Kamu görevi, insan haklarını koruma görevidir

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Kamu görevi, insan haklarını koruma görevidir"

Transkript

1 Aydınlık 14 Mart 2014 Cuma EMİNE ÜLKER TARHAN Yıl: 2 Saflar 30 Mart dan sonra daha da belirginleşecek Sayı: 107 İOANNA KUÇURADİ Kamu görevi, insan haklarını koruma görevidir n6 HADİYE YILMAZ: Dağlarca Türkçem benim ses bayrağım n8 GÜNOVA SEPİN: Orhan Veli nin mektup aşkları

2

3 AYDINLIK KİTAP 3 DEVA HAVASI Bazı zamanlar vardır, ülkenin, halkın, etrafın havası değişir. Bayram zamanları böyledir mesela. Güzel güzel giyinmiş insanlarda tatlı bir telaş vardır, bir tatlı huzuru paylaşmaya giderken eşe, dosta, akrabaya. Seçim zamanları başka bir hava dolar ciğerlere. Seçim arabalarının, parti bayraklarının, inleyen nağmelerin renkleri sandık açılışıyla beliren oy oranı pastalarına geçer. Meraklı ve hafif telaşlı bir hâl akar halkın zihninden. Ve yorumlar, yorumlar... Millî maç zamanları da değişir havalar. Hele ki önemli maçlarda. Kuruyemişçilerin otuz yedi ekranlarından tutun, ekransız kalanların radyolarına, onu da bulamayanların internetten baktıkları canlı, yazılı maç anlatımlarına envaitürlü kaynakta çağlar millî müsabakaların anları... Bu hafta Aydınlık Kitap ı hazırlarken de bir başka hava vardı Beyoğlu nda, Deva Çıkmazındaki çalışma odamızda. Yukarıda bahsettiğimiz tüm havaların bir harmanı -ya da belki de yoğunlaştırılmış bir bileşimi- doluyordu ciğerlere her solukta. Bayram ediyordu Ergenekon dan çıkan Türklerin her yaşta genç devrimcileri. Zira Silivrideki kapalı spor salonundan bozma mahkemede oynanan millî müsabakayı kazandıklarını biliyorlardı. Heyecan çok büyüktü, 2002 de Brezilya yla oynanan Dünya Kupası maçından bile büyük belki de; zira Brezilya nın kuzeyindeki birleşik devletin ince bıyıklı, alca cübbeli kadrosuyla idi mücadele. Centilmendi bizimkiler, kendilerini bozmadılar, şuna buna el açmadılar; emperyalizmin kanunsuz vıcık vıcık oyununa aldırmadılar. Hâl böyle olunca, seçim pastalarının akrabaları olan allı aklı haber kutucukları parladı ulusal kanalların ekranlarında, halkın seçimini, bir bir tahliye edildiğini yazdı yurtseverlerin. İçeride kalanlar da oldu, ancak umuyor ve bekliyordu dışarıdakiler, içeridekilerin de gürül gürül çağlayacağını, eriyik demirlerden mamul kılıçlarının parıl parıl parlayacağını, halkın o kılıçların asaletiyle aydınlanacağını. Öyle olmasa, Şu anda Ergenekon dan çıktığımız yerdeyiz. Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz. Görevlere hazırız. Türkiye yi böldürmeyeceğiz. Cumhuriyeti yıktırmayacağız! diye haykırır mıydı Doğu Perinçek, Silivri zaferinin ilk anlarında... Velhasıl, her yaşta genç Aydınlıkçıların her biri beraber inletti ofisimizi ve düşündürdü Türkiye nin derdine devanın Deva Çıkmazı ndan çıkabilme ihtimalini. Bunları bilinen geçmiş zaman ve şimdiki zamanın hikâyesi kipiyle anlattığımıza bakmayın, bahsi geçen hava geçmiş gibi, şimdiki zamanın hikâyesini an itibarı ile yaşayarak yazıyoruz. Yurtseverler geliyor, Beyoğlu, Mustafa Kemal in askerleriyiz! diye inliyor. Dedik ya, hayli değişik bugün (10 Mart 2014) havalar. O yüzden daha dönemedik ekin içeriğine. Ancak şimdi, bu satırda dönmeli içeriğe, siz bu satırı okurken yurtseverlerin çıkışının vesile olduğu coşkuya alışılmış olacağı düşüncesiyle. Ahmet Yıldız ile Nadir Temeloğlu arkadaşlarımız kıymetli bir röportaj gerçekleştirdi, Türkiye de hukuka dair sözlerin önemli dillerinden Emine Ülker Tarhan la. Bu röportajı on altıncı sayfamızda okuyabilirsiniz. Fazıl Hüsnü Dağlarca nın, hayatına dair önemli dönemeçlere ilişkin çarpıcı bilgilerini paylaştığı şair Ertan Mısırlı bu ilginç bilgileri kitaplaştırdı. Kaynak Yayınları ndan çıkan kitap, Dağlarca nın şahsi anılarını sunmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye nin saygın edebiyat ve düşün adamlarıyla yaptığı yazışmalarına da tanıklık etmemizi sağlıyor. Hadiye Yılmaz arkadaşımızın bu keyifli esere dair yazısı altıncı sayfamızda. HHH Bu arada, saat on ikiyi geçti, Doğu Perinçek ait olduğu yere, Deva Çıkmazı na geldi. Hâliyle, yurtseverlerin haykırışları da göğe değdi. Göğe, ta göğün derinine! HHH Doğu Perinçek i karşılamaya gelenlerin arasında Hasan Hüseyin Demirel de olacaktı. Zor zamanlarda hep onun yanındaydı. Zor zamanlar adamıydı Hasan Hüseyin... Şarkılarıyla, sazıyla, sesiyle, yüreğiyle... Ve o yine Deva Çıkmazı ndaydı... Hepimizdeyydi... Ama biz onun yanındayız, o bizim havamızda, sesiyle, sazıyla... FOTOĞRAF: Ercan Küçük Aydınlık Sahibi Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Sorumlu Müdür Murat Şimşek Tüzel Kişi Temsilcisi Metin Aktaş Reklam Servisi Yayın Yönetmeni Haldun Çubukçu Yazıişleri Müdürü Damla Yazıcı Sayfa Sekreteri Alev Özgenç Katkıda bulunanlar İrem Halıç, Murat Hatunoğlu Görsel Tasarım Hakan Uğurluay, Şener Soysal Reklam Müdürü Kamile Karakadılar Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Baskı: Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. Tic. A.Ş Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 4 UĞUR KÖKDEN İsviçre yi hukuka çeken mülteci Bununla birlikte İsviçre de Mülteci Olmak ya da Olmamak adlı anıların yazarı Ali Rıza Kalkan, aslında elektrik mühendisi. 1999'da İstanbul Teknik Üniversitesi nden mezun olmuş. Kitabının dörtte biri, ülkesinde doktora programları arayışıyla, böyle bir çalışmayı yapabilmek için verdiği savaşımları anlatmakla geçiyor. Bir anlamda da yenilgiden yenilgiye koşmakla, hayal kırıklıklarının öyküsüyle Lozan Barosu ndan genç bir avukat. Atatürk ün Adalet Bakanı Dr. Mahmut Esat Bozkurt un doktorasını verdiği İsviçre-Fribourg Hukuk Fakültesi mezunu. Dahası, dört yıllık öğretim dönemini -az rastlanan bir biçimde, süresinden daha önce- üç buçuk yılda bitiriyor. Savaş Suçları nı master konusu olarak seçmiştir, ancak çalışması geri çevrilir; onun yerine Karşılaştırmalı Anayasalar konusunu seçer. Bununla birlikte İsviçre de Mülteci Olmak ya da Olmamak adlı anıların yazarı Ali Rıza Kalkan, aslında elektrik mühendisi. 1999'da İstanbul Teknik Üniversitesi nden mezun olmuş. Kitabının dörtte biri, ülkesinde doktora programları arayışıyla, böyle bir çalışmayı yapabilmek için verdiği savaşımları anlatmakla geçiyor. Bir anlamda da yenilgiden yenilgiye koşmakla, hayal kırıklıklarının öyküsüyle. Bu arada Hollanda, Fransa, Kıbrıs ve yeniden Fransa yolculukları, iş aramak, bulduğu işleri yitirmekle geçen bir zaman. Sonunda, kararı belirleyen bir yolculuk daha: Paris, Mulhouse (Fransa) ve İsviçre. Sonra da, bu ülkeye iltica başvurusunda bulunan sıradan, amaçsız herhangi birisi oluşu. Yıllar sonra kendisi de, kitabında bunu dile getirmekte: Hepsi hepsi altı ay gibi çok kısa bir süre içinde, yaşadığım ülkeyi, mesleğimi, ismimi, kullandığım dilimi, çalışma alanımı, yaşam biçimimi, çevremi ve arkadaşlarımı, özetle her şeyimi değiştirmek zorunda kaldım. Üstelik de, niye değiştirdiğimi bile tam olarak bilmeksizin. Ayrıca, sonucun da nasıl olacağını kestiremeden. Cenevre yakınlarında, Nyon kenti civarında, İkinci Savaş tan kalma penceresiz, dolayısıyla ışıksız ve güneşsiz bir yeraltı bunker inde geçen aylar Ve bu sürede, Gerçekten, fazladan kazanılmış her günün insan için bir kazanç demek olduğu düşüncesine ulaşan Kalkan, Unutmak! İşte, burada, insana ilişkin olarak öğrendiğim bir özellik de bu unutma yeteneği oldu demekte. Bu ne büyük bir ödül! Ya unutamasaydık, korkularımız, üzüntülerimiz, öfkelerimiz, kaygılarımız her an aklımızda olsaydı, o zaman ne yapardık? Nasıl yaşardık? Fakülteye kabul Bu arada, Lozan Teknik Üniversitesi (EPFL) yetkilileriyle içindeki çekingenliği yenerek görüşüyor. Bu dünyaca ünlü üniversitenin Enerji Bölümü nde doktora yapma girişiminde bulunuyor. Ama bölümün sorumlusu Amerikalı Hoca -dosyasını bile incelemeksizin- onu geri çevirir. Böylece, 2003 yılının son ayı, A. Rıza Kalkan için, Fribourg Hukuk Fakültesi ne yaptığı başvurunun gerekleriyle uğraşmakla geçer. Ama, her şeye karşın, bu genç mülteci adayı nın saptamaları ve değişik cephelerde verdiği savaşım, sayısız beklenmedik olağan dışılıklarla dolu. O da bu durumu, daha başlangıçta görüyor: İltica süreci öyle bir savaşımdı ki, kesinlikle çok zeki, cesur ve gözüpek insanlar istiyordu. ( ) Mülteci adayları arasındaki bu görünmeyen yarış, Türkiye de ÖSS ye giren üniversite adayları arasındaki yarıştan daha zordu. Fakülteye girdikten sonra da zorluk devam eder, tüm dersler başarı ile tamamlanamazsa fakülteden atılma şartıyla. Bu durum şöyle açıklanır yetkili resmi makamlarca: Amaç herkesin mezun olması değil, tersine mezun olanların iyi birer hukukçu olması! Bu arada Kalkan, benzer bir uygulamanın Tıp Fakültesi nde de olduğunu duymuş. Bu meslekler, İsviçre de toplumun geleceği açısından birinci derecede önemli kabul edildiği için böyle yapılıyormuş. Ve sonunda, 2007 yılı temmuz ayı başı. Üçüncü yılın da tüm sınavlarının başarıyla verilmesi ve bu durumu izleyen Hukuk Bacheloru diplomasını alış. Yazara göre, dördüncü sınıf, burada (İsviçre) master a denk düşmekte. Dolayısıyla, her geçen günle de, Kalkan, kendisini amacına yaklaşan bir kişi olarak görüyor. Kendi başına düşündüğünde de dört yıllık mültecilik serüveninde, ilk ve tek somut ilerlemenin ancak bu diploma olduğu sonucuna ulaşıyor (syf.155). Eğer bugün, böyle bir diplomayı elimde tutuyorsam, bu şimdiye dek katlandığım özveri ve risklerin bir sonucuydu! Dişe dokunan çalışmalar Bu arada, master çalışmasını bitirmek için yazması gereken tez çalışması ( Savaş Suçları ), -yazık ki- reddedilip geri gönderilir. Ne ki, böyle bir sonuç onun için doğal değil mi? Çünkü, bir kere çalışmasının sunuşunu, Mısır Seferi sırasında Napoléon Bonaparte tarafından tutsak edildikten sonra katledilen yaklaşık dört bin Osmanlı askerinin anısını yâd etmek suretiyle yapmıştır. İkincisi, söz konusu çalışmasını Birinci Dünya Savaşı nda, Doğu Anadolu da Ermeniler in yaklaşık yarım milyon Türk ü nasıl katlettiğini anlatarak sürdürmüş. Dahası, bir adım ötede de, Batılılar ın -yalan ve iftiralarla- gerçekleri örterek Türkiye yi suçlamasının da hiçbir hukuksal temele dayanmadığını ortaya koymakta. Ardından Cezayir de (1945), Madagaskar da (1947), Fransa nın doğrudan gerçekleştirdiği Ruanda ve Afrika nın öteki kesimleriyle eski sömürge topraklarında da dolaylı yoldan katıldığı kıyımları incelemekte. Sonra da ABD nin Afganistan ve Irak ta yaptıklarına da değiniyor. Tüm bunlardan sonra da, İsrail in Lübnan da kullandığı silahlar, bombalanan sivil yerleşim merkezleri ve hastaneleri sıralamış bir bir. Bu arada, Lübnanlı sivillerde tedavisi mümkün olmayan yanıklara yol açan kimyasal maddeleri İsrail Ordusu na sağlayan İsviçreli firmanın söz konusu edilmesi. Hepsinden sonra ise, tarihe damgasını vuran 2007 baharının olayları: Talat Paşa Çalışma Grubu nun İsviçre ye gelişi. O gün, Lozan da (Ouchy) düzenlenen gösteri ve yürüyüşe Kalkan ın da katılışı. Rauf Denktaş la tanışması ve ona saygılarını sunması. Perinçek aleyhine soruşturma açıldıktan sonra, duruşmanın gerçekleşeceği gün -İsviçredeki, hukuksal planda kendisinin mevcut iğreti konumuna karşın- yine de Montbenondaki mahkemeye (Tribunal de l Arrondissement de Lausanne) gidişi. Mahkeme bahçesinde El Cezire TV Kanalı na, Ermeni kıyımı iddiasının örgütlü ve siyasal bir yalan olduğunu, bunun Türkiye üstünde açık bir siyasal baskı oluşturmayı amaçladığını, bu mahkemeden çıkacak kararın da asla bir önem taşımayacağını söylemesi. Oysa o sırada, sözde Ermeni kıyımının bir yalan olduğu nun söylenmesini İsviçre yasaları kabul etmiyorlar. Öte yandan, Kalkan, bu mahkemenin İsviçre yi temsil etmediğini, İsviçre adaleti açısından kararın bir utanç belgesi olacağını da oradaki sözlerine eklemiş. Nerdeyse suç oluşturacak biçimde, hayli ağır terimlerle İsviçre aleyhine konuşmuş. Dahası, doğru dürüst bir oturma iznine sahip bile değilken (syf.173). İyi bir rastlantıyla, şu içinde bulunduğumuz günlerde de, Talat Paşa Komitesi (TPK), İsviçre hükümet üyelerine ve milletvekillerine birer mektup göndererek İsviçre yi AİHM nin Perinçek kararına itirazda bulunmamaya çağırdı. Stajyer avukatlık Temmuz sonu, yıl Vaud Kanton Mahkemesi nde yemin ederek stajiyer avukatlık a başlayışı. İlk müşterisi zenci asıllı bir İsviçreli. Birkaç gün sonra da, İsviçre yi terk emrinin gelişi. Kimi girişimler sonucu, stajiyer avukat oluşunun dikkate alınması yla, özel bir oturma izni çıkar. Ardından Türk Konsolosluğu tarafından verilen yeni kimlik kartıyla pasaport! Ve onca yıldan sonra, bir doğum günü armağanı olarak gerçekleşen İstanbul ziyareti!

5

6 6 HADİYE YILMAZ DAĞLARCA : Türkçem benim ses bayrağım FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA GÜNLÜĞÜ Ertan Mısırlı Kaynak Yayınları 328 s. Şiir yazmakla okuma yazma birbirine benzemez. Şiir yazmak acıkmak gibidir, yıkanmak gibidir, öpmek gibidir. Bunların okumayla, yazmayla ilgisi yok. Ben okuma yazma bilmeden büyük bir rastlantıyla şiir denen tansığı sezdim. Bu, anne babaya, kardeşe benzemiyordu. Bu, gökyüzüne benziyordu. Gece denen o birbirine benzemez hayvanlara benziyordu. Birbirinden uzak, birbirine aykırı hayvanlara benziyordu. Duyduğum görüntüleri, gözün dışındaki görüntüleri anlatmaya çalıştım. Yazı yazmayı öğrenir öğrenmez ilk görüntülerimi bu kez yazıyla sürdürdüm. Şiir benim ikinci annemdir. diyor usta şair Fazıl Hüsnü Dağlarca. 94 yaşında zatürreden hayatını kaybetmeden önce de ekliyor: Şiir yazmak için eliniz hiç soğumayacak çocuklar. Benimki hiç soğumuyor Eli henüz küçücük bir çocukken ısınmaya başlamış Dağlarca nın. Öğretmen Okulu na giden ablalarının toplaşıp şiirler okuduğu oda ve büyükannesinin yüksek sesle ilahiler söylediği evin bir diğer odası ilk okulu olmuş: Ben vezin ve kafiyeyi bu uzun dinlemelerde kendi kendime öğrendim. Bir Kadiri olan büyükannem öyle içtenlikle söylerdi ki, bazen ağlardım. Uzun bir zaman, çocukların şiir yazmak için okula gönderildiklerini sanmış. İşte bu yüzden okula başladığı ilk gün şiire başladığı ilk günmüş gibi çok ciddi ymiş çocuk Dağlarca. Adana da kendi kendini kaydettirdiği ilkokulunun ilk gününde Ağrı Dağı nda Çocuk ve Allah 1937 de Ağrı Dağı na çıkmaya talip olan subay Dağlarca, dağ sırtında, Aras Nehri kıyısında, çadırda, kağnıda çalışıp durduğu üç yılın sonunda başyapıtlarından Çocuk ve Allah ı doğuruyor ve eserini bağrına basarak İstanbul a geliyor. 35 yaşında, mesleğine duyduğu saygıdan dolayı askerlikten ayrılıyor. Asker olduğu yıllar boyunca yazdığı 6 kitabın askerlik mesleğinden zaman çalmak olduğunu düşünerek yalnızca yazmaya veriyor bundan sonraki zamanını. Enis Batur dan uyarı 12 Mart ta subaylıktan kalma ruhsatlı tabancası nedeniyle Sağmalcılar Cezaevi ne götürülürken yaşıyor en büyük acı sını usta şair: O kelepçe benim özgür düşünceme, şairliğime, yazdığıma ve yazacağım şiirlere takılmıştı aslında. Duyduğum acı, evrene değer sözcüklerime takılmış kelepçenin acısıydı, bileklerimin acısı değil. O günlerde, babası 12 Mart muhtıracılarından olan Enis Batur, Fazıl Hüsnü Ağabey iyle babası nedeniyle pek seyrek yazışır olmuştur. Bu koşullarda bile Dağlarca yı uyarmaktan kendini alamaz Batur. Babasıyla birlikte Erdek te bulunan Hava Kuvvetleri Dinlenme Kampı nda annesini görmeye gitmişlerdir. Bir akşam yemeğinde Eskişehir ve dolaylarının sıkıyönetim kumandanı Korgeneral İrfan Özaydınlı yla birlikte olurlar. Batur, son ayların olayları üzerine tartışılırken, yapılan tutuklamaların bilinçsiz olduğunu söyler. General Özaydınlı ise aksine çok müsamahakâr davranıldığını, ona kalsa birçok yazar, gazeteci ve aydının tutuklanmış olacağına inanmasını söyler. Örnek olarak da, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Eskişehir dolaylarına girerse hemen tutuklarım der. Hemen kaleme kâğıda sarılan Batur Dağlarca ya yazar: Kısaca, sizi bu durumdan haberdar etmek istedim ağabey Türkçe beni bile şair yaptı Dağlarca Türkçe beni bile şair yaptı derken Üzerinde düşüncelerimi en çok yorduğum, hayallerimi tükettiği, günümüzden yüzyılların ötesine bizlerden bir şeyler götürmek için didinen bu mutlu kişi [Dağlarca] için yazdıklarımı çok basit ve yetersiz buluyorum diyor Oktay Akbal. Sonra da ekliyor: Korkunç bir seziş ve anlayışı var, şiirin bir oyundan başka bir şey olmadığını söyler. Yani bir çeşit alışkanlık, ustalık Onun için şiir yazmak bir çeşit idman sayılabilir. İstediğiniz konuda, istediğiniz zaman size şiir yaratabilir. Şiirin sadece bir kelime oyunu olduğunu kabul etmiştir. Hiç duymadığı, yaşamadığı konularda şiir yazabileceğini söylemiştir Şiir ana gerçek, şiir gerçeğin kökü Türkçem benim ses bayrağım ve Toplumcu şiire inanmamak kendine ve halka inanmamaktır sözleriyle ideoloji ve şiir tartışmalarına yanıt da vermiş olan Dağlarca, şiirin İkinci Gerçek olduğunu savunanlara da şöyle diyor: Şiir, İkinci Gerçek derken, bir düşünceyi yargıya bağlamış, yargıyla bağlamış olmuyor muyuz? Belki, üçüncü, belki onuncu, belki son gerçek? Bir şiire öteki gerçek de desek yanlıştır. Daha önce, bir gerçeği, ondan ayrı bir gerçeği varsaymış, sonra da bir başka gerçek saymış değil miyiz? Evet, bütün sanatların birer gerçek olduğunu biliyoruz. Sanatların dışında gerçek gibi görünen bir düzen olduğunu da biliyoruz. Ben olsam, konuyu şöyle açıklardım: Şiir ana gerçek, belki de, şiir gerçeğin kökü, derdim. Şiir neden anasıdır, neden köküdür gerçeğin? Yarısı duyarlıktır: Yaşar duyarlığımız şiirinde. Öteki yarısı olaydır: Yaşar günümüz, geçmişimiz, geleceğimiz şiirde. Duyarlık ile olay, birleşirlerken imgelem olurlar, sayısal bir denklem olurlar. Yalnız bu denklemde gözle görülmeyen, bir alt çizgi de vardır. Duygunun, olayın altında, imgelemin ta altında. Toplumları er geç eylem kılar işte şiir böylece. Toplumun devinimlerini, eylemlerini, devrimlerini getirir şiirin gerçeği hep. Şiir, resim veya fotoğraf değildir. ( ) Bugün yazdığım şiir, en az on beş yıl önce yaşanmıştır. Kalabalıklar olmasa yalnızlığım neye yarar 85. doğum gününde bu zamana dek hiç yalnızlık çekmediğini söylerken denizde dört balık, sahilde iki bin insan yaşayamam ben. Tüm İstanbul da yaşıyorum. Belki kalabalıkların yalnızıyım. Kalabalıklar olmasa yalnızlığım neye yarar diyor Dağlarca ve ekliyor: Ama edebi bir yalnızlık çekiyorum bugün, 85 yaşımda Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü Bütün bunları günlerini, aylarını, yıllarını beraber geçirdiği şair Ertan Mısırlı ya anlatıyor Fazıl Hüsnü Dağlarca. Ertan Mısırlı, on beş yılına tanıklık ediyor Şiirin Pisagoru nun. Edebiyat yayıncılığına az sayıda olsa da seçkin nitelikte eserler kazandırmayı sürdüren Kaynak Yayınları ise Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü adıyla bu tanıklığı okura taşıyor. Yalnızca anılar mı?... Aziz Nesin, Cemal Süreya, Enis Batur, Doğan Hızlan, Tahsin Saraç, Şakir Eczacıbaşı ve Talat Halman, kitabın Dostlardan Dostlara Mektuplar bölümünde karşılacağınız isimlerden yalnızca bazıları Yayımlanmamış şiirler ve fotoğraflarla da, Doğan Hızlan ın deyimiyle Tek Başına Bir Okul olan Dağlarca nın tedrisinden geçmiş Ertan Mısırlı nın kaleminden büyük şairimizle buluşacaksınız Ve on beş yıllık tanıklık sonunda Dağlarca dan Mısırlı ya kalan miras Yaz ki yaşayasın; yaşa ki yazasın cümlesi olmuş.

7

8 8 GÜNOVA SEPİN Mektup aşklarında memleket halleri Orhan Veli neler yazmıştı da birçok gazete ona kapıyı kapatmıştı? Dil devrimini, laikliği, bağımsızlığı, halkçılığı... özetle Atatürk Devrimlerini savunuyordu. Karşıdevrimciler palazlanmıştır, dil ve laiklik devrimini hedef almışlardır, CHP ise -bugün olduğu gibidevrimleri savsaklayıp ödün vermektedir. Orhan Veli bütün bu geri gidişleri, aymazlıkları ve bu işlerin nereye varacağını yazmıştır. Karşıdevrimcilere karşı Cumhuriyetidevrimleri savunmuştur. İşsiz kalması için yeterlidir! YALNIZ SENİ ARIYORUM Orhan Veli Yapı Kredi Yayınları 280 s. Bir arkadaşım müjdeyi vermişti: Orhan Veli nin mektuplarını Yapı Kredi Yayınları kitaplaştırıp yayımlayacakmış. Bende hem sevinç hem merak! Mektupları kime yazmış, içeriği ne? Arkadaşım da bilmiyor. Kitabı beklemekten başka çare yok. Neyse ki fazla beklemedim. 7 Şubat 2014 tarihli Aydınlık Kitap ın 2. sayfasındaki ilan ön merakımı giderdi: Orhan Veli den yürek yakan aşk mektupları Evet, beklediğim kitap yayımlanmış; Yalnız Seni Arıyorum adı ve Nahit Hanım a Mektuplar alt başlığıyla. Ertesi gün kitabı aldım. Yapı Kredi Yayınları, 2012 de Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti adıyla kitap ve kitabın yanında, Orhan Veli nin kendi sesinden şiirlerini içeren kaydı da yayımlamıştı. Bir Orhan Veli okuru olarak, böyle bir ses kaydının ve mektupların olabileceğini hiç düşünmemiştim. İki yıl arayla yayımlanan bu belgeler beni çok sevindirdi. Mektuplarda aşk ve yoksulluk Kitap; Orhan Veli nin yılları arasında yazdığı mektuplardan oluşuyor. Toplam 62 mektup, 1 telgraf; hepsi de Nahit Hanım a... İkisi dışındakiler İstanbul dan Ankara ya gönderilmiş. Mektuplarda öne çıkan iki şey var: Aşk ve yoksulluk. Derin, sıkı bir aşk; bunun yanında korkunç bir yoksulluk. Orhan Veli, 1945 te girdiği MEB Tercüme Bürosu ndan, anti-demokratik bir hava esmeye başladığı gerekçesiyle, 1947 de istifa edip İstanbul a dönüp, Sarıyer e yerleşir. Nahit Hanım Ankara da öğretmendir; ama sıradan bir öğretmen değil! O dönemin yazar, şair, aydınlarıyla iletişimi olan; sanat ve edebiyat ortamlarında Nahit Hanım diye bilinen bir öğretmen. Evinde sanat-edebiyat toplantıları düzenler; konukları yazarlar, şairler... Kimler yok ki: Hasan Âli Yücel, Sabahattin Ali, Oktay Rıfat, Sabahattin Eyuboğlu, Edip Cansever, Metin Eloğlu, Gürdal Duyar... Hattâ Rıfat Ilgaz, Ocak Katırı Alagöz adlı kitabında şöyle yazar:... Ben öğretmenlikten uzaklaştırılmış, bunalımlı günler geçiriyordum. Üstelik ciğerlerim de bana destek olacak durumda değildi. Milli Eğitim Bakanı nın değişmesinden yararlanmak umuduyla bir Ankara yolculuğuna çıktım. İndiğim gün Nahit Hanım larda toplanıldığını öğrenmiştim. Kimi ararsan oradaydı. Ercüment Behzat ından, Orhan Veli sine kadar... Yenildi, içildi. Sıra şiirlere geldi. Nahit Hanım iki evlilik yapmış. İlk eşi Halil Vedat Fıratlı; aynı zamanda Orhan Veli nin öğretmeni, Yahya Kemal in ise öğrencisi. Nahit Hanım ın ikinci eşi ise Arif Damar doğumludur Nahit Hanım; Orhan Veli den 5 yaş büyük. Orhan Veli İstanbul da tercüme yaparak, gazetelere-dergilere yazarak geçinmeye çalışmaktadır. Tercümelerden ve yazılardan anca üç beş kuruş geçer eline. Yiyeceğinden, giyeceğinden kısar; gene olmaz. Çoğu zaman ev kirasını geç verir; bazen veremez ve ev sahibi evden çıkartmaya çalışır. Nerede okuduğumu anımsamıyorum; Orhan Veli yürümeyi çok severmiş... Beşiktaş tan Sarıyer e kadar yürürmüş. Bu mektupları okuduktan sonra anlıyorum ki; bu yürümelerin bir nedeni de parasızlıkmış.... Mektubunu sabırsızlıkla beklediğim halde iktisadi imkânsızlıklar yüzünden günlerce İstanbul a inemedim. (s. 61) Yol paraları, pul paraları Bazen, parasızlıktan mektubu postaya veremez. Nahit Hanım, Ankara ya çağırır; ama yol parası olmadığı için gidemez. Parasızlık yüzünden Ankara ya gidemediğini birçok mektubunda yazar. Hattâ bir mektubunda, İstanbul a gelmemesinden dolayı Nahit Hanım a içerler ve sitem eder:...benim Ankara ya gelemeyişim sadece parasızlık yüzünden. İktisadi imkânlarım seninki gibi olsa burada bir dakika durmam. (s.75) Tercümeler yaptığı, yazılar yazdığı halde kurtulamadığı bu yoksulluk hattâ açlık çukurunun nedenini 26 Temmuz 1947 tarihli mektupta şöyle yazmış:... İş bahsine temas ediyorsun. Ne yapayım Nahit? Hâlâ bir iş bulamadımsa kabahat bende mi? Memur olamıyorum. Şimdiye kadar geçirdiğim bütün tecrübeler bunun böyle olduğunu gösterdi. Gazetelerde çalışmak imkânı vardı. Fakat son aylardaki irticai gelişmeler, ayrıca benim buraya yeni geldiğim zaman yazdığım yazılar birçok gazetelerin kapısını kapattı. Yazılarıma para verecek birkaç muvafık gazete var. Fakat çok sefil ücretler uğruna köle olmak istemiyorum. Zaman zaman kafamla psikolojimle alakası olmayan işlere girmek istiyorum. Vatman, balıkçılık filan gibi. (s.73) Orhan Veli neleri savunuyordu Peki, Orhan Veli neler yazmıştı da birçok gazete, bu nedenle, ona kapıyı kapatmıştı? Orhan Veli nin o dönem gazete ve dergilerde yazdığı yazılar derlenip, yayımlandı. Yine Yapı Kredi Yayınları tarafından, Şairin İşi adıyla yılları arasında Ülkü, Hür, Varlık, Zincirli Hürriyet ve Yaprak (kendisi çıkarıyordu) gibi dergi-gazetelerde yazıları yayımlanmış. Edebiyattan şiire, sanattan siyasete, basının-dergilerin yayın politikasından dil konusuna kadar uzanan alanlarda yazılar yazmıştır. Yazılarında dil devrimini, laikliği, bağımsızlığı, halkçılığı... Özetle Atatürk Devrimlerini savunur. Devrimler uygulanmamaktadır, karşıdevrimciler palazlanmıştır, dil ve laiklik devrimini hedef almışlardır, CHP ise -bugün olduğu gibi- devrimleri savsaklayıp ödün vermektedir. Orhan Veli bütün bu geri gidişleri, aymazlıkları ve bu işlerin nereye varacağını yazmıştır. Karşıdevrimcilere karşı Cumhuriyeti-devrimleri savunmuştur:... Büyük bir dil devrimi içindeyiz. Dili, her zaman, her yerde, her şeyde düşünmemiz gerekir. Bir takvim yaprağında, bir sokak ilanında, parklara diktiğimiz levhalarda, lokanta listelerinde, basılı her yerde, bir dil davası karşısında bulunduğumuzu unutmamalıyız; binlerce insan tarafından okunacak bozuk bir cümlenin birçok kişinin aklını çelebileceğini unutmamalıyız. Sağlam bir dile ancak böylelikle sahip olabiliriz. (Ülkü dergisi, )... Cahil halkı avlamak isteyen fikir madrabazları, onun geri taraflarını alabildiklerine sömürmekten geri kalmıyorlar. İnkılapçı Türk gençlerine, bu gerilik simsarları ile savaşmak, onları alt etmeye çalışmak düşüyor. İçlerine, zaman zaman, birtakım yarı okumuş safdilleri de alan bu simsarların son günlerde yeniden ileriye sürdükleri mesele din öğretimi meselesi oldu.... Cami yerine okul yaptırarak, mızraklı ilm-i hal yerine hayat bilgisi öğreterek kalkındırılacak bir köylü sınıfı, belki bugün için, bu işlerden hoşnut kalmayabilir. Ama yarın öbür gün, okumuş, müreffeh, şuurlu bir millet meydana geldiği zaman, halkın gönlü, birtakım dolaplar, oyunlarla değil, iş görmüş, memlekete faydalı olmuş insanların alın aklığı ile kazanılacaktır. (Yaprak dergisi, )... İş, olanı belirtmekle bitmiyor. Derde deva aramak gerek. Bu dolu dizgin ilerleyen softalığı önlemedikçe memlekette ne bir sanat hayatının gelişmesini bekleyebiliriz, ne de bilim alanında ilerlemek mümkün olur. Sahnede bir evin sefaletini anlatmak Türk ailesine hakarettir; böyle eser istemezük. Mehmet Âkif kötü şairdir demek mukaddesatımıza tecavüzdür; böyle adam istemezük. Dil devriminden yana olmak kominform uşağı olmak demektir; böyle dil istemezük. Yunan klasikleri komünist propagandası yapmaktır; böyle kitap istemezük. Nedir istediğimiz acaba? Eser yasak etmek, kitap toplatmak, gazete kapatmak, rektör dövdürmek, tek güvenimiz olan kanunu hiçe saymak mı? (Yaprak dergisi, )... Milyonlarca yurttaşı müspet bilgiye, binlerce köyü okula kavuşturmak gibi ileri bir dava dururken, memleket irfanına din yoluyla hâdim olmaya çalışmak bir geriliktir. Yani irticadır. (Yaprak dergisi, )... Seçimler bitti. Demokrat Parti, Halk Partisi ni korkunç bir bozguna uğrattı. Oysaki Halk Partisi, halkı kazanacağını umarak, fikirleriyle, prensiplerinden son zamanlarda ne fedakârlıklar etmişti. Bütün yayınlarına göz yumulan din dergileri, okullara konan din dersleri, İmam Hatip kursları, türbeler, şahsi sermayeye sağlanan imtiyazlar, her türlü irticaa tanınan haklar... Hiçbiri, hiçbiri kâr etmedi. Zavallı Halk Partisi! Aradan 64 yıl geçmiş; ama CHP hâlâ aynı yerde otlamaya devam ediyor. 40 lı yılların ikinci yarısına bir göz atalım: 1945 de Tan Matbaası basılmış.1946 yılında Amerika Missouri Zırhlısıyla gelip, koynumuza girmiş da Köy Enstitüleri nin içi boşaltılmaya başlanmış. Yine 1946 da Demokrat Parti kurulmuş, seçimler olmuş de Truman Doktrini ve arkasından Marshall Planı devreye sokulmuş de Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi nde tasfiyeler olmuş. Sabahattin Ali öldürülmüş. Ve 1950; Demokrat Parti iktidarda. Yani; Amerika-NATO ve karşıdevrimcilere gün doğmuş. Her şey birden olmamış tabii; karşıdevrim bazen açıktan, bazen sinsi sinsi ilerlemiş ve kaleyi ele geçirmiş. Önce Nâzım Hikmet i içeri atıyorlar, sonra 40 Kuşağı şairlerini... Bu ortamda Orhan Veli işsiz ve yoksul kalmıştır; daha ileri gitseydi (yani yazıları ve şiirleri daha keskin olsaydı) mutlaka o da içeri atılırdı. Hapislerden, sanatoryumlardan geçmiş şair Rıfat Ilgaz, 1950 lerin başında yazdığı Yaşıyoruz adlı şiirde şöyle seslenir:... / Kapandı yüzümüze dergi kapakları, / Bir varmış bir yokmuş olduk sağlığımızda. / Şiir... O yosmanın boyuna. / Gazete... Gelene gidene başyazı. / Ara ki bulasın sayfalarda / Şair Rıfat Ilgaz ı. Orhan Veli, fikirlerinden-kaleminden ödün vermemiştir. Cezası ise yoksulluk olmuş. O da bilirdi araziye uymayı; ama omurga sağlam de doğmuş, yaşamış 1950 ye kadar. Kendi gitti, ismi kaldı bize yadigâr.

9 MECİT ÜNAL GÜLDEN TERAZİ 9 Hiçbir şeyden çekmedi yoksulluktan çektiği kadar Cüneyt Çakır Semih Kaya yı tebrik etti.. 22 Şubat 2014 Cumartesi günlü Cumhuriyet portalındaki haberin başlığı bu idi. Üst başlıkta, Galatasaray-Beşiktaş derbisinde Semih Kaya nın şık bir hareket e imza attığı vurgulanan haber özetle şöyle: Maçın 54. dakikasında Semih Kaya nın Beşiktaşlı oyuncu ile girdiği mücadelede top dışarıya çıkınca hakem Cüneyt Çakır Galatasaray lehine kale vuruşu veriyor. Ancak Semih Kaya, hakemin yanına giderek topun kendisinden çıktığı belirtiyor. Cüneyt Çakır da bunun üzerine, Semih Kaya'ya teşekkür edip Beşiktaş lehine köşe vuruşuna karar veriyor. Haber başka portallarda var mıydı, bakmadım; ama şimdi müzmin Galatasaray taraftarları, ezeli rekabet in doğası gereği Fenerbahçe de, hiçbir oyuncunun bunu yapmayacağını iddia ederek kendilerine pay çıkaracaklar belki fakat, hem böyle bir iddianın hiçbir gerçekliği yok, hem de konumuz bu değil. Azıcık İzzet-i nefis Peki ama, bundan ne çıkar? Şu çıkar: Küçük bir yanlışlığın düzeltilmesi haber oluyorsa eğer, bu, o ülkede her şeyin yolunda gittiğini değil, tam tersine hiçbir işin yolunda olmadığını gösterir. Nitekim öyle değil mi? Biz içinde yaşadığımız için zamanla kanıksıyoruz her şeyi. Türkiye ye dışardan başka bir gözle bakan, bir resmin içine saklanan şekillerde olduğu gibi bizim görmediğimiz kim bilir daha neleri görür. Türkiye son on yılda hiç olmadığı kadar çok büyük bir keşmekeşin içinde. Üstü örtülü bir iç savaş aslında tüm bu yaşananlar. Her iç savaşta olduğu gibi yalanın, desisenin, tezviratın bini bir para! Kumpaslardan, tırlarla taşınacak kadar büyük miktarlarda dolar ve avrodan, üç beşe kapatılan arazilerden, alınan komisyonlardan sadece söz edilmiyor, kayıtları da var. Ama kulağımızın dibinde bas bas bağırıyor hoparlör; bunların hepsi uydurma, ses ve görüntü kayıtlarının hepsi montaj! İnsan da azıcık izzet-i nefis olsa İstifa eder değil mi? Oysa hakkındaki, bir cinayeti örtbas ettiği yolunda ileri sürülen iddialar üzerine, istifa etmek neymiş, kendisini tabancayla vurarak intihar eden valiler de yaşadı bir zamanlar bu ülkede. Şimdiki valiler ise alenen işlenen cinayetleri örtbas etmekle mutlu! İstanbul u İstanbul yapan keşmekeş keder Gülden Terazi yazılarından birinde Yahya Kemal in bir sözüne göndermeyle İstanbul un dönüşünü beğendiğimi söylemiş bulunsam da, İstanbul, öyle herhangi bir şehir gibi arkada bırakılıp gidilecek şehirlerden değildir. Bir kere gelmiş, ekmeğinden yiyip suyundan içmiş tozuna bulanmış olmasın, gideni durmadan geri çağırır bu içinden çıkılmaz şehir. Hani Cemal Süreya, Şair arkadaş,/bir derdin mi var/bir şeyler çıkarmak mı istiyorsun derdinden/ankara ya gelmelisin diyor ya, ben bu çağrıyı İstanbul için yapıyorum: Unutmak mı istiyorsun kederini ya da kaybolup gitmek mi istiyorsun kederinde, İstanbul a gel! İstanbul un kederi unutturur sana, senin kendi kendine yarattığın kederi. İstanbul u İstanbul yapan belki biraz da bu keşmekeş keder sanki. Ve bu, İstanbul un havasını ağırlaştırıp ağdalaştırıyor. Her şeyde bir yapış yapışlık var İstanbul da. Sonradan Rücu etse de, Fikret in Sis indeki İstanbul, yapışmış yakasına İstanbul un bırakmıyor. Onu Nedim in İstanbul u da unutturamıyor, Yahya Kemal in Nâzım Hikmet in, Orhan Veli nin İstanbul u da: Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid, Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid. Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh, Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh; Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar! Yalnız İstanbul mu? Bütün Türkiye nin sarmış ufuklarını o dûd-ı munannid, o zulmet-i Beyzâ, o ak karanlık. Amansız bir yara, zalim bir çelişki! Bu yazıya İstanbul dönüşü otobüste başladım. Orhan Veli nin Nahide Hanım a yazdığı mektupları okuyordum. Sağımda, durmadan elindeki afyonla oynayan bir delikanlı -dilsürçmesi değil, ben ayfon yazdım bilgisayar düzeltti afyon yaptı! Delikanlı, gecenin ilerlemiş vaktine aldırmadan bir takım yerlerden bir takım iletiler aldı, bir takım yerlere bir takım iletiler yolladı. Gömleğinin kollarını kıvırıp kıvırıp açtı. Çantasında bir şeyler aradı, tekrar aradı, tekrar aradı. Arkadan bağladığı saçlarını çözüp bağladı, sonra yeniden çözüp yeniden bağladı. Sonra iletiler yazdı, fotoğraflar, videolar, şarkılar paylaştı, tam sabaha kadar. Ben yoktum, yani yanında yolculuk eden herhangi biri yoktu. Otobüs, gecenin, keşmekeşin içinde bir kuyruklu yıldız gibi aktı gitti. Şiirimize ayağımızdaki nasırı sokan bu kısa ömürlü şairin mektuplar boyunca yüzümüze çarpan yaşadığı yokluk ve yoksulluk hatırlattı, az önce yukarda, girişte yazdıklarımı. Halkın yaşadığı ölçüsüz yoksullukla, muktediranın yaşadığı ölçüsüz zenginlik Ne amansız bir yara, ne zalim bir çelişki! Buradan neler neler çıkmaz! Şiir çıkar, roman çıkar, film çıkar. Devrim çıkar! Gazetelerin ödediği Sefil ücret ler Orhan Veli nin, Nahit Hanım a mektuplarında hissedilen daha çok yoksulluk. Bütün ülke yoksul çünkü. Elbiseler eskidikçe tersyüz ediliyor. Büyüğün elbisesi küçüğe uyduruluyor. Ayakkabılara pençe, pantolon dizlerine, gömlek yakalarına yama vuruluyor. İstanbul a özgü keşmekeş o zaman da var. Gerçi İstanbul o zamanlar ( ) bu şimdiki halinin yüzde biri var yok, ama şehrin bugün de en kalabalık caddeleri o zaman da en kalabalık caddeler. Orhan Veli, Sarıyer de oturuyor, çoğu kez yürüyerek gidiyor İstanbul a. Gazetelerin ödediği sefil ücret ler yetmiyor ayağına bir çift pabuç, sırtına bir pardösü almasına. O Ücretler bugün de sefil! Bu ölçülerde değil elbet ama, ölçüsüz zenginlik o zaman da var! Ama Orhan Veli ye sorarsanız en büyük zenginlik Ankara da. Ankara da Nahit Hanım var! Ve gidemiyor Ankara ya. Ankara nın dibi tutmuş, kapkara! Ama İstanbul... İstanbul yine de iyidir, hiç değilse iyi bir bekleme yeridir. Gazetelere yazdığı yazılardan, yaptığı çevirilerden alacağı parayı bekler ki, Ankara ya gidebilsin! Orhan Veli nin sık sık milli piyango bileti alıp at yarışı oynaması dikkatimi çekti. Yazdığı mektuplarda Nahit Hanım ı da yönlendiriyor hangi ata oynayacağı konusunda. Yoksulluk derinleştikçe Yoksulluk derinleştikçe beklenti zenginlik kazanır ne de olsa! Nahit Hanım ın gelmesini bekler ki, geldiğinde çarpan kalbi birazcık sükûn bulsun. En çok da Nahit Hanım ın mektuplarını beklemiştir Orhan Veli İstanbul da. Posta pulu bile bulamaz çok kez, Nahit Hanım koyar mektuba ve Orhan Veli yürür Rumelihisarı ndan taa İstanbul a, Nahit Hanım dan gelen mektubu almaya... Orhan Veli nin mektuplarında Nahit Hanım a duyduğu aşk ve hasret, umut ve umutsuzlukla birbirlerine karışıp tek bir şey olmuşlar: Beklenti. O yüzden belki, Rumelihisarı ndaki Orhan Veli heykelinin bir yonut değil de beklentinin simgesi oluşu.. (İhsan Oktay Anar ın Galiz Kahraman adlı romanı kötü. Veysel Çolak ın şiirleri, müthiş! Haftaya..) Gazetelerin ödediği sefil ücret ler yetmiyor ayağına bir çift pabuç, sırtına bir pardösü almasına. Ama Orhan Veli ye sorarsanız en büyük zenginlik Ankara da. Ankara da Nahit Hanım var! Ve gidemiyor Ankara ya. Ankara nın dibi tutmuş, kapkara!

10 10 HALİT PAYZA Taşralı, kaba ve dahi: DOSTOYEVSKİ ti kabul etmesi gibi, babasının öldürülmesine hiç üzülmüyor. Epilepsi nöbetlerinin başlaması bu sarsıntı ve suçluluk duygularına bağlanabilir. Ecinniler de de böyle bir suç üstlenme bölümü vardır. Stavrogin in karısını Piyer Stepanoviç öldürmüştür ancak cinayetin sorumluluğu kocası Stavrogin in üzerinde kalır. Orduya katılmasında belki suçluluk duygularından arınmak istemesi etkendir. Maaşını ve baba toprağından miras olarak gelen 5 bin rubleye karşın, çok para harcadığını ve sürekli parasızlık çektiğini görüyoruz. Tam bir bohem yaşam sürmektedir. Parasına bilardo oynuyor ve yitiriyor. Ağabeyine yazdığı bir mektupta askerlikten en az patatesten nefret ettiği kadar nefret ettiğini yazmaktadır. Bir yıl sonra da ordudan istifa ediyor, roman yazmaya başlıyor, ilk romanı İnsancıklar ancak 1846 da yayımlanıyor ve büyük bir ilgi görüyor. Bu büyük ve parlak bir başlangıçtır. Artık babası gibidir, serttir, küstahtır. İnsanlara kötü davranmaktadır. Taşralı ve kaba olmakla suçlanır. Başarısız ve parasız bir dönem geçirir ve gırtlağına kadar borca batar. Tepki olarak Çarlığa karşı direnen reformculara katılır. Bu tutumu sonucu 23 Nisan 1849 da Çarlık polisi tarafından tutuklanır. Yargılanır ve 22 Aralık ta kurşuna dizilmek üzere Semyonevski Alanına götürülür. İsa ya kavuşacağını söyler, ama ateist arkadaşı bir avuç küle der. İsa ya da kavuşamaz, küle de dönüşemez. Ölüm cezası hapis cezasına çevrilir ve Omska ya sürgüne gönderilir. Bu hapislik dört yıl sürer ve Ölüler Evinden Anılar 1861 de yayımlanır de sürgünlüğü biter ve St. Petersburg a dönmesine izin verilir. Yeniden orduya girer. İlk evliliğini dul Mariya Issyev le yapar. Mariya, evliliklerinin ilerleyen yıllarında vereme yakalanınca Dostoyevski karısıyla birlikte Tver e döner. Paris e, Londra ya, Roma ya, Almanya ve Danimarka ya gider. Giderleri artmakta ve para yetmemektedir. Hasta karısının tedavi ve çocuğunun bakım giderlerini kitaplarından elde ettiği gelirle karşılayamamaktadır. Çözümü kumarda bulur de karısını yitirir. İkinci kez Pauline Suslov la evlenir. Suç ve Ceza yı tamamlamadan ikinci eşi Dostoyevski den ayrılır. Suç ve Ceza 1866 da bölümler halinde yayınlanır. Aynı anda Kumarbaz adlı kitabını yazmaya başlar. Gözleri bozulur, yazmak için bir sekretere gereksinim duyar: Anne Snitkin. Bir ay kadar sonra sekreteriyle üçüncü evliliğini yapar. Bu birliktelik Budala, Edebi Koca, Ecinniler, Karamazov Kardeşler gibi yapıtların ortaya çıkmasını sağlar. 25 Ocak 1881 de epilepsi onu son bir kez yakalar ve bir daha da bırakmaz. Romanlarında yoksulluğu, insanın çaresizliğini anlatmış olması, sınıflar arasındaki uçurumu göstermesi gözetilecek olursa, toplumcu gerçekçi Rus yazarları arasındadır Dostoyevski ŞİPŞAK DOSTOYEVSKİ Klaus Stadtke Doğan Kitap 175 s. Dostoyevski, 30 Ekim 1821 de Moskova da doğdu. Babası Mikhail Andreyeviç askeri doktordu. Biyografilerde sert bir adam olarak çiziliyor. Hoşgörüden uzaktır ve sertliği lafta kalmamaktadır. Evi ve evdekileri kışla disiplini içerisinde yönetiyor. En büyük zaafı içkiye olan büyük tutkusudur. Evdekileri askeri disiplin altında eğitiyordu ve sık sık cezalandırıyor. Kız çocuklarının yalnız başlarına sokağa çıkması yasaktı. Ev hapsindeydiler ve gardiyanları babalarıydı. Dört oğlu var ve sertlikten en çok onlar paylarına düşenden fazlasını alıyorlar. Karamazov Kardeşler diyebiliriz. Rütbesi Binbaşı olmasına karşın, Başçavuş sertliği göstermekle niteleniyor. Öfkesini kontrol edemediği, çok çabuk sinirlendiği belirtiliyor ve sinirlendiğinde tam bir sadisttir. Çocukları babaları öfkelendiğinde gözüne gözükmemek için kaçacak delik aramaktadır. Sertliğinin, içkiciliğinin yanında bir de başka bir olumsuzluk okuyoruz, cimridir. Çocuklarına cep harçlığı bile vermiyor. Anne mi? Onun da şiddetten payına düşeni aldığına ve silik olduğuna kuşku yok. Annesi Maria 1837 de ölüyor. Ağabey ve bizim Dostoyevski miz mühendis olmak üzere okula gidiyorlar. Baba Dostoyevski ye gelince, karısının ölümü üzerine içkiye çok daha bağımlı oluyor ve çalışamayacak duruma düşüyor. Feodal toprak ağası olarak yaşamını sürdürüyor. Çalıştırdığı toprak emekçilerinin yaşamlarını cehenneme çeviriyor. Bu baskıya dayanamayan köylüler ve toprak köleleri baba Dostoyevski yi öldürüyorlar. Dostoyevski babasının ölüm haberini mühendislik okurken alıyor ve İvan Karamozof un, babamın ölmesini bu kadar çok mu istiyordum, ben diyerek cinaye- Tekinsiz bir yaşam Bu bir yaşam... tekinsiz Baba katilliği düşüncesinden, kurşuna dizilmekten son anda kurtulmanın korkularıyla bilinçaltındaki yıkımlarıyla uçlarda yaşanmış bir yaşam. Klaus Stadtke'nin Şipşak Dostoyevski de, onun roman dünyasını; karanlığın, izbenin, kirin, loşluğun ve yoksulluğun belirlediğini belirtiyor. 19. Yüzyılın arka sokaklarında kasvetli bir Petersburg vardır. Stadtke bununla birlikte, Dostoyevski nin topografyasının ve romanlarının içeriğinin sadece bunlarla anlatılamayacağını belirtir. Sibirya da bir hapishane, Avrupa da ışıltılı kumarhaneler, sıkıcı Petersburg un kaymak tabakasının oturduğu villalar, yazlıklar, Rus taşra kentleriyle roman mekânları farklılaşır. Kahramanları da hükümlüler, aristokratlar, tacirler, yoksulluk çeken memurlar, dindar papazlar, avukatlar, hekimlerdir. Ortak payda; kahramanların hem tekinsiz hem de sevilesi olmasıdır. Çünkü kendisinin de yaşamı budur.denilebilir ki, Dostoyevski, başka kahramanlarla hep kendini yazar, kendini anlatır. Stadtke, Dostoyevski nin romanlarında çok şey anlatmadığını, doğayla ilişkin betimlemelerden kaçındığını, tarihselliğe yer vermediğini, onun anlatısının yalnızca tragedyalar gibi teatral bir anlayışla yazdığını belirtir. Sovyetlerde Dostoyevski Dostoyevski nin kurmaca olmayan dünyası, Rus toplumunun çarlıktan devrime geçiş sürecinin başlangıcına denk düşer. Toplum sefalet içinde yaşar, sınıflar arasında büyük bir gelir eşitsizliği vardır, gelir dağılımı bozuktur. İnsanlar yaşayabilmek için dilenirken, nereden geldiği bilinmeyen bir para ile seçkin sınıflar havyarlı/şampanyalı/balolu bir lüks yaşam sürerler. Rusya Stadtke nin deyimi ile Tanrı nın unuttuğu bir dünyadır. Bu dünyada yaşayanların da ne zaman ne yapacakları kestirilemez. Yoksullar Tanrıya sığınırlar ve cennet düşleri ile yoksulluk içinde yaşamlarını sürdürürler. Değer yargıları ve ahlak ölçütleri ortadan yok olmuştur. Stadtke, bu yüzdendir ki Dostoyevski nin romanlarında, sıklıkla günah çıkarma bölümleri olduğunu belirtir. Dostoyevski nin, Sovyet Rusya da en çok tartışılan yazarlardan biri hatta ilki olduğuna vurgu yapan Stadtke, 1960 lara kadar onun sosyalizm karşıtı olarak anıldığını, muhalefet tarafından Stalinist olmakla suçlanmıştır de Sovyetler Birliği dağıldığında da Dostoyevski yine anımsanır ve sağcı partilerce idol olarak yükseltilir. Sağın yüce peygamberidir o. Oysa gerçek hiç de öyle değil. İnanmış bir Hıristiyan olması, yoksulluğu, insanın çaresizliğini anlatmış olması, sınıflar arasındaki uçurumu göstermesi gözetilecek olursa, toplumcu gerçekçi Rus yazarları arasında saymak gerekir Dostoyevski yi. Klaus Stadke Şipşak Dostoyevski de, İnsancıklar, Öteki, Stepançikova Köyü ve Sakinleri, Ölü Evcinden Anılar, Ezilmiş ve Aşağılanmışlar, Kumarbaz, Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları, Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Budala, Ecinniler ve Karamazov Kardeşler kitaplarının özetlerini veriyor. Şipşak dizisinin varlığının nedeni de bu. Dizinin diğer kitapları Şipşak Freud, Şipşak Mozart, Şipşak Kafka adlarını taşıyor. Ne var ki, Klaus Stadke olağanüstü bir Dostoyevski Uzmanı olarak bilinmesine karşın, kitaplardan da yola çıkarak, yine aynı şipşak dizisine ters düşmeksizin, çözümlemelerle Dostoyevski yi anlatabilirdi. Stadtke bunu yapmak yerine, kitap özetleriyle yetiniyor. Oysa bizim ciddi ve daha ayrıntılı bir Dostoyevski okuması yapmaya gereksinimimiz var.

11

12 12 BEYAZIT KAHRAMAN KAPAK 13 İOANNA KUÇURADİ ÇAĞIN OLAYLARI ARASINDA Kamu görevi, insan haklarını koruma görevidir Diyebilirim ki, felsefe eğitimi görmüş, yani felsefe bilgisiyle olan bitene bakmaya alışmış bir insan, olup bitenlerde başkalarının göremediği bağlantılar/ilgiler görebiliyor, kişilerin yaptıklarına/söyledikl erine değer bilgisiyle bakabiliyor. Felsefe eğitimi de özellikle çok genç yaşlardan başladığı takdirde kişilerin insanlaşmasına yardımcı olabiliyor ÇAĞIN OLAYLARI ARASINDA İonna Kuçuradi Tarihçi Kitabevi 512 s. Ülkemizin çok tanınmış ve dünyaca bilinen felsefecilerinden olan Prof. Dr. İoanna Kuçuradi 1936 da İstanbul da doğdu te Zapyon Kız Lisesini, 1959 da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi te doktora derecesini aldı arasında Erzurum Atatürk Üniversitesinde görev yaptı te doçent, 1978 de profesör oldu da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü kurdu ve 2003 te emekli oluncaya dek bölüm başkanlığını yaptı yılları arasında aynı üniversitenin İnsan Hakları ve Felsefisi Uygulama ve Araştırma Merkezinin kurucu müdürü olarak, 1998 yılından itibaren de bu merkezin bünyesinde kurulan UNESCO Kürsüsünün başkanı olarak görev yaptı. Yaşama katkı yapması beklenir Felsefenin konusu nedir? Felsefe ne işe yarar? Felsefe her şeyi bilme konusu yapabilir. Özelliği, var olanlarda ve olup bitenlerde bilme konusu yaptığının özelliğidir. Örneğin nedir? diye sorar, ancak bu soruyla sorulan, bazen ne olduğu sorulanın varlıksal özelliğidir, bazen terimin anlamıdır, bazen da bir şeyin tanımıdır. Felsefenin ne işe yaradığını, ancak felsefenin içine girince ve felsefe bilgisini kullanarak eylemde bulunmaya çalışınca görebilirsiniz. Benim burada söyleyebileceğim bir-iki şey yuvarlak sözler olarak kalır. Örneğin diyebilirim ki, felsefe eğitimi görmüş, yani felsefe bilgisiyle olan bitene bakmaya alışmış bir insan, olup bitenlerde başkalarının göremediği bağlantılar/ilgiler görebiliyor, kişilerin yaptıklarına/söylediklerine 1974 te kurulan Türkiye Felsefe Kurumunun başkanlığına seçildi yılları arasında Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonunun (FISP) Genel Sekreterliğini, yılları arasında da başkanlığını üstlendi. Halen aynı federasyonun onursal başkanıdır yılında Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne geçen Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, aynı yıldan itibaren Maltepe Üniversitesinde 2005 te kurulmuş olan İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezinin müdürü olarak çalışmaya başladı yılında Maltepe Üniversitesinde kurulan UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsünün de sahibi olan Kuçuradi, aynı zamanda Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Hakları Anabilim Dalı başkanıdır. Maltepe Üniversitesi Felsefe Bölümünde ve İnsan Hakları Anabilim Dalında ders veren, çok sayıda tez ve projeye danışmanlık yapan Kuçuradi, Koç Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesidir. Yıllardır yazdığı çok önemli makalelerinin bir bölümü Türkiye Felsefe Kurumu tarafından Çağın Olayları Arasında adıyla yayımlanmıştı. Son zamanlarda, onun değerini bilen yakın çalışma arkadaşlarından Gülriz Uygur un önerisiyle ve Prof. Dr. Betül Çotuksöken ile Hülya Şimga nın da katılımıyla, bu üç ismin editörlüğünde İoanna Kuçuradi Çağın Olayları Arasında/Among the Events of the Era adıyla ona bir armağan olarak hazırlanan kitap Tarihçi Kitabevi tarafından yayımlandı. Çok değerli felsefecilerin yazılarının yer aldığı kitap epey ilgi gördü ve felsefe kitaplarının arasında seçkin yerini aldı. Bu önemli yayından yola çıkarak Prof. Dr. İoanna Kuçuradi yle toplumumuzun felsefeye bakışını, okullarda felsefe derslerinin işlenişini, insani değerleri, insanca yaşamanın temel koşullarını, insan haklarıyla felsefenin ilintisini konuştuk. İonna Kuçuradi ile Beyazıt Kahraman değer bilgisiyle bakabiliyor. Felsefe eğitimi de -özellikle çok genç yaşlardan başladığı takdirde- kişilerin insanlaşmasına yardımcı olabiliyor. Burada felsefe öğretimi nden değil de belirli bir felsefe eğitimi nden söz ettiğime dikkatinizi çekerim. Halk arasında kimileyin, Edebiyat yapma! dendiği gibi bir de Felsefe yapma! şeklinde tepkiler gösterildiğine tanık oluyoruz. Felsefeye karşı böyle bir tavır takınanların yaklaşımlarını nasıl anlamak gerekir? Hiç şüphe yok ki, böyle bir ifadeyi kullanan, felsefe konusunda bilgisizliğini göstermiş oluyor. Ne var ki, felsefenin boş lâf kalabalığı olarak görülmesinde bazı filozofların da payı var. Çetrefil, ancak profesyoneller tarafından anlaşılabilir bir dil, bir jargon kullanıyorlar. Oysa her bilgi alanının sağladığı bilgilerin/ ürünlerin yaşamımızı kolaylaştırması, insan olmaya daha yakışır bir şekilde yaşamamıza katkı yapması -çok defa öyle olmuyorsa da-beklenir. İşte felsefenin ortaya koyduğu bilgiler böyle bir işlev görebilir. Benim sık sık belirttiğim bir şey var: beni felsefe okumaya ve felsefe yapmaya götüren, her gün karşılaştığımız bir olgudur: aynı kişi eylemlerinin, aynı insanların, aynı olayların, aynı durumların farklı kişiler tarafından farklı değerlendirilmesi. Oysa bu olgunun felsefî bir açıklaması yapılınca, relativizmi meşrulaştırmaktan vazgeçilebiliyor. Ülkemizdeki eğitim dizgesinde felsefe derslerine, özellikle ortaöğretimde, yeterince yer ver veriliyor mu? Neler yapılabilir? Ortaöğretimde zorunlu bir felsefe dersi ve bazı seçmeli dersler var. Bir de felsefe dersleri olması beklenen Düşünme Eğitimi, Değerler Eğitimi gibi seçmeli dersler var, yanılmıyorsam. Bu derslerin, programa konma amaçlarına ulaştırma umudunu verebilecek hale gelmeleri için, içeriği ve veriliş metoduyla ilgili olarak gözden geçirilmesi uygun olur. Dersinde Platon u anlatan bir felsefe öğretmenine öğrencisi, Hocam, bu Platon Müslüman değil ki! Bunu bize niye anlatıyorsunuz? diye tepki gösterebiliyor. Benzer örnekleri de var. Felsefeye ve filozoflara böylesine yaklaşımın temelinde ne olabilir? Bu türlü tepkiler -varsa- bunu söyleyenin ve bunu ona öğretenin eğitim eksikliğini gösteriyor. Filozofların önemi, dinleri/dinsizlikleri ya da milliyetleriyle değil, felsefe alanına getirdikleri yeni bilgilerle: bu bilgilerin olanda ve olan bitende o zamana kadar farkında olmadığımız neleri görmemizi sağlayabildikleriyle değerlendirilebilir. Üç kitap İnsanca yaşamanın temel koşullarını kitabınızda ayrıntılarıyla ve açıklıkla anlatıyorsunuz. Bu konuşma kapsamında, okurlarımız ve kitaplarınızı okumak isteyenler için kısaca neler söylemek istersiniz? Farklı insanlar, farklı şeyler alabilirler kitaplarımdan. Ancak, değer konusuyla ilgili okumak isteyenler, üç kitabımı şu sırayla okuyabilirler: Uludağ Konuşmaları, İnsan ve Değerleri, Etik. Ve orada okudukları ile yaşadıkları/gördükleri arasında bağlantı kurmaları yararlı olabilir. Siz özellikle etik, insani değerler ve insan hakları konularında çalıştınız. Sizi etik filozofu olarak niteleyen meslektaşlarınızın görüşlerini önemsiyorum. Fakat toplumumuzun bazı kesimlerinde etik sadece ahlak olarak algılanıyor. Bu durum nasıl aşılabilir? Ahlâk ile etik kelimelerinin birbirinin yerine kullanılması, yalnızca bizde değil, dünya düzeyinde gördüğümüz bir sorun. Sık sık söylediğim bir şey var: Önemli olan aynı şeye farklı adlar takmamak, farklı şeylere de aynı adı takmamaktır, çünkü bu karıştırmada böyle bir şey oluyor. Bu kelimelerin her ikisi, bu- gün farklı üç şeyi adlandırmak için kullanılıyor: kültürel değer yargıları sistemlerini, çeşitli meslek kodlarını/norm bütünlerini ve felsefenin bir alanını... İlk ikisi, farklı özellikte normlardan oluşan bütünlerdir. Kültürel değer yargıları gruptan gruba farklılık gösterir, değişiktir; aynı grupta da zamanla değişir. Meslek kodları ise, genel/evrensel normlardan oluşturulmaya çalışılıyor -tıp etiği, basın etiği vb.- ve o mesleği dünyanın neresinde icra ederse etsin, meslek mensuplarının bu normlara uyması bekleniyor. Felsefenin bir alanı olarak etik ya da kimilerinin ahlâk felsefesi (moral philosophy) dediğine gelince: Felsefe tarihindeki etikle ilgili ana kitaplara bakarsak, etiğin de normlardan değil, felsefenin diğer alanları gibi bilgilerden oluşan bir alan -insanlararası ilişkilerde değer sorunlarıyla, erdem sorunlarıyla uğraşan bir bilgi alanı- olduğunu söyleyebiliriz. İnsan hakları konusunun hukukun değil felsefenin konusu olduğunu savlıyorsunuz. Bu savınızın gerekçesini kısaca açıklar mısınız? Hukukun konusu değil demiyorum, yalnızca hukuk biliminin konusu olmadığını söylüyorum. Ama ayrıca, insan hakları hukuk değildir ifadesini kullanıyorum. Bununla da insan haklarının hukuk kurallarından epistemolojik olarak farklı nitelikte normlar olduğunu kastediyorum. Çünkü insan hakları her şeyden önce etik ilkelerdir, yaptıklarımızı belirlemeleri gereken ilkelerdir. İnsan hakları ihlallerinin olmamasını, önlenmesini istiyorsak, bunun farkında olmak çok önemlidir. İnsan hakları en çok nerelerde ihlal ediliyor? İnsan hakları dünyamızın bütün bölgelerinde ihlal ediliyor. Ancak ihlal edilen haklar değişik olabiliyor. Sorunuza ülke adıyla cevap vermek zor. Savaş olduğu bölgelerde, bir de ölüm cezasının olduğu ve infaz edildiği devletlerde en çok ihlal ediliyor. Kamu görevi de insan haklarını koruma görevidir Gezi direnişlerinde de insan haklarının ihlal edildiği çok dile getirildi. Biber gazı kullanmak, orantısız şiddet uygulamak gibi Sizin değerlendirmeniz nasıl? Bir grubu dağıtmak için biber gazı hiç kullanılmamalı, derim. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi biber gazından kaynaklanan fiziksel ve zihinsel acıyı kötü muamele, dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. maddesinin ihlali sayıyor (bak. Ali Güneş kararı, ). Devlet dediğimiz insansal-hukuksal kurum, yurttaşların ve topraklarında yaşayan bütün insanların insan haklarını korumak içindir. Kamu görevi de insan haklarını koruma görevidir. Öğretmenseniz; işiniz öğrencilerinizin en başta eğitim hakkını korumaktır, doktorsanız; size gelen ve gelmeyen hastaların sağlık hakkını korumaktır. Oysa bize, insan haklarının kişiyi devlete karşı korumak için olduğu öğretiliyor! İnsan haklarına aykırı bir yasaya oy veren milletvekili İnsan haklarını ihlal edenlerin başında ceza infaz kurumları görevlileri ve emniyet kuvvetlerinde görevli olanlar geliyor. Oysa bu alanda çalışanlara, hâkimlere, savcılara insan hakları eğitimi veriliyor. Bu eğitimin istendik sonucunu neden göremiyoruz da tam tersini yaşıyoruz? Bir tür hak ihlallerini en çok saydığınız meslek grupları yapıyor. Ama insan haklarına aykırı bir yasaya oy veren bir milletvekili ne yapıyor? Onu siz bana söyler misiniz? Kamu görevlilerine bir ara ciddi insan hakları eğitimi yapıldı, ne yazık ki, devam etmedi. Bu eğitimi herkes görmeli, ama başta kamu görevlileri görmeli. Çünkü biraz önce söylediğim gibi, kamu görevi, insan haklarını koruma görevidir. Yapmış ve yapmakta olduğumuz insan hakları eğitiminin sonuçları gönlümüzün istediği kadar değilse de, önemli bir yol yürümüş olduğumuzu düşünüyorum. Bu eğitimi kesintiye uğratmamak ve belirli bir anlayışla yapmak gerekir: insan hakları korunacak kişilerden çok, insan haklarını koruyacak kişiler eğitmeli. Polislerin hakları yok, görevleri ve yetkileri vardır görüşündesiniz. Polisler, kendilerine insan haklarına aykırı talimatlar verildiğinde, bunları uygulamak zorundalar mı? Polislerin, polis olarak hakları yok, görevleri ve yetkileri vardır diyorum. Ama her polis bir insandır ve insan hakları vardır. Bu, örneğin, polisleri tehlikeli bir göreve gönderirken, onları koruyacak gerekli donanımı vermek gerekir, demektir. Her polisin, polis olmaktan önce bir insan olduğunu hem kendisi hem de şu veya bu ilişkide olduğu insanlar da unutmamalı. Bir polis, ona verilen insan haklarına aykırı bir emri yerine getirmek zorunda değildir. Ama bir emrin insan haklarına aykırı olduğunu görebilmek için, insan hakları eğitimi almış olmalı ve böyle bir emri yerine getirmediği için başına bir şey geleceğinden korkmamalı, yani polislere bu güvence verilmiş olmalı. 13. Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde Silivri ye gidip duruşmayı izlediniz. Amacınız, gözlemleriniz ve çıkardığınız sonuç nedir? O zaman, olan biteni anlayamadığımı söylemiştim. Şu anda birçok insanın cezaevinden çıkması sevindirici. Ama bunu adaletten çok, bir rastlantı sağladı. Bu davalarda yargıç olmak istemezdim. Programlanarak gerçekleştirilen türban Benim lisede ve üniversitede öğrenim gördüğüm yıllarda başörtüsü ya da türban diye sorun yoktu. Daha doğrusu konu bile değildi. Nasıl oldu da böyle bir sorun icat edildi? Bir sorun icat edilmedi, başka şeylerle birlikte programlanarak gerçekleştirildi. 80 lerden bu yana yaygınlaşan bütün kültürlere saygı savı da bunun gerçekleşmesini kolaylaştırdı. Bizim toplumumuzdaki ağırlıklı özgürlük anlayışını nasıl değerlendirirsiniz? Özgürlük kavramına sizin yaklaşımınız nasıl? İnsanların çoğu özgürlük ten canlarının istediğini yapabilmeyi anlıyor. Bunu yapmaya engellendikleri zaman özgürlüklerinin kısıtlandığını düşünüyorlar. Bu, özgürlüğü çok kaba bir anlama biçimidir. Felsefe tarihinde karşımıza çıkan, Uludağ Konuşmaları nda çerçevelemeye çalıştığım özgürlük görüşlerini burada anlaşılır bir şekilde anlatmam birkaç sayfa alır. Bunun için, Kant ın (pozitif anlamda) özgürlükten anladığına yakın bir anlama biçimini söyleyeyim. Kant, özgürlüğü istememizin ahlâk yasası tarafından belirlenmesi olarak anlıyor. Ben bunu, ilgili görüşümün bütünlüğü içinde, değer bilgisi tarafından belirlenmesi şeklinde dile getiriyorum. Şair yanınız var, şiirler yazıyorsunuz. Ne zaman kitaplaştıracaksınız? Şiirlerim kitap halinde 1962 de yayımlandı. Ancak bu şiirler Yunancadır. Türkçe çevirileri bir arkadaşım tarafından yapıldı. Eskiden yapılmış -aklımda kaldıkları kadarıyla- çevirileriyle birlikte, umarım 2014 yılı içinde çıkar. Ben biraz zaman bulunca, birlikte çalışıyoruz. FOTOĞRAFLAR: Fahriye Ürkmez

13 14 CENK ÖZDAĞ FELSEFENİN KRALİÇESİ NE ARMAĞAN Deli gömleklerinin içindeki insanı görmek O insanlık adına türeyen safsataların gerçek insanlara giydirdiği deli gömleklerinin ardındaki insanı görmüştür. Hoca nın ortaya çıkarttığı insanlar bu kez daha güçlü ve daha yoğun bir biçimde fakat her biri kendi alanlarında o gerçek insanı arar olmuşlar. Çizim: Köksal Çiftçi İoanna Kuçuradi nin adını 1960 lı yılların başından itibaren duyardık. Güzelliği dillere destan imiş: Türklerin arasına karışan, edebiyat ve şiirle ilgilenen, çeviri yapan bir Rum kızı. Özdemir İnce, s Theoria (teori), Antik Yunan da, yüksek bir yerden aşağıya, geniş ovaya bakmak demektir. Bakılan alanın genişçe kuşatılması için daha da yükseklere çıkmak gerekir bu anlayışa göre. Yüksekten bakmanın en somut uğraşlarından biri de felsefedir. Ancak öyle felsefeler, öyle filozoflar vardır ki gerçekliği, insanı kavramanın en doğru ve belki de tek doğru yolunun gerçekliğin içerisinde konumlanmaya yönelir. Bu filozoflara göre gerçekliğe ve/veya çağlara aşkın, onlara yukarıdan bakan bir konumdansa gerçekliğin, çağın içerisinden ancak ele aldığı konuya mesafe li bir konum yeğlenmelidir. O halde filozofun konumu bulunduğu çağın olaylarının arasında, her birine mesafeli ancak çağının içinden bir konum olmalıdır. İnsanı ve insanın edimlerini merkeze alan, öte yandan kendine özgü bir konuma yerleşen ve filozofça bir yaşamı seçenlerimizin başında felsefe hocalarının hocası İoanna Kuçuradi gelmektedir. İoanna Hoca nın öğrencileri, dostları, kardeşleri kendi öğrencilerine, hocalarının insanlarına, bizlere, anlatıyorlar: İoanna Kuçuradi Çağın Olayları Arasında. Kadıköy sahilden Moda ya çıkan, her bir adımında cumhuriyet kokan Mühürdar Caddesi ni arşınlayanların gözüne ahşap döşemeleri, kitap rafları ve insanı kitap almaya, okumaya çağıran vitriniyle Necip Azakoğlu yönetimindeki Tarihçi Sahaf ilişmiştir muhakkak. Tarihçi Kitabevi adıyla Tarihçi Sahaf ın güzel raflarını süsleyen kitapların arasında İoanna Kuçuradi yi öğrencilerinin kalemlerinden akan sözcüklerden okuyabileceksiniz. İoanna Hoca nın öğrencisi, arkadaşı, yoldaşı Betül Çotuksöken, Gülriz Uygur ve Hülya Şimga nın editörlüğünde hazırlanan kitapta Betül Çotuksöken, Bergen Coşkun, Nuran Direk, Myrto Dragona-Monachou, Ayşe Erzan, Moufida Goucha, Özdemir İnce, Zeynep İspir Toprak, İbrahim Ö. Kaboğlu, Zuhal Karahan, William L. McBride, Baskın Oran, Güncel Önkal, Gülriz Uygur, Oktay Yalın, Özge Yücel Dericiler, Evandro Agazzi, Dilek Arlı Çil, Saffet Babür, Metin Becermen, F. İrem Çağlar Gürgey, Yusuf Çotuksöken, Mustafa M. Dağlı, İsmail H. Demirdöven, Kurtul Gülenç, Mustafa Günay, Gürol Irzık, Sevgi İyi, Abdullah Kaygı, Zekiye Kutlusoy, Uluğ Nutku, Yusuf Örnek, Kaan Özkan, Hülya Şimga, Zerrin G. Tandoğan, Harun Tepe, Musa Toprak, Stelios Virvidakis, Hülya Yetişen in yazılarını okuyacaksınız. Beyoğlu ndan dünyayı kuşatan bir ömür Beyoğlu nun acılı zamanlarında, ancak bir o kadar da güzel İstiklal Caddesi nden Ankara ya ve oradan Erzurum a geçen sonra da İstanbul a geri dönerek Cumhuriyet in zarafetini Anadolu ya, insanımıza yayan Kuçuradi, Türkiye nin düşün hayatına hem verdiği eserlerle hem de yetiştirdiği öğrencilerle damgasını vurmuş kişilerin başında gelir. Erzurum Atatürk Üniversitesi nden, Hacettepe Üniversitesi ne oradan da Maltepe Üniversitesi ne uzanan akademik hayatında sayısız konferans, yüzlerce makale üretmiş ve binlerce öğrenci yetiştirmiştir. Bununla da kalmayıp Türkiye yi Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu nda Genel Sekreterlik, Başkanlık ve halen süren Onursal Başkanlığı yla dünya çapında en üst düzeyde temsil etmiştir. Yukarıdaki satırlardan hocamızın akademik hayatının sonlandığı ya da sönümlendiği intibası oluşabilir. Ancak gerçek bunun tam tersidir. Hatta denebilir ki İoanna Hoca en üretken günlerinde, insanı, çeşitli kimliklerle görünen ve katı kategorilere hapsolan söylemdeki insanı değil, gerçek insanı felsefenin, kamusal hayatın merkezine yerleştirme mücadelesini sürdürmektedir. Kuçuradi nin de hocaları vardır: Nicolai Hartmann, Takiyettin Mengüşoğlu ve Immanuel Kant. Ancak tüm bu filozoflar kendi dönemlerinde değil, II. Dünya Savaşı nın izlerinin 1950 leri örttüğü, dahası İstiklal Caddesi nin yağmalandığı 6-7 Eylül olaylarının Türkiye yi yaraladığı, Soğuk Savaşı yıllarının Atlantik Ötesi nden gelen neon lambalarıyla ısıtılmaya çalışıldığı bir dünyada görünmüştür Hoca nın gözlerine. O gözler, insanlık adına türeyen safsataların gerçek insanlara giydirdiği deli gömleklerinin ardındaki insanı görmüştür. Hoca nın ortaya çıkarttığı insanlar bu kez daha güçlü ve daha yoğun bir biçimde fakat her biri kendi alanlarında o gerçek insanı arar olmuşlar. Alacağınız kitapta işte o arayışı bulacaksınız. Gerçek insanı arayan Kuçuradi dostları kadim metinlerin izinde ama çağın olayları arasında yepyeni insanları buluyorlar. İnsanı arayanlar da birer insan olduklarından insanın kendine yönelmesidir söz konusu olan. İnsan, kendisiyle ve girdiği ilişkilerle mesafe koyarak ve kendisini bir olanaklar varlığı ve açık bir varlık olarak kavramaktadır. Kitapta bu olanaklar varlığının olanaklarını bulacaksınız. İnsan hakları savunucusu olan ancak savunduğu bu hakları keşfetme sürecini de sürdüren İoanna Hoca nın etiğe, çevre etiğine, etiği örneklerle düşünmeye çağrısını işleyen yazarlar kendi felsefi söylemlerini de açımlıyorlar. Dolayısıyla, kitap, bir İoanna Kuçuradi kitabı olmaktan çok Kuçuradi nin yetiştirdiklerinin, dostlarının felsefi birikimini de özetleyen ve ortaklıkları öne çıkaran bir döküm niteliği de taşıyor. Kitapta, çağın olayları arasında gezinen Aristoteles, Adorno, Heidegger, Jaspers, Foucault, Bentham, Kant ve diğer insan arayıcılarını da bulabileceksiniz. Tek başına bir felsefe kurumu: Kuçuradi Hoca nın felsefi söylemi gerçek insan olduğundan, gerçek insanı çevreleyen tüm alanlar felsefi söyleminde yerini bulmaktadır: hukuk, sanat, siyaset, felsefe, bilim... Hal böyle olunca, Kuçuradi için yazılan armağan kitabın yazarlarının tüm bu alanlarda önemli yerler işgal etmeleri kaçınılmaz. Benimle birlikte pek çoklarının bilim felsefesi hocalarından Gürol Irzık Hoca, Kuçuradi yi ve insanı ve dünyayı merkeze alan felsefe anlayışını şu sözlerle tanıtıyor: Meslektaşları arasında kısaca hoca diye anılan İoanna Kuçuradi, hayatını tamamen felsefeye adamış, bu uğurda tek başına adeta bir okul gibi çalışmıştır. Hocaya göre felsefe kuru bir akademik disiplin değildir, olmamalıdır. İçinde yaşadığımız dünya ve toplumun sorunlarına sırtına dönmüş, yaşadığımız hayatla bağını kuramamış bir felsefe felsefe adını haketmediği gibi, unutulmaya ya da marjinal kalmaya mahkumdur. (Gürol Irzık, s. 307). Meslek etiklerinin etiği sıradanlaştırdığı şu günlerde etiği anımsamak ve kavramak için söz konusu kitap aynı zamanda bir rehber niteliğinde. Etik, insan hakları, dil ve felsefi söylem, edebiyatta insan, özel-kamusal-siyasal alan, varoluşsal tüm sorunlar kitabın temasını oluşturmaktadır, ya da diğer bir deyişle kitabın tek teması felsefi söylemi tüm bu alanları kuşatan Kuçuradi nin felsefesidir. * FISP (Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu) Başkanı Prof. Dr. Kim Yersu nun, İoanna Kuçuradi yi Queen of Philosophy (Felsefe nin Kraliçesi) olarak sunduğunu Zuhal Karahan dan öğreniyoruz (Zuhal Karahan, s. 138

14 DAğHAN DÖNMEZ 15 Gölgesi çalınan çocuklar Pi nin Yaşamı filmini bilenler bilir. Roman uyarlaması filmde, bir çocuğun sirk hayvanlarıyla dolu kayıkta, hayatta kalma çabası konu alınır. Kaplanın ortaya çıktığı ana kadar çakal, maymun ve zebra eşlik eder yolculuğa. İzleyenler katılır mı bilmem ama bence filmin en üzerinde durulması gereken sahneleridir bu bölümdekiler. Zira çakal, değişen şartlardan, okyanusun ortasında birlikte verilen yaşam mücadelesinden, rüzgarın hiddetinden, dalgaların azametinden vb. koşullardan hiç etkilenmez. Yaratılışındaki saldırma güdüsüyle hareket eder yalnızca; fırsatını bulduğu her sinsi anda, vahşice atılır. Önce zebrayı, sonra maymunu öldürecektir. Islıklı oklar Fikrimce, kayıktaki hayvanların her biri; birer insani motif taşır. Her biri, sokakta karşımıza çıkabilecek insan tiplerindendir. İşte bugün gazete köşelerinde yazan, yandaş televizyonların bol reklamlı programlarında, siz hala neyi savunacak sorusunun çengelini dahi koyamadan; fütursuzca konuşan aydınlar(!) Pi nin kayığındaki çakalın ruh emsalidir. Hayır buradaki çakal kelimesi hakaret mahiyetinde değil. Bu sosyolojik bir tespit. Değişen ne olursa olsun, önlerine ne konulursa konulsun; aklın inkarıyla muktediri savunan bu kişiler, çakal içgüdüsüyle hareket ederler. Hepimiz, okul çağlarında okuduğumuz tarih kitaplarından; Mete Han ın ıslıklı oklarını biliriz. Mete Han, attığı okun çıkardığı ses sayesinde komutasındaki askerlerin, aynı anda aynı yöne ok atmalarını bir meleke haline getirebilmiştir. Bugün, Başbakan ın ağzından çıkan sözler de Mete Han ın ıslıklı okları gibidir. Aynı anda onlarca gazeteci(!) aynı cümlelerle, aynı savunmaları yapmaktadır. Türkiye, koca bir varoluşçular ülkesine döndü. Absürtlük tüm coğrafyaya hakim oldu. O romanları okuduğumuzda, zihnimizde şu soru belirmez mi? Neden böyle yapıyorlar? Tüm bunlar oluyor ve hala başbakan savunuluyor; bu bir roman metnidir. Kafka nın romanının karakterleriyiz hepimiz. Böcek olarak uyanıp bunu sorgulamayan, kendisine dava açıldığında, her celseye gidip gelen, tam itaat içinde olan bir ruhun izdüşümleriyiz. Yalanı ortaya çıksa bile ısrarla söylemeye devam eden, yolsuzluğu pazara düşse bile istisnasız inkar eden; yalanına itaat edenlerle, yalancıya itaat edenlerin tahterevalli aleminin parçalarıyız. Milan Kundera Roman Sanatı kitabında, Kafka büro hayatından, babasıyla ve kadınlarla ilişkilerinden; totaliterliği anlatan çıkarımlar yapılabilecek romanlar yazdı; ilişkilerinden ve ruhundan beslendi tespitini yapar. (Milan Kundera, Roman Sanatı, Can Yayınları, Çev: Aysel Bora) Bugünün Türkiye sinde ise siyaset, ne stratejiyi, ne tarihi, ne genel kültürü, ne iktisadı mesnet alır. Ve insanlara bunların hiçbirini öğretmez. Oysa Kafka dakinin tam tersine bugünün Türk siyaseti, insan ruhunun derinliklerini, karanlık yanını çok iyi anlamamızı sağlar. Koca ülkeyi, başyapıt bir romanın sayfalarına dönüştürür. Dramatik sayfalara! Saygıdeğer okur, bugünlerde şehrin sokakları reklam afişlerine çevrildi. Billboardlar, bez bayraklar, broşürler Zihnimiz, sonu ünlemle biten sloganlara maruz bırakıldı. Haydi Türkiye Büyük Oyunu Bozmaya! sahi oyunlarımız bozuldu bizim. Çocuklarımız ekmek kuyruğunda vuruldu. Kızlarımız sek sek oynayacak çağdaydı; bir saklambaca tutuştular ve bir daha dönmediler. Çocuklarımızın en büyük korkusu, top oynarken mahalledeki komşunun camını kırmak olmalıydı oysa. Kafalarına gaz fişeği değil, Necla Teyze nin fırlattığı terlik isabet etmeliydi. Sahi oyunlarımız bozuldu bizim. Ağzımızın tadı kaçtı. Zencefil kaynattık, ballı ıhlamur içtik; düzelemedik. Bazen bu kentin, İstanbul un; mucizesine şaşıyorum. Bunca cinayete, buram buram kan kokusuna, küfre, para düşkünü müteahhitlerin salyalarının harcıyla dikilen bunca beton yığınına rağmen, ansızın bitiveren bir yağmurda; boğazın sularına düşen damlaların oluşturduğu küçük yıldızlar, romantik hayallere sürüklüyor sizi. Yeniden masallara inanıyorsunuz. Adelbert Von Chamisso nun kaleme aldığı Peter Schlemihl in Garip Hikayesi böylesine bir masal. Thomas Mann, kitap hakkında şunları söylüyor: Chamisso nun Schlemil i bir masal, evet, hatta bir çocuk masalı olarak tanımlandı. Ama kesinlikle değil. Masal türüne dahil edilebilmek için öyküsel yanının çok belirgin olmasının yanı sıra, tüm groteskliklerine karşın ciddi ve modern bir yapı ve içeriğe sahip. Yazarın esas edebi başarısı, orta sınıfların gerçek davranış tarzını baştan sona kadar çok inandırıcı bir şekilde yansıtmasında yatıyor. Kitaptan bir alıntı: Fakat sen, sevgili dostum, şayet insanların arasında yaşamak istiyorsan, her şeyden önce gölgeye saygı göstermesini öğren, para sonra gelir. Yalnızca kendini ve içindeki iyiliği dinleyerek yaşamak istiyorsan, o halde nasihate ihtiyacın yok demektir. (s.88) Gri giysili gizemli adamın, ceketinin cebinden çıkardığı süslü ve pahalı yalanlarla; gölgesini satın aldığı adamın öyküsünü anlatır Chamisso nun kitabı. Çocukların yarım kalan oyunlarını tamamlamak ve inadına masalların büyüsüne inanmak için! PETER SCHLEMIHL İN GARİP HİKAYESİ Adelbert Von Chamisso Çev: Etem Levent Bakaç Aylak Adam Yayınları 90 s. Gri giysili gizemli adamın, ceketinin cebinden çıkardığı süslü ve pahalı yalanlarla; gölgesini satın aldığı adamın öyküsünü anlatır Chamisso nun kitabı. Çocukların yarım kalan oyunlarını tamamlamak ve inadına masalların büyüsüne inanmak için!

15 16 AHMET YILDIZ / NADiR TEMELOğLU EMİNE ÜLKER TARHAN İLE BENİ SUSTURABİLECEK TEK ŞEY... ÜZERİNE Saflar 30 Mart dan sonra daha da belirginleşecek Halkın hem yerel, hem genel, hem de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde göstereceği tavır çok önemli. Orada belli bir gücün yanında ona teşne mi olmak istiyor toplum, yoksa kendi gücüyle mi hareket etmek istiyor? Onun ipuçlarını 1 Nisan da göreceğiz. Ona göre kartlar Türkiye de, siyasette de yeniden karılacak ve yeniden dağıtılacak. Yeni kararların, yeni ittifakların, yeni ayrışmaların da yolunu açacaktır bu süreç Emine Ülker Tarhan ın Emrah Akkurt la yaptığı söyleşilerinden oluşan bir nehir-röportaj kitabı Beni Susturabilecek Tek Şey... Ka Kitap tan çıkan kitapta Emine Ülker Tarhan, aile yaşamından iş hayatına, siyasetten spora pek çok konuyu içtenlikle yanıtlıyor. Son yılların en çalışkan ve dikkat çeken siyasetçilerinden biri olan Emine Ülker Tarhan la kitap henüz okuyucularla buluşmamışken kendisiyle bir söyleşi yaptık. n Sözlük okumayı sevmenin, SİT alanı bir mahallede büyümenin, ayakkabı kutularında kitap saklamış bir evlat olmanın bugününüze ne gibi etkileri oldu? Kişiliğim bunların toplamı aslında... Sorunun yanıtı da kendi içinde. Ben onlarım, onlardan ibaretim. Nereye gittiğimi nereden geldiğim söylüyor bana. n Lisanslı sporcu olarak da dikkat çekiyorsunuz! Hentbol, çok erken başladım. Basketbol ve atletizm Takım sporları. Kitapta da bahsettim, hala rüyalarıma girer. Zaman zaman tek başıma ya da çocuklarımla basketbol oynarım, böyle bir boş saha bulup falan sabah erken saatlerde... Çankaya spor tesislerine gider, gençlerle oynarım bazen. Var ya, Ahalatlıbel de Fakat o takım oyunu oynama, atletizmde o tadı almazsınız, bir şeyi birlikte başarma, dayanışma duygusu... Son olarak Gezi de zuhur etti. Orada hissettim o duyguyu. n Kitabınızda Tarsus a ilişkin güzel anılara, yargıç olarak Anadolu da yıllarca dolaşmanıza ilişkin anılar da ekleniyor... Anadolu da yaşamak nasıl bir duygu? Sadece orada doğmuş olmak değil, çok iyi tanımış olmaktan dolayı bir güç hissediyorum ben. O yüzden de, gücümü bu topraklardan alıyorum diyorum. Yani kendimi niye güçlü hissediyorum? Bu topraklara sıkı sıkıya bastığım için, oradan aldığım için gücümü. Çok iyi tanıyorum, oradan geldim, tam göbeğinden geldim ve çok gezdim. Yani yargıçlık yaşamımda da çok insan tanıdım. O yüzden "zaman zaman mutluluğunu, zaman zaman hüznünü" derken onu kastettim. Yaşadığım oluyor tabii, oldu. Hele yargıçsanız çok sayıda insan tanırsınız. Hani belli bir mesafe de vardır aranızda ama bütün yaşamlarına girmeniz gerekir. Dağında, taşında keşif yaparsınız. Çok dağlarında dolaştım ben bu memleketin, o yüzden de, nasıl hani antrenmanlar diyorum ya şampiyonalar rüyalarıma girer o dayanışma ruhu, zaman zaman o dağlar da rüyalarıma girer. Korku içinde olan AKP n AKP nin 12 Eylül deki gibi ruhlarımıza baskı/korkutma duygusu aşılamak istemesi Tayyip Erdoğan ın tehditvari konuşmalarının da amacı. Son altı ayda yaşananlardan sonra korkutamıyorlar artık diyebilir miyiz? Olağanüstü bir korkudan kaynaklanıyor bu. Yani, o yaşadığınız korku başkalarına korku salmanıza neden oluyor. Ben korku içindeler diye düşünüyorum. Endişe içindeler, gelecekleri için çok ciddi kaygıları var bizi yönetenlerin. O yüzden de baskının dozunu gün geçtikçe arttırıyorlar; çünkü kendilerini koruma ihtiyacı duyuyorlar. Bundan kaynaklanıyor. Ama, korkunun ecele faydası yok. n Kitabınızda güç ve güçsüzlüğün toplumumuzda belirleyici en önemli unsur olduğunu söylüyorsunuz. Bunu haklı ve haksız olarak değerlendirebilir miyiz? Aynen. Aynen öyle. Yani o çelişki üzerinden bakıyorum ben. Dünyaya da, belki son yaşadığımız olaylara da. n Kitapta özgürlük ile ilgili biraz tartışmalar da var. Liberalizm gibi... Özgürlük çok geniş bir konu. Ülkemizdeki demokratik yapıların tam yerleşebilmesi bizim gibi yarı-sömürge bir ülkede çok zor bir iş. Pratik anlamda ne söyleyebiliriz? Türk toplumu birey olabildi mi? Türk toplumu kendisini ne kadar tanıyabildi? Kendisini tanımadan demokratik kurumları tam olarak yerleştirme yöntemini bulabilir mi? Ben halkımızın kendini tanıdığını, ancak zaman zaman çok manipülasyona uğradığını düşünüyorum. Yani bir takım müdahalelerle. İşte son 12 Eylül darbesiyle, ondan önce 12 Mart la diyebiliriz. Yani darbelerle veya başka müdahalelerle, askeri veya sivil darbe fark etmez; biraz öyle bakıyorum olaya. Bu darbelerle ve özellikle medyanın bunu yönetenler tarafından sürekli olarak kontrol etmesiyle, bilgi alışında bir sorun yaşıyor toplum. Onun da çok büyük sorunlara yol açtığını düşünüyorum. Bugün yaşadığımız şeyin aslında, örneğin 12 Eylül 2010 tarihinde yaşadığımız şey, hiç kimseye sormadan, sorulmadan, hiç kimseyle tartışılmadan hazırlanan Türkiye nin en önemli alanına müdahale, yargı alanına müdahale, toplumu dizayn etmek üzere müdahale konusunda halkın hiç bilgisinin olmadığını düşünüyorum. Medya yoluyla manipüle edildi. Aynı 12 Eylül darbecilerinin yaptığı gibi. 12 Eylül darbesinin sonrasında hazırlanan anayasayla ilgili olarak da toplumun hiçbir bilgisi yoktu. Aynı yöntem uygulandı aslında. Yine de ben halkın sağduyusuna güvenirim. n Yeniden çocukluğunuz dönecek olursak güzel bir mahalle kavramı çiziyorsunuz bize. Gayrimüslimlerden de bahsediyorsunuz, onların ülkeyi terk edişini. Eğer onlar ülkeyi terk etmeseydi, Türkiye daha laik, daha çağdaş olabilir miydi? Veya o gayrimüslimler bugün Türkiye ye geri dönse, nasıl bir yer olurdu Türkiye? Tarihin tekerleğini geri çevirmeniz çok zor. Bir aritmetiği yok onun bence. Ne tür sonuçlar alınır onu ben öngöremem ama o çoğulcu yapı sürdürülebilinir kılınsaydı daha zengin, her açıdan, düşünsel anlamda da, sosyokültürel düzey anlamında da çok daha verimli olurdu diye düşünüyorum. Düşün dünyası da; bu manipülasyona gelme konusundaki yaşadığımız sıkıntıları da yaşamayabilirdik. Bu kadar kurak olmazdı bu topraklar; daha verimli olabilirdi. Daha çeşitli görüşlere belki açık olabilirdi. Bu kadar gerici, bağnaz bir statüko oluşmasına engel olunabilirdi. O çeşitlilik buna engel olabilirdi. O günden bu yana yeni bir tarih yazılabilirdi. n Demokrasi denen şey dibe vurmuş durumda. Milli bakiye sistemiyle dipten yu-

16 karıya çıkabilir miyiz? CHP nin böyle bir çalışması var mı peki? Seçim sisteminin değişmesi lazım. Buna ilişkin çalışmalar var bildiğim kadarıyla ama şu anki parlamentonun yapısı itibariyle, yani bir parlamento muhalefeti, parlamento denetimi, iktidarın parlamento eliyle denetimi gibi bir mekanizma şu an çökmüş durumda olduğundan bir sonuç alınacağını zannetmiyorum. Şu an için Kartlar yeniden dağıtılıyor n Gündemini meşgul eden sorunlardan biri de Kürt sorunu. Biz sizinle yaşamak istemiyoruz dendiğinde ne gibi sonuçlarla karşı karşıya kalacağız? Ayrıca bölge konjoktürüne bakınca olası bir İran-Rus ittifakıyla Türkiye nin ayakta kalması mümkün mü? Türkiye bu yalnızlığıyla nasıl ayakta kalabilir? Zaman zaman kesintiye uğramış, dış müdahalelere maruz kalmış ve yeni sömürge masalarında pazarlık konusu yapılmış bir süreçten söz ediyoruz. Yeni taksimler, yeni haritalar çizme süreçleri var. Bunların olduğu bir ortamda gerçekten birlikte yaşama iradesini sürdürmenin güçlüklerini görmek lazım. Ona göre politikalar üretmek lazım. Yerel seçim sonrası göreceğimiz tablo bu anlamda çok önem kazanıyor. Yani bizi birlikteliği mi, ayrışmaya mı götürecek 1 Nisan da bunu oturup görmek lazım. Hepiniz bunun farkındasınız. Burada halkın neyi istediği çok önemli. Yani halkın yapmış olduğu seçimlerle, neyi istediği, hangi tarafta, ya da tamamen bağımsız gücünü kendi topraklarından alarak mı hareket edecek, bu konuda önümüzdeki art arda olacak seçimler, hem yerel, hem genel, hem de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde göstereceği tavır çok önemli. Orada belli bir gücün yanında ona teşne mi olmak istiyor toplum, yoksa kendi gücüyle mi hareket etmek istiyor? Onun ipuçlarını bence burada göreceğiz. Ona göre kartlar Türkiye de, siyasette de yeniden karılacak ve yeniden dağıtılacak. Yeni kararların, yeni ittifakların, yeni ayrışmaların da yolunu açacaktır bu süreç. n Gezi olayları... Siz de en önlerdeydiniz, bizlerde eylemlerde takip ettik. Tabii, Gezi nin iki önemli dinamiği vardı, gençler ve kadınlar. Orada bir de sokak muhalefeti ortaya çıktı. Siz de parlamento ayağını oluşturuyorsunuz muhalefetin. Özellikle gençler ve birçok kişi belki hayatında ilk kez böyle deneyimler yaşadılar. Normal parlamento muhalefetinin yanı sıra bu sokak muhalefeti özellikle baskı ortamlarında sizce ne kadar önemli? Gerçek bir demokratik ortamda, aslında demokratik parlamenter bir sistemde çok da sokak hareketlerine pek rastlamayız. Batı tipi demokrasi toplumlarımda sokak hareketlerini çok da yoğun olarak görmüyoruz. Ama yarı-demokratik yapılarda, hele bu baraj sistemiyle tam temsilin yansımadığı parlamentolarda tabii ki kendini temsil etmeyen parlamentonun gerçek muhalefeti temsil etmediğini düşünenler sokağa çıkabiliyorlar. Bunu makul karşılamak lazım. Hele bizim gibi özgürlüklerin bu derece karartıldığı, artık nefes almaz hale geldiği gençlerin, yaşam tarzlarına çok ağır müdahalelerin olduğu bir ortamda gayet makul karşılıyorum ben. Hatta bu son dönemki adaletsizliklere karşı... Son günlerde olan biteni görüyoruz artık. Dosya isimleri zikredilerek, dosyaların tek tek takip edildiği bir ortamda adaletsizliğe karşı sokak hareketleri olabilir. Neden olmasın? Ben bunu daha öncesinde söyledim ve yazdım. Hatta sizin bir derginizde, Teori dergisinde yazdım ben, direnme hakkı evrensel hukukun bir parçasıdır. Eğer parlamentoda bunu gösteremiyorsa muhalefet, muhalefeti de uyarmak için sokak hareketleri olması gayet olağandır. Ben bu cümleden yola çıkarak değerlendiriyorum gezi olaylarını. Lideri tamamen halk olan bir hareketti. O yüzden de çok değerliydi ve sürdürülebilinir kılınmalıydı. Böyle düşünüyorum. Başka alanlara evirilerek, belki daha güçlü örgütlenmelere yol açabilseydi daha iyi olurdu. O yönüyle zayıf kalmıştır. Ancak zaman içinde olabilir, yenilenebilir diye düşünüyorum. BENİ SUSTURABİLECEK TEK ŞEY... Emine Ülker Tarhan Kakitap Yayınları, 180 s.

17 18 Yeni çıkanlar Silo Hugh Howey, Çev: Gökhan Sarı, Mehmet Rasim Emirosmanoğlu, Monokl, 520 s. Yakın bir gelecekte, yeryüzü zehirli gazlardan yaşanmaz hâldedir. İnsanlar dünyanın hayli sınırlı bir bölümünü, yaşadıkları çok katlı yeraltı silosunun en üst katındaki ekranlardan seyretmektedirler. Yasalar gereği bu tek görüntüyle yetinip yeryüzü hakkında hiçbir meraka kapılmaksızın yeraltına gömülü olarak, âdeta kapana kısılmış hâlde yaşamlarını sürdürürler. Şemsiye Will Self, Çev: Sıla Okur, Sel Yayıncılık, 370 s. Çocukluğu baskı altında geçen Audrey yetişkinliğinde de benzer sorunlarla mücadele etmektedir. Savaş sırasında silah fabrikasında çalışırken kendi benliği ile yaşadığı dünya arasındaki bağlar tamamen kopunca soluğu akıl hastanesinde alır. İdealist doktoru oynayan psikiyatr Zack Busner, artık kural haline gelmiş kimi uygulama ve ilaçları sorgulamaya ve farklı yöntemler bulmaya çalışır. Ancak Busner ın kendi ruh sağlığı ne kadar yerindedir? Zoraki Casus Thomas Caplan, Çev: Taner Yenidoğan, Altın Kitaplar, 464 s. Ty Hunter, Birleşik Devletler Başkanı tarafından gizli bir görev için seçilir. Nükleer bir tehlike ile karşı karşıya kalan dünyayı kurtarmak için tüm yeteneklerini sergilemek zorunda kalır. Karşısında iki tehlikeli düşman vardır ve Ty olabilecek en kötü ihtimalle yüzleşir. Düşmanın kızına âşık olmuştur. Zoraki Casus, sizi büyüleyecek ve dünyayı çocuklarımız için daha güvenli bir yer yapma konusundaki kararlılığınızı pekiştirecektir. Senaryolar Onat Kutlar, Yapı Kredi Yayınları, 280 s. Sinema bizden Onat Kutlar ı çaldı. İyi oldu diyemiyorum. Ama kötü oldu da diyemiyorum. Sinematek serüveniyle, genç sinemacılarla olan yakın ilişkileriyle, sinema yazılarıyla ve özellikle senaryo çalışmalarıyla, sanırım edebiyata yaptığı katkıların çok daha üzerinde ve çok daha yararlı katkılarda bulundu Türk sinemasına. Şunu da ekleyeyim ki Onat, sağlığında senaryolarını kitaplaştırmayı düşünmüş ama bu fırsatı bulamamıştı. (Ferit Edgü) O Anda Melike İnci, Yitik Ülke Yayınları, 256 s. Melike İnci den kadına ve hayata dair çarpıcı bir ilk roman. Bir süre konuşmadan kutuya baktılar. Yasemin aynı Murat gibiydi. Şimdi karşısında oturan Murat olsaydı, aynı şekilde, kutu açılsın mı açılmasın mı, diye saatlerce beklerdi. Selim Yasemin in onayını beklemekten sıkıldı. Kutunun içinde ne olduğunu çok uzun zaman merak etmişti. Pandora nın Kutusu değildi ki bu. Zübeyde Anneden bir kötülük gelmezdi ki Dilimize Düşenler Ayşe Akkaya, Gürer Yayınları, 192 s. Altı çocuk doğurana madalya takılan 1930 lar Türkiye sinin 1895 doğumlu kahraman kadındır Ayşe Akkaya... Ayşe Nine nin antropolog, felsefe-edebiyat hocası, radyo ve televizyon programcısı torunu Ayşe Akkaya, Masallar, Efsaneler, Anılar, Bilmeceler, Ninniler ve Tekerlemeler den dilimize düşen örnekleri, kaynak kişilerden dinledi, üslubuna dokunmadan, lehçesine uygun şekilde kaleme aldı. Tarih Nasıl Öğretilir? Mustafa Safran, Yeni İnsan Yayınevi, 448 s. İnsanın, geçmişle arasında kurduğu ilişkiye, biz tarih diyoruz. İlişkinin kah resmi, kah hayali oluşu, geçmişten değil, kendimize ve geleceğimize ilişkin karşılaştığımız problemlerden yahut yaptığımız tasarımlardan kaynaklanıyor. Ne de olsa bugün var olan ve yaşayanlar bizleriz. Bununla birlikte varlığımız ile geçmişimiz arasındaki bu ilişkinin etkiye çok da açık olduğunu söylemek kolay değildir. Koruma Sorunlarımız (Mimarlık ve Kentleşme), Mete Tapan, Cumhuriyet Kitapları, 200 s. Ülkemiz koruma politikasındaki önemli sorunları, çeşitli söyleşilerde ortaya koymaya çalıştım. Elinizdeki çalışmada, hem koruma hem de kentleşme konularındaki makale ve söyleşilerimin bir bölümünü topladım. Amacım, özellikle genç kuşakların, koruma konusunda daha duyarlı, daha evrensel ve ülke koşullarına daha uygun yaklaşımlar geliştirmelerine yardımcı olmaktır Mütevazi Bir İntikam Bahadır Cüneyt Yalçın, April Yayıncılık, 288 s. Yeni bir eve taşınıyorsunuz. Deli saçması, İspanyol paça mektuplar almaya başlıyorsunuz. Mektupları yazanın semtinizde bulunan hapishanedeki bir mahkûm olduğunu anlıyorsunuz. Bir akşam eve geliyorsunuz ve Deli mahkûm karşınızda Kuş kafesi kokan, duvarları kitap sayfalarıyla kaplı bir evde spor yazıları yazan inovatif anarşist Ali. Tren, katır, traktör ve kahkaha dolu bir yol hikâyesi Şu Çay Demleninceye Kadar Bahri Vardarlılar, Dedalus Kitap, 128 s. İlk kitabı İki Ciltlik Metro Bileti yle kendinden söz ettiren Bahri Vardarlılar, birbirinden farklı uzamlarda gerçekleşen öyküleriyle, yine okuruyla birlikte. Bu kitabın da, her öyküsüne, bambaşka dünyalardan çok farklı karakterle konuk. Her biri sanki bir öykü karakteri değilmiş gibi. Canlı. Herhangi birisiyle her an karşılaşabilirsiniz. Yüz Yıl Sonra Balkan Savaşları İzzeddin Çalışlar, Mesut Yaşar Tufan, İş Bankası Kültür Yayınları, 88 s. Osmanlı İmparatorluğu Balkan Savaşları yla Rumeli eyaletlerini kaybetti. Bu albüm, savaşları gözlemlemiş ya da bizzat savaşta çarpışmış kişilerin kaleminden, objektifinden ya da fırçasından tanıklıkları derleyerek, yüz yıl sonra bu yenilgiyi yeniden değerlendirme yolunda bir deneme... Farklı kesimlerden, farklı görüşlerden sekiz tanığın ve uzmanın yazısı, yüzü aşkın resimle... İzahlı Türk Halk Şiiri Antolojisi İlhan Başgöz, Pan Yayıncılık, 336 s. İlhan Başgöz, Türkçe, İngilizce, Fransızca onlarca kitap ve makale yayınlamıştır. Türkiye Bilimler Akademisi nin onur üyesidir. Türk folkloru alanında hem yurtiçinde, hem yurtdışında büyük bir otorite olarak kabul edilir. İlk baskısı 1956 yılında, ikinci baskısı 1966 yılında yapılan kitabın genişletilmiş son baskısında daha evvel yayınlanmamış şiirler ve doğaya dönüş gibi yeni bir temalar alıyor.

18 EMiNE SUPÇiN Harika yanılgı imdi bir söz söyleyeceğim ve siz Supçin kafayı bir yere çarpmış olmalı diye düşüneceksiniz. Yazarı kim olursa olsun ya da kitabın adı her ne ise, herhangi bir kitaba dokunduğunuz zaman, sizde de o kitapla ilgili bir sezgi oluşuyor mu? Bende oluşuyor işte. Belki de sırf bu yüzden kitapçıda oyalanmayı, almayı düşündüğüm kitabı evirip çevirmeyi, koklamayı filan seviyorumdur. Koklamak mı dedim ben? Eh biraz zağarlık da var sanırım. Fakat bu kez zağarımız yanıldı. Zira elime aldığım Sınıraşımı adlı kitabın bana verdiği hiçbir etki, enerji, sezgi; adı her ne ise ondan zerre yoktu. Sanki içinde tek bir sözcük bile barındırmayan ciltli 294 sayfalık sarı saman yığını gibi. Okumam ben bunu ya, neyse diyerek kütüphaneye attıklarımdan biriydi. İdi. Ta ki uzun bir otobüs yolculuğu söz konusu olup, kütüphanenin okunmamışlar rafından rastgele bir kitap olarak onu çantama atana kadar. Çocuğun adı Melodie diyerek başlıyor kitap. Bu mu yani başlangıç cümlesi diye geçiriyorum içimden. Çocuk Paris ten Fransa nın güneyinde küçük bir kasabaya yeni yerleşmiş bir ailenin kızı. Kızın gözünden ortamın genel tasviri ve Paris i özleyişi ile birlikte, okul öğretmenleri tarafından götürüldükleri ipekböceği müzesi gezileri ve doğa gezileri anlatılıyor. Şehirli küçük kız, ona göre yabanıl ve iğrenç olan bu ortamdan tiksiniyor. Bildik huzursuz çocuk iç sesini okuyorsunuz. Dokuzuncu sayfaya geldiğimde, Anlatım iyi, çeviri güzel yapılmış, okunur galiba diyorum kendime. Sanki o uzun yolculukta başka bir alternatifim varmış gibi. İşte o esnada, küçük kızın öğretmeni bir soru soruyor: Müzede gördüklerinden sonra söyle bakalım Melodie, sağlıklı bir ipek böceği mahsulü için yapacağın ilk şey ne olurdu? Melodie, kısık bir sesle Onları sıcak tutmak diyor. Ama o kısık sesi yazar öyle bir tasvirle veriyor ki gözlerimde kıvılcımlar uçuşmaya başlıyor: Fısıldayarak söylüyor bunu. Sesi iki sap mısırın arasından ya da bir ağaç kökünün altında yaşayan minicik bir yaratığın sesinden daha kısık. Dı nı nı nııııın! Gerilim bu! Boşuna kitabın ön kapağındaki üç cümlelik kısa tanıtımın ilk sözcüğü Gerilimli yazılmamış demek. Ş Gerilim Bu tarz sakin bir girişle, ilerleyen sayfalarda gerilimin dozunu artıran Dean R. Kontz tanırım ben. Bir şey yokmuş gibi başlar, ama satır aralarında korkuya ve gerilime dair ipuçla- SINIRAŞIMI Rose Tremain Çev: Merve Sevtap Ilgın Kırmızı Kedi Yayınevi 294 s. rı bırakır. Tüm ilgimle kitaba sarılıyorum. Melodie, o doğa gezisi sırasında bir ara sınıf arkadaşlarından ayrılıp, korunun iç kısımlarına doğru kendi başına yol almaya başlıyor. Küçük bir çocuğun elindeki çubukla etrafındaki otları, çalılıkları yara yara gidişini, çocuk ruhu ürpertisiyle okuyorum. Melodie nin karşısına küçük duru bir göl çıkıyor. Çocuk bu ya, birden serinlemek istiyor. Ve birinci bölüm, kızın göle dalıp yüzsem mi yüzmesem mi ikirciklemesi esnasında dikkatini çeken bir şeyle Hatta yazarın deyimiyle ilk bakışta ne olduğunu anlayamadığı için bir kez daha bakması gereken şeyi görüp, çığlığı basması ile bitiyor. Duvar halısı ( Fransız, XV. Louis pastoral döneminin sonları, Aubusson eseri ) geniş yapraklı birkaç ağacın gölgesindeki çimlerin şık giyimli aristokratlar meclisini tasvir ediyordu, cümlesi ile ikinci bölüm başlıyor. Zamanında, yeni yetme yenilik düşkünü zampara zenginlerin henüz türememiş olduğu, eski eşyalara değer vermesini bilenlerin çok olduğu yıllarda, tanınmış ve itibar görmüş orta yaşı geçkin bir antikacıyı anlatmaya başlıyor yazar. Bir yandan, 19. yüzyıl klasik stil antika eserlerine dair birikimini döktürüyor, bir yandan evet sahiden de öyledir dedirten anlatım zenginliği içeren cümleleri ardı ardına inciler gibi diziyor. Antikacı Antony Verey i anlatırken, onun antika dükkanındaki bakmalara kıyamadığı eski mobilyaları; duvar halıları, saatleri, tabloları, aynalarına karşı hissettiği duyguları ben de hissediyor; eşyanın kıymetini anlamayacak bir müşteri içeri girdiğinde, ben de onunla birlikte, Hayır, bu aptala hiçbir şey satmıyoruz diyorum. Satmıyoruz da. Yazar bu durumu, Uzmanlık bilgisinden ya da ona has bir bilgi birikimi olarak gördüğü şeyden doğan hor görme huyu, geçen kırk yılda mükemmelleşmiş ve artık kendisine kalan birkaç zevkten biri haline gelmişti diye açıklıyor. Kitap, Antony ve onun meczup yaşamına dair bölümün ardından, hiç alakasız başka birine, başka tuhaf bir kadın olan Audrun Lunel in yaşamına geçiyor. Sonra başka biri Ve onlar Tüm bu teker teker anlatılan kendi iç dünyalarında neredeyse yarı deli denebilecek bu tuhaf tiplemeler bir gün bir yerde karşılaşıyorlar. Gerisini anlatmayayım. Ama kitabın ön kapağında Observer ın Gerilimli, merakta bırakan, büyüleyici tanımlamasına aynen katıldığımı belirteyim. Sahi zağarı veterinere götürmeyi de ihmal etmemeliyim. Koku alma duyularına bir baktırmam gerek. Böylesi hatalar hiç hoş değil. Ya kaçırsaydım Sınıraşımı nı?

19 20 GÜNEŞ ÖZAYTEN GÖRSEL KiTAPLIK İki ulusun kaderini belirleyen savaş ve coğrafya: GELİBOLU Gelibolu, savaş algısını ve savaşın acımasızlığını özellikle son yirmi dakikasıyla oldukça sert biçimde yüzünüze çarpan bir film. Peter Weir, anlatılacak çok hikaye vardı, ancak biz hikayeyi bu şekilde anlatmayı tercih ettik diyor ve savaş gerçeğinin, cephe gerisinde onunla ilgili yaratılan aldatmaca algıdan çok farklı olduğunu vurguluyor GELİBOLU Yönetmen: Peter Weir Oyuncular: Mel Gibson, Mark Lee 107 dak Avustralya DVD: Tiglon Pazartesi, 18 Mart Çanakkale Savaşı, tarihimizin önemli dönüm noktalarından biri olmanın dışında, I. Dünya Savaşı nın en önemli muharebelerinden biri. O dönem, dünyada eşi benzeri görülmemiş donanmalarıyla hücum eden emperyalistlerin hesabını, vatanı için canını dişine takarak onu savunan Mehmetçik bozdu. Çanakkale Savaşı, emperyalistler için masada, kağıt üzerinde kazanılmış bir deniz zaferiydi. Winston Churchill, tombul parmağını Çanakkale Boğazı nın üzerinde dolaştırırken, Savunma Bakanı olduğu İngiliz hükümetini, bu harekat için ikna etmiş olmanın da hazzını yaşıyordu muhtemelen Ama evdeki hesap, çarşıya uymadı Ve 18 Mart ta yedi düvelin son teknoloji ve silahlarla donatılmış donanmalarına karşı bir zafer kazandık.. Üstelik, donanmamız son yıldır tersanelerde çürümeye bırakıldığı halde Donanmasız, eski teknoloji silahlar ve yetersiz malzeme ile Dünyanın neresinde ve tarihin hangi dönemi ya da hangi tarihi olay olursa olsun, dönem filmi yapmak zor iştir. Her şeyden önce, ele aldığınız dönemin yaşantısını, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel özelliklerini iyi bilmelisiniz. Bunun için daha senaryo yazımından itibaren çeşitli uzmanlar la çalışmaya başlarsınız. Ancak böyle, hikayenizi anlatacağınız dönemin, bir kurgusal iskeletini oluşturursunuz. Ardından yapım öncesi, yani prodüksiyon çalışmaları başlar. Filmi çekeceğiniz mekanları oluşturursunuz ya da bulursunuz, kostümler, çalışacağınız ekibi belirlemek v.b. En temelinde bilmeniz gereken, yapacağınız filmin ne kadar tarihi özellikleri olan bir kurmaca film olacağıdır. Keza bu işin iki tehlikesi var; 1) Tarihi olay, kişilik ve olgularla çelişmemeniz gerekir. 2) Ya da tam tersi, hikayenizin geçtiği dönemin özelliklerinin fazla ağır basması ve filmin dramatik yapısına zarar vermesi. Türklerle savaşa hazırlık Gelelim filme, Gelibolu, Ölü Ozanlar Derneği ve Truman Show gibi filmlerin yönetmeni olan ünlü Avustralyalı yönetmen Peter Weir ın önemli filmlerinden biri tarihli olan film, 18 Mart tan sonra Müttefiklerin karaya çıkartma yapmasıyla başlayan Çanakkale Kara Savaşına katılan iki Anzak askerinin Archie Johnson(Mark Lee) ve Frank Dulles un(mel Gibson) hikayelerini anlatıyor. Senaryo yapılarındaki anlatım tarzları itibariyle Lewis Milestone un Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok u, iki hafta önce ele aldığım Michael Cimino nun Avcı sı, Stanley Kubrick in Full Metal Jacket ı ve Peter Weir ın Gelibolu su birbirine çok benzer. Bu filmlerde, karakterlerin savaş öncesindeki, cephedeki ve savaş sonrasındaki psikolojik yapıları derinlemesine ele alınır. Archie, ülkesinde giderek ün kazanmaya başlamış usta bir atlettir. Önemli koşu yarışmalarında rekor dereceler elde etmektedir. Frank ise, onun kadar iyi olmasa da sıkı bir atlettir, kendi geçimini kazanmak için demiryolu işçiliği gibi başka işler de yapar. Bu ikilinin yolu, bir bahis yarışında kesişir. Kısa sürede arkadaş olurlar. Farklı nedenlerden Perth şehrine gitmeye karar verirler. Archie orada, askere katılacak ve Almanların müttefiki olan Türklerle savaşmaya gidecektir. Frank ise, savaşın, kendi savaşları olmadığına inanmasına rağmen, orduya katılmaya ikna olur. Hayatının henüz daha başlarında olan bu iki genç adam, yaratılan savaş algısının etkisinde vatanları, Avustralya yı savunmaya karar verirler. Çünkü büyük ağabeyleri İngiltere, öyle istemektedir. Gelgelelim savaşın gerçeği, çok farklıdır. Anzaklar çıkartma yapabilmiş, ancak sadece çıkartma yaptıkları kıyı şeridini ele geçirebilmişlerdir. Bunda savaş tecrübesi ve yeteneği çok fazla olan Türk komutanlarını dinlemeyen Almanların etkisindeki Enver Paşa ve Türk Genelkurmayının da etkisi vardır. Zira, Çanakkale ye en yetkili komutan olarak Liman Von Sanders atanır. Ülkesinde sadece bir süvari birliğini yönetmiş olan Liman Von Sanders, komutanlarımızın yaptığı, kıyıyı savunmaya yönelik tüm tahkimatları içerilere çektirir. Savunma planını ise beğenmez. Bu durum komutanlarımız arasında rahatsızlığa neden olur. Ayrıca düşmanların karaya asker çıkarmasıyla uzun sürecek savaş başlar. Çanakkale Savaşı, iki ulusun kaderini belirleyen bir savaştır. Son iki yüzyılını yenilgilerle, kayıplarla geçiren Anadolu, bu sefer boğazına dayanan bıçakla karşı karşıyadır. Önce Balkan, ardından Trablusgarp ve I.Dünya Savaşında yaşanan yenilgiler artık son noktasına gelmiştir. Bu nokta bizim için, Kurtuluş Savaşının ve ardından kuracağımız Cumhuriyetimizin müjdecisidir. Çanakkale Zaferi Avustralyalılar ise, Büyük Britanya Krallığına bağlı olmakla birlikte, kendileri açısından ilk büyük sınavı vermektedirler. ABD gibi çeşitli eyaletlerden oluşan Avustralya, 1901 de bir birlik, bir ülke olmuş. O yüzden, Çanakkale Savaşı onlar içinde önemli... Zira İngilizlerin, o meşhur parmak doğrultan (o aslında Churchill in harita üzerindeki kanlı, tombul parmağıdır) ve your country needs you (ülkenizin size ihtiyacı var) yazan afişe kanarak Çanakkale Savaşı na katılan Anzaklar, gerçek vatan savunmasını, ve ulus olmayı bizlerden öğrenirler.. Mel Gibson ı Mel Gibson yapan film Tüm savaş karşıtı filmler gibi Peter Weir ın Gelibolu su da, bir savaş filmidir. Önemli olan filme getirdiğiniz yorumdur. Yaptığınız filmi milliyetçi, hatta belki aşırı milliyetçi bir yorumla ele alarak, özellikle kapitalizme ve onun söylevlerine hizmet eden büyük sinema sanayilerinin çokça yaptığı gibi, şovenist filmlerde yapabilirsiniz. Savaş karşıtı filmler ise, savaşın tüm acımasızlığını yüzünüze çarparlar. Gelibolu, savaş algısını ve savaşın acımasızlığını özellikle son yirmi dakikasıyla oldukça sert biçimde yüzünüze çarpan bir film. Peter Weir, anlatılacak çok hikaye vardı, ancak biz hikayeyi bu şekilde anlatmayı tercih ettik diyor, filmin DVD sinde yer alan kamera arkası bölümünde Film, karakterlerin orduya katılmaya karar vermeleri, Mısır daki eğitim süreci ve tatbikatlar ile Çanakkale Savaşında geçen son yarım saatin olduğu üç bölümden oluşuyor. Weir filminde, savaş gerçeğinin, cephe gerisinde onunla ilgili yaratılan aldatmaca algıdan çok farklı olduğunu vurguluyor. Archie ve Frank, savaşla birlikte ölüme alışıyor, ölümle iç içe yaşamaya başlıyorlar. Filmin final sahnesi ise, Çanakkale Savaşı nın en kritik anlarından biri.. İngilizlerin Suvla Koyuna çıkartma yaptığı sırada, bizi oyalamak için başlatılan Anzak hücumu Avustralyalı komutanlar, bunun bir intihar saldırısı olduğunun bilincindedirler, fakat üstleri olan İngiliz komutanlar, ne olursa olsun saldırıyı başlatırlar. Gelibolu nun başrollerinde ünlü Avustralyalı aktör Mel Gibson ve Mark Lee var. Gibson ın bu filmde, kariyerinin en başarılı oyunculuklarından birini sergilediğini de belirtelim. Gelibolu sizi, sadece Çanakkale Savaşı üzerine değil, tüm savaşlar ve emperyalizmin kana doymak bilmezliği üzerine düşündürecek..

20 DAMLA BAYTEKiN 21 Bilimi sosyalizmin olanağı haline getirmek Marksizm ve bilim ilişkisini sorgulayan Marksizm Bilime Yabancı mı? kitabı, Yazılama Yayınevi nin Bilim Dünyası serisinin beşinci kitabı. Kitabın editörlüğünü İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Alper Dizdar üstlenmiş. Kitap, 2012 Eylül ünde İzmir Karaburun da yapılan Bilim Üzerine Marksist Tartışmalar sempozyumunda sunulan bildirilerden seçilerek oluşturulmuş bir derleme. Sempozyum katılımcılarının özelliğini Dizdar kitabın sunuş yazısında şöyle aktarıyor: doğa bilimleri ile arası bozuk olmayan toplum bilimciler ve toplum bilimlerini hakir görmeyen doğa bilimciler Dolayısıyla, kitapta Marksizm ile bilim ilişkisi sorgulanırken bilim kapsamında yalnızca doğa bilimleri değil, diğer disiplinlere de yöneliniyor; fizikten siyasal bilimlere, tarihten biyolojiye, müzikolojiden bilim tarihine farklı konularda makaleler yer alıyor. Bu farklılıkları bir araya getirme çabasının temelinde bilimlerin bütünsel olduğu görüşü var kuşkusuz. Editörün sunuş yazısı ve 2012 sempozyumunun çerçeve metniyle başlayan kitapta on farklı alanda makale yer alıyor. Metin Çulhaoğlu nun yazdığı Marksizm: Bilimse, nerede ve nasıl? başlıklı makale kitaptaki tüm makaleleri üzerine koyabileceğimiz bir eksen tarif etmeyi amaçlıyor. Makalenin başlığında sorulan soru: Sonuçta sosyalizm siyasal/toplumsal bir projedir, bu yanıyla bilim değildir. Ancak, bu projenin bilimsel bir temele oturtulmasında söz edilebilir. Marksizm, bu bilimsel temeldir şeklinde yanıt bulduğunda kitabın ana tartışma ekseninin marksizm ile bilimin ilişkisi olması daha anlamlı hale geliyor. Akla merak düşürmek Kitabın ikinci makalesi Alper Dizdar ın: Yeni yüzyıl ve marksist bir bilim tarihi arayışı nda kitapta yer alan diğer makaleleri kapsayacak şekilde bir bilim tarihi tartışması yapılıyor. Çeşitli gelişmeleri internetten ve gazetelerden takip etmek dışında bilimle pek ilgisi bulunmayan çok kişinin belki de şimdiye kadar hiç sorgulamadığı konuları dert edindiriyor okuyucuya Dizdar. Başlangıçta yer alan bu iki makale ile birlikte marksizmden anlamam benim işim bilimle ya da marksizmi biliyoruz da bilim bize göre değil diyebilecek okuyucular dahil, kitabı eline alan ilgili-ilgisiz herkesin içine bir merak, aklına da sorular düşüveriyor. Can Soyer in Marksizmin bilimselliğinin kaynağını tartışmaya açtığı Marksizm in bilimselliği nereden geliyor: Doğa mı, tarih mi? makalesi ve Erman Çete nin ideoloji ve bilim arasındaki gerilim üzerine tartıştığı İdeoloji ve bilim arasındaki gergin ipte yürünebilir mi? makalesi ile ikinci aşamaya geçiyorsunuz ve ilk makalelerle oluşan çerçevenin üzerine yeni çıkarımlar ekliyorsunuz ve tabii sorular da... Gökhan Akbay Jacques Monod: Lisenko vakası, diyalektik materyalizm ve siyaset bilim ilişkisi makalesinde Lisenkocular ve genetikçiler gerilimiyle birlikte Lisenko olayı çerçevesinde siyaset-bilim ilişkisini ele alırken, aynı zamanda Monod un marksizme dair tezlerine cevap Vostok 1 (Rusça: BOCTOK-1, Doğu-1) ilk insanlı uzay uçuşu. Tanıdığım ve tanımadığım dostlar, yurttaşlarım, tüm dünyanın insanları! Az sonra güçlü bir Sovyet füzesi beni uzayın derinliklerine taşıyacak. Size söylemek isterim ki, şu anda tüm hayatım tek bir an gibi gözlerimin önünde. Yuri Gagarin, 12 Nisan 1961 üretilmeye çalışılıyor. Mehmet Ali Olpak Bilimsel araştırma programları metodolojisi üzerine: Özet ve düşünceler makalesinde Imre Lakatos un bilimsel olanı hurafeden ayırma tartışmalarını eleştirel katkılarıyla farklı bir noktaya taşıdığını düşünüyor ve Lakatos un geliştirdiği bilimsel araştırma programlarının metodolojisi ni inceliyor. Marksizm in doğa bilimlerinden kopuşunu müzik bilimleri tarihi üzerinden düşünmek makalesinde Ali Cenk Gedik, marksizmin sadece doğa bilimleri alanından çekilmesini değil felsefe, siyaset, iktisat, tarih ve sosyoloji gibi alanlardaki disiplinlerarasılığını kaybetmiş olmasını temel sorun olarak alıyor ve bu bakışla müzik bilimlerini tartışıyor. Pınar Erkem Gülboy ve Gizem Bilgin Aytaç ın birlikte hazırladıkları Marksizm ve uluslararası politik teoride dönüşümler makalesinde uluslararası ilişkiler olarak adlandırılan disiplinin bilimsellik iddiasını tartışmak ve marksist yaklaşımların bu disipline etkisini incelemek amaçlanıyor. Marx, Weber ve Türkiye de sosyal bilimler makalesini Fatih Yaşlı ve Çağdaş Sümer birlikte kaleme almış. Batı sosyal bilimlerine yirminci yüzyılda damgasını vuran ana tartışmanın Marx ve Weber üzerinden gerçekleştiği tespitiyle başlayan makalede, Türkiye de sosyal bilimlerin gelişimi dönem dönem baskın hale gelmiş çeşitli fikir ve iddiaları da tartışarak ele alınıyor. Derlemenin son yazısı olan Alp Öztarhan ın Zihin-beden sorunu makalesiyse zihnin mekanla ilişkisini tartışırken Akıl nedir? İnsan aklı nasıldır? Akıl nerede başlar? sorularını birey-toplum ilişkileri çerçevesinde sorguluyor. Bir başlangıç kitabı Kitap ilk bakışta, dağınık ve her şeye biraz değinmeye çalışan bir derleme olduğu algısını yaratabilir. Aynı kitabın içinde nükleotid ile proletarya, müziksel form ve pozitivizm, sinir sistemi ve diyalektik kavramlarını bir arada bulmak başta karmaşa gibi görünebilir, ancak kitabı bütünlüklü olarak incelendiğinde durum değişiyor. Kitapta tanımlanan kaygıyı ve insanları bir araya gelmeye iten amacı görüyoruz. Okuma bittiğinde, hiç de fena olmamış düşüncesi hakim oluyor, elbette yanında pek çok soru, kimi yerlerde bu kadar ilgisiz olduğumuz için kendimize kızgınlık, kimi yerde vay be, ben bunu bilmiyordum coşkusuyla birlikte. Bitirirken tekrar bilim ve sosyalizm arasındaki ayrışmaya vurgu yapılarak bilimi yeniden sosyalizmin bir olanağı haline getirmek için okumaya, anlamaya, tartışmaya devam etme çağrısının yapıldığı sunuş yazısına dönelim. Yazı, Son olarak bunun bir başlangıç kitabı olduğunu unutmadan ele almanızı öneriyorum... Tekrarla, önemli olan başlamaktı denilerek bitirilmiş. Bu öneriyle birlikte kitabı değerlendirdiğimizde elimizde önemli bir boşluğu doldurmak için atılmış güçlü bir başlangıç adımı olmasının yarattığı heyecana, bu adımın devamının geleceği bilgisinin yarattığı mutluluğu ekliyoruz. Bu ilk adımın yapılacak her sempozyumda ve her kitapta daha da gelişeceği ve ilerleyeceği umuduyla. MARKSİZM BİLİME YABANCI MI? Editör: Alper Dizdar Yazılama Yayınları 229 s. Marksizm Bilime Yabancı mı? kitabı önemli bir boşluğu doldurmak için atılmış cüretli bir ilk adım. Bu çerçeveden bakıldığında oldukça zihin açıcı ve merak uyandırıcı bir derleme

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM GELECEĞİM OLDU. Sayın Yurduseven öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM GELECEĞİM OLDU. Sayın Yurduseven öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Çankaya Üniversitesi Bilgi İşlem Departmanı nda çalışan ve 2007 Bilgisayar Mühendisliği Bölümümüzden mezun olan Hakan Yurduseven ile bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdik. ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ BENİM

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

CMC, EKIBINI HAKAN SARAN ILE GÜÇLENDIRDI

CMC, EKIBINI HAKAN SARAN ILE GÜÇLENDIRDI Portal Adres CMC, EKIBINI HAKAN SARAN ILE GÜÇLENDIRDI : www.maxihaber.net İçeriği : Bilişim/Teknoloji Tarih : 03.08.2014 : http://www.maxihaber.net/fotolar/2014_foto/agustos_2014/mh_cmc_atama_03082014.htm

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim İŞİTME ENGELLİ GÜL USTABAŞ GENÇ İŞİTME ENGELLİLER NORMAL OKULLARDA KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNE TABİ OLMALI. İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE NORMAL İNSANLAR GİBİ HATTA ONLARDAN DAHA AZ SORUN YAŞIYOR SORU-- Kısaca

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

NECİP FAZIL KISAKÜREK

NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK kimdir? Necip fazıl kısakürekin ailesi ve çocukluk yılları. 1934e kadar yaşamı 1934-1943 yılları hayatı Büyük doğu cemiyeti 1960tan sonra yaşamı Siyasi fikirleri

Detaylı

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda!

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! SUNUMUMUZA HOŞGELDİNİZ Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! Haber ve bilgi verme amacı başta olmak

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı 30 Kasım 2008 Pazar günü, Ahmet Bozkurt un öncülüğünde Fotoğraf Sanatı Kurumu nun organize ettiği Beypazarı Köyleri fotoğraf

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

Yüz Nakli Doktorları Birbirine Düşürdü

Yüz Nakli Doktorları Birbirine Düşürdü On5yirmi5.com Yüz Nakli Doktorları Birbirine Düşürdü İki kol ve iki bacak nakli yaptığı Sevket Çavdır hayatını kaybedince suçlanan Doç. Dr. Nasır, o günü anlattı. Yayın Tarihi : 29 Mart 2012 Perşembe (oluşturma

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

...Bir kitap,bir mesaj!

...Bir kitap,bir mesaj! ...Bir kitap,bir mesaj! Bu dünyada ne yapıyorum sorusuna yanıt veren bir kitap Tüm soru ve şüphelerınize yanıt verebilecek bir kitap. Bu kitap sizin doğal olarak Tanrı dan ayrı olduğunuzu anlatacak, ancak

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ

PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ Adı ve Soyadı : Cengiz ALYILMAZ : Prof. Dr. Bölüm/ Anabilim Dalı : Türkçe Eğitimi Bölümü Doğum Tarihi : 11.4.1966 Doğum Yeri : Kars Çalışma Konusu : Eski Türk Dili, Türkçe Eğitimi,

Detaylı

Öğretenden Öğrenene Tavsiyeler

Öğretenden Öğrenene Tavsiyeler Öğretenden Öğrenene Tavsiyeler İNGİLİZCE -İngilizce telaffuzun düzeltilmesi adına film ve dizilerin İngilizce alt yazılı olanları izlenilebilir -İngilizce sesli hikâyeler, dinlenerek takip edilebilir.

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 Hayatı ve Edebi Kişiliği İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826 da İstanbulda doğdu. 13 Eylül 1871 de aynı kentte öldü. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829 da Osmanlı Rus savaşı

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz.

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz. Hitit Üniversitesi Aktif Yaşam Kulübü olarak,engelli kardeşlerimize farklı eğlenceler düzenledik. Farkındalık programları yaptık, 2 yılda 5 okula kitap yardımında bulunduk. Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize

Detaylı

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni Sayı:1 Nisan 2015 1 KİTAP VE KÜTÜPHANENİN ÖNEMİ 3 2014-2015 KÜTÜPHANE ORYANTASYONUMUZ 5 KÜTÜPHANEMİZ 8 OKUMA ŞENLİĞİMİZ 10 BRITANNICA ONLINE 12 SEVİM AK

Detaylı

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz?

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? On5yirmi5.com İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? İmam Hatip Liseleri Son günlerin en gözde hedefi Katsayı, Danıştay, ÖSS ve başörtüsüyle oluşan okun saplandığı tam 12 noktası. Kimilerinin ötekileri Yayın Tarihi

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Kartal turu geçti (1-2)

Kartal turu geçti (1-2) Beşiktaş Gazetesi Günlük web Gazetesi 25.09.2012 Kartal turu geçti (1-2) Türkiye Kupası 2. Turu nda Niğde Belediyespor un rakibi olan Beşiktaş, ilk yarıyı 1-0 galip bitirdi. Niğde 5 Şubat Stadı nda oynanan

Detaylı

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI Şubat Ayı E-Bülteni 1 İÇİNDEKİLER 1. Doğum günü Olan Yıldızlarımız 2. Mihver Dersler 3. Branş Dersler 4. Kulüpler 2 DOĞUM GÜNÜ OLAN YILDIZLARIMIZ

Detaylı

Günlük Spor Gazetesi. Holebas rotası tutmadı

Günlük Spor Gazetesi. Holebas rotası tutmadı 4 EYLÜL 2013 Holebas rotası tutmadı Büttner transferi yılan hikayesine döndü. Bunun üzerine Beşiktaş kısa süre içinde Yunanistan'a gözlerini çevirdi. Manchester United'ın Fabio Coentrao transferini gerçekleştiremeyince

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

Sayın Okul Müdürüm, Saygıdeğer Basın Mensupları, Değerli Misafirler, Sevgili Öğrenciler,

Sayın Okul Müdürüm, Saygıdeğer Basın Mensupları, Değerli Misafirler, Sevgili Öğrenciler, Sayın Okul Müdürüm, Saygıdeğer Basın Mensupları, Değerli Misafirler, Sevgili Öğrenciler, Azıcık duyarlılık, birazcık özveri! düşüncesiyle 10-16 Mayıs Engelliler Haftasında; farklılıklarımızı değil bizi

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi 22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi GÜNAH KEÇİSİ BULUNDU! Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tancan Uysal, Soma daki kömür faciası hakkında çok tartışılacak bir yazı kaleme aldı.

Detaylı

İmparatorluk Döneminde: Okul öncesi eğitimi üstlenen bazı kurumlar vardı. Bunlar sıbyan okulları, ıslahhaneler, darüleytamlar.

İmparatorluk Döneminde: Okul öncesi eğitimi üstlenen bazı kurumlar vardı. Bunlar sıbyan okulları, ıslahhaneler, darüleytamlar. TÜRKİYE DE OKUL ÖNCESİ EĞİTİM Türkiye de ki okul öncesi eğitimin gelişmesini imparatorluk dönemindeki okul öncesi eğitim ve Cumhuriyet ten günümüze kadar olan okul öncesi eğitimi diye adlandırabilir. İmparatorluk

Detaylı

Fall 2010. SAYFA 1 S1: Gittiğiniz üniversite: Katholieke Universiteit Leuven. S2: Gittiğim üniversite beklentilerimi karşıladı.

Fall 2010. SAYFA 1 S1: Gittiğiniz üniversite: Katholieke Universiteit Leuven. S2: Gittiğim üniversite beklentilerimi karşıladı. Fall 2010 Toplayıcı: New Link (Web Bağlantısı) Başlangıç: 23 Mart 2011 Çarşamba 16:12:18 Son Değiştirme: 23 Mart 2011 Çarşamba 16:13:29 Geçen Süre: 00:01:10 Katholieke Universiteit Leuven S3: Gittiğim

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Türk filmleri günü!..

Türk filmleri günü!.. Neşeyle kutladılar Beşiktaş Belediyesi ve Halk Eğitim Merkezi ile birlikte ortaklaşa düzenlenen Meslek Edindirme Kursları'ndan Bilgisayar Kursu öğrencileri 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü neşeyle kutladı,

Detaylı

MATEMATİK DERSİ GENEL DEĞERLENDİRME

MATEMATİK DERSİ GENEL DEĞERLENDİRME MATEMATİK DERSİ GENEL DEĞERLENDİRME Adı Soyadı :.. 1. Aşağıdaki sayıları sembol kullanarak küçükten büyüğe sıralayınız. 456, 56, 71,877,950,95,2,857 7) 75 misket beş kardeş arasında paylaştırılıyor. Küçük

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

Standart Eurobarometer 76. AVRUPA BİRLİĞİ NDE KAMUOYU Sonbahar 2011 ULUSAL RAPOR TÜRKİYE

Standart Eurobarometer 76. AVRUPA BİRLİĞİ NDE KAMUOYU Sonbahar 2011 ULUSAL RAPOR TÜRKİYE Standart Eurobarometer 76 AVRUPA BİRLİĞİ NDE KAMUOYU Sonbahar 2011 ULUSAL RAPOR TÜRKİYE Bu araştırma Avrupa Komisyonu Basın ve İletişim Genel Müdürlüğü tarafından talep ve koordine edilmiştir. Bu rapor

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ

MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ Onur BİÇER Yüksekokulumuza 2006 yılında görevime başlamış olup 2008 yılında kazanmış olduğum muhasebe ve vergi uygulamaları (İÖ) Programını okuyup 2010 yılında

Detaylı

Yaz l Bas n n Gelece i

Yaz l Bas n n Gelece i Emre Aköz Yeni Okur-Yazarlar ve Gazetelerin Geleceği ABD li serbest gazeteci Christopher Allbritton õn yaşadõklarõ bize yazõlõ medyanõn (ki bu tabirle esas olarak gazeteleri kastediyorum) geleceği hakkõnda

Detaylı

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Detaylı

KİŞİSEL BİLGİLER EĞİTİM

KİŞİSEL BİLGİLER EĞİTİM KİŞİSEL BİLGİLER Adı Soyadı : Ahmet Yağlı Doğum Tarihi : 16.09.1977 Doğum Yeri : İzmir E-posta : ahmetyagli@maltepe.edu.tr EĞİTİM 2009 Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku anabilim

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı Resimleyen: Ferit Avcı Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Bilmece DEYİM VE ATASÖZLERİ 2. basım Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 DEYİM VE ATASÖZLERİ Resimleyen: Ferit Avcı www.cancocuk.com

Detaylı

O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR!

O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR! 11.11.2014 Salı İzmir Basın Gündemi O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR! Kazım Erkmen Daha dün gibi hatırlıyorum, İzmirlilerin Yeşilyurt Devlet Hastanesi diye bildikleri o Hatay daki hastanenin Başhekimliği ne

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

(5) Meslek Lisesi (6) İmam Hatip Lisesi (7) Ön lisans (8) Lisans

(5) Meslek Lisesi (6) İmam Hatip Lisesi (7) Ön lisans (8) Lisans Değerli Katılımcı; Bu anket çalışması Türkiye de çalışmakta olan ya da çalışmak isteyip iş bulamayan gençliğinin eğitim olanakları, çalışma şartları ve sosyal durumları üzerine bilimsel araştırma yapma

Detaylı

HUKUKSAL ETİK (LEGAL ETHICS) DERS NOTLARI

HUKUKSAL ETİK (LEGAL ETHICS) DERS NOTLARI Prof. Dr. A. Can TUNCAY Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi HUKUKSAL ETİK (LEGAL ETHICS) DERS NOTLARI İstanbul 2013 Yay n No : 2902 Hukuk Dizisi : 1427 1. Baskı - Nisan 2013 İSTANBUL ISBN 978-605 -

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Türkiye de azınlık olmak Anket Çalışması

Türkiye de azınlık olmak Anket Çalışması Türkiye de azınlık olmak Anket Çalışması Kişilik Bilgileri: D.1 Hangi yaş aralığında bulunduğunuzu işaretleyiniz. K.1 20 nin altında 1 20-29 2 30-39 3 40-49 4 50-59 5 59 un üstü 6 D.2 Cinsiyetiniz? K.2

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı

Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı Russell ın dil felsefesi Frege nin anlam kuramına eleştirileri ile başlamaktadır. Frege nin kuramında bilindiği üzere adların hem göndergelerinden hem de duyumlarından

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu - Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

Sayın Bülent SOYLAN Yeminli Mali Müşavir (E. Hesap Uzmanı)

Sayın Bülent SOYLAN Yeminli Mali Müşavir (E. Hesap Uzmanı) Yeminli Mali Müşavir (E. Hesap Uzmanı) 12.11.2011, Şişli-İstanbul 108 Dursun Ali Yaz Özgeçmiş PTT çalışanı olan babasının memuriyeti dolayısıyla bulunduğu Adapazarı nda 1949 yılında doğdu.baba tarafından

Detaylı

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve 04.10.2010 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sayın Cumhurbaşkanı, Muhterem Konuklar, 40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve yönetici olarak içinde yer aldığım Ankara

Detaylı

EĞİTİM İŞ ANNE BABALARIN ÖSS SINAVI SONRASI BEKLENTİ VE KAYGILARININ TESPİT EDİLMESİ ARAŞTIRMA NO:2 GENEL EĞİTİM SEKRETERLİĞİ 14.06.

EĞİTİM İŞ ANNE BABALARIN ÖSS SINAVI SONRASI BEKLENTİ VE KAYGILARININ TESPİT EDİLMESİ ARAŞTIRMA NO:2 GENEL EĞİTİM SEKRETERLİĞİ 14.06. 2009 EĞİTİM İŞ EĞİTİM VE BİLİM İŞGÖRENLERİ SENDİKASI ANNE BABALARIN ÖSS SINAVI SONRASI BEKLENTİ VE KAYGILARININ TESPİT EDİLMESİ ARAŞTIRMA NO:2 GENEL EĞİTİM SEKRETERLİĞİ 14.06.2009 ARAŞTIRMANIN AMACI Araştırmanın

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 20 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Federasyona katıldılar TÜRKİYE Spor Yazarları Derneği nde İstanbul Muhtarlar Federasyonu Yönetim Kurulu ve Beşiktaş Muhtarlar Derneği

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı