Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 41, Mart 2017, s

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 41, Mart 2017, s"

Transkript

1 Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 41, Mart 2017, s Yayın Geliş Tarihi / Article Arrival Date Yayınlanma Tarihi / The Publication Date Doç.Dr. Mete Kaan KAYNAR Hacettepe Üniversitesi, İİBF, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Yrd. Doç. Dr. Gökhan AK Nişantaşı Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü 1982 ANAYASASI VE İNSAN HAKLARI İLİŞKİSİ ÜZERİNE BİR ANALİZ Öz 1982 Anayasası nda yer alan haklara, Temel Haklar ve Ödevler, Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler ve Siyasal Haklar ve Ödevler başlıkları altında değinilmiştir. İnsan hakları ise, insanların onur (dignity) ve değer (worth) inden kaynaklanan, yasal düzenlemeler bu hakları tanısa da tanımasa da tüm insanların sahip olduğu, evrensel ahlakî ilkeler olarak tanımlanabilir. Bu çalışmanın amacı, insan hakları ve anayasa ile ilgili temel felsefi tartışmalara değinerek, 1982 Anayasası nı insan hakları boyutunda analiz etmektir. Bu amaçla; ilk olarak hak kavramından hareketle insan hakları tanımlanmaya çalışılırken, insan haklarının felsefi temellerine göz atılmaya, insan hakları ile anayasa kavramı arasındaki ilişki vurgulanmaya çalışılacaktır. İkinci bölümde ise, 1982 Anayasası ve insan hakları ilişkisi, Anayasanın devlet felsefesi, temel hak ve özgürlüklere bakışı ve bu hakları ele alışı çerçevesinde değerlendirilecektir. Anahtar kelimeler: Anayasacılık, 1982 Anayasası, İnsan Hakları, Hak ve Ödevler.

2 AN ANALYSIS REGARDING RELATION BETWEEN 1982 CONSTITUTION AND HUMAN RIGHTS Abstract The rights in the 1982 Constitution are mentioned under the headings such as Basic Rights and Assignments, Social and Economic Rights and Assignments and Political Rights and Assignments. Human rights, however, as sourcing from dignity and worth of being a human could be defined as universal moral principles which all human beings have whether those rights are recognized them or not. The main aim of this research is to analyze 1982 Constitution in the context of human rights by exploring main philosophical debates regarding human rights and constitutions. To realize this goal, we will at first try to define human rights in line with the rights concept. Then, we will try to explore the relation between the concepts of human rights and constitution while recounting deeply on the philosophical fundamentals of human rights. In the second part of the research, the relation between 1982 Constitution and human rights will be analyzied in the framework and regard of state philosophy of the Constitution, basic rights and liberties and their status in the Constitution. Keywords: Constitutionalism, 1982 Constitution, Human Rights, Rights and Assignments. 91 Giriş Hak kavramı, hakkın sahibi olan kişiye belirli bir yetkinin tanınması, o kişinin hukuki bir iktidarla donatılması anlamına gelir (Erdoğan, 1993: 23). Eğer bir kişi hak sahibiyse, o hakkı kullanma talebi toplumsal olarak garanti altına alınmıştır. Hak, birey kullansa da kullanmasa da meşru talebin temelidir (Shue, 1982: 23) Her hak, karşılığında başkasına bir yükümlülük yükler. Böylece hakkın sahibi olan kişi, hukuka dayanarak başka bir kişiden bir eylemi yerine getirmesini isteyebilir (claim rights), polisin sürücünün ehliyetini isteme yetkisine karşılık, sürücünün ehliyetini gösterme sorumluluğunda olduğu gibi, diğer kişi için kesin (hukuki) bir sonuç ortaya çıkarabilir, bir eylemi (banyoda şarkı söylemek) gerçekleştirmede özgür olduğunu ifade edebilir veya belirli bir yasanın kendisine uygulanmasında bağışık olduğunu (yaşlıların orduya alınmaması) iddia edebilir (Hohfeld 1919 dan aktaran Freeden, 1991: 4; Erdoğan 1993: 24). Özetle, İnsanlara belirli hakların verilmiş olması yetmez. Haklar, ancak yaşanabilecek bir ortamda kullanılabilir. Yasalar, anayasalar ve uluslararası antlaşmalar insanların başta yaşam hakkı olmak üzere tüm temel hak ve hürriyetlerini tanır ve bunu koruma altına alır (Akyüz, 2015: 433). Bu nedenle, kullanılan hakkın türü ne olursa olsun (negatif haklar dahi, karşı tarafa, müdahalede, engellemede bulunmama yükümlülüğü getirmektedir) her hak, hakkın yöneltildiği kişiye bir yükümlülük getirmesine rağmen, bunun tersi geçerli değildir: Yakın çevremizdeki insanlara yardım etme yükümlülüğümüzden bahsedilebilirken, bu yükümlülüğün yardım edilen insanlarda yardım edilme hakkı doğurmayacağı örneğinde olduğu gibi her yükümlülük bir hak doğurmayabilir.

3 İnsan Hakları ve Anayasacılık Hohfeld in yukarıdaki sınıflamasına ek olarak hakları özel haklar (special rights), yani bireyler arasındaki spesifik anlaşmalardan doğan haklar ve genel haklar (general rights) yani anlaşmalara dayalı özel hakların olmadığı durumlarda herkesi koruyan genel haklar (Hart 1967: den aktaran Barry, 1995: 244) şeklinde de sınıflandırabiliriz. Cranston (1973: 9-17 den aktaran Barry, 1995: 239) da hakları yasal haklar (legal rights) ve ahlakî haklar (moral rights) şeklinde sınıflandırmaktadır. Yasal haklar mevcut hukuk sistemine referansla oluşturulan haklardır. Ahlakî haklar ise tersine, yürürlükteki hukuk sisteminden kaynaklanmazlar; bilakis sistemin geçerliliği, sosyal ve ahlakî uygulamalarla devamlılığı ve sistemin nasıl haklılaştırıldığı ahlakî haklarla ilgilidir. Benzer bir sınıflamayı Mac Donald (1970: 51) da yapmaktadır. Yazar da hakları yasal ve ahlakî olarak ayırmakta yasal hakları, hak sahibinin diğer kişiyi mevcut hukuk sistemi uyarınca hakkına riayet edilmesine zorlayabileceği haklar olarak tanımlamaktadır. Ahlakî haklara uyulması ise yasal olarak korunmamaktadır. Mourgeon un (1995: 10) ise, insan haklarını birden fazla açıdan sınıflandırmaktadır. Mülkiyetin bir insan hakkı olamayacağını belirten düşünür, insan haklarının eylem hakları ve elde etme hakları olarak sınıflandırılabileceği gibi, medeni-politik haklar ve toplumsal-kültürel haklar şeklinde de sınıflandırılabileceğini belirtmektedir. Medeni-politik haklar genellikle eyleme bazen de elde etmeye yönelik haklara karşılık gelmektedir. Toplumsal ve kültürel hakların çoğunluğu ise elde etme hakkına (grev hakkı gibi) dayanmaktadır. Mourgeon (1995: 11) insan hakları konusunda üçüncü bir sınıflamayı, iktidara direnişin aktif ayrıcalıklarını içeren direnme hakkı ve iktidar karşısındaki alacak haklarını gösteren dava hakkı şeklinde yapmaktadır. 92 Bir diğer sınıflandırma ise, negatif haklar ve pozitif haklar şeklinde yapılabilir. Negatif hak ile vurgulanmak istenen hakkın uygulanmasının başkasının bir eylemini gerektirmemesidir (temel hak ve özgürlükleri bu çerçevede değerlendirebiliriz). Pozitif haklar ile de hakkın konusunu oluşturan eylemin gerçekleştirilmesinin başkasının (özellikle devletin) bir eylemini gerektirmesi ifade edilmektedir (sosyal ve ekonomik haklar pozitif hak kategorisi içerisinde değerlendirilebilir). Özetle, insan haklarının negatif karakterli haklar olduğunu belirten görüşler, insan haklarını; insanın eylemde bulunabilme potansiyelini ve seçim yapabilme kapasitesini ifade eden özgürlük kavramıyla birlikte değerlendirirler ve bu özgürlüğün, bireylerin aynı özgürlüğe sahip olmaları anlamında eşit oldukları varsayımına dayandığını ifade ederler (Erdoğan: 1998: 2). Yukarıdaki çeşitli sınıflamalarında ortaya koyduğu gibi çeşitli düzeyde haklardan bahsedebiliriz. Ancak, İnsan Hakları ndan bahsettiğimizde genel olarak hak kavramından (insanların hakkı (Erdoğan, 1998: 10) kavramından) daha spesifik bir alana işaret etmiş, yukarıdaki sınıflandırmalar içerisinde adı geçen haklardan kimilerini dışarıda bırakmış oluruz. Nitekim ahlakî haklar, evrensel insan hakları kavramının dışarısındadır. Nihai olarak insan hakları kavramı da ahlakî haklar kategorisi içerisinde değerlendirilebilecek olsa da, insan hakları bu ahlakî hakların en üstünde ve diğer haklara yol gösterici konumdadır (Erdoğan, 1998: 11; Akıllıoğlu, 1995: 3). Bununla birlikte ahlakî kavramının farklı kültürler içerisinde kazandığı değişik anlamlar da evrensel insan hakları anlayışı ile ahlakî haklar arasında bir fark gözetmeyi zorunlu kılmaktadır. İnsan hakları ve sosyal ekonomik haklar arasındaki ilişki de tartışmalıdır. Liberaller, insan haklarının negatif karakteri üzerinde yoğunlaşarak pozitif karakterli sosyal ve ekonomik hakların evrensel olarak aynı nitelik ve içerikte tüm dünyadaki insanlar için savunulamayaca-

4 ğını ve gerçekleştirilemeyeceğini belirtmektedirler. Shue (1982: 23) ya göre de gerçek, evrensel insan hakları negatif karakter taşır ve insanın bu hakka sahip olması için mevcut hukuk kodlarının bu hakları tanıyıp tanımamasının bir önemi yoktur. Ekonomik haklarsa tersine, evrensel olarak gerçekleştirilebilir nitelikte olmayan idealler veya çoğunlukla belirli bir zamanda belirli bir toplumun üyelerinin sahip olduğu haklardır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi nde yer almasına rağmen, sosyal ve ekonomik hakların gerçek insan hakları içerisinde yer alamayacağıyla ilgili diğer bir tartışma da İnsan hakları olarak sıralanan negatif haklar arasında herhangi bir uyuşmazlık ve çatışma olmamasına rağmen, sosyal ve ekonomik haklar olarak sıralanan hakların aynı anda gerçekleşmesinin birbirleriyle çelişmesi konusudur (Barry, 1995: ). Bu görüşe göre negatif haklar, gerçekleştirilmeleri için bir eylemi gerektirmedikleri (inactivity) için bu hakların bir arada gerçekleşmeleri birbirleriyle çelişmemektedir. Pozitif haklar kategorisi içerisinde yer alan sosyal ve ekonomik hakların tümünün bir arada gerçekleşmesi ise mümkün değildir. İnsan haklarının negatif karakterde olması gerektiğiyle ilgili son argüman ise, negatif hakların, pozitif haklara önceliği olduğu şeklindedir (Barry, 1995: 256): Bireysel otonomi, ücretli tatil hakkından daha önemlidir. İnsan hakları ve genel anlamda haklar arasındaki farklılıklar konusunda belirtilmesi gereken bir diğer husus, pozitif hukuktan doğan haklar ve insan hakları ayrımıdır. İnsan haklarının temel özelliği, pozitif hukuk tarafından tanınsa da tanınmasa da var olmalarıdır. İnsan haklarına, bir insanın sadece insan olması nedeniyle sahip olduğu için, Mac Donald (1970: 53) ın belirttiği gibi bir köle de, mevcut hukuk kodları onu köle olarak tanımlasa da insan haklarına sahiptir. 93 Özetle insan hakları, insanların onur (dignity) ve değer (worth) inden kaynaklanan (Mercier, 1970: 15; Kuçuradi, 1970: 47), yasal düzenlemeler bu hakları tanısa da tanımasa da tüm insanların sahip olduğu, evrensel ahlakî ilkeler olarak tanımlanabilir. Bu tanım çerçevesinde, insan haklarının, mevcut durumun incelenmesi, gözlenmesi aracılığıyla oluşturulmuş haklar değil, varlığı ahlakî bir postüla olarak kabul edilen (Erdoğan, 1993: 34), meşrulaştırılan haklar olduğu belirtilmelidir. Özetle Rousseau insanlar özgür doğar dediğinde, milyonlarca bebeği gözlemleyerek onların özgür doğduklarını tespit etmiş ve böylece bu önermeyi ortaya atmış değildir (Mac Donald, 1970: 44). Ya da Locke, medeni toplum öncesi bir insan topluluğu içinde yaşayarak deneyimlerini aktarmamış, insan haklarını temellendirecek fiktif bir tasarımda bulunmuştur. İnsan haklarını temellendiren, onun evrensel ve diğer haklardan üstün olmasının nedenini açıklayan birçok görüş vardır. Bunları Erdoğan (1993:34-38) dan yararlanarak doğal hukuk, insan doğası, evrensel ahlakî yükümlülükler, hakların sonuçları ve ontolojik temellendirme olarak sıralayabiliriz. Doğal haklar anlayışının temeli antik Yunan a kadar geri götürülebilmekle beraber, bu anlayış, en önemli ifadesini John Locke un doğal durum tasvirinde bulmaktadır. Locke, -tarih ve mekândan soyut olarak- uygar toplum öncesinde bir dönem farz etmekte ve insanların bu dönemde, Tanrının insanlar için tasarladığı -ve insanların hem kutsal kitap ve hem de akılları aracılığıyla doğru yolu bulabilecekleri- (Freeden, 1991: 15) doğal hukuktan kaynaklanan haklarının olduğunu düşünmektedir. Doğal durumu bir özgürlük durumu olarak tanımlayan Locke, bu özgürlükten kastın yeterlilik (license) olmadığını ve doğal durumda bir kişi diğeri üzerinde güç sahibi olsa da bu gücün mutlak anlamda olamayacağını belirtmektedir (Locke, 1970: 12).İnsanlar doğal halde güvenlikten uzak oldukları yani başkalarının saldırılarına uğrama ihti-

5 malleri olduğu için uygar topluma geçerek kendi, doğal durumdayken sahip oldukları haklarını korumak üzere bir sözleşme ile devleti oluşturmuşlardır (Yayla, 1991: 30-46; Locke, 1970: 10-27; Mercier, 1982: 15-22; Mac Donald, 1970: 45-47). Barış içinde ve çeşitli haklara sahip insan tasavvuruyla Locke, hakların devletten doğmadığının tersine, devletin varlık ve meşruiyet nedeninin bu hakları korumak olduğunun altını çizmiş; Locke un bu düşünceleri devlet faaliyetleri üzerindeki sınırlamaların ahlakî temelini oluşturmuştur (Freeden, 1991: 16). Doğal hukuk anlayışına göre, İnsanların doğal hukuka uygun davranmasının nedeni, akıl (reason) sahibi tek canlı olmalarıdır (Mac Donald, 1970: 45; Erdoğan, 1993: 35). Bu haliyle doğal hukuk, pozitif hukuktan üstün (Yayla, 1992: 28) ve ona yol göstericidir. Hayek de, hakların negatif ve bireysel karakterde olduğunu belirtmektedir. Hayek (1994: 141), hak teriminin, adil bireysel davranışın her kuralının bireyler için bir hak yarattığı şeklinde bir anlam taşıdığı üzerinde durur ve hakkı zorunlu davranış kuralları çerçevesinde tanımlamaya çalışarak tasarımlı kanun yapma faaliyeti anlamında yasama dan hukuku ayırır (Hayek, 1994: 111). Özetle, doğal hukuk ve toplum sözleşmesi ile toplumların ve sosyal kimliklerin ötesinde evrensel bir hak anlayışı meşrulaştırılmaya çalışılmıştır (Akıllıoğlu, 1995: 1). Doğal haklar anlayışı çerçevesinde insanlar, hiçbir siyasi düzenlemenin eseri olmayan doğal hakları ile birlikte doğarlar ve bu haklar onlara insan olmaları nedeniyle verilmiş evrensel, dokunulmaz ve değiştirilmez haklardır (Erdoğan, 1993: 36). İnsan hakları, doğal hukuktan başka, insanın doğası anlayışıyla da temellendirilmektedir. Bu anlayışa göre, insanın doğası zorlama ve baskıya uygun değildir ve bu nedenle özgür bırakılmalıdır (Erdoğan, 1993: 37). Bununla birlikte, Mac Donald (1970: 46) ın belirttiği gibi insanlar tesadüfî olarak İngiliz, Fransız veya Amerikalı doğabilirler, tesadüfî olarak siyah doğabilirler. Tesadüfî olarak doktor, asker veya işçi olabilirler; fakat tesadüfen insan olarak doğmazlar. Nitekim bir insan doğası vardır ve insan doğası tüm insanlarda aynıdır. 94 İnsan hakları, bir diğer şekilde evrensel ahlakî yükümlülükler anlayışı ile de temellendirilmektedir. Bu görüşe göre insanlar, kültürel farklılıkları ne olursa olsun ahlakî ve sosyal varlıklardır ve hepsi aynı ahlak yasasını paylaşmasalar da hepsinde toplumsal işbirliği potansiyeli ve bunun gerektirdiği ahlakî yeterlilikler vardır ve bunlara ilave olarak bütün insanların birbirinin hemcinsi sayılmaları evrensel ahlakın temel ilkesidir. Bu ilke ahlakî yetenek ve değerlerin kapsam itibariyle evrensel olmasını gerektirmektedir (Erdoğan, 1993: 37). Faydacılar da, insan haklarını sonuçları çerçevesinde değerlendirerek temellendirmektedirler (Bentham, 1970: 37-38; Barry, 1995: 237). Bentham, doğal hakları (ve insan haklarının doğal hukuka dayandırılarak savunmasını) eleştirmekte ve doğal hak kavramını hatalı ve boş (fallacious) bulmaktadır (Bentham, 1970: 38-37). Bentham a göre haklar hükümetin dışında ortaya çıkmamışlardır; büyük tezatların dışında mutlaklıkları yoktur ve insanların eşitliğine dair sürdürülemez bir inanca dayanmaktadırlar. İnsanların mallarını, yaşamlarını vb korumak için yasalar yapılamaz. Yasalar (birilerinin) özgürlüğünü sınırlandırır (Hook,1967: 10-11). Sonuçta, Bentham a göre, genel fayda tarafından yaratılanın dışında bir doğal hak yoktur. Doğanın kendine içsel bir değeri ve yasaları olmadığı gibi bize nasıl davranacağımız hakkında da fikir veremez (Freeden, 1991: 18-19). Ionna Kuçuradi ise, insan haklarını talepler olarak değerlendirmekte ve insanî varlığa (being) ilgili gerekliliklerde aramaktadır. Bu talepler insanın değerinde gözlenebilir, fark edilebilirler ve bireyleri tek bir nedenle korurlar: İnsan olmaları (Kuçuradi, 1982: 42). Nitekim Kuçuradi ye (1982: 48) göre, insan haklarıyla ilgili birçok belgeye göz atıldığında siyasal, sosyal,

6 ekonomik vb. birçok insan hakkından bahsedilmesine rağmen, temel (fundamental) insan haklarından bahsedilmemektedir. Oysa insan haklarının temeli, insanlığın başarıları ve elde edilen bu potansiyeli korumak için gerekli şartların açık bilgisiyle elde edilen insanın potansiyelinin sistematik bilgisidir. İnsan haklarının temellendirilmesiyle ilgili olarak yukarıda sıralanan görüşlerin ortak özellikleri İnsan hakları kavramının, evrensel ve insanların insan olmaları nedeniyle sahip oldukları haklar olarak nasıl temellendirileceği ile ilgili olmalarıdır. Bu çerçevede insan haklarıyla, birey ve devlet arasındaki sözleşmenin metni niteliği taşıyan anayasalar arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu çerçevede, özellikle belirtilmesi gereken husus, kişinin insan olmasından kaynaklanan, insan olması itibariyle taşıdığı değeri korumayı amaçlayan insan haklarının doğrudan devlete yönelmiş haklar olduğu ve bu hakların ihlalinin yaygın olarak devletten kaynaklandığıdır. Bu, anayasaların devlet-birey arasındaki sözleşme niteliği göz önüne alındığında anayasal metinlerde insan haklarının ele alınış biçimini daha da önemli hale getirmekte, sorunu devletin bireyin insan onurunu kendi (pozitif) hukuk kurallarıyla koruyacağı, insanın insan olmaktan kaynaklanan haklarını garanti altına alacağı ve kendine yöneltilen bu hakları ihlal etmeyeceğini tüm hukuk kurallarını bağlayıcı bir metinle kabul edip etmeyeceği sorununa indirgemektedir. Bu açıdan insan haklarının yönetilenlerin haklarını korumaya ilişkin ahlakî kuralları oluşturmasına rağmen, anayasaların yönetenler tarafından oluşturulan metinler olmasına da değinmek gerekmektedir. Tanör (1991: 278) ün de belirttiği gibi Anayasalar ve insan haklarının korunması arasındaki ilişkiyi doğrusal bir ilişki olarak görmemek gerekmektedir. Nitekim anayasalar, ne kadar demokratik bir ortamda oluşturulursa oluşturulsun, anayasanın oluşumunda söz sahibi olanlar fiilen ve/veya hukuken iktidarı ve devleti ellerinde tutanlardır Anayasası nda Yer Alan Hak ve Ödevler 1982 Anayasası nda yer alan haklara, Temel Haklar ve Ödevler, Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler ve Siyasal Haklar ve Ödevler başlıkları altında değinilmiştir. Temel hak ve özgürlükler başlığı altında anayasada, kişi dokunulmazlığı, zorla çalıştırmama, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti, yerleşme ve seyahat özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü, basın özgürlüğü, süreli ve süresiz yayın özgürlüğü, düzeltme ve cevap hakkı, toplantı gösteriş ve yürüyüş hakkı, dernek kurma hakkı, mülkiyet hakkı ve ispat hakkı konularına değinilmiştir. Temel hak ve özgürlükler başlığı altında daha çok negatif haklar sıralanırken, sosyal ve ekonomik haklar başlığı altında ise devletin eylemliliğini gerektiren pozitif haklara yer verilmiştir. Bu başlık altında, eğitim ve öğretim hakkı, tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması, kamu yararı, toprak mülkiyeti, çalışma ve sözleme hürriyeti, çalışma hakkı ve ödevi, sendika kurma hakkı, grev ve lokavt hakkı, ücrette adaletin sağlanması, sağlık, çevre ve konut hakkı, geçliğin korunması, sporun geliştirilmesi, sosyal güvenlik hakkı, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve sanatın ve sanatçının korunması haklarına yer verilmiştir. Siyasi hak ve ödevler başlığı altında ise, Türk vatandaşlığı, seçme ve siyasi faaliyette bulunma hakları, parti kurma, partilere girme ve partiden çıkma, siyasi partilerin uyacakları esaslar, kamu hizmetlerine girme, mal bildirimi, vatan hizmeti, vergi ödevi ve dilekçe hakkına yer verilmektedir.

7 1982 Anayasası nda İnsan Haklarını Etkileyen Anayasal İlkeler 1982 Anayasası hak ve özgürlüklere dört tür sınırlama getirmiştir. Bunlardan ilk üçü biçimsel türde sınırlamalardır. Bu açıdan, 13. ve 14. Maddelerde belirtilen genel sınırlama ilkesi tüm hak ve özgürlükleri sınırlandırmaktadır. İkinci biçimsel sınırlama ise özel sınırlamadır ve sadece söz konusu hak ve özgürlükler için geçerlidir. Üçüncü biçimsel sınırlama ise Anayasanın, hakkın sınırlandırılmasını ilgili yasaya bırakması ile ortaya çıkmaktadır (Tanör, 1991: 261). Dördüncü tür sınırlama ise biçimsel olmayıp, Anayasanın sahip olduğu bir takım ilke ve değerlerle anayasanın oluşum sürecinin yine anayasada sıralanan hak ve özgürlükleri sınırlandırması, kullanımını zorlaştırması veya hakkın içeriğinin boşaltılması sonucunu doğurmaktadır. İnsan haklarına yönelik olarak son türdeki sınırlamaları şu başlıklar altında toplayabiliriz. Anayasa nın Oluşum Sürecinin Getirdiği Sınırlılıklar 1982 Anayasası, bilindiği gibi 12 Eylül 1980 Darbesi nin ardından oluşturulmuştur. Ordu, yönetime el koyduktan sonra dönemin parlamento ve hükümetinin faaliyetlerine son vererek, 23 Ekim 1981 günü, 120 si illerden 40 ı da MGK tarafından doğrudan seçilen Danışma Meclisi ni oluşturmuş ve bu meclis yeni bir anayasanın hazırlanması için çalışmalara başlanmıştır. Danışma meclisince hazırlanan anayasa taslağı 18 Ekim 1982 de MGK da tartışılmış ve 7 Kasım 1982 de halkoyuna sunularak kabul edilmiştir (Yalçın, 1987: 194). Özetle yukarıda ana başlıklar halinde hatırlandığı gibi, Anayasanın oluşum süreci demokratik bir tartışma süreci içerisinde oluşmamış, anayasanın eleştirilmesi yasaklanmış, oylama bir anlamda MGK tarafından hazırla(tı)lan anayasanın halka zorla kabul ettirilmesi şeklinde gerçekleşmiştir. Anayasa nın halk oylamasına sunulması sürecinde, anayasanın kabul edilmemesi durumunda ne tür bir hukuksal prosedürün açıklanması yoluna dahi gidilmemiştir (Tanör, 1991: 252). 96 Anayasanın oluşturuluş ve halka sunuluşunda izlenen anti-demokratik yol ve yöntemler 1982 Anayasası nın, anayasaların genel tanımı içerisinde yer alan birey ve devlet arasında bir sözleşme metni olma niteliğini oldukça zedelemekte, Anayasayı bireyi devlete karşı koruyan bir metin olmaktan çıkararak darbeyi gerçekleştirenleri topluma karşı koruyan bir metin haline getirmektedir (Parla, 1995: 18). Nitekim daha başlangıç kısmının ilk cümlesinde darbe ve ardından oluşturulan Danışma Meclisi meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır;...(b)ölücü ve kanlı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada Türk milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin, milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekâtı sonucunda, Türk Milletinin meşru temsilcileri olan Danışma Meclisince hazırlanıp... Bununla birlikte Anayasanın kabulü ile birlikte Milli Güvenlik Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı (Kenan Evren) Cumhurbaşkanı sıfatı kazanmış (Geç. m.1/1) ve genel seçimler yapılıncaya kadar Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde Milli Güvenlik Konseyi nin en yaşlı üyesinin Cumhurbaşkanı olacağı karara bağlanmıştır (Geç. m. 1/3). Aynı şekilde, genel seçimler sonrasında yeni meclisin oluşmasının ardından başlamak üzere 6 yıl boyunca Milli Güvenlik Konseyi nin Cumhurbaşkanlığı Konseyi haline dönüşmesine ve üyelerin Milli Güvenlik Konseyi üyesi sıfatı taşımalarına (Geç. m. 2/3) karar verilmiş, yine geçici 15. madde ile 12 Eylül 1980 tarihinden ilk genel seçimler sonucu toplanacak T.B.M.M. nin Başkanlık Divanı oluşturuluncaya kadar geçen süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk Milleti adına kullanan 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürüleme(yeceği), bu maksatla herhangi bir yargı merciine baş-

8 vurulama(yacağı) belirtilerek, 1980 Darbesi ni gerçekleştirenler anayasal koruma altına alınmıştır. İdeolojik Devlet ve Solidarist Siyasal Teorinin Getirdiği Sınırlılıklar Yukarıda da belirtildiği gibi 1982 Anayasası, biçimsel olarak evrensel insan hakları metinlerinde belirtilen hak ve ödevleri tanımaktadır. Bununla birlikte, Anayasada (22 ayrı yerde) devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü şeklinde ifadesini bulan dayanışmacı (solidarist) siyasal teori tüm temel hak ve özgürlüklerin genel sınırlama ilkesini oluşturmaktadır. Anayasanın devlet toplum ilişkisini yorumlayış tarzı da bu dayanışmacı anlayışın bir uzantısı şeklindedir. Anayasa da ifadesini bulan, merkeziyetçi ve kutsal (hatta Parla (1995: 18) ya göre metafizik hatta teolojik) devlet anlayışı ile bu devletin bölünmez bir şekilde kendisini bağlı hissettiği türdeş ve devletine bağlı (itaatkâr) toplum ilişkisi bu dayanışmacı anlayışı beslemektedir (Erdoğan, 1998: 79). Parla (1995: 18) nın bir din-ölümsüz önder-kutsal devlet üçlemesi ile oluşturulan Türk-İslam teslisi olarak ifade ettiği ve devletin topluma önceliği ve önderliğini vurgulayan kutsal devlet anlayışının ortaya konuşu ile ilgili anayasa metninden verilebilecek örnekler de hayli zengindir. Nitekim (e)bedi Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal Türk devletinin varlığına karşı (başl. par.1) şeklinde başlayan anayasa, Türk milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin, milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül harekatıyla (başl. par.2) ifadesiyle darbeyi meşrulaştırmakta ve Anayasanın Türkiye Cumhuriyeti nin kurucusu ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk ün belirlediği (başl. par.3) çizgi doğrultusunda hareket ettiği belirtilmektedir. Başlangıç metninde çizilen kutsal devlet anlayışı, milli gurur ve iftiharda, milli sevinç ve kederde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak (başl. par. 9) olan toplum tasarımıyla dayanışmacı yorumunu pekiştirmektedir. 97 Bu çerçevede, anayasa metninden amacın, insanların devlete karşı ileri sürdüğü hakları korumak ve güvence altına almak değil, Anayasada ifade edilen şekliyle kutsal devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tesis etmek olduğu anlaşılmaktadır (Erdoğan, 1998: 379); (H)ak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek amacıyla kullanılamaz (m..14/1) ; veya (t)emel hak ve hürriyetler Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması amacıyla Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle sınırlanabilir (m..13/1). Bununla birlikte Anayasa, insan hakları kavramının evrenselliği ve hakların doğallığı ilkesine ters düşecek şekilde hak ve özgürlükleri kendi tanımladığı şekliyle kabul etmekte ve vatandaşların bu anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak onurlu bir hayat sürdürme yetkisine sahip olduğu (başl.par.9) nu belirtmektedir. Anayasa sadece insan hak ve özgürlüklerini kendi tanımladığı sınırlar içine hapsetmekle kalmamakta, bunların kullanımını da toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde (m..2, 81/2, 103/2) ye indirgenmiştir. Dayanışmacı toplum, kutsal devlet anlayışı ve evrensel insan hakları kavramının millileştirilerek (Tanör, 1991: 255), bu Anayasadaki kavramına hapsedilmesiyle birlikte düşünülmesi gereken bir diğer husus ideolojik devlet anlayışıdır. Anayasada tasarlanan ideolojik kurgunun metne yansıması ise kimi zaman Atatürk ilke ve inkılâpları, kimi zaman da çağdaş

9 medeniyet düzeni ve laiklik olarak yansımaktadır. İdeolojik devlet tasarımının bir yansıması olarak Anayasa, (h)içbir düşünce ve mülahazanın Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin karşısında korunmayacağı (başl. par.7) şeklinde bu konudaki düşüncesini açıklamıştır. Ayrıca Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan (m..2/1) maddesiyle Anayasanın başlangıçta belirtilen bu ilkesi Cumhuriyetin nitelikleri arasına alınmıştır. Benzer eğilim, İnkılap kanunlarının korunması (m..174) ile ilgili maddede de görülmektedir. Temel Hak ve Özgürlükler Temel haklar ve özgürlükler açısından 1982 Anayasası, biçimsel olarak evrensel insan haklarındaki metinlerde yer alan temel hak ve özgürlüklere yer vermekte, Anayasanın insan haklarını ele alışı doğal hukuk anlayışına dayanmaktadır Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin, vatandaşların kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez ve vazgeçilmez (m..12/1) haklara doğuştan (başl. par. 8) sahip olduğunu belirtmektedir. Ancak, 1982 Anayasası biçimsel olarak doğal haklar anlayışına dayanmakla birlikte, genel geçer temel hak ve özgürlükler tanımından dört açıdan sapmaktadır. Bunlardan birincisini yukarıda da değinildiği gibi, evrensel olan, yani, pozitif hukuk kurallarının ötesinde olan insan haklarını kendi tanımladığı sınırlar içerisine hapsetmesi oluştururken, ikincisini ise temel hak ve özgürlükleri kişilerin sorumluluklarıyla birlikte değerlendirmesi oluşturmaktadır (Erdoğan, 1998: 81). Nitekim Anayasanın ifadesine bu anlayış, (t)emel hak ve hürriyetler kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder (m..12/1) şeklinde yansımaktadır. Oysa hak kavramı, belirli bir kişiyi hukuki iktidarla donatmaktadır. Hak, hakkın sahibine değil, hakkın konusuyla ilgili olarak başka bir kişiye sorumluluk yüklemektedir. Daha önce de değinildiği gibi, söz konusu hak negatif hak kapsamında dahi olsa, bireyin sahip olduğu bu hak başkalarına, söz konusu kişinin hak veya özgürlüğüne dokunmama, müdahale etmeme sorumluluğu yüklemektedir. Bu açıdan, hakkın, o hakkın konusuyla ilgili olarak aynı kişiye bir sorumluluk yüklemesinden bahsetmek mümkün değildir Anayasası nda temel hak ve özgürlüklerle ilgili olarak üzerinde durulması üçüncü bir husus ise, gerek 13. ve 14. maddede belirtilen genel sınırlamaların, gerekse bu hak ve özgürlüklerle ilgili özel sınırlamaların nesnel kıstaslardan çok, ideolojik ve içeriği yorumlayana göre değişebilecek kıstaslar ile sınırlandırılmasıdır. Örneğin, 13. maddede temel hak ve özgürlüklerin; (1) devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, (2) Cumhuriyetin, (3) milli güvenliğin, (4) genel asayişin, (5) genel ahlakın, (6) genel sağlığın korunması amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Bu tür sübjektif değerlendirmelerin, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında keyfiliği beraberinde getireceği, mevcut konjonktüre göre bir dönemde genel ahlakı veya milli birlik bütünlüğü bozmayacak bir eylemin diğer bir dönemde ahlaka aykırı yorumlanabileceği açıktır. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımıyla ilgili değinilebilecek son husus ise, yine temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ve kötüye kullanılması ile ilgilidir. Anayasanın 13. ve 14. maddelerinde getirilen sınırlamalar, nesnel kıstaslar olmaktan olmakla birlikte, ayna zamanda temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanımıyla ilgili evrensel anlayışa da aykırıdır Anayasası, temel hak ve özgürlükleri, hak sahibinin hakkını başkasının temel hak ve özgürlüğünü ortadan kaldıracak şekilde kullanıldığı durumlarda sınırlamak yerine, devletin çıkarları ile çeliştiği durumlarda sınırlandırmayı yeğlemektedir. Özetle hakların kötüye kullanımının, devlete karşı kullanılabilecek bir tutum olduğu anlayışı anayasaya hâkimdir. Bu da fiilen devletin, resmi

10 ideolojiyi benimsemeyen her türlü ideoloji ve hareketi yasaklamasının onları devletin ve milletin bölünmez bütünlüğüne aykırı saymasının nedeni olarak kullanılmaktadır. Siyasi Haklar ve Ödevler Siyasi hak ve ödevlerin ele alınışında anayasa, demokratik katılım ve özgürlükçülükten çok (Erdoğan, 1998: 389), idari vesayeti (Parla, 1995: 47) ön plana çıkarmış, siyasi faaliyetin alanını daraltmıştır. Bu durum, ilk başta oy verme ile ilgili kuralları düzenleyen maddelerde görülür: Silah altında bulunan er ve erbaşlarla, askeri öğrenciler, ceza ve tevkif evlerinde bulunan tutuklular ve hükümlüler oy kullanamazlar (m..67/5). 68. Madde ise siyasi partilere üye olmayı sınırlandırmaktadır. Anayasanın ilk halinde hakimler savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, yükseköğretim kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, öğrenciler ve silahlı kuvvetler mensuplarının (m..68/7) siyasi partilere girmesi yasaklanmıştı, ancak, yapılan değişiklikten sonra öğrencilerin üniversitelerinden alacakları izinle ve yükseköğretim elemanlarının partilerin sadece merkez örgütlerinde görev almaları koşuluyla bu sınırlama biraz daha genişletilmiş oldu. Anayasa siyasi partilerin faaliyetlerine de doğrudan sınırlama getirmiştir. Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan (m..68/5) herhangi bir parti kurulamayacağı gibi, kurulan bu partilerin tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı (m..68/4) olamayacağı da hükme bağlanmıştır. Ayrıca, partilerin kendi içlerinde kadın, gençlik vb. alt kollara ayrılmaları ve yurt dışında örgütlenmeleri (m..68/6), kendi siyasetlerini yürütmek için dernek, sendika, meslek birliği vb. ile siyasi işbirliği içine girmeleri (m..69/2), yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki derneklerden ve gruplardan her ne suretle olursa olsun ayni ve nakdi yardım almaları (m..69/7) da anayasa tarafından yasaklanmıştır. Siyasi partilerin yukarıda sıralanan (bu sınırlamalara 14. madde hükümleri de dâhildir) Anayasa maddelerine uygun davranıp davranmadıkları Cumhuriyet Başsavcılığı ve Anayasa Mahkemesi tarafından denetim altında tutulmaktadır(m.69/3). Herhangi bir nedenle kapatılan bir siyasi partinin kurucuları ve her kademedeki yöneticilerinin de yeni kurulacak bir partide yönetici veya denetici görevi alamayacakları gibi, kapatılan parti mensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceği yeni bir siyasi partinin de kurulamayacağı (m..69/ ) anayasa tarafından belirtilmiştir. 99 Anayasada kişi hak ve özgürlükleri başlığı altında yer verilmekle beraber, doğurduğu sonuçlar bakımından, dernek kurma hürriyeti ile ilgili düzenlemelerinde siyasi faaliyetin alanını daralttığı belirtilmelidir. Anayasanın 33. Maddesinin 4. Fıkrası kurulan dernek ve vakıfların siyasi amaç güdemeyecekleri, siyasi faaliyette bulunamayacakları, siyasi partilerden destek göremeyecekleri ve onları destekleyemeyecekleri, bu amaçla diğer derneklerle ortak harekette bulunamayacaklarına karar verilmiştir. Siyasi hakların kullanımıyla ilgili olarak, dilekçe hakkının kullanımına da 1982 Anayasası nda sınırlamalar getirmiştir. Gerçi anayasa (b)u hakkın kullanılma biçimi kanunla düzenlenir (m..74/3) diyerek herhangi bir sınırlama getirmemiş gibi görünse de, yasalar 1961 Anayasası nda tanınan toplu dilekçe hakkını yasaklamışlardır.

11 Özetle, siyasal hak ve özgürlükleri düzenleyen maddelerden anayasanın bir yandan, oy verme, siyasi partilere üye olma ve partiler dışındaki her türlü örgütlenmeyi siyasetin dışında tutarak hem siyaseti profesyonel siyasetçilere teslim ettiği hem de siyaseti sadece siyasi partilere özgü bir eyleme indirgediği, diğer yandan da siyasi partilerin görüş, düşünce ve eylem alanlarını daraltarak birbirinin (nüansları haricinde) aynı, anayasada belirtilen ideolojiyi benimseyen tek partiler yaratmaya çalıştığı belirtilebilir. Düşünce Özgürlüğü Anayasa düşünce özgürlüğü kapsamında düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile bilim ve sanat özgürlüğünü değerlendirmektedir (Erdoğan, 1998: 384). Anayasa herkesin düşünce kanaat hürriyetine sahip olduğunu (m..25/1), bu özgürlüğünü söz yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklamakta serbest olduğunu (m..26/1) belirtmekte, ne sebeple olursa olsun hiç kimsenin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağını ve düşüncelerinden dolayı kınanamayacağını belirtmektedir (m..25/2). Anayasanın düşünce ve düşünceyi açıklama hürriyeti ile ilgili olarak çizdiği bu özgürlükçü tablo, anayasanın geneli göz önüne alındığında hiçte gerçekçi görünmemektedir. Nitekim düşünce özgürlüğünü düzenleyen 25 ve 26. Maddeler başlangıç bölümünde belirtilen (h)içbir düşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarih ve manevi değerlerinin Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin karşısında korunma görmeyeceği (başl. par. 7) ilkesiyle birlikte düşünüldüğünde aslında anayasanın anayasada tanımlandığı şekliyle Atatürkçülük, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü ve medeniyetçilik görüşleri içerisinde herkesin düşünce özgürlüğüne sahip olduğunu kayıt altına aldığı yorumunda bulunulabilir. 100 Benzer bir yargı basın özgürlüğü için de yapılabilir. Anayasa 28/1 maddesinde basının hür olduğunu ve sansür edilemeyeceğini bildirirken aynı maddenin 5. Fıkrasında bu yayınların (d)evletin iç ve dış güvenliği, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanmaya veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin olamayacağını belirtmektedir. Aynı yasaklar süreli veya süresiz yayınlar içinde geçerlidir. Bu yayınlarda (d)evletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlakın korunması ve suçların önlenmesi bakımından (m..28/7) yasaklanabileceği bildirilmektedir. Burada dikkat çeken bir nokta da, suçların önlenmesi ibaresi olup, anayasanın hak ve ceza kavramlarının evrensel yorumlarına tam ters biçimde suç ortaya çıkmadan, onu önlemeye, yasaklamaya çalışmasıdır. Düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek din özgürlüğüne de anayasada oldukça sınırlı bir alan tanınmış, neredeyse tüm hak ve özgürlüklerde olduğu gibi ilk önce hak ve özgürlük evrensel anlamına uygun olarak tanımlandıktan sonra diğer fıkralarda tanınan bu özgürlüğün içerisi boşaltılmaya, kullanımı iyice sınırlandırılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, 24. Maddede Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir(m. 26/1) hükmü ile başlamakta, hemen ardından da dini ibadetlerin 14. madde hükümlerine aykırı olamayacağı belirtilerek(m. 24/2), oruç, namaz, vb. dini ibadetler ile 14. maddede belirtilen devletin ülke ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, cumhuriyetin varlığı,ırk dil, din farklılığı gözetmek gibi kavramlar arasında bir ilişki kurulmaya çalışılmaktadır (Erdoğan, 1998:388). Anayasanın din ve ahlak eğitimini ilk ve orta eğitim kurumlarında zorunlu kılan 24/1. Maddesi de din ve inanç özgürlüğü açısından tartışmalıdır. Parla (1995: 22), anayasadaki din ve

12 inanç özgülüğü ile ilgili düzenlemelerin genel geçer bir laiklik anlayışı bir yana, anayasada ifade edilen Kemalist laiklik anlayışı ile de bağdaşmayan çağrışımlar ifade ettiğini belirtmekte, bunu anayasanın ruhuna sızan Türk-İslam sentezi söyleminin bir ifadesi olarak değerlendirmektedir. Tanör (1991: 61-64) de, anayasanın din ve vicdan özgürlüğü ve zorunlu din eğitimi ile ilgili maddelerinin dini ibadette bulunmaya zorlama içeriği taşıdığını belirtmektedir. Erdoğan (1998: 388) ise, Anayasanın söz konusu maddelerinin dindarların ibadetlerini yasaklamaya çalıştığını belirtmektedir. Anayasa ile birlikte, mevcut yasalar ve uygulamalar göz önüne alındığında 1980 sonrası dönemde bir Türk-İslam sentezi yorumundan bahsetmek mümkün olduğu gibi, Anayasanın bir yandan desteklediği dini faaliyetleri diğer yandan denetim altına almaya çalıştığı özetle kendisine bağlı bir din ve dini inanç yaratmaya çalıştığı söylenebilir. Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Anayasanın belirttiği sosyal ve ekonomik haklar içerisinde yer alan ailenin korunması, eğitim ve öğretim hakkı, tarım hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması, çalışma ve sözleşme hürriyetleri, ücrette adaletin sağlanması, sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması, konut hakkı, sosyal güvenlik hakkı, tarih ve tabiat varlıklarının, sanatçıların korunması gibi hakları bir iyi niyet ve temenni beyanından öteye gitmemektedir. Yukarıda sıralanan haklarla ilgili olarak Anayasa, devlet... tedbirleri alır ifadesiyle sorumluluğu dönemin hükümeti üzerine bırakmaktadır. Sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler başlığı altında değerlendirilen sendikal faaliyetler de ise yine oldukça sınırlandırıcı bir tutum takınılmıştır. İşçinin sendikada yönetici olabilmesi için en az on yıldır işçi olarak çalışması şartı aranırken (m..51 /7), sendikaların tüzüklerinin yönetim ve işleyişlerinin Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı olamayacağı (m..51/8) hükme bağlanmıştır. Anayasa, sendikaların, dernek ve vakıflar gibi siyasi faaliyette bulunamayacakları gibi siyasi partileri destekleyemeyeceklerini ve onlardan destek göremeyeceklerini (m..52/2) belirtmekte, grev hakkını da sadece toplu iş sözleşmeleri dönemi ile sınırlarken (m..4/1), siyasi amaçlı olan grev ve lokavtlar ile dayanışma grevleri, iş yavaşlatma verim düşürme gibi eylemleri yasaklamaktadır (m..54/7). 101 Sosyal ve ekonomik haklar içerisinde değerlendirilen gençliğin korunması ile ilgili maddelerde de anayasanın genel eğiliminin dışına çıkılmamıştır. Bu konunun düzenlendiği 58. maddede Cumhuriyet in emanet edildiği gençliğin müspet ilimin ışığında Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetiştirme ve geliştirmelerini sağlayıcı tedbirler alır hükmü yer almaktadır. Bu hüküm içerisinde geçen yetiştirme ve geliştirme kavramları ise tartışmaya açıktır. Anayasa hükmü daha dikkatli okunduğunda bunun bir yetiştirme ve geliştirme faaliyetinden çok, anayasada belirtilen devlet felsefesi doğrultusunda bir beyin yıkama ve endoktrinasyon faaliyeti olduğu izlenimi ortaya çıkmaktadır. Sonuç 1982 Anayasası nın geneline göz atıldığında, Anayasada insan hakları kavramının temel karakteristiğine uygun olarak insan haklarını bireylerin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez haklar olarak ele aldığı ve insan haklarıyla ilgili uluslararası metinlerde (özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi) yer alan hakların çoğunluğuna yer verdiği görülmektedir (Tanör, 1991: 253).

13 Bununla birlikte 1982 Anayasası, oluşum süreci ile birlikte daha yakından okunduğunda, anayasada sıralanan hakların iyice sınırlandırıldığı, kullanımının zorlaştırıldığı görülmektedir. Anayasada insan haklarıyla ilgili olarak sıralanan maddeler sınırlamaları ile birlikte değerlendirildiğinde söz konusu bu hakların, uluslararası insan hakları metinlerindeki içeriklerini kaybettikleri, bireyin devlete karşı ileri sürdüğü, kişiliğine bağlı dokunulmaz devredilmez ve vazgeçilmez niteliklerinden çıktıkları; tersine, rejimi (devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü) yıkmaya yönelik hareketlere karşı devleti bireye karşı korur hale geldikleri görülmektedir Anayasası nda yer alan haklara; Temel Haklar ve Ödevler, Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler ve Siyasal Haklar ve Ödevler başlıkları altında değinilmiştir. Bu bağlamda, 1982 Anayasası nda insan haklarını etkileyen anayasal ilkeleri; Anayasanın oluşum sürecinin getirdiği sınırlılıklar, ideolojik devlet ve solidarist siyasal teorinin getirdiği sınırlılıklar, temel hak ve özgürlükler, siyasi haklar ve ödevler, düşünce özgürlüğü ile sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler başlıkları altında dikkate almak, müteakiben yapılacak Anayasa çalışmalarında, insan haklarına ve temel hak ve özgürlüklere daha geniş ve uygun bir yer verilmesi anlamında faydalı olabilecektir. KAYNAKLAR Akıllıoğlu, Tekin, (1995), İnsan Hakları, Kavramlar, Kaynaklar ve Koruma Sistemleri, A.Ü. İnsan Hakları Merkezi Yay., Ankara. 102 Akyüz, Emrah, (2015), Çevre Sorunları ve İnsan Hakları İlişkisi, ASOS Journal, S. 15 (Eylül), s Barry, Norman, (1995), An Introduction to Modern Political Analysis 3th Ed., The Macmillan Press, Houdmills. Bentham, Jeremy, (1970), Anarchical Fallacies, (Ed. A. I. Melden), Human Rights, s , Wadsworth Publ. Comp Inc., Belmont. Erdoğan, Mustafa, (1998), Cumhuriyet Döneminde İnsan Hakları, Liberal Toplum Liberal Siyaset, 2.b., s , Siyasal Kitabevi, Ankara. Erdoğan, Mustafa, (1993), İnsan Hakları Öğretisine Giriş, Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakülte Dergisi, S. 11, s Erdoğan, Mustafa, (1998), İnsan Haklarına Kavramsal Bir Yaklaşım, Liberal Düşünce, S. 12 (Güz), s Freeden, Michael, (1991), Rights, Open University Press, Buckingham. Hayek, Friedrich A, (1994), Kanun Yasama Faaliyeti ve Özgürlük (Çev. Atilla Yayla), Türkiye İş Bankası Yay., Ankara. Hook, Sidney, (1967), The Paradoxes of Freedom, University of California Press, California. Kuçuradi, Ionna, (1982), Philosophy and Human Rights, (Ed. Ionna Kuçuradi), Philosophical Foundation of Human Rights, s , Hacettepe Üniversitesi Yay., Ankara. Locke, John, (1970), The Second Treatise of Civil Government, Chapters 2 and 5, (Ed. A. I.

14 Melden), Human Rights, s , Wadsworth Publ. Comp Inc., Belmont. Mac Donald, Margaret, (1970), Are There Any Natural Rights, (Ed. A. I. Melden), Human Rights, s , Wadsworth Publ. Comp Inc., Belmont. Mercier, Andre, (1982), Foundation of Human Rights, (Ed. Ionna, Kuçuradi), Philosophical Foundation of Human Rights, s , Hacettepe Üniversitesi Yay., Ankara. Mourgeon, Jacques, (1995), İnsan Hakları (Çev. Ayşen Ekmekçi ve Alev Türker), İletişim Yay., İstanbul. Parla, Taha, (1995), Türkiye de Anayasalar, İletişim Yay., İstanbul. Shue, Henry, (1982), The Universality of Human Rights, (Ed. Ionna, Kuçuradi), Philosophical Foundation of Human Rights, s , Hacettepe Üniversitesi Yay., Ankara. Tanör, Bülent, (1991), Türkiye nin İnsan Hakları Sorunu, I.,II., 2.b., B.D.S. Yay., İstanbul. Yalçın, Ayhan, (1987), Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları, Geçit Yay., İstanbul. Yayla; Atilla, (1992), Liberalizm, Turhan Kitabevi, Ankara. 103