ÖZEL ARAŞTIRMA MAKALE KONFERANS - SEMİNER ARALIK 2012

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ÖZEL ARAŞTIRMA MAKALE KONFERANS - SEMİNER ARALIK 2012"

Transkript

1 SAYI 83 ARALIK 2012 ÖZEL ARAŞTIRMA Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur Türkiye de Tasarruf Açığının Nedenleri ve Kapaılması İçin Poliika Önerileri Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı Finansal İsikrar ve Finansal İsikrara Yönelik Kamusal Sorumluluk Çerçevesinde Para Poliikası: Türkiye Analizi MAKALE Yrd. Doç. Dr. Ferudun Kaya Kredi Karlarının Türk Turizmine Ekisi: Bir Bakış KONFERANS - SEMİNER Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal Kamusal Beyaz Filler ve Kamu Özel Sekör Oraklıkları

2 BANKACILAR Y Volume : 23 Issue : 83 Aral k 2012/December 2012 /Type of Publicaion: Yerel Süreli Hakemli Yay n/ Refereed / Frequency: 3 ayl k / Quarerly / Place : sanbul ISSN e- ISSN Serifika No/ Cerificaed Number Doç. Dr. Ekrem Keskin Melike Mumcu Emre Alpan nan Pelin Aaman Erdönmez Prof. Dr. Erhan Aslano lu Dr. hsan U ur Delikanl Prof. Dr. Orhan Göker Buke Himmeo lu Prof. Dr. Ahme K rman Prof. Dr. Seza Reiso lu Prof. Dr. Burak Salo lu Doç.Dr. Veda Sar kovanl k Dr. Veysi Sevi M. Cüney Sezgin Özcan Uluda Hacer Çimen i Nispeiye Caddesi Akmerkez B3 Blok Ka: Eiler- STANBUL Tel : Faks : E-posa: Aral k G.M. Mabaac l k ve Tic.A Y l Mah. MAS-S T 1.Cad. No:88 Ba c lar sanbul Tel: Para ile sa lmaz. Dergisi Bankac lar dergisi, ekonomi, finans, bankac l k konular nda ve bu konularla ilgili alanlarda bilimsel özgün makalelere yer veren hakemli bir dergidir. Bankac lar, akademisyenler, ara rmac lar, uygulamada yer alan profesyoneller ve poliika yap c lar aras ndaki bilgi payla m n n ar r lmas na, bankac l k mesle inin geli irilmesine ve lieraüre kak da bulunmay amaçlar. Bankac lar dergisi, TÜB TAK-ULAKB M Sosyal ve Be eri Bilimler Veriaban nda indekslenmekedir. Y lda dör kez yay mlan r. Üç ana bölümden olu ur. Birinci bölümde, hakemler araf ndan de erlendirilen, yay mlanmas uygun görülen makalelere, ikinci bölümde konferans bildirisi ve konu ma meinlerine, üçüncü bölümde ise bankac l k uygulamalar na ili kin özel ara rma yaz lar na ve çevirilere yer verilir. Yay mlanmak üzere gönderilecek makalelerin, daha önce herhangi bir yerde yay mlanmam olmas ve de erlendirme süreci içerisinde ba ka bir yerde yay nlama giri iminde bulunulmamas gerekir. Bankac lar dergisi, kapsad konularla ilgili alanlarda, Türk Dil Kurumu ve dergi yaz m kurallar na uygun olarak haz rlanan makaleleri kabul eder. Makaleler, anonim yazar/anonim hakem sisemine göre de erlendirilir. Uygun bulunan makaleler konu ile ilgili iki hakeme gönderilir. Hakem raporlar na göre makalelerin yay nlan p yay mlanmayaca na karar verilir. Yay mlanacak makalelerde yaz m kurallar na ve biçime ili kin de i iklikler yap labilir veya bunlar n yap lmas yazardan isenebilir. Dergide yay mlanmas alep edilen makaleler, Birlik idare adresine, posa veya e-posa olarak gönderilebilir. Yay mlanmas kabul edilen makalelerin bas l ve elekronik üm yay n haklar, süresiz olmak üzere Türkiye Bankalar Birli i ne aiir. Makaleler için yazarlara elif ücrei ödenir Yay mlanmas uygun görülmeyen yaz lar geri gönderilmez. Bankac lar dergisinde yay mlanan yaz lar, Türkiye Bankalar Birli i nin resmi görü lerini yans maz; yazar ve görü sahiplerini ba lar. Yaz lardan kaynak gösererek al n yap labilir.

3 Bankacılar Dergisi, Sayı 83, 2012 İçindekiler ÖZEL ARASTIRMA Prof. Dr. Ümi Özlale / Alper Karakur Türkiye de Tasarruf Açığının Nedenleri ve Kapaılması İçin Poliika Önerileri 1 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı Finansal İsikrar ve Finansal İsikrara Yönelik Kamusal Sorumluluk Çerçevesinde Para Poliikası: Türkiye Analizi 34 MAKALE Yrd. Doç. Dr. Ferudun Kaya Kredi Karlarının Türk Turizmine Ekisi: Bir Bakış 67 KONFERANS-SEMİNER Prof. Dr. Turgay Berksoy/ Doç. Dr. Mehme Şahin/ Araş. Gör. Özge Uysal Kamusal Beyaz Filler ve Kamu Özel Sekör Oraklıkları 77

4

5 Bankacılar Dergisi, Sayı 83, 2012 Türkiye de Tasarruf Açığının Nedenleri ve Kapaılması İçin Poliika Önerileri * 1. Giriş Prof. Dr. Ümi Özlale ** Alper Karakur *** 2001 yılında yaşadığı finansal kriz sonrasında önemli yapısal reformları başarıyla hayaa geçirerek makroekonomik isikrarı sağlama yolunda önemli adımlar aan Türkiye için sürdürülebilir ve yüksek ekonomik büyümenin sağlanması halen en önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkmakadır. Küresel krizin olumsuz ekilerinden 2010 ve 2011 yılında iç alebi canlandırıcı poliikaların da yardımıyla yüksek büyüme sağlayarak kurulan Türkiye ekonomisi bir kez daha düşük büyümenin yaşanacağı bir döneme girmek üzeredir. Bu olumsuz gelişmede küresel koşulların önemi yadsınmamakla beraber, Türkiye nin yüksek ve sürdürülebilir büyüme için çözmesi gereken problemler de göz ardı edilmemelidir yılından iibaren asarruf oranlarının düşmesi sonucunda oluşan yüksek asarruf açığı ve bozulan cari işlemler dengesi bu problemlerin başında gelmekedir. Düşük asarruf oranları, isenilen yaırım düzeylerine ulaşmak için ekonominin dış asarruflara giderek daha da bağımlı hale gelmesine yol açmakadır. Bu durum da ekonomiyi, özellikle küresel koşulların olumsuz seyreiği dönemlerde yabancı sermaye harekelerine daha duyarlı hale geirmekedir. Her ne kadar 2001 sonrasındaki dönemde, uyguladığı başarılı isikrar poliikaları ve sunduğu cazip geiriler sayesinde Türkiye ekonomisi önemli ölçüde yabancı sermaye çekebilse de, bu büyüme sraejisinin sürdürülebilir olmadığı açıkır. Uluslararası karşılaşırmalar da Türkiye deki asarruf oranlarının OECD ülke oralamasından ve kendisiyle aynı gelir grubunda yer alan ülkelerin asarruf oranlarından daha düşük olduğunu gösermekedir (Dünya Bankası, 2011). Tablo 1 ve Şekil 1 de göserilen asarruf dengesi özellikle küresel krizden sonra yaşanan yüksek büyüme döneminde asarruf açığının ve dolayısıyla cari işlemler açığının geldiği nokayı gösermesi açısından önemlidir. Tablo 1: Tasarruf Dengesi & Cari İşlemler Dengesi (GSYH, Yüzde) Kamu Tasarruf Dengesi -11,22-9,76-7,82-4,16-1,16 0,53-1,52 Özel Tasarruf Dengesi 14,11 10,33 5,29 0,37-3,25-6,36-4,40 Toplam Tasarruf Dengesi 2,90 0,57-2,52-3,79-4,42-5,83-5,91 Kaynak: Kalkınma Bakanlığı & IMF * Bu Araşırma, Türkiye Bankalar Birliği arafından yapırılmışır. ** TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversiesi, Uluslararası Girişimcilik Bölümü Öğreim Üyesi. *** TC Ekonomi Bakanlığı, Bakan Danışmanı. 1

6 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur Tablo 1: Tasarruf Dengesi & Cari İşlemler Dengesi (GSYH, Yüzde) (Devamı) * 2012** 2013** 2014** Kamu Tasarruf Dengesi -2,54-5,33-2,44-1,60-2,20-1,90-1,50 - Özel Tasarruf Dengesi -2,76 3,26 3,88-7,60-5,60-5,40-5,30 Toplam Tasarruf Dengesi -5,30-2,08-6,33-9,20-7,80-7,30-6,80 *Gerçekleşme Tahmini **Program Kaynak: Kalkınma Bakanlığı & IMF Şekil 1: Özel Tasarruf Dengesi & Kamu Tasarruf Dengesi (GSYH, Yüzde) *Gerçekleşme Tahmin, **Program Kaynak: Kalkınma Bakanlığı Kamu Tasarruf Dengesi Özel Tasarruf Dengesi Cari İşlemler Dengesi Belki de daha önemli bir başka noka bu asarruf açığının, küresel kriz dönemini çıkarığımızda, kamu asarruf açığında yaşanan düşüşlere rağmen oluşuğudur. Şekil 1 den de görüldüğü gibi 2001 den 2012 ye asarruf açığının özel ve kamu olarak paylaşımında bir değişim gözlenmekedir yılında yüzde 11 lere varan kamu asarruf açığı özel kesimin asarruf fazlasıyla karşılanırken 2011 e gelindiğinde oplam asarruf açığının yüzde 83 ü özel kesim arafından oluşurulmakadır. Dolayısıyla 2010 ve 2011 yılındaki mevcu asarruf açığı problemi, 1990 lı yıllardaki yanlış maliye poliikaları sonucu oluşan yüksek kamu asarruf açıklarından değil, özel sekörün ve özellikle hane halkının daha az asarruf emesinden kaynaklanmakadır. Bu açıdan, 2001 sonrası başarıyla uygulanarak büçe disiplini ve kamu asarruflarını beraberinde geiren poliikalar mevcu duruma çözüm üremek için ek başına yeerli olmayacakır. 1 Bu çalışma, yukarıdaki argümandan harekele, Türkiye de asarruf açığının nedenlerini ve bu açığın kapaılması için gerekli olan poliika önerilerini arışmakadır. Son dönemde yaşanan asarruf açığının emel sebebi özel kesimdeki asarruf oranlarındaki düşme olduğu için çalışmanın odak nokası özel kesim asarruf oranlarıdır. Çalışmada ilk olarak, hane halkı ve özel sekör asarruf oranlarının gelişimi ele alınacakır. Bu amaçla, hane halkı büçe ankei sonuçları, Türkiye deki demografik yapı ve ükeici eğilimlerindeki değişme de göz önüne alınarak incelenecekir. Türkiye de özel kesim asarrufları hane halkı ve şirkeler kesimi diye ayrışırılmadığından hane halkı büçe anke sonuçları bu bölüm için emel referans nokası olmuşur. Daha sonra da, Türkiye deki özel asarruf oranlarının belirleyicileri ekonomerik analiz çerçevesinde araşırılacakır. Elde edilen bulgular, faiz oranlarındaki gelişmeler, makroekonomik kırılganlık gibi fakörlerin yanı sıra 2

7 Bankacılar Dergisi nüfus bağımlılık oranı gibi demografik fakörlerin de asarruflar üzerinde ekili olduğunu bulmakadır. Kamu asarruflarındaki arış da, faizler üzerinde aşağı yönlü baskı yaraıp bankacılık sekörünün özel seköre daha fazla ve daha ucuz maliyele fon akarmasını sağlayarak özel asarrufları düşürücü eki yapmışır. Çalışmada ikinci olarak, özel kesim asarruf açığının ana nedenlerinden biri olarak sanayideki üreim yapısının ihalaa giderek daha bağımlı hale gelmesi incelenmekedir. Bu amaçla 260 farklı ürün çeşidi 36 sekör alında oplulaşırıldıkan sonra dönemi için firma bazında Ekonomi Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı verileri kullanılarak sekörel ihala bağımlılık oranları hesaplanmışır. Sonuçlar Türkiye de imala sanayindeki ihala bağımlılık oranının zaman içinde yükselerek 2011 yılında yüzde 43 civarında olduğunu gösermekedir. Yapılan ekonomerik analizler ise, TL deki değerlenmenin beklendiği şekilde üreimde ihal girdi oranını arırdığını bulmakadır. Daha da önemlisi, iç alebi arırıcı poliikalar, ihala bağımlılığı yüksek mal gruplarına alebi daha fazla arırmakadır. Bir başka deyişle, ekonomi canlandıkça, üreim yapısı da ihalaa daha bağımlı hale gelmekedir. Bu durumda ekonomik canlanma dönemlerinde TL nin değer kazanması kadar, iç alebin ihal bağımlılığı daha yüksek mal grupları için daha canlı olması da önem aşımakadır. Sonuç olarak, aran asarruf açığında hane halkı ya da şirkelerin daha az asarruf emesi kadar Türkiye deki üreim yapısının giderek ihalaa bağımlı olması da ekilidir. Dolayısıyla da yüksek ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi asarruf (cari işlemler) açığı yaramadan sağlamanın yolu üreim yapısının ihalaa bağımlılığını azalacak poliikalar izlemek olacakır. Çalışmada son olarak asarruf açığını düşürmek için uygulanabilecek poliikalardan bahsedilmekedir. Bu amaçla, dünyada asarruf oranlarını arırmada başarılı olmuş program ve ülke örnekleri mercek alına alınmışır. Çalışmanın sonuç bölümü, bulguları özeleyerek Türkiye de asarruf oranlarını arırmak için izlenebilecek yol hariasını arışmakadır. 2. Özel Kesim Tasarruf Açığı 2.1. Tasarruf Açığı Neden Kaynaklanıyor? Tasarruflardaki Düşmeden mi, Yaırımlardaki Arışan mı? Bir önceki bölümde Türkiye de küresel kriz sonrasındaki dönemde gözlenen asarruf açığının önemli bir bölümünün özel kesim asarruf açığından kaynaklandığı göserilmişi. Bu açığın nedeninin asarruf oranlarındaki düşme ya da özel yaırımlardaki armadan kaynaklandığını görmek için özel asarruf ve yaırım seviyelerine bakmak gerekmekedir. Tablo 2 özel kesim asarruf açığının önemli ölçüde özel asarruf oranlarındaki düşmeden kaynaklandığını gösermekedir. Tablo 2: Yaırım ve Tasarruf Oranları (Cari Fiyalarla Yüzde GSYH Oranları) Özel Tasarruf ,53 23,44 19,61 16,93 13,13 12,37 13,08 15,07 14,1 12,32 10,45 13,06 Özel Yaırım 11,42 13,11 14,32 16,56 16,39 18,73 17,48 17,83 10,84 16,21 18,05 18,63 Kamu Tasarrufu -7,12-4,85-4,14-0,96 2,8 4,18 2,4 1,73-0,9 1,6 2,87 2,1 Kamu Yaırımı 4,09 4,91 3,68 3,2 3,96 3,65 3,92 4,27 4,44 4,04 4,43 4,31 Toplam Yuriçi 18,41 18,59 15,47 15,97 15,93 16,55 15,49 16,8 13,21 13,92 13,31 15,17 Tasarruflar (1) Tahmin, (2) Program Kaynak: Kalkınma Bakanlığı & Yazarların Kendi Hesaplamaları. 3

8 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur Küresel kriz dönemini çıkardığımızda özel kesim asarruf oranlarında son 10 yıl içinde sürekli bir düşüş meydana gelmişir. Öyle ki, 2002 yılında yüzde 23 civarında olan özel kesim asarruf oranı 2011 yılında yüzde 10 lar seviyesindedir. Bununla beraber özel yaırımların GSYH ya oranında hafif de olsa bir arış bulunmakadır. Hane halkı ve şirkelerin asarruf oranlarındaki düşme, hane halkı borcunun GSYH ya oranındaki gelişmelerden ve firmaların işleme arıklarından da görülebilir. Niekim 2003 yılında yüzde 3 olan hane halkı borcunun GSYH ya oranı zaman içinde hızla ararak 2009 yılında yüzde 15.4, 2010 yılında ise yüzde 17.3 e yükselmişir. TÜİK in Yıllık Sanayi ve Hizme İsaisikleri Ankeleri verileri de firmaların azalan asarruf eğilimlerini gösermekedir. Yükseler (2011) de belirildiği üzere, sanayi ve hizmeler seköründe 2002 yılında yüzde 23.4 olan işleme arığının ciroya oranı 2008 yılında yüzde 15,3 e düşmüş, aynı dönem için imala sanayinde yüzde 27.4 olan işleme arığının üreim değerine oranı ise yüzde 19,7 ye gerilemişir. Hane halkı borçluluk oranlarındaki bu keskin arış ve firmaların işleme arığı oranlarındaki önemli kayıplar özel kesimin asarruf eğilimi ve kapasiesinin zayıfladığını doğrular nielikedir. Kamu asarruf açığına bakığımızda ise durum daha farklıdır. Tablo 1 de yılları arasında kamu asarruf açığındaki azalış ne olarak görülmekeydi. Tablo 2 kamu asarruf açığındaki bu gelişmenin kamu asarruf oranlarındaki arışla açıklanabileceğini gösermekedir. Kamu yaırımlarının GSYH ya oranı son 10 yıl içinde yüzde 4 civarında seyrederken kamu asarruf oranları örneklemin ilk yarısına oranla daha olumlu seyremişir. Bununla beraber, kamu asarruflarının özel sekör asarruflarıyla am ikame olmadığı düşünüldüğünde, kamu asarruf oranlarında sağlanacak ek arışların asarruf açığına ve dolayısıyla cari işlemler açığına olumlu eki yapacağı göz ardı edilmemelidir. Örnek vermek gerekirse, 2011 sonu iibariyle yüzde 21 civarında olan faiz dışı harcama/gsyh oranının küresel kriz öncesi oralama seviye olan yüzde 18 de uulması durumunda kamu asarrufları 38 milyar TL aracak, bu da asarruf açığını yüzde aralığında azalacakı Türkiye de Tasarruf ve Yaırım Oranlarının Uluslararası Karşılaşırmalı Analizi Yukarıdaki ablo ve grafikler Türkiye deki asarruf açığının nedeninin aran yaırımlar yerine düşen özel kesim asarruf oranları olduğunu gösermekedir. Bu nokada, Türkiye deki mevcu asarruf oranlarını dünya ve OECD oralamalarıyla beraber Türkiye ile aynı gelir grubunda yer alan ülkelerle karşılaşırmak önemli ipuçları sağlayacakır. Şekil 2 Türkiye nin diğer ülkelerle karşılaşırmalı asarruf oranlarını sırasıyla , dönemleri için gösermekedir. Şekil 2: , Ülkeler Karşılaşırmalı Tasarruf Oralamaları Tasarruf Oralamaları % ( ) Tasarruf Oralamaları % ( ) Kaynak: World Bank Indicaors Türkiye de asarruf oranı oralaması arasında, dönemine göre daha da düşerek yüzde 16 ya gerilemişir. Bu Türkiye ile aynı gelir grubunda yer alan ve 4

9 Bankacılar Dergisi Şekil 2 de göserilen ülkeler arasında en düşük değerdir. Kaldı ki Türkiye 2010 ve 2011 yıllarında bu oralamanın daha da alına inmişir. Niekim Yükseler (2011) Türkiye deki asarruf oranlarını 15 ülkeyle karşılaşırdığı çalışmasında incelediği ülkelerdeki asarruf oranlarının döneminde dönemine oranla yüzde 21.6 dan yüzde 24.2 ye yükseldiğini, bu oranın Türkiye içinse yüzde 19.2 den yüzde 15.9 a gerilediğini belirmekedir. Tasarruf oranı Türkiye ile beraber gerileyen diğer ülkeler ise Yunanisan, ABD, İngilere ve İalya olmuşur. Yine aynı dönemde asarruf açığı aran ülkelerin Yunanisan, İspanya, Fransa, İalya ve ABD gibi küresel krizden en fazla ekilenen ülkeler olduğu düşünüldüğünde Türkiye deki düşük asarruf oranlarının ve yüksek asarruf açığının önemi daha iyi anlaşılmakadır. Bunun yanı sıra yaırım oranlarına bakığımızda Türkiye diğer ülkelere oranla daha az dalgalı ve kriz dönemleri çıkarıldığında yüzde 20 civarında seyreden bir yaırım oranına sahipir. Bu oran özellikle Asya ülkeleriyle karşılaşırıldığında düşük bir orandır. Bu açıdan Türkiye Lain Amerika ülkelerine daha fazla benzemekedir. Sonuç olarak, Türkiye de son dönemde görülen yüksek asarruf açıklarının yaırımlardaki arışan dolayı kaynaklanmadığı, Türkiye de yaırımların GSYH dan aldığı payın yaay bir seyir izleyerek aynı gelir grubunda yer aldığı ülkelerin alında kaldığı, dolayısıyla son dönemde yaşanan yüksek cari açığın yaırımları arıracak bir nielik aşımadığı da söylenebilir Hane Halkı Tasarruf Eğilimi: Demografik Fakörler Türkiye de son dönemde aran asarruf açığının emel sebebinin hane halkı asarruf oranlarındaki düşme olduğu, hane halkı borçluluk oranlarında son yıllarda görülen ciddi arışların bu görüşü doğruladığı önceki bölümde belirilmişi. Oysa asarruf oranları kredi piyasalarındaki kısıların am olarak kalkmadığı gelişen ekonomilerde refahın en önemli belirleyicilerinden biri olmasının yanı sıra olumsuz ekonomik koşullara karşı hane halkını koruyan emel fakördür. Bu açıdan hane halkı asarruf dinamiklerini anlamak doğru poliikalar gelişirmek için emel koşullardan biridir. Ne var ki Türkiye de hane halkı düzeyinde mikro verinin kısılı olması bu konuda yapılan çalışmaların sayısını da sınırlamakadır. Mevcu çalışmalar çoğunlukla Hane Halkı Büçe ve Harcama Ankei (HBHA) kullanarak mikro düzeyde asarruf dinamiklerini anlamaya çalışmakadır. Şekil 3 HBHA sonuçlarına göre arası oralama ve medyan asarruf oranlarını gösermekedir. Şekil 3: HBHA Sonuçlarına Göre Arası Oralama Ve Medyan Tasarruf Oranları Oralama Tasarruf Medyan Tasarruf Kaynak: TÜİK Hane Halkı Büçe Ankei Sonuçları ve Yazarların Kendi Hesaplamaları. Tasarruf oranlarındaki düşüş kadar ekonomik büyüme ve asarruf arasındaki ilişki de dikka çekicidir ve 2006 yıllarında yüksek büyüme rakamlarına rağmen hane halkı asarruflarında bir düşme meydana gelmesi bu açıdan önemlidir. Bu da, aran gelirin asarruflar üzerinde olumlu eki yapmayabileceği anlamına gelmekedir. Benzer bir şekilde, 5

10 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur 2010 yılında kriz döneminden sonra çok yüksek bir büyüme rakamı yakalanmasına rağmen hane halkı asarrufları düşmeye devam emişir. Bu düşüşeki önemli nedenlerden biri kriz döneminde erelenen harcamaların gerçekleşmesi olabilir. Bunun yanı sıra düşük ekonomik büyümenin olduğu 2008 yılında asarruflar önemli ölçüde düşmüş, 2009 yılında ise bir önceki yıla göre bir arış görülse de örneklem oralamasının alında bir asarruf oranı gerçekleşmişir. Sonuç olarak, milli gelirdeki arışın asarrufları arırdığı yönünde bir kanı olmayıp am ersinin geçerli olduğu dönemler mevcuur. Türkiye de HBHA kullanarak asarruf eğilimlerini inceleyen Van Rijckeghem ve Üçer (2008) asarrufları ekileyen fakörleri araşırmış ve ekonomik konjonkürün asarruflar üzerinde belirleyici olduğunu bulmuşlardır. Cilasun ve Kırdar (2009) ise asarrufların ekonomik konjonküre ve cari gelişmelere duyarlılığını arındırdıkan sonra asarrufun yaşam döngüsü boyunca analizini yapmışlardır. Bu çalışmanın sonuçları Türkiye deki hane halkının yaşları arasında asarruf oranlarının yüksek olduğunu, bunun da yaşam döngüsünün oraya koyduğu asarruf nedenleri dışında da asarruf yapmak için nedenlerin olduğunu söylemekedir. Ayrıca, asarrufların eğiim ve yaşla beraber arma eğilimi göz önüne alınırsa, uzun dönemli asarrufların nüfusun yaşlanması ve eğiim seviyesinin armasıyla yükselebileceği, bununla beraber gelirle asarruf arasındaki poziif ilişkinin yaş ilerledikçe asarruf eşisizliğine de yol açabileceği yine bu çalışmanın öngörüleri arasındadır. 2 Türkiye de HBHA kullanılarak yapılan üm çalışmalar, Türkiye nin az asarruf eden ülkeler grubunda olduğunu, yüzde 10.1 lik hane halkı asarruf oranıyla Türkiye nin Lain Amerika ülkeleriyle benzer bir yapıda olduğunu gösermekedir. 3 Nüfusun yaş profilinin asarruflar üzerindeki önemli ekisi göz önüne alındığında ve Türkiye ile Lain Amerika ülkeleri arasındaki demografik benzerlikler düşünüldüğüne, Türkiye de hane halkı asarruf oranlarının düşük olmasının bir sebebinin de nüfusun yaş profili olduğu söylenebilir. Yine de, aynı yaş grubu için ülkeler arası yapılan karşılaşırmalar, Türkiye de eğiim seviyesi yükseldikçe görülen asarruf oranı arışlarının diğer gelişmeke olan ülkelerin gerisinde olduğunu gösermekedir. Son olarak, kır-ken ayrımında asarruf oranlarındaki gelişmeye bakığımızda ilginç bir sonuç karşımıza çıkmakadır. Şekil 4, kırsal kesimin asarruf oranlarındaki düşmenin kene göre daha fazla yaşandığını oraya koymakadır. Özellikle örneklemdeki son sene olan 2009 yılında kırsal kesimin asarruf oranı (oralama ve medyan değer olarak) kenin oldukça alında seyremişir. Şekil 4: Kırsal ve Kensel Kesim Oralama ve Medyan Tasarruf Oranları Oralama Tasarruf Medyan Tasarruf Kır Ken Kır Ken Kaynak: TÜİK Hane Halkı Büçe Ankei Sonuçları ve Yazarların Kendi Hesaplamaları 6

11 Bankacılar Dergisi Bir başka dikka çeken noka da kırsal kesim hane halkı asarruf oranındaki düşüşün ve kenin alında kalmasının ekonominin yüksek büyüdüğü dönemlere raslamasıdır. Bu sonuç da finansmana erişim imkanı daha kısılı olan kırsal kesimin yüksek büyüme dönemlerinde erelenmiş harcamaları daha fazla yapmış olabileceğini düşündürmekedir. Özele, hane halkı asarruf oranlarındaki düşme eğiliminin büün ülke için genelleşirilebileceği, haa kırsal kesimdeki hane halkı asarruflarındaki düşüşün daha da dikka çekici olduğu söylenebilir Hane Halkı Tasarruf Eğilimi: Finansal Gelişmişlik ve Borçlanma Kısılarının Hafiflemesi Önceki bölümlerde makro kırılganlıklarının azalmasının yanı sıra finansal sisemin gelişmesi ve finansmana erişimin armasının asarruf oranlarında azalmaya yol açabileceğine değinilmişi. Ayrıca, bu iki koşulun beraber sağlanmasıyla borçlanma maliyelerinde oluşacak azalmanın asarruflar üzerinde ek bir olumsuz eki yaraacağı düşünülebilir. Niekim son dönemde makro kırılganlığın azalması, dış finansman imkanlarındaki arış ve finansal araçlardaki çeşilenmenin hane halkının finansal kaynaklara erişimini arırarak bankacılık siseminin risk dağıma sraejisiyle birlike ükeici kredilerinde önemli arışlara neden olduğunu açıkır. 4 Dünya Bankası (2011) hazırladığı asarruf raporunda düşen faiz oranları ve kredi akışının hızlanmasıyla beraber aran ükeim eğiliminin asarrufların düşmesindeki en önemli fakör olduğunu belirmekedir. Maur vd (2012) Türkiye için yapıkları ekonomerik analiz çerçevesinde makroekonomik risklerdeki azalmanın, finansal gelişme ve genişlemenin bir ölçüü olarak kullandıkları banka kredilerinin GSYH ya oranındaki arışın asarrufları olumsuz ekilediğini bulmakadır. Bunun yanında, faiz oranlarındaki arış ise beklendiği gibi asarrufları olumlu ekilemekedir. Bu nokada asarrufların anımına ve ükeici kredilerinin asarruflar üzerindeki ekisine özel bir vurgu yapmak gerekmekedir. Bazı çalışmalarda daha geniş bir asarruf anımı benimsenerek dayanıklı ükeim mallarının alımı da bir asarruf ürü olarak değerlendirilip ükeim dışında bırakılmakadır. Niekim Dünya Bankası (2011), TÜİK ve Hane Halkı Büçe Ankei verilerini kullanarak Türkiye için bu alernaif asarruf oranı serisini üremişir. Sonuçlar, dayanıklı ükeim mal alımlarını da asarruf olarak kabul eden serideki düşmenin daha ılımlı olduğunu, yıllarında oralama asarruf oranlarının yüzde 20 civarından yüzde dolaylarına düşüğünü gösermekedir. 5 Bir başka deyişle, asarruf oranlarındaki düşmenin emel nedenlerinden biri dayanıklı ükeim mal alımlarında yaşanan arışır. Buradan iki sonuç çıkarılabilir: Birincisi, dayanıklı ükeim malları ekonomik konjonküre diğer ükeim mallarına göre daha duyarlı olan, alımı durgunluk ve kriz dönemlerinde erelenen mallardır. Dolayısıyla yüksek büyüme dönemlerinde dayanıklı ükeim mal alımları da armışır. Bu da Türkiye de son dönemdeki asarrufların neden yüksek büyüme dönemlerinde düşebileceğini gösermekedir. İkinci olarak, küresel kriz sonrasında yuriçi alebi arıran poliikaların da ekisiyle erelenmiş harcamalar gerçekleşirildiği için, önümüzdeki dönemde dayanıklı mal ükeiminde bir yavaşlama ve bunun sonucu olarak asarruf oranlarında bir arış yaşanabilir. Yukarıdaki argüman aynı zamanda kredi piyasasındaki gelişmelerin dayanıklı ükeim malları ve dolayısıyla asarruflar üzerindeki ekisini bir kez daha vurgulamakadır. Türkiye Bankalar Birliği verileri kullanılarak oluşurulan Tablo 4 de, yılları arasındaki aşı, konu ve diğer kredi rakamları yer almakadır. Sonuçlar özellikle konu kredi mikarı ve yararlanan kişi sayısındaki çarpıcı arışı oraya koymakadır. 6 7

12 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur Tablo 4: Taşı, Konu ve Diğer Kredi Rakamları Tükeici Kredilerinin Mal ve Hizme Gruplarına Göre Dağılımı Taşı Kredisi Konu Kredisi Diğer Krediler (1) Toplam (Bin TL) Mikar Kişi Sayısı Mikar Kişi Sayısı Mikar Kişi Sayısı Mikar Kişi Sayısı (1) Dayanıklı ükeim malları, eğiim, ail, gıda, giyim ve mesleki amaç vb. Kaynak: Türkiye Bankalar Birliği ve Yazarların Kendi Hesaplamaları. Özelemek gerekirse, Türkiye de son 10 yılda görülen asarruf oranlarındaki düşmenin en önemli nedenlerinden biri dayanıklı ükeim mal alımlarında görülen arışır. Bankacılık sekörü, düzelen makroekonomik koşullar ve aran dış finansman imkanıyla beraber sağladığı ükeici kredilerinde önemli bir arışa gimiş, bu da hane halkının aşı ve konu gibi dayanıklı ükeim malı alımlarını ciddi oranda yükselmişir. Dayanıklı ükeim mallarının da asarruf olarak yer aldığı hesaplamalarda asarruf oranlarında az mikarda bir düşme yaşanması bu açıdan iyi bir kanıır Ekonomerik Analiz Çalışmanın bu bölümünde Türkiye de özel asarrufların belirleyicileri ekonomerik bir analiz çerçevesinde incelenmekedir. Ama daha önce konuyla ilgili yapılan bazı son dönem çalışmalara değinmek yarar sağlayacakır. Türkiye de özel kesim asarrufların belirleyicileri ile ilgili son dönem çalışmalar arasında Maur vd (2012) ve Dünya Bankası (2011) yer almakadır. Nüfusun yaş dağılımı, bağımlılık oranı, yaşam beklenisi, kadın işgücüne kaılım oranı ve şehirleşme hızı gibi demografik ve sosyolojik fakörlerin ekilerinin incelendiği ilk çalışmada aynı zamanda faiz oranları, finansal sekörün gelişmişliği ve derinliği, finansmana erişimin kolaylığı gibi değişkenler ele alınmışır. Elde edilen sonuçlar, kamu asarruflarındaki arışın özel asarrufları düşürdüğünü, kişi başı milli gelirin özel asarrufları arırdığını, nüfus bağımlılık oranının ise özel asarrufları olumsuz ekilediğini söylemekedir. Ayrıca daha önce 8

13 Bankacılar Dergisi de belirildiği gibi makroekonomik kırılganlıkaki iyileşme ve banka kredilerinin GSYH ya oranındaki arışı asarrufları olumsuz ekilemekedir. Dünya Bankası (2011) de oraya konan sonuçlar da Maur vd (2012) ile paraleldir. Ek olarak, Dünya Bankası (2011) çalışmasında hane halkının eğiim seviyesi arıkça asarruf oranlarının da arığı bulunmakadır. 7 Türkiye de özel asarrufların belirleyicilerini açıklayan Van Rijckeghem (2010), özel asarrufları ekilemede maliye poliikası araçlarının sınırlı bir ekisi olacağını, bu yüzden faiz gelirlerinden alınan vergilerin düşürülmesi gibi edbirlerin isenen ekiyi yaramayabileceğini arışmakadır. Üçer ve Van Rijckeghem (2009) ise özel asarruf oranlarının ekonomik konjonküre duyarlı olabileceğini ve özel kesimin krizleri akip eden dönemlerde erelenmiş harcamalarını gerçekleşirdikleri için asarruf oranlarının son dönemde düşmüş olabileceğini belirmekedir. Bu çalışmanın bulguları bir önceki bölümde belirilen argümanla da uyumludur. Bu çalışmada, arasındaki dönem için özel asarrufları ekileyebilecek fakörler ekonomerik analizle incelenecekir. Lieraürle paralel olarak, kamu asarrufları, bankaların özel seköre açıkları kredilerin GSYH ya oranı, asarruf mevdua faiz oranı, enflasyon, kişi başı milli gelir ve büyüme oranı, para arzındaki arış, nüfus bağımlılık oranı ve kadın işgücüne kaılım oranı değişkenleri analize dahil edilmişir. Kalkınma Bakanlığı ve TÜİK veri abanı kullanarak yıllık gözlemlerden oluşan veri sei oluşurulmuşur. Tasarruf serisi ve demografik fakörler daha yüksek bir frekansa oluşurulmadığından aylık ya da çeyreklik serilerle çalışılamamışır. Gerekli birim kök esleri uygulanarak durağan olmayan (non-saionary) seriler durağan hale geirilmişir. Örneklemdeki gözlem sayısının fazla olmaması ve olası bir çoklu bağını (mulicollineariy) problemi birbiriyle yüksek korelasyon içeren değişkenlerden özel asarrufları daha fazla ekileyenlerin seçilerek regresyon modeline dahil ememize yol açmışır. Regresyon analizinde haa eriminin olası bir ookorelasyon içermemesi için Newey- Wes ahmin edicisi ercih edilmişir. Analiz sonuçlarına geçmeden önce, yukarıda belirilen değişkenlerin neden seçildiğini kısaca açıklamak önemlidir. Kredilerin GSYH ya oranı, faiz oranı ve kişi başı milli gelirin özel asarruflar üzerindeki ekisine daha önce değinilmişi. Hane halkına sunulan ükeici kredilerinde bir arış borçlanma kısıını hafifleerek özellikle dayanıklı ükeim mallarına olan alebi arırıp asarrufları olumsuz ekileyebilir. Faiz oranlarında yaşanan bir arış asarrufları daha cazip hale geirirken kredi maliyelerini arıracakır. Ayrıca kişi başı milli gelirdeki bir arış da harcanabilir geliri arırarak asarruflar üzerinde olumlu bir eki yapabilir. Kişi başı milli gelir ve büyüme oranı aynı zamanda ekonomik konjonkür ekisini içerirken enflasyon ve para arzındaki arış makroekonomik belirsizliği ölçmek için kullanılmışır. Bunun yanında Rikardocu denkliğe göre kamu asarruflarındaki bir arışın özel asarrufları aynı oranda düşürmesi gerekir. Demografik fakörler göz önüne alındığında nüfus bağımlılık oranındaki arışın asarrufları azalması beklenirken, işgücü piyasası açısından işgücüne kaılım oranındaki arışın hane halkı gelirini arıracağı için asarruflar üzerinde olumlu eki yaraacağı olasıdır. 9

14 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur Tablo 5. Özel Tasarrufların Belirleyicileri: Regresyon Analizi Bağımlı değişken: Özel asarruf oranlarındaki değişim Tahmin modeli: Newey-Wes HAC Consisen Covariance Esimaor Daa: , Yıllık R-sq (uyarlanmış): 0.72 F-isaisiği: 5.48 Açıklayıcı Değişken Tahmin Kasayısı P> Sabi erim Kamu asarrufları Tasarruf mevdua faiz oranı Özel kesime verilen krediler/ GSYH Enflasyon Nüfus bağımlılık oranı Yukarıda belirilen yönem ve veriler kullanılarak oluşurulan modelin sonuçları Tablo 5 de verilmekedir. Elde edilen bulgular, kamu asarruflarındaki bir arışın özel asarruflarda bir düşmeye yol açığını faka bu arışın bire bir olmadığını (-0.57) gösermekedir. Dolayısıyla daha önceki çalışmalarda da bulunduğu üzere Türkiye de kamu asarrufları ve özel asarrufları arasında Rikardocu bir denklik söz konusu değildir. Kamu asarruflarının 2001 sonrasında önceki döneme göre olumlu seyremesi mali baskınlığı önemli ölçüde kaldırmış, reel faizleri düşürmüş ve bankacılık kesiminde oplanan mevduaın daha fazla özel seköre kredi olarak gimesini sağlamışır. Niekim reel faizleri açıklamaya çalışığımızda kamu asarruflarının ana belirleyicilerden biri olduğu bulunmuşur. Sonuç olarak kamu asarruflarının arması sonucu düşen faizler ve özel seköre daha fazla kredi sağlanması özel asarrufları düşürmüşür. İlk bulguyla paralel olarak faiz oranlarındaki bir arış özel asarrufları olumlu ekilemekedir. Tasarruf mevdua faizlerindeki yüzde 1 lik bir arış, özel asarruflarda yüzde 0.14 lük bir arış yaramakadır. Bu nokada faizlerin özel asarruflar üzerinde asimerik bir ekisi olup olmadığı sınanabilir. Faizlerin yükseldiği dönem için kukla değişken anımlandığında bu kukla değişkenin isaisiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüşür. Bir başka deyişle, eldeki sınırlı gözlem sayısı baz alındığında faizlerin özel asarruflar üzerinde asimerik bir ekisi bulunamamışır. Son olarak kriz dönemindeki aşırı faiz harekeleri çıkarıldıkan sonra faizler halen asarrufları yaklaşık aynı oranda ekilemekedir. Özel kesime verilen kredilerin GSYH ya oranının özel asarruflar üzerindeki ekisi incelendiğinde beklendiği üzere, kredi genişlemesinin özel asarrufları düşürdüğü bulunmakadır. Faka bu eki ancak yüzde 90 anlamlılık düzeyinde geçerlidir. Bir başka deyişle, yüzde 95 lik anlamlılık düzeyinde kredi genişlemesi özel asarrufları ekilememekedir. Bu sonuç, kredi genişlemesiyle faizler ve enflasyon gibi diğer değişkenlerin benzer bilgi seini paylaşmasından kaynaklanıyor olabilir. Niekim özel kesime açılan kredinin GSYH ya oranının enflasyon, faizler ve kamu asarruflarıyla arasındaki korelasyona bakıldığında yüksek bir değer görülmekedir. Kaldı ki, sonraki bölümlerde bahsedilecek uluslararası örneklere bakıldığında birçok gelişmeke olan ülkenin asarruf oranlarını finansal gelişme ve derinlik sağladığı dönemlerde arırdığı görülebilir. Bu yüzden de mali piyasaların derinleşmesinin asarrufları, Türkiye ile ilgili önceki çalışmaların bulduğunun ersine, olumsuz ekilememesi sürpriz sayılmamalıdır. Ekonomideki belirsizliği ve güven oramını yansıması amacıyla modele eklenen enflasyon, özel asarrufları beklendiği gibi ekilemekedir. Enflasyondaki bir arış, ya da ekonomideki belirsizliğin arıp güven oramının aşınması, özel kesimin edbir amaçlı asarruf yapma eğilimini güçlendirmekedir. Enflasyondaki arış aynı zamanda reel faizleri arırdığı 10

15 Bankacılar Dergisi için, özel asarruflar üzerinde dolaylı bir eki de yaraabilmekedir. 8 Örneklemin son dönemindeki olumlu enflasyon görünümü bu açıdan özel asarrufları düşürücü eki yapabilir. Demografik bir fakör olarak nüfus bağımlılık oranındaki bir arış, lieraürle paralel olarak, özel asarrufları olumsuz ekilemekedir. Bu orandaki bir arış, hane halkının bakmakla yükümlü olduğu birey sayısını arıracağı için asarruf edebilme imkanını kısılamakadır. Bu bakımdan bir başka önemli fakör de kadın işgücüne kaılım oranıdır. Aralarındaki yüksek korelasyondan dolayı (-0.61) bu iki değişkenden özel asarrufları daha fazla ekileyen nüfus bağımlık oranı seçilse de, kadın işgücüne kaılım oranındaki bir arışın bağımlık oranını düşürerek asarrufları olumlu ekileyeceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bunun dışında kişi başı milli gelir düzeyi ve büyüme oranı özel asarruflar üzerinde ekili bulunmamışır. Bu bulgu daha önceki çalışmaların bazılarıyla uyumlu bir sonuç olmamakla beraber çok da şaşırıcı değildir. Örnek vermek gerekirse, örneklemin ikinci yarısında 2001 krizi sonrasında kişi başı milli gelir hızla ararken özel asarruflar da aynı ölçüde düşmeye başlamışır. Bu örneklemin ilk yarısı için çok geçerli bir durum değildir. Son olarak, Tablo 5 de sergilenen model özel asarruflardaki değişimin yüzde 72 sini açıklamakadır. Bir başka deyişle R-kare isaisiği 0.72 dir. Bunun dışında F-isaisiğinin 7.47 olması modelin bir büün olarak anlamlı olduğunu gösermekedir. Sonuç olarak, ekonomerik analiz sonuçları, faiz oranlarının, makroekonomik belirsizliğin, kamu asarruflarının ve demografik fakörlerin ekisini doğrularken, kredi genişlemesinin ekisi hakkında çok ne değildir. Ayrıca kişi başı milli gelir değişkenleri de asarruflar üzerinde ekili bulunmamışır. 3. Özel Sekör Tasarruf Açığı ve Üreim Yapısının İhala Bağımlılığı Önceki bölümde özel kesim asarruf oranlarındaki değişim ilk olarak hane halkı asarruf eğilimleri baz alınarak incelenmiş, daha sonra da özel asarrufları belirleyen fakörler ekonomerik analizle açıklanmışı. Çalışmanın bu bölümünde ise daha önceki çalışmalarda değinilmeyen ama Türkiye de cari işlemler ve asarruf açığını açıklamada çok önemli bir faköre, üreim yapısının ihala bağımlılığına değinilecekir. Tasarruf açığı aynı zamanda bir cari işlemler açığı olarak düşünüldüğünde üreim yapısında ihala bağımlılığının arması cari işlemler açığını eikleyerek mevcu asarruf açığını daha da arıracakır. Bu açıdan, daha önceki çalışmalarda veri kısıından da dolayı fazlaca üsünde durulmamış olan üreim deseninin giderek ihalaa bağımlı hale gelmesinin asarruf açığındaki ekisi sekörel bazda ve ekonomerik analiz çerçevesinde incelenecekir. Burada alının çizilmesi gereken konu, iç alebin canlanmasıyla ve kredi olanakların armasıyla ükeim malı ihalaındaki arışın asarruflar üzerindeki ekisi değil, yapısal anlamda sanayinin üreim sürecinde ihal ara ve yaırım malı bağımlılığının meydana geireceği özel kesim asarruflarındaki azalmadır. Niekim ükeim malı ihalaı ile sınırlı bir bakış açısı, sanayide değişen üreim yapısının asarruf açığı üzerindeki ekisini göz ardı ederek resmin asıl önemli kısmını görmemize engel olacakır. İmala sanayinin ihal bağımlılık oranının yükselmesi aslında değer bazında üreimde kullanılan ihal ara ve yaırım malı mikarının üreimden daha fazla arması anlamına gelmekedir. Bu da üreim kanalıyla yaraılan değerden ihalaın daha fazla pay almasına neden olacakır. Üreim için yapılan ihalaın faurasının üreimin değerinden daha fazla arması, Türk özel kesiminden ihalaın yapıldığı ülkelere gelir ransferi anlamına gelmekedir. Bu da özel kesim asarruflarını olumsuz ekileyecekir. Yukarıdaki argümana ek olarak bu bölümde aynı zamanda ekonominin canlandığı dönemlerde imala sanayinin ihala bağımlılık oranının değişip değişmediği incelenecekir. Zira imala sanayi sekörlerinin ihala kullanım oranı (ihal ara ve yaırım malı kullanımı) aynı değildir. Kimi sekörlerde bu oran yüksek iken, bazı sekörlerde de düşükür. Bu kapsamda 11

16 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur öncelikle üreim yönüyle büyüme göseren sekörler sınıflandırılacak, buna göre ihala kullanım oranı yüksek olan sekörlerin, diğer sekörlerden daha fazla büyüyüp büyümediği araşırılacakır. Bir başka deyişle, iç alebin canlı olduğu dönemler aynı zamanda ihal ara mal ya da yaırım malını daha fazla kullanan ürünlere olan alebin arığı dönemlerse, o zaman imala sanayinin ihala bağımlılık oranının konjonkürle beraber hareke edeceğini ve bir önceki bölümle uyumlu olarak da bunun özel asarrufları daha da düşüreceği sonucunu çıkarabiliriz. Yukarıda çerçevesi çizilen çalışmada öncelikle imala sanayi sekörlerinin ihala bağımlılık oranlarının espiinde nasıl bir yönem izlendiği, modelde kullanılan veri seleri ve yönem deaylı bir şekilde açıklanacakır. Bu deayda açıklanmasının nedeni, kullanılan yönemin ve veri selerinin yeni olması ve daha önce herhangi bir çalışmada kullanılmamış olmasıdır. Devamında açıklanan yönem çerçevesinde imala sanayi sekörlerinin her birinin espi edilen ihala bağımlılık oranlarına yer verilecek, bu oranlar çerçevesinde imala sekörleri sınıflandırılacakır. Aynı zamanda her bir sekörün diğer sekörler ile arasındaki girdi alışverişi belirlenmek sureiyle ihalaın sekörel harekeliliği belirlenecekir. Son olarak, ekonomerik analiz çerçevesinde imala sanayinin ihala bağımlılık oranlarının belirleyicileri incelenecek, bağımlılık oranlarını açıklamak üzere kurulan 3 ayrı modelin sonuçları arışılacakır İhala Bağımlılığının Ölçülmesi: Yönem ve Veriler SITC-Revize-3 sınıflandırması esas alınmak sureiyle 3 dijili kırılımda 260 SITC kodu, 36 sekör başlığı alında oplulaşırılmışır. Bu şekilde 260 farklı ürün çeşidi 36 sekör alında birleşirilmişir. 260 ürün özelinde çalışılmamasının nedeni, firmaların üreimlerinin çok sayıda SITC koduna dağılıyor olması nedeniyle firmanın üreim deseninin büünüyle yansıılamamasıdır. Örneğin demir çeliken el ve demir çeliken boru üreen bir firma SITC bazında 2 farklı ürün üreiğinden dolayı üreimi 2 farklı SICT koduna giderken, sekör sınıflandırmasında aynı sekörde yer almaları emin edilmişir. TÜİK arafından Yıllık sanayi ve hizme isaisikleri kapsamında sınıflandırılan yaklaşık 90 bin firmadan imala sanayiinde faaliye göseren firma, çalışmadaki birinci grup firmalardır. Birinci grupaki firmalar yalnızca imala yapan firmalar olup, icare ya da hizme firmaları kapsam dışında bırakılmışır. Bunun nedeni çalışmanın üreim odaklı olmasıdır. Diğer bir ifade ile çalışmanın en emel önceliği, imala sanayi sekörlerinin üreim de kullandıkları ihal ara ve yaırım malı üzerinden sekörel ihala bağımlılıklarını bulmakır. Çalışmada kullanılan ikinci firma seinde, ilkinden farklı olarak yalnızca dış icare firmaları kapsama alınmışır. İmala yapmamakla beraber ihala odaklı çalışan dış icare firmalarının lisesi, 2010 yılında ihala yapmış firmalar içinden icare firması olanların ve bu firmalar içinden de en fazla ihala gerçekleşiren firmanın seçilmesi sureiyle oluşurulmuşur. İmala firmalarında kullanılan yöneme paralel olarak ihalaçı firmaların 36 sekör bazında dağılımında da firmanın en çok hangi üründe ihala yapığı espi edilmiş ve buna uygun sekörde firmanın faaliye göserdiği kabul edilmişir. Firmaların sekörlerinin espiinde iki farklı yönem kullanılmışır: (1) Firma ihracaının yüzde 80 den fazlasını hangi üründe yapıyorsa, o ürüne karşılık gelen sekörde faaliye göserdiği varsayılmışır. (2) İhracaı olmayan ya da yüzde 80 oranının alında kalan firmalar için TÜİK sınıflandırmasında firma için aanan sekör kodlarından yararlanılmışır. 12

17 Bankacılar Dergisi 36 sekörde sınıflandırılan imala firmasının yıllık üreim verileri, Maliye Bakanlığının verileri esas almak sureiyle üreilmişir. Gelir ablosu kalemlerinden ne saışlar, firmanın yuriçi ve yurdışı saışlarının oplamı olarak alınmışır. 36 sekörün aylık üreim verisi ise iki ayrı verinin birleşirilmesi sureiyle üreilmişir. Maliye Bakanlığının aylık Beyan Saış verileri yuriçi saışları, Ekonomi Bakanlığı nın aylık ihraca verileri ise yurdışı saışları gösermekedir firmanın aylık bazda söz konusu iki verisi bir araya geirilmiş, bu şekilde sekörler bazında üreimden saışlar Ocak Kasım 2011 arası 47 ay için aylık bazda belirlenmişir. Üreimde kullanılan ihal ara ve yaırım malının espiinde, Ekonomi ve Maliye Bakanlıklarının verileri kullanılmışır. Buna göre: a. Doğrudan ihala, Ekonomi Bakanlığı verilerinde imalaçı firmanın her birinin kendisinin yapığı ara ve yaırım malı ihalaını; b. Dolaylı ihala, imala firmalarının kendisinin yapmadığı ancak çalışma kapsamında incelenen ihalaçı firmadan yapıkları ara/sermaye malı alımlarını kapsamakadır. Dolaylı ihala, Maliye Bakanlığı nın Beyan Alış verileri esas alınmak sureiyle hesaplanmışır. Bu şekilde, imala firmalarının ihala yapan dış icare firmalarından yapığı alımları göseren Beyan Alış verileri ile (dolaylı ihala) imala firmalarının kendi ara ve yaırım malı ihalaları (doğrudan ihala) oplanarak 2008 Ocak-2011 Kasım dönemine ilişkin aylık ve sekörel bazda ihala rakamları espi edilmişir. İhala analizinde, dış icare sınıflandırmalarından BEC e ara ve yaırım malı olarak kabul edilen ürünler kapsama alınırken bunların dışında kalan ükeim malları, üreime konu olmamaları nedeniyle kapsam dışında bırakılmışır. Örneğin binek oomobil, ükeime hazır gıda ürünleri gibi mallar, iser firmalar arafından kullanılsın iserse iç pazarda ekrar alımsaıma konu olsun, çalışmanın kapsamına alınmamışır. Çalışmada 36 sekörün her birinin üreimde kullandıkları ara ve yaırım malı mikarı oplamının dışında bu ihalaın hangi sekörlerden yapıldığı da espi edilmişir. a. İmala firmalarının dış icare firmalarından alımları, hem imala firmalarının hem de dış icare firmalarının sekörleri belirlendiğinden, Beyan Alış-Saış verileri kullanılmak sureiyle, sekörel bazda birleşirilmişir. Bu şekilde dolaylı ihala, her bir sekörün 36 sekörden alımlarına göre sınıflandırılmışır. b. Her bir imala firmasının doğrudan ihalaı da, Ekonomi Bakanlığı verileri kullanılmak sureiyle, SITC bazında 36 seköre dağıılmışır. Sonuça her bir sekörün diğer sekörlerden yapığı ihala, hem doğrudan hem de dolaylı ihala esas alınmak sureiyle espi edilmişir. Sonuç olarak her bir imalaçının ve dolayısıyla 36 sekörün her birinin yılları arası aylık ve yıllık bazda yuriçi saışlar (Yİ), ihraca (İ), doğrudan ara ve yaırım malı ihalaı (DOGİT) ve dolaylı ihala (DOLİT) olmak üzere 4 ayrı değişken hesaplanmışır. Söz konusu değişkenler kullanılarak hesaplanan sekörel ihal bağımlılık oranının formülü ise şu şekildedir: İhala Bağımlılık Oranı= (DOGİT+DOLİT)/(Yİ-Sekör İçi Saışlar +İ) Formülde, yuriçi saışlardan (Yİ) Sekör İçi Saışların düşülmesinin sebebi, aynı sekördeki firmaların birbirlerine saışlarından kaynaklanan çife sayımın önüne geçmekir. 13

18 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur Örneğin aynı sekörde yer alan oomoiv yan sanayi firmasının ana sanayiye saışlarının düşülmemesi durumunda, aynı yan sanayi ürünü iki defa üreilmiş gibi görünecek, bu da üreimi olduğundan fazla göserecekir. Üzerine vurgu yapılması gereken bir diğer noka, söz konusu oranının sekörel ihal bağımlılığının hesaplanmasında kullanıldığıdır. Diğer bir ifade ile ürünün ihala bağımlılığı için bu model yeersiz kalmakadır. Üründeki ihalaın espiinde, yalnızca sekörün kullandığı doğrudan ve dolaylı ihala değil aynı zamanda zımni ihala olarak nielendirilen, her bir imala sekörünün diğer imala sekörlerinden alımlarının da analiz edilmesi gerekmekedir. İmalaçıların birbirine saışlarının incelenmesi, bir imalaçının başka bir imalaçıdan aldığı girdinin içeriğinde ne kadarlık ihala olduğunun belirlenmesine imkan anımakadır. Bu sayede sekörlerin ihala bağımlılığının yanı sıra nihai ürünün içerisinde kaç birimlik ihala olduğu espi edilebilmekedir. Ancak büyüme-ihala bağımlılığı ilişkisinin ekonomerik analizinde üm sekörler bir büün olarak değerlendirilerek, oplam Türk imala sanayinin ihala bağımlılık oranı üzerinden bir analiz yapılacağından, ürünün ihala bağımlılığının espiine ihiyaç duyulmamışır Sekörel İhala Bağımlılık Oranları Aşağıdaki Şekil 5 de her bir imala sanayi sekörünün, yukarıda yer verilen formül çerçevesinde ihala bağımlılık oranları göserilmişir. İhala bağımlılık oranı en yükseken başlayarak sırası ile gübre üreiminde yüzde 72, demir-çelik seköründe yüzde 69, bilgisayar ve veri işleme makinelerinde yüzde 67, kimyasallar yüzde 56, diğer mealler ve mamulleri yüzde 51, moorlu kara aşıları yüzde 51, hava aşıları yüzde 49, kauçuk yüzde 45, plasik yüzde 45, eksil yüzde 43, opik-ıbbi ale ve ölçüm cihazları imalaında yüzde 43, kağı ve kağı hamuru yüzde 41, beyaz eşya ve ükeici elekroniği yüzde 40, deri ve kürklü deri imalaında yüzde 38, elekrik makineleri ve cihazlarda yüzde 37, ıbbi ve eczacılık ürünleri yüzde 37, gemi ve ekne imalaında yüzde 34, kozmeik ve emizlik ürünlerinde yüzde 33, bikisel yağ ve yağlı ohum seköründe yüzde 33, ağaç ve odun seköründe yüzde 31, hayvan yemi seköründe yüzde 31, mücevhera ve değerli aş seköründe yüzde 29, demir yolu araçları yüzde 27, meal eşya yüzde 27, makine yüzde 25, hububa yüzde 25, diğer eşya yüzde 21, maden ve mineral ürünleri imalaında yüzde 20, hazır giyim yüzde 19, hayvancılık ürünleri yüzde 16, diğer gıda yüzde 12, mobilya yüzde 11, içecek İmalaı yüzde 10, sebzemeyve yüzde 9 ve ürün ürünleri yüzde 8 dir. 14

19 Bankacılar Dergisi Şekil 5. Sekörel Bazda İhal Ara Malı ve Yaırım Malı Payları Dunn (1974) arafından gelişirilen algorima 9 çerçevesinde söz konusu imala sekörlerini, ihala bağımlılık oranları çerçevesinde sınıflandırdığımızda karşımıza 5 grup çıkmakadır. Üreimde ihala bağımlılığı yüksek olan imala sekörleri Bilgisayar ve Veri İşleme Makineleri, Gübre ve Demir-Çelik Sekörleridir. Ora-Yüksek ihala bağımlılığı göseren sekörler Kimyasal, Hava Taşıları, Moorlu Kara Taşıları, Diğer Meal ve Mamulleri dir. Sayısal olarak en fazla sekörün yer aldığı ve aynı zamanda oplamda Türkiye nin üreiminin en büyük kısmını gerçekleşiren 15 sekör (Teksil, Plasik, Elekrik Makineleri ve Cihazlar, Beyaz Eşya ve Tükeici Elekroniği, Kağı ve Kağı Hamuru, Kozmeik-Temizlik Ürünleri, Bikisel Yağlar-Yağlı Tohumlar, Kauçuk, Ağaç ve Odun, Mücevhera, Deri ve Kürklü Deri, Tıp ve Eczacılık Ürünleri, Hayvan Yemi, Gemi-Ya ve Opik- Tıbbi Aleler sekörleri) Ora düzeyde ihala bağımlılığı gösermekedir. En fazla sayıda sekörün yer aldığı ikinci küme olan Ora Düşük ihala bağımlılığı grubunda; Maden ve Mineraller, Hazır Giyim, Hayvancılık Ürünleri, Makine, Meal Eşya, Hububa ve Diğer Eşya Sekörleri yer almakadır. Son olarak Düşük İhala Bağımlılığı göseren imala sekörleri ise Diğer Gıda, Tüün Ürünleri, Sebze-Meyve, İçecek ve Mobilya dır. 15

20 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur Şekil 6. İmala Sanayi Kümeleri ve İhal Bağımlılık Oranları Şekil 6 da renkler ihala bağımlılık oranına göre imala sanayi kümelerini, kuucukların büyüklüğü ise her bir sekörün ya da kümenin üreimden aldığı payı gösermekedir. Buna göre ora ihala bağımlılığı kümesi, Türkiye deki üreimin en büyük kısmını gerçekleşirmeke, onu sırasıyla ora-düşük, ora-yüksek, düşük ve en sonda da yüksek ihala bağımlılığı kümesi akip emekedir. Ora ve ora düşük ihala bağımlılığı kümelerinde sekörler yoğunlaşmakadır. Ora-yüksek kümesinde moorlu kara aşıları, yüksek bağımlılık kümesinde ise demir çelik sekörü ön plana çıkmakadır İhalaın Kaynakları TreeMap yönemi ile göserilen aşağıdaki Şekil 7, 36 sekörün her birinin üreimde kullandığı ara ve yaırım malının hangi sekörlerden yapığını gösermekedir. Buna göre gri renkli alanlarda yazılan sekör isimleri üreim yapan imala sekörünü, gri alanın içindeki küçük kuucuklar ise söz konusu imala sekörünün üreimde kullandığı ihal ara ve yaırım malının hangi sekörlerden yapıldığını gösermekedir. Her bir kuunun büyüklüğü, ihala mikarına bağlı olarak değişmekedir. Buna göre demir-çelik ve moorlu kara aşıları sekörleri en fazla ihal ara/yaırım malını kullanması sebebiyle hacim olarak en büyük alanı kaplamakadır. Moorlu kara aşıları üreiminde kullanılan ihal ara/yaırım malının en büyük kısmını sekör kendi içinden yaparken, bunu makine sekörü, elekrik makine ve cihazları ve demir-çelik sekörleri akip emekedir. 16

21 Bankacılar Dergisi Şekil 7. Ara ve Yaırım Malı İhalaının Sekörel Bazda Kaynakları Aşağıdaki şekilde ise öncekinden farklı olarak ihalaın hangi sekörlere giiği göserilmişir. Gri renkli alanlardaki sekör isimleri ihalaa konu sekörü, gri alanın içindeki küçük kuucuklar ise söz konusu ihalaı üreimde kullanan imala sekörlerini gösermekedir. Her bir kuunun büyüklüğü, ihala mikarına bağlı olarak değişmekedir. Şekil 8. Ara ve Yaırım Malı İhalaının Kullanıldığı Sekörler Tabloya göre en fazla ihalaın yapıldığı demir-çelik sekörü, yapığı ihalaın önemli bir kısmını kendisi kullanmakadır. Bunun dışında meal eşya, moorlu kara aşıları, makine, beyaz eşya ve elekrik makineleri de demir-çelik sekörlerinden yapığı ihala ile ön plana çıkmakadırlar. 17

22 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur 3.4. İmala Sanayinin İhala Bağımlılığı Şekil 9 da son 4 yılda, sekör ayrımı olmaksızın, Türk imala sanayinin üreimde kullandığı ihal ara ve yaırım malı mikarı üzerinden hesaplanan ihala bağımlılığı oranlarına yer verilmişir. Buna göre 2009 yılında küresel krizin ekisi ile yüzde 38 e gerileyen ihala bağımlılık oranı, 2010 yılında yüzde 40 a, 2011 yılında ise yüzde 43 e yükselmişir. Diğer bir ifade ile 2011 yılında Türk imala sanayi yapığı her 43 dolarlık ihal ara ve yaırım malı karşılığında 100 dolarlık bir üreim gerçekleşirmişir. Şekil 9. İmalaın İhala Bağımlılığı Türkiye İmalaının İhala Bağımlılığı 43% 44% 42% 40% 38% 36% 34% İmalaın İhala Bağımlılığı Şekil 10 da ise imala sanayinin ihala bağımlılığına esas eşkil eden ihal ara ve yaırım malı mikarları göserilmişir. Buna göre 2009 yılının ikinci çeyreğinden iibaren yükselmeye başlayan ara ve yaırım malı ihalaı, 2011 yılının Temmuz ayındaki kısmi bir azalış sonrasında sabi bir banda ourmuşur. Şekil 10. İhal Ara ve Yaırım Malı İhala Serisi 12,000 10,000 8,000 6,000 4,000 2,000 0 Eylül 11 Temmuz 11 Mayıs 11 Mar 11 Ocak 11 Kasım 10 Eylül 10 Temmuz 10 Mayıs 10 Mar 10 Ocak 10 Kasım 09 Eylül 09 Temmuz 09 Mayıs 09 Mar 09 Ocak 09 Kasım 08 Eylül 08 Temmuz 08 Mayıs 08 Mar 08 Ocak 08 Üreimde Kullanılan İhal Ara/Yaırım Malı (Milyon $) İmala sanayinin iç pazara ve yurdışına yapığı saışların oplamını göseren aşağıdaki grafiken, Şuba 2009 dan iibaren benzer bir yükselişin imala sanayinin oplam saışları için de geçerli olduğu anlaşılmakadır. 18

23 Bankacılar Dergisi Şekil 11. Toplam İmala Sanayi Saışları 35,000 30,000 25,000 20,000 15,000 10,000 5,000 0 Ocak 08 Mar 08 Mayıs 08 Temmuz 08 Eylül 08 Kasım 08 Ocak 09 Mayıs 09 Mar 09 Temmuz 09 Mayıs 10 Mar 10 Ocak 10 Kasım 09 Eylül 09 Toplam Saışlar (Milyon $) Temmuz 10 Eylül 10 Kasım 10 Ocak 11 Mar 11 Mayıs 11 Temmuz 11 Eylül 11 Son olarak aylık bazda imala sanayinin ihala bağımlılığının yer verildiği aşağıdaki grafiken Mayıs 2009 dan iibaren yükselmeye başlayan ihalaa bağımlılık oranının, Mar- Eylül 2010 arasında sabi kaldığı, Ekim 2010 dan sonra ise Mar 2011 e kadar arış göserdiği, sonrasında ise daha düşük bir düzeyde paralel bir seyir akip eiği gözlemlenmekedir. 10 Şekil 12. İmala Sanayinde İhalaa Bağımlılık Oranı Eylül 11 Temmuz 11 Mayıs 11 Mar 11 Ocak 11 Kasım 10 Eylül 10 Temmuz 10 Mayıs 10 Mar 10 Ocak 10 Kasım 09 Eylül 09 Temmuz 09 Mayıs 09 Mar 09 Ocak 09 Kasım 08 Eylül 08 Temmuz 08 Mayıs 08 Mar 08 Ocak 08 İmala Sanayi İhalaa Bağımlılık Oranı Çalışmanın bundan sonraki kısmında, imala sanayinin ihalaa bağımlılık oranının yükselmesinin nedenleri espi edilmeye çalışılacakır. Özellikle büyüme, kur düzeyi, kredi hacmi gibi farklı değişkenlerin, üreimde kullanılan ihal ara ve yaırım mikarı üzerindeki ekileri araşırılacakır. Bu şekilde imala sanayinin yapısal bir sorunu olan ihala bağımlılığı, farklı paramereler ışığında analiz edilecekir İmala Sanayi İhala Bağımlılığının Belirleyicileri İmala sanayinin ihala bağımlılığını açıklamak üzere 3 ayrı model kurulmuşur. Bu modellerin ilkinde aylık bazda imala sanayi ihala bağımlılık oranındaki değişim açıklanmaya çalışılmışır. Modelde açıklayıcı değişkenler olarak nominal kur, oplam saışlar 19

24 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur ve ükeici kredilerinin GSYH ya oranındaki değişim kullanılmakadır. Nominal kur değişkeninde son 4 ayın oralaması olarak alınmışır. Bunun nedeni, imalaçının ihal girdi kullanımında, kullanım anındaki kurdan daha ziyade sipariş verdiği andaki kur düzeyinin ekili olmasıdır. İlk modelin sonuçları Tablo 6 da yer almakadır. Sonuçlar Türk lirasının değerindeki azalmanın ihala bağımlılığını azalığını gösermekedir. Türk lirasındaki değer kaybı dışarıdan ihal edilen ara ve yaırım mallarının fiyaını arırarak ihala maliyeini yükselecek, bu durum da imala sanayinin daha fazla oranda yerli ara ve yaırım malı kullanmasına yol açacakır. Bir başka deyişle, kurdaki değerlenme imala sanayinin yerli ara ve yaırım malını ihal olanla ikame emesine yol açacakır. Tablo 6. İhala Bağımlılığını Ekileyen Fakörler Bağımlı değişken: İhala Bağımlılığı Tahmin modeli: Newey-Wes HAC Consisen Covariance Esimaor Daa: 2008:Nisan-2011:Kasım, Aylık R-sq (uyarlanmış): 0.53 F-isaisiği: Açıklayıcı Değişken Tahmin P> Kasayısı Sabi erim Nominal Kur (Gecikmeli 4 aylık oralama) Tükeici Kredileri / GSYH Değişim -2.80* Toplam Saışlar 1.51* Toplam Saışlar (Gecikmeli değer) 1.67* Bunun yanında ükeici kredilerindeki değişim, modele oplam saışlar eklendiğinde ihala bağımlılığını üzerinde eki yapmamakadır. Toplam saışlar çıkarıldığında ise ükeici kredilerindeki arış ihala bağımlılığını arırır nielikedir. Bunun nedeni, her iki değişkenin de yuriçi oplam alep hakkında benzer bilgileri içermesi olabilir. Toplam saışlar da, beklendiği gibi, hem cari hem de gecikmeli değeri ile ihala bağımlılığını arırmakadır. Bu da, ekonomideki alebin güçlü olduğu dönemlerde ihala bağımlılığı daha yüksek olan mallara daha fazla bir alep olduğunu gösermekedir. İkinci modelde ise ihal girdi mikarının kur ve oplam saış esnekliği hesaplanmakadır. Bu amaçla kullanılan değişkenlerin logarimik değerleri alınarak regresyon modeli oluşurulmuşur. Sonuçlar Tablo 7 de yer almakadır. Tablo 7. İhal Girdi Mikarını Ekileyen Fakörler Bağımlı değişken: İhala Girdi Mikarı Tahmin modeli: Ordinary Leas Square Regression Daa: 2008:Nisan-2011:Kasım, Aylık R-sq (uyarlanmış): 0.93 F-isaisiği: Açıklayıcı Değişken Tahmin P> Kasayısı Sabi erim İhal Girdi Mikarı (1 dönem gecikmeli değeri) Nominal Kur (1 dönem gecikmeli değeri) Toplam Saışlar (Cari ve 1 dönem gecikmeli değer oralaması)

25 Bankacılar Dergisi Tablo 7 de ilk dikka çeken noka, modelin açıklama gücüdür. İhala girdi mikarındaki değişimin yüzde 93 ü modelde kullanılan değişkenlerle açıklanabilmekedir. İhal girdinin gecikmeli değerindeki arış bu dönemdeki ihal girdiyi olumsuz ekilemekedir. Diğer bir ifade ile firmalar bir önceki ay ihalaını yapıkları girdiyi yalnızca o ayda değil aynı zamanda akip eden ayda da kullanmakadırlar. Kurun gecikmeli değeri de negaif ve isaisiksel olarak anlamlı bir ekiye sahipir. Esneklik kasayısının -0,38 olması bize, Türk Lirasındaki yüzde 1 lik bir değerlenmenin akip eden dönemde ihal girdi mikarını yüzde 0.38 oranında arırdığı sonucunu vermekedir. Bir başka deyişle ihal girdi mikarı kura karşı (beklenen işarei almakla beraber) esnek değildir. Toplam saışların mevcu ve bir gecikmeli değerlerinin oralamasını aldığımızda ihal girdinin oplam saış esnekliğinin yüksek olduğu bulunmakadır. Toplam saışlardaki yüzde 1 lik bir arış, ihal girdiyi yüzde 1.79 arırmakadır. Toplam saışların ihal girdi mikarı üzerindeki bu ekisi çalışmanın önemli sonuçlarından bir anesidir. Tüm sekörlerin eşi oranda büyümeyeceği varsayımı alında modelin bu sonucu bize, Türkiye deki imala sanayi büyümesinin sekörel dinamiklerinin incelenmesi gerekiğini söylemekedir. Son olarak ihala bağımlılığı rans-log modeli ile açıklanmaya çalışılmışır. Sonuçlar Tablo 8 de yer almakadır. Tablo 8. İhala Bağımlılığını Ekileyen Fakörler: Trans-Log Modeli Bağımlı değişken: İhala Bağımlığı Tahmin modeli: Ordinary Leas Square Regression Daa: 2008:Mayıs-2011:Kasım, Aylık R-sq (uyarlanmış): 0.48 F-isaisiği: Açıklayıcı Değişken Tahmin P> Kasayısı Sabi erim Nominal Kur (1 dönem gecikmeli değeri) Tükeici Kredileri Değişim (1 dönem gecikmeli değeri) Toplam Saışlar (Cari ve 1 dönem gecikmeli değer oralaması) Modelin aşağıdaki sonuçlarına göre kurdaki yüzde 1 lik bir arış ihala bağımlılığını yüzde 0.25 azalmakadır. Bu açıdan ilk modeller uyumlu olarak ihala bağımlılığının kur esnekliği negaif olmakla beraber düşükür. Tükeici kredilerdeki değişim ihala bağımlılığını poziif yönde ekilemekle birlike isaisiksel olarak anlamlı görünmemekedir. Bunun nedeni, ilk modelde olduğu gibi oplam saışların kredi değişimindeki bilgiyi de içermesidir. Buna karşılık bir önceki modelle paralel şekilde ihala bağımlılığının oplam saış esnekliği ise çok yüksek olarak oraya çıkmakadır. Sonuç olarak, yukarıda açıklanan üç modelde de kur ve oplam saışlar ihala bağımlılığını ve ihal girdi mikarını farklı düzeylerde ancak isaisiksel olarak anlamlı şekilde ekilemekedir. Değerli Türk Lirası imala sanayinin ihala bağımlılığını ve ihal girdi kullanımını birebirden daha az bir oranla ekilerken oplam saışlar çok daha fazla ekili olmakadır. Bu da özellikle cari açığın önemli bir bileşeni olan ihal ara/yaırım malı kullanımında büyümenin ve aynı zamanda kurun ekilerinin analizi açısından önem arz emekedir. 21

26 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur 3.6. İmala Sanayindeki Büyümenin İhala Bağımlılığına Ekisi Ekonomerik analiz sonuçlarının işare eiği oplam saışlar değişkeninin ara/yaırım malı ihalaı üzerindeki kayda değer ekisinin nedeni de önem arz emekedir. Toplam saışlardaki yüzde 1 lik arışın imala sanayinin ihala bağımlılığını ve ihal girdi kullanımını birebirden daha fazla bir oranla arırmasını açıklayan aşağıdaki grafik üç ayrı değeri gösermekedir. Buna göre 2010 yılında imala sanayinin oralama ihala bağımlılığı yaklaşık yüzde 40.3 iken, arasında oralamanın -imala sanayi üreim endeksi- üsünde büyüme göseren sekörlerin ihala bağımlılığı yüzde 50.3, buna karşılık oralamanın alında büyüme performansı sergileyen sekörlerin oralama ihal bağımlılık oranı yüzde 25.7 dir. Şekil 13. İhala Bağımlılığı ( ) Bu da 2011 yılında imala sanayinin ihala bağımlılık oranının yüzde 40.3 en yüzde 43 e yükselmesinde oplam saışlardaki arışın neden bu kadar ekili olduğunu oraya koymakadır. Sekörel bazda imala sanayinin eşi oranda büyümemesi, buna karşılık oralamanın üsünde büyüme göseren sekörlerin ihala bağımlılık oranının yüksek olması 2011 yılındaki ihala bağımlılığını yukarı çekmiş ve aynı zamanda ihal girdi mikarını da yükselmişir. Sonuç olarak imala sanayinin ihal bağımlılık oranının yükselmesi aslında oplamda değer bazında üreimde kullanılan ihal ara ve yaırım malı mikarının üreimden daha fazla arması anlamına gelmekedir. Bu da üreim değeri içinde yerli sanayinin payının ya da yerlilik payının azalmasına neden olmakadır. Finansal açıdan değerlendirildiğinde ise ihala faurasının üreimin değerinden daha fazla arması, özel kesimden (şirkelerden) dış dünyaya fon ransferi anlamına gelmekedir. Sonuç olarak, imala sanayindeki büyüme, ihala bağımlılığındaki arış kanalıyla özel kesim asarruflarında bir azalma ve dolayısıyla cari açıkaki bir arış olarak karşımıza çıkmakadır. Bu nokada gözden kaçırılmaması gereken, özel kesim asarruflarındaki azalma ya da cari açıkaki arışın nedeni olarak imala sanayinin büyürken ihala bağımlılık oranının armış olmasıdır. Al sekörler bazında imala sanayinin dengeli bir büyüme gösermemesi ve ihal bağımlılığı daha yüksek olan sekörlerin öne çıkması cari açıkaki arışı yükselen bir unsur olarak karşımıza çıkmakadır. Buradan harekele nasıl bir büyüme modelinin akip edilmesi gerekiği bir kez daha önem kazanmakadır. Bu açıdan, yuriçi ükeimden ziyade ihracaa dönük üreimin arması hiç kuşkusuz cari açıka ve şirkeler kesimindeki asarruf açığında azalmaya sebebiye verecekir. Bununla birlike ekonomerik analiz sonuçlarında oraya çıkan 22

27 Bankacılar Dergisi kur ile ihala bağımlılığı arasındaki negaif yönlü ilişki, her ne kadar kur esnekliği düşük bir ihala bağımlılığından söz esek de, cari açık ve asarruf açığı üzerinde olumsuz eki yaramakadır. Son olarak sanayinin gelişiminin sekörel bazda iyi asarlanması, büüncül poliikalardan ziyade sekörlere odaklanan ensrümanlar kanalıyla seçici olunması ve bu surele dengeli bir sanayi üreim arışının yakalanması asarruf açığı üzerinde aşağı yönlü bir baskı doğuracakır. 4. Tasarruf Oranını Arırmada Başarılı Ülke Örnekleri ve Uygulamalar Önceki bölümlerde Türkiye de özel asarruf açığının belirleyicileri hane halkı ve üreim dinamikleri perspekifinde değerlendirilmişi. Bu bölümde asarrufları arırmak için uygulanabilecek poliikalar başarılı ülke örnekleri ve özel uygulamalar baz alınarak akarılmakadır. İlk olarak, yüksek büyüme ve finansal gelişmeyle beraber asarruflarını yükselebilmiş üç ülke örneği incelenecekir. Bunlar, Malezya, Tayland ve Güney Kore dir. Her ne kadar bu ülkelerin demografik yapısı (nüfusun yaş dağılımı vb.) asarruf oranlarını arırmada Türkiye ve Brezilya gibi ülkelere oranla daha avanajlı olsa da, bu eki arındırıldığında ve eğiim seviyesi gibi diğer fakörler konrol edildiğinde bile asarruf oranlarının bu Uzak Asya ülkelerinde daha yüksek olduğu görülebilir. Bir başka önemli noka da bu ülkelerin asarruflarını arırırken önemli bir finansal gelişmeyi de beraberinde yaşamalarıdır. Haırlanacak olursa, önceki bölümlerde finansal derinleşmenin, kredi imkanlarını da arırarak özel kesim asarruflarını düşürebileceği ile ilgili argümanlara yer verilmişi. Oysa bu aşağıda incelenecek ülkelerin finansal derinleşmeyle beraber asarruf oranlarını da önemli oranda arırması Türkiye için önemli poliika çıkarımlarını beraberinde geirecekir. İkinci olarak da, A.B.D. ve İngilere gibi gelişmiş ülkelerde hane halkı asarruflarını özendirmek için uygulanan poliikalardan ve bunların eki analizinden bahsedilecekir Malezya Malezya, kişi başı gelir bazında Türkiye yle aynı gruba dahil olsa da büyümenin dayandığı emeller ve yapılar açısından iki ülke arasında önemli farklılıklar bulunmakadır. Malezya, ihracaa dayalı üreim sraejisi ve yüksek asarruf oranıyla ve yüzde 200 e yaklaşan uluslararası icare payıyla incelenmeye değer bir ülke konumundadır. Yüksek büyüme oranlarının yakalanmasında Malezya nın gelişmiş ve çeşililik barındıran mali piyasaları, canlı bankacılık sekörü ve yüksek asarruf oranı önemli rol oynamakadırlar. Ulusal asarruf seviyesini arırarak finansal ve mali yapıyı güçlendirmek için Malezya ilk adımı 1978 de finansal liberalleşme programı ile amışır. Bu süreç, faiz oranlarının serbesleşirilmesi ve zorunlu rezerv karşılıklarının azalılması ile finansal siseme, gelişmesi için gereken yolu vermişir. Ayrıca, liberalleşme ile birlike, Malezya, günümüze kadar, diğer gelişmiş ülkelere göre daha sağlam bir fon markei kurmayı başarmış ve Dünya Ticare Örgüü 2010 raporuna göre bu yolla asarruf seviyesini yüzde 40 lara çıkararak, bu alanda da lider olmayı başarmışır Asya Finansal Krizi nden ekilenmesine rağmen, Malezya, yılları arasında yüzde 10 luk bir asarruf büyüme hızı yakalamayı başarmışır. Ang ve Sen (2009) de de belirildiği üzere, aynı dönemde özel seköre sağlanan kredilerin GSYİH ya oranı ise yüzde 7 den yüzde 117 ye çıkmışır. Malezya nın asarruf oranlarını arırıp finansal gelişmeyi sağlamasını iki ana nedene bağlamak mümkündür. Bunların ilki yukarıda da değinildiği üzere Malezya nın sosyal ve demografik yapısıdır. Ülkedeki yaş dağılımı ve asarrufa olan yaklaşım, asarrufun arışlarının ana belirleyicilerindendir. İkinci neden olarak, asarruf arırıcı uygulamalar arasında, merkez bankasının yapısının ve seçiği poliikaların, 23

28 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur özel sekörün asarrufunu arıracak şekilde yeniden düzenlenmesi, yüksek ihracaa dayalı büyüme sayesinde bankacılık siseminin dışa olan bağımlılığın azalılması, ve yaırımcı abanını cezbeden uygulamaların hayaa geçirilmesi sayılabilir. Bu adımların arasında, Malezya için en çok göze çarpan, asarrufu eşvik edici fonların kurulması olmuşur yılında kurulan Personel Yardım Fonu (EPF) bu fonların en önemlileri olmakla beraber, 2004 e hayaa geçirilen Merdeka Tasarruf Fonu, Genel İslam Tasarruf Fonu ve Malezya Tasarruf Fonu gibi fonlar, ülkede asarruf seviyesinin yükseklere çıkmasını sağlamışır. Personel Yardım Fonu, Malezya da zorunlu kılınan programlardan birisidir. Kurulduğu 1991 yılından beri 100 milyar ABD dolarını aşan varlığıyla dünyadaki en büyük fonlardan biri haline gelmişir; ki bu, fonun asarruf arırıcı ekisini gösermek için yeerlidir. Bu fonda kakı payı çalışanlar için yüzde 11, işverenler için ise yüzde 12 dir. Fonun idaresi merkezi şekilde yapılmaka ve az mikarda da olsa uluslararası kaynak da kullanılmakadır. Merdeka Tasarruf Fonu, zamanın merkez bankası başkanı Zei Akhar Aziz in deyimiyle, Malezyalıları asarrufa eşvik edecek ve onları, kendi borçlarını idare edebilecek seviyeye geirebilecek bir programdır. Bu program bir bakıma Personel Yardım Fonu nu desekleyici olacak şekilde, onun bir parçası olarak asarlanmışır. 55 yaş üsü olan veya am zamanlı işi olmayan Malezyalıları asarruf planının içine dahil edebilmek, fonun asıl amacıdır. Aziz (2004) e göre, asarruf arırıcı fonların en önemli güçleri, ülke genelinde bankalar ve finansal kuruluşlar aracılığıyla yaygın olmalarıdır. Ayrıca, bu fonların, kazançlarını olabildiğince kısa aralıklarla yaırımcılarına kazandırmaları da eşvik için önemlidir. Yapılan eki analizlerinde Malezya daki asarruf fonlarının performansları, 2011 de düşüş gösermesine rağmen, bir önceki düşüş göserdiği yıl olan 2006 dan, 2012 başına kadar yüzde oralama kazandırma oranıyla ekisini sürdürmekedir. Ayrıca, ne varlık değerleri ve oplam varlık büyüme oranlarında da son dönemde arış oranında düşmeler yaşanmakadır. Yine de fonların kurulmasıyla beraber, 2011 sonunda Malezya nın varlık rezervlerine nominal olarak bakıldığında yüzde 400 e yakın büyüme olduğu görülmeke, bu da Malezya daki asarruf oranının arırmak için uygulanan fon poliikasının başarılı olduğunu gösermekedir. Son olarak Malezya nın İslami nüfusu göz önüne alındığında, asarruf planlarının herkesi kapsayabilmesi için İslami ürünler piyasası oluşurması da asarrufları arırmada ekili olmuşur. Bu özellikle Türkiye deki asarrufları özendirmek için de uygulanacak alanlardan biridir. Kısacası, Malezya, gelişime uygun yapısıyla beraber, büyük çaplı liberalleşme aaklarını, deaylıca ve herkesi kapsayacak şekilde hazırlanmış asarruf eşvik planlarıyla birleşirerek, sağlam bir yaırımcı abanı kazanmış ve asarruf oranlarını yukarılara çekmeyi başarmışır Tayland Yirminci yüzyılla beraber göz ardı edilemez performansıyla Tayland ekonomisi dikkae değer gelişme gösermişir. Özellikle reel gelir seviyesi, ihraca, ihala ve diğer gösergelerdeki hızlı gelişmelerin, enflasyonu yukarı değerlere çekmeden gerçekleşirilmiş olması Tayland ekonomisinin geçiğimiz dönemdeki başarısıdır. Ancak Tayland ın diğer gelişen ülkelere göre dışa bağımlılığı daha yüksek seviyelerdedir. Merkez büçesindeki açıkları yabancı yaırım ve sermaye akımlarıyla kapaan Tayland, bu süreçe yerli yaırımları ve asarrufları yeerli seviyede uamadığından dolayı, büyük bir mali krizin içine girmeken kurulamamışır. Tayland ekonomisi için 1997 yılındaki Asya mali krizi am anlamıyla bir dönüm nokasıdır. Kriz sonrası ABD doları ve diğer para birimleri karşısında büyük bir devalüasyona gimek zorunda kalan Tayland, mali sisemini de amamen gözden geçirerek önemli yapısal 24

29 Bankacılar Dergisi adımlar amışır. Bunun sonucunda Şekil 14 de de yer alan kişi başı milli gelir ve asarruf oranlarındaki arış dikka çekicidir. Şekil 14. Tayland: Kişi Başı Milli Gelir ve Tasarruf Oranları, Kişi Başı Milli Gelir Ne Tasarruf Oranı Tayland ın 1997 mali krizi sonrası, asarrufları arırmak ve iç yaırımları eşvik emek için aığı ilk adımlar mali piyasaları serbesleşirmeye yönelik oldu. Kriz öncesi neredeyse amamen bankacılık sisemi arafından domine edilen mali piyasaların daha ekin çalışması için kamu ikisadi eşekkülleri ve özel sekör için geniş ve sağlam bir yuriçi ahvil piyasası kuruldu ve bu piyasanın konrolü yekilendirilen özel mali kuruluşlar aracılığıyla yapılmaya başladı. Bu, asarruf seviyelerini arırmak için aılan en büyük adımdı. Tayland ın asarruf oranlarında asıl sorun, daha önce de bahsedildiği gibi, hane halkı asarruf oranının çok düşük seviyelerde olmasıydı. Bu sorunu gidermek için devlee bağlı asarruf bankası kuruldu. Bu bankanın amacı, küçük yaırımcıları ve asarruf edenleri siseme dahil edebilmeki. Ayrıca, yapılan yeniliklerle beraber hane halkı asarrufu için alernaif yollar oluşuruldu. Bernheim ve Shoven (1991) de belirildiği üzere mali piyasalarda sağlanan rekabeçi oram ile birlike, yaırımcıların asarruf ile sağlayabildikleri gelir oranlarını arırarak, asarruflar önemli ölçüde eşvik edildi. Şekil 15. Tayland: Cari İşlemler Dengesi ve Dış Borç Rezervi, Cari İşlemler Dengesi Dış Borç Rezervi

30 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur Tayland ın asarrufları eşvik amacıyla izlediği diğer bir poliika ise, asarruf edenler ve iç yaırımlar için vergi kolaylıkları sağlaması oldu. Hem işverenlerden hem de çalışanlardan yapılan kakı payları vergiden düşürülebilir hale geirildi. Aynı sisem, emeklilik yaırım fonları (RMF) için de geçerliydi. Bu yenilikler, her gelir grubundan hane halkının asarruf emesinin önünü açı lerin başından beri düzenli bir arışa geçen ne asarruf oranları, yüzde 20 ye yaklaşarak Tayland için sağlam bir mali sisemin alyapısı haline gelip Şekil 15 de görüleceği gibi ülkedeki en büyük sorunlarından biri olan dışa bağımlılık ve dış borç rezervinde iyileşme sağlamışır Güney Kore Güney Kore, 1970 den 2000 e kadar yüzde 7,8 büyüme oralaması yakalayarak çok çarpıcı bir büyüme performansı gösermişir. Aynı dönemde ülkenin demografik yapısında ve buna bağlı olarak mali siseminde de değişiklikler yaşanmışır. Mali sisemin gelişmesinde büyük bir rol oynayan ne asarruflar bu dönemde yüzde 10 dan yüzde 37 ye çıkmışır. Güney Kore nin asarruf oranlarındaki bu hızlı arış birkaç nedene bağlanabilir. Öncelikle, ülke ekonomisinin yakaladığı hızlı büyüme arışmasız asarruf oranlarının gelişmesinde de rol oynamışır. Ayrıca, demografik yapıdaki değişiklikler de asarruflar için işe yarayacak yönde gerçekleşmişir. Bernheim ve Shoven (1991) nüfus bağımlılık oranındaki düşüş ve hane halkı gelirlerinin armasının asarrufları da yukarı yönde hareke eirdiğini bulmuşur. Şekil 16. Güney Kore Demografik Gelişmeler Yaşam Süresi Yaşa Bağımlılık Oranı Güney Kore de kurumsal yaırımcı abanının gelişirilmesi için çabalar özellikle 1997 sonrası hız kazanmışır. Hükümein bünyesinde faaliye göseren Ulusal Emeklilik Hizmeleri (NPS), diğer kurulan emeklilik fonları ve sigora şirkeleri hızlı bir gelişme gösererek asarruf oranlarının armasında önemli pay sahibi olmuşlardır. Güney Kore nin yükselen asarrufları içinde en dikka çekici noka ise; asarruf dağılımında en büyük payın hane halkı asarruflarına ai olmasıdır. Park ve Rhee (2005) e göre devlein ve özel sekörün kakısı yadsınamaz olsa da, Güney Kore hane halkını asarrufa eşvik programlarıyla ve zorunlu sigora sisemleriyle 400 milyar ABD dolarına yakın bir abana ulaşmayı başarmışır. Güney Kore nin sosyal güvenlik sisemi, aynen Tayland ın sisemi gibi yine ABD deki sosyal güvenlik siseminden ilham alınarak asarlanmışır. Bu sisemde hem işveren, hem de çalışan için oplam yüzde 9 olacak şekilde kakı payı ödemek mecburidir. Siseme ayrıca 26

31 Bankacılar Dergisi Güney Kore de çalışan yabancılar da dahil edilmiş durumdadır. Sisem yöneişiminin sağlam bir yapıda olması işlevselliği arırırken, ayrıca sisemin muhafazakar yapısı da asarrufları eşvik emişir. Bakıldığında, emeklilik siseminin büyük bir kısmının devle ahvillerine yaırılmış olması buna iyi bir örnekir. Emeklilik siseminin ve asarruf fonlarının 1988 den bu yana sürekli olarak gelişme gösermesi yine Güney Kore nin süregelen sağlam ekonomik gösergelerini ve sisemin düzgün işleyişini yansımakadır. Zaen ikisadi eorilere göre de ekonomik büyüme, aran yaşam süresi ve azalan yaşa bağımlılık oranı, asarruf oranlarındaki gelişmenin emelidir. Gelişmeye hazır bu emele ek olarak uygulanan poliikalar ve kurulan sağlam sosyal güvenlik ve asarruf fonu yapıları asarrufların armasında ve sürdürülebilir ekonomik büyümenin sağlanmasında önemli rol oynamakadır Tasarruf Teşvik Poliikaları: Saving Gaeway Örneği Vergiden muaf asarruf hesapları uygulamalarının Birleşik Krallıka uygulanmasının emel sebebi nüfusun düşük asarruf oranlarıydı. Bu hesaplardan Saving Gaeway özellikle ora ve düşük gelir grubundaki hane halkının asarruf alışkanlıklarını oluşurmak üzere gelişirilmiş programlardan biridir. Saving Gaeway ve ABD deki bireysel kalkınma hesapları (individual developmen accouns) programları bireysel kakıya karşılık belli oranda kamu kakısı verilmesi bakımından benzerlik aşımakadır. Ancak iki programı birbirinden ayıran en önemli farklılıklar Saving Gaeway in ulusal bir uygulama olarak asarlanması, özellikle düşük gelir grubundaki hane halkına finansal araçlar konusunda bir farkındalık yaramayı amaçlaması programdaki hesapların kapaıldığında isenildiği gibi kullanılabiliyor olmasıdır. Programın emel amacı hane halkı asarruf oranlarının arırılması ve finansal varlık ediniminin özendirilmesidir. Pilo uygulamada programın üm özellikleri kesinleşirilmemekle birlike kamu arafından karşılanacak kısım aylık 25 pound ya da hesap ömrü süresince oplam 1000 pound olarak belirlenmişir. Hesap sahipleri hesabın açık kalacağı maksimum 5 yıllık süre içinde asarruflarını kullanabilme hakkına sahipken bu sürede kamu arafından karşılanan kısmı kullanamamakadırlar. 11 Uygulama Birleşik Krallıka pilo olarak 5 bölgede başlaılmışır. Pilo uygulamada programa düşük-ora gelir grubundan, iş gücüne kaılmayanlardan ancak çalışma yaş grubu içinde (erkekler için 16-65, kadınlar için yaş aralığı) olanlar kaılabiliyordu. Pilo uygulamanın olduğu Ağusos 2002 Mayıs 2003 zaman aralığında oplam 1478 hesap açılmışır. Programın ulusal düzeyde uygulanması halinde ülke genelindeki hane halkının yüzde 25 inin kaılabilecek durumda olduğu espi edilmişir. 12 Programın hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı Kempson vd (2003) de arışılmakadır. Kaılımcılarla yapılan görüşmeler sonucunda kaılımcıların yüzde 46 sının önceden bir asarruf hesabı olmadığı, yüzde 33 ünün asarruflarını banka dışında birikirdiği, yaklaşık yüzde 50 sinin kredi borcunun olmadığı çıkmışır yılı sonunda asarruf hesaplarında oplam pound birikmişir. Oralama olarak her ay bireylerin hesabında 15,78 pound birikmekeydi. 13 Kaılımcılarla yapılan görüşmeler sonucunda Saving Gaeway hesaplarına akarılan paraların ya kişilerin varolan asarruf hesaplarından akarıldığı ya da para birikirip yaırıldığı görülmüşür. Kaılımcılarının çok düşük bir oranı harcamalarında kısılamaya gimişir. Hesap süresinin dolmasının ardından program kaılımcılarının büyük bir kısmının birikimlerini başka bir asarruf hesabına akardığı belirlenmişir. Program kaılımcılarının yaklaşık yüzde 66 sı programın ardından birikirme alışkanlığı kazandığını belirmişir. 27

32 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur Saving Gaeway programı amaçlandığı gibi pilo uygulama kaılımcılarının büyük bir kısmına asarruf eme alışkanlığı kazandırıp, finansal kurumlar konusunda eğiici bir süreç görevini yerine geirmişir yılındaki borcun azalılmasına yönelik kısılamalar nedeniyle program olumlu sonuçlarına rağmen devam eirilememişir Tasarruf Teşvik Poliikaları: Children Trus Fund Örneği Children Trus Fund (CTF), yılları arasında çocuklara yönelik olarak gelişirilmiş bir asarruf programı olarak Birleşik Krallıka uygulandı. Bu uzun dönemli poliikanın emelinde çocuklar dünyaya geldiklerinde belli bir varlığa sahip olmaları gerekiği anlayışı bulunmakaydı. CTF aynı zamanda Saving Gaeway programında olduğu gibi asarruf külürü yarama ve finansal araçların bilinirliğini arırmayı da amaçlamakaydı. CTF ye 2002 Eylül ayından sonra doğan çocuklar dahil olabilmekeydi. Doğan her çocuk için devle 250 pound luk bir asarruf primi dağımakaydı. Ailenin gelir durumuna bağlı olarak asarruf primi 500 pound da olabilmekeydi. Ayrıca çocuklar yaşlarına geldiğinde de devle hesaba kakıda bulunmakaydı. Buna karşılık olarak ailelerin de her yıl maksimum pound uarında yaırım yapması beklenmekeydi. Vergiden muaf olan bu asarruf hesaplarına çocuklar 18 yaşından sonra erişebilmekeydi. Program 2002 yılında ve daha sonraki yıllarda doğan çocuklar için geçerli olmakla beraber uygulama ancak 2005 yılında başladı yılları arasındaki eksik kalan asarrufların yaırılabilmesi için ailelere öneriler geirildi. Programın son uygulandığı 2011 yılına kadar oplam ün üzerinde asarruf primi fişi basılıp dağııldı yılındaki borcun azalılmasına yönelik kısılamalar nedeniyle program devam eirilemedi. Ancak bunun yerine CTF ye kayı olamayan çocuklar için vergi muafiyei geirilen Junior ISA (Individual Savings Accouns) programı başlaılmışır. Programın deayları için HM Revenue and Cusoms (2011), CTF ve Saving Gaeway in beraber değerlendirilmesi için Emerson ve Wakefield (2001) incelenebilir Tasarruf Teşvik Poliikaları: Individual Developmen Accouns Örneği Amerika Birleşik Devleleri nde gelişirilen bir program olan Individual Developmen Accouns (IDA), düşük gelire sahip hane halkının birikim yapabilmesini amaçlamakadır. IDA da uulan kişisel asarruflar karşılığı yerel ya da ulusal fonlardan da karşılık olarak hesaba para akarılmakadır. Bireyin yaırmış olduğu her 1 dolar karşılığında fonlardan 2-3 dolarlık bir akarım yapılmakadır. IDA nın en önemli özelliği vade süresinin dolmasının ardından birikimin ancak belli alanlarda kullanılabiliyor olmasıdır. Bu alanlar; eğiim, gayrimenkul ya da iş kurma olarak belirlenmişir. IDA lar yerel olarak gelişirilen ve yöneilen programlar olması nedeniyle bölgeden bölgeye farklılık göserebilmekedir. IDA nın ekilerinin espi edilebilmesi için yılları aralığında Oklahoma da Tulsa bölgesine Mills vd (2008) de deaylarıyla belirilen bir çalışma gerçekleşirilmişir. Çalışmada ev alımı için verilen karşılık 2:1, diğer amaçlar için verilen karşılık 1:1 olarak belirlenmişir. Deney grubunda ev sahipliği oranının konrol grubuna oranla yüzde 7-11 oranında arığı, diğer alanlarda bir farklılık yaramadığı görülmüşür. Deney grubunun liki varlık oranlarının da azaldığı espi edilmişir. IDA programının kısa vadede özellikle ev sahipliği üzerindeki olumlu ekisine rağmen uzun dönemdeki ekinliği arışmalıdır yılında Tulsa örneklem grubu içinde yapılan çalışma IDA ların 10 yıllık süre içindeki ekilerini ölçmeyi amaçlamışır. Gringsei-Weiss vd (2011) arafından 2009 yılı sonuçlarına bakıldığında ev sahipliği üzerinde yüzde 1-3 oranında bir arış sağlandığı görülmüşür. Ayrıca programın ev sahipliği süresi üzerinde hiçbir ekisinin bulunmadığı da oraya konmuşur. 28

33 Bankacılar Dergisi Sonuç olarak, yılları arasında 544 bölgede, 50 binden fazla IDA hesabı açılmışır. Eki analizleri bu programın ev sahipliği oranı ve süresi üzerinde önemli bir ekisi olmadığını gösermekedir. Ancak büün IDA ların yerel düzeyde farklı kuruluşlar arafından yöneiliyor olması da programın ekinliğinin am olarak ölçülmesine engel olmakadır Tasarruf Teşvik Poliikaları: Şarlı Okul Ödeme Planları (Qualified Tuiion Plans) Örneği Amerika Birleşik Devleleri ndeki üniversie ücrelerinin hızlı bir şekilde yükseliyor olması özellikle düşük gelir grubundaki ailelerin çocuklarının üniversie eğiimi almalarına engel olmakadır. Bu nedenle 529 planı olarak da bilinen şarlı okul ödeme planları adı alında çocukların eğiim masraflarına yönelik asarruf hesabı uygulamaları gelişirilmişir yılında başlaılan uygulama 2001 yılında genişleilmişir. Uygulama eyale düzeyinde gerçekleşirilmeke olup, programın emel özellikleri aynı olmakla birlike her eyale kendine göre eşvik poliikaları, yaırım mekanizmaları gelişirebilmekedir. 529 planı gelir mikarından bağımsız olarak üm ailelere sunulan bir programdır. Ancak eyaleler programdan düşük gelir grubundan hane halkının faydalanmasını eşvik edebilmek için kendi eşvik poliikalarını, kampanyalarını uygulayabilmekedir. Örneğin, ailenin yıllık gelirinin 50 bin doların alında olduğu durumlarda 529 planına abi olan hesaplar diğer finansal yardımların alınmasına engel olmamakadır. Programa göre hesaba yaırılan uarlar yüksek öğreim masraflarında kullanılmak üzere çekildiğinde federal gelir vergisinden muaf uulmakadır. 529 planıyla başlaılan hesaplardaki paraların eğiim dışı amaçlarla kullanıldığı durumlarda gelir üzerinden yüzde 10 oranında bir kesini uygulanmakadır yılı sonunda 5 milyon kadar hesapa oplamda 5 milyar dolardan daha yüksek bir sermaye birikimi gerçekleşmişir. Financial Research Corporaion araşırmasına göre 2010 yılında bu uarın 300 milyar dolara ulaşması beklenmekedir. 5. Sonuç ve Değerlendirme Bu çalışmada Türkiye de son yıllarda gözlenen özel kesim asarruf açığının nedenleri ve kapaılması için poliika önerileri araşırılmışır. Yüksek bir büyüme için ekonominin dış asarruflara giderek daha bağımlı hale gelmesi kuşkusuz sürdürülebilir bir büyüme modeli değildir. Bu bakımdan, Türkiye nin isikrarlı ve uzun dönemli bir büyüme performansı yakalaması için yuriçi asarruflar kili rol oynamakadır. Çalışmanın ilk bölümünde, Türkiye de son dönemlerde aran asarruf açığının kaynağının özel kesim olduğu ve bu asarruf açığının daha yüksek yaırımlardan kaynaklanmayıp daha az asarruf edilmesi sonucu oluşuğu vurgulanmışır lı yılların ersine, asarruflardaki bozulma kamu asarruflarındaki olumlu görünüme rağmen gerçekleşmişir. Bunu söylemekle beraber, kamu ve özel kesim asarruflarının am ikame olmaması, kamu asarruflarının arırılmasının Türkiye deki asarruf açığının kapaılması için ekili bir poliika seçeneği olduğunu gösermekedir. Çalışmanın ikinci bölümünde, Türkiye de özel kesim asarruf serisi hane halkı ve şirkeler düzeyinde ayrışırılmadığı için, hane halkı büçe ankei kullanılarak asarruf eğilimleri incelenmişir. Anke sonuçları ve dayanıklı ükeim mal alımlarındaki gelişmeler incelendiğinde, Türkiye de özel kesim asarruflarının düşmesinde dayanıklı ükeim mallarına olan alebin önemli rol oynadığı görülmekedir. Dayanıklı ükeim malları asarruf olarak nielendirildiğinde özel kesim asarruflarında sadece ılımlı bir düşme görülmekedir. Bu bulgu bankacılık kesiminin hane halkına sağladığı ükeici kredilerindeki arışla da birleşirildiğinde, 29

34 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur 2001 krizi ve küresel kriz sonrasında hane halkının erelenmiş harcamalarını yapığı ve bunun da asarruf oranlarını önemli ölçüde düşürdüğü görülmekedir. Bu sonuç aynı zamanda asarruf oranlarında konjonkür ekisinin de önemli olduğunu söylemekedir. Yine de, konjonkür ve eğiim gibi fakörler arındırıldığında bile Türkiye düşük asarruf eden ülke grubundadır. Çalışmada anke verileri kır ve ken ayrımına gidilerek incelendiğinde, kırsal kesimdeki asarruf oranlarının son dönemde kene oranla daha da fazla düşüğü bulunmakadır. Özel kesim asarruf oranlarının belirleyicileri ekonomerik bir model çerçevesinde incelendiğinde faiz oranlarının beklendiği gibi özel asarrufları olumsuz ekilediği bulunmakadır. Ayrıca kamu asarruflarındaki bir arış da özel asarrufları düşürse de bu düşme birebir olmamakadır. Dolayısıyla yukarıda da belirildiği üzere kamu asarruflarının arırılması oplam asarruf açığını kapaıcı eki yapacakır. Bunun yanında makroekonomik belirsizliğin azalması edbir amaçlı asarruf eğilimini zayıflaıp özel asarrufları düşürücü eki yapmakadır. Son olarak, beklendiği üzere, nüfus bağımlılık oranındaki bir arış da bireyin asarruf edebilme imkanını kısılayarak asarrufları olumsuz ekilemekedir. Daha önceki çalışmaların ersine, kişi başı milli gelirdeki arışların asarruflar üzerinde ekisi bulunmamışır. Örneklemin ikinci yarısı olan 2001 sonrası düşünüldüğünde, yüksek büyüme dönemlerinin aynı zamanda asarrufların düşüğü dönemler olması bu sonucu şaşırıcı kılmamakadır. Ayrıca özel kesime verilen kredilerin GSYH ya oranı asarruflar üzerinde olumsuz bir eki yapmakla beraber kasayı isaisiksel olarak ancak yüzde 90 anlamlılık düzeyinde sıfırdan farklıdır. Dolayısıyla, daha önceki çalışmalardan farklı olarak, diğer makroekonomik değişkenlerin ekileri hesaba kaıldığında, kredi genişlemesinin asarrufları düşürdüğüne dair çok güçlü bir kanı karşımıza çıkmamakadır. Uluslararası lieraür incelendiğinde, asarruf oranlarını arırabilmiş bir çok gelişmeke olan ülkenin mali piyasalarını derinleşirebilmiş ülkeler olduğu düşünüldüğünde karşımıza çıkan sonuç çok da şaşırıcı değildir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise sanayi üreiminin daha fazla oranlarda ihal ara ve yaırım malı kullanmasının asarruflar üzerindeki ekilerine değinilmekedir. Bunun için ilk olarak Ekonomi Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı verileri kullanılarak sekörel ve ekonominin geneli için ihal girdi oranları hesaplanmışır. Daha sonra da ihal ara ve yaırım malı kullanımının zaman içinde değişip değişmediğine bakılmışır. İhala faurasının üreim değerinden daha fazla arığı dönemler şirkelerin daha az asarruf edeceği dönemler olacakır. Niekim sonuçlar son dönemlerde üreimde ihala bağımlılığının arığını gösermekedir. Yapılan ekonomerik analiz sonucunda, iç alep canlanıp ekonomi büyüdükçe alebin daha çok ihal ara ve yaırım malı kullanan ürünlere doğru kaydığı bulunmakadır. Sonuç olarak, ülkede özel kesimin asarruf açığı değişen üreim dinamikleri ve ihal girdi kullanımı sonucunda da önemli ölçüde ekilenmekedir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise asarruf oranlarını arırabilmiş başarılı ülke örnekleri ve asarruf eşvik programları incelenmişir. Yüksek büyüme ve yüksek yaırım oranlarıyla beraber asarruflarını da arırabilmiş ülkelerin orak özelliği ihraca odaklı bir büyüme sraeji izleyip mali piyasalarını kısa zaman içinde büyüebilmiş olmalarıdır. Bu sonuç, yukarıda daha fazla ihal ara ve yaırım malı kullanmanın asarrufları düşürdüğü bulgusuyla da uyumludur. Başarılı ülke örneklerinin bir başka orak nokası, asarruf oranı görece düşük olan hane halkını ve küçük yaırımcıyı siseme dahil edip asarruf emesini sağlayacak mekanizmaların oluşurulmasıdır. Bu ülkelerde kurulan asarruf eşvik fonları ya da asarruf bankaları, sağladığı vergi avanajları, asarrufu zorunlu kılan uygulamaları ve hane halkının sosyolojik yapısına uygun ürünler sunmasıyla (Malezya daki İslami fonlar gibi) önemli başarılar elde emişlerdir. 30

35 Bankacılar Dergisi Kuşkusuz bir başka önemli noka da asarrufların demografik fakörlere duyarlı olmasıdır. Bu açıdan incelenen ülkelerdeki nüfus ve yaş dağılımı bu ülkeleri asarrufa eşvik ederken Türkiye bu açıdan asarruf oranları daha düşük olan Lain Amerika ülkeleriyle benzer bir profil sergilemekedir. Yukarıda sergilenen sonuçlar aynı zamanda poliika önerilerini de beraberinde geirmekedir. İlk olarak asarrufların ekonomik konjonküre duyarlılığı unuulmamalıdır. Önümüzdeki dönemde beklenen düşük büyüme ve yuriçi alebin canlı olmaması beraberinde asarruf oranlarında bir arış da geirebilir. Bunun yanında yukarıda değinildiği üzere, her ne kadar asarruf açığının ana nedeni özel kesimin asarruf oranlarında bir düşme olsa da, kamu asarruflarında sağlanacak bir iyileşme oplam asarruf açığını azalıcı eki yapacakır. Bununla beraber Van Rijckeghem (2010) de belirildiği gibi, maliye poliikasının özel asarruf oranlarını ekileme gücü oldukça kısılıdır. Özellikle Türkiye gibi dolaylı vergi gelirlerinin oplam vergi içindeki payının yüksek olduğu ekonomilerde asarrufları eşvik amacıyla gelir ve kurumlar vergisini daha da düşürmek vergi sisemini daha da olumsuz hale geirecekir. Burada faiz gelirlerinden alınan vergilerin düşürülmesi asarrufları cezp edici bir eki yaraabilir. Tasarruf oranlarını arırabilmiş ülkelerin amamında mali piyasaların derinleşiği ve asarruf sahiplerine geniş bir porföy olanağı sunduğu görülebilir. Bu açıdan İsanbul Finans Merkezi projesi yuriçinde asarrufları özendirici bir şekilde asarlanabilir. Bu nokada özellikle yasık alı diye abir edilen asarrufların siseme dahil edilmesi de asarruf açığının kapaılmasına kakı yapacakır. Bu çalışmanın emel bulgularından biri de dış asarruflara daha bağımlı hale gelinmesinin arkasında sanayinin aran ihala bağımlılığı olduğunun bulunmasıdır. Bu açıdan üreim sürecinde ara ve yaırım malı ihalaının azalılarak sanayideki üreim değerinin arması şirkeler kesimindeki asarruflar üzerinde olumlu eki yapacakır. Dolayısıyla, oluşurulacak olan sanayi ve dış icare poliikası bu unsuru da dikkae almalıdır. Son olarak, mevcu asarruf oranlarıyla daha yüksek ve sürdürülebilir bir büyüme sağlamanın ek yolu oplam fakör verimliliğini arırmakan geçmekedir. Ancak bu yolla yaırım oranlarını fazla arırmadan yüksek bir büyüme sağlanabilir. Bu açıdan, yukarıda belirilen poliika seçeneklerinin yanında fakör verimliliğini arırabilecek poliikaların analizi de asarruf açığı problemine çözüm üreecek güçedir. 31

36 Prof. Dr. Ümi Özlale Alper Karakur Kaynakça Ang, J. ve Sen K., (2009). Privae Saving in India and Malaysia Compared: The Role of Financial Liberalizaion and Expeced Pension Benefis, Munich Personal RePEc Archive Paper No Aziz, Z.A. (2004). Malaysia: Encouraging Savings In A Dynamic Economy, Opening Remarks A The Launching Of The Merdeka Savings Bond, Kuala Lumpur: BIS Review 2/2004. Bernheim, B.D. ve Shoven J.B. (1991). Saving Behavior in Ten Developing Counries, NBER Books, Universiy of Chicago Press, Cilasun, S.M. ve Kırdar M.G. (2009). Türkiye de Hanehalklarının Gelir, Tükeim ve Tasarruf Davranışlarının Yaay Kesilerle Bir Analizi, İkisa İşleme ve Finans 24:280, Çebi, C. ve Özlale Ü. (2012). Türkiye de Yapısal Büçe Dengesi ve Mali Duruş,İkisa İşleme ve Finans, 27: 2012, Dunn, J. (1974). Well Separaed Clusers and Opimal Fuzzy Pariions, Journal of Cyberneics 4, Dünya Bankası (2011). Yüksek Büyümenin Sürdürülebilirliği: Yuriçi Tasarruflarının Rolü, Ankara:Türkiye Ülke Ekonomik Raporu. Emmerson, C. ve Wakefield M. (2003). Increasing Suppor for Those on Lower Incomes: Is he Saving Gaeway he Bes Policy Response, Fiscal Sudies, 24:2, Emmerson, C. ve Wakefield M. (2001). The Saving Gaeway and The Children Trus Fund: Is Asse Based Welfare Well Fair?, The Insiue for Fiscal Sudies, Commenary 85. Gourinchas, P., Landerreche O. ve Valdes R. (2001). Lending Booms: Lain America and he World, Economia, 1:2, Grinsein-Weiss, M., Sherraden M.W., Gale W.G., Rohe W., Schreiner M.J., ve Key C. (2011). The Ten-Year Impacs of Individual Developmen Accouns on Homeownership: Evidence from a Randomized Experimen, 10 Ağusos 2012 arihinde hp://dx.doi.org/ /ssrn adresinden erişildi. HM Revenue and Cusoms, (2011). Children Trus Fund, Saisical Repor. Kempson, E., McKay, S. ve Collard S. (2003). Evaluaion of he CFLI and Saving Gaeway Pilo Projecs, (Inerim Repor on he Saving Gaeway Projec), Personal Finance Resource Cener, Universiy of Brisol. Levine, R., Loayza N., ve Beck T. (2000). Financial Inermediaion and Growh: Causaliy and Causes, Journal of Moneary Economics, 46:1, Loayza, N. ve Ranciere R. (2005). Financial Developmen, Financial Fragiliy and Growh, IMF Working Paper, WP/05/170. Maur, E.P., Sabuncu A. ve Bahçeci S. (2012). Deerminans of Privae Savings and Ineracion Beween Public and Privae Savings In Turkey, Topics in Middle Easern and African Economies, 14, Mills, G., W.G. Gale, Paerson R., Engelhard G.V., Eriksen M.D. and Aposolov E. (2008). Effecs of Individual Developmen Accouns on Asse Purchases and Saving Behavior: Evidence from a Conrolled Experimen, Journal of Public Economics, 92:5-6, Park, D. and Rhee C. (2005). Saving, Growh and Demographic Change In Korea, Journal of he Japanese and Inernaional Economies, 19, Üçer M. ve Van Rijckeghem C. (2009). The Evoluion and The Deerminans of The Turkish Privae Saving Rae: Wha Lessons For Policy?, Koç Üniversiesi-TÜSİAD Economic Research Forum Çalışma Tebliği, No: Van Rijckeghem, C. (2010). Deerminans of Privae Savings in Turkey: An Updae, Boğaziçi Üniversiesi İkisa Bölümü Çalışma Tebliği, 2010/04. Yükseler, Z. (2011). Türkiye nin Karşılaşırmalı Cari İşlemler Dengesi ve Rekabe Gücü Performansı ( Dönemi), Ankara: Türkiye Cumhuriye Merkez Bankası Yayını. 32

37 Bankacılar Dergisi Dipnolar: Bunu söylemekle beraber, Türkiye deki mali duruşun (fiscal sance) ve büçe performansının son dönemde dönemindeki kadar olumlu seyremediğini belirmek gerekir. Mali duruş ve yapısal büçe dengesi için Çebi ve Özlale (2012) ye bakılabilir. Cilasun ve Kırdar (2009) bu nedenleri miras bırakma güdüsü, yaşam süresi belirsizliği, sağlık riski ve herhangi bir sosyal güvenlik sisemi içinde yer almama olarak sıralamakadır. Medyan asarruf oranı ise yüzde 9 bulunmuşur. Finansal gelişmişlik, ekonomik büyüme ve asarruflar arasındaki ilişkiyi inceleyen geniş bir lieraür vardır. Loayza and Ranciere (2005) a göre finansal gelişmişlik ekonomik büyümeyi olumlu ekilerken, bankacılık seköründe belirsizlik ve finansal kırılganlık yaşayan ekonomilerde bu eki ersine dönmekedir. Bu açıdan finansal serbesleşme ve derinleşme kısa dönemde makroekonomik isikrarı ehdi edebilirken uzun dönemde büyümeye olumlu kakı yapmakadır. Finansal gelişmenin ekonomik büyüme üzerindeki olumlu ekileri için Levine vd. (2000), finansal gelişmeye paralel olarak seyreden kredi genişlemesinin olumsuz ekileri için Gourinchas vd. (2001) göserilebilir. Aynı durum medyan asarruf oranları için de geçerlidir. Bunun sonucu olarak da hane halkı yükümlülükleri arası yaklaşık 12 ka armışır. Kırdar ve Cilasun (2009) bu sonucu doğrulasa da, aynı eğiim grupları arasında yapılan karşılaşırmalarda Türkiye deki asarruf oranlarının hala düşük olduğu unuulmamalıdır. Enflasyon ve reel faizlerin ekileşimini gösermek için nominal faiz oranları kullanıldığında özel asarrufların daha da fazla ekilendiği görülmekedir. 9 Kümeleme analizinde N ade gözlemin her birinde p ade ölçümün yapıldığı Nxp boyulu veri marisi kullanılarak Ökli uzaklık fonksiyonu anımlanmakadır. Bu uzaklık fonksiyonu kullanılarak kümeleme analizi yapılmaka, küme içindeki uzaklıklar minimum, kümeler arası uzaklıklar ise maksimum yapılmakadır. Dunn, J. (1974). Well Separaed Clusers and Opimal Fuzzy Pariions, Journal of Cyberneics 4: Yıllar bazında ihalaa bağımlılık oranı, aylıkan farklı olarak, imala sanayi firmalarının birbirlerine saışları düşülmek sureiyle hesaplanmışır. 11 Pilo uygulamada hesaplar 18 ay süreyle açık uulmuşur. 12 Program hedefleri ve sonuçları ile ilgili deaylı bilgi için Emerson ve Wakefield (2003) incelenebilir. 13 Bu mikar, hesaba yaırılabilecek maksimum uarın yaklaşık yüzde 63 üydü. 33

38 Bankacılar Dergisi, Sayı 83, 2012 Finansal İsikrar ve Finansal İsikrara Yönelik Kamusal Sorumluluk Çerçevesinde Para Poliikası: Türkiye Analizi * Giriş Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı ** Tarihsel süreç içinde para, hesap birimi olma, işlemlere aracılık eme ve asarruf aracı olma fonksiyonları yanında Merkez Bankalarının amaçlarını gerçekleşirmeye yönelik piyasaya müdahale aracı haline gelmişir. Arık para poliikası araçları ile Merkez Bankaları amaçlarına ulaşmaya ve finansal piyasalardaki isikrarsızlıkları oradan kaldırmayı çalışmakadır. Ekonomilerin yüksek oranda enegre olmaları para poliikası, finansal sisem, ekin deneim - gözeim fonksiyonu ve ödemeler siseminde değişikliklere neden olmuşur. Fiya isikrarı ve finansal isikrar amaçlarına yönelik para poliikaları araçları ve modeller daha karmaşık hale gelmişir. Bu süreçe Merkez Bankalarının ara amaçlar ile ana amaçlara ulaşma şeklindeki para poliikalarından vazgeçmeleri gerekmişir. Fiya isikrarı arık Merkez Bankaları arafından doğrudan hedeflenmeye başlanmışır. Finansal isikrarı ise bu süreçe ikincil ana amaç haline gelmişir. Para poliikasının ekinliği açısından araç-amaç bağımsızlığının sağlanması ve Merkez Bankalarının para poliikası uygulamalarından sorumlu uulmaya başlanması da zorunlu hale gelmişir. Fiya isikrarı ve ekonomik isikrar açısından finansal isikrar önceliklidir. Finansal isikrarın önceliğine, finansal işlemlerin hacmindeki arışlar, finansal araçların çeşilerinde ve yapısında yaşanan değişimler, uluslararası finansal siseme enegrasyon süreci ve abii ki maliyei yüksek krizler neden olmakadır. Finansal sisemi beş ana unsurdan düşünmek mümkündür. Bunlar, para, finansal araçlar, finansal piyasalar, finansal kurumlar ve Merkez Bankalarıdır. Unsurlardan birinin fonksiyonlarını yerine geirememesi, finansal sisemin riske girmesi ve isikrarsızlığın yaşanması için yeerli olmakadır. Finansal sisem güven unsurunun oluşmasında, belirsizliğin azalmasında ve risklerin fiyalara dahil edilmesinde ekinlik sağlamakadır. Bu nedenle kı kaynakların ekin kullanılması için, finansal araçları kullanma yeeneğine sahip, finansal sisemin olduğu, paranın likidiesi en yüksek araç olduğu bir yapılanma gerekmekedir. Tarihsel süreç içinde finansal sisem hızla gelişmişir. Bankaların mevdua kabul emesi ve kredi vermeye başlaması para ve sermaye araçlarının çeşilenmeye başlamışır. Bunun dışında bankaların dolayısıyla finansal sisemin Merkez Bankalarının piyasaya müdahale eme ve likidie ile ilgili düzenlemelerde emel araç haline gelmesi, bu çalışma açısından ayrıca önemlidir. Bankalar dışında arık finansal sisemde sigora şirkeleri, emeklilik fonları, finansman şirkeleri, yaırım fonları, yaırım oraklıkları, kredi birlikleri vb. finansal kuruluşlar faaliye gösermekedirler. Piyasa kaılımcılarının sayısında ve üründeki arışlar sisemin ve finansal faaliyelerin karmaşık bir yapı almasına neden olmuşur. Merkez Bankaları da zaman içinde para basan kurum olmanın dışında, para poliikası aracılığıyla ekonomilerde ve finansal piyasalarda önemli fonksiyonlar üslenmeye başlamışlardır. Para ve kredi poliikasını yönemek bu fonksiyonlar içinde en önemlisidir. Likidienin izlenmesi ve düzenleme yapılması, ödeme ve kredi siseminin fonksiyonlarının yerine geirilmesine yönelik * ** Bu Araşırma, Türkiye Bankalar Birliği arafından yapırılmışır. Balıkesir Üniversiesi, İ.İ.B.F. İkisa Bölümü Öğreim Üyesi. 34

39 Bankacılar Dergisi uygulamalar, ekin deneim ve gözeim fonksiyonu içinde yer alınması, döviz kuru sisemi ve döviz kuruna yönelik düzenlemeler ve fiya isikrarına yönelik uygulamalar para ve kredi poliikasının önemli unsurlardır. Bunun dışında banka rezervlerini umak, akas odası fonksiyonunu sürdürmek, uluslararası rezervleri umak ve idare emek bu fonksiyonlar içinde ilk sıralarda yer almakadır. 1. Finansal İsikrar Parasal isikrarın anımlanmasında am bir görüş birliği bulunmasına rağmen finansal isikrar açısından durum am ersidir. Kimse fiyaların isikrara kavuşurulmasının yanlış bir şey olacağını ya da öncelikli bir konu olmadığı yönünde bir fikir beyan emez, ya da para poliikasının fiya isikrarına yönelik poliikalar gelişirmesini eleşirmez (Crocke, 1997). Parasal isikrar konusunda anımlama ve gerekliliği konusunda bir uzlaşma sağlanmasıyla beraber bu konudaki arışmalar daha eknik konularda yoğunlaşmakadır. Bunlar arasında, enflasyon oranlarının hesaplanması ile ilgili arışmalar, opimal enflasyon oranının ne olması gerekiği, enflasyon oranının mı yoksa fiya seviyesinin mi olguyu objekif olarak oraya koyduğu ve fiyaın isenilen düzeye düşürülmesinden sonra isikrarın ne kadarlık bir sürede sağlanacağına yönelik arışmalar bulunmakadır. Finansal isikrarın anımı açısından parasal isikrar gibi am bir görüş birliği bulunmamakadır (Issing, 2003). Birçok yazar kendi inceleme alanlarına uygun olarak bir anımlama yapmışlardır. Ayrıca anımlamalar sadece yapılan çalışmaya bağlı olarak, kavramın sadece bir yönünü ele almakadır. Daha çok finansal isikrarsızlık konusunda uzlaşı olmasından dolayı da bu kavram finansal isikrar yerine yoğun olarak kullanılmakadır (Driffill vd., 2006). En emel şekilde, finansal isikrarı kurumlar açısından ve piyasalar açısından isikrar şeklinde ayrı ayrı anımlamak mümkündür. Finansal kurumlar açısından, yapıkları sözleşmelere bağlı olarak yürüükleri faaliyelerin bir kesiniye uğramadan, dışarıdan bir müdahale olmadan güven içinde sürdürme derecesinin yüksek olması, finansal isikrar olarak anımlanır. Piyasalar açısından ise, finansal piyasalarda faaliye yürüen her kaılımcının işlemlerini piyasada oluşan fiyalardan rahalıkla gerçekleşirmeleri, finansal isikrar olarak anımlanır (Crocke, 1996). Piyasada oluşan bu fiyaların ise, fiyaın oluşmasını ve harekeini sağlayan ekonomik emel değişkenlerin fonksiyonu olması ve kısa dönemde kendisini dolaylı olarak ekileyen değişkenlere karşı aşırı epki vermemesi, finansal isikrarın varlığı açısından kriik rol oynamakadır. Tanım olarak finansal isikrar, ödeme siseminin, riski dağıma, kaynakların ekin dağılımı gibi ekonomik fonksiyonlarını geçici bir dalgalanma, bir şok veya yapısal değişim dönemlerinde bile ekin bir şekilde yerine geirmesi durumudur (Bundesbank, 2003). Bu anımlamaya yakın diğer finansal isikrar anımı da finansal sisemi oluşuran anahar araç, piyasa ve kurumların düzgün bir şekilde çalışması şeklindedir (Duisenberg, 2001). Large (2003) e yapılan anımlamaya göre ise finansal isikrar, finansal siseme karşı sürdürülebilir bir güvenin olması durumunda sağlanmış demekir. İsikrarsızlık durumu ise, ekonominin çeşili kanallarından gelecek şoklar sonucu ve bu şokların bulaşıcılık ekisi ile birlike üm finansal sisemi ekilemesi sonucunda olacakır. Bu ekiler ise sisemin likidie sağlama özelliğini kaybemesi ve yapılan sözleşmelerin yerine geirilmesinde yaşanan zorluklar şeklinde görülebilir. Bu anımı amamlayacak diğer bir anım ise Padoa-Schioppa (2002) e yapılmışır. Buna göre; finansal isikrar yaşanacak bir şok karşısında, asarrufların yaırım fırsalarına dağıımında bir sorun yaşanmaması ve ekonomideki ödeme siseminin işlerliğinin bozulmaması durumunda söz konusu olabilir. 35

40 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı Bunların dışında, am bir finansal isikrar anımının yapılması, finansal siseme dair üm fakörlerin içerilmesiyle mümkün olacakır. Bu anlamda finansal aracılar, organize ve organize olmayan piyasalar, ödeme ve sisemin işleyiş düzeni, sisemi desekleyen eknolojik alyapı, yasal ve düzenleyici kanunlar ve düzenleyici kurumların hepsi isikrar unsuru içinde göz önünde bulundurulmalıdır (Padoa-Schioppa, 2002). Tanımın bu yönlü düşünülmesi, asarrufların yaırım alernaifleri arasındaki dağılımının, sisem içinde bilginin yayılış şeklinin, riskin ekonomik birimler arasındaki dağılımının ve ödeme siseminin ekonomiyi yönlendiriş şeklinin anlaşılmasını mümkün kılacakır. Haldane vd. (2001) de yapılan anımlamada çok genel bir ayırım yapılmış, durum sadece asarruf-yaırım eşiliği açısından değerlendirilmişir. Bu anıma göre, finansal sisemde yaşanan bir şok nedeniyle meydana gelen bir dalgalanmanın asarruf-yaırım dengesini bozması finansal isikrarsızlık olarak anımlanır. Başka bir anım finansal isikrarı, varlık fiyalarında uzun vadeli oynaklıkların olmaması şeklinde asarlamakadır. Varlık fiyaları oynaklığı ise, fiyaların kendi emel seviyelerinin uzağında yer almaları ve fiyalarda ani bir kırılma yaşanması şeklinde anımlanmakadır (Crocke, 2000). Daha genel bir anımlama ise Crocke (1997) de yapılmışır. Buna göre finansal isikrar, sınırlı bir grup üzerinde oluşacak ölçülebilir ekonomik zararın öesinde bir oluşumun olmadığı durumdur. 2. Finansal İsikrarın Sağlanmasında Kamusal Müdahale Gerekliliği Finansal sisemi finansal kurumlar ve piyasalar şeklinde iki kısımdan düşünmek ve finansal isikrarsızlık unsurlarının neden kamusal müdahale gerekirdiğine yönelik genel olarak şu açıklamaları yapmak mümkündür; Finansal kurumlardan kaynaklanan önemli bazı isikrarsızlık unsurları bulunmakadır (Crocke, 1997). Bunlar; mevdua sahipleri ve kredi alan finansal piyasa kaılımcılarının finansal kuruluşların iflasından kaynaklanacak dalgalanmalardan olumsuz ekilenme ihimali, oluşan zarar ve risklerin bulaşıcılık ekisi ile diğer finansal piyasa kaılımcılarına da sıçraması, mevdua sahipleri veya problemli kurumların kurarılmasına yönelik olarak uygulanacak programların maliyeinin finansal sisemi güçlendirmeye yönelik maliyelerden çok yüksek olması, finansal sekörden kaynaklanan sorunların makro ekonomik sonuçlarının çok ağır olması ve son olarak ise, finansal aracıların isikrarsızlık unsurları yüzünden ekin olarak çalışamaması ile birlike asarruf mikarı ve kredi hacminin çok düşük ve yaırımların yeersiz düzeyde kalması durumlarıdır. Finansal isikrarsızlığın yaşanması ile birlike kamusal müdahale gerekliliği konusunda lieraürde genel kabul görmüş bir durum olmasının yanında finansal piyasaların doğasında olan oynaklıklara müdahale edilmemesi de gerekmekedir. Doğası gereği isikrarsızlığa girme -bulaşıcılık ile isikrarsızlığı yayma (insabiliy bias) ve üm ekonomiyi ekileme (spillover) eğilimde olan finansal piyasalarda kısa dönemli dalgalanmalar ve oynaklıklar olması muhemeldir. Bu ür dalgalanmalar ve oynaklıklarda kamusal müdahaleler ile ekinliği sağlamak mümkün olmamakadır Böyle durumlarda denge fiyalarının oluşması ve ekinliğin sağlanmasında piyasa sisemi daha ekin olmakadır. Finansal piyasalardan kaynaklanan isikrarsızlık unsurlarını ise şu şekilde açıklamak mümkündür (Crocke, 1997); İlgili finansal varlık fiyaında meydana gelen oynaklığın ilgili finansal piyasayı risk alına sokması ve oynaklığın bulaşıcılık ekisi ile diğer finansal piyasaları ekilemesi durumunda, finansal sisem isikrarsızlığa girme eğiliminde olacakır. Bu durum kamusal müdahalenin gerekliliğine işare emekedir. İsikrarsızlık yaraacak şekilde oraya çıkan finansal varlık fiyalarındaki oynaklıkların kamusal müdahale gerekirmesinin nedenleri arasında; böyle durumlarda, kamu oorielerinin makro ekonomik poliika oluşurmaka ve izlemeke sorunlar yaşaması, para poliikasının geleneksel olarak reel ekonomiyi ekileme sürecinde (faiz ve döviz kuru poliikaları) beklenmeyen değişikliklerin 36

41 Bankacılar Dergisi meydana gelmesi ve piyasa kaılımcılarının piyasalara - izlenen poliikalara güveninin olumsuz ekilenmesi sayılabilir. Bunun dışında, finansal varlık fiyalarındaki oynaklıkların bulaşıcılık ekisi ile eikleyeceği, kurumlardan kaynaklanan ve kamusal müdahale gerekiren riskler arasında; İlgili kurumların belli başlı finansal varlıklarda büyük pozisyon açmış olması, döviz pozisyonlarında varlık-yükümlülük dengesini sağlayamamaları ve açık pozisyonda kalmaları, faize bağlı varlıklarda vade uyumsuzluğu içinde olmaları gibi durumlar sayılabilir. Finansal varlık fiyalarındaki oynaklıkların direk olarak makro ekonomik riskler yaraması ve bu oynaklıklara kamusal müdahale gerekliliği durumuna örnek olarak ise; döviz kurlarında büyük oynaklıkların meydana geldiği ülkelerde yüksek faiz poliikası ile kurlardaki oynaklığın önüne geçilmeye çalışılması ve sonuç olarak reel ekonominin yüksek faizden olumsuz ekilenmesi göserilebilir Finansal İsikrar ve Merkez Bankası Para arzının alına bağlı olduğu, para poliikasının düşük fiya ve yüksek isihdamı hedef aldığı dönemlerde Merkez Bankalarının üzerinde finans piyasalarının gözeim ve deneim fonksiyonu (supervision) için zemin yoku 1. Aynı dönemde pek çok Merkez Bankasının bağımsızlığı bulunmamakaydı ve poliika araçları kamu ooriesi konrolü alındaydı. Aynı dönemlerde finans piyasalarından kaynaklanan krizler, mevdua sigorası vb. uygulamalara bağlı ahlaki risk gibi sorunlar da bulunmamakaydı (Padoa-Schioppa, 2002). Aşağı yukarı son 30 yıllık periyoda bakıldığında, ekonomilerin parasal isikrar konusunda belirli bir isikrar ve başarı sağladığı görülmekedir. Ancak aynı dönemde finansal isikrar anlaşılması ve sağlanması zor bir olgu olarak orada kalmışır. Özellikle 1980 lerden sonra finansal isikrarsızlık süreçlerindeki arış, ulusal ve uluslararası kurumların dikkaini finansal isikrar kavramı üzerinde çekmişir (Borio, 2005). Bu nokada arık fiya ve parasal isikrarın sağlanmasının finansal isikrar için gerekli ancak yeerli bir fakör olmadığı da fark edilmeye başlanmışır. Son dönem ekonomik gelişmelere bakıldığında liberal bir ekonomik yapılanmanın ağırlık kazandığı görülmekedir. Devamında ise uluslararası ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve işbirliğinin arması ile birlike gelişmeke olan ülkelere doğru yüksek mikarda sermaye girişleri, genel olarak eknolojik alanda hızlı gelişmeler ve son olarak ise finansal sisemde yaşanan hızlı değişimlerin olduğu görülmekedir. Ancak eknolojik alanda hızlı gelişmelerin olması ve bu gelişmelere bağlı olarak özelde bankacılık siseminin ekin çalışmaya başlaması, Merkez Bankalarının finansal isikrarı gözemesinden bağımsız olamamışır (King, 1999). Bu duruma neden olan fakör, para yarama ve parasal akarım sürecinde bankalar ve nispi olarak finansal kurumların da önemli ölçüde ekilerinin olmasıdır. Merkez Bankası bu nokada para biriminin hesap birimi ve değişim aracı olarak ekin kullanılmasını sağlama adına finansal isikrarı gözemek durumunda kalmakadır (Padoa- Schioppa, 2002). Son dönem finansal gelişmelere bakıldığında ise, gelişmiş ve gelişmeke olan bir çok ülkede finansal sisemde isikrarsızlıkların ve krizlerin yaşandığı görülmekedir. Finansal ve parasal rejimlerdeki değişim ekonomilerin işleyiş şekillerini değişirmişir. Finansal liberalizasyon süreci ile birlike kredi piyasalarında hızlı yükseliş ve düşüşler, özellikle finansal varlık fiyalarında ani harekelerle birlike ekonomik dalgalanmalar armaya başlamışır (Mishkin, 2006). Kredi ve varlık fiyalarındaki ani harekelerin olduğu dönemde Merkez Bankalarının fiya isikrarına yönelik poliika yürümeye çalışmaları da güvenilirlik açısında sorun yaramaya başlamışır. Arık bu nokada finansal piyasalardan kaynaklanan kırılganlıklar (fragiliy) ekonomik açıdan makro boyulu bir sorun ve enflasyon açısından da göz önünde bulundurulması gereken önemli bir durum olarak oraya çıkmışır (Borio, 2005). Arık Merkez Bankalarının fiya isikrarına yönelik olarak izledikleri para poliikalarında 37

42 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı esneklik sağlamaları ve oraya çıkacak dalgalanmaları önceleyen (procyclical) ve göz önünde bulunduran poliikalar üremeleri kaçınılmaz olmuşur (Borio, 2004). Finansal piyasalarda yaşanan dönüşüm ve krizler ile birlike ekonomi lieraüründe Bedavacılık Sorunu ve de Asimerik Bilgi ye bağlı olarak oraya çıkan, finansal piyasa başarısızlıkları olan Tersine Seçim ve Ahlaki Risk olguları, yaşanan isikrarsızlıkların ve krizlerin açıklanmasına yönelik olarak son dönemde yoğun olarak kullanılmakadır. İlgili finansal sisemde piyasa başarısızlıklarının ve özellikle asimerik bilgiye bağlı olarak ahlaki riskin geniş bir şekilde yaşanması ve anlamlı bir hal alması ile birlike, finansal sisemde panik, banka iflasları, varlık fiyalarında köpük oluşumu (bubble), varlık-yükümlülük dengesinin bozulması ve yeersiz risk yöneimi gibi unsurların oraya çıkması ile finansal isikrarsızlık yaşanmakadır (Ferguson, 2002). Özellikle bu dönemlerde, bankaların risken kaçınmaya çalışmaları ve ekonomik birimlerin ürev para araçlarına değil de Merkez Bankası parasına güven duymalarına bağlı olarak likidiede sıkışıklık yaşanmakadır. Bu nokada sisem içinde ek para birimi kullanıldığı ve bu para biriminin ekin kullanımı Merkez Bankalarının sorumluluğu alında olduğu için finansal isikrarı gözeecek şekilde Merkez Bankalarının müdahalesi gerekmekedir (Calomiris ve Kahn, 1996). Merkez Bankaları arık arihsel süreç ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak, bankaların bankası haline gelmişir. Bu durum finansal sisemin işleyişi ile ilgili olmasına emel eşkil eden durumlardan en önemlisi olmuşur. Bunun yanında, Merkez Bankaları ve finansal kuruluşlar ile zaman içinde oluşan organik bağ da sisemin işleyişi açısından Merkez Bankalarına sorumluluk yüklemeye başlamışır. Bankaların parasal siseme büyük oranda enegre olmaları, para yarama sürecinde ve parasal sisem içinde kili rol üslenmeleri de Merkez Bankalarının bu kurumlara ve dolayısıyla finansal sisemin işleyişine duyarlı hale gelmelerine kakı sağlamış ve son kredi mercii olarak faaliye gösermelerini deseklemişir (Ferguson, 2002). Merkez Bankalarının finansal isikrarı sağlama sorumluluğu olması emelinde şu dör unsur yamakadır (Schinasi, 2003); İlk olarak, Merkez Bankaları yasal ve uygulamalı olarak piyasalara gerekli ve acil olan likidienin sağlanmasında ek mercii olarak görev yapmakadır. Yani son kredi mercii olma fonksiyonu, Merkez Bankalarına sisemin isikrarı için sorumluluk yüklemekedir. İkinci olarak Merkez Bankalarının yeki alanında olan ödemeler siseminin sorunsuz bir şekilde çalışması ile ilgilidir (Herrero ve Rio, 2003). Merkez Bankaları geleneksel olarak, sisemik bir risk ihimaline karşı, ödemeler siseminin sağlıklı ve isikrarlı çalışması için rol üslenmekedir 2. Bu açıdan bakıldığında, ödemeler sisemi finansal piyasaların emel aşlarından biri olmakadır. Ödemeler siseminin sağlıklı ve isikrarlı olması ihiyacı finansal isikrarın Merkez Bankalarının sorumluluk kapsamında girmesi sonucunu geirmekedir. Üçüncü olarak, banka sisemi reel ekonomiye kaynak akarma sürecinde bir köprü görevi görmeke reel ekonomiye kaynak yaramakadır. Bu süreçe para poliikası ve parasal akarım sürecinde de bankacılık siseminin ekisi bulunmakadır 3. Bu nedenle Merkez Bankaları bankacılık kesiminde faaliye göseren kurumların sağlamlığı (soundness) ve finansal piyasaların isikrarlı olması açısından, sisemi izlemeke ve oluşan risklere karşı poliika gelişirmekedir. Merkez Bankasının finansal isikrarı sağlama sorumluluğuna yönelik son gerekçe ise, finansal isikrar ve fiya isikrarı arasında ilişki bulunmasıdır. Ekin deneim ve gözeim fonksiyonunun Merkez Bankası arafından yürüülmemesi gerekiğine yönelik olarak oraya aılan argümanlara bakıldığında şu durumlar ile karşılaşılmakadır; Merkez Bankasının fiya isikrarı ve finansal isikrar gibi iki hedef alması bu hedefler arasında çaışmaya neden olabilir. İkinci olarak, ekin deneim ve gözeimin Merkez Bankası arafından yapılabiliyor olması için ilgili kuruluşa am bir bağımsızlık verilmiş olması (amaç ve araç bağımsızlığı) gerekmekedir. Üçüncü olarak, fiya isikrarı poliikası ile birlike ekin deneim ve gözeim fonksiyonunun aynı anda Merkez Bankasının arafından 38

43 Bankacılar Dergisi yürüülmesi ekisizlik meydana geirebilir (Papademos, 2006). Son olarak ise, deneim ve gözeim faaliyei içinde bulunulan finansal ürünlerin ne bir biçimde sınırlarının çizilip (banka, sigora şirkeleri ve hisse seneleri piyasaları açısından) birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerekmekedir. Bu da fiya isikrarını ana hedef alan bir Merkez Bankası için ayrı bir uzmanlaşma gerekirdiğinden ekin bir şekilde gerçekleşirilemeyebilir (Padoa-Schioppa, 2002). Ancak eorik ve uygulamalı çalışmalarda ekin gözeim ve deneim fonksiyonunun Merkez Bankası arafından gerçekleşirilmemesi gerekiğine yönelik güçlü bir sonuç ve ekin deneim ve gözeime yönelik opimal ek bir model bulunmamakadır (Padoa Schioppa, 2003). Günümüz Merkez Bankalarının finansal isikrar açısından para poliikası ve ekin deneim gözeim fonksiyonu arasındaki ilişkiyi iyi belirlemesi ve am olarak ayrım yapması gerekliliğine rağmen, finansal isikrarın çaısının ve kapsamının ne olarak oraya koyulmasındaki zorluk nedeniyle sınırı çizmek am olarak mümkün olmamakadır. Bu nedenle de uygulamada, finansal isikrar için gerekli olan ekin deneim - gözeim fonksiyonu görevi, belli bir oranda Merkez Bankaları görev kapsamı içine de girmeke ve Merkez Bankaları arafından gerçekleşirilmekedir. 3. Faiz Düzleşirme Kuralı (Ineres Rae Smoohing Rule) Meodolojisi Lieraüre bakıldığında faiz düzleşirme modeli ile ilgili iki ana yaklaşımın olduğu görülmekedir. İlk olarak oraya aılan yaklaşım Merkez Bankalarının parasal büyüklükleri ya da faiz oranlarını hedef alması bağlamında düşünülmekedir. Buna göre; Merkez Bankaları faiz oranlarını düzleşirerek, gelecekeki faizlerin ahminini kolaylaşıracak bir yol oluşurmakadır. Kısa vadeli faizlerle ilgili önsel bir düzleşirme oranının belirlenmesi, faizlerin isikrarlı hareke emesini sağlamakadır (Lowe ve Ellis, 1997). İkinci ve yeni yaklaşıma göre ise, Merkez Bankaları belirledikleri hedef (arzu edilen) faiz oranına göre, ki bu faiz oranı belirlenmiş makro ekonomik değişkenlere göre hareke eden bir faizdir, kısa vadeli faizleri ayarlama yoluna giderler. Bunu gerçekleşirirlerken de oluşurulan faiz düzleşirme modeline bağlı olarak faizleri düzleşirmeye, yani hedef faizdeki değişimin sadece belirli bir oranını ilgili dönemde; kalan kısmını ise diğer dönemlerde yansımaya, yönelirler (Lowe ve Ellis, 1997). Faiz düzleşirme kuralının diğer kurallara oranla faizin gerçek seyrini yakalamaka açısından başarılı olmasını sağlayan üç neden bulunmakadır. Bunlardan ilki, önceki iki kural da, rasyonel piyasa varsayım alında, dönemindeki faiz oranının anında hedeflenen değerine eşileneceğini varsaymaka ve Merkez Bankalarının faiz oranlarını düzleşirmeye yönelik poliikalarını göz ardı emekedir. İkinci olarak ise, açıklanan iki kuralda da faiz oranlarındaki üm değişiklikler Merkez Bankalarının, ekonomik koşullardaki değişime sisemik epkisi olarak kabul edilmekedir. Ekonomik koşullar hakkındaki yanlış ahminler dışında, belirlenen faiz kuralı, poliika eylemlerinde hiçbir rassallığa izin vermemekedir. Son olarak ise, her iki kural da Merkez Bankalarının faiz oranları üzerinde am bir konrole sahip olduğunu ve faiz oranını hedeflenen düzeyde umak konusunda başarılı olacağını varsaymakadır (Clarida vd., 2000). Faiz düzleşirme (smoohing) kuralında ise, yukarıda sayılan varsayımlardan ilki kaldırılmaka ve döneminde gerçekleşen faiz oranı şu şekilde anımlanmakadır; r = ρ r 1 + (1 ρ r + υ (3.1) ) Bu denklem gerçekleşen faiz oranının hedef değer ve bir dönem gecikmeli değerine göre oluşuğunu ve hareke eiğini gösermekedir. Burada υ sıfır oralamalı dışsal faiz şokunu simgeleyen haa erimidir. Bu kurala göre, p > 0 olması halinde Merkez Bankası kısa dönem faiz oranını, faizin bir önceki dönemdeki ve arzulanan (desired) değerindeki değişime göre ayarlayacakır. Kısmi ayarlama kasayısı olan p nun (ro nun) alacağı değere göre kısa vadeli faiz oranı, makro ekonomik değişkenlere göre uyarlanmış olan arzulanan faiz oranına, 39

44 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı değişimin olduğu dönemde kısmi olarak uyarlanacak ve faiz oranı kısmi ayarlama kasayısına göre düzleşecekir (smoohing) (Clarida vd., 2000). Kısmi ayarlama kasayısının ( p = 0 ) olması durumunda ise, kısa vadeli faiz oranı dönemindeki makro ekonomik duruma göre ilgili dönemde am uyarlanacakır (Rudebusch, 2002). Son olarak ρ =1 olması durumunda ise, oluşurulan faiz kuralına göre bir ayarlama yapılmayacak faiz oranı rassal hareke eme eğiliminde olacak yani bire bir önceki dönemdeki değerine gore am değer üreecekir. Yukarıda açıklanmaya çalışılan kısmi ayarlama süreci aynı zamanda faiz düzleşirme kuralı olarak adlandırılmakadır. Böyle bir eşleşmenin nedeni ise, kısmi ayarlama sürecinde kısa vadeli faiz oranının, arzulanan faiz oranındaki değişime göre daha az oynak (volailiy) hale gelmesidir. 3.1 nolu kuralda ρ kasayısı, faiz oranlarındaki değişimin düzleşirilme derecesini göseren bir göserge olarak kullanılmakadır. 3.1 nolu kısmi ayarlama denklemi bekleyiş eklenili faiz oranı kuralı ile birleşirildiğinde, Merkez Bankaları için bir eki epki fonksiyonu (reacion funcion) elde edilir. Bunun için * * * rr r π ise r = rr + π eşiliğinden yararlanılacakır. Aynı zamanda oluşurulacak bu fonksiyon dönemindeki gerçekleşen değerler üzerinden ifade edileceği için ilgili değişkenler E ( π, k ) = π, k ve E ( x, k ) = x, k koşulunu sağlamakadırlar. Yani beklenen değerler gerçekleşen değerlere eşiir. Buna göre eki epki fonksiyonunu şu şekilde elde emek mümkündür; ( E[ π Ω ] π ) + γε[ / Ω ] β, k / χ, q (3.2) r = r + * * * r = r βπ + βπ, k + γχ, k (3.3) * * * * r = rr + π βπ + βπ, k + γχ, k (3.4) * * * r = rr ( β 1) π + βπ, k + γχ, k (3.5) ise, ilgili kural; * * r = ρ r 1 + ( 1 ρ) [ rr ( β 1) π + βπ, k + γχ, k ] + ε (3.6) şeklindedir. Tepki fonksiyonunda rr ( β 1) π ek erim olarak varsayılmaka, π değerinin var olması durumunda ise rr ahmin sonuçlarından elde edilebilmekedir (Clarida vd., 2000). Bu nokada ρ kasayısı için açıklama yapmaya ihiyaç vardır. Klasik Taylor Kuralının faizin harekeini açıklama konusunda yeersiz kaldığı ve bundan dolayı gelişirilmeye ihiyacı vardır. Bu nedene bağlı olarak ulaşılan faiz düzleşirme kuralına yukarıda yer verilmişi. Ancak ρ kasayısının içerdiği anlamı oraya koymaya yönelik olarak bu nokada ek açıklama yapmaya gerek vardır nolu denklemde göserilen Klasik Taylor Kuralına göre; r = r + kπ ( π π ) + k y y (3.10) r = r kπ π + kππ + k y y (3.11) Elde edilir. Reel faizin 3.12 nolu denklemdeki şekilde anımlanması ile birlike ise; rr = r k π π (3.12) r = rr + k π + k y π y (3.13) 40

45 Bankacılar Dergisi 3.13 nolu denklemdeki ifadeye ulaşılır 4. Reel faiz yapılacak ahminlerde kendini sabie gösereceğinden, daha sadeleşirilmiş olarak Klasik Taylor kuralı 3.14 nolu denkleme indirgenebilir (Gerlach Krisen, 2004); r π ε = kπ + k y y + (3.14) 3.14 nolu denklem ve modelde sadeleşirilmiş hale geirilen Klasik Taylor Kuralına göre enflasyon veya çıkı açığından kaynaklanan yukarı ya da aşağı yönlü bir şok, kasayı değerlerine bağlı olarak k π,k y, ilgili dönemde direk olarak Merkez Bankaları arafından kısa vadeli faizlere yansıılacak ve şokun ekisi oradan kaldırılmaya çalışılacakır. Uygulanan poliikanın bu şekilde sürmesi varsayımıyla da kısa vadeli faizlerde ani kırılma ya da dalgalanmalar yaşanacak ve poliik süredurum (poliical inerial) söz konusu olmayacakır 5. Böyle bir yaklaşım aynı zamanda piyasa oyuncuları arafından kısa vadeli faizlerin izleyeceği seyrin önceden ahmin edilmesini güçleşirecek, bu da faizlerdeki ani harekeleri hızlandıran bir eki yaraabilecekir. Faiz düzleşirme kuralına göre hareke eden Merkez Bankası ve para poliikası alında ise bu ekiler meydana gelmeyecek ve kısa vadeli faizler isikrarlı hareke ederek düzleşme eğiliminde olacakır. Bu paralelde faiz düzleşirme kuralının avanajlarına vurgu yapan çalışmalar arasında Goodhar (1999), Levin, Wieland ve Williams (1999), Amao ve Laubach (1999), Clarida, Gali ve Gerler (2000), Sack ve Wieland (2000) i saymak mümkündür. Açıklanmaya çalışılan nedenlere bağlı olarak, faiz düzleşirme modeli Klasik Taylor kuralının gelişirilmiş hali olarak 3.6 nolu denklemde ifade edilmişi. Bu nokada ise, 3.3 nolu eki epki fonksiyonu denklemi, 3.6 nolu denklem ile yeniden düzenlenirse 3.15 nolu denkleme ulaşılacakır; r [ r βπ + βπ, k + γχ k ] ε = ρ r 1 + ( 1 ρ), + (3.15) Hedeflenen reel faizin sabi şeklinde 3.15 nolu denklemde yani kuralda yer alması ile birlike; [ βπ, k + γχ k ] ε = r ρ), r ρ ( + (3.16) İlgili kural, son şekli olarak 3.16 nolu denklemdeki halini alacakır. Faiz düzleşirme kuralının nihai hali olan bu kural aynı zamanda Merkez Bankasının eki epki fonksiyonunu vermekedir Gözlemlenmeyen Değişken Hipoezi (Unobserved Variable Hypohesis) Gözlemlenmeyen ihmal edilmiş değişkenler ve faiz poliikasındaki bir değişimin meydana geirdiği yapısal kırılmanın, faiz düzleşirme kuralında yer almaması sonucu meydana gelen sahe faiz düzleşirme kasayısı ve gözlemlenmeyen değişken hipoezi (Unobserved Variable Hypohesis) üzerinde durmak gerekmekedir. Rudebusch (2002) de, Klasik Taylor kuralından harekele oluşurulan faiz düzleşirme kuralının, uygulanmaka olan faiz düzleşirme ile ilgili olarak açıklama gücünün zayıf olduğu ifade edilmişir. Bu duruma ise, ihmal edilen değişkenler ve faiz poliikasındaki yapısal değişimin modelde yer almamasının yol açığı vurgulanmışır. Bu eksiklikler nedeniyle faiz düzleşirme modeli ile kısa vadeli faizin ahmin edilmesi mümkün görünmemekedir. Gözlemlenmeyen değişken hipoezi ise bu yönlü bir eleşiriyi oradan kaldırarak, faiz 41

46 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı düzleşirme kuralının daha gerçekçi ve ekin bir şekilde kısa vadeli faizin harekeini açıklamasını sağlamakadır. Merkez Bankaları uygulamada kısa vadeli faiz ile ilgili epki fonksiyonlarında enflasyon, çıkı açığı ve z olarak anımlanan ve diğer değişken ya da değişkenleri simgeleyen faköre yer vermekedirler. Diğer değişken(leri)i emsil eden z ise ardışık bağlanımlı (auoregressive) olarak şu şekilde ifade edilmekedir (Gerlach Krisen, 2004); = ϕ z 1 u (3.17) z nolu eşilike ϕ poziif ve 1 den küçük, u ise haa erimini ifade emekedir. Ardışık bağlanımlı süreci ifade eden 3.17 nolu denklemin varlığı alında, Merkez Bankasının kısa vadeli faiz poliikasında enflasyon ve çıkığı açığını hedef alacak şekilde bir faiz düzleşirme modeli oluşurması ve ihmal edilmiş değişken ya da değişkenleri içeren z nin bu modelde yer alması durumunda ilgili model, şimdiki dönem (curren value) için 3.18 nolu 6 eşilikeki gibi olacakır (Gerlach Krisen,2004); r απ β + γ = + y z (3.18) Daha önceden anımlanmış 3.16 daki gibi r 1 içeren klasik faiz düzleşirme kuralı, ihmal edilmiş değişken(ler)i içeren 3.18 nolu denklem yerine ahmin edildiğinde, z nin kısa vadeli faiz üzerindeki ekisi r 1 in parameresi olan faiz düzleşirme kasayısı içinde yer alacak ve bu durumda sahe faiz düzleşirme sorunu oraya çıkacakır 7. Sonuç olarak, poliika yapıcılar kısa vadeli faizleri düzleşirecek bir süredurum içeren poliika yürümüyor olsalar da, ahmin sonucu faiz düzleşirme kasayısı p olduğundan yüksek, anlamlı bir değer üreecekir (Gerlach Krisen, 2004). Klasik faiz düzleşirme kuralı, dışlanmış değişkenler sorununu içermesi nedeniyle, kısa vadeli faizin gerçek harekeini yakalamaka zayıf kalmakadır. Klasik Faiz Düzleşirme Kuralını, sahe düzleşirme kasayısı sorunundan kurarmak için, gözlemlenmeyen değişken(ler)i içerecek şekilde yeniden uyarlamak (nesed model), modelin kısa vadeli faizin gerçekeki harekeini yakalaması için gerekmekedir. Buna göre, gözlemlenmeyen değişken hipoezini içerecek şekilde oluşurulan faiz düzleşirme kuralı 3.20 de verilmişir (Gerlach Krisen, 2004); r = pr + (1 p)( απ + βy + γz ) + η 1 (3.20) r = απ + βy + γz + ε 3.20 nolu modelde z, 3.16 nolu denklemdeki gibi üreilmişir. Haa erimi olan η 3.19 daki gibi ardışık bağımlı olarak üreilmemiş olup haa erimi klasik varsayımlarını (ardışık bağımsız, normal dağılımlı ve sabi varyanslı) sağlamakadır (whie noise). Ayrıca arzu edilen faiz oranı, 3.16 nolu modelden farklı olarak r gözlemlenmeyen değişken(ler)i içerecek şekilde oluşurulmuşur 8. Gözlemlenmeyen değişken(ler)i ifade eden z nin faiz düzleşirme kuralı arafından içerilmiş şekli olan 3.20 nolu modelin (nesed model) ahmin edilmesi durumunda arık sahe düzleşirme kasayısı sorunu meydana gelmeyecekir. Arık faiz düzleşirme kasayısı p sadece para ooriesinin uygulamadaki epkisini ölçecek ve para ooriesinin faiz düzleşirme kuralını uygulayıp uygulamadığına yönelik sağlıklı bir sonuç verebilecekir. 42

47 Bankacılar Dergisi 3.2. Liaraür ve Modelin Finansal İsikrara Kakıları Merkez Bankalarının faiz düzleşirme kuralına uygun olarak hareke emeke olduğu yani poliik süredurumun (poliical ineria) yaşandığına yönelik olarak benzer sonuçların bulunduğu eorik ve uygulamalı pek çok çalışma mevcuur. Uygulamalı çalışmalar arasında Sack (2004), Woodford (1999), Goodhar (1999), Levin vd. (1999), Amao ve Laubach (1999), son olarak Sack ve Wieland (2000) sayılabilir. Yukarıda verilen faiz düzleşirme kuralı ile ilgili çalışmalarda ve Clarida vd. (2000) de veriler çeyrek dönemler şekilde kullanılmışır. Bunların dışında faiz düzleşerme kuralını, günlük, hafalık ve aylık bazda inceleyen çalışmalar da mevcuur. Bunlar arasında önemli olarak Goodfriend (1991), Dosey ve Orok (1995), Rudebusch (1995), Goodhar (1997), Lowe ve Ellis (1997), Balduzzi, vd. (1997), Eijffinger, vd. (1999), Orphanides ve Wieland (1998), Rudebusch (2002), Gerlach Krisen (2004), Driffill, vd. (2006), English, vd. (2003), Drew ve Planier (2000) sayılabilir. Merkez Bankalarının finansal isikrar bağlamında neden faiz düzleşirme kuralı uygulaması gerekiğine ve uygulamaka olduğuna yönelik şu nedenlerden bahsemek mümkündür; Kısa vadeli faizlerin yavaşça (gradually) uyarlanması durumunda Merkez Bankası finansal kriz ihimalini azalabilecekir (Goodfriend, 1987). Kısa vadeli faizin düzleşirilmeye çalışılması, finansal piyasalarda meydana gelen değişime yavaşça uyarlanma anlamına gelecekir. Bu şekildeki poliika ercihi, finansal piyasalardaki harekein ve oynaklığın hızını yavaşlaacak, ani harekeler olmasını önleyebilecekir. Merkez Bankaları finansal piyasaların oynak (volaile) olmasından her zaman rahasızlık duyar (Cobham, 2003). Önsel olarak, Merkez Bankalarının finansal piyasalar üzerinde sres oluşmamasını arzu emeleri ve bu durumu oradan kaldırmaya çalışmaları beklenir. Bu bakımdan Merkez Bankaları kısa vadeli faizleri düzleşirmeye yönelir ve piyasaların oynaklığını azalmaya çalışır. Merkez Bankaları kısa vadeli faizleri düzleşirerek finansal piyasalar ve oyuncuları ile ekin ileişim kurma şansını yakalar (Goodfriend, 1991). Ancak ekonomik birimler kararını geleceğe dönük olarak (forward-looking) alıyorlarsa, Merkez Bankalarının izlediği faiz düzleşirme kuralı ekin olarak çalışacakır (Woodford, 1999). Piyasa kaılımcılarının kısa vadeli faizler hakkında ekin ahmin yapmaları ile birlike, izlenen faiz düzleşirmeye bağlı poliik süredurum (poliical ineria) sayesinde uzun dönem faizler hakkında da ekin ahmin yapma şansı yakalanacakır. Bu durum da izlenen faiz düzleşirme poliikasının ekinliğini daha da arıracakır (Gerlach Krisen, 2004). Merkez Bankaları kısa vadeli faizlerde kısmi ayarlamalar (parial adjusmen) ile uzun vadeli faizlerde de isediği değişikliği yakalayabilir ya da kısa vadeli faizlerdeki değişim ile birlike uzun vadeli ekiler de yaraabilir (Monoro, 2007). Ekonomik modellerin paramerelerinin belirsizliği, Merkez Bankalarının akivis bir poliika izlemesini zorlaşırmakadır 9. Bu da Merkez Bankalarının meydana gelen şoklara kısa vadeli faizler ile kısmi oranda epki vermesinde önemli bir ekendir (Monoro, 2007). Aynı şekilde ekonomik modellemelerin yapısında belirsizlik olgusunun olması da kısa vadeli faizlerin düşük oynaklığa sahip olması yani yavaşça (gradually) uyarlanmasını açıklamakadır (Monoro, 2007). Bu paralelde, Esrella ve Mishkin (1998), Rudebusch (2001) de faiz düzleşirme modeli veri ve paramere belirsizliğinin önemi bağlamında es edilmiş ve veri belirsizliğinin önemli bir unsur olabileceğine yönelik bulgular elde edilmişir. Ek olarak Aoki (2001) de Merkez Bankalarının neden veri belirsizliği konusunda hassas olduğuna yönelik olarak kurulan modelde, meydana gelen arz ve alep şoklarına vurgu yapılmış, enflasyon ve çıkı açığının doğru olarak ahmin edilmesinde faizin gecikmeli değerinin kullanılmasının anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmışır. Merkez Bankaları genel olarak ahminler yerine gerçekleşmiş veriye epki verme konusunda daha fazla iseklidirler (Goodhar, 1997). Örnek olarak enflasyon konusunda ileriye dönük olarak bir baskı olacağının ahmin edilmesi durumunda Merkez Bankaları bu 43

48 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı duruma faiz oranları ile şimdiden epki verirken emkinli davranacak ve yapılan ahminin amamını faizlere yansıma eğiliminde olmayacakır. Faizlerin düzleşme eğilimine girmesi anlamına gelen bu durum finansal isikrarı desekleyen bir durum yaraacakır. Merkez Bankalarının faiz poliikası olarak faiz düzleşirme kuralını uygulamaması durumunda, yani faizleri ilgili dönemdeki gelişmelere bağlı olarak bire bir belirlemesi, piyasa kaılımcıları arafında Merkez Bankasının belirli bir faiz poliikasına sahip olmadığı, sürekli poliika değişirdiği ve izlenen poliikanın gücünün zayıf olduğu şeklinde bir izlenim doğurabilir (Gerlach- Krisen, 2004). Bu süreçen kaçınmak ve piyasaya doğru sinyal verebilmek adına faiz düzleşirme kuralı anlamlı görünmekedir Finansal sisem içinde önemli bir yer uan bankaların varlık-yükümlülük dengesini kuramadığı dönemlerde, Merkez Bankalarının faizleri düzleşirmedeki başarısı, faiz oranlarının ahmin edilebilirliğini arıracak ve faizleri isikrarlı hale geirecekir. Faizlerin düzleşmesi ise bankaların varlık-yükümlülük dengesizliğinden kaynaklanan risklerin azalmasına yardımcı olacakır. Faiz düzleşirme kuralının finansal isikrarın sağlanması sürecinde açıklanan özellikleri ile birlike, kuralını uygulanması ve yüksek faiz düzleşirme kasayısı para poliikasının finansal isikrarı sağlama ve sürdürme şansını arırır. Daha açık olarak faiz düzleşirme kuralının uygulanması ve yüksek nispeen yüksek düzleşirme kasayısı, para poliikasının finansal isikrarı amaçladığına, finansal isikrarı sağlama ve sürdürme gücünün yüksek olduğuna işare eder. Bununla birlike ilgili kural değerlendirilirken Merkez Bankasının diğer para poliikası uygulamaları ve ekin deneim gözeim yapan kurumun finansal isikrara yönelik uygulamaları da göz önünde bulundurulmalıdır. İlgili bu uygulamaları, faiz düzleşirme kuralının yorumlanmasında bir al yapı olarak düşünmek ve veri olarak kabul emek gerekmekedir. Bu açıdan finansal isikrarın sağlandığı ve sürdürüldüğü sonucuna ulaşmak için finansal isikrara yönelik diğer para poliikası uygulamaları, ekin deneim ve gözeim fonksiyonu da değerlendirilmelidir Ekonomerik Yönem En Küçük Kareler (EKK) yöneminde ek denklem olmasıyla birlike, aynı zamanda açıklayıcı değişken modelde dışsal yani bağımsızdır. Eş anlı denklem sisemlerinde ise değerleri model içinde belirlenen, denklem sisemlerinde orak olan değişkenler içsel değişkenler (endegenous regressor) adını almaka ve değerleri önceden belirli, yani olasılıksız olan değişkenler ise dışsal değişken (predeermined or insrumen variable) olarak anımlanmakadır. Bir değişkenin içsel olduğuna ya da önceden belirlendiğine yazar kendi karar vermelidir. Ancak ilgili değişkenlerin gecikmeli değerleri modelde yer alıyorsa (-n) bu değişkenler önceden belirlenmiş (dışsal) değişken olurlar. Çünkü değişkenlerin dönemindeki değerleri bilinmekedir (Gujarai, 2001). Ayrıca bir açıklayıcı değişken önceden belirlenmiş değil (olasılıklı) ve içsel yanlılık özelliği aşıyorsa (yani orhogonaliy koşulunun oradan kalkması) o değişken içsel değişken adını almakadır (Hayashi, 1997). Ek olarak, önceden belirlenmiş (dışsal) değişkenler ile açıklayıcı içsel değişkenler arasında korelasyon (korelasyon kasayısı sıfırdan farklı) olmakla birlike, haa erimleri ile aralarında korelasyon kasayısı ise sıfırdır. Y α α α α + υ = 0 + 1Y X + 3Z (3.21) = b + b1 X 1 + ε X 0 (3.22) Yukarıdaki 3.21 ve 3.22 nolu denklemlere bakıldığında Y ve X içsel değişkenlerdir. Bu değişkenlerin değerleri sisem içinde belirlenmeke ve dolayısıyla X, υ aralarında korelasyon bulunmakadır. Diğer bir değişken olan Z nin değeri ise sisem dışında 44

49 Bankacılar Dergisi belirlenmekedir. Dışsal bir değişken olması nedeniyle de Z ile υ arasında korelasyon bulunmamakadır. Y 1 ve X 1 değişkenleri de sisemde dışsaldır. Ancak bunların dışsal yani değerleri önceden belirlenmiş değişken olması için ayrıca ai olduğu denklemdeki haa erimlerinin oo korelasyonsuz olması da gerekmekedir (Tarı, 2005) ve 3.22 nolu denklemler ikilisinde açıklayıcı ve açıklanan değişken ayrımı oradan kalkmaka; içsel değişken ve dışsal değişken kavramları ayrımı oraya çıkmakadır. Tanımlanan değişkenlere bağlı olarak ilgili değişkenlerin davranış şeklini oraya koyan eş anlı denklem sisemindeki denklemlerin paramerelerinde meydana gelen bir değişiklik ya da sisemde kayma (shif) meydana geiren haa erimlerindeki bir değişiklik, diğer denklemi de ekilemekedir. Bu nedenle ilgili denklemlerin eş-anlı olarak çözümlenmesi gerekmekedir ve 3.22 nolu denklemlerin oluşurduğu eş anlı denklem siseminde açıklayıcı değişkenlerin amamı dışsal yani değerleri önceden belirlenmiş olmadığından, içsel yanlılık sorununun olması nedeniyle, EKK yöneiminin uygulanması durumunda ulaşılacak paramerelerin sapmalı ve uarsız olacağına da dikka edilmelidir. Eş-anlı denklem sisemleri ile ilgili yapılan anımlama ve açıklamalarla birlike bu sisemlere ai paramerelerin ana küle kasayıları için ek bir ahmin değeri verip vermeyeceği konusu olan belirlenme problemi de (idenificaion) yapılan bu çalışma için önem arz emekedir. Eğer eş-anlı denklem sisemindeki denklem sayısı modeldeki içsel değişken sayısına eşi ise ek bir ahmin değeri elde emek yani belirleme yapmak mümkündür. Ancak bu durumda modelin eksiksiz olması ile birlike sisem içindeki bir denklemin içerdiği üm değişkenleri içeren başka bir denklemin olmaması da gerekmekedir (Tarı, 2005). Y Z α α + υ = 0 + 1X (3.23) = α + α1x + η 0 (3.24) Y = Z (3.25) Y = α 0 + α1 + α 2Ψ + ε (3.26) 10 X şeklinde anımlanan bir eş-anlı denklem siseminde 3.23 veya 3.24 denklemlerinden herhangi birinin paramerelerinin ahmin edilmeye çalışılması durumunda, hangi denklemin ahmin ediliyor olacağı konusu yani denklemlerin belirlenmesi konusunda sorun yaşanacakır. Çünkü sisemde hiçbir dışsal değişken açıklayıcı değişken olarak bulunmamaka iki denklem de ek ve aynı açıklayıcı değişkeni içermekedir. Bu eş-anlı denklem sisemindeki denklemlerin belirlenmesi için açıklanan değişkenlere ai ek bilgiye ihiyaç duyulmakadır ve 3.29 nolu denklemlerde haa erimleri içinde bulunan, ahmin edilen Y ve Z de kayma (shif) yaraan ve gözlemlenebilen (observable) dışsal değişkenlerin belirlenmesi ve siseme dahil edilmesi gerekmekedir. Belirlenen bu değişken, ki burada 3.26 nolu denklemde Ψ ile göserilmişir, haa erimleri ile ilişkisiz, denklemdeki açıklayıcı içsel değişken ile ilişkilidir (Hayashi, 1997). Aksi durumun olması durumunda ise, aynı ve ek içsel değişken içeren bu eş-anlı denklem siseminin ahmin edilmesi mümkün olmayacakır. Sonuç olarak 3.23 nolu denklem 3.26 nolu denklem haline geirilerek yani bir dışsal gözlemlenebilen açıklayıcı değişken eklenerek ek bilgi üreilmesiyle birlike, sisemdeki her denklem belirlenmiş ve böylece eş-anlı denklem sisemi ahmin edilebilecek hale geirilmiş olacakır. Belirlenme ile ilgili olarak siseme çok fazla dışsal açıklayıcı değişken eklenmesi durumunda aşırı belirlenme, çok az dışsal açıklayıcı değişken eklenmesi halinde eksik 45

50 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı belirlenme, sisemin eksiksiz hale gelmesini sağlayacak kadar bilgi seinin kullanılması durumunda ise am belirlenme durumu oraya çıkacakır. Belirlenme sorunu ile ilgili olarak lieraürde iki ölçü bulunmakadır. Bunlar sayma koşulu ve sıra koşulu olarak adlandırılmakadır. Sayma koşulu (Order Condiion) ile ilgili genel açıklama aşağıda verilmişir 11 (Hayashi, 1997). Diğer belirleme yönemleri için Hayashi (1997), Verbeek (2004), Greene (2002) e bakılabilir. K L (Aşırı Belirlenme) K L (Eksik Belirlenme) K = L (Tam Belirlenme) Sayma koşulu bir denklemin belirlenme derecesini gösermek için kullanılmakadır. Sayma koşulu bir denklemin belirlenip belirlenmeyeceğini oraya koymak için gerekli ancak yeerli bir koşul değildir. Bu nedenle ikinci ölçü olan Sıra Koşulu (Range Condiion) na da bakmak gerekmekedir. Sıra koşuluna göre, N ane içsel değişkeni olan N denklemli bir eşanlı denklem siseminde diğer denklemlerde yer alan ancak bir denklemden dışlanmış değişkenlerin kasayılarından oluşurulacak (N-1)(N-1) boyulu sıfır olmayan en az bir ane deerminan elde edilebilmesi durumunda belirlenme mümkün olmakadır 12 (Gujarai, 2001). Ancak sıra koşulunu hesaplamak çok fazla denklem barındıran eş-anlı denklem modellerinde güçleşeceğinden sayma koşulu genel olarak belirlenme için yeerli olarak kabul edilmekedir (Harvey, 1990). Yapılan bu açıklamalara ek olarak eksik belirlenme durumunda sisemdeki paramereleri doğru belirlemek mümkün olmamaka, sisemin paramereleri çözümsüz olmakadır. Tam belirlenme durumunda ilgili eş-anlı denklem sisemini Dolaylı EKK yöneimi ile ahmin ederek ana küle kasayılarına yönelik olarak ek bir ahmin edici bulmak mümkündür. Aşırı belirlenme durumunda ise Dolaylı EKK yönemi ile ana küle kasayılarına yönelik olarak ek bir çözüm, ek bir ahmin edici bulmak mümkün olmayacakır. Ancak GMM yönemi, aşırı belirlenme durumunda uarlı ve ekin ahmin ediciler üremek için kullanılacak bir yönem olmakadır 13. Aşırı belirleme durumu sapmasız ve uarlı ahmin edilme açısından üzerinde durulması gereken önemli bir durumdur. Anderson ve Hsiao (2003) e göre, açıklayıcı içsel değişkenlerin farkları ile GMM ahmini yapmak hem sapmasız hem de uarlı ahmin ediciler üremek için yeerli değildir. Bu ahmin ediciler uarlı olmamakadır. Anderson ve Hsiao (2003) de açıklayıcı değişken olarak ( Y 1 Y 2 ) yerine araç değişken olarak ( Y 2 Y 3), Y 2 veya Y 3 ün kullanılması önerilmişir. Ancak bu durumda da ahmin ediciler uarlı olmalarına rağmen sapmasız (ekin) değildir. Bu değişkenler açıklayıcı içsel değişkenlerle ilişkili ve haa erimleri ile ilişkili değildirler (Balagi, 2005). Bu sonuca rağmen, uarlı ahmin ediciler elde edilememesinin arkasında, araç değişkenlerin yeerli olmaması yamakadır. Bu nokada açıklayıcı ve açıklanan değişkenlerin olası üm gecikme değerlerini araç değişken olarak kullanmak yani araç değişken sayısını arırmak sapmasız (ekin) ve uarlı ahmin ediciler elde eme nokasında çözüm olmakadır 14. Bu sayede GMM ahmin edicileri açıklayıcı ve açıklanan değişkenlerin olası üm gecikmelerini araç değişken olarak kullanabilecekir 15. Açıklayıcı değişken ya da paramere sayısından daha fazla araç değişken kullanılması durumda yani aşırı belirlenme durumunda kullanılan araç değişkenlerin yeerliliğinin/geçerliliğinin de es edilmesi gerekmekedir (he es of overidenifying resricions). Diğer bir ifade ile kullanılan araç değişkenler haa erimleri ile ilişkisiz olmalıdır. Bu es için kullanılan Hansen (1982) J İsaisiğinden bahsemek gerekmekedir. Paramere sayısından daha fazla araç değişken kullanılması sonucu J isaisiğinin bu amaçla 46

51 Bankacılar Dergisi kullanılması durumunda, ilgili hesaplamaların yapılması ile birlike sıfır hipoezi (H 0 ) aşırı belirlenme durumunda üm araç değişkenler yeerli/geçerlidir (valid overidendifying resricions/overidenifying resricions are saisfied) şeklindedir. Sıfır hipoezinin kabul edilmesi ile uarlı ve ekin ahmin ediciler üreilebilmekedir 16. Bu amaçla J isaisiğinin kullanılması için isaisiki değerin gözlem sayısıyla çarpılması gerekmekedir. Karar için ise 2 χ ablosu kullanılır ve serbeslik derecesi, dışsal değişken sayısından paramere sayısının çıkarılması ile bulunur (Newey ve Wes, 1987). Hesaplanan J isaisiği am belirleme ve aşırı belirleme durumlarında her zaman poziif değer üreir. Ancak ilgili değer ne kadar küçük ve olasılık değeri ne kadar büyük ise kullanılan araç değişkenlerin geçerliliği o kadar yüksek olacakır. Sıfır hipoezinin kabulü ile birlike araç değişken kullanmak ahmin ekniği açısından güçlü bir yaklaşımdır. Ayrıca sıfır hipoezinin kabulü alında örneklemin çok büyük olması, daha ekin kasayılar üreilmesine de yardımcı olacakır. Eş-anlı denklem siseminin şu varsayımları sağladığı kabul edilmekedir (Hayashi, 1997); y = δ + ε (i=1,2,n) (3.27) i z i i Sisemde ahmin edilen denklemler 3.27 nolu denklemdeki gibi lineerdirler. Burada z i ahmin edici (regressor), içsel ve önceden belirlenmiş değişkeleri kapsayan, L-boyulu vekörüdür. δ kasayı vekörü ve ε i ise gözlemlenemeyen değişkenleri içeren haa erimidir ve 3.29 da x i nin K-boyulu ensrüman 17 (insrumen) vekörü olması ile w i nin ek ve ( y i, zi, xi ) nin sabi olmayan elemenlerini gösermesi varsayımı alında, w i oraklaşa (joinly) durağan ve üreilmişir (ergodic). Büün gözlem (i) ve x i olarak anımlanmış k kadar önceden belirlenmiş değişkenler için, x i ile haa erimleri ε i arasında orhogonaliy vardır. Yani aralarında korelasyon yokur. E( x i, kε i ) = 0 (k=1,2.,k) (3.28) ya da [ x.( y z δ )] = 0 E i i i gi x i i ε E ( g i ) = 0 şeklindedir. Sıra koşuluna burada yeniden dönersek, aynı zamanda şu eşilikler de yazılabilir; i = g( w ; δ ) x ( y ziδ ) [ g( ; δ )] = 0 g i i i E w i (3.29) 3.29 nolu denklem orhogonaliy koşulunun sadece farklı açıdan ifade edilişidir. δ nin varsayımsal değeri ifade emesi alında şunu da yazmak mümkündür; [ g( ; δ )] = 0 E (3.30) w i Buna göre eş anlı denklem siseminin gerçek çözümü olan δ, 3.30 nolu eşilikeki varsayımsal değer olan δ yi am ahmin emekedir. Bu durumda ancak ve ancak δ = δ 47

52 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı olduğu için belirlenme (idenified) sağlanmışır (Hayashi, 1997). Yani denklem ahmin edilebilir. MM (Mehod of Momens) in emel nokası ise g (δ ) in değerini sıfır yapmasıdır. g (δ ) yi şu şekilde anımlamak mümkündür (Hayashi, 1997); n i= 1 ( y z ) g( δ ) = 1/ n x δ i i i n n = 1 / n xi yi 1/ n xi z i δ sxy Sxzδ (3.31) i= 1 i= 1 g (δ ) nin değerinin sıfır olması durumunda; n n 1/ n x = i yi 1/ n xi zi δ (3.32) i= 1 i= 1 s xy = S xz δ eşiliği sağlanmış olmakadır. Ancak bu durum am belirlenme koşulu alında gerçekleşmeke aşırı belirlenme durumu alında ise g (δ ) =0 sağlanamamakadır. Aşırı belirlenme durumunda 18, K>L, g (δ ) =0 koşulu sağlanamamakadır 19. Ancak GMM yönemi bu nokada bir çözüm olmaka ve GMM ile g (δ ) nin değerini sıfıra yaklaşıracak δ değeri seçilebilmeke, ek ve uarlı ahmin edici üreebilmekedir (Hayashi, 1997). Yukarıda açıklanan koşulu şu şekilde ifade emek de mümkündür, E{ f ( δ, z i, x i )} = 0 nin R elemenli vekör fonksiyonunun momen koşulu olması durumunda (fonksiyonun beklenen değeri sıfır iken) ve n g( δ ) 1/ n f ( w i, z i, δ ) g fonksiyonunda R ane elemeni i= 1 sıfıra eşileyerek δ kasayı değerini ek ve uarlı olarak elde emek mümkündür. Ancak bu durum momen koşulu R nin modeldeki paramere sayısına eşi olması koşulu alında geçerlidir. Momen koşulunun modeldeki paramere sayısından fazla olması durumunda R ane elemeni sıfıra eşileyerek, kasayı değerini ek ve uarlı olarak elde emek mümkün olamamakadır. Bu durumda GMM yaklaşımı, ahmin ediciyi, R ane elemeni sıfıra yaklaşıracak, E{ f ( δ, z i, x i )} 0, şekilde seçerek, ek ve uarlı ahmin ediciyi elde eder (Verbeek, 2004). 4. Türkiye Cumhuriye Merkez Bankası nın Finansal İsikrarı Sağlama Gücünün Faiz Düzleşirme Kuralı İle Tesi Faiz düzleşirme modeli ile ilgili iki ana yaklaşım bulunmakadır. Birinci yaklaşıma göre, Merkez Bankaları faiz oranlarını düzleşirerek, gelecekeki faizlerin ahminini kolaylaşıracak bir yol oluşurmakadır. Kısa vadeli faizlerle ilgili önsel bir düzleşirme oranının belirlenmesi, faizlerin isikrarlı hareke emesini sağlamakadır (Lowe, 1997). İkinci yaklaşımı göre ise, Merkez Bankaları belirledikleri hedef (arzu edilen) faiz oranına göre, ki bu faiz oranı belirlenmiş makro ekonomik değişkenlere göre hareke eden bir faizdir, kısa vadeli faizleri ayarlama yoluna giderler. Bunu gerçekleşirirlerken de oluşurulan faiz düzleşirme modeline bağlı olarak, faizleri düzleşirmeye yani hedef faizdeki değişimin sadece belirli bir oranını ilgili dönemde; kalan kısmını ise diğer dönemlerde yansımaya, faizleri bu şekilde ayarlamaya yönelirler (Lowe, 1997). TCMB için ahmin edilecek faiz düzleşirme modelinde ikinci yaklaşımdan yararlanacakır. 48

53 Bankacılar Dergisi Günümüz Merkez Bankaları para poliikası aracı olan kısa vadeli faiz oranlarını çok yoğun olarak kullanmakadırlar. Bu kapsamda Mayıs 2001 Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP) sonrasında TCMB nin kısa vadeli faiz poliikası üzerindeki ekinliğinin arırılmasına öncelik verilmişir. Bu önceliğin amacı piyasa faizleri ve finansal sisem üzerinde önemli bir ağırlığı bulunan kısa vadeli faiz aracın ekin (bağımsız) bir şekilde TCMB arafından kullandırılmasını sağlamakır. Ancak böyle bir bağımsızlık alında Merkez Bankasının finansal sisemden kaynaklanan risklere yönelik kısa dönemli faiz poliikası izlemesi mümkün olacakır. Özellikle amaç ve araç bağımsızlığı da GEGP ile TCMB ye verilmişir yılından iibaren para poliikası sürecinde ekinliği aran kısa vadeli faiz aracı olarak Bankalar arası Para Piyasası ve İsanbul Menkul Kıymeler Borsası Repo-Ters Repo Pazarında uygulanan faiz oranları kullanılmakadır. Kurların dalgalanmaya bırakılmasının da ekisiyle, kısa dönemli faiz poliikasının en önemli ve ekin araç haline geldiği 2001 sonrasında, TCMB enflasyonu düşürme amacıyla da kısa dönemli faiz aracını ekin bir şekilde kullanmış, bu süreçe çeşili makro büyüklüklerin gelecek enflasyon üzerine ekileri göz önünde uulmuşur. TCMB para poliikası uygulamalarının emelinde parasal büyüklükleri konrol ederek enflasyon hedefini ekilemek yer almamakadır. Uygulanan para poliikasının emelinde kısa vadeli faiz poliikasının ekinliğini arırmak yer almakadır öncesi TCMB nin finansal isikrara yönelik uygulamaları olmuş ve sisemdeki dalgalanmalar giderilmeye çalışılmışı sonrası yapılan değişikliklerle birlike para poliikasının kaı kurallardan kurarılması ve esnek bir yapıya kavuşması, finansal isikrara yönelik poliikalarda ekinliğe kakı sağlamışır. Bu açıdan faiz düzleşirme kuralının TCMB için es edilmesi sürecinde Güçlü Ekonomiye Geçiş Sonrası dönemin alınmasının en önemli nedeni, kısa dönemli faiz poliika aracı üzerinde TCMB nin bu dönemden sonra am bir ekinliğe ve hakimiyee sahip olmasıdır Kullanılacak Değişkenler ve Veri Sei 2001/ /12 dönemini kapsayan, Türkiye de para poliikasının finansal isikrarı sağlama gücüne yönelik olarak yapılan bu analizde kullanılan değişkenler ve bu değişkenlerin veri seleri aylık değerler olarak, TCMB inerne veri abanı, TC Hazine Müseşarlığı ve IMF nin IFS veri seinden derlenmişir Mayıs ın veri seinin başlangıcı olarak alınmasının nedeni, Türkiye ekonomisinde dönüşüm olarak kabul edilebilecek ve TCMB nin özerkliğin de önemli bir aşama olan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı nın başlangıç arihi olmasıdır 20. Değişkenler cari ve gecikmeli dönem değerleriyle modelde kullanılmışır. Clarida, vd. (2000) de belirildiği gibi gelecek dönem değerleri yerine cari dönem değerlerin modelde kullanılması, yapılacak ahminler için bir dezavanaj yaramamakadır. Enflasyonun gecikmeli değeri ve çıkı açığının gecikmeli değeri yeerli isaisiki sonuçlar vermekedir (Clarida, vd., 2000). Modelin üç aylık yerine aylık değerler üzerinden oluşurulmasının nedeni, Merkez Bankalarının kısa dönem faiz poliikalarında aylık değişimler yapılmasıdır. Üçüncü bölümde verilen bilgiler ışığında Rudebusch (2002) de de belirildiği gibi, uygulanan faiz poliikası hakkında sağlıklı sonuçlar üreebilmek için aylık veri sei daha ekin görünmekedir. Ek olarak 2008 Global Finansal Kriz sürecinde meydana gelebilecek şokları göz ardı ememek adına aylık analiz de gerekirmekedir. Modelde yer alan değişkenleri şu şekilde anımlanmak mümkündür. Yapılan bu çalışmada ahmin edilmeye çalışılacak bağımlı değişken kısa dönem faiz oranıdır. Bu faiz oranı r için TCMB Bankalar arası Para Piyasası Faiz Oranı kullanılmışır. Kısa dönem faiz oranı için bu serinin seçilmesinin ana nedeni, para piyasasında işlemlerin yoğunluklu olarak bankalar arası para piyasasında gerçekleşmesi ve bu piyasanın 49

54 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı ekonomide meydana gelen gelişmelere (bu çalışma açısından merkez bankası epki * fonksiyonundaki r değişkenlere) hızlı epki gösermesidir. İkinci neden ise, 2001 yılından iibaren TCMB arafından kısa vadeli faiz aracı olarak, Bankalar arası Para Piyasası ve İsanbul Menkul Kıymeler Borsası Repo-Ters Repo Pazarında uygulanan faiz oranlarının kullanılıyor olmasıdır. Merkez Bankası eki epki fonksiyonu veya arzu edilen (desired) faiz oranı olarak lieraürde kullanılan faiz oranı ise aşağıda açıklanan değişkenler aracılığı ile ahmin edilecek ve oluşurulacakır nolu denklem siseminde Merkez Bankası eki epki fonksiyonunda yer alan değişkenlerden ilki, enflasyon oranıdır π. Bu değişken, arzu edilen faiz oranını göseren * r Merkez Bankası eki epki fonksiyonunda TÜFE deki yüzde değişim olarak yer almışır. Ancak faiz düzleşirme kuralı açısından önemli olan, enflasyonun beklenen değerden sapmasının hesaplanmasıdır. Beklenen (hedeflenen) değer serisi mevcu olmadığından bunun yerine Hodrick Presco (HP) Filresinden yararlanılmışır 22. HP filre sayesinde ilgili seriden, kısa dönem dalgalanmalar arındırılarak bir büyüme rendi oluşurulmakadır. Enflasyonun beklenen değerinden sapması yerine de doğrusal olmayan bu rendden sapması kullanılmışır. Diğer bir değişken ise çıkı açığıdır y. Çıkı açığı serisi, 1998 fiyaları ile reel GSYİH nın, enflasyonda olduğu gibi, HP filer ile oluşurulan büyüme rendinden sapması şeklindedir. Çıkı açığı hesaplanmadan önce GSYİH serisi mevsimsellik özelliği göserdiğinden mevsimselliken arındırılmışır. HP filer den yararlanılmasının nedeni, aylık olarak GSYİH ya ai bir beklenen (hedeflenen) değer serisinin olmamasıdır. Ek olarak bu sapma diğer ifade ile çıkı açığı, çıkının doğrusal olmayan rendinden sapmasının yüzde değeri olarak Taylor (1993) deki gibi hesaplanmışır. Hesaplama 4.1 nolu denklemde verilmişir. y = ( y y ) / y 100 (4.1) Enflasyon ve çıkı açığı Klasik Taylor kuralından beri Merkez Bankası epki fonksiyonunda geriye veya ileriye dönük dönemler olarak kullanılagelmişir. Ancak gözlemlenmeyen ihmal edilmiş değişkenlerin olması gözlemlenmeyen değişken hipoezine (Unobserved Variable Hypohesis) göre sahe faiz düzleşirmeye yani olduğundan daha yüksek bir ρ kasayısına neden olmakadır. Klasik faiz düzleşirme kuralında ihmal edilmiş değişkenlerin varlığından dolayı finansal piyasalardaki sresi oraya koyacak değişkenlere ihiyaç duyulmakadır. Bu açıdan Türkiye ekonomisi için yapılan bu çalışmada bu ür değişkenlere yer vermek hem bu eksikliğin giderilmesine ve faizin gerçek seyrinin yakalanmasına yardımcı olacak hem de para poliikasının finansal isikrarı sağlayıp sağlamadığına ve sağlama gücüne yönelik yapılacak analizlere yardımcı olacakır. 4.2 nolu denklemde göserilen ve z ile sembolize edilen ihmal edilmiş değişkenler arasında sayılabilecek ve TCMB kısa vadeli faiz poliikası için ahmin edilecek 4.4 nolu modelde yer verilen değişkenleri şu şekilde sıralamak mümkündür. İhmal edilmiş değişkenler arasında sayılan ve genelde kullanım alanı bulan hisse seneleri fiyalarına imkb 4.4 nolu modelde de yer verilmişir. Hisse seneleri fiyalarını modele kamak için İMKB 100 endeksi kapanış fiyaları alınmışır. 4.4 nolu modelde, yüzde değerler olan faiz oranları, enflasyon ve çıkı açığı dışındaki değişkenler yüzde değişim halinde kullanılmışır 23. Bu kapsamda imkb değişkeni de modelde bir önceki aya göre yüzde değişim olarak yer almışır. Tüm veri sei içinde eksi değerler olmasından dolayı değişkenlerin logarimaları alınamamışır. 50

55 Bankacılar Dergisi Merkez Bankası eki epki fonksiyonunda yer verilen diğer bir değişken ise döviz kurudur kur. Bu bağlamda 4.4 nolu modelde döviz kuru olarak TL/$ saış kuru kullanılmışır. Dolar kurunun kullanılma nedeni ise döviz piyasasında hacim olarak doların ağırlığının diğer para birimlerine oranla yüksek olmasıdır. Döviz kuru değişkeni de yüzde değişim şeklinde kullanılmışır. Finansal piyasalardaki sresi modele kamak için kullanılan diğer bir değişken ise alın fiyalarıdır alin. Aylık Cumhuriye alın fiyaları 4.4 nolu modelde yüzdelik değişim şeklinde kullanılmışır. Kullanılan diğer bir değişken ise, Türkiye finans piyasaları için önemli bir göserge olan hazine borçlanma faiz oranıdır hazine. Türkiye ekonomisinde hazine fon piyasasındaki en büyük alıcı ve saıcıların başında geldiği için hazinenin borçlanma maliyei yani hazinenin borçlanma faiz oranı, finans piyasası hakkındaki gelişmeleri gösermesi açısından önemlidir. Caselnuovo (2003), Gerlach-Krisen (2004), Sack (2004) ve Driffill, vd. (2006) adlı çalışmalara bakıldığında devle kağıdı ve aynı vadeli özel sekör kağıdı arasındaki fark alınmış ve risk marjı olarak kullanılmışır. Ancak Türkiye ekonomisinde özel sekörün çıkardığı bono/ahvil ve hazinenin çıkardığı bono/ahvil için zaman serisi verilerinin olmaması ya da eşleşmemesi nedeniyle hazine borçlanma faizleri doğrudan kullanılmışır. Ancak bu ür bir uygulama da finans piyasalarında oluşan riski oraya koyabilecek güçedir. Bu nedenle 4.4 nolu Merkez Bankası epki fonksiyonun da hazine yıllık bileşik faiz oranına yer verilmişir 24. Türkiye ekonomisi için Merkez Bankası epki fonksiyonunun oluşurulmasında yukarıdaki değişkenlerin yanında uluslararası finans piyasalarındaki gelişmeleri göserecek değişkenlere de ihiyaç duyulmakadır. Merkez Bankaları kısa vadeli faiz poliikalarında uluslararası finansal piyasalardaki gelişmeleri de dikkae aldıklarından bu piyasaların ekisinin 4.4 nolu modelde göserilmesi için ABD 10 yıllık ahvilin faizi abd ve Dolar/Yen kuru pyen kullanılacakır. Bu iki değişken uluslararası finans piyasalarındaki sresi göserebilmesi açısından önemli değişkenlerdir. Özellikle bu iki değişkenin seçilmesinin arkasında şu nedenler yamakadır; ABD 10 yıllık ahvilin faizi göserge faiz olarak uluslararası finansal piyasalarda kullanılmaka ve bu ahvile ai piyasa hacmi önemli boyulara ulaşmakadır. Uluslar arası finansal piyasalar açısından önemli olan ABD ekonomisindeki değişimi ve oluşabilecek riski oraya koyabilecek bir değişken olarak bu faiz serisi ve bu serideki değişimler, Merkez Bankaları için uluslararası finansal piyasalardaki değişimin yönünü ahmin emede ve buna göre poliika oluşurmada önemli sinyaller üreebilmekedir. İkinci olarak Dolar/Yen pariesinin modelde kullanmasının birinci nedeni, Japon ekonomisinde ve dolaylı olarak Uzak Doğu ekonomilerindeki finansal fonların, uluslar arası piyasalardaki gelişmelere bağlı olarak yapıkları harekeleri modele kamakır. İkinci nedeni ise ihracaa dayalı ekonomik yapılanmaya sahip olan Japonya ekonomosinde ve dolaylı olarak uzakdoğu ekonomilerinde yaşanan risklerin ekilerini modelde görebilmekir. Bu çerçevede Dolar/Yen pariesinde yaşanan yükselişler (Yen in Dolar karşısında değer kaybı) Merkez Bankaları açısından önemli bir göserge olmakadır. Aynı durum pariede yaşanan düşüşler için de geçerlidir. İlgili değişken yine bir önceki aya göre yüzde değişim olarak kullanılmışır. Driffill, vd., (2006) adlı çalışmada risk marjı olarak ve uluslararası ekiyi göserme adına, 3 aylık euro/dolar gelecek sözleşmeleri faizi ile aynı vadeli FED in fon (fund) faizinin bugünkü değeri arasındaki fark kullanılmışır. Bu şekilde FED in epki fonksiyonunda 51

56 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı uluslararası eki göserilmeye çalışılmışır. Ancak bu ür veri seinine Türkiye ekonomisi için ulaşılamaması nedeniyle uluslararası ekiye yukarıda açıklandığı şekilde yer verilmişir Model İhmal edilmiş değişkenleri içerecek şekilde gelişirilen 4.2 nolu eşanlı denklem sisemi, Türkiye de para poliikasının finansal isikrarı sağlama gücünün analizi için, 4.3 ve 4.4 nolu denklemlerden oluşan eşanlı denklem siseminde, yukarıda açıklanan değişkenlere göre uyarlanmışır. r = pr + (1 p)( απ + βy + γz ) + η r 1 (4.2) = απ + βy + γz + ε Merkez bankası epki fonksiyonunu oluşurmak için ihmal edilmiş (gözlemlenmeyen) değişkenler ile genişleilen TCMB eki epki fonksiyonu r * yi (arzu edilen faiz oranını) içeren 4.3 nolu eşanlı denklem sisemi aşağıdaki gibidir. Oluşurulan faiz düzleşirme modeli de aynı eş anlı denklem sisemi içinde r ile göserilmişir. Türkiye de para poliikasının finansal isikrarı sağlama gücüne yönelik olarak oluşurulan Merkez Bankası eki epki fonksiyonunun meydana geirilmesinde, ikisadi olarak şöyle bir yaklaşım izlenmişir. Klasik Taylor kuralından iibaren faiz kuralı ile ilgili çalışmalarda yer alan enflasyon ve çıkı açığı ile ilgili değişkenlerin yanında, finansal bazı değişkenlere, Merkez Bankalarının finansal piyasalardaki durumu göz önünde bulundurması ve bu piyasalarda meydana gelen gelişmelere kısa vadeli faizler ile yanı vermesi nedeniyle yer verilmişir. Bunun için ise finansal piyasalarda ağırlı olan hisse senedi, döviz ve alın piyasalarının yanında, ahvil-bono piyasasına da yer verilmiş bunun için hazinenin borçlanma maliyei kullanılmışır 25. Ek olarak finansal piyasaların globalleşmesine bağlı olarak uluslararası finansal piyasalarda meydana gelen gelişmelerin de Merkez Bankaları için önemli olması nedeniyle uluslararası eki de göserilmeye çalışılmışır. Bunun için de ABD ekonomisi ve Uzakdoğu piyasaları göz önünde bulundurulmuşur. Ekileri gösermek için ABD 10 yıllık ahvil faizi ile Dolar/Yen pariesi kullanılmışır. * = pr p) r r ( + η (4.3) * = + βy γ 1imkb y2kur + y3alin + y4hazine y5abd + y6 r απ pyen + ε (4.4) 4.3 ve 4.4 nolu denklemlerden oluşan eşanlı denklem siseminde faiz oranının gecikmeli değeri ve arzu edilen faiz oranının işareleri açıkça görüleceği gibi poziif beklenmekedir. Bunun yanında, 4.4 nolu denklemde yer alan Merkez Bankası epki fonksiyonundaki (arzu * edilen faiz oranı) r değişkenlerin beklenen işarelerini şu şekilde açıklamak mümkündür 26 ; Merkez Bankası epki fonksiyonundaki değişkenlere beklenen işareler açısından sırasıyla bakıldığında enflasyon açığının beklenen işarei poziifir. İlgili değişkende poziif sapma olması durumunda TCMB kısa vadeli faizleri arırarak, ekonomiyi yavaşlamaya ve enflasyon açığındaki bu sapmayı oradan kaldırmaya çalışacakır. İkinci olarak çıkı açığı ile kısa vadeli faizler arasındaki ilişki de poziif yönlüdür. Daha önce anımlanmış olan çıkığı açığının olması durumunda ki poziif olması beklenenden daha hızlı bir büyüme anlamına gelmekedir, TCMB kısa vadeli faizleri arırarak epki verecek, büyüme hızını düşürmeye çalışacakır. 52

57 Bankacılar Dergisi Diğer bir değişken olan hisse seneleri fiyaları ile kısa vadeli faizler arasındaki beklenen ilişki ise negaif yönlüdür. Hisse senelerindeki fiyalarındaki arışlar (IMKB100 endeksinin yukarı doğru hareke emesi) makro ekonomide meydana gelen olumlu bazı gelişmelerle birlike oraya çıkmakadır. Hisse seneleri fiyalarında meydana gelen bu arışa paralel olarak da TCMB bu gidişe kısa vadeli faizleri düşürerek epki vermesi finansal sreseki azalışı deseklemesi beklenmekedir 27. Kur değişkeninin beklenen işarei ise negaifir. Kurlardaki yükselişler (TL nin değer kaybı) ulusal uluslararası bazı risklerin meydana geldiğini gösermekedir. Bu risklerin özellikle finansal piyasaları olumsuz ekilemesini önlemeye yönelik olarak TCMB nin, kısa vadeli faizleri düşürmesi beklenmekedir. Alın fiyaları ile kısa vadeli faizler arasındaki beklenen ilişki poziif yönlüdür. Alın fiyalarındaki arışlar uluslararası piyasalarda risklerdeki azalış ve likidiedeki arış ile birlike oraya çıkmakadır. Bu durum bir göserge olarak kullanıldığında kısa vadeli faizlerin arırılması beklenmekedir. Durumun finansal piyasalarda yukarı yönlü oynaklık yaraması riski bu nokada önemli olmakadır. Ancak alın fiyalarındaki arış bazı durumlarda risklerdeki arış ile birlike de oraya çıkmakadır. Finansal piyasa kaılımcıları risklerdeki arışa bağlı olarak alını güvenli yaırım aracı olarak görmeleri sonucu bu arış meydana gelmekedir. Bu durum göserge olarak kullanıldığında, finansal isikrarın devamı açısından kısa vadeli faizlerin düşürülmesi beklenir. Risklerin finansal isikrarı ehdi emesi ve oynaklığa neden olması ihimaline karşılık bu arz kısa vadeli faiz sraejisi önemlidir. Dolayısıyla iki farklı nedene bağlı olarak kısa vadeli faiz poliikası da farklı olmakadır. Ancak incelenen dönem düşündüğünde birinci açıklanan nedenin daha ekili olduğu düşünülmekedir. Hazinenin borçlanma maliyeini göseren faiz oranı ile TCMB nin belirlediği kısa vadeli faizler arasında beklenen ilişki de poziif yönlüdür. TCMB nin kısa vadeli faiz oranlarını arırmasına neden olacakır. Borçlanma maliyeindeki düşüşe bağlı olarak TCMB nin de kısa vadeli faizleri düşürmesi beklenmekedir. Uluslararası ekiyi gösermek için kullanılan iki değişkenden ilki olan ABD 10 yıllık ahvil faiz oranı ile kısa vadeli faizler arasında beklenen ilişki negaif yönlüdür. Gelişmeke olan ülkeler açısından durum değerlendirildiğinde bu nokada önemli olan, ABD ve diğer gelişmiş ülke Merkez Bankalarının izleyeceği faiz poliikasından olumsuz ekilenmemekir. TCMB açısından da durum aynıdır. ABD 10 yıllık ahvil faiz oranında (dolayısıyla diğer vadeli faiz oranlarında) yaşanan düşüşler sonucu, uluslar arası likidiedeki arışın reel ve finansal piyasalarda oynaklık yaramaması adına, TCMB nin kısa vadeli faizleri arırması beklenmekedir. Uluslararası ekiyi gösermek açısından kullanılan Dolar/Yen pariesi ile kısa vadeli faizler arasındaki beklenen ilişkide poziif yönlüdür 28. Dolar/Yen pariesinin arması uluslararası finansal piyasalarda olumlu gelişmelerin olmasına bağlı olarak japon ekonomiside ve dolaylı olarak bu bölgedeki fonların uluslararası finansal piyasalara yöneldiğini gösermekedir. Böyle bir durumda fonların ilgili ülkeye girişi ile birlike finansal piyasalarda oynaklık yaraması riskine karşı TCMB nin kısa vadeli faizleri arırması beklenmekedir. Ancak Dolar/Yen pariesinde yukarı yönlü bir hareke japon ekonomisinde bazı risklerin meydana geldiğine de işare emekedir. Bu değişken bir göserge olarak düşünüldüğünde dolaylı olarak uzak doğu ekonomilerinde risklerin meydana geldiği de söylenebilir. Uluslararası risklerdeki arışa bağlı olarak finansal isikrarın devamı ve oynaklıkların azalılması adına TCMB nin de kısa vadeli faizler düşürmesi beklenir. Bu açıdan bakıldığında ilişki negaif yönlüdür. Ancak incelenen dönem düşündüğünde birinci açıklanan nedenin daha ekili olduğu düşünülmekedir. 53

58 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı 4.3. Tahmin Sonuçları 4.3 ve 4.4 nolu denklemlerden oluşan eşanlı denklem sisemini GMM yönemi ile ahmin emeden önce ilgili değişkenlerin durağanlık esleri yapılacakır 29. Augmened Dickey-Fuller ve Phillips Perron durağanlık es sonuçları Tablo 1 ve Tablo 2 de verilmişir. Tes sonuçlarına göre 10 yıllık ABD ahvil faizi dışında değikenlerin hepsi düzey seviyesinde I(0) durağan çıkmışlardır. Bu sonuca göre ahmin sürecinde sadece ABD 10 yıllık ahvil faiz değişkeni I(1) birinci farkı alınarak durağan hale geirilecekir. Tablo 1: ADF Tesi Sonuçları 30 ADF- isaisiği (Düzey) ADF- isaisiği (Birinci Fark) Değişkenler Trendsiz Trendli Trendsiz Trendli r *(1) -1,724(1) *(0) *(0) π *(0) *(0) *(10) *(10) y **(0) (0) *(0) *(0) imkb *(0) *(0) *(1) *(1) kur *(1) *(1) *(1) *(1) alin *(0) -8,609*(0) *(1) *(1) hazine *(2) 2.782(2) *(2) *(2) abd (1) (1) *(0) *(0) pyen *(1) *(0) *(1) *(1) Tablo 2: Phillips Perron Tesi Sonuçları 31 Değişkenler Phillips Perron - isaisiği Phillips Perron - isaisiği (Düzey) (Birinci Fark) Trendsiz Trendli Trendsiz Trendli r *(1) 3.335***(1) *(0) *(0) π *(0) *(0) *(10) *(10) y **(0) (0) *(0) *(0) imkb *(0) -9,691*(0) *(1) *(1) kur *(1) *(1) *(1) *(1) alin *(0) *(0) *(1) *(1) hazine **(2) (2) *(2) *(2) abd (1) (1) *(0) (0) pyen *(0) *(0) *(1) *(0) Türkiye Cumhuriye Merkez Bankası nın finansal isikrarı sağlama gücüne yönelik olarak ihmal edilen değişkenleri içerecek şekilde oluşurulan faiz düzleşirme modeli 4.3 ve 4.4 nolu denklemlerde göserilmişir. Bu modelin GMM yönemi ile ahmin sonuçları 4.5 ve 4.6 nolu eşiliklerde ve Tablo 3 e verilmişir 32. Zaman serilerinde ookorelasyon (ardışık bağımlılık) sorunu da meydana gelebilir. Muhemel ookorelasyon sorununa karşı, ahmin edilen varyans-kovaryans marisinde poziif kesinlik sağlamak için GMM yöneminin ahmini sürecinde Newey-Wes Fixed Bandwidh kullanılmış ve Barle Weighs seçilmişir. 54

59 Bankacılar Dergisi Tuarlı ve ekin ahmin ediciler elde edebilmek adına araç değişkenler de kullanılmışır. 4.3 nolu modelin ahmininde araç değişkenler (insrumen variable) olarak açıklanan ve açıklayıcı üm değişkenlerin 12 aylık gecikmeleri kullanılmışır 33. Tuarlı ve ekin ahmin ediciler elde emek için ayrıca olası üm gecikme değerlerinin modele dahil edilmesi nokasında sisem 12 dönem gecikmeye izin verdiği için 12 aylık gecikmeler araç değişkenler olarak kullanılmışır. * 0.91r r r = + (4.5) * r = 0.14π y 0.02imkb 0.02kur alin hazine 0.3abd pyen (58.50) (11.27) ( ) (-42.13) (15.15) (123.70) (-28.78) (41.27) (4.6) Tablo 3: GMM Tahmin Sonuçları p α β 1 y y 2 y 3 y 4 y 5 y (0.00) (0.00) (0.00) (0.00) (0.00) (0.00) (0.00) (0.00) (0.00) 2 R = 0.99 S.E. Regression= 0.81 d = 1.16 S.D. dependen var. = J Isaisiği= ve 4.6 nolu model ahmin sonuçlarına bakıldığında bulunan değerlerin isaisiksel olarak anlamlı olduğu görülmekedir. Tüm paramereler %1 anlamlılık düzeyinde isaisiki olarak anlamlıdır. Konuya uygun olarak yorumlandığında, bulunan paramereler arzulanan faiz oranı ve gerçekleşen faiz oranındaki değişimi açıklama gücüne sahipir. Aynı şekilde 2 R nin de yüksek bir değer üremesi modelin büün olarak da isaisiksel olarak anlamlı, yani modelin kısa dönemli faiz oranındaki harekei açıklama gücünde olduğunu gösermekedir. 4.5 nolu modelin ahmininde ve arzu edilen faiz oranını oluşururken kullanılan değişkenlerin paramere işarelerine bakıldığında ise, işarelerin önceden verilmiş beklenilerle uyumlu olduğu görülmekedir. Bulunan paramere işarelerine bağlı olarak, alın ve Dolar/Yen pariesi ile ilgili ilk beklenilerin geçerli olduğu da oraya çıkmışır. 4.5 ve 4.6 nolu denklemlerde verilen modelde ekonomerik olarak bazı sorunların olup olmadığının araşırılması da gerekmekedir. Durbin-Wason isaisiğinin (d) ise 1.16 değer vermesi 1. dereceden aynı yönlü ardışık bağımlılığa işare emekedir. Ancak açıklanan değişken olan kısa vadeli faiz oranının gecikmeli değeri modelde açıklayıcı değişken olarak yer aldığı için Durbin Wason esi ekonomerik olarak anlamını kaybemekedir (1997). Bu açıdan Durbin Wason isaisiğini değerlendirmek anlamlı değildir. Bu nokada Breusch Godfrey Dizisel Korelasyon Lagranj Çarpanı (LM) esi kullanmak ookorelasyon esi için alernaif sunmakadır 34. İlgili es haa erimlerinin 2 dönem gecikme değerleri ile yapılmış ve 2 LM isaisik değeri 8,81 bulunmuşur. Bu değer %1 ve %5 anlamlılık düzeyinde χ eşik ablo değeri ile karşılaşırıldığında ardışık bağımlılığın olmadığı sonucuna ulaşılmışır 35. Ayrıca Şekil 1 de haa erimlerinin dağılımına bakıldığında ise haa erimlerinin bir önceki değerlerinden ekilenmediği yani birbiriden bağımsız dağıldığı da izlenmekedir. 55

60 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı Şekil 1: 4.5 No lu Modelin Haa Terimleri Dağılımı, Gerçekleşen ve Tahmin Edilen Değerler Bunun dışında çoklu doğrusallığın olmaması da yani her bir bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki ne ekisini görmek açısından gereklidir ve 4.6 nolu denklem ahmin sonucuna ai R 2 değerinin yüksek olması ve isaisiklerinin amamının anlamlı olması nedeniyle çoklu doğrusallık sorunu bulunmamakadır. Aynı şekilde bulunan paramereler beklenilerle aynı yönlü çıkığı için de çoklu doğrusallığın olmadığı bu açıdan da görülebilir. Son olarak Tablo 4 de ikili korelasyonlara bakıldığında da değişkenler arasında çoklu doğrusallığın olmadığı yani korelasyon anlamında güçlü bir şekilde birlike hareke emedikleri görülmekedir. Tablo 4: Değişkenlerin Korelasyon Marisleri π y imkb kur alin hazine abd pyen π 1,00 0,06 0,07 0,01 0,02-0,06-0,02 0,03 y 0,06 1,00-0,17 0,01 0,02-0,06-0,07-0,06 imkb 0,07-0,17 1,00-0,63-0,40-0,02 0,17 0,10 kur 0,01 0,01-0,63 1,00 0,55 0,11-0,01-0,08 alin 0,02 0,02-0,40 0,55 1,00 0,03-0,11-0,25 hazine -0,06-0,06-0,02 0,11 0,03 1,00-0,04 0,08 abd 0,02-0,07 0,17-0,01-0,11-0,04 1,00 0,36 pyen 0,03-0,06 0,10-0,08-0,25 0,08 0,36 1,00 Modelin ahmin yönemi olan GMM için modeldeki paramere sayısından daha fazla dışsal araç (insrumen) değişken olması durumunda aşırı belirlenme söz konusudur. Bu durumda kullanılan araç değişkenlerin yeerliliğinin/geçerliliğinin de es edilmesi gerekmekedir (he es of overidenifying resricions). Diğer bir ifade ile kullanılan araç değişkenler haa erimleri ile ilişkisiz olmalıdır. J isaisiğinin bu amaçla kullanılması durumunda sıfır hipoezi aşırı belirlenme durumunda üm araç değişkenler yeerli/geçerlidir şeklinde idi. Sıfır hipoezinin kabul edilmesi ile uarlı ve ekin ahmin ediciler üreilebilmekedir ve 4.6 nolu denklemlerde verilen modelde de içsel değişkenlerin 12 dönem gecikmeleri araç (dışsal) değişken olarak kullanılmışı. Bu nedenle aşırı belirlenme 56

61 Bankacılar Dergisi durumunda araç değişkenlerin geçerliliğinin es edilmesi için Hansen J isaisiğine bakmak gerekmekedir. Tablo 3 e verilen sonuca göre J isaisiği 0,2 değerini vermekedir. Gerekli dönüşürme işleminden sonra ilgili değer 23,267 sonucunu vermeke ve bu değerin olasılık değeri ise 0,999 çıkmakadır. Bu durumda sıfır hipoezi yani aşırı belirlenme durumunda üm araç değişkenler yeerli/geçerlidir hipoezi reddedilmez. Ayrıca ilgili araç değişkenler modeldeki açıklanan ve içsel açıklayıcı değişkenlerin gecikmeli değerleri olduğundan, araç değişkenler içsel açıklayıcı değişkenlerle ilişkilidir. Bu sonuçlarla bağlı olarak ilgili model ile uarlı ve ekin ahmin ediciler üreilmişir. Ek olarak Bağımsız değişkenlerin paramerelerinin bir büün olarak anlamlılığının esine yönelik olarak Wald esi de bakmak gerekmekedir. Wald es F isaisik değerinin olasılık değeri %1 düzeyinde anlamlı çıkmakadır. Bu sonuca göre bağımsız değişkenlerin paramereleri birlike anlamlıdır. Merkez Bankası eki epki fonksiyonu olan 4.6 nolu modelde yer alan paramerelere bakıldığında ise, arzu edilen faiz oranındaki değişimde, enflasyon, hazine faiz oranı, ABD 10 yıllık ahvil faizi ve kısmen Dolar/Yen pariesinin ağırlığının yüksek olduğu görülmekedir. Diğer değişkenler olan çıkı açığı, hisse seneleri, dolar kuru ve alının fiyalarının ekisi ise düşük düzeydedir. Uluslararası ekiyi göserecek şekilde modelde yer alan diğer değişken dolar/yen pariesinin ekisi ise ABD 10 yıllık ahvil faizine oranla düşük bulunmuşur. Merkez Bankası epki fonksiyonunda ulusal finansal piyasalara ai değişkenlerin ekisinin olduğunu söylemek mümkündür. Ancak globalleşen finansal piyasalar ve Amerikan ekonomisinin bu piyasalarda ağırlığı nedeniyle Amerikan ekonomisinin faiz poliikasının TCMB kısa vadeli faiz poliikasında daha ağırlıka olduğunu söylemek de gerekmekedir. Aynı şekilde Dolar/Yen pariesinin ekisi de göz ardı edilemez. Tahmin edien değerlerin gerçekleşen faiz oranının ( r nin) harekeini ne kadar yakaladığına grafiksel olarak bakmak yapılan çalışma açısından önemlidir. Bu açıdan oluşurulan Şekil 1 de gerçekleşen ve ahmin edilen faiz oranları verilmişir. Şekil 1 de de görüldüğü üzere ahmin edilen değerler gerçekleşen faiz oranı serisini yüksek oranda yakalamaka yani açıklamakadır. Şekil 1 de görülen bu duruma göre, 4.6 nolu modelde kullanılan değişkenler, gerçekleşen faiz serisinin harekeini açıklama açısından önemlidirler. Para poliikası ve finansal isikrar ilişkisi açısından köprü görevi gören faiz düzleşirme kuralına ai Şekil 1 de göserilen sonuç ile birlike 4.5 nolu modelde verilen p kasayısını yorumu, yapılan bu çalışmanın en önemli nokasını oluşurmakadır. Çalışmanın diğer kısımlarında açıklandığı üzere isikrarlı ve düzleşirilmiş bir faiz serisi piyasa oyuncuları arafından arzu edilen bir durum olmakadır. Bu durumun sağlanması ile birlike diğer ekilerinin yanında ilk planda finansal piyasaların isikrar kazanacağı ve bu piyasalara dair beklenilerin olumluya döneceği beklenmekedir. Sonuç olarak, faizlerin düzleşmesi ile birlike finansal oynaklıkların azalması ve finansal değişkenlerdeki harekelerin de düzleşmesi beklenmekedir. Bu açıdan Merkez Bankalarının faiz oranlarını düzleşirmesi önem arz emekedir. Faiz Düşleşirme Kuralının Yararları, Finansal İsikrarı Sağlaması ve Para Poliikası Finansal İsikrar İlişkisi Açısından Kullanımına ai ayrınılı açıklamalar üçüncü bölümde akarılmışı. p kasayısının ahmini için oluşurulan faiz düzleşirme modeli klasik bir yapı içermemeke yani ihmal edilmiş değişkenleri içerecek şekilde genişleilmişir. 4.5 nolu modelde göserildiği üzere, yapılan ahmin sonucunda p kasayısının değeri 0.91 olarak bulunmuşur. Sahe faiz düzleşirme kasayısı sorunundan kurulmak için, bu şekilde bir yaklaşım izlenmesinden sonar bile p kasayısının değeri yüksek çıkmışır. Faiz düzleşirme kasayısı p nun 0.91 gibi çok yüksek bir değer vermesi kısa vadeli faiz serisinin yüksek oranda bir önceki dönemki değerini akip eiği, ondaki harekei aşımaka olduğunu gösermekedir. Bu da isikrarlı bir faiz serisi anlamına gelmeke ve piyasa oyuncularına bu 57

62 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı sinyali vermekedir. Arzu edilen faiz oranı serisindeki değişimin ise sadece 0.09 puanlık kısmı ilgili dönemde kısa vadeli faizlere yansıılmaka, bu faiz serisindeki değişimin kalan kısmı, diğer dönemlerde kısa vadeli faizler arafından içerilmekedir. Diğer dönemlerde, ki burada dönem olarak aylar kullanılmışır, her dönem değişimin 0.09 lik kısmı yansıılacak ve en sonunda üm değişim yansıılmış olacakır. Daha açık bir ifadeyle Üçüncü bölümde lagmean olarak anımlanan formül göre ( p /1- p ) arzu edilen faiz oranındaki değişimin amamı 10 dönem (ay) sonunda yansıılmış olacakır. Poliik süredurum olarak da adlandırılan bu durumda, kısa vadeli faiz oranı serisi düzleşmiş (smoohing) olmaka ve isikrarlı bir hareke sergilemekedir. Tahmin sonucunda modelin bir büün olarak anlamlı sonuç vermesi ve 0,91 gibi çok yüksek bir p kasayısı bulunması, ilgili dönemde TCMB nin finansal isikrarı amaçladığını ve sürdürmeye çalışığını gösermekedir. Ek olarak p kasayısının 0,91 çıkması ise faiz düzleşirme kuralının üm dönem boyunca güçlü ve ekin olarak uygulandığını gösermekedir. Ayrıca ahmin edilen faiz serisinin Şekil 1 deki gibi gerçek faiz serisini doğru ahmin emesi yapılan çalışmanın sağlıklı olduğuna yönelik önemli bir kanıır. Bu sonuç TCMB nin finansal isikrara sağlama gücünün yüksek olduğunu gösermekedir Mayıs Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, Bankacılık Yeniden Yapılandırma Programı, BDDK nın ekin ve deneim fonksiyonunu yerine geirmesi ve TCMB nin kanuni değişikliklerden sonra özellikle risklerin arığı dönemlerde finansal isikrara yönelik pro-akif ve esnek başarılı para poliikası uygulamaları, para poliikası finansal isikrar analizi için önemli bir alyapı oluşurmuşur. Bu alyapı ile beraber, TCMB nin meydana gelen sres ve oynaklıkları azalmaya yönelik faiz düzleşirme kuralına uygun hareke emesi ise, ilgili dönemde finansal isikrarın sağlanması ve sürdürülmesinde adına çok önemlidir. Ulaşılan sonuca bağlı olarak inceleme döneminde Türkiye ekonomisinde finansal isikrarın sağlandığını ve sürdürüldüğünü söylemek mümkündür. Sonuç Finansal isikrar sadece belli başlı oorielerce değil aynı zamanda para ve maliye poliikası yapıcıları açısından da önemli bir konu haline gelmişir. Ancak finansal isikrar kavramının anımlanmasında am bir görüş birliği bulunmamakadır. Kapsamlı bir anım ise finansal siseme dair üm fakörlerin içerilmesiyle mümkün olacakır. Bu anlamda finansal aracılar, organize ve organize olmayan piyasalar, ödeme ve sisemin işleyiş düzeni, sisemi desekleyen eknolojik alyapı, yasal ve düzenleyici kanunlar ve düzenleyici kurumların hepsi isikrar unsuru içinde göz önünde bulundurulmalıdır. Finansal isikrarsızlığın oraya koyulması ise finansal isikrarın anlaşılması açısından yararlı olacakır. Finansal isikrarsızlığın karakerisik üç emel özelliği bulunmakadır. Bunlar piyasada ağırlığı bulunan finansal varlıkların fiyalarının emel değerlerinden keskin bir şekilde sapmaları yani rendde ser bir kırılmanın olması, piyasanın fonksiyonelliği ve krediye ulaşabilme imkanlarında ulusal ya da uluslararası açıdan bozulmaların meydana gelmesi, oplam harcamalarda ekonominin üreebilme yeeneğini olumsuz yönde ekileyecek arış ya da azalış şeklinde sapmaların yaşanmasıdır. Merkez Bankaları arihsel süreç ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak, bankaların bankası haline gelmiş ve bu durum finansal sisemin işleyişi ile ilgili olmasına emel eşkil eden durumların en önemlisi olmuşur. Merkez Bankaları ve finansal kurumlar ile zaman içinde oluşan organik bağ da sisemin işleyişi açısından Merkez Bankalarına sorumluluk yüklemeye başlamışır. Bankaların parasal siseme büyük oranda enegre olmaları, para yarama sürecinde büyük rol üslenmeleri ve parasal sisem içinde kili rol üslenmeleri Merkez Bankalarının bu kurumlar ve dolayısıyla finansal sisemin işleyişine duyarlı hale gelmesine de kakı sağlamışır. Merkez Bankalarının emel amacının fiya isikrarını sağlamak olmasının yanında, arık finansal isikrarı da sağlayacak poliikalar üremesi de 58

63 Bankacılar Dergisi gerekmekedir. Merkez Bankasının müdahalesini gerekiren neden finansal siseminin kendisinden kaynaklanmakadır. Finansal sisem kendi içinde isikrarsızlık yarama ve bu isikrarsızlığı erafa yayma eğilimine sahipir. Merkez Bankalarının finansal isikrarı sağlama sorumluluğu alında yaan ilk neden olarak Merkez Bankalarının yasal ve uygulamada piyasalara gerekli likidienin sağlanmasında ek mercii olarak görev yapması yamakadır. İkinci neden olarak, Merkez Bankalarının yeki alanında olan ödemeler siseminin sorunsuz bir şekilde çalışması gerekliliği yer almakadır. Üçüncü neden olarak, banka sisemi reel ekonomiye kaynak akarma sürecinde köprü görevi görmesi yer almakadır. Son neden olarak ise, finansal isikrar ve fiya isikrarı arasındaki ilişki bulunmakadır. Merkez Bankalarının finansal isikrarı hedef olarak almaları ve sisem içinde ekin rol üslenmeleri çeşili sorumluluklar da geirmekedir. Merkez Bankaları bu anlamda bankalar arası ödeme siseminin merkezinde yer almaka, icari banka varlıklarını çeşili araçlar ile ayarlamaka ve bankaların rezervlerini umakadırlar. Ayrıca, bankaların finansal sisemde kredi oplama ve reel ekonomiye akarım sürecinde likidie açısından bankaların kendilerine bağlı olarak faaliye gösermelerine sağlayacak bir yapılanma oluşurmakadırlar. Bunun yanında sisemde işlem gören para birimine olan güveni inşa ederek, siseme dahil üm kaılımcıların faaliyelerini doğrudan eki alına almakadır. Ayrıca ilgili para birimine olan güvene bağlı olarak sisemin ihiyacı olan likidie de Merkez Bankası arafından sağlanmak durumundadır. Para poliikası ve finansal isikrar arasında köprü görevi gören faiz düzleşirme kuralı ise önemli bir uygulamadır. Bu kuralın uygulanması gerekiğine yönelik olarak lieraürde şu nedenler yer almakadır. Merkez Bankaları finansal piyasaların oynak (volailiy) olmasından her zaman rahasızlık duyar. Kısa vadeli faizlerin yavaşça (gradually) uyarlanması durumunda Merkez Bankası, finansal kriz ihimalini azalabilecekir. Merkez Bankalarının kısa vadeli faizleri düzleşirerek ve düzleşirmeyi sürdürerek finansal piyasalar ve oyuncuları ile ekin ileişim kurabilirler. Merkez Bankaları kısa vadeli faiz oranları ile oplam alebi ekilerken uzun vadeli faizler ile oplam alep üzerinde de ekili olabilirler. Ekonomik ve finansal verilere yönelik olarak bilgilerde eksiklik, ulaşılan bilgi konusunda şüphe, bilginin ve belirlenen modellerdeki paramereler konusunda belirsizlik bulunmakadır. Bu nedenle Merkez Bankaları ahminler yerine gerçekleşmiş veriye epki verme konusunda daha fazla iseklidirler. Ayrıca ilgili kural Merkez Bankalarının güvenilirliğinin sağlanması açısından önemlidir. Finansal sisem içinde önemli bir yer uan bankaların varlık-yükümlülük dengesini kuramadığı dönemlerde, Merkez Bankalarının faizleri düzleşirmede başarılı olması, oluşabilecek risklerin azalmasını da sağlayabilir. Son olarak, faiz düzleşirme kuralının geçerli olması ve yüksek bir düzleşirme kasayısına ulaşılması, para poliikasının finansal isikrarı sağlama ve sürdürme şansını arırır. Merkez Bankalarının finansal isikrarı gözemesinin emelinde finansal sisemin kendi içinde isikrarsızlık yarama ve bu isikrarsızlığı erafa yayma eğilimi yamakadır. Finansal piyasalardan kaynaklanan ve ekonominin amamını durgunluğa sürükleyen krizler bu isikrarsızlıkların son aşamasıdır. İsikrarsızlıklara ve krizlere karşı mücadele edilmesi ve bu durumlar ile karşılaşılmaması için sisem içinde para poliikası açısından ekel konumunda olan Merkez Bankaları rol üslenmek zorundadırlar. Gelişmiş ve gelişmeke olan pek çok ülkede Merkez Bankalarının emel amacı fiya isikrarını sağlamakır. Merkez Bankaları bu amacı gerçekleşirirken de ikincil amaç olarak finansal sisemin isikrarını göz önünde bulundurmakadırlar. Yaşanan gelişmelere paralel olarak günümüzde, T.C. Merkez Bankasının asıl amacı da fiya isikrarını sağlamak, bu amacı gerçekleşirirken de finansal sisemi izlemek ve finansal isikrarı gözemekir. Bu nedenle TCMB para poliikası sürecinde finansal sisem ve bu finansal sisemin isikrarını sağlamaya yönelik olarak uygulamalar yer almakadır. TCMB finansal isikrarı sağlama sürecinde ise ekin deneim ve gözeim fonksiyonunu yürüen BDDK ile ekileşim halinde faaliye gösermekedir. 59

64 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı Türkiye Cumhuriye Merkez Bankası nın finansal isikrarı sağlama gücüne yönelik oluşurulan faiz düzleşirme modeli 4.3 ve 4.4 nolu denklemlerde göserilmişir. 4.5 ve 4.6 nolu denklem ahmin sonuçlarına bakıldığında, bulunan değerlerin isaisiksel olarak anlamlı olduğu görülmekedir. Bulunan paramerelere bağlı olarak ahmin edilen faiz oranı, gerçekleşen faiz oranındaki değişimi açıklama gücüne sahipir. Şekil 1 de de görülen bu durum, 4.5 nolu modelde kullanılan değişkenlerin faiz serisinin harekeini açıklamaka anlamlı ve önemli olduğunu gösermekedir. Kullanılan değişkenlerin işarelerine bakıldığında ise, işarelerin önceden verilmiş beklenilerle uyumlu olduğu görülmekedir. 4.4 nolu denklemde verilen p kasayısını yorumu, yapılan bu çalışmanın en önemli nokasını oluşurmakadır. 4.4 nolu denklemde göserildiği üzere, yapılan ahmin sonucunda p kasayısının değeri 0.91 olarak bulunmuşur. Faiz düzleşirme kasayısı p nun 0.91 gibi yüksek bir değer vermesi kısa vadeli faiz serisinin yüksek oranda bir önceki dönemki değerini akip eiği, ondaki harekei aşımaka olduğunu gösermekedir. Bu da isikrarlı bir faiz serisi anlamına gelmeke ve piyasa oyuncularına bu sinyali vermekedir. Arzu edilen faiz oranı serisindeki değişimin ise sadece 0.09 puanlık kısmı ilgili dönemde kısa vadeli faizlere yansıılmakadır. Diğer dönemlerde ise her dönem değişimin 0.09 lik kısmı yansıılmaka ve en sonunda üm değişim 10 ay (dönem) sonunda yansıılmış olmakadır. Yani bu dönemde TCMB kısa vadeli faiz oranları yüksek oranda düzleşirmişir. Tahmin sonucunda modelin bir büün olarak anlamı sonuç vermesi ve 0,91 gibi yüksek bir p kasayısı bulunması, ilgili dönemde TCMB nin finansal isikrarı amaçladığını ve sürdürmeye çalışığını gösermekedir. ek olarak p kasayısının 0,91 çıkması ise faiz düzleşirme kuralının üm dönem boyunca güçlü ve ekin olarak uygulandığını gösermekedir. Ayrıca ahmin edilen faiz oranı serisinin gerçek faiz serisini yüksek oranda açıklaması, yapılan çalışmanın sağlıklı olduğuna yönelik önemli bir kanıır. Bu sonuç TCMB nin finansal isikrara sağlama gücünün yüksek olduğunu gösermekedir. TCMB nin finansal sresi, oynaklıkları oraya koyacak şekilde kısa vadeli faiz poliikası yürümesi, meydana gelen sres ve oynaklıkları azalmaya yönelik faiz düzleşirme kuralına uygun hareke emesi ise, ilgili dönemde finansal isikrarın sağlanması ve sürdürülmesi adına çok önemlidir. Ulaşılan sonuç, BDDK nın ekin deneim ve gözeime yönelik uygulamaları, TCMB nin finansal isikrarı sağlamaya ve sürdürmeye yönelik yürüüğü para poliikası uygulamaları ile değerlendirildiğinde, Türkiye ekonomisinde finansal isikrarın sağlandığını ve sürdürüldüğünü söylemek mümkündür küresel finansal kriz süreci Türkiye ekonomisini de olumsuz ekilemişir. Krizin ABD ve AB ülkelerinde yoğunlaşması Türkiye nin ihracaında büyük düşüşler yaşanmasına neden olmuşur. Bu anlamda dış alepeki hızlı düşüş Türkiye ekonomisinde yaşanan küçülmenin en önemli nedeni olmuşur. Türkiye de özellikle reel ekonomi, kriz ve dolayısıyla global durgunlukan yüksek oranda ekilenmişir. Türkiye de yaşanan süreç bir kriz değil dış alepeki daralmaya ve uluslararası finansal piyasalardaki dalgalanmalara bağlı bir küçülme durgunlukur. Önemli olan dış kaynaklı olan bu krizi en az zararla alaabilmekir. Reel sekördeki aşırı dalgalanma ve sanayi üreimindeki düşüşün çalışma açısından önemi ise Türkiye de yakalanan finansal isikrara zarar verebilme ihimalidir. Kredi geri dönüşlerinde sorun yaşanması ihimali finansal isikrar açısından önemli bir risk fakörüdür. ABD ve AB ülkelerindeki finansal kurumların likidieye ve sermayeye olan ihiyaçları ile karlı pozisyonlarından çıkmak zorunda kalmaları da Türk finansal kesimi açısından diğer bir sorundur. Bunun dışında Türkiye de bankalar sağlıklı bir bilanço yapısı içindedir. Yaşanan kriz sürecinde gelişmiş ülkelerde yaşanan likidie ve oksik varlık sorunu Türk bankacılık seköründe meydana gelmemişir. Ayrıca bankacılık sekörünün sermaye yapısı güçlü, karlılığı devam eden, akif kaliesi yüksek ve açık pozisyonları çok düşük seviyede seyremekedir. Hane halkı, özel sekör ve kamu kesimi varlık yükümlülük dengesi de kriz 60

65 Bankacılar Dergisi sürecinde genel olarak güçlü bir yapı sergilemekedir. Bu fakörler kriz süreci ve sonrası için Türkiye ekonomisi açısından önemli avanajlardır. Türkiye ekonomisinde şu an, daha önceki kriz dönemlerindeki gibi, ipik reaksiyonların finansal sisem içinde görülmediğine dikka emek gerekmekedir. Bu süreçe alınacak önlemlerin bir ana programın parçası şeklinde olması da güven unsuru ve belirsizliğin azalması açısından önemlidir. Güven unsuru ve bankalar ile ileişimin güçlü uulmasına yönelik olarak TCMB nin bankalara yönelik belli bir fon ayırması da gerekmekedir. TCMB kısa vadeli faiz poliikasında ısrarlı olduğu ve kısa vadeli faizleri düzleşirme eğiliminde olduğu sinyalini ne olarak vermeye de devam emelidir. Krizin ekileri azalıncaya kadar mevdualara güvence verilmesi, zorunlu karşılık poliikası ve zorunlu karşılıklarda vade ve para birimine gore çeşilendirme önemli bir uygulamadır. Bu süreçe üzerinde ayrınılı durulan, TCMB nin ekin, pro-akif ve esnek para poliikası uygulamaları ile sraejilerine devam emesi de isikrarlı yapının devamı açısından kriikir. Kredi siseminin işler ve likidie ile kredi kanallarının açık kalması adına TCMB nin uygulamaları kadar bankacılık kesiminin akif rol üslenmesi de önemli olacakır. Bu doğruluda BDDK nın ekin deneim ve gözeim faaliyeini sağlıklı sürdürmesi de gerekmekedir. Krizin ekilerinin oradan kalkmaya başlaması ve dolayısıyla dış alepen kaynaklanan daralmanın azalması ile birlike, reel sekördeki kısmi durgunluk oradan kalkmaya başlayacakır. Gösergelerin ve reel değerlerin aşağı düşüş hızı ile yukarı dönüş hızı farklı olmakadır. Aşağı gidiş genelde hızlı ancak yukarı dönüş genelde yavaş olmakadır. Bu nedenle canlanma sürecinin çok hızlı olmasını beklemek gerçekçi olmayacakır. Uluslararası finansal piyasalarda likidienin arışı ve risk alma eğilimlerinin arışı ile birlike TL yaırım araçlarına dönüş yeniden ve hızlı olacakır. Yaşanan kriz dış kaynaklı olduğundan ana çözümlerde yine dış kaynaklı olacakır. Daha önce vurgulandığı gibi önemli olan kriz sürecini en az zararla alaabilmekir. Bu bakımdan, TCMB finansal isikrarı sürdürmeye yönelik ekin, pro-akif ve esnek para poliikası uygulamaları ile kısa vadeli faizleri düzleşirmeye yönelik faiz poliikasına devam emelidir. Para ve faiz poliikaları sürecinde TCMB nin ekin deneim ve gözeim fonksiyonuna kaılım halinde olması, finansal isikrarın sürdürülmesi açısından yine önemli olacakır sonrası dönem bir büün olarak düşünüldüğünde, TCMB nin finansal isikrara yönelik ekin para poliikası uygulamaları, faiz düzleşirme kuralının TCMB kısa vadeli faiz poliikası için geçerli olması, ekin deneim gözeim fonksiyonunun BDDK ile birlike sürdürülmesi paralelinde, Türk finansal siseminin 2001 öncesine göre daha az kırılgan olduğunu ve dalgalanmalara karşı daha dirençli olduğunu söylemek mümkündür Global Finansal Kriz süreci de finansal sisemin güçlü yapıda olduğunu ve sisemin unsurlarının bu yapıyı sürdürecek güçe olduğunu oraya koyan önemli bir gelişme olmuşur. 61

66 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı Kaynakça Amao, J. D. ve Laubach T. (1999). The Value of Ineres-Rae Smooing: How The Privae Secor Helps The Federal Reserve, Federal Reserve Bank of Kansas Ciy Economic Review, (84/3), Anderson, T.W. and Hsiao, C. (1981). Esimaion of Dynamic Models wih Error Componens, Journal of American Saisical Associaion, (76/375), Manuel A. ve Bond S. (1991). Some Tess of Specificaion for Panel Daa: Mone Carlo Evidence and an Applicaion o Employmen Equaions, Review of Economic Sudies, 58, Balduzi, P, Berola G ve Foresi, S. (1997). A Model of Targe Changes and The Tehrm Srucure of Ineres Raes, Journal of Moneary Economics, 39, Borio, C. (2004). The Search for The Elusive Twin Goals of Moneary and Financial Sabiliy, Conference on Cenral Banking and Financial Sysem, Naional Bank of Poland. Borio, C. (2005). Moneary and Financial Sabiliy: So Close and Ye So Far?, Naional Insiue Economic Review, 192, Bundesbank, (2003). Repor on The Sabiliy of The German Financial Sysem, Frankfur Monhly Repor. Calomiris, C. ve Kahn,C. (1996). The Efficiency of Self-Regulaed Paymen Sysems: Learning from The Suffolk Sysem, Journal of Money, Credi and Banking, 28(4), Caselnuovo, E. (2003). Taylor Rules, Omied Variables, and Ineres Rae Smoohing in The US, Economic Leers, 81, Clarida, R. Gali J. ve Gerler,M. (2000). Moneary Policy Rules and Macroeconomic Sabiliy: Evidence and Some Theory, Quarerly Journal of Economics, 115, Clarida, R., Gali J.ve Gerler, M.(1999). The Science of Moneary Policy: A New Keynesian Perspecive, Journal of Economic Lieraure, 37, Cobham, D. (2003). Why Does The Moneary Policy Commiee Smooh Ineres Raes?, Oxford Economic Papers, 55, 479. Crocke, A, (2000). In Search of Anchors for Financial and Moneary Sabiliy, Vienna: SUERF Colloquim, Crocke, A. (1997). Why is Financial Sabiliy a Goal of Public Policy, in Mainaining Financial Sabiliy in a Global Economy, Federal Reserve Bank of Kansas Ciy, Dosey, M. Orok, C.(1995). The Raional Expecaions Hypohesis of The Term Srucure, Moneary Policy and Time-Varying Term Premia, Economic Quarerly, Federal Reserve Bank of Richmond, Driffill J. Roondi Z. Savona P. Zazzara C. (2006). Moneary Policy and Financial Sabiliy: Wha Role for The Fuures Marke?, Journal of Financial Sabiliy, 2, Eijffinger, S. Schaling E. ve Verhangen, W. (1999). A Theory of Ineres Rae Sepping: Inflaion Targeing in A Dynamic Menu Cos Model, Tilburg Universiy, Cener for Economic Research Discussion Paper, 71, Esrella, A. ve Mishkin F.S. (1998). Rehinking The Role of NAIRU in Moneary Policy: Implicaion of Model Formulaion and Uncerainy, NBER Working Paper, Ferguson, R. W, (2002). Should Financial Sabiliy Be An Explici Cenral Bank Objecive? Conference a The IMF in Washingon D.C., Gerlach-Krisen, P. (2004). Ineres- Rae Smoohing: Moneary Policy Ineria or Unobserved Variables?, Conribuions o Macroeconomics, 4/1, Goodfriend, M. (1991). Ineres Raes and The Conduc of Moneary Policy, Carnegie- Rocheser Series on Public Policy, 34,7-30. Goodfriend, M. (1987). Ineres-Rae Smoohing and Price Level Trend-Saionariy, Journal of Moneary Economics, 19/3, Goodhar, C. (1999). Cenral Bankers and Uncerainy, Quarerly Bullein, Bank of England, 39, Goodhar, C. (1997). Why Do The Moneary Auhoriies Smooh Ineres Raes?, S. Collignon Ediion içinde European Moneary Policy içinde ss , Washingon, DC, Piner,. Gujarai, D. N., (2001). Temel Ekonomeri, İsanbul: Lieraür Yayınları: ss. 33. Haldane, A. G., Hoggarh G.ve Sapora V., (2001). Assessing Financial Sabiliy, Efficiency and Srucure a The Bank of England, Publised in Marrying he Macro Prudenial Dimensions of Financila Sabiliy, BIS Papers, No.1. Hansen, Lars P. (1982). Large Sample Properies of Generalized Mehod of Momens Esimaors, Economerica, ss

67 Bankacılar Dergisi Harvey, A., (1990). The Economeric Analysis of Time Series, Cambridge: The MIT Pres. Hayashi, F. (1997). Economerics, Princeon: Princeon Universiy Press. Herrero, A. G ve Rio P.D. (2003). Financial Sabiliy and The Design of Moneary Policy, Working Paper, The American Universiy of Paris, No.17. Hodrick, J. R. ve Presco, C.E. (1981). Pos-War Business Cycles: An Emprical Invesigaion, Norhwesern Universiy Discussion Paper, 451. Issing, O. (2003). Moneary and Financial Sabiliy: Is There a Trade-Off, Conference on Moneary Sabiliy, Financial Sabiliy and Business Cycle, Bank for Inernaional Selemens, Basle, Judd, J. ve Rudebusch, G. (1998). Taylor Rule and The Fed: , Economic Review, Federal Reserve Bank of San Francisco, King, M. (1990). Challenges for Moneary Policy: New and Old, New Challenges for Moneary Policy Sempozyumu, Federal Rezerve Bank of Kansas Ciy. Large, S. A. (2003). Financial Sabiliy: Mainaining Confidence in a Complex World, Financial Sabiliy Review, Levin, A. Wieland V. ve Williams,J. (1999). Robusness of Simple Moneary Policy Rules Under Model Uncerainy John B. Taylor Ediion, içinde Moneary Policy Rules, ss Chicago: Chicago Universiy Pres. Lowe, P. ve Luci E, (1997). The Smoohing of Official Ineres Raes, Reserve Bank of Ausralia, Moneary Policy and Inflaion Targeing, ss Masanao A., (2001). Modeling Aggregae Behavior and Flucuaions in Economics: Sochasic Views of Ineracing Agens, UCLA Economics Online Papers, 142, UCLA Deparmen of Economics. Mishkin, F. (2006). Financial Sabiliy and Globalizaion: Geing I Righ, Cenral Banks in he 21s. Cenury, Inernaional Conference, Banco de Espana, Monoro, C. (2007). Why Cenral Banks Smooh Ineres Raes? A Poliical Economy Explanaion, Cenral Reserve Bank of Peru Working Paper Series. Orphanides, A., Wieland, V. (1998). Price Sabiliy and Moneary Policy Effeciveness when Nominal Ineres Raes are Bounded a Zero, Finance and Economics Discussion Series, Board of Governors of he Federal Reserve Sysem, 35. Orphanides, A. (2004). Moneary Policy Rules, Macroeconomic Sabiliy and Inflaion: A View from The Trenches, Journal of Money, Credi and Banking, 2, Padoa Schioppa, T. (2003). Financial Supervision: Inside or Ouside Cenral Banks, Financial Supervision in Europe, ss Chelenham: Edward Elgar, Padoa-Schioppa, T. (2002). Cenral Banks and Financial Sabiliy: Exploring a Land in Beween, Second ECB Cenral Banking Conference, The Transformaion of The European Financial Sysem, Papademos, L. (2006). Price Sabiliy, Financial Sabiliy and Efficiency and Moneary Policy, Vice Presiden of he ECB a he Third Conference of The Moneary Sabiliy Foundaion on Challenges o The Financial Sysem Ageing and Low Growh. Rudebusch, G.D. (1995). Federal Reserve Ineres Rae Targeing,Raional Expecaions and The Trem Srucure, Journal of Moneary Economics, 35, Rudebusch, G. D. (2002). Term Srucure Evidence on Ineres Rae Smoohing and Moneary Policy Ineria, Journal of Moneary Policy, 49, Rudebusch, G. D. (2001). Is The Fed Too Timid?, Review of Economics and Saisics, 83, Sack, B. ve Wieland V. (2000). Ineres Rae Smoohing and Opimal Moneary Policy: A Revivew of Recen Empirical Evidence, Journal of Econoimcs and Business, 52, Sack, B. (2004). Exracing he Exweced Pah of Moneary Policy From Fuures Raes, Journal of Fuures Markes, 24, Schinasi, G. J. (2003). Responsibiliy of Cenral Banks for Sabiliy in Financial Markes, IMF Working Paper, 03/121. Tarı, R. (2005). Ekonomeri, İzmi: Kocaeli Üniversiesi Yayın No, 172. Taylor, J. B.(1993). Discreion Versus Policy Rules in Pracice, Carnegie-Rocheser Conference Series on Public Policy, Norh-Holland, 39, Verbeek, M, (2004). A Guide o Modern Economerics, John Wiley & Sons. Whiney K. N ve Wes K. D. (1987). Hypohesis Tesing wih Efficien Mehod of Momens Esimaion, Inernaional Economic Review, 28, 780. Woodford, M. (1999). Opimal Moneary Policy Ineria, NBER Working Paper, No.7261, Wooldridge, J.M. (1997). Economeric Analysis of Cross Secional and Panel Daa, Cambridge: MIT Press. 63

68 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı Dipnolar: 1 Merkez Bankalarına gözeim ve deneim (Supervision) görevi, ilgili ülkenin kendi koşullarına göre direk olarak verilmeke ya da sisem içinde faaliye göserecek başka bir kuruma devredilmekedir. Ancak, Merkez Bankalarının direk olarak böyle bir görevi olmadığı ülkelerde, Merkez Bankası dolaylı olarak diğer kurum ile eşgüdümlü olarak finansal isikrarı sağlayacak şekilde faaliye gösermekedir. 2 Ödemeler sisemi açısından sisemik risk kavramı, sisem içindeki bir kurumda ve özellikle sisemin işleyişi için önemli olan bir bankada meydana gelen bir sorunun ödemeler siseminin aksamasına neden olmasıdır. 3 Burada ifade edilmeye çalışılan, bankacılık kesiminden kaynaklanan bir riskin olması durumunda Merkez Bankalarının, belirlediği amaçlara ulaşmada kullanmaları gereken likidie mikarını ve süreci ayarlamaka başarısız olabilmesidir. 4 Reel faizin kendini sabie gösermesi ile beraber, sabi erim dışsal değişken (insrumen variable) olarak ahmin sürecinde yer alacağından, bir nevi sabi erimin modelde zimni olarak varolduğu kabul edilmiş olacakır. Sabi erimin dışsal değişken olarak kullanıldığı çalışmalar için bkz. Clarida, Gali ve Gerler, (2000), Rudebusch, (2002), Driffill vd., (2006). Çok az sayıda çalışmada ise sabi erim, modelde içsel olarak yer almış; ancak ahmin sonuçlarında göserilmemişir. Örnek olarak bkz. Krisen, (2004). 5 Poliik süredurum, Merkez Bankasının yürümeke olduğu para poliikasının önceden ahmin edilebilir ve belirli bir kural dahilinde oluşması sonucunda meydana gelen durumdur. Diğer bir deyişle, para poliikasının izleyeceği yol konusunda belirsizlik ya yokur ya da çok azdır. 6 Burada z ile z 1 in aralarında koreleasyon olduğu göz önünde uulmalıdır nolu modelde kısa vadeli faizin gecikmeli değeri r 1 e yer verilmiş olduğundan, z 1 in kısa vadeli faizde meydana geirdiği eki de r 1 de yer alacakır. Sonuç olarak z ile z 1 aralarında koreleasyon olduğundan z nin ekisi de r 1 in parameresi olan faiz düzleşirme kasayısı içinde yer alacakır. 8 Rudebusch (2002) de göserildiği gibi, geleneksel faiz düzleşirme modelinde gözlemlenmeyen (unobserved) ya da ihmal edilmiş (omied) değişkelerin bulunması nedeniyle, haa erimi ardışık bağımlı olarak dağılım sergileyecekir. Ancak faiz düzleşirme kuralına bu değişkenlerin dahil edilmesi ile birlike, 3.25 nolu modelde olduğu gibi haa erimi ardışık bağımlılık sorunundan kurulacakır. Bu nedenle, kısa vadeli faizin gerçek harekeini açıklamak için ilgili modele gözlemlenmeyen ya da ihmal edilmiş değişkenlerin eklenmesi sahe düzleşirme kasayısı sorununu oradan kaldıracakır. Ayrınılı bilgi için bkz. Driffill, vd (2006) ve Rudebusch (2002). 9 Akivis poliika, Merkez Bankasının meydana gelen bir şoka karşı aşırı duyarlı hareke emesi olarak kullanılmışır nolu denklemde arık haa erimi ( ε ) gözlenemeyen dışsal değişkenleri içermekedir. 11 K= Dışsal, Önceden Belirlenmiş (Predeermined, İnsrumen) Değişken Sayısı, L= Açıklayıcı Değişken Sayısı (Regressor) 12 Bu konuyla ilgili daha ayrınılı bilgi için Hayashi (1997), Verbeek (2004), Hamilon (1994), Greene (2002) e bakılabilir. 13 GMM yöneminin belirilen içsel yanlılık ve aşırı belirlenme durumu alında, uarlı ve ekin ahmin ediciler üreebilmesi ile ilgili ayrınılı bilgi için bkz. Hansen (1982). 14 Bu konuyla ilgili deaylı bilgi için Arellano ve Bond (1991), Anderson ve Hsiao (1981) ve Balagi (2005) e bakınız. 15 Ayrınılı Bilgi için Bkz Arellano ve Bond (1991). 16 Tuarlı ve ekin ahmin ediciler elde edilmesi için ilgili araç değişkenlerin açıklayıcı içsel değişkenlerle ilişkili olması da gerekmekedir. Araç değişken seçiminde bu duruma dikka emek gerekmekedir. 64

69 Bankacılar Dergisi 17 Burada ensrüman ve ahmin edici ayırımı yapılmışır. Ancak ensrümanlar, ahmin edici olarak modelde de yer alabilirler. Bu durumda ensrüman değişken (insrumen variable) adını alırlar. Bu değişkenler de önceden belirlenmiş özelliği göserirler bkz. Hayashi, (1997) s Aşırı belirlenme durumu, orhogonaliy koşulunun modeldeki kasayı sayısından fazla olması şeklinde de anımlanmakadır. 19 GMM ahmin edicilerinin özellikleri için ayrınılı bilgi için Bkz. Hamilon (1994), Greene (2002). 20 Bağımsız bir faiz poliikası ancak özerk bir Merkez Bankası ile sağlanabilir, özerkliğin olmadığı dönemdeki faiz poliikası hakkında sağlıklı analiz yapmak ve çıkarımlarda bulanmak mümkün olmamakadır. 21 * r faiz oranı hedeflenen ya da beklenen faiz oranı olarak da lieraürde kullanılmakadır. 22 Ayrınılı bilgi için Bkz. Hodrick ve Presco (1981). 23 Yüzde değişim ve yüzde değerler halinde kullanılmasının arkasında, kısa vadeli faizlerin bu değişkenlerdeki değişimlere epki verdiği düşüncesi yamakadır. 24 Ay içerisinde gerçekleşirilen ihalelerin yıllık bileşik faizi, mikar ile ağırlıklandırılmışır. 25 Hazine nin borçlanma maliyei ile birlike kamusal kesimden kaynaklanan sorunlar da modele kaılmış olmakadır. 26 Beklenen işareler, ilgili değişkenlerdeki arış karşısında hedeflenen faizdeki değişim şeklinde açıklanmışır. Aynı şekilde am ersi durumda düşünülebilir. 27 Kısa vadeli faizlerin arırılması ile ilgili olarak, yapılan açıklamayı şu şekilde deseklemeke mümkündür. Ülke riskindeki arışa bağlı yaşanan gelişmelerle birlike hisse seneleri fiyalarında yaşanan düşüşler, ülkeden fon çıkışına neden olabilir. Bu nokada Merkez Bankasını kısa vadeli faizleri arırması fonların ülke dışına çıkmasını belli bir oranda frenleyebilir. 28 Dolar/Yen pariesinin kullanılmasının amacı, bu bölgedeki fonların son dönemde uluslararası harekeliliğinin yüksek olmasıdır. Bu değişken, uluslararası fon harekeliliğinin kısa vadeli faizler üzerinde yaraığı ekiyi yansıığı düşüncesiyle (Proxy) kullanılmışır. 29 Faiz düzleşirme ile ilgili liaraür, kısa dönem faiz oranı, enflasyon ve çıkı açığı değişkenlerin düzey seviyesinde durağan I(0) olmaları varsayınıma dayanmakadır. Ayrınılı bilgi için bkz.driffill vd. (2006). Bu varsayımın geçerliliğine bakmak ve bu değişikenler dışında düzey seviyesinde durağan olmayan değişkenler var ise bunları durağan hale geirmek için durağanlık esleri yapılacakır. 30 Paranez içinde yer alan sayılar Schwarz Bilgi Krierine göre belirlenen gecikme uzunluklarıdır. * %1 düzeyinde ** %5 ve *** %10 düzeyinde anlamlılığı ifade emekedir. Mac Kinnon (1996) kriik değerlere göre değişkenlerin anlamlılık düzeyleri belirilmişir, üm isaisikler sabi erim içermekedir. 31 Paranez içinde yer alan sayılar Schwarz Bilgi Krierine göre belirlenen gecikme uzunluklarıdır. * %1 düzeyinde ** %5 düzeyinde ve *** %10 anlamlılığı ifade emekedir. Mac Kinnon (1996) kriik değerlere göre değişkenlerin anlamlılık düzeyleri belirilmişir, üm isaisikler sabi erim içermekedir ve 4.6 nolu denklemlerden oluşan eşanlı denklem siseminde sandar haa değerleri paranez içinde verilmişir. Tablo 3 e ise paranez içi değerler isaisiklerinin olasılık değerlerini gösermekedir. Ayrıca, lieraürdeki çalışmalarda sabi erim araç (insrumen) değişken olarak kullanılmaka ya da modelde yer almasına rağmen direk olarak ahmin sonuçlarında verilmemekedir. Bu paralelde bu çalışmada da sabi erim araç değişken olarak kullanılmışır. 33 Daha öncede belirildiği gibi, lieraürdeki uygulamalı çalışmalara bakıldığında genel olarak faiz düzleşirme kuralının 3 er aylık dönemler iibariyle es edildiği görülmekedir. Araç değişken olarak içsel üm değişkenlerin 4 dönem gecikme değerleri kullanılmışır. Bu ür uygulamalar için bkz. Clarida, vd. (2000), Rudebusch (2002), Driffill, vd. (2006). 65

70 Yrd. Doç. Dr. Burak Darıcı 34 Ayrınıılı bilgi için Bkz. Greene (2002). 35 LM esi sıfır hipoezi ardışık bağlanımlı üm kasayılar sıfırdır/derecesi ne olursa olsun ardışık bağımlılık yokur şeklindedir. İlgili hesaplama ise modelin haa erimlerinin açıklanan, haa erimlerinin gecikmeli değerlerinin ise açıklayıcı değişken olduğu bir modelin en küçük kareler yönemi aracılığıyla ahmini ile yapılmışır. Tahminin R 2 değerinin serbeslik derecesi ile (örneklem sayısından haa erimi gecikmeli değer sayısının çıkarılması ile bulunur) çarpılmasıyla LM isaisik 2 değeri bulunmuşur. Bu değer χ eşik ablo değeri karşılaşırılmış değer %1 ve %5 anlamlılık düzeyinde ablo değerinden küçük bulunduğu için sıfır hipoezi kabul edilmişir. LM es isaisiğinin hesaplanması haa erimlerinin, 3 dönem ve 4 dönem gecikme değerleri ile de yapılmış ve sıfır hipoezi yine kabul edilmiş böylece ardışık bağımlılığın olmadığı bulunmuşur. LM es isaisiği 3 dönem gecikmeli modelde 8,71 ve dör dönem gecikmeli modelde ise 14 değeri üremişir. 36 Çoklu doğrusallığın olması durumunda ilgili değişken paramerelerin bağımlı değişken üzerindeki diğer değişkenlerden bağımsız ekisini görmek mümkün olmayacağından paramerelerin yorumlanması sağlıklı olmayacakır. 37 Tuarlı ve ekin ahmin ediciler elde edilmesi için ilgili araç değişkenlerin açıklayıcı içsel değişkenlerle ilişkili olması da gerekmekedir. Araç değişken seçiminde bu duruma dikka edilmiş içsel değişkenlerin 12 dönem gecikme değerlerine yer verilmişir. 66

71 Bankacılar Dergisi, Sayı 83, 2012 Kredi Karlarının Türk Turizmine Ekisi: Bir Bakış Öze Yrd. Doç. Dr. Ferudun Kaya * Bu çalışma ile banka ve kredi karlarının dünyada oraya çıkışındaki ve Türkiye ye gelişindeki ve gelişimindeki urizm sekörünün yeri ve öneminin araşırılması amaçlanmışır. Ayrıca Türkiye ye gelen urislerin kredi karı kullanım hacmindeki yıllara göre arış yansıılarak, kredi karlarının, Türkiye urizmi açısından önemine dikka çekmek ve bu konudaki çalışmalara ışık uabilmek hedeflenmişir. Bu araşırmada veriler, Bankalararası Kar Merkezi ile Türkiye Bankalar Birliği nden elde edilmiş, lieraür aramasından sonra mevcu durum beimlenmişir. Kredi karlarının, Türkiye ye urizm sekörü sayesinde geldiği oraya çıkmış, Türkiye urizminin gelişmesine önemli kakılar sağladığı ve halen sağlamaya devam emeke olduğu espi edilmişir. Anahar kelimeler: Kredi Karı, Banka Karı, Turizm. JEL Sınıfları: G21 Absrac Impac of Credi Cards o he Turkish Tourism: An Overview In his sudy, i is aimed o examine he role and imporance of ourism in he developmen of credi cards in he world, he arrival in Turkey, is developmen in Turkey. In addiion, by showing he yearly increase in credi card usage volume of ouriss coming in Turkey, his sudy aims o draw aenion o heir imporance in erms of ourism in Turkey and o help aciviies abou i. Daa was gahered from Inerbank Card Cener and he Banks Associaion of Turkey and he curren siuaion was described afer he lieraure review. I was found ou ha credi cards arrived in Turkey hanks o ourism secor, provided imporan conribuions o he developmen of ourism in Turkey and has been found o sill coninue o provide. Keywords: Credi Cards, Debi Cards, Tourism. JELClassificaion: G21 1. Giriş Teknolojiye yönelik gelişim yönündeki değişimler her sekörü farklı düzeylerde ekilemekedir. Bu değişimlerden en çok ekilenen sekörlerden biriside kredi karı kuruluşlarıdır. Türkiye de kısa sürede bankaların bile beklemediği bir alep sonucunda, kredi karları günümüzde bankaların en önemli ensrümanlarından biri haline gelmişir. Kredi karının kullanılmaya başladığı ilk yıllarda, bankalar kar vermek için seçici davranırken; günümüzde bireyin kredi riskinin sorgulaması sonucunda sorunlu geçmişi olmayan bireylere çok kısa bir süre içinde kredi karı verilebilmekedir. İlk olarak ABD de kullanılmaya başlanmış olan ve plasik para olarak nielendirilen kredi karlarının kullanımları; para aşıma riskini azalması, iibar gösergesi olması, puan birikirerek bedava alış veriş imkânı sağlaması ve ödeme kolaylığı sağlaması gibi avanajları sayesinde her geçen gün biraz daha yaygınlaşmakadır. Bankaların kredi karı sisemlerine yapmış oldukları yaırımlar neicesinde ATM ve POS erminali sayısı hızla armış yeni eknolojik gelişmelerin sisemde kullanılması neicesinde kredi karı işlemlerinin hızı armışır. * Aban İzze Baysal Üniversiesi, Gerede Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu, Bankacılık ve Finans Bölümü Öğreim Üyesi. 67

72 Yrd. Doç. Dr. Ferudun Kaya Türk bankacılık sekörünün en büyük arılarından biri olan ileri düzey eknoloji alyapısı sayesinde kredi karı pazarı giderek büyümekedir. Kredi karı sisemi, kredi karını çıkarmaya yekili banka veya kuruluşun belirli limiler dâhilinde açıkları kredilere isinaden, kar hamilinin naki kullanmaksızın ihiyaç duyduğu mal ve hizme alımını sağlayan veya naki kredi çekme imkânı sağlayan ve bu uarları daha sonraki bir arihe ödemesine olanak sağlayan bir ödeme ağıdır (Kaya 2008: 36). Karlı ödeme sisemi, urizm seköründe önemli değişikliklere neden olmuş ve harcama kapasiesini genişlemişir. Bankalar güvenilir müşerilerine yüksek limili karlar ahsis emeke, müşeriler ise gerek urisik amaçlı gerekse icari amaçlı yapmış oldukları seyahalerde yanlarında naki para aşımak yerine kullanımı kolay ve riski çok daha az olan bu karları ercih emekedirler. Dünyanın birçok ülkesinde, ek bir kar ile hiç naki para aşımaksızın seyaha edebilme olanakları gelişirilmiş, bireylerin seyahalerde naki para bulundurması ve bulundurdukları parayı o ülkenin parasına dönüşürmede (exchange) karşılaşıkları sorunların oradan kalkması urizmin gelişmesine büyük kakı sağlamışır (Çamaş 1998: 2). Günlük uris harcamalarının 2 milyar doları aşığı düşünülürse, karlı ödeme sisemlerinin önemi daha iyi anlaşılacakır. Turizm gelirleri dünya genelinde oplam ihracaın yüzde 6 sına karşılık gelmekedir ve döviz bazlı gelirler ile isihdam yaramada en hızlı gelişen sekördür (Vergi Konseyi 2011: 16). Yapılan bazı eorik çalışmalar sonucunda, büyüme ve isihdam düzeyi gibi emel ekonomik gösergelere olumlu kakısı olduğu bilinen karlı ödeme sisemlerinin ekin işleyişi, sağlıklı bir ekonomik yapı içinde arışılmaz bir zorunlulukur. Bu bağlamda, gerek ekonomik döngüde yapısal bir iyileşme sağlanması gerekse Türkiye nin önemli sorunları arasında yer alan kayı dışı ekonominin olabildiğince daralılması amacı ile karlı ödeme sisemlerinden mümkün olan en üs düzeyde yararlanma gerekliliği kendiliğinden oraya çıkmakadır (Vergi Konseyi 2011: 7). Dünya Bankası nın ahminlerine göre düşük gelirli uluslarda GSMH nın yüzde 40 ı, yüksek gelirli uluslarda ise yüzde 17 si kayı dışı ekonomiden gelmekedir. Türkiye ye bakıldığında ise kayı dışı ekonominin boyuu ile ilgili olarak yüzde aralığında değişik oranlar elaffuz edilmekedir. Şüphesiz bu durum ekonomik işleyişe ilişkin olarak birçok yapısal soruna kaynaklık emenin yanı sıra yabancı yaırımın ülkeye girişi önündeki önemli engellerden birisi olmakadır. McKinsey Global Insiue (2009) arafından yapılan bir çalışmada, kayı dışı ekonominin kapsamının küçülmesi durumunda büyümenin önündeki engellerin kalkacağı ve ekonomik kazanç sağlanacağı ifade edilmekedir. Dünyanın önde gelen ekonomik ahmin ve danışma şirkelerinden IHS Global Insigh in (2003), gerçekleşirmiş olduğu diğer bir araşırma 1 sonucunda, karlı ödeme sisemlerinin ekonomik büyümeye ve gelişmeye olumlu kakıları olduğu yönünde sonuçlara ulaşılmışır. İfade edilen çalışma kapsamında ulaşılan sonuçlardan bazıları aşağıdaki gibidir (Vergi Konseyi 2011: 11-13): 50 ülkede yapılan araşırma sonuçlarına göre, bir ülkede karlı ödeme sisemleri payının sadece yüzde 10 oranında arış gösermesi, kişi başı ükeim harcamalarında yüzde 0,5 oranında bir arışa denk gelmekedir. Amerika Birleşik Devleleri nde elekronik ödemelerdeki büyüme, son 20 yılda fiili ükeim harcamalarına 6,5 rilyon ABD Doları eklemişir. İfade edilen bu rakam, hesaplara göre 1,3 milyon kişiye yeni iş olanağı anlamına gelmekedir. Elekronik ödeme sisemleri, yüksek hıza sahip olmaları, ihilafları azalmaları ve maliye avanajına sahip olmaları nedeni ile kâğı bazlı ödeme sisemlerine göre ciddi bir asarruf avanajı sağlamakadır. Yapılan hesaplamaya göre en büyük beş Avrupa ülkesi (Fransa, Almanya, İalya, İspanya ve İngilere) için elekronik ödeme sisemi kullanımı nedeni 68

73 Bankacılar Dergisi ile yapılan asarruf yıllık 58 milyar dolardır. Sadece İngilere için bu rakam 10 milyar dolar civarındadır. Yukarıda verilen bilgilere ek olarak, karlı ödeme siseminin ekonomiye başlıca kakıları aşağıda liselenmişir: Ekonomik büyüme için yenilikler sağlaması, Dolaşımdaki kaydi para arışına paralel olarak kayı dışı ekonominin daralması, Finansal alyapının oluşmasında asli rol oynama, 2 Ülke ekonomisinin küresel ekonomiye enegrasyonundaki en önemli araçlardan birisi olma özelliği, Vergi ahsilâları sırasında kar kabulü sonucunda vergi gelirlerinde arış, Turizmi eşvik emesi. Bu çalışmada karlı ödeme siseminin ekonomiye kakıları bağlamında yalnızca urizm sekörüne değinilmişir. Bununla birlike Türkiye ye karlı ödeme siseminin gelişinde urizm sekörünün yeri ve büçedeki cari açığın kapaılmasında karlı ödeme sisemin önemi irdelenmişir. Kredi karlarının urizm seköründe kullanılması urislere yanlarında bulunmayan dövizi harcayabilme imkânı sunmaka ve Türkiye nin döviz gelirlerinin armasına kakı sağlamakadır. Bu çalışmada kredi karlarının, urizm sekörünün gereksinimleri nedeni ile oraya çıkığı ve gelişiği bilgisine yer verilmişir. Türkiye ye gelen urislerin kredi karı kullanım hacmindeki yıllara göre arış yansıılarak, kredi karlarının, Türkiye urizmi açısından önemine dikka çekmek ve bu konudaki çalışmalara ışık uabilmek hedeflenmişir. Ayrıca bu çalışma karlı ödeme sisemi ile yapılan harcamaların, Türkiye nin ödemeler dengesine yapığı poziif kakıların vurgulanmasını sağlayacakır. Bu çalışma ile; Turizm sekörünün banka ve kredi karlarının dünyada oraya çıkışındaki ve Türkiye ye gelişindeki ekisini belirlemek, Yur dışından Türkiye ye gelen ve Türkiye den yur dışına giden urislerin kredi karı kullanım hacmindeki arışları yansımak, Türkiye urizmi açısından karlı ödeme siseminin önemine dikka çekmek ve bu konudaki çalışmalara ışık uabilmek amaçlanmışır. Araşırma, var olan durumu sapamayı hedefleyen beimleme yönemi ile gerçekleşirilmişir. Bu araşırmada kullanılan bilgiler, Bankalararası Kar Merkezi ile Türkiye Bankalar Birliği nden elde edilmişir. 2. Kredi Karı Kavramı Kredinin Laince karşılığı credere dir. Bir kimseye emniye ve iima emek anlamına geldiğini, kredi karı çıkaran kuruluş da hamile karını ancak gerekli incelemeleri yapıp, ödemelerini zamanında yerine geirileceğine kanaa geirdiken sonra verdiği için emniye 69

74 Yrd. Doç. Dr. Ferudun Kaya karı ya da güven karı erimlerinin yerine kredi karı 3 erimi kullanılmakadır (Teoman 1989: 6) sayılı Banka ve Kredi Karları Kanunu nun 3. maddesinde karlar ile ilgili bazı emel kavramlar şu şekilde anımlanmışır: Banka Karı: Mevdua hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dâhil bankacılık hizmelerinden yararlanmayı sağlayan karı, Kredi Karı: Naki kullanımı gerekmeksizin mal ve hizme alımı veya naki çekme olanağı sağlayan basılı karı veya fizikî varlığı bulunmayan kar numarasını, Karlı Sisem Kuruluşu: Banka karı veya kredi karı sisemi kuran ve bu siseme göre kar çıkarma veya üye işyeri anlaşması yapma yekisi veren kuruluşları, Kar Çıkaran Kuruluş: Banka karı veya kredi karı düzenleme yekisine haiz bankalar ile diğer kuruluşları ifade eder. 3. Dünyada Kredi Karlarının Oraya Çıkışı ve Gelişiminde Turizm Sekörünün Ekisi Naki ödemeksizin mal ya da hizme saın alabilme imkânı sağlayan kredi karlarının dünyadaki bilinen ilk uygulaması 18. yüzyıl sonlarında Amerika Birleşik Devleleri nde başlamışır. Kredi karlarının ana yurdu olarak nielendirilen ABD de ilk kredi karı, 1894 yılında urizm seköründe faaliye göseren Hoel Credi Leer Company arafından çıkarılmışır. Turizm seköründe sınırlı bir önem arz eden bu ilk örneken sonra, şimdi al sonra öde sloganı ile 1914 yılında Wesern Union Bank kredi kullandırma işlevine de sahip olan kredi karı düzenlenmişir (Teoman 1989: 13). ABD deki ilk kredi karı uygulamalarının sınırlı kullanım alanına sahip olması, kredi karını piyasaya süren kuruluşları daha geniş kullanım alanına sahip bir sisem arayışına sokmuşur. Özellikle iş adamlarının eyaleler arası icari seyahalerinin sayısının fazlalaşması nedeniyle, kullanımı dar bir bölge ile sınırlı olmayan kredi karlarının oluşurulması gereksinimi duyulmuşur (Teoman 1989: 14). Bu gerekçe ile ABD nin bir eyaleinde benzin şirkei, diğer eyalelerindeki benzin şirkeleri arafından da kabul gören karlar çıkarmışır. Bu uygulama ile üç araflı sisem 4 diye adlandırılan sisemin emelleri aılmışır. ABD de bankaların faaliye alanı o dönemlerde yalnızca belirli bir eyale ile sınırlı olduğu için, müşerilerin bir bankadan aldığı çekin, başka bir yerde kabul görebilmesi oldukça güçür. Başka bir ifade ile çeki keşide eden müşerinin hesabının bulunduğu banka merkezinden uzaklaşıkça, çekin ödeme aracı olarak benimsenmesi giderek olanaksızlaşmakadır yılında, New York a Firs Naional Ciy Bank ilk bireysel kredi karı birimini kurmuşur. Aynı dönemde büyük mağazalar müşerilerine harcama karı (charge plaes) dağımaya başlamışlardır yılında büyük dünya bunalımı ile birlike kredi karlarına olan alepe daralma gözlenmiş; İkinci Dünya Savaşı yıllarında ise ABD de kredi karı kullanımı yasalar düzenlenerek kısılanmışır yılında Cenury Havayolları, müşerileri için kupon deferi çıkarmaya başlamışır (Çırpan 2000: 14-15). Belirli bir bölge ile sınırlı olmayan ve çeşili sekörlerde naki para yerine ödeme aracı olarak kabul edilen ilk kredi karı, 1950 yılında, merkezi New York a olan Diners Club arafından çıkarılmışır (BKM Pano Dergisi 1997: 2). Bu kredi karının oluşumu, yaşanan şu olay neicesinde başlamışır. Frank Mc Namara isimli bir avuka önemli bir müşerisini lokanaya yemeğe dave emiş, yemek yenildiken sonra hesabı ödemek iseyen Frank Mc Namara yanında para olmadığını fark emiş ve sıkınıya düşmüşür. Dave eiği müşerisine 70

75 Bankacılar Dergisi mahcup olmamak için karviziinin arka yüzünü imzalayarak yemek bedelini sonra ödeyeceğini aahhü emişir. Bu olaydan ders çıkaran Frank Mc Namara, bireylerin yanlarında naki para olmaması halinde ödeme yapabilecekleri bir sisem gelişirebilmek için çalışma yapar. Bir karın üzerine imza aarak ödemenin mümkün olabileceğini gözlemleyen Frank Mc Namara, Rolpa E. Schneider ve Alfred S. Bloomingdale ile birlike seyaha ve yemeklerde hesabın ödenebilmesini mümkün kılan modern kredi karı siseminin emellerini amışlardır yılında Diners Club ün kurucusu Frank Mc Namara arafından, resoranlarda kullanılmak amacıyla gelişirilen bu karı, Frank Mc Namara, 200 müşerisine göndermiş ve 27 farklı resoranda kullanabilme imkânı sağlamışır. Bu karın sloganı ye ve imzala (dine and sign) olup, Diners kelimesinin de buradan geldiği anlaşılmakadır (Teoman 1989: 15). Gerçek anlamda ilk kredi karı ise 1951 yılında New York aki Franklin Naional Bank arafından çıkarılmışır. Bu kar ile kar sahiplerine kredi kullanma imkânı da sunulmuşur yılında yüzden fazla banka, piyasaya kar çıkarmışır. Yine aynı dönemde Diners Clup, kar hamillerine pazarlama unsuru olarak sigora yapmaya başlamışır. Aynı yıl Deroi e J.L. Hudson karlı ödeme sisemine, 30 günlük faizsiz hesap dönemi uygulamasını geirmişir (Çırpan 2000: 15). Diners Club un kurulması ve universal card diye nielendirilen ve her yerde geçerli bir karın oluşurulması ile ABD de kredi karı uygulaması büyük bir yoğunluk kazanmış, giderek bu uygulama ülke sınırlarını aşarak Avrupa kıasına aşmışır yılında İngiliz Oel ve Lokanalar Birliği (Briish Hoel and Resauran Associaion-BHR) kendi kredi karını çıkarmışır yılında Sandar Oil of California Chevromaic adında charge plaesleri piyasaya sunmuşur. Avrupa ülkeleri, kredi karı sisemine karşı çekingen davranmışlar, haa kredi karları bazı Almanlar arafından Rus rulei oyunu olarak da nielendirilmişir. Kredi karı siseminin yerine geniş ölçüde kabul gören garanili çekler ercih edilmişir. Bankalar, Eurocheck uygulamalarında olduğu gibi hesap sahiplerinin kullanımına sunmuş oldukları çek karnelerinin her yaprağını belirli limie kadar ödemeyi aahhü ederek, işyerlerinin naki para ahsil emeden müşerilerine ürün veya hizme saışı yapabilmelerini sağlamışlardır li yıllara kadar garanili çek uygulamasındaki dezavanajlara rağmen karlı ödeme sisemleri, İngilere haricindeki Avrupa ülkelerinde münferi uygulamalar dışında pek gelişme kaydedememişir. Avrupa ülkelerinden farklı olarak İngilere de ise bankalararası ilk kredi karı, 1955 yılında piyasaya sürülen Barlayscard ır. Americard (Visa) ile yapılan işbirliği sonucu piyasaya sürülen bu karın uluslararası düzeyde geçerliliği vardır. Barclays Bank ın kredi karı uygulamasını başlaması bazı diğer İngiliz bankalarını da harekee geçirmiş ve Naional Wesminiser Bank ve Lioyds Bank ile kredi karı çıkarmak üzere kredi karı piyasaya sürebilmek için Join Credi Bank Compony Limied Şirkei ni kurmuşlardır. Royal Bank of Scoland ve Williams and Glyn s Bank ın da aralarında olduğu oluşum 1972 yılında Access ismi alında kredi karını çıkarmışlardır (Yeim 1997: 4). Avrupa ülkelerinde yaşayan müşeriler kredi karı kullanmaya karşı iseksiz davranış sergilemişlerdir. ABD kaynaklı kredi karı organizasyonlarının İngilere de sürdürdükleri agresif pazarlama kararları bu durumda ekili olmuşur. Bu pazarlama kararlarının başında müşeri isek ve ihiyaçları doğrulusunda esnek ve sıfıra yakın faiz uygulanması bulunmakadır. Agresif pazarlama sayesinde İngilere kredi karları çek ve ükeici kredileri gibi geleneksel borçlanma araçları karşısında kısa sürede önemli derecede gelişmeler gösermişir. Avrupa da, Amerikan kredi karı siseminin amamlayıcısı olan Eurocard adı verilen bir sisem gelişirilmişir. Eurocard hamilleri işbirliği sonucunda, Access ve Maser Card ın da üyesi olmaka, dolayısıyla bu ağ sayesinde bazı Japon kredi karı kurumları ile de ağda bağlanı kurulabilmekedir (Teoman 1987: 22). Bugün gelişen ve arık yerleşen kredi karı siseminde, Eurocard, Visa, American Express, Dinners Club, Maser Card ve bazı Japon kredi kurumlarının karları kabul görmekedir (Kaya 2009: 14-16). 71

76 Yrd. Doç. Dr. Ferudun Kaya 4. Kredi Karının Türkiye ye Gelişinde Turizm Sekörünün Ekisi Karlı ödeme sisemlerinin Türkiye ye urizm sekörü ile geldiği ve kullanım hacmi ve kar sayısındaki arışa yine urizm sekörünün önemli bir ekisi olduğu gözlenmekedir. Kredi karlarının Türkiye deki gelişim süreci Avrupa ülkeleri ile paralellik gösermekedir. Türkiye de lisansı olan ve başka ülkelerde de kullanılabilen kredi karı yokur. Türkiye deki bankalar, dünyada geçerliliği olan ve lisansı başka ülkelerdeki kuruluşlara ai sisemleri kullanan kredi karlarını piyasaya sunmakadırlar. Türkiye ye kredi karlarının ilk gelişi ve gelişimi ise şöyledir (Teoman 1989: 23-24; Coşkun 1994: 44; Yeim 1997: 5; Çırpan 2000: 19-24; Yılmaz 2000: 7; İşgüzar 2003: 35; Kaya 2009: 17-20): Türkiye de çıkarılan ilk kredi karlarının emsilcisi Koç Grubuna bağlı Servis Turisik (Seur) AŞ Diners Clup en yur içi kar çıkarma yekisini alarak, 1968 yılında Diners Club kredi karını müşerilerinin hizmeine sunmaya başlamışır (BKM Pano Dergisi 1997: 2). Servis Turisik AŞ nin Diners Club uygulamasından sonra Türk Ekspres Havacılık ve Turizm Limie Şirkei Amerikan Express karları ile piyasaya girmişir. Bu iki kar, 1975 yılına kadar rakipsiz olarak faaliyeini sürdürmüşür yılından sonra Inerbank grubuna bağlı Eurocard, Masercard ve Access kredi karları piyasaya sunulmuşur. Bu kredi karlarının emsilciliği daha sonra Pamukbank T.A.Ş. ve Genel Sigora nın önemli oranda hissedarı oldukları Anadolu Kredi Karları Turizm AŞ ye devredilmişir. Türkiye de 1980 lerin ikinci yarısından iibaren bazı özel sermayeli bankaların öncülüğünde kredi karı çalışmaları başlamış ve yaygınlaşmışır (Güney 2007: 112) yılından başlayarak kredi karlarının görmüş olduğu ilgi ve sağladığı döviz girdisi nedeniyle, diğer bankalar da kredi karı uygulamasına geçmişlerdir. Bu dönemde farklı iplerde (gold, classic karlar vb.) ürünler oraya çıkmışır yılında ilk ATM hizmee girmişir. Yine bu dönemde mağazalar (Beymen, Aalar, vb.) müşerilerine ikili sisem olarak işleyen karları vermişir (Çırpan 2000: 23). Türkiye deki ilk perol karı olan Shell Card 1989 yılında piyasaya sunulmuş, masraf karı nieliğinde olan bu kar ile yapılan harcama uarlarının belirli bir dönem içinde ödenebilmesi imkânı sağlanmışır (Dağısanlı 1990: 2) yılında, 13 özel ve kamu bankası oraklığı ile swich hizmei vermek amacı ile Bankalararası Kar Merkezi kurulmuşur lı yıllarda yapılan harcamalar ile puan kazanımı ve bu puanlar ile kaaloglardan ürün seçimi şeklinde puanların kullanım süreci başlamışır. Türkiye de ilk elekronik POS erminali 1991 yılında kullanıma girmişir yılında bankalararası yuriçi kredi karı ve banka karı oorizasyonunun gerçekleşirilmesi, Türk bankalarının ATM ve POS sisemi ağlarının kullanıma açılması, Visa Base I ve Europay EPS-NET gibi uluslararası ileişim ağlarına ek nokadan bağlanı olanağı sağlaması, Türk bankaları arafından çıkarılmış olan banka karlarının akasının gerçekleşirilebilmesi amacı ile swich sisemi devreye alınmışır yılında Türkiye'de ilk çipli kar uygulaması başlaılmışır yılında kar sahipleri, aksili ödemeler, mil ve naki puan oplama uygulamaları ile anışmışlardır yılında BKM swich siseminin yeni eknoloji ürününün ikinci aşamasının devreye girmesiyle, işlem kapasiesi eski siseme oranla büyük ölçüde armış ve am verimlilik ile çalışarak üyelere kesinisiz hizme sağlamaya başlamışır. Harcamalar ancak bu arihen sonra kayda alınabilmişir. Ayrıca kaalog ve puan uygulamaları farklı bir boyu kazanmış, kar hamillerine, kazanılan puanların anlaşmalı işyerlerinde naki yerine harcanabilmesi gibi ek avanajlar sunulmuşur (BKM Büleni 2008). 72

77 Bankacılar Dergisi 5. Türk Turizm Seköründe Kredi Karlarının Kullanım Hacmi Evrensel geçerliliği olan Visa, Maser Card ile yine bu kuruluşların yekisi dahilinde dünyanın çeşili ülkelerinde çıkarılan Plus ve Cirrus markalı karlar, urisler arafından ilgili kar kuruluşlarının logolarının bulunduğu üm ATM lerde kullanılabilmekedir. Kredi karı, naki para ve çeke göre alernaif, aşıması son derece kolay ve güvenli bir ödeme aracıdır. Kredi karı, hamilini para aşıma zorunluluğundan ve bu zorunluluğun açabileceği muhemel ekilerden kurarmakadır. Kar hamili bu sayede yanında para bulundurmanın risklerinden kurularak güvenli bir şekilde alışveriş yapabilme imkânı sağlar. Çünkü parasını kaybeden bireyin, kaybeiği parasının başkası arafından kullanılmasını engelleyebilmesi oldukça güçür. Faka kredi karında karın kaybolduğunu fark eiği anda karı ipal eirerek yenisini emin edebilme şansı vardır. Kredi karları, kayıp/çalını ya da sahecilik hallerinde ükeicinin sorumluluğunu sınırlandırmakadır. Kar sahipleri, özellikle yur içi ya da yur dışı seyahalerde kredi karlarının kaybedilmesi ya da çalınması halinde çok büyük maddi ve manevi zarar ile karşılaşabilmekedirler. Kar hamilinin ağır ihmali veya kası olmaksızın, karın kayıp olması veya çalınması halinde kar hamili, yapacağı bildirimden önceki 24 saa içinde gerçekleşen hukuka aykırı kullanımdan doğan zarardan 150 TL ile sınırlı olmak üzere sorumludur (Banka ve Kredi Karları Kanunu 2006: 12 md.). Kredi karı, hamiline uzun süreli seyahalerde manevi yönden ek bir güvence sağlamakadır. Örneğin, hamilin kaza geçirmesi gibi beklenmedik bir olay sonucunda yanında yeerli parası olmasa dahi kredi karı aracılığı ile harcamaların büyük bir bölümünü karşılayabileceğini bilerek, kendini güvende hissemekedir. Ayrıca, kredi karları kaza, hasalık, doğal afe, ölüm gibi acil durumlarda hamilin naki ihiyacını giderebilmekedir. Mesai saaleri dışında yanında para olmaması halinde bankalardan kredi kullanabilme sansı yokur. Şaye yakınlarından borç alabilme imkânı da yoksa kişi müşkül duruma düşebilir. Bu gibi durumlarda kişi kredi karı hamili ise yur içinde yekili şube veya şanj büroları (ATM gibi oomaik para çekilme makineleri) ile bankanın ve diğer bankaların ATM lerinden, yurdışında ise kara lisans veren kuruluşun (Visa, Maser Card vb.) ambleminin bulunduğu ATM lerden limii dâhilinde hafanın 7 gününde 24 saa olmak üzere naki para çekebilme imkânına sahipir. Bankalar, müşerilerinin alebine ve poansiyeline göre hem yur içinde hem de yur dışında kullanılabilen karlar çıkarmışlardır. Uluslararası geçerliliğe sahip karlar sayesinde yerli ve yabancı urisler döviz aşıma, döviz bozdurma gibi risklerden kurulmuşlardır. Özellikle seyaha süresinin uzaması halinde para ihiyacına karşı esneklik sağlanabilmekedir. Yur dışından Türkiye ye gelen yabancı urislerin sahip oldukları karlar aracılığı ile mal ve hizme saın almaları sonucunda döviz girişi, Türkiye deki vaandaşların yur dışına seyaha emeleri neicesinde yapmış oldukları alışverişlerde karla yapıkları ödemeler sonucunda ise döviz çıkışı gerçekleşmekedir. Dolayısıyla kar ile gerçekleşirilen harcamalar, ödemeler bilânçosunun dengesini ekilemekedir. Yurdışından gelenlerin kredi karı kullanımları sonucunda Türkiye ye sağlanan döviz girdisi, Türkiye de çıkarılan kredi karlarının yurdışında kullanımları sonucu gerçekleşen döviz ransferi ve Türkiye nin ne döviz girdisine ilişkin veriler, Tablo 1 de verilmişir. 73

78 Yrd. Doç. Dr. Ferudun Kaya Tablo 1: Türk Bankacılık Seköründe Karlı İşlemlerden Doğan Döviz Girdisi ve Çıkısı (Milyon USD) Yıllar Döviz girdisi Döviz çıkısı Ne döviz Kaynak: Bankalararası Kar Merkezi. Yur dışından Türkiye ye gelen urislerin, bankaların POS erminali aracılığı ile yapıkları harcamalar bankaya döviz girdisi sağlar. Bu durum, Türk urizmine, olumlu kakılar sunmuş ve urizm gelirlerinin armasını sağlamışır. Karlı ödeme sisemi ile 2011 yılında gerçekleşirilen işlemler sonucunda, Türkiye ye milyon ABD dolar girişi, Türkiye den ise milyon dolar çıkışı gerçekleşmişir yılı sonunda ise milyon ABD doları ne döviz girdisi sağlanmışır. Başka bir ifade ile karlı ödeme sisemi ile yapılan harcamalar, Türkiye nin ödemeler dengesine yıllardan beri poziif kakılar sağlamakadır. 6. Sonuç Bu çalışma ile urizm sekörünün dünyada karlı ödeme siseminin oraya çıkışındaki ve Türkiye ye gelişindeki ekisi ile Türkiye urizm sekörü açısından karlı ödeme siseminin önemine dikka çekilmesi ve bu konudaki çalışmalara ışık uulması hedeflenmişir. Var olan durumu sapamayı hedefleyen beimleme yönemiyle gerçekleşirilen bu çalışmada veriler, Bankalararası Kar Merkezi ile Türkiye Bankalar Birliği nden elde edilmişir. Yoğun rekabe oramında, hızla değişen ve gelişen ekonomik hayaa müşerilerin isek ve ihiyaçlarını karşılayabilmek için bankalar yarış içine girmişlerdir. Plasik para olarak nielendirilen kredi karlarının kullanımları; para aşıma riskini azalığı için, iibar gösergesi olduğu için, puan birikirerek bedava alış veriş imkânı sağladığı için ve ödeme kolaylığı sağladığı için her geçen gün biraz daha yaygınlaşmakadır. Bankalar; riski abana yaymak ve gelir elde edebilmek için sorunlu mali geçmişi olmayan 18 yaşını doldurmuş kişilere, gelirini beyan emesi neicesinde kredi karı verebilmekedir. Müşerilere sağlanan aksili saış imkânı, POS makinelerinin bulunduğu ödeme nokalarından naki para çekebilme imkânı, POS erminallerinin her yere aşınabilmesi gibi kolaylıklar, kredi karı kullanımını her geçen gün arırmakadır. Kredi karlarına puan ya da para birikirme işlevleri eklenmişir. Çip&Pin uygulaması ile güvenlik arırılmış, kayıp ve çalınıya karşı sigora sisemi geirilmiş ve 150 TL nin üzerinde oluşabilecek zararların riskini, birçok banka sigora kuruluşlarına ransfer emekle birlike bazı bankalar bu riski sigoralamayıp bünyesinden karşılamakadır. Aynı zamanda ükeici açısından karlar ile kullanılan krediye ulaşım, daha hızlı ve daha kolay hale gelmişir. 74

79 Bankacılar Dergisi Karlı ödeme sisemleri, kar hamillerinin yanı sıra kredi karını çıkaran kuruluşlara ve üye iş yerlerine de yararlar sağlamakadır. Kredi karını çıkaran kuruluşlar komisyon, faiz ve aida gibi çeşili gelirler elde emekedirler. Rekabe çerçevesinde ükeici açısından bazı kredi karı kuruluşları, yıllık kar kullanım ücrei ahsil ederken, bazıları ise bu konuda ısrarcı davranmamakadır. Ayrıca bankalara, önemi göz ardı edilmeyecek kadar presij ve uundurma sağlayabilmekedir. Kredi karlarının, bankaların fon yarama kapasiesini arırıcı bir işlevi vardır. Buna paralel olarak riski abana yayılmış olan kredi hacmini de arırmakadır. Kredi karları müşeri akibini kolaylaşırarak, çapraz saış zemini oluşurur. Karlı ödeme sisemi, makroekonomik düzeyde ülke ekonomisine de olumlu yararlar sağlamakadır. Kızılo vd. (2010) göre kredi karı harcamaları ile GSMH arasında poziif yönlü bir ilişki bulunmakadır. Bulgulara göre kredi karı harcamalarındaki 1 TL lik bir arış GSMH yı 1,42 TL arırmakadır. GSMH büyüme hızında meydana gelen azalma kredi karı harcamalarını azalmaka bunun yanında kredi karı harcamalarında meydana gelen arışlar GSMH büyüme hızını arırmakadır (Kızılo, Kılıç ve Tokalıoğlu 2010). Alışverişlerin kar ile yapılması halinde fiş ya da faura deneimi kolaylıkla yapılabilmekedir. Kaydi ödeme yapıldığı için ülke açısından kullanılabilir asarrufların finans sisemi içinde birikmesine neden olur. Karla yapılan ödemelere ilişkin veriler, deaylı olarak arşivlenebilmekedir. Bankalararası Kar Merkezi nin veri ambarında karlı ödeme sisemine ilişkin her ürlü veri mevcuur. Aynı zamanda, POS erminalleri yazarkasalar ile enegre edilebilir. Dolayısıyla kayı dışı ödemeler kayı alına alınabilir. Kamu idaresi, bu iz bırakan ödeme yöneminin kullanımını eşvik emelidir. Bu eşvikler, vergi abanının genişlemesine kakı sağlayacakır. En önemlisi bu iz bırakan işlemler sayesinde kamu idaresinin deneim maliyeleri de düşecekir. Sonuç olarak dünyada ilk kredi karı, kredi karlarının ana yurdu olarak nielendirilen Amerika Birleşik Devleleri nde 1894 yılında urizm seköründe faaliye göseren Hoel Credi Leer Company arafından çıkarılmışır. Türkiye ye karlı ödeme sisemi ilk defa urizm sekörü ile gelmişir. Türkiye de çıkarılan ilk kredi karlarının emsilcisi Koç Grubuna bağlı Servis Turisik AŞ (Seur AŞ), Diners Club den yur içi kar çıkarma yekisini alarak, 1968 yılında Diners Club kredi karını müşerilerinin hizmeine sunmaya başlamışır. Servis Turisik AŞ nin Diners Club uygulamasından sonra Türk Ekspres Havacılık ve Turizm Limied Şirkei Amerikan Express karları ile Türkiye piyasaya girmişir. Türkiye de 1968 yılından bu arafa karlı ödeme sisemi, urizm seköründe önemli değişikliklere neden olmuş ve harcama kapasiesini genişlemişir. Avrupa değerleri ile karşılaşırıldığında, yıllık kredi karı cirosu ile beşinci sırada, kredi kar adedi ile üçüncü sırada yer alan Türkiye, kar çıkaran kuruluşlar için son derece önemli ve gelişen pazarlardan birisidir. Karlı ödeme sisemi ile yapılan harcamalar, Türkiye nin ödemeler dengesine yıllardan beri olumlu kakılar sağlamakadır. Taksili ödeme seçeneğinden, puan oplamaya kadar, kazandırdığı avanajlar ile birçok sekörün büyümesine imkân sağlayan kredi karları, urizm sekörünün gelişimine kakı sağlamışır. Kredi karı kullanıcıları, karları ile aksili alışveriş yapma imkânının yansıra, farklı mil programları ile bedava uçak bilei de kazanma şansına sahip olmuşlardır. Bankalararası Kar Merkezi (2009) arafından yapılan araşırma, kredi kar sahipleri arafından, bugüne kadar farklı bankaların mil programlarından oplanan puanlar ile ade bedava uçak bilei alındığını gösermekedir. Karlı ödeme sisemi ile 2011 yılında Türkiye sınırları içinde yabancı bankaların karlarının kullanımı ile gerçekleşirilen işlemler uarı milyon ABD dir. Karlı ödeme sisemi ile 2011 yılında gerçekleşirilen işlemler sonucunda, Türkiye ye milyon ABD doları ne döviz girdisi sağlanmışır. Her yıl karlı ödeme sisemi ile ne döviz girdisi sağlayan urizm sekörünün Türkiye nin cari açığını önlemek için göserilen çabalara poziif yönde kakı sağlamaka olduğu gözlemlenmişir (Bankalararası Kar Merkezi 2012). Başka bir ifade ile karlı ödeme sisemi Türkiye ye urizm 75

80 Yrd. Doç. Dr. Ferudun Kaya sekörü sayesinde gelmiş ve Türkiye de urizm sekörünün gelişmesine önemli kakılar sağlamışır. Bundan sonra yapılacak yeni çalışmalarda; kayı dışı ekonominin daralmasında karlı ödeme sisemlerinin yeri ve önemi araşırılabilir. Ayrıca vergi ahsilâları sırasında kar kabulü sonucunda vergi gelirlerinde arış olmak üzere karlı ödeme sisemlerinin ekonomiye başlıca kakıları araşırma konusu yapılabilir. Kaynakça Bankalararası Kar Merkezi (1997). Kredi Karlarının Tarihçesi. Pano Dergisi, 2. Bankalararası Kar Merkezi (2006). Kredi Karlarının Tarihçesi. 26 Aralık 2006 arihinde adresinden erişildi. Bankalararası Kar Merkezi (2008). 10 Haziran 2008 arihli Basın Büleni. Bankalararası Kar Merkezi (2009). BKM Kar Moniör Araşırması Bankalararası Kar Merkezi (2012). 4 Ekim 2012 arihinde issuer_islemleri2.asp adresinden erişildi. Çamaş, T. (1998). Bankalararası Kar Merkezi, Pano Dergisi, 4. Çırpan, B. (2000). Kredi Karları, Bursa: Ezgi Kiapevi. Çoşkun, T. (1994). Türkiye de Kredi Karı Uygulaması, İsanbul: T. İş Bankası Yayınları. Dağisanlı, A. (1990). Kredi Karlarının Tarihçesi, İsanbul: Para ve Sermaye Piyasası Dergisi. Güney, A. (2007). Banka İşlemleri, İsanbul: Bea Yayıncılık. İşgüzar, H. (2003). Banka ve Kredi Karı Sözleşmeleri. Ankara: Yekin Yayınları. Kaya, F. (2008). Türkiye de Bazı Hususlarda Kredi Karı Taraflarının Hak ve Yükümlükleri. Mali Çözüm, İsanbul: İSMMMO, Temmuz/Ağusos Sayısı, 88, Kaya, F. (2009). Türkiye de Kredi Karı Uygulaması. İsanbul: Türkiye Bankalar Birliği. Kızılo, Ş., Kılıç, C. ve Tokalıoğlu, İ. (2010). Karlı Ödeme Sisemleri Ekonomik Kakılar Raporu ve 2008 Krizinde Karlı Ödeme Sisemlerinin Olumlu Ekileri. Ankara: Gazi Üniversiesi Maliye-Vergi Hukuku Uygulama ve Araşırma Merkezi. Resmi Gazee (2006). Banka ve Kredi Karları Kanunu. 1 Mar 2006 arih ve sayılı Nüshası. Teoman, Ö. (1989). Hukuki Yönden Kredi Karı Uygulaması. İkisa Bankası Eğiim Yayınları, İsanbul: Yön Ajans Mabaası, Yayın No: 12. Vergi Konseyi (2011). Kayılı Ekonominin Gelişirilmesi Sürecinde Karlı Ödeme Sisemleri İle Yeni Yönem ve Teknolojiler. İsanbul: Türkiye Bankalar Birliği. Yeim, S. (1997). Kredi Karları ve Tükeici Kredileri, Ankara: Sermaye Piyasası Kurulu. Yılmaz, E. (2000). Türkiye de Kredi Karı Uygulaması ve Ekonomik Ekileri, İsanbul: Türkmen Kiapevi. Dipnolar: Verimli Döngü: Elekronik Ödemeler ve Ekonomik Büyüme 2003, Visa&Global Insigh. Hindisan da gerçekleşirilen kar (debi card) uygulamaları sayesinde bir yılda 8 milyon kişi mali sisem içerisine çekilmiş, neicede ise yasık alı olarak ifade edilen asarrufların bankacılık sisemine kanalize edilmesi mümkün olmuşur. Haziran 2006 iibari ile 8 milyon kişi için bir yılda 29 milyar dolarlık işlem hacmine ulaşılmışır. Kredi Karı: İngilizce de credi cards, Almanca da kredi kare, Fransızca da ise cares de credi olarak anılmakadır. Üç araflı sisemde icari işleme kar ihraç ememeke, onun yerine uzmanlaşmış kuruluşlar ya da bankalar kar çıkarma işlevini yerine geirmekedirler. 76

81 Bankacılar Dergisi, Sayı 83, 2012 Kamusal Beyaz Filler ve Kamu Özel Sekör Oraklıkları * Prof. Dr. Turgay Berksoy ** Doç. Dr. Mehme Şahin *** Araş. Gör. Özge Uysal **** Öze Kamu özel sekör oraklıkları (KÖSO), kamusal beyaz fillerin kamuya en az yükle değerlendirilmesi ve yeni kamusal beyaz fillerin oluşmasına engel olabilecek araçlardır. Bir KÖSO, ekonomik açıdan uygulanabilir projeleri, ekonomik açıdan uygulanamaz projelerden ayır emek ve diğerlerini reddemek için faydalı olabilir. Bu çalışmada, öncelikle kamusal beyaz fillere karşı KÖSO ların ne gibi faydalar sağlayabileceği incelenmişir. Daha sonra kamusal beyaz fillere karşı KÖSO uygulamalarında risklerin neler olabileceği arışılmışır. Mevcu uygulamalar üzerinden konu Türkiye açısından değerlendirilmişir. Kamu maliyesi açısından oraya çıkabilecek sonuçlar arışılmışır. Anahar Kelimeler: Beyaz Fil, Kamu Özel Sekör Oraklıkları, Türkiye. Jel Sınıflaması: H43, H54, H57, L32 Absrac Public Whie Elephans and Public Privae Parnerships Public Privae Parnerships (PPPs) are ends which can keep down he burden of public whie elephans for he governmen a minimum level and preven he emerging of new public whie elephans. PPPs can be beneficial for disinguishing he economically applicable projecs from inapplicable economically and refusing he ohers. In his paper, firs of all, he possible benefis of PPPs for public whie elephans are examined. Then, he possible risks of PPPs for public whie elephans are discussed. This issue is evaluaed for Turkey on he basis of curren pracices. The possible emerging resuls are discussed in he sense of public finance. Key Words: Whie Elephan, Public Privae Parnerships, Turkey JEL Classificaion: H43, H54, H57, L32 Giriş Beyaz Fil erimi, Doğu Asya kökenli bir deyimdir. Son yıllarda bu deyim, poliik ekonomi arışmalarında sıklıkla kullanılır olmuşur. Bununla birlike kelimenin am anlamıyla neyi ifade eiği de genellikle belirsizdir. Daha çok kullananın amacına göre şekillenebilmekedir. Daha da öesi, neyin Beyaz fil olarak nielendirilebileceği ciddi arışmalara neden olabilmekedir. Tıpkı karanlık bir odada neye dokunduğunu bilmeden bir nesnenin farklı nokalarına dokunan bireylerin dokunuşlarından elde eikleri hislerle farklı şeyleri arif emeleri gibi, neyin beyaz fil * ** *** **** Bu çalışma, Mayıs arihlerinde İsanbul Üniversiesi arafından Analya da düzenlenen 27. Türkiye Maliye Sempozyumu nda sunulan aynı isimli bildirinin gözden geçirilmiş halidir. Marmara Üniversiesi İkisa Fakülesi, Maliye Bölümü Öğreim Üyesi. Çanakkale Onsekiz Mar Üniversiesi, Biga İ.İ.B.F., Maliye Bölümü Öğreim Üyesi. Marmara Üniversiesi İkisa Fakülesi, Maliye Bölümü Araşırma Görevlisi. 77

82 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal olduğu konusunda da benzer sorunlar yaşanabilmekedir. Onun için beyaz fil deyimi ile ne kasedildiği, beyaz fillerin özelliklerinin neler olduğu üzerinde durulması gereken bir konudur. Beyaz filler değerli oldukları için erk edilemeyen, bununla birlike sürdürülmesi pahalı ve kullanım değeri olmayan varlıklar için kullanılmakadır. Konu deaylı olarak ele alındığında, oplum nezdinde çok değerli olan birçok bina, proje, faaliye beyaz fil kaegorisine sokulabilir. Elbee beyaz fil deyimi kendi içerisinde olumlu ve olumsuz iki vurguyu birlike içeren paradoksal bir durumu da ifade emekedir. Olumlu vurgu konusunda sorun çıkmamakla birlike, çoğunlukla bir bina, proje ve faaliyein olumsuz vurgu ile beyaz fil olarak anımlanması, arışmaları da beraberinde geirebilmekedir. Kimilerine göre vazgeçilemez nielikeki varlık ve projelerin bu yönünün oraya konması, aynı zamanda bu varlık ve projelerin mevcu koşullarda sürdürülmesinin mümkün olmadığını ifade eiğinden dolayı rahasız edici olabilir. Bu yeni bakış açısı, beyaz fil varlık ve projelerle ilgili yeni bir paradigmayı da beraberinde geirmekedir. Son yıllarda neoliberal paradigmanın önermeleriyle birlike, kamusal varlıklar ve projelerin önemli bir kısmının beyaz fil olarak anımlanabileceği görüşü de yaygınlaşmaya başlamışır. Bununla birlike beyaz fil projeleri, sadece kamu sekörüyle de sınırlandırılamaz. Özel sekörün de beyaz fil olarak nielendirilebilecek varlık ve projelere sahip olabileceği göz önünde uulmalıdır. Faka manığı gereği kamu sekörünün daha çok beyaz fil olarak nielenen varlık ve proje sokuna sahip olduğu genel kabul görmekedir. Aynı zamanda kamusal beyaz filler oplumsal maliyeleri de beraberinde geirmekedir. Bu nedenle, kamunun beyaz fillerinin neler olduğu, beyaz fil üreme mekanizmasının anlaşılması ve hem yeni beyaz fillerin oraya çıkmasına engel olmak, hem de mevcu beyaz fillerin kamusal yüklerinin nasıl azalılabileceği gibi konular bu çalışmanın konusunu oluşurmakadır. Son yıllarda öne çıkan bir yaklaşım olarak kamusal beyaz filler sorununun çözümünde Kamu Özel Sekör Oraklıklarının (KÖSO) uygun bir seçenek sunup sunamayacağı ve bunun koşullarının neler olabileceği oraya konulmaya çalışılacakır. 1. Kamusal Beyaz Fil Projesi Nedir? Beyaz fil doğada bulunan -bildiğimiz- fillerin beyaz renke olanlarına verilen addır. Bunları diğer fillerden ayıran özellikse sadece renkleridir. Bu filler diğerlerinin aksine beyaz renkedirler ve nadir görülürler. Çünkü bunlara beyaz rengi veren şey albinizm 1 hasalığıdır. Yani nadir görülmelerinin nedeni, aslında sadece bir ür hasalık aşımalarından dolayıdır. İnsanlar, beyaz fil erimini çoğunlukla nerden geldiğini bilmeden kullanırlar. Bu erim Anik Siyam İmparaorluğu nda (Eski Tayland İmparaorluğu) anlaılan bir hikâyede geçmekedir. Anik Siyam İmparaorluğu nda albino filler nadir bulunmaları ve ekileyici görünülerinden dolayı kusal görülmekeydiler. Aynı zamanda imparaorun güç ve yarı anrısal özelliklerinin sembolü olarak görülmekeydiler. Hikâyeye göre; bir gün Anik Siyam imparaorlarından birisi, canını sıkan saray mensuplarından birini cezalandırmak için usaca bir yol izlemişir. İmparaorluğun kusal beyaz fillerinden birini bu adama hediye emişir. Hediyeyi alan saray mensubunun bu hediyeyi reddemesi ya da başka birine vermesi mümkün değildi. İmparaor şunu biliyordu ki; bu file kusursuz şekilde bakıp muhafaza emek en zengin bir soyluyu bile mahvemeye yeerdi. Hikâyeden de anlaşılacağı üzere beyaz filler üreken olmayan, bakımı yüksek maliye gerekiren ve aynı zamanda vazgeçmenin mümkün olmadığı kusursuz ve yüksek saü gösergeleri demekir (Evans, 2008: 51). Değerli olmalarına rağmen, bakım maliyelerinin oldukça yüksek olmalarından dolayı beyaz filler hem hediye eden hem de hediye alan için kullanışsız bir varlığı ifade emekedir (Green, 2006). Elbee bu derece değerli varlıkların, hikâyedeki gibi özel durumlar hariç olmak üzere, hediyeye konu olmaları da zaen pek mümkün de değildir. Çünkü bunlar, daha 78

83 Bankacılar Dergisi çok yapıran kişinin/parinin/grubun güç ve kudreinin bir sembolüdür. Bu güç ve kudre sembollerinin başkasına hediye edilmesi zaen manıksızdır. Özel sekörde ekonomik geirisi olmayan beyaz fil projesi şeklinde güç sembollerinin inşası anlaşılabilir bir durumdur. Çünkü varlıklı kişiler bu varlıklarının öesinde oplumsal iibarlarını yükselmek ya da en azından perçinlemek adına bu ürden beyaz fillerin üreimine yönelebilirler. Peki, ama neden kamu sekörü bu ürden beyaz fillere konu olur? Bunun arka planına geçmeden önce kamusal beyaz fillerin özelliklerini daha deaylı şekilde anlaarak, bazı örnekler vermek konunun daha iyi anlaşılması açısından faydalı olabilir. Çünkü beyaz filler sadece böyle özel yapılarda değil, aynı zamanda kamusal alyapı projelerinde, üreken üsyapı projelerinde, sosyal projelerde ve büyük kamusal akivielerde de söz konusu edilebilmekedir. Bu büyük ve ikonik kamu projelerin en büyük özelliği iyi bir proje yöneiminin birçok emel unsurunun bozulmuş, göz ardı edilmiş veya nieliğinin düşürülmüş olmasıdır. Bu sorunlar sırasıyla şöyledir (Prasser, 2007: 51): i. Projenin başlangıcında, uygulanmasında ve sonrasındaki amaçlar belirsizliğini devam eirmeke ve proje sonrası gerekçelendirilip, haklı çıkarma anlayışı hüküm sürmekedir. ii. Proje amaçları belirlenirken, açık ya da gizli siyasi amaçlar ve siyasi müdahale mevcuur. iii. Projenin gerçekleşebilirliği konusunda, bağımsız ön değerlendirmeler yeersizdir. Bu yüzden de bekleniler yüksek uulmakadır. iv. Talebe dayalı olmakan çok arza dayalı olma anlayışı hâkimdir. Yani ihiyaçan ziyade yapabilir olmak önemlidir. v. Zayıf bir risk analizi yapılmakadır. vi. Projenin değeri doğru olarak öngörülse bile, baık maliyeler anlayışının sıkınısı çekilir. Başlangıç yaırımlarından (finansal, personel ve siyasi) dolayı proje devam eirilir. vii. Projenin uygulanma safhasında eknik şarnameler değişmekedir. viii. Büçelerin gelişmişliği zayıf ve kapsamı genişir. ix. Zaman dilimi dar, belirsiz ve seçim dönemleriyle ilişkilendirilmişir. Uygulama konusunda paydaşlara çok az danışılmışır. x. Proje yöneişimi oldukça zayıfır. xi. Uzun eslima sürelerinden ve sık değişen amaçlardan dolayı proje neredeyse veya amamen amamlandığında, projelerin am ekisi (ve maliyeleri) değerlendirilemez. Beyaz fil yapılar orijinal asarımlarıyla, özellik aşırlar. Bunlar daha sonra yeniden kullanım için uyarlanmışır. Biracılık, depo, ahıl ambarı ve hapishane gibi belirli amaçlar için inşa edilmiş yapılar belirilen yöndeki kullanımları son buldukan sonra sahipsiz bırakılmış ve yıllarca ihmal edilmişir (Andre, 2008: 14). Son yıllarda ülkemizde de bu ürden değerli yapıların sahipsiz bırakılıp harap hale düşüğü örnekler kamuoyuna sıklıkla yansımakadır. Bunların bir kısmı resore edilip asıl kullanımına uygun olarak yeniden kullanıma açılırken, bir kısmı da farklı amaçlar için kullanıma açılmakadır. Her iki yönem de çeşili açılardan eleşirilere uğramaka ya da deseklere sahip olabilmekedir. Örneğin yıllardır kullanılmayan bir kilise ya da başka bir ibadehanenin yeniden asıl amacına uygun olarak kullanıma açılması ya da örneğin bir urisik oele dönüşürülmesi çalışmaları gibi ilk amacı dışında kullanılması buna örnek verilebilir. Bir kısım yapılar ise hala fark edilmeyi beklemeye devam emekedir. Beyaz fil denilince, ilk olarak saraylar, kuleler, kaleler, köprüler, hanlar, görkemli ibadehaneler gibi yapılar akla gelmekedir. Bu yapılar genellikle modern oplumlarda eksik olan değerleri emsil ederler. Varlıkları oplum için bir semboldür ve oplumun geçmişle 79

84 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal bağlanısını kurarlar. Bununla birlike oplumdaki sembolik kimlik, kalkınma ekonomisinin pek de dikkae almadığı bir şeydir. Oysaki geleceği yaramak için geçmişe bakmak gerekir. Bu yapılar, oplumların kimliklerini gelişirme ve arihi şekillendirmede önemli bağlanılar sağlarlar. Bu yapıları düzgün asarımlama, külürel geçmişle duygusal bağlanı kurma konusunda başarı sağlayabilir (Engan, 2008:5). Görüldüğü üzere bu yapılar, bir anlamda, oplumları bir arada uan orak değerleri emsil ederler. Günümüz dünyasında bu, göz ardı edilmemesi gereken bir özellikir. Toplumsallığın önemini yiirdiği, bireyselleşmenin öne çıkığı bir zamanda bireyleri bir orak nokada buluşuran, orak değeri emsil eden bu yapılar günümüz oplumlarının ciddi bir sıkınısına karşı panzehir olarak düşünülebilir. Elbee ki semboller önemlidir. İnsanlar semboller erafında birleşirler. Faka bazen bu semboller oplumsal ayrışmanın da kaynağı olabilirler. Bu anlamda beyaz fil yapıların bu nielikleri her iki anlamda da göz ardı edilmemelidir. Zaen bu yapıların varlığı ve kullanılış amaçlarının arışmalara neden olmasının ana nedeni de budur. Bunlar insanlık ülküsü erafında, insanlığın orak değerleri olarak görülmeli ve korunmalıdırlar. Çoğu beyaz fil yapının UNESCO arafından koruma alına alınmasının nedeni de zaen budur. Beyaz fil yapıları komşuluk ilişkilerinde de önemli işarelerdir. Genele uymazlar. Gözle görülen, eşsiz ve sıra dışıdırlar. Sosyal haya bu yapıların erafında gelişip yoğunlaşmışır. Bu yapıları inşa edenler oplum, işleme veya kuruluş için bir imge yaramak iserler. Bu amaçla niyelenip çok çalışırlar. Beyaz fil yapılarının eşsiz yapısı bunların korunması yönünde bir hayran kilesi oluşurur. Bunların gerçek sahipleri yapılarının korunduğunu görmeyi iseyebilir faka halk bu girişime yeerli deseği vermeyebilir. Bununla beraber, bu yapıların resorasyonu bazı özgün konuları da gündeme geirir. Fonların yeersizliği ve bu yapıları korumanın ne kadar önemli olduğu konusundaki anlaşmazlıklar yıllardır sürüncemede kalmış meselelerdir. Yine bu süreçe amorisman ve normal bakım yapmada yeersiz kalınmasından dolayı, bunların ücrei alınmakadır. Sahipsiz yapılar kullanımı devam edilenlere göre daha büyük bir hızla doğa olaylarına yenik düşmekedirler. Buna ilaveen, uygunsuz bir biçimde kullanımından rahasız olan insanlar bu yapıların yeniden gelişirilmesi konusunda çabalayabilir. Bir kilisenin dini olmayan amaçlarla yeniden kullanımı bu duruma örnek verilebilir (Engan, 2008: 3). Elbee ki beyaz filler sadece sembolik arihi yapılarla sınırlandırılamaz. Bunun dışında modern bazı kamusal yapılar ile kamusal harcamalara konu olan fiziki ve sosyal alyapı projeleri, üreken üsyapı yaırımları da bu kaegoride değerlendirilebilir. Farklı çalışmalarda, ele alınan örneklere göre, kamusal yaırımların farklı ürleri beyaz fil olarak nielenmekedir. Bir anımlamayla, beyaz fil erimi maliyelerinin faydasını aşığı alyapı yaırımlarını ifade emekedir (USAID, 2008: 26). Görüleceği üzere bu anımda söz konusu edilen, alyapı yaırımlarıdır. Oysa beyaz filler alyapı yaırımları dışındaki kamusal yaırım projelerinde de söz konusu edilebilir. Priche (1996) beyaz fil hipoezinin üreken olmayan ve isabesiz projeleri ifade eiğini söylerken bu ür projeleri de kapsama dâhil emişir. Beyaz fil projeler genellikle doğal ekel özellikleri ağır basan projelerdir. Bununla birlike her doğal ekel projesi beyaz fil olarak nielenemeyeceği gibi, her beyaz fil projesi de mulaka doğal ekel değildir. Faka çoğunlukla beyaz fil projeler büyük, kapsamlı ve sembolik özellikleriyle doğal ekel özelliği göseren projelerde söz konusu olurlar. Doğal ekellerde sembolik özellikler doğal ekel olmanın bir gerekçesi olarak değil, projenin planlanması ve asarımından dolayı oraya çıkarlar. Her doğal ekel projesi bu anlamda sembolik özellikleri ile oraya çıkmaz. Kısaca her doğal ekel projesi beyaz fil olmamakla birlike, beyaz fillerin çoğu doğal ekel özelliği ağır basan projelerdir. 80

85 Bankacılar Dergisi Beyaz fil projeler fiziksel olarak büyük (yapılarda olduğu gibi), kapsamlı (Olimpiya oyunlarında olduğu gibi), maliyeli, sözde ikonik, iibarlı ve sembolik değere sahip projelerdir. Bu projelerin yapımında, görünümünde ve işleilmesinde yoğun eknoloji kullanımı gerekir (Prasser, 2007: 49). Maliye söz konusu olduğunda bu ür projeler oldukça maliyelidir. Burada kasedilen maliyeler sermaye maliyeleri, işleme maliyeleri, devam eirme maliyeleri ve yenileme maliyeleridir. Beyaz fil projelerinin orak karakerisiği olarak büün bu maliyeler oldukça yüksekir (Bradburne, 1998: ). Görüleceği üzere, beyaz fil projeler çok kapsamlı ve farklı karakerde olup espi edilmeleri de her zaman kolay değildir. Çünkü bir kesim arafından böyle iibar unsuru olarak görülen, sembolik önemi bulunan, ikonik haa manevi anlam yüklenen bu ürden projeleri verim/verimsizlik bağlamında değerlendirmek çoğu zaman sıkınılı ve çekişmeli bir konu olabilir. Aşağıda kapsamı gösermesi açısından beyaz fil olarak nielendirilebilen farklı projelerle ilgili örnekler sunulmuşur: i. Modern sadyumlar beyaz fillere çok iyi bir örnek eşkil edebilir. Her biri çok pahalı ve mühendislik harikası bu yapılar çok maliyeli, bakımı zor ve masraflıdır. Çok az kullanımlarından dolayı geirileri de oldukça düşük olarak değerlendirilebilir. Zamanla daha kullanışsız hale de gelerek beyaz fillere dönüşmeleri göz ardı edilmemelidir. ii. iii. iv. Olimpik oyunlar da beyaz fil durumlarına hiç yabancı değildir. Bu oyunlar için ciddi bir alyapı oluşurulur. Ev sahibi ülkelerle uluslar arası kuruluşlar arafından beraber finanse edilen bu alyapının geleceke nasıl kullanılacağı şüphelidir. Bunlar da zamanla beyaz fillere dönüşebilirler. Sporla bağlanılı olarak düşünülebilecek bir diğer beyaz fil örneği de kayak merkezleridir. Bunlar ekonomik geirisi az, yaşayabilirliği düşük ve aran çevresel ve ekonomik ekilere sahip büyük ve pahalı projelerdir. Özel sekör ve özellikle de kamu sekörünün bakış açısından, bu projelerin çoğunun ikinci kez bir gözden geçirilmesi ve uzun dönem fayda ve maliyelerinin dikkali şekilde değerlendirilmesi gerekmekedir. Şu anda, aran finansal ve ekonomik zorlukların olduğu bir zamanda, Avrupa ülkeleri başa olmak üzere birçok ülkede milyarca Euro luk kamu ve özel sekör yaırımının yeşil dağlardaki beyaz filler olarak adlandırılan kayak merkezlerinde harcandığı görülmekedir (World Wildlife Fund, 2008: 13). Şaşırıcı olabilecek şekilde, eko-parklar da beyaz fil olarak değerlendirilebilir. Birçok insanın umu eiği yeşil nirvanalar olarak görülen eko parkları beyaz fil olarak nielendirmek haksızlık olarak düşünülebilir. Faka unuulmamalıdır ki, bölgesel geri dönüşüm ve sembiyoik 2 bağlanıların bazı başarılı örnekleri eko-parklara ihiyaç duyulmaksızın gerçekleşmişir. O yüzden geri dönüşüm endüsrileri için eko-parklar bir ön koşul olarak görülmemelidir. Alında yaan ilkeler hala es edilip denenmemişken karar alıcıları, bu arz kalkınmaya yönelik gelecek planları konusunda ikaz emek akıllıca olacakır (Goss vd, 2006). v. Şaşırıcı bir örnek olarak Afrika Kıası gibi bölgelerdeki geri kalmış ülkelerdeki kalkınma çabalarında büyük umu bağlanan borsa ve sermaye piyasası projeleri göserilebilir. Uluslararası finansal piyasalara enegrasyon Afrika nın ekonomik ve siyasi olarak öekileşirilmesine yönelik mevcu rendinden dönüm nokası da sağlayabilir (Kenny ve Moss, 1998: 840). Aynı zamanda bunların beyaz fillere dönüşme olasılığı da göz önüne alınmalıdır. vi. Ganedogage ve Rambaldi nin (2010) çalışmasında sorgulandığı gibi kamu üniversielerinin de beyaz fillere dönüşmesi göz ardı edilemeyecek bir durumdur. Bu 81

86 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal üniversielerden beklenen yararlar çoğunlukla gerçekleşmeyebilir. Aynı zamanda vazgeçilemez saygınlık kaynağı olan bu kurumları verimsizliklerine rağmen devam eirmek de oldukça maliyeli olabilir. vii. Üniversieler gibi beyaz fil haline gelebilen bir diğer kamusal proje ürü de sana ve bilim merkezleridir. Bunlar ciddi iibar projeleri olmasına karşın, beklenileri ne ölçüde karşıladıkları da oldukça şüphelidir. Son yıllarda bilim ve sana merkezi inşasında ciddi arışlar söz konusudur. Bunların büyük çoğunluğunda ekonomik maliyelerinin yüksekliğinden dolayı beyaz file dönüşmeleri yönünde ciddi kaygılar söz konusudur (Bradburne, 1998: 125). Görüleceği üzere kamu sekörü bir yandan ciddi bir beyaz fil sokuna sahipken, diğer yandan yeni beyaz filler yaraılmaya devam edilmekedir. Peki, ama oplumsal iibarı yükselen, anııma ciddi kakılar sağlayabilen, oplumsal hafızaya kakıları olabilen ama bir yandan da özellikle gelişmeke olan ülkelerde ciddi kaynak israfına ve yanlış kaynak ahsisine neden olabilen bu ürden projeler neden yaraılmakadır? Elbee gelişmeke olan ülkelerde ve gelişmiş ülkelerde bunun orak ve ayrışan nedenlerinden söz edilebilir. 2. Kamusal Beyaz Filler Neden Vardır? Kamusal beyaz filler verimsiz, ekin olmayan kamu yaırımları/projeleri olarak nielenen projelerdir. Bu ürden projelerin neden yaraıldığını anlayabilmek için öncelikle kamusal yaırım projelerinin ardında yaan manığı doğru olarak algılamak gerekir. Kamu yaırımlarının karar ve uygulama süreçlerinde beyaz fillerin nasıl ve neden yaraıldığı bu manığın iyi anlaşılmasıyla açıklanabilir. Kamu yaırımlarının arkasında yaan emel manık sırasıyla şöyle açıklanabilir (Jevcák ve Keereman, 2008: 37-38): i. Kamu yaırımlarının ilk gerekçesi, kamusallık nieliğidir. Bilindiği üzere kamusal mallar ükeimde rekabein olmadığı ve faydasından kimsenin mahrum bırakılamadığı mallardır. Bu iki emel nieliğe bağlı olarak, özel kesimce yeerli düzeyde sunulmazlar. ii. iii. iv. Kamu yaırımlarının ikinci gerekçesi, belirli yaırımlara ilişkin poziif dışsallıklardır. Diğer bir ifadeyle, kamu yaırımlarının sadece bu yaırımlardan doğrudan yararlananlara değil, diğer kişilere de faydaları vardır. Toplumsal geiri oranları özel geiri oranlarının üsündedir. Üçüncü gerekçe, asimerik enformasyonun varlığıdır. Asimerik enformasyon, sermaye ve sigoralama açısından piyasalarda ekinsizlik yaraır. Sonuç olarak, yüksek sosyal fayda yaraan uzun dönemli riskli projeler, özel sekör finansmanı bulamazlar. Bu durumda kamu sekörü, özellikle poziif dışsallığı önem arz eden ileri eknoloji sekörlerde, eşvik edici unsur olarak girişim sermayesi sağlar. Ölçeğe göre aran geirili ekonomiler ve ağsal dışsallıkların (nework exernaliies) aksak rekabee ve doğal ekellere yol açması, kamu yaırımlarının son gerekçesini oluşurmakadır. Bunlardan ekilenen sekörlerde, kaı düzenlemelere veya kamu yaırımlarına başvurulması rekabe koşullarının sağlanması açısından gereklidir. Kamu yaırım kararları bu sayılan gerekçelere dayandırılmakadır. İleri sürülen gerekçeler rasyonel bir düşüncenin ürünü olmakla birlike, çoğunlukla kamusal yaırımlardan beklenen verim am olarak oraya çıkmaz. Bunun önemli bir nedeni yaırım kararlarının belirlenme ve uygulama süreci ile ilgilidir. Kamu yaırım kararları poliik oramda belirlenmekedir. Poliik süreçlerdeki belirsizlik ve aksaklıklar yanında, sürecin bizza kendisi 82

87 Bankacılar Dergisi de sorunun oraya çıkmasında ekili olmakadır. Aynı şekilde kamu sekörünün işleyiş süreci de, sorunun bir diğer kaynağını oluşurmakadır. Öncelikle belirmek gerekir ki, kamu yaırım süreçleri büyük ölçüde parça parça ve plansız kararlara dayanmaka, sandardizasyon pek görülmemekedir. Çünkü odak nokası daha çok finansmanın nasıl sağlanacağıdır. Projelerin kaliesi konusunda çok az çaba sarf edilir. Bu yüzden kamu yaırım projeleri çoğunlukla ekin değildir. Yüksek fayda sağlayan projeler gerçekleşirilmeden dururken; önemli ölçüde kaynak, sınırlı sosyal fayda sağlayan iibar projelerine (beyaz filler) harcanabilmekedir (Tandberg, 2008: 61). Özellikle gelişmeke olan ülkelerde oplumsal birikimlerin bu şekilde iibar projelerinde ükeilmesi elbee sorgulanmalıdır. Kaldı ki, kı kaynakların rasyonel olmayan kullanımı üm oplumu ilgilendirir. Kamu sekörü yaırımlarının aynı zamanda özel sekör açısından da önemli ekileri söz konusudur. Kamu yaırımlarının payındaki bir arış, sermaye mallarına ilişkin özel sekör harcamalarını dışlayabilir. Diğer yandan, özellikle karayolları, su sisemleri, kanalizasyon sisemleri ve havaalanları gibi alyapılara ilişkin kamusal sermayenin, özel üreim eknolojisine yönelik özel sekör sermayesiyle amamlayıcı bir ilişki içinde olması muhemeldir. Bu yüzden, daha yüksek kamu yaırımları, özel sekör sermayesinin marjinal verimliliğini arırabilir ve böylece özel sekör yaırımlarını uyarabilir (Bukhari vd, 2007: 59). Ekonomik kalkınma için özel yaırımlar kadar kamu yaırımlarının da arırılması büyük önem aşır. Çünkü kamu yaırımları çoğunlukla özel yaırımların verimliliğini arıran, haa özel yaırımların yapılması için çoğunlukla şar olan yaırımlardır. Bununla birlike kamu yaırımlarının arırılması kadar bu yaırımların ekin, verimli yaırımlar olması da gerekir. Kamu yaırımlarını arırmak adına verimsiz yaırımların arırılması, kaynak ahsisinin ekinliğini bozacakır. Kamu ekonomisinde kamu yaırımlarının arırılması kadar, ekinliğinin arırılması da yaşamsal önemdedir. Kamu yaırımlarını arırmak adına yeni beyaz fillerin yaraılması doğru değildir. Özellikle poliik süreçlerdeki siyasi moivasyonlar, sıklıkla beyaz fillerin oluşurulmasını eşvik emekedir. Bu nedenle, beyaz fillerin oraya çıkış sürecini anlamak önemlidir. Beyaz fillerin ekonomik eorisi ve modellemesi, ilk olarak Robinson ve Torvik (2005) arafından oluşurulmuşur. Onlara göre poliik olarak çekici ama ekinliği olmayan beyaz fillerin doğuşunun ve yerleşmesinin siyasi manığında; poliik güç değişiğinde, eski yaırım projelerine son verileceği ve yenilerinin başlaılacağı yamakadır. Böyle projelerin mevcudiyeinin nedeni, bazı poliikacıların poliik davranışlarıdır. Gelişirdikleri eoriye göre; beyaz filler siyaseçiyle seçmenler arasında değişim ilişkisinin bir sonucu olarak oraya çıkarlar. Bu değişim ilişkisinde siyaseçiler oy karşılığı siyasi vaalerde bulunurken ciddi bir çelişkiyle karşı karşıya kalırlar. Bu aahhü probleminin sonucu olarak ercih edilen projeler ekin olmayan, verimsiz projeler olabilir ve sonuça kaynakların yeniden ahsisinde ekin olmayan bir durum oraya çıkabilir. Büün poliikacılar verimli, rasyonel projeler için aahhüde bulunabilirler. Bu nedenle, bu ür projeler, seçilebilme bağlamında poliikacılar için bir farklılaşma öğesi olmazlar. Her poliikacı aynı şeyi söyleyebiliyorsa, o zaman diğerlerine göre öne çıkmada, daha çok ercih edilebilmede farklılık yaraacak projelere ihiyaç vardır. Bu nedenle, bazı poliikacılar daha çok oy kazanmak uğruna beyaz fil projeler için vaae bulunabilirler. İsikrarlı bir poliik oramda bu ür projeler, seçmen davranışını ekileyebilecek projelerdir. Böylelikle de beyaz fillere kapı aralanmış olur. Bohn (2004) ise poliik isikrarsızlık oramında devlein ekin kamu yaırımı ve yeniden dağılım arasında karar verme sorununu incelemişir. Bohn a göre; geleceke başka bir 83

88 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal hükümein ikidara gelmesi ve arzu edilmeyen kararlar alması ihimali, bugünün hükümei üzerinde negaif dışsallık yaramakadır. Bunun emel nedeni, uzağı göremeyen hükümein uumudur. Eğer miyopluk poliik isikrarsızlıkan kaynaklanıyorsa, mevcu hüküme için en uygun durum, harcamaları büünüyle kamu yaırımlarından çekmekir. Poliik isikrar arıkça yaırımları arırmak için en uygun nokayı göseren sınırın üzerine çıkılır. Bohn bu emelden harekele çalışmasında, gelişmeke olan ülkelerdeki kamu yaırımlarının neden bu kadar köü seviyelerde olduğuna açıklama geirmişir: İlk olarak, bu ülkelerin bazılarındaki poliik isikrarsızlık baı demokrasilerindeki gibi seçim belirsizliklerinden değil, ülkenin poliik yapısından kaynaklanmakadır. İkinci olarak, kamu yaırımları gerçekleşirilirken emek, ükeim ve yaırıma ilişkin özel sekör kararlarının da dikkae alınması bakımından gelişmiş ve gelişmeke olan ülkeler arasında farklılıklar bulunmakadır. Gelişmeke olan ülkelerde, gelişmiş ülkelerden farklı olarak, özel sekörün bu konulardaki eğilimleri pek dikkae alınmaz (Bohn, 2004: 12-13). Görüldüğü üzere Robinson ve Torvik ile Bohn un çalışmaları emelde aynı konuya odaklanmakadır. Her iki çalışmanın da sorguladığı esas konu beyaz fillerin var olma koşullarıdır. Aynı konuya odaklanmakla birlike, aralarında ciddi farklılıklar da söz konusudur. Robinson ve Torvik in çalışması daha çok seçim mekanizmalarının düzgün işlediği, siyasi isikrar durumlarını emel almakadır. Bohn un çalışmasında ise, gelişmeke olan ülkelerdeki siyasi isikrarsızlık durumları referans alınmışır. Robinson ve Torvik kamusal olarak finanse edilen (ekin ya da ekin olmayan) özel yaırım projelerini (karlı veya zarar eden imala esisleri gibi) modellerken, Bohn un çalışmasında ise kamu yaırımları, kamusal olarak finanse edilen özel yaırımlar dışında alyapı yaırımları, yeni sanayiler gelişirme gibi yapısal yaırımları ve yolsuzluk karşıı yaırımları (mülkiye haklarını koruma veya rüşvein cezai kovuşurmasına yönelik iyileşirici önlemler) da içerecek şekilde ele alınmışır. Görüldüğü üzere Robinson ve Torvik ile Bohn çalışmalarında isikrarlı ve isikrarsız poliik oramlarda beyaz fillerin oraya çıkış nedenleri üzerinde durmuşlardır. Elbee poliik süreç bu bağlamda emel belirleyicidir. Bununla birlike poliik süreçlerin öesinde ya da onunla bağlanılı olmak üzere daha başka ekenler de beyaz fil projeleri açısından göz önüne alınmalıdır. Beyaz fillerin varlığını açıklayan bir diğer eori de yöneicilerin psikolojisi ile ilgilidir. Niekim medya lieraürü beyaz filleri yöneicilerin megalomanyasının en köü belirisi olarak nielendirir (Robinson ve Torvik, 2005: 201). Özellikle oalier rejimlerde ve demokrasinin işlerliğinin az olduğu gelişmeke olan ülkelerde bu eki daha belirgin olarak oraya çıkabilir. Saydamlık ve hesap verilebilirliğin eksikliği nedeniyle bu ülkelerde yöneiciler halkın ihiyaçlarını göz önüne almak yerine, kendi saygınlıklarını öne alan projelere öncelik verebilirler. Gücünü halkan almayan yöneiciler, halkın gözünde saygınlıklarını yükselmek, haa sıradan insanlara göre üsünlüklerini (uç örneklerde neredeyse yarı anrısallıklarını) ispalayabilmek için görkemli saraylar, köprüler, kuleler gibi beyaz filler yaramaya yönelebilirler. Gelişmeke olan ülkelerde yöneicilerin bu iibar projelere yönelmelerinin halklar nezdinde ciddi bir karşılık bulmasının önemli bir nedeni, bu ülkelerde insanlarda var olan geri kalmışlıkan kaynaklı eziklik duygusudur. Bu duygunun ekisiyle halk yığınları ve yöneiciler, gelişmiş ülkelerle aynı kaegoride olmak adına böyle projelere desek olabilir. Örneğin; ekonomik verimlilik ilkeleri göz ardı edilerek olimpik oyunlar düzenlemek, çöl orasında buzdan büyük yapılar inşa emek ya da sadece monaj olsa da uçak, gemi, ren gibi sembolik bir projeyi yaşama geçirmek bu kapsamda ele alınabilir. Bunların öesinde gelişmeke olan ülkelere özgü başka birakım fakörler de beyaz fillerin mevcudiyeini ve armasını anlamamıza yardımcı olur. Örneğin, gelişmeke olan ülkelerde alyapı yaırımlarına ilişkin sraejik planlama ya zayıfır ya da hiç yokur. Toplumsal 84

89 Bankacılar Dergisi proje değerlemesinin çoğunlukla bir yapırımı da yokur. Bu da, beyaz filler ve kısa dönem siyasi amaçları amin emeyi amaçlayan projelerin seçilmesi anlamına gelmekedir. Haa zayıf projeleri ayıklamaya yönelik prosedürler gündeme geldiğinde, alep genel olarak fazla hesaplanırken maliyeler daha düşük hesaplanır (Engel vd, 2009: 11). Bu ülkelerde sraejik planlar fiilen yapılsa bile, çoğunlukla bu planlar sadece kâğı üzerinde kalmakadır. Sraejik hedefler sağlıklı şekilde belirlenememekedir. Elbee isikrarsız poliik ve ekonomik oram yanında kurumsal kapasienin yeersiz oluşu da bunda önemli bir ekendir. Aynı zamanda demokrasinin gelişmemiş olması nedeniyle kaılımcı süreçlerin işleilememesi, uygun bir sosyo-külürel oramın olmaması ve insan kaynaklarının yeersiz/nieliksiz oluşu da bu süreçeki diğer olumsuz ekenler olarak karşımıza çıkmakadır. Gelişmeke olan ülkelerde beyaz fillerin varlığının bir diğer nedeni de yüksek korumacılıkır. Bu ülkeler birçok endüsrinin yerel bir uyum içinde olduğu küçük iç piyasalara sahipir. Bu da henüz işleilmeyen ölçek ekonomileri için önemli bir rol sunabilir. Gelişmeke olan ülkelerdeki sanayi poliikası çoğu zaman ne iç piyasaların büyüklüğünün ne de ihraca beklenilerinin ümüyle emina alına alınmadığı sanayilerinin kurulumunu desekleme yönündedir ki buna, beyaz fil sendromu denmekedir (Rodrik, 1988: 115). Yüksek koruma duvarları neicesinde, en uygun ölçeğin oldukça alında kurulan sanayiler korumacı poliikalar uygulayan gelişmeke olan ülkeler için önemli bir sorun eşkil eder. Kullanılmayan kapasie nedeniyle bu işlemeler, düşük verim ve yüksek maliyelerle çalışmakadırlar. Bu nedenle rekabe avanajları yakalayamamakadırlar. Varlıklarını sürdürebilmek için de kamu kaynaklarından sübvanse edilmekedirler. Bu ise kamusal kaynakların verimsiz alanlara ahsisine neden olmakadır. Beklenen, bu işlemelerin kısa dönemde deseklenmeleri faka uzun dönemde gelişerek yüzde büyümeleri ve rekabe üsünlüğü elde emeleridir. Ne yazık ki, bu her zaman mümkün olamamakadır. Bu konuda verilebilecek en bilinen örnek oomobil endüsrisiyle ilgili olanıdır. Genel olarak oomobil endüsrisi, ölçek ekonomilerinin önemli olduğu bir endüsridir. Sanayileşmiş ülkelerde sekörle ilgili minimum ekinlik ölçeği ahminleri değişmekedir. Bu konuda yapılan çok sayıda çalışma, en uygun ölçeğin yıllık civarında araba olduğunu oraya koymakadır. Daha çok emek yoğun eknolojileri kullanan gelişmeke olan ülkelerde, farklı durumlar için bu sayıları azalsak bile, bu rakamlar oldukça yüksek görünmekedir. Bu bağlamda, bu ülkelerde oralama üreim verimi, yaygın olarak ölçeğin üm avanajlarına ulaşmada yeersiz kalmakadır (Rodrik, 1988: ). Ekonomik bir bakış açısıyla sorulması gereken, bu aıl kapasie ile ne kadar maliyee kalanıldığıdır. Böyle endüsrilerinin karlı olmasını sağlamak için, çok yüksek düzeyde bir koruma kullanıma konulmalıdır. Bu ise bahsedilen maliyelerin kanıı nieliğindedir. Görüldüğü üzere gerek gelişmiş gerekse gelişmeke olan ülkelerde farklı nedenlerle de olsa beyaz fil projeler yaşama geçirilmekedir. Yaşanan ecrübelere rağmen yeni beyaz filler üremekedir. Peki, neden geçmişeki haalardan yeerince ders alınmamakadır? Öğrenilen dersler neden yeni büyük projelerde uygulanmamakadır? Geçmişe yaşanan çok sayıda deneyim gösermekedir ki, birçok ülkede kamu kurumlarının hem becerikliliği hem de isekliliği giikçe azalmakadır. Bunun nedenleri şu şekilde sıralanabilir (Prasser, 2007: 60-61): i. Birimlerin ve kurumların yeniden yapılandırılmasında durağanlık vardır. Hükümeler ve yöneiciler değişirken, her biri kurumsal değişim aracılığıyla yöneime imzalarını aarlar. Bunun yaraığı ers eki, kurumların ve kili insanların önemli dersler sağlayan deneyim ve kayılarla olan bağının kopmasıdır. 85

90 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal ii. iii. iv. Kayı saklamada yaşanan değişimler yani farklı bir işleim sisemine veya yazılıma geçilmesi, öğrenilen derslere dair önemli bilgilerin kaybolması veya bilginin yerinin unuulması anlamına gelebilmekedir. Kamu hizmei kavramına olan ilgi giderek azalmaya başlamışır. Bu yüzden, önemli proje kararları geçmişeki arışmalarla pek bir ilgisi olmayan ve uzun dönemli bir bakış açısıyla yaklaşmayı ercih emeyen yöneiciler arafından alınabilir. Aralıksız ve radikal bir değişim süreci mevcuur. Geçmişekiyle ilişkili olanlar gimeke, geleceğe yeniden odaklanılmakadır. Görüldüğü üzere beyaz fillerin oraya çıkışı farklı nedenlere dayandırılabilir. Özellikle gelişmeke olan ülkelerle gelişmiş ülkeler arasında ve demokraik ülkelerle oalier ülkeler arasında bu farklılıklar daha da belirginleşebilir. Varlık nedenleri ne olursa olsun beyaz fillerin varlığı her ülke için önemli sorunları da beraberinde geirir. Bu zararlardan korunabilmek için elbee çeşili önlemler düşünülebilir. Faka öncelikle bu zararların neler olduğu ve neden beyaz filleri bir sorun olarak algılayıp çözüm önerileri gelişirmek gerekiği oraya konulmalıdır. 3. Kamusal Beyaz Fillerin Zararları Kamusal beyaz filler çoğunlukla kamusal ihiyaçları karşılamakan ziyade, saygınlık amacıyla oluşurulurlar. Burada kasedilen saygınlık, yöneimde bulunan bir kişinin, bir grubun ya da hükümein saygınlığıdır. Bu projeler çoğunlukla kamusal ihiyaçlara yönelik olma kılıfı alında bu sayılan kesimlerin saygınlığını yükselmek amaçlıdır. Dolayısıyla kamu yaırımlarının gerekçeleri bu projelerde çoğunlukla köü ve arışmalı bir şekilde oraya konulur. Çoğunlukla da kasedilen kamu yararı için, halkın kaılımı aranmaz ya da sadece belirli grupların deseği yeerli görülür. Gerçeken özellikle kamu seköründe beyaz fil olarak adlandırılan pek çok proje çok fazla yarar geirememişir. Niekim yapılan ülkelerarası çalışmalar, kamu-özel yaırım ayrımı yapılmadığında ek başına yaırımlarla büyüme arasında güçlü bir ilişkinin mevcu olmadığını gösermekedir. Dolayısıyla yaırım yapılması yeerli olmayıp aynı zamanda verimliliğin/ekinliğin sağlanması gerekmekedir. Yaırımlar, rekabeçi bir oramda yapıldığında ve yaırımcı kendi parasını riske ederek kar ya da zarar sonuçlarının sorumluluğunu aldığında verimli/ekin hale gelebilmekedir (Bulu, 2009: 79). Özellikle gelişmeke olan ülkelerde bu nedenden dolayı kalkınma çabaları çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanmakadır. Bu ülkelerde sorun bazen yeersiz yaırım değil, yanlış kaynak ahsisidir. Büyük mikardaki yaırıma rağmen birçok gelişmeke olan ülke yeerince gelişememekedir. Çünkü yapılan yaırımlar çoğunlukla beyaz fil yaırımlardır. İkonik veya büyük projeler alyapı yaırımlarının önemli unsurlarıdır. Eğer köü yöneilmezler ve performans kısaslarını uururlarsa önemli faydalar sağlarlar. Vergi mükellefleri, giikçe daha çok fonun ahmin edilen maliyeleri ciddi ölçüde aşan ve belirilen amamlama süresini geçen projeye boşuna harcandığını gördüklerinde, siyasilere ve kamu kurumlarına karşı görülen kamusal kinizm (güvensizlik ve hoşnusuzlukan dolayı nefre ve küçük görme) daha da arar. Bundan da önemlisi, zayıf proje yöneimi yüzünden büyük projelerin hedeflenen performans kısaslarına ulaşmada başarısız olması diğer önemli bir ikonun, kamu yöneiminin başarısızlığı ve ekinsizliğini haırlamaya devam eiği anlamına gelmekedir (Prasser, 2007: 64). Bu bağlamda özellikle gelişmeke olan bir ülkede hiçbir şey beyaz fillerin varlığı kadar moral bozucu olamaz. Çünkü beyaz filler negaif sosyal değer yaraan projelerdir (Robinson ve Torvik, 2005: 198). Negaif sosyal değer yaraılması demek, kamusal kaynakların 86

91 Bankacılar Dergisi kalkınmaya yönelik değil am ersine oplumsal refahı düşüren projelere ahsis edilmesi anlamına gelmekedir. Oysa gelişmeke olan ülkeler kalkınma yolunda hızlı adımlar amak durumundadırlar. Kalkınma yolunda zaen kı olan kaynakların bu şekilde negaif sosyal değer yaraan projelere ahsis edilmesi, çelişkili ve olumsuz bir durumdur. Hızla kalkınma hedefinde olan bu ülkelerde yöneiciler halkı çoğunlukla hızlı kalkınma vaaleriyle böyle sembolik ve büyük projelere kolaylıkla ikna ederler. Oysa büyük, ikonik projelerin çoğu beyaz fil olarak adlandırılan projelerdir. Sihirli bir formül gibi yöneiciler ve halk genellikle bu projelerden büyük yararlar umarlar ama bu yararlar çoğunlukla sadece bir hayalden ibareir. Daha sonra bu beyaz fillerden kurulmak dahi ciddi maliyeler oluşurabilir. Beyaz fil projeleri inşa eme açısından büyük ve pahalı projelerdir. Faka ek olumsuzluk bundan da ibare değildir. Bu projeler ayrıca ahmin edilenden daha uzun zamanda faaliyee geçerler. Çünkü bu projelerin faaliyeinden çok saygınlık ve biçimsel yönü önceliklidir. Bu yüzden hem belirilen rolleri hem de finansal boyuları asla amin edici değildir. Bunun öesinde, bu projeleri gerçeke beyaz fil yapan şey zayıf asarımları, karmaşık rolleri ve icari başarı eksikliğinden öürü, bakımlarının ve sürdürülebilirliklerinin oldukça maliyeli olmasıdır. Bu problemler resim galerileri ve müzeler gibi sanala ilgili projelerde daha çok görülür. Bu ür yapılar beklenen kaılım düzeylerini sağlamada başarısızdır ve orijinal inşasına göre daha maliyeli olacak şekilde yenilenmeleri sık ekrarlanır ve yenileme pahalıya gelir (Prasser, 2007: 50). Hemen her ülkede basında sık sık beyaz fil projelerle ilgili haberlere raslanır. Haberlerin orak özelliği büyük umular beslenen dev bir projenin ne kadar maliyeli olduğu, bununla birlike bir ürlü faaliyee geçemediği, verimsiz çalışığı (zarar eiği), kapasiesinin çok alında çalışığı ya da çalışırılamadığından dolayı çürümeye yüz uuğudur. Elbee basında yer bulan bu haberler beyaz filler için ne kanılar sunmazlar. Faka önemli ipuçları içerirler. Basında bu şekilde yer bulan çok sayıda beyaz fil vardır. Bunlara ilişkin birkaç örnek verilebilir. Örneğin, Filipinlerdeki nükleer güç esisi 2 milyar dolardan fazlaya mal olmuş, faka hizmee sokulmamışır. Bazı ülkelerde milyarca dolara mal olmuş demir-çelik esisleri kurulmuş faka bunlar henüz hiç çelik ürememişlerdir. Dünya Bankası Tanzanya daki Morogoro Ayakkabı fabrikasını 40 milyon dolara mal emiş ama şu anda esis neredeyse hurdaya dönmüş ve kapasiesinin yüzde 4 ünden fazlası kullanılamamışır. Küçük ve fakir ülkelerde böyle büyük yaırımlar üm yaırımlar içerisinde önemli bir oran eşkil emekedir. Bunların örnekleri arırılabilir. Bunun öesinde ülke liderlerinin ve onların çevresindekilerin, bu projeler kanalıyla elde eikleriyle ilgili çarpıcı ama doğruluğu am olarak ispalanamamış raporlar da mevcuur (Priche, 1996: 20). Görüldüğü üzere gerek bilimsel çalışmalarda gerekse basın yayın ve medya organlarında, beyaz fillerin varlığı ve zararlarıyla ilgili çok sayıda bulgu mevcu olmasına rağmen bu ür proje soku giderek armakadır. Bu nedenle beyaz filler sorunu günümüz ülkelerinin çözüm bulması gereken önemli bir konudur. Özellikle kamusal beyaz filler sorunu ve bu sorunun çözümüne yönelik arayışlar kamu maliyesi lieraüründe giikçe daha fazla yer bulacak gibi görünmekedir. 4. Türkiye de Kamusal Beyaz Filler Sorunu Kamusal beyaz filler sorunu pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye de de ciddi bir oplumsal sorundur. Ülkemizde yıllardır beyaz fil proje sokunun eriilmesi çalışmaları devam emekedir. Buna karşın bir yandan da yeni beyaz filler yaraılmakadır. Daha önceki yıllarda poliik isikrarsızlık oramında ve yüksek korumacılık duvarları ardında beyaz filler oraya 87

92 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal çıkarken, son yıllarda poliik isikrar ve dışa açılma çabaları da beyaz fil sorununun çözümüne çare olamamışır. Elbee bunun çok çeşili sebepleri bulunmakadır. Ülkemizde kamu yöneiminin kurumsal yapısı zayıfır. Poliik ve sosyal baskılarla eki alına alınabilmekedir. Çoğunlukla da rasyonelliken uzakır. Kamu yöneimi kurumsal yapısında yaşanan bu zayıflıklar, kaynakların verimsiz kullanımı ve savurganlık açısından önem aşır. Tüm bu sayılan nedenlere yöneicilerin psikolojisi, demokrasi külürünün gelişmemiş olması, kamu yöneiminde hesap verilebilirlik ve saydamlığın oluşurulamaması, maliye fayda analizleri gibi bilimsel değerlendirmeler yerine poliik liderlerin vaalerinin emel alınması, oplumsal hafızanın zayıf olması ve oplumsal öngörü eksikliği gibi fakörler de eklenebilir. Ülkemizde özellikle kurumsal bir poliik külürün oluşurulamamış olması nedeniyle lider sulasına dayalı bir poliik karar alma mekanizması işlemekedir. Toplumsal uzlaşının dikkae alınmadığı böyle bir oramda, poliik başarı için halkı heyecanlandıracak ve halkın umularını yeşerecek lider figürleri öne çıkmakadır. Kendine güveni daha fazla olan liderler, halkın deseğini alabilmek için çarpıcı, sembolik ve büyük projeleri oplumsal vizyona aşımakadırlar. Bu ise yeni beyaz fillerin oluşmasına zemin hazırlamakadır. Türkiye de son yıllarda kamusal beyaz fil sokları özelleşirme ya da KÖSO lar yoluyla azalılmaya çalışılmakadır. Bununla birlike bir yandan da yukarıda sayılan nedenlerle yeni beyaz filler yaraılmakadır. İçerisinde bulunduğumuz poliik ve ekonomik oram henüz bu yeni beyaz fillerin yeerince arışılmasına uygun düşmemekedir. Faka yakın geleceke bunların daha fazla arışmaya açılacağı düşünülebilir. Şu anda mega projeler olarak oplum gündemine gelen çoğu projenin bu açıdan ele alınması doğru olacakır. Örneğin son yıllarda gündeme gelen beyaz fil olmaya aday olduğunu düşündüğümüz projelerden birkaçını şu şeklide sıralayabiliriz: 2005 yılında İzmir de düzenlenen 23. Üniversie Yaz Olimpiyaları Universiade 2005 ve 2011 yılında Erzurum da düzenlenen 25. Üniversie Kış olimpiyaları Universiade 2011 için bu şehirlerde ciddi yaırımlar yapılmışır. Bu yaırımlar sadece spor kompleksleri olmayıp aynı zamanda konaklama ve sosyal amaçlı esisleri de içermekedir. Bu oyunların düzenlenebilmesi için yapılan bu yaırımların daha sonra ne kadar verimli kullanılabildiği ise arışma konusudur. Bu oyunların yapılması için harcanan paraların ne kadar en uygun kullanıldığı, kullanılan kaynaklarla elde edilen faydalarla paranın karşılığının ne oranda elde edilebildiği arışmalıdır. Elde duran bu yaırımların birer beyaz file dönüşme olasılığı hayli yüksekir. Türkiye nin ve İsanbul un en büyük uluslararası anıım projelerinden biri olarak, İsanbul Ticare Odası (İTO) ve devlein orak projesi şeklinde hayaa geçirilen Formula 1 için İsanbul da büyük yaırımlarla bir yarış pisi yapırılmışır. Formula 1 Yöneimine (Formula One Adminisraion) bu yarışlar için 7 yıllık bir sözleşmeyle yıllık 13.5 milyon dolarlık (garani) ödeme yapılmakadır. Formula 1 Yöneimi arafından, bu ödemenin 2012 yılı için 26 milyon dolara yükselilmesi isenmişir. Bu eklife hükümein haklı olarak olumlu yanı vermemesi üzerine, 2012 Formula 1 İsanbul yarışlarının olmayacağı gündemdedir. Bu durumda eldeki pisin nasıl değerlendirileceği üzerinde düşünmek gerekir. Tüm bunlar yanında Türkiye nin son yıllarda bu ürden iibar projelerine yönelmesi bir yandan gurur verici bir duygu oramı yaraırken diğer yandan yeni beyaz filler mi geliyor sorusunu da beraberinde geirmekedir. Dünya ve Avrupa Fubol Şampiyonalarına ev sahipliği yapma yönündeki ısrarlı çabalar bu kapsamda değerlendirilebilir. Kanal İsanbul adıyla anılan ve İsanbul un bir kanalla bölünerek ada haline geirilmesi yönündeki proje, Urfa ya yapılan olimpik fubol sadyumu doğru düzgün maç oynanmadan aıl beklerken birçok şehirde yeni birçok modern sadyum yapılması girişimleri, bir ürlü yaşama geçemeyen hızlı ren projesi, başa Ordu-Giresun illerinin havayolu aşımacılığı için denizde yapımı başlanan havaalanı yaırımı olmak üzere birçok şehirdeki havaalanı projeleri, İsanbul ve Çanakkale illerinde yapılması düşünülen yeni asma köprüler, her şehirde plansız programsız kurulan üniversieler ve nihaye kamu desekli yerli oomobil üreilmesi projesi. Elbee bunların 88

93 Bankacılar Dergisi sayılar daha da arırılabilir. Bu projelerin bir kısmının dahi beyaz file dönüşebileceği endişesini aşımamak mümkün değildir. Bu da ülkemiz açısından ciddi bir kaynak kaybı anlamına gelecekir. 5. Kamusal Beyaz Filler Sorununda Kamu Özel Sekör Oraklığı Çözüm Olabilir Mi? KÖSO lar, Amerika Birleşik Devleleri Genel Muhasebe Ofisi arafından kamu hizmei sunan bir sisem ya da esisi kısmen ya da amamen yenilemek, inşa emek, işlemek, bakımını sağlamak ve/veya yönemek için kamu ve özel sekör orakları arasında oluşurulmuş sözleşmeye dayalı anlaşmadır şeklinde anımlamışır (Pflug, 2002: 6). Tanımdan da anlaşılacağı üzere; KÖSO lar, bir kamusal hizmei sunmak üzere bir esisin kurulması aşamasından bakımı ve yöneimine kadar geniş bir yelpazede düşünülmelidir. Yani burada esas olan kamusal bir hizmein görülmesidir. Bu emelde özel sekörle kamu sekörü her biri farklı değerler kaarak, risklerin ve geirilerin paylaşıldığı, uzun dönemli bir sözleşme üzerinde çalışırlar. Bu emelde anımlanan KÖSO lar, son yıllarda üm dünya da giikçe yaygınlık kazanmakadırlar. Gerek yerel kamusal mal ve hizmelerin gerekse ulusal kamusal mal ve hizmelerin edarikinde ve finansmanında KÖSO uygulamaları ararak devam emekedir. Haa son yıllarda küresel kamusal mallar konusunda da KÖSO lar önemli bir akör olarak oraya çıkmakadırlar. Örneğin küresel kamusal bir mal olarak sağlık hizmelerinin sunumu arık küresel bir oraklığı gerekirmekedir. Özellikle bazı hasalıklarla mücadele ve sağlık araşırmaları arık sadece ulusal düzeyde yeerli olmamakadır. Sağlıkla ilgili küresel oraklıklara ilişkin olarak şu örnekler verilebilir (Schwarz, 2010: 112): i. AIDS, Tüberküloz ve Sıma ile Küresel Mücadele Fonu: The Global Fund o Figh AIDS, TB and Malaria (GFATM), ii. Küresel Aşı ve Bağışıklık İifakı: Global Alliance for Vaccines and Immunisaion iii. (GAVI); iv. Dünya Bankası Çoklu-Ülke HIV-AİDS Programı: The World Bank Muli -Counry HIV/AIDS Program (MAP); v. Amerika Birleşik Devleleri Başkanlığı nın AİDS i Gidermeye Yönelik Acil Eylem Planı: The Unied Saes Presiden s Emergency Plan for AIDS Relief (PEPFAR); vi. Dünya Sağlık Örgüü Sımayı Azalma Girişimi: Roll Back Malaria, iniiaive (WHO/RBM); vii. Dünya Sağlık Örgüü Tüberkülozu Durdurma Oraklığı: The Sop TB Parnership viii. Küresel Ar-Ge KÖSO ları: Research and Developmen PPPs; ix. Sağlığa Yönelik Kamu Özel Sekör Oraklığı Girişimi: The Iniiaive on Public-Privae Parnerships for Healh Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası (DB) ve Avrupa İşbirliği ve Ekonomik Kalkınma Örgüü (OECD) gibi uluslararası kuruluşlar arafından da sıkı şekilde deseklenen bu uygulamalar, küresel neoliberalizmin en önemli araçlarından birisi haline gelmişir. Elbee bu gelişmenin önemli nedenlerinden birisi de, KÖSO ların sadece liberal düşünce 89

94 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal arafarlarınca değil, aynı zamanda üçüncü yol olarak isimlendirilen yeni sosyal demokrasi arafarlarınca da benimsenmesidir. KÖSO ların bu denli benimsenmesinin ve gelişim gösermesinin ardında yaan emel neden, oraklık düşüncesinin yaraığı cazibedir. Bu cazibe de bazı emel varsayımlara dayanır. Tek başına kamunun, ya da ek başına özel sekörün köü ve yeersiz olduğunu öne süren düşüncelere karşı oraklık felsefesi daha ikna edici bir seçenek sunabilir. Oraklık yaklaşımının bu denli kabul görmesinin ardında yaan nedenleri kısaca şu şekilde sıralayabiliriz (Pflug, 2002: 7): i. KÖSO lar, yoksulluğun azalılması girişimlerine yeni kaynaklar sağlarlar. ii. Tamamlayıcı arzda birlike çalışan farklı sosyal akörler aracılığıyla, sinerji oluşurulabilir. iii. Mevcu kaynakların verimliliği arar. iv. Çok sayıdaki farklı varlık oluşumu, çarpan ekisi yaraacak koşulları oluşuran insani ve sosyal kapasie gelişirme alanlarıyla bağlanılıdır. KÖSO lar bu kapasieleri oraya çıkarabilirler. v. KÖSO ların kendi kendini idame eiren değişim modellerini meydana geirme poansiyeli vardır ki; böylece büün, parçaların oplamından daha büyük olacakır. Anlaşılacağı üzere KÖSO lardan sosyal fayda bağlamında ciddi kakılar umulmakadır. Bu beklenilerin çok yüksek uulması KÖSO ların geleceği açısından riskli bir durumdur. Aynı zamanda beklenilerin ne oranda karşılanabileceği de arışmalıdır. Faka KÖSO ları sadece neoliberalizmin Truva aları olarak gören anlayışlar da bu emelde sorgulanmalıdır. Bazı alanlarda uygun koşullarda iyi uygulamalarla KÖSO lar ciddi kamusal faydalar üreebilirler. Bu olası faydalardan birisi de beyaz fillerle ilgilidir. KÖSO lar yeni kamusal beyaz filler yaramayı engelleyebileceği gibi, aynı zamanda mevcu kamusal fillerin verimliliğini arırarak kamusal yüklerini düşürebilir. Böylelikle mevcu kamusal fillerin bir kısmı ekin çalışan, verimli varlıklara/projelere dönüşebilir. Daha önce eraflıca açıklandığı üzere, poliik arenada kendi çıkarları ile moive olmuş hüküme emsilcilerinin sraejik davranmaları olasıdır. Yani kamu emsilcileri; faaliyein hacmini en üs düzeye çıkarmak arzusu olmaksızın, kendilerini haklı çıkarmaya yarayacak bir şekilde, bir bakıma hayal olan bir yolla, maliyeleri düşük, fayda ya da gelirleri yüksek ahmin edebilirler. Bir KÖSO, ekonomik açıdan uygulanabilir projeleri, ekonomik açıdan uygulanamaz projelerden ayır emek ve diğerlerini reddemek için faydalı olabilir. Burada özel sekör, kamunun sermaye maliyelerini (doğrudan ya da fırsa maliyelerini) de kapsayacak üm maliyeleri kuraracağını beklemediği akdirde kamu alyapı projesine girmek isemeyecekir. Bu bağlamda özel sekör, maliye ve gelirlerle ilgili ahminleri iki kez konrol edecekir. Böylece, bu oraklık içerisinde özel sekör belki de, beyaz fillere karşı koruyucu görevini de görecekir (Sadka, 2007: 473). Kamusal beyaz fil projeler olarak anılan köü oluşurulmuş projeler yerine KÖSO larla daha verimli kamusal projelerin önü açılabilir. Çünkü KÖSO lar bir yandan özel sekörün dinamizminin avanajlarını içerisinde barındırırken, diğer yandan da kamusal sekörün sosyal kakılarını içerirler. Böylelikle hem özel sekörün hem de kamu sekörünün kaığı olumlu yönlerle KÖSO lar daha verimli çalışabilirler. Kamusal işlerin daha verimli hale gelmesinde kakı sunmalarının yanında özelleşirmenin zararlarını da beraraf edebilirler. 90

95 Bankacılar Dergisi Karayolu yapımında son yıllarda gözlenen gelişmeler bu duruma örnek olarak göserilebilir. Gelişmeke olan çok sayıda ülkenin yoğun şekilde karayolu yapımına ihiyacı olduğu genel kabul gören bir gerçekir. Geleneksel olarak karayolları kamu sekörü arafından finanse edilip işleilmesi gereken kamusal mallar olarak görülmekedir. Faka son yıllarda birçok hüküme kronik büçe problemlerinden dolayı bu malların kamuca yerine geirilmesini önemsememekedir. Trafik de son yıllarda kapasiesinin üsünde büyümekedir. Bu bağlamda karayollarının yapımının, finansmanının ve işleilmesinin özel sekör arafından yerine geirilmesi ve kullanıcıların bu yolların kullanım bedellerini ödemesi büyük ölçüde kabul görmüşür. Yolların özelleşirilmesinin çok sayıda avanajı olduğu iddia edilmekedir. Özel şirkeler karayollarını daha hızlı yaparlar çünkü çok az finansal sıkını yaşar ve kamunun mülkiyeindeki şirkelerden daha ekin çalışırlar. Kullanıcılar büyük olasılıkla özel sekörün sahipliğindeki yollar için ödemede bulunmayı kabul ederler. Özel sekör firmaları para kaybemeyi isemediğinden KÖSO lar beyaz fillerin yapımını engelleyebilir (Engel vd, 1997: 1). KÖSO ların beyaz filleri engellemesinin bir diğer açıklaması da kamu finansmanına yeni bir bakış geiren Paranın Karşılığı (Value for Money) Yaklaşımıdır. Paranın karşılığı arırıldığı için KÖSO lar beyaz fil projelerin maliyelerini aşan geirilere ulaşmasını sağlayabilirler. Böylelikle beyaz fil projelerde unuulan ekonomiklik, ekinlik ve ekililik kavramları ekrar değerlendirilmeye alınabilirler. Paranın karşılığı yaklaşımında hizme veya faaliyeen beklenen çıkı ile bu çıkıyı elde emede gerekli kaynaklar büçe hedeflerini ve poliik amaçları garani emelidir. Eşilik, mükemmellik, girişimcilik, uzmanlık ve seçebilirlik gibi diğer fakörler de paranın karşılığı zincirinin parçalarıdır ve değer kavramlarıyla ilişkili olan karmaşık süreçleri ifade ederler (Shoeman, 2007: 72). Bu bağlamda paranın karşılığı oraklıklar için anahar rasyonel bir moivasyondur. Paranın karşılığı konuşma diline ai sezgisel bir çekiciliğe sahipken esas anlamı ise belirsizdir. Ekonomiklik, ekinlik ve ekililik kavramları, paranın karşılığı yaklaşımında öne çıkan kavramlardır. Bunun yanında paranın karşılığı kavramının KÖSO kapsamındaki anlamı fazla ne değildir ve daha çok ekonomiklik emeline dayandırılır (Edwards ve Shaoul, 2003: 400). Eğer ekinlik ve ekililik boyuları da dikkae alınırsa, KÖSO ların beyaz filleri önlemede daha büyük kakıları olabilecekir. KÖSO lar alyapı projelerinin maliyeinin amamen özel sekör arafından karşılandığı, kamu sekörünün içinde olmadığı, aşeronlaşmanın oluşuğu, mülkiye gelişirme amaçlı basi imiyaz anlaşmaları olarak düşünülmemelidir. Bu nedenle, köü proje soklarını erimek iseyen hükümeler için kesinlikle avsiye edilmezler (Eker, 2007: 60). Bunun ersine KÖSO lar riskler, maliyeler ve geirilerin özel sekör ve kamu sekörü arasında çeşili şekillerde makul biçimde paylaşırıldığı, kamu sekörü ve özel sekörün farklı görevleri üslenerek hizmeleri beraber gerçekleşirdiği oraklıklardır. Zaen KÖSO ların özü de varlıklara değil, hizmelere odaklanmadır (Earl ve Regan, 2003: 7). Faaliyelere odaklanmakla birlike KÖSO lar, yeni yaırımların yürürlüğe konulmasının da öesinde mevcu varlıkların korunması, değerlendirilmesi ve yenilenmesinde de ekili olabilirler. Özellikle kamusal beyaz fillerin kamuya en az yükle değerlendirilmesi ve yeni kamusal beyaz fillerin oluşmasına engel olabilecek araçlardır. 91

96 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal Tablo 1. Ne Varlık Üzerinde KÖSO ların Olası Reel Mali Ekileri Mali kurallara dayalı kısıların engellenmesi Ömür maliyelerinin azalılması Kullanıcı ücrelerindeki sürdürülebilir arışın kolaylaşırılması Mali kurallar kamusal yaırımı engeller faka garanilere ve uzun dönemli saış sözleşmelerine izin verirse ve ayrıca KÖSO yaırımı kullanıcı ücreleriyle vergi gelirlerinde yeerli derecede arış sağlarsa KÖSO lar ne varlığı arırabilir. Özel orak inşa, işleme ve bakımın koordinasyonunda hükümeen daha iyiyse, KÖSO lar kamusal hizmelerin ömür maliyeini azalarak hükümein ne varlığını arırabilir. Hizme olarak finanse edildiğinde maliyeleri karşılayan kullanıcı ücrelerinin uygulanması ve sürdürülmesi eğer daha kolay olursa KÖSO lar vergi mükelleflerinin fonladıkları eşviklere olan ihiyaç azalacak ve böylece hükümein ne varlığı aracakır Kaynak: Budina, N., Brixi, H. P. ve Irwin, T. (2007), Public Privae Parnership in he New EU Member Saes: Managing Fiscal Risks, World Bank Working Paper, No. 114, Washingon D.C.: The World Bank., s.10 KÖSO lar esas iibariyle kamusal faaliyelere odaklanmakla birlike, kamunun ne varlığı üzerinde de reel ekiler yaraabilirler. Mali zorunluluklar yaramasına rağmen bir KÖSO kamunun ne varlığını iyileşirebilir. Bu durum Tablo 1 de göserilmişir. Buna göre; öncelikle mali kurallar kamusal yaırımı engellerken garanilere ve uzun dönemli saış sözleşmelerine izin verirse, KÖSO yaırımı kullanıcı ücreleri ve vergi gelirlerinde yeerli derecede büyük arışlar sağlarsa, KÖSO lar kamusal ne varlığı arırabilir. İkinci olarak, eğer özel orak inşa, işleme ve bakımın koordinasyonunda hükümeen daha iyiyse, KÖSO lar kamusal hizmelerin ömür maliyeini azalarak hükümein ne varlığını arırabilir. Son olarak, hizme olarak finanse edildiğinde maliyeleri karşılayan kullanıcı ücreleri uygulanabilirse, KÖSO ların vergi mükelleflerinin fonladıkları eşviklere olan ihiyaç azalacak ve böylece hükümein ne varlığı aracakır. Kamusal beyaz fil projelerden kurulmak için KÖSO lar bir çözüm aracı olarak düşünüldüğünde ilk olarak, özel sekörün kamu faaliyelerine kaılımının avanajları göz önüne alınmalıdır. Bu avanajlar piyasaların rekabeçi doğasından kaynaklanmakadır. Bu da piyasadaki özel sekör akörlerinin kamudaki emsallerine göre daha ekin faaliyee bulunmalarını sağlar. Bu fark, iki sekör arasında amaçlardaki farklılıkan kaynaklanmakadır. Örneğin, özel sekörde karın maksimizasyonu kamu seköründe refahın maksimizasyonuna oranla göreceli olarak daha kolay ölçülebilir bir değişkendir. Sonuça, yöneiciler ve çalışanların ulaşmaya çalışıkları bu amaç, özel sekörde daha kolaylıkla değerlendirilebilir. İkinci olarak, daha çok sosyal amacıyla bağlanılı olarak beyaz filler üreen kamu sekörünün, özel seköre göre ekonomik uyumu yeersizdir. Yaırım kararlarını kamudan özel seköre aşıma, yaırımların geirilerinin armasına bağlı olarak, ekinlike arışa neden olabilmekedir. Özel sekör arafı için ana gelir kaynağı olan kullanıcı ücreleri veya mevcu ödemeler bir araya geirilerek beyaz filler önlenebilir. Bu durum firmaların sadece karlı gördükleri projelere kaılmasına neden olur. Ayrıca bunun oplumsal alep için iyi bir araç olduğu iddia edilmekedir (Habes, 2010: 25-26). Hizme bedelleri alebe dayalı olduğunda, bu hizmelerin kamu arafından hiçbir şekilde sağlama alınmadığı, özel sekörün iyi projelere arka çıkma yönünde inisiyaife sahip olduğu ve beyaz fillerden kaçındığı varsayılmakadır (Yescombe, 2007: 21). Bu durumda firmalar sadece karlı gördükleri projelere kaılacaklardır. Bu çerçevede alyapının özelleşirilmesi, sosyal proje değerlendirmesinde zayıf sisemleri olan ülkelere yardım edecekir. Çünkü eğer bir beyaz fil projesi varsa firmalar bu projeyle ilgilenmeyecekir. Firmanın emel gelir kaynağı kullanıcı ücreleriyse, KÖSO lar beyaz fillerden kaçınacak şekilde yapılandırılırlar (Engel vd, 2009: 12). Beyaz filleri engelleyen bir piyasa esi olarak hizme emesi beklenen KÖSO ların bu filreleme yeeneği hüküme eminalarıyla beraber körelilmişir. Ama yinede birçok KÖSO sözleşmesinde gelir riskine karşı farklı ürlerde sigoralama yapıldığı görülmekedir. Bu 92

97 Bankacılar Dergisi sigoralama da sonuça vergi mükellefleri arafından ödenmekedir. Sigoralanan bu riskler genel olarak alep riski, onarma ve koruma riski ile poliika riskinden oluşmakadır (Engel vd, 2009: 18). Görüldüğü üzere KÖSO lardan beklenen faydalar hizmein ne kadar özel mal olduğuna göre değişmekedir. Kamusal mal/hizme ne kadar özel mal kaegorisine yaklaşmaka ise o kadar çok fayda bölünebilirliğine ve dolayısıyla fiyalanabilirliğe konu olmakadır. Bu durumda kullanıcı ücreleri daha fazla kullanılabilir. Faka mal ve hizme ne kadar kamusal mal ise o kadar çok bölünemezlik ve fiyalandırılamama durumları söz konusu olacakır. Peki, mal kamusal mal özelliği daha ağır basan bir mal ise ve kullanıcı ücreleri söz konusu edilemiyor ya da oplanamıyor ise bu durumda ne yapmak gerekir? Bu durumda üç farklı seçenek arasında değerlendirme yapmak gerekir. İlk olarak, devle geleneksel sunumu ercih edebilir. Yani projeyi inşa eirmek için bir firmayı kiralar ve sonra işleme ve bakımının sorumluluğunu üslenir. İkinci olarak devle, alyapı yaırımını her kullanan için sabi bir ücrei özel işlemeye öder (örneğin, hapishanelerde kullanıcılar mahkûmlardır). Son olarak devle, aşerona beklenen hizme kalie sandardına ulaşıp ulaşmadığına bağlı olarak periyodik sabi bir ücre öder. Firmaya sabi bir kullanıcı ücrei ödemek pek de iyi bir fikir değildir. Çünkü alep riski aşır ve periyodik sabi bir ücrei içeren sözleşmeyle giderilebilir. Bu durum firmaların ihaleye girmede risk primlerini arırır. Kullanıcı başına sabi ücrelerin sözde avanajı, alebe bağlı olmalarından dolayı, beyaz filleri elemeye yardımcı olmalarına dayandırılmışır. Bununla beraber, bahseiğimiz avanaj arışmalı bir avanajdır. Hüküme ödemeleriyle finanse edilen üm projeler am bir fayda maliye analizine abi uulmalıdır. Bu yüzden en çok periyodik sabi ücreleri içeren sözleşmelerin olduğu projeler ercih edilmekedir (Engel vd, 2011: 6). KÖSO lar ekinliği arırabilir ve finansman ercihlerini genişleebilir faka KÖSO mekanizmaları çoğunlukla anımsız, belirsiz ve uarsızdır. Tek kamunun yer aldıklarına göre kamu ve özel sekörün işbirliği içinde daha ekin olmasını sağladığı çok sayıda yaırım projesi örneği vardır. Bununla beraber KÖSO ların birçoğunun büçede pahalıya mal oldukları görülmekedir (Tandberg, 2008: 63). Bundan dolayı KÖSO lar beyaz filleri önleme konusunda sihirli araçlar/formüller olarak düşünülmemelidirler. İyi asarımlandıklarında ve iyi uygulandıklarında olumlu kakı sunabilirler. Faka iyi planlama yapılmaz, iyi asarımlanmaz ve iyi yürüülmezlerse, KÖSO düşüncesinin kendisi de bizza yeni bir beyaz fil olabilir! Unuulmamalıdır ki, KÖSO lar her zaman müsrif olan projeleri ayrışıramayabilir. Beyaz fil olarak adlandırılan düşük sosyal değeri olan projeleri elemede ara sıra kullanılabilen bir yol olarak görülmekedir. Genellikle projenin kar geirebilmesi için yeerli alep oluşmadıkça özel firmaların kaılmayacağı varsayılmakadır. Eğer proje kullanıcı ücrelerine dayanıyorsa bu durum geçerlidir. Faka gelecek vergilerle finanse edilen KÖSO ların söz konusu olması durumunda, projenin isenebilirliğine ilişkin bir piyasa esine gerek yokur. Daha az isenen projelere ve beyaz fillere de kapılar açılır. Bu nedenle KÖSO lar aracılığıyla yürüülen bu projeler, kı kaynakların iyi kullanılıp kullanmadığını es emek için, fayda-maliye analizine abi uulmalıdır (Engel vd, 2011: 4). Eğer oplumsal açıdan zayıf olan bir şey varsa, sivil kaılımı güçlendirecek ve eşvik edecek biçimde bu zayıflıklar amir edilmeli ve yenileri inşa edilmelidir (Evans, 2008: 55). Beyaz filler bir yönüyle, oplumlarda ciddi ekonomik zayıflıkları emsil ederler. Bu zayıflıklar KÖSO lar kanalıyla düzelilebilir. Böyle bir çözüm aynı zamanda sivil kaılımı da güçlendirir. Hele bir de oraklığın içine sosyal boyuu konrol edecek ve değerlendirecek sivil oplum kuruluşları dâhil edilirse bu durumda çözüm daha kaılımcı ve demokraik bir nieliğe bürünebilir. Niekim son yıllarda çoğu KÖSO projesinde sivil oplum örgülerinin kaılımı ararak devam emekedir. KÖSO abiri arık Kamu-Özel-Sosyal Sekör Oraklığı (KÖSSO) hüviyeine bürünmeye başlamakadır. KÖSSO lar sadece KÖSO düşüncesinin bir uzanısı 93

98 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal değildir. Bunlar sosyal amacı olan KÖSO lardır. Sosyal amacı olan bir KÖSO nun bazı önkoşullara sahip olması gereklidir. Bu nielikleri şu şekilde sıralayabiliriz (hp://en.wikipedia.org/wiki/public/social/privae_parnership): i. Toplum yararı emelinde kamusal amaçları, gündemleri ve görevleri emin emeli ve uygulamalıdır. ii. Kısa ve uzun dönemde işbirliği gündemlerini ve amaçlarını benimsemeli ve sürdürmelidir. iii. Sürdürülebilir sonuçlar için gerekli şarları sağlamalı ve kaynakları planlayarak emin emelidir. Bir KÖSSO da üç emel fonksiyon yerine geirilir. İlk olarak, oraklardan en az biri finansmanı sağlar (finansman düzeyi). İkincisi, yine oraklardan en az biri projenin üm sorumluluğunu üslenir, sosyal ürün ve hizmeleri başından sonuna kadar düzenlenmesi ve meydana geirilmesini planlayarak projenin koordinasyonunu yapar (proje liderliği). Son olarak, oraklardan en az biri mal ve hizmeleri saın alarak projeye fon akışlarını sağlar (finansmana kakı sağlama). Bu üç emel fonksiyon nispi yeerlilikleri ve sorumlukları olan üç orak girişimci ve/veya örgü arafından yerine geirilir (hp://en.wikipedia.org/wiki/public/social/privae_parnership). KÖSSO lar sosyal ihiyaçların finansmanında yönelik projeleri kapsarlar. Örnek olarak şebeke suyu ve kanalizasyon hizmelerinin KÖSSO sunumunda sivil oplum örgüleri kapasie gelişirici ve projenin devamlılığının sağlayıcı roller üslenerek önemli bir paydaş olabilirler (Asabia, 2009: 367). Beyaz fillerin önlenmesinin oplumsal faydası arışılamaz. Bu bağlamda ülkeler, kamu yaırımlarını üm boyularıyla ele almalıdırlar. Faka bu, her zaman mümkün olmamakadır. Tüm boyuların aynı anda ele alınmasında izlenecek adımlar özellikle önemlidir. Bu adımlar özellikle beyaz filleri önlemek adına- ciddi gelişmeler sağlamak için bir dizi minimum önlem olarak görülmelidir. Bu konuda alınabilecek önlemler şu şekilde özelenebilir (Tandberg, 2008: 74-75): i. Kararlar, konsolide büçe yaklaşımına dayanmalıdır. ii. iii. iv. Projenin gelişirilmesi ve fayda-maliye analizleri için ilkeler gelişirecek, proje ekliflerini gözden geçirecek ve uygun olmayan eklifleri reddedecek kuruluşlar oluşurulmalıdır. Yaırım eklifleri, gelecek işleim maliyelerini ve bunların nasıl finanse edileceğini gösermelidir. Yaırım kararları ora vadeli büçe yaklaşımına dayandırılarak sraejik sekör amaçlarıyla ilişkilendirilmelidir. v. Yaırım kararları kaı bir büçe kısıı içinde alınmalı, garaniler ve aahhülere yönelik avan değerler belirlenmelidir. vi. vii. Yaırımların hangilerinin kamu sekörü, özel sekör ya da KÖSO larca yürüüleceğine ilişkin olarak ne poliikalar belirlemelidir. KÖSO lara ilişkin kararlar büçe süreciyle koordinasyon içinde olmalı, düzenlemeler ve ilişkili mali riskler büçe belgelerinde göserilmelidir. 94

99 Bankacılar Dergisi viii. ix. Yaırımların büçe içerisinde birleşirilmesi için büçe akvimi ve prosedürler açık, şeffaf ve isikrarlı olmalıdır. Yeni yaırım projeleri için ahsis edilen kaynaklar belirlenerek harcamacı birimlerin bu ahsisen yaralanmak için rekabe emesi sağlanmalıdır. Kaynakların asla gerçekleşmeyecek olan projelerde israf edilmemesi için, eklifler belirli bir büyüklükle sınırlandırılmalıdır. x. Sermaye büçesi önerileri edarik sürecine yönelik gerçekçi beklenilere dayanmalıdır. xi. Büçe düzenlemelerine ilişkin kurallar, gerçekçi maliye ahminleri için eşvik edici unsurlar içermelidir. Uygulama aşamasındaki maliye aşımları bakanlıkların mevcu büçeleri içinde yeniden ahsis edilerek kısmen büçeye dâhil edilmeli, maliye azalışları durumunda bakanlıklara asarrufların bir kısmını alıkoyma izni verilmelidir xii. Yaırım projesi eklifleri, sadece mevcu sermaye sokunun nasıl idame edileceği açıklandıkan sonra değerlendirmeye alınmalıdır. xiii. Hükümeler büçe kısınılarından dolayı gereğinden fazla sermaye yaırımını hedeflemeken kaçınmalıdır. Kararlar gelecek harcama baskılarını da dikkae alarak alınmalıdır. xiv. Tüm yaırım projeleri için, proje amamlama raporları isenmelidir. Bu raporlar, çapraz sekör analizleri ve yaırım sürecinde sürekli bir gelişme sağlamak için emel oluşurmalıdır. Yukarıda sayılan kurallara uyularak KÖSO sözleşmeleri de dâhil kamu yaırımlarından beklenen ne faydalar arırılabilir ve beyaz fillerin oluşurulması engellenebilir. KÖSO lara ilişkin üm olumlu milere rağmen, bunların çerçevesi iyi çizilmedikçe, her derde deva ilaç olmadıkları unuulmamalıdır. Aynı şekilde KÖSO larla ilgili olumsuz milerden harekele bunların neoliberalizmin Truva aları olduğu ve hiçbir sosyal faydalarının olmadığı, sadece bir yanılsamaya neden oldukları iddiaları da şüpheyle karşılanmalıdır. Sonuç Beyaz filler sorunu kamu ekonomisi açısından son yıllarda önemi daha iyi anlaşılmış ve akademik lieraürde daha fazla gündeme gelmeye başlamış bir konudur. Bununla birlike özellikle ülkemizde asıl üzerinde durulan konu, yaırımların verimliliğinden ziyade, verimsiz dahi olsa yaırımların arırılması olmuşur. Beyaz filler konusu nedense akademik analizlere pek konu olmamışır. Oysa yaırımların arırılması kadar kı kaynakların en uygun kullanımı ve doğru kaynak ahsisi büyük önem aşır. Bu emelde görülmekedir ki, gerek dünya ülkelerinde gerekse ülkemizde beyaz fil proje sokları giikçe armakadır. Bu ise ciddi bir sorundur. Diğer yandan son yıllarda KÖSO lar birçok ekonomik sorunun çözümünde sihirli araçlar/formüller olarak gündeme gelmeke ve genel kabul görmekedirler. Uygulamada görülen bazı örnekler ışığında eğer doğru kullanılırsa, KÖSO ların beyaz filler sorununun çözümü konusunda ciddi yararlar sağlayabileceği bu çalışmada ileri sürülmüşür. Elbee bunun yapılabilmesi için öncelikle nelerin beyaz fil olduğu ne olarak oraya konulmalıdır. Bu ise oldukça arışmalı bir konudur. Özellikle beyaz fillerin sembolik önemleri gereği, çeşili kesimler arafından, ekonomik yönünün arışılmasına bile karşı duruşlar bu durumu daha da zorlaşırmakadır. İkinci olarak KÖSO çerçevesi iyi oluşurulmalı, planlanmalı ve uygulama süreçleri iyi asarımlanarak denelenmelidir. Aksi akdirde KÖSO lardan beklenen faydalar bir yana KÖSO düşüncesi bile rahasız edici bir boyua bürünebilir. 95

100 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal Hükümeler çoğunlukla büçe kısılarından kurulmak, kamu borç sokunu gizlemek gibi amaçlarla beyaz file dönüşmesi muhemel devasa projeleri son yıllarda KÖSO lar aracılığıyla gerçekleşirmeye başlamışlardır. Unuulmamalıdır ki, özel sekör sonuç iibariyle beyaz fil olma olasılığı yüksek projelere geiri garanileri olmadan girmeye isekli olmayacakır. Özellikle ciddi bir ekonomik darboğazın yaşandığı dönemlerde projeler bu anlamda daha ciddi elemeye abii uulmakadırlar. Dolayısı ile KÖSO kanalıyla yeni beyaz filler yaraılması bu dönemlerde daha güç olabilir. Faka siyaseçilerin hırsları ve göserişli proje gerçekleşirme idealleri, bu konuda kamunun bazı avizler verebildiği örneklerle doludur. Dolayısı ile sağlıklı düzenlemeler yapılmaz ve demokraik süreçler işleilemezlerse KÖSO lar da beyaz fil sorununa çare olamayacakır. Kaynakça Andre, K. (2008) Exreme Makeover: Whie Elephans Ediion, The Minnesoa Reservaionis, 11(5), Sepember Ocober, Asabia, A. (2009), Presenaion on Public, Privae and People Parnership Model For Saniaion A The 6h Earh Wach Conference On Waer And Saniaion 2008, Inernaional NGO Journal, Vol. 4 (8), , Augus, 2 Ekim 2011 arihinde hp:// adresinden erişildi. Bohn, F. (2004), Whie Elephans and he Limis o Efficien Invesmen, Cenre For Economic Research Workıng Paper Series, WP 04/13, 2 Ekim 2011 arihinde hp://www.ucd.ie/economics/research/papers/2004/wp04.13.pdf adresinden erişildi. Bradburne, James M. (1998). Dinosaurs and Whie Elephans: The Science Cenre in The 21s Cenury, Museum Managemen and Curaorship, 17(2), Budina, N., Brixi, H. P. ve Irwin, T. (2007), Public Privae Parnership in The New EU Member Saes: Managing Fiscal Risks, World Bank Working Paper, No. 114, Washingon D.C.: The World Bank, 2 Ekim 2011 arihinde hp://sieresources.worldbank.org/intdebtdept/resources/ / /wps114.pdf adresinden erişildi. Bukhari, S. A. H. A. S., Liaqa A. ve Saddaqa, M. (2007), Public Invesmen and Economic Growh in The Three Lile Dragons: Evidence From Heerogeneous Dynamic Panel Daa, Inernaional Journal of Business and Informaion, 2(1), June, Kasım 2011 arihinde hp://www.knowledgeaiwan.org/ojs/index.php/ijbi/aricle/viewfile/86/23 adresinden erişildi. Bulu, M. (2009), Yaırım İkliminin Gelişirilmesinde Vergi Poliikalarının Rolü: Türkiye Örneği, Ankara: T.C. Maliye Bakanlığı Sraeji Gelişirme Başkanlığı Yayını, SGB Yayın No:2009/388. Earl, G. ve Regan, M. (2003), From he Three P s o he Three W s Public Privae Parnerships And Beyond, PRRES Conference, Brisbane, January 2003, 10 Kasım 2011 arihinde hp://www.prres.ne/papers/earl_regan_from_the_three_p s_to_the_three_w s_public_priv ae_parnerships_and_beyond.pdf adresinden erişildi. Edwards, P. ve Shaoul, J. (2003), Parnerships: For Beer, For Worse?, Accouning, Audiing & Accounabiliy Journal, 16(3), Eker, A. Y. (2007), Kamu Özel Sekör Oraklıkları, Büçe Dünyası, 25(2), Engan, R. P. (2008), Sign Poss of Neighborhood Hisory: The Imporance of Reusing Our Whie Elephans, The Minnesoa Reservaionis, 11(5), Sepember - Ocober, 3-5. Engel, E., Fischer, R. ve Galeovic, A. (1997), Privaizing Toll Roads A NewMehod for Highway Aucions. Public Policy for The Privae Secor newsleer, No.112. Washingon, D.C.: The World Bank. 22 Aralık 2011 arihinde hp://rru.worldbank.org/documens/toolkis/highways/pdf/20a.pdf adresinden erişildi. Engel, E., Fischer, R. ve Galeovic, A. (2009), Public-Privae Parnerships: When and How, Cenro de Economía Aplicada, Universidad de Chile, Documenos de Trabajo, No Kasım 2011 arihinde hp://www.webmanager.cl/pronus_cea/cea_adresinden erişildi. Engel, E., Fischer, R. ve Galeovic, A. (2011), Public-Privae Parnerships o Revamp U.S. Infrasrucure, A Periodic Newsleer From The Hamilon Projec Policy Brief, No , February, Washingon, D.C.: The Brookings Insiuion. 30 Aralık 2011 arihinde hp://cowles.econ.yale.edu/~engel/pubs/efg_revamp.pdf adresinden erişildi. 96

101 Bankacılar Dergisi Evans, R. (2008), A Passion For Whie Elephans: Some Lessons From Ausralia s Experience Of Naion Building, John Bucher (ed.), Ausralia Under Consrucion Naion-Building Pas, Presen and Fuure içerisinde, Ausralian New Zealand School of Governmen: ANU E-Press, Ganedogage, K. R. ve Rambaldi, A. (2010), Is he Sae Universiy Sysem in Sri Lanka a "Whie Elephan"?, MRG Discussion Paper Series, No.3810, November, Macroeconomic Research Group, Universiy of Queensland, School of Economics, Ausralia, ISSN Ocak 2011).arihinde hp://www.uq.edu.au/economics/mrg/3810.pdf adresinden erişildi. Goss, S., Kane, G.ve Sree, G. (2006), The Eco-Park: Green Nirvana or Whie Elephan?, Teesside Universiy Documens, Unied Kingdom, April 21, 27 Ocak 2012 arihinde hp://www.ees.ac.uk/docs/docrepo/clemance/ecopark.pdf adresinden erişildi. Green, H. (2006), S Francis A Whie Elephan?, Sana Barbara News-Press, May 21, 12 Şuba 2012 arihinde hp://www.populareconomics.com/documens/harlan052106pg80.pdf adresinden erişildi. Habes, J. (2010), Incomplee Conracs and Public-Privae-Parnerships; A Case Sudy of he Duch Infrasrucure Policy, Sepember 2010, 23 Ocak 2012 arihinde.hp://oaihesis.eur.nl/ir/repub/asse/ adresinden erişildi. Jevcák, A. ve Keereman, F. (2008), Challenges for Public Invesmen in New EU Member Saes, Gerd Schwarz, Ana Corbacho, and Kaja Funke (eds.), Public Invesmen and Public-Privae Parnerships Addressing Infrasrucure Challenges and Managing Fiscal Risks içinde, Palgrave Macmillan and Inernaional Moneary Fund, Kenny, C. J. ve Moss, T. J. (1998), Sock Markes in Africa: Emerging Lions or Whie Elephans?, World Developmen, 26(5), Pflug, T. (2002), Public-Privae Parnerships in The Framework of Financing for Developmen, Heinrich Boell Foundaion Washingon Office Policy Paper, No.18, Heinrich Boell Foundaion, March 1, 21 Ocak 2012 arihinde hp://www.pppinharyana.gov.in/ppp/general/pppframeworkof%20financing.pdf adresinden erişildi. Prasser, S. (2007), Overcoming The Whie Elephan Syndrome in Big and Iconic Projecs in The Public and Privae Secors, John Wanna (ed.), Improving Implemenaion Organisaional Change and Projec Managemen içinde ANU E Press, ss.(47-70). Canberra/Ausralia Priche, L. (1996), Mind Your p s and q s: The Pos of Public Invesmen is No The Value of Public Capial, World Bank Working Paper, No.1660, Washingon D.C.: The World Bank. 17 Ocak 2010 arihinde hp://www-wds.worldbank.org adresinden erişildi. Robinson, J. A. ve Torvik, R. (2005), Whie Elephans, Journal of Public Economics, 89, Rodrik, D. (1988), Imperfec Compeiion, Scale Economies, and Trade Policy in Developing Counries, Rober E. Baldwin (ed.), Trade Policy Issues and Empirical Analysis içinde, ( ), Universiy of Chicago Press. Sadka, E. (2007), Public-Privae Parnerships-A Public Economics Perspecive, CESifo Economic Sudies, 53(3), Schwarz, P. (2010), Disguising Trade in Developmen Parnerships, Journal of Inernaional Commercial Law and Technology, 5 (3), , 17 Kasım 2011 arihinde hp://www.jicl.com/index.php/jicl/aricle/view/107/105 adresinden erişildi. Shoeman, L. (2007), The Uilisaion of Public-Privae Parnership: Fiscal Responsibiliy and Opions o Develop Inervenion Sraegies For HIV/AIDS in Souh Africa, Docoral Thesis in The Faculy of Economic and Managemen Sciences Universiy of Preoria, Souh Africa, 2 Şuba 2012 arihinde hp://uped.up.ac.za/hesis/available/ed adresinden erişildi. Tandberg, E. (2008), Budgeing of Public Invesmens, Gerd Schwarz, Ana Corbacho ve Kaja Funke (eds.), Public Invesmen and Public-Privae Parnerships - Addressing Infrasrucure Challenges and Managing Fiscal Risks içinde, (ss.61-76) Washingon, D.C: Palgrave Macmillan and Inernaional Moneary Fund,. USAID (2008), Kazakhsan: PPP Opporuniies in a Young Counry The Challenge Is Around The Corner, U.S. Agency for Inernaional Developmen (USAID) Publicaion, Conrac No. AFP-I Task Order#1, June Eylül 2011 arihinde hp://pdf.usaid.gov/pdf_docs/pnadn511.pdf. adresinden erişildi. World Wildlife Fund (2008), Whie Elephans in he Green Mounains Ski developmens in Bulgaria, Romania, Slovakia and Ukraine, World Wildlife Fund (WWF) Danube-Carpahian Programme 2008, 9 Temmuz 2011 arihinde hp://asses.panda.org/downloads/ski_danubecarpahians_repor_final_09dec08_web.pdf adresinden erişildi. 97

102 Prof. Dr. Turgay Berksoy Doç. Dr. Mehme Şahin Araş. Gör. Özge Uysal İnerne adresleri: hp://en.wikipedia.org/wiki/public/social/privae_parnership hp://www.habervirini.com/haber/albino-hayvanlar /,(erişim Tarihi: 10/02/2012). hp://www.oplumdusmani.ne/v2/psikoloji/2636-sembiyoz-ve-sembiyoik-iliskiler.hml, (Erişim Tarihi: 10/02/2012). Dipnolar: 1 2 Albinizm ya da akşınlık, soydan geçen bir meabolizma hasalığıdır. Bu hasalığı aşıyanlara akşın ya da albino denir. Binlerce insanı ya da hayvanı ekileyen geneik bir bozukluk olan albinism, renklenmeyi sağlayan melanin pigmeninin yokluğu ya da yeersizliğinden kaynaklanır. Hasalık gözler, deri, saçlar ve vücudun diğer bölümlerini ekileyebilir. Gerek insan gerekse hayvanlarda, albino hasalığını aşıyanlarda deri çok ince ve beyazımsı (ya da hafifçe pembe) renke, kıllar (ya da üyler) ise beyazdır. Gözlerin gözbebekleri pembe, ağ abakadan yansıyan ışık kırmızıdır. Gözler ışığa duyarlıdır ve genellikle asigmaır. Albinoluk ender de olsa, zeka geriliği ya da bedensel gerilikle birlike olabilir. Derilerinde renk pigmenleri bulunmadığı ya da az bulunduğu için, güneşen gelen zararlı ışınlar vücuda girer ve fazla güneş alında bulunmaları ölümlerine bile yol açabilir. Tam albinoluk, yabani hayvanlarda çok ender görülür; çünkü üreken yaşa kadar bu hayvanların çok azı hayaa kalabilir. Büünüyle albino yabani hayvanlar, yırıcılara karşı koruyucu renklerinden yoksun olduklarından dolayı uzakan kolayca fark edilirler. Kısmi albinoluk ise, çok daha az zararlıdır ve deride beyaz nokalar ya da kollarda beyaz perçemler halinde görülür. Hayvanlar yaradılışdan doğal orama uyumlu ve kamufle olduklarından dolayı, albino hayvanlar sü beyaz görünüleriyle düşmanları arafından kolaylıkla farkedilirler. O yüzden de uzun yaşamaları mümkün olmaz (hp://www.habervirini.com/haber/albino-hayvanlar /). Biyolojide iki canlı ürünün, bağımlı bir ilişki içinde yaşaması faka bu yaşam biçiminin her zaman her iki araf için de yararlı olmadığı durumları ifade eder. Psikiyaride, iki insan arasında aşırı bağımlılıkla ve karşılıklı birbirini kullanmayla veya araflardan birisinin yaşamakiçin asalakça diğerine uunmasıyla anımlanan paolojik bir ilişki olarak arif edilmekedir. Bu erim ayrıca bebeğin gelişiminde, annesine am anlamıyla bağımlı olduğu ve bu nedenle ne fiziksel, ne de ruhsal anlamda kendiniannesinden ayrı görmediği bir evre için de kullanılır (ayrılma-bireyleşme) (hp://www.oplumdusmani.ne/v2/psikoloji/2636-sembiyoz-ve-sembiyoik-iliskiler.hml),

103 Yaz m Kurallar 1. Bankac lar dergisinde yay mlanmak üzere gönderilecek makaleler, word forma nda arial yaz karakerinde, 11 puno ile ek aral kl ve paragraflar aras nda bir sa r bo luk b rak lmak üzere Türkçe yaz lmal d r. 2. Kapak sayfas nda, yaz n n ba l, yazar(lar) n ba l bulunduklar kurulu lar ve ünvanlar, ilei im kurulacak yazar n ad ve ilei im bilgileri bulunmal d r. 3. Makalenin ilk sayfas nda makalenin ad, öz/ absrac (en fazla 100 kelime), en az üç ane anahar kelime Türkçe ve ngilizce olarak yaz lmal ve makaleye uygun JEL s n flama numaralar verilmelidir. (hp://www.aeaweb.org/journal/jel_class_sysem.php) 4. Yaz içinde kullan lan birinci düzey, ikinci ve üçüncü düzey ba l klar koyu harflerle yaz lmal d r. Ba l klar ile izleyen mein aras nda bir sa r bo luk verilmelidir. Ba l klardan sonra paragraf ba yap lmal d r. 5. Yaz içinde yer alan ablo ve ekiller arial yaz karakerinde 10 puno ile haz rlanmal, ba l k ve s ra numaras verilmeli, kaynaklar ise ala yaz lmal d r. Denklemlere s ra numaras verilmelidir. 6. Dipnolar alama yap lmadan numaraland r lmal ve ayr bir sayfada Dipnolar ba l al nda oplanmal d r. 7. Kaynaklara göndermeler dipnolarla de il, mein içinde aç lacak ayraçlarla yap lmal d r. 8. Meinde gönderme yap lan veya yap lmayan üm kaynaklar, kaynakçada yer almal d r. Kaynaklar ayr bir sayfada alfabeik s rayla yaz lmal d r. 9. Mein içi gönderme, dipnolar ve kaynakça belirilen kurallar çerçevesinde ve American Psychological Associaion (APA) (hp://www.apasyle.org/learn/uorials/basicsuorial.aspx) sisemine göre yap lmal d r. Kaynakça ve Gönderme Örnekleri Birden Fazla Yazarl Kiaplar Ar can, E., Yücememi, B.T, Karabay, M.E. ve I l, Gökhan (2011). Türk Bankac l k Seköründe Ölçek Ekonomileri ve Rekabe Gücü Maliye Ekinli i ve Ölçek Ekonomilerine li kin Bir Uygulama. sanbul: Türkiye Bankalar Birli i. lk Gönderme (Ar can, Yücememi, Karabay ve I l, 2011, s. 78) kinci ve Sonraki Göndermeler (Ar can ve di erleri, 2011, s.80) Tüzel Kurulu Taraf ndan Yay nlananlar Türkiye saisik Kurumu. (2009). Türkiye isaisik y ll. Ankara: Türkiye saisik Kurumu. lk Gönderme (Türkiye saisik Kurumu [TÜ K], 2009, s.27) kinci ve Sonraki Göndermeler (TÜ K, 2009, s.38) Çeviri Kiaplar Sicilia, D.B ve Cruikshank, J.L. (2000). Greenspan Ekisi: Dünya Piyasalar n Harekee Geçiren Sözler (E. Salman, Çev.). sanbul: Lieraür Yay nc l k (Orijinali 2000 y l nda yay mlanm r). Gönderme (Sicilia ve Cruikshank, 2000, s.78) Kiapan Bir Bölüm Esen, H. (2009) Kar Ç karan Kurulu lar n Yükümlülükleri. T.Ö. Kiraz (Yay. Haz.) Say l Banka Karlar ve Kredi Karlar Kanununun De erlendirilmesi ve Uygulamadan Do an Sorunlar içinde (ss.21-47). sanbul: Akademi. Makaleler Birgili, E., Tuna, G. ve Tuna V.E. (2011). Porföy Seçiminde Riski Sevmeyen Ya r mc lar çin Hisse Senedinin Ai Oldu u Sekör ve lgili Firman n Kurulu Tarihi Önemli midir?. Finans Poliik ve Ekonomik Yorumlar Dergisi, 48(558), Inerne adresleri Tuna, K. (2005), Bankac l k Kanununda Kurumsal Yöneim, 20 May s 2006 arihinde hp://bsy.marmara.edu.r/tr/konferanslar/2005/2005ebligleri/9.doc adresinden eri ildi. Bankac l k Düzenleme ve Deneleme Kurumu (2011) nerakif Ayl k Bülen A usos Ekim 2011 arihinde hp://ebulen.bddk.org.r/aylikbulen/basi.aspx adresinden eri ildi.

104 TÜRKİYE BANKALAR BİRLİĞİ Nispeiye Caddesi, Akmerkez B3 Blok Ka: 13 Eiler İsanbul Tel: Faks: e-posa:

Türkiye de Tasarruf Açığının Nedenleri ve Kapatılması İçin Politika Önerileri

Türkiye de Tasarruf Açığının Nedenleri ve Kapatılması İçin Politika Önerileri Türkiye de Tasarruf Açığının Nedenleri ve Kapatılması İçin Politika Önerileri 1. Giriş Prof. Dr. Ümit Özlale 2001 yılında yaşadığı finansal kriz sonrasında önemli yapısal reformları başarıyla hayata geçirerek

Detaylı

Türkiye de Tasarruf Açığının Nedenleri ve Kapatılması İçin Politika Önerileri

Türkiye de Tasarruf Açığının Nedenleri ve Kapatılması İçin Politika Önerileri Türkiye de Tasarruf Açığının Nedenleri ve Kapatılması İçin Politika Önerileri 1. Giriş Prof. Dr. Ümit Özlale Alper Karakurt 2001 yılında yaşadığı finansal kriz sonrasında önemli yapısal reformları başarıyla

Detaylı

AYÇİÇEK VE SOYA YAĞI İTHALAT TALEBİNİN ANALİZİ

AYÇİÇEK VE SOYA YAĞI İTHALAT TALEBİNİN ANALİZİ AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ,, 15(),71-79 AYÇİÇEK VE SOYA YAĞI İTHALAT TALEBİNİN ANALİZİ Selim Adem HATIRLI Vecdi DEMİRCAN Ali Rıza AKTAŞ Süleyman Demirel Üniversiesi Ziraa Fakülesi Tarım

Detaylı

Türkiye de Tasarruf Açığını Etkileyen Faktörler. Ümit Özlale 20.12.2012 Türkiye Bankalar Birliği, İstanbul

Türkiye de Tasarruf Açığını Etkileyen Faktörler. Ümit Özlale 20.12.2012 Türkiye Bankalar Birliği, İstanbul Türkiye de Tasarruf Açığını Etkileyen Faktörler Ümit Özlale 20.12.2012 Türkiye Bankalar Birliği, İstanbul Sunum Planı Tasarruf (cari işlemler) açığının seyri Özel kesim tasarruf oranları Hanehalkı bütçe

Detaylı

FAİZ ORANINDAKİ BİR ARTIŞ CARİ İŞLEMLER AÇIĞINI ARTIRIR MI?

FAİZ ORANINDAKİ BİR ARTIŞ CARİ İŞLEMLER AÇIĞINI ARTIRIR MI? FAİZ ORANINDAKİ BİR ARTIŞ CARİ İŞLEMLER AÇIĞINI ARTIRIR MI? Ehem ESEN, Zekeriya YILDIRIM, S. Faih KOSTAKOĞLU FAİZ ORANINDAKİ BİR ARTIŞ CARİ İŞLEMLER AÇIĞINI ARTIRIR MI? Ehem ESEN Yrd.Doç.Dr. Anadolu Üniversiesi,

Detaylı

2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi

2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi 2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisadi ve Mali Analiz Yüksek Lisansı Bütçe Uygulamaları ve Mali Mevzuat Dersi Kıvanç

Detaylı

SIVILAŞTIRILMIŞ DOĞAL GAZ DEPOLAMA ŞİRKETLERİ İÇİN TARİFE HESAPLAMA USUL VE ESASLARI

SIVILAŞTIRILMIŞ DOĞAL GAZ DEPOLAMA ŞİRKETLERİ İÇİN TARİFE HESAPLAMA USUL VE ESASLARI SIVILAŞTIRILMIŞ DOĞAL GAZ DEPOLAMA ŞİRKETLERİ İÇİN TARİFE HESAPLAMA USUL VE ESASLARI BİRİNCİ KISIM Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve İsenecek Veriler BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç

Detaylı

Dolar Kurundaki Günlük Hareketler Üzerine Bazı Gözlemler

Dolar Kurundaki Günlük Hareketler Üzerine Bazı Gözlemler Dolar Kurundaki Günlük Harekeler Üzerine Bazı Gözlemler Türkiye Bankalar Birliği Ekonomi Çalışma Grubu Toplanısı 28 Nisan 2008, İsanbul Doç. Dr. Cevde Akçay Koç Finansal Hizmeler Baş ekonomis cevde.akcay@yapikredi.com.r

Detaylı

DOĞAL GAZ DEPOLAMA ġġrketlerġ ĠÇĠN TARĠFE HESAPLAMA USUL VE ESASLARI. BĠRĠNCĠ KISIM Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve Ġstenecek Veriler

DOĞAL GAZ DEPOLAMA ġġrketlerġ ĠÇĠN TARĠFE HESAPLAMA USUL VE ESASLARI. BĠRĠNCĠ KISIM Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve Ġstenecek Veriler DOĞAL GAZ DEPOLAMA ġġrketlerġ ĠÇĠN TARĠFE HESAPLAMA USUL VE ESASLARI BĠRĠNCĠ KISIM Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve Ġsenecek Veriler BĠRĠNCĠ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç ve kapsam Madde

Detaylı

Effects of Agricultural Support and Technology Policies on Corn Farming in Çukurova Region

Effects of Agricultural Support and Technology Policies on Corn Farming in Çukurova Region MPRA Munich Personal RePEc Archive Effecs of Agriculural Suppor and Technology Policies on Corn Farming in Çukurova Region Erkan Akas and Oğuz Yurdakul Universiy of Cukurova Dep. Agriculural Economics,

Detaylı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Sayı: 2010-8 / 24 Mayıs 2010 EKONOMİ NOTLARI

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Sayı: 2010-8 / 24 Mayıs 2010 EKONOMİ NOTLARI Türkiye Cumhuriye Merkez Bankası Sayı: 2010-8 / 24 Mayıs 2010 EKONOMİ NOTLARI TCMB Faiz Kararlarının Piyasa Faizleri Ve Hisse Senedi Piyasaları Üzerine Ekisi Mura Duran Refe Gürkaynak Pınar Özlü Deren

Detaylı

Türkiye nin İthalat ve İhracat Bağımlılığı: Seçilmiş Ülke Örnekleri Üzerine Ampirik Bir Uygulama

Türkiye nin İthalat ve İhracat Bağımlılığı: Seçilmiş Ülke Örnekleri Üzerine Ampirik Bir Uygulama EGE AKADEMİK BAKIŞ / EGE ACADEMIC REVIEW Cil: 3 Sayı: 2 Nisan 203 ss. 9-208 Türkiye nin İhala ve İhraca Bağımlılığı: Seçilmiş Ülke Örnekleri Üzerine Ampirik Bir Uygulama Dependency of Impor and Expor of

Detaylı

tepav Mart2011 N201139 POLİTİKANOTU Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı

tepav Mart2011 N201139 POLİTİKANOTU Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı POLİTİKANOTU Mart2011 N201139 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Sarp Kalkan 1 Politika Analisti, Ekonomi Etütleri Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Cari açık, uzun yıllardan

Detaylı

KONYA İLİ SICAKLIK VERİLERİNİN ÇİFTDOĞRUSAL ZAMAN SERİSİ MODELİ İLE MODELLENMESİ

KONYA İLİ SICAKLIK VERİLERİNİN ÇİFTDOĞRUSAL ZAMAN SERİSİ MODELİ İLE MODELLENMESİ KONYA İLİ SICAKLIK VERİLERİNİN ÇİFTDOĞRUSAL ZAMAN SERİSİ MODELİ İLE MODELLENMESİ İsmail KINACI 1, Aşır GENÇ 1, Galip OTURANÇ, Aydın KURNAZ, Şefik BİLİR 3 1 Selçuk Üniversiesi, Fen-Edebiya Fakülesi İsaisik

Detaylı

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer AB ve Uluslararası Organizasyonlar Şefliği Uzman Yardımcısı IMF Küresel Ekonomik

Detaylı

Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü Çalışma Tebliğ No:09/5

Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü Çalışma Tebliğ No:09/5 Araşırma ve Para Poliikası Genel Müdürlüğü Çalışma Tebliğ No:09/5 Para Poliikası, Parasal Büyüklükler ve Küresel Mali Kriz Sonrası Gelişmeler K. Azim ÖZDEMİR Temmuz 2009 Türkiye Cumhuriye Merkez Bankası

Detaylı

ELEKTRİK DAĞITIM BÖLGELERİNDE UYGULANACAK FİYAT EŞİTLEME MEKANİZMASI HAKKINDA TEBLİĞ

ELEKTRİK DAĞITIM BÖLGELERİNDE UYGULANACAK FİYAT EŞİTLEME MEKANİZMASI HAKKINDA TEBLİĞ ELEKTRİK DAĞITIM BÖLGELERİNDE UYGULANACAK FİYAT EŞİTLEME MEKANİZMASI HAKKINDA TEBLİĞ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Hukuki Dayanak, Tanımlar ve Kısalmalar Amaç ve kapsam MADDE 1- (1Bu Tebliğ, 4628 sayılı

Detaylı

DÖVİZ KURU POLİTİKALARI VE TÜRKİYE DE DÖVİZ KURU OYNAKLIĞININ ETKİLEŞİMLERİ

DÖVİZ KURU POLİTİKALARI VE TÜRKİYE DE DÖVİZ KURU OYNAKLIĞININ ETKİLEŞİMLERİ ARAŞTIRMA RAPORU (Kamuya Açık) DÖVİZ KURU POLİTİKALARI VE TÜRKİYE DE DÖVİZ KURU OYNAKLIĞININ ETKİLEŞİMLERİ DR. MUSTAFA ÖZÇAM BAŞUZMAN ARAŞTIRMA DAİRESİ 27.02.2004 İÇİNDEKİLER 1. GİRİŞ... 1 2. DÖVİZ KURU

Detaylı

Bölüm 3 HAREKETLİ ORTALAMALAR VE DÜZLEŞTİRME YÖNTEMLERİ

Bölüm 3 HAREKETLİ ORTALAMALAR VE DÜZLEŞTİRME YÖNTEMLERİ Bölüm HAREKETLİ ORTALAMALAR VE DÜZLEŞTİRME ÖNTEMLERİ Bu bölümde üç basi öngörü yönemi incelenecekir. 1) Naive, 2)Oralama )Düzleşirme Geçmiş Dönemler Şu An Gelecek Dönemler * - -2-1 +1 +2 + Öngörü yönemi

Detaylı

A Study on the Estimation of Supply Response of Cotton in Cukurova Region

A Study on the Estimation of Supply Response of Cotton in Cukurova Region MPRA Munich Personal RePEc Archive A Sudy on he Esimaion of Suly Resonse of Coon in Cukurova Region Erkan Akas Faculy of Economics & Admin.Sciences a BIGA 2006 Online a h://mra.ub.uni-muenchen.de/8648/

Detaylı

Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Geçiş Sürecinin Planlanmasında Doğrusal En İyileme Tekniğinin Kullanılması

Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Geçiş Sürecinin Planlanmasında Doğrusal En İyileme Tekniğinin Kullanılması Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Geçiş Sürecinin Planlanmasında Doğrusal En İyileme Tekniğinin Kullanılması Ahu Soylu, Mein Türkay* Koç Üniversiesi Endüsri Mühendisliği Bölümü Sarıyer, İsanbul ahusoylu@ku.edu.r,

Detaylı

DEĞİŞKENLER ARASINDAKİ GECİKMELİ İLİŞKİLER: Dağıtılmış Gecikme ve Otoregresiv Modeller

DEĞİŞKENLER ARASINDAKİ GECİKMELİ İLİŞKİLER: Dağıtılmış Gecikme ve Otoregresiv Modeller DEĞİŞKENLER ARASINDAKİ GECİKMELİ İLİŞKİLER: Dağıılmış Gecikme ve Ooregresiv Modeller 1 Zaman serisi modellerinde, bağımlı değişken Y nin zamanındaki değerleri, bağımsız X değişkenlerinin zamanındaki cari

Detaylı

Para Politikası, Parasal Büyüklükler ve Küresel Mali Kriz Sonrası Gelişmeler. K. Azim Özdemir

Para Politikası, Parasal Büyüklükler ve Küresel Mali Kriz Sonrası Gelişmeler. K. Azim Özdemir Cenral Bank Review ISSN 1303-0701 prin / 1305-8800 online 2009 Cenral Bank of he Republic of Turkey hp://www.cmb.gov.r/research/review/ Para Poliikası, Parasal Büyüklükler ve Küresel Mali Kriz Sonrası

Detaylı

TÜİK tarafında açıklanan verileri göre, Nisan 2012 döneminde sanayi üretim endeksi yıllık bazda % 1,8

TÜİK tarafında açıklanan verileri göre, Nisan 2012 döneminde sanayi üretim endeksi yıllık bazda % 1,8 01-15 Haziran 2012 SAYI: 38 MÜSİAD Araştırmalar ve Yayın Komisyonu Sanayi Çarkları İşlemeye Devam Ediyor TÜİK tarafında açıklanan verileri göre, Nisan 2012 döneminde sanayi üretim endeksi yıllık bazda

Detaylı

Türkiye nin Kabuklu Fındık Üretiminde Üretim-Fiyat İlişkisinin Koyck Yaklaşımı İle Analizi

Türkiye nin Kabuklu Fındık Üretiminde Üretim-Fiyat İlişkisinin Koyck Yaklaşımı İle Analizi TÜRK TARIM ve DOĞA BİLİMLERİ DERGİSİ TURKISH JOURNAL of AGRICULTURAL and NATURAL SCIENCES www.urkjans.com Türkiye nin Kabuklu Fındık Üreiminde Üreim-Fiya İlişkisinin Koyck Yaklaşımı İle Analizi Şenol ÇELİK*

Detaylı

KONUŞMA MAKALE. Haziran 2012. Türkiye Bankalar Birliği 55. Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşmaları

KONUŞMA MAKALE. Haziran 2012. Türkiye Bankalar Birliği 55. Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşmaları SAYI 81 Haziran 2012 KONUŞMA Türkiye Bankalar Birliği 55. Genel Kurul Toplanısı Açılış Konuşmaları MAKALE Prof. Dr. Hakan Çeinaş Türkiye de 2005-2010 Döneminde Mevdua Bankalarının Ekinliği ve Toplam Fakör

Detaylı

Kıvanç Duru 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Programı Değerlendirmesi

Kıvanç Duru 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Programı Değerlendirmesi Kıvanç Duru 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Programı Değerlendirmesi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisadi ve Mali Analiz Yüksek Lisansı Bütçe Uygulamaları ve Mali Mevzuat Dersi 2015 YILI

Detaylı

ÜRETİCİ FİYATLARINA GEÇİŞ ETKİSİNDE ARA MALLARI İTHALATININ ROLÜ

ÜRETİCİ FİYATLARINA GEÇİŞ ETKİSİNDE ARA MALLARI İTHALATININ ROLÜ ÜRETİCİ FİYATLARINA GEÇİŞ ETKİSİNDE ARA MALLARI İTHALATININ ROLÜ Şenkan ALDEMİR (*) Öze: Döviz kuru değişimlerinin TÜFE ve ÜFE bazlı yuriçi fiyalara geçiş süreci, son yıllarda üzerinde önemle durulan konulardan

Detaylı

2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ TÜRKİYE EKONOMİ KURUMU TARTIŞMA METNİ 2003/6 http://www.tek.org.tr 2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Zafer Yükseler Aralık, 2003

Detaylı

Box-Jenkıns Modelleri ile Aylık Döviz Kuru Tahmini Üzerine Bir Uygulama

Box-Jenkıns Modelleri ile Aylık Döviz Kuru Tahmini Üzerine Bir Uygulama Kocaeli Üniversiesi Sosyal Bilimler Ensiüsü Dergisi (6) 2003 / 2 : 49-62 Box-Jenkıns Modelleri ile Aylık Döviz Kuru Tahmini Üzerine Bir Uygulama Hüdaverdi Bircan * Yalçın Karagöz ** Öze: Bu çalışmada geleceği

Detaylı

Sayı: 2012-35 / 13 Aralık 2012 EKONOMİ NOTLARI. Akım Verilerle Tüketici Kredileri Defne Mutluer Kurul

Sayı: 2012-35 / 13 Aralık 2012 EKONOMİ NOTLARI. Akım Verilerle Tüketici Kredileri Defne Mutluer Kurul Sayı: 212-3 / 13 Aralık 212 EKONOMİ NOTLARI Akım Verilerle Tüketici Kredileri Defne Mutluer Kurul Özet: Akım kredi verileri, kredilerin dönemsel dinamiklerini daha net ortaya koyabilmektedir. Bu doğrultuda,

Detaylı

Türkiye Ekonomisinde Enerji Tüketimi ve Ekonomik Büyüme

Türkiye Ekonomisinde Enerji Tüketimi ve Ekonomik Büyüme Türkiye Ekonomisinde Enerji Tükeimi ve Ekonomik Büyüme Mehme MUCUK * Doğan UYSAL ** Öze Genel olarak enerji, ekonomik ve endüsriyel kalkınma için önemli bir girdi kabul edilmekedir. Ancak enerjinin bazı

Detaylı

ÜSTEL VE LOGARİTM FONKSİYONLAR

ÜSTEL VE LOGARİTM FONKSİYONLAR ÜSTEL VE LOGARİTM TMİK FONKSİYONLAR Şekil 5.1a Üsel Fonksiyonlar 2 y 10 8, 1 y = f = b b> 6 4 2-3 -2-1 1 2 3 Şekil 5.1b Üsel Fonksiyonlar 3 y 50 2 y = f = 2 40 30 20 y = f = 2 10-2 -1 1 2 3 4 Şekil 5.1c

Detaylı

NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI İKİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU

NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI İKİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş. 2013 YILI İKİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU DÖNEM İÇERİSİNDE BANKANIN YÖNETİM KURULU ÜYELERİNE İLİŞKİN DEĞİŞİKLİKLER Dönem içerisinde Bankamız ortaklık yapısında değişiklik

Detaylı

HİSSE SENEDİ PİYASALARINDA SÜRÜ DAVRANIŞI: BİST TE BİR ARAŞTIRMA HERDING IN STOCK MARKETS: A RESEARCH IN BIST Bahadır ERGÜN Hatice DOĞUKANLI

HİSSE SENEDİ PİYASALARINDA SÜRÜ DAVRANIŞI: BİST TE BİR ARAŞTIRMA HERDING IN STOCK MARKETS: A RESEARCH IN BIST Bahadır ERGÜN Hatice DOĞUKANLI Uluslararası Sosyal Araşırmalar Dergisi The Journal of Inernaional Social Research Cil: 8 Sayı: 40 Volume: 8 Issue: 40 Ekim 2015 Ocober 2015 www.sosyalarasirmalar.com Issn: 1307-9581 HİSSE SENEDİ PİYASALARINDA

Detaylı

: HOŞNUDĐYE MH.ŞAHĐN CD.NO:84 ESKĐŞEHĐR b ) Telefon ve Faks Numarası :222 2114000-222 3204920 c ) Elektronik Posta Adresi

: HOŞNUDĐYE MH.ŞAHĐN CD.NO:84 ESKĐŞEHĐR b ) Telefon ve Faks Numarası :222 2114000-222 3204920 c ) Elektronik Posta Adresi ESKĐŞEHĐR TEPEBAŞI BELEDĐYE BAŞKANLIĞI Tepebaşı Bölgesindeki Park ve Rekreasyon Alanları Bakım, Onarım ve Temizliği ile Zincirlikuyu Şaniyesindeki Sera, Fidanlık ve Aölyelerde Üreim Đçin Hizme Alımı işihizme

Detaylı

Ekonomik Göstergeler Neyi Gösteriyor? 2013 e Bakış ve 2014 Beklentileri

Ekonomik Göstergeler Neyi Gösteriyor? 2013 e Bakış ve 2014 Beklentileri www.pwc.com.tr. 12. Çözüm Ortaklığı Platformu Ekonomik Göstergeler Neyi Gösteriyor? 2013 e Bakış ve 2014 Beklentileri İçerik 1. 2013 Nasıl Geçti? 2. 2014 e İlişkin Beklentiler 3. Makroekonomiyle Vergi

Detaylı

REEL DÖVİZ KURU VE DIŞ TİCARET DENGESİ İLİŞKİSİ:

REEL DÖVİZ KURU VE DIŞ TİCARET DENGESİ İLİŞKİSİ: Ekonomeri ve İsaisik Sayı: 005 9 İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İKTİSAT FAKÜLTESİ EKONOMETRİ VE İSTATİSTİK DERGİSİ REEL DÖVİZ KURU VE DIŞ TİCARET DENGESİ İLİŞKİSİ: Prof.Dr. Rahmi YAMAK; Abdurrahman KORKMAZ * Absrac

Detaylı

ALLIANZ YAŞAM VE EMEKLİLİK A.Ş. KOÇ İŞTİRAK ENDEKSİ EMEKLİLİK YATIRIM FONU İÇTÜZÜĞÜ

ALLIANZ YAŞAM VE EMEKLİLİK A.Ş. KOÇ İŞTİRAK ENDEKSİ EMEKLİLİK YATIRIM FONU İÇTÜZÜĞÜ FONUN KURULUŞ AMACI ALLIANZ YAŞAM VE EMEKLİLİK A.Ş. KOÇ İŞTİRAK ENDEKSİ EMEKLİLİK YATIRIM FONU İÇTÜZÜĞÜ MADDE 1 - Yapı Kredi Emeklilik A.Ş. arafından 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yaırım Sisemi

Detaylı

İÇSEL BÜYÜME VE TÜRKİYE DE İÇSEL BÜYÜMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN AMPİRİK ANALİZİ

İÇSEL BÜYÜME VE TÜRKİYE DE İÇSEL BÜYÜMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN AMPİRİK ANALİZİ T. C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İKTİSAT ANA BİLİM DALI İÇSEL BÜYÜME VE TÜRKİYE DE İÇSEL BÜYÜMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN AMPİRİK ANALİZİ DOKTORA TEZİ DANIŞMAN YRD.DOÇ. DR. AHMET AY HAZIRLAYAN

Detaylı

2. Demiryolu, Hafif Raylı Sistemler, Altyapı ve Lojistik Fuarı

2. Demiryolu, Hafif Raylı Sistemler, Altyapı ve Lojistik Fuarı www.eurasiarail.eu 2012 2. Demiryolu, Hafif Raylı Sisemler, Alyapı ve Lojisik Fuarı 2012 08-10 MART İsanbul Fuar Merkezi, Yeşilköy, İsanbul / Türkiye FUAR SONUÇ RAPORU BU FUAR 5174 SAYILI KANUN GEREĞİNCE

Detaylı

DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ 2015. Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer. Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü

DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ 2015. Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer. Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU Temmuz ayı içerisinde Dünya Bankası Türkiye

Detaylı

TCMB FAĐZ KARARLARININ HĐSSE SENEDĐ PĐYASALARI ÜZERĐNE ETKĐSĐ

TCMB FAĐZ KARARLARININ HĐSSE SENEDĐ PĐYASALARI ÜZERĐNE ETKĐSĐ Cenral Bank Review Vol. 10 (July 2010), pp.23-32 ISSN 1303-0701 prin / 1305-8800 online 2010 Cenral Bank of he Republic of Turkey hp://www.cmb.gov.r/research/review/ TCMB FAĐZ KARARLARININ HĐSSE SENEDĐ

Detaylı

BÜRO, MUHASEBE VE BİLGİ İŞLEM MAKİNELERİ İMALATI Hazırlayan M. Emin KARACA Kıdemli Uzman

BÜRO, MUHASEBE VE BİLGİ İŞLEM MAKİNELERİ İMALATI Hazırlayan M. Emin KARACA Kıdemli Uzman BÜRO, MUHASEBE VE BİLGİ İŞLEM MAKİNELERİ İMALATI Hazırlayan M. Emin KARACA Kıdemli Uzman 516 1. SEKTÖRÜN TANIMI Büro, muhasebe ve bilgi işlem makineleri imalatı ISIC Revize 3 ve NACE Revize 1 sınıflandırmasına

Detaylı

TÜRK EKONOMİSİNİN ENERJİ BAĞIMLILIĞI ÜZERİNE BİR EŞ-BÜTÜNLEŞME ANALİZİ A CO-INTEGRATION ANALYSIS ON THE ENERGY DEPENDENCY OF THE TURKISH ECONOMY

TÜRK EKONOMİSİNİN ENERJİ BAĞIMLILIĞI ÜZERİNE BİR EŞ-BÜTÜNLEŞME ANALİZİ A CO-INTEGRATION ANALYSIS ON THE ENERGY DEPENDENCY OF THE TURKISH ECONOMY Journal of Yasar Universiy 22 26(7) 4392-444 TÜRK EKONOMİSİNİN ENERJİ BAĞIMLILIĞI ÜZERİNE BİR EŞ-BÜTÜNLEŞME ANALİZİ A CO-INTEGRATION ANALYSIS ON THE ENERGY DEPENDENCY OF THE TURKISH ECONOMY M. Ali Bilginoğlu

Detaylı

2015 MAYIS ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

2015 MAYIS ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ MAYIS ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ 14 Temmuz Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcuna ilişkin yılı Mayıs verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından

Detaylı

Büyüme Değerlendirmesi: 2013 4. Çeyrek

Büyüme Değerlendirmesi: 2013 4. Çeyrek Büyüme Değerlendirmesi: 2013 4. Çeyrek 31.03.2014 YATIRIMSIZ BÜYÜME Seyfettin Gürsel*, Zümrüt İmamoğlu, ve Barış Soybilgen Yönetici Özeti TÜİK'in bugün açıkladığı rakamlara göre Türkiye ekonomisi 2013

Detaylı

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Ankara e-posta: selma@kayalak.com. Geliş Tarihi/Received:30.05.2012

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Ankara e-posta: selma@kayalak.com. Geliş Tarihi/Received:30.05.2012 Türkiye de Fındık Üreim Alanlarının Armasında Deseklemelerin Ekisi Selma KAYALAK 1 Ahme ÖZÇELİK 2 1 Çanakkale Onsekiz Mar Üniversiesi Ziraa Fakülesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Çanakkale 2 Ankara Üniversiesi

Detaylı

Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti

Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti TEPAV Değerlendirme Notu Şubat 2011 Cari işlemler açığında neler oluyor? Ekonomide gözlemlenen

Detaylı

Prof. Dr. A. Ayşen Kaya - Berna Canlı

Prof. Dr. A. Ayşen Kaya - Berna Canlı Anadolu Üniversiesi Sosyal Bilimler Dergisi Anadolu Universiy Journal of Social Sciences Türkiye ye Yönelik Uluslararası Turizm Talebinin Belirleyenleri: Panel Veri Yaklaşımı The Deerminans of Inernaional

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 22 Haziran 2015, Sayı: 16. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 22 Haziran 2015, Sayı: 16. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni, Sayı: 16 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya İnci Şengül 1 DenizBank

Detaylı

İDARE MERKEZİ ANKARA, 27 Ocak 2015

İDARE MERKEZİ ANKARA, 27 Ocak 2015 İDARE MERKEZİ ANKARA, 27 Ocak 2015 Cevaplarda şu işaretlerin tekrarını dileriz: B.02.2.TCM.0.00.00.00- Sayın Ali BABACAN BAŞBAKAN YARDIMCISI ANKARA Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Merkez Bankası) Kanunu

Detaylı

İŞSİZLİK VE İNTİHAR İLİŞKİSİ: 1975 2005 VAR ANALİZİ Ferhat TOPBAŞ *

İŞSİZLİK VE İNTİHAR İLİŞKİSİ: 1975 2005 VAR ANALİZİ Ferhat TOPBAŞ * İşsizlik ve İnihar İlişkisi: 1975 2005 Var Analizi 161 İŞSİZLİK VE İNTİHAR İLİŞKİSİ: 1975 2005 VAR ANALİZİ Ferha TOPBAŞ * ÖZET İşsizlik, birey üzerinde olumsuz birçok soruna neden olan karmaşık bir olgudur.

Detaylı

Yabancı Sermaye Yatırımlarının Ekonomik Büyümeye Olan Etkisinin Türkiye Bağlamında Test Edilmesi

Yabancı Sermaye Yatırımlarının Ekonomik Büyümeye Olan Etkisinin Türkiye Bağlamında Test Edilmesi Yabancı Sermaye Yaırımlarının Ekonomik Büyümeye Olan Ekisinin Türkiye Bağlamında Tes Edilmesi Yrd. Doç. Dr. Yusuf DEMİR Süleyman Demirel Üniversiesi, İİBF. Öze Bu çalışma; uluslararası sermaye harekelerinin

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 28 Aralık 2015, Sayı: 41. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 28 Aralık 2015, Sayı: 41. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni, Sayı: 41 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya İnci Şengül 1 DenizBank

Detaylı

ÜCRET-FİYAT SPİRALİ: TÜRK İMALAT SANAYİ ÖRNEĞİ

ÜCRET-FİYAT SPİRALİ: TÜRK İMALAT SANAYİ ÖRNEĞİ 45 ÜCRET-FİYAT SPİRALİ: TÜRK İMALAT SANAYİ ÖRNEĞİ Zehra ABDİOĞLU * ÖZET Bu çalışma Türkiye için 2005-2012 dönemi iibariyle ara malı, dayanıklı ükeim malı, dayanıksız ükeim malı, enerji ve sermaye malı

Detaylı

GÖRÜNMEZ AMA HĐSSEDĐLMEZ DEĞĐL: TÜRKĐYE'DE ÇIKTI AÇIĞI

GÖRÜNMEZ AMA HĐSSEDĐLMEZ DEĞĐL: TÜRKĐYE'DE ÇIKTI AÇIĞI Cenral Bank Review Vol. 11 (July 211), pp.15-28 ISSN 133-71 prin / 135-88 online 211 Cenral Bank of he Republic of Turkey hp://www.cmb.gov.r/research/review/ GÖRÜNMEZ AMA HĐSSEDĐLMEZ DEĞĐL: TÜRKĐYE'DE

Detaylı

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-71. 1 Aralık 2015. Toplantı Tarihi: 24 Kasım 2015

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-71. 1 Aralık 2015. Toplantı Tarihi: 24 Kasım 2015 Sayı: 2015-71 BASIN DUYURUSU 1 Aralık 2015 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 24 Kasım 2015 Enflasyon Gelişmeleri 1. Ekim ayında tüketici fiyatları yüzde 1,55 oranında yükselmiş ve

Detaylı

Ekonometri. Eylül 2012. Sınavın toplam süresi 150 dakikadır.

Ekonometri. Eylül 2012. Sınavın toplam süresi 150 dakikadır. TCMB Araşırmacı Yazılı Meslek Sınavı Ekonomeri Eylül 202 Sınavın oplam süresi 50 dakikadır.. [Toplam 2 puan] Bir araşırmacı, günlük ABD doları/türk lirasının zaman içerisindeki değişimini modellemek amacıyla,

Detaylı

13 Hareket. Test 1 in Çözümleri. 4. Konum-zaman grafiklerinde eğim hızı verir. v1 t

13 Hareket. Test 1 in Çözümleri. 4. Konum-zaman grafiklerinde eğim hızı verir. v1 t 3 Hareke Tes in Çözümleri X Y. cisminin siseme er- diği döndürme ekisi 3mgr olup yönü saa ibresinin ersinedir. cisminin siseme erdiği döndürme ekisi mgr olup yönü saa ibresi yönündedir. 3mgr daha büyük

Detaylı

Orta Vadeli Programa İlişkin Değerlendirme (2015-2017)

Orta Vadeli Programa İlişkin Değerlendirme (2015-2017) Orta Vadeli Programa İlişkin Değerlendirme (2015-2017) İktisadi Araştırmalar Bölümü Ekim 2014 Bütün yayınlarımıza http://ekonomi.isbank.com.tr adresinden erişebilirsiniz. 1 I- Dünya Ekonomisine İlişkin

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 17 Ağustos 2015, Sayı: 23. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 17 Ağustos 2015, Sayı: 23. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni 17 Ağustos 2015, Sayı: 23 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya İnci Şengül

Detaylı

C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 11, Sayı 1, 2010 141

C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 11, Sayı 1, 2010 141 C.Ü. İkisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cil 11, Sayı 1, 2010 141 BİR MALİYE POLİTİKASI ARACI OLARAK BORÇLANMA VE EKONOMİK BÜYÜME İLİŞKİSİ: TÜRKİYE ÖRNEĞİ (1990 2009) Hali ÇİÇEK *, Süleyman GÖZEGİR ** ve

Detaylı

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-65. 28 Ekim 2015. Toplantı Tarihi: 21 Ekim 2015

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-65. 28 Ekim 2015. Toplantı Tarihi: 21 Ekim 2015 Sayı: 2015-65 BASIN DUYURUSU 28 Ekim 2015 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 21 Ekim 2015 Enflasyon Gelişmeleri 1. Eylül ayında tüketici fiyatları yüzde 0,89 oranında artmış ve yıllık

Detaylı

YAPAY SİNİR AĞLARI İLE DOĞALGAZ TÜKETİM TAHMİNİ

YAPAY SİNİR AĞLARI İLE DOĞALGAZ TÜKETİM TAHMİNİ Aaürk Ü. İİBF Dergisi, 0. Ekonomeri ve İsaisik Sempozyumu Özel Sayısı, 20 463 YAPAY SİNİR AĞLARI İLE DOĞALGAZ TÜKETİM TAHMİNİ Oğuz KAYNAR Serkan TAŞTAN 2 Ferhan DEMİRKOPARAN 3 Öze: Doğalgaz emini nokasında

Detaylı

Araşırma Makaleleri REEL DÖVİZ KURU BELİRSİZLİĞİ İ TİCARET PERFORMA SI A ETKİSİ: TÜRKİYE UYGULAMASI Erşan SEVER ÖZET Bu çalışmada reel döviz kuru belirsizliğinin Türkiye nin icare performansına ekisi araşırılmışır.

Detaylı

CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. PARA PİYASASI LİKİT KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU

CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. PARA PİYASASI LİKİT KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. PARA PİYASASI LİKİT KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU Bu rapor Cigna Finans Emeklilik ve Hayat A.Ş. Para Piyasası Likit Kamu

Detaylı

PARASAL ANALĐZE BĐR BAKIŞ: TÜRKĐYE ÖRNEĞĐ

PARASAL ANALĐZE BĐR BAKIŞ: TÜRKĐYE ÖRNEĞĐ Cenral Bank Review Vol. 11 (July 2011), pp.29-48 ISSN 1303-0701 prin / 1305-8800 online 2011 Cenral Bank of he Republic of Turkey hp://www.cmb.gov.r/research/review/ PARASAL ANALĐZE BĐR BAKIŞ: TÜRKĐYE

Detaylı

TÜRKİYE DE İNŞAAT SEKTÖRÜ VE PARA POLİTİKALARI ARASINDAKİ NEDENSELLİK İLİŞKİLERİ

TÜRKİYE DE İNŞAAT SEKTÖRÜ VE PARA POLİTİKALARI ARASINDAKİ NEDENSELLİK İLİŞKİLERİ TÜRKİYE DE İNŞAAT SEKTÖRÜ VE PARA POLİTİKALARI ARASINDAKİ NEDENSELLİK İLİŞKİLERİ Eem Hakan ERGEÇ Eskişehir Osmangazi Üniversiesi Mura TAŞDEMİR Eskişehir OsmangaziÜniversiesi Öze İnşaa sekörü çıkısının

Detaylı

Dünya ve Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler ve Orta Vadeli Program. 22 Kasım 2013

Dünya ve Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler ve Orta Vadeli Program. 22 Kasım 2013 Dünya ve Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler ve Orta Vadeli Program 22 Kasım 201 Büyüme Tahminleri (%) 4, 4,1 Küresel Büyüme Tahminleri (%) 4,1,2,0 ABD Büyüme Tahminleri (%) 2,,,,,,1,6,6 2,8 2,6 2,4 2,2

Detaylı

KAMU FİNANSMANI VE BORÇ GÖSTERGELERİ

KAMU FİNANSMANI VE BORÇ GÖSTERGELERİ KAMU FİNANSMANI VE BORÇ GÖSTERGELERİ HAZIRLAYAN 21.05.2014 RAPOR Doç. Dr. Binhan Elif YILMAZ Araş.Gör. Sinan ATAER 1. KAMU FİNANSMANI Merkezi Yönetim Bütçe Dengesi, 2013 yılı sonunda 18.849 milyon TL açık

Detaylı

FİNANSAL PİYASA VOLATİLİTESİ VE EKONOMİ

FİNANSAL PİYASA VOLATİLİTESİ VE EKONOMİ FİNANSAL PİYASA VOLATİLİTESİ VE EKONOMİ Yrd. Doç. Dr. Hülya Kanalıcı Akay Uludağ Üniversiesi İkisadi ve İdari Bilimler Fakülesi Mehme Nargeleçekenler Uludağ Üniversiesi İkisadi ve İdari Bilimler Fakülesi

Detaylı

Finansal Piyasa Dinamikleri. Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com

Finansal Piyasa Dinamikleri. Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com Finansal Piyasa Dinamikleri Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com Neleri İşleyeceğiz? Finansal Sistemin Resmi Makro Göstergeler ve Yorumlanması Para ve Maliye Politikaları Merkez Bankası ve Piyasalar Finansal Piyasalardaki

Detaylı

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-16. 3 Mart 2015. Toplantı Tarihi: 24 Şubat 2015

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-16. 3 Mart 2015. Toplantı Tarihi: 24 Şubat 2015 Sayı: 2015-16 BASIN DUYURUSU 3 Mart 2015 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 24 Şubat 2015 Enflasyon Gelişmeleri 1. Ocak ayında tüketici fiyatları yüzde 1,10 oranında artmış ve yıllık

Detaylı

Erkan Özata 1. Econometric Investigation of the Relationships Between Energy Consumption and Economic Growth in Turkey

Erkan Özata 1. Econometric Investigation of the Relationships Between Energy Consumption and Economic Growth in Turkey 1 Öze: Ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmelerinin sürükleyici unsuru ve en emel gereksinimlerinden biri enerjidir. Đş yapma kapasiesi olarak anımlanan enerjiye gelişmiş ülkelerle birlike, gelişmek iseyen

Detaylı

Reel Kesim Güven Endeksi ile İMKB 100 Endeksi arasındaki dinamik nedensellik ilişkisi

Reel Kesim Güven Endeksi ile İMKB 100 Endeksi arasındaki dinamik nedensellik ilişkisi İsanbul Üniversiesi İşleme Fakülesi Dergisi Isanbul Universiy Journal of he School of Business Adminisraion Cil/Vol:38, Sayı/No:1, 009, 4-37 ISSN: 1303-173 - www.ifdergisi.org 009 Reel Kesim Güven Endeksi

Detaylı

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2016-25. 31 Mayıs 2016. Toplantı Tarihi: 24 Mayıs 2016

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2016-25. 31 Mayıs 2016. Toplantı Tarihi: 24 Mayıs 2016 Sayı: 2016-25 BASIN DUYURUSU 31 Mayıs 2016 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 24 Mayıs 2016 Enflasyon Gelişmeleri 1. Nisan ayında tüketici fiyatları yüzde 0,78 oranında artmış ve yıllık

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 22 Ağustos 2016, Sayı: 33. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 22 Ağustos 2016, Sayı: 33. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni, Sayı: 33 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya 1 DenizBank Ekonomi Bülteni

Detaylı

Enerji Piyasası Reformlarının Elektrik Enerjisi Piyasasına Etkisi: EÜAŞ ve Ayrıcalıklı Şirketler Üzerine Bir Analiz 1

Enerji Piyasası Reformlarının Elektrik Enerjisi Piyasasına Etkisi: EÜAŞ ve Ayrıcalıklı Şirketler Üzerine Bir Analiz 1 YÖNETİM VE EKONOMİ Yıl:2010 Cil:17 Sayı:1 Celal Bayar Üniversiesi İ.İ.B.F. MANİSA Enerji Piyasası Reformlarının Elekrik Enerjisi Piyasasına Ekisi: EÜAŞ ve Ayrıcalıklı Şirkeler Üzerine Bir Analiz 1 Doç.

Detaylı

Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Nisan 2015

Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Nisan 2015 Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Nisan 215 BÜYÜME DÜŞMEYE DEVAM EDİYOR Zümrüt İmamoğlu* ve Barış Soybilgen ** 13 Nisan 215 Yönetici Özeti Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış Sanayi Üretim Endeksi (SÜE)

Detaylı

Turkey Data Monitor Ekonomi Bülteni. 07 Mart 2016 I. KÜRESEL GELİŞMELER

Turkey Data Monitor Ekonomi Bülteni. 07 Mart 2016 I. KÜRESEL GELİŞMELER I. KÜRESEL GELİŞMELER Zayıf ücret artışları, güçlü istihdam artışını gölgede bıraktı ABD de Şubat ayında toplam tarım dışı istihdam 195 bin kişilik beklentilerin belirgin üzerinde 242 bin kişi olarak açıklandı.

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 14 Aralık 2015, Sayı: 39. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 14 Aralık 2015, Sayı: 39. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni 14 Aralık 2015, Sayı: 39 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya İnci Şengül

Detaylı

GÜNLÜK BÜLTEN 04 Nisan 2014

GÜNLÜK BÜLTEN 04 Nisan 2014 GÜNLÜK BÜLTEN 04 Nisan 2014 ÖNEMLİ GELİŞMELER Fitch, Türkiye nin kredi notu ve görünümünü korudu Fitch, Türkiye'nin kredi notunu BBB- olarak korurken, kredi notunun Durağan olan görünümü de değiştirmedi.

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 29 Haziran 2015, Sayı: 17. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 29 Haziran 2015, Sayı: 17. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni, Sayı: 17 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya İnci Şengül 1 DenizBank

Detaylı

İthaf. Bu eseri bize doğruya giden yolu gösteren ve bu doğruyu bulmak için cesaretlendiren sevgili hocamız, Prof. Dr. Özer Ertuna ya ithaf ediyoruz.

İthaf. Bu eseri bize doğruya giden yolu gösteren ve bu doğruyu bulmak için cesaretlendiren sevgili hocamız, Prof. Dr. Özer Ertuna ya ithaf ediyoruz. İhaf Sadi, Gülüsan eserinde der: Bir gün bana, sevimli bir insan hoş kokulu bir kil verdi. Kil e dedim ki: Mis misin, yoksa amber misin? Gönlümü alıp giden kokundan ben sarhoş oldum. Kil: Ben, değersiz

Detaylı

Makine Öğrenmesi 8. hafta

Makine Öğrenmesi 8. hafta Makine Öğrenmesi 8. hafa Takviyeli Öğrenme (Reinforcemen Learning) Q Öğrenme (Q Learning) TD Öğrenme (TD Learning) Öğrenen Vekör Parçalama (LVQ) LVQ2 LVQ-X 1 Takviyeli Öğrenme Takviyeli öğrenme (Reinforcemen

Detaylı

GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014

GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014 GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014 ÖNEMLİ GELİŞMELER ABD de işsizlik başvuruları ve imalat sektörü PMI beklentilerin üzerinde gelirken, ikinci el konut satışlarında 4 aylık aradan sonra ilk kez artış yaşandı

Detaylı

Berlin Ekonomi Müşavirliği Verilerle Türkiye-Almanya Ekonomik İlişkiler Notu VERİLERLE TÜRKİYE-ALMANYA EKONOMİK İLİŞKİLERİ BİLGİ NOTU

Berlin Ekonomi Müşavirliği Verilerle Türkiye-Almanya Ekonomik İlişkiler Notu VERİLERLE TÜRKİYE-ALMANYA EKONOMİK İLİŞKİLERİ BİLGİ NOTU VERİLERLE TÜRKİYE-ALMANYA EKONOMİK İLİŞKİLERİ BİLGİ NOTU Berlin Ekonomi Müşavirliği Temmuz 2011 1 İÇİNDEKİLER Yönetici Özeti...3 1. Almanya dan Türkiye ye Doğrudan Yatırım Hareketleri...4 2. Türkiye den

Detaylı

250 BÜYÜK FİRMA VERİLERİNİN DEĞİŞKEN BAZINDA İNCELENMESİ

250 BÜYÜK FİRMA VERİLERİNİN DEĞİŞKEN BAZINDA İNCELENMESİ 250 BÜYÜK FİRMA VERİLERİNİN DEĞİŞKEN BAZINDA İNCELENMESİ Prof. DR. Necmi GÜRSAKAL I. GİRİŞ Çalışmamızın ilk bölümünde 2002 yılına ilişkin 250 büyük firma verilerini değişken bazında inceleyerek bazı yorumlar

Detaylı

HAFTALIK RAPOR 23 Şubat 2015

HAFTALIK RAPOR 23 Şubat 2015 23Q4 24Q2 24Q4 2Q2 2Q4 26Q2 26Q4 27Q2 27Q4 28Q2 28Q4 29Q2 29Q4 21Q2 21Q4 211Q2 211Q4 212Q2 212Q4 213Q2 213Q4 214Q2 214Q4 HAFTALIK RAPOR 23 Şubat 21 Makro ekonomik değişkenlerin takipteki alacaklar üzerindeki

Detaylı

TÜRKİYE EKONOMİ KURUMU. TARTIŞMA METNİ 2012/25 http ://www.tek.org.tr TÜRKİYE DE CARİ AÇIK TARTIŞMASI. Ercan Uygur

TÜRKİYE EKONOMİ KURUMU. TARTIŞMA METNİ 2012/25 http ://www.tek.org.tr TÜRKİYE DE CARİ AÇIK TARTIŞMASI. Ercan Uygur TÜRKİYE EKONOMİ KURUMU TARTIŞMA METNİ 202/25 hp ://www.ek.org.r TÜRKİYE DE CARİ AÇIK TARTIŞMASI Ercan Uygur Bu çalışma "GAP BÖLGESİNDE DIŞ TİCARET ve TARIM", başlığı ile Prof. Dr. Ercan UYGUR ve Prof.

Detaylı

Türkiye de Elektrik Tüketimi Büyüme İlişkisi: Dinamik Analiz

Türkiye de Elektrik Tüketimi Büyüme İlişkisi: Dinamik Analiz Enerji, Piyasa ve Düzenleme (Cil:2, 2011, Sayfa 49-73) Türkiye de Elekrik Tükeimi Büyüme İlişkisi: Dinamik Analiz H. Mura Eruğrul * Öze Çalışmada Türkiye de elekrik ükeimi büyüme ilişkisi 1998Ç1-2011Ç3

Detaylı

TURİZM GELİŞMESİNİN TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN EKONOMETRİK ANALİZİ

TURİZM GELİŞMESİNİN TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN EKONOMETRİK ANALİZİ T.C. KÜLTÜR ve TURİZM BAKANLIĞI STRATEJİ GELİŞTİRME BAŞKANLIĞI TURİZM GELİŞMESİNİN TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN EKONOMETRİK ANALİZİ UZMANLIK TEZİ Selim DAĞLIOĞLU EKİM - 010 ANKARA T.C. KÜLTÜR

Detaylı

EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2011, No:4

EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2011, No:4 EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2011, No:4 Bu sayıda; Kredi Derecelendirme Kuruluşu Standard and Poor s (S&P) un yerel para cinsinden Türkiye nin kredi not artış kararı değerlendirilmiştir.

Detaylı

Dünya Ekonomisi. Bülteni. İstanbul Sanayi Odası Araştırma Şubesi. Ekim 2012. Dünya Ekonomisine Küresel Bakış 1

Dünya Ekonomisi. Bülteni. İstanbul Sanayi Odası Araştırma Şubesi. Ekim 2012. Dünya Ekonomisine Küresel Bakış 1 Dünya Ekonomisi Bülteni Ekim 2012 İstanbul Sanayi Odası Araştırma Şubesi Dünya Ekonomisine Küresel Bakış 1 IMF tarafından açıklanan World Economic Outlook Ekim 2012 raporuna göre, küresel iyileşme yeni

Detaylı

İSTATİSTİK ANABİLİM DALI

İSTATİSTİK ANABİLİM DALI ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS TEZİ Adnan KARAİBRAHİMOĞLU İNDEKS SAYILARIN KULLANIMI İSTATİSTİK ANABİLİM DALI ADANA, 27 ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ İNDEKS

Detaylı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 5 Ocak 2007

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 5 Ocak 2007 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Ocak 27 ÖZET 2 yılı Aralık ayında tüketici fiyatları yüzde,2 oranında artarak yılı yüzde, oranında artış ile tamamlamıştır. Giyim ve ayakkabı grubu fiyatlarında mevsimsel

Detaylı

Toparlanmanın üçte biri tamam ama bir problemimiz var. Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti

Toparlanmanın üçte biri tamam ama bir problemimiz var. Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti Toparlanmanın üçte biri tamam ama bir problemimiz var Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti TEPAV Politika Notu Ocak 2011 Araştırmanın başlangıç noktası desendir. Edward Leamer İnsan, desen arayan

Detaylı