NEDENLERİ ÜZERİNE* ,. iviesnevi EKSENiNDE :t\.ffivlan.nnin ANLAŞILMA(MA)SI ve ... Osman Nuri KÜÇÜK : marife, yıl 8, sayı. 2, güz 2008, s.

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "NEDENLERİ ÜZERİNE* ,. iviesnevi EKSENiNDE :t\.ffivlan.nnin ANLAŞILMA(MA)SI ve ... Osman Nuri KÜÇÜK : marife, yıl 8, sayı. 2, güz 2008, s."

Transkript

1 marife, yıl 8, sayı. 2, güz 2008, s ,. iviesnevi EKSENiNDE :t\.ffivlan.nnin ANLAŞILMA(MA)SI ve NEDENLERİ ÜZERİNE* Osman Nuri KÜÇÜK : ÖZET Bu makale, Mevlana'nın düşünee ve mesajlannın anlaşılmasında ortaya çıkan atılama sorunlan ve nedenleri hakkındadır. Mevlana ile ilgili okumalarda ortaya çıkan seviye farklılıkianna yol açan bu nedenlerden bazılan okuyucudan kaynaklanan ve anlama sorununun harid boyutunu teşkil ed~n nedenlerdir. Okuyucunun Mevlana'nın düşünce ve mesajianna nüfuzunu engelleyen diğer bazı "mania'1ar daha bulunmaktadır. Mevlana'nın. eserterindeki tema, üslap ve içerikten kayn"aklanan bu tür dahili manialar, anlama sorununa zemin teşkil etmeleri bakımıiıdaıi bu kônuda bize göre daha etkin rol oynamaktadır. Mevlana'nın safi bir düşünür olmasından kaynaklanan v~ bu düşün.ce.tarzının eserterindeki lfadelere yansımasından neşet eden anlama sorunlan ve r:ıedenleri de makalede işlenen konular arasındadı r. Ana~tar kelimeler: Mevlana, ~e~lana'yı anlamak,.m~vlana yorumlan.... ON THE REASONS OF MISUNDERSTANDING MAWLANA IN THE FRAME OF MASNAWI.... This paper is about the shortcomings observed In understanding Rumi's thoughts and messages, and why this may be the case. causing differences of level in the interpretations about Rumi, some of these reasons arise out of the reader, which -in itself- constitutes the extemal aspect of the understanding problem. Certain other "obstades" stop the reader from penetrating into the Rumi's intellect and messages. This type of internal obstades, which stern from the theme, style, and content indigenous to Rumi's works, we belleve, play a more influential role in terms of la'{ing the ground for the 9bovementiöned understanding problem. Among topfes that this paper explores are such problems of comprehension, having their roots in the fact that Rumi is a safi philosopher, and that this school of thought is reflected on the style and content of his works, and possibl~ explanations as to the reasons of such problem. Key words: Rumi, Undef"$1n~ing of Rumi, Interpretations about Rumi Bu makale Kültür Bakanlığınca Mayıs 2007 tarihinde İstanbul-Konya'da düzenlenen Uluslararası Mevlana Sempozyumunda sunulan_qgünümiizde Mevlana'yı Anlama Sorunu Üzerine" başlıklı tebliği~izde yer verdiğimiz _l;ıazı ba lıkların ve içeriklerinin genişletilecek geliştirilmiş halid~. Araş. Gör. Dr., Erciyes Üni~ersitesi ilahiyat Fakültesi.

2 182 Osman Nuri Küçük İslam tasavvufunun seçkin mümessillerinden biri olan Mevlana Celaleddin Rumi (ö. 672/1273) ile ilgili günümüzde bir anlama sorununun varlığı, konuyla ilgilenenleriiı malumudur. Makalemiz Mevlana'nın _ dü ünce ve _mesaj lannın ~oğru ve vuküfiyetli ekilde anla ılmasını engelley~n, o~uyuc~nuri metindeki manaya nüfuzunu perdeleyen bir takım anlama sorunlannın varlığına ve bunların nedenlerine i aret etmeyi amaçlamaktadır. Diğer bir yönüyle çalı mayı Mevlana hakkında neden birbirinden farklı kimi zaman da birbirine zıt değerlendirmeler ortaya çıkmaktadır, sorusuna bir cevap arayı ı olarak niteleyebiliriz.. Evvel emirde Unu söylemek gerekir ki tarihsel bir ahsiyeti anlama faaliye 'ti, tarihi sürecin sosyal ve psikolojik etmenleri gereği az ya da çok anlama sorunuyla mualleldir. Dolayısıyla meselenin sadece Mevlana'ya özgü olmadığı söyle-. nebilir. Ancak ilave etmeliyiz ki sun dü ünürler, tasavvufl bahisler~n mahiyeti gereği, tarihi süreçte bu sorunla daha ziyade arulmı lardır. T asavvufun ortaya çıkı ı kadar eski bir safi özdeyi i olan urasavvuf, kal ilmi değil hal i!t?tidirn ibaresi, bi! yandan tasavvufi tecrübeye a ina olmayanların bu tecrübeyi dı arıdan tanımlamalarına yönelik tepkiyi ifade ederken; diğer y~dan tasavvufla ilgili anlama faaliyetinde bulunacaklara tecrübi b1r em patinin gereklliiğirıi hat~rlatrr. T asavvufla diğer İslami ilimler arasındaki usul farkına zemin te kil eden bu söz aynı zamanda s0f1 bir dü ünürü anlamaya çalı an okuyüc~nun, bazı ek kriterlerle kar ı kar ıya kaldığına da i aret eder. Bu kriteriere bağlı olarak bir arifin mesajlarının anla ılma düzeyi-de farklılık gösterir. _ Dönemlerinin sosyo-kültürel bağlarnından soyutlanan t"arihl ahsiyetlerle ilgili anlama sorunlarına sıklıkla rastlann'ıaktadır. Çağının. ~i4türel ve sosyal kabullerinden okuyucunun tümüyle sıyrılması mümkün olmasa da tarihi bir ahsiyeti, o dönernin sosyal ve kültürel dokusundan kopar~rak asırlar sonrasının kabulleriyle yorumlamaya çalı marun -ortaya çıkardığı a.nakionik tahrifler bulunmaktadır. Bizim bu makaledeki maksadırnız bir ~a ka vesileyle ele aldığırnız 1 ve anlama sorununun harici nedenleri olaı:ak nitelediğimiz bu tür nedenleri. ele al-. mak yerine Mevlana'nın sufi bir dü ünür olmasından ka}'!laklanan ve bu dü ünce tarzının eserlerine yansımasından ne et eden anlama sorunları v~,nedenleri üzerinde durmaktır. İslami arka planından soyutlan,mı bir tasawurun, Mevlana'nın dü ünce hüviyetini yansıtmadığı yargısı günümüzde gerek akademik gerek popüler çalı - 1 Sunulan "Günümüzde Mevlana'yı Anlama Sorunu Üzerine" başlıklı tebliğimizde konunun bu yönünü ele almaya çalıştık.

3 Mesnevi Ekseninde Mevlana'nın Anlaşılma(ma)sı ve Nedenleri Üzerine 183 malarda vurgulanır hale gelmi tir. 2 ifadelerinde sıklıkla ya bir ayeti ya bir hadisi ya da İslam tarihinden bir kıssa yahut ahsiyeti iktihas eden yahut bunlara telmilite bulunan Mevlana'nın, örnek verilmeye gereksinim duyulmayacak derecede çok ve a ikar olan bu tür referanslarını ve biyografisine ili kin bilgileri dikkate almadan onu İslam kültüründen tecrit edip dinler üstü ruhsal bir guru, mistik bir şdir, şamanist bir dansçı 1 yeni bir di1ı kurucusu, hümanist bir düşüntir eklinde tanımlamayla yapılan tahrifatın farkına çoğu okuyucu varmı durumdadır. Bu farkında olu Doğu'da ve Batı'da Mevlana ile ilgili çalı malar artıp derinle tikçe artmaya devam edecektir. Bu yüzden çalı mamızda konunun bu yönü üzerinde durmayacağız. Kanaatirnizce okuyucunun Mevlana'nın dü ünce ve mesajianna nüfuzunu engelleyen, i aret edilen mana.iara vuküfiyetini perdeleyen, kimi zaman çarpıklaştıran bazı "mania»lar bulunmaktadır. Mevlana'nın eserlerindeki tema, üslap ve içerikten kaynaklanan dahili denilebilecek bu maniala:r bize göre, anlama sorununa zemin te kil etme bakımından dal)a etkin rol oynamaktadır. Yazar ile okuyucu arasındaki ileti im açısından ele alındığında Mevlana ile ilgili anlama sorunlarının U dört unsurdan biriyle bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz. Dü üncelerin ifade ve sözlere bürü?erek birer metin halinde ortaya çıkmasının gayesi olan okuyucu ve muhatap Muhatap ve okurun dü ünce ve hareketlerine tesir etmek isteyen hatip ve yazar İletilrnek istenen konu Muhatap ve okuyucunun ilgisini çekmek için ba vurulacak yöntem ve teknikler. L MURATAPT AN KAYNAKLANAN ANLAMA SORUNLARI Bir eser vücuda getirmenin yahut bir ifadeyi dillendirmenin temel gayesi okuyucu/dinleyici olduğundan anlama şorununda muhatabın önemli yer tutacağı muhakkaktır. Mevlana, ya adığı dönemde çevresindekilerce anla ılama~ığından sıklıkla yakınmakta; kendisini doğru anlayabileceklere olan i tiyakını; "Öldüm iyi ve doğr!j aıılayışm hasretinden!" if~desiyle dile getirmektedir. 3 2 Örnek olarak Batılı çağda bir yazann bu yöndeki bazı değerlendirmeleri için bkz. Franklin D. Lewis, Rımıi Pası aııd Preseııt, East and West, The Life, Teachi11g tıııd Poetry of ]a/al ai-di11 Rumi, New York: Oneworld Publications, 2001, ss Mevlana Celaleddin Rumi, Mes11evi-i Ma'ııevi I-VI, haz. R. A. Nicholson, İnti arat-ı Beb.zAd, Tahran 1375, III, Mes11evi tercümeleri, U eserlerden istifade ile verilmi tir. Mes11evi I-VI, çev. Veled 'izbudak, MEB. yay., İstanbul 1990; Mes11evi-i Şerif, Aslı ve Sadefeştirifmişiyfe Maı~m Nafıifi Tercümesi I-VI, haz. Amil çelebioğlu, ~B Yay., İstanbul 2000; Koııuftırma Göre Mesııevi Tercümesi I-lll, haz. Şefik Can, Ötüken Yay., İstanbul 2002; Mesııevi I-İl, çev. Adnan Karaismailoğlu, Akçağ Yay., Ankara 2004.

4 184 Osman Nuri Küçük Anlama sorununun muhataptan kaynaklanan nedenlerine daha yakından bakabiliriz A. BAGLAMDAN KOPARMA Mevlana'nın eserlerindeki kimi ifadeler, metnin bağlanundan ve verilmek istenen mesajlardan soyutlanarak değerlendirilince eksik, kimi zainan da yanlış yorumlara sebebiyet vermektedir. Mesajlanndan kopanlan ve -bağlamla ilgisini yitiren ifadeler, okuyucunun zihnindeki "diğer" bir bağlaının içine yerle tirilince metnin anla ılmasıyla ~gili ikinci bir kınlma daha ya anınaktadır. -Mesnevi'deki birçok hikaye, fıkra ve nüktenin mesajlanndan müstakil değerlendirildiğinde ortaya çıkan anlama eksikliklerini ve yorum hatalarmı buna örnek verebiliriz. B. MANEN OLGUNLAŞMAMIŞ OLMAK: HAMLIK Mevlana'nın ifadeleri, seyr ü süluk yolunda ya adığf manevi tecrübelerin bir sonucu ve birikimi olduğundan söz konusu ifadelerin bü yola a ina olmayanlarca anlaşılması Mevlana'nın beyaruyla kolay değildir. 4 Çürikü ham diye 'tabir edilen ahlak ve ruh bakımından olgunla mamı ki i, kamil bir insanin halini anlayamadığı gibi, onun hillerine ili kin ifadeleri de tam olarak arilayamaz. Ham kişinin bu anlayışsızlığı Mevlana'ya göre bazı nedenlerden kaynaklanmaktadır. 1. Algı İzafiliğinden Kaynaklanan Yetersizlik. İnsan dış dünyayı kendi kişisel bilincinden ibaret görmeye meyillidir. Du-. yuları, dı dünyaya açılan birer p~ncere eklinde nitelersek insan okuduğu metinler dahil ilişkide olduğu e yayı, bu pencereler vasıtasıyla algılacve kendi ki isel bilincinin "nesnel gerçekliği n temsil ettiğine inarur. 5 Ancak bir metni anlamlanclırma dahil hayata ilişkin değerlendirmelerinin bir şuur düzeyiriden diğerine ilerledikçe köklü değişimlere uğrayabildiğini gören insan, önceki değerlendirmelerine aşırmaktadır. 6 İnsan algısındaki bu izafiliği Mevlana-renkli camlar ile şöyle sembolize eder: "Her bir insanın hareke~i, dünyayı ve insanlan görüşü, kendi bulunduğu mertebe. ve makarna göredir. Herkes, aleme kendi görüş daire.siilden bakar. Mavi cam, güneşi mavi gösterir; kızıl cam kızı1." 7. :K&m.il bir safi yazann, hal bağlarnından koparılan ifadeleri ham bir zihindeki sınırlı araçlara indirgenerek yorumlaninca algıda izafilu<ten kaynaklanan anlama sorunu ortaya çıkmaktadır. Mevlana, kel Cavlaki deıv'i ini gören tüysüz 4 Mevlana bu hususta."ham, olgmıım lıii/iıufeıı aııl~maz öyle. ise söz kısa kesilmelidir vesselam!n der. (Mesuevi; I, 18).. 5 Omstein, R. E:, Yeui Bir Psikoloji, çev. Erol Göka-Feray IŞık, 3. bsk., İstanb.ul 2001, s Grof, S., Kozmik Oymı İıısaıı mırıımm Yeııideıı Keşfi, ç~. Levent Kartaİ,. Ege Meta Yay., İzmir 2002, s Bkz. Mesı~evi, c. I, b. 2393'ün ardından gelen ba lık.

5 Mesnevi Ekseninde Mevlana'nın Anlaşılma(ma)sı ve Nedenleri Üzerine 185 papağanın, dervi in durumu ile kendisininki arasında sebep özde liği Rurmasıvla ilgili iraniyi bu vesileyle anlatmaktadır Söze Yabancı Olmak ve S~zle Ünsiyet ifadelerinin anla ılmasıyla ilgili söze yabaııcı/ık ve sözle ütısiyet kriterinden bahseden Mevlana'ya göre söze yabancılık; muhatabın, sözün kavramsal içeriğinden ve söyleni gerekçesinden habersizliğidir. Bü habersizlik, sözün i aretiyle ilgili manayı anlamayı güçle tirmektedir. Söze yabancılığa i aretle aruatmak istediği mefhumun okuyucu tarafından anla ılabilmesi için kimi ifadelerinde; "Eğer bu söze yabaıtcı değilsen..." der. 9 Çünkü eserlerindeki ifadeler, aniatılmak istenen hakikate dair birer sırdır. Sırlar ise ilgili arka plandan haberdar olanlarca ai:ı.la ılabilir. Aksi halde söylenenler çoğunlukla muallakta kalır. Bu hususu öyle ifade eder: usır, ancak sırn bilenle e ittir. Sır, onu inkar-eden ki inin kulağına söylenmez."10 ubu harnlara anlamak haram oldu da onun için bu hakikatler nôksan göründü."11 Söze yabancı olma, yüzeysel bir kavram bilgisizliğinden öte kl inin evren ve varlık ta~avvuruyla ilgili daha derundaki bir sınırwı.k ve cehaletten kayna].<lanrnaktadır. Maddi hisleriyle algıladiğı.i.rldirgenmi bir alem tasavvuri.ıyla yetinen, bir muhatabın gerçeklik tasavvuru, sadece algılayabildikleriyle sınırlı olduğundan, henüz tecrübe etmediği bir aleme ili kin söylenenler ona t~rs ve.saçma gelir. 12 Çünkü ihtiy~çları, alem tasawuruna uygun olarak henüz alt düzeydeki fizyolojik gereksinimler ile sınırlıdır. Bu tür kimselerce ~a ılabilmesirıin zorluğunu Mevlana öyl_e ifade eder: ubu söz, ~emal bakıt1?-ffidan sonsu:zdur. Hakikatten haberi olmayan malırumiara hayal görünür. Çünkü ona göre hakikat, fercten ve boğazdan ibarettir. Onun yanında sevgilinin sırlannı az söyle. Bizce ferc ve boğaz hayaldir. Bunun için de can, her an cemalini bize gösterir. Kim ferc ve boğazına. dü mü, bu dü kürılüğünü kendisine adet ve huy edinmi se ona denecek söz, ancak 'Sizin dininiz sizin, benirnki benim' sözünden ibarettir." 13 8 Hikaye için bkz. Mes11evi, I, Örnek bir ifadesi için bkz. Mes11evi, I, Mesııevi, VI, Mesttevi, VI, Mesııevl, IV, Mes;ıevl, V,

6 186 OSman Nuri Küçük Mesuevi'de kamil arifler ile mana alemine yabancı olan insanlan sembolize eden doğan ve baykuş sembolleri üzerinden Mevlana, ka.nti! insanın yalnızlığını ve anlaşılmazlığını anlatır. 14 Kamil zatın mana alemiyle ilgili anlattıktan, o aleme yabancı olan ve algılayabildiği fiziksel alemden.başl<asıru bilmeyenlerce yalanlanır, masal diye ith~m edilir. 16.Çünk,ü La mekan alemi, insan vehmiiıin ötesinde 15 dir;17 ve. gönül gözü, şu fani ko~ağı aşamayarun.ma/ıv, sekr,.bast gibi tasavvufi hilleri bilmesi mümkün değildir SOn T ecrüb~ye Yabancı Olmak Okuyucunun tasavvufi tecrübeye yabancı oluşu, bir arifm ifadeleri.tii. anlamayı güçleştiren önemli engellerden biridir. Sun bir düşünüre ait metinleri diğer yazarlarınkinden ayiran.bariz vasıf, düşünü~n tecrübesi ile sözleri arasındaki ~yakın ilişkidir. Manevi tecrübenin doğurduğu bu sözlerin okuyucu tarafından anlaşılabilmesi, tecrübe membaından haberdar olmayı da gerekli kılmaktadır. Bu yüzden hakikate dair metinleri idrak etmenin yüzeysel bir. akü muhakeme ve anlayışın ötesinde "olmak"tan geçtiğine vurgu yapan Mevlan~, anlamak için olmak gerekliliğinden bahsetmektedir: uher şeyi görmenin şartı budur. İster nur olsun, ister karanlık.. O olmadıkça onu tamamı ile bilemezsin. Akıl oldun mu aklı tamamı ile bilirsin, aşk oldun mu aşkın yanmış,-'mahvolmuş fitilierini anlar, duyarsın. Anlayış bunu kavrayabilseydi bu davanın delilini apaçık söylerdirn:!' 19 Tasavvun tecrübe yabancılığı iki türlü olabilir. İlkinde muhatap hem tecrübeye hem de tecrübenin ifade ediliş biçlıni olan sözlere, sembol ve kavrainlara yabancıdır. İkincisinde ise manevi tecrübeye ait halleri ifade eden kavram ve ıstılahlan teorik olarak bilse bile pratikte bu halleri tecrübe etmeyişi nedeniyle işaret edilen manaya yabancıdır. ilkinden. daha kapsarrılı ve tehlikeli gördüğü bu tür cehalete karşı Mevlana, arnelden elde edilecek idrili tavsiye eder. 20 SOfl gelenekte anlamak için tecrübe etmenin gerekliliği, üzerinde önemle durulan husus.lann başında gelmektedir. Mevlana'dan yaklaşık bir buçuk asır önce Gazalt (ö. 505/1111), safi tecrübenin bu özelliğine sarhoşluk misali ile dikkat çeker. Kişi, sarhoşluğa ilişkin ne kadar çok tanım bilse de kendisi sarhoş olmadık- 14 Mesııevi, V, 1154 vd. 15 Mest1evi, V, Mest1evi, V, Mesııevi, I, Mesııevi, I, Mesttevi, VI, Mesııev?, IV, 2768.

7 Mesnevi Ekseninde Mevlana'nın Anlaşılma(ma)sı ve Nedenleri Üzerine 187 tan sonra sekrin mahiyetiili tam olarak idrak edemez. 21 Mevlana aynı misal üzerinden bu anlama sorununu öyle dile getirir: "Yokluk gülıstanında (kamil) insan kendisinden geçer; o alemdeki sarho luk, Hakk'ın ilahi lütuf arabının verdiği bir mestliktir. Onu içmeyen, tadını tatmayan.bilmez, anlamaz. Gül kokusu, bok böceğinin aklına mı geijr? Bu zevk mevhum değildir. Mevhum olsaydı mevhumlar gibi yok olurdu. Cehennem, nasıl olur da aklına cenneti getirir? Çirkin domuzda güzel yüz ne gezer? " 22 Manevi tecrübeye vakıf olurımadan ona ait sözel kalıpları bir ba kasından i iterek yahut kitaplardan okuyarak anlamaya çalı anların bu bilgilerini, okumayı yeni öğrenen çocukların ezberlerine, benzeten Mevlana, taklit düzeyindeki bu anlayı ın sığlığını öyle dile getirmektedir: u sen yokluk/mahv, sarho luk/sekr ve manevi ne e/inbisat hallerini ne bileceksini Bilsen bile babandan, atandan nakil ve rivayet (taklit) yoluyla bilirsiiı. Ancak sana göre bu sözler, ebced gibidir. Ebced ve hevvez (demesini) bütün çöcuklar bilirler. Fakat bunların manalan, onlara kapalı ve meçhuldür."'m İ aret edilen manalan sadece dil kalıpl~n içinde anlamaya çalı mayı, kederli ve sevinçli iki insan resminin gamdan ve ne eden habersizliği gibi bey.liude bir gayrete benzetir. 24 Bir elbise; giyildiği bedenin duygularından ne kadar habe~dar olur ve bunları dile getirebilirse tasavvufi tecrübeye ili kin ifade ve lafızların da i aret ettikleri manayı O kadar hissettirebileceğini beyan eder Sözle İlgili Makam-ve Mertebede Bulurımamak İnsan, fiziksel ve psikolojik geii irn itibariyle tedrici bir tekamül gösterdiği gibi salikin hayati ve varlığı algılayı ı da benzer bir tekamül gösterir. Bu yüzden bazı ifadeler, manevi geli irni itibariyle sözle ilgili makamcia o~ayan muhataba muğlak ve anla ılrnaz görünebilir. Muğlaklık sülukun daha ileri a amalarına yükselen muhatabın zihninde anlam kazanıp çözülür. Süluktaki mertebelerin arılayı farkı doğuanası nedeniyle kendi bütünlüğü içinde doğru ve gerekli bir ifade, eh- 21 GazAll, e/-mımkız, çev. H. Güngör, Ml:B, İstanbul 1990, s Mesııevi, c. nı, b Mesııevi, I, Eskiden okuma yazmaya yeni ba layan çocuklan harfiere alı tırınak için elif be cüzlerinin sonundaki ebced,-hevvez... gibi kelimeler ezberletilirdi. Çocuklar bu kelimeleri ezbere okur ancak anlamını bilmezlerdi. (Tahirü'l-Mevlevi, Şerh-i Mesl/cvi I-XV (+lll), Şamil Yayınevi, İstanbu l tsz., c. IV, s. 1295). 24 Mesııevl, I, M~sııevi, I, 2772.

8 vasıtalarla 188. Osman Nuri Küçük linden ba kasına. söylenince saçma bir ey. gibi algılanabilir. 26 Yine buna i aretle öyle der: "Sen donmu, ta kesilmi birisin; bu söze, bu nefese layık değilsin... evet, sen de kamı sın ama içinde eker yok!" ubu anlatılanlar hayret içinde hayrettir;. manevi seyir bakımından kendilerinden daha has kulların hallerini gören has kullar kendilerinden geçerler~ 28. Bir suflnin manevi geli im sürecinde makam farkından kaynaklanan anla Yl. farkına sıklıkla rastlanniaktaclır. Oİgunla ma yolunda çe itli merhalelerden geçen sufinin bir makamda söyledikleri kimi zaman sonraki bir makamcia söyledikleriyle kısmen yahut tamamen farklılık arz edebilmektedir. Örneğin bazı ifadelerinde riyazat -ve zühçlün önem. ve gereği üzerinde duran ve saliki bunlara.te vik : eqen Mevlana,.bazı ifadelerinde de bunları kınamak ta ve. salikin bunları a ması gereğinden bahsetmektedir. Bir fuifin manevi geli irni göz önüne alınmadan.birbi~ rine zıt gibi.algılanabilen. bu ifadeler, geçirilel'). merhaleler ve gerekleri göz önüne alındığında insan hayatının geli imi gibi bir bütünün farklı a amalardaki te;za.hürleri olarak görülecekti~ C. MUHATABIN ANLAYIŞ YETERSİZLİGİNI)EN KAYN,AKL~AN. ANLAŞILMA SORUNLARI ~ ' - : ;.ı.... Eserlerinde insanın hayat ve Mutlak Varlık.k~r ı.~ınd,aki kon_um~n~ -~~q~leyen Mevlana, ya adığı manevi tecrübenin kimi açılırnlannı mup,atabıyl.ç. payla arak diğer ins~nların ~d~ b~nda~ istifade ~tmesini.~ulamaktadır. Mesnevf'nin yazılmasıyla ilgili rivayette Hüsarnedçlin. Çelebi'cia '":Bu yolun dostlarına yad~g~r olmak fizere bir eser _vücud~ getirseniz,; talebi 30 ve Me~l~na'ruh buna olumiu k-aı.: ılık vermesi, eserin telifincieki didaktik gayeyi göstermektedir. M.evlfuı~ nın da buna i aretle "Bizden S()ltra Me;nevf rehberlik edecek-ve arayani~ra ddğru yolu.gösterecektir" dediği rivayet edilmekteclir. 31 Bu yüzcien Mevlana'nın ifadeteri ile okuyucu arasında bir rehber-ınuhatap ili kisi bult.inciiığunu sôylı~yebilinz. zlra bir kelime. iste~ ifahen ~öyl~nsm. ister yaziis~,. fiziki o ı~ıuhatab~ ~la ır. Şifahl kelimeler ses dalgalan haliride, yazılı kelirrieler ise ı ık daiğala~ı halinde diğer insarilara. u~a maktadı~ Mesııevf, V, 1119'dan önceki ba lık. 27 Mesııevi, III, Mesıtevi, IV, Bu konuda geni bilgi, örnek ve değerlendirmeler için bkz. Ethem Cebecioğlu, "Psiko-Tarih Açısından Farklı Ruhi J'ekaı;nül Mertebelerinin Mevlana'nın Anla ılmasındaki. Rolü~, Tasavvıif İ/mi, ve AkademikAraşıırma. Dergisi, Mevl.ana Ö:z;el sayısı, ~.a 4005, ss: ~9~Ş4, : EBaki, Arifleriıı Meiıkıbeleri I-ll, çev. Tabsin Yazıcı, c. II; s;125, kr. Farsça Meıiıı, c. II, s Sipehsalar,Mev/aııa veeıra(mdakiler, terc. Tahsin Yazıcı, İstanl:iul1977, s. 75:.':: -" 32 Muallimoğlu, Nejat, Biitıitt Yöttferi İle Hitabeı Kottuşma Sattaıı, Avcıol Basım Yay~; İstanbul 2005,s. 11.

9 Mesnevi Ekseninde Mevlana'nın Anlaşılma(ma)sı ve Nedenleri üzerine 189 Yazar ile okuru arasında kurulan ileti imde kelimelerin okuru n zihninde arzulanan tesiri uyandırabilınesi, yazar ile mubatap arasında bir denkliğin tesisine bağlıdır. Diğer bir ifadeyle yazar vermek istediği mesajı kimi zaman mupatabının seviyesine inerek verir. "Allah, dbıleywlerbı himmeti ölçüsü11de ko11uşaımı Usaımza hikmet telkin eder" hadisine 33 sıklıkla atıfta bt,ılunari. Mevlana, bunun nebevi bir söz söyleme metodu olduğuna i aret eder. Üslubunun bu özelliğini;. "Bu söylediğim sç>zler yo~ mu? Senin anlayı ın miktarıncadır ancak. Öldüm iyi ve doğru anlayı ın hasretinden!" ifadesiyle dile getirir. 34 Muhatabın seviyesinin gözetilmesi yazar ile muhatap arasındaki ileti irnin tesisi için bir gereklilik iken, yazar açısından bu bir tenezzüldür. Bu hususu Mevlana öyle ifade eder: "~ağılık ki iler, her söz söyleyeni hor hakir bir hale getirirler. Sözü yüceyse, değerliyse bile o sö~ün kadrini dü üi:ürler. Çünkü söz, dinleyene göre söylenir; terzi adarnın boyuna göre kaftanı biçer. Mademki meclisteki dinleyenler a ağılık ki iler, a ağılık söz söylemeden ba ka çare yok. " 35 Uygun muhatap bulması durumunda anlatacağı eylerin daha f~rklı olabileceğ.ini belirtir:.. "Ah ne yazık! Senin (zihni) havsalan geni olsaydı da canımdaki (gizli) gönül erhi sana açılıp a ikar ol~aydı! (Çünkü hakikate dair söylenen) bu sözler, ruh memesinden (akan) süttür. Onu çeken olmayınca iyi akmaz.. Dinleyen (hakikate) susamı ve (hakikate) talip olursa vaiz ölü bile olsa dile gelir. Dinleyici (dinlemekten) yorulup usanrnazs~ konu an dilsiz b~e olsa bülbül kes ilir. Kapımdan içeri bir namahrem (h~ate d~r bu balıisiere a ina olmayan birileri) girince harem halkı (gönlümdeki ilahi hakikatler), perde arkasına gizlenir. Zarar vermekten uzak mahrem (hakikate te ne olan) birisi gelince de kendilerini gizleyen o malıcemler (ilahi hakikatler), yüzlerinin (güzelliğini örten) peçelerini açarlar. " Meohecu'l-I<avi, c.. VI, s (Füruzanfer'den naklen). Bkz. Bediuzzaman Füruzanfer, Elıiidis-i Mesııevl, Müesseset ü İnti arat ı Emir Kebir, Tahran 1361, s Mesuevi, lll, Mesuevi, VI, Mesuev1, I,

10 190 Osman Nuri Küçük upeygamber (sav) 'Şüphe yok Allah, dinleyenlerin himmetince vaaz edenlerin diline hikmet telkin eder' buyurdu 37 Birisinin sözü güzelse dinleyicidendir. Öğretmenin heyecaiu ve i e iyi sarılması, çocuğun tesiriyledir. Yirmi dört ubeden çalgı çalan bir çalgıcıya, dinleyen olmadı mı çalgısı bii yük olur. Aklına ne bir yanık ne de güzel bir nağme gelir; rie de on parmağı çalgının perdelerinde ve tellerinde oynar! Gayb haberlerini dinleyen bir kulak olmasaydı hiçbir müjdeci gökten vahiy getirmezdi. " Mevlana'yı Sükuta Sevk Eden Amiller Mevlana, deği ik vesilelerle anla ılamadığından sıklıkla yakınır: azaten bir kulak bulamıyorum ki o güzel göze ait bir nükte söyleyeyim!" 39 u o ister Arapça söylesin ister Farsça. Nerede bir kulak nerede bir akıl ki o sözle-ri anlasın. Onun arabı, her aklın harcı değil. Onun küpesi her kulagın oyuncağı değil. n40 uba ka bir sır daha var, fakat bunu duyacak kulak nerede? O ekeri yiyecek dudu ku u hani? Has dudulara pek bol, pek değerli eker var ama a ağılık dudular, o taraftan göz ymnmu lar... Yalnız sureti dervi olan, o temizlik ve saflığı nereden tadacak. O, manadır, faulün failat değil." 41 u Arılayı gözünde nem olmasaydı bu sebebi daha açık anlatırdırn!" 42 usenin erliğine mahrem olacak Rüstem rierede ki senin yüzlerce harmanından bir puğday tanesini söylemeye kalkayım. Senin sırrından bir ah etmek istersem ~cak Ali gibi bir kuyuya gitmeli, kuyunun_içine 'ah etmeliyim." 43 "Ne catll.il: ne de gönlün Hakk'ın esrarını bilme: co kunluğuna takati vardır. Can u dilin dahi idrakten aciz kaidığı bu sırn kime söyleye0,m? cihanda bunu duyup aniayabilecek tek bir kulak bile yok." Hadisin izahı için bkz. A. Avni Konuk, Mesııevi-i Şerif Şerlıf I-Xl, haz. M. Tahralı vd., Kitabevi Yay., İstanbul c. II, s Mesııevi, VI, Mesııevi, IV, Mesııevi, V, Mesııevi, VI, Mesııevi, IV, Mesııevi, VI,

11 Mesnevi Ekseninde Mevlana'nın Anlaşılma(ma)sı ve Nedenleri üzerine 191 Kendisini hakkıyla anlayabilecek muhatabın olmayı ırun, diline adeta düğüm vurduğunu, bahsi derinle tiremediğini, bu yüzden okuyucunun kendisini maz,ur görmesini ister: "Yazık.lar olsun ki yol kesiciler oturmu lar, dilime yüzlerce düğüm vurmu - lardır!. Ayağı bağlı olan, nasıl rahvan gidebilir? Ağır bir bağdır bu... beni.mazur gör!n4s Zira balısin derirıle tiği meselelerde susmasının daha faydalı olac:ağını belir- "Kendi yarimin dudağıyla birle mi olsaydım, söylenınesi gereken eyleri ney gibi ben de söylerdim. Fakat kendi dilini arılayanlardan uzak dü en kimse, yüzlerce!isan ve nağme bilse de yine dilsiz olup, susar." 47. "Kargalar, güz mevsimi otağlarını kurdular mı, bülbüller gizlenir ve susarlar.. Çünkü gül bahçesi olmayınca, bülbül sükut eder. Güne in batı ı, uyanıklığı öldürür, uyku getirir.n 48 "(Bu sırlan arılayabilecek) mahrem yok ki açıkça söyleyeyim... sükut ettim; Allah hakikate uygun olanı daha iyi bilir.» 49 "Alımağın cevabı, mademki sükcıttur... ne diye sözü uzatıp durursun? n so "Böyle ki ilere bir ey söylenemez, ona kar ı stismak daha. iyidir... çünkü alımaklara verilecek cevap sükutturn 51 "Burada artık sus, du dağını yum, bineğini bu tarafa sürme. n sı. Mevlana'nın söz söylemesine engel olan ve onu sükuta iten nederıleri öyle sıralayabiliriz. a) Söylenen nükteleri anlamaktan yoksun muhatabın, itikat bakımından sürçmesi endi esiyle sükut eder. Sözlerinin yanlı anla ılıp yorumlanacağından endi e ederek bahsi keser. A ağıya iktibas edilen bazı ifadelerinde bu endi esini öyle dile getirmektedir: ~ 44 Mes11evi, I, Mes11evi, IV, Mes11evi, III, Mes11evi, I, Mesııev?, II, Mesıtevl, III, 4114: 50 Mesıtevi, IV, Mesııevi, IV, Mesııevi, VI, 1008.

12 192 Osman Nuri Küçük "(Bu konuyu) muhakkak açar anlatırdım, fakat fikirlerin sürçüp inkara yuvarlarunasından korkarım. Eğer kalkanın (onl~ an (Bu konudaki) nükteler keskin birer kılıç gib~dir. la~p hazınedebilecek kapasi ten) yoksa gerisin geriye kaç. Kalkansız; bu elmas kadar keskin kılıcın kar ısına gelme. Çünkü kılıç kesrnekten ar etmez. Ben bu sebepten kılıcı kınına koydum (Yani bu keskin nükteleri anlatmaktan vazgeçtim) ta ki ters bir okuyucu bunu okuyup da yanlı mana vermesin..." 53 "Sel akma ya ba lar ba lamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa alemi pe ri an ve harap eder, her tarafı yıkar." 54 "Bu sözün izah ve erh edilmesi gerekir; ancak (zihinlerin} köhne anlayı lanndan korkanm. Köhneroi anlayı lar ve viz.yonu olmayan bakı lar,. (anlatılacak) fikre yüz türlü kötü hayal giydirir. Zira herkes doğruyu İ itip (anlamaya) muktedir değildir. (Hakikat) ineiri her küçük ku un lokması olabilir mi? Hele de bu ku ölmü, çürümü (bir halde), hayallere dalmı kör bir ku olursa... " 55 "(o söz) sana söylenecek olsa, ayağın kayar. 56 "Bunu yüz türlü açar, aniatırım ama ince sözlerden ınsanın aklı sürçer... onun için vazgeçiyorum!" 57 "Hayallerden öyle libaslara büründün ki neredeyse kötü zanlı sofistlere kan acaksın. sofistte zaten akıl yoktu. Bu yüzden duygudan da oldu, varlıktan da mahrum kaldı. Kendine gel, imdi söz çiğnemek devri. Söylersen halka rezil rüsva olursun. " 58 b) Halkın zihin havsalasının darlığı ve muhataplannın seviyesinin sığlığı nedeniyle susması:. "Ne yazık, halkın anlayı sahası pek dar; halkın havsalasi yok!" 59 "Vakit dar... f~at oğul, halkın hatın ve anlayı ı da vakitten yüz kere daha dar!" Mesııe vi, I, Mesııevi, I, Mesııevi, I, Mesııevi, III, Mesııevi, IV, Mesııevi, VI, Mesııevi, III, Mesııevi, IV, 1487.

13 Mesnevi Ekseninde Mevlana'nın Anlaşılma(ma)sı ve Nedenleri Üzerine Bundan öte söz inceldl Ate i azalt, odunu çok atma. Atma da küçücük çömlek kaynamasın. Anlayı çömlekleri pek küçük ve ~~h~. c) Anlatılan konuyla ilgili muhatabın tam bir zihinsel konsantrasyonunun olmayı ından kaynaklanan sükut: Sufi literatüründe tefrikatu'/-kalp denilen zihin parçalaruru lığına uğramı bir muhatabın, anlattığı derin babisieri anlayamayacağını beyan eder. 11 Bu sözler alelade halkın aklına göre söylendi... geri kcilanı ise gizlenmi tir! Ey töhmetli ki i, senin akıl altının paramparça... böyle bir altına nasıl mühür ve damga vurayım? Aklın yüzlerce mühim i e dağılnu... binlerce isteğe, mala mülke bölünmü!. Bu parçalan a kla bir araya toplamak gerek ki Semerkant ve Dıma k gibi ho bir hale gelsin! Onlan en küçük parçasına kadar toplar üpheden arınırsan, sana padi ah mührü basılabilir." Kendini. derle topla topluluk rahmettir; Kendini derle topla da ne varsa. sana söyleyebileyim. Çünkü söz söylemek, tasdik edilmek içirıdir... Allah'a irk ko an can, doğruya irıanmaz. Feleğin abes eyleri.ne bölünmü olan can, altını sevda arasında kararsız bir hale gelmi tir." 63 d) Anlatılan derin babisierden muhatabın sıkılması nedeniyle aktarmak istediklerini anlatamadığını ifade eder. uy olda, bir müddet usanınayı bırak da o güzelin (Cemi! olan Allah' ın cemalinin) bir tek beninin vasfını sana anlatayım. " Birılerce istekli olsa bir de usanan ki i bulunsa elçi, elçilik yapmak istemez, gönlü soğur. " 65 gayri! adirıleyen u~du, sözü kısa kes ey hatip... su üstüne yazı ya~ayı bırak Kalk ey Belkıs, alı veri pazan kızı tl... U kesatçı hasisierden kaç!" 66 e) Söylemek iste~iklerinin rnuhatabına acı ge~ebileceği endi esiyle anlatmak istediklerini söylemekten vazgeçer. 61 Mesnevi, VI, Mesııevi, rv, Mesııevi, rv, Mesııevi, Il, Mesııevi, III, Mesııevi, rv,

14 194 Osman.Nuri Küçük. :... "Artık (bu kadar söz) yeter... Eğer ~u sözü uzatırsam değil ciğer, mermer bile kan kesilir. Bu (sözlerden) ciğerlerin kan kesilmemesi; (kalplerin) katılığından, gafle- ~inden, (dünya ile sürekli) meşguliyetten ve bedbahtlıktandır. Bir gün kan kesilir ama bu kan kesilmez:ıin o gün faydası olmaz. Kan kesil: ~e i e yararken kan kesil!~ 67 f) Anlatacağı konuya muhalefet edeceklerini bildiği kimi muhataplanpın_ tepkisinden çekindiğinden susar... u Mahrem olmayanlardan çekinmeseydim _vefaya ait birk~ç söz söylerdim. Alem üpheci ve tutul~cak bir yer arayıcı. Onun için_ bizde deriden hariç sö~ söyleyelim. " 68 "Dostum, her kılın dibinden bir davul sesi gelmede... Neden şimdi susuyorsun? Hasetçi düşman öyle bir sağır oldu ki bu kadar davul sesine karşı hani, ses ne.red~ ki? diyor." 69 ul,<ardeşlerin gönüllerinde kin olduğundan Yusuf'umun kuyu dibinde kalması daha iyi~ir." 70. Mevlana'nın sükutuyla ilgili sayılan bu gerekçeler Mevlana'nın döne~d.eki muhataplarından ka)ll?.aklanmaktadır. Ancak anlatılan balısin kimi zaman y~rırn bırakılınasının bahisle ilgili bir müphemlik meydana getirdiği; sükottan neşet eden bu müpher;iliğin de günümüz okuyucusu açıs~dan bazı anlama sorunlarını tetiklediği söylenebilir. :. g) Sözün, manayı i)ıata ve ifade kifayetsizliğ!.nden kaynaklanan sükot: Muhatabın anlayı yetersizliğinden kaynaklanan ylıkan?aki s_ükot. gerekçeleri yanında ta~avvufi. teçrübenin. söz ile tam olarak aktarı:iamamasından kaynaklanan balısin mahiyetiyle ilgili söz söyleme engelinden de. _bahsetmek gerekir. Ha,kikat-dil ilişkisf 1 eklinde_ okuyucunun _karşısına çıkan bu anl~a sorunu hakikat tecrübesinin dil ile tam olarak aktanlmasının imkansızlığından kaynaklanmaktadır. Yaşadığı tecrüben4ı h~atini "mana" olarak nitelepdiren Mevlana, diğer son selefieri gibi sözün İnanaYı ifade ve iliatadaki yetersizliğini sıklıkla vurgular.n 67 Mesttev1, I, Ciğerin kan kesilmesi malızun ve müteessir ~-lmaktan kinayedir. A ın üzüntü ve düşünceelen bir hastalığa yakalananlara "Ciğeri kan kesildi" tabiri kullanılmaktadır. 68 Mes11evi, V, Mes11evi, VI, Mestıevi, VI, Genel olarak sufilerin özel olarak da İbnü'l Aiabi'nin ifadeleriı;ıin hakikat-dil ilişkisi' bağlammda değerlendirilişine ilişkin geniş bilgi için şu çalışmaya bkz. M Musrafa Çaknlaklıoğlu, lbn Arabi'de Ma' rifetin Ifadesi, İnsan yay., n Bu konuda geniş bilgi için bkz. İbrahim Emiroğlu, Safi ve Dil, Mevlaııa Ômeği, İnsan Yay., İstanbul2002, ss

15 Mesnevi Ekseninde Mevlana'nın Anlaştlma(ma)sı ve Nedenleri Üzerine 195 Rabbani tecelliye dayanan manevi tecrübenin ifadelerle sırurlandınlamayı ının Mevlana'ya göre temel nedeni; manayı doğuran halin IDÜ ahedeye; anlatırnın ve sözün ise kulağa hitap etmesidir.: Buna i aretle öyle der: acözün bir an içinde gördüğünü dil, yıllarca söylese anlatamaz. Kulak, idrakin bir an içinde gördüğü eyleri, yıllarca dinlese bitmez. Mademki bunun sonu yok, hadi, var, yine o hamdinde aciz olduğum. eyi anlatl" 73 ugörü ünde ek ve üpheden beri olan göz ile lisan arasında yüz binlerce senelik yol var desem yine de az söylemi olurum!"~ 4 Binaenaleyh eserlerindeki ifadeler, sınırsız bir deryanın katresi gibidirler. Mevlana, buna i aretle öyle der: uormanlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa yine Mesnevi'nin biteceğini umma." 75 abu sözü kıyamete kadar söylesem, bu bahsi kıyamete kadar uzatsam bitmez... yüzlerce kıyamet kopar, geçer de yine bu bahis tamamlanmaz. " 76 ubunu erh ve izah.etmeye kalkı sam Mesnevi seksen cilt de olsa sonu, nihayeti gelmez. ~ 77 Bu Yi;izden okuyucu Mevlana'nın Mes11evi'sini, gazel ve ruhailerini okurk~n mananın dii ile tam olarak anlatılamamasından kaynaklanan bir anlama sorunu lle kar ı kar ıya olduğunu sıklıkla hissetmektedir. 78 amarifeti hasıl olanın dili sükut eder" safi özdeyi inde belirtildiği gibi tasavvufi tecrübeye ili kin zirve deneyimler ile sükut arasında yakın bir bağ bulunmaktadır. Aynı özdeyi e atıfta bulunan Mevlana, bu zorunluluktan dolayı kimi meselelerde sükutunun daha faydalı olacağını öyle beyan etmekte~ir:. ahakk'ın sırlarını her kime öğrettilerse,. onun ağzını diktiler, mühürledilerl"79. ubu bahisler buraya kadar söylenebilir: Bundan sonra ne zuhura gelirse gizlenmesi gerektir. Soylersen de.faydasız. Yliz binlerce cehdetsen de anlatmaya Çalı san yine açığa çıkmaz. At ve üzengi, deniz kıyısına kadar gider. Oridan sonra sana tahtadan bir at gerek." Mesnevi, lll, Mes11evi, IV, Mesııevi, VI, Mesııevi, III, Mesııevi, III, Bu konuda ayrica bkz. Tofigh H. Sobhani, Mesnevi'de Söz Söyleme Engelleriw, Bildiriler Uluslar arası Mevlana Bilgi Şöleni, Kül~r Bak., Ankara 2000, ss Mesııev1, V, !Jes11evi, VI,

16 196 Osman Nuri Küçük arama! 11 Sükut denizdir, söylemek ırmağa benzer.:. deniz seni aramada, sen ırmağı Denizin işaretlerinden baş çevirme... sözü bitir doğrusunu Allah daha iyi bilir!" 81 Haklkate ilişkin mananın belli bir merhaleden sonrasını anlatmaya kalkışmak Mevlana'ya göre bir yönüyle muhal diğer yönüyle de gereksizdir. Bu yüzdeq. der.~; "Söz, bu halin övüşüne gelince kalem de kırıldı, kağıt da yırtıldı. Hiç deniz, bir kabasığar mı? ~lanı bir kuzu kapıp götürebitir mi?" 82 "Eğer bundan ötesini anlatmaya kalkışırsam ahmaklık etmiş olurum. Çünkü bunu açmak, bunu acılatmak, anlayışın ötesindedir. (Farzı muhal) eğer söyleyecek olsam akıllar kopar; yazmaya kalkışsam birçok kalemler. kırılır!" 83 Bu noktada zihne şöyle bir soru g~lmektedir. Anlaşılamamaktan bu kadar şikayet eden, sözün manayı ifade edemeyeceğirıi belirten bir düşünür olmasına rağmen Mevlana nasıl oluyor da eserleriyle Fars edebiyatının en velut müelliflerinden b4i haline gelebiliyor? Anla ılma e~gellerine rağmen bu meselelerden bahsedişinin nedenine ilişkin cevabı yine Mevlana'nın kendisi vermektedir. 2. Aniaşılma Endişesi T aşırnasına Rağmen Söz Söyleme Gerekçeleri Yaşanilan hakikat deneyimi tüm(iyle. acılatılamaz olsa da Mevlana'ya göre bu husus~a tümüyle sükut edip hiçbir şeyin acılatılmaması çıkar yol değildir. Çünkü yaşadığı değerli tecrübeyi diğer insanlarla paylaşmanın bir erdem olduğuna, bunun yolunun da söz ve anlatım olduğuna kanidir ve bu erdemi yerine getirme iştiyakı içindedir. Bu yüzden tümüyle acılatılamaz olsa da en azından diğer insanları ondan haberdar etmek maksadıyla ltaklkate dair bir acılatıdan yanadır. Sözleri, bölgenin kendisi ~.eğildir ancak anlayabilerıler için birer harita ve kılavuzdur. Mevlana bu hususu şöyle izah eder: "Eğer sadece maq.evi beyan kııfi gelseydi ~em halkı, tamarnı ile işten güçten kesilir, alemin nizarnı bozulurdu." Gerçi bu akıl, acılatmada aciz oldu.ama yine de ac~cesine acılatması gerek. Çünkü hepsi aniaşılmayan bir şey bilin ki tümüyle de atilıvermez.. Bulutunun tufanını içemezsen su içmeyinasıl terk edersin? Sırn atıp ortaya koyarnazsan kabuklarını anlat, onunla anlayışlan tazele! Sözler sana göre kabuklardan ibarettir ama başka anlayışiara göre tamamıyla içtir." Mesııevi, IV, Mesııevi, V, Mesııevi, II, Mesııevi, I, 2624.

17 Mesnevi Ekseninde Mevl ana'nın Anlaşılriıa(ma)sı ve Nedenleri üzerine 197 Mevlana'yı söz söylemeye sevk eden diğer bir gerekçe şudur: Sözlerinin tebliğ ve irşad gayesiyle söylendiğini bu yüzden muhataplaruun kabul veya reddinden ziyade kendi vazifesiyle ilgilendiğiili belirten 86 Mevlana, bu hususu davet ve tebliğ görevini uzun süre lfa etmesine rağmen toplumund~ çok az kişinin kendisine inandığı Nuh Peygamber örneği üzerinden şöyle izah eder: "Sır, ancak sım bilenle eşittir. Sır, onu inkar eden kişinin kulağına söylenm ez. Fakat Allah'tan davet etme emri gelince artık halkın kabul edip etmemesiyle ne işimiz var? inkan arttı. mı? Nuh, tam dokuz yüz yıl kavmini davet edip durdu. Her an da kavminin Fakat söylemeden vazgeçti mi? Hiç sükut mağarasına çekilmeye kalkıştı Köpeklerin havlaması ile kervan, hiç yolundan kalır mı? Ay ışığı olan gecede dolunay, köpekleriri havlarnası ile yürüyüşünü ağırlaştınr mı, dedi. Ay, ışığuu saçar, köpek de havlar durur. Herkes, yaradılışma göre bir hizmette buluriur." 87 "Müşteri, gevşek ve soğuk bile olsa yine sen onu çağır. Çünkü böyle emredilmiştir. Doğan kuşunu uçur, ruh güvercinini tiıt. Davet yolunda Nuh'un yolunda yürü. Allah için hizmette bulun. Halkın kabul etmesiyle, ret etmesiyle ne işin var senin." 88 Bazılan tarafından aniaşılmak istenmese de Nuh Peygamber_ gibi söz söylemekten vazgeçmeyeceğini ifade eder: "Ne babası, Kenan a öğüe vermeden usandı, iıe o kötü oğlun. kul~ğına babasuun bir sözü girdi1" 89 Kendisini bir Ramazan -davulcusuna benzet~m Mevlana, davetine beklediği karşılığı temelde insanlardan değil Allah'tan tiniduğunu, s.öyledikleriyle d~ Allah'ın emrini ifa ettiğini belirtmektedir: "Hacca gidenler, neden bir ses duymad~ "l.ebbeyk" deyip duruyoruz derler mi? ~ 85 Mesııevi, V, Mesııevi, Mesııevl, VI, Mesııe vi, VI, Mesııevi, III, 1329.

18 198 Osman Nuri Küçük!fakikatte onlara U "LebbeykR demeyi nasip edi, her l.hza tek Allah'tan ge~en bir sestir. Ben de koku cildım, biliyorum bu kö k, bu konak, can meclisinin kurulduğu yerdir, toprağı da kimyadır. Hafif ve tii nağmelerle bakırımı ebediyen onun kimyasına vurup duracağım. Nihayet bu sahur davulum, denizleri CO turacak, inciler saçacak, ilisanlarda bulunacak. Ben de suçlan affedip örten Allah için bu kaj?ıdan sahur davı:ılu çalıyorum, benim de ümidim onda.. Parasıni a4nak için mü teri mi istiyorsun? Gönül! Allah'tan daha iyi mü -. teri nerede var? n90 Söz söylemesinin diğer bir gere~çesi, muhatap ve okuyucusuna duyduğu efkattir. Tecrübe ettiği ilahi güzelliklerden diğer insanları da haberdar etme i tiyakının bir göstergesi olan ifade ve öğütlerini, mü fik bir annenin çocuğuna efkati nedeniyle göğsünden akan süte benzeten 91 Mevlana, bunun gerekçesini öyle ifade eder: "(O söz) sana söylen~cek.olsa, ayağın kayar; ayet onun hakkında sana hiçbir ey söylenmezse de yazık olur sana. n 92 ilhamdan kaynakla~an veçhesi itibariyl~ sözlerinin Cenabı Hakk'ın bir lütfu olduğunu, yağmur gibi Hakk'ın bu rahmetinden kimsenin mahrum bırakılmak istenmediğini belirtir. 9 ~ Yine bu gerekç~ye i aretle bi~ ba ka yerde öyle der: "Ey gönül, bunca rağbe~sizliğe rağmen sen yine de padi ahın sadakasını saç, esirgem e! Ey gökyüzünün elçisi, sen. ~.sananlara bakma, atını sıçrat.adur, oynatadur!n94 ~azı.sözlerinin de ya adığı halin meydana getirdiği manevi sarho luk nedeniyle i~adesi dı ~da ifadeye d.öküldüğünü beyan eder. 95 Mevlana'ya göre sözün diğer bir faydası Udur. Sözlerindeki maksadı anlamayan birinin bu anlayı sızlığı ilanih~ye sürmeyebilir. Muhatap, anlayamadıklarını günün birinde aniayabilecek kıvama gelebileceğinden, yahut ifadelerin onia- 90 Mesııevl, VI, Mesııevl, I, Mesııevi, III, Bkz.Mesııevl, N, Mesııevl, III, Mesııevl, IV,

19 Mesnevi Ekseninde Mevlana'nın Anlaşılma(ma)sı ve Nedeniert Üzertne 199 ~ı aniayabilecek birilerine ulaşma ihtimali bulunduğundan, söyleyip aniatmada yarar mülahaza etmektedir. 96 Zira ehli için değerli sırlar içeren bu sözler, onları aniayabilecek tek bir kişi çıksa dahi yine de söylenmelidir. 97 U. ANLATIMDA BAŞVURULAN YÖNTEM VE USULDEN KAYNAK, LAN AN ANLAŞILMA SORUNLARI. Tümüyle anlatılamaz olsa da hakikat tecrübesi Mevlana'ya göre madem bir şekilde anlatılmalıdır. O halde "insaruann geneli tarafından ya <Üunarnış bir tecrübeyi onlara anlatırken nasıl bir yol ve metot izlenmelidir?n sorusu ortaya çıkmaktadır. Bir ifade veya söz, muhatap veya okurun zihnindeki kavramları harekete geçirmedikçe okuyucu üzerinde istenen tesiri uyandıramadığmdan maksadına erişmiş sayılmaz. 98 Bu yüzden bir" yazar, o~ur ve muhatabmın zihnindeki kavramları kendi zihnindeki kavram ve olaylar gibi sunar. Bu kavram ve sembollerden hareketle kendi zihnindeki kavramlarla ilişki" kurar. Bu sayede muhatabı ile güçlü bir iletişim kurma yanında vermek istediği mesajı da daha anlaşı.lıi ve tesirli kılmış olur. A. SEMBOLiK DİL KULLANIMININ ORTAYA ÇIKARDIGI SORUN, LAR... Kitle psikolojisi uzmanlan sıradan bir topluluğun ortalama zeka seviyesi-' nin 12 yaşındaki bir çocuğun IO'sü düzeyinde olduğunu söylemektedirler. Muhataplarınca anlaşılabilme amacının tahakkuku için okuyucunun algı düzeyine ait araçların kullanılması zarureti Mevlana'yı, anlatacağı konuları ~erkesin hisse çıkarabileceği misiller ve hikayeler ile aktarma yoluna sevk eder. Mevlana'nın eserlerine ilişkin bazı anlama sorunlannın tetikleyicisi olan se111bolik d~_ kullanımı da işte bu ~oktadan itibaren devreye girmektedir. Sembo~ dil kullanımı, didak-: tik gaye için bir açıdan zaruridir. Zira Mevlana'ya göre ~onuşmacı.yüz dil bilse dahi onu dirıleyen sadece bir dil biliyorsa, hatip dirıley_enine sadece?jlladığı dil ile hit;ıp edebilir. Yine bir baba, aklıyla donyayı idare etse bile küçü~ Çocuğuyla konuşurken çocuğu~ diliyle ona hitap eder. Çünkü. cahile bir. şeyler öğretd).~k için öğretmen, kend.i dilini terk edip öğrencinin seviyesine ip.m,elidiı::. 99. Anlaşılabilmek içiil muhatap ve okuyucunun algı dü.zeyine ait araçları kull~~ zamretini Mevlana şöyle if?d~ eder: "İ im çocuğa dü tü., gayri çocukların a~ kullanmarn laz.ım! 96 Mesttevl, IV, Mestıevl, m, Muallimoğlu, Hitaueı, ss Mesııevl, II,

20 200 Osman Nuri Küçük. Mektebe git de sana ku alayım yahut kuru üzüm, ceviz ve fıstık getireyim diyeyim 1 n ubu sözler alelade halkın aklına göre söylendi... geri kalanı i~e gizlenmi tir!n Temelde bu talirn gerekçesine binaen Mevlana, özelliklemesııevl'de mecaz, istiare, te bih, kıyas, m~sel, sem~olik imgelem gibi birçok edebi söz sanatını kullanm~ta; mesajını çoğunlukla hikayelerdeki metaforik. anlatımla okuyucuya sunmaktadır. Bu gerekçe ile M~suevi'rıin bir anlam sarmalı üzen~ telif edildiğini öyle beyan eder: uöy~,;; bir anlat ki duyunca fazilet sahibi de kabul etsin, hiç bir eyden anlarnay~ adam da. Herkesin aklının erip, fikrinin anlayacağı bir tarzda anlat. Söz söyleyen kemal sahibi olursa, söz sofrasını yaydı mı sofrası, her türden yemekle dolu olur Ki hiçbir konuk mahrum kalmasın; her biri kendisirte uygun gıdasını bulup alsın. Kur'an gibi ki o, manada yedi kattır (yedi farklı.anlam sarmalından olu maktadır); havassın da avaının da ondan doyduğu, beslendiği kendilerine uygun bir gıdalan bulunmaktadır." 102 ubu misal getirm.e, söz arasında bir vasıtadır. Herkesin aillaması için vasıta arttır. Bir dewe bağlanmadan kurtulmu olandan ba ka k.iin ate e vasıtasız girebilir?"i03. '.. Mevlana'nın anlayı ı :kolaylaştırmak amacıyla birer vasıta olarak başvur.:. duğu sembolik dil, kimi :Za:inan bir anlama sorununa dönü' ebilmekte; okuyucu hikaye~ mlsal ve teşbihlerin zahirinde kalarak asıl 'mesaja nüfuz edemez hale: gelmektedir. Bu yüzden verdiği misaf ve kullandığı te bihl_erin aillatmak istediği şey ile bütünüyle özdeş olıiıadiğırıı 104 sıklıkla v~rgularnak zorunda kalmaktadır. Mevlana'~n bu yön'deki bazı ifadeleri öyledir: u (Tasvir içirı) verilen bu ey bir örnek, bir rnisa!di} onun misli değil. Bu öriıeğl de doninu kairriış akıl, ' btinu anlasın diye getirirler. " ', uey delil isteyen, bu misal (anlatılmak istenenirı esasına)'yal<işır bir örnek. değil, ama anlayı ~ 'az olaiı içirı ancak bu örneği bulabildiriı.»ıo.s 100 Mesııevi, IV, Mesııevi, IV, Mesııevi, III, Mesııev1, V, Ömeğjn bkz. Mesııevi, I, Mesııev1, VI, 118.

21 Mesnevi Ekseninde Mevlana'nın Anlaşılma(ma)sı ve Nedenleri üze.rine 201 "Kemal vasıflarının mahiyetleri, yalnız eser ve misaj..leriyle bilinir, Bundan ba ka bir tarzda ( onlan) kimse bilemez. Çocuk çiftle menin mahiyetini bilemez. (Bunu çocuğa ancak) '0 ey, (bildiğin) hel va yok mu? İ te onun gibi lezzetlidir' dersen (biraz kavratabilirsin). Fakat ey taklide yapt tnı adam, çiftle medeki lezzet, helvadaki lezzete benzer mi? O nerede, bu nerede? Fakat sen çocuk gibi olçluğun için o akıllı adam da sana (onun) tatlılığına nispetle o misali getirdi. Çocuk çiftle menin mahiyetini bizzat tecrübe ederek/ayn-ı hal ile bilemezse de misaile bir yönünü anlay~bilsin diye o te bih yapılmı. ttr. O halde (ey çocuk tabiatlı olup henüz kemale ermemi ki i!) bu misalden sonra ben, bunu biliyorum desen yanlı olmaz, doğrudur; fakat bilmiyorum dersen de sözün yiiıe yalan olma~. n 107 Okuyucunun verilen misalleri yanlı ve yüzeysel algtlamasına. ili kin ortaya çıkan ni.ü küle i aret eden Me~lan~, bunu okuyucuya izah etmenin yolunun da yine okuyucunun bildiği bir alandan misal verrnekten geçtiğini belirtir: "Bu sözden farklar, mü küller ortaya çıkar; çünkü bu İ hakikatte buna benzemez ki; bu bir misald ir. (Nasıl "Sen aslansın" denildiğinde) aslanla cesur ve yiğit bir insan arasında sonsuz farklal vardır. Fakat ey (aradaki nisbeti) iyi gören ki i! Misaldeki aşlarıla yiğidin canını tehlikeye atmadaki cesaretine ve ~anıyla aynamasındaki birlik ve benze~liğe bak. O yiğit kimse cesarette asianın misali olur; fakat ht:r bakımd~ aslanın aynısı ve misli değildir. Bu dünyada (bile) her bakımdan birbirinin aynı olan iki nakı ye_ su ret yoktur ki ben sana tam olarak mislini (temsil eden bir misal) göstereyim... (Bu nedenle bari) aklı, (içine dü tüğü) a kınlıktan bir miktar kurtarmak için yine nakıs bir misale el atayun:" 108 Kullapılan sembç?lik dil nedeniyle okuyucunun.mesuevf'deki soret-ınana aynrnına dikkat etmesi gereğine i aret eden Mevlana, anlama faaliyetinde bulunan okuyucuya te bih ve misallerin zahirincieki suretten öteye geçip manaya nüfuz etmeye çalı masını tavsiye eder: "Söylenenler, hikayenin suretinden ibarettir, soreti anlayabileceklerin anlayı ına, onların tasavvur aynalarına göre söylenrni tir. Bu hikayenin hakikatin- ~ 106 Mesırevl, VI, Mesırevl, m, Mesttevi, IV,

22 202. Osman Nuri Küçük deki mukaddesliğe iner de söz söylemeye kalkı ırsam utancundan ha da kaybolu~, saka! da, kalem de. Akıllı olana bir i aret yeter." 109 "... Ey aciz! Sen kıssadan hisse almaya bak!.. Hikayeleri duyup 'Nakı ' kelimesine 'Ş' harfinin eklendiği gibi o kıssalann suretine bağlanan, dı yüzüne kapılan ki iye benzeme. n 110. Ey birader; hikaye bir ölçek gibidir, mana onun içindeki taneye benzer:.. Akıllı kimse mana tanesini alır, ölçek nerededir; hangi haldedir, ona bakmaz."1" "0, manadır, faulün failat değil." " A ıkların tevazuundan bir koku alasın diye toprağı muteva~ kıldun, ayaklar altııia serdim. Bir dervi in a k ile nasıl deği eceğini anlarnan için toprağın ye erip canlanmasını örnek verdim. Şu yeririden kıinıldamayan dağlar da sana a ıklann sebatırii söyler dedim. Ancak oğul, o (a ıkın hali) man adır, buruar suret.. Fakat ahla0 a yilla : tırmak için bu misaller lazım. Kederi, dikene benzetirlei:. Dikenin kendisi değildir, bu benzçti, ancak uyandırmak ve anlatmak içindir. Katı gönüle ta derler. Gpnlün ta la münas.ebeti yoktur, fakat bir öm~k~ir verirler i te. GerÇekte onun tipkısı olmaz. Fakat öyle değildir de deme; ayıbı te bihe ve anlatı a ver. nll Mes1ıevf'de hikaye ve 'te bihler yer almasına rağmen maksat hil<aye anlatmak değildir. Mesnevf'nin manasma vakıf olamayıp onu hikaye ve masallardan ibaret görenleri Mevlana, Kuian'a bakıp da onda öncekilerili efsanelerinden ba ka bir ey göremeyen inkarcılara benzetir: 114 Bu yönüyle _Mestkvf').ri bir i pe berız~ten Mevlana, muhatabının bu ip ile kuyudan çıkabileceği gibi kuyunun derinliklerine de inebileceğirıi; bunda ipin değil onu maksadı doğrultusunda kullananın sorumlu olduğunu belirtir. 115 Hikaye ve misallerin suretinde :kalıriıi'ıasıiıın ok,tiyucuyu asıl mesajdan uzakla tıracağırıı ifade eder: : Mesııevi, V, 1891'den sonraki ba lık. 110 Mestıevi, II, ıiı. Mestıevi, II, Mestıevi, VI, Mestıevi, V, Mestıevi, III, Mesııevl, III,

23 Mesnevi Ekseninde Mevlana'nın Anlaşılma(ma)sı ve Nedenleri üzerine 203 manayı elden bı- "Sen surete kapılmı yolunu yitinni sin.. (Surete bakıp) raktığın için onu bulamıyorsun. " 116 "Mana denizine susamı san Mesnevi adasından o denize bir ark aç." 117 "Söz, bil ki U bedene benzer, manası da içindeki candır.. Ba gözü, daima bedeni görür, can gözü ise, hünerli canı. Mesnevl'nin sözlerindeki suret de surete kapılanı azdınr, yolunu kaybettidr, manaya bakan ki iye de yol gösterir, doğruyolu buldurur. Allah da 'Bu Kur' an, gönüllerine göre bazılarına doğru yolu gösterir, bazılarının da-yolunu azıtır" buyurmu tur.'" 118 Vermek istediği mesaj ve anlatmak istediği konular yerine muhataplarının anlatılan hikayeni,n zahirindeki olay örgüsünü,rp.erak edi leri nedeniyle kimi zaman mesajlarını veremediğini, bu yüzden hikayenin içyüzünün kapalı kaldığını belirtir. 119 Bu ikayetini bir ba lık halinde ayrıca zikreder. 120 Anlatılan balıisierin manasını b~akıp hikayen.lr: zahirine meraklanan muhatabını, çocuksu arzular pe inde olmasından dolayı kınayarak öyle uyarır: geç! "Ne-vakte kadar çocuklargibi ceviz ve.kuru üzümetakılıp kalacaksın? Oğul, bizim cismimiz.cevizle üzümdür. Eğer sen er isen bu ikisinden ~e Eğer sen geçmezsen Allah'ın lütfu :ve keremi seni dokuz kat. gökten geçirir. Şimdi hikayenin zahirini dinle, fakat taneyi samandan ayır ha!'' 121 "(O söz) sana scıret içinde (somut) bir misaile söylen_ecek olsa~ ey delikaru.ı, hemencecik o (misa.ideki) surete yapı ır (o sôreti hakikat' sanırsın)!. Ayağın yok ki bir yerden bir yere gidebilesin, yahu't çalı ıp çabalayıp ayağını bu balçıktan kurtarasıri.'n 22 "Dinleyen, gaflet uykusunda olinasaydı, can kulağı açık bulunsaydı sözde kıyas perdesini yırtardın ya!" 123 Bir_ çocuğun oyun ile gerçek hayata alı tınlması gibi Mevlana da hikaye \!e misallerle okuyucusunu anlatmak istediği derin ~evzulara alı tırclığıru beyan eder: -. "Denizden dön, yüzünü karaya çe~ir. Oyu'ndan oyunc.akt~ bahset, çocuğa bu daha iyi! 116 Mes11evi, II, Mes11evi, VI, Mes11evi, VI, MeSIIevi, II, 196, Bkz.Mes11evl, II, 193'ten sonraki ba lık. 121 Mes11evi, II, Mes11evi, III, Mes11evi, IV, 5S9.