Toplantı Yeri Toplantı Tarihi Toplantı No

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Toplantı Yeri Toplantı Tarihi Toplantı No"

Transkript

1 Kuruluş Charter / DISTRICT BÖLGE Tel: (0216) Faks: (0216) Kalyan BANERJEE Uluslararası Rotary Başkanı Fatih Recep SARAÇOĞLU U.R Bölge Guvernörü Kemal ÖKÇÜN 1.Grup Guvernör Yardımcısı Toplantı Yeri Toplantı Tarihi Toplantı No Bülten No İstanbul Topkapı Rotary Kulübü'nün üyelerine duyurusudur. Editörün yazılı izni olmadan kısmen dahi olsa hiçbir alıntı yapılamaz. Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Tesisleri - Hisarüstü Saat 12:30 14:00 EDİTÖR: Rtn. Mehmet HACIHANEFİOĞLU (e-posta: 23 ŞUBAT BİZ BİZE tarihli toplantımızda aramızda göremediklerimiz Katılım Adedi: 12 Oranı: % Rtn. Ahmet ALPAY Rtn. Bülent DEMİRCİOĞLU Rtn. Hasan Cihat ERBAŞOL Rtn. Hüsamettin ÜNSAL Rtn. Necmettin ERDEM Rtn. Sevinç KUYAŞ. DUYURU İstanbul-Topkapı Rotary Kulübü, Dönemi 4.Asamblesi 1 Mart 2012 Perşembe günü yapılacaktır.. KUR'AN-I KERİM DİYOR Kİ Muhakkak ki ALLAH, adaleti, iyiliği, akrabalara yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. Nahl Suresi (16/90). Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir. Mustafa Kemal ATATÜRK MUTLU GÜNLERİMİZ: Doğum Günleri: Rtn. Ahmet ALPAY ın oğlu Ali ALPAY Başkan Sekreter Sayman Mahmut KAPLAN Mehmet HACIHANEFİOĞLU Rtn. Memduh GENİŞOL un oğlu Babür GENİŞOL Evlilik Günleri: Rtn. Hüsamettin Ayla ÜNSAL 26 ŞUBAT 27 ŞUBAT 23 ŞUBAT Dostlarımızı kutlar, mutluluklarının sonsuz olmasını dileriz.. ÖZLÜ SÖZLER 1.İki şey aklın hafifliğini gösterir. Söyleyecek yerde susmak, susacak yerde söylemek. Şeyh Sâdi Şirâzî 2.Dostlarınızı ara sıra ziyaret edin. Çünkü yürünmeyen yolu çalılar kaplar. R.Waldo Emerson 3.Size kötülük eden bir düşmanı affediniz. Ancak vatanınıza ve milletinize kötülük eden bir kimseyi asla affetmeyiniz. 4.Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. Hz. Ali Geçmiş Dönem Başkanı Gelecek Dönem Başkanı Mehmet TUNBİŞ Ümit GÜNEYSU Ersin ŞEN

2 NİÇİN ROTARY YE KATILALIM? SORUSUNA 20 CEVAP Yazan Dr. Richard D. King, Başkan, Uluslararası Rotary, Arkadaşlık: Gittikçe karmaşıklaşan bir dünyada, Rotary insanın en temel ihtiyaçlarından birini sunuyor: Arkadaşlık ve dostluk ihtiyacı. Bu, 1905 yılında Rotary nin kurulmasının iki nedeninden biridir. 2.İş Gelişimi: Rotary nin temel kuruluş nedenlerinden ikincisi, iş gelişimidir. Herkesin dayanışmaya ihtiyacı vardır. Rotary, her iş grubundan kesitleri buluşturur. Üyeleri, yaşamın farklı yollarından gelmektedir. Rotaryenler birbirlerine ve birlikte başkalarına yardım ederler. 3.Kişisel İlerleme ve Gelişim: Rotary üyeliği, kişinin insan ilişkileri ve kişisel gelişim konularında ilerlemesini ve eğitiminin devam etmesini sağlar. 4.Liderlik Gelişimi: Rotary, liderler ve başarılı kişilerden oluşan bir organizasyondur. Rotary kademelerinde görev almak üniversite eğitimine benzer. Liderlik, liderleri motive etmeyi, etkilemeyi ve yönlendirmeyi öğrenmektir. 5.Toplum için Vatandaşlık: Rotary kulübüne üye olmak, kişiyi daha iyi bir vatandaş yapar. Ortalama bir Rotary kulübü, her toplumun en aktif vatandaşlarından oluşmaktadır. 6.Sürekli Eğitim: Rotary de, üyeleri toplumda, ülkede ve dünyada neler olup bittiğine ilişkin bilgilendirmeye yönelik haftalık bir program olur. Her toplantı, farklı konuşmacıları ve çok çeşitli güncel konulara dinlenmek için bir fırsattır. 7.Eğlence: Rotary eğlencelidir, hem de çok. Her toplantı eğlencelidir. Sosyal faaliyetler eğlencelidir. Hizmet etmek eğlencelidir. 8.Topluluk Önünde Konuşma Becerisi: Rotary ye katılanların çoğu, topluluk önünde konuşmaktan korkuyordu. Rotary toplulukla iletişim konusunda güven ve beceri kazandırıyor, bu becerileri uygulama ve geliştirme olanağını sunuyor. 9.Dünya Vatandaşlığı: Her Rotaryen, yakasında Uluslararası Rotary yazılı bir rozet taşır. Dünya üzerinde Rotary kulübü bulunmayan sayılı yer vardır. Her Rotaryen 199 ülke ve coğrafi bölgede bulunan kulüpten istediğine girebilir, hatta buna teşvik edilir. Bu, kişinin hem kendi toplumunda, hem dünya toplumunda hazır arkadaşlara sahip olduğunun anlamına gelir. 10.Seyahat Esnasında Yardım: Her yerde Rotary kulübü bulunduğu için, seyahat esnasında doktor, avukat, otel, dişçi, tavsiye vb. ye ihtiyaç duyan birçok Rotaryen, Rotary aracılığıyla aradığı desteği bulmuştur.

3 11.Davetler: Her Rotary kulübü ve bölgesinde, kişinin iş yaşamına renk katan parti ve aktiviteler düzenlenir. Rotary, Rotary bilgileri, eğitimi ve hizmetine ek olarak eğlenceyi de sunan konferanslar, asambleler ve enstitüler düzenlemektedir. 12.Sosyal Becerilerin Geliştirilmesi: Rotary, her hafta, ayrıca çeşitli olaylar ve görevlerde, üyenin kişiliğini, sosyal becerilerini ve insanlarla iletişim becerilerini geliştirir. Rotary, insanları seven insanlar içindir. 13.Aile Programları: Rotary, aile üyelerinin aile değerlerini geliştirmesine destek olmaya yönelik olarak, dünyanın en büyük gençlik mübadele programlarından birini; gelecekteki Rotaryenlere yönelik lise ve üniversite kulüpleri; eşlerin de katılımı için çeşitli olanaklar ve geniş bir faaliyet yelpazesi sunmaktadır. 14.Mesleki Beceriler: Her Rotaryenin kendi mesleği veya iş dalının geliştirilmesine katılması, komitelerde görev alması ve gençlere kendi işi hakkında eğitim vermesi beklenir. Rotary, kişinin daha iyi bir doktor, avukat, öğretmen vb. olmasına yardımcı olur. 15.Ahlakın Geliştirilmesi: Rotaryenler, kişinin ahlaki standartlarını yönlendiren Dörtlü Deney i benimsemiştir. Rotaryenlerin, mesleki ve kişisel ilişkilerinde ahlaklı davranmaları beklenir. 16.Kültürel Bilinç: Dünya üzerindeki hemen hemen her din, ülke, kültür, ırk, felsefe, politik inanç, dil, renk ve etnik kimlik Rotary de bulunmaktadır. Rotary, her türlü çevreden gelen dünyanın en önemli kişilerinin bir kesitidir. Rotaryenler kültürlerinin bilincine varırlar ve her yerdeki insanları sevmeyi ve onlarla çalışmayı öğrenirler. 17.Prestij: Rotary üyeleri önemli kişilerdir: İş hayatı, çeşitli işkolları, sanat, yönetim, spor, askerlik, din ve tüm bilim dallarındaki liderlerden oluşur. 18.Güzel İnsanlar: Rotaryenler, her şeyin ötesinde güzel insanlardır, bu dünya üzerindeki güzel insanlardır. Onlar, önemli olmak güzeldir ama güzel olmak da önemlidir görüşünün takipçisi olan önemli kişilerdir. 19.Resmi Bir Felsefenin Bulunmaması: Rotary de gizli tokalaşmalar, gizli politikalar, remi felsefe, gizli toplantı veya törenler yoktur. Sadece başkalarına yardım etmeye inanmış erkek ve kadınların oluşturduğu açık bir topluluktur. 20.Hizmet Etme Fırsatı: Rotary bir hizmet kulübüdür. İşi, insanlıktır. Ürünü, hizmettir. Rotaryenler hem yerel hem yurtdışındaki toplumlara hizmet sunarlar. Muhtemelen bu, Rotaryen olmak için en iyi nedendir: başka biri için bir şey yapma fırsatı ve bu süreçte gelen öztatmin duygusu ve bu tatmin duygusunun kişinin kendi hayatına yansıması. Bu, çok kazanım sağlayan bir şey. En iyi hizmet eden en çok yararlanır.

4 TEOLOJİ KÖŞESİ: VEDA HUTBESİ Hz. Peygamber'in, Veda Haccı esnasında Arafat ta irâdettiği meşhur hutbe (9 Zilhicce 10 / 23 Şubat 632) Hz. Peygamber Veda Haccı nda arefe günü Müzdelife yi geçerek Arafat'a gitti. Arafat ta kendisi için hazırlanan Nemire deki çadırına indi. Güneş, zeval noktasından batıya meyletmeye başladığı sırada çadırından çıkarak Kasva adlı devesine bindi. Arafat vadisinin ortasına geldi. Burada bütün insanlığa hitabeden ünlü hutbesini irâd buyurdu. Hutbeye başlamadan önce halkın sukûneti sağlandı. Konuşmanın herkes tarafından anlaşılabilmesi için uygun mesafelere cümleleri tekrarlamak üzere gür sesli kimseler yerleştirilerek bir ses düzeni kuruldu. Rasûl-i Ekrem in 9 Zilhicce 10 (8 Mart 632) günü sayıları yüz bini aşan müslümana tebliğ edip, sonraki nesillere aktarılması için emanet ettiği bu özlü ve etkili konuşmanın metni şöyledir: Allah'a hamd-ü sena ederiz. O na döneriz, nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O na sığınırız. Allah ın hidayet ettiğini kimse yoldan çıkaramaz, Allah ın şaşırttığını kimse yola koyamaz. Şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. Birdir, eşi ve ortağı yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür. Ey Allah ın kulları! Allah'tan korkup, korunmasını ve O'na itaat üzere olmanızı vasiyet erdim. Ey İnsanlar! Sözlerimi dikkatle dinleyiniz! Çünkü bu seneden sonra bir daha sizinle burada tekrar buluşup buluşmayacağımı bilmiyorum. Ey İnsanlar! Bu günün, ne günü olduğunu biliyor musunuz? Bugün kurban bayramıdır. Bu ayın, hangi ay olduğunu biliyor musunuz? Bu ay, mukaddes Zilhicce ayıdır. Bu memleketin, hangi yer olduğunu biliyor musunuz? Burası, Belde-i Haram dır. Biliniz ki, bu ayda, bugünde ve bu yerde fenalık yapmak, kan dökmek haramdır. Öyle ise iyi biliniz ki, siz Allah ın huzuruna çıkıncaya kadar canlarınız, mallarınız, ırzlarınız, bu mukaddes gün, bu mukaddes ay ve bu mukaddes memleket gibi aranızda mukaddes ve bunlara tecavüz haramdır. Sakın benden sonra sapıtarak birbirinizin boynunu vurmayınız. Biliniz ki, birgün Allah ın huzuruna çıkacaksınız. O da sizi bütün işlediklerinizden sorguya çekecektir Bunu hatırınızdan çıkarmayınız. Hiçbir vebali, başka bir kimse yüklenmez. Her câni, kendi suçundan sorumludur. Hiçbir suçlunun işlediği suç, evladına şâmil olamaz. Ey İnsanlar! Cahiİiyeye ait olan her şeyi, bugün çiğniyorum, onların hepsi mülgâdır. Kendisinde, başkasına ait bir emanet olanlar, o emaneti yerine versinler, iyi biliniz ki, faiz haram kılınmıştır. Cahiliye devrinin faizleri mülgâdır.

5 Borçlular, alacaklılarına, ancak aldıkları parayı vereceklerdir. İlk ortadan kaldırdığım (ilga eylediğim) faiz, amcam Abbas'ın faizidir, Bu işlem, önce onun verdiği paralar için uygulanacaktır. Cahiliye günlerinde dökülen kan davaları, tamamıyla yasak edilmiştir. İlk ortadan kaldırılan kan davası, Hâris oğlu Rebîa'nın kan davasıdır. Ey İnsanlar! Bugün şeytan sizin memleketinizde yeniden nüfuzunu kurabilmek ümidini kaybetmiştir. Lâkin siz, önemsiz sandığınız bir şeyde şeytana uyarsanız, onu sevindirmiş olursunuz. Öyle ise din işlerinde böyle bir şeyden sakınınız. Ey İnsanlar! Sizin, kadınlarınız üzerinde haklarınız, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır, Kadınlar, size, Allah ın bir emanetidir. Onlara nezaketle davranınız, Ne siz, ne de onlar, başkalarını yataklarınıza almayacaksınız. İzniniz olmadıkça, istemediğiniz bir kimseyi evinize sokamazlar. Bir kadının, kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi caiz değildir- Hizmetçilere de iyi davranınız. Onlara kendi yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe çalışınız. Ey İnsanlar! Muhakkak ki, Rabbınız birdir, babanız biridr. Hepiniz Adem densiniz; Adem de topraktandır. Hiç kimsenin, başkaları üzerine üstünlüğü yoktur. Şeref ve üstünlük, ancak faziletledir, Binaenaleyh bütün Müslümanlar birbirinin kardeşidir; hepiniz müşterek bir kardeşliğin üyelerisiniz. Birinize ait olan bir şey, gönlünüzün rızası olmadıkça, başkası için helâl olmaz. Zulüm yapmaktan kendinizi koruyunuz. Halkın haklarını zulümle almayınız. Onların haklarını gasbetmeyiniz. Benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi, sakın birbirinizle boğuşmayınız. Size bir şey bırakıyorum ki, ona sımsıkı sarılırsanız asla dalâlete düşmez ve yolunuzu şaşırmazsınız. İşte o şey, Allah ın kitabı Kur andır. Ey İnsanlar1 İfrattan (aşırı gitmekten, aşırılıktan) sakınınız. Sizden evvelki milletlerin helâk olmalarının sebebi, dinde ifratları idi. Hacc ın usullerini benden öğreniniz. Muhakkak olarak bilmiyorum ama belki bu seneden sonra bir daha haccedemem. Rabbinize ibadet ediniz; beş vakit namazınızı kılınız. Oruç ayında, orucunuzu tutunuz. Emirlerime itaat ediniz ki, Allah ın Cennet ine giresiniz. Peygamberimiz, hutbesini tamamladıktan sonra tebliğ vazifesini hakkıyla yaptığına dair ashabın tasdikine başvurdu. Ashab-ı Kiram: Yemin ederiz ki, tebliğ ettik ey Allah ın Rasûlü deyince, Rasûl-i Ekrem "Şahit ol Ya Râb!" diyerek Cenabı Hakk'ın şahitliğine sığındı. Alındığı Yer: İslamda İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi Hüseyin ALGÜL, cilt:4, İstanbul, 1997

6 TASAVVUF KÖŞESİ: YUNUS EMRE YUNUS'UN YAŞADIĞI ÇAĞ Kösedağı Yenilgisi (641 H. 26 Haziran 1243), Selçuk İmparatorluğu'nu temelinden sarsmıştı. Moğollar, Sivas'a yürümüşler, Sivas kadısının şefaatiyle halka dokunmamışlar, şehri üç gün yağma etmişler, oradan Kayseri'ye geçmişler, erkekleri kılıçtan geçirmişler, kadınlarla çocukları alıp yola çıkmışlardı. Yolda yürüyemeyenleri öldürüyorlar, her yana dehşet saçıyorlardı. Selçuklular, yıldan yıla ağır bir vergi vermeye razı olarak Moğollarla uzlaşmışlardı. II.Gıyâseddin Keyhusrev'in ölümünden sonra ülkede yer yer isyanlar çıkmış, beyler bağımsız kalmışlar, birbirlerine düşmüşlerdi. Moğol kumandanı Baycu, bir kere daha Anadolu'ya yürüdü. 1256'da Konya yakınlarında savaşta Selçuk ordusu bozguna uğradı. Gıyâseddin'in hapiste bulunan oğlu IV.Rükneddin Kılıçarslan tahta çıkarıldı. Baycu, Konya'nın batısında, şehre dört saatlik mesafede bulunan Kızılviran'da oturuyordu. Kılıçarslan'ı da yanma almıştı. Uzun bir süre Konya'da kalan Moğollar, giderlerken Selçuk hükümdarlarının mezarları bulunan kaleden başka bütün kaleleri yıktılar, Moğollardan sonra Anadolu'da bir kardeş kavgasıdır başladı. Sonunda Rükneddin'le İzzeddin ülkeyi paylaşmayı kararlaştırdılar. Fakat Pervâne, Moğolların yardımıyla Rükneddin'in üstünlüğünü sağladı; İzzeddin Bizans'a kaçtı. Rükneddin, bütün devlet işlerini eline almış olan Muîrneddin'i ortadan kaldırmak istiyordu. Bunu anlayan Muîneddin, 1265'te Rükneddin'i öldürttü; yerine iki buçuk, yahut altı yaşında oğlu III. Gıyâseddin Keyhusrev'i getirdi. Anadolu, artık İlhanlıların bir eyaleti hükmündeydi. 1277'de Muîneddin, büyük vezir Sâhib Fahreddin Ali ve IV. Rükneddin Kılıçarslan'ın kızı Selçuk Hâtûn'u nişanlısı Abaka'ya götürmek üzere yola çıkmıştı. Fakat halk, hatta beyler buna razı değillerdi. Beylerden Horasanlı Hatıroğlu, kardeşi Zahîreddin'i, Moğollara düşmanlığıyla ün kazanmış olan Mısır hükümdarı Melik'üz-Zâhir Baybars'a, yardım istemek üzere gönderdi. Karamanlılarla uçbeyleri de Hatıroğlu'ya uydular. Niğde civarında muhafız olarak bulunan iki yüz Moğol erini kılıçtan geçirdiler. Şam askeri de Anadolu'ya girmişti. Hatıroğlu, tam bir zafer kazandığını sanarak dört bir yana fetih-nâmeler gönderiyor, bir yandan da gelen orduyu beslemek için halktan zorla para ve yiyecek topluyordu. Moğollar, bunun üzerine harekete geçtiler. Mısır ordusu da erzaksızlıktan Anadolu'dan çekildi. Hatıroğlu Şerefeddin, Niğde'yle Adana arasındaki Loluva Kalesi'ne sığınmak zorunda kaldı. Kale muhafızı, Moğollardan korkarak Hatıroğlu'yu teslim etti. Sorguda bütün iş ortaklan meydana çıktı. Kendisi öldürüldü. Pek büyük bir yekûn tutan mallan yağmalandı. Hatıroğlu'nun tarafını tutan Karamanlılar, Moğollara vergi vermemek için son bir gayretle silaha sarıldılar; Moğollar bozuldu. Uçbeyleri de vergi yüzünden Moğollarla savaşa girişip üstlerine gelen orduyu bozguna uğrattılar. Bahar çağında Baybars, büyük bir orduyla Anadolu'ya girdi; Moğolları bozdu. Bir yandan Moğollarla arasını açmamaya çalışan, bir yandan da Baybars'a taraftarlık eden Muîneddin, Kayseri'ye, oradan da Tokat'a kaçmıştı. Baybars, Kayseri'de on gün kadar kaldıktan sonra erzak sıkıntısı yüzünden Anadolu'dan ayrıldı. Bu arada Abaka Anadolu'ya geldi. Muîneddin'i, Baybars'ın geleceğini bildiği halde haber vermemekle töhmetleyip giderken beraber götürdü; Aladağ'da öldürttü (676 H. 1277). Bu son mağlubiyet, Selçukluların ileri gelenlerine pek büyük bir tesir yaptı. İleri gelenler, adeta yarışırcasına öte dünyaya göç etmeye başladılar. Atabek Mecdeddin Abaka'yı geçirdikten sonra Sivas'ta vefat etti; Tâceddin Mu'tez, onu takip etti; bir kısmıysa Şam ülkesine sığındı. Aynı yılda, bir müddet dervişlik kisvesine bürünmüş olan Cimri, İzzeddin Keykâvus'un oğlu Gıyâseddin Siyâvuş olduğunu ileri sürerek isyan etti. İbni Bibi'ye göre "Kızıl külahlı, çarıklı, kara kilimli Türkmenler"le Konya'yı zapt etti; adına hutbe okuttu. Karamanoğlu Mehmed Bey vezirlik makamına getirildi.

7 Bu isyanı idare edenler, Moğol akını yüzünden Horasan'dan göçüp Amasya'ya gelen Baba İIyas'la halifesi Baba İshak'ın adına gelişen ve Selçuk İmparatorluğu aleyhine bir halk isyanı mahiyetini taşıyan, Selçuk ordusunu bozan, Sivas'a yürüyen, nihayet 1241'de Baba İshak'ın Amasya'da idamına rağmen bastırılamayan, sonunda Kırşehir civarındaki Malya Ovası'nda devşirme ordu tarafından zorla bastırılan Babahlar'ın kılıç artıklarıydı. I.Alâeddin Keykubad tarafından alınan Ermenek iline Türkmen boyları yerleştirilmişti. Bu yüzden de Ermenek'e, Kamereddin ili denmişti. Kamereddin'in torunu ve Kerimeddin Karaman'm oğlu Nûreddin Sûfî, yahut meşhur adıyla Nûre Sûfî de Baba İlyas'a mensuptu. Karaman ve kardeşleri, Anadolu Selçuklularının kardeş kavgasında İzzeddin'in tarafını tutmuşlardı, bu yüzden de Karaman'ın kardeşleri öldürülmüşlerdi. Karaman'dan sonra yerine geçen Mehmed Bey, Cimri'ye vezir olduktan sonra, divanda ve sarayda Türkçe konuşulmasına dair meşhur fermanı çıkararak bu halk hareketinin hüviyetini tarihe armağan etmişti. Cimri'nin başarısı uzun sürmedi. Moğolların yardımıyla Selçuklular, Cimri'yi bozguna uğratıp esir ettiler, diri diri derisi yüzüldü ve bu deri, şehirlerde gezdirildi. 1281'de İzzeddin Keykâvus'un oğlu olup Kırım'da oturan Gıyâseddin Mes'ud, Erzincan'a gelip Abaka'ya itaatini bildirdi, Konya'da padişahlığa geçti. 1284'te Abaka'nın ölümü üzerine yerine geçen Sultan Ahmed, IV.Rükneddin Kılıçarslan'ın oğlu Gıyâseddin Keyhusrev'le Gıyâseddin Mes'ud'un, ülkeyi ikiye bölerek saltanat sürmelerini emretti. Gıyâseddin Keyhusrev, buna razı olmayınca Mes'ud tek başına hüküm sürmeye başladı, aynı zamanda Moğollardan, adına bir de ferman getirtti ve Gıyâseddin öldürüldü. Aynı yılda Moğol ordusu Erzincan'a geldi; kışı orada geçirdi. Sâhib Fahreddin Ali, tek başına bu orduyu beslemek zorunda kaldı. Elli yıldır biriktirdiğini habbesine kadar harcadı. 1284'te Keygato, Sivas'a geldi, oradan Kayseri yoluyla Aksaray'a vardı. O yıl pek şiddetli bir kış oldu. Şehirlilerin çoğu, Moğolların korkusundan ovalara dağılmıştı. Bu orduyu beslemek de Sâhib Fahreddin'e düştü. Kazvinli Fahreddin vezirlik makamına getirilmişti Sâhib Fahreddin Ali, Akşehir'de Nadir Köyü'ne göçtü ve 1288'de orada vefat etti. Bilgisiz ve insafsız bir adam olan Kazvinli, halka alabildiğine zulmediyordu. Nihayet halkın şikâyeti üzerine Kazvinli'yi Aladağ'a götürdüler ve 1290'da orada öldürdüler. Bu müddet içinde Ergun, Sultan Ahmed'e isyan etmiş, 1282'de padişah olmuştu. 1283'te Anadolu halkını, elinden geldikçe koruyan Sâhib-Divân, yani Moğol veziri Güveynî ölmüş, yerine pek zalim bir adam olan Alâüddevle, 1291'de Sâhib-Divân olmuş, aynı yılda öldürülmüş, Ergun da ölmüş, yerine Keygato hükümdar olmuştu. Keygato, 1292'de Anadolu'ya bir kere daha gelmiş, Sultan Mes'ud'un padişahlığını sağlamıştı. 1295'de ölümü üzerine yerine geçen Baydu'nun zamanında Anadolu'da her iş, Moğollara kulluk eden beylerin eline düşmüştü. Bir yandan Moğollar mal, para, erzak istemekte, bir yandan beyler, iltizam yoluyla mal elde etmeye çalışmaktaydı. Aynı yılda padişah olan Gazan Mahmud Han'ın Müslümanlığı, nispeten halkı sevindirmiş, ümitlendirmişti. Fakat Moğol beylerinden Togaçar isyan etmiş, Samakar Noyan'ın oğlu Arap Noyan'ın hükmü altındaki Danişmendiye iline girmişti. Kumandan Baltu, onu bozguna uğratıp öldürttü; fakat bu sefer de merkezi tanımamaya başladı; hatta Sultaniye'ye çağrılan Mes'ud'un gitmesine bile engel oldu. 1296'da Gazan Han'ın gönderdiği ordu isyanı bastırdı; Sultan Mes'ud, Hemedan'a götürüldü ve orada tutuklandı. Bu sırada II.Izzeddin Keykâvus'un oğlu Ferâmerz'in oğlu III.Alâeddin Keykubad, 1298'de padişah tanındı. Gene bir isyan üzerine Emir Çoban Anadolu'ya geldi. Korkusundan Sultaniye'ye gitmek üzere yola çıkan Alâeddin, yolda Şam ülkesine giden Gazan Han'a rastladı. Gazan Han, Alâeddin'i, kendisine yardıma geldi sanarak pek hoşlandı. Erzurum'dan Antalya'ya, Diyarbakır sınırlarından Sinop'a kadar uzayan ülkeyi ona verdi, Moğol hanedanından bir kızla da onu evlendirdi. Bu teveccühü hazmedemeyen Alâeddin, önüne gelen köyü yağmaya başladı. Antalya'yı almaya muvaffak olamadı; geriye döndü. Vardığı yerde beylere, gizli mallarını çıkarmaları için işkence ettirmeye koyuldu. Halka, halkın inancına o kadar kayıtsız bir hale gelmişti ki, Ramazan ayının yirmi altıncı günü Sivas'ta, halkın karşısında oruç yedi, şarap içti. Bütün bunlar duyulunca Moğolların Anadolu valisi Abuşka, Alâeddin'i Sultaniye'ye gönderdi. Orada halkın Önünde bir meydan dayağı yedi; karısının şefaatiyle canını güç kurtardı.

8 1303'te Gıyâseddin Mes'ud, tekrar padişah oldu. Ertesi yıl Gazan Han vefat etti; yerine Olcaytu Muhammed Hudâbende geçti, isyanlar sürüp gidiyordu. İlhanlıların çöküntü devri başlamıştı. İrinci Noyan büyük bir orduyla Anadolu'ya gelmiş, Aksaray yolundaki Alâiye Kervansarayına sığınmış olan İlyas adlı bir isyancı yüzünden bu kervansarayı yıktırmış, bu çeşit yerleri tamir ettirmeyi de suç saymıştı. Aksaray halkını kılıçtan geçirmiş, mallarını yağma ettirmişti; Niksar da aynı akıbete uğramıştı. Gıyâseddin, 1308'de Kayseri'de ölmüş, Anadolu Selçuklularından III. Alâeddin, 'de İsfahan'da idam edilmiş, Sultan Mes'ud'un oğlu Gazi, İlhanlılar tarafından Kastamonu ve Sinop'tan İznik ve Saruhan'a kadar uzayan bölgeye hükümdar tayin edilmiş, fakat hükmü, Sinop'tan başka bir yerde yürümemişti. 1322'de Sinop'ta ölmüş, Anadolu Selçuk İmparatorluğu da tarihe karışmıştı. 1315'te Emir Çoban, Muhammed Hudâbende tarafından Anadolu'ya gönderilmişti. Karamanoğulları'ndan başka bütün beyler itaat ettiler. Emir Çoban, 1316'da vefat eden Olcaytu'nun yerine geçen Ebü-Sâid Bahâdır Han tarafından Anadolu valisi tanınmış, bir zaman İrinci Noyan'la uğraşıp onu ortadan kaldırdıktan sonra adaletle, fakat pek mutaassıbâne bir idareyle halkı yola sokmaya kalkışmıştı. Hıristiyanlarla Yahudiler, Müslümanlardan ayırt edilebilmek için muayyen renkte elbise giymeye zorlanmıştı. Bu adaletli beyin, Selçuk hanedanına mensup olanları ortadan kaldırdığı da rivayet edilir. 1320'de Emir Çoban Anadolu'dan ayrıldıktan sonra Karamanlılar tekrar Konya'yı zaptettiler. Selçuk İmparatorluğu, hâkimiyetini kaybettikten sonra Anadolu'da, Pervâneoğulları, Hamidoğulları, Germiyanoğulları, Karesioğulları, Sâhib Ataoğulları, İzmiroğulları, Saruhanoğulları, Menteşeoğulları, Aydmoğulları, Tekeoğulları, Eşrefoğulları gibi bir şehirde hüküm süren, yahut bir bölgeye hükmeden beylikler meydana gelmişti. Bu beylikler içinde en ehemmiyetli ve kuvvetlisi, Selçukluların en mühim yerlerini ellerinde tutan ve XV. Yüzyıla kadar Osmanoğulları'nı uğraştıran Karamanoğulları'ydı. Kurulduğu andan itibaren Söğüt Ovası'na hâkim olan Osmanlılar, 1289'da Eskişehir ve İnönü'nü almışlar, 1292'de Sakarya'nın güneyine inmişler, 1298'de Bilecik'le Yarhisar'ı, 1299 sularında İnegöl'ü zapt etmişler, 1301'de İznik'i kuşatmışlar, 1323'te Akyazı'yı, 1326'da Bursa'yı ele geçirmişlerdi. Bursa, bu beyliğin merkezi olmuştu. Sakarya havzasını elde ettikten sonra Rumeli yakasına da geçen ve Bizans'ı kuşatan bu beylik, Anadolu'yu Rumeli'ye bağlayan yollara hâkim duruma gelmişti. Bursa'da yükselen eserler, Selçuk sanatıyla Bizans sanatını bağdaştırıyordu. Cami, medrese, türbe, kervansaray kapılarında kendini gösteren Selçuk karakteri, teferruattan kaçmaya başlamış, mahruti kubbe müdevver kubbelere dönmüştü. Selçuk sanatıyla Bizans mimarisinin kaynaşmasından meydana gelen, yarım ve dörtte bir kubbelere dayanan tek kubbeli şaheserlerse, İstanbul'un fethinden sonra ibda edilecek, edebiyatta Farsça'nın yerine geçen Türkçe, İstanbul'un fethinden sonra şive vahdetine kavuşacaktı. XIII. YÜZYIL ANADOLU'DA TASAVVUF Moğollardan kaçan Hârzemlilerin Selçuklular tarafından doğu ve sınır bölgelerine yerleştirilmeleri, Moğol akınını Anadolu'ya yöneltmiş, Anadolu, XIII.Yüzyıldan XIV.Yüzyılın ilk senelerine kadar dalga dalga gelen Moğol ordularıyla çiğnenmişti. Halk, yalnız Moğollar tarafından öldürülmüyor, iç kavgalardan da canından oluyordu. Moğol ordusunu, sarayı, vezirleri, beyleri, divanı elçileri, isyan edenleri besleyen ve ölmemeye çalışan, ancak halktı, hem de savaşlardan, katl-î âmlardan kurtulabilip sağ kalan kılıç artığı halk. Herkes herkesten şüphelenmekteydi. Padişahlar bile mevkilerini korumak için Moğollara sığınıyorlar, beyler bile padişahların yakınlığını, Moğollara sığınmakla sağlıyorlardı ve bütün bu sığınmalarda iş gören paraydı, yalandı, iftiraydı. Ülkede din adına, adalet adına, sadakat adına hüküm süren zulümdü. Gayesi tam belirli, dileği apaçık olmamakla beraber halkı kucaklayan, idareyi istihdaf eden, düzeni ve hükümeti yıkmaya yönelen Babalılar ve Cimri isyanlarından başka sonradan "Tahtacılar" denen Ağaçerleri'nin Maraş'ta yol kesişleri, Niğde, Loluva, Sivrihisar isyanları gibi belirli bir bölgede parlayıp sönen isyanlar da eksik değildi. 1299'da olduğu gibi yağmursuzluktan meydana gelen büyük kıtlıklar, halka ölü insan etini bile yediriyordu. Yaşayış çekilmez bir yük olmuştu; herkes ümidini Tanrı'ya bağlamıştı artık.

9 Bir yandan Moğol akınından Anadolu'ya göçen, bir yandan Anadolu'da yetişen sûfîler, halka hayrın, şerrin izafi olduğunu, her işin O'nun iradesinin tecellisi bulunduğunu, gerçek varlığın yoklukla olabileceğini, her işte bir hikmetin mevcudiyetini telkiyn eden, gözleri buğulayan, gönlü maddi ve gerçek yaşayıştan alan, insana boyun büktüren, teslimiyeti gaye bilen bir inancı yayacak en uygun muhiti buluyorlardı. Gerçi tasavvuf, sûfînin mezhebine ve meşrebine, bilgisine ve anlayışına göre değişiyordu; gerçi tasavvuf her şeyi Tanrı ef alinin zuhuru bilmekle beraber, zulmedenin mazhariyetine uyup zulmettiğini, fakat karşı duranın da mazhariyetine uyup onu kökünden yok ettiğini söylüyordu; gerçi tasavvuf, yokluğu ferdiyetten, benlikten, bencillikten yok olmak, halkta, her zerrede gerçek varlıkla var olmak, kendi için değil toplum için yaşamak sayıyordu. Fakat kadercilik bu anlayışlara engel olmaktaydı; bilgisizlik, bu bilginin, bu irfanın yolunu kesmekteydi ve halkın tasavvuf inancı, bu ümitsiz alanda, kendinden geçmek, olanları görmemek suretiyle bir teselli ışığı uyandırıyordu. Bu çağlarda Anadolu'da, Muîneddin Pervane tarafından kendisine Tokat'ta bir dergâh kurulan Fahreddin-i İrâkıy'yi (1239), İbn Arabi'nin (1240) Bâtınîlikle karışık ve tamamıyla mistik inançlarını Konya'da yayan oğulluğu Sadreddîn'i (1274), "Mirsâd'ül-ibâd"la tasavvufu medreseleştiren Necmeddin Dâye'yi (1343) görmekteyiz. 1035'te Şirâz'da ölen İbrahim b.şehriyâr-ı Kâzerûnî'ye mensup Kâzerûnîyye tarikatıyla o zaman Ahmediyye denen Rıfâiliğin, ayrıca Mevlânâ'ya çok bağlı olan Hacı Mübâret Hayderî gibi Hayderîlik mümessillerinin bulunduğunu Eflâkî'den öğrenmekteyiz. Kalenderîlik bu çağlarda yalnız Anadolu'da değil, Irak, Suriye ve Mısır'da da pek yaygındı. Şıhâbeddîn-i Sühreverdi'nin ( ), IV.Rükneddin Kılıçarslan zamanında, Halife En-Nâsır li Dîn'illâh (1225) tarafından elçilikle Konya'ya gelişi, Anadolu'da fütüvvet ehlinin pek yaygın bulunduğunu bize bildirdiği gibi bunu birçok kaynaklardan da öğrenmekteyiz. Mevlânâ Celâleddin'in (1273) çevresinde toplananlar ve bilhassa Çelebi Hüsâmeddin (1284) vasıtasıyla fütüvvet ehlini, yani sanatkârları ve esnafı Mevleviliğe bağlamıştı. Mevlânâ "Mesnevi"siyle, şiirleriyle pek az bir zamanda, hatta kendi daha sağken Anadolu sınırlarını aşmıştı. Ona uyanların yüzyıllar boyunca, apayrı ve musiki, şiir ve raks gibi üç esaslı unsura dayanan bir zümre olarak varlıklarını onun adıyla şiirinin çevresinde, "Mesnevi"sinin mihrakında toplamaya muvaffak olacakları besbelliydi. Yunus'un doğduğu, yaşadığı ve ebediyete göçtüğü çağda Anadolu'da siyasi, iktisadi ve dini durum buydu. Tasavvuf zümreleriyse Ahmedîler, Kâzerûnler, Mevlânâ âşıkları, Kalenderîler, Haydarîler ve büyük mağlubiyete uğradıkları halde zümrevi varlıklarını koruyabilen ve sonradan Hacı Bektaş'ı (1270) kendilerine pir tanıyan Babâîler, Şeyh Ahmed-i Nâmıkıyy-i Câmi'ye (1141) nisbet iddia eden Camiler gibi, gezginci derviş zümrelerinden olan Abdallar, her şehirde bulunan fütüvvet ehli ve adeta sivil asker olan ve "Rûnûd-Rindler" diye de anılan fütüvvetin kılıçlı (Seyfi) koluydu ki bunlara "Alp Erenler", "Gaaziyân-ı Rûm" da denirdi. Bu zümrelerin, içlerinden yetişen ve büyük tanınan kişilere de nisbet edilerek adları çoğalıp durmaktaydı. YUNUS EMRE Yunus Emre, böyle bir devirde, Orta Anadolu'da yetişmiş, kendisini tasavvufa vermiş; doğuda mezhep ayrımları hüküm sürer, kanlı hadiselere yol açarken, iltizam ve müsadere*, mevki kavgalarını körükler, halkı ezerken, batıda derebeylik yayılır, sınıflar sınırlanır, topraksız halk esir olur, toprakla beraber satılır, haçlı seferleri cennete yol açar, cennet kanla ve parayla edinilirken o, tasavvufun derin ve içli hoş görürlüğüyle: Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan Şer'in evliyasıysa hakıykatte asidir. Yetmiş iki millete kurban ol âşık isen Tâ aşıklar safında imâm olasın sadık

10 demiş, herkesi kucaklamış, Hâs u âm muti'âsı dost kuludur cümlesi Kime diyebilesin gel evinden daşra çık Her kim sana sorar ise itikadın nedir Hakk'a Öpgil elini ayağın budur cevabına suâl Bir çeşmeden akan su acı tatlı olmaya Edebdir bana yermek bir lüleden sızarım Yetmiş ki millete suçum budur hak dedim Korku hiyânetdir ya ben niçin kızarım Kuru idik yaş olduk kanatlandık kuş olduk Birbirimize eş olduk uçtuk elhamdü lillâh Vardığımız illere şol safâ gönüllere Halka Taptuk ma'nîsin saçtık elhamdü lillâh sözleriyle inancını dile getirmiş, gönlündeki Hak ve halk sevgisini halka aşılamıştır. Ama şunu da söylememiz gerekir ki, bu derin müsamaha Yunus'un gözlerini kapatmamış; onu, dünyayı ve dünyadaki olayları görmez bir hale getirmemiştir. Onun şiirlerinde yer yer rastladığımız beyitler devrini canlandıracak kudrettedir. Sözgelimi, Erenler yoludur meşe meşe kolaydır komlaşa Meşe olan yerde beşe harami çok Anteri var** beytinde, ormanların eşkıya yatağı olduğunu, Dosttur bizi okuyan üstümüzde şakıyan Şimd' üç buçuk okuyan derin danışman olur Danışmanın câhili onamaz dervişleri Derviş ile danışman yavlak üleşgen olur Bir nicenin gönlüne şeytanlar dolup durur Erenler semâ'ına onlar erişgen olur. beyitlerinde cahil hocaları, hoca-derviş savaşını belirtir. Ben dervişim diyenler haramı yemeyenler Haramın yenmediği ele girince imiş. Dışım göynü içim ham dirliğim budur müdâm Yol vermeden bir kadem arştan veririm haber Dışım biliş içim yad dilim hoş gönlüm rnürted İşim yavuz iyi ad böyle fitne nerde var Takındım şeyhlik adın kodum maşuk tâatın Verdim nefsin mudâfın hanı Hak ile Pazar Halk hep ayağa durur ben seğirttim oturdum Geçtim sadır yerine döşek kalın yerim düz,

11 Bunun gibi sâlûsluk çünkim elime girdi Artık n'işîme yarar derd ü firak âh u sûz gibi beyitlerdeyse, bir melamet neşesine bürünerek kendisini öne sürer, derviş geçinenlerin, ellerine geçinceye dek haram yemediklerini, şeyhliğin, dervişliğin bir kazanç vasıtası yapıldığını söylemekten çekinmez. İşidin hey ulular âhır zaman olısar Sağ müslüman seyrektir ol da güman olısar Dânişmend okur tutmaz derviş yolun gözetmez Bu halk öğüt işitmez sağır hemen olısar Gitti beyler mürveti binmişler birer atı Yediği yoksul eti içtiği kan olısar. Müselmanlar zamâne yatlı oldu Helâl yenmez haram kıymetli oldu Okuyan Kur'an'a kulak tutulmaz Şeytanlar semirdi kuvvetli oldu Peygamber yerine geçen hocalâr Bu halkın bâşına zahmetli oldu beyitleriyle devrini, devrindeki âlimleri, dervişleri, devletlileri en acı şekilde yerer. Aşkın çeri saldı benim gönlüm evi iklîmine Canımı esîr eyledin n'ıder bana yağı Tatar Ol budakta biter îman, iman bitse gider güman Dün gün işim budur hemen nefsime bir Tatar oldum Okursun tesnif kitap nice bina vü i'râb Havf u recâ sende yok öyle ki bir Tatar'sın beyitlerindeki "Tatar"sa Moğol'dur ve bu beyitler Moğol akınının, Yunus'un şiirine düşen akisleridir. Dip Notlar: *İltizam, muayyen köylerin hasılatını, onda birini muayyen bir para karşılığı hükümetten satın almaktır. Mültezim, hükümete verdiği parayı fazlasiyle çıkarmak için köylüye çeşidi baskılar yaparak mahsulden dilediğini alırdı. Bu usul cumhuriyet devrine kadar sürmüştür. Müsadere, padişahın hükmüyle öldürülen kişinin menkul gayrimenkul bütün malını, mülkünü cariye ve kölelerini hazineye zaptetmektir. ** Meşe, Farsça "bişe"den bozma ve orman mânâsınadır Türkçe'de meşelik de denir. Kolmaş, yavan, herzevekil adam; beşe ulu ve reis demektir. Harâmî, haram yiyen, yol kesici eşkiya, hırsız demektir. Anter, Hz. Ali'nin savaştığı söylenen hurâfevî, güçlü bir kişidir. Alındığı Yer: YUNUS EMRE Hayatı ve Bütün Şiirleri Abdülbâki GÖLPINARLI Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 4.Baskı, İstanbul, 2011

12 TARİH KÖŞESİ: İSTANBUL TANITIM 19.yüzyılın en meşhur kadın konser piyanistlerinden -edebiyatçı Rainer Maria Rilke nin kuzeni- Anna Grosser Rilke, Avrupa saraylarında krallara ve kraliçelere konserler verirken, İstanbul onun için uzak bir diyarın adından başka bir şey değildi. Ancak kader onu beklemediği biçimde İstanbul'a getirecek, burada Osmanlı sarayında müzik yapacak, gazetecilik kariyerine mecburi bir adım atacak, Balkan Savaşı felaketzedeleri için çalışacak, Büyük Savaş ın rüzgârıyla doğduğu topraklara geri dönmek zorunda kalacaktı. Anna Grosser Rilke, İstanbul'da Bir Hoş Şada ile hem bir yüzyıl öncesinin İstanbul'una hem de Avrupa müzik dünyasına tanıklıklarını okuyucuya sunuyor: Liszt'in Weimar'daki evinde verdiği müthiş müzik derslerinden. Şehzade Burhaneddin'in konağındaki müzik akşamlarına; Latife Hanım'ın aldığı piyano derslerinden, Yıldız Sarayı'ndaki küçük entrikalara; İstanbul'un az bilinen Alman cemaatinin yaşamından, Kayzer Wilhelm'in olaylı ziyaretine; Beyoğlu'nda tahtırevanla yapılan küçük yolculuklardan, Boğaz'daki sayfiye âdetlerine, pek çok meraklı anı... Anna Grosser Rilke ( ) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun, bugün Çek Cumhuriyeti'nde yer alan Melnik kentinde doğdu. Beş yaşında piyano dersi almaya başladı, bir yıl sonra ilk resitalini verdi. 15 yaşında Leipzig Konservatuvarı'na girerek dönemin büyük müzik otoriteleriyle çalıştı. Mezuniyetinden sonra hem konser hem de özel ders vererek geçimini sağlamaya başladı. Ünü kısa sürede yayıldı, konser salonlarının yanı sıra saraylarda da müzik yapmaya başladı. 1879'da Liszt'in Weimar'da verdiği özel derslere katılmaya başladı ve büyük müzisyenle yakın dost oldu. Evlenerek Roma'ya yerleşti, ancak eşinin zamansız ölümüyle bu kentte uzun kalamadı. İsviçre'de dersler ve konserler verdiği dönemde tanıştığı gazeteci Julius Grosser ile ikinci evliliğini yaparak Berlin'e yerleşti. Bu dönemde Berlin'in kültür çevresinde edindiği dostların yanı sıra Dvorak ve Brahms'la tanıştı. 1888'de eşine teklif edilen yeni bir iş dolayısıyla İstanbul'a taşındı. Kısa sürede çok sevdiği ve 30 yılını geçirdiği bu şehirde, müzik kariyerini olabildiğince sürdürdü. Sarayda ve hanedan mensuplarının konaklarında konserler verdi. Eşinin ölümüyle onun kurduğu haber ajansının yönetimini üstlendi. I.Dünya Savaşının sonunda, ülkedeki Almanlar ve Avusturyalılarla birlikte sınır dışı edildi. Almanya'ya yerleşti ve 1930'ların sonlarında anılarını kaleme aldı. TÜRK ÂDETLERİ Başımdan geçen en can sıkıcı olay Huzurunda verdiğim konserden beri Abdülhamid'in gözü üzerimdeydi. "Agence de Constantinople"un yöneticisi olarak ajanların sürekli gözetiminde olduğumu da çok iyi biliyordum. Bu beni aslında pek rahatsız etmiyordu, kurduğu muhbirlik sistemi hükümdarın baskıcı kişiliğinden kaynaklanıyordu. Bir gün Sultan'ın bir emir subayının beni görmek istediği bildirildi, getirdiği haber beni az şaşırtmadı. Emir subayı beni Yıldız'a götürmek üzere gelmişti: Majesteleri benimle şahsen görüşmek istiyordu. O sıralarda etrafta yine Sultan'ın baskıcı yönetimine ilişkin söylentiler dolaşıyordu; Sultan'ın hoşuna gitmeyen insanlar, olayın aslı aydınlatılmadan, aniden ortadan yok oluyorlardı, hiçbir zaman bunun açıklaması da yapılmıyordu. Kendisi de hayatına kastedileceği endişesiyle korku içinde yaşıyordu. Sarayında bile güvendiği pek az insan vardı, nerede gecelediğini dahi kimse bilmiyordu.

13 Hareme giderken korku peşini bırakmıyordu, her gün değiştirilen yatak odalarının kapılarında, son derece güvendiği bir Çerkez nöbet tutuyordu. Sultan'ın çağrısına karşı çıkamazdım. Olabildiğince serinkanlı olmaya çalışarak, emir subayına, kıyafetimi değiştirene kadar beni beklemesini rica ettim. Sultan'ın bu ani davetinden haberdar olmaları, her türlü olasılığa karşı akşama kadar geri dönmezsem, benim nerede olduğumu bilmeleri ve araştırmaları için başkonsoloslukla elçiliğe gönderilmek üzere acele kısa birer not yazdım, her iki mektubu büro sekreterine verdim. Yıldız'a kadar arabayla yapılan yolculuk benim için epey heyecanlı oldu, aslında bana eşlik eden subay son derece sempatikti, çok iyi Almanca konuşuyordu, yol boyunca bana Almanya'daki askerlik günlerini anlattı. Sohbeti beni biraz olsun rahatlatmıştı. Saray girişine kadar bir sürü büyük kapıdan geçerken, buraya ilk gelişimi hatırladım. Beni nelerin beklediğinden habersizdim, o zaman da ürkek ve korkaktım, ama nedeni başkaydı; Hamidiye Marşı'nın ezberlediğim notalarını kafamda tekrarlayıp duruyordum. Nihayet ana kapıya vardık, haremağalarıyla bir yığın başka resmi zevat etrafımı alarak beni küçük bir salona götürdü, o ana kadar yanımda olan subay ayrıldı, bu rahatsız ve küçücük salonda en az iki saat tek başıma oturup bekledim. Arada bir haremağası elinde kahve, şekerleme ve sigaralarla içeriye süzülüyordu. Nihayet sempatik subay, beni majestelerine götürmek üzere tekrar göründü. Sultan beni büyük bir samimiyetle karşıladı, subay konuşulanları tercüme ediyordu. Fransızca anladığı için Fransızca konuşuyordum, böylelikle tercümanın onu yanıltıp yanıltmadığını anlamış oluyordu; Almanca anlamıyordu çünkü. Bana elini uzatarak, ajans yöneticisi olarak çalışmalarım hakkında iltifatlar yağdırdı; Yıldız Sarayı da bizim haberlere aboneydi. Sonunda ana konuya gelindi: Benim Alman elçiliği ve ailesiyle sıkı ilişkide olduğumu biliyordu, dolayısıyla orada konuşulan siyasi önemi olan haberler konusunda kendisini bilgilendirmemi teklif etti. Benim para kazanmam gerektiğini de biliyordu, bu emeğimin karşılığında maddi bağlamda da iltifatlarına mazhar olacaktım. Sözün kısası benden casusluk yapmam isteniyordu. Kaçamak bir yanıt verdim; Sultan'ın bana gösterdiği güvenden dolayı kendisine müteşekkirdim, ancak istekleri üzerinde düşünmek için bana birkaç gün izin vermelerini rica ettim. Kısaca veda ederek ayrıldı. İçim ürpermişti, diğerleri gibi ben de boynuma bir taş bağlayıp kendimi Boğaz'ın sularına salıvermeyi düşündüm. Bu korkuyla, yanımda yine emir su-bayıyla eve nasıl döndüğümü bilmiyorum. Araba Beyoğlu'na yönelip de, sağ salim evime geldiğimde rahat bir soluk aldım. Osmanlı ülkesindeki hayatımda başımdan geçen en tatsız olaydı bu. Ertesi sabah Bay v. Marschall'a Abdülhamid'le konuşmamı aktardım, sakin mizaçlı elçi bana elini uzatarak, Baden Baden aksanıyla, "Bu kişinin sizden ne öğrenmek istediğini doğrusu bilmek isterdim, biz sizinle politika konuşmuyoruz ki, sadece Mozart çalıyoruz" dedi. Ben de büyük bir içtenlikle güldüm ve Ben de aynı düşüncedeyim ekselans dedim. Böylece konu kapanmıştı, Sultan benim yanıtımı daha çok bekleyecekti. Bu olayı kimseye anlatmadım, hep sustum; ama dünyanın gidişatı artık şarkta da çoktan değiştiği için, bunu anılarımda açıklamak istedim. Türklerin müzik sevgisi Yeniden müziğe başladığım için, İstanbul'daki çalışma alanım giderek genişliyordu. Bana iyi para getiren piyano dersleri sayesinde, üst tabakadan pek çok Türk'ün evine de gidiyordum. Ama bu dersler aslında hiçbir zaman hoşuma gitmedi, sadece maddi nedenlerden ötürü veriyordum o kadar. Bana sadık kalan öğrencim, bizim büyük Alman müzik üstatlarımızı anlayan ve seven Şehzade Burhanettin'di. Bach'ı bu kadar iyi çalması şaşılacak bir şeydi. Ama verdiği davetler can sıkıcı olmaya başlamıştı, müzik akşamlan düzenliyor, sık sık da beni davet ediyordu. Akşama, saat sekizde yemekle başlanılıyor, sonra müziğe geçiliyordu, çoğunluk iki piyanoyla çalıyorduk, ara vermeden gece yarısı ikiye kadar sürüyordu. Ben sonunda pes ediyordum, dinleyiciler de, ama o bana mısın demiyordu. Anılarımda özellikle yer eden bir gece, Belçika elçisi Madam Monchere ile iki kızına verdiği davetti.

14 Üçü de müzikten hiç anlamıyordu. Gösterişli akşam tuvaletleriyle gelmişlerdi. Mevsimlerden kıştı, salonlar buz gibi soğuktu, mangal da odaları ısıtmaya yetmiyordu. Bütün yemeklerin her zamanki gibi soğuk ve sadece şampanyanın sıcak olduğu akşam yemeğinden sonra müzik başladı. Zavallı üç Belçikalı'nın yüzleri giderek daha solgun bir hal alıyordu, gözlerini açık tutmakta zorlanıyorlardı sadece ben ve Şehzade Efendi piyanoda resitale devam ettiğimiz için ısınmıştık. Türk müziği dinlemek arzusunun yerine getirilmesi ve bir çay içmek üzere öbür salona geçmemiz rica edildi. Gece yarısı saat ikide Madam Monchere, "Ayrılmak üzere izin isteyebilir miyim, yoksa prens gidene kadar beklemek zorunda mıyım?" diye de sordu. Böyle bir protokol hakkında benim de kesin bir fikrim yoktu. Tam o anda şehzade efendi, elçi hanıma doğru gelerek biraz daha kalıp kalmayacağını sordu. Arzu ettiği Türk müziğini dinlemek üzere öbür salona geçebilirdi. Elçi hanımın yüzü sarardı, ama böyle bir zevkten mahrum kalma cesaretini gösteremedi, bense bizi neyin beklediğini biliyordum. Altı yedi adam, yerde bağdaş kurmuş, telli sazlar çalıyorlardı, aralarında iki flüt de (ney) vardı, bazen de şarkı söylüyorlardı. Aman Tanrım müzik devam ederken arada sigara ve çay içmek de serbestti. Sabah saat 4,5'ta nihayet gitmemize izin verdiler, Belçikalı kadınlar herhalde bu geceyi büsbütün farklı bir şekilde hayal etmişlerdi. Yıl boyunca birçok zevkli konser dinleme fırsatım oldu. Alman sanatçıların konser turnelerini İstanbul'a yapmaları moda olmuştu artık, hepsi de ellerinde bir tavsiye mektubuyla bana geliyordu, ben de burada başarılı konserler verme ve maddi kazanç konularında onlara olabildiğince yardımcı oluyordum. Elimdeki biletleri almaları için zorladığım eşim dostum, beni görmekten artık hoşlanmıyordu. Buna karşılık bütün ünlü sanatçılar bana müteşekkirdiler, evde de harika müzik dinleme fırsatım oluyordu böylece. Ünlü Bohemya Yaylı Çalgılar Dörtlüsü dört haftalığına İstanbul'a gelmişti, her gün onları dinlemeye gittim. Başarılı Bohemyalılar, dolu salonlara birkaç akşam konser verdiler, hatta Yıldız Sarayı'nda da çaldılar. Dvorak ve Smetana'yı Özellikle çok hayranlıkla seslendiriyorlardı, Brahms'a da hak ettiği yeri veriyorlardı programlarında. Konserlerinden birinde Schumann'ın Piyano İçin Beşlisi'ni birlikte çaldık. Bu dört hafta, Anna Grosser'in bir haber ajansı yöneticisi olduğunu ve sanatçı kariyerine ihanet ettiğini unuttum. Sultan'ın orkestra şefi olan İspanyol Aranda Paşa, müzik sevgisini benimle paylaşıyordu. Sultan'ın huzurunda verdiğim o önemli konserde tanıştıktan sonra, evinde sevilen konuklarından biri oldum, paşayı insan ve müzisyen olarak daha yakından tanıdım. Karısı Fransız'dı ve harikulade güzellikte iki kızları vardı, Pera'nın büyük uluslararası sosyetesinde, paşanın evi benim için soluklandığım, rahat ettiğim bir vaha gibiydi. Davetsiz gidebildiğim Osman Hamdi Bey'in evinin de anılarımda hoş bir yeri vardır; Arkeoloji Müzesi Müdürü bu bilgili adam için müzik her şeyin üstündeydi. Bir keresinde büyük bir hararetle, yaptığı kazıyla Büyük İskender lahitini nasıl ortaya çıkardığını ve büyük bir beceriyle Kayzer'den nasıl sakladığını anlatmıştı. Bir gün evime, büyük keman ustası Marteau karısıyla birlikte geldi, ikisi de sapına kadar Fransız'dı. Marteau, Joachim'in öğrencisiydi, eğitimini Almanya'da, Berlin Müzik Yüksek Okulu'nda tamamlamıştı. Joachim ölünce onun yerine geçmişti, bu atama, gazetelerde hararetli tartışmalara yol açmıştı; böyle önemli bir göreve bir Fransız'ın getirilmesi vatanperverlikle bağdaştırılamamıştı. Bense bu ziyaretle çok ilgilenmiştim, hakkında bu kadar söz edilen bir kemancıyı bir kere de kendim dinleyeceğim için seviniyordum. Marteau ufak tefek, canlı bir adamdı, karısıysa zarif ve güzeldi. Onları evimde görme onurunun asıl nedenini çok sonra öğrenebildim. Benim kendilerini Şehzade Burhanettin Efendi'ye götürmemi, onun aracılığıyla da Sultan'ın huzurunda konser vermek üzere davet edilmek istiyorlardı. "Bunu, Fransız elçiliği aracılığıyla yapmanız daha iyi olmaz mıydı?" şeklindeki sorum üzerine biraz duraladılar. Anlaşılan siyasi nedenlerden ötürü diplomatları bu işe karıştırmak istememişlerdi, çünkü Almanya ile Fransa arasındaki ilişkiler zaten oldukça gergindi. Şehzade. Burhanettin'in nezdinde saygın bir yerim olduğundan, Marteau'ya, bir müzik akşamına davet edileceği konusunda güvence verebilirdim, hatta Marteau'nun Sultan'dan bir madalya alma arzusu da gerçekleşebilirdi, Bayan Marteau da bu vesileyle bir haremi ziyaret etmek istiyordu. Bütün bu isteklerini yerine getirecek durumda olduğumu bildikleri için, bir akşam da bizim evde çalma arzusunda olduğunu söyledi.

15 Bunu memnuniyetle kabul ettim tabii, ben ve dostlarım büyük kemancının harika çalışını hayranlıkla dinledik. Eline kemanını aldığı zaman bambaşka biri oluyordu. Şehzade Burhanettin teklifimi memnuniyetle karşıladı, böylece Marteau'larla şehzade efendinin huzurunda bir akşam daha geçirdim. Belçikalılarla geçirdiğimiz akşamdan pek farklı değildi, sadece bir fark vardı; bu kez Marteau gece geç vakitlere kadar elinden kemanını bırakmadı, biz de Bayan Marteua'yla zamanımızı haremi ziyaret etmekle geçirdik. Ancak sonuç hem Bayan Marteau hem de kemancı için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Ayrılırken prens kendilerine bir kutu uzattı; kadın merakla açmak üzereyken, hemen kulağına eğilip, bunu şimdi yapmaması gerektiğini fısıldadım, birlikte arabayla dönerken, yaktığımız bir kibritin cılız ışığında kadın minik paketi açtı; içinde sadece bir kravat iğnesi vardı, pırlantalı bir inci iğne. Güzel kadının öfkeli yüzünü hiç unutmayacağım; ikisinin de öfkesi zor dindi. Ama yine de sonunda bir nişan aldılar -Sultan'ın huzurunda verdikleri konserden sonra. Göksu ve saire Türklerin pazarı olan cuma günleri özellikle hareketlenen Göksu'ya, bir süre önce karadan daha rahat bir yol yapılmıştı. Buraya Galata'dan kayıkla da ulaşılabiliyordu. Cuma günleri yüzlerce uzun kayık peş peşe, gittikçe daralan Boğaz'ın (1) kıyısını takiben, sonunda minik bir dereyi geçip sulak çayırların arasından geniş yeşillik bir düzlüğe varıyorlardı. Bu dereciğin Türk aileleri için vazgeçilmez bir cazibesi vardı; ilkbahar, yaz, hatta sonbahar aylarında sabahın erken saatlerinde, kadınlar, çocuklar yanlarında haremağalarıyla, her türlü sofra ve mutfak edevatını alıp, ya deniz yoluyla ya da karadan tepeyi aşarak buraya geliyorlardı. Dere ağzına kilimler seriliyor, güneş batıncaya, çevredeki camilerden müezzinin sesi duyulana kadar, cuma günlerini büyük bir neşeyle burada geçiriyorlardı. Her aile, yanında getirdiği ney ve davullarla (2) kendi müziğini yapıyordu. Görülmeye değer, rengârenk canlı bir tabloydu, her şey büyüleyiciydi; burada orta tabaka Türk halkının yaşamına, eğlence biçimlerine ilişkin bir izlenim kazanıyordunuz. Böyle gezilerde her zaman yanımda olan Bayan v. H ile ben de bu cennet gibi çayırlıkta bütün bir günümü geçiriyordum; çimenlere uzanıyor, Türk yemekleri yiyor, ardı ardına Türk kahvesi ve sigara içiyor, kendimizi tatlı bir sıcaklığa koyvermiş şekilde, mavi gökyüzünün altında daha böyle nice güzel saatleri hayal ediyorduk. İlkbahar ve sonbaharları, hafta arası günlerde de, biraz hava alıp koşup dolaşsınlar diye köpeklerimi de yanıma alarak, öğleden sonraları bir arabacıyla yine oraya gitmekten hoşlanıyordum. Orada da başıboş köpekler oluyordu, ama sayıları sokaklardaki kadar çok değildi. Benim Terrier cinsi köpeklerim bu gezileri pek seviyorlardı. Arabayla yolun başına kadar geliyor, sonra yaya olarak çayırlığa iniyorduk, bu sakin öğleden sonralarını, kalabalık cuma günlerinden daha çok seviyordum; sıkıcı olan, her seferinde yanıma bir uşak almak zorunda kalmamdı, çünkü bir Avrupalı olarak buralarda dolanmak pek tekin değildi. Doğa manzarası bana yurdumu anımsatıyordu, belki beni oraya çeken de buydu. Göksu'nun bir başka özelliği daha vardı. İlkbahar aylarında İstanbul'daki halıların yıkanma yeriydi, adeta bir fabrika işini görüyordu. Kilimler, halılar çimlerin üzerine seriliyor, hamallar tarafından su ve sabunla iyice fırçalanıyor, minik derenin suyunda durulandıktan sonra güneşe kurumaya bırakılıyordu, halıları yıkamak için ideal bir yöntemdi! Her ilkbahar ben de halılarımı Göksu'ya gönderiyordum, çoğu değerli olan bu parçalar da Türk usulüyle yerinden almıyordu. Bizim semtin hamalları katırlarıyla kapıya kadar geliyorlardı, ellerinden herhangi yazılı bir kâğıt almadan, sadece ücreti ödeyip, güvenerek halılar teslim ediliyordu. Sekiz gün sonra, malınız aynı şekilde, harika temizlenmiş olarak elinize ulaşıyordu. Türk dürüsttü ve asla çalmıyordu. Türk ailelerin bir eğlencesi de çarşı hamamlarını ziyaret etmekti. Haftanın iki günü hamamlar kadınlara ayrılmıştı; sabahın erken saatlerinde çocukları, haremağalarıyla, yanlarına yiyecek ve içeceklerini, yastık ve örtülerini de alarak büyük hamamlara gidiyorlardı. İyice yerleştikten sonra, çıplak vaziyette, sıcak buharda öylesine bir ter döküyorlardı ki, sudan çıkmış gibi pırıl pırıl oluyorlardı. Ardından masaj geliyordu, sonra biraz dinleniliyor, sigara ve kahve içiliyordu.

16 Çocuklar kendi aralarında neşeyle oynuyorlar ve durmadan şeker yiyorlardı. Türk kadınlarını bu özel aile yaşamlarında seyretmek çok eğlenceliydi. Anneler, kaynanalar, büyükanneler, kız kardeşler, teyzeler herkes orada oluyordu, pek ender güzel kadına rastlıyordunuz, bizim ölçülerimize göre fazlaca tombuldular. Türk kadınlarının bu şekildeki hamam sefası güneş batana kadar sürüyordu. Deve kervanlarının gelişini de sık sık yaşadım. İnsanlar da camiye gelişleriyle gidişlerinde, bütün doğallığıyla eski Türk yaşamını sergiliyorlardı. Dev çınarların altındaki kahvede saatlerce otururdum; halkın bu canlı hareketliliğini seyretmek her defasında beni büyülerdi. Her şey bir erdem ve sükûnet içinde olurdu. O tarihlerde halkın okuması yazması yoktu; bu yüzden caminin Önünde, minik bir masanın başında bir arzuhalci oturmuş olurdu, aralarında kadınların da bulunduğu bir dizi müşteri, mektuplarını yazması için arzuhalcinin etrafını alırdı, tıpkı Babıâli'deki gibi, herkes fısıldayarak yazılacakları söylerdi. Cami duvarının dibinde, birkaç kuruşa çizmeleri pırıl pırıl boyayan henüz çocuk yaşta küçük ayakkabı boyacıları sıralanmış otururdu, elleri boş kalınca becerilerini ve mesleklerini öven sözlerle yüksek sesle bağırarak müşteri çekmeye çalışırlardı, arada bir de ellerindeki tahta fırçalarla boyacı kasasına ritmik hareketlerle vururlardı. Bütün bu hararetli alışverişte bile doğuştan gelen bir vakar sezilirdi. Arada bir de, mallarını, ya başlarının üzerinde ya da küçük bir eşek ya da yaşlı bir atın sırtında taşıyan sokak satıcıları geçerdi. Bir şey almak istemediniz mi asla ısrar etmezler, malını etrafa duyurmak için, arada bir tekdüze bir sesle seslenerek yollarına devam ederlerdi. Akşama doğru müezzin, yüzü göğe dönük, caminin minaresinden ezanı okurdu. Seslenişi rüzgârın geldiği her yönde aynı anda çınlarken, uzaklardan yakınlardan binlerce kez aynı sözler yansılanırdı: "Tanrı uludur. Tanrı'dan başka tanrı yoktur ve Muhammed onun peygamberidir." Güneş batımında artık kervanlar gelmeye başlardı. (3) Develerin, başları yukarıda, vakur adımlarla yük taşırken gelişlerini izlemek muhteşemdi. En ufak bir gürültü çıkarmayan, sessiz, vakur, insanlarla hayvanlar, bu tablonun birer parçasıydılar. En çok da akşamları develerin Göksu çayırmdaki geçidi beni etkilerdi. Gördüğüm her şey bir şölendi sanki: batan güneşten çevreye yayılan ışınların ihtişamı ve suskun, sessiz, huzur dolu doğa. Ve birden geniş çayırı çevreleyen hafif meyilli tepelerden, korlaşmış gökyüzüne karşı birer siluet gibi haşmetle süzülen deve kervanı hayran bakışlarımın önünden geçerdi. İnanılmaz bir görüntüydü bu. Türk düğünleri Biz Avrupalılar için Türk düğünleri oldukça garip, çoğu kez de eğlencelidir. Türkler eski âdetlerine göre çocuklarını çok erken yaşta nişanlıyorlar; hatta yaşıtı arkadaşlarıyla oyun oynamalarına izin bile vermiyorlardı. Her iki tarafta da ebeveynler, nişan ve evlenmeyi ciddi bir alışveriş olarak görüyorlar. Kızlar yaşında evlilik çağına geldiler mi, nişan yapılıyor, damat müstakbel karısını düğün gününden önce göremiyor. Pek çok Türk düğününde bulundum, küçük burjuva denilen çevrelerde de, törenler hep birbirinin aynı oluyor. Burada üst düzey diyebileceğimiz kibar bir düğünü aktarmak istiyorum. Evlenecek olan Harbiye nazırının kızıydı; Bayan v. Heuser'le ben de düğüne davetliydik. Nazır Kadıköy'de muazzam bir konakta oturuyordu, davet, "8 Haziran Pazartesi saat sekizde, düğün törenine bekliyoruz" diye duyurulmuştu. Biz de saat yedide, en güzel akşam kıyafetlerimiz, dekoltelerimiz, takılarımız ve nişanlarla süslenmiş olarak, arabalarımızla, yeni köprüyü geçerek vapura geldik. Kadıköy'e geldiğimizde araba bulamadık, incecik saten ayakkabılarımızla eğri büğrü kaldırımlardan konağa kadar yürümek zorunda kaldık. Nihayet konağa vardık. Bahçede çoktan insanlar toplanmıştı. Kalabalığı yararak ilerlemek epey zor oldu. Konağın kapısında, bizi tanıyan bir emir subayı duruyordu. Artık koruma altındaydık, harem bizim için açıldı. Pek çok Türk kadınıyla, çoğu "la creme de la haute societe" den (yüksek sosyetenin kaymak tabakası) gelen prensesler oradaydılar, üstlerinde Paris moda salonlarından aldıkları dekolte tuvaletleri, boyunlarında değerli ziynetleri ile boy gösteriyorlardı. Gelinin annesi bizi Türklere has candan bir samimiyetle karşılayarak hoş geldiniz dedi ve mültefit konuşmalara başladı. Herkes rahat sedirlerin üzerine oturmuştu; çay, kahve ve sigara ikram edildi. Gelin ortalarda yoktu.

17 Nihayet, böyle bir günün en önemli şahsiyeti olan sütanne kapıda göründü, gelin odasına davet edildik. Bir tahtın üzerinde solgun, ürkek, brokar tuvalet giymiş bir yavrucak oturuyordu; minik başının etrafındaki alınlığına sıra sıra mücevherler diziliydi, zavallıcığın kollarına neredeyse boğazına kadar bilezikler takılmıştı, boynundan da bir sıra inci kolye sallanıyordu, kısacası mücevherci dükkânı gibiydi. Alınlığından yere kadar gümüş teller sarkıyordu, konuklar şans getirsin diye bu tellerden bir parça koparıp alabiliyordu. En fazla 16'sında olan çocukcağız, elinde ağır bir yelpaze tutuyordu. Sırtındaki ağır tuvaletin altında adeta ezilmiş, tahtta kımıldamadan oturuyordu, bu haliyle yürek burkan bir görünümü vardı, protokol sırasına göre önünden geçen her kadına minik elini uzatıyordu. Bu merasim iki saat sürdü. Sonra tokmakla kapıya üç kez vuruldu. Damat gelmişti, gelini ilk kez görebilecekti. Bizi acele yan salona aldılar. Bu arada sütannenin, zavallı kızcağızı tahtından indirip, müstakbel eşini karşılamak üzere kapıya doğru götürdüğünü ancak görebildik. İster istemez minik kurbana içim acıdı, gözlerim dolu dolu oldu. Damat, arkasında kalabalık maiyetiyle geldi, bizi selamlayarak önümüzden geçerek gelinin odasına girdi. Soluklar kesildi, etrafı derin bir sessizlik kapladı. Az sonra kapı yine açıldı ve önümüzde inanılmaz komik bir sahne sergilendi. Damadın önünde bir haremağası, elinde altın ve gümüş sikkeyle dolu bir keseyle göründü, damat keseden bir avuç parayı alıyor, kalabalığın önüne saçıyordu. Herkes yere dökülen paraların üzerine saldırdı, yerde sürünmeler, birbirini itelemelerle bir karmaşadır başladı. Kadınlarsa, şans getiren bir sikke bulmak umuduyla nerdeyse yerlerde yuvarlanıyorlardı. Halkın toplaştığı bahçeye, merdivenlerden aşağıya her yere sikkeler yağıyordu. Masalar, iskemleler, madeni parayla dolmuştu, kadınlar koşuşmaktan perişan bir haldeydiler, bu amansız mücadeleden sonra zavallı yavrucak yine tahtına geçti, şimdi insanlar yine şans getirsin diye duvaktan sarkan gelin telini almak üzere tahta gelmeye başladılar. Bu arada sütanne, genç çiftin geceyi geçireceği muhteşem yatağı göstermek üzere yanımıza geldi. Bu seremoniden artık feci sıkılmıştık. Bu yüzden haremdeki yemeğe kalmadığımıza çok memnun olduk, onun yerine düğüne yeni gelen diplomatik heyetle, ev sahibi erkeklerle birlikte bahçede hazırlanmış olan muhteşem sofraya çağrıldık. Diplomatların duayeni Avusturya büyükelçisi, yeni evli çiftin onuruna kadeh kaldırıp bir konuşma yaptı. Yemekte olanlardan hemen herkesi tanıyordum. Daha sonra Tokatlıyan'a giderek, güzel bir yemekte, havamızı bulduk, düğünün gerginliğini ancak üzerimizden atabildik. Güneş batana kadar tahtında oturmak zorunda olan zavallı yavrucağı arada bir düşünmeden de edemedim. Bu üst düzey bir düğündü, gerçi basit halk arasındaki âdetlerle törenler de aynıydı. Türklerin bizim hayat görüşümüze hiç uymayan çok farklı bir ahlak anlayışları var. Bir Avrupalı'nın aldırış bile etmediği bir şeyi ciddiye alıyorlar. Örneğin, sevgililerin ıssız yerlerde gezintiye çıkmaları Türklerin kabul etmeyeceği tehlikeli bir şey, bunun adliyede biten pek çok ürkütücü örneği var. Onlar için en güvenli olan, çocuklarının daima yanında olması; inanılmaz derecede çocuk seviyorlar, onlara karşı son derece müşfik ve iyiler. Bazen oğlumla gezintiye çıktığım günlerde, Müslümanların çocuğuma gösterdiği ilgi karşısında epey duygulu anlar yaşadığımı söyleyebilirim, özellikle de sarışın çocukları çok seviyorlar. Dip Notlar: 1.Özgün metinde hatalı olarak Altın Boynuz diye yazılmıştır (e.n.). 2.Kastedilen vurmalı çalgı, kudüm ya da bendir olmalıdır (e.n.). 3.Deve kervanları 20.yüzyıl başlarına dek, özellikle Anadolu'dan yiyecek ve yakıt taşımak için en çok kullanılan nakil aracıydı (e.n.). Alındığı Yer: Avrupa Saraylarından Yıldız a İstanbul da Bir Hoş Sada Anna Grosser RILKE, Çeviren: Deniz BANOĞLU Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2011

18 ANI KÖŞESİ: BALIKLAR VE BALIKÇILAR İstanbul'un sonbaharı ve lodosları meşhurdur. Bence şehrin en güzel zamanı bu aylardır. Eski İstanbullular bu ayların sonuna Pastırma Yazı derler. İşte o günlerden birinde Yarbay'la beraber yalıların önünde bol bol izmarit tutuktan sonra, çoğunu satıp, saat üç gibi toparlandık. Benim külüstüre binip Baltalimanı'nın yolunu tuttuk. Arabayı uygun bir yere park ettikten sonra yükümüzü paylaşıp yalının yanındaki minik kayıkhanenin kenarını kendimize mesken tuttuk. Rumelihisarı yönündeki yalının köşesinde, birkaç balıkçı çoktan lüfer beklemeye başlamışlardı. Hemen oltalarımızı hazırladıktan sonra yemleri iğnelere taktık. O gün denizde fazla akıntı yoktu. Kamışlarımızı akıntının aksi istikametine doğru olanca gücümüzle savurup beklemeye koyulduk. Ben oltanın dibinde düşüncelere dalmış gitmişken kamışın ucu oynadı. Oynamak ne kelime, sanki yerinden sıçradı. Göz ucuyla Yarbay'a baktım, yeniden atmaya hazırlandığı kamışını tekrar duvara dayayıp, bana: -Tasmala, dedi. Sakın bekletme! Ben daha o söylemeden çoktan kamışı yerinden almıştım, iğne balığın ağzına iyice otursun diye geriye doğru çektim. Kamış daha önce hiç görmediğim şekilde öyle bir büküldü ki, sanki uç kısmı denizde, el tutamağı da yukarda, adeta ters dönmüş bir "U" harfi! O arada Yarbay emirler yağdırıyor, -Sarmaya başla sarmaya, çabuk ol! Evet, sarmaya çalıştım, ama ne mümkün. Ben kolu çevirip misinayı sardıkça, makine de kalama verip boşaltıyor. Anlaşılan yük çok ağır, iyice şaşırmıştım. Gençliğimde el oltasıyla Çırağan sarayının önünde, Beşiktaş'ta, Köprü altında, hatta sandaldan torik, kofana çekmiştim. Ancak kamış, makine sistemiyle bu ilk büyük balığımdı. Allahtan bizim Yarbay emirlerine devam ediyor, -Makinenin kafasını sık, kafasını! Aletin dişli sıyırmasını veya misinanın kopmasını göze alarak makaranın kafasını iyice sıktım. Makineyi gözden çıkarmıştım. Kalama malama da umurumda değildi. Kamışı bir kere daha tasmalayıp suya doğru yatırdım. Önce oluşan boşluğu sarıp, birkaç hamle yaptıktan sonra sistem balığı yavaş yavaş getirmeye başladı. Kola fazla bastırmamaya çalışıyor, fakat yükü bütün ağırlığı ile hissediyordum. Kimsede çıt yok. İkimizin de gözleri misinanın suya giren ucunda. Balığı, sanki bir tren istasyonunda uzaklardan gelen sevgiliyi bekler gibi bekliyoruz. Eğer zorlanan makinenin iniltiye benzer sesi ve misinanın üzerindeki damlacıkların suya düştüklerinde oluşturdukları küçük halkalar olmasa zamanın donup kaldığı söylenebilirdi. Balık kıyıya yaklaştıkça misina eski günlerde olduğu gibi sağa sola doğru gezinmeye başladı. Kayıkhaneye iyice sokuldum. Sanki kaçamazmış gibi sığ suya çekip oradan kıyıya almayı düşünüyordum. Öyle de yaptım. Bir yandan sararken bir yandan da kayıkhanenin içine doğru birkaç adım attım. Misina bitip de fırdöndü en ilerdeki fincana dayandığında kamışı ağır ağır yukarı kaldırdım ama ucu hala suyun bir karış ötesinde, ince kamış kırıldı kırılacak. Önce balığın ağzındaki iğnenin ucunu gördüm, sonra kocaman bir kafa sudan dışarı çıktı ve iki tarafa doğru şiddetle silkindi. Oltanın bedeni artık bu gerilime dayanamadı. Kamış, zembereğinden boşalmış yay gibi yukarı fırladı. Balık sanki hiçbir şey olmamış gibi, telaşsız, süzüle süzüle küçük kayıkhanenin içerisinde bir "U" çizip ağır ağır uzaklaşırken Yarbay kendi kendine konuşur gibi;

19 -Kofana! Çok iri bir kofana! dedi. Sonra az önce duvara dayadığı kamışına yöneldi. Ben olduğum yerde bir süre daha hareketsiz, balığın ardından bakakaldım. Bu olaydan yaklaşık iki ay sonra gene aynı yerdeyiz. Hava açık ama Öyle pırıl pırıl güneşli değil. Vakit sabah, yemlerimizi akşamdan hazırlayıp yanımıza almıştık, İzmarit artık çıkmıyor, istavrit de çok seyrek, neredeyse yok gibi. Bizimle beraber balık tutan bir adam daha var. Kırk beş, elli yaş civarında görünüyor, orta boylu, tıknazca bir adam. Eski model bir Opel'i var, kiremit rengi, bu tip arabaları İkinci Dünya Savaşıyla ilgili filmlerde gördüğümü hatırlıyorum, hani zaman zaman kendi kendimize "ben bunu daha önce görmüştüm" deriz ya, öyle. Bu onunla ilk defa balık tutuşumuz değil, uzun zamandan beri buraya geliyor. Ne zaman gelsem yerinde buluyorum, fazla konuşkan ve sokulgan biri değil, sorunca ancak birkaç kelimeyle cevap veriyor. Yanına gittiğimde başı hep önde, kovası da örtülü, öyle selamı filan yok, sanırım umurunda değiliz. Az önce hava birden soğudu, gökyüzü kurşuni bir renk aldı, ardından da hafif hafif kar atıştırmaya başladı. Koca parkta üç kişiyiz. Yarbay'ın üzerinde dizlerine kadar inen haki renkli içi muflonlu bir pardösü, başında da aynı renk yün bere, benim üstüm de sağlam. Oltalar denizde. Biraz daha bekleyelim, diyoruz. Adam küçük kayıkhaneye bizden daha yakın. Benim Kasım ayında kofanayı kaçırdığım yerde bekliyor. Ben onun beş altı metre sağındayım, Yarbay da benim. Ansızın kamışını yerden alıp kuvvetle geri çekti. Yarbay'la ben bu yeni filmi izlemeye başlıyoruz. Kamış ve makinesi oldukça kuvvetli, fazla zorlanmadan getiriyor. Aynen iki ay önce benim yaptığım gibi o da balığı kayıkhaneye sokup kamışı kaldırdığında, daha yarısı sudan çıkıp görünmeden, sert bir çırpınmayla misinayı kopardı. Benim kaçırdığım kofana kadar büyük, suya düşer düşmez o da aynı "U" dönüşünü yapmaya başladı. Adam dehşet içinde, sanki tüm servetini bir anda kaybetmiş gibi! Kamış ve makinesini hızla yere bırakıp kendini lüferin önüne, Boğaz'ın buz gibi soğumuş sularına attı. Olanları hayret ve heyecanla izliyoruz. Kayıkhanenin tam ortasında neredeyse göbeğine kadar suya girmiş bir adam, lüfer derin suya doğru ileri hamle yaptıkça önünü kesmeye çalışıyor. Balık sola o sağa, balık sağa o sola. Hayvan şaşkın, küçücük alanda fır dönüyor. Biz de şaşkınız, bu işin sonunun nereye varacağını bekliyoruz. Sanki topu yakalayan bir kaleci gibi, inanılmazı gerçekleştirip, balığı koltuğunun altına sıkıştırıyor. Önce balığı kıyıya fırlatıyor ardından kendini biraz güç de olsa yukarı alıyor. Kar tipiye dönüştü, biz hemen toplandık. Adam kıyıda ne yapacağını bilmez durumda. Gövdesinden buharların yükseldiğini bugünmüş gibi hatırlıyorum. Var gücümle bağırdım: "Arabana koş, motoru çalıştır, soğuktan donacaksın!" Bir elinde az Önce balığı içine koyduğu kovası, diğer elinde de kamış makine, hiç bir şey söylemeden arabasına doğru koşarak uzaklaştı. Bir süre arkasından öylece durup baktık. Daha sonraları aynı yere yüzlerce kere gitmeme rağmen o çılgın adama bir daha rastlamadım! Yarbay hayattayken bu olayı ne zaman hatırlayıp konuşsak o da aynı şeyi söylerdi. " O günden sonra ben de hiç görmedim! " Alındığı Yer: Suskun Sahilin Oltacısı Erkut DEMİREL Özal Matbaası, İstanbul, 2012

20 İSTANBUL-TOPKAPI ROTARY KULÜBÜ 4.ASAMBLE (GUVERNÖR ZİYARETİ) PROGRAMI 1 MART :30 10:40 Başkanlık Toplantısı Guvernör (10 dakika) Kulüp Başkanı 10:40 11:00 Yönetim Toplantısı Guvernör (20 dakika) Bölge Sekreteri Guvernör Yardımcısı Kulüp Başkanı 11:00 12:15 Kulüp Asamblesi Guvernör Kulüp Yönetim Kurulu Üyeleri (75 dakika) Bölge Görevlileri Kulüp Başkanı Kulüp Yönetim Kurulu Üyeleri Kulüp Komite Başkanları Tüm Üyeler ve Eşler Rotaractlar 12:15 12:30 Rotaract & İnteract Toplantısı Guvernör (15 dakika) Bölge Görevlileri Kulüp Başkanı Kulüp Yönetim Kurulu Üyeleri Kulüp Komite Başkanları Tüm Üyeler ve Eşler Rotaractlar 12:30 14:00 Kulüp Toplantısı Guvernör (90 dakika) Bölge Görevlileri Kulüp Başkanı Kulüp Yönetim Kurulu Üyeleri Kulüp Komite Başkanları Tüm Üyeler ve Eşler Rotaractlar

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

ARTUKLU DÖNEMİ ESERLERİ Anadolu da ilk köprüleri yaptılar.

ARTUKLU DÖNEMİ ESERLERİ Anadolu da ilk köprüleri yaptılar. ARTUKLU DÖNEMİ ESERLERİ Anadolu da ilk köprüleri yaptılar. ( 1102 1409 ) Diyarbakır, Harput, Mardin Diyarbakır Artuklu Sarayı İlk Artuklu Medresesi İlgazi tarafundan Halep te yaptırıldı. Silvan (Meyyafarkin)

Detaylı

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm: Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Siirt'te Örf ve Adetler

Siirt'te Örf ve Adetler Siirt'te Örf ve Adetler Siirt'te diğer folklor grupları gibi örf ve adetlerde ke NİŞAN Küçük muhitlerde görülen erken evlenme adeti Siirt'te de görülür FLÖRT YOK Siirt'te nişanlıların nişandan evvel birbirlerini

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim 2012 18:03

Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim 2012 18:03 Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim 2012 18:03 Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Remzi Güzel, Alevilerin 1400 yıllık gelenekleri olan Ğadir Hum Bayramı nın bir sevgi günü olduğunu

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım. TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ K.R. RAVINDRAN U.R. Başkanı 2015 16 Canan ERSÖZ U.R. 2430. Bölge Guvernörü 2015 16 Firuz Harbiyeli 3. Grup Guvernör Yardımcısı Hüseyin MURSAL (Başkan) Süleyman ÇOLAKOĞLU (Asbaşkan) Okşan HALEFOĞLU (Kulüp

Detaylı

NECİP FAZIL KISAKÜREK

NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK kimdir? Necip fazıl kısakürekin ailesi ve çocukluk yılları. 1934e kadar yaşamı 1934-1943 yılları hayatı Büyük doğu cemiyeti 1960tan sonra yaşamı Siyasi fikirleri

Detaylı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Camileri - Eski Cami Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Eski Cami (Cami-i Atik - Ulu Cami).............. 4 0.1.1 Eski Cami ve Hacı Bayram Veli Söylencesi.......

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

görülen sanat görülmektedir? dallarını belirtiniz.

görülen sanat görülmektedir? dallarını belirtiniz. Karahanlılar Dönemine ait Kalyan Minaresi (Buhara) Selçuklular Döneminden kalma bir seramik tabak Selçuklulara ait "Varka ve Gülşah adlı minyatür Türkiye Selçuklu halısı, XIII. yüzyıl İlk dönemlere Türk

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

Şeb-i Arus İstanbul da: Mevlana nın vuslat gecesi bu yıl yine aşkın başkentinde!

Şeb-i Arus İstanbul da: Mevlana nın vuslat gecesi bu yıl yine aşkın başkentinde! Şeb-i Arus İstanbul da: Mevlana nın vuslat gecesi bu yıl yine aşkın başkentinde! İstanbul, bu yıl ikinci kez Mevlana Celaleddin-i Rumi nin ölüm yıldönümü olan Şeb-i Arus törenlerine ev sahipliği yapıyor.

Detaylı

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı AÇIKLAMALAR 1. Soruların cevaplarını kitapçıkla birlikte verilecek optik forma işaretleyiniz. 2. Cevaplarınızı koyu siyah ve yumuşak bir kurşun kalemle

Detaylı

1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray

1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray 1-MERKEZ TEŞKİLATI A- Hükümdar B- Saray MERKEZ TEŞKİLATI Önceki Türk ve Türk-İslam devletlerinden farklı olarak Osmanlı Devleti nde daha merkezi bir yönetim oluşturulmuştu.hükümet, ordu ve eyaletler doğrudan

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

BÜLTEN. Aynı dili konuşamayabiliriz, geleneklerimiz, göreneklerimiz, dinimiz ve rengimizde farklı olabilir.

BÜLTEN. Aynı dili konuşamayabiliriz, geleneklerimiz, göreneklerimiz, dinimiz ve rengimizde farklı olabilir. Mutlu Günlerimiz BÜLTEN Kuruluş : 25/08/1983 - Charter : 19/06/1987 UR 2430. Bölge - Kulüp No : 24794 Tarih : 15.07.2014 - Kulübün 1.415, Dönemin 4. Toplantısı Toplantı Günü, Yeri ve Saati : Her Salı Belediye

Detaylı

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ.

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. Osmaniye de yaşayan Kahramanmaraş lılar tarafından kurulan Osmaniye Kahramanmaraşlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği nin

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız 4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir

Detaylı

TOPLANTI YERİ : BURÇ BEST OTEL DEVAM ORANI : %50,00 (Geçici Devam Oranı) TOPLANTI SAATİ : 20:00 ÜYE SAYISI : 20

TOPLANTI YERİ : BURÇ BEST OTEL DEVAM ORANI : %50,00 (Geçici Devam Oranı) TOPLANTI SAATİ : 20:00 ÜYE SAYISI : 20 237. TOPLANTI - 23-09-2009.01.2009 TOPLANTI YERİ : BURÇ BEST OTEL DEVAM ORANI : %50,00 (Geçici Devam Oranı) TOPLANTI SAATİ : 20:00 ÜYE SAYISI : 20.08.2008 KONUK SAYISI : KATILAN ÜYE SAYISI : 10.2008 KONUK

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

ANKARA-OSTİM ROTARY KULÜBÜ. Sevgili Dostlarım,

ANKARA-OSTİM ROTARY KULÜBÜ. Sevgili Dostlarım, 2015-2016 DÖNEMİ KULÜP BÜLTENİ NO : 1 ( Temmuz 2015 ) ANKARA-OSTİM Sevgili Dostlarım, K.R. (Ravi) RAVİNDRAN Uluslararası Rotary Başkanı 2015 2016 Dönemi Canan ERSÖZ UR.2430. Bölge Guvernörü 2015 2016 Dönemi

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

Eber Gölü (Bolvadin-Afyonkarahisar) (10-11 Mayıs 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı, http://eng.ankara.edu.tr/~hsari

Eber Gölü (Bolvadin-Afyonkarahisar) (10-11 Mayıs 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı, http://eng.ankara.edu.tr/~hsari Eber Gölü (Bolvadin-Afyonkarahisar) (10-11 Mayıs 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı, http://eng.ankara.edu.tr/~hsari 10-11 Mayıs 2008 tarihleri arasında Fotoğraf Sanatı Kurumu organizasyonunda

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri :١ mı, mi? baba ( ) uzaklaştım uzaklaştırmak uzaklaştırmak evin kapıları babam yetişiyorum eğitim görüyorum ecdadım, atam saygı otur! seviyorum seni seviyorum

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı?

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? Ve orada kötü kalpli olarak gösterilen Pers İmparatoru Darius u Diğer ismiyle Dara yı Tarih 300 lü yılları gösteriyor. Ama İsa henüz doğmamış.

Detaylı

22-27 EYLÜL 2014 FİNLANDİYA GEZİMİZ 22,09,2014 PAZARTESİ - BULUŞMA VE PISA 23.09.2014 SALI - ALVAR AALTO SAĞLIK VE SPOR FAKÜLTESİ

22-27 EYLÜL 2014 FİNLANDİYA GEZİMİZ 22,09,2014 PAZARTESİ - BULUŞMA VE PISA 23.09.2014 SALI - ALVAR AALTO SAĞLIK VE SPOR FAKÜLTESİ 22-27 EYLÜL 2014 FİNLANDİYA GEZİMİZ 22,09,2014 PAZARTESİ - BULUŞMA VE PISA Gece geç saatlerde Helsinki yolculuğumuz başlayacak. Uzun bir uçak yolculuğu yapacağız.ardından bir saatlik bir uçuş sonunda Jyvaskyla

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

Radio D Teil 1. Deutsch lernen und unterrichten Arbeitsmaterialien. Ders 01 Köy ziyareti

Radio D Teil 1. Deutsch lernen und unterrichten Arbeitsmaterialien. Ders 01 Köy ziyareti Ders 01 Köy ziyareti adındaki genç adam arabasıyla annesinin yaşadığı köye gider. Bu ziyaret sırasında dinlenmek ister, ama kısa sürede doğanın tatsız yönleriyle de tanışır. biraz dinlenmek için annesinin

Detaylı

MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAİZİN

MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAİZİN VAİZİN TARİHİ VAKTİ ADI VE SOYADI UNVANI İLÇESİ YERİ KONUSU İbrahim KADIOĞLU İl Müftü Yard. Akdeniz Ulu Camii 17 Haziran 2015 Çarşamba 18 Haziran 2015 Perşembe 19 Haziran 2015 Cuma Yunus GÜRER İl Vaizi

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

BÜLTEN. Kulübümüz kuruluş etkinliğini eşlerimiz, çocuklarımız ve misafir öğrencimiz ile birlikte kutlamanın haklı gururunu yaşamaktayız.

BÜLTEN. Kulübümüz kuruluş etkinliğini eşlerimiz, çocuklarımız ve misafir öğrencimiz ile birlikte kutlamanın haklı gururunu yaşamaktayız. Mutlu BÜLTEN Kuruluş : 25/08/1983 - Charter : 19/06/1987 UR 2430. Bölge - Kulüp No : 24794 Tarih : 02.09.2014 - Kulübün 1.420, Dönemin 9. Toplantısı Toplantı Günü, Yeri ve Saati : Her Salı Belediye Plaj

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

İÇİNDEKİLER. Takdim... 9 İTİKAD ÜNİTESİ. I. BÖLÜM Din Din Ne Demektir?... 11 Dinin Çeşitleri... 11 İslâm Dini nin Bazı Özellikleri...

İÇİNDEKİLER. Takdim... 9 İTİKAD ÜNİTESİ. I. BÖLÜM Din Din Ne Demektir?... 11 Dinin Çeşitleri... 11 İslâm Dini nin Bazı Özellikleri... IGMG Islamische Gemeinschaft Millî Görüş e. V. İslam Toplumu Millî Görüş Eğitim Başkanlığı İÇİNDEKİLER Ders Kitapları Serisi Takdim... 9 İTİKAD ÜNİTESİ Din Din Ne Demektir?... 11 Dinin Çeşitleri... 11

Detaylı

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe

Detaylı

Defne Rotary Kulübü TOPLANTI BİLGİLERİ. U.R. Başkanı : Kalyan BANERJEE. U.R. 2430. Bölge Guvernörü : İsmail KAHYAOĞLU

Defne Rotary Kulübü TOPLANTI BİLGİLERİ. U.R. Başkanı : Kalyan BANERJEE. U.R. 2430. Bölge Guvernörü : İsmail KAHYAOĞLU U.R. Başkanı : Kalyan BANERJEE U.R. 2430. Bölge Guvernörü : İsmail KAHYAOĞLU 8.Grup Guvernör Yardımcısı : Emine PEHLİVAN Defne Rotary Kulübü TOPLANTI BİLGİLERİ TARİH : 29-05-2012 TOPLANTI SAYISI : 822

Detaylı

Server Dede. - Server baba şu Bektaşilerin bir sırrı varmış nedir? Diye takılır, sula sorarlardı.

Server Dede. - Server baba şu Bektaşilerin bir sırrı varmış nedir? Diye takılır, sula sorarlardı. Server Dede Sultanahmet Meydanı nda Tapu ve Kadastro Müdürlük binasının arka tarafına geçerseniz, bir incir ağacının altında 1748 tarihli enteresan bir mezar görürsünüz. Mezarın baş kitabede buradan yatan

Detaylı

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir?

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir? DÜNYA GÜCÜ OSMANLI 1. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında ve Osmanlı İmparatorluğu nun Yükselme döneminde Anadolu daki zanaatkarlar lonca denilen zanaat gruplarına ayrılarak yöneticilerini kendileri seçmişlerdir.

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

Y. Lisans Türk Müziği İst. Teknik Üniv. 1989. Sanatta Yeterlilik Türk Müziği İst. Teknik Üniv. 1994

Y. Lisans Türk Müziği İst. Teknik Üniv. 1989. Sanatta Yeterlilik Türk Müziği İst. Teknik Üniv. 1994 Adı Soyadı: Güldeniz EKMEN AGİŞ Doğum Tarihi: 01.08.1958 Unvanı: Yardımcı Doçent Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı İst. Teknik Üniv. 1979 Y. Lisans Türk Müziği İst.

Detaylı

Anket formu. Lübeck te Yaşlılık ve Göç

Anket formu. Lübeck te Yaşlılık ve Göç Anket formu Lübeck te Yaşlılık ve Göç 1 Cinsiyet 2 Çocuklarım var Erkek Kadın, çocuğum var. 3 Yaş 4 Çalışmaktayım 30 yaşından küçüğüm 30-39 yaşındayım 40-49 yaşındayım 50-59 yaşındayım 60-69 yaşındayım

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I. YAZILI SINAVI SORULARI Öğrencinin Adı ve Soyadı : Sınıfı: Numarası:

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat

Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Tarih / Terra Cotta Savaşçıları, Çin Halk Cumhuriyeti Kitap / Türkan Röportaj / Doç. Dr. Okan Gülbahar El Sanatları / Geleneksel

Detaylı

HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için

HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için düzenledikleri seferlere "Haçlı Seferleri" denir. Haçlı Seferlerinin

Detaylı

gölcük rotary kulübü

gölcük rotary kulübü gölcük rotary kulübü Kuruluş Tarihi : 19.03.1993 Charter Tarihi : 23.04.1997 2012013 DÖNEMİ Sakuji Tanaka UR. BAŞKANI 2012-2013 Dönemi Rtn. Sait FEYZİOĞLU UR. 2420 Bölge Guvernörü 2012-2013 Dönemi Rtn.Nuri

Detaylı

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya

Detaylı

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI Sıra No ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN ADI SOYADI ÜNVANI YERİ TARİHİ GÜNÜ VAKTİ KONUSU Dr. İbrahim ÖZLER İlçe Müftüsü

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik OSMANLI YAPILARINDA İZNİK ÇİNİLERİ Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik Çinileri, KültK ltür r Bakanlığı Osmanlı Eserleri, Ankara 1999 Adana Ramazanoğlu Camii Caminin kitabelerinden yapımına 16. yy da Ramazanoğlu

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı