KITaNY: TaPA: SÜLeDiM:, TaTaBI: TaPA: SÜLeDiM 33. BK3G15-7 TaTaBI: BODuN:, KITaNYDA: adkıg 34. BK3G15-8 TaTaBI: ----: 35. BK3G15-10 TÜRÜKüME: BODuNuMA: 36. BK3G15-13 TÜRÜK: BİLGE:KaGaN:, TÜRÜK: BİLGE: KaGaN:, TÜRÜK:, TaRDUŞ: BeGLeR:, KÖL: ÇOR: BaŞLaYU: ULaYU:, ŞaDPIT: BeGLeR:, ÖÑRE: TÖLiS: BeGLeR: 37. BK3G15-14 ŞaDPIT:BeGLeR: 38. BK3G15-15 TÜRÜK: BeGLeRİN:, TÜRÜK: BeGLeR: BODuN 39. BK4K15-1 TÜRÜK: BİLGE:KaGaN:, OTuZ:TaTaR:, TOKUZ: OGuZ: 40. BK4K15-3 TaBGaÇ: BODuN: BİRLE 41. BK4K15-4 TaBGaÇ: BODuN: SaBI: SÜÇİG 42. BK4K15-5 TÜRÜK: BODuN:ÖLTüG:, TÜRÜK: BODuN: ÖLSiKiÑ:, TÜRÜK: BODuN: ÖLSiKiG: 43. BK4K15-6 TÜRÜK: BODuN: ÖLTeÇİ:, TÜRÜK: BODuN: TOKuRKaK: SeN: 44. BK4K15-8 TÜRÜK: BeGLeR: BODuN:, TÜRÜK: amti 45. BK4K15-9 TÜRGiŞ: KaGaNKA: KıZıMIN:, TÜRGiŞ: KaGaN 46. BK4K15-13 TÜRÜK: BeGLeR:, TÜRÜK: BODuNuM:, TÜRÜK: BODuN:, TÜRÜK: BODuNuNTA 47. KT1G13-1 TÜRÜK: BİLGE:KaGaN:, OTuZ: TaTaR: 48. KT1G13-2 TOKUZ: OGuZ: BeGLeRİ 49. KT1G13-3 TÜRÜK: KaGaN 50. KT1G13-4 TaBGaÇ: KaGaN 51. KT1G13-5 TaBGaÇ:BODuN: 52. KT1G13-6 TÜRÜK: BODuN: ÖLTüG:, TÜRÜK: BODuN: ÖLSiKiÑ: 53. KT1G13-7 TÜRÜK: BODuN: ÖLSiKiG: 54. KT1G13-8 TÜRÜK: BODuN: ÖLTeÇİ: SeN 55. KT1G13-10 TÜRÜK: BeGLeR:, TÜRÜK: BODuN 56. KT1G13-11 TÜRÜK: amti:, TaBGaÇ: KaGaNDA 57. KT1G13-12 TaBGaÇ: KaGaNıÑ: 58. KT2D40-1 TÜRÜK: BODuNıÑ 59. KT2D40-4 TaBGaÇ:, TÜPÜT:, apar:, PURuM:, KIRKıZ: ÜÇKURIKaN:, OTuZTaTaR:, KITaNY:, TaTaBI 60. KT2D40-7 TÜRÜK: BeGLeR: TÜRÜK:ATIN: ITI:, TaBGaÇGI:BeGLeR: TaBGaÇ: ATIN:TUTuPaN:, TaBGaÇ:KaGaNKA:, 61. KT2D40-8 TaBGaÇ: KaGaNKA: İLİN: TÖRÜSİN:, TÜRÜK: KaRA: KaMaG: BODuN: 7

8 62. KT2D40-10 TÜRÜK: BODuN: ÖLÜReYİN:, TÜRÜK:TeÑRİSİ:, TÜRÜK: IDUK: YİRİ 63. KT2D40-11 TÜRÜK: BODuN: YOK: BOLMaZUN: 64. KT2D40-13 TÜRÜK: TÖRÜSÜN:, TÖLİS:, TaRDUŞ: BODuNıG 65. KT2D40-14 TaBGaÇ: BODuN: YaGI: ermiş 66. KT2D40-16 TÜRÜK: BODuNıG: 67. KT2D40-17 TaRDUŞ: BODuN:, KIRKıZ: YİRİÑE: TeGİ 68. KT2D40-18 TÜRGiŞ: KAGaN: TÜRÜKüMiZ: BUDuNIMıZ: erti:bilmedükin: 69. KT2D40-20 KIRKıZ: BODuNıG 70. KT2D40-21 TÜRÜK: BODuNıG: 71. KT2D40-22 TÜRÜK: OGuZ: BeGLeRİ:, TÜRÜK: BODuN 72. KT2D40-25 TÜRÜK:BODuNuG: ati: KÜSİ:, TÜRÜK:BODuN: ati: KÜSİ: 73. KT2D40-27 TÜRÜK: BODuN: ÜÇÜN: 74. KT2D40-28 YIRıGaRU: OGuZ:BODuN: TaPA:, İLGeRÜ:KITaNY: TaTaBI: BODuN:TaPA:, BİRiGeRÜ: TaBGaÇ: TaPA 75. KT2D40-31 TaBGaÇ: OÑ: TUTUK 76. KT2D40-34 TÜRÜK: BeGLeR: KOP: BİLİRSİZ: 77. KT2D40-35 KIRKıZ: TaPA:SÜLeDiMiZ:, KIRKıZ: BODuNuG: UDA: BaSDıMıZ 78. KT2D40-36 KIRKıZ: KaGaNıN: ÖLüRTüMüZ:, TÜRGiŞ: TaPA: 79. KT2D40-37 TÜRGiŞ:BODuNuG: UDA: BaSDıMıZ:, TÜRGiŞ: KaGaN 80. KT2D40-38 TÜRGiŞ: KaGaN: BUYRUKI:, TÜRGiŞ: BODuN: KOP: İÇiKDİ: 81. KT2D40-39 SOGDaK: BODuN: İTeYİN:, KaRA: TÜRGiŞ: BODuN:YaGI: BOLMuŞ 82. KT2D40-40 KaRA: TÜRGiŞ: BODuNuG: anda: ÖlüRMüŞ 83. KT3K13-1 KaRLUK:BODuN: erür 84. KT3K13-4 TOKUZ: OGuZ: BODuN: ikinti: BODuNuM: erti 85. KT3K13-6 TÜRÜK: 86. KT3K13-7 OGuZ: BİRLE: SÜÑüŞDüMüZ: 87. KT3K13-8 OguZGaRU:, OGuZ: YaGI: ORDUG 88. KT3K13-11 KITaNY: TaTaBI: BODuN 89. KT3K13-12 TaBGaÇ: KaGaNDA:, TÜPÜT: KaGaNDA: BÖLüN: KeLTİ:, SOGD: BeRÇiK: er:, BUKaRaK: ULuŞ: BODuNDA 90. KT3K13-13 ON OK: OGLuM: TÜRGiŞ:KaGaNDAMaKaRaÇ:TaMGaÇI:, OGuZ: BİLGE:TaMGaÇI: KeLTİ:, KIRKıZ:KaGaNDA: TaMGaÇI:INaNÇU: ÇOR: KeLTİ:, TaBGaÇ:KaGaN: ÇIKaNI: ÇaÑ: SeÑÜN: KeLTİ: 91. TY1T1B7-1 TaBGaÇ: İliÑE:, TÜRK: BODuN:, TaBGaÇKA: KÖRüR 92. TY1T1B7-2 TÜRK: BODuN:, TaBGaÇDA: adrıldi:, TaBGaÇKA: 93. TY1T1B7-3 TÜRK:BODuN:, TÜRK: SİR: BODuN:YiRİNTE: 94. TY1T1B7-7 BiRiYE: TaBGaÇıG:, ÖÑRE: KITaNYıG:, YIRıYA:OGuZuG: ÖKüŞ: ÖK:, KaRA: KUMuG: 8

9 OLuRUR: ertimiz: 95. TY1T2G10-2 TOKuZ: OGuZ: BODuN:, TaBGaÇGaRU:, TÜRK: BODuN 96. TY1T2G10-3 TaBGaÇıG: ÖLÜRTeÇİ: TİR:, MeN: ÖÑRE: KITaNYıG:ÖLüRTeÇİ: TİR:, MeN: BİNİ: OGuZuG: 97. TY1T2G10-4 TaBGaÇ: BiRiDiN:, KITaNY: ÖÑDiN:, TÜRK: SİR:BODuN: 98. TY1T2G10-5 TaBGaÇ: OGuZ: KITaNY: BU: üçkü 99. TY1T2G10-7 KITANYDA: BİRİYE:, TABGAÇDA: KURıYA:, OGuZDA: 100. TY1T2G10-8 OGuZ: KeLTİ 101. TY1T2G10-9 OGuZ: KOPıN: KeLTİ: 102. TY1T2G10-10 TÜRK: BODuNuG: 103. TY1T3D7-1 TÜRK: BODuN:OLuRGaLI:, TÜRK: KaGaN:OluRGalI 104. TY1T3D7-2 TaBGaÇ:KaGaN: YaGıMıZ:, ON:OK: KaGaNI: YaGıMıZ 105. TY1T3D7-3 KIRKıZ: KÜÇLüG:KaGaN: 106. TY1T3D7-3 TÜRK: KaGaNGaRU 107. TY1T3D7-4 TÜRGiŞ: KaGaN: ança: TiMiŞ 108. TY1T3D7-5 TÜRK: BODuN:, OGuZI:YiME: 109. TY1T3D7-6 ilk: KIRKıZKA: SÜLeLiM 110. TY1T4K11-3 KIRKıZıG: UKA: 111. TY1T4K11-4 KIRKıZ: BODuNI: içikdi: 112. TY1T4K11-5 KIRKıZDA: YaNDıMıZ:, TÜRGiŞ: KaGaNDA 113. TY1T4K11-6 TÜRGİŞ: KaGaNI:, ON: OK:BODuNI:, TaBGaÇ: SÜSİ: BaR 114. TY2T1B9-6 TaRDUŞ: ŞaDRA: UDI: 115. TY2T2G6-2 TÜRÜK: BODuN 116. TY2T2G6-5 TaBGaÇKA: YiTİ:YiGİRMİ: SÜÑüŞDİ:, KITaNYKA: YiTİ: SÜÑüŞDİ:, OGuZKA: BeŞ: SÜÑüŞDİ 117. TY2T2G6-6 TÜRÜK: BöGİ:KaGaNKA:, TÜRÜK: BİLGE:KaGaNKA: 118. TY2T3D8-4 TÜRÜK: BODuNKA 119. TY2T3D8-8 TÜRÜK: BİLGE: KaGaN: İLiÑE: 120. TY2T4K4-2 TÜRÜK: SİR: BODuN: YiRİNTE 121. TY2T4K4-3 TÜRÜK: SİR: BODuN 122. TY2T4K4-4 TÜRÜK: BİLGE: KaGaN:, TÜRÜK: SİR: BODuNuG:, OGuZ: BODuNuG: İGiDÜ:OLuRUR: Orhun yazıtlarında boy ve millet ismi 235 kez kullanılmıģtır. Bunlardan Türük adı 84 kez geçer. Türük adı, Türük Bodun biçiminde 41, Türük Begler 9, Türük Bilge Kagan 8, Türük Tenrisi 2, Türük Oguz ise 2 kez kullanılmıģtır. 2 defa da Türük Kara Kamag Bodun ifadesi kullanılır. Kök Türük ĢaĢırtıcıdır ki 1 kez kullanılmıģtır. 9

10 Türük kelimesi dıģında en çok kullanılanlar: TürkiĢ 18 defa kullanılırken yanında Kagan ya da bodun kelimeleri birlikte geçer. Kara TürkiĢ olarak 2 defa kullanılırken (KT2D40-18 TürkiĢ Kagan Türükümiz Budunumuz erti bilmedükin ) ifadesi ile TürkiĢ in Türklerden bir parça olduğu açıkça gösterilmektedir. Bunun dıģında, Türk kelimesi çoğunlukla sıfat olarak kullanılmıģtır. Türük Tenrisi, Türük Oguz ve Türük Kara Kamag Bodun kullanımlarında açıkça bir kavim adı olarak belirtilmiģtir. TürkiĢ adı yanında Oğuz da sık kullanılan isimdir. 27 defa Oguz kelimesi kullanılırken bunlardan 6 sı Tokuz Oguz diye geçer. Yani Oguz un dıģında bir de Tokuz Oguz vardır. Aynı TürkiĢ de olduğu gibi Türük Oguz diye 2 kez belirtilmektedir. Bu kullanımda Oguz olarak belirtilen boyun diğerlerinden ayrıcalıklı Türk ten bir parça olduğu belirtilmektedir. Yazıtlarda Kırkız kelimesi de 15 kez kullanılmıģtır. Ama bu kullanımda TürkiĢ ve Oğuz da olduğu gibi kendinden olduğu ayrıca belirtilmemiģtir. Bunların dıģında Karluk 5, On Ok 2, Tölis 2, TarduĢ 4, Otuz Tatar 2, Kara kumug 1, Uygur 1, Apar 1 22 ve Basmıl 23, 1 Purum 1, Sogd 1, Sogdak 1, Çik 1, Tatabı 7, Kıtay 11, Tabgaç ise 36 kez kullanılmaktadır. Türk tarihindeki geliģmeleri daha iyi izleyebilmek için Göktürkler döneminde Orta Asya daki Türk topluluklarından da söz etmek yerinde olacaktır. Bu dönemde Orta Asya da varlığı bilinen Türk toplulukları Ģunlardır: a) Oğuzlar: Oğuz adının menģei hakkında birçok fikirler ileri sürülmüģtür. Ünlü Macar bilginlerinden J. Nemeth, Oğuz sözünü ok+uz Ģeklinde tahlil etmiģtir. Ona göre ok, boy (kabile), z de cemi edatıdır 24. I. Göktürk Kağanlığı zamanında yukarı Kem (Yenisey) de Barlık çayı boylarında oturan Oğuzlar; 630 dan sonra Tula Nehri boylarına inmiģlerdir. II. Göktürk Kağanlığı kurulmadan önce burada bir devlet kurmuģlar, daha sonra Kutluk Kağan a yenilerek yeniden Göktürk hâkimiyetine girmiģlerdir. II. Göktürk Kağanlığı nın yıkılmasından sonra Uygur hâkimiyetine giren Oğuzlar, IX. yüzyıl sonlarında Ġnci Nehri (PiĢon/ ZerefĢan/ Seyhun/ Sirderya) boylarında görünmüģler; bundan sonra Türk ve dünya tarihinde önemli yer tutmuģtur. b) TarduĢlar ve Tölisler: II. Göktürk Devleti nin kuruluģu esnasında Töles ve TarduĢların adından bahsedilmektedir. Milletin yeniden bir araya getirilip teģkilatlanması anlatılırken TarduĢ ve Töles adlarından 22 Aparların, Heftalitlerle birlikte Kafkasya Avarlarını iģaret ettiği yolunda görüģler de bulunmaktadır. GeniĢ bilgi için bkz Tezcan, Dr. Mehmet, The Ethnonym Apar in the Turkish Inscriptions of the VIII. Century and Armenian Manuscripts (http://www.transoxiana.org/eran/articles/tezcan_apar.pdf) 23 Basmıllar (Çince'de Pa-si-mi). Ġdi-kut'unun (hükümdar) Türk olduğu belirtilen bu kavmin aslen yabancı olup Türklerle karıģtığı ileri sürülmüģtür. Daha ziyade Ġç Asya'da BeĢ-balık havalisinde görünmektedirler (http://www.maxihayat.net/maxiforum/tarih/96993-gok-turk-hakanligi-gokturkler-gokturk-devleti-gokturkler-hakkinda-bilgiler.html) 24 Sümer, Prof. Dr., Faruk, age., 289.s 10

11 zikredilmesi onların yılları arasında oynadıkları tarihî rolün öneminden dolayıdır. II. Göktürk Devleti döneminde 682 den sonra Tölesler doğuda TarduĢlar batıdadır 25. c) Edizler: Çin kaynaklarında yazılıģı A-tie Ģeklindedir. Adı geçen boy Töles boylarının arasında zikredilmez Ancak, sadece bir kaynakta Semerkand ın kuzeyinde He-sshih boyu ile A-tie ler aynileģtirilmektedir. Bu bilgiden hareketle 603 yılından önce Ediz (A-tie) boyunun Sir Derya ırmağının kuzeyinde yaģadığı sonucuna varılabilinir. Dolayısıyla Batı Göktürk ülkesi sınırları içerisinde yaģıyorlardı 26. Göktürk döneminde Oğuzların yakın komģuları olan ve iki boydan oluģan bu Türk boyu siyasî bir varlık gösterememiģtir. d) Uygurlar: Yurtları Selenge boyları olan ve 10 boydan oluģan Uygurlar, Göktürk hâkimiyeti döneminde Ġltabar unvanlı baģbuğlarının yönetiminde kalmıģlar; Göktürk Kağanlığı nın yıkılmasından sonra Orta Asya tarihinde önemli rol oynamıģlardır. e) Basmıllar: Basmılların Çince transkripsiyonu Pa-hsi-mi dir. YaĢadıkları toprakların bir diğer adı Pi-la Ülkesi idi 27. Ġdi Kut unvanlı baģbuğlarının yönetiminde BeĢbalık bölgesinde yaģayan Basmıllar, Uygurlar ve Karluklar ile birlikte Göktürk Kağanlığı nın yıkılıģına yol açmıģlardır. Göktürklerin yerine kurdukları kağanlık bir yıl sonra Uygurlar tarafından yıkılınca BeĢbalık bölgesindeki yurtlarından batıya göçmüģler; Karlukların da baskısıyla kuzeye itilmiģler, XI. yüzyılın sonlarında Zaysan Gölü nün kuzeyinde görülmüģlerdir. Bundan sonraki tarihleri hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. f) Yir-Bayırkular: Göktürkler zamanında Baykal Gölü nün doğu kıyılarında oturdukları sanılan Yir- Bayırkuların tarihleri hakkında bilgi ve belgeye ulaģılamamıģtır. KâĢgarlı Mahmudun XI. yüzyıl Türk toplulukları arasında saydığı Yabakuların (< Yir-Bayırku) olması muhtemeldir. g) Karluklar: Ana yurtları Kara ĠrtiĢ in doğu yanında, Urungu-Zaysan-Alagöl arasındaki bölge olan Karluklar, üç boydan oluģmakta ve Üç Karluk olarak adlandırılmaktaydı. Bu üç boydan Çigiller ve Tuhsılar, Karahanlı Devleti ni meydana getiren Türk toplulukları arasında yer almıģlardır. Önceleri Göktürklere bağlı olan Karluklar, Göktürk Kağanlığı nın yıkılmasından sonra Uygurlarla hâkimiyet mücadelesine girmiģlerse de bu mücadeleyi kaybederek eski yurtlarından daha batıya çekilmiģlerdir. Çinlilerin Karluk yurdu da dâhil Orta Asya da hâkimiyet kurma çabaları, 751 yılında Araplarla Çinliler arasındaki Talas SavaĢı yla sona ermiģ; bu savaģta Müslüman Arapların yanını tutan Karluklar Çin in ağır bir yenilgiye uğramasına yol açmıģlardır. Talas SavaĢı nın Orta Asya üzerinde iki önemli etkisi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, Çin istilâsının sona ermesi; ikincisi ise Türklerin Ġslâm ile tanıģmalarına zemin hazırlamasıdır. 766 yılından baģlayarak batı Göktürk ilinin 25 TaĢağıl, Prof. Dr., Ahmet, Ġslam Öncesi Devirde Orta Asya da YaĢayan Türk Boyları, Türkler, Cilt 2, 2002, Ankara, ,. s 26 TaĢağıl, Prof. Dr., Ahmet, age., 331. s 27 TaĢağıl, Prof. Dr., Ahmet, age., 333. s 11

12 bütününü ele geçiren Karluklar, 840 yılından sonra Karahanlı Devleti nin yönetimine girmiģlerdir. XII. yüzyılda Karahanlı egemenliğinin zayıflamasıyla birlikte Karahıtaylarla iģbirliği yapan Karluklar, Ġli nin doğusundaki Kayalık ta küçük bir devlet kurmuģlar, XIII. yüzyılda (1221 de) Moğol hâkimiyetine girmiģlerdir h) Kırgızlar: Göktürkler devrinde Kögmen Dağlarının kuzeyinde, Yukarı Kem (Yenisey) in Abakan Irmağı bölgesinde yaģıyorlardı. Güçlü bir devletleri vardı. Kırgız Kağanlığı olarak adlandırılan bu devletin kurucuları olarak kendi Kağanlarının yönetiminde yaģayan Kırgızlar, Göktürk ve Uygur kağanlıkları döneminde güçlü bir yapıya sahip olmuģlar; 840 yılında Uygur Kağanlığı nı yıkarak Orhun bölgesini ele geçirmiģlerdir. 924 yılında Çin den kovulan Karahıtayların hücumları üzerine Yukarı Kem (Yenisey) deki yurtlarına dönen Kırgızlar, 1207 yılında Çingis Kağan ( ) ın buyruğu altına girmiģlerdir yılında Moğollara karģı baģlattıkları ayaklanma Çingis Kağan ( ) ın büyük oğlu Coçi tarafından bastırılmıģtır. Kırgızlardan bir kısmının daha X. yüzyılda (belki Karahıtay baskısı sonunda) bugünkü yurtlarına göç ettikleri bilinmektedir. Yukarı Kem (Yenisey) de kalanların bugünkü Kırgızistan a ne zaman geldikleri konusunda ise henüz kesin bilgimiz yoktur. Kırgızlar büyük ihtimalle Büyük Moğol Devleti nin (Çingis Kağan ( ) Devleti) bölünmesi döneminde ya da ondan sonra bugünkü Kırgızistan a göç etmiģlerdir. Bu göçün Altaylar yoluyla olduğu ve bir kısmının da Altaylar bölgesinde kalarak orada yaģamayı sürdürdükleri bilinmektedir. Meselâ Kakas (Hakas) adının, Kırgız adının eski bir yazılıģ ya da söyleyiģ biçimi olduğu ve dolayısıyla bugünkü Hakasların Kırgızların bir bölümü olduğu bilinmektedir. Kırgızlar, XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyılda Rus hâkimiyeti altına girmiģlerdir. Önce Çarlık Rusyası nın sonra da Sovyetler Birliği nin yönetiminde yaģayan Kırgızlar 1991 yılında bağımsızlıklarına kavuģmuģlardır. Bugün Kırgızistan baģta olmak üzere Hakasya, Altay, Tacikistan, Özbekistan, Afganistan, DıĢ Moğolistan ve Doğu Türkistan da yaģamaktadırlar. i) Azlar: Azların, TürgiĢlerin kuzeyinde, Kırgızların aralarında yaģadıkları tahmin edilmektedir. Göktürkler zamanında Kırgızlara yakın komģu olarak yaģamıģlardır. 715 yılında Azlar, II. Göktürk devletine karģı isyan etmiģlerdi. Kültekin, Karlukları mağlup ettikten sonra, Az boyunun üzerine yürüdü, Karagöl de yapılan savaģta Azların Ġlteberini yakalayıp halkını da mahvetmiģtir 28. j) Çikler: Göktürkler zamanında Kem (Yenisey) ırmağının kuzeybatısında Kırgızlara ve Azlara komģu olarak yaģayan Çikler, daha sonra Uygurlara tâbi olmuģlardır. Kitabelerde 709 yılında ilk defa adlarından bahsedilen Çikler, Kırgızlara yakın bölgede Yenisey civarında yaģıyorlardı. Bilge Kağan, onlar üzerine sefer 28 TaĢağıl, Prof. Dr., Ahmet, age.,332. s 12

13 tertiplemiģ ve Örpen adlı mevkiide savaģmıģtı. Neticede devlete bağlanmıģlardı. X. Asırda ortaya çıkan ĠrtiĢ Irmağı yakınlarındaki Kimeklerin, Çiklerin devamı olduğu düģünülmüģtür 29. k) Ġzgiller: Göktürkler devrinde yaģadıkları bilinen Ġzgillerin daha sonraki tarihleri hakkında bilgi bulunmamaktadır. l) On Oklar: 552 yılında Göktürk Kağanlığı nı kuran Bumın Kağan, kardeģi ĠĢtemi Kağan ın emrine 10 Türk beyi ve bu beylere bağlı boyları vermiģ, onları batı ülkelerinin fethi ile görevlendirmiģtir. Bu on boya On Oklar denilmektedir. On Oklar aynı zamanda Batı Göktürkleri olarak da anılmıģtır. Doğu Göktürkleri On Okları hâkimiyetleri altına aldılar 30. TürgiĢlerin ve Peçeneklerin, On Oklardan olduğu bilinmektedir 31. X. yüzyılda Talas vadisinde Türkmen adını taģıyan bir kavim vardı ki, bunun Ġslâmiyeti kabul eden ilk Türk kavmi olduğu anlaģılıyor. Oğuzlardan ayrı olan bu Türkmenlerin de On Okların kalıntılarından olması muhtemeldir 32. Bunun gibi, TürkiĢlerin yani On okların bugünkü Türkmenlerin dayandığı boy olarak düģünenler 33 de bulunmaktadır. Yazıtlarda doğal olarak daha çok kendi çevresi ve temasta olduğu halklar geçmektedir. Ancak, Uygur adının 1 kez geçmesine rağmen bazı kayıtlarda Çin kavmi olarak bildirilen Tabgaç ın 36, Kıtay ın ise 11 kez geçmesi bizi düģündürmüģtür. Ancak, KaĢgarlının Tawgaç izahı bize Uygur = Tawgaç olduğunu açıkça göstermektedir: Tawgaç: Maçin in adıdır. Burası, Çinden dört ay uzaktadır. Çin, aslında üç bölüktür: Birincisi Yukarı Çin dir ki, doğudadır; buna Tawgaç derler. Ġkincisi Orta Çin dir; burası Xıtay adını alır. Üçüncüsü AĢağı Çin dir, Barxan adı verilir; bu, KaĢgardadır. Lakin Ģimdi Maçin, Tawgaç diye tanınmıģtır. Xıtay ülkesine de Çin denilmiģtir. Tawgaç: Türklerden bir bölüktür. Burada otururlar; bu sözden alınarak, bunlara Tat Tawgaç denir, Uygur demektir; Tat tır, Çinli dir. Bu Tawgaç tır. Tat Tawgaç: Bu sözdeki Tat kelimesinden Farslılar, Tawgaç kelimesinden de Türkler murat edilir 34. Yazıtlarda Uygur yerine eģ kullanımı olan Tawgaç kelimesinin tercih edildiği anlaģılmaktadır. 29 TaĢağıl, Prof. Dr., Ahmet, age., 335.s 30 Sümer, Prof. Dr., Faruk, age., 293.s 31 Baykara, Prof. Dr., Tuncer, Türk Kültür Tarihine BakıĢlar, Atattürk Kültür Merkezi Yay., Ankara, 2001, 234.s 32 TaĢağıl, Prof. Dr., Ahmet, age., 294.s 33 Gündoğdu, Prof. Dr., Abdullah, Türkmenler TürgiĢler miydi?, Orta Asya da Ġslâm Medeniyeti, II. Uluslar arası Sempozyumu, Ekim 2012 BiĢkek, Kırgızistan 34 Ġnayet, Prof. Dr. Alimcan, a.g.e., s 13

14 Netice itibarıyla Orhun Yazıtlarında geçen Türk kelimesi aynı genetik hafızaya sahip boylardan birinin doğrudan adı olarak kullanılmaktadır. Her ne kadar doğrudan bir boy adı olarak geçmekte ise de özellikle, TürkiĢ, Oğuz, Kıpçak vb. boyların da Türk ten oldukları belirtilmektedir. O dönemde doğrudan bir boy adı olarak kullanılan Türk adı o dönem itibarıyla üst kimlik adı olarak kullanılmaya baģlanmıģtır düģüncesindeyiz. 3. KaĢgarlıya Göre Türk KaĢgarlı Mahmud, 9 Ocak 1071 de Divân-ı Lûġat-it Türk adlı eserini bitirip Bağdat halifesi el-muktedî bi- Emrillah a sunar. bu kitabın 177. sayfasında, Ġbni Ebiddünya nın kitabından nakledilen kudsi hadiste ne deniyor: Benim bir ordum vardır; onları Türk diye adlandırdım ve doğuya yerleģtirdim... Anlamayanlar için Arapçasını yazıyorum: Liye cunden semmeytuhum et-turk ve eskentuhum el-maģrık... Hadisi aktardıktan sonra KâĢgarlı Mahmud Ģöyle diyor: Bu, diğer bütün insanlara karģı, onlar için bir üstünlüktür; çünkü onların adını bizzat O (celle ve azze) vermiģtir. BaĢka hiçbir kavme Allah tarafından isim verilmediğini söyledikten ve Türklerin birçok meziyetini saydıktan sonra KâĢgarlı Ģöyle devam eder: Onlardan biri için de Türk denir; hepsi için de. Kimsin anlamında kim sen denir; Türküm anlamında Türk men diye cevap verilir. 35 Orhun Yazıtlarında, Türk boylarının zikrediliģleri nasılsa KaĢgarlı da da benzeri bir ifade tarzını görmek mümkündür. Ancak, KaĢgarlı bazı kelimeleri örneklendirirken mukayese sırasında Oğuzlar-Kıpçaklar Böyle kullanır, Türkler-öbür Türkler ġöyle der ifadeleriyle Türkleri diğerlerinden ayırt eder. Diğer bir deyiģle Beçenek, Basmıl, Bulak, Çaruk, Çomul, EdhgiĢ, Karluk, Kay, Kıfçak, Kırkız, Küçet, Oğrak, Oğuz, Uygur, Tarbın, Tengüt, Yabaku, Yağma nasıl bir boy ise asıl Türkler- öbür Türkler de bir müstakil boydur. Ancak, KaĢgarlı bu Türkleri diğerlerinden ayırt eder. TürkiĢ ve Oğuz u Türk ten sayan Orhun Yazıtlarındaki anlayıģ Türk ü farklı gören ifade tarzını KaĢgarlı da da görmekteyiz. Yukarı satırlarda da bahsettiğimiz gibi KaĢkarlının Türk Yarlıgayası Nuh un oğlunun adıdır. Bu Tanrı nın Nuh oğlu Türk ün oğullarına verdiği bir addır 36 ifadesinde de görülmektedir.. KaĢgarlı Türk ülkesini Rum diyarından ve Özçent ten Çin e kadar uzanır. Uzunluğu beģbin fersah eder, eni üçbin fersahtır; hepsi sekizbin fersah eder 37 diye tanımlar. Yani bugünkü tabirle Anadolu dan Çin e kadar olan bir ülkeyi tarif eder. 35 Ercilasun, Prof. Dr. Ahmet Bican, Ne zamandan beri Türk üz, 29 Haziran 2011, Yeni Çağ Gazetesi 36 Atalay, Besim, Divân-ı Lûġat-it Türk Tercümesi, TDK Yayınları, C.I, 1986, Ankara, 350.s 37 Atalay, Besim, age., C.III. 150.s 14

15 Burada dikkat çeken bir husus vardır o da Özçent Ģehridir. Tarifte merkez olarak alınmıģtır. Bugün Türkiye topraklarını tanımlayacak olsak Edirne den Ankara ya, Ankara dan Kars a kadar diye söyleyebiliriz. Burada nasıl Ankara merkez ise KaĢgarlı da da Özçent merkez alınarak tanımlanmıģtır. Özçent ~ Özkent: EdgiĢ boyunun yerleģtiği bir Ģehirdir. Özkent ile KaĢgar arasında Kavak-art diye bir yer vardır. Yabaku Suyu da Özkent ile Fergana yı böler. Ayrıca Divan da bir not daha düģülmüģtür ki, ġaģ a yani TaĢkent e de Özkent deniliyor. Yine Divanü Lûgat-it-Türk ün bir Özkend maddesi daha vardır ve Fergana için kullanıldığından bahsedilir. Fergana ve ġıknı ahalisinin sık sık bukuk denilen bir hastalığa yakalandığı da vurgulanır. Diğer Ġslam kaynaklarına baktığımızda da büyük Ģehrin yanında bir dağ olduğunu ve burada toplanan pek çok suyun aktığını, surlarının mevcut olduğu anlaģılıyor. Öyle görünüyor ki, birbirine çok yakın bulunan Fergana ve TaĢkent bölgesi zaman zaman ortak adlarla anılmıģlardır. Burası, bugünkü Kırgızistan ın Karasu ilinin hemen doğusundaki Özgen e karģılık gelmektedir 38. Bu yerleģim alanı bizim çalıģmamıza konu olan Türklerin yoğun olarak yaģadıkları daha doğrusu merkezleridir diyebiliriz. KaĢgarlı nın Divan da bazı kelimeleri örnek verirken asıl Türkler, öbür Türkler diye ayırt etmeye çalıģtığını görmekteyiz. Tahsin Banguoğlu 39 ve Agop Dilaçar 40 bu delilleri kullanarak Halis Türkçe, Asıl Türkçe gibi terimlerin neler olabileceği hakkında fikir yürütmüģlerdir. KaĢgarlı nın asıl Türkler olarak ayırt ederek fonetik farklılıkları gösterdiği örnekler Ģunlardır: # y sesi: KaĢgarlı asıl Türkler yetti, yigde, yundum, yogdu, yincü, yelkin, yılık 41, Oğuzlar çetti, cigde, çundum, cogdu, çincü, elkin, ılık 42 derler diye ifade eder. Bu ifadeden asıl Türkler / öbür Türkler # y Oğuzlarda ise # y yerine # ç, # c, #ø olur hükmü çıkar. d / sesi: KaĢgarlı, Türkler bedrem 43, adrık 44, Oğuzlar, beyrem, ayrık derler, Bulgar, Suvar, Kıfçak boyları z söyler, öbür Türkler adak, bunlar azak derler 45 ifadesiyle Eski Türkçe kelime kökü d/ sesinin Türklerde d /, Oğuzlarda y /, diğerlerinde z / olduğunu anlatır. 38 Gömeç, Sadettin, Divanü Lûgat-it Türk de Geçen Yer Adları (Location Names in Divanü Lugat-it Türk), H.Ü. II. Türkiyat AraĢtırmaları Sempozyumu. KaĢgarlı Mahmud ve Dönemi, Mayıs, Ankara Banguoğlu, Prof. Dr. Tahsin, Uygurlar ve Uygurca Üzerine, TDAY Belleten 1958, TDK Yayını, Ankara, s: Oğuz Lehçesi Üzerine, TDAY Belleten 1960, TDK yayını, Ankara, s 40 Dilaçar, Agop, Türk Lehçelerinin Meydana GeliĢinde genel Temayüllerin KoyulaĢması ve Körlenmesi, TDAY Belleten 1999, TDK Yayını, Ankara, s 41 Atalay, Besim, age., C.I, 31.s, C. II, 314.s, C.III. 30.s 42 Atalay, Besim, age., C.I, 32.s, C. I, 417.s, C.II. 314.s 43 Atalay, Besim, age., C.I, 484.s 44 Atalay, Besim, age., C.I, 98.s 45 Atalay, Besim, age., C.I, 32. s 15

16 Orta Türkçe de, Karahanlı ve Harezm yazı dillerinde Eski Türkçe d/ sesi (interdendal d/) olarak korunmuģtur. Bu korunma Oğuz Kağan Destanında ve karıģık dilli eserlerde de (bilinmeyen Orta Asya Türk yazı dili) bulunmaktadır, Çağatay ve Eski Azeri Türkçesinde d / > y / olmuģtur. YaĢayan Türk lehçelerinde Eski Türkçe d/ sesi Yakut t/, ÇuvaĢ r/, Tuva d/, Hakas d/-, z/ diğer Türk lehçelerinde ise y/ 'dir. -g -, g :KaĢgarlı Mahmud, D.L.T'de kelime ortası - g - ve ek baģı g sesinin Oğuzlarda düģtüğünü Ø çomguk / çomuk, kulgak / kulak, kazgan / kazan, kergek / kerek, tamgak / tamak kelimelerinin mukayesesini yaparken gösterir. Orta Türkçede - g - sesi Eski Anadolu Türkçesi hariç diğerlerinde korunur. YaĢayan Türk lehçelerinde umumiyetle Kuzey-Batı Kıpçak grubunda ve ek baģlarında Hakas Türkçesinde görülür. # t :KaĢgarlı Mahmud, Türkler takı, tewey / tiwiy derler Oğuzlar dakı, deve derler, ifadesiyle Eski Türkçe # t sesinin Oğuzlarda #d olduğunu göstermekle birlikte, diğer #t sesi ile baģlayan kelimelerin tamamında Oğuzca'da #t'nin muhafaza edildiğini görürüz. Orta Türkçe'de, Eski Anadolu Türkçesinde ve Çağatay Türkçesinde #t > #d değiģikliği görülür. Karahanlı ve bilinmeyen Orta Asya Türk lehçesinde #t sesi muhafaza edilmektedir. YaĢayan Türk lehçelerinde Eski Türkçe #t sesi, Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Gagauz Türkçesi gibi Oğuz grubu Türk Lehçeleri ile Tuva Türkçesinde #t> #d olur, Yeni Uygur Türkçesinde ince dar vokal yanında #t > ç olur. Diğer Türk lehçelerinin tamamında korunmaktadır. D.L.T'de, KaĢgarlı Mahmud'un mukayese yapmak için vermiģ olduğu kelimeler arasında morfolojik açıdan en önemli örnek ise fıilden isim yapan - gııçi ekidir. KaĢgarlı Mahmud Türkler tutguçı 'tutucu', satguçı 'satıcı', suwgarguçı 'sulavıcı' derler, Oğuzlar suwgardaçı derler 46 diye ifade etmektedir. -guçi, fiilden isim yapım eki bugün yaģayan Türk lehçeleri arasında Kırgız ve Uygur Türkçelerinde mevcuttur. D.L.T'de KaĢgarlı Mahmut'un öbür Türkler / Türkler veya baģka Türklerde kullanılır diye verdiği kelimeler Ģunlardır. KaĢgarlı burada özellikle leksikolojik farklılıkları göstermekte Türkleri ayrı bir yere koymakta, Türklerin dıģında ama Türklerle bağlantılı olan Oğuzları ve diğer boyları farklı bir yere koymaktadır. Verdiği örnekler leksikolojik ayrım ölçütleridir. 46 Atalay, Besim, age., C. II, 256. s, 259. s 16

17 Türklerde / Öbür Türklerde Oğuzlarda arı yagı 'bal' bal ayak tabak, kap kacak bardım 'vardım' bardam beçkem 'alamet, iģaret' perçem bi 'kısrak' böğ 'bir çeģit örümcek çaçır 'çadır' çaģır çığla- ölçmek' çık- 'çıkınak' taģıkeke 'büyük kız kardeģ' eze emgen- 'zahmet çekmek' epmek 'ekmek' ekmek erik 'yaban koyunu' izlik 'çarık' kata- çevirmek' kaytarkayır 'kaba topraklı yer' kum kıl- 'kılmak' etkémi 'gemi' kemi merdek 'ayı/ domuz yavrusu' nelük 'niçin' öḏleg 'öğle vakti' öyle sırt 'kalın kıl' 17

18 Ģük tur- 'sakin durmak' tarıg 'darı' darı tengelgün 'dölengeç kuģu' tengelgüç tılak 'kadınlık organı' tın 'sus' tın konuģ- tevey 'deve' devey/deve ügi 'baykuģ' ügi ügür 'darı' üstem 'kemer tokası' saḫt yemet 'evet' evet yıḏıg 'üzerlik otu' yüzerlik yilik 'ilik' ilik yok 'yok' degül D.L.T'de KaĢgarlı Mahmud, Oğuzca, Türkmence, Yabakuca, Çiğilce, Hakanice, Kençekçe gibi diyalektlere ait söyleniģ özelliklerini verirken Türkler, öbür Türkler, baģka Türkler söyleyiģini de kullanılmıģtır. KaĢgarlı Mahmut'un ifade ettiği Türk boylarının yanında, doğrudan Türk adıyla anılan bir boyun da olduğunu düģünebiliriz Türk tipolojisi Ġnsan tiplerini belirleme ve ayırt etme yöntemi de diyebileceğimiz bu bölümde Türk tipolojisi hakkında bilgi vermeye gayret edeceğiz. Ancak, bundan önce genel olarak ırk, insan ırkları ve tiplendirmeleri hakkında durmak istiyoruz. Irk tiplemelerinde değiģik ölçütler kullanılmaktadır. Biri, insanların deri ve saç yapısına göre, öteki de kafatası yapısına bakılarak ırk guruplarına ayrılmasıdır. Kafatasına göre gruplandırmada, kafanın tepeden bakıldığında görülüģü esas alınır. Kafatası yapısı esas tutularak yapılan gruplandırma üç sınıftan oluģur: 47 Doğan, Doç. Dr. Ġsmail, age., 237 s. 18

19 1 ) Dolikosefal (uzun kafa) 2) Brakisefal (kısa kafa) 3) Mezosefal (orta kafa) Kafatasının uzunluğu 100 cm ise geniģliğe oranı 75 cm den aģağı olan tipteki kafalara dolikosefal (yâni uzun kafa), oran 80 cm den yukarı ise brakisefal (yâni kısa kafa), bunların ortalaması olan gruba da mezosefal (orta kafa) adı verilir. Irklara göre ayrılıklar, kafa yapısı, yüz, dudaklar ve gözler, boy, saç ve deri rengi karakteristikleriyle kendini belli eder. Dünyada yaģayan belirli insan tipleri aģağı yukarı aģağıdaki gibi sıralanmaktadır. 1. Australoid -Avustralya yerlileri ve Hindistan ın güney kesimlerinde yaģayanlar bu guruba girerler. Saçlar dalgalı, burun düz, ten rengi koyudur. Çene yapısı çıkıktır. 2. Negroid -Negro (zenci) ırkın en belirgin karakteristiği tenin rengi, saçın kıvırcıklığı, burnun yassılığıdır. 3. Mongoloid -Moğollar, Çinliler, Japonlar, Eskimolar ve Kırmızıderililer bu ırk gurubuna girerler. Saçları siyah, elmacık kemikleri çıkık, göz kapakları ĢiĢkincedir. 4. Nordik -Uzun boylu, sarıģın, genellikle mavi gözlü olurlar. Kuzey Avrupa kökenlidir. Sonradan bütün dünyaya yayılmıģlardır. 5. Akdeniz Gurubu -Ġskoçya dan Ġtalya ya Kuzey Afrika dan Hindistan a kadar olan çevrelerde yaģayanların büyük bir kısmı bu guruba girer. Orta boylu, uzun baģlı, dar yüzlü ve koyu renk gözlü olurlar. 6. Alpin Tip - Kısa boylu, geniģ baģlı ve düz saçlıdırlar. Fransa da, Orta Avrupa da ve Rusya da yaģayanların büyük bir bölümü bu tipe dahildir konusudur. Bu tasnifin dıģında aģağıdaki örneklemede olduğu gibi iskelet yapılarına göre de bir tipleģtirme söz 1. Kafkas ırkı (Caucasoid): Kafkasya, Akdeniz, Kuzey ve Doğu Avrupa, Kuzey Afrika, Anadolu ve Hindistan bölgesini kapsıyor. Karakteristik özellikler arasında düz yüz, yüksek alın, ince dudaklar, dar ve öne çıkık burun, dalgalı saç, yüz ve vücutta yüksek kıl oranı, beyaz-kahverengi arası cilt rengi sayılıyor. 2. Moğol ırkı (Mongoloid): Çin, Japon, Eskimo, Ainu ve Amerika yerlilerini (kızılderilileri) kapsıyor. Karakteristik özellikler arasında sarı deri rengi, yüz ve vücut kıllarında seyreklik, yuvarlak yüz, çıkık çene kemikleri, az geliģmiģ kaģ kemerleri, basık burun ve yüz, kısık gözler, ĢiĢkin göz kapakları, düz siyah saçlar sayılıyor. Bir diğer belirgin özellik, erkek ve kadınların dıģ görünüģlerinin, diğer ırklara kıyasla daha fazla birbirine benzemesi. 19

20 3. Kongo ırkı (Congoid): Zencileri ve Afrika pigmelerini (kısa boylu ırkları) kapsıyor. Karakteristik özellikleri çok koyu deri rengi, kıvırcık saçlar, seyrek kıllılık, dar bir baģ, ileriye çıkık üst çene, geniģ burun, kalın dudaklar, az geliģmiģ çene ve dar kalça kemeri. 4. Capoid ırk: Congoidler dıģındaki Afrika ırklarını kapsıyor. Çok uzun boy, kahverengi-siyah arası deri rengi ve özellikle kadınların kalçalarında yüksek oranda yağ toplanmasıyla karakterizeler. Bu ırkın en tipik örneği de BuĢmanlar. 5. Avustralya ırkı (Australoid): Avustralya baģta olmak üzere çevre adalarda yaģayan ırkları kapsıyor. Çok farklı coğrafyalarda yaģamaları nedeniyle ortak özelliklerini saymak diğer ırklara göre daha zor. Ancak, açık deri rengi ve geniģ burun, en temel tanımlayıcı özellikleri. Bu araģtırmalar Atatürk zamanında da Türk tipini ortaya çıkarmak maksadıyla yapılmıģtır. Mehmet Tevfik, Samih Rifat, Yusuf Akçura ve arkadaģları tarafından hazırlanan Türk Tarihinin Ana Hatları 48 adlı eserde de bazı tespitler yapılmıģtır. Kitabın o tarihlerde Türk kimliği ve ırkı hakkındaki dünya milletlerinin görüģleri gerçekler arasındaki farklılıkları ortaya koymak için zaruretten kaleme alındığı anlaģılmaktadır. Eserin giriģ kısmında yazılan Bu Kitap Niçin Yazıldı baģlıklı açıklamadan bazı bölümleri burada vermek istiyoruz.. Bu kitap, muayyen bir maksat gözetilerek yazılmıģtır. ġimdiye kadar memleketimizde neģrolunan tarih kitaplarının çoğunda ve onlara mehaz (kaynak) olan fransızca tarih kitaplarında Türklerin dünya tarihindeki rolleri Ģuurlu veya Ģuursuz olarak küçültülmüģtür. Türklerin, ecdat hakkında böyle yanlıģ malûmat alması, Türklüğün kendini tanımasında, benliğini inkiģaf (geliģtirmesinde) ettirmesinde zararlı olmuģtur. Bu kitapla istihdaf (hedef) olunan asıl gaye, bugün bütün dünyada tabiî mevkiini istirdat (ele geçiren) eden ve bu Ģuurla yaģayan milliyetimiz için zararlı olan bu hataların tashihine (düzeltilmesine) çalıģmaktır, aynı zamanda bu, son büyük hadiselerle ruhunda benlik ve birlik duygusu uyanan Türk milleti için millî bir tarih yazmak ihtiyacı önünde atılmıģ ilk adımdır. Bununla, milletimizin yaratıcı kabiliyetinin derinliklerine giden yolu açmak, Türk deha ve seciyesinin esrarını meydana çıkarmak, Türkün hususiyet ve kuvvetini kendine göstermek ve millî inkiģafımızın derin ırkî köklere bağlı olduğunu anlatmak istiyoruz: Bu tecrübe ile muhtaç olduğumuz o büyük millî tarihi yazdığımızı iddia etmiyoruz, yalnız bu hususta çalıģacaklara umumî bir istikamet ve hedef gösteriyoruz. 48 Afet Hf., Megmet Tevfik, Samih Rifat, Akçura, Yusuf, vd., Türk Tarihinin Ana Hatları, (Latin Alfabesi ve Türkiye Türkçesine aktaran Sefer yavuz Aslan) Devlet Matbaası, 1930, Ġstanbul 20

21 Ġkinci bir maksadımız da kâinatın teģekkülüne, beģerin zuhuruna ve beģer hayatının tarihî devirlerden evvelki mazisine dair, yakın zamanlara kadar itibarda bulunan yanlıģ telâkkilerin (bilgilendirmeler, anlayıģlar) önüne geçmektir. Yahudilerin mukaddes saydıkları efsanelerden çıkan bu telâkkiler membalarının tenkidi ile ve son zamanların ilmî keģifler ile artık tamamen kıymetini kaybetmiģtir. Tenkidi tarihe ve tabiî ilimlere dayanılarak kurulan faraziyeler elbette uydurma haberlerinden daha ilmîdir, iģte bunun içindir ki, kitabımızda beģerin tarihine girmeden önce kâinat, dünya ve insan hakkında zamanımızın ilme müstenit (dayanan) nazariyelerini nakil ve izah ettik ve bunu yaparken, batıl fikirlerden sıyrılarak, tarihî Ģeniyeti (gerçekliği) kavramaya çalıģtık. Bu kitap, halkımız ve bilhassa gençliğimiz için yazıldı ve buna binaen Türklerin dünya tarihindeki rolleri ve hilkat nazariyatı (yaratılıģları) ile iktifa (yetinilmedi) olunmadı; okuyanlara umumî bir levha halinde beģer tarihinin ırkımızla yakından alâkalı bazı kısımları da muhtasar (özet) olarak gösterildi; fakat, Türk âleminden uzak kalan kavimlerin tarihlerinden bahse lüzum görülmedi. Gaye ve plân böyle olunca, asıl maksadımızı teģkil eden Türklerin beģer (insanlık) tarihindeki, özellikle bu tarihin en eski ve eski devirlerindeki rollerinden gayri mevzularda ayrıca tetkiklere giriģilmedi. Türklerin cihan tarihinde rolleri mevzuuna gelince, cihan tarihine dair en son zamanlarda garpta yazılıp neģrolunmuģ sentetik tabii olmayan, uydurma) kitapların verdikleri mutalarla bazı lisanı tetkikler karģılaģtırılıp muhakeme olunarak vasıl olunan neticeler tespit olundu. Mehaz (kaynak) olarak bilhassa fransızca kitaplar alınmıģtır. Zira memleketimizde münteģir (yaygın) tarihî nazariyelerin hemen cümlesi fransızca mehazlerden muktebes (tamamına yakını Fransızca kaynaklardan alıntılar) olduğu cihetle bu yanlıģ telâkkilerin yine Fransız âlimlerinin bize verdikleri ilmî mutalar (veriler) ve delillerle tashihi (düzeltilmesi) tercih olundu. Bu kitapla, doğru görmeye, eyi düģünmeye alıģtırmak istediğimiz insanlar Türklerdir. Türklerin yanlıģ görüģlerden, hatalı düģünüģlerden bir an evvel kurtulması baģlıca emelimizdir. Bunun içindir ki, esas fikirlerimizi biran evvel yaymak istedik. Muhtelif lisanlarda yazılmıģ mütenevvi vesikaların (çeģitli belgelerin) ve baģka türlü membaların (kaynakların) araģtırılmasını atideki mesaiye (gelecekteki çalıģmalara) bıraktık. Bahsi geçen eserde ırkların tasnifi hakkında Ģu görüģlere yer verilir: Ġptidaî (ilkel) ırklar zamanla birbirleriyle çok karıģmıģ, yeni yeni bir takım mürekkep (birleģmiģ) ırklar vücuda gelmiģtir. Bununla beraber, bütün uzviyet (organizmalar) âleminde olduğu gibi insan zümreleri arasındaki ihtilât ve tesalüpler (karıģmalar ve zıtlıklar) ne kadar kuvvetli olursa olsun, aynı iklimin daima ayni evsafı (özelliği) meydana çıkarmaktaki tesiri, belli baģlı bazı ırk gruplarının ve gruplar arasında mutavassıt (aracı) bazı küçük zümrelerin seçilmesini (ayırt edilmesini) icap ettirmiģtir. 21

22 a) Baykal gölü havalisinden baģlayarak Altaylar ve Orta Asya dan itibaren Hazar denizi ve Karadeniz havzaları ile Adalar denizi ve Tuna boylarına kadar olan geniģ sahalar, binlerce ve binlerce senelerden beri alelûmum (genellikle) beyaz renkli olan Türklerle meskûndu (yerleģikti). ġimalî Asya ve Avrupa kıtalarında da beyaz insanlar sakindir. Fakat bu beyazlık derecesinin kutuplara yaklaģtıkça ve Asya nın Ģarkına ve cenubuna indikçe beyaz ve esmere doğru değiģtiği yerler vardır; binaenaleyh beyaz ırk ikinci derecede iki veya üç ırka daha inkısam (bölünebilir) edebilir. Sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu insanlar, ekseriyetle bu ırkta görülür. b) ġarkî Asya da baģka bir grup hâkim görülmektedir. Bu grubu teģkil eden insanların ekseriya derisi sarı, saçları siyah ve sert, boyları kısadır; bu gruba Avrupalılar, Mongol ve Mongoloit ırkı diyorlar. Bugünkü Moğolistan, Çin, Hindi Çinî ve onun cenubundaki Adalar, Japonya sekenesi (yerlileri, sakinleri) bu ırktan addolunuyor. Mongoloit ırktan insanlar Amerikaya da geçmiģlerdir. c) Afrika da siyah ırk hâkimdir. Hindin otokton (yerli) ahalisi de siyah renkli idi. d) Amerika da kırmızı renkli insanlar vardır. BeĢeriyeti bu veçhile, mahza renk esası üzerine ırklara ayırmak doğru değildir. Çünkü insanlarda renk ancak hali hayatta bulunmuģ olması ile müģahede olunur; hâlbuki insan ırklarının mazisini ve ırkların tahavvülât (değiģmeleri) ve tekemmülâtını (olgunlaģmasını) meydana çıkarabilmek için yaģayanlardan ziyade, arzın tabakaları altında bulduğumuz insan fosilleri üzerinde tetkikat yapmak lâzımdır. Ġnsanın tabiî tarihinin tetkikine mevzu olan bu bakiyeler ise, bittabi renkten mahrumdur. Irkların dünya yüzünde her mıntıkada, karma karıģık bir halde yerleģmiģ oldukları görülmektedir. Binaenaleyh ırkî hakikatler beģer grupları arasındaki iskeletlerden çıkarılan fizikî farklarla meydana çıkar. Bu farklar Ģunlarda aranır: 1 Kafatasının ve çehrenin Ģekli; 2 Boy. Mühim olan ırkî "farika farklılık, kafatasının Ģekli, hassaten uzunluğu ile geniģliği arasındaki nispettir. Aynı asıldan gelmiģ olmaktan doğan bu irsî farika (farklılık) her türlü tesire en çok mukavemet (direnç gösterir) eder ve yalnız ırkların ihtilâfı neticesinde, yine irsî olarak, tadile uğrar. Bu farikadır ki dünya üzerinde birbirini takiben gelmiģ ve tarihi yapmıģ olan insanlar arasında esaslı bir fark tesis etmiģtir. Burada bir nokta hatıra gelir: Aralarında bugün esaslı farklar bulunan muhtelif ırklardan her biri ayrı ayrı menģelerden mi gelmiģtir, yoksa hepsinin menģei ayni bir ırk mıdır? Bu farklar sonra mı hâsıl (ortaya çıktı) oldu? 22

23 Gerçi bu mesele henüz hallolunmamıģtır. Ancak, Ģunu beyan etmeliyiz ki, ırklar arasında bugün görülen farkların, tarih nokta-i nazarından ehemmiyeti pek azdır. Filhakika (gerçekten), kafatasının Ģekli ırkların tasnifi için, tamamen esasî bir farika olduğu halde içtimaî hiçbir manası yoktur. Bunun sebebi Ģudur: kafatası değiģmiyor yahut güç ve geç değiģebiliyor. Fakat onun içindeki en asıl uzuv, dimağ değiģiyor. Kafatasları baģlıca iki esaslı Ģekil arz eder brakisefal ve dolikosefal. Türk ırkının kafatasları Ģekli ekseriyetle brakisefal'dir. Kafatasının, yanında, yüz, burun ve çehrenin Ģekilleri de nazarı dikkate alınır. Bazı insanların, yüzleri uzun, bazıları kısa olur. Bu iki tip yüz hem brakisefal ve hem de dolikosefalde bulunabilir. Ġnsan yüzleri: kısa-geniģ ve dar-uzun olabilir. Uzun bir yüz geniģ bir kafatası ile birleģmiģ olursa, veyahut kısa bir yüz uzun bir kafatası ile birleģirse biçimsiz olur; ahenksizlik göze çarpar. Çehrenin, daha iki hususiyeti dikkati caliptir (çekicidir): Burnun ve çenenin Ģekilleri. Burnun sivri, uzun, yassı, büyük, küçük, doğru, kıvrık bir takım Ģekilleri vardır. Çenenin Ģekli de diģlerle beraber çehrenin cephesine nazaran düz veya ileri doğru çıkık olabilir: düzgün çene ve çıkık çene. Ġnsanlar, boylarının uzunluklarına, kısalıklarına göre de ırklarına, nispetlerini ifade ederler: yüksek boylu, orta boylu ve kısa boylu ırklar vardır. Ġnsanlarda ve iskeletlerinde, görülebilen ve ölçülebilen daha birçok Ģey vardır ki, bunların kâffesi insanın tabiî tarihini tetkik eden âlimler tarafından nazarı dikkate alınır. Meselâ, gözlerin Ģekli, yüzdeki vaziyeti, muhtelif ırklar arasında mühim farika teģkil eder- Bu son esaslara göre ırkın tarifi Ģöyle olabilir: Irk aynı kandan gelen ve cismen birbirine benzeyen insanların gösterdiği birliktir. Türk ırkı hakkındaki bilgiler ise Ģöyledir: Türk ırkı, dünyada insan cemiyetlerinin tahavvüllerini (değiģimlerini), terakkilerini (ilerlemelerini), milletlerin sureti teģekküllerini tetkik ederken coğrafî muhitin ehemmiyetinin yanında ırk meselesi de bazı noktalardan oldukça ehemmiyetli bir surette dikkati celbeder. Irk mefhum ve tarifi bugüne kadar birçok münakaģalara (tartıģma) ve birbirine zıt mütealalara (hükümlere, kanaatlere) mevzu (konu) olmuģtur. Bazı müellifler ırkları lisanlara veyahut renklere göre tasnif etmiģlerdir. Hâlbuki muhtelif ırkların tesalübünden (çarpmazından, karıģımından) hâsıl olan bazı kavimlerin müģterek lisanları olduğu gibi aynı ırka mensup olan bazı kavimler de baģka baģka lisanlarla konuģmaktadırlar. Renk taksimine gelince bunun zamanla ve muhit değiģtikçe nasıl ehemmiyetini kaybettiğini ırklar bahsinde izah etmiģtik. Avrupa âlimlerinin beģeriyet'(insanlık) ve beģer (insan) ırkları hakkında verdikleri malûmat hep 23

24 kendi nokta-i nazarlarındandır. Bunlar çok defa ırkları takip ettikleri gayelere nazaran (olmasını istedikleri Ģekilde) tasnif ediyorlar. Filhakika (doğrusu) bugünkü Avrupa nın büyük millet kütleleri doğrudan doğruya bir ırka mensup olmadıkları gibi, bu cemiyetlerin ekserisinde bariz vasıflarını muhafaza etmiģ hâkim bir ırk da mevcut değildir. Bu milletler birbirleriyle aynı kemiyet (nicelik) ve keyfiyette (nitelikte) tesalüp (karıģmamıģ) etmemiģ muhtelif ırkların husule getirdiği (ortaya çıkardığı) yepyeni birer heyettirler. Umumî olarak denilebilir ki inkiģaf (geliģme) ve itilâ (yükselme) ile beģeriyetin (insanlığın) mukadderatına (geleceğine) hâkim olan dimağdır (bilinçtir). Dimağdan murat onun uzvî mahiyeti değil, her nevi tecellileridir. Dimağ üzerinde coğrafî muhitin, bu coğrafî muhitteki içtimaî Ģartların ve irsî vasıfların hiç Ģüphesiz büyük ve ehemmiyetli tesirleri vardır. Bu noktai nazardan (bu bakıģ açısından), aynı asıldan gelen ve bünyevî vasıflaryla birbirine benzeyen insanlar kütlesidir diye tarif edilen ırkların ehemmiyeti (önemi) bir derece tebarüz eder (ortaya çıkar). Tarihin en büyük cereyanlarını yaratmıģ olan Türk ırkı en çok benliğini muhafaza etmiģ bir ırktır. Tarihten evvel ve tarihî devirlerde bu ırk da, iģgal ettiği vâsi mıntıkalardaki (geniģ bölgelerdeki) ve yurtlarının hudutlarındaki komģu ırklarla tesalüp (karıģmıģ) etmiģtir. Bu tesalüplerin (karıģıklıkların) ekserisinde (çoğunda) Türk ırkının bariz (belirgin) ve uzvî dimağ (beynin) eseri olan harsî (kültür) vasıfları hâkim kaldığından bu karıģmalar Türk ırkına kendi hususiyetini kaybettirmemiģtir. Ancak uzun devirlerde ve büyük ekseriyetler içinde ihtilâtlara (karıģıklığa) maruz kalanları temessül (karıģıp) edip isimlerini ve dillerini muhafaza edememiģlerdir. Dimağın en kıymetli mahsulü olan lisan bilhassa Türk ırkının büyük ekseriyetinde tarihî devirlerin husule getirdiği tekâmül silsilesi dahilinde daima ana hatlarını muhafaza etmiģtir. Tarihten evvelki zamanlarda ve tarihî devirlerde ayrı ayrı cemiyetler, medeniyetler, devletler vücuda getirmiģ olan bu büyük ırk mensupları, kuvvetli dimağlarının muhtelif muhitlerde yarattıkları müģterek lisan ve harslarla ve irsî vasıfları ile uzun veya kısa müddetler zarfında yekdiğerine daima müteeesir olmuģlardır. Görüyoruz ki tarihte daima göze çarpan bir birlik arz eden Türk ırkı daima hâkim kalan bariz uzvî vasıflarıyla dimağın en kuvvetli mahsulü olan müģterek lisanlarıyla ve bu lisanla nakledilmiģ olan harsları ile, tarihî müģterek hatıratı ile aynı zamanda bugünkü millet tarifine de uyan büyük bir cemiyettir. Bütün tarihte böyle büyük bir ırkı, bir millet halinde görmek bilhassa zamanımızdaki insan heyetlerinin pek çoğuna nasip olmayan büyük bir kuvvet ve büyük bir Ģereftir 49. Özetle her ne kadar, kafatası, boy, kulak, burun ya da iskeletten hareketle ırk tiplemeleri yapılabilmekteyse de asıl olan kafatası içerisinde olan beyin ve onun ürünü olan dil, kültür, ırkların esasını oluģturur. Bugünkü 49 Afet Hf., Megmet Tevfik, Samih Rifat, Akçura, Yusuf, vd., age., s 24

25 deyiģle renk, boy, kafatası yapısı, kulak, çene ölçüleri ne olursa olsun (kısmi olarak mukayese ölçütü olmakla birlikte) ırkını ayırt eden asli özellik değildir. Irkları ayırt eden dil, kültür ve kan bağıdır yani genetik özelliklerdir. Afet Ġnan ın yapmıģ olduğu doktora tezinde, Türklerin yalnız kafatası ölçüleri üzerine değil, boy ortalamaları, cilt-göz-saç renkleri ve göz kapağı çekikliği gibi yirmi kadar fiziksel antropolojik özellikleri üzerine çalıģmalara dair bilgiler yayınlandı 50. Cumhuriyet döneminde benzeri çalıģmalar yapıla gelmiģtir 51. Eskiden beri Türk tarihçileri veya bilim adamları, kendi zevklerine ve hayallerine göre Türk ü tarif etmiģlerdir. Üniversitelerin Tıp Fakültelerinin Morfoloji bölümlerindeki çalıģmaların gazetelere yansıyan yönleri ile Türk tipinin ortak bir özelliği olmadığı anlaģılmaktadır. Sonuç olarak Türk, belirli ve kesin bir fizik özelliğine sahip değildir 52. Türk ü fiziki ölçütlerle sınırlamak, rengine, boyuna, kulağına göre tanımlamak mümkün değildir. Türk, genetik vasıflarını dil, kültür, medeniyet ölçülerinde taģıyan, temasta bulunduğu bütün ırklara bu yönlerde önderlik eden bir genetik, kan bağı olan topluluktur diyebiliriz. Önemli olan hissetmek ve hizmet etmektir. 5. Türklerin ana vatanı Türklerin Ana vatanı neresi idi? Sibirya ormanları mı idi? Altay dağları Ergenekon mu idi? Türklerin ana vatanları konusunda muhtelif görüģler bulunmaktadır. Tarihçiler, umumiyetle Çin kaynaklarından hareketle Türklerin ilk yurdunu Altay dağlarının etekleri olarak göstermektedirler. Sanki Altay Dağlarının eteklerinde bir Türk kaynağı var burada bir at bir Türk çıkıyor ve bu kaynak hiç kesilmeden Asya nın ve Avrupa nın değiģik bölgelerine göç gönderiyor. Böyle bir Ģey mümkün mü? Tek kaynaktan dünyanın dört bir yerine giden Türkler? Kimi araģtırmacılar Tüklerin anavatanı olarak, iç Asya nın kuzey bölgelerini, Kingan dağlarını, Altay- Kırgız bozkırlarını göstermektedirler. Bu Türklerin MÖ yıllarında Mezopotamya da yaģayan Sümerlerlerle iç içe veya komģu olarak yaģamaları gerekmekte; eldeki veriler onu gösteriyor 53. Yine bu Türkler, MÖ yıllarında Ġtalya nın kuzeyinde Etrüsk medeniyetini kuran halkla yakın olmalılar 54. Avar, Saka ve Hunlarla Avrupa kıtasında olmalılar, Tuna, Dinyepr arası otlaklarda kıģlakları, Kiev den, Kafkasya da Sarkel e uzanan topraklarda yaylakları olmalı. Hazarın dört bir yanı yurtları olmalı. 50 Ġnan, Prof. Dr. Afet, Recherches sur les caractères anthropologiques des populations de la Turquie, 1939, Geneve 51 GeniĢ bilgi için bkz: Gültekin, T. Koca, B (2003). Cumhuriyet Döneminden Günümüze Ülkemizde GerçekleĢtirilen Irk ÇalıĢmaları, Antropoloji Dergisi 14. AÜ. DTCF Yay. Ankara, Baykara, Prof. Dr. Tuncer, Türk Kültür Tarihine BakıĢlar, Atatürk Kültür Merkezi Yay., 2001, Ankara 53 Tuna, Prof. Dr. Osman Nedim, Sümer ve Türk Dillerinin Târihî Ġlgisi ve Türk Dilinin YaĢı Meselesi, Türk Dili Kurumu Yayın., Ankara 1990, IV+57 s. 54 GeniĢ bilgiiçin bkz., Tarihten Bir Kesit, Etrüskler, 2-4 Haziran 2007 Bodrum Sempozyumu Tebliğleri, TTK Yay., 2007, Ankara 25

26 Anadolu da en az beģ bin yıllık varlıkları olmalı bu Türklerin, Tipet e az gitmemiģler, Temir Kapıya az varmamıģ bu Türkler, Ġspanya da Basklar arasında, Ġsveç te Scanlar içinde olmuģlar. YetmemiĢ Ġskandinav kavimlerine destanlarını vermiģler Türk ün memuru Odin, Vikinklere Tanrı olmuģ okuma yazmayı öğretmiģ. Bu Türkler, ana kıta dıģında yeni kıtada Siyu, Torahumara, Keçua, Maya olmuģ. Fransa nın sınırları bellidir. Bu sınırlar dıģına Fransız sömürge olarak bakar. Fransız ın ana vatanı Fransa dır. Üzerinden güneģ batmayan imparatorluğun, Ġngiltere nin sınırları da bellidir, Britanya adası. Hatta Ġrlanda bile Ġngilizlerin vatanı sayılmaz. Ruslar Moskova merkezli, Japonlar adalar halkı, Çinliler kendilerine set çekmiģlerdir. Peki, Türklerin ana vatanı neresidir? Ana kıtanın Asya olduğunu dikkate alırsak ve eldeki yazılı yazısız bütün bilgileri topladığımızda Türklerin Ana vatanın da Asya kıtası olduğunu söylemek mümkün olacaktır. Fakat sınırları biraz geniģ olarak düģünmeliyiz, Altay Dağlarının etekleri ya da iç Asya gibi dar sınırlar düģünülmemelidir. Fiziki olarak, Türklerin ana yurdunu tanımlayacak olursak kanaatimizce Ģöyle demeliyiz: Türklerin anayurdu Asya dır, Asya Ege denizinden, Japon denizine kadar, Hint denizinden kuzey buz denizine kadar olan büyük bir kara parçasıdır. Batıda, Karadeniz ve Akdeniz arasında uzanan Anadolu, Asya nın bir uzantısıdır. Avrupa neresi? Asya neresi? Ya da Avrupa nerede sona erer? Asya nereden baģlar? Türkiye bir Asya ülkesi midir, yoksa Avrupa'nın bir parçası mıdır? Daha da önemlisi, Avrupa bir kıta mıdır? Sözlüklere baktığımızda "etrafı okyanuslarla çevrili büyük kara parçalarına kıta" denmektedir. O halde Avrupa ile Asya arasındaki deniz nerededir? Yine aynı kaynaklarda Avrupa'nın fiziki manada bir kıta olmadığı, fakat bir kültür kıtası olduğu belirtilmektedir 55. Yani Avrupa aslında müstakil bir kıta değil yapay olarak kıta olarak adlandırılan Asya kıtasının devamı olan kara parçasıdır. Diğer bir deyiģle Asya nın batıya uzanan bir parçasıdır. Asya da doğudan batıya doğru inen yaylalar, Kadırgan dan Baykal a uzanan havza, Altay dan Ġdil e uzanan, Hazar Denizi havzasında, Pamir e ve daha ilerilerine uzanan suyolları, otlaklar insan hayatı için gerekli gıda merkezleri iģte buralar Türk ün anavatanı olarak tanımlanabilinir. Tabii, Kafkaslar ile Dinyeper arası ile Dinyeper, Tuna arasındaki bereketli topraklar, Karpat havzası da Asya ana kıtası içerisinde düģünülmelidir. Fizikî olarak tanımlayabileceğimiz bu ana kara parçası dıģında Türk ü diğer milletlerden ayırt eden bir anavatan anlayıģı da bulunmaktadır. 55 Yiğit,Yard. Doç. Ali, Avrupa nın Sınırları ve Türkiye nin Avrupa ya Göre Konumu, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Fırat University Journal of Social Science Cilt: 10, Sayı: 2, 2000, Elazığ, s 26

27 Bilge Kağan, altta yağız yer, üstte mavi gök, ikin ara insanoğlu kılınmıģ. Tanrı kut verdiği için ecdadım insanoğlu üzerine hakan kılınmıģ. diye aslında Türk ün anavatan anlayıģını da söylemektedir. Aynı, düģünce tarzını Dede Korkut ta görmekteyiz oğul yer yatağın, gök çadırın olsun.. diye dua ederken vatan sınırlarını da çizmektedir. Bu anlayıģ Türklerin, cihan Ģümul bir anlayıģa sahip devlet yönetimlerinin de temelinde bulunmaktadır. Diğer milletlerde Çinliler baģta olmak üzere kendi vatanları dıģındaki ülkeleri sömürge ülkesi olarak görüp yönetimlerini o tarzda planlamaktadırlar. Fransa için kendisi dıģındaki ülkeler Fransa nın dominyonudur, Avusturalya, Yeni Zelenda, Belize vb. ülkeler Ġngiltere nin sömürgeleridir. Tarihte hiçbir zaman Türk devletinin sömürge ülkesi olmamıģtır. Galiçya dan Kore ye, Balkanlar dan Mısır a, Ġsveç ten Gürcistan a, Fransa dan Hindistan a uzanan Türk varlığı daima bu anlayıģ çerçevesinde olmuģtur. 6. Türklerin dili Türk Dilinin dünya dilleri arasında yeri tanımlanırken kalıplaģmıģ cümle Ģudur: ġekil açısından eklemeli diller arasında yer alan Türkçe kaynakları bakımından, Ural Altay Dil Ailesinin Altay koluna mensuptur, en yakın akrabası Moğol dilidir. Bu cümle adeta tarihe mal olmuģ yanlıģlardan biridir. Hâlbuki Strahlanberg in esaret yılları sırasında Avrupa ya gönderdiği bazı bilimlik notlar ve kendisinin Ģahsi kanaati olan Doğu Avrupa ve Asya halklarından 36 sının birbiriyle akraba olduğunu iddia eden meģhur 56 yazısı ile baģlayan bu Ural Altay teorisi aslında birçok bilim adamı tarafından da olumsuz karģılanmıģ, iddianın doğru olmadığı zaman zaman dile getirilmiģtir. Bilindiği gibi K. H. Menges, N. Poppe, M. Räsänen ve G. J. Ramstedt bu teorinin doğruluğu üzerinde durmuģlar; Moğolca ve Türkçede bulunan ortak kelimeleri de teoremlerine örnek göstermiģlerdir. Ancak, W. Bang, Sir. G. Clauson, G. Doerfer ve Gy. Németh gibi bilginler ise verilen örneklerin ancak dillerin etkileģmesi sonucu olan örnekler olduklarını söyleyerek akrabalığı ret ederler. Bu konuda G. Doerfer in Türkçeye de çevrilmiģ olan A Lexicostatistical Appraisal of the Altaic Theory, (Türkçesi, Altay Teorisinin Leksikoistatistiksel Bir Değerlendirmesi 57 ) adlı makalesidir ki burada örnek verilen kelimelerin tamamı ele alınıp incelenmiģtir. KarĢıt görüģlüler arasına en son ġçerbak da girmiģtir 58. Dil akrabalığı, dillerin ses dizgesi, biçim, yapı, söz dizimi bakımından kesinliği ortaya çıkan iliģkileri, yakınlıkları sonucunda beliren bağlılıklardır. Dil akrabalıklarını ortaya koyan iliģkiler arasında, özellikle biçim ve 56 Strahlanberg, J. Von., Das nord- und östliche Theil von Europa und Asia, Stocholm, UlutaĢ, Ġsmail, Altay Teorisinin Leksikoistatistiksel Bir Değerlendirmesi, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilim Dergisi, Isparta, 2004, S. 10, s 58 ġçerbak, Prof. Dr. A., Voprosı Yazıkoznaniya, Nauka, Moskova, 1980, (Türkçeye Çeviren, Babatürk, Leyla, Türk Moğol Dil ĠliĢkileri) 27

28 yapı yakınlıkları önemlidir. Ayrıca söz hazinesi arasındaki benzerlikleri de değerlidir; etimolojileri, tarihsel geliģmeleri aydınlık olan öğeler, akrabalık için sağlam dayanaklar, tanıklar durumundadır 59. Diğer bir deyiģle dil akrabalıkları tespit edilirken dillerin sesleri, bunların oluģumları, ses anlam iliģkileri baģta olmak üzere; biçimi, kökleri, türeme yolları bunları oluģtururken izledikleri yollar ile cümle yapısı, kelime hazinesi dikkate alınır. Etimoloji ile kelime hazinesindeki kelimelerin mukayeseleri yapılarak kaynakları tespit edilir. Bunların dıģında da baģka unsurlar da dikkate alınabilir. Dili kullanan milletlerin akrabalık bağları, kültür iliģkileri, arkeolojik ve antropolojik malzemeler de kullanılabilinir. Dil akrabalıkları arasındaki ilk çalıģmalar Hint Avrupa (ya da Ġndogermen) Dil Ailesi hakkında yapılmıģtır. XVI. yüzyılın sonlarında Ġtalyan F. Sassetti nin Sanskrit ve Ġtalyanca arasındaki benzerlik ve eģitlikleri göstermesi 60 ile ilk Hint Avrupa çalıģmalarına da bilimlik ölçütlerde baģlanmıģtır diyebiliriz de Franz Bopp un Über das Konjugationssytem der Sanskritsprache in Vergleichung mit jenem der griechischen, lateinischen, persischen und germenischen Sprache adlı eseriyle Hint-Avrupa Dil Ailesinin akrabalığını da ortaya koymuģtur 61. Hint-Avrupa Dil Ailesinin akrabalığı üzerine Bopp tan sonra da birçok çalıģma yapılmıģ nitekim bugün aksi yönde tartıģma bulunmamaktadır. Dil akrabalıklarında ya da herhangi bir mukayesede örnek alınan ölçütlerin eģ değerliliği ve geçerliliği söz konusu olur. Bu, dilin kendi içindeki incelemelerinde de böyledir. Yani eģ zamanlı ya da art zamanlı inceleme yapıyor isek ele aldığımız konuların verileri de eģ değerde olmalıdır. Eski Türkçe bir metni eģzamanlı inceliyorsak karģılığında verdiğimiz örnekler de muadili olmalıdır ki bu art zamanlı çalıģmalarda da böyledir. Eğer inceleme ya da karģılaģtırma yaptığımız farklı diller ise bunlarda kullandığımız ölçütlerin de güvenirliği/geçerliliği aynı değere sahip olmalıdır. Dolayısıyla biz Moğolca ile Türkçenin akrabalığını ileri sürmeye kalkarsak verdiğimiz örneklerin eģ değer olduğunu söylemiģ oluruz. Bu iki dilin birkaç bin yıl önce birbirinden kopmuģ ve ayrı bir geliģim yaģamıģ oldukları düģünülüyor ise örneklerin de aynı zaman dilimleri içerisinden seçilmiģ öğelerden oluģmaları gerekmektedir. Eğer Moğolca ile Türkçe dil olarak akraba ise Türk genetik yapısının da Moğollarla akraba olması yani ırken de bir akrabalık olması gerekir. Genetik akrabalığı olmayan ırkların dil akrabalığı yoktur. Hami-Sami Dil Ailesi adıyla anılan teori de, Tevrat ta geçen Nuh Peygamber in iki oğlunun adına (Ham ve Sam) dayanır 62 Bu dil ailesinin de akrabalığı üzerine bilginler hemfikirdirler. 59 Aksan, Prof. Dr. Doğan, Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim, TDK Yayınları, Ankara, 2007, 101.s 60 Aksan, Prof. Dr. Doğan, age., Aksan, Prof. Dr.Doğan, age., 123. s 62 Aksan, Prof. Dr.Doğan, age., 134. s 28

29 Ancak, Ġsveçli subay Johann Philipp Tabbert (von Strachlanberg) in esaret hayatı bitip Ġsveç e döndükten sonra 1730 da yayınladığı ünlü kitabı Das Nord und Östliche Teil von Europa und Asia 63 ile baģlayan Ural Altay Dil Ailesi teorisi hakkında o günden bu yana tartıģmalar devam etmektedir. Strahlanberg den sonra, Fransız J. P. Abel-Remusat (1820) ve Alman W. Schott (1836) da, Ural-Altay grubu için umumiyetle "Tatar Dilleri" (les langues Tartares; Tatarische Sprachen) tabirini kullanmıģlardır. Bu dillerden birçoğunu yerinde araģtıran Finlandiyalı M. A. Castren ( ) ise, Ural-Altay filolojisinin esas kurucusu sayılmaktadır. O. Böhtlingk (1851), Macar J. Budenz ve Danimarkalı V. Thomsen de bu diller arasındaki akrabalığı muhtemel görmüģlerdir 64. Bu dillerin bir aile teģkil ettiğine dair, ilk fikirler ortaya atıldığı zaman, henüz bugünkü anlamı ile Türkoloji diye bir çalıģma alanı bile yoktu. Bu bakımdan, karģılaģtırmalarda gerekli malzemenin noksanlığı, hatta yokluğu daha elveriģli bir ortam yaratılıncaya kadar bu fikirlerin geliģmesi için en büyük engel olarak kalmıģtır 65. Teori, diğer bir Ģekilde Ģunu diyordu: Türkler, Altay dağı çevresinde tarih sahnesine çıkmıģ buradan göçler vasıtası ile dünyaya dağılmıģ Asya nın barbar bir kavmidir. En yakın akrabalarımız ise ilk yazılı eserleri M.S 1225 ten kalmıģ olan Yesunke Merke TaĢı Moğolca ile ilk yazılı belgeleri M.S Çuçen dili ve 1599 dan kalan Mançuların dili olan Mançu Tunguz Dili gösterilmiģtir. En yakın akrabamız kabul edilen Moğolca aslında temeli Çincenin bir diyalekti olan dilin üzerine Türkçenin tesiri ile yeniden ihsas edilen yeni bir dil creole karma bir dil olduğu görüģü 66, Tunguzca dahil olmak üzere bugün yavaģ yavaģ kabul görmektedir. Aslen sarı ırk olan Moğol ve Mançuların, beyaz ırk olan Türklerle akrabalığı etnik olarak değil ancak bunların Türkçenin tesiri ile karma bir dil olarak oluģtuğu üst kısmın filolojik olarak yakınlığı söz konusu olabilir. Türkçe ile Moğolcanın akrabalığı konusunda benim farklı bir görüģüm var diyen, Ercilasun, Ģöyle devam eder: Bence 13. yüzyıla ait ilk metinlerinden bugüne dek bütün lehçeleriyle Moğolca creole (karma) bir dildir. Karma diller genellikle iki dilin karıģmasından oluģur. Karma dilin baģlangıç safhası pidgin (melez) dildir. Ġlk nesillerin melez dili onların çocuklarında tabiî dil hâline gelir; tabiileģen melez dil creole (karma dil) adını alır. Karma dilin iki katmanı vardır. Yerlilerin eski dili alt katman, onun üstüne gelen dil üst katmandır. Karma diller Avrupalıların sömürgecilik döneminde Amerika, Afrika ve Hindistan kıyılarıyla Güney-Doğu Asya ve Avustralya da oluģmuģ dillerdir. Ben, uzun süre Türklerle birlikte yaģayan Moğolların dilinin de bilinen yazılı metinlerinden çok önce, Türkçe ile etkileģerek karma bir dil hâline geldiğini düģünüyorum. Karma dilden önce 63 Ercilasun, Prof. Dr. Ahmet Bican, BaĢlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, 2007, Ankara, 29. s 64 Temir, Ahmet Ural Altay Dilleri Teorisi, Türk Dünyası El Kitabı, Ġkinci Cilt, Dil Kültür Sanat, Ankara, 2002, 2.s 65 Tuna, Prof. Dr. Osman Nedim, Altay Dilleri Teorisi, Türk Dünyası El Kitabı, Ġkinci Cilt, Dil Kültür Sanat, Ankara, 2002, 10. s 66 Arıkoğlu, Ekrem (2007). Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun Makaleler Dil Destan Tarih Edebiyat (Türk Dünyası ve Türk Dili GeçmiĢ ve Hedefleri s.), Akçağ Yayınları, Ankara, 391. s, 29

30 Moğolların atalarının baģka bir dilleri vardı ve bu Türkçe ile akraba değildi. Tarihî metinleriyle birlikte bugün Moğolca olarak bildiğimiz dil ise Türkçeyle melezleģip creole (karma) dil hâline gelen bir dildir. Bu dilde Moğolların eski dili alt katman, Türkçeye ait gramer unsurları ve kelimeler üst katmandır. Akrabalık üst katman için söz konusudur. Bu görüģ Altay teorisinin iki çıkmazına cevap verir: 1) Moğollar sarı, Türkler beyaz ırktan olduğu hâlde nasıl akraba oldukları sorusu cevaplanmıģ olur. 2) Bu diller akraba ise niçin temel kelimeler ortak değil sorusu cevaplanmıģ olur. Bunların dıģında Türkçenin, Moğolcadan bağımsız olarak daha eski bir tarihi olduğu da ortaya çıkar 67. Aslında bizim Ģimdi geldiğimiz yer olarak söyleyebileceğimiz bu durum hakkında 1930 da da benzeri görüģler bulunmaktaydı. Avrupalılar Türk lisanını Ural - Altay namı altında Mongolca ile bir sayarlar, bu telâkki tamamen yanlıģtır. Hakikat Ģudur: Moğolca, Türkçeden, Çinceden, Tibetçeden alınmıģ bir takım kelimelerin Mogollara has bir tarzda birleģtirilmesinden teģekkül etmiģtir. Bugün yanlıģ olarak Tatar denilen meselâ Kırım, Kazan, Azerbaycan Türkleri ile, Kırgız - Kazaklar ve BaĢkurtlar gibi Türk kabilelerinin kullandıkları lisan da, az veya çok bir takım lehçe farkları ile Türkçedir. Bu dil esasî (orijinal), baģlıbaģına müstakil bir dildir. Türk dili bugün Tuna havzasından ġarkta Lena nehri ve Kingan dağlarına kadar ve ġimal Buzdenizinden Umman denizine kadar uzanan geniģ sahadaki insanlar tarafından konuģulan, bunlar arasında anlaģma vasıtası olarak kullanılan umumî bir dildir 68. Türk dili kelime kökü ailelerinden fiil, sonraları fiil ve isim köklerine gelen eklerle kök kelime ailenin kavram alanı çerçevesinde kelimeler türetebilen bir morfolojik yapıya sahiptir. Türk dilinin sözlüğünde bulunan her madde baģı kelime müstakil bir kelime değildir, tek heceye kadar indirildiğindeki kök aileden türetilmiģ kelimelerdir. Kelime kök aileleri ünlü ve ünsüz+ünlü seslerden oluģur, kelime köküne gelen anlam ayırt edici seslerle kavram alanı geniģleterek (ama yine de anlam açısından köke bağlı) kelimeler türetilir. Bu teori, Prof. Dr. Necmeddin Hacıeminoğlu na aittir 69. Bir kısım bilim adamı, ünlü+ünsüz kelime kök ailelerinin de olduğu görüģündedir. Ancak, bize göre kelime köküne gelen ünsüzler daima anlam ayırt edici görevindedir. 67 Ercilasun, Prof. Dr. Ahmet Bican, Türkçe Hakkında, 2 ġubat 2012, Yeniçağ Gazetesi 68 Afet Hf., Megmet Tevfik, Samih Rifat, Akçura, Yusuf, vd., age., s 69 GeniĢ bilgi için bkz. Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Necmeddin, Hacıeminoğlu, N., Eski Türkçenin Gramer Yapısı ve Örnek Olarak Fiilden Ġsim Yapan l Eki, Edirne, 1990; Türk Dilinin Mantık Sistemi ve Kelime Aileleri, Cilt: XXVIII (Prof. Dr. Muharrem Ergin e Armağan), S. 1-2 (1990), s ; Yapı ve Mana Bakımından Türk Dilinde Kelime Aileleri, Ankara, 1989, s

31 Ünlü ile baģlayan kök kelime ailelere örnekler 70. a: UzaklaĢma, mesafe, sınırlama kavramı veren kelimeler a+v, a+vuç, a+ç+mak, a+dım, aya, a+yır-, é: (açık e): yakınlık, temas, organ adı kavramı veren kelimeler e+ğ+mek, e+ğ+le+mek, e+k+mek, e+l, e+m+mek, e+z+mek, ı: nem, mesafe, ısı kavramı veren kelimeler ı+ğ duman, ı+ga+l nem, +sı sıcaklık i: ince, sivri, köģe, mesafe kavramı veren kelimeler i+r+i, i+s, i+ģ, i+ç, i+ç+mek, i+ğ+ne, i+n+ce, Diğer vokallerle baģlayan benzeri kelime kökü aileler mevcuttur. Ünsüz+ünlü ile baģlayan kök kelime ailelere örnekler Kök bü+k+mek, bü+r+ü+mek, bü+z+mek vb. Kök di+k+mek, dil+mek, di+t+mek, diz+mek vb. Kök ka+b+mak (kavramak, kapmak), ka+t+mak, ka+l+mak, ka+r+ı+mak, ka+z+ı+mak vb Kök sa+ç+ık, sa+k+ık, sa+l+ık, sa+n+ık, sa+r+ık, sa+z+lık, sa+t+ık vb. Kök ya+k+ın, ya+l+ın, ya+m+a, ya+n+ık, ya+t+ık ya+r+ık, ya+z+ık, vb. Özetle fiil, isim kök veya gövdelerine getirilen eklerle kök ailenin kavram alanı içerisinde türetilen kelimeler fiil ve isim çekimleriyle iģlek haline getirilir. Bu basit gibi görülen sistem yüz binlerce kelime üretebilmektedir. Türk dilinin bu ve kendine mahsus diğer özellikleri tek baģına bir aile olarak değerlendirilmesini de gerektirmektedir. Türk dili baģlı baģına müstakil bir dildir. Tarih öncesi devirleri içine alan Sümer, Etrüsk, Maya, Bask, Scan dilleri Türkçenin bu yapısı dikkate alınarak yeniden incelenmeli, geçmiģte ve günümüzdeki diyalektler tespit edilmeli, Türkçe tesiriyle geliģen karma diller ayırt edilmeli akrabalık ölçütleri yeni baģtan incelenerek günümüzdeki diyalektleri de ilgili ölçütlerle tasnif edilmelidir. Türk dilinin yaģı hususunda Tuna, Sümerce ile mukayese ederek en az 8500 yıllık bir süreç olması gerektiğini söylerken 71, Aksan, Türk Dilinin YaĢı Sorunu adlı incelemesinde 72 Tuna ya katılır. Türk Dilinin bugün için genel kabul gören tarihi seyri, dönemleri, yazı dilleri ve belli baģlı eserleri hakkında Ģunları söyleyebiliriz: Altay Çağı: Ana Altayca diye de adlandırılan bu farazî çağ karanlık bir dönemdir. Türk-Moğol dil birliği olarak da söylenir 73. Bu, Türkçenin, Moğolcanın ve öteki akraba dillerin henüz teģekkül etmeden bir Ana Altayca 70 Bu bölüm öenekleri Serap Karademir, Güneybatı (Oğuz) Grubu Lehçelerinde Vokal Köklü Kelimelerin Sınıflandırılması, Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü TDE Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 2012 Ordu (BasılmamıĢ YL Tezi) adlı eserden alınmıģtır. 71 Tuna, Prof. Dr. Osman Nedim, Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi Ġlgisi ile Türk Dilinin YaĢı Meselesi, TTK Yayınları, Ankara, Aksan, Prof. Dr., Doğan, Türkçenin söz varlığı: Türk dilinin sözcükbilimiyle ilgili gözlemler, saptamalar, Engin Yayınevi, Ankara, Biz bu görüģe katılmıyoruz. Ana Türk Dili ve onun tesirinde geliģen diller olarak düģünmek gerektiğine inanıyoruz. 31

32 içinde bulunduğu tasarlanan bir devirdir 74. Tarihin karanlık devirlerinde farz edilen bu dönemden zamanla Ana Altayca, Ana Doğu Altayca ve Ana Batı Altayca diye ayrılmıģ olmalıdır. Ana Doğu Altayca, zamanla bugünkü çağdaģ Moğolcayı oluģturacak Ana Moğolcaya ve bugünkü Tunguzca ile Kore, Japon, Ryu Kyu dillerini meydana getirecek olan, Ana Tunguz dili ile Yarım Ada ve Adalar dilini meydana getirmiģ olmalıdır diye farz edilir. Bu görüģler elde bulunan yazılı metinlerden bilinenden bilinmeyene hareket metoduyla ortaya konulmaktadır. Ana Batı Altayca ise bugünkü modern Türk lehçelerini oluģturan tarihi bilinmeyen devirlere giden Ana Türk dilini diğer bir deyiģle Proto-Türkçeyi meydana getirmiģtir. Bu döneme Hun Türkçesi de denir. Tarihî delillere göre Türklerin ataları M.Ö. ve M.S. zaman zaman bütün Kuzey Asya ve Doğu Avrupa yı hükümleri altına almıģ olan Hunlardır. Batı, Kuzey ve Doğu Hun Türkçesi diye üç kola ayrılan Hunca bugünkü Türk lehçelerinin de temeli farz edilir 75. Eski Batı Türkçesi diye adlandırdığımız bugünkü ÇuvaĢçayı meydana getiren Türkçe, Eski Kuzey Türkçesi veya Kuzey Huncası adını verdiğimiz ve bugünkü Yakut Türkçesini oluģturan Türkçe ile bugünkü Yakut ve ÇuvaĢ Türkçesi dıģındaki Türk lehçelerini oluģturan Eski Doğu Türkçesi, Proto-Türkçe veya Ana Türkçenin devamı mahiyetindedir. Türkçenin kaynağı ve akraba olduğu diller meselesinden baģka, dilciler arasında tartıģılan Türkçenin eskiliği yani ne zaman oluģtuğu konusudur. Osman Nedim Tuna nın Sümercedeki Türkçe kelimeleri de esas alarak Türkçenin ilk yazılı metinlerinden yola çıkıp dilin geliģmesini göz önüne alarak yaptığı hesaba göre Türk dilinin tarihini en az yıl öncesine kadar götürmemiz mümkündür 76. Osman Nedim Tuna, Türk dilinin en eski vesikaları ile Altay dilleri ve diğer dillerle yaptığı mukayesede Ģu sonuçları verir 77. Türkçenin Altay Dilleri ile mukayesesi: Türk Dili : M.S Çoyren (veya Çoyrın) yazıtı. Bu Tarihi bilinen en eski vesikamızdır. Japonca : M.S. 712 Nihon ġoki Moğolca : M.S.1225 Yesunke Mergen TaĢı Tunguzca : M.S.1413 (Çuçen diline ait bir vesika) Korece : M.S.1443 ten baģlayan 15. yüzyıla ait vesikalar. Türkçenin Avrupa Dilleriyle Mukayesesi: 74 Karamanlıoğlu, Ali Fehmi, Türk Dili, Dergah Yayınları, Ġstanbul, 1978, 2.s 75 Banguoğlu, Tahsin, Türkçe nin Grameri, Ġstanbul, 1974, s 76 Tuna, Osman Nedim, Türk Dilbilgisi (Fonetik ve Morfoloji), Ġnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi TDE Bölümü Ders Notları 3, Malatya, 1986, 1.s 77 Tuna, Osman Nedim, a.g.e., 1-2. s 32

33 Ġngilizce : M.S. 8. yüzyıla ait kısa bir vesika Fransızca-Almanca : M.S. 843 yılında iki kardeģ arasında yapılan Serment de Strasbourg anlaģması. Macarca : En eski vesikası 1057 tarihli Tihanyi Vakıfnamesidir. Fince : En eski vesikaları tarihi bilinmeyen bir Ġncil tercümesidir. Latince ve Yunanca dıģında Avrupa da bugün konuģulan diller yazılı vesika yönünden de Türkçeden oldukça yenidirler. ESKĠ TÜRKÇE ÇAĞI Ana Altaycadan ayrılmıģ olan Türkçenin artık bağımsız olarak oluģmaya baģlandığı düģünülen nazarî bir devredir. Bir tarih söylemenin mümkün olmadığı bu çağ hakkında yukarıda zikrettiğimiz Türkçenin eskiliği üzerindeki görüģlerin kuvvetlenmesi ile ancak netlik kazanabilir. Eski Batı Türkçesi: Ġlk Türkçe çağı dönemi olarak da adlandırabileceğimiz dönemdir. Varlığı bilinen Türk boylarının veya Türklüklerinde ittifak edilen bazı kavimlerin dillerini içine alan bir devredir 78. Avar, Hazar ve Bulgar Türkçesi ilk Türkçe veya Eski Türkçe çağı adını verebileceğimiz dönemde Eski Batı Türkçesi sahasında ele alabileceğimiz Türk lehçeleridir. Avarlar ve Avar Türkçesi: Avarlar denildiğinde ilk akla gelen, ilk ve orta çağlarda yaģamıģ olan bir Türk boyu ve hanedanı olur. Avarlar, Hunlar gibi Asya ve Avrupa Avarları olarak ikiye ayrılırlar. III-IX. yüzyıllar arasında Asya ve Avrupa da önemli rol almıģ olan eski Türk boyu, çeģitli kaynaklarda birbirinden çok değiģik adlarla anılırlar. Çin kaynaklarında Juan-Juan diye geçen Avarlar, Bizans kaynaklarında Avaroi, Avareis, Avares, Gramantler, Hunnor, Khunni, Kohegeroi, Ombroi, Psedavasoi, Skalavoi, Uar, Zabender diye geçmektedir. Avarlar, Latin kaynaklarında Avari, Avares diye geçerken, Süryani kaynaklarında Abher diye adlandırılmakta, Slav kaynaklarında ise Avari, Avare, Obri, Obre diye geçmektedir 79. III-VI. yüzyıllar arasında Asya da hüküm süren Asya Avarları Moğollarla iģbirliği yaparak Türk Ġmparatorluğunu yönettiler. Moğolların yönetime katılmasına karģı olan Köktürklerin iktidara hâkim olmasından sonra Avrupa ya göç eden Avar Türkleri M.S yılları arasında Doğu Avrupa da Hunlara halef olarak bir Türk hakanlığı kurdular. Avrupa Avarları diye anılan bu Avarlar VI-IX. yüzyıllarda Avrupa da hüküm sürmüģtür Karamanlıoğlu, Ali Fehmi, a.g.e., 22.s 79 Avar Maddesi, Büyük Larousse, GeliĢim Yayınları,2.C., Ġstanbul 1986, s 80 Avar Maddesi, Yeni Türk Ansiklopedisi, Ötüken Yayınları, Ġstanbul 1985, 2.C., s 33

34 799 da Avarların içinde rütbece Hakan dan sonra gelen ve Tudun unvanını taģıyan kuzeybatı ülkesi genel valisi imparator Charlemegne nin baskısıyla da Hıristiyanlığı kabul ederek Frenk himayesine sığındı. 803 de ise Avar devleti büsbütün ortadan kalktı 81. Avar Türkçesiyle ilgili yazılı kaynaklar elimizde oldukça azdır. Avarlardan kalma Kağan, Katun, Tarkan, Tudun, YuğuruĢ gibi ünvanlarla Bayan, Kamsavçi, Kök, Solak gibi Ģahıs adlarını bilmekteyiz 82. Avarlardan kalma, bir kaç kitabe ve eģya kalıntıları üzerinde Köktürk iģaretleriyle yazılmıģ oyma yazılar mevcuttur 83. Ancak, parça parça olan bu eserlerden sadece bol- olmak, bögtag ahiret mutluluğu, eb ev, içe büyük kız kardeģ, ıduk kutsal, küg Ģöhret, ol o, kıl- kılmak, kız kız, tengri Tanrı 84 gibi bir kaç kelime ile yukarıda zikrettiğimiz unvan ve Ģahıs isimlerini öğrenmekteyiz. Yüzyıllar boyu çok geniģ bir coğrafyada hüküm sürmüģ Avarların devlet olarak yıkılmasından sonra, hiç bir iz bırakmadan tarih sahnesinden silinmiģ olması mümkün değildir. Günümüzde Kuzey Kafkasya da, Rusya Federasyonuna bağlı Dağıstan Özerk Bölgesinde Avar adıyla bir kavim yaģamaktadır. ġeyh ġamil in de mensup olduğu bu kavmin Kafkas halklarından olduğu ifade edilmektedir. Dağıstan Avarcasındaki Türkçe unsurlar ve bazı ses denkliklilerinin Eski Batı Türkçesi ile paralellik göstermesi, bizde Dağıstan Avarlarının tarihteki Avarların devamı olduğu kanaatini oluģturmuģtur 85. Avarcanın izlerini Kafkasya daki Dağıstan Avarları gibi kavimlerle, Ġspanya ile Fransa arasındaki bölgede yaģayan Baskların dilinde, Doğu Avrupa da bazı kavimlerde ve Macarcada aramanın yanlıģ olmayacağını zannediyoruz. Bu düģünceyle Avarcanın devamı olarak Dağıstan Avarcasını göstermede bir sakınca görmüyoruz. Hazarlar ve Hazar Türkçesi: Arapçada el-hazar; Ġbranicede Hazar, Kozar; Latince de Chazari, Gaari; Grekçe de Khazaroi; Rusça da Kozar; Gürcücede Hazeri, Çincede Ko-sa ve Ko-sat Ģekillerinde kullanılan 86 Hazar kelimesinin gezgin, göçebe veya çekik gözlü manalarına geldiği ifade edilmektedir 87. Ancak, koz+er > haz ar mağrur, gururlu er, kiģi 88 manasına geldiğini de düģünmenin doğru olacağını zannediyoruz. Hazarların tarih sahnesine net olarak çıkmaları M.S. I. yüzyılın sonlarına doğru olmuģtur. 560 tan sonra Köktürklere bağlı olarak Don-Ġdil-Kafkasya üçgeninde devlet kuran Hazarlar, Köktürk devletinin çökmesinden 81 Tabgaçlar-Avarlar, Büyük Türk Klasikleri, Ötüken Yayınları, Ġstanbul 1985, 1. C., 4.s 82Harmatta, Janos, Avarların Dili Sorununa Dair, (Çeviren: Hicran Akın), Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, TTK Basımevi, Ankara 1988, 3.s 83 Harmatta, Janos, a.g.e., 1-43.s 84 Harmatta, Janos, age., 17.s 85 Doğan, Ġsmail, age s 86 Kuzgun, ġaban, Hazar ve Karay Türkleri, 2. Baskı, Ankara, 1993, 4.s 87 Kuzgun, ġaban, age., 41.s 88 Bu izah Prof. Dr. Alisa ġükürlü ye aittir. Birlikte yaptığımız ilmî sohbetlerde ileri sürmüģtür. 34

35 sonra Hazar Kağanı Bulan Han 630 da bağımsızlığını ilan etti. Kuzey Kafkaslar, aģağı ve orta Ġdil boyu ile Azak denizi kıyılarına kadar egemen kılarak kağanlığını Köktürk Ġmparatorluğu nun mirasçısı saydı. VI.-X. yüzyıllar arasında bölgede önemli bir güç olan Hazarların resmî dini Musevîlik idi. Bununla birlikte Eski Türk dinine inanan ve Hıristiyan olan Hazarlar da vardı. Hazarların baģģehri Bilencer, ikinci önemli Ģehirleri Semender ve daha sonraki baģģehirleri Serkel Ģehri olmuģtur. Hazarlardan kalma önemli eserler bugün maalesef elimizde mevcut değildir. Yapılan arkeolojik kazılarda bulunan seramik kap parçaları ve üzerindeki yazılar ile Ġbranice kaleme alınmıģ iki mektup bugüne kadar ulaģmıģtır 89. Ayrıca, XIX. yüzyılda Kırım ve Kafkasya bölgesindeki eski Hazar yerleģim yerlerini gezerek oralardaki Hazarlara ait el yazması eserleri, Mezar kitabelerini toplayan Kırım Karay Türklerinden Abraham Firkowich bir koleksiyon meydana getirmiģtir. Awne Zikkaron 1872 yılında TaĢların Dillleri adıyla Vilno da Ġbranice neģretmiģtir 90. Eldeki bu eserlerden Hazarların Köktürk, Grek ve Ġbranî yazısını kullandıklarını öğreniyoruz. Hazar Türkçesinden elimizde aynı Avar Türkçesinde olduğu gibi kabile, Ģahıs, kale isimleriyle birlikte 12 yılı gösteren hayvan isimleri kalmıģtır. VI-XI. yüzyıllar arasında yaģamıģ ve imparatorluk kurmuģ bir Türk boyu olan Hazarlar, daha sonraları yavaģ yavaģ yok olmuģ ve tarih sahnesinden çekilmiģlerdir. Hazarların, hiç bir iz ve eser bırakmadan tarih sahnesinden silinmiģ olması mantıken mümkün görülmemektedir. Dolayısıyla onların devamı ve mirasçıları sayılacak bir topluluğun dünyada var olması gerekir. Yapılan araģtırmalar sonucu Karaylar veya Karaimler olarak bilinen Musevî Türklerin Hazarların devamı olduğu fikri hüsnü kabul görmektedir. Karaim Türkçesinin gramer özelliklerinin Eski Doğu Türkçesinin devamı olan Türk lehçelerin farklılıklar göstermesi de bu fikri pekiģtirmektedir. Netice itibarıyla Eski Batı Türkçesinin bir lehçesi olan Hazar Türkçesinin, Modern Türkçedeki devamı olarak Karaim Türkçesidir diyebiliriz. Eski Bulgarlar ve Bulgar Türkçesi: Eski Batı Türkçesini oluģturan Hazar ve Avar Türkçeleriyle birlikte Eski Bulgarcadır. Bunlardan Hazar ve Avar Türkçelerinin öldüğü farz edilmektedir. Hazarların devamı farz edilen Karaimler ve Avarların devamı olarak düģünülen Dağıstan Avarları hakkında kesinleģmiģ bir hüküm yoktur. Ancak, bugün Modern Türkçede ÇuvaĢçanın Eski Bulgarcanın devamı olduğu fikri yaygındır. 89 Mektuplar için bakınız, Kuzgun, ġaban age, s 90 Kuzgun, ġaban, age., 29.s 35

36 453 te Hun Ġmparatoru Atilla nın (Aybat) ölümü üzerine Don-Dinyeper nehirlerinin kıyılarında, bugünkü Ukrayna topraklarında Kara Bulgar devletinin kurulmasıyla Bulgar Türkleri tarih sahnesinde görülürler. Bulgar kelimesi hakkında, Hasan Eren bulga- kaynamak, karıģmak fiilinden geldiğini kaynamıģ karıģmıģ anlamındaki bulgar manasının oluģtuğunu söyler. Nizamî Gencevî ise XII. yüzyılda bulgar kelimesi hakkında mağaralarda yaģayan insan manasına geldiğini ifade eder. Alisa ġükürlü bölüg er > bulgar bölünmüģ er etimolojisini savunur. Volga-Ġdil ve Tuna Bulgarları olarak bilinen Bulgar Türklerinden kalma pek fazla eser yoktur. Volga-Ġdil Bulgarlarından XIII. ve XIV. yüzyıla ait mezar taģları 91 ve Tuna Bulgarlarına ait M.S. 803, IX. yüzyıldan kalma 42 küçük parça abide 92 mevcuttur. Ayrıca 882 de Mikail BaĢtu adlı Bulgar Ģairinin kaleme aldığı ġan Kızı adlı bir destan vardır. Ancak, 1932 de bu eserin aslı maalesef kaybolmuģtur. Arap alfabesiyle kaleme alınmıģ eseri Ġ.M. - K. Nigmatulin Rusçaya çevirmiģtir. ġan Kızı destanının bugün elimizde Rusça çevirisi mevcuttur. Eseri Rusçadan Avidan Aydın 1991 de Türkçeye çevirmiģtir 93. Bulgarlar Hıristiyanlığı kabul etmelerinden sonra SlavlaĢmaya baģlarlar. Bulgar devleti 1236 da yıkılır. Bulgar Türkçesi, Eski Batı Türkçesinin özelliklerini göstermesi itibarıyla Ortak Türkçeden büyük farklılıklar gösterir. Eski Batı Türkçenin lehçesi olan Bulgar Türkçesinin Modern Türkçedeki devamı ÇuvaĢ Türkçesidir. Eski Doğu Türkçesi: Daha çok Eski Türkçe terimiyle anılan bu devre VII-XI. yüzyıl arasındadır. Ġslamiyet ten önce, Türklerin Moğolistan ve Tarım bölgesi ile bu bölgelerin civarında kullandıkları dildir. Eski Türkçe içinde iki ana diyalekt vardır. Bunlardan biri Köktürk, diğeri ise Eski Uygur Türkçesidir. Köktürk Türkçesi, Talas, Yenisey ve Köktürk diyalektlerinden oluģmuģtur. Talas VI-IX. yüzyıllar, Yenisey X. yüzyıl Köktürk VII-XIII. yüzyıllar arasında devam etmiģtir. VIII-XI. yüzyıllar arasında devam eden Eski Uygur Türkçesi Budist, Maniheist ve Lamaist Uygur dönemleri olarak karģımıza çıkar. Eski Türkçeyi (Eski Doğu Türkçesi), Köktürk ve Eski Uygur Türkçesi dönemleri olarak ele alacağız. Eski Türkçenin Modern Türkçedeki devamı ise baģlangıcı bilinmeyen Halaç Türkçesidir. Köktürkler ve Köktürkçe: Eski Türkçe kelime baģındaki k sesinin Türkiye Türkçesinin g ye dönüģmesi sebebiyle çoğu kaynakta Göktürk olarak geçen kelimenin aslına uygun olarak Köktürk olarak kullanılmasının doğru olacağı kanaatindeyiz. 91 Tekin, Talat, Volga Bulgar Kitabeleri ve Volga Bulgarcası, TDK Yayınları, Ankara, 1988, s 92 Tekin, Talat, Tuna Bulgarları ve Dilleri, TDK Yayınları, Ankara 1987, s 93 Mikail-BaĢtu Ġbn ġems Tebir, ġan Kızı Destanı (Çeviren:Avidan Aydın, Redaktör, Ferhat.A-H Nurutdinov), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1991, I-X s 36

37 Köktürkler: Çin kaynaklarının verdiği bilgilere göre M.S. 450 yıllarına doğru Tukyular Altay dağlarının eteklerinde göçebe olarak yaģamaktadır. Bu kaynaklar Tukyuları, Hiung-Nu ların (Asya Hunları) AĢina boyuna mensup olarak gösterirler. VI. yüzyılın baģlarında Köktürkler Avarların (Juan-Juan veya Ruan-Ruan) yönetimi altındaydılar. 545 yılında Avarlarla bir Türk boyu olan Tie-le (ToliĢ)lerin savaģları sırasında Köktürkler Avarlara yardım ederler ve bir kuvvet olarak ortaya çıkarlar. 552 yılında Bumin Kağan ın baģkanlığında Avarlara karģı savaģan Köktürkler, Avar hâkimiyetine son vererek Köktürk Devletini kurarlar. Bumin adı Çin kaynaklarında Tümen olarak geçer. Köktürk Devleti, daha önce Orta Asya Bozkır Kağanlıklarından kalma bir gelenekle baģlangıçta Doğu ve Batı olmak üzere iki bölgeli olarak kurulmuģtur. Asıl güç baģında Bumin Kağan ın bulunduğu Doğu Kağanlığındaydı. Bumin Kağan dan sonra üç oğlu sırasıyla Kağan oldu. Bunlardan arasında Kağan olan ikinci oğlu Mukan devrinde Köktürkler çok kuvvetlendi. 576 yılında Batı Köktürk Kağanlığının baģında bulunan Ġstemi Kağan ın ölümünden sonra Doğu ve Batı Köktürkleri arasında anlaģmazlıklar baģ gösterdi. 581 de Kağan olmak için Köktürk Tiginleri arasında savaģlar baģladı. Parçalanan Köktürk Devletini Çinliler 630 yılında hâkimiyetleri altına aldılar. Çin esareti 50 yıl sürer. Bu 50 yıl içinde çeģitli ayaklanmalar olursa da baģarılı olamazlar. Bazıları Çin e tâbi olurlar, adlarını değiģtirirler. Çin Ġmparatoru nun verdiği unvanları taģırlar yıllarında Kutluğ adlı bir Türk beyi 17 kiģiyle isyan eder. Daha sonra bu sayı 70 e ve 700 e çıkar. Çin hâkimiyetine son verilir. Türk soyundan gelen ve Türkçe konuģan boylar birleģtirilir. Kutluğ Kağan ĠlteriĢ ünvanını alarak Doğu Köktürk Kağanlığını yeniden kurar. ĠlteriĢ in yerine geçen Kapgan Kağan döneminde devlet çok güçlenerek Çin e her istediğini yaptıracak duruma gelmiģti. ĠlteriĢ Çin e yaptığı seferlerin birinde Bayırkular tarafından pusuya düģürülerek öldürüldü. Yerine ĠlteriĢ in oğlu Bilge geçti. KardeĢi Kültigin ile Türk boylarını yeniden derleyip toparladı. Bilge Kagan 734 yılında bir veziri tarafından zehirlenerek öldürülür. Yerine Tenri kağan hükümdar olur. 744 yılında Karluk ve Basmıllarla birleģen Uygurlar Köktürk Devletine son verirler. Köktürk ĠĢaretleri: Köktürk iģaretlerinin kaynağı hakkında muhtelif görüģler vardır. Ġskandinavya nın güneyinde Milad sırasında kullanılan Runik yazı ile benzerliğinden dolayı son zamanlara kadar Köktürk yazısına Runik yazı denmiģtir. 37

38 Köktürk yazısının, Likya ve Karya iģaretleriyle benzer olduğu, Ġran veya Samî (Aramî) alfabesinden Türk tasarruffuyla geliģtiği gibi görüģler vardır. Bunların yanında Köktürk yazısının Türk damgalarından geliģtiği fikri de yaygındır. A.Cevat Emre, ideogram fikir yazısı, piktogram resim yazısı geliģimini tamamlayarak hece yazısı aģamasına gelmiģ henüz alfabeleģmemiģ Türk kaynaklı yazı sistemidir der. Köktürk ĠĢaretli Yazıların Yayılma Sahası: Eldeki bulgulardan Köktürk yazısının uzun dönem ve oldukça geniģ bir coğrafî sahada yaygın olduğunu anlıyoruz. Doğu da, Mançurya da 14. yüzyılda Pohai Hanlığının kurulduğu ve baģkentinin Suyupi olduğu bilinmektedir. Bu bölgede Mançuryalılar tarafından bulunan bir damga üzerinde Köktürk iģaretleriyle kazılmıģ Suyupi kelimesi vardır. Kuzey de, Baykal Gölü içinde Olohon adasında taģ kömüründen yapılmıģ bir ağırçak üzerinde Köktürk iģaretleriyle kazılmıģ ve kadırık agırçak diye okunan bir parça bulunmuģtur. Güney de, Türkiye de Doğu Anadolu da Bitlis in Mutki mevkiînde bir mağarada Köktürk karakterli iki satır yazı bulunmuģtur. Batı da, Ġtalya da Ravenna Ģehrinde Nikolsburg ġatosu denilen Ģatoda, bir konta ait kitaplar arasında bulunan bir parçada Köktürk yazısının bir varyantına rastlanmıģtır 94. Köktürkçe Dönemi Eserleri: Orhun Abideleri, Köktürk Yazıtları adlarıyla da bildiğimiz, Bengü taģ edebiyatı olarak adlandırdığımız Türklerin ilk yazılı edebî eserleri bu dönemden kalmadır. Köktürkler çağına ait olan bengü taģlar Ģunlardır Bugut (Mahan Kağan) Çoyrın Hoytu Tamir Ongin (ĠĢbara Tamgan Tarkan) Ġhe-HuĢotu (Köl Ġç Çor) Ġhe-AĢete (Altun Tamgan Tarkan) Bayın Çokto (Tonyukuk) I.Orhun (Köl Tigin)21 Ağustos II. Orhun (Bilge Kağan) Nalahya Ġhe-Nur Hangiday 13. Talas Umumî olarak Orhun Abideleri diye adlandırılan Tonyukuk, Köl Tigin ve Bilge Kagan Bengü TaĢları, Bengü TaĢ Edebiyatının en uzun ve en mükemmel örnekleridir. 94 Köktürk yazısının yayılma sahasıyla ilgili bilgiler Prof.Dr. Osman Nedim Tuna tarafından öğretim yılında Ġnönü Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora derslerindeki tutulan notlardan alınmıģtır. 95 Ercilasun, Ahmet Bican, Bengü TaĢ Edebiyatı, Büyük Türk Klasikleri, Ötüken Söğüt Yayınları, 1.C., Ġstanbul 1985, 57.s 38

39 Bu kitabelerle birlikte muhtelif zamanlarda bulunan Köktürk dönemi eserleri 162 parça kadardır. Tekrar edilenlerle birlikte civarında kelime hazinesi vardır. Muharrem Ergin, Orhun Abidelerini Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin. Ġlk Türk tarihi... Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaģması... Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası... Türk milliyetçiliğinin temel kitabı... Türk dilinin mubarek kaynağı... gibi ifadelerle tanımlamaktadır. Eski Uygurca: Eski Doğu Türkçesi veya Eski Türkçe dönemi adıyla andığımız devre Köktürkçe ile birlikte Eski Uygurcayı da ihtiva eder. Uygurlar: Uygur Türkleri, baģlangıçta Çin in Huang Ho (Sarı Irmak) nehrinin kuzey kesimlerinde kalan Kansu Çinghay ve ġnasi ülkelerinden itibaren Tarım nehrinin kuzey kesimlerine kadar olan geniģ sahalarda yaģamaktaydılar. 96 Çinlilerin devamlı baskıları neticesinde M.Ö. III. yüzyılda Moğolistan ın Ordus Ģehriyle Orhun ve Selenge nehirleri arasında kalan sahaya çekilmiģlerdir. M.Ö. 220 de Hun Türkleri bu bölgede kudretli bir devlet kurmuģlardır. Uygur Türkleri de Hun Ġmparatorluğuna dâhil olmuģlardır. Hun Ġmparatorluğunun dağılıp parçalanmasından sonra yılları arasında bu bölge Tabgaçların eline geçmiģtir. Uygur Türkleri de 7 boyla Tabgaç Devletine iģtirak etmiģlerdir. Tabgaçlardan sonra bu bölgede iktidar Köktürklerin eline geçti ve yılları arasında iki kez Köktürk devleti kuruldu. Uygur Türkleri hem Tabgaçlar hem de Hunlar arasına Tie-le adıyla anılan bir konfederasyon Ģekliyle katılarak tâbi olmuģlardı. Köktürklerin güçlü olduğu dönemlerde Köktürklere tâbi olmakla birlikte zaman zaman iktidar mücadelesi için çatıģmalar da olmuģtur yıllarında Uygurlar, Basmıl ve Karluklarla birleģerek Köktürk devletine son vermiģlerdir. 744 yılında Uygur Bozkır Kağanlığı adı verilen bir devlet kurmuģlardır. Uygurlar, Çin ve Sogutlularla iliģkiler sonucunda konargöçer kültürlerini önemli ölçüde değiģtirerek ĢehirleĢmeye, tarıma, küçük iģletmeciliğe ve ticarete yönelmiģlerdir. Çinlileri ve Sogutluları çalıģtırarak Ģehirler kurdurmuģlardır. Uygurlar, Tibetlilerle çarpıģarak BeĢbalık, Turfan, Kuça ve KaraĢar bölgelerini tamamen ele geçirip Doğu Türkistan a hâkim oldular. Ancak, 832 yılından itibaren Uygun Bozkır Kağanlığında taht kavgaları baģlar ve 842 yılında Kırgızlar kiģilik bir orduyla Uygur Devletinin Ģehirlerini yerle bir eder. 96 Parmaksızoğlu, Ġsmet-YaĢar Çağlayan, Genel Tarih I, Ankara, 1976, 326.s 39

40 Uygurların bir bölümü 840 dan sonra BeĢbalık merkez olmak üzere Tanrı Dağlarının eteklerine Tarım Havzasına yerleģmiģlerdir yılına kadar bağımsız olan bu devlet Koço Uygur Devleti adıyla anılmaktadır. Yüzyıllar boyunca Moğol-Mançu ve Çin in hâkimiyeti altında yaģarlar yılında Yakup Bey yönetiminde Çin e karģı ayaklanan Uygur Türkleri Çiti-ġahar (Yedi ġehir) adıyla Doğu Türkistanda bağımsız bir devlet kurarlar de Yakup Bey in öldürülmesi ile 14 yıl süren bağımsız devlet yıkılmıģtır yılları arasında Yang-Zing-ġin ( ), Çing-ġu-Rin ( ), ġing-ġi-sey ( ), Wu-Cung-ġin ( ) isimlerin-deki zalim Çinli valiler yönetmiģlerdir 97. Yapılan zulüm ve haksızlıklara karģı dayanamayan Uygur Türkleri Doğu Türkistandaki diğer Türk boylarının da iģtirakiyle Çing ġu Rin ve Wu Çung ġin idarelerine karģı iki defa baģ kaldırmıģlardır. 12 Kasım 1933 diğeri 7 Kasım 1944 de iki kez Müstakil Doğu Türkistan Cumhuriyeti ni kurmuģlarsa da, Sovyet-Çin iģbirliği neticesinde bu milli hükümetler kısa zamanda devrilmiģlerdir 98. Uygur Türkçesi Eserleri: VI-VII. yüzyıllar arasında Eski Türkçe devrinde Köktürkçe ile birlikte kullanılan Eski Uygur Türkçesi o devir yazılı Türk edebiyatının da Ģaheserlerini vücuda getirmiģtir. Eski Uygur Türkçesi döneminden kalma Köktürk yazısı ile abideler olduğu gibi Budizmin ve Maniheizmin usullerini öğreten didaktik eserler baģta olmak üzere Soğd yazısıyla kaleme alınmıģ birçok edebî eser günümüze kadar gelebilmiģtir. Uygurlardan Kalan Köktürk ĠĢaretleri ile YazılmıĢ Belgeler: 1. Taryat (Terhin)Yazıtı: 753 yılında 2.Uygur Kağanı Moyun Çor tarafından diktirilmiģtir. Asahangay aymağının Sumon Taryat bölgesinde 1970 yılında bulunmuģ ve Taryat yazıtı olarak anılmaya baģlayan bu yazıt taģtan yapılmıģ bir kaplumbağanın sırtına yerleģtirilmiģtir. Bu yazıtta Uygurlarla Köktürklerin savaģları ve Uygur Kağanlığının kuruluģu anlatılmaktadır. 2. ġine Usu Yazıtı: 760 yılında Moyun Çor un mezarı için dikilmiģtir. Uygur Kağanlığının kuruluģu hakkında bilgi verilir. 3. Sevrey Yazıtı: Gobi Çölünün güneyinde Sevrey Dağı eteğinde bulunan bu yazıt Soğdca-Türkçe dir. Bögü Kağan ın 762 yılında Çin e karģı yaptığı seferini anlatır. 4. Kara Balgasun Yazıtı: Muhtemelen 820 yılında yazılmıģtır. Türkçe-Çince-Soğdca dır. Mani dininin kabulü ve Uygurların tarihi hakkında bilgi verilir. 97 Alptekin, Erkin, Uygur Türkleri, Boğaziçi Yayınları, Ġstanbul, 1978, 30.s 98 Alptekin, Erkin, age., 30.s 40

41 5. Hoytu Tamir ve Gurbalçin Yazıtları: Uygurlardan kalma kayalar üzerine yazılmıģ 10 parça kısa yazıttır. Bu eserlerin yanında Uygur yazısıyla (Eski Soğd yazısı) yazılmıģ Mani ve Budist dininin konularını anlatan birçok eser bulunmuģtur. Bunların bir kısmı W. Bang ve Annemarie von Gabain tarafından Türkische Turfan-Texte adıyla bölümler halinde muhtelif yerlerde neģredilmiģtir 99. Altın Yaruk, Sekiz Yükmek, Kalyanamkara ve Papamkara, Maytrısimit, KuanĢi im Pusar vb. bilinen birçok Uygurca eseri saymamız mümkündür. Eski Uygur Türkçesi, Orta Türkçe döneminde de kullanılmıģ, günümüzde Modern Türkçe devrinde YaĢayan Uygur Türkçesi olarak devam etmektedir. Modern Uygur Türkçesi diyalektlerini Ģu Ģekilde gösterebiliriz. Modern Uygur Türkçesi Asıl Yeni Uygur Yeni Uygur Sarı Uygur Diyalektleri Diyalektleri Türkçesi Güney Kuzey Salar KaĢgar Ağzı Kuça-TaĢ Malık Lob-Nor Yarkent Ağzı Turfan-Kara Hoto Hoten Karija Ağzı Hami-Lütçün Aksu Ağzı Tarançi ORTA TÜRKÇE ÇAĞI Türk dili tarihinde Eski Türkçeyi (Köktürk-Uygur devrini) takip eden veya daha doğrusu devam eden Uygur medeniyeti ve yazı dilinin yanı sıra, ayrı bir coğrafî bölgede, baģka bir medeniyetin etkisi altında geliģen Türk yazı diline Orta Türkçe çağı diyoruz 100. Bu dönem XI-XVI. yüzyıllar arası zamanı kapsar. Tarihin bu sınırlaması kesin bir çizgi değildir. Orta Türkçe nin Kuman-Kıpçak, Harezm, Karahanlı, Eski Anadolu ve Eski Azerî, Çağatay, Uygur ve Bilinmeyen Orta Asya Türk yazı dili olmak üzere 7 yazı diline dayanan Ģiveleri bulunmaktadır. 99 GeniĢ bilgi için bkz Çağatay, Saadet, Türk Lehçeleri Örnekleri I.C, AÜ.DTCF Yay. Ankara 1977, 3-78.s 100 Karamanlıoğlu, Ali Fehmi, age., 51.s 41

42 1. Kuman-Kıpçak Türkçesi: Oldukça geniģ bir coğrafî alana yayılmıģ olan Kuman-Kıpçak Türkçesi, Ermeni Kıpçakçası, Mısır-Suriye Kıpçakçası ve Altın Ordu Kıpçakçası olmak üzere üç diyalekti ihtiva eder. Kuman-Kıpçak Türkçesinin en önemli eseri Codex Cumanicus dur. Kuman Kitabı anlamına gelen bu eseri Ġtalyan tüccarları ve Alman rahipleri Kumanlara Hıristiyanlığı öğretmek gayesiyle Gotik yazısı ile kaleme almıģlardır. Latince ve Almancadır yılında yazıldığı tahmin edilen Codex Cumanicus iki ana bölümden meydana gelmiģtir. Ġtalyanca Codex adı verilen birinci bölümde, Latince, Farsça ve Kıpçak Türkçesi kelime grupları ile bazı dilbilgisi kuralları yer alır. Ġtalyanca Codex 55 varaktan ibarettir. Almanca Codex denilen ikinci bölümde bazı dua ve ilâhîler, kırk yedi bilmece, baģ ve son kısımlarında Kıpçakça-Almanca sözlükler bulunmaktadır. Bu bölüm 27 varaktır. Ermeni yazılı Kıpçak Eserleri: Ermeni Kıpçakçası olarak da anılır. VI. yüzyılda Ermeni devleti yıkıldıktan sonra Kırım a göçen Ermenilerin orada Kıpçak Türkçesini resmî ve dinî olarak benimsemelerinden meydana gelmiģtir gibi genel bir hüküm olarak tanımlansa da bu tartıģılır bir durumdur. Ermeni Yazılı Kıpçak Türkçesi ile meydana getirilen eserler ise Ģunlardır yıllarına ait Kamenets-Podolsk Ermeni cemaatine ait bazı dosyalar. Bunların dıģında Paris, Venedik, Viyana ve Kratow kütüphanelerinde bulunan yirmi sekiz yazma bulunmaktadır 101. Mısır-Suriye Kıpçakçası: Altın-Ordu devleti zamanında onlara bağlanmayan bir kısım Kıpçaklar eski yurtlarına dönerken bir kısmı da köle olarak Mısır a götürülmüģlerdir. Abbasîler zamanında olduğu gibi, Kıpçaklar Mısır a daha önceden gelen diğer Türk unsurlarıyla birleģerek burada Memlûklular (Kölemenler) devletini kurarlar. Memlûklu devletinde, Türk sultanlarının baģta bulunmaları ve hâkimiyetin Türklerin elinde bulunması sebebiyle, Türkçe ye karģı ilgi artmıģ ve Araplara Türkçe yi öğretmek maksadıyla kitaplar yazılmıģtır. Ayrıca baģka sahalarda yazılan Türkçe eserler de istinsah (kopya) ettirilmiģ ve Arapça, Farsça dan tercümeler yaptırılmıģtır 102. Tercümanû Türkî ve Arabî, Kitabû l-idrak li Lisanû l-etrak, Et-tuhfetû z-zekiyye fi l-lügati t-türkiyye, Kitabı Bulgati t-müģtak fi Lügati t-türk ve l-kıfçak, El-Karaninü l külliyye li zabti l-lügati t-türkiyye gibi muhtelif eserler günümüze kadar gelmiģtir. Altın-Ordu Kıpçakçası: Orta Türkçe dönemindeki yazı dillerinden olan Kuman-Kıpçak Türkçesinin bugün Modern Türkçe'de de devamı olan Kuzey-Batı grubu Türk lehçelerinin temeli sayılır. 101 Karamanlıoğlu, Ali Fehmi, age., 63.s 102 Paçacıoğlu, Burhan, Orta Türkçe, Sivas, 1995, s 42

43 Cengiz Han ın büyük oğlu Cuci tarafından 1223 te kurulan Altın-Ordu 1502 ye kadar 283 yıl 45 hakan yönetiminde Doğu Avrupa dan Kazakistan a kadar olan geniģ bir coğrafyada yaģamıģ Türk devletidir. Altın Ordu Ġmparatorluğu, evvelce Türklerin yaģadığı Karadeniz in kuzeyi ve Volga bölgesinde kurulduğu için gerçekte Moğol olan Cuci Ulusu hanları derhal TürkleĢtiler ve bunlardan Cuci nin oğlu Berke Han ( ) müslüman olarak devletin TürkleĢmesini tamamladı 103. Altın Ordu nun etnik unsurlar bakımından Oğuz-Kıpçak Türklerine dayanmaktaydı. Bu bölgeye Harezm den birçok âlim ve edibin gelmesi Altın Ordu Kıpçak Türkçesinin edebî dil olarak geliģmesinde Harezm Türkçesini tesirli kılmıģtır. Altın Ordu Kıpçakçası gerek Mısır-Suriye Kıpçakçası ile yazılan eserlerde gerek Harezm bölgesinin kuzey-batısında yazılan eserlerde önemli ölçüde tesir etmiģtir. Harezm e bağlı Altın Ordu sahasında Kıpçak Türkçesiyle Kutb un Husrev ü ġirin, Seyfî-i Sarayî nin Gülistan Tercümesi gibi eserleri o dönemin eserlerinden sayabiliriz. Modern Türk lehçelerinden Kuzey-Batı Kıpçak sahası diyalektlerine (Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Kumuk Türkçesi vb.) Altın Ordu Kıpçakçası esas olmuģtur. 2. Harezm Türkçesi: Orta Türkçenin yazı dillerinden birisi de Harezm Türkçesidir. Harezm Türkçesi teriminden XIII. yüzyılda Harezm ile ona bağlı AĢağı Sirderya bölgesinde Oğuz ve Kıpçak Türkçelerinin etkisi ile Karahanlı Türkçesinden geliģen Orta Asya, Türk yazı dili anlaģılır. Harezm in asıl halkı Ġran asıllı Soğdlar vb. unsurlardan oluģmaktaydı. Sirderya nın kuzeyinde bulunan steplerdeki göçebe Türk boylarının Aral gölü çevresinden güneye ve güney-batıya doğru sürekli akınlarla bu bölgeye yerleģmeleri Harezm bölgesini bir iki yüzyıl zarfında TürkleĢtirmiĢtir. XIII. yüzyılda buraya Moğollar geldikleri zaman bölge tamamen TürkleĢmiĢti. Aral gölü çevresinde özellikle Hive merkez olan Harezm Türkçesi, lehçe itibarıyla daha çok Kanklı Kıpçak ve Oğuz unsurlarına dayanır. Harezm Türkçesi yazı dili Harezm in kuzeyindeki Altın Ordu bölgesinde de edebî dil olarak kabul edilmiģtir. Harezm Türkçesi Eserleri: XII. yüzyıldan itibaren Harezm bölgesinde yazılmıģ eserlere rastlamak mümkündür. Fakat bu eserlerin bugün Harezm Türkçesinin bütün özelliklerini taģıdığını söylememiz mümkün değildir. Harezm bölgesinde yazılmıģ ancak doğrudan Harezm Türkçesi eseridir diyemeyeceğimiz eserlerin bazıları Ģunlardır. 103 Altın Ordu Maddesi, Yeni Türk Ansiklopedisi, Ötüken Yayınları, I.C., Ġstanbul, 1985, 106.s 43

44 Divân-ı Hikmet: Aslan Baba adlı bir Türk evliyasının halefi olan ve Yese doğumlu 1166 yılında ölmüģ Ahmed Yesevî nin hikmetlerinin toplandığı eserdir. Fakat onun Hikmetler Divânı kendi devrinde veya kendisine çok yakın olan bir devirde tespit edilemediği ve günümüze kadar sözlü rivayetlerle uzana geldiği için bugün Harezm Türkçesi dil özelliklerini kaybetmiģ durumdadır. Mukaddimet l-edeb: Harezm sahasında Moğol yönetiminin etkili olduğu dönemlerde Türkçeyi ilgilendiren Arapça-Farsça eserler de kaleme alınmıģtır. Dönemin bilginlerinden ZemahĢeri tarafından Arapça yazılmıģ olan Arapça-Türkçe, Farsça-Türkçe, Moğolca-Türkçe sözlüktür. Daha sonra HarezmĢah Atsız ın emriyle Türkçe ye de çevrilmiģtir. Tıbyan al-lûgat at Türkî a la Lisan-al Kanklı: HarezmĢah, Celâleddin için Muhammed bin Kays tarafından kaleme alınmıģtır. Muhtemelen, Arapça yazılmıģ bir sözlüktür. Eser günümüze kadar ulaģmamıģtır. Bu eserler yukarıda da zikrettiğimiz gibi Harezm sahasında yazılmıģ fakat doğrudan doğruya Harezm Türkçesi özelliklerini taģımazlar. Bununla birlikte doğrudan Harezm Türkçesi ile kaleme alınmıģ eserler de mevcuttur. Bunlardan bazıları Ģunlardır: Kısasu l Enbiya: KaĢgar Türkçesini Harezm Türkçesine bağlayan önemli bir eserdir. Nasreddin bin Burhaneddin tarafından 1310 yılında kaleme alınmıģ. Rabguzî mahlasıyla da ün yapmıģ olan Nasreddin bin Burhaneddin eserinde peygamberlere ait rivayetlerden ve hikâyelerden bahseder. Anonim Kur'an Tefsiri: Adından da anlaģılacağı üzere belli bir yazarı olmayıp anonim olarak vücuda getirilmiģ bir eserdir. Eserin baģ kısımları bozuktur. Arapça satırlara tekabül eden Türkçe çeviriler verilmiģtir. Bazı yerlerde sadece Arapça metin, bazı yerlerde de Kur an ayetleri arasına Türkçe Ģerhler konmuģtur. Mevcut yazmada istinsah tarihi yoktur. Ancak, eserin dilinden Timur devrine ait olduğu tahmin edilmektedir. Nehcü l Ferâdis: UĢtmahların Açuk Yolu adıyla bilinir. Mahmut bin Ali es-sarayî ve l Kerderî nin eserin yazarı olduğu zannedilmektedir yılında Altın Ordu nun merkezi Saray da yazılmıģtır. Eser onar kısımlık dört bölümden oluģmuģtur. Hz. Muhammed den Dört Halife den, Ehl-i Beyt ten, Dört Ġmamın faziletlerinden, Tanrı ya hoģ gelen ve gelmeyen amellerden bahseden dinî bir eserdir. Sade bir dille kaleme alınmıģ Nehcü l Feradis in hacimli mensur bir eser olması dil araģtırmaları açısından önemlidir. Miraçnâme: Nehçü l Feradis adlı bir eserden Türkçe ye çevrilmiģtir. Eldeki nüshası Uygur yazısı iledir da Herat ta Malik BakĢı tarafından istinsah edilmiģtir. XIV. yüzyıl eseri olarak kabul edilmektedir. Muinü l Mürid: 1313 yılında göçebe Türkmenler için molla bir zat tarafından yazılmıģ bir ilmihal kitabıdır. Kutadgu Bilig i taklid yoluyla yazılmıģ olduğu zannedilen Muinü l Mürid manzum bir eserdir. Muinü l Mürid de Oğuzca nın Harezm Türkçesine olan etkisi açıkça görülmektedir. 44

45 Muhabbet-nâme: 1352 de Hüseyin Harezmî tarafından kaleme alınmıģtır. Eserin biri Uygur diğeri Arap harfleriyle yazılmıģ iki nüshası vardır. Harezm sahası yazı diliyle kaleme alınmıģ olmasına rağmen Kıpçak Türkçesi özelliklerini de gösterir. Kutb un Hüsrev ü ġirin i: Altın Ordu hükümdarı Tını Bey ile karısı Han Melek e ithafen yazılmıģtır. Harezm sahasında yazılmıģ olmasına rağmen Kıpçak Türkçesi özelliklerini de gösterir. Aslen Harezmli olduğu sanılan Kutb tarafından de kaleme alınmıģtır yılında Mısır da Kıpçak Türklerinden Berke Fakih tarafından kopye edilmiģtir. Gülistan Tercümesi: Seyfi Sarayî tarafından kaleme alınmıģ Harezm Türkçesi eserlerindendir. Bahtiyar-nâme: 1432 de Malik BakĢı tarafından yazılmıģ Harezm Türkçesi eserlerindendir. Revnakü l Ġslâm: Türkmenler arasında Muinü l Mürid gibi pek rağbet görmüģ bir eserdir. M yıllarında ġeyh ġeref tarafından manzum olarak kaleme alınmıģtır. Orta asya edebî Türkçesinin, Batı Türkistan kolunu teģkil etmekte olan Harezm Türkçesi, Doğu Türkistan kolunu oluģturan Karahanlı Türkçesinden pek farklı değildir. Bazı etnik, fonetik ve morfolojik farklılıklar dıģında bir nevi Karahanlı Türkçesinin devamı gibidir. Harezm Türkçesinin, Yeni Türkçe devrinde Eski Türkmence, Modern Türkçe devrinde de Türkmen Türkçesi devamı mahiyetindedir. 3. Karahanlı Türkçesi: Kırgızların hücumları ile Uygur devleti 840 yılında dağıtıldıktan sonra, Uygurların büyük bir çoğunluğu BeĢbalık, Turfan, Bargöl ve Hami havzalarına yerleģtiler. Böylece eski Uygur devleti diğer Türk kabilelerine terkedilmiģ oldu. Bu dönemde Karluk Türkleri Tarbagatay dan inerek Ġli ile Issıkköl civarında yeleģtiler. Kırgızlar ise Moğolistan ile Orhun havzasında oturuyorlardı. Karluklarla yakınlık dereceleri henüz tespit edilmeyen Karahanlılar KaĢgar ile Çu nehri üzerindeki Karabalasagun u iģgal ettiler. X. yüzyılın ilk yıllarında müstakil bir devlet kuran Karahanlılar buradaki Türk unsurlarını kendi idareleri altına aldıktan sonra yılları arasında Karahanlı hükümdarı Abdülkerim Saltuk Buğra Han ın Ġslâmiyeti kabul etmesiyle ilk Türk-Ġslâm devleti de kurulmuģ oldu. BaĢlayan bu yeni dönem Türk yazı dili açısından da önem arzetmektedir. Türk yazı dilinin devrelerinin incelenmesinde Orta Türkçe nin bu yazı diline Karahanlı veya Hakaniye Türkçesi adı verilmektedir. Orta Asya Müslüman Türkleri tarafından XI-XVI. yüzyıllar arasındaki tarihî devrede meydana getirilmiģ olan dinî, edebî vb. eserlerin ilk halkasını oluģturan Karahanlı devri ürünleridir. Karahanlı Türkçesi, genel çizgileri ile Eski Uygur Türkçesinin Ġslâmî Ģekil altındaki devamıdır. Yalnız ayrıntılara girdiğimiz zaman bazı farklar görülmektedir. Çünkü bu iki devleti oluģturan etnik unsurlar arasında az 45

46 çok ayrılıklar vardır. Bu durum dilde de bazı ayrıntıları ortaya çıkarır. Ayrıca, Karahanlı Türkçesi az da olsa Arapça ve Farsça nın etkisi altındadır. Karahanlı devrindeki fikir ve sanat hayatıyla ilgili bilgi veren hemen hemen hiç bir esere sahip değiliz. Ancak, Ġslâmi Türk Edebiyatının ilk eserleri olarak da bilinen Karahanlı Türkçesi eserlerinden fikir yürütmekteyiz. Karahanlı Türkçesi devresinin en önemli eserleri Ģunlardır: Kutadgu Bilig: Kutluluk Bilgisi, Mesut Olma Bilgisi olarak adlandırabiliriz. H.462-M yıllarında Balasagunlu Yusuf adında o devrin hakîm, düģünür ve âlim bir zatı tarafından kaleme alınmıģtır. Kutadgu Bilig manzum bir eser olup aruz vezniyle tertip edilmiģtir. Devrin KaĢgar hükümdarı Tabgaç Ulug Buğra Karahan a sunulmuģtur. Bu hükümdarın devri ve faaliyeti hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Balasagunlu Yusuf hükümdarın Ģahsî sevgisini kazanmıģ kendisine Has Haciplik rütbesi verilmiģtir. Yusuf Has Hacip, eserini önce Balasagun da yazmaya baģlamıģ sonra KaĢgar a giderek orada tamamlamıģ ve Tabgaç Ulug Buğra Karahan ın huzurunda okumuģtur. ġairin tam bir biyografisini ortaya koyma imkânı yoktur. Ancak, eserini H.462 de bitirdiğini, 18 ayda tamamladığını ve yazmaya baģladığı yıllarda 50 yaģlarında bulunduğu gibi kayıtlar gözönünde bulundurulursa Ģairin aģağı yukarı 1019 yıllarında doğmuģ olduğu söylenebilir. Kutadgu Bilig, insana her iki dünyada da mutlu olmak üzere gerçekleri göstermek gayesiyle kaleme alınmıģ, öğretici bir eserdir. Aynı zamanda hükümdarlar ve devlet büyükleri için yazılmıģ bir siyasetname değerindedir. Birbirine çok yakın bağları olan kiģi, toplum ve devlet arasındaki münasebetlerin yine aynı Ģekilde düzenlenebilmesi için gerekli yolu gösterir. Ayrıca, bu düzenlemede ihtiyaç duyulan bilgi ve faziletlerin neler olduğunu, nasıl elde edilebileceklerini göstermeye çalıģan Ģair, bir düģünür vasfı göstererek bu eseriyle kendi devrinde gündelik hayatın üstüne yükselen düģüncelere tercüman olmuģtur. Dolayısıyla o, insan hayatının toplum içindeki anlamını tahlil ve tayin eden bir hayat felsefesi kurmuģtur. Yusuf, daha çok ideal bir toplum düģünmüģ ve geçmiģ günlerdeki ideal bir toplumun tasviri yoluyla kendi devrini tenkit etmiģtir. Eser, adaleti temsil eden Küntogdı Ġliğ Hükümdar, devleti temsil eden Aytoldı Vezir, aklı temsil eden ÖgdülmiĢ Vezirin oğlu ve bir de kanaati temsil eden OdgurmuĢ Vezirin akrabası bu dört Ģahıs arasında geçen konuģmalara dayanmaktadır 104. Eserin Herat (Viyana), Fergana ve Mısır nüshaları olmak üzere bugün üç nüshası bulunmaktadır. 104 Bu bölüm Prof.Dr. Zeynep Korkmaz ın öğretim yılında AÜ. DTCF Türk Dili Kürsüsünde verdiği Karahanlı Türkçesi Dersi notlarından aktarılmıģtır. 46

47 Divân-ı Lûgat-it Türk: Mahmut bin Hüseyin bin Muhammed veya KaĢgarlı Mahmud olarak bilinen Ģahıs tarafından 1074 yılında yazılmıģ sözlüktür. X. yüzyıldan baģlayarak Türkler Ġslâm dünyasında komutan ve yönetici olarak önemli mevkileri ele geçirdikleri gibi doğrudan doğruya kendi kurdukları devletler de Ġslâm âleminin en güçlü devletleri durumuna geldiler. XI. yüzyılda doğuda Karahanlılar, batıda Selçuklular bütün Ġslâm âlemini nüfuzları altında tutmaktaydılar. Abbasî Halifeleri de Selçuklu ya tâbi idiler. Türklerin bu gücü öteki Müslüman halklar arasında Türkçe ye ilgi duyulmasına ve bu dilin öğrenilmesine yol açmıģtır. KaĢgarlı Mahmud bu gaye ile yazdığı eserini Abbasî Halifesi El-Muktedi Billah a sunmuģtur. KaĢgarlı Mahmud un henüz ele geçmemiģ ancak Divân-ı Lûgat-it Türk ten öğrendiğimiz Kitâbu Cevahirü'n Nahv fî Lûgati t-türk adlı bir gramer kitabı da vardır. Divân-ı Lûgat-it Türk, Türkçe-Arapça bir sözlüktür. Bu sözlük Arap bilginlerinin geliģtirdiği ve Arapça ya uygun bir yönteme göre düzenlenmiģtir. Kelimeleri tek tek açıklarken örnek cümleler, atasözleri, manzum parçalar da verir. Bazen kiģi adları, yer adları bunlarla ilgili açıklama ve hikâyelere de yer verilmiģtir. KaĢgarlı Mahmud, kitabında Türkçe de kullanılmakla birlikte, Türkçe kaynaklı olmayan kelimeleri eserine almadığını belirtir. Bu tutumu onun bilinçli olarak Türkçe nin savunucusu olduğunu gösterir. Divân-ı Lügat-it Türk te, gramer açıklamaları, etimolojiler, lehçeler arasındaki ayrılıklar ve benzeģmeler gibi konulara da yer verilir. Eserin asıl nüshası günümüze kadar ulaģamamıģtır. Eserin yazılıģından 190 yıl sonra 1266 da Mehmed bin Ebi Bekr Ġbni Ebi l-feth tarafından kopya edilmiģ tek nüshası Ġstanbul Millet Kütüphanesinde bulunmaktadır. Atabetü l Hakayık: Edib Ahmet Yüknekî tarafından kaleme alınan ve Hakikatlerin EĢiği anlamına gelen bu eser Muhammed Dad Ġspehsalar Beg e sunulmuģtur. Eldeki nüshalardaki farklı yazılardan dolayı eserin adı Hibetü l Hakayık, Gaybetü l Hakayık ve Atebetü l Hakayık Ģekillerinde okunmuģtur. XII. yüzyılın ilk yarısında TaĢkent dolaylarında yazıldığı sanılan eserin bugün elimizde 4 nüshası mevcuttur. Atabetü l Hakayık, Türk-Ġslâm muhitinin kültür çerçevesinde, fertlerin terbiyesi için tanzim edilmiģ olan esasları, manzum olarak Türkçe anlatan bir ahlak kitabıdır. 4. Eski Anadolu Türkçesi: Orta Türkçe nin yazı dillerindendir. Orta Asya dan güney batıya göç eden Oğuz boylarının teģekkül ettirdikleri yazı dili olarak bilinmektedir. Bu yazı dili zamanla kullanım sahası bakımından iki daire oluģturmuģtur. Bunlardan birisi Azerî ve Doğu Anadolu sahasını içine alan Doğu Oğuzcası veya Eski Azerî Türkçesi, diğeri ise Osmanlı sahasını içine alan Batı Oğuzcasıdır. XVII. yüzyılda meydana gelen ayrılık, sadece konuģma dilinde kalmıģ, yazı dili ise bundan çok az etkilenmiģtir. Bu Ģive ayrılığının sebebi ise 47

48 kuzeyden gelen Kıpçak unsurları ile Ġlhanlılardan kalan bazı Moğol izlerinin Azerî Türkçesinde etkili olmasındandır. Eski Anadolu Türkçesi hem Eski Türkçenin devamı mahiyetinde olup hem de Karahanlı Türkçesinin izlerini taģımaktadır. TeĢekkül açısından Karahanlı Türkçesinden sonraki dönemdir. Türkiye Türkçesinin Anadolu Selçuklu Devleti nin kuruluģundan sonra XIII-XV. yüzyıllar arasında geliģme kaydeden ilk dönemdeki yazı dilinin adıdır. Eski Anadolu Türkçesi için Osmanlı Devleti nin kuruluģundan önceki Anadolu Selçukluları ve Beylikler dönemlerini de içine aldığından, Eski Osmanlıca terimi de kullanılmıģtır 105. Anadolu Selçuklularının son devirlerini Beylikler dönemini ve imparatorluk haline gelmeden önceki Osmanlı devrini içine alan Eski Anadolu Türkçesi devresinde yabancı unsurların fazla karıģmadığı sade bir Türkçe kullanılmıģtır. Bu devrede meydana getirilen eserlerde de Arapça-Farsça unsurlar yer almaktaydı, ancak bunların oranı pek fazla değildi. Yabancı kelimelerin nispeti XIII. yüzyıldan XV. yüzyıla doğru gittikçe çoğaldı ve XV. yüzyıldan sonra dildeki sadelik kayboldu. Yazı dili konuģma dilinden uzaklaģarak bir aydın zümre dili halini almaya baģladı 106. Eski Anadolu Türkçesini coğrafiî, tarihî ve sosyal olaylar içerisinde önce Azerî ve Anadolu sahası, daha sonra da Anadolu sahasını Selçuklular dönemi, Anadolu Beylikleri dönemi ve Ġstanbul'un fethine kadar olan Osmanlı Türkçesi Dönemi Ģeklinde tasnif etmemiz mümkündür. XVII. yüzyılda iyice netleģmeye baģlayan Eski Azerî ve Eski Anadolu Türkçesindeki ayrılık aslında XIII. yüzyıldan itibaren farklı sahalardaki eserlerle kendini göstermeye baģlar. Eski Azerî Türkçesi sahasında XIII. yüzyıldan itibaren verilen sözlük, gramer ve edebî eserler bu sahanın da Orta Türkçe döneminde ayrı bir yazı dili gibi telâkki edilmesine sebep olur XIII. yüzyılda Azerbaycanlı Ģair Hüsameddin in yazdığı Tuhveyi Hüsam adlı manzum Türkçe-Farsça sözlük, Muhammed HinduĢah Nahçivanî'nin Sıhahü l Acemiyye gramer ve sözlüğüne benzer eserlerin yanında, Nizamî Gencevî gibi Farsça divan yazan edipler Eski Azerî Türkçesinin Orta Türkçe devrinde ayrı bir yazı dili olarak geliģmesine zemin hazırlamıģlardır. Eski Anadolu Türkçesinin Anadolu sahasındaki belli baģlı edip ve eserlerini ise aģağıdaki gibi göstermemiz mümkündür Eski Anadolu Türkçesi Edip ve Eserleri: 105 Paçacıoğlu, Burhan, age., 193.s 106 Özkan, Prof. Dr. Mustafa, Türk Dilinin GeliĢme Alanları ve Eski Anadolu Türkçesi, Ġstanbul, 1995, 34.s 48

49 Ahmed Fakih: XIII. yüzyılda Konya da yaģadığı bilinen Ahmed Fakih in, kaside Ģeklinde yazılmıģ 100 beyitlik manzum Çarhnâme ve mesnevi tarzında yazılmıģ ġam, Kudüs, Mekke, Medine ve buralardaki kutsal yerleri anlattığı Kitâbu Evsâfı Mesâcidi Ģ-Ģerîfe adlı 339 beyitli eseri bilinmektedir. ġeyyad Hamza: XIII. yüzyılın son çeyreği ile XIV. yüzyılın ilk yarısında yaģadığı kabul edilen ġeyyad Hamza Eski Anadolu Türkçesinin önde gelen Ģairlerindendir. ġeyyad Hamza nın Dastân-ı Sultan Mahmud adlı mesnevîsi, Yusuf u Züleyha adlı manzum hikâyesi ve muhtelif mecmualarda tespit edilmiģ münferit Ģiirleri bilinmektedir. Yunus Emre: Türk milletinin yetiģtirdiği en büyük mutasavvıf Ģairlerden biri olmasına rağmen hayatı hakkında teferruatlı bilgi mevcut değildir. Bu durum biraz da hayatının efsaneleģmiģ olmasından kaynaklanmaktadır. Yunus un doğum tarihi ve yaģadığı dönemle ilgili olarak kaynaklarda farklı görüģler ileri sürülmüģtür. Ancak Yunus Emre nin yılında doğduğu ve 82 yaģında öldüğü fikri kabul edilmektedir 107. Yunus Emre nin nereli olduğu, nelerle uğraģtığı, nerelerde bulunduğu hususları da aydınlatılmıģ değildir. Bu konularda rivayetlere dayanan görüģler ise tutarsızdır. Bu sebeple Yunus Emre nin ölüm yeri ve mezarı da hala tam olarak açıklığı kavuģmuģ değildir. Anadolu nun birçok yerinde Yunus a ait olduğu söylenen türbe ve mezarlar vardır. Yunus Emre hakkında ümmî olduğu gibi yanlıģ bir kanaat yaygındır. Yunus Emre nin eserlerinden Arapça ve Farsça yı bildiği, tefsir, hadis, Ġslâm tarihi gibi dinî ilimleri okuduğu anlaģılmaktadır. Eski Anadolu Türkçesi safhasının en önemli temsilcilerinden olan Yunus Emre, son derece güzel kullanıp iģlediği sade Türkçesiyle Türkçe nin bir yazı dili halinde teģekkül etmesinde büyük rol oynamıģtır. Yunus Emre nin bilinen eserleri Ģunlardır: Risaletün-nushiyye: yılında aruz vezniyle yazılmıģ didaktik bir mesnevidir. Eserin giriģ kısmından sonra bir bölüm mensurdur daha sonra tekrar manzum mesnevi devam eder. Yunus Emre Divânı: Yunus Emre nin kendinden sonra Yunus mahlaslı baģka kimselerin de Ģiirlerinin bulunduğu divanda 400 kadar Ģiir bulunmaktadır. Bu divanda hangi Ģiirlerin Yunus Emre nin kendisine ait olduğunu kesin olarak tespit etmek oldukça güçtür. GülĢehrî: XIII. yüzyılın sonu ile XIV. yüzyılın ilk yarısında KırĢehir de yaģamıģ olduğu bilinmektedir. KırĢehir de zaviye sahibi, bütün Ģehir halkınca tanınan, birçok müridi bulunan bir Ģeyh olduğu hakkında da bilgiler mevcuttur. Eserlerinden GülĢehrî nin Ġslamî ilimlere vâkıf, özellikle matematik, mantık ve felsefede maharet sahibi olduğu anlaģılmaktadır. Ayrıca birçok seyahatlerde bulunduğunu, kendinden önceki ve kendi zamanındaki 107 Özkan, Mustafa., age, 125. s 49

50 Ģairlerin kitaplarını okuduğunu söyleyen GülĢehrî, en çok Mevlâna, Attar, Sa di-i ġirazî Senaî ve Nizamî nin tesirinde kalmıģtır 108. GülĢehrî nin bilinen eserleri Ģunlardır: Feleknâme: Ġlhanlı Hükümdarı Gazan Han adına 1301 de Farsça olarak yazılmıģ, mesnevî tarzında manzum bir eserdir. Feleknâme tasavvufî bir eser olmakla birlikte didaktik ve ahlâki özellikler de taģımaktadır. Keramât-ı Ahi Evran: 1301 de yazıldığı anlaģılan 167 beyitlik küçük bir mesnevîdir. Eserde bir fütüvvet ehli olan Ahi Evran ile cömertliliğiyle tanınan Hatim-i Taî mukayese edilmiģtir. Kudirî Tercümesi: GülĢehrî bu eserinden, Mantıku't-tayr adlı eserinde bahsetmektedir. Ancak bugüne kadar ele geçmemiģtir. Aruz-ı GülĢehrî: 16 varaklık Farsça kaleme alınmıģ küçük bir risaledir. Mantıku't-tayr: 1317 yılında bitirilmiģ 4300 beyitlik vahdet-i vücûd inancını iģleyen sembolik bir eserdir. Ġran Ģairi Feridûddin-i Attar ın aynı isimli eseri esas alınarak meydana getirilmiģtir. ġiirleri: GülĢehrî nin muhtelif mecmua ve kitaplarda bulunan Ģiirleri de mevcuttur. ÂĢık PaĢa: Asıl adı Ali olan ÂĢık PaĢa 1272 de KırĢehir de doğdu. XIII. yüzyılda Anadolu ya Horasan dan gelmiģ bir derviģ ailesine mensuptur. Dedesi, Baba Ġlyas bin Ali el-horasanî, Ebü l Vefa Harizmî nin tarikatına bağlı bir Ģeyhtir. Anadolu da geliģen Türk Tasavvuf Edebiyatının en büyük temsilcilerinden kabul edilen ÂĢık PaĢa zengin, itibarlı ve kültür seviyesi yüksek bir Ģahsiyettir. CoĢkun ve duygulu bir ruhî derinliğe sahip bulunmamakla birlikte, sade ve yalın anlatımıyla halk kitlelerine hitap etmede büyük baģarı gösterdiğinden, devrinin en önde gelen Ģairi sayılmıģtır. 109 ÂĢık PaĢa nın bilinen eserleri Ģunlardır: Garip-nâme:1330 yılında yazılmıģ beyitlik ahlâkî ve tasavvufî bir mesnevîdir. Aruz vezniyle yazılmıģtır. Fakr-nâme: Tasavvufî konulu 160 beyitlik bir mesnevîdir. Vasf-ı Hâl: 30 beyitlik küçük bir mesnevîdir. Hikâye: Biri Müslüman, biri Hristiyan, biri de Yahudi olan üç kiģinin baģından geçenleri anlatan 59 beyitlik bir mesnevîdir. ġiirleri: ÂĢık PaĢa nın Garipnâme de ve muhtelif mecmualarda geçen Ģiirleri de mevcuttur. Bu eserlerin yanında ÂĢık PaĢa ya ait olduğu zannedilen fakat kesinleģmeyen Kimya Risalesi ve Risale fi beyani s-sema adlı eserler de vardır. Bunların yanında Eski Anadolu Türkçesi devresine ait olduğu bilinen Ģu edip ve Ģairleri saymamız mümkündür. Hoca Mesud, Sühely ü Nevbahar, Ferhengnâme-i Sa di Tercümesi adlı eserleri. Kemaloğlu, Ferahnâme adlı eseri, Ahmedî, Divân, Ġskendernâme, CemĢid ü HurĢid, Tervihü l-ervah, Bedayi u s-sihr fi sanayi i s- 108 Özkan, Mustafa, age., 141.s 109 Özkan, Mustafa, age., 153.s 50

51 Ģir, Mırkatü l edeb, Mizânü l-edeb, Mi yarü l-edeb adlı eserleri. Ahmedî Daî, Türkçe Divânı, Farsça Divânı, Çengnâme, Uküdü l-cevahir, Vasiyyet-i NüĢirevan, Camasbnâme Tercümesi, Tercüme-i Tefsir-i Ebü l-leys es- Semerkandî, Tercüme-i EĢkal-i Nasir-i Tusî, Ta birnâme Tercümesi, Tezkiretü l-evliya, Teressül, Miftahu lcenne, Tıbb-ı Nebevî Tercümesi, Vesiletü l-mülûk li-ehli s-sülûk adlı eserleri. Hatipoğlu, Bahrü l-hakâyık, Letayif-nâme, Ferah-nâme adlı eserleri. ġeyhî, Divân, Hüsrev ü ġirin, Harnâme adlı eserleri ve Hatipoğlu, Abdülvasi Çelebi, Devletoğlu Yusuf, Musa Abdi, Bedr-i DilĢad, Halilî gibi birçok ismi ve eseri saymamız mümkündür. 5. Çağatay Türkçesi: Orta Türkçe nin edebî dillerinden birisidir. XII. yüzyılın sonlarından itibaren doğudan batıya, Buhara ve Semerkant a kadar uzanan topraklar üzerinde yaģayan Türklerin meydana getirdikleri ve XIX. yüzyıla kadar devam eden Orta Asya Türk yazı diline, Cengiz Han ın ikinci oğlu Çağatay a izafeten Çağatay Türkçesi denilmektedir. Çağatay Türkçesi, kelimenin en geniģ manası ile Moğol istilâsından sonra Cengiz in çocukları tarafından kurulan Çağatay, Ġlhanlı ve Altın Ordu imparatorluklarının medenî merkezlerinde XIII-XIV. asırlarda inkiģaf eder ve Timurlular devrinde ve bilhassa XV. asırda klasik bir mahiyet alarak, zengin bir edebiyat yaratan edebî Orta Asya lehçesidir 110. XIX. yüzyıla kadar devam etmiģtir. Çağatay Türkçesi 1. Ġlk Çağatay Devri, 2. Klasik Çağatay Devrinin baģlangıcı 3. Klasik Çağatay Devri, 4. Klasik Devrin Devamı ve 5. Duraklama ve Gerileme Devri olarak ele alınmaktadır Ġlk Çağatay Devri: XII ve XIV. yüzyıllar arasında Çağatay edebî dilinin ve edebiyatının kuruluģ devridir. Bu devir Moğol istilasından sonraki zamanlara denk gelmektedir. Ġlk Çağatay devrinin edebiyat ve kültür merkezleri Harezm ve Altın Ordu sahalarıdır. Moğol istilasından baģlayarak Timur un ölümüne kadar devam eden Ġlk Çağatay Devrinde geniģ topraklar üzerinde değiģik kültür seviyesine mensup topluluklar tarafından meydana getirilen bu devrin dili ve edebiyatı da birbirinden oldukça farklılıklar gösterir. Bu devirde siyasî ve edebî muhtelif merkezlerin bulunması, Ģair ve muharrirlerin, konuģma diyalektleri birbirinden farklı etnik gruplara ve coğrafî sahalara mensup olmaları bu farklılığın temel sebeplerindendir. 2. Klasik Devrin BaĢlangıcı: XV. yüzyılın ilk yarısındaki dönemdir. Bu dönemde Fars dilinin, Türk dili üzerindeki etkisi çok açık bir Ģekilde görülmektedir. Farsça, edebî dil olarak yalnız Farslar tarafından değil, Türkler, hatta birçok Türk prensler ve emirler tarafından da Türkçe den fazla kullanılmıģtır. 110 Köprülü, Mehmet Fuat, Çağatay Edebiyatı, Ġslam Ansiklopedisi, 3.C, 270.s 111 Köprülü, Mehmet Fuat, agm., 270.s 51

52 Bu dönemde Timurlular arasında Ģehir kültürü hızla geliģmekte ve aynı paralellikte Acem kültürü gün geçtikçe ağırlığını hissettirmektedir. Buna karģılık millî dil ve kültürün mücadelesi yapılması gerekirken Ġran kültürünün Türkler arasında kuvvetle yerleģtiği görülmektedir. 3. Klasik Çağatay Devri: XV. yüzyılın son yarısıdır. Bu devreye Nevaî devri de denilir. Cengiz Han zamanında yıkımdan nasibini alan Semerkant, Timur zamanında yeniden yapılanmıģ ve kültür tarihinde yerini almaya baģlamıģtır. Horasan, Sicistan, Belh, Curcan, Tuharistan ve Astarabad gibi önemli merkezleri egemenliği altına alan Hüseyin Baykara 1469 tarihinde Herat ı paytaht ilan ederek Türk dili ve edebiyatının yeni bir merkezini oluģturmuģtur. Hüseyin Baykara nın idaresi bu coğrafyada 40 yıl kadar nisbî bir sükûn ve asayiģ sağlamıģtır ki bu Timurlular tarihinin son parlak safhasını teģkil etmektedir 112. O dönemde Türkçe nin Farsça dan çok zengin olduğunu ilk defa söyleyerek Türk Ģairlerini Türkçe yazmaya teģvik eden Ali ġir Nevaî Klasik Çağatay Devrine Hüseyin Baykara ile birlikte mührünü vurmuģtur. 4. Klasik Devrin Devamı: XVI. yüzyıl dönemidir. Bu döneme Babür ve ġeybanlılar Devri de denilir. XVI. yüzyılda ġeybanlıların hâkimiyetindeki Maveraünnehir ve Harezm sahalarında hatta Buhara ve Semerkant ta oldukça iyi bir fikir ve sanat hareketi vardı. Herat ve Horasan dan ayrılan sünnî sanatkârlar, birer birer bu merkezlere gelerek yerleģiyorlar, sanat ve edebiyat çalıģmalarına oralarda devam ediyorlardı. XVI. yüzyıl Klasik Devrin Devamı, olarak adlandırılan devrede Hindistan da bir Türk devleti kuran Babür ġah da önemli Ģahsiyetlerdendir. Babür ġah Çağatay edebiyatında Ali ġir Nevaî den sonra baģta gelen edebî Ģahsiyetlerden telakki edilir. Bu devir, Çağatay edebiyatının klasik devri kadar kuvvetli sanatkârlar yetiģtirmesine rağmen, XVI. yüzyılın ikinci yarısında sönükleģmiģ, Hindistan da doğup büyüyen sanatkârlar Çağatayca dan ziyade Farsça ya önem vermeye baģlamıģlardır. 5. Gerileme ve Sona Erme Devri: XVI. yüzyıldan sonra Orta Asya Türkleri, her yönden bir gerileme ve çökme devrinin içerisine girmiģlerdir. XVII. ve XVIII. yüzyıllar gerek iktisadî, gerek kültürel, gerekse siyasî yönden gerilemelere sahne olmuģtur. Buna paralel olarak edebî sahada da Çağatay Edebiyatı gerilemiģ ve çökmüģtür. Türklerin meskûn bulunduğu bazı yerlerde Farsça ön plâna geçerken, Harezm gibi KaĢgar ve Fergana gibi merkezlerde ise Çağatayca nın daha üstün tutulduğunu görmekteyiz 113. XIX. yüzyılın sonunda Osmanlı edebiyatında görülen batılılaģma hareketi, Anadolu dıģı Türk edebiyatlarına da tesir ederek onların da yavaģ yavaģ eski klasik Türk edebiyatını bırakarak değiģikliğe 112 Köprülü, Mehmet Fuat, agm., 297.s 113 Ekiz, Osman Nuri, Çağatay Edebiyatı ve Ali ġir Nevaî, Toker Yayınları, Ġstanbul, 1986, 23.s 52

53 uğramasına sebep olmuģtur. XIX. yüzyıldan sonra artık Çağatay Edebiyatının yerini Özbek Edebiyatına bıraktığını görüyoruz. Çağatay edebiyatının belli baģlı Ģahsiyetleri ve eserleri Ģunlardır: Sekkakî: XIV. yüzyılın sonu ile XV. yüzyılın ilk yarısında yaģamıģtır. Sekkakî nin elimize ulaģmıģ bir Divânı vardır. Haydar Tilbe: Türkî-gûy 'Türkçe söyleyen' lâkabı ile Ģöhret bulan Mîr Haydar Tilbe XIV. yüzyılın sonu ile XV. yüzyılın baģlarında yaģamıģtır. Haydar Tilbe nin Mahzenü l-esrâr adlı Nizamî nin aynı adlı mesnevîsine nazire olarak yazdığı mesnevisi günümüze kadar ulaģmıģtır. Mevlana Lutfî: 1482 veya 1492 yılında öldüğü zannedilen Mevlana Lutfî nin elimizde Gül ü Nevruz adlı mesnevîsi bulunmaktadır. Yusuf Emirî: 1433 te Herat ta vefat ettiği bilinen Yusuf Emirî nin Türkçe ve Farsça Ģiirlerini yazdığı Divânı, Deh-nâme adlı mesnevîsi ve Beng-ü Çağır adlı münazarası vardır. Seydi Ahmed Mirza: XV. yüzyıl Ģairlerinden olup, Timur un torunlarından MiranĢah ın oğludur. Ta aģģuk-nâme isimli 320 beyitten oluģan mesnevîsi ile tanınmıģtır. Eseri 1435 yılında ġahruh a sunmuģtur. Geda î: yıllarında doğmuģ olduğu tahmin edilen Geda î XV. yüzyılın Çağatay Ģairlerindendir. Geda î nin elimizde mevcut bir divânı bulunmaktadır. Hüseyn-i Baykara: Tam adı Hüseyin bin Mansur bin Baykara dır, ünvanı Ebu l Gazi dir yılında Herat ta dünyaya geldi. Timur hanedanına mensuptur yılında Horasan tahtına oturdu 1506 yılına kadar saltanat sürdü. Hüseynî mahlasıyla Ģiirler yazan Hüseyn-i Baykara nın Divânı ve otobiyografi tarzında küçük bir risalesi bulunmaktadır. Babûr: Gazi Zahirü d-din Muhammed Babur bin Ömer ġeyh Mirza, Türk-Hint Ġmparatorluğunun kurucusudur. Timur un torunlarından Ömer ġeyh Mirza nın büyük oğludur yılında Fergana da dünyaya geldi, 1530 yılında vefat etti. Vasiyeti üzerine na Ģı Kabil e nakledilip defnedildi. Babûr devlet adamlığı yanında Ģair ve hattat idi. Hatta Babûrî denilen bir yazı çeģidi de icat etmiģti. Babûrnâme adlı eseriyle tanınmıģtır. 53

54 Ali ġir Nevaî: Timur un oğulları zamanında Orta Asya da geliģen Türk Çağatay edebiyatının en büyük Ģairlerinden biridir. Yalnız Çağatay edebiyatının değil, Ģair, âlim ve büyük devlet adamı olarak, bütün Türk edebiyatı ve medeniyetinin de en mühim simalarındandır. Nevaî, 9 ġubat 1441 de Herat ta doğmuģtur. Nevaî, Herat sarayında, büyük bir itibar görerek önce Mühürdârlık mevkiîne getirilmiģ, kendisine vezirlik ve bir müddet sonra da emir ünvanı verilmiģtir. Nevaî, Ģair, âlim, sanatkâr ve devlet adamı olarak, yaģadığı dönemde kendisinin ve Hüseyin Baykara nın üstün gayretleriyle Herat ve çevresini bir ilim, kültür ve edebiyat merkezi haline getirmiģtir, 3 Ocak 1501 de Herat ta vefat etmiģtir. Nevaî, Farsça dan çok Türkçe ye rağbet etmesine rağmen Arapça ve Farsça yı da bilmekteydi. Ali ġir Nevaî nin eserleri Ģunlardır: Divânları: Ali ġir Nevai nin dördü Türkçe, biri Farsça olmak üzere beģ divanı vardır. Türkçe divanlarında Nevaî, Farsça divanında Fani mahlasını kullanmıģtır. Türkçe divânları Garaibu s Sıgar, Nevadiru s ġebab, Bedayiü l Vasat, Fevaidü l Kiber isimlerindedir. Farsça divanı beyittir. Hamsesi: Hayretü l Ebrar, Ferhad ü ġirin, Leyla ü Mecnun, Seb a-i Sayyare ve Sedd-i Ġskenderî adlı mesnevilerinden oluģmuģtur. Hamsesi beyittir. Muhakemetü l-lûgateyn: Ali ġir Nevaî nin Ģuurlu Türkçülüğüne en büyük delil teģkil eden bu eser nesir halinde kaleme alınmıģtır. Muhakemetü l Lûgateyn, Ġran kültür ve edebiyatının tesiri altında kalarak ya tamamen Farsça yazan veya lüzumundan fazla Farsça kullanan Türk Ģair ve ediplerine karģı millî bir tepki olarak vücuda getirmiģtir. Eserde, Türklerin Ġranlılardan daha üstün bir millet olduğu ve Türkçe nin Farsça dan daha zengin bir dil olduğunu ileri sürerek ispata çalıģır 114. Ali ġir Nevaî nin Mecalisü n-nefais, Nesaibü l Muhabbe, Mizanü l Evzan, Mahbubü l Kulub, MüĢeat, Münacaat, Çihil hadis, Vakfiyye, Tarih-i Enbiya ve Hükema, Tarih-i Mülûk-i Acem, Hal'at-ı Seyyid Hasan ErdeĢir Risale-i Muamma, Hamsetü l-mütehayyiri, Hal'at-ı Pehlivan Muhammed, Lisanü t Tayr ve Zübdetü t- Tevarih gibi eserleri bilinmektedir. Bunlardan baģka, Çağatay Türkçesi edipleri olarak, Ata i, Ahmedi, Hamidi, Ubeydu llah Han, Muhammed Salih, Kamran Mirza ve Bayram Han gibi Ģahsiyetler de bilinmektedir. 114 Ekiz, Osman Nuri, age., 112.s 54

55 6. Uygur Türkçesi: Orta Türkçe nin yazı dillerindendir. Aslında Orta Türkçe nin yedi yazı dili olmakla birlikte bunların hepsi de birbiriyle iç içedir. Orta Türkçe dönemi Uygur Türkçesi de bu iç içeliğin bir göstergesidir. Uygur Türkçesi, Eski Uygur Türkçesi özelliklerini doğrudan taģımakla birlikte yine Eski Doğu Türkçesinin devamı olan Karahanlı, Çağatay Türkçelerinin de tesirinde kalmıģtır. Karahanlı Türkçesinin en önemli edip ve yazarlarının eserlerinin doğrudan Orta Türkçe Uygur yazı dilinin mahsulü olarak da sayıldığı görülür. Uygur Türkçesini Ġslamdan önce, Ġslâm tesiri altında ve Batı tesirinde doğan Ģeklinde ele alırsak, Orta Türkçe Uygur devresi Ġslâm tesiri altındaki dönemi içine alır. Bu dönemde Uygur Türkçesiyle verilmiģ sayısız eserler mevcuttur. Bunların bir kısmı aģağıdaki gibidir. Abdülfazıl Muhammed, 1282 de KaĢgar da Uygur Türkçesiyle yazdığı Essurah Minel-sıhah adlı lûgati vardır. Mirza Mahmud Çurasî, tarihleri arasında yazdığı Altı ġehir Hanlarının Tarihi adlı eseriyle tanınmıģtır. Mevlâna Muhammed Avaz Sadrettin KarakaĢî, Mücmetü l Ehkam, Risale-i KuraĢiye, Mikiyasu Asaalat ve Arrekam Nücûm adlı eserleri bilinmektedir. Hirketî, yıllarında KaĢgar da yaģamıģ Ģairin Muhabbetnâme ve Mehnetkam adı eserleri bilinmektedir. Zelilî, Nöbetî, Abdurrahim Nizarî, Seyid Muhammed KaĢî, Turdî Garibî, Molla ġakir, Bilal Nazım, ġemseddin vb. bir çok edip Uygur Türkçesiyle eserler vermiģtir. Uygur Türkçesi, Modern Türkçe devrinde Doğu Türkistan daki Uygur Türkleri içinde yazı dili olarak devam etmektedir. YENĠ TÜRKÇE ÇAĞI Orta Türkçe nin Modern Türkçe ye geçiģ aģamasındaki Türkçe ye, Yeni Türkçe denilmektedir. XVII. yüzyıl ile XX. yüzyıl arasındaki sınırlarını kesin olarak ayıramayacağımız dönemdir. Orta Türkçe nin yazı dillerinden Harezm Türkçesinin Modern Türkmence ye geçmeden önceki Türkmence nin baģlangıç dönemini yani Eski Türkmenceyi, Eski Anadolu Türkçesinin Türkiye Türkçesi devresine geçiģ dönemi olan Selçuklu veya Osmanlı Türkçesini, Yeni Türkçe nin dönemi içinde göstermemiz mümkündür. 55

56 Çağatay Türkçesinin, Özbek Türkçesine geçmeden önceki Hive ve Hokant diyalektlerini de Yeni Türkçe nin içinde düģünebiliriz. Esasen Orta Türkçe ile Yeni Türkçeyi, Yeni Türkçe ile Modern Türkçe yi kesin olarak birbirinden ayırmamız mümkün değildir. Orta Türkçe nin yazı dillerinin inkiģafında Modern Türkçe ye geçmeden önceki geçiģ devrine Yeni Türkçe denilmektedir. MODERN TÜRKÇE ÇağdaĢ Türkçe veya Modern Türkçe tabiri XX. yüzyılda konuģulan ve yazılan Türk lehçe, Ģive ve yazı dilleri için kullanılmaktadır. Modern Türkçe devresini Eski Batı Türkçesinin veya Batı Huncasının devamı sayılan ÇuvaĢ Türkçesi ve Karaim Türkçesi, Eski Kuzey Türkçe sinin veya Kuzey Huncasının devamı sayılan Yakut Türkçesi ve Eski Doğu Türkçesinin devamı olan Ortak Türk Lehçeleri olarak tasnif etmek mümkündür. Eski Doğu Türkçesinin devamı olan Türk lehçelerini de Kuzey-Batı 'Kıpçak', Batı 'Oğuz', Doğu 'Özbek- Uygur' ve Kuzey-Güney Sibirya Türk Lehçeleri olarak ele alınmaktadır. ÇuvaĢ Türkçesi: MenĢeleri hakkında muhtelif görüģler ileri sürülen ÇuvaĢlar dört grup halinde Rusya nın güneyinde Kazan, Simbirsk, Osenburg ve Sarotov bölgelerinde yaģarlar. XIII. yüzyılın ilk yarısında Moğollar tarafından Bulgar devleti yıkılınca, Türk-Bulgar adıyla kuzey-batı ve kuzey-doğuya dağılmıģlardır. Hristiyan olan ÇuvaĢ Türkleri yaklaģık nüfusa sahiptir. ÇuvaĢlar XVII. yüzyıla kadar Eski Türk dinine inanmaktaydılar. XVII. yüzyılda Rusların iģgaliyle birlikte HristiyanlaĢtırılmıĢlardır. ÇuvaĢ Türkçesi son devirlere kadar yazı dili olarak eser verememiģtir. Yakut Türkçesi: Eski Sovyetler Birliğinin en kuzeyinde, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, batıda da Büyük Okyanusla çevrili topraklarda yaģayan Yakut Türkleri Türk dilinin tarihî geliģimi içerisinde Eski Kuzey Türklerinin veya Kuzey Hunlarının devamıdır. Yakut Türkçesi de Kuzey Huncanın Modern Türkçede devamı sayılmaktadır. 27 Nisan 1922 de kurulmuģ baģkentleri Lena nehri üzerindeki Yakutsk Ģehri olan Yakut Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bugün Rusya Fedarasyonuna dâhildir km yüzölçüme sahip olan toprakları vardır. Yakut Türkleri, Rusların tesiriyle resmiyette Hristiyan görülmekle birlikte hala Eski Türk Dinine mensupturlar. Yakut Türkçesi, Ortak Türkçeden çok büyük farklılıklar arz eder. 56

57 Kuzey Batı Kıpçak Grubu: Orta Türkçe deki Kuman-Kıpçak Türkçesinin özellikle Altın Ordu lehçesinin devamı mahiyetindedir. Modern Türkçe devrinde Kuzey-Batı Kıpçak grubunu Batı (Kuzey Kafkas), Kuzey Batı ve Doğu Kıpçakçası olarak ele almak gerekir. Kuzey-Batı Kıpçak Türkçesinin, Kuzey Kafkas grubunda Nogay, Kumuk, Karaçay-Malkar ve Kuzey Kırım Türkçelerini, Kuzey-Batı grubunda BaĢkurt ve Kazan Tatar Türkçelerini, Doğu grubunda ise Kazak Türkçesi ile Kırgız Türkçesi bulunmaktadır. Güney-Batı Oğuz Grubu: Oğuz Türkçesi denilince Orta Türkçe deki yazı dillerinden Harezm Türkçesinin devamı mahiyetinde olan Türkmen Türkçesi ile Eski Anadolu ve Eski Azerî Türkçesinin devamı olan Modern Türk lehçeleri akla gelir. Bunlar Güney Kırım, Moldovya sınırlarında yaģayan Gagauz, Ġran da yaģayan KaĢkay Türkleri, Türkmenler ile Horasan ve Güney Azerbaycan Türklerinin Türkçeleri, Kuzey Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesi, Batı Trakya Türkçesi, Balkan Türkçeleridir. Doğu Türkçesi: Orta Türkçe nin yazı dillerinden Çağatay ve Uygur Türkçelerinin devamıdır. Özbek ve Uygur Türkçeleri Modern Türkçe de Doğu Türkçesi olarak anılmaktadır. Özbek Türkçesi, ġehir Özbekçesi ve kırsal alan Özbekçesi diyalektlerinden oluģur. Uygur Türkçesinin de Sarı Uygur, Lob-Nor gibi muhtelif diyalektleri bulunmaktadır. Kuzey-Güney Sibirya Türkçesi: Bir kısmı Eski Doğu Türkçesinden doğrudan gelen bir kısmı da Orta Türkçe devrinde değiģik coğrafyalara göçler sebebiyle teģekkül etmiģ Modern Türk lehçeleridir. Ġran da yaģayan Halaç Türklerinin konuģtukları Halaç Türkçesi hala Köktürkçe özellikler arzetmektedir. Bunların dıģında Altay bölgesinde yaģayan Altay, Teleüt, Oyrot, ġor Türklerinin Türkçeleri de Modern Türkçenin Ģivelerindendir. Bu saydıklarımızın dıģında dilbilimin fonetik, siyasî, coğrafî veya tarihî tasnifleri içerisinde muhtelif gruplandırmalara dâhil edilen Modern Türk Lehçeleri bulunmaktadır. Bunları Modern Türk halkları olarak da isimlendirebiliriz. Güney Sibirya Türkleri, Karagaslar, Kamasinler, Abakan Türkleri ki Abakan Türklerinin alt grubu olarak Kızıllar, Kaçlar, Koyballar, Sagaylar, Beltirler, Çulım Türkleri de bu gruba dâhil edilirler. Kuzey Altay Türkleri arasında Kumandiler, Ku Kijiler, Tuba (Tuva) Türkleri, Batı Mogolistan daki Türkler, Soyonlar; Batı Sibirya Türkleri, Barabalar, ĠrtiĢ ve Tobollar; Doğu Türkistan daki Tarançi, KaĢkarlık, Hami(Komul); Batı Türkistan daki Sartlar, Kuramalar, Kara- Kalpaklar; Ġdil-Ural Türkleri, MiĢerler, Tepterler ve konuģtukları Türkçeler Modern Türkçenin Ģivelerindendir. 57

58 Türkiye Türkçesi Bugün devam etmekte olan bu devre 1908 MeĢrutiyet inden sonra baģlar. Bu yeni devrenin 1908 MeĢrutiyet inden sonra baģlayan ve Cumhuriyet e kadar devam eden ilk safhası Türkiye Türkçesinin baģlangıç devri mahiyetindedir 115. Osmanlıca dan Türkiye Türkçesine geçiģ yazı dilini konuģma diline yaklaģtırmak suretiyle olmuģtur. Türkiye Türkçesi, son yüzyıl içinde önemli geliģmeler sağlamıģ ve bütün kavramları karģılayan modern bir dil olma yolunu tutmuģtur. 116 Türkiye Türkçesi bugünkü durumuna gelinceye kadar bazı evreler geçirmiģtir. Bunlar; Tanzimat Dönemi, Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âti Dönemi, Millî Edebiyat Dönemi; Cumhuriyet Dönemi, Harf Ġnkılâbı, Dilde YenileĢme Hareketi ve günümüzde kullanılan YaĢayan Türkiye Türkçesi devresidir. Geçirdiğimiz her dönem Türkiye Türkçesinin Ģekillenmesinde, olgunlaģmasında önemli roller oynamıģtır. 7. Orta Türkçe Dönemi Bilinmeyen Orta Asya Türk Lehçesi Kitabımıza konu olan Fergana Türkleri diğer bir söyleyiģle Türk e Ad veren Türklerin dilleri ile ilgili olduğunu düģündüğümüz Orta Türkçe Dönemine ait bazı eserler KarıĢık Dilli Eserler olarak adlandırılmıģtır. Bu eserlere Bilinmeyen Orta Asya Türk lehçesi olarak da adlandırılır. Son zamanlara kadar Orta Türkçe nin yazı dilleri arasında böyle bir terim kullanılmamıģtır. Eski Anadolu Türkçesi eserleri arasında sayılan bazı eserlerin dillerindeki karıģıklık Türkolojiyle uğraģanların dikkatini çekmiģti. Orta Türkçe dönemine ait eserlerdeki fonetik ve morfolojik farklılıklar, karıģıklıklar veya alternans kullanımlar bu eserlere KarıĢık Dilli Eserler adının verilmesine sebep olmuģtur. Bahsi geçen eserlerde hem olmak hem bolmak fiilinin, kelime baģında hem t hem de d seslerinin aynı anda bulunmasına bir anlam verilememiģ ve olga bolga sorunu ya da KarıĢık Dilli Eserler adlarıyla bunlar incelenmiģtir. KarıĢık dilli eserlerin ses özellikleri: 1. ol- / bol fiilinin birlikte kullanılması: Karahanlı Türkçesine özgü olan bol- fiili, Oğuzcada ol- biçimindedir. Ol- /bol- biçimlerinin karıģık dilli eserlerdeki kullanımları birbirinden farklıdır. Kudurî Tercümesi (=KT) ve Ferāiz 115 Ergin, Muharrem, Türk Dil Bilgisi, Boğaziçi Yayınları, 5.Baskı, Ġstanbul 1980, 23.s 116 Zülfikar, Hamza, Yüksek Öğretimde Türkçe Yazım ve Anlatım, 2. Baskı, Ankara, 1981, 19.s 58

59 Kitābı nda (=FK) bol- sabittir. Behcetü'l-Hadâ'ik de (=BH) her iki biçim de geçer; ama bol- biçimi baskındır. ġerhü l-menâr da (=ġm) ise hem bol- hem de ol- biçimleri sık kullanılır #b > #v ses değiģikliği: Doğu Türkçesi metinleri b- ünsüzünü taģırlar: bar var, bar- var-, bir- ver-. Korkmaz 118 bu konuda 12, 13. asırlarda Oğuzcada b->v- değiģiminin baģlamadığına hükmeder ve Oğuz Türkçesini bu açıdan Karahanlı Türkçesiyle birleģtirir. KarıĢık dilli eserler, bu özellik açısından incelendiğinde BH ve KT de söz baģı b- li kullanımların, FK de ise v- li kullanımların baskın olduğu görülür. Bu açıdan bakıldığında eserlerde bir birliktelik görülmez d/ > y/ ses değiģikliği: Eski Türkçedeki /d/ sesi bazı istisnalar dıģında düzenli olarak /y/ ye dönüģmüģtür. BH, FK ve KT de geçen konuyla ilgili bazı örnekler Ģunlardır: ayruḳlar baģkaları, eygü iyi (BH, KT), ḳayġu kaygı (BH, KT, FK), uyı- uyumak (BH, FK), yıyıla-, yıyla- kokla- (BH, KT), iyi sahip (KT). Aynı eserlerde bazı kelimelerde söz konusu değiģim gerçekleģmemiģtir: idi, iḏi, iẕi sahip (BH, FK), bodak boya (BH) ġ / g > ø ses değiģikliği: Eski Türkçenin hece ve ek baģlarında ġ/-g ünsüzleri ile birden fazla heceli kelimelerin sonseslerinde bulunan ġ/ -g ünsüzleri, XIII. yüzyıl sonlarına doğru Oğuz-Türkmen lehçelerine dayanan Güneybatı Türkçesinde artık kurallı olarak eriyip kaybolmuģtur: ḳapıġ > ḳapu, sevig > sevü, belgür- > belür. Bu konuda karıģık dilli eserlerde özellikle BH, FK ve KT de Oğuzca eğilimler baskındır: belür- (FK), ölü (FK), ḳamu (FK, KT), arı temiz (FK, BH), aru (ġm), görklü (ġm). Ancak bu kuralın dıģında kalan örnekler de oldukça fazladır. apuġ (BH), uluġ (BH), ölüg (KT), bolġan olduğu (ġm) gibi # t ~ # d alternans kullanımı: Yukarıda anlatılan /ġ/, /g/ seslerinin kelimelerde sergiledikleri ikili kullanımlar, söz baģı /d-/ ~ /t-/ için de söylenebilir. Bu konuda Divanu Lügati t-türk te Oğuzların söz baģı ötümsüz /t/ yi ötümlü olarak kullandıkları bilgisi yer alır: d yi t ye ve t yi de d ye çevirmek Oguzların bir uygulamasıdır ve diğer Türk lehçelerine ters düģen bir tutumdur. Türkler tewe, Oguzlar deve der. Türkler dahi, üstelik anlamında taqı, Oguzlar daqı der. KarıĢık dilli eserler /d-/ ~ /t-/ konusunda benzer özellikler gösterirler. Eserlerde hakim olan özellik Eski Türkçedeki söz baģı ötümsüz /t-/ lerin ötümlüleģmesidir: düne- gecelemek (BH, KT), dünin geceleyin (KT), dütün duman (BH), depren- (BH). Fakat eserlerde ikili kullanımlar da oldukça yaygındır: taḳı ~ daḳı (BH), ṭoġ- ~ doġ- (BH, FK), tört ~ dört (KT), tė- ~ de- demek (ġm). Bazı 117 Erdem, Yard. Doç. Dr. Mevlüt- Sarı, Doç. Dr. Mustafa, KarıĢık Dilli Eserlere Farklı Bir BakıĢ, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 5/1 Winter Korkmaz, Prof. Dr. Zeynep, Selçuklular Çağının Genel Yapısı, Türk Dili Üzerine AraĢtırmalar I, TDK Yay., 1995, Ankara, Erdem, Yard. Doç. Dr. Mevlüt- Sarı, Doç. Dr. Mustafa, age, 392. s 120 Erdem, Yard. Doç. Dr. Mevlüt- Sarı, Doç. Dr. Mustafa, age, 392. s 121 Erdem, Yard. Doç. Dr. Mevlüt- Sarı, Doç. Dr. Mustafa, age, 393. s 59

60 kelimelerin eser boyunca tek biçimlerinin kullanılmasına da bazı metinlerde rastlanır: takı, turur, taģ, Teñri (KT) é (kapalı e) meselesi: Yazımlar dikkate alındığında karıģık dilli eserlerin i li yazımları tercih ettiği söylenebilir. BH, FK ve KT de i li biçimler oldukça yaygındır: bir- vermek, biģ beģ, di- demek, irte sabah, it- etmek, yir yer ; yi-, di-, yiñ, irte, yit-, biģ bir- vermek, biģ beģ, biģinç beģinci, di- demek, it- etmek. KarıĢık dilli eserlerin Doğu Türkçesiyle olan bağlantıları düģünüldüğünde, /i/ li yazımların tercih edilmesi olağan bir durum olarak karģılanmalıdır. Karahanlı Türkçesinin güçlü bir devamı olan Çağatay Türkçesinde /e/, /i/ farklılaģması görülmez. Çağatay Türkçesi kök hecedeki açık ve kapalı e seslerinin i ye değiģtirmiģ, açık ve kapalı e karģıtlığı da kaybolmuģtur: sen > sin, sew- > siv-, eģid- > iģit, beģ > biģ vb 123. KarıĢık dilli eserlerin Ģekil özellikleri 124 : 1. GeniĢ zaman olumsuzluk: Oğuzlarla öbür Türkler arasında ayrılık yoktur." (II, 65) KâĢgarlı, geniģ zaman kipinin baģka çekimleri için de olar barmaslar, bular barmaslar, biz barmasmız gibi örnekler vermiģtir (Korkmaz 1995c:250). KâĢgarlı Mahmut un belirttiği geniģ zamanın olumsuz biçimi -mas bazı karıģık dilli eserlerde son derece yaygındır: bolmas, ḳomas, sevmes (BH), bulmas, sınmas (FK), oḳumas erse (KT), olunmaslar (ġm) gibi. Az da olsa maz lı biçimler FK de ve ġm de kullanılır: gilmez bolsa, geçmez (FK); bolmaz, eylemez (ġm). GeniĢ zaman ekinde görülen z > -s değiģmesi sadece bu ekle sınırlı kalmamıģ; BH de yüklemdeki kiģi eklerine de sıçramıģtır: kurtıla-vus, dedemüs, baravus. ġunu da belirtmek gerekir ki mas biçimi sadece karıģık dilli eserlere görülmez, Karahanlı Türkçesinde sıklıkla (bolmas olmaz, körmes görmez ) (Demir ve Yılmaz 2009:71); Eski Anadolu Türkçesinde seyrek görülür: görinmes görünmez, gelmes gelmez (Mansuroğlu 2. Ġlgi hal eki: Ġlgi durum ekinin taģıdığı ünlü ve ekin kelimeye ekleniģ biçiminde karıģık dilli eserlerde bazı farklılıklar görülür. Ekin ünlüsü FK de ve ġm de düzdür: atanıng, anıng, oġlınıng, atasınıng (FK); anlarnıñ, ācizligiñ, siziñ (ġm). BH de az da olsa ünsüzle biten kelimelere eklenen nıñ yanında, baskın kullanım Eski Anadolu Türkçesinde olduğu gibi (n)uñ Ģeklindedir: ayınuñ anınçı güni, ḫurmā aġaçınuñ fāyidesi, Alīnuñ oġlı. 3. Belirtme durum ekiyle ilgili en önemli özellik, ekin (y)i veya ni olarak gerçekleģip gerçekleģmediği ile ilgilidir. Çoğu eserde ni belirtme eki yanında baskın biçim (y)idır. Sadece ġm de her durumda belirtme durum eki ni dır: ḳadaģnı (kardeģi), yigirmini (yirmiyi), nemeni (nesneyi), munlanı (bunları). 122 Erdem, Yard. Doç. Dr. Mevlüt- Sarı, Doç. Dr. Mustafa, age, 393. s 123 Erdem, Yard. Doç. Dr. Mevlüt- Sarı, Doç. Dr. Mustafa, age, 393. s 124 GeniĢ bilgi ve kaynakça için bkz. Erdem, Yard. Doç. Dr. Mevlüt- Sarı, Doç. Dr. Mustafa, age. 60

61 4. Ayrılma hal eki : yaygın biçim -dan dır. Az da olsa özellikle yer yön adlarında ve zamir çekimlerinde din biçimi eserlerde yer alır: yañadın, saġdın, ṣoldın (BH), daģdın, daģdınḳı (FK), mundın, anlardın (ġm). Bu tür kalıplaģmıģ biçimler Eski Anadolu Türkçesi eserlerinde de yaygındır: saġdın yaña sağ tarafa, buñardın yaña pınardan yana. ReĢit Rahmeti Arat, Mecdut Mansuroğlu, Saadettin Buluç, Muharrem Ergin, Zeynep Korkmaz ve Mustafa Canpolat gibi araģtırmacılar, bu özelliklerden yola çıkarak, Oğuzcaya dayalı Batı Türk yazı dilinin oluģumunun, XIII. yüzyıl öncesinde XI. yüzyıla kadar gittiğini belirtmektedirler. Bu görüģe göre, karıģık dilli eserler de Eski Türkçeden Batı Türkçesine geçiģ döneminin eserleridir derler.. ġinasi Tekin, bu değerlendirmenin ispatının mümkün olmadığını, bu tür özelliklerin, iddia edildiği gibi Eski Türkçe ile Oğuzca arasındaki bir geçiģ dönemine ait olamayacağını, böyle bir geçiģ döneminin var olmadığını, bunların tek tek kiģilere ait dil özellikleri olması gerektiğini belirtmiģtir. KarıĢık dilli eserler ya da olga-bolga sorunu diye bilinen bu tartıģmalar, erken Oğuzcaya ait sayılabilecek eserlerin dil özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Behcetü l- Hadā ik fi Mev izeti l-halā ik, Kudûri Tercümesi, Ali nin Kıssa-i Yusuf u Kitab-ı Güzide, Kitab-ı Ferāiz gibi eserler, hem Doğu Türkçesinin hem de Batı Türkçesinin dil özelliklerini taģımaktadır 125. Osman Nedim Tuna gibi bazı Türkologlar bu eserlerin çokluğu ve karıģık kullanım zannedilen alternans kullanımların belli kurallar içinde kullanıldığına dikkat çekerek Orta Türkçe döneminde adını net olarak koyamayacakları Bilinmeyen Orta Asya Türk Lehçeleri adıyla andıkları bir yazı dilinin de var olduğunu kabul etmiģlerdir. Divân-ı Lûgat-it Türk te, KaĢgarlı Mahmud bazı kelimelerin mukayeselerini yaparken asıl Türkler öbür Türkler diye bahsederek verdiği örneklerdeki gramer özelliklerinin, bahsedilen KarıĢık Dilli Eserlerin gramer özellikleriyle benzerlik göstermesi de 126 bu yazı dilinin varlığına delil teģkil etmiģtir. Bilinmeyen Orta Asya Yazı dilinin en önemli eseri Oğuz Kağan Destanı'dır. Oğuz Kağan destanı dil özellikleriyle Orta Türkçenin diğer yazı dillerinden hiç birisine aynen uymaz. Yine Kutadgu Bilig in GiriĢ kısmı bu özellikleri gösteren bir baģka eserdir. Henüz iģlenmemiģ Ongut Mezar TaĢları üzerindeki kitabeler de bu yazı dilinin mahsullerindendir. 125 Sarı, Doç. Dr. Mustafa, KarıĢık Dilli Eserlerde Kelime>Enklitik>Ek Sürecinde Bir Biçim Birimi: -davuk / -dayuk, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 5/1 Winter Doğan, Ġsmail, Divan-ı Lûgat-it Türk te KaĢgarlı Mahmud a Göre Türk Kimdir?, I.Türk Tarihi ve Edebiyatı Kongresi, Celal Bayar Üniversitesi, Eylül 1996 Manisa 61

62 KarıĢık dilli eserler olarak sayılan Ali nin Kıssa-i Yusufu, Kuduri Tercümesi, ġerhü l Menar, Kitab el Feraiz, Behçetü l Hadaik fi mevizeti l Halaik, Kitab-ı Güzide gibi eserlerin de bu yazı dilinin mahsülleri arasında sayılan bu eserlerin özelliklerine baktığımızda Ģu sonuçları çıkarmak mümkündür. 1. KarıĢık dilli eserler olarak adlandırılan bu eserlerin ses ve Ģekil özellikleri incelendiğinde karıģıklık gösteren unsurların eģ değerde olamamasına rağmen bir yazı dili oluģturacak kadar sıklıkta olduğu görülür. 2. Ses ve Ģekil unsurları düzenli bir gösterimde bulunmamasına rağmen, Ģahsi farklılık dıģında genel bir yazı dili oluģturacak ölçütlerde, diğer bir deyiģle edebi eser üretecek derecede olduğu da görülür. 3. KarıĢık dilli eserlere Ģimdiye kadar Eski Anadolu Türkçesinin oluģması (Oğuzca) sürecindeki geçiģ dönemi olarak düģünülüp değerlendirmeler bu bakıģ açısından yapılmıģtır. 4. Orta Türkçe dönemimde siyasi olarak netleģemeyen buna rağmen, mevcut Türk yazı dillerinden farklılık gösteren bir geliģme sürecinde bir yazı dili ile karģı karģıyayız. 5. Çevresinde hem siyasi teģekkül olarak teģkilatlı hem de edebi yönden devlet dili de olmuģ Karahanlı, Çağatay, Harezm yazı dilleri arasında kalmıģ, bir tarafı Karluk, Kıpçak diğer tarafı Oğuz teģekkülleri bulunan aynı coğrafya içerisinde içiçe bir baģka yazı dili görülmektedir. Peki bu yazı dilinin sahipleri kimlerdi? Siyasi teģekkülleri var mı idi? O dönem siyasi teģekküller içerisinde dağınık olarak bulunan fakat diğer yandan da yazı dili oluģturacak kadar güçlü bir direniģ gösteren bir kavim, boy, urug var mı idi? Var idi ise adı neydi veya adına ne diyebiliriz? Bu yazı dilinin sahbi olanlar bugün yaģayorlar mı? YaĢıyorlar ise nerede ne adla? Bugün bu yazı dilini kullanıyorlar mı? II. Türk e Ad Veren Türkler 1. Daha önce kimler bahsetmiģ? Bölge tarihine yönelik eski Sovyet tarihçilerinin araģtırmalarında söz konusu yörenin Türklerinden bahsedildiğini görmekteyiz. 20.yy. baģlarında, Tarihi Etnografik Bilgiler baģlığı altındaki, Vinnikov, Y.R 127. ile KarmıĢeva, B.H. 128 nın araģtırmalarında bahisleri geçmektedir. 127 Vinnikov, Y.R. Trudı Kirgizskoy Arheologo-Etnografiçeskoy Ekspeditsii I: Rodoplemennoy sostav i Rasseleniye Kirgizov na Territorii Yujnoy Kirgizii, Ġzdatelstvo Akademii Nauk SSSR, Moskva, KarmıĢeva, B. HEtnografiçeskaya Gruppa Tyurk v Sostave Uzbekov, Materialı i isledovaniya po Etnografii i Antropologii SSSR, Moskva, 1960, s

63 Sovyet kaynaklarında daha çok Özbek etnografyası çerçevesinde ele alınmaktadırlar 129. Bu çalıģmalardan sonra adeta unutulma süreci yaģayan Fergana Türkleri Türkistan a Türkiye den gelenlerle yeniden hatırlanmaya baģlanır. Ahmet Yesevi Üniversitesinde görev yaptığı sıralarda üniversiteye Türk Dünyası kontenjanından gelen Kırgızistan ın OĢ Bölgesi öğrencilerini tanıyan Yard. Doç. Dr. Yakup Deliömeroğlu, Ülkü Ocakları Dergisinde, Bilinmeyen bir Türk Topluluğu: Fergana Türkleri baģlığı ile bu Türk boyundan birkaç sayfa ile 2005 yılında bahseder yılında BiĢkek te görev yapan Prof. Dr. Ahmet Buran, IĢın Bilge Kağan Selçuk a, OĢ Ġli Özgön Ġlçesi Köylerinde YaĢayan Türklerin Ağızları (Ġnceleme-Metin-Sözlük) adıyla 131 sadece OĢ Bölgesinde derlemeler yapılarak bir yüksek lisans tezi yaptırmıģtır. Buran, 2006 yılında bu çalıģmayı esas alan bir de tebliğ sunmuģtur 132. Bu çalıģmaların yanında tarafımızdan, 2006 yılında Mehmet Ali Arslan a Türkata Ağzının Gramer Unsurları 133 adıyla bitirme tezi hazırlatılmıģtır. Bu çalıģmadan hareketle Arslan, Bilinmeyen Türkatalar adıyla daha çok elektronik ortamda birkaç sayfalık makale yayınlamıģtır. Yine Ahmet Yesevi den öğrencilerimden olan Saida Buhaneddinova 134 ve Erdal AydoğmuĢ 135, 136 konuyu folklorik olarak iģleyen yüksek lisans tezi yapmıģlardır. bu Bu çalıģmaların tamamı tarafımızdan görülmüģtür. Yüksek Lisans seviyesinde olmasına rağmen maalesef konuyu esastan ele alan araģtırma ve değerlendirmeler niteliğinde değildirler. Ancak, sahada yapılan derlemeler olması sebebi ve genel bilgiler açısından kendileri hakkında pek fazla bilgi olmamasına rağmen konuya dikkat çekmiģlerdir. Biz de zaman zaman bu çalıģmalara atıflarda bulunacağız. Seyfullah Türksoy un hazırlayıp sunduğu Ġpekyolu (2007) programında bu Türk boyundan bu bahsedilir. Ercilasun, Salur Kazan ile TürgiĢ Kağanı Su-lu Kağan arasında bağlantı kurarak aynı Ģahıslar olabileceğini söyler. Sulu Kağan ın yaģadığı bölge ve dayandığı, hükmettiği boylar bugünkü Fergana vadisi boylarıdır. Bu bilgi bize üzerinde çalıģtığımız Türkler ile TürgiĢ bağlantısı kurmamıza da yardımcı olur. Aslında, Salur Kazan ile Sulu 129 Sovyet kaynaklarıyla ilgili geniģ bibliyografya için bkz. Selçuk, IĢın Bilge Kağan, OĢ Ġli Özgön Ġlçesi Köylerinde YaĢayan Türklerin Ağızları (Ġnceleme-Metin-Sözlük), Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, (BasılmamıĢ Yüksek Lisans Tezi) BiĢkek, Kırgızistan, Deliömeroğlu, Yard. Doç. Dr. Yakup, Bilinmeyen bir Türk Topluluğu: Fergana Türkleri, Ülkü Ocakları Dergisi, 2005 /, Ankara. ( Yazıyı görme imkanımız olmadı. Yakup Deliömeroğlu nun kendisinde de bugün bulunmayan yazı dergi arģivinde de bulunmamıģtır. Ancak, ana hatlarıyla bilgi sahibi olduk) 131 Selçuk, IĢın Bilge Kağan, a.g.e. 132 Buran, Prof. Dr. Ahmet, OĢ Ġlinin Özgön Ġlçesinde (Kırgızistan) YaĢayan Türkler ve Ağızları, Uluslar arası Büyük Türk Dili Kurultayı, Bilkent Üniversitesi (26-28 Eylül 2006, Ankara). 133 Arslan, Mehmet Ali, Türkata Ağzının Gramer Unsurları, Ahmet Yesevi Üniversitesi, Türkoloji Fakültesi Bitirme Tezi, , Türkistan, Kazakistan 134 Burhaneddinova, Saida, Fergana Türklerinin Doğum, Sünnet, Düğün ve Ölüm Merasimleri, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ÇağdaĢ Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı, Ankara, AydoğmuĢ, Erdal, Kırgızistandın OĢ Oblastında CaĢagan Türktördün Tili, (Yüksek Lisans Tezi) BUGU, 2009, BiĢkek 136 AydoğmuĢ, Erdal, Kırgızistan ın Güneyinde Bir Türk Boyu Türkatalarda Düğün, Ordu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslar arası, Sosyal Bilimler, Lisansüstü Öğrenci Sempozyumu, Ordu,

64 Kağan bağlantısı kurmakla adını tam olarak koymasa da Fergana vadisi Türk boyunun da tarihine ıģık tutmuģtur 137. Yine Ercilasun, Ötüken NeĢriyat tarafından 1998 de Ankara da neģredilen Gülnar romanında Barlas adıyla da bilinen Fergana vadisi Türklerinden bahseder. Esere adını veren Gülnar ise gerçekleri arayan yeģil gözlü, beyaz tenli 138 genç kızımızdır 139. Romanda Gülnar tipi ile anlatılan Türk boyu, çalıģmamıza esas olan boydur. -Aslında bin yıl içinde zaman zaman temaslarımız oldu, diyordu. Bizim Sırderya boylarından ayrılıģımız aģağı yukarı bin yıllarına rastlar. Fakat ilk 250 yılda alâkalarımızın tamamen koptuğunu söyleyemeyiz. Hatta sonra da kültür ve ilim alıģ veriģlerimiz devam etmiģtir. Nevayi nin birçok yazmasının Ġstanbul kütüphanelerinde oluģu bunun somut kanıtıdır. (s.36) Romanda Kıpçak ı temsil eden Gülnar Barlaslardandır. Makalede Barlas diye bilinen kabilelerin Özbekistan da yaģadığı yerler sayılıyor ve onların Emir Timur zamanından kaldığı yazılıyordu. Emir Timur un babası da Barlas boyunun beyi imiģ. Barlaslar kendilerine Türk diyorlarmıģ. Bunu Gülnar da biliyordu, fakat nedense bu bilgisini bugüne kadar Ģuur üstüne çıkarmayı reddetmiģti.(s.52) 140 Yine aynı romanda Gülnar tiplemesinin ağzından, Barlas ve Türk soyu bağlantısı kurulmuģtur. Gülnar ın en çok takıldığı noktalardan biri Türk idi. Özbek ve Türk sözleri nasıl yan yana gelebilirdi (s. 44). Bugün dahi Barlaslar kendilerine Türk diyorlarmıģ. Bunu Gülnar da biliyordu, fakat nedense bugüne kadar bu bilgisini Ģuur üstüne çıkarmayı reddetmiģti. Türk deyince onun aklına Mesketliler geliyordu. Kimse birileri Mesketlilerden nefret etmek hissini onun kalbinde uyandırmıģtı (s. 52) -Aslında Türk kimliğimizi unutan biz değiliz Gülnar. Birileri bilerek ve isteyerek soyadımızı bize unutturdu Dilimizin Farsçadan üstün olduğunu söylüyordu Nevayî babamız. Ama dilimizin adından Türk dili diye bahsediyordu. Biz Ģimdi eski Özbekçe diyoruz. Bu bana biraz tuhaf gelmiģti 141 ÇalıĢma konumuza esas olan Fergana vadisi Türk boyundan doğrudan veya dolaylı bahseden ulaģabildiğimiz önceki çalıģmalar bunlardır. 2. Haklarındaki teoriler ve kendilerine göre kimler? 137 Ercilasun, Prof. Dr., Ahmet Bican, Salur Kazan Kimdir?, Millî Folklor, C. 7, S.56, KıĢ, Ankara, 2002, s 138 ÇalıĢmanın tipoloji bölümünde tanımlanan tiplemenin benzerleri verilmektedir. 139 Arıkoğlu, Prof. Dr. Ekrem, Gülnar Romanında Ahmet Bican Ercilasun, Türkiyat AraĢtırmaları Enstitüsü Dergisi, Bahar 2003, Selçuk Üniversitesi, Konya, 2003, s 140 Arıkoğlu, Prof. Dr. Ekrem, a.g.e., 396. s 141 GüneĢ, ArĢ. Gör., Bahadır, Ahmet Bican Ercilasun Gülnar da Ne Diyor?, A.Ü. Türkiyat AraĢtırmaları Dergisi, Erzurum, 2010, s. 64

65 Fergana vadisi Türkleri hakkında Sovyet kaynakları daha çok Özbek halkının temelini oluģturanlar arasında görmektedirler. Karluklar, Barlaslar, Kalta-taylar, Musa-bazarîler ve Mugullar (Mugal, Mogol) gibi etnik gruplar içerisinde Türkler de sayılamaktadır. Ancak, bunların hepsinin genel literatürde ve bazı halk arasında Türk olarak sayıldıkları belirtilmektedir 142. Aynı kaynakta verilen dipnotta (Yukarıda belirtilen kavimlerin arasında biri Türk adını kendi kavminin adı olarak kabul etmekte ve baģka bir ad kullanmamaktadır.) açıklaması verilmektedir. Türkler bütün yerleģtikleri topraklarda azınlıktı. 20. yy ın ilk çeyreğinde halkların yerleģtikleri yerler muhafaza edilmekteydi. Türk kavmi ġeybani Han ın Özbekleri tarafından ovalardan ve dağ eteklerinden kovulmuģ, böylece daha yükseklere, dağlara yerleģmiģlerdi. Türklerin yerleģtikleri yer Taciklerin yaģadıkları yerlere denk gelmekteydi. Dağlarda yaģayan Türkler Taciklerle beraber yaģadıkları için onlara karıģmıģlardı. Dağ eteklerinde yaģayanlar ise hem Tacik hem de yerleģik Türk dilli diğer kavimler (soy-kavim bölünmesi olmayan Özbekler) arasında yaģamaktaydılar. Daha da aģağılarda yaģayanlar DeĢt-i Kıpçak Özbekleri arasında kalmıģlar, fakat buna rağmen günümüze kadar onlara karıģmamıģlar. Çünkü onlarla evlenmiyorlardı. Türklerin Tacikler arasında yaģadıkları topraklar ve onlara karıģması, onların bu topraklarda çok eskiden yaģadıklarının göstergesidir. Fergana vadisi Türkleri hakkında net olmayan bir kısmı da kendileri tarafından bir yerlere tutunmak amacıyla üretilmiģ teoriler vardır. Enver PaĢa nın Ġstanbul dan getirdiği Türkleriz bile denilmektedir. Türk kelimesinin Anadolu ile bütünleģmesi Fergana Türklerinin de kendilerini Anadoluya bağlama arzuları Enver PaĢa nın getirdiği Türkleriz söyleminin dıģında Timur un Anadolu dan getirdikleri Kara Tatarlar olduğu gibi söylentiler de bulunmaktadır. Bu söylentileri sahada araģtırma yapanlar, kaynak kiģilerden de tespit etmiģlerdir. Göktürk, Türkata, Timur un Anadolu dan getirdiği Türkler, Enver PaĢa nın askerleri Türkler, Afganistan veya Tacikistan ın Ora Tepe mevkiinden gelen Türkler gibi teorilerinin dıģında, bazı kaynaklarca TürkleĢmiĢ Moğol ya da MoğollaĢmıĢ Türk Boyu olduğu iddia edilen Barlasların devamı oldukları yolunda görüģler de bulunmaktadır. A. Enver PaĢa nın Anadolu dan getirdiği Türkler görüģü, sadece Enver PaĢa nın Fergana Türklerinin yaģadıkları coğrafya yakınlarında Celalabad a bağlı bugün Arslan Bap (Arslan Baba) makamının da bulunduğu dağlık kesimde Enver PaĢa nın karargâh kurması ve bölge halkını teģkilatlandırması bilgileri ki, bunlar da resmi kaynaklara dayanmamaktadır. Enver PaĢa nın bölgede yaptığı çalıģmalardan kaynaklanan bir sahiplenme söz konusudur. Ne konuģup yazdıkları Türkçe, Ġstanbul Türkçesidir ne de genel kültür kelime hazinesi Ġstanbul ya da Anadolu nun bir baģka bölgesi ile tamamen örtüģmemektedir. B. Timur un Anadolu dan getirdikleri Kara Tatarlar iddiasına gelince bu tamamen isnatsız bir görüģtür. Kendilerine dayanak arayan bu insanlar hem Timur ögesini hem de Türk adıyla birleģen Anadolu 142 KarmıĢeva, B. H. a.g.e. s. 2 65

66 unsurunu birleģtirerek kendilerine bir geçmiģ yaratma ihtiyaçları duymuģlardır. Bu söylemleri de hiçbir yazılı ya da sözlü sağlam kaynağa dayanmamaktadır. C. Göktürk ve Türkata teorisine gelince, bu konu çok ilgi çekici ve oldukça yakın tarihlerde geliģmiģtir. Sayın Namık Kemal Zeybek, Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet BaĢkanı iken, üniversiteye alınacak öğrenci kontenjanlarından bir kısmı da Türk Dünyasına ayrılmıģtı. Fergana Vadisi Türkleri arasından bir kısım öğrenci, önceleri Kırgızistan kontenjanından daha sonraları doğrudan Türk kontenjanından Ahmet Yesevi Üniversitesine burslu öğrenci olarak girmiģtir. Özellikle, Özgen havalisi Türklerinin teģkilatlı oluģları bu kontenjan sayısını artırma ve tanınma iģini de ileri seviyelere götürmüģtür. Hatta, bu bölgede üniversitenin ortakları bulunarak Türkçe eğitimi konusunda 50 yi aģkın ilköğretim okulunda seçmeli ders olarak Türkiye Türkçesi konmuģtu. ĠĢte bu çalıģmalar sırasında önce Seyfullah Türksoy tarafından yayınlanan Göktürlerin Torunları Türkatalar belgeseli daha sonra da bizzat Sayın Zeybek in 143 ifadesiyle Göktürkleri hedef göstermesi halk tarafından da kabullenerek, kendilerini Göktürklere dayandırma teorisi güçlenmiģ ve kabul de görmüģtür. Aslında önceleri romantik bir yaklaģımla yapılan bu köken bilgisinin bugün bu yolda bir kanaat oluģturacak ciddi delillere rast gelinmektedir. Yaptığımız bu çalıģmada ileriki bölümlerde görüleceği üzere, doğrudan Göktürk boyu olmasa da kanatimizce, aynı dönem ve coğrafyada birlikte yaģamıģ bir baģka Türk boyu olan ve Türk adıyla anılan boyun, bugün bahsi geçen Fergana Vadisi Türklerini iģaret ettiğini düģünmekteyiz. D. Ora Tepe Teorisi: Semerkant Bölgesinde ise Türkleri KarmıĢeva ya göre, Nur-Ata köyünün Güneyinde Ak Dağların ve Kara Dağların Kuzey tarafında daha önceleri bulunmuģlardır. Gavrilov, ise Türklerin daha önceleri Ura-Tübin (Ora Tepe) Bölgesinde yaģadıkları hakkında bilgiler olduğunu söyler. Daha çok Türk- Karluklar adıyla anılan urug hakkındaki bu teori bir efsanaye dayanmaktadır. Efsaneye göre Türk-Karlukların büyük bir kısmı Uran-Tübe Bölgesinden gelmiģtir. Bunun delili, Lolaki nin alt grubu olan Tohçion kıģlağının Karluklara ait olmasıdır. (Türkçe togçi dağlarda yaģayan ve Tacikçe çoğul ekinden meydana gelmiģtir) Söz konusu adın Ura-Tübe Bölgesinde yaģayan Türklerde kullanıldığı Gavrilov tarafından kaydedilmiģtir. Ayrıca Ġhtilalden önceki zamanlarda Ura-Tübe ve Semerkant tan pir ve iģanların (iģan: Orta Asya da kullanılan terim, Sufî Ģeyhi anlamına gelmektedir) Türk-Karluklara geldikleri bilinmektedir. Türk-Karluklar yaģadıkları bölgelere göre birçok gruba ayrılmaktadır. ġargun Derya civarındaki kıģlıklarda yaģayanlar Tohçihon Karluklar olarak adlandırılmaktadır. Bu grup Ģu alt gruplara bölünmektedir: 143 Sayın Zeybek ile yaptığım telefon görüģmesinde Ģöyle ifade etmiģtir ( Hocam, ortada kendilerine Türk diyen bir topluluk vardı. Ama biz bunları hiçbir tasnif altında gösteremiyor idik. Bana sordular ben de Türk soy ağacına bakarak siz Göktürksünüz dedim. Onların da hoģuna gitti ve benimseyip kullandılar dedi. Bundan hareketle Seyfullah Türksoy programında Türkatalar, Göktürklerin Torunları tabirlerini kullandılar, dedi. AnlaĢılıyor ki, Prof. Dr. Turan Yazgan ın Gagauzlar hakkındaki Gök Oğuz etimolojisi gibi sayın Zeybek ve Seyfullah Türksoy un Türkata terminolojileri ciddiyet görüp kabul edilmiģtir. 66

67 Lolaki, Mazor-çonti, Sulton-Mahmudî, Kora-yasok, Kora-buyun, Pir-Mahmudî, Acirgoni. Kafirnigan yükseklerinde yaģayan Karluklar ise Yagnibazar Karlukları olarak bilinmektedir. (Yagnibazar, meģhur pazarı olan büyük bir kıģlak idi). Varzoba adalı küçük nehri boyunca yer alan dört kıģlakta yaģayan Karluklar ise Varzob Karlukları olarak bilinmektedir. Ayrıca Tacikistan ın Gissar, ġahrinaus ve Regar Bölgelerinde birkaç Karluk kıģlığı bulunmaktadır. Tacikistan ın Gissar ovasının Güney-Doğu tarafında yaģayan Karluklar Kendilerine Türk dememektedir. Türkler ise onları Galça-Karluk olarak adlandırılmaktadır. (galça/ garça eski yerleģik halkın dilinde dağlarda yaģayanlar anlamına gelmektedir) Coğrafik açıdan yakın olmalarına rağmen diğer Karluk grubu ile iliģki kurmamakta ve evlilikler yapmamaktadırlar 144. Bu efsane günümüzde de anlaģılan farklı söyleyiģleri ile devam etmektedir. Arslan ın yaptığı derlemelerde de benzeri söylemlerden bahsedilmektedir 145. Bugün Fergana vadisinde Özbekistan ve Kırgızistan sınırlarında çoğunlukla mukim Fergana vadisi Türkleri tarihi bağları sebebiyle Tacikistan ve Afganistan sınırları arasında da az da olsa yaģadıkları anlaģılmaktadır. 3. YaĢadıkları coğrafya ve nüfusları geçim kaynakları : 144 KarmıĢeva, B., H., Özbeklerin Ġçindeki Türk Adlı Etnografik Bir Grup Tarihi-Etnografik Veriler, SSCB Bilimler Akademisi, SSCB Etnografya ve Antropolojisi Materyaller Ġle AraĢtırmalar, 1960 Ocak ġubat Sayısı, s 145 Arslan, Mehmet Ali, a.g.e., 2. s 67

68 KarmıĢeva, ana hatları ile Ģu bilgileri vermektedir: Orta Asya ya çok eski zamanlarda yerleģen Türk halkının torunları, kendi kavimlerinin adını Türk olarak bilenler olsa gerek. Söz konusu Türkler nüfus sayımı sırasında Yah-su ve Kızıl-su nehirleri ovalarında, Hanaka Derya ovasında, Kafirnigan ın üst bölgelerinde ve ZeravĢan dağ zincirinin ġahrud dağ geçidinde ve Buhara civarlarında 6845 kiģi olarak kayda geçmiģtir. Makale yazarı, Urya derya ve Kiçik Urya Derya kenarlarında, KaĢka Derya ovasında, ġirabad Derya ve kolları boyunca yaģayan Türkleri kaydetmiģtir. Gavrilov ise 1928 de Ura-Tübin Bölgesinde yaģayan 1500 kiģi kaydetmiģtir. Fergana ovasının genelde Güney-Doğu tarafında Andican Bölgesinin Marhamat kasabasında ve OĢ Bölgesinin Aravan kasabasında oturan Türklerin sayısı kiģidir. (1926 nüfus sayımı) Güney Tacikistan da Yah-su ve Kızıl-su ovalarında yaģayan Türkler, Taciklere karıģmıģ, hatta kendi aralarında bile Tacikçe konuģmaktadırlar. Fakat kendileri, atalarının Özbekçe konuģtuklarını söylemektedir. Günümüzde ise bu grubun Türkleri kendini Türk kökenli Tacikler olarak görmektedir. Yakınlarda yaģayan Lokay, Samir ve Semiz Özbekler ile Karluklarla evlilikler yapmamaktadır. Kulyab yakınlarında bulunan Kipçak adlı köy sakinleri dıģında soy- kavim isimlerini bilmemektedir. Kipçak köyü sakinleri ise kendini Türk-tügyön soyu mensupları olarak görmektedirler yıllarında Kafirnigan nehrinin üst taraflarında Romiti (Romit dağ geçidinde oturduklarından dolayı) olarak adlandırılan 635 Türk yaģamaktaydı. Onlar Tacikçe bildikleri halde kendi aralarında Özbekçe konuģmaktadır. Günümüze kadar Taciklerle yapılan evliliklerin sayısı azdı, genelde kendi grupları içinde ya da Türk-Karluklarla evlilikler yapılırdı. Fakat Marka ve Lokay Özbeklerle ve Kafirnigan ın alt bölgelerinde yaģayan Barlaslarla (onları Türk olarak kabul etmelerine rağmen) hala evlilikler yapmamaktadırlar. Bu Türkler de kendilerini Türk-Tügyön soyu mensupları olarak kabul etmektedirler fakat Yah-su ve Kızıl-su ovasında yaģayan Türklerle iliģkileri mevcut değildir / görüģmüyorlar) ve Ģu alt gruplara bölünmektedirler: Alakuzi (Ola kuzi), Çil-kal, BeĢ- kal tak, Vargoni. 68

69 Hanaka Derya üst kısımlarında yaģayan ve nüfus sayımı sırasında kayda geçen Türkler, Musabazarîler olarak kabul edilmektedir. Günümüzde bir kısmı Surhan Derya ovasında yaģamaktadır. Kendilerine Türk demelerine rağmen mevcut alt grupları adlarına göre Barlas kavmi mensuplarıdır. Taciklere karıģtılar, iki dilliler. KarmıĢeva nın, geçim kaynakları ve hayat tarzları hakkında yaptıkları tespitler ise Ģöyledir: Türkler genelde koyunculukla uğraģmaktaydı. Büyük baģ hayvan (at veya deve) yetiģtirenlerin sayısı azdı. Toprak iģlemiyorlardı. Bahçe kültürü pek yoktu. DeĢt-i Kıpçak Özbekleri de hayvancılıkla uğraģmaktaydı. Fakat farklı gruplar farklı hayvanlar yetiģtirmekteydi. Türklerdeki gibi bahçe kültürü yoktu. Türkler, Özbekler gibi deri iģlememekteydi ve renkli nakıģ ve halı dokuma yapmamaktaydı. Hem Türkler hem de DeĢt-i Kıpçak Özbekleri pamuk ile ipek kumaģları dokuma ve çanak çömlek üretimi ile uğraģmıyorlardı. YaĢadıkları çadırlar da farklıydı. DeĢt-i Kıpçak Özbekleri eskiden göçebe Türk-Moğol halklarının (Kazak, Kırgız, Türkmen, Karakalpak vb.) kullandıkları taģınabilir çadırlara benzeyenlerde yaģıyorlardı. Türkler, Barlaslar ve Karluklar 19.yy sonu- 20. yy baģlarında yer evleri yapmaya baģlamıģlar. Musa-bazrîlerin ise kıģlaklarda sadece kıģın kullandıkları yer evleri çok eskiden beri yapılıyordu. DeĢt-i Kıpçak Özbeklerinin yaģadıkları çadırların kullanımına hala Horezm, KaĢka Derya ve Surhan Derya civarlarında rastlamak mümkündür. Fakat Türklerin yaģadıkları çadırlara (loçig) rastlamak güçtür. Ev eģyaları arasında genelde iģlenmiģ deri, el yapımı halı ve keçe kullanılıyordu; mutfakta kullanılan eģyalar ise genelde ağaçtan veya deriden yapılıyordu. Yiyecekler genelde ekmek ve süt ürünleri idi. Eti günlük yemek olarak herkes yiyemiyordu. Yaz aylarında ekmekleri (mayalı veya mayasız hamurdan lepyoģka Ģeklinde) levha Ģeklinde olan ve ateģin ortasına konulan bir taģ üzerinde piģiriyorlardı. KıĢ aylarında ise ekmekleri tandırda Tacikler gibi piģiriyorlardı. Günlük yiyecekler ise, arpa ve buğday taneleriyle hazırlanmıģ ve içine kurut ve yoğurt katılmıģ çorbalardı. Pilav ve koyun eti genelde misafirler için veya bir kutlama için yapılırdı. Yoğurttan tereyağı yaparlardı, kalan kısmından ise kurut yaparlardı. Kımız içmiyorlardı. Et olarak sadece koyun ve keçi eti, kavurmaları deriden ya da kuzu iģkembesinden yapılmıģ torbalarda saklarlardı. Meyve ve sebze nadiren yiyorlardı. Kuru yemiģler sadece misafirler için alınırdı. Soğan, biber ve yeģillik kullanırlardı, fakat yetiģtirmemekte, ama Taciklerden satın almaktaydılar. Yemeklerde yabani bitkiler kullanırlardı. Türklerin nüfusları hakkında Soyuz Gazetesi 1990 Nu. 12 sayısında Sovyet nüfus sayımı sonuçlarında da bilgi bulunmaktadır. Bu sayım 1979 ve 1989 sayımlarını mukayeseli olarak vermektedir. Buna göre Türklerin 1979 daki nüfusları , 1989 da ise kiģidir. Tabi bu sayım zamanın siyasi durumu göz önüne alındığına sağlam bir bilgi olarak görülmez. Son dönem Özbek devletinin siyasi politikası da yine Türklerin nüfuslarının gerçek sayısı hakkında bilgi edinmemizi engellemektedir. Bugün Özbekistan da zorla pasaportlarına Özbek yazdırılmaktadırlar. 69

70 Her Ģeye rağmen Fergane vadisi Türklerinin özellikle Kırgızistan daki dernekçilik faaliyetleri sonucunda bazı rakamlara ulaģmak mümkün olmaktadır. OĢ Türkleri Derneği tarafından çıkarılan kitapta yılı Mayıs ayı itibarıyla OĢ ve Celalabat bölgelerinde Türk yaģadığı ifade edilmektedir. Aynı kaynak her ne kadar sayı olsa da gerçekte Türk olmalarına rağmen pasaportlarına Özbek ve Kırgız yazdıranlarında olduğu belirtilmektedir. Nüfusa baģka açıdan bakan Türk Atalar Derneği Ģöyle ifade etmektedirler : Aravan ın Çek-Abad, Tepe-Korgon, Türk-Abad köylerinde, Kara-Suu mahallesinden Ak-TaĢ, Kurbankara köyleri, Özgen in Dümbulak, Zerger, Kayrat, Boston, ÖzgörüĢ köylerinde, Suzak ın Cangı Dıygan, Türk-Abad, Ak-BaĢ yerleģim birimlerinde Bazar-Korgon un Akman, BeĢ-Badam köylerinde yaģayan nüfusun % unun Türk oldukları tespit edilmiģtir. Görüldüğü gibi tutarsız bir nüfus bilgisine sahip olduğumuz Fergana vadisi Türklerinin asıl nüfuslarının Özbekistan da olduğu ve 7 milyonun üzerinde sayıya sahip oldukları da zaman zaman ifade edilmektedir. Bizim gerek sahadaki tespitlerimiz gerek sözlü kaynaklardan öğrendiğimiz kadarı ile Kırgızistan sınırları içerisinde civarında Özbekistan da ise Türk olarak kayıtlı nüfusun dıģında, Özbek kayıtlı olmasına rağmen Fergana vadisi Türklerinin muhtemel nüfuslarının 2 milyon civarında olduğunu söyleyebiliriz. Geçim kaynakları bugün de hayvancılıktır. Daha çok koyun besiciliği yapmaktadırlar büyük baģ hayvan besiciliği az sayıdadır. Sovyet döneminde okuma oranları düģürülmüģ üniversite seviyesinde okuma imkanlarını ise ancak pasaportlarında Türk yazdırmayanlar bulabilmiģleridir. Ġçlerinden daha çok kolhoz müdürü ya da en fazla ilköğretim müdürü çıkabilmiģtir 4. Tipolojileri ġirabad Derya, Maçay derya, Urya Derya ve Kiçik Urya Derya civarlarında yaģayan Türkler 7-8 nesil önce Surhan Derya bölgesinden geldiklerini söylemektedir, fakat soy-kavim adlarını bilmemektedirler. Harduri Tacikleri arasında yaģamaktadır. Onlara karıģmalarına rağmen kendi dillerini korumuģlar. Tip olarak da söz konusu Taciklere benzemektedirler. Yine KarmıĢeva Fergana vadisi Türkleri hakkında Ģu hükmü ifade eder : Fizikî özellikleri açısından incelemeye alınan Türkler, soy-kavim bölünmesi olmayan yerleģik Özbeklere ve Taciklere benzemektedir. Bu onların Orta Asya da çok eskiden beri yaģadıklarının göstergesidir. 146 Mamataliyev, A., Halbekov, M., Türk Ata Urpaktarı, 2007, 0Ģ 70

71 Fergana vadisi Türkleri kesin çizgilerle ayırt edilmemektedir. Aynı ana babanın -kaldı ki yedi göbeklerine kadar soylarını saymaktadırlar- hem siyah saçlı hem de sarı saçlı çocukları olmaktadır. AĢağıda Celalaabad ın Türk Abad köyünde yaģayan Ġsrail Mamacanov un iki erkek çocuğu bir siyah saçlı diğeri sarı saçlıdır. Hem erkekleri hem de kadınları beyaz tenli ortanın üzerinde boyları vardır. Erkekler 1.75 cm üzerinde kadınlar da 1.70 cm üzerinde boya sahiptirler. Celalabat ın Türk-Abad köyünden Ġsrail Mamacanov çocukları ile birlikte. Açık alın, sakallı yüz, elmacık kemikleri belirli olacak derecede çıkık, kulak yapıları kafaya göre iri, dudaklar belirgin, boyun kısmı omuzdan çene altına kadar olan kısmı net Ģekilde belirli, kaģ yapıları ise hem erkek hem de kadında ortadan Ģekilde göz çevresinde çift hilal olacak Ģekildedir. Çene hafif çıkık belirgindir. Erkek ve kadında geniģ omuz, kol ve bacaklarda simetrik düzgünlük açıkça görülür. Gözler umumiyetle açık ela, yeģile yakın çakır ve kahverengidir. Asya tipi çekik göz değil badem göz diyebileceğimiz iriliktedir. 71

72 Bugün yaģamakta olan Fergana vadisi Türklerinin resimleri ile özellikle Yenisey kalıntıları arasındaki balbalları yan yana koyduğumuzda benzerlikler açıkça görülmektedir. Fergana vadisi Türklerinin urugları farklı olsa bile genel tipolojileri farklılık arz etmemektedir. Moğol olarak bilinen Barlas uruğuna mensup Türklerin tipleri de erkek ve kadınlarda boylar 1.78 cm üzerinde ve hepsi istinasız beyaz tenli, açık renkli saç sarıya yakın, ela ya da yeģile yakın renkli göz, iri kulak, belirgin çene ve çıkık elmacık kemiklerden oluģan bir vücuda sahiptirler. Kadır Umarov Kayrat Köyü boyu1.80 Balasagun Balbalları 72

73 Balasagun Balbalları Rahımberdi buvahanov, Aravan/Türk Mahallesi boyu - 1,82 Bэhrıhån Ķambarova OĢ / Özgen-Kayrat Balasagun Balbalları 9-12 yüzyıllara ait Balasagun, Çuy ve Tokmak civarındaki balballar ile bugün Fergana Vadisi Türkleri olarak adlandırılan Türklerin tipleri birebir örtüģmektedir. Bunun ne anlamı vardır? Balballar hayali yontular değildir. Birilerine bakılarak yontulmuģ Türk heykel sanatının ilk örnekleridir. Aslında bunları Balbal olarak adlandırmak da tartıģılır. Alelade yontularak sağa sola diklilen taģlar değildir. Ölen kahramanın hayatta ya da savaģta öldürdüğü düģman sayısı olarak mezarının çevresine dikilen andıçlar ise hiç olamaz. O zaman Türklerin yaģadığı coğrafya taģlardan geçilmez olurdu. Halkın toplandığı ya da yol güzargahları üzerine dikilen yazılı veya yazısız anıtların yakınlarında, tarihi yerleģim yerlerine yakın mekânlarda umumiyetle dini ritüellerin yapıldığı yerlerde karģımıza çıkan bu heykeller, bazen Ģekil 73

74 olarak soyut sanat göstergesini andırır yapılmıģ, bazen de birebir tiplendirmeler taģtan yontulmuģ veya taģa kazılarak ĢekillendirilmiĢtir. Dolayısı ile Balasagun Balbaları olarak anılan bu taģ heykellerin tipleri o zaman yaģayan o toprakların sahipleri olan halkın kendini tasvir eden, kendi heykelleridir. Bu coğrafyaya heykellerini diken halk yok olup gitmedi. Yok, olup gitmediğinin delili ise bu heykellerle birebir tipolojisi örtüģen ve adına Türk denilen urugdur. Bir halkın, ırkı bir özellikleri olarak nesilden nesile taģıyan birinci dereceden unsur kafatasının içindeki beyin ve kan hafızasıdır. Diğer bir deyiģle genetik hafızadır. Genetik hafıza sosyolojik olarak o halkın ortak noktalarını ortaya koyar. Ahlak anlayıģı, güzel çirkin, iyi kötü anlayıģı genetik hafızanın taģımasıyla oluģur. Bu hafıza aynı zamanda sosyal hayattaki yapılanmayı, aile anlayıģını, hayat biçimini de Ģekillendirir. Kültürel ve etnografik değerler de genetik hafıza ile devam eder. Yaptıkları evler, ehilleģtirdikleri hayvanlar, dokudukları halı kilim ve onlara vurdukları motifler de genetik hafızanın taģımasıyla süreklilik gösterir. Bunların yanında fizyolojik yapı da önemlidir. Fizyolojik yapı her ne kadar farklı ırkların birleģmeleriyle değiģik Ģekillenmelere girse de önemli derece bir ırkın ortak noktalarını ortaya koyan dayanaklardan hala birisidir. Yukarıdaki fotoğrafla verdiğimiz örnekte yedi göbek hiç karıģmamıģ anne ve babadan doğmuģ çocuklardan biri sarı saçlı renkli gözlü diğerinin siyah saçlı kara gözlü olması bize sarıģın Kuman ile siyah saçlı Kıpçak (Kazak-Kırgız vb), siyah saçlı beyaz tenli renkli gözlü Oğuz ile karakaģ karagöz Türkmeni, beyaz tenli renkli gözlü Özbek ile karakaģ karagöz Uygur un nasıl Karluk olduğunu ve bunların hepsinin Türk olarak nasıl adlandırıldığını da göstermektedir. Balasagun heykelleri ile Fergana Vadisi Türklerinin tipoloji olarak aynı olması bize Türk adı verilen kavmin en az dokuzuncu yüzyıldan beri bu coğrafyada hayat sürdüğünü de göstermektedir. 5. Dilleri Yazılı eserleri Fergana Vadisi Türklerinin doğrudan yazılı eseri olarak kabul edebileceğimiz XII. Yüzyılın ikinci yarısında Özkent te Hüseyn bin Hasan türbesindeki Rebiülahir 547 / Temmuz-Ağustos 1152 tarihli kitabededir diyebiliriz. Bu kitabenin dıģında kendilerinin ifadelerine göre Ali ġir Nevayi, Babur ve bunların muhitinde kaleme alınan eserler de Fergane Vadisi Türklerinin dillerinin ürünleridir. 74

75 Fergane Vadisi Türklerinin dillerinin yazılı örnekleri olarak Orta Türkçe dönemi yazı dili olarak bilinen Karahanlı, Harezm, Çağatay, Uygur, Kıpçak, Eski Azeri ve Eski Anadolu Türkçelerinin dıģında aynı döneme ait bir takım eserlerin dıģında bazı eserler bulunmaktadır. Bu eserler dil özelliği açısından Kıpçak ve Karluk hem de Oğuz özelliklerini birlikte yansıtmaktadırlar. Bu özelliklerinden dolayı KarıĢık Dilli Eserler adıyla anılmıģlardır. Aynı eserlere Bilinmeyen Orta Asya Türk Yazı Dili de denilmektedir. ĠĢte bu eserleri de Fergana Vadisi Türklerinin yazılı eserleri arasında saymak da mümkündür diye düģünmekteyiz. Saha çalıģmasında Celalabat Vilayetinin Türkabat köyünde Ķåsım Håcı Rözıvåyoğlı nda bulunan TaĢkent te yayınlanmıģ H tarihli taģ baskı Nur Name Risaleleri adlı 132 sayfa olan eser bulunmaktadır. Eserin yazarının Muhammed Zafer Bek Muhammed Oğlu olduğu anlaģılmaktadır 147. Ķåsım Håcı Rözıvåyoğlı nın temiz Türki dille yazılmıģtır, Özbekçe değildir diye özellikle vurguladığı bu eserde Nurname, Kadehname, Mahlukatname, Fenn-i besmele-yi Ģerif, Cin yeri ve defi belli, Nazar-ı nüfüsu haller, Dua-yı Farsi, Dua-yı Türki, Risale-yi Çarvadar, Risale-yi Depkani, Tefesat-ı Bednazar, Dua-yı Ġsmi Azam, Salavatunnecina, Dua-yı Kasrıha, Dua-yı Bazubend, Risale-yi Devradegerlik gibi bölümler bulunmaktadır. Ayrıca eserde âlemin yaratılıģı, ilk insanın yaratılması, peygamberlerin yaratılması ve dört büyük melek olan Cebrail, Ġsrafil, Mikail ve Azrail in yaratılması gibi birçok bilgi yer almaktadır. Bu eserden hareketle Orta Türkçe döneminden itibaren bu yazı dili ile eserlerin yakın döneme kadar verildiğini düģünmekteyiz. 147 Eserle ilgili Transkripsiyon, Ġnceleme ve Metin çalıģması Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Yüksek Lisans çalıģması balatılmıģtır. 75

76 OĢ vilayetine bağlı Aravan Çekabat ta yaģayan Osman TaĢtemir adlı 1940 doğumlu gazetecilik de yapan yazar ve Ģair de kendi iddiasına göre temiz Türki dille eserler vermektedir. Yüksek öğrenimini TaĢkent te yapması sebebiyle her ne kadar Özbek Türkçesi ağırlıklı eserler vermekte ise de bu eserler Fergana Vadisi Türklerinin yazılı örnekleri arasında saymamız mümkündür. Osman TaĢtemirin aģağıda fotoğrafını verdiğimiz eseri dıģında yayıma hazır üç ciltlik Ģiirleri de el yazısı olarak hazırlanmıģ henüz yayımlanmamıģtır. Bu çalıģmadan da bir sayfa örnek veriyoruz Sözlü Kaynakları: Fergnana Vadisi Türklerinin sözlü kaynakları baģta kendilerinin tarihi ve kökeni hakkındaki söylentiler, efsanelerdir. Bunların dıģında son zamanlarda oluģmuģ Polat Destanı ile Köroğlu, Yusuf u Züleyha gibi diğer Türk dünyası ile ortak destanlar halk arasında bilinmektedir. Derlemeler sırasında bu destanların varyantlarına rastlamadık. Fergana Vadisi Türklerinin sözlü kaynakları daha çok ölen, koģak ve yar yar diye adlandırdıkları manzumlardır. Saha çalıģması sırasında bu örneklerden derlemelerimiz oldu. Bu örnekler Metinler bahsinde transkripsiyonlu yazı ile okuyuculara sunulmuģtur. 76

77 5. 3. Ses Bilgisi a. Ünlüler Ġncelememize esas olan Fergana Vadisi Türklerinin diyalektlerinde Ortak Türkçedeki ünlülerden faklı olarak å, э ünlüleri bulunur. ı ve i ünlülerinin bu diyalektte ı ~ i (adeta tek bir ses gibi) olarak kullanıldığı açıkça görülmektedir. Diğer Türk lehçelerinin bir kısmında görülen bu é (kapalı e) sesi ise ya açık e ya da i ünlüsü olarak kullanılmaktadır. Alternans kullanım sadece ı ~ i de değil o~ ö ve u ~ ü seslerinde de görülmektedir. Eski Türkçede genellikle Köktürk yazısında ı ~i sesini karģılayan tek iģaretle gösterilmiģtir. Orta Türkçe metinlerde de Arap Alfabesindeki y sesi altına iki nokta iģaretiyle verilmiģtir. Türkiye Türkolojisinde kapalı é nin varlığı é mi, i mi diye tartıģılırken, Sovyet Türkolojisinde olaya açık ve kapalı é açısından bakılmıģ ve açık e sesinin Ġran asıllı olduğu ileri sürülmüģtür. Bu sesin Türk lehçelerine Ġrani dillerin etkisiyle girmiģ olduğu, Ana Türk dilinde bir tane e sesinin var olduğu ve Türkiye Türkçesindeki e lerin açık olmadığı gibi görüģler ortaya atılmıģtır. Kapalı é, Türk dilinin yazılı dönemlerinden beri açık e ve i sesleri ile beraber takip edilebilen bir ses olmasına rağmen hem imla hem de fonetik varlığı üzerinde farklı görüģler ortaya çıkmıģtır. Diğer ünlülerin çıkıģ, boğumlanma ve oluģturdukları kavram alanları, diğer Türk lehçelerindeki benzerleri ile aynıdır. Biz burada ortak Türkçeden farklılık gösteren ünlüler olan å ve ȝ seslerinin kullanımları üzerinde duracağız. 1. Ortak Türkçeden Farklılık Gösteren Ünlüler å ünlüsü: Bu ünlü aslında kalın düz ve geniģ bir ünlü olmasına rağmen bu diyalektte yuvarlaklaģma eğilimi gösterir. Muhtemelen Özbek Türkçesindeki yuvarlaklaģma etkisi bu diyalekti de etkilemektedir. Bu ses kelime baģı ve içinde kullanılmaktadır. Kelime sonunda bulunmaz. å ünlüsünün kullanımına örnekler : kelime başında kelime içinde kelime sonunda ålıp 20 båķamız 2 åltı 5 bålэn 0 åltınçı 31 bår 9 åt 14 båģķa39 åtэ 2 ķåçıp 23 77

78 э ünlüsü: a ve e sesleri arasında ne art damak ne de ön damak olarak net tınısı olmayan yandaki ünsüzün incelik ya da kalınlığına göre tonda hafif kayma olan bir ünlüdür. Göktürk yazısında a ve e seslerinin tek iģaretle gösterilmesinin de Türk dilinin arkaik dönemlerindeki vokal yapısının bir göstergesi olabileceğini de düģündürmektedir. э ünlüsünün kullanımlarına örnekler : kelime baģında kelime içinde kelime sonunda эdэģkın 711 bittэsı 58 ayıldэ 67 эkemdı 268 kesэdı 58 yanэ 58 эllэrgэ 518 mэndey 58 mэnэ 55 эmır temır 72 bömэsэ 58 öyımçэ 53 эytkэn 72 orэtepэdэn 83 yergэ Uzun Ünlüler Fergana Vadisi Türklerinde yaptığımız derlemeler sırasında ve derleme metinlerini fonetik transkripsiyonla yazıya geçirdiğimizde asli uzun ünlü olarak adlandırdığımız uzun ünlü bulunmamaktadır. Sadece bээrı 105 hepsi, tamamı kelimesinde diftong olarak uzun ünlüye rastlanmıģtır. Bunun dıģında Kırgız Türkçesinden alıntı eköö 537 ikisi, küyöögэ güveyiğe 536, toorı doğru 665 tuuğan 419 kardeģ gibi kelimelerde diftonglu uzun ünlüler bulunmaktadır. Bunlar da Kırgız Türkçesinin özelliklerindendir. Fergana Vadisi Türklerinde Arapça ve Farsça dan alıntı kelimelerde de uzunluk telaffuz edilmemektedir. 3. Ünlü Uyumları Türk Dilinin temel karakteristik özelliği olarak sayılan ünlü uyumları Fergana Vadisi Türklerinin dilinde bir kural olarak vardır diyemeyiz. Özellikle a-e arası olarak kullanılan э vokalinin bulunduğu kelimeler ile ı-i seslerinin alternans kullanıldığı kelimelerde büyük ünlü uyumu bulunmamaktadır. Bu kuralsızlık aģağıdaki örneklerde görüldüğü üzere hem büyük hem de küçük ünlü uyumlarında aynıdır. åķtэģtэ 460, ålэmэn 90, atķardım 349, bılgэnlэrım 609, bılmeymэn 65, bılэmız 105, bögэnmız 5, bölek 563, bэngılэrdэn 87,ciyanıdэn 13, dånıģmэnlikkэ 795, dehķånçılikkэ 1, eģıtkэnımızdı 456, görıstэngэ 908, 78

79 içkэndey 737, ilgэrkılэr 1278, iģlэnmeydı 572, ķandeydır 444, ķåzåğlэrdэ 204, kelgэnmız 172, ketmåķdэmэn 1071, köliglik 166, körınıģıdэ 116, ķoģkэnlэriŋ 773, kötэrıp 583, ķutılmeysэn 906, maķsэtlэringэ 458, mehrıbånım 1047, olagende 682, örik 136, örıslэr 280, öģındey 1381, ötik kiyadı 1232, öyımçэ 53, özgэrıģtı 279, såğliğim 92, siynısıdэn 14, temuriylэrdı 604, teŋgenı 668, tılıdэ 177, tırıkçıligimız 1, tırıkçılik 307, tuğılgэnmэn 317, tuğıģkэn 268, türkiyadэ 34, türkmız degэnmız 811, türktı 1301, türsınåy 454, tüģıntırıp 393, tüģıntırэlmeydı 709, tüģmeydı 706, tüyaçı 70, tэnımeydıkэn 1421, uruğım 354, üyımgэ 407, yåģligımdэ 1428, yåzılgэndэ 176, yetkızdım 461, yeyiģэdı 213, yigırmэnçı 204, yümэlaķ 597, yürgэnmız Ünlülerde alternans kullanımlar Fergana Vadisi Türklerinin dilinde özellikle kelime içinde ı~i sesleri ve o~ö sesleri standart diyebileceğimiz oranda alternans kullanımdır. ı~i seslerinin alternans kullanımlarına örnekler: berılmeydı 381, bittэsı 594, cåniŋ bölsın 466, çımkenttı 288, ekkı kıģılik 553, hökmэtıkı 303, içıgэ 439, ķıyınçılik 352, ķıynэldik 348, ķızingэ 514, kiyardı 316, ötıp kettı 265, yigırmэ 263. o~ö seslerinin alternans kullanımlarına örnekler: bol- ~ böl- / bo-~bö- yardımcı fiili baģta olmak üzere oturmak ~ötürmek ve ottız~öttız ile oyun ~ öyün kelimelerinde neredeyse eģ değer ölçülerde kullanılmaktadır. 5. Belli baģlı ünlü değiģiklikleri a å algandan 662 ~ ålэmız 1293 a u baba buvэ 373 a o kavurma ķoğırmэ 1379, kavun ķovun 1427 e ü ev üy 1187, o u soğuk suvuķ 1379, kovmak ķuv alэp 596 ö i öğütmek ivıtgэn Ünlü düģme ve türemeleri : Fergana Vadisi Türklerinin dilinde Ortak Türkçede bulunan vurgusuz orta hece ünlü düģmelerinin dıģında farklı bir ünlü düģmesi görülmemiģtir. Ünlü türemesi de örıslэrdэn 266 örneğinde olduğu gibi Rus kelimesi baģında bir ö sesinin türemesi sözkonusudur 79

80 b. Ünsüzler Resmi yazı dilleri olmayan Fergana Vadisi Türklerinin dillerinde tespit ettiğimiz ünsüzler b, c, d, f, g, ğ, h, k, ķ, l, m, n, ng, ŋ, p, r, s, Ģ, t, y, z ünsüzleri bulunmaktadır. b ünsüzü kelime baģında Ortak Türkçede olduğu gibi oldukça iģlek kullanılmıģtır. Kelime içinde båbålэrım 2 örneğinde olduğu gibi çocuk diģi olarak da adlandırabileceğimiz Türkçe kelimelerde ve yapэlэķbåģ 76 gibi birleģik Türkçe kelimelerde kullanılmıģtır. Bunların dıģında b sesi kelime içinde kelimelerde özbegistэndı 70, oblэsı 100, respublika 101, sэbэbı 79, vıbor 96 örneklerinde olduğu gibi yabancı dillerden alıntı kelimelerde bulunmaktadır. b ünsüzü kelime sonunda kullanılmaz. c ünsüzü ile baģlayan kelimeler ya Kırgız veya Kazak Türkçesinden alıntı kelimeler ya da Farsça baģta olmak üzere yabancı dillerden alıntı kelimelerde kullanılmıģtır. Fergana Vadisi Türklerinin dilinde c ünsüzü ile baģlayan Türkçe kelime bulunmamaktadır. d ünsüzü ile de- fiili ve dıl dil (bu kelime daha çok til ~ tıl Ģeklinde geçmektedir) kelimelerinin dıģında kullanılan ünsüzle baģta Farsça olmak üzere yabancı dillerden alıntı kelimelerde kullanılmıģtır. f ünsüzü ile baģlayan hiç bir Türkçe kelime kullanılmamıģ, f ünsüzü ile kullanılan kelimelerin tamamı yabancı dillerden alıntı kelimelerdir. g ve k ön damak ünsüzleri bu ünsüzlerle kelimenin hem k g dönüģmüģ gelmek, görmek gibi Ģekilleri hem de kelmek, körmek gibi eskicil Ģekilleri birlikte kullanılmıģtır. h ünsüzü, ile kan han, kagan hakan kelimeleri gibi eskicil k ile baģlayan kelimelerden h ya dönmüģ olanları dıģında diğer kullanımların tamamı yabancı dillerden alıntı kelimlerdir. kullanılmıģtır. ķ art damak ve k öndamak ünsüzleri kelime baģında Ortak Türkçe de olduğu gibi iģlek olarak 80

81 l ünsüzü yalnızca yabancı dillerden alıntı kelimeler için ol az kullanılmıģtır. m ünsüzü, b m ses değiģikliği sebebiyle ben men, bin miŋ, boncuk monçak, ben men, bun muŋ, bayram mэyrэm kelimeleri dıģında Arapça, Farsça baģta olmak üzere yabancı dillerden alıntı kelimler için kelime baģında kullanılģmıģtır. kullanılmıģtır. n ünsüzü, ne soru kelimesi ve türevleri dıģında yabancı dillerden alıntı kelimeler için kelime baģında p ünsüzü, b p ses değiģikliği olan kelimeler ile yabancı dillerden alıntı f sesi baģlayan kelimelerin f p değiģimi sebebiyle kelime baģında kullanılmıģtır. r ünsüzü yalnızca yabancı dillerden alıntı kelimeler için kelime baģında kullanılmıģtır. s ünsüzü kelime baģında Ortak Türkçe de olduğu gibi iģlek olarak kullanılmıģtır. Ģ ünsüzü çatı Ģatı kelimesi ve Ģemik, Ģıpırgı ve Ģu kelimesi dıģında yabancı dillerden alıntı kelimeler için kelime baģında kullanılmıģtır. t sesi Fergana Vadisi Türklerinin dilinde kelime baģında Eski Türkçe kelime baģı sesi olarak korunmuģ ve t d değiģikliği birkaç kelimenin dıģında görülmemiģtir. Kelime baģı d li Ģekillerin de diğer Türk Lehçelerinden alıntı olması muhtemeldir. v ünsüzü yalnızca yabancı dillerden alıntı kelimeler için kullanılmıģtır. y ünsüzü Fergana Vadisi Türklerinin dilinde kelime baģında y ünsüzü iģlek olarak kullanılmıģtır. Diğer bir deyiģle Fergana Vadisi Türklerinin dili y lehçesidir diyebiliriz. z ünsüzü yalnızca yabancı dillerden alıntı kelimeler için kelime baģında kullanılmıģtır. 7. Belli baģlı ünsüz değiģiklikleri 81

82 a. Eski Türkçe kidin kelimesindeki d/ sesi Fergana Vadisi Türklerinin dilinde kegin 25, keyıngı 170, kiin 674, kiyinki 674 Ģekillerinde kullanılmaktadır. Eski Türkçe kelime kökü d/ sesi bu kelimede d/ g, d/ y ve d/ ii diftong olarak birlikte kullanılmaktadır. b. Fergana Vadisi Türklerinin dilinde diğer ünsüz olayları aģağıdaki örneklerde verildiği gibidir: #b #m değiģmesi munçэ bu kadar 242, mэn ben 913, mэngü ölümsüz 1155 b/ v åģķåvåķ yemek kabağı 1439, ķåvåķ kabak 1514, ķåvığ kabuk 1307 ç Ģ değiģmesi åģıķçэ açıkça 571, çåtı merdiven 1621 #f #p değiģmesi pålэnçı falancı, zamir 535, påydэ fayda 1399, -k- -h- değiģmesi ohģэgэn benzeyen 1384, tohlı toklu 1712, tohmэh tokmak l düģmesi kegэn gelmek fiili 25 -r - -l- metatezi bållэs barlas 76, yalpız yarpız r- düģmesi bittэ birtek 36, töt dört 767 t# düģmesi tör dört 1717 #y düģmesi enэsåydэn yenisey ġekil Bilgisi ġekilbilgisi bölümünde Fergana Vadisi Türklerinin dilindeki tüm ekler ve yapı gösterilmemiģ yalnızca Ortak Türkçe dıģındaki örnekler verilmiģtir. A.Yapım (Türetme) Ekleri Fergana Vadisi Türklerinin yapım ekleri Ortak Türkçenin yapım eklerinden pek farklı değildir. Ancak hem Kıpçak hem Oğuz ve Karluk karakteristiği gösteren bu diyalekte has diyebileceğimiz örnekler aģağıda örnekleriyle gösterilmiģtir. l. Ġsimden isim türeten ekler Ġsim kök ve gövdelerine gelerek isim, sıfat ve zarf türeten eklerdir. Türkiye Türkçesinde iģletilen isimden isim yapımı ekleriyle paralellik gösterirler. Farklılık gösteren ekler Ģunlardır. +kız eki: Ġsimlere gelerek düzlük, yükseklik kavramları verir. Az kullanılan bir ektir. tek- kız, düz, düzlük tekkız

83 + påk/ påpig/ påpik/ våķ eki: Ġsimlere gelerek alet adı yapar. Az kullanılan bir ektir. çåç- påk toka 1267, çåç- påpig toka ç.+ dı 1237, çåç- påpik toka. 1250, çåç- våķ toka 256 örneklerinde görülür. 2. Ġsimden fiil türeten ekler Ġsimden fiil türeten eklerde Ortak Türkçeden farklılık gösteren ek bulunmamaktadır. 3. Fiilden Ġsim Türeten Ekler Fiil kök ve gövdelerine gelerek isim yapan eklerdir. ĠĢleyiĢ tarzı ve Ģekilleri umumiyetle Türkiye Türkçesi ekleriyle paralellik gösterir. - eg : Fiillere gelerek isim yapar. böl- eg b.+ ı 384 parça, baģka, böl-ekçe 1294, - gı : Fiillere gelerek isim yapar Ģıpır- gı süpürge Fiilden Fiil Türeten Ekler Fiilden fiil yapım ekleri edilgen, dönüģlü, iģdeģ ve ettirgen olmak üzere dört ana fonksiyonda kullanılırlar. Ortak Türkçe de olduğu gibi Fergana Vadisi Türklerinde de - n -, - l -, - Ģ -, - t -, - r - ve - dır - ekleri asıldır. Bu ekler geldikleri kelimelere göre ünlü alırlar. - d - ve - t - eki ile - dır - ve - tır - ekleri ünsüz uyumuna göre d 'li ya da t 'li Ģekli kullanılır. B. Ġsim 1. Ġsimlerde Çokluk Ġsimlerin çokluk Ģekillerini yapan iģletme eki, Ortak Türkçe de çokluk eki Fergana Vadisi Türklerinde + lar yerine daima +lэr Ģeklindedir. +lar Ģeklindedir. ġimdiki Zaman Eki: ġimdiki zaman eki Fergana Vadisi Türklerinin dilinde Kullanımı aģağıdaki örneklerde olduğu gibidir. yap- Ģeklindedir. men kelyapmэn/ kelyappэn bız kelyapmız kelyappız sen kelyapsэn sız/ sılэr kelyapsız/ kelyapsıŋэr u kelyaptı ulэr kelyaptı ġimdiki zaman ekinin olumsuz kullanılıģına örnekler : 83

84 men körmэyapmэn/ körmэyappэn bız körmэyapmız körmэyappız sen körmэyapsэn sız/ sılar körmэyapsız körmэyapsıŋэr u körmэyaptı ulэr körmэyaptı Gelecek Zaman Eki: Gelecek zaman eki Fergana Vadisi Türklerinde Э Ģeklindedir. men körэmэn bız körэmız sen körэsэn sız/ sılar körэsız /körэsıŋэr u körэdı ulэr körэdı Gelecek Zaman Olumsuzluk Durumu men körmэymэn bız körmэymız sen körmэysэn sız/ sılar körmэysız körmэysıŋэr u körmэydı ulэr körmэydı Gereklilik Kipi: Gereklilik kipinde Fergana Vadisi Türklerinde yeyıģ kerek, yürüģ kerek kelimeleriyle yapılır. Gereklilik Kipinin Olumsuz KullanılıĢı : yürmэs kerek Ģeklindedir. Ġstek Kipi: Ġstek kipi Fergana Vadisi Türklerinde yürgım kelэdı biçimindedir. 6. Genel Kültür Örnekleri Rus etnograf, V. R. Vinnikov, Fergana vadisi Türkleri hakkında, Onlar ayrı bir millet olarak nüfusa geçme hukukundan mahrum bırakılsalar da kendi aralarında Türklük Ģuurunu kaybetmemiģlerdir. Dolayısıyla, tam olarak asimile olmuģtur diyemeyiz. demektedir 148. Türklük Ģuurunu kaybetmeyiģin temelinde genel kültür yani doğum, ölüm ile önemli merasimler, ortak hukuk baģta olmak üzere inanıģ sisteminin ortaklığı da önemlidir. Zaman zaman diğer Türk dünyası ile ortak yönlerine dikkat çekerek Fergana vadisi Türklerinin inanıģları, törenleri, hayat tarzları, günlük hayatın içinde kullanılanm giyim kuģam, dokuma ve mimari örneklerini burada vermeye gayret edeceğiz. Aslında iģin folklorik yönü daha öce yapılan Burhaneddinova 149, Selçuk 150, Aslan 151 ile AydoğmuĢ un 152 çalıģmalarında ele alınmıģ Kalafat da 153 daha çok bu eserlerden alıntılar yaparak konuyu ele alıp bazı yorum ve değerlendirmelerde bulunmuģtur. 148 Burhanedinova, Saida, a.g.e. 149 Burhaneddinova, Saida, a.g.e. 150 Selçuk, Bilge Kağan, a.g.e. 151 Aslan, Mehmet Ali, a.g.e. 152 AydoğmuĢ, Erdal, a.g.e. 84

85 Biz de hem sahada kendi yaptığımız derlemelere dayanan hem de daha önce yapılan çalıģmalara atıflar yaparak konu hakkında okuyucuya belli baģlı bilgiler vermeye gayret edeceğiz ĠnanıĢları : Önemli geçim kaynakları arasında hayvancılık hala önemli yer tutan Fergana vadisi Türklerinin tamamı Müslümandır. Aslında yaģadıkları bölge de Türklerin Ġslamiyeti genel olarak kabul ettikleri coğrafya içerisinde yer alır. Yesevi tarzı Ġslami inanç ve uygulamaları kabul görmüģ Sünnidirler. Her ne kadar diğer Türk boylarında olduğu gibi Ġslamiyete sıkı sıkıya bağlı olsalar da eski Türk dini Tanrı Dini nin bazı inanıģ ve uygulamalrını da bulunmaktadır. Bu uygulamaları hayatın en önemli doğum, evlilik ve ölüm aģamaları baģta olmak üzere bazı inanmalarında görmekteyiz Törenleri Doğumla ilgili olan belli baģlı inanıģ ve uygulamalar Ģunlardır: Çocuk sahibi olmak için yapılanlar a) Vücuda sıcaklık vereceği düģüncesiyle karatavuğun yumurtası yenir. b) Kırlangıcın yavrusu yoğurda karıģtırılarak kadına yedirilir. c) Karı ve koca, kartalın safra kesesini yalar. Çocukları dünyaya geldikten sonra ona da yalatır. d) Kendi Ģalvarını meyveli ağacın dibine silkeler. Ağaçtaki bereketin kendisine bulaģacağına inanılır. e) Çocuklu aileyi kendi ağzına tükürttürür. Çocuklu ailedeki çocuk sevincinin kendisine bulaģacağına inanılır Hamile iken yapılan uygulama ve inanıģlar. Diğer Türk boylarında fazla görülmeyen ama Fergana vadisi Türklerinde görülen belli baģlı uygulama ve inanıģlar Ģunlardır: a) Köpeğe yemek vermek ve onun doğumuna bakmak, hâmile kadın için yararlıdır. Çünkü köpek bir batımda birkaç yavru doğurmaktadır. Onu gören hâmilenin doğumunun da ne az onun kadar kolay olacağı inancı vardır. b) Sığırın doğumuna bakılmaz, çünkü sığırın sancısı ağır olur. c) Deve sütü içirilmez, peyniri de yedirilmez. Çünkü deve on iki ayda doğum yapan bir hayvandır. Eğer hâmile kadının doğumu gecikirse kadın üç kez devenin altından geçirilir Kalafat, YaĢar, - Yelis, Derya, Türkatalar ve KarĢılaĢtırmalı Halk Ġnanmaları, Avrasya Etüdler Dergisi, TĠKA Yayınları, Yıl 18, Sayı 42 (2012/2), Ankara, 2012, s 154 Burhanedinova, Saida, a.g.e., 9. s 155 Burhanedinova, Saida, a.g.e., 11. s 85

86 d) Ayı dolmadan doğan sığır yavrusunun dili haģlanıp hâmile kadına yedirilirse, düģük olmayacağı inancı vardır. e) Bir köpek besleyip ona çok iyi bakılır 156. Fergana vadisi Türklerinde doğum öncesi, doğum sonrası ve çocuğun cinsiyeti ile göbek bağı ve sünnet gibi belirli günlerinde de muhtelif uygulamalar yapılmaktadır. Bu uygulamalar genellikle diğer Türk boylarındaki uygulamalarla örtüģmektedir 157. Fergana vadisi Türklerinde doğum sonrası çocuğun yetiģtirilmesinde layla olarak adlandırılan ninni de oldukça yaygındır. AĢağıdaki ninni örneği Gayrat köyünden Såyıpcэmål Abduvaliyeva dan derlenmiģtir. эllэ эllэ yüldüzüm эllэ årэm ål ķunduzım эllэ yå åyımsэn yå künımsэn ğэzэl muhэbbэtımsэn cånımgэ pэyvэntımsэn эllэ yüldüzüm эllэ эllэ эytıp ötırsэm yumılmэydı heç köziŋ uzэķ tünlэr ånэŋgэ yöldэģ bögэn yåruķ yüldüzüm эllэ bålэm эllэ yöv årэm ål ķunduzım эllэ hurmэ örik dånэsısэn эllэ эytsın ånэsı yöv cånım bålэm эllэ Düğünle ilgili uygulamalar. A. Düğün Öncesi Gelenekler ve Pratikleri 159 a. Savçilik: 156 Konuyla ilgili geniģ bilgi için bkz Burhanedinova, Saida, a.g.e s 157 Bu konuda mukayeseler için bkz Kalafat, YaĢar, - Yelis, Derya, a.g.m. 158 Metinler Bölümü, Bu bölüm Erdal AydoğmuĢ un, Kırgızistan ın Güneyinde Bir Türk Boyu Türk Atalarda Düğün adlı çalmasından alınmıģtır. 86

87 Türkatalar da düğün ilk önce kız istemeyle baģlar. Buna Savçilik (kız isteme) denir. Kız istemeye erkeğin aile büyüklerinden (dede, nine, anne, baba, teyze, hala gibi) bazıları gider. Geleneğe göre kız istemeye giderken sevat (sepet) hazırlanır. Sepetin içinde ekmek, Ģeker, tatlı v.b yiyecekler bulunur. Kız evine gidildiğinde erkek tarafından gelen büyükler kızın anne babasına EĢigizi ĢpriĢke keldik! (Avlunuzu süpürmeye geldik) ya da Sılardı boglariñda gül bor ekan, bizdi bogimizda bülbül bor. Ekalasını koģeylik (Sizin bağınızda bir gül, bizim bağımızda bir bülbül var. Ġkisini kavuģturalım) derler. Kızın ailesi kızı verecek olsa da vermeyecek olsa da kesin cevap vermeden nasip kısmet, nasipte varsa olur, biz biraz düģünelim der. Eğer erkek ile kız birbirini tanımıyorsa UçraĢu (kızla erkeğin görüģtürülmesi) olur. Kız ile erkeği kızın yengesi görüģtürür. GörüĢmeden sonra kızla erkek birbirini beğenip beğenmediklerini aile büyüklerine bildirirler. Eğer kız ile erkek razı olurlarsa aradan belli bir zaman geçtikten sonra erkek evi tekrar kız evine gider. Kız evine giderken yine sepet hazırlanır. Ayrıca kıza hediye etmek üzere bir adet tülbent ile kumaģ alınır. Eğer kız tarafı kızını vermek istiyorsa erkek evinden gelen sepeti açarlar ve öncelikle ekmeği bölerler. Ekmeği bölmek kızı vereceğiz anlamına gelir. Eğer sepeti açmazlarsa kızı vermeyecekleri anlamına gelir ve erkek tarafı sepeti geri alır ve gider. Kız isteme iģlemi bittikten sonra düğünün ikinci aģaması olan Maslahat (düğünün nasıl yapılacağı hakkında aile büyükleri arasında fikir alıģveriģidir) için tarih belirlenir. Hayırlı iģin uzatılmamsı anlayıģıyla hareket ederek en kısa sürede görüģmek üzere erkek evi kız evinden ayrılır. Maslahat günü, kalın (baģlık parası), kız evine nelerin alınacağı, düğün tarihi gibi konular görüģülüp karara bağlanır ve niģan için gün belirlenir. b.isırga TakıĢ (Küpe Takma): Sade bir Ģekilde gerçekleģtirilen küpe takma töreninde erkekler bulunmaz. Erkek evinden ve kız evinden az kiģi katılır. Erkek evi sepet ve küpeyle kız evine gelir. Kızın kulağına kayın anası küpe takar. Küpe takma Anadolu daki yüzük takma töreniyle eģ değerdir. Küpe takıldıktan sonra erkek evinin getirdiği sepet açılır ve getirilen yiyecekler yenilir. Yiyecekler yenildikten sonra erkek evinden gelenler kız evinden ayrılır. Erkek evi kız evinden ayrılırken erkek evinin getirdiği sepetin içine kız evi tarafından yiyecekler konulur. c.kalın (BaĢlık Parası) ve Pamuk Götürme: Erkek tarafı kız tarafına baģlık parası ve yorgan, döģek, yastık hazırlamaları için bir miktar pamuk götürür. BaĢlık parası miktarı ailenin maddi durumuna göre değiģir. BaĢlık parasında belli bir miktar yoktur. BaĢlık parasını kız tarafı düğün masrafları için kullanır ve baģlık parası yetmediği durumda kız tarafı çıkan masrafı karģılar. d.bazar ÜĢti (Geline Elbise Alımı): 87

88 Geline elbise almak için erkek tarafından damadın annesi, babası, kız kardeģi, kız tarafından ise gelin, gelinin annesi, yengesi gider. Geline dört mevsimlik çeģitli elbiseler alınır. Öncelikle alınması gereken bazı elbiseler Ģunlardır: En kalitelisinden kıģlık palto, telpek (deri kıģlık Ģapka) alınır. Geleneklere göre geline alınan kıģlık palto ve Ģapka çok önemlidir. Gelinle birlikte gelinin annesi ve yengesine de erkek evi tarafından birkaç giysi alınır. Düğünden üç gün önce erkek evi kız evine maslahat günündeki anlaģmalarına göre düğünde yapılacak olan yemekler için, koyun, pirinç, havuç, soğan, yemeklik yağ götürürler. B. Düğün Sırası Gelenekler ve Pratikleri 1. Kız Evinde Yapılan Düğün: Düğün önce kız evinde baģlar. Bu düğüne Pota Toy adı verilir. Düğünden bir gün önce kız evinde düğün yemeği için mahalle erkekleri tarafından havuç soyulur (saviz arçti). Düğün günü sabahleyin erkenden yemek hazırlanmaya baģlanır. Sabah namazından sonra yaģlı erkekler (aksakallar) düğün evine gelirler ve yemek yerler. Buna Nan UĢta denir. Yemek sofrası sabah ezanıyla kurulur ve düğün bitene kadar sofra kalkmaz. Gelen her misafire yemek ikram edilir. Yemek yenildikten sonra yaģlı erkekler tarafından dua (pata) edilir ve duayla birlikte düğün baģlar. Gelen davetliler hediyenin yanı sıra çeģitli yiyeceklerin bulunduğu sepet getirirler. a. Sep Yoydı (Çeyizin Sergilenmesi): Gelinin evinde bir odada gelinin tüm çeyizi, gelen misafirlerin görmesi için sergilenir. Gelinin elbiseleri, yastık, yorgan, döģek ve mobilyalar sergiye çıkar. Öğleyin erkek evinden dünürler (kudalar) kız evine gelirler. Dünürler yanlarında yedi tane sepet getirirler. Kız evinde dünürler için özel sofra kurulur. Sofrada, koydı kallası (koyun kellesi), koydı kuyrugı (koyun kuyruğu), kazı kartan (at ve koyun etinden bağırsağın içine doldurulan sucuk Ģeklinde), ĢaĢlık (et ĢiĢ), kogırma (kavurma) mantı gibi yiyecekler ikram edilir. Et ikram edilirken etin en güzel yeri sofrada oturan en büyük kiģiye verilir. Yemek yenildikten sonra sofrada artan yiyecekler uygun bir kaba konularak dünürlere verilir. Ayrıca dünürlerin getirmiģ olduğu yedi tane sepetin içine de kız evi tarafından çeģitli yiyecekler konularak dünürlere verilir ve dünürler kız evinden ayrılırlar. Kız evinde düğün akģama kadar devam eder. Oyunlar oynanır, Ģarkılar söylenir, eğlenilir. b. Kız Toplanma (Düğünden Bir gün Önce Gelinin Bekar Kız ArkadaĢlarının Düğün Evinde Toplanıp O Gece Gelinle Birlikte Kalmaları): 88

89 Kız toplanma kız evinde akģamleyin gerçekleģtirilir. Gelinin yakın arkadaģları kız evine gelir. Her biri hediye getirir. Gelinin çeyizinin olduğu odada oturularak yemekler yenir,oyunlar oynanır sabaha kadar eğlenilir. Ertesi gün saat sularında erkek evi gelin almaya gelir. Damat için yere payandoz (5-10 metre uzunluğunda kumaģ parçası) serilir. Damat payandoza basarak eve girer. Damatla beraber damadın arkadaģları da eve girer. Fakat damadın arkadaģları eve girerken payandoza basmazlar. Damat eve girerken evin kapısının önünde gelinin yengesi durur ve damattan bahģiģ alır. Damat ve arkadaģları eve girdikten sonra payandoz damadın yengesi tarafından toplanarak gelin alındıktan sonra erkek evine götürülür. Damat ve arkadaģları için önceden hazırlanmıģ olan odada oturulur. Damat ve arkadaģları için önceden kesilen koyunun etinden yemekler yapılır ve çeģitli zengin yemeklerin olduğu sofra kurulur. Damat baģ köģeye oturur. Sonra oda kötü gözlerden ve nazardan korunmak amacıyla gelinin ablası ya da yengesi tarafından tütsülenir. Oda tütsülendikten sonra damat odayı tütsüleyen kiģiye bahģiģ verir. Bundan sonra yemekler gelir. Koyunun baģı damada verilir. Damat koyunun baģının yarısını kendisi alır diğer yarısını da arkadaģlarına verir, arkadaģları da kendi aralarında paylaģırlar. Damat ve arkadaģları yemek yerken kız evi tarafından yedi tane sepet hazırlanır. Bu sepetlerden bir tanesini kızın annesi hazırlar. Bu sepetin içine koyun kesilip et konulur. Diğer sepetleri kızın akrabaları hazırlar ve çeģitli yiyecekler koyarlar. Bu sepetlerdeki yiyecekler gelin alınıp erkek evine götürüldükten sonra damat ve arkadaģları tarafından yenilir. Kalan yiyecekleri damadın arkadaģları paylaģarak evlerine götürürler. Kız evinde damat ve arkadaģları yemeklerini yerken gelin baģka bir odada hazırlanır. Gelinliğini giyer, süslenir ve yakın bir komģusunun evine saklanır. Yemek yenildikten sonra damadın arkadaģları evin önünde oyun oynarlar. Oyun oynanırken oynayanların beline kız evindekiler tarafından yağlık bağlanır ve bellerine para kıstırılır. Oyun bittikten sonra damat gelini aramaya baģlar. Eğer gelini bulursa gelinin saklandığı evin sahibine bahģiģ verir. Eğer bulamazsa gelinin yengelerine bahģiģ verir ve gelinin yerini öğrenir. c. Kız UzatıĢ (Gelini Uğurlama): Gelinin evden ayrılacağı vakit gelmiģ ve kız evindekiler üzülmeye baģlamıģlardır. Kız artık baba evinden ayrılacağı için geleneklere göre hıçkıra hıçkıra ağlaması gerekmeketedir. Gelin evdekilerle bir bir vedalaģır. Kızın annesi ve babası kıza Borgan coyinda toģ bol! (Gittiğin yerde taģ gibi ol.), KoĢkañiñ bilan koģa karı. (eģinle birlikte bir yastıkta kocayın) gibi nasihatta bulunurlar. Daha sonra herkes kapının önüne çıkar ve dua edilir. Dua edildikten sonra kız babasının ve ağabeyinin koluna girerek gelin arabasına bindirilir böylelikle kız evinden ayrılınır. d. Mozorga BoriĢ (Mezar Ziyareti) ve Zaks (Resmi Nikah): 89

90 Kız evinden ayrılırken erkek evi tarafından getirilmiģ olan arabalara kız evindeki akrabalarda binerler. Kız evinden arabalar konvoy halinde hareket edince mahallede ki komģular yola ip çekerek gelin arabasının önünü keserler. Damadın erkek ya da kız kardeģleri gelin arabasının önünü kesenlere mendil, para gibi Ģeyler vererek yolu açtırırlar. Aynı Ģekilde damadın evine yaklaģılırken de mahalleliler tarafından gelin arabasının önü kesilir. Daha sonra erkek evine mensup gençler ile kız evine mensup gençler konvoyla mezar ziyaretinde bulunurlar. Mezar ziyaretinde dua edildikten sonra mezardan ayrılırlar. Mezardan ayrıldıktan sonra geziye çıkılır. Arabalarla gezilirken mağazaların olduğu bir yerde durulur ve erkek tarafındaki bekar erkekler kız tarafındaki bekar kızlara gönüllerinden ne kopan hediyeyi alıp kızlara verirler. Resmi nikah için önceden belirlenen saatte resmi nikah yapmaya gidilir. Resmi nikahı kıyan kiģiye ve orada çalıģan kiģilere bahģiģ ve yiyecekler verilir. Mezar ziyareti ve resmi nikahın ardından erkek evine gidilir. 2. Erkek Evinde Yapılan Düğün Erkek evine gelindiğinde, gelin arabasının içinde oturan gelinin arkadaģı ve yengesi arabadan inerler ve gelin arabasının kapılarını tutarak kapıyı açmak için gelinin kayın babasından bahģiģ isterler. BahĢiĢi aldıktan sonra gelin arabadan indirilir. Ġndikten sonra gelinin önünde al koyun kesilir. Koyun kesildikten sonra bir ateģ yakılır ve ateģin etrafında gelin ile damat üç defa döner. Gelin ile damadın aralarındaki sevgi, muhabbet ve saygının sıcak olması, kötü gözlerden ve nazardan korunması için ateģ yakılır ve etrafında dönülür. Gelinin çeyizleri, gelin evinden alınmadan önce erkek evi tarafından gelen akrabalar çeyizi alıp erkek evine götürürler. Gelin kendi evinden ayrılıp mezar ziyareti ve resmi nikah iģleri yapılırken gelinin çeyizi damadın evine getirilmiģ ve bir odaya konulmuģ olur. Erkek evinde de sep yoydı (çeyiz sergisi) yapılır. Gelin erkek evine gelmeden önce çeyizinin konulduğu kendisi için hazırlanmıģ olan odaya girer. Çeyizlerinin de bulunduğu odanın son derece düzenli ve tertipli olması gerekmektedir. Gelin o odada akģama kadar dinlenir. a. Nikoh OkıĢ(Dini Nikah): Gelin dinlendikten sonra odaya imam gelir ve dini nikah yapılır. Dini nikaha Ökül Ata (damada ve geline düğün boyunca babalık görevi yapan tanıdık erkek), Ökül Ene (damada ve geline düğün boyunca annelik görevi yapan tanıdık bayan), kızın ve damadın yengeleri ve arkadaģlarından bazıları katılır. Ökül Ata nikahta güvah (Ģahit) olur. Böylelikle dini nihah yapılmıģ olur. b. OkĢom Bazmı (AkĢam Eğlencesi): AkĢam olduğunda damadın evinin önünde masa ve sandalyeler kurulur. Her masaya yemekler, içecekler, kuruyemiģler ve meyveler konur. Gelin ve damat için bir masa hazırlanır. Masada yiyecekler olur. Gelinin ve 90

91 damadın yanlarına sağdıçlık yapmak üzere bekar bir kız ve bekar bir erkek arkadaģı oturur. Gelin ve damadın oturduğu masanın bir tarafına erkek tarafının misafirleri diğer bir tarafına ise kız evinden gelen misafirler oturur. Gelen misafirler yerlerini aldıktan sonra gelin ve damat yanlarındaki sağdıçlarla birlikte düğün alanına gelirler. Düğün alanına geldikten sonra misafirlere eğilerek üç defa selam verirler ve yerlerini alırlar. Düğünde hitabeti güçlü bir kiģi sunuculuk yapar.düğünün açılıģını damadın babası ve annesi yapar. Kayın ana ve kayın baba söz alarak gelen misafirlere teģekkür ederler. Gelin ve damada mutluluk dileyerek iyi dileklerde bulunurlar. Sonra kızın anne ve babası söz alarak aynı Ģekilde gelen misafirlere teģekkür ederek gelin ve damada iyi dileklerde bulunurlar. Daha sonra dünürler müzik eģliğinde dans ederler. Geleneklere göre düğünden önce damat tarafından seçilen ve bir nevi ikinci baba ve ikinci anne olarak kabul edilen Ökül Ata ve Ökül Ene damat ve geline yüzük takarlar. Bunlarda dileklerde bulunup gelin ve damada hediye verirler. Hediyeler verildikten sonra Ökül Ata ve Ökül Ene dans ederler. Dans ederlerken damat, damadın babası ve annesi Ökül Ata ve Ökül Ene nin cebine para koyarlar. Bunlar yerlerine oturduktan sonra gelin ve damadın yakın akrabaları sırayla söz alarak dileklerde bulunurlar. Yakın akrabalar sözlerini bitirdikten sonra gelen misafirler getirdikleri takı, para ve elbiseleri takdim ederler. Ayrıca her gelen misafir içinde ekmek, tatlı gibi çeģitli yiyeceklerin ve kumaģ gömlek tülbent gibi hediyelerin bulunduğu sepeti de verirler. Aynı Ģekilde sepet getiren misafirlerin sepetleri düğün sahipleri tarafından geleneklere göre sepetin boģ verilmesi uygun görülmediği için doldurularak verilir. Geç saatlere kadar Ģarkılar söylenir, danslar edilir, oyunlar oynanır. c. Gül Bazım: Gece saat on ikiye doğru düğün evinde bulunan misafirler evden ayrılırlar. Düğün evinde sadece sadece bekar erkek ve kızlar kalır. On ikiden sonra gençler kendi aralarında eğlenirler. Bir genç eline bir gül alır ve orada bulunan kızlardan birisi için bir dörtlük söyler ve söyledikten sonra elindeki gülü o kıza verir. Kız da aynı Ģekilde bir erkek için dörtlük söyleyerek elindeki gülü o erkeğe verir. Gül Bazım adı verilen bu eğlence dönüģümlü olarak saat ikilere kadar devam eder. d. Çımıldıkka KiriĢ(Gerdeğe Girmek): Gençler eğlenirlerken ailenin en yaģlı bayanları gelinin çeyizinde bulunan yorgan ve döģeklerle yatak hazırlarlar. DöĢekler üst üste konur ve yatağın yüksek olmasına dikkat edilir. Hazırlanan yatağın gözükmemesi için etrafına perde çekilir. Eğlence bittikten sonra gelin odasına girer. Gelin odasına girdiğinde odada yaģlı bayanlar olur. YaĢlı bayanlar odanın bir kenarında otururlar. Odanın ortasına sofra da serilmiģ olur. Gelin yaģlı bayanlarla beraber sofrada oturup bir Ģeyler yer. Daha sonra gelin, gelinliğini çıkarır ve elbise giyer baģını beyaz renk tülbentle kapatır. BaĢına Doppı adı verilen (milli Ģapka) bir Ģapka takar. Sonra Ökül Ene yle baģbaģa görüģürler. Damat dıģarıda Ökül Ata yla görüģür. GörüĢme bittikten sonra damat odaya girer. Bu sırada damadın 91

92 yengeleri parmaklarıyla gelin ve damada bal yedirirler. Daha sonra aynı Piyaleden (küçük kaseden) ġarbat (Ģerbet) içirirler. ġerbet içtikten sonra kadınlar odadan çıkmazlar. Kadınların odadan çıkmaları için damat her birine bahģiģ verir. Kadınlar bahģiģi aldıktan sonra odadan çıkarlar baģka bir odaya geçerek gelin ve damadın odasından çıkacak olan çarģafı beklerler. Damadın yengesi ise kapıda damadın çarģafı vermesini bekler. Damadın yengesi çarģafı aldıktan sonra damadın babasına göstermek için götürür ve bahģiģ alır. Sonra çarģafı kadınların odasına götürüp gösterir. Kadınlar çarģafı gördükten sonra damadın babasına ve annesine Kullık bolsin, kız silardiki boldı! (Hayırlı olsun, artık kız sizin oldu) derler. Ertesi gün erkek evinden bir akraba sabahın ilk ıģıklarıyla kız evine gider. Kız evinde kızın annesine ve babasına Kullık bolsın! (Hayırlı olsun) der. Kızın ailesi gelen kiģiye bahģiģ ve hediyeler verir. Düğünün ertesi günü, kız evine, erkek evinden gelen kiģi tarafından verilen haber çok önemli olup her Ģeyin normal olduğunun hiçbir problem olmadığının iģareti olarak algılanır. C. Düğün Sonrası Gelenekler ve Pratikleri a.yüz Açtı( Duvak Açma): Duvak açma töreni düğünden bir gün sonra yapılır. Erkek evinde toplanılır. Kız evinden ve dıģarıdan misafirler gelir. Sofra hazırlanır. Erkekler de bu törene katılabilirler. b. Gelin Kördı (Gelin Ziyareti): Akraba ve komģular yaklaģık bir ay süren gelin ziyaretinde bulunurlar. Her gelen misafir geline hediye getirir. Gelin gelen misafirlerin önünde eğilerek selam verir. c. Ota Kördı(Kızın Babasının Düğün Sonrası Kızını Ġlk Ziyareti): Düğünden bitip aradan biraz zaman geçtikten sonra kızın babası kızını ziyarete gider. Bu da oldukça önemli bir gelenektir. Kızın babası kızını ziyarete giderken kızına beyaz eģya ya da mobilyalardan ne eksiği var ise o eģyayı alıp kızının evine gider. Kızın babası eve geldiğinde dünürleri koyun keser ve özel bir sofra hazırlarlar. d. Çakırdı (Kızın Anne ve Babasının Kızlarını Evlendikten Sonra Ġlk Defa Eve Davet Etmeleri): Düğünden sonra anne ve baba eve kızlarını davet etmedikleri sürece kız babasının evine gelemez. Kızın ailesi kızlarını eve davet ettikten sonra istediği zaman gidip gelebilir. Kızın davet edildiği gün kızın babasının evine, damat, kayın anası, kayın babası giderler. Gelen misafirler için özel bir sofra hazırlanır Ölümle ilgili uygulamalar 160. Yasın antropolojik temelini bir daha geri gelmeyecek bir acı teģkil eder. Ġnsanlar için önemli olanın kaybı karģısında duyulan acıların bir takım uygulamalarla anlatılması olarak tanımlanabilir. 160 Konuyla ilgili geniģ bilgi için bkz. Burhanedinova, Saida, age, s 92

93 Yasın süresini ölen kimsenin yaģı, ölüģ Ģekli, yakınlık derecesi, bıraktığı boģluk belir. Bazı yasların süreleri geride kalanların yaģamları kadardır. Türk Atalarda bu süre çoğunlukla 40 gündür. Bir noktada ölüden bulaģmıģlıktan arınmak olarak da algılanır. Ġlk perģembe günü ve kırkında helva yapılır. Ayrıca kuru kayısı haģlaması ikram edilir. Ancak kayısının çekirdeği kırılmaz. Kırılması halinde ölünün kafasının kırılmıģ olunacağına inanılır. Yılında yapılanlar arasında sadece ak kıydı uygulaması farklıdır. Bu uygulamada kadınların yas elbiseleri çıkarılıp yakınları tarafından ak elbiseler giydirilir. Artık yas sona ermiģtir, normal hayatlarına dönerler. Buna rağmen yaslı kimseler 3. dini bayram geçinceye kadar yaslı olurlar. Yaslı kadınların yakınları tarafından kendi evlerine götürülmeleri münasebetiyle yapılan merasime ise maraka denir. Koyun kesilip aģ verilir. Tekrar ağıtlarla kendi evine döndüğünde yaslı kadın mavi elbisesini giyer. Yaslı kimselerin muayyen veya gayri muayyen günlerde ziyaret edilmelerine ise yahlama, yohlandı denir. Fergana vadisi Türklerinde yas rengi mavi dir. Kadınlar yasta genelde mavi giysi ve mavi baģörtüsü kullanmakla birlikte az da olsa yeģil renge de rastlanmaktadır. Erkekler cenaze evden çıkıncaya kadar 3 gün boyunca çapangiyerler. Ayrıca erkekler için doppi/takke ton/kaftan ve bel bağı olan çarģi hazırlanır. Cenaze yakını olan erkekler traģ olmaz, cenazenin kırkına kadar bu kıyafetle dolaģmaya gayret ederler. Diğer yandan cenaze sertleģinceye kadar ölünün çenesi bir süreliğine çârģı veya dürre olarak bilinen bezle bağlanır. Türk kültür coğrafyasında ölümü duyurmanın çeģitli uygulama Ģekilleri vardır. Türk Atalarda ölü veya ölüm bayrağı mahiyetinde sokağa mavi bayrak asılır Dokuma ve Mimari Örnekleri Dokuma üzerine yapılan arkeolojik ya da sanat tarihi araģtırmaları, dokumanın, özellikle de halı ve düz dokumaları (kilim, zili, cicim, sumak) ilk dokuyanlarının, kökleri çok eskilere giden Türkler olduğunu ve dünyaya hediye ettiklerini göstermektedir. Dokumaların türleri, dokumada kullanılan elyaflara göre ve teknik özelliklere göre çeģitlilik kazanmaktadır. Hayvancılık kültürünün ağırlıkta olduğu bir coğrafyada hayvan yünlerinden yararlanılarak yapılan 161 Kalafat, YaĢar, - Yelis, Derya, a.g.m s 93

94 dokumalar ağırlıktayken; pamuk, keten gibi bitki tarımının yapıldığı bölgelerde de bitkisel elyaflardan oluģan dokumaların daha da yoğun olarak kullanıldığı görülmektedir. Türk kültürünün vazgeçilmez unsurlarından biri olan hayvancılık Türk dokuma kültürünü de etkilemiģ, böylelikle düğümlü halının ilk kez Türkler tarafından dokunmasına da zemin hazırlamıģtır. OĢ Ģehri Ayuu, Akkorgan köyü, Terme tekniğinde yatay tezgahta dokunmuģ düz dokuma örneği 1.50X3. Türk Düz El Dokumaları, Türklerin asırlardır devam ettirdiği dokuma türlerindendir. Özellikle yaylak-kıģlak hayatının getirdiği özel koģullar ve bu hayat tarzının Ģekillendirdiği kültürel zenginlik içinde, maddi kültür elemanlarının süreklilik açısından bakıldığında en önemlilerinden biri dokumalardır. Halılarla birlikte bütün Türk dünyasının her coğrafyasında canlılığını korumuģ ve devam ettirmiģtir. Kilim, Zili, Cicim, Sumak gibi farklı desen ve teknik özellikleriyle bilinen düz dokumlar yanında heybe, torba, kolon, çarpana gibi dokuma türleri de Türk dokuma zenginliğinin diğer parçalarıdır. Tezgah, ıstar türlerine göre de çeģitlenen ve farklı amaç ve ihtiyaçlar için üretilen dokuma türleri de mevcuttur. Orta Asya, Anadolu ve diğer Türk coğrafyasındaki halı ve düz dokumaların tamamında görülen benzer özellikler, Türk insanının ortak bir inanç ve düģünce sistematiği içinde hareket ettiğini ve estetik algısının da buna paralel seyrettiğine bir delildir. Bu benzerlikler içinde köklü yanıģların örneklerin, (damga) tamgaların olması, farklı sembollerin kullanılmıģ olması ve kompozisyon anlamında da biçim ve renk bütünlüğünün görülmesi de dikkat çeken bir özelliktir. Dokumalar daha çok yün, pamuk, tiftik ve keten gibi hammaddelerden elde edilmektedir. Dokumalarda tamamen doğal boya ile boyanmıģ iplikler kullanılmaktadır. Günümüzde bu doğallık her ne kadar sanayi ürünleriyle bozulmuģ olsa da, birçok yerde organik olan yöntemleri kullanan dokuyuculara rastlamak mümkündür. 94

95 Bugün Kırgızistan ın çoğu köylerinde ve yaylalarında dokunmakta olan düz dokuma ve keçe yapımı devam etmektedir. Gerçi ĢehirleĢmenin ve teknolojik ürünlerin çoğalmasıyla bir azalma söz konusu olsa da geçmiģten gelen bu köklü geleneğin az da olsa devam ettirildiğini söylemek mümkündür. Kırgızistan ın Celalabat ve OĢ Ģehirlerine bağlı köylerde yaģayan Fergana Vadisi Türklerinde karģılaģılan dokuma ürünleri ağırlıklı olarak terme, kolon ve çarpana dokumacılığı olsa da kilim ve diğer düz dokuma örneklerine de rastlanmıģtır. OĢ Aravan Türk Mahallesinde yaklaģık 200 yıllık olduğu söylenen ve yolluk olarak dokunmuģ bir kilim örneği tespit edilmiģtir. Karsgülü desenli yolluk olarak dokunmuģ kilim den bir kesit. Türk düz dokuma tekniklerinden kilim tekniğinde dokunmuģ olan bu örnek, geometrik desenleriyle oldukça zengin bir kompozisyon olduğu kadar, Türk dünyasının ortak dokuma bilincine de anlam olarak bir değer katacak özellikler içermektedir. Dokuma sahipleri tarafından atalarından bir miras olarak saklanırken, bu dokumanın bizzat ataları tarafından dokunduğu ifade edilmiģtir. Türk düz dokumalarından kilim tekniğinde dokunan bu yolluk, bir natürmort kompozisyona (vazo içinde güller) sahip olmakla adeta bir ressamın fırçasından çıkmıģ gibi tasarlanmıģtır. Yolluğun su yollarında tomurcukların, dalların boydan boya tekrarlanarak kullanılması dokuyucunun tabiatı ne kadar içselleģtirdiğinin de bir kanıtı olarak görülebilir. Geometrik bir formla adeta teknik 95

96 zorlamaların ötesine geçerek, ruhtaki yumuģaklığı oval bir algıya dönüģtüren bir kompozisyondur. Dokumada kullanılan çözgü ve atkı ipliklerinin inceliği, doğal boyaların günümüze kadar olan canlılığı ve renklerin seçimindeki estetik tercih ince ve bilinçli bir Türk zevkinin dıģavurumu olduğu kadar, geleneksel bir sanatın da (halı ve düz dokuma) her Türk coğrafyasında olduğu gibi buradaki en renkli ve köklü kanıtıdır. Yolluk olarak dokunmuģ bu kilim örneğinde kompozisyon dört büyük vazo içinde güller natürmortlu desenle tasarlanmıģ olup, su yollarında tomurcuk, dal ve yapraklarla dizayn edilmiģtir. Renkler siyah, hardal sarısı, turuncu ve kahverengi olarak ve adeta bir ressamı kıskandıracak biçimde kullanılmıģtır. Dokumada çözgü iplikleri hardal sarısı olarak tespit edilirken, atkı ipliklerinde hardal sarısı da dâhil olmak üzere diğer renkler de uygulanmıģtır. Karsgül desenli, natürmort kompozisyonlu yolluk olarak dokunmuģ kilimden ana desen ve suyolu desenleri (tomurcuk gül, dal ve yaprak) Kırgızistan ın Celalabat ve OĢ Ģehirlerinde bulunan Fergana Vadisi Türkleri arasındaki köylerde yapılan saha araģtırmasında, özellikle düz dokumalardan kilim, kolon ve çarpana dokumalarına da rastlanmıģtır. Eskisi kadar sık dokunmamakla birlikte evlerde bu dokuma örneklerine rastlandığı gibi cicim tekniğinde dokunmuģ düz dokuma örnekleri de kayıtlar arasındadır. Türk e Ad Veren Türkler projesi için yürütülen çalıģmalarda elde 96

97 edilen dokuma örnekleri üzerinde yapılan ilk incelemelerde, Türk dünyasının neredeyse tamamında kullanılan yanıģların motiflerin bulunması, ortak bir estetiğin, düģüncenin ve de tarihin varlığını da ispat etmektedir. Yatay tezgâhta dokunmuģ ve daha sonra örülerek desenleri oluģturulmuģ bir kilim örneğinden güneģ ve dört yön desenli detay. Daha çok gül, al gül, ak gül, kaykalak, koç muyuz, it kayruk, koçkor muyuz, keklik kaģ, alma gül Ģeklinde anlamlar yüklenen yanıģlar dikkat çekmektedir. Kırgızlar bu yanıģlara desen adı verirken orijinal adlandırmaların, çok daha teferruatlı bir çalıģmayı gerekli kıldığını da söylemek gerekmektedir. Derleme yapılan köylerde rastladığımız dokumalar farklı amaçlarla kullanılmaktadır. Daha çok yere sermek ve Bozüy denilen çadırları süslemek için dokunmuģtur. Kırgızistan dokumaları arasında ve çalıģmalar esnasında rastladığımız ve literatür de adına örme denilen düz dokuma türleri de mevcuttur. Bu dokumalar sade bir kompozisyonla dokunurken kırmızı, turuncu, sarı, lacivert, yeģil, kahverengi, beyaz, mavi renkleri yoğun olarak kullanılmıģtır. Celalabat TöĢ köyü Terme dokumasında kullanılan tezgah parçaları; yay, kılıç, tarak. 97

98 Terme adı verilen dokumalar yay, kılıç, tarak adı verilen parçalardan oluģan bir tür yatay tezgahta dokunmaktadır. Bu tezgahta enleri cm ve boyları farklı uzunluklarda olan yaygılar dokunmaktadır. Ede edilen dokumalar, yedili sekizli Ģaklar halinde yan yana getirilip dikilmek suretiyle, yaygıya dönüģtürülmektedir. Yaygılar genellikle saçaksız olup, yatay Ģeritlerden ve dolgu desenlerinden oluģan bir kompozisyona sahiptir. Çözgü ipliklerinin arasından geçirilen renkli desen iplikleriyle elde edilen dokumalarda farklı renk ve desen örnekleri mevcuttur. OluĢturulan kompozisyonlar genel Türk coğrafyasından benzerlikler taģımakla birlikte kendine özgü biçim ve anlamları da içermektedir. Doğal renklendiricilerle(bitkisel ve diğer) renklendirilmiģ eski örneklerle birlikte, sanayi boyası ile elde edilmiģ yeni ürünler de mevcuttur. Solda Celalabat TöĢ Köyü,Terme dokuma yapmak için yün iplik eğiren bir Türk kadını Çözgü ipliklerinin arasından geçirilen renkli desen iplikleriyle elde edilen dokumalarda farklı renk ve desen örnekleri mevcuttur. OluĢturulan kompozisyonlar genel Türk coğrafyasından benzerlikler taģımakla birlikte kendine özgü biçim ve anlamları da içermektedir. Doğal renklendiricilerle (bitkisel ve diğer) renklendirilmiģ eski örneklerle birlikte, sanayi boyası ile elde edilmiģ yeni ürünler de mevcuttur. Celalabat TöĢ Köyü bir Terme Dokuma Örneği Kompozisyon Özellikleri: 200X300 ebatlarında olan bu Terme dokuma, 9 ayrı 20, 25 cm ya da 30 cm eninde dokumanın (ġak) dikilerek birleģtirilmesinden meydana gelmiģtir. Mavi, kahverengi, turuncu, kırmızı renklerin kullanıldığı, doğal boyalarla renklendirilmiģ ipliklerden dokunmuģtur. Çözgü iplikleri kompozisyona göre farklı renkler kullanılarak oluģturulmaktadır. Dokumanın tüm çevresi dikilerek sınırlandırılmıģ olup desenler, yatay 98

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı III. ÜNİTE TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI VE İLK TÜRK DEVLETLERİ ( BAŞLANGIÇTAN X. YÜZYILA KADAR ) A- TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI I-Türk Adının Anlamı

Detaylı

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Hanlığı ve Kazakistan konulu bu toplantıda Kısaca Kazak

Detaylı

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST 1 1) Türklerin Anadolu ya gelmeden önce

Detaylı

PROF. DR. HÜLYA SAVRAN. hsavran@balikesir.edu.tr. 4. ÖĞRENİM DURUMU Derece Alan Üniversite Yıl Lisans

PROF. DR. HÜLYA SAVRAN. hsavran@balikesir.edu.tr. 4. ÖĞRENİM DURUMU Derece Alan Üniversite Yıl Lisans PROF. DR. HÜLYA SAVRAN ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı Hülya SAVRAN İletişim Bilgileri Adres Telefon Mail Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Bölümü 10145 Çağış Yerleşkesi / BALIKESİR 0 266 612 10 00

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi

Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Eğitim Tarihi Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İslam Öncesi Türklerde Eğitimin Temel Özellikleri 2 Yaşam biçimi eğitimi etkiler mi? Çocuklar ve gençlerin

Detaylı

TÜRK DÜNYASINI TANIYALIM

TÜRK DÜNYASINI TANIYALIM TÜRK DÜNYASINI TANIYALIM Türk Dünyası, Türk milletine mensup bireylerin yaşamlarını sürdürdüğü ve kültürlerini yaşattığı coğrafi mekânın tümünü ifade eder. Bu coğrafi mekân içerisinde Türkiye, Malkar Özerk,

Detaylı

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ. Hafta 7

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ. Hafta 7 SAKARYA ÜNİVERSİTESİ TÜRK DİLİ I Hafta 7 Okutman Engin ÖMEROĞLU Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Sakarya Üniversitesi ne aittir. "Uzaktan Öğretim" tekniğine uygun olarak hazırlanan bu ders

Detaylı

ORTA ASYA (ANONİM) KURAN TERCÜMESİ ÜZERİNDE ÖZBEKİSTAN DA YAPILMIŞ BİR İNCELEME. ТУРКИЙ ТAФСИР (XII-XII acp) *

ORTA ASYA (ANONİM) KURAN TERCÜMESİ ÜZERİNDE ÖZBEKİSTAN DA YAPILMIŞ BİR İNCELEME. ТУРКИЙ ТAФСИР (XII-XII acp) * - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, p.981-986, TURKEY ORTA ASYA (ANONİM) KURAN TERCÜMESİ ÜZERİNDE ÖZBEKİSTAN DA YAPILMIŞ BİR İNCELEME ТУРКИЙ ТAФСИР

Detaylı

2014 2015 DERS YILI MEV KOLEJİ ÖZEL ANKARA ANADOLU LİSESİ VE FEN LİSESİ 10. SINIFLAR TÜRK EDEBİYATI DERSİ YARIYIL ÖDEVİ

2014 2015 DERS YILI MEV KOLEJİ ÖZEL ANKARA ANADOLU LİSESİ VE FEN LİSESİ 10. SINIFLAR TÜRK EDEBİYATI DERSİ YARIYIL ÖDEVİ 2014 2015 DERS YILI MEV KOLEJİ ÖZEL ANKARA ANADOLU LİSESİ VE FEN LİSESİ 10. SINIFLAR TÜRK EDEBİYATI DERSİ YARIYIL ÖDEVİ 1. Alp Er Tunga öldi mü Issız ajun kaldı mu Ödlek öçin aldı mu Emdi yürek yırtılur

Detaylı

ZAMANA HÜKÜMDAR OLMAK

ZAMANA HÜKÜMDAR OLMAK ZAMANA HÜKÜMDAR OLMAK Yard.Doç.Dr. Nadir İLHAN * Bilindiği gibi hükümdarlık; hâkimiyet sahibi olmak, bir ülkenin, devletin, bir imparatorluğun yönetimini elinde bulundurmaktır. Zamana hükümdar olmak ise

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ : 05306010760. : cuneyt.akin@hotmail.com

ÖZGEÇMİŞ : 05306010760. : cuneyt.akin@hotmail.com ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Cüneyt Akın İletişim Bilgileri Adres : DUMLUPINAR M. MURAT ÇELEBİ C. AYDINALP APT. BİNA NO: 32 K: 4 DAİRE NO: 11 Telefon Mail : 05306010760 : cuneyt.akin@hotmail.com 2. Doğum Tarihi

Detaylı

HABERLER ÖZBEKİSTAN-TÜRKİYE ULUSLARARASI ARKEOLOJİK ÇALIŞMALAR PROJESİ: ÖZBEKİSTAN DA YERKURGAN MERKEZ TAPINAĞI 2013 YILI ARKEOLOJİK KAZI ÇALIŞMASI

HABERLER ÖZBEKİSTAN-TÜRKİYE ULUSLARARASI ARKEOLOJİK ÇALIŞMALAR PROJESİ: ÖZBEKİSTAN DA YERKURGAN MERKEZ TAPINAĞI 2013 YILI ARKEOLOJİK KAZI ÇALIŞMASI HABERLER ÖZBEKİSTAN-TÜRKİYE ULUSLARARASI ARKEOLOJİK ÇALIŞMALAR PROJESİ: ÖZBEKİSTAN DA YERKURGAN MERKEZ TAPINAĞI 2013 YILI ARKEOLOJİK KAZI ÇALIŞMASI İlk Özbekistan-Türkiye uluslararası arkeolojik çalışmalar

Detaylı

Svl.Me.Alev KESKİN-Svl.Me.Betül SAYIN*

Svl.Me.Alev KESKİN-Svl.Me.Betül SAYIN* Svl.Me.Alev KESKİN-Svl.Me.Betül SAYIN* * Gnkur.ATASE D.Bşk.lığı Türk kültüründe bayrak, tarih boyunca hükümdarlığın ve hâkimiyetin sembolü olarak kabul edilmiştir. Bayrak dikmek bir yeri mülkiyet sahasına

Detaylı

Nihat Sami Banar!ı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, s. 89-93'ten özetlenmiştir.

Nihat Sami Banar!ı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, s. 89-93'ten özetlenmiştir. Uygur Devleti Ders Anlatım Videosu UYGUR DEVLETİ (744 840 ) Uygurlar, Asya Hun Devleti ne bağlı olarak Orhun ve Selenga nehirleri kıyılarında yaşamışlardır. II. Kök Türk Devleti'nin son zamanlarında Basmiller

Detaylı

ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ İNSANİ BİLİMLER VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ DÖRT YILLIK-SEKİZ YARIYILLIK DERS PROGRAMI

ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ İNSANİ BİLİMLER VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ DÖRT YILLIK-SEKİZ YARIYILLIK DERS PROGRAMI ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ İNSANİ BİLİMLER VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ DÖRT YILLIK-SEKİZ YARIYILLIK DERS PROGRAMI ZORUNLU DERSLER BİRİNCİ YIL BİRİNCİ YARIYIL 1 YDİ 101

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Yüksek Lisans Tezi: Çin in Ming Döneminde Yapılmış olan Türkçe-Uygurca Sözlük: Ġdikut Mahkemesi Sözlüğü (1997 Ankara)

ÖZGEÇMİŞ. Yüksek Lisans Tezi: Çin in Ming Döneminde Yapılmış olan Türkçe-Uygurca Sözlük: Ġdikut Mahkemesi Sözlüğü (1997 Ankara) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Mağfiret Kemal YUNUSOĞLU 2. Doğum yeri ve tarihi: DT, Gulca 3. Çalıştığı kurum: T.C. Beykent Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 4. Unvanı: Yar.Doç.Dr. 5. Öğrenim Durumu:

Detaylı

Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Videosu. Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Ders Notu

Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Videosu. Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Ders Notu Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Videosu > Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Ders Notu Aşağıda tarihteki 23 Türk devleti hakkında bilgiler verilmiştir. Türkler'in bugüne değin kurmuş oldukları devletlerin

Detaylı

Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri

Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ TDE729 1 3 + 0 6 Sosyal bilimlerle ilişkili

Detaylı

(TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.)

(TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.) (TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.) Adı Soyadı (Unvanı) Akartürk Karahan (Yrd.Doç.Dr.) Doktora: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2009 E-posta: (kurum/özel) akartrk@yahoo.com Web sayfası

Detaylı

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiyenin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ V GİRİŞ 1 A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 BİRİNCİ BÖLÜM: AVRUPA SİYASAL TARİHİ 1 2 I.

Detaylı

Doktora Tezi: Kırım Hanlığı nı Kuruluşu ve Osmanlı Himayesinde Yükselişi (1441-1569)

Doktora Tezi: Kırım Hanlığı nı Kuruluşu ve Osmanlı Himayesinde Yükselişi (1441-1569) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Muzaffer Ürekli 2. Doğum Tarihi: 03.05.1955 3. Ünvanı: Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Siyasi Tarih İstanbul Üniversitesi 1977 Y. Lisans ------------

Detaylı

MOĞOLİSTANDA YENİ BULUNAN DONGOİN ŞİREEN ANITLARI ÜZERİNE MÖNHTULGA RİNCHİNHOROL İLE SÖYLEŞİ *

MOĞOLİSTANDA YENİ BULUNAN DONGOİN ŞİREEN ANITLARI ÜZERİNE MÖNHTULGA RİNCHİNHOROL İLE SÖYLEŞİ * Türkbilig, 2013/26: 165-171. MOĞOLİSTANDA YENİ BULUNAN DONGOİN ŞİREEN ANITLARI ÜZERİNE MÖNHTULGA RİNCHİNHOROL İLE SÖYLEŞİ * Ekrem KALAN ** Ekrem KALAN: Mönhtulga Bey, öncelikle Dongoin Şireen anıtlarının

Detaylı

OĞUZ TÜRKÇESİNİN TARİHİ GELİŞME SÜREÇLERİ

OĞUZ TÜRKÇESİNİN TARİHİ GELİŞME SÜREÇLERİ OĞUZ TÜRKÇESİNİN TARİHİ GELİŞME SÜREÇLERİ Zeynep KORKMAZ * ÖZET Bu makalede Oğuz Türkçesinin tarihi gelişimi üzerinde durulacaktır. Başlangıcından günümüze Oğuz Türkçesinin tarihi, gelişim seyri ve günümüze

Detaylı

TÜRK MİTOLOJİSİ DR.SÜHEYLA SARITAŞ 1

TÜRK MİTOLOJİSİ DR.SÜHEYLA SARITAŞ 1 TÜRK MİTOLOJİSİ DR.SÜHEYLA SARITAŞ 1 Çeşitli Türk topluluklarının mitolojileriyle ilgili malzemelerin bir çoğunu bilim adamları, misyonerler, seyyahlar ya da bazı yabancı araştırmacılar tarafından derlenmiştir.

Detaylı

DÎVÂNÜ LÜGATİ T-TÜRK VE UYGURLAR

DÎVÂNÜ LÜGATİ T-TÜRK VE UYGURLAR DÎVÂNÜ LÜGATİ T-TÜRK VE UYGURLAR Ahmet B. ERCİLASUN * ÖZET Bu yazıda Türk tarihinde önemli bir yeri bulunan ve alfabeleriyle, meydana getirdikleri telif ve tercüme eserleriyle Türk dili ve kültürünün en

Detaylı

Türk Süperetnosu, Dünya Sistemi ve Turan Petrolleri

Türk Süperetnosu, Dünya Sistemi ve Turan Petrolleri Türk Süperetnosu, Dünya Sistemi ve Turan Petrolleri geyerek Türk tarihinin Turan'da gelişmiş en son süperetnosunu yok sayma yoluna Rus tarihçileri tarafından gidilmiştir. Tatar süperetnosunu Kazak, Özbek,

Detaylı

Yard. Doç. Dr. Ali AHMETBEYOĞLU

Yard. Doç. Dr. Ali AHMETBEYOĞLU Yard. Doç. Dr. Ali AHMETBEYOĞLU 1964 yılında Kayseri de dünyaya gelen Ali Ahmetbeyoğlu, 1976 yılında Kayseri Namık Kemal İlkokulu ndaki, 1979 yılında Kayseri 50. Dedeman Ortaokulu ndaki, 1982 yılında ise

Detaylı

Atoller (mercan adaları) ve Resifler

Atoller (mercan adaları) ve Resifler Atoller (mercan adaları) ve Resifler Atol, hayatlarını sıcak denizlerde devam ettiren ve mercan ismi verilen deniz hayvanları iskeletlerinin artıklarının yığılması sonucu meydana gelen birikim şekilleridir.

Detaylı

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır.

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. / /20 YAZI ARKASINDA SİZİN FOTOĞRAFINIZ KULLANILMAKTADIR En Kıymetlim, Sonsuz AĢkım Gözlerinde sevdayı bulduğum, ellerinde

Detaylı

Tablo 2: Doktora Programı Ortak Zorunlu-Seçmeli Dersler TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI DOKTORA PROGRAMI GÜZ YARIYILI

Tablo 2: Doktora Programı Ortak Zorunlu-Seçmeli Dersler TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI DOKTORA PROGRAMI GÜZ YARIYILI Tablo 2: Doktora Programı Ortak Zorunlu-Seçmeli Dersler TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI DOKTORA PROGRAMI GÜZ YARIYILI Ortak Zorunlu-Seçmeli Dersler Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı TDE 601 Divan Şiiri

Detaylı

Karahanlı Eserlerindeki Söz Varlığı Hakkında

Karahanlı Eserlerindeki Söz Varlığı Hakkında Akademik İncelemeler Cilt:3 Sayı:1 Yıl:2008 Karahanlı Eserlerindeki Söz Varlığı Hakkında Emek Üşenmez 1 fahemek@gmail.com ÖZET Karahanlı Türkçesi Türk dilinin önemli devrelerinden birisini oluşturmaktadır.

Detaylı

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Dr. Ahmet Emin Dağ İstanbul, 2015 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Detaylı

KUPA TEKNĠK BĠLĠMLER MESLEK YÜKSEKOKULUNUN

KUPA TEKNĠK BĠLĠMLER MESLEK YÜKSEKOKULUNUN KUPA TEKNĠK BĠLĠMLER MESLEK YÜKSEKOKULUNUN 6.Spor ġenlikleri kapsamında gerçekleģtirilen Futbol Turnuvası Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulunun zaferi ile sona erdi. Yapılan maçlar sonucunda Ünye ĠĠBF

Detaylı

OĞUZLAR. İçindekiler Tablosu

OĞUZLAR. İçindekiler Tablosu İçindekiler Tablosu A. Oğuzlara Dair En Eski Bilgiler... 2 1. Oğuz Adının Menşei... 2 2. Barlık Irmağı Kıyılarında Oğuzlar... 3 3. Tula Boylarında Oğuzlar... 5 Göktürkler İdaresinde Oğuzlar... 9 Uygurlar

Detaylı

GÖÇ DUVARLARI. Mustafa ŞAHİN

GÖÇ DUVARLARI. Mustafa ŞAHİN Mustafa ŞAHİN 07 Eylül 2015 GÖÇ DUVARLARI Suriye de son yıllarda yaşanan dram hepimizi çok üzmekte. Savaştan ötürü evlerini, yurtlarını terk ederek yeni yaşam kurma ümidiyle muhacir olan ve çoğunluğu göç

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI I. YARIYIL II. YARIYIL Adı Adı TAR 501 Eski Anadolu Kültür 3 0 3 TAR 502 Eskiçağda Türkler 3 0 3 TAR 503 Eskiçağ Kavimlerinde

Detaylı

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ YAYIN LİSTESİ

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ YAYIN LİSTESİ AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ VE YAYIN LİSTESİ 1. Adı Soyadı : Muharrem KESİK İletişim Bilgileri Adres : Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Telefon : (0212) 521 81 00 Mail : muharremkesik@gmail.com 2. Doğum -

Detaylı

Tez adı: Neva'i Mecalisü'n-Nefa'is metin-inceleme (2 cilt) (1990) SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ/TÜRK DİLİ ANABİLİM DALI

Tez adı: Neva'i Mecalisü'n-Nefa'is metin-inceleme (2 cilt) (1990) SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ/TÜRK DİLİ ANABİLİM DALI VAHİT TÜRK Adres İstanbul Kültür Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Ataköy Yerleşkesi/Bakırköy-İstanbul ÖZGEÇMİŞ YÜKSEKÖĞRETİM KURULU 15.05.2014 Telefon E-posta 2124984370- Doğum Tarihi

Detaylı

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 EDEBİYAT TARİHİ / TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER 1.Edebiyat tarihinin uygarlık tarihi içindeki yerini.edebiyat tarihinin

Detaylı

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ DERS NOTLARI VE ŞİFRE TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ EMEVİLER Muaviye tarafından Şam da kurulan ve yaklaşık

Detaylı

TÜRK BÜYÜKLERĐ XII. Prof.Dr. Saadettin GÖMEÇ BAZ KAGAN

TÜRK BÜYÜKLERĐ XII. Prof.Dr. Saadettin GÖMEÇ BAZ KAGAN TÜRK BÜYÜKLERĐ XII Prof.Dr. Saadettin GÖMEÇ BAZ KAGAN Şanlı Türk tarihine şöyle bir baktığımızda, zaman zaman Türk Devletinin başına geçen değişik boylarla, aileleri görmek mümkündür. Đşte bunlardan birisi

Detaylı

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ a. 14.Yüzyıl Orta Asya Sahası Türk Edebiyatı ( Harezm Sahası ve Kıpçak Sahası ) b. 14.Yüzyılda Doğu Türkçesi ile Yazılmış Yazarı Bilinmeyen Eserler c.

Detaylı

6. 1. Hazırlanan Lisans Tezi Ayverdi Lugatı ndaki Tasavvuf Terimlerinin Tespiti ve Diğer Lugatlarle Mukayesesi

6. 1. Hazırlanan Lisans Tezi Ayverdi Lugatı ndaki Tasavvuf Terimlerinin Tespiti ve Diğer Lugatlarle Mukayesesi 1. Adı Soyadı: FAHRÜNNİSA BİLECİK 2. Doğum Tarihi: 19.03.1967 3. Unvanı: Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Doktora Derece Alan Üniversite Yıl Tez Adı Lisans Türk Dili ve Mimar Sinan 1989 Edirneli Şâhidî

Detaylı

SAĞLIK ORTAMINDA ÇALIġANLARDA GÜVENLĠĞĠ TEHDĠT EDEN STRES ETKENLERĠ VE BAġ ETME YÖNTEMLERĠ. MANĠSA ĠL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ HEMġĠRE AYLĠN AY

SAĞLIK ORTAMINDA ÇALIġANLARDA GÜVENLĠĞĠ TEHDĠT EDEN STRES ETKENLERĠ VE BAġ ETME YÖNTEMLERĠ. MANĠSA ĠL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ HEMġĠRE AYLĠN AY SAĞLIK ORTAMINDA ÇALIġANLARDA GÜVENLĠĞĠ TEHDĠT EDEN STRES ETKENLERĠ VE BAġ ETME YÖNTEMLERĠ MANĠSA ĠL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ HEMġĠRE AYLĠN AY GİRİŞ ÇalıĢmak yaģamın bir parçasıdır. YaĢamak nasıl bir insan hakkı

Detaylı

OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar

OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar Eda Yeşilpınar Hemen her bölümün kuşkusuz zorlayıcı bir dersi vardır. Öğrencilerin genellikle bu derse karşı tepkileri olumlu olmaz. Bu olumsuz tepkilerin nedeni;

Detaylı

MARKA ŞEHİR ÇALIŞMALARINDA AVRUPA ŞEHİR ŞARTI SÖZLEŞMESİ DİKKATE ALINMALI

MARKA ŞEHİR ÇALIŞMALARINDA AVRUPA ŞEHİR ŞARTI SÖZLEŞMESİ DİKKATE ALINMALI ENER DEN MARKA ŞEHİR AÇIKLAMASI VAHDET NAFİZ AKSU, ERZURUM DA YAPILAN MARKA ŞEHİR TOPLANTISINI DEĞERLENDİRDİ: ENER olarak, Erzurum un Marka Şehir haline gelmesini yeni kalkınma paradigması oluşturulmasıyla

Detaylı

HALFETİ İLÇEMİZ. Halfeti

HALFETİ İLÇEMİZ. Halfeti HALFETİ İLÇEMİZ Halfeti Şanlıurfa merkez ilçesine 112 km mesafede olan ilçenin yüzölçümü 646 km² dir. İlçe; 3 belediye, 1 bucak, 36 köy ve 23 mezradan oluşmaktadır. Batısında Gaziantep iline bağlı Araban,

Detaylı

- 61 - Muhteşem Pullu

- 61 - Muhteşem Pullu Asaf Bey Çıkmazı Kabaltısı Sancak Mahallesindedir. Örtüsü sivri tonozludur. Sivri kemerle güneye ve ahşap-beton sundurmalı sivri kemerle kuzeye açılır. Üzerinde kesme ve moloz taşlardan yapılmış bir ev

Detaylı

ORHUN YAZITLARI NDA BOYLARI BİR ARAYA GETİRME ÇABALARI

ORHUN YAZITLARI NDA BOYLARI BİR ARAYA GETİRME ÇABALARI ORHUN YAZITLARI NDA BOYLARI BİR ARAYA GETİRME ÇABALARI Öz Osman MERT Kürşad Çağrı BOZKIRLI Türklerin yaşadığı engin coğrafya, bir taraftan Türk boylarının özgür karakterini şekillendirirken, diğer taraftan

Detaylı

ŞANLIURFA YI GEZELİM

ŞANLIURFA YI GEZELİM ŞANLIURFA YI GEZELİM 3. Gün: URFA NIN KALBİNDEN GÜNEŞİN BATIŞINA GEZİ TÜRKİYE NİN GURURU ATATÜRK BARAJI Türkiye de ki elektrik üretimini artırmak ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ndeki 9 ili kapsayan tarım

Detaylı

Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Selçuk Üniversitesi 1979-1984. Y. Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Cumhuriyet Üniversitesi 1992-1993

Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Selçuk Üniversitesi 1979-1984. Y. Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Cumhuriyet Üniversitesi 1992-1993 1. Adı Soyadı: H. İbrahim DELİCE 2. Doğum Tarihi: 01 Nisan 1964 3. Unvanı: Prof. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Selçuk Üniversitesi 1979-1984 Y. Lisans

Detaylı

İ Ç İ N D E K İ L E R - TARIM VE KÖYĠġLERĠ BAKANLIĞ - TARIM REFORMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ - KÖY HĠZMETLERĠ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

İ Ç İ N D E K İ L E R - TARIM VE KÖYĠġLERĠ BAKANLIĞ - TARIM REFORMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ - KÖY HĠZMETLERĠ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 2007 MALÎ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KANUN TASARILARI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU GÖRÜŞME TUTANAKLARI BAġKAN: Sait AÇBA(Afyonkarahisar)

Detaylı

TAġINMAZLARIN ARSA VASFINI KAZANMASI

TAġINMAZLARIN ARSA VASFINI KAZANMASI TAġINMAZLARIN ARSA VASFINI KAZANMASI Nevzat Ġhsan SARI / Tapu ve Kadastro MüfettiĢi TaĢınmazların arsa vasfını kazanması ancak imar planlarının uygulanmasıyla mümkündür. Ülkemizde imar planlarının uygulanması

Detaylı

6. ÜNİTE: Türklerde Sanat A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANAT

6. ÜNİTE: Türklerde Sanat A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANAT 6. ÜNİTE: Türklerde Sanat A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANAT Bozkırlının nazarında sabit olan şeyin faydası yoktur. O, her an harekete hazır olmalı, kolayca yer değiş-tirebilmelidir. Bu yüzden eski Türkler

Detaylı

.. ca. ca.. =-iiiiiii. "ca :.. ..IILI. iiiiiii. Bahar200S. HACETTEPE ÜNIvERSITESI TÜRKIYAT ARAŞTIRMALARI ENSTITÜSÜ ISSN 1305-5992.

.. ca. ca.. =-iiiiiii. ca :.. ..IILI. iiiiiii. Bahar200S. HACETTEPE ÜNIvERSITESI TÜRKIYAT ARAŞTIRMALARI ENSTITÜSÜ ISSN 1305-5992. ISSN 1305-5992.. ca HACETTEPE ÜNIvERSITESI TÜRKIYAT ARAŞTIRMALARI ENSTITÜSÜ i iiiiiii ca.. =-iiiiiii..iili. "ca :.. i- Sayı 2 Bahar200S ORTA ASYA'DA x-xın. YÜZYıLLARDA"TÜRK" ADI ÜZERİNE BAZI KAYıTLAR Ömer

Detaylı

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Tarihi Öğretim Yılı Dönemi Sırası 2014-2015 2 1 B GRUBU SORULARI 12.Sınıflar Öğrencinin Ad Soyad No Sınıf Soru 1: Aşağıdaki yer alan ifadelerde boşluklara

Detaylı

TÜRK DİLİ - I İÇİNDEKİLER HEDEFLER DİL AİLELERİ, DİL GRUPLARI, DİL TÜRLERİ. Dil Aileleri Dil Grupları Dil Türleri

TÜRK DİLİ - I İÇİNDEKİLER HEDEFLER DİL AİLELERİ, DİL GRUPLARI, DİL TÜRLERİ. Dil Aileleri Dil Grupları Dil Türleri HEDEFLER İÇİNDEKİLER DİL AİLELERİ, DİL GRUPLARI, DİL TÜRLERİ Dil Aileleri Dil Grupları Dil Türleri TÜRK DİLİ - I Bu üniteyi çalıştıktan sonra; Dil ailelerini açıklayabilecek, Lehçe, ağız, şive gibi dil

Detaylı

Editörler: Prof. Dr. Gürer GÜLSEVİN Yrd. Doç. Dr. Metin ARıKAN

Editörler: Prof. Dr. Gürer GÜLSEVİN Yrd. Doç. Dr. Metin ARıKAN FİKRET TÜRKMEN ARMAGANI Editörler: Prof. Dr. Gürer GÜLSEVİN Yrd. Doç. Dr. Metin ARıKAN Düzenleme Kurulu: Prof. Dr. Mustafa CEMİLOGLV Prof. Dr. Zeki KAYMAZ Prof. Dr. Metin EKİcİ Doç. Dr. Alimcan İNAYET

Detaylı

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HUKUK

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HUKUK İLK TÜRK { DEVLETLERİNDE HUKUK Hukuk Anlayışı Hukuk fertlerin bir arada barış ve güven içinde yaşamasını sağlamak amacıyla oluşturulan hak ve kanunların bütünüdür. Bir devletin uzun ömürlü olabilmesi için

Detaylı

BAYRAM Yavuz, XIV-XV.Yüzyıl Gazel Şerhleri, Klâsik Çağlar Boyunca Gazel Şerhleri, Kriter Yay., İstanbul 2009, s.11-98.

BAYRAM Yavuz, XIV-XV.Yüzyıl Gazel Şerhleri, Klâsik Çağlar Boyunca Gazel Şerhleri, Kriter Yay., İstanbul 2009, s.11-98. Yayınlar Uluslararası hakemli dergilerde yayınlanan makaleler (SCI & SSCI & Arts and Humanities) Uluslararası diğer hakemli dergilerde yayınlanan makaleler BAYRAM Yavuz, 16.Yüzyıldaki Bazı Divan Şairlerinin

Detaylı

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri) ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve

Detaylı

5. SINIF SOSYAL BİLGİLER BÖLGEMİZİ TANIYALIM TESTİ. 1- VADİ: Akarsuların yataklarını derinleştirerek oluşturdukları uzun yarıklardır.

5. SINIF SOSYAL BİLGİLER BÖLGEMİZİ TANIYALIM TESTİ. 1- VADİ: Akarsuların yataklarını derinleştirerek oluşturdukları uzun yarıklardır. 1- VADİ: Akarsuların yataklarını derinleştirerek oluşturdukları uzun yarıklardır. PLATO: Çevresine göre yüksekte kalmış, akarsular tarafından derince yarılmış geniş düzlüklerdir. ADA: Dört tarafı karayla

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Bölüm/Program Üniversite

ÖZGEÇMİŞ. Derece Bölüm/Program Üniversite ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı: Alsu KAMALIEVA Unvanı: Doç. Dr. Öğrenim Durumu: Derece Bölüm/Program Üniversite Lisans (Uzmanlık) Tatar Dili ve Edebiyatı Öğretmeni/Filolog KAZAN DEVLET ÜNIVERSITESI Doktora Yeni Türk

Detaylı

MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya

MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya ÖTÜKEN MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya Üniversitesi, Tarih Bölümü nden mezun oldu. 2008 yılında

Detaylı

ÖZ GEÇMİŞ. 1. Adı Soyadı: Oğuzhan KARABURGU 2. Doğum Tarihi: 1975 3. Unvanı: Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu:

ÖZ GEÇMİŞ. 1. Adı Soyadı: Oğuzhan KARABURGU 2. Doğum Tarihi: 1975 3. Unvanı: Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: ÖZ GEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Oğuzhan KARABURGU 2. Doğum Tarihi: 1975 3. Unvanı: Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Erciyes Üniversitesi 1998 Y. Lisans Yeni

Detaylı

I. OTURUM OTURUM BAġKANI: PROF. DR. NEVZAT KOÇ (MEDĠPOL ÜNĠVERSĠTESĠ HUKUK FAKÜLTESĠ ÖĞRETĠM ÜYESĠ/TBK. BĠLĠM KOMĠSYONU ÜYESĠ)

I. OTURUM OTURUM BAġKANI: PROF. DR. NEVZAT KOÇ (MEDĠPOL ÜNĠVERSĠTESĠ HUKUK FAKÜLTESĠ ÖĞRETĠM ÜYESĠ/TBK. BĠLĠM KOMĠSYONU ÜYESĠ) I. OTURUM OTURUM BAġKANI: PROF. DR. NEVZAT KOÇ (MEDĠPOL ÜNĠVERSĠTESĠ HUKUK FAKÜLTESĠ ÖĞRETĠM ÜYESĠ/TBK. BĠLĠM KOMĠSYONU ÜYESĠ) TEBLĠĞLER : PROF. DR. VEYSEL BAġPINAR (ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ HUKUK FAKÜLTESĠ

Detaylı

ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ. Yüksek Lisans Bilimsel Hazırlık Sınıfı Dersleri. Dersin Türü. Kodu

ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ. Yüksek Lisans Bilimsel Hazırlık Sınıfı Dersleri. Dersin Türü. Kodu ABANT İET BAYAL ÜNİVERİTEİ OYAL BİLİMLER ENTİTÜÜ Yüksek Lisans Bilimsel Hazırlık ınıfı Dersleri ANABİLİM DALI :Türk Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı : Türk Dili Birinci Yarıyıl/First emester Dersi Adı T U

Detaylı

17.11.2008 Ġ Ç Ġ N D E K Ġ L E R

17.11.2008 Ġ Ç Ġ N D E K Ġ L E R 2009 MALĠ YILI MERKEZĠ YÖNETĠM BÜTÇE KANUNU TASARISI ĠLE 2007 MALĠ YILI MERKEZĠ YÖNETĠM KESĠNHESAP KANUNU TASARISI NIN PLAN VE BÜTÇE KOMĠSYONU GÖRÜġME TUTANAKLARI BAġKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar) BAġKANVEKĠLĠ:

Detaylı

Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Hadrianopolis ten Edrine ye : Bizans Dönemi.......... 4 0.2 Hadrianopolis Önce Edrine

Detaylı

KIRGIZ MİLLETİNE AİT EFSANESİ

KIRGIZ MİLLETİNE AİT <KIRKKIZ> EFSANESİ 1905 KIRGIZ MİLLETİNE AİT EFSANESİ ZHENHUA, HU ÇİN/CHINA/КИТАЙ Giriş Çin de Kırgız milletinin ortaya çıkışı ve Kırgız adının kaynağı hakkında birçok efsane bulunmaktadır. efsaneside

Detaylı

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır. TÜRKİYE'DEKİ GÖÇLER VE GÖÇMENLER Göç güçtür.hem güç ve zor bir iştir hem de güç katan bir iştir. Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri

Detaylı

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü/Tarih Anabilim Dalı/Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü/Tarih Anabilim Dalı/Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı AYŞE DEĞERLİ YARDIMCI DOÇENT E-Posta Adresi : aysedegerli@artvin.edu.tr Telefon (İş) : 4662151043-2342 Adres : AÇÜ Şehir Yerleşkesi, Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Eğitimi ABD, Oda no: 108, Merkez/ARTVİN

Detaylı

Doç. Dr. MUSTAFA KĠBAROĞLU

Doç. Dr. MUSTAFA KĠBAROĞLU İran ın Nükleer Programı ve Türkiye nin Güvenliğine Etkileri Doç. Dr. MUSTAFA KĠBAROĞLU www.mustafakibaroglu.com Bilkent Üniversitesi Uluslararası ĠliĢkiler Bölümü 15 Ekim 2009 Atılım Üniversitesi Ankara

Detaylı

TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME

TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME Bu sözleşme, ILO'nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir. ILO Kabul Tarihi: 18 Haziran 1949 Kanun Tarih

Detaylı

YRD. DOÇ. DR. ABDÜLKERİM GÜLHAN 0266 6121000/4508. agulhan@balikesir.edu.tr

YRD. DOÇ. DR. ABDÜLKERİM GÜLHAN 0266 6121000/4508. agulhan@balikesir.edu.tr YRD. DOÇ. DR. ABDÜLKERİM GÜLHAN ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı Abdülkerim Gülhan İletişim Bilgileri Adres Balıkesir Ü. Fen Edebiyat Fakültesi Çağış Yerleşkesi Balıkesir Telefon Mail 0266 6121000/4508 agulhan@balikesir.edu.tr

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Tarih Bölümü Ankara Üniversitesi 1997 Yüksek Lisans Tarih (Yakınçağ Tarihi) Ankara Üniversitesi 2000

Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Tarih Bölümü Ankara Üniversitesi 1997 Yüksek Lisans Tarih (Yakınçağ Tarihi) Ankara Üniversitesi 2000 ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı : Sezai BALCI Doğum Tarihi : 15 Temmuz 1976 Öğrenim Durumu : Doktora Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Tarih Bölümü Ankara Üniversitesi 1997 Yüksek Lisans Tarih (Yakınçağ Tarihi)

Detaylı

Türk Mitolojisi ve Türklerde Totemizm DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1

Türk Mitolojisi ve Türklerde Totemizm DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 Türk Mitolojisi ve Türklerde Totemizm DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 Totemizm Totemizm totem, mana ve tabu fikirlerine dayanır. Bir klanın n bütün b n fertlerinin kutsal saydıklar kları yaratıklar ve şeyler olan

Detaylı

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır. 4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I

Detaylı

Karahanlılar (840-1212)

Karahanlılar (840-1212) Karahanlılar (840-1212) Karahanlılar, Orta Asya İlk Müslüman Türk devletidir. Bu özeliğinden dolayı Türk tarihinde Karahanlıların özel bir yeri ve önemi vardır. Hâkaniye ve İlig-Hanlar şeklinde de isimlendirilen

Detaylı

KONU : Sermaye Piyasası Kurulu nun Seri : VIII, No:39 Sayılı Tebliği uyarınca yapılan açıklamadır.

KONU : Sermaye Piyasası Kurulu nun Seri : VIII, No:39 Sayılı Tebliği uyarınca yapılan açıklamadır. ÖZEL DURUM AÇIKLAMA FORMU Tarih 29 Ocak 2009 Ortaklığın Ünvanı / Ortakların Adı : TAT KONSERVE SANAYĠĠ A.ġ. Adresi : Sırrı Çelik Bulvarı No:3 34788-TaĢdelen ĠSTANBUL Telefon ve Fax No. : 0216 430 00 00

Detaylı

Journal of International Social Research, Volume: 4, Issue: 19, Fall 2011, s. 115-169.

Journal of International Social Research, Volume: 4, Issue: 19, Fall 2011, s. 115-169. 1. Adı Soyadı: Emek ÜŞENMEZ 2. Doğum Tarihi: 26 Kasım 1981 3. Unvanı: Dr. 4. Öğrenim Durumu: Doktora (PhD) ÖZGEÇMİŞ (ÖRNEK FORM) 5. Akademik Unvanlar: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Selçuk

Detaylı

Arş. Gör. İlker YİĞİT

Arş. Gör. İlker YİĞİT CV Arş. Gör. İlker YİĞİT Çankırı Karatekin Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Araştırma Görevlisi Mail: iyigithg@gmail.com Tel: 0-376-218 11 23/5111 Faks: 0-376-218 10 31 WEB: http://websitem.karatekin.edu.tr/iyigit/sayfa/314

Detaylı

Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Tarih geçmiş hakkında eleştirel olarak fikir üreten bir alandır. Tarih; geçmişteki insanların yaşamlarını, duygularını, savaşlarını, yönetim

Detaylı

SURUÇ İLÇEMİZ. Suruç Meydanı

SURUÇ İLÇEMİZ. Suruç Meydanı SURUÇ İLÇEMİZ Suruç Meydanı Şanlıurfa merkez ilçesine 43 km uzaklıkta olan ilçenin 2011 nüfus sayımına göre toplam nüfusu 100.912 kişidir. İlçe batısında Birecik, doğusunda Akçakale, kuzeyinde Bozova İlçesi,

Detaylı

Karahan, Saim Osman (2011), Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü (1-2-3), Köstence-Romanya, 1682 s., ISBN: 978-606-598-188-1

Karahan, Saim Osman (2011), Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü (1-2-3), Köstence-Romanya, 1682 s., ISBN: 978-606-598-188-1 Dil Araştırmaları Sayı: 13 Güz 2013, 210-214 ss. Karahan, Saim Osman (2011), Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü (1-2-3), Köstence-Romanya, 1682 s., ISBN: 978-606-598-188-1 Işılay Işıktaş Sava * 1 Romanya

Detaylı

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA)

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) Osmanlı devletinde ülke sorunlarının görüşülüp karara bağlandığı bugünkü bakanlar kuruluna benzeyen kurumu: divan-ı hümayun Bugünkü şehir olarak

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl 1 ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Mustafa KALKAN 2. Doğum Yeri ve Tarihi: Oltu/Erzurum, 22.09.1970 3. Unvanı: Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Dr. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat

Detaylı

125. YILINDA İZMİR TİCARET ODASI DERİN MAVİ VİTRİN YARIŞMASI SONUÇLANDI

125. YILINDA İZMİR TİCARET ODASI DERİN MAVİ VİTRİN YARIŞMASI SONUÇLANDI 125. YILINDA İZMİR TİCARET ODASI DERİN MAVİ VİTRİN YARIŞMASI SONUÇLANDI Ġzmir Ticaret Odası, 125. kuruluģ yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde vitrin tasarımı yarıģması düzenledi. Ġzmir Ticaret Odası Yönetim

Detaylı

BESMELE VE ALLAH LAFZ-I CELÂLİ'NİN SAYIMLARI

BESMELE VE ALLAH LAFZ-I CELÂLİ'NİN SAYIMLARI Bu yazı www.multimediaquran.com sitesinin sahibi hacı Mehmet Bahattin Geçkil tarafından hazırlanmıstır. 11-15-2015. Herhangi bir medyada yayınlanması halinde yukarıdaki bilginin referans olarak verilmesi

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ Ordu nun KabataĢ ilçesinde 1 Ocak 1974 tarihinde doğdu. Ailesi ile birlikte 1975 yılında Samsun un Bafra ilçesine taģındı.

ÖZGEÇMİŞ Ordu nun KabataĢ ilçesinde 1 Ocak 1974 tarihinde doğdu. Ailesi ile birlikte 1975 yılında Samsun un Bafra ilçesine taģındı. ÖZGEÇMİŞ Ordu nun KabataĢ ilçesinde 1 Ocak 1974 tarihinde doğdu. Ailesi ile birlikte 1975 yılında Samsun un Bafra ilçesine taģındı. Ġlköğrenimini Bafra Uluağaç Köyü Ġlkokulunda, ortaöğrenimini Sürmeli

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Arşivcilik İstanbul Üniversitesi 1996. Ortadoğu Enstitüsü. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Arşivcilik İstanbul Üniversitesi 1996. Ortadoğu Enstitüsü. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Nurdan Şafak 2. Doğum Tarihi ve Yeri:. Unvanı: Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Arşivcilik İstanbul Üniversitesi 1996 Yüksek Siyasi Tarih ve Marmara

Detaylı

Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık

Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık İslam Coğrafyasının en batısı ile en doğusunu bir araya getiren Asya- Afrika- Balkan- Ortadoğu Üniversiteler Konseyi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde resmen kuruldu.

Detaylı

İ Ç İ N D E K İ L E R

İ Ç İ N D E K İ L E R 2007 MALÎ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KANUN TASARILARI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU GÖRÜŞME TUTANAKLARI BAġKAN: Sait AÇBA BAġKANVEKĠLĠ:

Detaylı

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI Kelime anlamı İki nehrin arası olan Mezopotamya,

Detaylı

İstanbul da Kurulan Cumhuriyetin İlk Milli Hemşirelik Okulu Kızılay Hemşirelik Lisesi

İstanbul da Kurulan Cumhuriyetin İlk Milli Hemşirelik Okulu Kızılay Hemşirelik Lisesi İstanbul da Kurulan Cumhuriyetin İlk Milli Hemşirelik Okulu Kızılay Hemşirelik Lisesi Hale TOSUN* Balkan SavaĢları sırasında profesyonel anlamda yetiģmiģ hemģirelere olan ihtiyaç kaçınılmaz olarak kendini

Detaylı

TÜRK ÜLKELERİ ve Türklerin Yaşadıkları Bölgelerin COĞRAFYASI

TÜRK ÜLKELERİ ve Türklerin Yaşadıkları Bölgelerin COĞRAFYASI Türkiye ve Türk Dünyası İktisadî ve Sosyal Araştırmalar Vakfı Elazığ Şubesi Yayınları: 2 Türk Dünyası Dizisi: 2 TÜRK ÜLKELERİ ve Türklerin Yaşadıkları Bölgelerin COĞRAFYASI GELİŞTİRİLMİŞ 2. BASKI Dr. Ali

Detaylı

Bilmem daha önce adını duymuģ muydunuz : Dr. DerviĢ Özer, hem tıp doktoru, hem de heykeltıraģ Hikayesi de Ģöyle (Google dan alıntıdır):

Bilmem daha önce adını duymuģ muydunuz : Dr. DerviĢ Özer, hem tıp doktoru, hem de heykeltıraģ Hikayesi de Ģöyle (Google dan alıntıdır): Değerli Dostlar, Sizlere, karlı ve güzel kıģ manzaraları çekmek için yola çıkmıģtım. Mola vermek için uğradığım Kızılcahamam dan ileriye gidemedim. Nedenini bu resimlerde göreceksiniz Bir kasabanın, basit

Detaylı