ÇEK HUKUKUNUN GÜNCEL SORUNLARI

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ÇEK HUKUKUNUN GÜNCEL SORUNLARI"

Transkript

1

2 İSTANBUL TİCARET ODASI YAYIN NO: ÇEK HUKUKUNUN GÜNCEL SORUNLARI SEMPOZYUM ( 4 Ocak 2002 )

3 Bu eserin tüm telif hakları İstanbul Ticaret Odası'na (İTO) aittir. İTO'nun ve yazarının ismi kaydedilmeli koşuluyla yayından alıntı yapmak mümkündür. Ancak, İTO'nun yazılı izni olmadan yayının tamamı veya bir bölümü kopyalanamaz, çoğaltılamaz, ticari amaçlarla kullanılamaz. Bu kitapta öne sürülen fikirler konuşmacılara aittir. İstanbul Ticaret Odası'nın görüşlerini yansıtmaz. Mart 2002 İTO - İstanbul isbn İTO yayınları için ayrıntılı bilgi Etüt ve Araştırma Şubesi Ticari Dokümantasyon Servisi'nden edinilebilir. Tel Faks E. Posta (212) / (212) [email protected] BASKI: SU MATBAACILIK LTD. ŞTİ. Adres Göktaş Sok. 5/15 Çemberlitaş / İSTANBUL Tel (212) Faks (212)

4 İÇİNDEKİLER İçindekiler 3 Önsöz 5 Kanun ve Öntasarı 7 Sunuş Konuşmaları.23 Prot Dr. Nuri Çelik (İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı).24 Prot Dr. İsmail Özaslan (İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı - İstanbul Ticaret Odası Genel Sekreteri) Prot Dr. Hikmet Sami Türk (Adalet Bakanı) 27 Birinci Oturum.37 Başkan - Prof. Dr. A. Sait Sevgener (İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü) Tebliğ: Dr. Mustafa Tören Yücel (Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürü) - Çek Suçları Kriminolojisi Tebliğ: Doç. Dr. Oğuz Atalay (Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi) - Hukuk Sistemimizde Çek Uygulaması 54 Birinci Oturum Sorular - Yanıtlar 60 İkinci Oturum 63 Başkan - Şener Güngör (Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanı) Tebliğ: Keskin Kaylan (Yargıtay 6. Ceza Dairesi Üyesi) Sayılı Çek Kanunu, Çek Kanunu'nun Uygulanmasında Ortaya Çıkan Sorunlar ve Yargıtay Kararlan 68

5 4. Tebliğ: Dr. Haluk Çolak (Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü Daire Başkanı) Sayılı Kanunun Uygulamasında Bankaların Özen Yükümlülüğü İle Karşılıksız Çek Keşide Etmek Suçunun Cezaî Hüküm ve Sonuçları 82 İkinci Oturum Sorular - Yanıtlar 104 Üçüncü Oturum 107 Başkan - Prof. Dr. Seza Reisoğlu Tebliğ: Prof. Dr. Aslan Gündüz (Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi) - Karşılıksız Çek Suçları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 4. Protokoldün 1. Maddesi ve Anayasanın Yeni Hükmü Tebliğ Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer - Çekle Ödemenin Düzenlenmesi Hakkındaki Ön Tasarının Açıklanması ve Değerlendirilmesi 119 Üçüncü Oturum Sorular - Yanıtlar 131

6 ÖNSÖZ Ülkemizde kullanımına sıkça rastlanan ve bir ödeme vasıtası olmasının yanı sıra özellikle üyelerimiz açısından alacağın tahsili hususunda bir güvence olarak kabul edilen çek ile ilgili yasal düzenlemelerde anayasal açıdan yaşanan gelişmeler, yeni bir yasal düzenlemeyi zorunlu kılmıştır. Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde gerçekleştirilen kanunlaştırma hareketleri kapsamında 3 Ekim 2001 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasamızın 38. maddesine; "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz" hükmü Avrupa Sözleşmesi Ek 4 No'lu Protokol uyarınca eklenmiştir. Böylelikle anayasal açıdan sözleşmeden kaynaklanan ekonomik nitelikli suçlarda özgürlüğü bağlayıcı her türlü müeyyidenin uygulanması imkanı ortadan kaldırılmıştır. Sözkonusu değişikliğin bir sonucu olarak da 3167 sayılı "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun"un 16. maddesinde düzenlenerek hapis cezası öngörülmüş olan karşılıksız çek suçlarına bundan böyle nasıl bir müeyyide öngörülebileceği konusunda bir boşluk oluşmuş ve Odamızın da öteden beri savunmuş olduğu "Ekonomik suçlarda ekonomik cezalar öngörülmesi." görüşü doğrultusunda düzenlemeler yapılması ihtiyacı doğmuştur. Sözkonusu anayasa değişikliği neticesinde ticari hayatın gereği olan güven ve hızlılık ilkeleri kapsamında büyük önem arz eden çek kullanımı itibarını kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıya kalmış, ticari ve adli mekanizmalar durma noktasına gelmiştir. Anayasa değişikliklerine paralel olarak Çek Hukuku'nda sözkonusu olacak yenilikler arifesinde İstanbul Ticaret Üniversitesi ile işbirliği içinde düzenlenen "Çek Hukukunun Güncel Sorunları" konulu sempozyumda bilim ve ticaret dünyası bir araya getirilerek; yürürlükteki kanunda olması gereken değişiklikler ile ülkemizde çeki en fazla kullanabilecek olan ticari hayatın temsilcilerinin bu değişikliklere bakışı ortaya konmaya çalışılmış ve sempozyum ses kayıtları kitap haline getirilerek geniş bir kitleyi ilgilendiren^bu konuda daha fazla kişiye ulaşmak hedeflenmiştir. Sempozyumumuza göstermiş oldukları ilgi ve katkılardan dolayı başta Adalet Bakanı Sayın Prof. Dr. Hikmet Sami Türk olmak üzere, konuya ilişkin kanun tasarısını hazırlayan Komisyon Başkan Sayın Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer'e, Adalet Bakanlığı ve Yargıtay'ın Değerli Üyelerine, değerli bilim adamlarına ve tüm katılımcılara şükranlarımızı sunarım. Ayrıca bu sempozyumun düzenlenmesinde bizimle işbirliği içinde olan İstanbul Ticaret Üniversitesi'ne özellikle teşekkür ederken, yayınımızın hukuk ve ekonomi camiasına yararlı olmasını dilerim. Genel Sekreter Prof. Dr. İsmail Özaslan

7

8 Çek İle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun & Ön Tasarı

9

10 ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLENMESİ VE ÇEK HAMİLLERİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN (3167) Kapsam: Madde 1- Bu Kanun çek kullanımı hakkındaki esasları, çek hamillerinin korunmasına dair tedbirleri ve uygulanacak müeyyideleri düzenler. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır. Genel mesuliyet: Madde 2- Bankalar, çekle işleyecek hesap açarken çek karnesi verirken ve bu Kanunla kendilerine verilen görev ve mükellefiyetleri yerine getirirken bu işlemlerin gerektirdiği basiret ve itinayı göstermeye mecburdurlar. Çek karneleri: Madde 3- Bankalar, çek karnelerinin her yaprağına, çekle işleyen hesabın bulunduğu şubelerinin adını ve keşidecinin hesap numarasını yazmaya mecburdurlar. Çek karneleri, bankalar tarafından basılır veya bastırılır. Çek karnelerinin baskı şekline dair esaslar Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşü alınarak T.C. Merkez Banka^ sı'nca tespit edilir. ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLEN MESİ VE ÇEK HAMİLLERİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN ÖN TASARISI "Sorumluluk Madde 2.- Bankalar, çek hesabı açmak maksadıyla bu Kanunla kendilerine verilen görev ve yükümlülükleri yerine getirirken, çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklılık ve engel durumu bulunup bulunmadığını, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'ndan sorarlar; ayrıca bu kişinin malî durumu, toplumsal bakımdan şöhreti gibi husu İarın belirlenmesinde gerekli basiret ve özeni gösterirler" "Çek defterleri bankalar Madde 3.- Çek defterleri ca bastınlır. Çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esaslar Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşü alınarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nca saptanır Çek defterlerinin her yaprağına, çek hesabının bulunduğu şubenin adı, hesap numarası ve hesap sahibinin vergi kimlik numarası yazılır; ancak, bunların yazılmamış olması veya

11 (Değişik: 2/4/1998' /3 md.) Bankalar, çek karnesi verdikleri müşterilerinin açık kimlik ve adresleri ile vergi kimlik numaralarını T.C. Merkez Bankası'na bildirmek ve bunlara ilişkin belgeleri hesaplann kapatılmalarını izleyen beşinci yılın sonuna kadar saklamak zorundadırlar. bankalarca baskı şekline ilişkin esaslara aykırı davranıiması çekin geçerliliğini etkilemez tarihli ve 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 692. maddesinde belirtilen unsurlan taşımayan senetler bu Kanun kapsamında kabul edilmez; ancak aynı Kanunun 693 üncü maddesi hükmü saklıdır. Bankalar, çek hesabı açtıranların açık kimlik ve adreslerini saptamak için fotoğraflı nüfus cüzdanı örnekleri ile yerleşim yeri belgelerini, tacir olanların ayrıca ticaret sicili kayıtlarını almak, bunların açık kimliklerini, adreslerini, vergi kimlik numaralarını ve çek hesabının kapatılma hallerini on işgünü içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na bildirmek ve bunlara ilişkin belgeleri hesapların kapatılmalarını izleyen beşinci yılın sonuna kadar saklamak zorundadırlar." İbraz ve ödeme: Madde 4- (Değişik birinci fıkra: 2/4/ /3 md.) Çekle işleyen hesabın bulunduğu banka şubesi, ibraz edildiği anda karşılığı bulunan çeki, ödemek mecburiyetindedir. Çekin karşılığının kısmen bulunması halinde ise bu miktar, ödenir. Muhatap bankanın çek hesabı açılmış olan şubesi dışındaki herhangi bir şubesine ibraz edilen çek, karşılığı o şube tarafından provizyon (karşılık) istenmek ve hamilin vergi kimlik numarası tespit edilmek suretiyle ödenir. Muhatap banka deyimi, çekle işleyen hesabın açıldığı bankayı ifade eder. "Madde 4.- Çek hesabı açılan bankaya muhatap banka denir. Koşullarına uygun ve karşılığı var olan çek, muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde ödenir. Ancak, çek hesabı açılmış olan şubesi dışında herhangi bir şubeye ibraz edilen çek, o şubece provizyon (karşılık) alındıktan ve hamilin vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Çekin karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde bankanın ödeme yükümlülüğü, 10 uncu maddede belirlenen sorumluluk miktan saklı kalmak üzere, çek hesabın-

12 da bulunan miktarla sınırlıdır. 10 uncu maddede belirlenen miktar dahil olmak üzere kısmen ödeme halinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi hamile verilir. Çek hamili, bu fotokopiyle müracaat borçlulanna veya kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerine başvurabileceği gibi; Cumhuriyet savcılığına şikayette bulunurken dilekçesine bu fotokopiyi ekleyebilir ve bunu icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak kullanabilir. Mahkeme veya icra dairesinin istemi halinde çekin aslı bu mercilere gönderilir." Çek karşılığının ödenmemesi: Madde 5- Çekin üzerinde yazılı tutarın kısmen veya tamamen ödenmeyeceğinin tespiti lıalinde, ibraz tarihi ile kısmen veya tamamen ödenmeme sebebi çekin üzerine yazılmak suretiyle hamiline geri verilir. Madde 5.- Çekin ibrazında karşılığının tamamen ödenmemesi veya çek hamili tarafından kısmî ödemenin kabul edilmemesi halinde, ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; çekin ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Keşide gününden önce ibraz edilen çek, karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde hiçbir işlem yapılmaksızın hamiline geri verilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 707 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü saklıdır." Mesaben tesviye: Madde 6- T.C. Merkez Bankası, çeklerin banka şubeleri arasında hesaben tesviyesini sağlayacak tüzelkişiliği haiz sistemi kurmaya ve gözetimi altında yürütmeye yetkilidir. T.C. Merkez Bankası, şubesi bulunmayan

13 yerlerde bu yetkisini uygun göreceği başka bir bankaya devredebilir. Hesaplaşma sisteminin kuruluş ve işleyişi, T. C. Merkez Bankası'nca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir. İhtar: Madde 7- Yeterli karşılığı olmadığı için çeki kısmen veya tamamen ödemeyen muhatap banka, hesap sahibinin kendisinin veya vekil ve temsilcilerinin elinde bulunan bütün çek karnelerini aldığı bankalara geri vermesini, 8 inci madde hükümleri gereğince düzeltme işlemlerini yerine getirmeden bir yıl müddet ile çek keşide edemeyeceğini ve aksine davranışların cezai müeyyideleri gerektireceğini, ibraz tarihini izleyen on işgünü içinde, hesap sahibine iadeli taahhütlü mektupla tebliğ etmek zorundadır. Düzeltme hakkı: Madde 8- Hesap sahibi ihtar mektubunu aldığı veya 12 nci maddeye göre almış sayıldığı tarihten itibaren yedi işgünü içinde çek tutarını veya karşılıksız kalan bölümünü % 10 tazminatı ve gecikme faiziyle birlikte hamil adına muhatap bankaya yatırdığı takdirde çek keşide etme hakkını yeniden kazanır. Düzeltme hakkı, karşılıksız çekin ibraz tarihini takip eden bir yıl içinde ancak iki defa kullanılabilir. Bildirme ve duyuru: Madde 9- Muhatap banka, yeterli karşılığı olmadığı için çekin ödenmediğini ve hesap sahibi hakkında gereken bilgileri, T.C. Merkez Bankası'na "Madde 7.- Yeterli karşılığı bulunmadığı için çeki kısmen veya tamamen ödemeyen muhatap banka, hesap sahibine, kendisine ait bütün çek defterlerini aldığı bankalara geri vermesini, ibraz tarihini izleyen on işgünü içinde iadeli taahhütlü mektupla bildirir." "Madde S.- Çekte yazılı keşide gününe göre hesaplanacak ibraz süresinin bitim tarihinden itibaren en geç on gün içinde çekin karşılıksız kalan kısmını yüzde on tazminatı ve ibraz tarihinden ödeme gününe kadar geçen süre için bu Kanunun 13 üncü maddesine göre hesaplanacak gecikme faizi ile birlikte ödemek suretiyle düzeltme hakkını kullanan, çek keşide etmek hakkını yeniden kazanır." "Madde 9.- Muhatap banka, yeterli karşılığı olmadığı için çekin ödenmediğini ve hesap sahibi hakkında gereken bilgileri, düzeltme hakkının kulla-

14 bildirir. Bildirme, hesap sahibinin düzeltme hakkı yok ise çekin ibraz tarihinden; düzeltme hakkı var ise, düzeltme süresi sona erdiği tarihten itibaren on işgünü içinde yapılır. T.C. Merkez Bankası, durumu en fazla 30 işgünü içinde bankalara duyurur. T.C. Merkez Bankası'nm duyurusuna şube tarafından ıttıla ve herhalde duyuru tarihini takip eden onbeşinci günün bitiminden itibaren, bir yıl süre ile hesap sahibine veya vekil ve mümessillerine çek karnesi verilmez ve çekle işleyecek hesap açılmaz. Bankanın mesul olduğu miktar: Madde 10- Karşılığı bulunmasa veya yetersiz kalsa bile muhatap banka müddetinde ibraz edilen yirmibin liraya kadar olan çekler ile bu miktar üzerindeki her çekin yirmibin lirasını keşidecinin dışındaki hamile ödemeye mecburdur. 7'nci ve 8'inci madde hükümleri saklıdır. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında, karnenin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir kredi sözleşmesi hükmündedir. Birinci fıkrada belirtilen mesuliyet tutarı, Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından yayımlanan 'Toptan Eşya Fiyatları Yıllık İndeksi" ndeki artışlar gözönünde bulundurularak T. C. Merkez Bankası tarafından artırılabilir.(öi7 maddede yeralan mesuliyet tutanj.c.merkez Bankası'mn 7 sıra no'lu Tebliği ile birmilyonbeşyüzbin liraya yükseltilmiştir (R. G: 18/2/ ). nılamaz hale geldiği tarihten itibaren on işgünü içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da otuz işgünü içinde bankalara bildirir/' "Bankanın sorumlu olduğu miktar Madde 10.- Muhatap banka, üzerinde yazılı keşide gününe göre süresinde ibraz edilen çekin karşılığının bulunmaması halinde yüzmilyon liraya kadar ve kısmen karşılığının bulunması halinde ise bu miktarı yüzmilyon liraya tamamlayacak biçimde ödeme yapmakla yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdi kredi sözleşmesi hükmündedir. Yukarıda belirtilen sorumluluk miktarı, Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığınca yayımlanan, toptan eşya fiyatları yıllık endeksindeki değişmeler göz önünde tutularak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir ve Resmî Gazete'de yayımlanır."

15 T.C. Merkez Bankası'nca ilan edilecek hususlar: Madde 11= T.C. Merkez Bankası, çeklerin tahsile alınması ve ödenmesi konusunda bankalararası münasebetleri düzenleyen esaslar ile 7 nci madde gereğince yapılacak ihtarın muhtevasına, 9 uncu madde uyarınca yeterli karşılığı olmayan çek keşide edenlerin bildirilmesine, 7 ve 16 ncı maddeler uyarınca çek hesabı açmaktan ve çek kullanmaktan yasaklananlara ait duyurulara dair hususları Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşünü alarak tesbit eder ve Resmi Gazete'de yayımlar. Tebligat adresi: Madde 12- Bu Kanun uyarınca yapılacak ihtarlar, herhangi bir adres değişikliği bildiriminde bulunulmadığı müddetçe çek hesabı sahibinin hesabı açtırırken bildirdiği adrese yapılmakla geçerli olur. "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasi'nca ilan edilecek hususlar Madde 11,- Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, kendisine bu Kanununun 16 ncı maddesi gereğince çek hesabı açtırmaktan yasaklamaya ve 16ncı maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince yasaklama kararının ortadan kaldırılmasına dair mahkeme kararlarının bildirilmesine ilişkin esas ve usulleri Adalet Bakanlığı'nın; bankalara duyurulmasına ilişkin esas ve usulleri Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşünü alarak belirler ve Resmî Gazete 'de yayımlar. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, yeterli karşılığı olmadığı için ödenmeyen ve daha sonra ödenen karşılıksız çekler ile hesap sahibi hakkındaki bilgilerin bankalardan toplanma ve bankalara duyurulma esas ve usullerini Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşünü alarak belirler ve Resmî Gazete'de yayımlar. Bankalar belirlenen esas ve usuller çerçevesinde bu bilgileri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na gönderirler."

16 ihtara ve yasaklamaya uymayanlar: Madde 13- Bu Kanunun 7 nci maddesi uyarmca banka tarafından yapılan ihtarı aldığı veya almış sayıldığı tarihten itibaren yedi iş günü içinde geçerli bir sebebe dayanmaksızın çek karnelerini geri vermeyenlere, ilgili bankanın ihban üzerine yirmibin liradan ikiyüzbin liraya kadar ağır para cezası verilir. İlgili banka bu ihbarı yapmakla mükelleftir. Kanunun 8 inci maddesinde belirtilen düzeltme işlemi yapılmadığı halde 7 nci maddedeki bir yıllık müddet içinde veya 16 ncı madde gereğince hükmolunan süre içinde çek keşide edenler, fiilleri başka bir suç meydana getirse bile ayrıca üç aydan altı aya kadar hapis ve yirmibin liradan ikiyüzbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Yetkili olmadığı halde çek karnesi basan veya bastıranlar: Madde 14- Bu Kanuna göre çek bastırabilecek kuruluşlar dışında çek karnesi basan veya bastıranlar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 323 üncü maddesi uygulanır. Bankalara uygulanacak cezalar: Madde 15- Bu Kanunun 3,4, 5 ve 13 üncü maddelerinde yazılı mükellefiyetleri yerine getirmeyen veya geciktiren banka hakkında onbin liradan yüzbin liraya kadar ağır para cezasına, 7 ve 9 uncu maddelerinde yazılı mükellefiyetleri yerine getirmeyen ve- Karşılıksız çekte faiz Madde 13.- Çekin karşılıksız kalan miktan için faiz, ibraz tariflinden itibaren, tarihli ve 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümlerine göre saptanır." "Yetkili olmadığı halde çek defteri basan veya bastıranlar Madde 14.- Çek defteri bastırmaya kanunen yetkili kılınanlar dışında olup da, çek defteri basarak veya bastırarak kullanıma sunanlara iki yıldan beş yıla kadar hapis ve ikiyüzmilyon liradan ikimilyar liraya kadar ağır para cezası verilir." "Madde 15.- Bu Kanunun 3, 4, 5, 7, 9 ve 11 inci maddelerinde yazılı yükümlülükleri yerine getirmeyen bankalar hakkında üçyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. Yargılamada bankayı şube müdürü temsil eder."

17 ya geciktiren banka hakkında ise beşyüzbin liradan ikimilyon liraya kadar agırjdara cezasına hükmolun_ur Karşılıksız çek: Madde 16- İbraz süresi içinde veya üzerinde yazılı keşide tarihinden önce, 4 üncü maddeye göre ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması sebebiyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden kişiler bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. Mahkeme ayrıca işlenen suçun mahiyetine göre bir yıl ile beş yıl arasında belirleyeceği bir müddet için failin bankalarda çek hesabı açmasının ve çek keşide etmesinin yasaklanmasına karar verir. Yasaklama karan bütün bankalara duyurulmak üzere T. C. Merkez Bankası'na bildirilir. (Değ.: /1 md.) Bu fiillerden dolayı takibat yapılması çek hamilinin şikayetine bağlıdır.şikayet süresi çekin bankaya ibraz tarihinde başlar. Şikayetten vazgeçmekle, kamu davasının ve cezanın ortadan kaldınlmasına karar verileceği gibi,keşidecinin çek bedelinin karşılıksız kalan kısmını % 10 tazminatı ve gecikme faizi ile birlikte muhatap bankaya veya herhangi bir şubesine yatırmış bulunması halinde de,vazgeçme şartı aranmaksızın,kamu davasının ve cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilir. Fiili işleyenin 8 inci maddeye göre düzeltme hakkını kullanmak suretiyle hamilin zararını karşılamış olması veya düzeltme hakkı yoksa, anılan maddede belirtilen müddet içinde çek bedelinin karşılıksız kalan kısmı- 'Madde 16.- Keşide gijnüne göre ibraz süresi içinde 4 üncü madde uyan nca ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahipleri veya yetkili temsilcileri, kanunların ayrıca cezalandırdığı haller saklı kalmak üzere, çek bedeli tutan kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar Birinci fıkradaki suçun, organ veya temsilcisi tarafından yaranna işlenmesi halinde özel hukuk tüzelkişisi de sorumludur. Mahkeme, ayrıca işlenen suçun niteliğine göre bir yıl ile beş yıl arasında belirleyeceği bir süre için hesap sahiplerinin ve yetkili temsilcilerinin çek hesabı açtırmalannın yasaklanmasına karar verir. Yasaklanma karan bütün bankalara duyurulmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na bildirilir. Kısmen veya tamamen karşılıksız çıkan her çek yaprağı ayn bir suç oluşturur." "Yasaklamaya uymayanlar Madde 16a.- Bu Kanunun 16 ncı maddesi gereğince hükmolunan yasaklama süresi içinde çek hesabı açtıranlara bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir Hakkında yasaklama kararı verilmiş kişilere çek hesabı açan bankalara üçyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar ağır para ceza-

18 nı %10 tazminatı ve gecikme faizi ile birlikte muhatap bankaya veya herhangi bir şubesine yatırmış bulunması halinde şikayet hakkı doğmaz. sı verilir." "Soruşturma ve kovuşturma görevli ve yetkili mahkeme usulü, Madde 16b,' Bu Kanunun 16 ncı maddesinde yer alan suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması, hamilin, çeki elinde bulundurmaları koşulu ile ödemede bulunan cirantanın veya kanunî veya akdî teminatı nedeniyle tam ödemede bulunan bankanın şikayetine bağlıdır. Bu suçlara çekin ibraz edildiği yer asliye ceza mahkemesinde bakılır. Çekin karşılığının bulunmaması nedeniyle şikayet hakkı, bu kanunun 8 inci maddesinde belirtilen miktarın yatıniması için öngörülen sürenin dolduğu tarihte; ihtiyatî tedbir karan veya ödeme yasağı nedeniyle süresi içinde ibrazında çek hakkında işlem yapılmaması halinde ise, ihtiyatî tedbir kararının veya ödeme yasağının kalktığı tarihte doğar. Hükmün kesinleşmesinden sonra şikayetten vazgeçildiğinde de, hükmün bütün cezaî sonuçlan ortadan kalkar. Bu Kanuna göre şikayette bulunan kişiler, şikayet anından itibaren katılan sıfatını kazanırlar. Katılan, ceza davasını kendisi veya vekil aracılığı ile takip etmek zorundadır. Katılan veya vekili duruşmaya gelmez veya ara vermeyi izleyen duruşmaya vekil de göndermezse, şikayetten vazgeçmiş sayılır. Katılan veya vekilinin haklı mazereti halinde bu hüküm uygulanmaz. Şikayetten vazgeçme veya vaz-

19 geçmiş sayılma nedeniyle davanın düşmesi halinde katılan, ödeme nedeniyle davanın düşmesi veya cezanın ortadan kaldınlması halinde sanık veya hükümlü, yargılama giderlerinden sorumlu olur." "Davanın açılmasına engel olan, davayı düşüren ve cezayı ortadan kaldıran nedenler Madde16c.- 1. Aşağıda belirtilen koşulların yerine getirilmesi halinde ceza davası açılmaz: a) Bu kanunun 8 inci maddesinde gösterilen düzeltme hakkının kullanılması, b) Bu kanunun 8 inci maddesinde belirtilen süre geçtikten sonra ve henüz dava açılmadan önce çek tutarı veya karşılıksız kalan kısmı ile çek tutanna veya karşılıksız kalan kısmına ait yüzde yirmi tazminatın ve çekin ibrazından ödeme tarihine kadar geçen süre içinde bu kanunun 13 üncü maddesine göre hesaplanacak gecikme faizinin ödenmesi. 2. Dava açıldıktan hüküm kesinleşinceye kadar geçen süre içinde, çek tutarı veya karşılıksız kalan kısmı ile çek tutarına veya karşılıksız kalan kısmına ait yüzde otuz tazminatın ve çekin ibrazından ödeme tarihine kadar geçen süre içinde bu kanunun 13 üncü maddesine göre hesaplanacak gecikme faizinin ödenmesi halinde ceza davası düşer. 3. Hüküm kesinleştikten sonra çek tutarı veya karşılıksız kalan kısmı ile çek tutarına veya karşılıksız kalan kısmına ait yüzde kırk tazminatın ve

20 çekin ibrazından ödeme tarihine kadar geçen süre içinde bu Kanunun 13 üncü maddesine göre hesaplanacak gecikme faizinin ödenmesi halinde bütün cezai sonuçları ile birlikte hüküm ortadan kalkar 4. Yukandaki fıkralarda belirtilen ödemeler hamile veya hamile ödenmek üzere muhatap bankaya yapılabilir." dönüş "Hürriyeti bağlayıcı cezaya türme yasağı Madde 16d,- Bu kanunun 15 ve 16 ncı maddeleri gereğince hükmolunan para cezalan ödenmediğinde hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülmez." Geçici Madde 1- (3167 sayılı Kanunun kendi numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.) Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, karşılıksız çek keşide etmiş olanlar hakkında hazırlık tahkikatına başlanmış veya dava açılmış ve mahkûmiyet hükmü kesinleşmemiş olduğu takdirde; a) Yürürlük tarihini takip eden üç ay içinde çek tutarının veya karşılıksız kalan bölümünün % 10 tazminatı ve gecikme faizi ile birlikte muhatap bankaya veya herhangi bir şubesine yatırılması, b) Çek tutarı ödenmemiş olsa bile şikayetten vazgeçilmiş olması, o) Çek tutarının daha önce ödenmiş bulunması, Hallerinde, hazırlık tahkikatında GEÇİCİ MADDE 1,- Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce karşılıksız çekler hakkında açılmış bulunan davalarda bu tarihten sonra yapılacak ilk duruşmada hazır bulunmayan şikayetçiye, ilk duruşmada hazır bulunması veya bir vekil ile kendini temsil ettirmesi, duruşmaya gelmediği veya vekil de göndermediği takdirde şikayetten vazgeçmiş sayılacağı hususunda, şikayetçinin şikayet dilekçesinde belirttiği veya mahkemeye bildirdiği adrese davetiye çıkanlır. Davetiye tebliğine veya tebliğ edilmiş sayılmasına karşın duruşmaya gelmeyen veya vekil de göndermeyen şikayetçinin şikayetinden vazgeçmiş sayılmasına karar verilir Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 3167 sayılı Kan un'un 16 ncı maddesinin kapsamına giren suç nedeniyle

21 takibata yer olmadığına, açılmış davaların düşürülmesine karar verilir. a) Hükümlü ve tutuklu bulunanların bu hallerinin derhal sona erdirilmesine ve tahliyelerine, b) Bu kanunun yürürlük tarihinden itibaren üç ay içinde bunların dosyalarının ele alınarak hükümlüler hakkındaki hapis cezalarının ağır para cezasına dönüştürülmesine, tutuklular hakkında talep edilmiş olan hapis cezalan yerine ağır para cezasına hükmedilmesine Mahkemesince karar verilir. GEÇİCİ MADDE 2.- Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 3167 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi hükümlerine aykırı fiillerden dolayı yapılmakta olan hazırlık soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına; görülmekte olan kamu davalannın ortadan kaldırılmasına karar verilir. Bu suçlardan dolayı verilen mahkumiyet hükümleri bütün kanunî sonuçları ile birlikte ortadan kalkar. GEÇİCİ MADDE 3.- Bu kanunun 9 uncu maddesi ile değiştirilen 3167 Sayılı Kan un'un 11 inci maddesinde yer alan esas ve usuller belirleninceye kadar muhatap bankalarca yeterli karşılığı olmadığı için ödenmeyen çekler ile sonraki ödemelere ilişkin bilgiler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na bildirilir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nca da bu bilgilerin bankalara duyurulmasına devam olunur. GEÇİCİ MADDE 4.- Bankalar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nca belirlenen esaslara uygun olarak, bu Kanunun yayımını izleyen üç ay için-

22 de yeni çel< defterleri bastırırlar. Bankalar, bu kanunun yayımını izleyen üç ayın sonuna kadar müşterilerine yeni çek defterlerini verir ve ellerindeki eski çek defterlerini imha ederler. Bankaların, müşterilerine bu kanunun yayımını izleyen üç ayın sonuna kadar verdikleri çek defterlerinden ötürü 3167 Sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi uyarınca sorumluluklan her çek yaprağı için beşmilyon liradır. Yürürlük: Madde 17- Bu Kanunun 1, 2, 4, 5 ve 16 ncı maddeleri ile Geçici Maddesi Kanun'un yayımı tarihinde, diğer maddeleri yayımından altı ay sonra yürürlüğe girer. MADDE 18.- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme: Madde 18- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. MADDE 19.- Bu kanun Bakanlar Kurulu yürütür. hükümlerini

23 TARİHLİ VE 3167 SAYILI ANA KANUN'A İŞLENEMEYEN GEÇİCİ MADDELER: I) tarihli ve 3863 Sayılı Kanun'un geçici maddesi: Geçici Madde- Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce mahkumiyet hükmü kesinleşmiş veya hüküm infaz edilmiş ise,yürürlük tarihini takip eden 3 ay içinde çek tutarmm veya karşılıksız kalan bölümünün %10 tazminat ve gecikme faizi ile birlikte muhatap Bankaya veya herhangi bir şubesine yatırılması veya yine bu sürede şikayetten vazgeçilmiş olması halinde kamu davası ve cezanın bütün neticeleri ile ortadan kaldırılmasına karar verilir. {Maddede ye rai an " 3 ay içinde", Ve" yine bu sürede" sözcükleri mahkumiyet hükmü kesinleşmişler yönünden Anayasa Mahkemesinin 11/1/1994 tarih ve E. 1993/29, K. 1994/1 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.) ANAYASANIN 38. MADDESI'NE EKLENEN FIKRA: doğan bir yükümlülüğü yerine getire alıkonulamaz." "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden memesinden dolayı özgürlüğünden

24 SUNUŞ KONUŞMALARI Prof. Dr. Nuri Çelik İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Özaslan İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı & İstanbul Ticaret Odası Genel Sekreteri Prof. Dr. Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı

25 İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DEKANI, PROF. DR, NURİ ÇELİKİN SUNUŞ KONUŞMASI Sayın Bakanım, Üniversitemizin Sayın Mütevelli Heyet Başkanı, Sayın Rektörüm, değerli konuklar ve değerli basın mensupları, Fakültemiz tarafından düzenlenen bu ilk toplantıyı açmanın heyecanı ve mutluluğu içinde, hepinize hoş geldiniz diyor, bizleri onurlandırdığınız için şükranlarımızı sunuyorum. Üniversitemizin ve Hukuk Fakültemizin temel amacı, mesleki bilgisini İngilizce ile birlikte kullanabilen ve geliştirebilen nitelikli insan yetiştirmektir. Bu hedef doğrultusunda sadece ulusal hukuku değil, küreselleşen dünya koşullarına, teknolojik, ekonomik ve sosyal gelişmelere uyum sağlayan, uluslararası ve uluslarüstü hukuk kurallannı ve uygulamalarını bilen hukukçular için gerekli eğitimi vermek durumundayız. Fakültemiz bu amaçla, klasik ve zorunlu lisans eğitimine dayalı ders programlarını, değişen ülke ve dünya koşullarını dikkate alan, seçimlik derslerle güçlendirmeyi planlamış bulunmaktadır. Programımızda yer alan, Uluslararası Ticaret Hukuku, Uluslararası İnsan Hakları, Çevre Hukuku, Avrupa Birliği Hukuku, Tüketici Hukuku, Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku, Sermaye Piyasası Hukuku, Rekabet Hukuku, Uluslararası Tahkim bu amaca yönelik derslerdir. Lisansüstü ders programlarımız da aynı hedef doğrultusunda gerçekleştirilecektir. Fakültemizin faaliyetleri, sadece lisans ve lisansüstü ders programlarını gerçekleştirmekten ibaret olmayacaktır. Hukuk uygulamalarını izlemek suretiyle ülkemizin temel ve güncel sorunlarının çözümüne katkı sağlayıcı bilimsel toplantılar düzenlemeyi de amaçlamış bulunmaktayız. Bunlardan ilkini, bugünkü sempozyum oluşturmaktadır. Bu yoldaki faaliyetlerimizi sürdürmek istiyoruz. Hukuk mevzuatımızın yenilenmesine ilişkin gelişmeler de bunu gerekli kılmaktadır. Uzun uygulama yıllarından sonra hukuk mevzuatımız değişen dünya ve ülke koşullan gereklerine cevap veremez hale gelmiştir. Bu ihtiyacı karşılamak üzere. Anayasa değişiklikleri ve yıllardır üzerinde çalışılan yeni Medeni Kanun kısa bir süre önce kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Bunu hazırlık çalışmaları devam eden. Borçlar Kanunu, Ceza Kanunu ve diğer kanunların izleyeceğini umuyoruz. Böylesine önemli kanunlaştırma ile ilgili gelişmelerin, faaliyetlerimize yansıyacağı kuşkusuzdur. Bu sempozyumun gerçekleşmesinde, maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen İstanbul Ticaret 0dası'nın ve Üniversitemizin değerli yöneticileriyle mensuplarına, sempozyumun programının hazırlanmasında, en büyük katkıyı sağlayan muhterem hocamız, Sayın Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer'e şükranlarımızı sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

26 İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ MÜTEVELLİ HEYET BAŞKANI İSTANBUL TİCARET ODASI GENEL SEKRETERİ PROF. DR, İSMAİL ÖZASLAN1N SUNUŞ KONUŞMASI Sayın Bakanım, Değerli konuklarımız, Sevgili katılımcılar. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, yeni yılın ülkemize ve halkımıza mutluluklar getirmesini diliyorum. İstanbul Ticaret Üniversitesi ile ortaklaşa düzenlediğimiz ve Çek Hukuku'nun güncel sorunlarını ele alacağımız sempozyumumuza hoş geldiniz. Sözlerime eğitim hayatına bu yıl başlayan İstanbul Ticaret Üniversitesi'ne bir kez daha başarılar dileyerek başlamak istiyorum. İstanbul Ticaret Odası olarak, yıllardır ülkemizin kalkınması, ekonomimizin geliştirilmesi için gayret sarfetmekteyiz. Ülkemizin Cumhuriyet tarihinin en ciddi krizini yaşadığı bu günlerde, yoğun gündemimiz arasında temel sorunlarımızı ve güncel problemlerimizi de çözmek zorunda olduğumuzu unutmamak gerekmektedir. Bu çerçevede. Odamız karar alıcılara ve diğer ilgililere yardımcı olmak ve çalışmalarına katkıda bulunmak üzere araştırmalar, etütler hazırlamakta; toplantılar, paneller düzenlemektedir. Bu çalışmalar sayesinde ortaya çıkan görüş ve önerileri de, antipatik olmayı da göze alarak, her platformda yıllardır ısrarla dile getirmekte; doğruları belirtmekten kaçınmamaktadır. İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin eğitime başlaması ile ülke kalkınmasında ticari alandaki mücadelemizin, akademik hayata da aktarılacağına olan inancımı dile getirmek isterim. Bundan yaklaşık 20 yıl önce de çek kullanımına ilişkin sorunlar gündemde idi. Özellikle çek karnelerinin basım ve dağıtımında özensiz davranılması, karşılıksız ve ödenmeyen çekler ticari hayatta büyük sıkıntı ve aksamalara neden olmuştu. Bunun üzerine 1985 yılında çıkarılan 3167 sayılı Kanun'la çek kullanımına yeni düzenlemeler getirilmiştir. Böylece karşılığı olmadan keşide edilen çekler için müeyyideler ağırlaştırılmıştır. Bir süre için hafiflemiş görünen çek kullanımına ilişkin sorunlar tüm düzenlemelere rağmen kronik enflasyon ve adalet mekanizmasındaki gecikmeler nedeniyle ciddi şekilde artmıştır. Yıllardır çek senet mafyasından söz edildiği bir ortamda mevzuatın yeniden düzenlenmesi gecikerek de olsa gündeme gelmiştir. Çek hepimizin bildiği üzere ticari hayatımızın vazgeçilmez unsurlarından birisidir. İş yaşamında etkinliğin artmasında önemli rol oynamaktadır. Ancak ülkemizin içinde bulunduğu kronik yüksek enflasyon ortamında karşılıksız çek meselesinde de anormal bir artış olduğu inkar edilemez yılında 1999 yılına göre karşılıksız çek olaylarında yüzde 200'lük bir artış yaşanmıştır. Asliye Ceza Mahkemeleri'ndeki iş yükünün yüzde 60'ını karşılıksız çek suçları oluş-

27 turmaktadır. Halen mahkemelerde 2 milyonun üzerinde karşılıksız çek davası görülmektedir. Türk Yargı Sistemi kilitlenmiş durumdadır. Dolayısıyla çek kullanımı olması gereken düzeyin altındadır. Bu şekilde kayıt dışı ekonomiyle mücadele de zorlaşmaktadır. Çek uygulamasına güvenin arttırılması için karşılıksız çek kullanımını caydırıcı acil önlemler alınmalıdır. İçinde bulunduğumuz ortamda çekin etkin bir hukuki korumaya sahip olması önem arz etmektedir. Ülkemizde yaşanan son anayasa değişikliğinden sonra, konu ile ilgili yasal düzenlemelerde de önemli değişiklikler yapılacaktır. Bizler İstanbul Ticaret Odası camiası olarak öteden beri gerçek bir tacirin ekonomik bir sebepten dolayı özgürlüğünün kısıtlanmasının yanlış olduğunu dile getirmekteyiz. Son anayasa değişikliği ile hapis cezası yaptırımı kaldırılmıştır. Bizlerin de uzun zamandır savunduğu ekonomik suçlara ekonomik yaptırımların uygulanması yönünde düzenlemeler artık zaruridir. Ama bu görüşlerimiz tamamıyla gerçek işadamları ve firmalar içindir. Sahte, naylon işletmeler ve sahtekar, sözde işadamları bahis dışıdır. Dünyanın bir çok yerinde karşılıksız çek meselelerinde özgürlüğü bağlayıcı cezalar yerine caydırıcı oranlarda ekonomik cezalar uygulandığı görülmektedir. Hatta Almanya'da işin içinde aldatma, kasıt ve sahtekarlık bulunması halinde hapis cezasının bile uygulanabilmekte olduğu bilinmektedir. Karşılıksız çek kullanımını önlemek için bankaların da gereken hassasiyeti göstermesi gerekmektedir. Bankaların çek karnelerini dağıtırken özenle davranmaları için belirli mali yükümlülüğü de kapsayan gerekli yasal düzenlemeler acilen hayata geçirilmelidir. Sayın Bakanım, değerli katılımcılar. Bugün burada hem konunun yetkilileri, hem ilgilileri ve hem de değerli hocalarımız bulunmaktadır. Sözlerimi daha fazla uzatmak istemiyorum. Değerli konuşmacılarımız konuyu ayrıntıları ile ele alarak hem uygulamadaki meseleler hem de hazırlanan tasarıda öngörülen değişiklikler üzerinde tartışacaklardır. Bugün burada ortaya çıkacak değerlendirme ve önerilerin hayata geçirilmesini Odamız, başta Adalet Bakanlığı'mız olmak üzere ilgililer nezdinde takip edecek ve gereken çabayı gösterecektir. Sözlerime son vermeden önce, başta Sayın Bakanımız olmak üzere tüm konuklarımıza, değerli konuşmacılarımıza ve ortaklaşa düzenlediğimiz bu sempozyumda bize ev sahipliği yapan İstanbul Ticaret Üniversitesi'ne teşekkür eder, sempozyumumuzun ülkemiz ekonomisi ve hukuk sistemimiz açısından faydalı sonuçlar yaratmasını dilerim.

28 ADALET BAKANI PROF. DR, HİKMET SAMİ TÜRK'ÜN SUNUŞ KONUŞMASI İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin Sayın Mütevelli Heyeti Başkanı, Sayın Dekan, Sayın Yargıtay Daire Başkanı, Değerli Öğretim Üyeleri, değerli konuklar, değerli basın mensupları. Hava muhalefeti sebebiyle oluşan tüm bu olumsuz koşullara rağmen salonda benim görüşümle çok seçkin bir izleyici topluluğu var. Her durumda bu günkü Seminerin -üstelik bütün konuşmalar da kaydedildiğine göre- çok yararlı olacağına inanıyorum yılı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çok yoğun yasama çalışmalanyla geçmiştir. Çeşitli kanunlar çıkarılmıştır. Bunlar arasında ikisi çok büyük önem taşımaktadır. Birincisi, 1982 Anayasası'nda tarih ve 4709 sayılı Kanunla yapılan en kapsamlı değişikliğin gerçekleştirilmiş olmasıdır. İkincisi, 50 yıldan beri üzerinde çalışılan yeni Türk Medenî Kanunu'nun kabul edilerek yürürlüğe konulmasıdır. Türk Medenî Kanunu'nun çıkarılmasıyla başlayan temel kanunların yenilenmesi çalışmaları, bu yıl ve sonraki yıllarda da devam edecektir. Anayasa'da yapılan değişiklikler, bizim bu değişikliklerin gerektirdiği uyum kanunlarını çıkarmamızı zorunlu kılmaktadır. Bunlardan birisi, tarih ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'la ilgilidir. Aslında burada değişikliğe neden olan düzenleme, Türkiye'nin daha önce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek 4. Protokol'ü onaylamasıyla bizim hukukumuzun bir parçası olmuştu. Ancak şimdi 4. Protokol'ün 1. maddesinde yer alan ve hiç kimsenin yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getirememesi nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağını belirten hüküm, artık Anayasamızın 38. maddesinde de bir fıkra olarak yer almaktadır. Böylece daha önce zaten iç hukukumuzun bir parçası olan bir hüküm, şimdi bir Anayasa hükmü hâline gelmiştir. Dolayısıyla bu hükmün gerektirdiği uyum kanununu çıkarmak zorundayız. Türkiye'de bu konuda bir bekleyiş vardır. Mahkemelerin de ya uyum kanunu çıkarılıncaya kadar önlerindeki konularda bekleme yoluna gittiklerini, ya da konuyu itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne sunduklarını görüyoruz. Bildiğim kadarıyla hâlen Anayasa Mahkemesi önünde itiraz yoluyla yapılmış 30 başvuru vardır. Sanıyorum ki, Anayasa Mahkemesi önümüzdeki günlerde bunları ele almak durumunda olacaktır. Ancak bu arada Yargıtay da, konuyla ilgili olarak bir tutum belirlemiştir. Önce Yargıtay 10. Ceza Dairesi, uyum kanununun beklenmesi düşüncesiyle, bakmakta olduğu bir davada hükmün bozulmasına karar vermiştir tarih ve Esas 2001/12536, Karar 2001/22808 sayılı bu kararda şöyle denilmektedir: "17 Ekim 2001 tarih mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

29 4709 Sayılı Kanun'un 15. maddesiyle değiştirilen Anayasa'nın 38. maddesinin son fıkrası karşısında yasal düzenlemenin ne olacağının belirlenmesi açısından acilen uyum yasası çıkartılması zorunluluğu da nazara alınarak sonucun beklenilmesi ve buna göre yeniden takdir ve değerlendirme yapılarak, uygulama yapılmasında zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiş; sanığın temyiz itirazlan bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan başka yönleri incelenmeksizin fıükmün bozulmasına gününde oybirliğiyle karar verildi." Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu karara karşı Yargıtay Ceza Kurulu nezdinde kararın kaldırılması istemiyle itirazda bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, özetle, bir uyum yasası çıkarılması ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan bir konu olduğuna göre, 3167 sayılı Kanun'un 16. maddesinin Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğu kabul edilecek olsa bile ya bu konuda itiraz yoluna gidilmesi, yani iptal istemiyle konunun Anayasa Mahkemesi'ne sunulması, ya da yürürlükteki Kanun'a göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle 10. Ceza Dairesi kararının kaldırılmasını istemiştir. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu görüşe katılmamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, konuyu çeşitli yönleriyle tartışarak, Özel Daire kararını onaylamış; daha doğrusu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazını reddetmiştir. Bu kararın bir bölümünü okumakla yetineceğim. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na göre; "Karşılıksız çek keşide etme suçunda mevcut düzenleme, yaptırımı özgürlüğü bağlayıcı ceza olması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesinin 9. fıkrasındaki kuralla çelişmektedir. Üst norm olan ve lefıe bulunan Anayasa hükmüyle çelişen bir kuralın uygulanabilirliğinden söz edilmesine olanak bulunmadığından çelişkiyi gideren bir yasal düzenleme yapılmasının beklenmesinde ve buna göre sanıkların hukukî durumlarının değerlendirilmesinde zorunluluk mevcuttur. Bu itibarla Özel Daire bozma karan yerinde olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir." Bu kararlar ve mahkemelerimizde görülen eğilim, karşılıksız çekle ilgili uyum kanununun en kısa zamanda çıkarılmasını zorunlu kılmaktadır. Bilindiği gibi çek, bir kambiyo senedi olup olmadığı tartışmalı olmakla birlikte, Türk Ticaret Kanunu'nun "Kıymetli Evrak" kitabında "Kambiyo Senetleri" arasında düzenlenmiştir. Ama çek, bir kredi aracı değil, poliçe ve bonodan farklı olarak bir ödeme aracıdır. Karşılıksız çek sorunu ise, öteden beri hukukumuzda önemli bir konu olagelmiştir. Ancak 1926'da kabul edilen eski Ticaret Kanunu'ndan sonra karşılıksız çekle ilgili bir ceza yaptırımı getirilip getirilmemesi konusu tartışılmış ve o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir yorum kararıyla olayda eğer dolandırıcılık fiilinin unsurları varsa bunun yeterli olacağını, ayrı bir düzenleme yapmaya gerek olmadığını kabul etmiştir yılına kadar uygulama bu doğrultuda devam etmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nda karşılıksız çek konusuyla ilgili herhangi bir düzenleme yoktur. Ama vaktinde ibraz edilmiş bir çek muhatap banka tara-

30 fından ödenmediği takdirde elbette müracaat borçlularına başvurmak olanağı vardır. Ayrıca diğer kambiyo senetleri gibi çekle ilgili özel takip usulleri, İcra ve İflâs Kanunu'nda düzenlenmiş bulunmaktadır. Ama 1985 yılına kadarki uygulamada, eğer ortada dolandırıcılık fiilinin unsurları yoksa başka bir ceza yaptırımı söz konusu değildi yılında bir ödeme aracı olarak çeke olan güvenin artırılması, çek kullanımının yaygınlaştırılması düşüncesiyle, uygulamada kısaca "3167 Sayılı Kanun" olarak adlandırılan Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Bu Kanun, karşılıksız çeki -şüphesiz çek düzenleme konusunda keşidecinin iradesi aranmakla birlikte- özel bir kasıt aramaksızın bir şeklî suç hâline getirmiştir. Yani bir çek, muhatap bankaya ibraz edildiği zaman karşılığı kısmen veya tamamen yoksa, bunun sebebi ne olursa olsun, keşidecinin kastı aranmaksızın; sadece bu olgu, doğrudan doğruya bir suç konusu oluşturmaya başlamıştır. Kısmen veya tamamen ödenmeyen çek dolayısıyla bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası getirilmiştir. Ayrıca bankalarda çek hesabı açtırma ve çek keşide etme hakkından yoksun kalma gibi birtakım yasaklar, çek karnelerini geri verme gibi birtakım yaptırımlar öngörülmüştür. Aslında çek bir ödeme aracı olduğu, bir kredi aracı olmadığı için; çekte vade söz konusu değildir. Ama bilindiği gibi, çekin ileri tarihli olarak keşide edilmesi olanağı vardır. Buna "postdaté" çek denilmektedir. Bu tür çekler, bir anlamda keşide edenle lehtar arasında bir centilmenlik anlaşmasını ifade etmektedir. Bu anlaşma, keşidecinin, çekin karşılığını üzerinde yazılı keşide tarihinde bankada hazır bulunduracağı anlamındadır. Çekte vade olmamasına rağmen, bu uygulama ülkemizde vadeli çek olgusunu ortaya çıkarmıştır. Aslında ileri tarihin ödeme bakımından herhangi bir rolü yoktur. Çünkü Türk Ticaret Kanunu'nun 707. maddesinde belirtildiği gibi, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce de ibraz edilen çek, ibraz günü ödenir; elbette karşılığı varsa ödenir sayılı Kanun'un 4. maddesinde de çekin ister keşide tarihine göre belirlenen ibraz süresi içinde, ister keşide tarihinden önce ibraz edildiği anda ödenmesi zorunluluğu getirilmiştir. Ama konu, sadece hukukî boyutuyla kalmamaktadır. Çünkü 3167 sayılı Kanun'un 16. maddesinde ister ibraz süresi içinde, ister keşide tarihinden önce ibraz edilsin, kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan ve o nedenle ödenemeyen çek dolayısıyla bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. İşte burada objektif sorumluluk kabul edilmiştir. Karşılıksız çek keşidesi, bir şeklî suç hâline getirilmiştir.hatta 3167 sayılı Kanun'dan önce uygulanan dolandırıcılıktan daha ağır bir ceza yaptırımı getirilmiştir. Yani bir kimse dolandırıcılık yapsa, Türk Ceza Kanunu'nun 503. maddesine göre ona bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verebilirsiniz. Ama çek hangi nedenle karşılıksız olursa olsun, üstelik keşide tarihinden önce de ibraz edilse ve bu anlamda keşideci ile lehtar arasındaki centilmenlik anlaşmasına aykırı olarak, keşide tarihinden önce ibraz edilse dahi keşideciye bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilmektedir. Bu,

31 çok büyük bir adaletsizliktir. Karşılıksız çek için bir şeklî suç olarak böyle bir hürriyeti bağlayıcı cezanın getirilmesi, Türkiye'de Kıymetli Evrak Hukuku'nu yozlaştırmıştır. Biraz önce Mütevelli Heyeti Başkam'nın da belirttiği gibi, artık piyasada kimse poliçe veya bono kabul etmemektedir. Hepsinin yerini bir yıldan beş yıla kadar hapis gibi ağır bir ceza yaptırımına bağlanmış olan, üstelik hem kredi aracı, hem ödeme aracı olarak kullanılan çek almıştır. O bakımdan bizim kıymetli evrak hukukumuz, 1985 yılında çıkarılan 3167 sayılı Kanun'la tamamıyla yozlaştırılmış bulunmaktadır. Bu durumun artık düzeltilmesi gerekir. Daha önce de bu konuda çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Biraz sonra bu çalışmalar hakkında da bilgi sunacağım. Poliçe ve bono, kredi aracı olduğu için damga vergisine tâbidir. Binde 7.5 oranında damga vergisi ödenir. Ama çek ödeme aracı olduğu için böyle bir vergi söz konusu değildir. Bu da, çeki cazip kılan ikinci bir unsur olmuştur. Bir çek alındığı zaman hem ödenmediği takdirde keşidecisi için bir yıldan beş yıla kadar hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmüş olan, hem damga vergisi ödeme zorunluğu bulunmayan bir senet elde edilmiş oluyor. Fakat şimdi Anayasa'nın 38. maddesine konulan hüküm, bu konunun yeni baştan ele alınmasını gerektirmektedir. Aslında bu konuda daha önce de çalışmalar yapılmıştır. Bilindiği gibi, 3167 sayılı Kanun'da daha sonra bazı değişiklikler olmuştur. 1993'te 3863 sayılı Kanun'la 16. maddede değişiklik yapılmıştır; ayrıca geçici bir madde getirilmiştir. Vergi kimlik numarasıyla ilgili olarak 1998'de 4358 sayılı Kanun'la 3 ve 4. maddelerde değişiklik yapılmıştır. Yine 1993 yılından itibaren işbaşındaki hükümetler, 3167 sayılı Kanun'un uygulamada ortaya çıkan aksaklıklarını gidermek için kanun tasarıları hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunmuşlardır. Gerçekten 1993 yılında dönemin Başbakanı Sayın Prof.Dr.Tansu Çiller'in imzasıyla "3167 Sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı", Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na sunulmuştur. Ancak bu tasarı yasalaşmadan 1995 milletvekili erken genel seçimleri yapılmıştır. Böylece tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün o zamanki 78. maddesine göre kadük olduğu için 1996 yılında dönemin Başbakanı Sayın Mesut Yılmaz'ın imzasıyla Meclis Başkanlığı'na gönderilen bir yazıyla yenilenmiştir. Tasarı, Adalet Komisyonu'nda bazı değişikliklerle kabul edilmiştir. Ancak bu tasarıyla getirilen tedbirlerin de istenileni vermeyeceği anlaşıldığından; bir süre sonra, ilk tasarı gibi yine Adalet Bakanlığı tarafından yeni bir tasan hazırlanmıştır. O tasarı da 1998 yılında dönemin Başbakanı Sayın Mesut Yılmaz'ın imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na sunulmuştur. Böylece aynı anda çekle ilgili olarak iki tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu ve Adalet Komisyonu gündemlerinde yer almıştır. Ancak 1999 milletvekili erken genel seçimi nedeniyle bu tasarılar da kadük olmuştur.

32 Fakat bu ikinci tasarı, yani 1998 yılında Meclis Başkanlığı'na sunulan tasarı, 1999 yılında Başbakan Bülent Ecevit'in imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün şimdiki 77. maddesine göre yenilenmiştir. Bu tasarı, hâlen Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu gündemindedir. Adalet Komisyonu'nda bu konu üzerinde ilk görüşme yapılmış ve bir alt komisyon oluşturulmuştur. Ama bu arada Anayasa değişikliği gerçekleşmiştir. Adalet Bakanlığı olarak biz, Anayasa değişikliği ışığında konuyu yeniden ele aldık ve yeni bir kanun tasarısı hazırladık. Adalet Bakanlığı'nca Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer'in başkanlığında seçkin ticaret ve ceza hukukçularından oluşturulan bir Uzmanlar Komisyonu'nca hazırlanan, ayrıca Bakanlıkta üzerinde teknik çalışma yapılan bu tasarı, henüz Bakanlar Kurulu'nca görüşülüp imzalanmış olmadığı için; teknik anlamda henüz "taslak" durumundadır. Ama tasarı olmak üzere hazırlandığı için böyle adlandırılmaktadır. Bu arada 3167 sayılı Kanun'un uygulamadaki sonuçları hakkında bir fikir vermek üzere bazı rakamlar sunmak istiyorum yılında karşılıksız çek dolayısıyla, ya da -daha geniş bir ifade ile sayılı Kanun'a aykırılık dolayısıyla açılan dava sayısı idi. Aynı yıl içinde Türkiye'de açılan toplam ceza davalarının sayısı 'dir. Yani 1999 yılında Türkiye'deki toplam ceza davaların % 18.4'ü karşılıksız çekle ilgiliydi. Bu, mahkemelerimizin ne ölçüde bu konuyla meşgul olduğunu göstermek için bir fikir vermeğe yeter yılında ise 3167 sayılı Kanun'a aykırı fiillerden dolayı açılan dava sayısı idi. Aynı yıl içinde açılan toplam ceza davalarının sayısı 'tür. Demek ki 2000 yılında Türkiye'deki toplam ceza davalarının % 15'i, 3167 Sayılı Kanuna aykırı fiillerle, karşılıksız çekle ilgiliydi. Bu, karşılıksız çek konusunun uygulamadaki önemini ve mahkemelerimizin sadece bu nedenle nasıl bir iş yüküyle karşı karşıya bulunduğunu gösterir. Bilindiği gibi karşılıksız çek keşidesi, şikâyete bağlı bir suç oluşturmaktadır. Ödeme gerçekleştiği zaman, eğer olay henüz hazırlık soruşturması aşamasındaysa bu soruşturma sona erdirilir, eğer hüküm verilmişse infaz olduğu yerde durur. Böylece bu ceza, keşideci üzerinde ödemeyi sağlama yolunda bir baskı unsuru olarak kullanılmaktadır. Bir çeşit tazyik hapsi olarak uygulanmaktadır. Ama gerek biraz önce verdiğimiz rakamlar, gerek uygulamada somut durumlar hakkındaki bilgilerimiz, karşılıksız çek olayının tam bir sosyal felâket hâline geldiğini göstermektedir. O nedenle Anayasa'da bu değişiklik yapılmamış olsa dahi Türkiye, karşılıksız çek konusunu çağdaş anlayışa uygun olarak yeniden düzenlemek zorundaydı. İşte bu düşüncelerle Adalet Bakanlığı'nca hazırlanan tasarı, sanıyorum ki, bu günkü Seminer'de çeşitli yönleriyle tartışma konusu olacaktır. Biz bu tasarıyla ilgili olarak bakanlıkların, yüksek yargı organlarının ve konuyla ilgili kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak Türkiye Bankalar Birliği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve üç büyük şehrin ticaret odaları olarak Ankara, İstanbul ve İzmir Ticaret Odalarının görüşlerini istedik. Bu görüşler gelmeye başlamıştır. Bu seminerde açıklanacak

33 görüşler de, bizim tasarıya son şeklini verirken göz önünde bulunduracağımız düşünceleri ortaya koyacaktır. Bu tasarı, aslında önemli ölçüde hâlen Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu gündeminde olan tasarı göz önünde bulundurularak, hatta bazı hükümleri küçük kelime değişiklikleriyle aynen benimsenerek hazırlanmış olan bir tasarıdır. Ama çok önemli bir konuda, 16. madde düzenlemesinde o tasarıdan ayrılmaktadır. Çünkü hâlen Adalet Komisyonu gündeminde olan tasarı, karşılıksız çek dolayısıyla, üstelik en adaletsiz biçimiyle, yani keşide tarihinden önce ibraz edilme durumunda dahi hürriyeti bağlayıcı cezayı koruyan bir tasarıdır. Oysa yeni tasan, Anayasa'nın 38. maddesi doğrultusunda hürriyeti bağlayıcı cezayı kaldırmaktadır. Ama tasarının çerçeve 13. maddesiyle değiştirilen 16. maddede belirtildiği gibi, eğer "kanunların ayrıca cezalandırdığı hâller" söz konusu ise, bunlar hakkında elbette hürriyeti bağlayıcı ceza olabilecektir. Örneğin, dolandıncılık fiilinin unsurları varsa, sahtecilik fiilinin unsurları varsa bundan dolayı yine hürriyeti bağlayıcı ceza verilebilecektir. Şimdi bu tasarıyı size anlatırken onun hakkında Adalet Bakanı olarak düşüncelerimi de söylemek istiyorum. Her şeyden önce Anayasa'ya uygun yeni bir düzenleme yaparken, bir ödeme aracı olarak çeke olan güveni de sarsmamak durumundayız. O nedenle hürriyeti bağlayıcı ceza kaldırılırken, onun yerini alacak etkili hukukî ve cezaî yaptırımlar getirmek zorundayız. Tasarıda bu yapılmaya çalışılmıştır. Ekonomik bakımdan zaten sorunlu bir dönemden geçerken çeke olan güveni sarsacak bir uygulamanın doğru olmayacağını düşünüyoruz. O bakımdan artık muhafaza edemeyeceğimiz hürriyeti bağlayıcı ceza kadar etkili olacak başka hukukî ve cezaî yaptırımlar getirmek zorundayız. Bunu sağlamak için öncelikle tasarının çerçeve 6. maddesiyle değiştirilen 8. maddede karşılıksız çek olayında keşide edene -yürürlükteki kanunda olduğu gibi- çekin karşılıksız kalan kısmının % 10'u oranında bir tazminat ve gecikme faizi ödemek suretiyle düzeltme olanağı verilmektedir. Tabiî, bu belli bir süre içinde olacaktır. Daha sonra keşideci yine bir tazminat ve gecikme faizi ödemek suretiyle de hem çekin ödenmesini, hem kendisinin cezaî yaptırımdan kurtulmasını sağlayabilir. Hâlen Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu'nda bulunan tasarı gibi yeni tasarının çerçeve 16. maddesiyle eklenen 16c maddesinde % 10 tazminat ve gecikme faiziyle başlayan ve ödeme aşamasına göre dava açılmadan, açıldıktan sonra, hüküm kesinleşmeden veya kesinleştikten sonra ödemeye göre değişen bir tazminat sıralaması var. Burada tasan, tazminat oranı olarak % 40'a kadar çıkmaktadır. Oysa hâlen Adalet Komisyonu'nda bulunan tasarıda % 10'dan başlanarak % 70'e kadar çıkılmaktadır. Sanıyorum ki, hukukî yaptırım olarak Adalet Komisyonu'nda bulunan tasarının bu konuda benimsemiş olduğu oranlar daha yerindedir. Onlar, daha etkili olacaktır.

34 Gecikme faizi konusuna gelince, tasarmın çerçeve 10. maddesiyle değiştinlen 13. maddede "Karşılıksız çekte faiz" kenar başlığı kullanılıyor. Metinde de bunun tarihli ve 3095 Sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümlerine göre saptanacağı belirtiliyor. Her şeyden önce buradaki faizin gecikme faizi olduğunu ve ticarî işlerde uygulanacak gecikme faizi olduğunu belirtmekte yarar görüyorum. Çünkü 3095 sayılı Kanun'da kanunî faiz yanında hem adi işlerde, hem ticarî işlerde gecikme faizi düzenlenmiştir. Çek, Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiştir. Dolayısıyla Türk Ticaret Kanunu'nun 3 ve 4. maddelerine göre, çek ticarî bir iştir ve çekle ilgili davalar da ticarî davadır. O nedenle burada ticarî işlerdeki temerrüt faizinin uygulanacağının belirtilmesi yerinde olacaktır. Bilindiği gibi bu, hâlen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın kısa vadeli avans işlemlerinde uyguladığı faiz oranıdır. Hâlen bu rakam % 70'dir. Demek ki % 70 oranında bir gecikme faizi ödenmesi de söz konusu olacaktır. Bu da, lehtarın ya da hamilin yararlarını koruyan bir çözümdür. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulunan tasan'da bu konuda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nca avans işlemleri için belirlenen faiz oranının % 50 fazlasıyla ödenmesi öngörülmüştür. Ankara Ticaret Odası, bunu dahi yetersiz bulmuştur. Ankara Ticaret Odası, o zaman verdiği bir görüşte; piyasada ticarî işlerdeki normal kredi faizlerinin % 30 fazlasıyla gecikme faizi olarak uygulanması istenmiştir. Bu, belki biraz fazladır. Ama ticarî işlerde gecikme faizi olan % 70 oranı üzerinde bir kez daha düşünmekte yarar var. Şüphesiz bu, basit bir çözümdür; 3095 sayılı Kanun'un çözümüdür. Çek, istisna edilmeden aynı hükümlere tâbi tutulabilir veya bu oranda bir miktar daha artış öngörülebilir. Çünkü özellikle başlangıçta iş hayatını sarsmayacak bir geçişi sağlamak durumundayız. Hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımına bağlanmış olan bir senetten bu yaptırımı kaldırıyoruz; onun yerine etkili yaptırımlar getirmek zorundayız. Bunun yanında ceza yaptırımı olarak tasarının-çerçeve 13. maddesiyle değiştirilen 16. maddede çekin üzerinde yazılı meblâğ kadar ağır para cezası öngörülmüştür. Bu, tabiî lehtarın veya hamilin cebine gidecek olan bir para değildir. Bu, para cezasıdır. Şimdi çekle ilgili ceza yaptırımları açısından karşılaştırılmalı hukuku incelediğimiz zaman; örneğin Fransız Hukuku'nda da karşılıksız çek için yine beş yıl hapis ve para cezası verildiğini görüyoruz. Ama orada olay şeklî bir suç olarak düzenlenmemiştir. Çek keşide edildikten sonra üçüncü kişileri zarara uğratmak kastıyla çek karşılığının çekilmesi, bir başka kimseye devredilmesi veya ödeme yasağı konulması durumunda bu ceza veriliyor. Bu, Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'ne ek 4. Protokol'e uygun bir çözümdür. Çünkü burada yalnız bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi değil, ama birtakım ek fiiller aranmaktadır. İspanya Ceza Kanunu'nda da çek keşide edildikten sonra onun ödenmesini engelleyecek şekilde karşılığının kısmen ve tamamen çekilmesi, suç olarak öngörülmüştür. Bu durumda hapis ve para cezası verilmektedir. Demek ki orada da sadece karşılıksız olmak yeterli görülmemiştir.

35 italyan Hukuku'nda ise eskiden hürriyeti bağlayıcı ceza vardı. Bugün idarî para cezasıyla yetinilmektedir. Şimdi çek dolayısıyla ceza yaptınmını bu açıdan incelediğimiz takdirde; tasarıda çek meblâğı kadar para cezası getirilmesi, temelde isabetli bir çözümdür. Ama bunun yanında çek keşidecisinin ödemeyi engelleyici birtakım fiilleri varsa onların hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren fiiller olarak düzenlenmesi üzerinde de düşünmek zorundayız. Ama tasarıda bu konuda "kanunların ayrıca cezalandırdığı haller saklı" tutularak, adları belirtilmeksizin dolandırıcılık veya sahtecilik gibi fiillere yollama yapılmıştır. Onların unsurları yoksa çek meblâğı kadar para ödenmesi söz konusu olacaktır. Ama bunların dışında çek keşide edildikten sonra ödemeyi engellemek için keşidecinin birtakım fiilleri varsa, bunlar hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza verilip verilmemesi konusu, bir kez daha tartışılmalıdır. Kanunun çeşitli maddelerinde gerek keşideciler, gerek bankalar'veya çek defteri bastıranlar bakımından çeşitli fiiller için para cezası yaptırımları öngörülmüştür. Bu ceza yaptırımlarının miktar olarak birbirine paralel olmasında yarar görüyorum. Bazı maddelerde ikiyüzmilyondan ikimilyar liraya kadar para cezası öngörülüyor, bazılarında üçyüzmilyondan birmilyar liraya çıkılıyor. Bunlar arasında ceza adaleti bakımından paralelliğin sağlanması gerekir. Karşılıksız çekte bankaların sorumluluğu konusu da, büyük önem taşımaktadır. Mütevelli Heyeti Sayın Başkam'nın da ifade ettiği gibi, çek defteri vermek kolaydır. Bankalar için bu, iş hacmini genişletmek anlamında bir çalışmadır. Ama çek defteri verilecek kimselerin çok iyi seçilmesi gerekiyor. Yürürlükteki kanunda da "bu işlerin gerektirdiği basiret ve itina"nın gösterilmesi, tacir olarak gösterilmesi gereken "basiretli iş adamı" ölçüsünden ayrı olarak belirtilmiştir. Yeni tasannın çerçeve 1. maddesiyle değiştirilen 2. maddede de "gerekli basireti ve özen"in gösterilmesi aranmıştır. Bilindiği gibi, 3167 sayılı Kanun çekin karşılıksız kalan bir bölümünün banka tarafından ödenmesini hükme bağlamaktadır. Yeni tasarı, çerçeve 8. madde ile değiştirilen 10. maddede bu konuda bankaların sorumluluğunu yüzmilyon lira ile sınırlamaktadır. Ya çekin karşılıksız kalan kısmı yüzmilyon liraya tamamlanacak; ya da hiç karşılığı yoksa, yüzmilyon lira ödenecektir. İş çevreleri bunu yeterli bulmamaktadır. Ama tamamıyla garantili bir çek, ya da karşılığı teyit edilmiş bir çek de, bizi başka uygulamalara götürebilir. Fakat sanıyorum ki, bu nokta üzerinde de tekrar durmakta yarar vardır. Yeni tasarının çerçeve 17. maddesiyle eklenen 16c maddesinde yer alan önemli hükümlerinden biri de, çek meblâğı kadar para cezası ile bankalar hakkında hükmolunacak para cezasının ödenmemesi nedeniyle hürriyeti bağlayıcı ceza verilemeyeceği, yani ödenmeyen para cezasının hapis cezasına çevrilmeyeceği hükmüdür. Sanıyorum ki, bu hüküm üzerinde de bir defa daha durmak zorundayız. Çünkü burada artık sözleşme ile bağ kesilmektedir. Gerçi tasarı hazırlanırken Komisyon, bunu sözleşmeden doğan yükümlülüğün yerine getirilememesinin sonucu, onun uzantısı olarak değerlendirmiştir. Fakat artık

36 sözleşmenin yerine getirilememesinden, yani çek karşılığının ödenmemesinden dolayı hürriyeti bağlayıcı ceza verilmeyecektir. Böylece keşideciye bir fırsat verilmektedir. Eğer para cezası da ödenmezse, bunun hapis cezasına dönüştürülememesi hükmü üzerinde durmakta yarar var. Bir caydırıcı unsur olarak bunun konmasında yarar olduğu söylenebilir. Bunun da Anayasa'nın 38. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, onun dışına çıkılmış olduğu, sözleşmeyle bağın kesilmiş olduğu, bir para cezasının ödenmemesinin söz konusu olduğu bir kez daha değerlendirilmelidir. Bu yapılırken hapis cezası bakımından dolaylı bir sınırlama getirmek amacıyla, çek meblâğı kadar para cezası yerine en çok belirli bir miktara, örneğin ikimilyar liraya kadar para cezası verilmesi de düşünülmelidir. Yeni tasarının çerçeve 4. maddesiyle değişik 5. madde ile getirdiği en önemli hüküm, çekin keşide tarihinden önce ibraz edilmesi durumunda karşılığı varsa ödenmeye ilişkin hükmün korunması, karşılığı yoksa hiçbir işlem yapılmadan çekin hamile iade edilmesidir. Bunun anlamı, "Keşide tarihinin gelmesini bekleyiniz, ondan sonraki ibraz süresi içinde çeki ibraz edersiniz" demektir. Bu, tasarıdaki en önemli hükümdür ve sanıyorum ki bu hukukî çözüm, çekle ilgili ceza davalarını da geniş ölçüde azaltacaktır. Bu hüküm, tasarının en iyi, en başarılı hükümleri arasında yer almaktadır. Bana gelen bazı heyetler, hürriyeti bağlayıcı ceza kaldırılsa dahi, onun bir süre daha sürdürülmesini veya yeni Kanun'un yürürlük tarihinin 2002 sonuna ertelenmesini içeren öneriler getirmişlerdir. Aslında bir fiil suç olmaktan çıkarılıyorsa, artık o suça ilişkin eski hükmün uygulamasına devam edilemez. Dolayısıyla o önerileri dikkate alabilecek durumda değiliz. Hürriyeti bağlayıcı ceza kaldırıldığı andan itibaren onun uygulanması olanağı yoktur. Çünkü ceza hukukunun temel ilkesi, suç ve cezaların kanunîliği ilkesidir. Eğer bir fiil suç olmaktan çıkarılıyorsa, artık ondan dolayı ceza verme olanağı yoktur. Fakat tasarının geçiş dönemi hükümleri büyük önem taşımaktadır. Geçiş dönemi hükümlerinde hürriyeti bağlayıcı ceza yerine para cezasına dönüştürmeyi öngören geçici maddeler konulmuştur. Sanıyorum ki, geçişi kolaylaştırmak ve bugüne kadar yapılmamış bazı ödemeleri de sağlayabilmek için geçici hükümler arasına, bundan önceki kanunlarda da benzerleri yer alan bazı hükümler eklemek zorundayız. Bilindiği gibi, 3167 sayılı Kanun'un geçici maddesi ile 1993 yılında çıkarılan 3863 sayılı Kanun'un geçici maddesinde üç ay içinde % 10 tazminat ve gecikme faizini ödeme hâlinde eğer olay henüz hazırlık soruşturması aşamasındaysa kovuşturmaya yer olmadığına; eğer ceza verilmiş, hüküm kesinleşmişse bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilebileceği yolunda hükümler bulunmaktadır. Sanıyorum ki, şimdi de benzeri bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Gerçi Anayasa Mahkemesi, daha sonra 3863 sayılı Kanun'da süreyle ilgili ibareyi iptal etmişti. Ama sanıyorum ki biz, hâlen devam etmekte olan soruşturma ve davalar bakımından, yani Kanun'un yürürlüğe gireceği tarihten önceki karşılıksız çek olayları dolayısıyla başlamış soruşturma veya açılmış davalar

37 bakımından çek meblâğının Kanun'un öngördüğü sistem içinde % 10 tazminat veya daha sonraki aşamalarda daha yüksek oranlarda tazminat ve gecikme faiziyle ödenmesi hâlinde yine kovuşturmaya yer olmadığına ya da verilmiş cezanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına olanak verecek bir hükmü getirdiğimiz takdirde, geçiş dönemini daha rahatlıkla gerçekleştirmiş oluruz. Ayrıca yine bu çerçeve içinde karşılıksız çek dolayısıyla doğan birtakım yasaklar var. Böyle bir ödeme durumunda bu yasaklann da kaldmlabileceği, bir geçici madde ile hükme bağlanabilir. Bu da, hem hâlen çeşitli nedenlerden dolayı böyle bir durumla karşılaşmış olan insanlara bir kolaylık sağlamak olur, hem de çek alacaklılarının haklarını karşılamak bakımından yerinde bir çözüm olur. Hazırlanan tasarı, bu yönleriyle de bir kez daha değerlendirilmelidir. Biz, belki gelen görüşleri değerlendirmek üzere Uzmanlar Komisyonu'nu da bir kez daha toplantıya çağırmak suretiyle son bir çalışma yaparız. Ama tasarıyı en kısa zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunmak istiyoruz. Bunu yaparken büyük bir olasılıkla önceki tasarıyı geri çekeceğiz. Aksi takdirde iki tasarının birleştirilmesi söz konusu olacaktır. Yeni tasarı esas alınsa dahi, görüşmelerde bazı sorunlar ortaya çıkabilir. O nedenle yeni tasarıyı sevk ederken eski tasarıyı geri çekmek en uygun yol olacaktır. Şimdi Türkiye, bir yandan Anayasa'nın gerektirdiği bir uyum kanunu çıkarmak zorunda; bir yandan bir sosyal felâket hâlini alan bir uygulamaya son vermek, bir yandan da çekin yine güvenilir bir ödeme aracı olarak uygulamada kalmasını sağlamak durumundadır. Böylece biz, birkaç amacı aynı zamanda gerçekleştirmek zorundayız. Hem onbeş yıllık bir uygulamada edindiğimiz tecrübeler, hem karşılaştırmalı hukuktaki çözümler, bize bu konuda ışık tutacaktır. Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü de önümüzdeki hafta Ankara'da çekle ilgili bir seminer düzenliyor. Bu seminerlerde ortaya konulacak çözümler de, bizim tasarıya son şeklini verirken yararlanacağımız görüşler olacaktır. Bu Seminer'i düzenleyen İstanbul Ticaret Odası ile İstanbul Ticaret Üniversitesi'ne teşekkür ediyorum. Bu Seminer'de bildiri sunacak olan değerli bilim adamlarımıza, başta bu tasarıyı hazırlayan Uzmanlar Komisyonu'nun Başkanı olan hocamız Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer ve Yargıtay 10. Ceza Daire Başkanı Şener Güngör olmak üzere, Komisyon'un değerli üyelerine, bu elverişsiz hava koşullarında toplantıya katılan ve görüşlerini açıklayacak olan herkese içtenlikle teşekkür ediyorum. Seminer'in başarılı olması dileğiyle hepinizi saygıyla selâmlıyorum.

38 BIRINCI OTURUM Başkan - Prof. Dr. A. Sait Sevgener İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü 1. Tebliğ Dr. Mustafa Tören Yücel Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürü Çek Suçları Kriminolojisi 2. Tebliğ Doç. Dr. Oğuz Atalay Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Sistemimizde Çek Uygulaması

39 ~BAŞKM~PrörmX Sait Sevgener İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ İstanbul Ticaret Odası v^e İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin işbirliğiyle, İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından düzenlenen 'ÇekHukukunun Güncel Sorunları Sempozyumuna hoş geldiniz! Böyle bir günde ve bu hava şartlarında bu sempozyumu gerçekleştirmek, bizim için bu sempozyumu düzenlerken düşündüğümüz onurun da üstüne çıktı. O bakımdan vakti en etkili şekilde kullanabilmek için iki konuşmacıya hemen söz vereceğim. Sayın Dr. Mustafa Tören Yücel; eğitimi açısından, hukuk biliminin tüm aşamalarında buluşan, en son New York Üniversitesi'nde doktorasını alan ve bu konuda hem akademik, hem uygulamacı olarak etkin çalışmalar yapmış bir kişi. Kendisini bu düzeyde tanıtmakla söze başlıyorum. İkinci konuşmacımız Sayın Doç.Dr. Oğuz Atalay, 1983 yılı 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, 1986 yılı Ankara Üniversitesi'nde yüksek lisansını tamamladıktan sonra, 1994 yılında doktor, 1999 yılında da 9 Eylül Üniversitesi'nde doçent olarak görevlendirilmiştir yılları arasında 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olarak çalışmış olup, yılında halen devam ettiği Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde görevini sürdürmektedir. Ben sözü öncelikle sayın Yücel'e vermek istiyorum.

40 Dr. Mustafa Tören Yücer ADALET BAKANLIĞI ADLİ SİCİL VE İSTATİSTİK GENEL MÜDÜRÜ ÇEK SUÇLARI KRİMİNOLOJİSİ Konuşmamı Rahmetli Hocam Sahir Erman'ın anısına ithaf etmek istiyorum. Bu ithafımın iki nedeni var; birincisi rahmetli hocam ve Sayın Sulhi Dönmezer'le beraber 1972 yılında Avrupa Konseyi çerçevesinde düzenlenen ekonomik suçlar toplantısında beraber bulunmamız. Rahmetli hocayla yan yana oturuyorduk, Dönmezer hocamız da orada bulunuyordu. İthafımın ikinci sebebi, böyle bir üniversite çatısı altında, 1964'lere giden nostaljik bir anımla, London School of Economics'teki ceza hukuku seminerini hatırlayarak oradan buraya geçiş... İnşallah ilerisi için İstanbul Ticaret Üniversitesi çalışmalarıyla, akademik öğretisiyle böyle bir anıya vesile olur. Yapacağım konuşmayı üç bölümde sergilemek istiyorum. Bu konuşma davetini ben Sayın Dekan Bey'den aldığım zaman, bana rakamları dile getirmemi rica etmişti. Gerçekten de ben bu olayın istatistik! boyutu itibariyle sunuşunu yapacağım ama, konunun başlığını çek suçlan kriminolojisi olarak algıladım. Şimdi gerçekte bu konuya baktığımız zaman, bir belirsizlik var. Bu belirsizliği benim hazırladığım daha sonraki 40 tane slaytta göreceksiniz. O bakımdan ben konunun her şeyden evvel, ontolojik, felsefi ve felsefi olduğu kadar da sosyolojik bir sorgulamaya tabi tutulması gerektiği inancındayım ve bu bakımdan da benim geliştirdiğim bir gecekondu teorisi var. O teoriyi de imkânlar ölçüsünde anlatmaya çalışacağım, imkân olursa tabii. Benim ikinci bölümüm, tepkisel yaklaşımın aritmetiği olacak ki, istatistik boyutu itibariyle belki çok özgün çalışmalarımı da sergilediğim bir çalışma olarak ortaya çıkmış vaziyette. Gerçekte ben bilgisayarımın istatistik özelliklerini açtığım zaman bu çalışma için 1172 dakika sarf etmişim, ama bu 1172 dakikalık bir çalışmanın 30 dakikada sunulmasının tabii ne kadar güç olduğunu sizler idrak edersiniz. Ama benim bir avantajım var. Görsel ve duysal olduğu için, o bakımdan belki kısa sürede bunları ortaya koyma imkânım hasıl olacak. Öte yandan bence -sayın Dönmezer hocam bana katılacaklardır- sosyolojiden yoksunluk çok önemli bir nakise Türkiye'de... O bakımdan Kant'ın 1900'lerde, arkasından da Kantorovvicz'in 1906'da söylediği güzel bir söz, "sosyolojiden soyutlanmış bir dogmatik boş olduğu gibi, dogmatikten de soyutlanmış sosyoloji oldukça kördür." Bence bu körlüğün devam edip etmemesi meselesi Türkiye'nin güncel bir sorunu... Sunuşum üç bölümden oluşmaktadır: Birincisi, ontolojik/sosyolojik/felsefi sorular ve yorumlar^; ikincisi, çek suçları aritmetiği; ve üçüncüsü proaktif yaklaşımdır.

41 1. Sorular ve Yorumlar S Genelde vasıtalar ve amaçlar düzleminde ne elde edilmek isteniliyor? Vasıta ve amaç arasındaki ilişki ne boyutta algılanmaktadır? Yoksa, erişilebilir nitelikte bir amaçtan yoksunluk dışında, takıntı haline gelen bir "vasıta" mı söz konusudur? Bu durumda, vasıtaya yönelik bilinç dışı motivasyonların çözümlenmesinde nasıl bir profille karşılaşacağız? Öte yandan, tüketici perspektifinden bakıldığında bu vasıtaya toplum katında ekonomik bir ihtiyaç var mıdır? M Yasaların uygulanmasında gerçekçi olmak ayni zamanda gerçekleştirmeyle oynamamaktır. Genelde Çek Hukuku özelde ise 3167 sayılı Yasa'nın etkinliği için normatif gereklilikler yeterince yerine getirildi mi? Veya daha ne türden önlemler alınabilirdi? Hukuk sosyolojisi alanındaki çalışmalar bu soruların yanıtlarını sağlamalı idi. Bu türden profesör turnusollere ihtiyacımızı kimse yadsıyamaz. Bu sorgulama işleminde, vizyon sahibi ve gerçekçi olmak ikilisi, başların/düşlerin göklerde ama ayakların yerde olması, bir yöntembilim olarak benimsenmelidir. Gerçekçilikten yoksun hukukçunun vay haline. Gerçekçilikten/sosyolojiden yoksun soyut yaklaşımlar artık tavan arasına konulmalıdır. Aksi halde kör hukukçuların beyaz bastonu geçerliliğini koruyacak; sokakta karşıdan karşıya geçmemize yardım eden ama daha iyi görmemizi sağlayamayan bir hastabakıcı konumunu sürdüreceklerdir. M Öte yandan, araştırmalarda pratik his de yabana atılmamalıdır. Bu his ticaretin altıncı hissidir. Hukuk, bir bakıma, toplumu oynamakta (oynamak zorunda!) ve çağımızda da, pazarın işlemesini sağlamaya çalışmakta; beceremediğinde ise, pazarı taklit etmeye yönelmektedir. Genelde hukuki bir ürünün büyümesi ve yaşamını kazanmaya başlaması, ülkemizde sorunsallığını korumaktadır yılından itibaren yaptınm tehdidiyle çekin yaşam alanında (yaygınlaştırılmasına) santimetre olarak ne kadar artış kaydedildi veya karşılıksız kalan çeklerdeki azalmanın boyutu ne derecede oldu? Bu sonuçta ekonomik dinamiklerin rol ve etkinliği (+, - olarak) ne merkezdedir? Bu hukuksal ürünün üretim ve iş hacmini zenginleştirmedeki payı ne ölçüdedir? Özellikle bu ürünün sağladığı iletişim boyutu ne merkezde olmuştur/şimdiki konumu nedir? Kredi kartı dostluğu kadar çekin dostluğundan söz edilebilir mi? Çek ekonomik hukuk ailesinin bir üyesi olabildi mi? Yaptırım tehdidi ile amaç-değere olan güven duygusu yeterince sağlandı mı? Sağlanmadı ise çek kullanımına neden devam edilmektedir? Çeklerde dolandırıcılık ve sahtecilik seyri nedir? Bir yılda keşide edilen çek miktarı ve parasal tutarı ne kadardır? Ticari hayatın elinde çek işlevini görebilecek başkaca bir ürün var mıdır? Banka kartı (çipli, parmak izli) ne derece olanaklı görülmektedir? Pazardaki çek miktarı azaldı mı? Evet ise, kredi kartlarının, piyasada tedavül eden çek miktarını azaltmadaki payı ne olmuştur?

42 özetle, hukukun etkinliğini azaltmak pahasına da olsa (1999 yılındaki düzenleme ile dekriminalize edilerek valiler tarafından hükmedilen idari para cezasına dönüştürülen İtalyan örneği gibi) ceza yaptırımından yoksun bir normatif düzenleme için yelken açmak zamanı geldiği söylenebilir mi? Bu saptama hangi sosyo-ekonomik ve teknolojik nitelikli ölçümleri gerektirmektedir? Diğer bir ifade ile çekin sosyo-juridik radyoskopisi çekildi mi? Bu ürünün ne derece etkili olabildiği ve ceza adaleti sisteminde neden olduğu maliyet nedir? Bedel/yarar analizi yapıldı mı? Bu ürünün zayıflıkları var mıdır? Varsa, bu itirafı sergileyen bir araştırmaya tanık oldunuz mu? Karşılıksız çek verme suçunda yaptırım olarak para cezası mı? Hapis cezası mı? "Ekonomik suçların cezaları ekonomik olur" görüşünün Türk ceza siyaseti ve kriminolojisindeki görüntüsü nedir? Gerçekte bu sorulara verilecek yanıtlarla hukuki ürünün yaşayan hukuktaki varlık veya yokluğu sonucuna (metrukiyet olgusu) vanlabilir. Arzu edilen hukuki ürünün, pragmatik yaklaşımla, zamanın ritmiyle, bunalımlara duyarlı, aktüaliteye tepkili ve siyasetle dayanışma içinde işlevsel bir nitelik sürdürebilmesidir. Özetle, her hukuksal ürünün tasarım evresinde ön görülen amaç-işlevi ile de facto işlevi, getirdiği ve neye yaradığı zaman akışı içinde irdelenmelidir. 2. Tepkisel Yaklaşım Aritmetiği Şimdi eldeki verilerle bu soruların yanıtlarına ışık tutabilecek değerlendirmeleri sunmak istiyorum. Her toplumda belli miktarda suç işlenmesi normal bir olgu olarak görülmelidir. Bunu ifade eder nitelikteki suç aralık formülü şöyledir: O < suç < 1. Bu formüle göre, keşide edilen çeklerin tümünün karşılığı olması hali (suç = 0) karşılıklılık ilkesinin ideal yansıması olacak; bu alanda yaşayan sosyo-kültürel dalganın ne derece güçlü olduğunu ortaya koyacaktır. Tüm çeklerin karşılıksız olması halinde ise ( suç=1) çekin işlevsiz bir hukuki ürün haline gelmesine tanık olunacaktır. Kimsenin çeke itibar etmediği, güven duymadığı basit bir sosyal tablo ortaya çıkacaktır. Çek yaşamını sürdürdüğü için bu uç noktalardan birine henüz tanık olunmadığı belirtilebilir. Ne var ki, güvenlik ilkesine geçerlik sağlamak ve çek kullanımın yaygınlaştırmak üzere yaratılan 3167 sayılı Kanun kapsamındaki karşılıksız çek suçu için öngörülen yaptırımlar (13 ve 16.md.ler) bu suçun işlenmesini ne ölçüde önleyebilmiştir? Bu saptamayı sınırlı ölçüde yapmak üzere elde kolluk evresine ait veriler olmadığı için açılan kamu davası sayısının yıllar itibariyle değişimi yanında 1985 yılı öncesi ve sonrası dolandırıcılıkla (çek vasfını içermemesi halinde/başlangıçta bu kasıtla çekin keşide edilmesi) suçları arasındaki ilişkilerin ne derecede olduğunu saptamak gerekmektedir. Aşağıda yer alan (Tablo 1)16 yıllık ( ) veri serisini içeren 3167 sayılı yasaya muhalefetten açılan kamu davaları ile toplam ceza davalarındaki oranları incelendiğinde kamu davası oranında 1990 yılı esas alındığında % 100 bir artışa tanık olunduğu ve aynı yıldaki toplam ceza davasındaki yüzde oranının (% 14.9) ekonomik duruma uyarlı olarak beliren +,

43 - değişikliklere uyarlı değişim gösterdiği ve 2000 yılında aynı değeri bulduğu görülmüştür. TABLO 1 YILLAR 3167 Sayılı Kanun Uyannca Açılan Dava Sayısı D Toplam Ceza Dava Sayısı Çek'in Toplam Ceza Davaları ndaki % Sanık Sayısı Erkek Kadın % % ,6 99,6 0, ,9 0,9 0, ,1 1,1 0, ,9 5,9 0, ,1 12,1 0, ,9 14,9 0, ,8 17,8 0, ,5 13,5 0, ,4 13,4 0, ,9 13,9 0, ,5 11,5 0, ,1 12,1 0, ,1 15,1 0, ,5 17,5 0, ,4 18,4 0, ,0 15,0 0,3

44 3.500, , , , ,00 - FERT BAŞİNA DÜŞEN GSMH($) 1.000,00-500,00 0, e Bu görünümü ile çek suçlarının ceza mahkemeleri iş yükündeki oranı küçümsenmeyecek ölçüde olmuştur. Nitekim, aşağıda yer alan asliye/sulh ceza mahkemelerinin yıllık iş yüküne bakıldığında 2000 yılında oranlarının sırasıyla TABLO 2 ASLİYE CEZA MAh 1KEMESİ Savılı Kanun 1 Açılan Ortalama Sanık Sayı sı Dava Dava Yargılama Sayısı Erkek Kadın ToDİam Savısı % Süresi 1998İ , , ,9 406 YILLARI 2000I 1 TABLO 3 SULH CEZA MA HKEMESİ 3167 Sayılı Kanun i Açılan Ortalama Sanık Sayısı Dava Dava Yargılama YILLAR Savısı 1 Erkek Kadın Toplam Savısı % 1 Süresi ; ! ,2 i C , : 5600C C 12,0 167

45 Çek suçlarının yarattığı iş yükü yoğunlaşmasının özellikle metropol kentlere özgü olduğu ve 2000 yılı çek suçlarından açılan kamu davaları dağılımına göre altı ilin yoğunluk sıralamasına göre sıralanışı şöyledir: İstanbul (% 43.8), Ankara (% 9.5), İzmir (% 7.3), Bursa (%6.1), Adana (% 3.6) ve Antalya (% 3.1). TABLO SAYİLİ KANUN İLE İLGİLİ AÇILAN DAVALARIN YOĞUNLUK GÖSTERDİĞİ İLLER ANKARA İZMİR %7,3 BURSA ADANA ANTALYA %6,1 %3,6 %3,1 DİGER İLLER %26,5 İSTANBUL % 43,8 Türkiye' de toplam çek hesap sayısı (3013) bilinmesine karşılık keşide edilen çek sayısı ile tutarı (TL/$ olarak) bilinmemektedir. İnternet üzerinde "bad checks" için yapılacak ufak bir gezinti ile bu türden bilgilere yabancı ülkeler bakımdan ulaşmak hiçte zor olmayacaktır. Elde mevcut olan, 3167 sayılı Yasa gereği Merkez Bankası'nda tutulan karşılıksız çek miktarıdır. Bu verilerle birlikte kamu davasına konu olan karşılıksız çek suç sayısı seyrine yıllar itibariyle aşağıdaki tabloda yer verilmiştir. Bu tabloda görüleceği üzere, % 25'i hakkında kamu davası açıldığı görülmektedir. Hiç kuşkusuz, ilke olarak tüm karşılıksız çeklerin "gider" kaydı (şüpheli alacak) olması için icra takibatına (tahsilin imkansızlaşması halinde ise "değersiz alacak" haline dönüştüğü) başvurulması gerekmektedir.

46 TABLO 5 Kamu Davası Kamu Kamu Kamu Açılmayan Davası Karşılıksız Dava Davası Karşılıksız Açılmayan YILLAR Çek Sayısı Sayısı Açılan Çek Sayısı % , , , , , , , , , , yılında yürürlüğe giren çek yasası bağlamında öncesi ve sonrası arasında karşılıksız çek görünümü hakkında bir fikir edinmek üzere dolandırıcılık suçu hakkındaki adalet istatistiklerine göz atıldığında ilginç bir tablo ile karşılaşılmaktadır yılında toplam suçlardaki oranı % 5.2 iken bu oranın yıllar itibariyle düşme trendine girdiği ve 2000 yılında % 0.8 kadar düştüğü görülmektedir. Dolandırıcılık türü olarak 1985 öncesi işlem gören karşılıksız çek'in oldukça küçük bir oranda olması, dolandırıcılık damgasının adli sicilde yüz kızartıcı bir suça ilişkin olarak silinmeyen türde olmasından ileri geldiği bir ipotez olarak belirtilebilir yılındaki 3167 sayılı Yasa ile karşılıksız çek suçları Adli Sicil kapsamında silinebilir suçlar kategorisinde yer aldığı gibi önceki suçlara ilişkin sabıkalarda bu türden işlem görerek silinebilir duruma gelmiş bulunmaktadır.

47 Ceza Mahkemelerine TCK (Dolandirıcılık) ile İlgili Açılan Davalar ve Sanık Sayılan Açılan Dava TCK Sanık Sayısı YILLAR Sayısı D Erkek Kadın Toplam Toplam Açılan Ceza Davası % , , , , , , , , , , , , , , , , , ,8 Dolandırıcılık ile karşılıksız çek suçları arasındaki ilişkiye bakıldığında ikisi arasındaki (-0.6 lık) bir korelasyon kat sayısı olduğu saptanmıştır. Bu doğrultudaki karşılaştırmalı veri serilerine aşağıda tablo ve grafikte yer verilmiştir.

48 TCK Toplam Toplam 3167 Sayılı Kanun Toplam Ceza Ceza j Uyarınca 1 Açılan Açılan Davası Davası Açılan Dava Dava Ceza İçindeki İçindeki YILLAR Sayısı D Davası % Sayısı D % , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,0 Öte yandan, 3167 sayılı Yasa'da ön görülen yaklaşımın etkinlik sağlamadaki rolünü belirlemek bakımından ceza yargılama sürecinde düşme ve ortadan kaldırma kararlarına bakmakta yarar vardır. Yasa gereğince hükmün kesinleşmesi sonrası da karşılıksız kalan kısmını % 10 tazminatı ve gecikme faizi ile ödemesi halinde ortadan kaldırma söz konusu olabilmektedir. Bu değerlere bakıldığında başlatılan yargılama sürecinin önemli derece etkili olduğu aşağıdaki tabloda yer verilen veri serilerinden anlaşılmaktadır. Nitekim, 2000 yılında düşme ve ortadan kaldırma toplamı % 31.4 gibi hiçte küçümsenmeyecek bir oranı bulmaktadır. Diğer taraftan ceza yargılamasından yapay iş yüküne işaret etmesi bakımından ceza davaları genelinde ve özelde çek suçları davalarındaki beraat oranının yüksekliği oldukça düşündürücüdürl Son yıllık çek suçlarına özgü beraat oranı ortalaması % 26.31'i bulmaktadır.

49 KARAR TÜRLERİ Mahkûmiyet % Beraat L % Ortadan YILLAR Düşme % Kaldırma % Toplam , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , Ortadan kaldırma Yargıtay evresinde kendini göstermekte olup; bu kısmı da içermek üzere Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin verilerine ait tablo ise şöyledir: TABLO 9 YILLAR Onama Bozma Ret İade Ortadan Kaldırma Toplam Ortalama Görülme Süresi Ortadan kaldırmaya cezanın kesinleşmesi sonrasında tanık olunmakta; ve üç yıllık veri serisi şu tabloyu sergilemektedir: TABLO 10 YILLAR 1 Sayısı yılındaki sayısal azalmada 4616 sayılı Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası'nm etkili olduğuna hiç kuşku duyulmamalıdır. İşte ceza adaleti sisteminin çeşitli evrelerindeki bu sayısal görünüm, kuşkusuz, 3167 sayılı Yasa'nın 16. maddesinde yapılan (Değişik:14/1/ /1 md) değişikliğin ne derece yerinde olduğunu belgeler niteliktedir. Mahkumiyet kararlarından ne kadarının temyiz edildiği konusunda, bu yola çok az başvurulduğu ve bu oranın yıllar itibariyle % 10 altında kaldığı görül- mektedir.

50 TABLO 11 Karara Bağlanan Dava Sayısı Mahkûmiyet Karar Sayısı % Temyiz Edilen Karar YILLAR 1 Sayısı % , , , , , , , , , , , , , , , ,8 Çek suçlarında yargılamanın etkinliği (makul süre) açısından yapılan eleştirilere açıklık getirmek üzere suç ile kararın kesinleşmesi bakımından Türkiye'de bir ilk başarılarak ceza mahkumiyet fişi tarafımızdan taranmış ve saptanan değerler mahkeme türü itibariyle aşağıda gösterilmiştir\ Hiç kuşkusuz, bu türden saptamaların toplumsal yankısı büyük olan ciddi suçlar bakımından yapılması oldukça yararlı olacaktır. TABLO 12 Suç-Karar Karar-Kesinleşme Suç-Kesinleşme Asliye Sulh Asliye Sulh Asliye Sulh Ceza (*) Ceza (**) Ceza (*) Ceza (**) Ceza (*) SÜRE % % % % % Ceza % 6 aydan az ay \ av av ay yılında kesinleşen kararlardan 9.892'sini; ) 1999 yılında kesinleşen kararlardan 8.472'sini kapsamaktadır. n

51 TABLO 13 Asliye Ceza Mahkemesi Sulh Ceza Mahkemesi Hapis Cezası Dağılımı % Para Cezası Dağılımı % 1 yıldan az 22 5 milyon TL'den az yıl milyon TL 55 2 yıl ve milyon TL ve -ı- 1 Bu verilere göre, Asliye Ceza Mahkemeleri görev alanına giren çek suçları bakımından suçun işlendiği tarih ile mahkumiyet kararının kesinleşmesi arasında geçen süre dağılımı bakımından davaların % 40'ı iki yıl altında; % 73'ü üç yılın altındaki bir sürede sonuçlandırılırken, sulh ceza mahkemelerinde davaların % 581 bir yıl, % 77'si bir buçuk yıl; % 86'sı ise iki yıl altındaki bir sürede sonuçlandırıldığı görülmektedir. Genelde metropol adliyelerine ait olan bu değerlerin olumlu bir tablo sergilediğini hatırlatmakta yarar görülmüştür. Bu bağlamda yargılamanın ne derece işlevsel olduğunu ceza adaleti sistem bütünlüğü içinde sistemdeki "aşınma" olgusuna dikkatleri çekmek istedim. Bu amaçla ceza adaletine konu olan suçlara özgü 2000 yılı verileri esas alınarak ceza adaleti sistemi değerlendirildiğinde hiçte verimlilik içermeyen aşağıdaki görüntüye tanık olunmaktadır. Bu eğri çok şeyleri açıklamakta; Türk Ceza Siyasetine egemen olan kavram ve ilkelerin de-facto görüntüsünü vermektedir. Cezaların infazı bağlamında, çağdaş ceza siyasetinde, hürriyeti bağlayıcı cezaya en son çare olarak başvurulması ilkesi benimsenmiştir. Ülkemizdeki normatif hükümler ve uygulama da bu doğrultuda olup; aşağıdaki grafikte görüleceği üzere, de facto ceza yaptınmları dağılımında, hürriyeti bağlayıcı ceza oranı oldukça düşüktür. Aynı görüntünün özelde çek suçları içinde geçerliliği olduğunu vurgulamak üzere aşağıdaki grafiğe yer verilmiştir. Bu grafikteki değerlere göre, cezası kesinleşen çek suçlusu hükümlülerinden yalnızca % 19.7 'sinin cezaevine girdiği, geri kalan % 80.3 ü için para cezası/erteleme/ ortadan kaldırma söz konusu olduğu belirtilebilir\ Bu münasebetle, yukarda sözü edilen ceza fişleri taramasına göre saptanan mahkumiyet sonucu yaptırımların dağılımına mahkeme türleri itibariyle aşağıda yer verilmiştir. Hürriyeti bağlayıcı ceza uygulaması bakımından % 97'sinin iki yıl altında ve büyük çoğunluğunun da 10 ay /I yıl cezadan oluştuğu görülmektedir. Ne var ki, 16. maddenin 2 fıkrasında yer alan "karşılıksız kalan kısmın % 10 tazminatı" gibi bir ölçüte yer verilmediği ve aynı madde de "kısmen de olsa ödenmeyen çe-

52 ki keşide edenler" içinde geçerli olduğu normlaştınldığmdan; cezayı artırıcı nedenler olmadığında asgari cezaya hükmedildiği ve TCK 59 madde uygulaması ile indirilen bu cezanın on ay olduğu görülmektedir. Öte yandan, hükmedilen süre kadar da çek yasağı konulduğu görülmektedir. Ne var ki, bu yasağın en az hürriyeti bağlayıcı ceza kadar etkili olduğu göz ardı edilmektedir. Özet olarak, bu bölümde çek kulesi tuğlalarını üst üste yerleştirme uğraşımıza karşılık işlevsel nitelikli bazı tuğlaların sağlanamadığı görülecektir^ 3. Kriminolojik Bağlamda Önleme- Proaktif Yaklaşım Genelde suç seviyesini belirleyen üç ana unsur bulunmaktadır: Uygun hedeflerin bulunması, Yetenekli gardiyanların/ koruyucuların yokluğu, Motive olmuş suçlulann varlığı. Durumsal fırsat (situational opportunity)- her zaman için en geçerli suç önleme pratiği olarak gözükmese de, suç işleme fırsatlannın azaltılmasının İngiltere'de dolandırıcılık oranı üzerine etkisi saptanmıştır. Çek karnesi veren bankalar, belli sınırlar içerisinde - ehil koruyucular olarak davranabilirler. Bir noktaya kadar bireysel nitelikli girişimler kolektif bir nitelik kazandığında "suç pazarı" üzerinde kontrol tesisi bakımından, gerçek ve potansiyel suç mağdurlarından daha iyi konumdadırlar. Koruyucular arasında çek karnesi / kart taşıyıcılar da yer aimalıdır-bazı durumlarda örneğin soygun hali diğerlerine göre (ihmal sonucu çek karnesi /kart kaybı) daha az yetenekli kılmaktadır. Dolandırıcıların her şeyden önce Kart sağlamaları (kart olarak geçecek sahte/ sanal gerçek enstrümanlar) H Bu kartlarla tüketeceği veya yeniden satacağı para ve/veya eşya temin etmeleri; Ceza yaptınmlarından kaçınması- cezanın şiddeti suçlular arasında değiştiği gibi suçlular ile halk arasında da değişiklik göstermektedir. Mala karşı işlenen suçlar- mesken hırsızlığı, postadan, arabadan, eğlence yerlerinden vaki hırsızlıklar- sırasında çek karnesi / kart temin edilebilmektedir. Kişilerin suç işleme konusundaki yetenekleri, uygulamada bir hedefin "uygun" veya bir koruyucunun "ehil" olup olmadığını belirleyebilir; bu zamanla değişebilir: girişe teknik engeller konulması (gardiyan) her suç için ortaya çıkabilir- bir zaman için üstünden gelinemeyecek bir teknik engel bir zaman sonra bazı suçlular için kolay bir hedef olabilir, çünkü, Mevcut suçluların yeteneklerini yeni önleyici metotlara intibak ettirdikleri, Yeter sayıda yetenekli kişilerin suç pazarına giriş yaptıkları, a Sabıkalı suçluların birlikte veya ilk defa suç işleyecek kişilerle ittifakıyla suç işlenmesinin mümkün olabilmesi.

53 Kaliteli renkli tarayıcı ve fotokopiler; magnetik stripeler için encoding makinaları; Internet'ten kredi kartı için sayı yaratan ve diğer yazılımların elde edilmesi, kuşkusuz, sahtecilik ve posta/telefonla siparişlerde- "card not present" olarak endüstride adlandırılmaktadır. Önemli olan yaklaşım- dolandırıcılığın kontrol ile suç işleme yetenekleri ve networklar arasındaki ilişkinin dinamik bir nitelikte olması ve uzun süre dondurulamayacak türde bulunmasıdır. Böylece dolandırıcılığı önleyici stratejiler esnek nitelikte oluşturulmalı ve beklenmeyen türdeki ihlallere yanıt verebiimeli; ve dolandırıcılar için açık bırakılacak fırsat / pencere aralığı minimum derecede olmalıdır. Dolandırıcılığı önleme objektifleri zincirin son halkasına kadar iletilebilirse de, motivasyon ve önlemenin know-how 'ının iletilmesi oldukça zor olabilir. Önleme Mağaza terminallerine karşılıksız çek keşide etmiş kişiler ile kaybolan/çalınan kartlar hakkında bilgi iletilmesi, Çek ve kart için başvurulara özgü sorgulama yapılmasına imkan veren bilgi bankaları -özellikle kuşkulu adreslere ilişkin sorgulamaya yer verilrnesi, Kart hırsızlığında birden fazla kart hırsızlığını önlemek için ihtiyaç duyulmayacak kartın taşınmaması, Kartın kötüye kullanılmasına karşı kişinin kimlik numarasını kendisinin seçmesi-on-line yetkilendirme-limitler yanında kuşkulu kartları konusunda personelin eğitilmesi, Siyaset değişimleri- el yazısı muayene imkanları- kredi kartları istihbaratısuç türünü esas alan "suç kayıt sistemleri" ile ülkede bankalar ve kolluk arasında işbirliği sağlanması (emniyete adli sicil veri tabanından sorgulama sağlanması örneğinde olduğu gibi) ; Suç önleme bağlamında dolandırıcılara özgü mevcut uygulamalarının kart endüstrisince belirlenmesi, analizi ve onlar üzerinde en fazla etkisi olabilecek tedbirlerin saptanması; akıllı kartlar ile uzun dönemde biyolojik ölçümlerdenparmak izinden yararlanma -satış noktasında PIN numarası girilmesi uygulamasına geçilmesi, riskli adreslerin önceki deneyimlerden belirlenmesi, kartların güvenli bir şekilde teslimi veya kart alıcılarının bizzat gelerek kartlarını alması, sahtesinin yapılmasının zorlaştırılması, lazerle entegre edilmiş fotoğrafh've imzalı kartların kullanılması suretiyle taklit edilmesinin zorlaştırılması; Perakendeciler pazarında, bireysel kart sahiplerinin harcama düzeni saptanarak çalınma ve sahte kart kullanılması halinde kart sahiplerini kontrol ederek kartlarına sahip olup olmadıkları veya işlemin kendileri tarafından yapılıp yapılmadığının saptanması - yetki limitleri; kaybolan veya çalınan kartlara ait verilerin mağazalara iletilmesi için en iyi teknolojiye başvurulması; tüccarlar tarafından işlenen dolandırıcılıklar için veri tabanı oluşturulması; harcamalarını izleyerek kötü niyetli kart sahiplerinin batak borçlarının erken bir zamanda tes-

54 piti suretiyle dolandırılacak miktarının azaltılması; medya, perakendeciler, kart sahipleri ve kollukla geliştirilmiş iletişim ve eğitsel kampanyalar; yeraltı dünyasından muhbirler kullanılması; mağazaların bankalarca dolandırıcılığa karşı girişimlerin planlanmasında perakendeci mağazaların artan ölçüde katılımı. Önlemeye bu tebliğin konusu olan 3167 sayılı Yasa çerçevesinde değinildiğinde; çek suçları bakımından keşideci, banka, lehdar ve T.C. Merkez Bankası ajan dörtlüsü için yasada öngörülen önlemlerin elektronik iletişim ve sorgulama olanaklan ile pekiştirilmesi amaç-değeri nispeten sağlayıcı nitelikte görülmektedirl Özet olarak, hastalığın kontrolü, muafiyet sağlama ve antibiyotikle olduğu gibi tedbirlerin çeşitli kombinasyonlarına eğilmek suretiyle olmalı; kişiye muafiyet sağlayıcı tek bir öğeyle sınırlı kalınmamalıdır: Suçlulara karşı stratejilerde esnek yanıtlara olanak sağlayarak, birinci derecedeki yöntemlerle beraber ikinci evredeki önleme yöntemleri de geliştirilmelidir. ' Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Sosyolojisi ve Hukuk Felsefesi öğretim görevlisi. ^ Hukuk konusunda şu üç temel soru hayati önem taşımaktadır: m Ontolojik: Hukuk olarak nitelendirilen şey geçerli midir? m Fenomenolojik: Hukuk olarak nitelendirilen şey etkili midir? Aksiyolojik: Hukuk olarak nitelendirilen şey bir değeri gerçekleştirmekte midir? Mustafa Tören YÜCEL, Hukuk ve Hakikat, Ankara 2001, s.2. ' Mustafa Tören YÜCEL, Türk Ceza Siyaseti ve Kriminoiojisi, Ankara 1999, s. 89. ' Hukuk yargılamasındaki makul süre değerlendirmeleri için bk. Mustafa Tören YÜCEL, Türkiye'de Yargının Etkinliği, Ankara, Karşılıksız çeklerde keşideciler için öngörülen bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasından iki yıla kadar (iki yıl dahil) olanı Cezaların İnfazı Hakkındaki 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyannca ertelenebilmektedir. Çeke özgü "yaklaşık" veri saptamaları için bk. Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Ailıs ve Anayasa m.38 f.8 Açısından Ödenmeyen Para Borçlarında Yaptırımlar Sempozyumu, Ankara Çek kabullenme beraberinde bir riski içermektedir. Bu riskin azaltılması amacıyla elektronik ticaretin inanılmaz derecede artış kaydettiği ülkelerde özellikle ABD'de teleçek oldukça revaçtadır. kullanımı

55 Doç. Dr. Oğuz Atalay YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ HUKUK SISTEMIMIZDE ÇEK UYGULAMASı Sayın Dekan, sayın hocalarım, değerli katılımcılar ve misafirler, aslında hava şartlan dolayısıyla programdaki ve zamanlamadaki değişiklik sebebiyle, şu anda huzurlarınızdayım. Çünkü normalde panel bölümünde söz alacaktım. Panel malumaliniz bugün içinde sunulan tebliğlerin değerlendirmesinin, tartışılmasının yapıldığı bir bölüm olacaktı. Çek konusunda benden sonra değerli hocalarım, çok değerli bilgiler verecekler, o bakımdan ben çekin Ticaret Hukuku ve Ceza Hukuku yönüne fazla girmeyeceğim. Ancak, son Anayasa değişikliğinin İcra Ceza Hukuku'na etkisi konusunda bir iki söz etmeye çalışacağım ve ayrıca çekin takip hukukuna ilişkin bazı sorunları üzerinde satır başlarıyla durmaya çalışacağım. Çekin takip hukukuna ilişkin sorunlanndan başlayacak olursak, bilindiği üzere, özellikle uygulamada çek, ceza yaptınmıyla desteklenmiş bir senet olduğu için tercih edilmekte, İcra ve İflas Hukuku bakımından da adi takiplere göre daha hızlı, hızlandırılmış, itiraz üzerine durmayan bir takip prosedürüne bağlanmış olduğu için, alacaklı bakımından takip aşamasında da avantaj getiren bir senettir. Son yıllarda özellikle çeklere dayanarak, bir icra takibi yapılmadan önce, mutlaka ihtiyati haciz talep edildiği görülmekte. Çoğunlukla uygulama bu yönde, ancak işte sorun da burada başlıyor. Çeke dayanılarak yapılan ihtiyati haciz taleplerinde, uygulamada bazı problemler var. Müsaadenizle bunlara sırayla kısaca değinmek istiyorum. Öncelikle çeke dayanılarak yapılan ihtiyati haciz taleplerindeki yetki meselesinde, aslında kanunda olmayan fakat yargı uygulamasının benimsediği bir yanlışlık kanaatimce söz konusu. Mahkemeler, çeke dayanan ihtiyati haciz konusunda, kendi mahkemeleri bakımından yetkili çlup olmadıklarını resen inceleme eğilimindeler. Oysa, bilindiği üzere, İcra ve İflas Kanunu'muz, yetki konusunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'muza atıf yapmaktadır. Usul Kanunumuzda da kesin yetki halleri dışında mahkemeler kendilerine yöneltilen talepleri inceleme yetkisine sahip değiller. Eğer kamu düzenine ilişkin ve kesin bir yetki hali söz konusu ise, bu durumda mahkeme kendi yetkisini inceleyip, resen yetkisizlik kararı verebilir. Bunun dışında mümkün değil. Ancak çekte özellikle sayın Gönen Eriş'in de çek kitabında belirttiği üzere, şöyle bir uygulama var. İhtiyati haciz talepleri çok büyük çoğunlukla kural olarak, karşı taraf davet edilmeksizin, karşı taraf dinlenmeksizin yapılan bir yargılama sonucu verildiği için, burada karşı tarafın savunma imkânları geçici de olsa biraz kısıtlanı-

56 yor. İşte bu sebeple, hakim yetkili olup olmadığını, doğru mahkemeden ihtiyati haciz talep edilip edilmediğini incelemelidir diyor. Hatta kendisi 95 baskısı kitabında şu ifadeyi kullanmış, "her ne kadar kesin yetki hali söz konusu değilse de hakim resen inceleme yapmalıdır. Çünkü yetkinin resen incelenemeyeceği kuralı, teşkili taraf yapılan dava ve işlerde söz konusu olur" diyor. Şimdi burada teşkili taraf tabii ki, iki taraf olmasını gerektirir, yoksa duruşmaya çağırma başka bir şeydir. O bir yana, mahkemelerin bu konuda yetki incelemesi yapma imkânı yok kanunen, şimdi böyle olunca mahkemeler borçlunun bulunmadığı durumda, kendilerini borçlunun avukatı gibi ya da onun savunma haklarını korumak gibi bir düşünceyle yetkisizlik kararları vermektedirler. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan sorunlardan birisi bu. Bunun kanuna uygun olmadığını belirtmek istiyorum. İcra İflas Kanunumuzda böyle bir yetki kuralı yok. Diğer bir husus, ileri tarihli çekte, çeke dayanılarak ihtiyati haciz taleplerinde bulunulduğunda ortaya çıkıyor. Uygulamada tespit edebildiğimiz kadarıyla, çoğunlukla, ileri tarihli çeke dayanılarak yapılan ihtiyati haciz talepleri reddedilmektedir. Bunun gerekçesini anlamak pek mümkün değil. Bu yoldaki kararları Yargıtay Kararları Dergisi'nde bulmak mümkün değil. Çünkü ihtiyati haciz kararlarının ve bunlara itirazların temyizi söz konusu değil. O yüzden ilk derece mahkemelerde ve tatbikattan toplayabildiğimiz bilgiler bunlar. İleri tarihli çeke dayanılarak ihtiyati haciz talebinin reddedilmesi aslında maddi hukuk tarafından tanınan bir hakkın hakim tarafından engellenmesi anlamına gelir. Oysa takip hukuku ve şekli hukuk, maddi hukukla tanınan hakların gerçekleştirilmesine hizmet etmek amacıyla vardır. İleri tarihli bir çeki bankaya götürüp ibraz ettiğinizde bankanın, karşılık olduğunda ödeme mecburiyeti var. Yoksa karşılıksız damgasını, şerhini düşme mecburiyeti var. Hamilin (icra hukuku bakımında alacaklı diyoruz), alacaklının bu çeke dayanarak kambiyo takibi yapma imkânı var. Fakat mahkemelerde fiili bir durum olarak, ileri tarihli çeke dayanıldığında, ihtiyati haciz talepleri reddedilmektedir. Bunun sebebini anlamak pek mümkün değil, burada uygulamada bir sorun olduğunu belirtmekle yetineceğim. Diğer bir sorun, zamanaşımına uğramış çeklere dayanılarak yapılan ihtiyati haciz taleplerinde karşımıza çıkıyor. Orada biraz dikkatli olmak lazım belki, bir tereddüt söz konusudur gerçekten. Çek zamanaşımına uğradığında, temeldeki borç ilişkisi bakımından bilindiği üzere yazılı delil başlangıcı niteliğinde kabul edilmektedir. Yani bir kesin delil, bir senet niteliğinde kabul edilmemektedir. Dolayısıyla yargılamayı gerektiren bir durum olduğu doğrudur. Zamanaşımına uğramış çeke dayanılan ihtiyati haciz taleplerinin, çekin ispat bakımından bu eksikliği nedeniyle, ihtiyati haciz yargılamasında mahkemelerce, "alacağı ispata yarayan bir belge değildir" gerekçeleriyle reddedildiğini görmekteyiz. Oysa, zamanaşımına uğramış olan bir çeke dayanılarak yapılan ihtiyati haciz taleplerinde mahkemelerin baştan peşinen bu talepleri reddetmesi pek uygun görülmemektedir. Çünkü ihtiyati haciz yargılamasında ispat ölçüsü düşürülmüştür. Yani tam ispat aranmaz, yaklaşık ispat, mahkemede alacağın varlığı konusun-

57 da yaklaşık bir kanaat uyandırılması esastır. Eğer zamanaşımına uğramış çekle birlikte bunu destekleyen diğer deliller sunulmuşsa, yani bir sözleşme, fatura ve irsaliye gibi diğer belgeler de sunulmuşsa, çek zamanaşımına uğramış olsa bile, bir alacağın varlığı konusunda mahkemede kanaat uyandırılabildiği için peşinen mahkemelerin çekin zamanaşımına uğramış olması sebebiyle, ihtiyati haciz taleplerini reddetmesi, pek hukuken savunulabilir bir gerekçe teşkil etmemektedir. Evet, uygulamada ihtiyati hacizlerle ilgili diğer bir sorun, ibraz edilen çekin karşılıksızlığına ilişkin ibarenin muhatap banka tarafından yazılmış olma şartının mutlaka aranması. Özellikle uygulamada bu sorun, bankacılık işlemleri yapma yetkileri kaldırılmış veya kapatılmış bankalar veya finans kurumlarıyla ilgili olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle yakın zamanlarda bir finans kurumu ile ilgili böyle problemler doğmuş. Tespit edebildiğim kadarıyla, banka şubeleri, daha doğrusu kurum şubeleri kapatıldığı için, çekleri ibraz için gidildiğinde muhatap bulunamamış, bunun üzerine malumaliniz çekte karşılıksız şerhinin muhatap bankalar tarafından düşülmesi yanında, diğer iki imkân daha var; protesto ve takas odasının ibraz ve ödenmediği şerhinin düşülmesi şeklinde. İşte mahkemeler genelde uygulamada protesto edilmiş çeklere dayanılarak ihtiyati haciz taleplerini reddetmişlerdir. Çekte protestoya pek rastlanmasa dahi, kapanan banka veya finans kurumunun çekinin protesto edilmesi durumunda, mahkemelerin yine ihtiyati haciz kararını vermeleri gerekir. Bu da uygulamada tereddütlere yol açan bir konu olduğu için, kısaca satır başlarıyla, süreyi kullanmak bakımından bunları ifade etmek istiyorum. Şimdi Anayasa değişikliğinin İcra Hukuku'ndaki bazı cezalara etkisine müsaadenizle değinmek isterim. Efendim malum olduğu üzere, Avrupa İnsan Haklan'na Ek 4 Nolu Protokol'de diyor ki, "hiç kimse yalnız sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmasından dolayı özgürlüğünden mahrum bırakılamaz". Anayasamızda da aynı hüküm mevcut. Şimdi İcra Hukuku'nda da bilindiği üzere, önceki tarihlerde, İcra Hukuku'nun tarihçesinde, borç için hapis, kölelik gibi uygulamalar terk edilmiş, ekonomik suça, ekonomik yaptırım ilkesi gereği, kural olarak şahsi sorumluluk, mal varlığıyla sorumluluk getirilmiştir. Hukukumuzda da Çek Kanunu'ndaki 16'ıncı madde dışında bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi sebebiyle, hapis cezası, hürriyeti bağlayıcı bir ceza söz konusu değildir. Ancak işin içine İcra Hukuku girdiğinde, bazı icra suçları ve İcra Ceza Hukuku'na ilişkin bazı hükümler görüyoruz. Bunların Avrupa'nın tüm memleketlerinde olmadığını biliyoruz, örneğin İsviçre'de, Mehaz kanunumuzda, İcra Ceza Hukuku'na ilişkin hükümler aynen yok. Ceza Kanunlarına bırakılmış. Oradaki suç unsurları oluşmuşsa, cezalandırmak mümkün. Adliyeye karşı işlenmiş suçlar gibi, yalan beyanda bulunma suçları gibi. Anayasa değişikliklerinin etkileri konusunda tartışma konusu yapılabilecek icra ceza suçlarından bazıları tartışılabilir. Gerçeğe aykırı beyanda bulunma,

58 taahhüdü ihlal suçu ve belki çok az tartışılan bir şeyin yaptırılmasına veya yapılmamasına ilişkin ilamların icra edilememesi sebebiyle hapis cezası konusundaki düzenlemelerin nasıl etkileneceği tartışılabilir. Şimdi özellikle anayasa değişikliğinden sonra, karşılıksız çek sebebiyle hürriyeti bağlayıcı ceza verilememesi benimsenmiş. Gerçi Sayın Hocam Dönmezer, Yeditepe Üniversitesi'nde düzenlenen bir toplantıda, yanlış hatırlamıyorsam aslında bu suçun sadece bir sözleşmenin yerine getirilmemesi olmadığını, onun sonucu olmadığını, cezanın çekin ticari hayattaki itibarının korunması bakımından getirildiğini ifade etmişti. Burada da, İcra Ceza Hukukul'da da buna benzer bir durum var. İcra hukukundaki suçlar ve cezalar sadece o kişinin borcunu ödememiş olması sebebiyle getirilmiş değildir. Burada devletin icra teşkilatının sağlıklı işlemesinin engellenmesi sebebiyle, icra teşkilatına karşı işlenmiş bir suç olarak algılandığından dolayı, bazı fiiller suç yapılmıştır ve cezaya bağlanmıştır. Mal beyanında bulunmama suçu acaba Anayasa değişikliği kapsamında Anayasa'ya aykırı hale gelmiş midir? Mal beyanında bulunmama suçuna baktığımızda, takibin başında, ödeme emri süresi içinde ödeme olmayacaksa veya itiraz olmayacaksa, mal beyanında bulunmak gerekiyor. İtiraz edilmişse, o itirazın bertaraf edilmesinden ve takibin kesinleşmesinden itibaren 3 gün içinde mal beyanında bulunmak gerekir. Mal beyanında bulunulmadığı takdirde iki tür ceza var, bir mal beyanında bulununcaya kadar hapisle tazyik, 3 ayı geçemez. Bir de mal beyanında, geç mal beyanında bulunmak sebebiyle, mal beyanında bulunmama suçu oluşur, bunun için de hapis cezası getirilmiştir. Anayasa değişikliği, hiç kimsenin sadece bir sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırılamayacağını öngörüyor. Acaba mal beyanında bulunmama bir sözleşmeden doğan yükümlülüğü yerine getirmeme midir? Bunun tartışılması gerekir. Bir çok çevrede, şimdiye kadar benzer toplantılarda mal beyanında bulunmama suçunun da kapsama alınması gerektiği gibi bazı temenniler veya görüşlerin ileri sürüldüğünü biliyoruz. Oysa kanaatimce mal beyanında bulunmama suçu bir sözleşmenin, sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi sebebiyle getirilmiş bir suç değildir. İcra organlarının bir an önce işlerini yapmasını engelleyen, alacaklının, icra takibine konu olan alacağına kavuşmasını zorlaştıran bir fiil olarak düşünüldüğü için kanun koyucu tarafından cezaya bağlanmıştır. Bir suç kalıbı oluşturulmuştur. Haddizatında burada, borçlu yükümlülüğünü daha önce yerine getirmemiştir ki, icra takibine başvurulmuştur zaten. Mal beyanında bulunmama suçunun bu bakımdan anayasa değişikliğinden etkilenmemesi, etkilenmeyeceği kanaatindeyim. Mal beyanında bulunmama suçunun kanunda muhafaza edilmesi gerekir. Tabii bu arada mal beyanında bulununcaya kadar hapis cezasıyla tazyik unsurunu ise değerlendirme dışı bırakıyorum. Onun da bir sözleşmeyi yerine getirmemekle ilgisi yok, çünkü ben mal beyanında bulunacağım diye bir taahhütte bulunmamıştı. Kanunun bir emri, "mal beyanında bulun" diyor, borçlu bu beyanda bulunmazsa cezaya çarptırılabilir.

59 Diğer önemli bir icra suçu, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunmak, tabii ki tamamen İcra Hukukuna özgü bir suçtur ve bir sözleşmenin hükmünü, yükümlülüğünü yerine getirmemekle bunun da alakası yoktur. Burada cezalandırılan davranış, adli mercileri, icra teşkilatını yanıltmaktadır. Başka yerlere göndermektedir. Borçlu burada, gelir kaynaklarını ve mallarının nerede bulunduğunu doğru beyan etmemişse cezaya çarptırılmaktadır. Tabii burada şunu göz önüne almak gerekir. Netice itibariyle eğer illiyet bağını siz çok öncelere götürürseniz, tabii ki bu cezalar bu adamın başına niçin geliyor? Borcunu zamanında ödemediği için geliyor. Ama burada uygun illiyet bağı düşüncesi çerçevesinde davranacak olursak, illiyet bağını böyle çok eskiye götürmek İcra Hukukunun tüm etkinliğinin ortadan kaldırılmasına yol açacaktır. Yani sözleşme yerine getirilseydi, hiç icra takibine muhatap olmayacaktı ve dolayısıyla da bunlar başına gelmeyecekti. Doğru bir düşüncedir, ama hukuki bakımdan, hukuki illiyeti belirlerken, daha dar davranmak daha doğru olacaktır. Buradaki suçlar, İcra Hukuku'nda düzenlenmiş, icra organlarına karşı olan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sebebiyle cezaya bağlanmıştır. Taahhüdü ihlal suçuna gelince: Taahhüdü ihlal suçunda bir tartışma var. Burada biraz daha ayrıntılı durmak lazım. Çünkü orada bir taahhüt var. İcra organına karşı, "Ben borcumu şu tarihlerde, şu taksitlerde ödeyeceğim veya şu vadede ödeyeceğim" şeklinde bir taahhüde girmiştir borçlu. Bizim İcra İflas Kanunumuzun, 111. Maddesi'nde, taksitle ödeme hakkı da vardır. Yani borca yetecek mallan haczedilen borçlu, borcunun dörtte birini peşin, geri kalanını da eşit 3 eşit vadede, 3 ay içinde ödemeyi taahhüt ederse, satış istenemez ve bu taksit süresi, satış isteme sürelerinin hesabına katılmaz. Dolayısıyla borçluya tek taraflı bir irade beyanıyla taksitle ödeme yapma imkânı tanınmıştır. Bundan başka, icra takibi için de herhangi bir aşamada tarafların taksitle ödeme konusunda veya borcu erteleme konusunda anlaşmalan da mümkündür. Ancak bu anlaşma, icra zaptına geçirilirse, icra tutanağına geçirilirse, bu durumda taahhütten, icra organına karşı yapılmış bir taahhütten söz etmek gerekir. İşte burada acaba anayasa değişikliği, taahhüdü ihlal suçunu da Anayasa' ya aykırı hale getirmiş midir? Burada gerçekten bir sözleşme var mıdır? Önce ona bakalım, yani özel hukuktan doğan bir sözleşme var mıdır? Ki bunun ihlali hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç olmaktan çıksın. Bu konuda, alacaklı ile borçlu arasında icra dairesi dışında yapılmış bir taksitlendirme anlaşması ile icra dairesine, borçlu tarafından yapılan bir teklifin, alacaklı tarafından uygun bulunması yoluyla taksitle ödeme anlaşması yapılmasını ayrı ayn ele alabiliriz. Ancak, icra dairesi'nde, icra tutanağında yapılmış olsa bile, netice itibariyle bunun sonuçlarından yine alacaklı yararlanacaktır. Fakat icrayı durduran, icra takibini ortadan kaldıran bir taahhüt de değildir bu, sadece takip bekletilir, süreler durur. Taahhüt ihlal edilirse, takibe kaldığı yerden devam edilir.

60 örneğin satışı istenebilir. Borçlunun icra takibi içinde yeni bir ödeme taahhüdünde bulunarak, yeni bir yükümlülüğe girdiğini düşünürsek, bunun yerine getirilmemesinin Anayasa'daki o sekizinci maddedeki anlamda sözleşmeden doğan yükümlülüğü yerine getirmeme kapsamına girebileceğini düşünebiliriz. Yani icra suçları içinde sadece sözleşme değil, sözleşmeye benzer taahhütte bulunmayı ele alabiliriz ve taahhüdü ihlal suçunun, son anayasa değişikliği karşısında Anayasa'ya aykırı hale geldiği görüşünü tartışabiliriz. Bunun ciddi biçimde tartışılması, değerlendirilmesinde yarar var diye düşünüyorum. Ancak kanaatimi kısaca belirtmek gerekirse, ben alacaklı ile borçlu arasına icra organlarının girdiği durumlarda, artık bir takip prosedürü içinde gerçekleşen ve takip hukuku kuralları ile suç sayılan davranışların, sadece bir sözleşmeden doğan borcun ihlali sebebiyle cezalandırıldığını düşünmüyorum. İcra Ceza Hukuku'ndaki cezaların son anayasa değişikliklerinden etkilenmeyeceği kanaatindeyim. Süreyi daha fazla uzatmamak için sözlerime son vermek istiyorum. Bu konuyu gerektiğinde sorularla açabiliriz. Sabnnız için teşekkürler.

61 BIRINCI OTURUM SORULAR - YANıTLAR Başkan - Teşekkür ederim Sayın Atalay, 20 dakikada tamamladınız, bu iş için de özel bir teşekkürüm var. Bir 5 dakika süre, tartışma için açacağım. Soru soracak veya katkıda bulunacak katılımcılar, isimlerini ve görev yerlerini belirtirlerse kayda geçecektir. Münir Göker - Öncelikle Sayın Mustafa Bey, Kant'tan bahsetti, Kantorovvicz'den bahsetti. Çok güzel, derinliği olan konuşması için teşekkür ediyorum. Ben de kendisine Shakespeare'den bir soneyle cevap vermek istiyorum. Acaba cezai uygulamanın kaldırılması ki, -tatbikatçı bir avukat olarak söylüyorumbir inada çiçek güzelliğiyle yaklaşmak mı? Shakespeare öyle diyor sonesinde. Veya Avrupa Topluluğu'na girmek mi? Ama Avrupa Topluluğu'na girmek piyasayı allak bullak edecek ki bunu da tartışmaya açmadılar. 38. maddeyi, sayın hocamıza da şöyle bir arz etmiştim arada; Avrupa Topluluğu'na girmenin daha önce birçok koşulları var. Yollarda kurban kesilmesin, bir hâkim, 50 dosyayla mahkemeye çıkmasın. Paris'teki stajım sırasında lütfen kabul etti, bir Fransız hâkimiyle konuştum. Bir defa oradaki adliye sarayları, "Palais des Justices" olağanüstü güzel yerler. Mesela Bağcılar'a girip, böyle ara merdivenlerden asansör boşluğundan adliyeye çıkmıyoruz. Önce bunları düzeltsinler, sayın Bakanım olsaydı, ona da arz edecektim. Bu ceza uygulamasının kaldırılması bence en son şart. Yani piyasayı allak bullak etmemek lazım. Daha önce madem böyle bir hürriyeti bağlayıcı cezadan kaynaklanan bir olay vardı, o şartları yerine getirsinler. Bana göre, sayın hocama Oğuz Bey'e de sormak istiyorum. Şuna yüzde yüz katılıyorum ki, İcra-İflas Kanunu'nun 337. maddesinin kesin girmemesi lazım. Bunu da sokarsak 38. maddenin kapsamına, ortada bir şey kalmayacak. En azından benim çalıştığım müessese, ki bu büyük bir etken oluyor tahsilatta, bunları tahsil edemeyecek. Diğer taraftan bu zaten bir kanun hükmü, diğer taraftan taahhüdü ihlal ve bunun da girmemesi lazım. Yani bir takım guerleri kaldırırsak, ortada alacak tahsili söz konusu olmayacak. Neden? Zaten hocamın belirttiği gibi, hakimlerimizin iş yükü nedeniyle, İcra Hukuku yürümüyor. İhtiyati hacizlerde, ihtiyati tedbirlerde büyük sorunlar var. Bu açıdan en azından cezai uygulamanın kaldırılması halinde başka bir müessese getirilmeli, yoksa piyasa bu yükün altından kalkamaz. Teşekkür ediyorum. Sulhi Dönmezer - Şimdi Mustafa Tören Yücel, çok güzel birtakım istatistikler verdiniz ama, bu istatistikler böyle 20 dakika üzerinde üst üste gelince onlardan bir netice çıkarmak çok zor. Ben doğrudan doğruya bir şey soracağım size. Şimdi karşılıksız çek keşidesi suçlarında hürriyeti bağlayıcı cezanın etkisi dolayısıyla ödeme oranı ne kadar? Yani etkin pişmanlık hükmünden istifade suretiyle -ona etkin pişmanlık diyoruz ceza hukukunda- etkin pişmanlık kullanarak ödenen miktar yüzde kaç? Etkin pişmanlık hükmü, bir kimsenin ceza ta-

62 kibatmdan kurtarılmasını sağlayan bir hukuki işlemdir. Oranı ne? Mustafa Tören Yücel - Oran yüksek sevgili hocam, şimdi arz edeceğim size. Sulhi Dönmezer - Etkin pişmanlık sayesinde kaç kişi çekle kabul ettiği borcu ödüyor. Bunun yüzdesi ne? Onu bulsak iyi olacak. Mustafa Tören Yücel - Hocam bu gördüğünüz olay, düşme olayı, bakın % 26. % 22 daha ilave edin bayağı yüksek bir rakam. Şimdi dikkat ederseniz beraatleri ortadan çıkardığınız zaman, geriye kalan sadece düşme veya ortadan kaldırmayı kabul etseniz, bayağı yüksek bir oran, takdir etmek lazım. Sulhi Dönmezer - Yani diyorsunuz ki, mevcut müeyyideler ödeme bakımından etkindir. Mustafa Tören Yücel - Şunu arz edeyim. Bir de buna Yargıtay aşaması dahil değil, bir de Yargıtay aşaması var. Ceza kesinleştikten sonra 3167 sayılı Yasa'ya göre ödemek suretiyle ortadan kaldırmak gibi bir olgu var. Onu da adli sicil veri tabanından tespit ettim, o da bayağı yüksek bir rakam. Bütün bunlan topladığınız zaman, olayı reel bakımdan görüyorsunuz, etkinlik boyutunu görüyorsunuz. Benim burada kuşku ve değerlendirmeden yoksun kaldığım husus, Türkiye'de ne kadar çek keşide edildiğini yani 1985 öncesi ve sonrası, bir değerlendirme ve mukayese bakımından, elde hard data yok. Bu çok ciddi bir sorun. Şimdi -Türkiye Bankalar Birliği'ne burada bir mesaj vermek istiyorum- bu miktarı bence saptamalı. Çünkü, bunu Ürdün, Amerika'nın her eyaleti, Brezilya, her yer saptayabiliyor. Sulhi Dönmezer - Bir de arkadaşa bir sorum var. O da şu, şöyle bir ilke kararı yahut bir ilke saptanabilir mi? İcra hukukunda, eğer kamu otoritesinin ve özellikle yargı yetkisini haiz olanın verdiği karara muhalefet halinde, hürriyeti bağlayıcı ceza uygulanır. Fakat araya böyle bir unsur girmiyorsa, sadece borcun ödenmemesi söz konusu olduğu zaman anayasanın hükmü tatbik edilmek gerekir. Peki böyle ifade olunabilir mi? Oğuz Atalay - Sağ olun hocam, daha iyi ifade edilemezdi.. Ali Sicim - İstanbul Ticaret Odası 54. meslek grubunda komite üyesiyim. 7 bin tane üyenin de temsilcisiyim. Mobilyacılar grubunun. Şimdi ülkemizin içinde bulunduğu bu zor koşullarda, bu ekonomik kriz şartlarında, çek yasasının tartışıldığı bu ortamda acaba ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz de göz önünde bulunduruluyor mu? Yani her çeki karşılıksız çıkan insanlara, üç kağıtçı, dolandırıcı gözüyle bakılıyor diye düşünülüyor mu? Bu yasa düzenlenirken veyahut da bir öneride bulunulurken bunların göz ardı edilmemesi gerekir. Buna hangi pencereden bakıyorsunuz? Yani bu tartışılmıyor şu anda burada. Ülkenin kasıp kavrulduğu bu ortamda yani bugün bir insanın çeki yazılmamışsa, başka bir ticaret yapıyor demektir. Bir de ben şunu rica edeceğim. İcra dairele-

63 ri bugün tefecilerin yazıhanesi haline gelnrıiştir. Bir çek icraya konulduğu takdirde, ya ön yüzüne, ya arka yüzüne mutlaka bir fatura ibraz edilmesi gerekiyor. Teşekkür ederim. Mustafa Tören Yücel - Şimdi takdir buyurursunuz, çok önemli bir konuyu arz ettik sizlere. Çeklerin ancak ve ancak karşılıksız çeklerin % 25 i ceza davasına konu oluyor. Hattızatında dediğiniz gibi, kollektif olarak bütün karşılıksız çeklerin keşide edenleri suçlu muamelesi görmüyor. Çok enteresan bir durum. Ben size istatistikler boyutunu aktarıyorum. Türkiye'deki boyutu aktarıyorum. Bakın şimdi o kısmı açayım, görün. Çok enteresan ve bu verileri, zor temin ettik. Şimdi dikkat ettiniz mi? Bunlar karşılıksız çeklerin kamu davası olmayan yüzdeleri, Türkiye çapında bunlar bayağı yüksek. Çok yüksek. Bunlar sevgili meslektaşımın bahsettiği icraya konu olan çekler. O da tacirler açısından tekdüzen hesap planına göre, gider olarak kaydedilmesini sağlamak amacına matuf. Yani tahsili imkânsız damgasının yenmesi bakımından. Teşekkürler. Oğuz Atalay - Değerli misafirimizin sorusuna İcra Hukuku bakımından kısaca bir cevap ben de vermek isterim. Malum olduğu üzere ekonomik krizler döneminde icra takiplerinin de sayısı artmaktadır. Bu gayet doğaldır. Yani doğru orantı var arasında. Fakat bizde yanlış bir biçimde, alacaklann geç tahsil edilmesinin suçu kanuna yüklenmektedir. Kanunda değişiklik yapılırsa, bunlar hallolacak gibi bir kanaat hakim. Aynı kanun belki bazı bakımlardan daha hafifi İsviçre'de var ve alacaklar tahsil ediliyor. Neden? Çünkü aynı ekonomik koşullara sahip değiliz. Bu bakımdan Ceza Hukuku boyutu bir tarafa ama, icra dairelerinin tefecilerin yazıhanesine geldiği şeklindeki bir şeyi ben şahsen bilmiyorum. Yani tatbikat, içinde olmadığım için, ama bazı bankaların, belli dairelerle çalıştığını, icra dairelerini tamamen kapattığını biliyorum veya işte kredili satışı yapan, kredi kartlan firmalan böyle çok sayıda takiple bazı icra dairelerini tamamen kilitlemektedir. Neden? Ekonomik durumdaki bozulma, ödeme gücündeki düşüş, açılan icra takiplerinin sayısının artmasına sebep veriyor, gayet doğal bir şeydir bu. Olağanüstü hallerde tatil ve talik hükümleri var bizim İcra İflas Kanunu'muzda, bunlar Türkiye'de hiç uygulama alanı bulmamıştır. Bakanlar Kurulunun karanyla olur, aslında bazı durumlar ekonomik olağanüstü haldir hakikaten, bu durumda takiplerin ertelenmesi gerekir diyebilirsiniz. Bu tartışılabilir ama herkese dolandırıcı gözüyle bakılmamaktadır. Zaten Anayasa da bu bakış açısını engellemiştir diye düşünüyorum ben. Teşekkür ederim.

64 IKINCI OTURUM Başkan - Şener Güngör Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanı 3. Tebliğ Keskin Kaylan Yargıtay 6. Ceza Dairesi Üyesi 3167 Sayılı Çek Kanunu, Çek Kanunu'nun Uygulanmasında Ortaya Çıkan Sorunlar ve Yargıtay Kararları 4. Tebliğ Dr. Haluk Çolak Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Mijdürlijğü Daire Başkanı 3167 Sayılı Kanun'un Uygulamasında Bankaların Özen Yükümlülüğü İle Karşılıksız Çek Keşide Etmek Suçunun Cezaî Hüküm ve Sonuçları

65 BAŞKAN Şener Güngör YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ BAŞKANI Sayın hocalarım, değerli katılımcılar, ismim Şener Güngör, 1964 Ankara Hukuk Fakültesi mezunuyum. 1987'de Yargıtay Üyeliğine, 1997'de Daire Başkanlığına seçildim. Çek davalarına bakan dairenin başkanı olduğum için, bu konu benim için özellikle güncellik arz ediyor. Bu arada aklınıza gelecek her türlü sorunun cevabını resmen ve özel olarak vermeye de hazır olduğumu arz ederek, sözlerime başlamak istiyorum. Çek konusu Türk Ticaret Kanunu'nun 692 ila 735. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, özellikle 730. maddedeki atıf nedeniyle yirmibir konuda daha POLİÇEYE ait hükümler çek alanında uygulana gelmektedir. Çek kullanımının ceza uygulaması boyutuna gelince: T.B.M.M.'nin gün ve 471 Sayılı yorum kararı ile "Karşılığı olmadığı halde çek keşide edenlere ceza tertibine dair Türk Ticaret Kanunu'nun 610 (695) maddesine bir fıkra eklenmesi istenmekte ise de, Türk Ceza Kanunu'nun 503. maddesinde yer alan DOLANDIRICILIK hakkındaki suçlar, karşılıksız çek keşide edenlerin hareketlerine uygun bulunmaktadır. Muhatabı elinde çek parası olmayanların hile, sania, kötü niyet, karşılıksız ve ihmal ile çek keşide ettikleri takdirde, taşıyanı zarara sokmak suretiyle DOLANDIRICILIK cürmünü işlemiş olurlar. Türk Ceza Kanunu'nun genel hükümlerinin uygulanması halinde hesabının kesin sonucunu bilmeyerek, yanlışlıkla çek keşide edenlerin hareketlerinde SUÇ KASTI BULUNMAMASI nedeni ile sorumluluğu söz konusu olamaz. Bu yaptırım ve güvence karşısında Türk Ticaret Kanunu'nun sözü edilen maddesine bir fıkra eklenmesine yer olmadığına T.B.M.M. Genel Kurulunca karar verilmiştir." hükmüne varılmıştır günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun yürürlüğe girinceye kadar, düzenledikleri çek karşılıksız kalan sanıklar, dolandırıcılık suçundan yargılanmış olup; 1985 tarihli düzenlemeden sonra özel yasa kapsamında yargılama sürdürülmektedir sayılı Yasa ile şikayete bağlı suç türü benimsenmiş, şikayetçinin vazgeçmesi ile kamu davası ve hüküm ortadan kaldırılırken, şikayetten vazgeçme hali kötüye kullanılır hale gelince bu kez de 26 Ocak 1993 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 3863 sayılı 3 maddelik Yasa ile suça konulu çek bedelinin % 10 tazminat ve gecikme faizi ile ödenmesi durumunda "cezasızlık" hali kabul edilmiş; Anayasa Mahkemesi'nin gün ve 1993/29 esas, 1994/1 sayılı karan ile de KESİNLEŞEN CEZANIN İNFAZI AŞAMASINA kadar "ödeme yapılması" durumunda, hükmün ortadan kalkacağı vurgulanmıştır. Bu

66 şekliyle çek suçlarında vatandaş parasını tahsil edebilmek için hakimi aracı kılmaya başlamıştır. Hakim şu uygulamayla çek tahsilatına memur edilmiştir. O nedenle, çek suçlarında patlama olmaktadır. Şimdi tartışma konusu şudur: Anayasa'nın 38 inci maddesi değişikliği olmasa idi, 1997 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı ile çek suçlarında, "3167 sayılı Yasa'nın 16 ncı maddesinin anayasaya aykırı olmadığı" hüküm altına alınmış bulunduğundan, daire başkanı olarak bize anayasaya aykırılık iddiası sözkonusu olduğunda biz anayasa mahkemesinin mevcut kararı karşısında herhangi bir uygulama yapmıyorduk. Ama şimdi karşımıza öyle bir hüküm geldi ki, norm olarak Anayasanın 38. maddesine özel hüküm getirildi. Anayasanın 38 inci maddesi hükmü 3167 sayılı Yasa'nın 16. maddesiyle çatışır hale gelince de daire bir karar vermek durumunda kaldı. Sayın Bakan ayrıntılarıyla açıkladığı için tekrara düşmek istemiyorum. Ceza Genel Kurulu da bizim kararı benimsedikten sonra, şu anda Yargıtay ve yargı, bütünüyle yeni uyum yasasını bekler hale geldi. Bu nedenle uyum yasasının bir an önce çıkmasında sayısız yarar var. İşin ilginç yanı, konu Anayasa Mahkemesi'ne gitmesine karşın. Anayasa Mahkemesi'nin -belirli bir süre içinde bunu görüşüp, sonuçlandırma görevi olduğu halde- "uyum yasası nasıl olsa bugün yarın çıkacak, bizim kararımız da uyum karşısında güncelliğini yitirecek, uyum yasasıyla yeni yasa yürürlüğe girsin, biz de önümüzdeki davaları sebebi kalmamıştır diye reddedelim" şeklinde bir düşünceyle, işi bir an önce görüşme taraftarı olmadıkları izlenimini alıyoruz. Bu nedenle bu tür toplantıların son derece önemi var. Bugün de burada bulunanlardan Sayın Dönmezer hocamın başkanlığındaki yeni Çek Yasası Komisyonu'nun üyelerinin biri benim, biri Keskin arkadaşım, biri de Haluk arkadaşım. Bu arkadaşlarımda işin içinde yoğun şekilde çalıştıkları için, yaklaşım bakımından neyi hallederiz, neyi halledemeyiz, bunu çözmeye çalışacağız. Öte yandan çek konusunda arada bir bankanın olduğunu daima göz ardı ediyoruz. Arada banka olmazsa, çekten söz etmeye olanak yok. O nedenle bankaların sorumluluğunu, bankaların üzerine düşen görevi, ben iki somut olayla gündeme getirmek istiyorum. 1) Türk Ticaret Kanunu'nun 730. maddesinin 3. fıkrasındaki atıf nedeniyle açık poliçeye ilişkin 592. madde hükmünün çek uygulamasında da geçerli olması; bankalar tarafından kredi kullandırmalarında teminat kabulü açısından bu yolun sıkça başvurulmasına neden olmaktadır. Keşideci tarafından imzalanmış diğer yerleri açık olan çek bankaya teslim edilip kasada gizleniyor. Banka tarafından keşideciye kredi tahsis ediliyor. Vadesinde kredi geriye dönmeyince Türk Ticaret Kanunu'nun 592. maddesi ışığında açık çek tamamlanarak tahsil için muhatap bankaya ibraz ediliyor. İşte bu özellik, çeki ödeme aracı niteliğinden çıkarıp, teminat olarak kullanılması boyutuna götürüyor. Uygulamada bu tür savunma sıkça önümüze gelmektedir.- 2) İkinci konu da, ileri tarihli çek yani Türk Ticaret Kanunu'nun 707/2. mad-

67 desinde "Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir" hükmü karşısında ortaya çıkan boşluktur. Bu konuların ayrıntılı olarak tartışılacağını biliyorum, ancak basına yansıyan boyutu ile gündeme getirmek istiyorum. Ankara Ticaret Odası Başkanımız Sayın Sinan Aygün'ün 26 Aralık 2001 tarihli Milliyet Gazetesinde yayımlanan şu sözlerini aynen aktarıyorum: "Tüccar tek yaptırım gücünün alınmasından endişe duyuyor. Yasa bu şekliyle çıkarsa, çek yaprağı lahana yaprağından farksız olacak" dedikten sonra, "PARASINI ALMAMA ENDİŞESİ, tüccarın VADELİ İŞLERİNİ durdurdu. Esnaf paramı alamayacaksam, malım, dükkanımda dursun diyor. Bu çek yasası ekonomik krizi derinleştirecektir" demektedir. Burada çarpıcı olan, çekin asli fonksiyonunun tamamen gözardı edilerek, kredili ve vadeli satışın temel öğesi olarak gösterilmeye çalışılmasıdır. Çek defteri verilmesi, çekin kullanıma sunulmasının ne denli önem taşıdığı, çek karnesini almak isteyen ile banka arasındaki, banka ile çek hamili arasındaki ve üçüncü olarak da keşideci ile hamil arasındaki ilişki ve sorumluluk ayrı ayrı değerlendirilmeli tarafları bakımından da sorumluluğun bilincine vanlmalıdır. Bu hususta da iki somut örnek sunmak istiyorum. Birincisi; Bursa'dan aynı sanık hakkında seri halde, müştekileri farklı, çok sayıda dosya geldi. Düzeltme hakkının kullanılması için Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun istediği anlamda tebligat yapılamıyor. Baktık ki sanık seyyar satıcı, belli ikametgahı yok... Bu şahsa birden fazla banka, çek karnesi vermiş, o da kullanmış ve bankalar sorumlu değil. İkinci örnek kendimle ilgili. Citibank Ankara Şubesinden genç bir memur makamıma geldi. Kredi kartı avantajlarını anlatıp bana da vermek istedi. Üniversite mezunu genç bir arkadaşın üstlendiği görevde başarılı olması önceliği ile teklifini kabul ettim. Başvuru formunu imzaladım, kimlik örnekleri ile fotoğrafımı da verdim. Birkaç gün sonra gelen cevabı aynen okuyorum: Sayın Şener Güngör, Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanı. Citibank kredi kartı için yapmış olduğunuz başvuruya teşekkür ederiz. Ancak, Merkez Bankası NEGATİF LİSTESİNDE kayıtlı olmanızdan dolayı talebinize olumlu cevap veremiyoruz. Citibank Kredi Kartlan Saygılarımızla. Merkezi Bu cevabı alınca dünya başıma yıkıldı. Çok şükür borcum yok. Kimseye de

68 kefil değilim. Çek defterim de yok. Konuyu Merkez Bankası'na sordum. Eskişehir İktisat Bankası'ndan Şener Güngör'ün çeki karşılıksız çıkmış, yasaklı hale düşmüş. Merkez Bankası'na bildirilmiş. Merkez Bankası bilgisayarında benim adım sakıncalılar listesinde ilân edilmiş. Çok değerli konuklar; yasanın tüm boşluklarına karşın yargının sorunları, özellikle daireme bir yılda gelen çek dosyası sayısının adet olması karşısında ortaya çıkan sorunlar. Anayasa değişikliği ışığında tartışılacaktır. Sempozyumun konusu büyük önem taşımakta ve konusunda uzman çok değerli katılımcılar bulunmaktadır. Çek suçları ile ilgili uygulama boyutunu Yargıtayımızın göz bebeklerinden 6. Ceza Dairesi Üyesi Keskin Kaylan arkadaşım açıklayacaklardır. Hepinize saygılar sunuyor, sözü arkadaşıma bırakıyorum.

69 Keskin Kaylan YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ ÜYESİ 3167 SAYILI CEK KANUNU,CEK KANUNU'NUN UYGULANMASINDA ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR VE YARGITAY KARARLARI Sevgili Başkan, çok değerli katılımcılar ve sayın izleyicilere esenlik dileklerimi sunuyorum. Sayın Başkan özgeçmiş hakkında kısa bilgi vereceğimi de bana hatırlattı. Ben talihli bir insanım, çünkü iki kez hukuk öğrenimi gördüm ve görmeye devam ediyorum. Birisi yıllan arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde, 6 yıldan beri de yasa komisyonlarında Sayın Dönmezer'in yanında. GENEL OLARAK ÇEK Çek, yasada belirtilmiş bulunan zorunlu biçimsel koşullara bağlı olarak düzenlenmiş ve para ödeme amacına özgülenmiş, yazılı ve soyut bir havaledir. Çekin; ödeme aracı ve görüldüğünde ödenecek olması, ileri ödeme tarihi (vade) kaydının yazılmamış sayılması nedenleriyle kambiyo senetleri arasında özel bir yeri vardır. ÇEKİN ÖĞELERİ Çekin zorunlu biçimsel öğeleri, Türk Ticaret Kanunu'nun 692. maddesinde, ikincil öğeleri de Çek Kanunu'nun 3. maddesinde gösterilmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun 692. maddesi gereğince; 1) Belge metninde "çek" sözcüğü bulunmalıdır. 2) Çek kayıtsız, koşulsuz, belirli bir tutarın ödenmesi için havaleyi içermelidir. 3) Ödeyecek kimsenin (muhatabın) ad ve soyadının metinde yer alması zorunludur. Türkiye'de ödenecek çeklerde, Ticaret Kanunu'nun 694. maddesi uyarınca ancak bir banka muhatap olarak gösterilebilir sayılı Çek Kanunu'nun 4/2. maddesine göre de muhatap çekle işleyen hesabın açıldığı bankadır. Banka deyimi; 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na göre, banka adı altında Türkiye'de kurulan kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bankaların Türkiye'deki şubelerini belirtir. Anılan Kanun'a 4491 sayılı Kanun'la eklenen 20. maddenin 6. fıkrasıyla, özel finans kurumları da bu kapsama alınmıştır. 4) Çekte düzenleme (keşide) günü ve yerinin bulunması temel ve zorunlu birer koşuldur. a- Keşide tarihinin takvim günü olarak belirtilmesi gerekir.

70 "Çekte, keşide tarihi duraksamaya neden olmayacak biçimde açık ve yıl içinde var olan bir günün tarihi olmalıdır. 30 Şubat gerçekleşmesi olanağı bulunmayan bir tarih olduğundan, çek bu yasal öğe yönünden oluşmamıştır."^ " keşide tarihini taşıyan çekin, şubatın son günü keşide edildiğinin kabulü gerekir."^ "Çekte keşide tarihi olarak 31 Eylül yazılması, takvimde hiç olmayan bir tarih olarak kabul edilemez. Eylül ayının son günü olduğu kabul edilmelidir."\ "31 Nisan biçimindeki keşide tarihinin, Nisan ayının son günü olarak kabulü gerekir."^ Keşide günü, ibraz süresinin başlangıcının saptanmasında önemlidir. b- "Anayasa'nın 127 ve 442 sayılı Köy Kanunu'nun 7. maddelerine göre tüzel kişiliğe sahip yerel yönetimler; il, belediye ve köylerdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11 ve 12. Hukuk Daireleri ile Dairemiz kararlarında yinelenerek belirtilen görüş doğrultusunda düzenleme yerinin açıklanan yasa hükümleri ışığında (kent, ilçe ve köy) yönetim birim adından birisinin yazılması sureti ile gösterilmesi yeterlidir."^ "Çekte keşide yerinin ayrıca gösterilmemiş olması durumunda, keşidecinin ad ve soyadı yanında yazılı yer, Türk Ticaret Kanunu'nun 693. maddesi uyarınca keşide yeri sayılır."^ "Çekin keşideci imzası bulunan yerinde sanığın kaşesi mevcut olup (Antakya) yazılı bulunduğundan Türk Ticaret Kanunu'nun 693. maddesi uyarınca keşide yeri vardır."^ "Ticaret Kanunu'nun 692 ve 693. maddeleri gereğince keşide yeri bulunmayan belge çek sayılmaz."^ "Çekte keşide yerinin, hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde anlaşılabilir olması koşuluyla kısaltılmış olarak yazılması durumunda, çek yalnızca keşide yerinin kısaltılmış olarak yazılmış bulunması nedeniyle geçersiz sayılmaz. c- İleri düzenleme (keşide) tarihli çek geçerlidir. Hamil tarafından üzerinde yazılı düzenleme tarihinde önce muhatap bankaya ibraz edilebilir (Türk Ticaret Kanunu'nun md. 707/2). "Çek görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. Çekin ön yüzünde iki tarih bulunduğu takdirde, keşideci imzası yanındaki düzenleme, üst bölümdekinin vade tarihi olarak kabulü zorunludur."^^ Prof. Dr. Ünal Tekinalp, "karşılıksız çek keşidesini artıran sebeplerin başında ileri keşide (düzenleme) tarihli çeklerin geldiği, bu tür çeklerin, ülkemizde hem çeki yozlaştırdığı ve hem de Damga Vergisi Kanunu'nun tanıdığı istisnayı tahammül edilmez dereceye yükselttiği" görüşündedir. 5) Türk Ticaret Kanunu'nun 730/19. maddesinin yollamasıyla aynı Kanunu'nun 668. maddesi gereğince çekin keşideci tarafından el yazısı ile imza edilmesi gerekir. İmza yerine parmak izi veya mühür kullanılamaz. Aletle imza, basılı imza geçerli değildir. Gerçek kişilerin keşide yeterliği (ehliyeti) Medeni Kanun hükümlerine göre belirlenir. Tüzel Kişiler adına yetkili temsilcisince imza konulur. "Tüzel kişi adına çek keşide edenini, çekin düzenlendiği tarihte çek keşide etmeye yetkili ol-

71 ması gerekir."^' "Konkordato isteğinde bulunan, istemi kabul edilerek süre verilen borçlunun bir alışveriş karşılığında çek keşidesi geçersiz değildir.'"^ "Keşidecinin iflasına karar verilmeden önce düzenlediği çek geçerlidir."^' "İflas kararından sonra tasarruf ehliyeti kalmayan keşidecinin düzenlendiği çekler geçersiz kalacağından diğer öğeleri varsa eylem dolandırıcılık suçunu oluşturur."^^ "Çek Düzenleme yetkisi bulunmayan kişinin, düzenleyip verdiği çekin karşılıksız çıkması durumunda, bu belgede çekin diğer tüm yasal öğeleri bulunsa da çek olarak geçerli değildir. Eylem sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını oluşturabilir."'^ 6) Çekte ödeme yerinin gösterilmesi zorunlu değildir. Ödeme yeri ayrıca belirtilmemişse muhatabın ad ve soyadı yanında yazılı yer ödeme yeridir. (Ticaret Kanunu Md. 693/2). Yasa uyarınca muhatap ancak banka olabileceğinden, çek yaprağında yazılı ise hesabın bulunduğu şube, yazılı değilse bankanın iş merkezi ödeme yeridir. Çek Kanunu'nun 3/1. maddesine göre "Bankalar, çek karnelerinin her yaprağına, çekle işleyen hesabın bulunduğu şubenin atfını ve keşidecinin hesap numarasını yazmaya mecburdurlar." Çekin Ticaret Kanunu'nda sayılan zorunlu biçimsel yasal öğelerinde bir eksiklik varsa ve anılan Kanunun 693. maddesi hükümlerine göre de eksiklik giderilemiyorsa belge çek olarak kabul edilmediği halde, Çek Kanunu'nun 3. maddesindeki öğelerin eksikliği veya yokluğu durumunda çek niteliğini yitirmez. 7) İbraz Süreleri Çekin ibraz süreleri Ticaret Kanunu'nun 708. maddesinde düzenlenmiştir. İbraz sürelerinin başlangıcı düzenleme (keşide) tarihidir. Çek keşide edildiği yerde ödenecekse ibraz süresi on gün, ülke içerisinde ayrı yerde veya aynı kıtada ayrı ülkelerde (Akdeniz'de kıyısı bulunan ülkeler aynı kıtada sayılır) bir ay ve başka kıtada üç aydır. Süre keşide gününün ertesi gün başlar. Diğer bir anlatımla keşide günü hesaba katılmaz. Son gün yasal tatile gelirse, tatilin bitiminden sonraki güne uzar. Çekin muhataba ibrazında, arkasına tarih de belirtilmek suretiyle yazılmalıdır. Çek Kanunu'nun 5. maddesi "İbraz tarihi ile kısmen veya tamamen ödenmeme sebebi çekin üzerine yazılmak suretiyle hamiline geri verilir." hükmünü getirmiştir. Çeki süresinde ibraz etmeyen hamil (lehtar) Ticaret Kanunu, İcra İflas Kanunu ve Çek Kanunu'ndan kaynaklanan kimi hak ve yetkilerini yitirir. "Çekte, keşide ve ödeme yerinin aynı olması durumunda ibraz süresi on gündür. Bu süreden sonra ibrazda 3167 sayılı Kanunu'nun 16. maddesindeki suçun yasal öğeleri oluşmaz."'^ "Keşide yeri İstanbul ödeme yen çek hesabının bulunduğu muhatap bankanın adı yanında yazılı Çaycuma olan çekin ibraz sü-

72 resi otuz gündür."'^ "İbraz süresi geçtikten sonra, çekin keşide tarihi değiştirilerek ibraz edildiği anlaşıldığında ve keşidecinin reddetmesi durumunda onaylanmamış bu değişiklik yokmuş gibi işlem yapılır."^^ HUMK'nun 298. maddesi uyarınca; senet üzerindeki çıkıntı, kazıntı ve silinti ayrıca onaylanmamışsa inkar durumunda -özel hukuk açısından- yokmuş gibi işlem yapılır. Ancak "Tüm zorunlu yasal öğeleri tam olarak keşide edilmiş çek, ibraz süresinin geçirilmesi nedeniyle kambiyo senedi niteliğini kaybettikten sonra, keşidecinin kabulü dışında ve kandıncılık yeteneği bulunan böyle bir değişiklik Ceza Hukuku yönünden Türk Ceza Kanunu'nun 349. maddesi yoluyla aynı Kanunun 342/1. maddesine uyan sahtecilik suçunu oluşturur."^ 8) Lehtar ve Çekin Devri (ciro) Çekin zorunlu öğeleri arasında lehtar yoktur. Çek, nama, emre veya hamile yazılabilir. Çekte lehtar gösterilmemişse Türk Ticaret Kanuhu'nun 697/son maddesi gereğince hamile yazılı sayılır. Yasal öğeleri tam olmak koşuluyla çek, ilk lehtardan ibraz süresi sonuna kadar muhatap ayrık olmak üzere keşideci dahil çekle borç altına giren diğer kişilere ciro edilebilir. Nama yazılı çekler alacağın temliki yoluyla devredilebilir. Emre ve hamile yazılı çeklerde ibraz süresi geçtikten sonra yapılan ciro da alacağın temliki hükmündedir. Hamile yazılı çekler ciro işlemi yapılmaksızın teslimle devredilebilir. Ciro işlemi yapılmışsa bu hamilin cirantaya başvurma hakkını elde etmesini sağlar. Ciranta da karşılıksız çek keşide etmek suçunda yakınma hakkını elinde tutmuş olur. Emre yazılı çeklerin devri ciro ve teslimle olanaklıdır. Ciro kayıtsız ve koşulsuz olmalıdır. Yalnızca imza atılarak yapılan ciro; beyaz ciro, yararına ciro yapılan kişi belirtilmek suretiyle imzalanmışsa; tam ciro olarak adlandırılır. Lehtar, ciranta veya yasal hamilin kim olduğu karşılıksız çek keşide etme suçunda yakınma hakkının kullanılabilmesi bakımından önem taşımaktadır. "Çekte keşide yeri bulunmadığından, senet çek niteliğinde değildir. Kambiyo senedi sayılmayan belgenin ciro yoluyla devri olanaksızdır."^^ "Karşılıksız çek keşide etmek suçunda dolayı, çek üzerinde sıfatı bulunan kişiler yakınmada bulunabilirler. Bu nedenle yakınanın ciranta veya yasal hamil olup olmadığı araştırılmalıdır."^^ "Karşılıksız çek keşide etmek suçunda yakınma ve davaya katılma hakkı yasal çek hamiline aittir. Çek arkasında imzası bulunmaması nedeniyle ciro zincirinde yer almayan ve çeki bankaya ibraz eden kişi de olmadığı anlaşılan kimsenin yakınma ve davaya katılma hakkı yoktur."^^"emre yazılı çekin lehtarı dışındaki kişiler tarafından dolaşınia çıkarılabilmesi ve bankaya ibraz edilebilmesi için çek arkasında veya eki (alonj) üzerinde lehtarın tam veya beyaz cirosunun bulunması gerekir."^^-"karşılıksız çek keşide etmek suçun-

73 da yakınma hakkı çeki ödeme için bankaya ibraz eden hamil ile onun başvurma hakkına sahip olduğu ciro zinciri içinde imzaları bulunan kişilere aittir. Çeki karşılıksız kaydı konulduktan sonra alacağın temliki hükümlerine göre devralanın yakınma hakkı yoktur.'"^ Türk Ticaret Kanunu'nun 702. maddesine göre iptal edilmiş cirolar yok hükmünde sayılır. "Çizilmiş cirolar yazılmamış hükmündedir."^^ Ancak "kendisine başvurma hakkı olanların kabul ve onayı bulunmaksızın, onları bu haktan yoksun bırakmak için cironun karalanmak, kazınmak, çizilmek suretiyle hükümden düşürülmesi Türk Ceza Kanunu'nun 348. maddesi yoluyla aynı Kanun'un 342/1 maddesindeki suçu oluşturur."^^ 1. ÇEK SUÇLARI 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun -kısa adıyla Çek Kanunu günlü Resmi Gazete'de yayımlanmış; 1, 2, 4, 5 ve 16. maddeleri yayımı tarihinde, diğer maddeleri altı ay sonra yürürlüğe girmiştir. Çek Kanunu ve özellikle 16. maddesi yürürlüğe girinceye kadar karşılıksız çek keşide etmek eylemi TBMM'nin gün ve 471 sayılı Kararı ışığında, öğelerinin gerçekleşmesi koşuluyla dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilmiştir. Çek Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle karşılıksız çek keşidesi bağımsız suç haline getirilmiş, dolandırıcılık suçu ile doğrudan bir ilişkisi kalmamıştır. "3167 Sayılı Kanun nesnel (objektif) sorumluluk esasını benimsemiştir. Soyut biçimde karşılıksız çek keşide etmek eylemi iradi olması koşuluyla suç oluşturur."^^ Ancak, karşılıksız çek keşidesi yine de kimi hallerde dolandırıcılık suçunu oluşturmaktadır. "Yasal öğeleri eksik karşılıksız çek keşide etmek."^^ "Ele geçirilen başkasına ait çekin düzenlenip kullanılması suretiyle haksız çıkar sağlamak."^ "Kapanmış hesap üzerine çek keşide etmek.", "Yetkisiz kişinin düzenleyip verdiği çekin karşılıksız çıkması."^' "Tasarruf ehliyeti kalmayan kimsenin karşılıksız çek keşide etmesi.bu konuda örnek olarak gösterilebilir Yargıtay Ceza Genel Kurulu gün ve 122/126 sayı ile; başlangıçta dolandırıcılık kastıyla hareket eden, çok zengin olduğu inancını uyandırıp yakınanı hataya düşürüp iradesinin yanılmasını sağlayan ve karşılıksız çekler verip mallarını alan sanıkların eyleminin dolandırıcılık olduğuna karar vermiştir sayılı Kanun, çek kullanımı hakkındaki esasları, çek hamillerinin korunmasına ilişkin önlemleri ve uygulanacak yaptırımları düzenlenmiştir. Kanunun amacı çek kullanımının sağlıklı biçimde yürütülmesi ve çek hamillerinin korunması olarak belirtilmiştir. Çekin kolaylıkla ve güven içinde dolaşımının sağlanmasında kamu yararı bulunduğu, kanunun karşılıksız çek keşide etmeyi ceza yaptırımına bağlamakla

74 çekin ekonomik işlevini yerine getireceği ve böylece kamu yararınm da gerçekleşeceği düşünülmüştür. Bunun ilk koşulu da 2. maddede bankaların çek hesabı açarken, çek defteri venrken ve bu kanunla verilen görev ve yükümleri yerine getirirken basiretli ve özenli davranmak olduğunu vurgulamıştır. Diğer yandan; Çek Kanunu'nun temelde özel hukuk alanında karşılıksız çek keşide etmekten kaynaklanan bir borcu, eylemi, dolandırıcılık ve benzeri bir suç da oluşturmayan keşidecinin sırf ödemesini sağlamak için özgürlüğü bağlayıcı ceza yaptırımını öngördüğü ileri sürülmüştür. Ord. Prof. Dr. Sulhi DÖN MEZER ve Prof.Dr. Feridun YENİSEY'in yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarını içeren "Ceza Adalet Sisteminin Etkinliği-1998" yapıtında saptayıp belirttikleri gibi "mahkemelerin büyük oranda borç için ceza uygulama aracı haline getirilmiş olduğu" kanısının toplumda yerleştiği anlaşılmaktadır. Çek suçlarının 3167 sayılı Kanunda yer alanlarla sınırlı olmadığı, anılan Kanunun 1. maddesindeki, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümlerin uygulanacağına ilişkin düzenlemeden de anlaşılmaktadır. Çek Kanununun 1. maddesinde değinilen genel hükümler; Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, İcra ve İflas Kanunu, Bankalar Kanunu hükümleri yanında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin de uygulanacağında duraksama yoktur. A- CEK KANUNU'NUN BANKALAR İÇİN GETİRDİĞİ YÜKÜMLERDEN KAYNAKLANAN SUÇLAR 1) Çek yapraklarına banka şube adını ve hesap numarasını yazmamak; Çek Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrası gereğince; bankalar çek defterinin her yaprağına çek hesabının bulunduğu şubenin adını ve keşidecinin hesap numarasını yazmaya zorunludur. Çek lehtar veya hamili, banka şubesini ve hesapta çekin karşılığının bulunup bulunmadığını böylece öğrenme olanağını elde etmektedir. Anılan fıkra genel kastla işlenebilecek ihmali nitelikte bir hareket suçunu düzenlemektedir. 2) Basmadığı veya bastırmadığı çek defterini kullanmak; Çek Kanunu'nun 3. maddesinin 2. fıkrası "çek karneleri bankalar tarafından basılır veya bastırılır." hükmünü getirmiştir. Çek defterinin basımını gerçekleştirmeyen ve yetkili olmayanlarca basılmış veya bastırılmış çekleri kullanan bankalar bu suçu işlemiş olurlar. Suçun oluşması için çek defterini bastırmadan kullanma bilinç ve iradesinin bulunması gerekir. 3) Şekle uymayan çek defteri basmak veya bastırmak; Çek Kanunu'nun 3. maddesinin 3. fıkrası, bankalarca çek defterlerinin baskı şekline ilişkin esasların, Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşü alınarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nca saptanacağını belirtmektedir.

75 Resmi Gazete'nin ve tarihli sayılarında yayımlanan tebliğlerin 2. maddeleriyle, çek defter ve yapraklarının şekli konusunda ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. Çek defteri ve yaprağının belirlenen bu şekil esaslarına göre kasten bastırılmaması, diğer bir anlatımla esaslara uymaksızın bastırılmasıyla 3. fıkradaki suç oluşur. 4) Müşterinin kimlik, adres ve vergi kimlik numarasını bildirmemek; Çek Kanunu'nun gün ve 4358 sayılı Kanun'la değişik 3. maddenin 4. fıkrası iki ayrı eylemi tanımlamaktadır. Bankalar; (a) çek defteri verdikleri müşterilerinin açık kimlik ve adresleri ile vergi kimlik numaralarını Merkez Bankası'na bildirmek ve (b) bunlara ilişkin belgeleri hesabın kapatılmasını izleyen beşinci yılın sonuna kadar saklamak zorundadırlar. Amaç bankalann özenli ve dikkatli davranarak, kötü niyetli kişilerin çek aracılığıyla sahtecilik ve dolandırıcılık suçlan işlemelşrini önlemek, soruşturma ve kovuşturmada sanığa ve kanıtlara ulaşabilmeyi olanaklı kılmaktır. Suç, bilgileri Merkez Bankası'na hiç veya zamanında bildirmemek veya bilgi ve belgeleri düzenlememek veya saklamamakla oluşur. Suç kastının bulunması gereklidir. 5) Çek karşıhğmı ödememek; Çek Kanunu'nun 4. maddesi, TürkTicaret Kanunu'nun 707/2. maddesi ile uyumlu biçimde "Çekle işleyen hesabın bulunduğu banka şubesi, ibraz edildiği anda karşılığı bulunan çeki ödemek mecburiyetindedir. Çekin karşılığının kısmen bulunması halinde ise bu miktar ödenir." buyurucu hükmüne yer vermiştir. Çekin ibraz süresi içinde ödeme için bankaya verilmiş olması, ödemeyi önleyen yasal engel bulunmaması gerekir. Böylece ileri düzenleme tarihli (vadeli) çekin geçerli olduğu, üzerinde yazılı tarihten önce ibrazında ödeneceği açıklanmaktadır. Maddede ayrıca çekin ödenmek üzere bankanın çek hesabının bulunduğu şubeden başka bir şubesine ibrazında, hesabın bulunduğu şubeden karşılık (provizyon) istenmek ve karşılığı varsa hamilin vergi kimlik numarası saptanmak suretiyle ödeme yapılacağını belirtmektedir. Bankanın hesabın bulunmadığı şubesi çek ibraz edildiğinde herhangi bir işlem yapmayı reddedemez. Çekin genel kast altında tamamen veya kısmen ödenmemesi ile suç oluşur. Geç ödeme de ödememek anlamındadır. 6) Ödememe nedenini çekin üzerine yazmamak ve hamile geri vermemek;

76 ibrazında çekin bankaca ödenmemesi; karşılığının bulunmamasından, çekten cayılmasından, ibraz süresinin geçirilmesinden, yargı kararıyla haciz veya tedbir konulması gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Çek Kanunu'nun 5. maddesi bankayı, çekin üzerinde yazılı tutarın kısmen veya tamamen ödenmeyeceğinin tespiti halinde, ibraz tarihi ile kısmen veya tamamen ödememe nedeninin çek üzerine yazılmak suretiyle hamiline geri verilmesiyle yükümlendirmiştir. Genel kast altında ibraz tarihinin, kısmen, veya tamamen ödememe nedeninin çek üzerine yazılmaması yahut yazıldığı halde çekin hamile verilmemesi ile suç tamamlanır. "Suça konu çek bankaya ibraz edilmesine karşın, ödeme yasağı olduğundan bahisle işlem yapılmadan iade edilmişse; çekin yasal süre içinde ibraz edilip edilmediği, katılanın yasal süre içinde yakınmada ve ibraz tarihinde hesapta çek karşılığının bulunup bulunmadığı saptanıp buna göre sanığın hukuksal durumunun takdiri gerekir."^^ 7) İhtarda bulunmamak; Çek Kanunu'nun 7. maddesi gereğince kısmen veya tamamen karşılığı bulunmadığı için çeki ödemeyen banka, hesap sahibine ibraz tarihini izleyen on gün içinde, iadeli taahhütlü mektupla ihtarda bulunmak zorundadır. İhtarda; hesap sahibinin kendisinin veya temsilcisinin elinde bulunan bütün çek karnelerini ilgili bankalara geri vermesi, kanunun 8. maddesinde açıklanan düzeltme işlemini yerine getirmeden bir yıl süreyle çek keşide edemeyeceği, aksine davranışın ceza yaptırımını gerektireceği belirtilnıelidir. Kanun karşılıksız çek keşide edeni tehlikeli görmüş, bütün bankalardan aldığı çekleri geri vermesi gerektiğini hükme bağlamıştır. İhtarı hesabın bulunduğu banka şubesi yapacaktır. Kanunun 12. maddesi uyarınca bu bildirimin hesap sahibinin çek hesabını açtırırken bildirdiği adrese yapılması geçerli ve yeterlidir. "Keşideci sanığın çek hesabını açarken muhatap bankaya bildirdiği adrese 3167 Sayılı Kanun uyarınca çıkarılan iadeli taahhütlü tebligat, o yerde tebligatı almaya ehil ve yetkili bir kişiye kanunun öngördüğü koşulları içerir biçimde yapıldığı takdirde geçerlidir."^^"3167 sayılı Kanunun 12. maddesinde öngörülen adreste tebligatı almaya ehil ve yetkili olmayan herhangi bir kimseye yapılan tebligat geçersizdir. Sanık tebligattan haberdar olduğuna ilişkin anlatımda bulunmamışsa, tebligattaki imza sahibinin yeterli ve yetkili olup olmadığı araştırmalıdır." ^^"Sanık, banka görevlileri tarafından tebligatın kendisine elden yapıldığını kabul ettiğine göre, usulsüz tebligat geçerlilik kazanmıştır."^^ Maddede tanımlanan suç, bankanın ihtar koşulları gerçekleştiği halde bunu yapmaması, eksik yapması veya gecikerek tebliğe göndermesi hallerinde vücut bulur. İhtar koşullarına uyulmaktan eksik yapılması hiç yapılmamasıyla aynı düzeydedir.

77 Suçun manevi öğesi genel kasttır. "Dava konusu Ş. Bankası S. Şubesine ait çekin seri numarasının olduğu, bankaca sanığa 3167 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereğince seri numaralı çek ile ilgili ihtar mektubu yollandığı, dolayısıyla davayla ilgili bulunmadığı."^^ 8) Hesap sahipleri ile ilgili bilgileri bildirmemek ve duyurmamak; Çek Kanunu'nun 9. maddesinin 1. fıkrasında iki ayrı suça yer verilmiştir. a) Bankalarm hesap sahibi hakkmdaki bilgileri bildirme yükümü; Muhatap banka Çek Kanunu'nun 9. maddesine göre yeterli karşılığı olmadığı için ödenmediğini ve hesap sahibi hakkında gereken bilgileri hesap sahibinin düzeltme hakkı yoksa ibraz tarihinden, varsa düzeltme hakkını kullanabileceği yedi iş gününün bittiği tarihten sonraki on gün içinde Merkez Bankası'na bildirmekle yükümlüdür. Yeterli karşılığı olmadığı için çekin ödenmediğinin ve hesap sahibi hakkındaki bilgilerin açıklanan süreler içinde bildirilmemesi veya bildirmenin geciktirilmesiyle suç oluşur. Genel kast yeterlidir. b) T.C» Merkez Bankası'nm kendisine ulaşan bilgileri bankalara iletme yükümlülüğü; Bankaların bildirdiği bilgileri Merkez Bankası en çok otuz gün içinde diğer tüm bankalara duyurmakla yükümlüdür. Merkez Bankası bu duyuruyu diğer bankaların genel müdürlüklerine yapmakla yükümünü yerine getirmiş olur. Banka genel müdürleri de bilgileri kendi şubelerine ileteceklerdir. Çek Kanunu'nun 15. maddesi, 9. maddedeki yükümleri yerine getirmeyen veya geciktiren bankalar için ceza yaptırımı yönünden bir ayınm gözetmediğinden. Merkez Bankası'nm kendisine aktarılan durum ve bilgileri bankalara hiç bildirmemesi veya geç bildirmesiyle suç oluşur. Duyurma görevinin bütün bankalara bildirilerek yerine getirilmesi gerekir.bir tanesine de bildirilmese suç yine oluşur. Genel kastla işlenen suçlardandır. 9) Çek hesabı açmamak ve çek defteri vermemek yükümü; Çek Kanunu'nun 9. maddesinin 1. fıkrasında açıklanan biçimde Merkez Bankasının, banka genel müdürlerine ilettiği bilgilerin şubelere ulaşması üzerine; öğrenme ve en geç Merkez Bankasınca genel müdürlüklerine bildirildiği tarihten itibaren geçecek on beş günlük sürenin bitimiyle başlayacak bir yıllık süre için, karşılıksız çek keşide etmiş hesap sahibine çek hesabı açamaz ve çek defteri veremez (Md. 9/2). Suç yasaklı süre içinde çek hesabı açmak ve çek karnesi vermekle oluşur. Çek hesabı açmak suçun yapıcı davranışlarını (icra hareketlerini) oluşturur.

78 Çek defterinin verilmesiyle suç tamamlanır. 10) Cumhuriyet Savcıhğı'na bildirmemek; Çek Kanunu bankalara çeki karşılıksız çıkan hesap sahibine 7. madde gereğince elinde bulunan çek defterlerini ilgili bankalara geri vermesi için ihtarda bulunmak görevi yanında, bu ihtara karşın çek defterlerini geri vermemesi durumunda da bunu Cumhuriyet Savcıhğı'na ihbar görevini yüklemiştir. Kanunun 13. maddesinde öngörülen bu suç bankanın çek defterlerinin geri verilmediğini bildirmemesi veya geciktirmesiyle meydana gelir. Yaptırım Çek Kanunu'nun bankalar için öngördüğü yükümlerden kaynaklanan ve yukanda on bent halinde belirtilen suçların yaptırımı aynı Kanunu'nun 15. maddesinde gösterilmiştir. Kanunun 3, 4, 5 ve 13. maddelerinde (1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 10. bentlerde tanımlanan) yükümlerin yerine getirilmemesi 2001 yılında TL ağır para cezasını gerektiriyordu. Bu miktar 2002 yılı için TL'dır. Kanunun 7 ve 9. maddelerinde (7, 8 ve 9. bentlerde tanımlanan) eylemler için öngörülen ceza ise; 2001 yılında TL ağır cezası olup 2002 yılında TL olarak uygulanacaktır. Çek Kanunu'nun 15. maddesinde öngörülen ağır para cezasından sorumlu olan banka tüzel kişiliğidir. "3167 Sayılı Yasanın maddesindeki sorumluluğu yerine getirmeyen banka yerine banka müdürünün sorumlu tutulması yasaya aykırıdır."^^ 3, 4, 5, 7, 9 ve 13. maddelerde yazılı olup 15. maddede yaptırımı gösterilen bu suçların soruşturma ve kovuşturması kendiliğinden yapılır. Diğer bir anlatımla bu suçların kovuşturulması yakınmaya bağlı değildir. B- GERÇEK KİŞİLERİN İŞLEDİKLERİ ÇEK SUÇLARI 1) Yetkisiz çek karnesi basmak veya bastırmak; Çek Kanunu'nun 3/2. maddesine göre "Çek karneleri bankalar tarafından basılır veya bastırılır." Yasa koyucu çeki korumak, ona güven sağlamak istemiş ve bankalara verilen bu işlevi güvence altına almak için gerçek kişilerce ve banka dışındaki kurumlarca çek basılmasını veya bastırılmasını yasaklamış ve 14. maddeyle de bunları, basımı açısından Türk Ceza Kanunu'nun 323. maddesindeki itibar-ı amme (kamu itibarı-güveni, değeri) kağıdı ile eşdeğer saymış, hapis ve ağır para cezası yaptırımı öngörmüştür. Suçla korunan hukuksal varlık veya yarar çekin doğruluğu ve geçerliliğine olan inanç ve güvendir. Bankalar dışında çek basan veya bastıran herkes bu suçu işleyebilir. Yetkisiz olarak veya yetkisini aşarak çek basmak veya bastırmakla suç oluşur. Baskı araçlarıyla veya başka araçlarla bir çek yaprağının ba-

79 sılması veya çoğaltılmasıyla suç doğar. Genel kast yeterliçlir. Suç kendiliğinden kovuşturulur, yakınmaya bağlı değildir. 2) Çek defterini geri vermemek veya çek keşide etme yasağma uymamak; Çek Kanunu'nun 13. maddesinde; biri çek defterini geri vermemek diğeri yasaklı olduğu halde çek keşide etmek biçiminde iki ayrı suça yer verilmiştir. a) Çek defterini geri vermemek; Çek Kanunu'nun 7. maddesine göre banka tarafından yapılan ihtarı alan veya 12. madde uyarınca almış sayılan hesap sahibi yedi işgünü içinde elinde bulunan bütün çek defterlerini geri vermekle yükümlendirilmiştir. Geçerli bir nedene dayanmaksızın çek defterlerini geri vermeyenler hakkında bankanın bildirimi üzerine kamu davası açılır. Bu suçun oluşabilmesi için, önce 7. maddede öngörülen ihtarın yapılması veya 12. maddeye göre yapılmış sayılması, yapıldığı veya yapılmış sayıldığı tarihten itibaren yedi işgünün geçmiş olması, geçerli bir nedene dayanmaksızın bütün bankalardan almış olduğu çek karnelerini geri vermemesi gerekir. Böylece bir tehlike suçuna yer verilmiş, karşılıksız çek keşide edilmesini önlemek ve çeke duyulan güveni koruyup sürdürmek istenilmiştir. Keşidecinin, Kanunun 8. maddesinde belirtilen düzeltme hakkının bulunması ve kullanılması çek defterlerinin geri verilmesi yükümünü kaldırmaz. Banka, hesap sahibi düzeltme hakkını kullansa da ona yeniden çek defteri verip vermemek konusunda takdir hakkına sahiptir. Geri vermeyi engelleyen nedenler suçu ortadan kaldırır. Çek defterlerinin çalınması, imha olması, yitirilmesi, bankanın karşılığı bulunduğu halde yanlışlıkla karşılıksız kaldığı düşüncesi ile geri verilmesini istemesi ve özellikle Ticaret Kanunu'nun ve Çek Kanunu'ndaki düzenlemelerin ileri tarihli çek keşide edilmesine olanak vermesi nedeni ile diğer çeklerin önceden ileri tarihli çek keşide edilmiş olması bu kapsamda sayılabilir. "Sanık savunmasında bankadan aldığı çek yapraklannı, kendisine ihtarın yapıldığı tarihten önce ileri tarihli (vadeli) olarak kullandığını ileri sürdüğüne göre bunun doğruluğu araştırılmadan eksik soruşturmayla hükümlendirilmesi yasaya aykırıdır." b) Çek keşide etmek yasağma uymamak; Çek Kanunu'nun 13. maddesinin 2. fıkrası gereğince Kanunun 8. maddesinde belirtilen düzeltme işlemini yapmaması nedeniyle 7. madde uyarınca yasaklı olduğu bir yıllık veya 16. maddeye göre mahkeme hükmüyle belirlenen süre içinde çek keşide edenler cezalandırılırlar. 7. maddeye göre yasaklı duruma düşmenin önkoşulu; Kanunun 8. maddede düzenlediği bir etkin pişmanlık kurumu olan düzeltme hakkından yararlanma-

80 mış olmaktır. Karşılıksız çek keşide eden ve bu nedenle 7. maddedeki bir yıllık veya kesinleşmiş kararla 16. maddeye göre hükmolunan yasaklılık süresi içinde yeniden çek keşide ederse suç oluşacaktır. Suç genel kastla işlenir. "Sanık aldığı mala karşı değişik keşide tarihli çekler düzenleyip çek keşide yasağından önce kullandığını savunduğuna göre, bu savunmasının doğruluğu ve yasak sonrası keşide edildiği ileri sürülen çeklerin gerçek keşide tarihlerinin saptanması bakımından çek fotokopilerinde kimlikleri yazılı ilk hamiller dinlendikten sonra sanığın hukuksal durumunun belirlenmesi gerekir." 3) Karşılıksız çek keşide etmek suçu; Karşılığı olmayan bir çekin keşide edilip dolaşıma çıkmasında kamusal zarar söz konusudur. Karşılıksız çek keşide edilmesiyle kamunun çeke duyduğu güven sarsılır. Çek ekonomik bir ilişki nedeni ile verilir. Çekin karşılıksız çıkmasıyla lehtarın (hamilin) mal varlığında da zarar doğar. Karşılıksız çek keşide etmenin suç sayılması ve yaptırıma bağlanmasıyla, ödeme aracı olarak çekin güvenilirliğini sağlamaktaki kamusal ve buna bağlı olarak da bireyin mal varlığına ilişkin yararı korumak amaçlanmıştır. Suçtan zarar görenler; çeke olan güveni sarsıldığı için kamu, mal varlığı zarara uğradığı için hamil ve sorumlu tutulduğu tutarı ödemişse bankadır. Suçun faili; karşılıksız çek keşide edendir. Çek Kanunu'nun 16. maddesinde tanımlanan karşılıksız çek keşide etmek suçunun oluşabilmesi için; (1) çekin Türk Ticaret Kanunu'nun-692. maddesindeki asıl ve 3167 Sayılı Kanunu'nun 3. maddesindeki ikincil öğeleri içermesi; (2) ibraz süresi içinde yasal hamilce ödeme için bankaya ibraz edilmesi, (3) hesapta karşılığı bulunmadığından kısmen veya tamamen ödenmemesi; (4) ibraz tarihi ile kısmen veya tamamen ödenmeme nedeninin çek üzerine yazılması; (5) keşideci tarafından düzeltme hakkının kullanılması; koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Suçun kovuşturulması yakınmaya bağlıdır. Yakınma ibraz tarihinden Türk Ceza Kanunu'nun 108. maddesinde açıklanan altı aylık hak düşümü süresi içinde kullanılmalıdır. "Çekin tahsil için bankaya ibraz edilip karşılığının bulunmadığının yazdırıldığı tarih itibariyle şikayet süresi başlar." '^"Çekin ibrazı tarihinden itibaren altı ay içinde şikayet hakkı kullanılmalıdır." Yakınma hakkı yasal hamil ile onun başvurabileceği ciro zinciri içinde imzası bulunan cirantalar ve çek kanunun 10. maddesi gereğince ödeme yapan bankaya aittir.

81 Düzeltme Hakkı Çek Kanunu'nun 8. nnaddesi çeki karşılıksız çıkan keşideciye etkin pişmanlık kurumundan yararlanma ve buna dayalı olarak da kovuşturmadan kurtulma olanağı sağlamıştır. Hesap sahibi ihtar mektubunu aldığı veya'almış sayıldığı tarihten yedi iş günü içinde çek tutarını veya karşılıksız kalan bölümünü %10 tazminatı ve gecikme faizi ile birlikte muhatap bankaya veya herhangi bir şubesine yatırılması halinde, yakınanın vazgeçmesi koşulu aranmaksızın kamu davasının veya cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilir. "Yasa çek yönünden nesnel (objektif) sorumluluk esasını benimsemiştir. Soyut karşılıksız çek keşidesi eylemin iradi olması koşuluyla 3167 Sayılı Kanunun 16. maddesindeki suç oluşur."^^ Yasa koyucu bu eylemin hapisle cezalandırılmasından rahatsızlık duymuş 3863 ve 4358 sayılı Yasalarla çekin içerdiği borcun ödenmesiyle davanın ve cezanın ortadan kaldırılmasına olanak sağlayan değişiklikleri yapmıştır. Tüm bunların mahkemelerin yükünü taşınmaz düzeye ulaştırdığını söylemek gerekir. "Kararın kesinleşmesinden sonra ödeme veya vazgeçme üzerine duruşma açılarak sonucuna göre karar verilmelidir."^^ "Suça konu çekin tutarının icra kovuşturması sırasında % 10 tazminatı ve faiziyle birlikte ödenmesi durumunda kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmelidir."^^ ' Karşılıksız çeklerde keşideciler için ön görülen bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasından iki yıla kadar (iki yıl dahil) olanı Cezaların İnfazı Hakkındaki 647 Sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca ertelenebilmektedir. Çeke özgü "yaklaşık" veri saptamaları için bk. Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Aihs ve Anayasa m.38 f.8 Açısından Ödenmeyen Para Borçlarında Yaptırımlar Sempozyumu, Ankara Çek kabullenme beraberinde bir riski içermektedir. Bu riskin azaltılması amacıyla elektronik ticaretin inanılmaz derecede artış kaydettiği ülkelerde özellikle A.B.D'de teleçek kullanımı oldukça revaçtadır. ' Yargıtay 6. Ceza Dairesi üyesi. ' YCGK /255, /4, /15; Y. 10.CD /253 ' Y. 10.CD /4497 ' YCGK /13. ' Y. 10. CD /2256. ' Y.6.CD E. ' Y.10.CD /1840. ' Y. 10.CD /13578, /8027.

82 ' YCGK /321, /142, /184. "' YİBK /5. " Y. 10.CD / " Y.I O.CD /3949. " Y.I O.CD /7636. " YCGK /206, Y. 10. CD / " Y.I O.CD / " YCGK /101. " YCGK /342, /153. " YCGK /69, Y.IO.CD / " YCGK /253, Y. 10.CD /11036, / Y.6.CD / " Y. 11.HD /7644. YCGK /207. YCGK /108. Y.1 O.CD /9257. Y. 10.CD /3332, / Y.10.CD /13191, / Y.6.CD /9771. YCGK /280, Y.10.CD /4247. YCGK /184. Y.6.CD /7604. " YCGK /101. Y.10.CD / Y.10.CD /7798. YCGK /220, /57. YCGK /321. YCGK /288. Y.7.CD /2319. Y. 10.CD /7995. Y.I O.CD /435. Y.10.CD /440. " YCGK /17. Y.10.CD /3142. YCGK /280, Y. 10.CD /4247. YCGK /103, Y.10.CD / Y. 10.CD /2283.

83 Dr. Haluk Çolak^ ADALET BAKANLIĞI KANUNLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ DAİRE BAŞKANI 3167 SAYILI KANUN'UN UYGULAMASINDA BANKALARIN ÖZEN YÜ KÜMLÜLÜĞÜ İLE KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK SUÇUNUN CEZAÎ HÜKÜM VE SONUÇLARI I. GİRİŞ Kambiyo senetleri arasmda çekin özel bir yeri vardır. Çünkü çek, Carnelutti'nin dediği gibi, paranm küçük kardeşidir. Nasıl ki, para bankada birikmiş altının simgesi ise, çek de bankaya yatınlan paranın simgesidir. En azından çek, günümüzde ikincil (tali) bir para görevini üstlenmiştir^ Özellikle lehdar ve cirantalar, dolayısıyla tüm hamiller (taşıyıcılar) için böyle olduğu ve çekin kolaylık sağlayan bir ödeme aracı bulunduğu tartışma götürmemektedir. Hukuksal açıdan çek (chèque, assegno), muhatap, (tireur, traente di una cambiale) bir banka üzerine keşideci (tiruer, traente di una cambiale) tarafından düzenlenen, Türk Ticaret Yasası'nm öngördüğü öğeleri taşıyan, değerli belgelerden (kambiyo senedi, effet de commerce, carta commerciale) sayılan ve parayla karşılanması zorunlu olup lehdar (yararlanan, bénéficiaire, beneficiario) yaranna bulunan bir havale belgesidir (senedidir)^ Yıpranma, kaybetme, çalınma tehlikelerine karşı daha güvenli olduğu da gözetilirse, çekin paraya üstünlüğünün nedenleri kolaylıkla anlaşılır. Kuşkusuz, çekin bir ödeme aracı olması yargısı, bir yasa hükmünden kaynaklanmamaktadır. Bu çekin hukukî yapısında vardır. Ayrıca çek, banka biriktiriminin (tasarruf) artmasına, paranın dolaşımına ve dolayısıyla ulusal ekonomik gelişime katkıda bulunur. Para politikasının iyi yürütülmesini sağlar. Ancak, ilgililerin ve ülkenin çıkarları için, bu yararlann sağlanabilmesi tek koşula bağlıdır. Bu da çeke olan güven ortamının sağlanmasıdır. Bunlar göz önünde tutulduğunda bir yandan çek kullanımını özendirmek, öte yandan da onun kötüye kullanımını önlemek zorunludur. Dürüst keşideci korunmalı, dürüst olmayanlar korunmamalı; dürüst olmayanların çek kullanmalarını önleyecek önlemler alınmalıdır. İşte bütün bunları göz önüne alan Türk yasa koyucusu, en son tarih ve 3863 sayılı Yasa ile değişen gün ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunu çıkarmıştır. Yasadan önce, karşılıksız çek konusu, hukuk alanında uzun tartışmaların odağı olmuştur. Özellikle ceza hukuku açısından, bu tür çeklerin dolandıncılık olup olmadıkları üzerinde durulmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gün ve 471 sayılı Kararı, yazılış biçiminin kapalılığı nedeniyle çeşitli yorumlara konu yapılmıştır. Son yargısal kararlara göre, karşılıksız çek çoğu kez kandırıcı nitelikte sania sayılmış ve eğer bundan bir zarar doğmuş, haksız çıkar sağlanmışsa, eylem dolandırıcılık suçu olarak benimsenmiştir. Bu konuda oluşan bilimsel ve yargısal kaynak hazinesi, yeni yasayla, bir bakıma artık

84 tarihin malı olmuştur\ Çeklerle ilgili suçlarla savaşım hiçbir ülkede istenen sonucu vermemiştir. Sözgelimi, Fransa'da 1984'ten beri konu üzerinde çalışılmaktadır. Çekle ilgili olarak çıkarılan 1917, 1926 yasaları, 1935, 1938 yasa gücündeki kararnameleri, 1940, 1947 yasaları sonuç vermemiş, yasası çıkarılmış, bu yasa ve tarihleri arasında geçici ve karmaşık bir rejime tabi tutulmuş, 1976 yasası ise 1985, 1986, 1991 yasası ve kararnameleriyle değiştirilmiştir. Ancak suçlardaki artış durmamıştır. İL ÇEK YASASININ KAPSAMI VE BANKALARIN ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜ A. ÇEK KANUNUNUN KAPSAMI Kanunun 3. maddesi bu kapsamı şöyle açıklamaktadır: "Bu Kanun, çek kullanımı hakkındaki esasları, çek hamillerinin korunmasına dair tedbirleri ve uygulanacak müeyyideleri düzenler." "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır." Bu yasal metinden ve gerekçeden anlaşılacağı üzere. Yasanın amacı, hem çek kullanımının sağlıklı bir biçimde yürütülmesi ve hem de çek hamillerinin korunmasıdır. Bu iki amaç gerçekleştiği takdirde. Yasanın temel amacına (ratio legis) ulaşılacaktır. Çeke güveni sağlamak, güven veren çek, elbette para gibi dolaşabilecektir. Bu nedenle yasa koyucu, çek kullanımında düzeni sağlamak için bankalara, üçüncü kişilere ve keşidecilere kimi yükümlülükler getirmiş; bu yükümlülüklerin büyük çoğunluğunu da cezaî yaptırıma bağlamıştır. Görülüyor ki, çeklerle ilgili suçların ortak bir konusu vardır ve o da şudur: Ödeme aracı olarak çekin kolaylıkla dolaşımının sağlanmasındaki kamusal güven ve yarara Nitekim İtalyan Yargıtayı, bu ülkede aynı doğrultuda çıkan Çek Yasası dolayısıyla verdiği bir kararda, korunan bu hukuki varlık ya da menfaate dayanarak, keşideci ile hamil arasındaki anlaşmaların bir hukuki konuyu zedeleyemeyeceğini vurgulamıştır^ Ortak payda durumundaki bu hukuki konunun yanı sıra ve buna ek olarak, kimi suçlarda çek kullanımının sağlıklı biçimde yürütülmesi, kimilerinde de hamilin korunması gözetilmiştir. Ayrıca-yasa, hüküm bulunmayan noktalarda genel hükümlerin uygulanacağını belirtmiştir. Burada kullanılan "genel hükümler" terimi kuşkusuz hukuk kavramı olarak yerinde değildir. Ancak, bunun çekle ilgili düzenlemelere getiren öbür yasalardaki maddeler olduğu anlaşılmaktadır. Bunların başında Türk Ticaret Yasasının çek (md ) ve kambiyo senetleriyle ilgili Türk Ceza Yasasıyla (md.349), Damga Vergisi Yasası gibi öbür yasalardaki hükümlerin geldikleri açıktır.

85 B. BANKANIN ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜ Çek Yasasının 2. maddesi bankalara, çek konusunda özenli olmalan yıjkümlülüğünü getirmiştir. Gerekçe doğrultusunda kaleme alınan maddeye göre "Bankalar, çekle işleyecek hesap açarken, çek karnesi verirken ve bu Kanunla kendilerine verilen görev ve mükellefiyetleri yerine getirirken, bu işlemlerin gerektirdiği basiret ve itinayı göstermeye mecburdurlar." Yasa, Türk Ticaret Yasası'na göre tüzel kişiliğe sahip bir tacir olan bankanın, yine aynı Yasa uyarınca basiretli, yani objektif özen kurallarına göre davranması (md. 12, 14, 20) ilkesini vurgulamış bulunmaktadır. Esasen Çek Yasası incelendiğinde, bankalara çeşitli sorumluluk getirildiği görülmektedir. Banka, her şeyden önce, çek karnesini, buna layık olanlara vermek konusunda titizlik göstermeli, araştırmalarını iyi yapmalıdır. Bu nedenle Türkiye Bankalar Birliği'nin, T.C. Merkez Bankası'nca bankalara duyurulan ve tarihli yazılarında; muhtardan onaylı kimlik ve oturma yeri belgeleri; tüzel kişiler için ticaret sicili kayıtlan, imza sürkileri üzerinde durulması önerilmiş; böylece güvenilir olmayan ve malî durumu bozuk ya da takma ad kullanan kişilere çek karnesi verilmemesi sağlanmak istenmiştir. Esasen c^^rekçede Yasanın bu amacına değinilmiş, çıkış noktasının, bankaları muhatap kılma ve ancak güvenilebilir müşterilere çek vermelerini sağlama olduğu belirtilmiştir. Bu yapılmadığı taktirde, bankanın Borçlar Yasası'nın haksız eylemlere ilişkin hükümlerine göre, hamile karşı sorumlu olacağı vurgulanmıştır. Yargıtay bir kararında, olmayan bir anonim ortaklığa çek hesabı açan bankayı hamil karşısında sorumlu tutmamışa; bir başka kararında ise bankalann bu konuda sağgörülü davranmalan gerektiğini belirtmiştir^. Fransız Çek Yasası'ndan esinlenen 3167 sayılı Çek Yasası, bunlarla da yetinmemiş, çeke güveni sağlamak ve çek dolaşımını sağlıklı kılmak için çeşitli önlemler alan bir sistem getirmiştir. Bunlardan bir bölümü ödeme olgusunun dışındadır, bir bölümü de ödemeyle ilgilidir. Ödeme olgusu dışında kalan ve çek dolaşımının sağlıklı olmasını sağlayan merkezi sistem. Kanunun 6. maddesinde hükme bağlanmıştır. "Mesaben Tesviye" kurumunu getiren bu maddeye göre, "T.C.Merkez Bankası, çeklerin hesaben tesviyesini sağlayacak tüzel kişiliği bulunan bir sistemi kurmak ve gözetmekle" yetkili kılınmıştır. Böylece getirilen merkezi sistemle bankalararası hesaplaşma olanağı yaratılmış olmaktadır. Bu amaçla TC. Merkez Bankası, 25 Eylül 1985'te "Bankalararası Takas Odaları Merkezi Yönetmeliği"ni ve buna ilişkin açıklamaları yayımlamış ve denetim ve gözetiminde etkinlik gösterecek olan, tüzel kişiliği haiz "Bankalarara-

86 sı Takas Odaları Merkezi" adlı kuruluşu kurmuştur. Bu kuruluşun nasıl işleyeceği, çek kullanımının yaygınlaştırılmasını ve sağlıklı kılınmasını amaçlayan yönetmelikte ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Bundan başka, karşılıkla ilgili önleyici yükljmiülükler getirilmiştir. Yeterli karşılığı olmadığı için, yasal olmayan nedenlerle çekin ödenmediğini ve hesap sahibinin kim olduğunu muhatap bankadan öğrenen T.C. Merkez Bankası, durumu en çok 30 iş günü içinde öbür bankalara duyurmak zorundadır (md.9). Böylece karşılıksız çek keşide edenlere karşı, merkezi denetimle etkili bir savaşım sağlanmış olmaktadır. Bu işlemlerin nasıl yapılacağı (1) sayılı Tebliğde açıklanmıştır (md. 5, 6). Ödeme ile ilgili olup cezaî yaptırım getiren hükümlerden başka, çekin bankalarca ödenmesini güvenceye bağlayan hükümler de getirilmiştir. Muhatap banka, karşılığı bulunan çeki ödemek zorundadır (md.4). Kural budur. Tersi tutum hukukî ve cezaî sorumluluğu gerektirir. Ancak, Kanun küçük çekler için ödeme güvencesi getirmiştir. Kanununu 10. maddesine göre, "Karşılığı bulunmasa veya yetersiz kalsa bile muhatap banka, müddetinde ibraz edilen beşmilyon liraya kadar olan çekler ile bu miktar üzerindeki her çekin beşmilyon lirasını keşidecinin dışındaki hamile ödemeye mecburdur (...). Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında, karnenin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir kredi sözleşmesi hükmündedir." Benzer güvence Fransız Hukuku'nda da bulunmaktadır ve yerindedir. Bu hüküm hamili korunmayı amaçladığı açıktır. Çünkü, kanun, yalnızca karşılığı olmayan çekten değil, karşılığı olsa bile yetersiz kalan çekten söz ederek, ne olursu olsun belli bir miktarın ödenmesini güvence altına almıştır. Bu miktar, para değerindeki düşmeye göre ayarlanabilecektir (md.10/2). Söz konusu maddede, Çek Kanunu'nun ihtar ve düzeltme hakkını düzenleyen 7 ve 8. maddeleri saklı tutulduğuna göre, muhatap bankanın ödeme yükümlülüğü, ibrazla birlikte değil, ibraz üzerine bu maddelerin işletilmesinden sonra doğacaktır. Eğer keşidecinin düzeltme hakkı yoksa, bankanın yükümlülüğü ibrazla birlikte ortaya çıkar. Muhatap bankanın yükümlülüğü; Fransız Hukuku'nda da benimsendiği üzere, çeki kullanan ve ondan yararlananların tersine, süresinde ibraz edilen ve yasal öğeleri içeren bir çek bulunduğunda söz konusudur^ III. ÇEK KARNESİ VERİLEN MÜŞTERİLERİN AÇIK KİMLİKLERİNİN T.C. MERKEZ BANKASI'NA BİLDİRİLMESİ Kötüniyetli kişilerin üçüncü kişileri dolandırmak amacıyla kendi kimliklerini gizleyerek sahte bir kimlikle çek hesabı açtırdıkları ve çek hamillerinin zarara uğratıldığı görüldüğünden; Kanunun 2. maddesi ile çekle işleyecek hesap açar-

87 ken ve çek karnesi verirken bu işlemlerin gerektirdiği basiret ve itinayı göstermeye mecbur tutulmak suretiyle, bankaların çek hesabı açtıkları müşterilerinin açık kimliklerini titizlikle tespit etmeleri öngörülmüştür. Diğer taraftan, yasaklama tedbirlerinin uygulanmasında işlerliğin sağlanmasını teminen. Kanunun 3. maddesinin dördüncü fıkrası ile bankalara, çek karnesi verdikleri müşterilerinin açık kimliklerini T.C. Merkez Bankası'na bildirme yükümlülüğü getirmiştir. Ancak uygulamada, özellikle ceza kovuşturması yönünden, müşteriler tarafından bankalara beyan edilen kimliklerin tevsik edilmesinin zorunlu tutulmamasından kaynaklanan bazı aksaklıklar görülmüştür. Bu nedenle, yasal değişikliğe gidilerek, düzenleniş amacına yönelik bir fayda sağlamayan dördüncü fıkra yerine, bankalar tarafından müşterilerin açık kimlikleri tespit edilirken, nüfus kayıt suretlerinin, ikametgâh tezkerelerinin veya varsa ticarî sicil kayıtlarının istenilmesi ve bankaların savcılıklara yapacaklan ihbarlarda ya da savcılıkların talepleri hâlinde bunların birer örneğinin gönderilmesi mecburiyetinin getirilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir. IV. ÇEKİN YETERLİ KARŞILIĞI OLMADIĞI İÇİN KISMEN VEYA TAMAMEN ÖDENMEMESİ 3167 sayılı Kanun'a göre, ibraz edildiği anda, yeterli karşılığı olmadığı için, çekin üzerindeki tutarın kısmen veya tamamen ödenmemesi hâlinde, keşideci çek keşide etmek hakkını kaybetmekte ve düzeltme işlemlerini yerine getirmeden bir yıl müddet ile çek keşide edememektedir. Uygulamada, çekin ibraz ve ödenmesi, hangi hâllerde çek keşide etme hakkının kaybedilmiş sayılarak ihtar ve düzeltme işlemlerine geçilmesi ve T.C.Merkez Bankası'na bildirimde bulunulması gerektiği, muhatap bankanın ödeme yükümlülüğünün yerine getirileceği zaman ve yasaklama tedbirleri ile ilgili olarak bazı tereddütler görülmektedir. A. ÇEKİN İBRAZI VE ÖDENMESİ Kanunun 4. maddesinde, çekle işleyen hesabın bulunduğu banka şubesine, ibraz edildiği anda karşılığı bulunan çeki, karşılığın kısmen bulunması hâlinde bu miktarı ödeme mecburiyeti getirilmiştir. 1- Kanunun 16. maddesinin birinci fıkrasında belirtilmesine karşın muhatap bankanın, ibraz süresi içinde veya üzerinde yazılı keşide tarihinden önce ibraz edilmesi hâlinde, çeki ödeme mecburiyetinin bulunduğuna dair 4. maddede bir açıklık yer almamaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nun 711. maddesinin birinci fıkrasından hareketle çekin ibraz süresi içinde ibraz edilmesi gerektiği görüşü de yoruma açıktır. Bu durum, özellikle 7. madde uyarınca ihtarın yapılıp yapılmaması ve yasaklama tedbirlerinin uygulanıp uygulanamayacağı konusunda tereddüt yarattığın-

88 dan Kanunun 4. veya 7. maddesine "ibraz süresi içinde veya üzerinde yazılı keşide tarihinden önce" hükmünün ilavesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 2- Türk Ticaret Kanunu'nun 708. maddesinde, keşide edildiği yerde ödenecek çekin on gün içinde muhataba ibrazı gerektiği hükme bağlanmıştır. Kanunda "yer" ibaresine açıklık getirilmemiştir. Bu ibarenin il sınırları olarak kabulü durumunda "il sının"ndan ne anlaşılması gerektiği, örneğin keşide yeri İstanbul ödeme yeri Sarıyer olarak gösterilmişse, ibraz süresinin on gün veya bir ay olup olmadığı tartışmalıdır. Öğretide, büyükşehir belediye sınırlarının esas alınmasının yerinde olacağı ileri sürülmüşse de, çekin ibraz süresi içinde ibraz edildiğinde karşılıksız çıkması hâlinde, keşideci için ağır hukukî ve cezaî müeyyidelerin uygulanacağı göz önüne alındığında, bu konunun da açıklığa kavuşturulması yararlı olacaktır. 3- Kanunun getirdiği mecburiyette rağmen, bankaların "kısmi ödeme" yapmaktan kaçındıklan görülmektedir. Kısmi ödemede bulunan bankanın, çeki hamile iade etmesi gerektiğinden, sonradan keşidecinin imzanın kendisine ait olmadığı, çekte tahrifat yapıldığı, çekten caymış olmasına karşın ibraz süresi geçtikten sonra ödemenin gerçekleştirildiği veya zorunlu unsurlan eksik olan bir çeki muhatabın hamile ödediğini iddia etmesi sonucunda, bankanın zor durumda kalacağı ifade edilmektedir. Bu halde, ya çekin fotokopisi ile hamilin beyanının alınması ve bu amaçla kanuna hüküm konulması ya da fotokopinin noterden tasdik edilmesi ileri sürülmekte ise de, bu çözüm yolunun çekte tahrifat yapıldığı veya imzanın sahte olduğu iddiaları karşısında yeterli olmayacağı düşünülmektedir. B. KARŞILIKSIZ ÇEK HALLERİ 3167 sayılı Kanun'un 7 ve 16. maddelerinde, karşılıksız çek keşide etmenin müeyyidelerinin, yeterli karşılığı olmadığı için hamiline tamamen veya kısmen ödenmeyen çeklere uygulanması benimsenmiştir. Ancak, her ödememe halinin, karşılıksız çek keşidesi kabul edilerek, söz konusu müeyyidelerin uygulanıp uygulanmayacağı hususu tartışmalıdır. Şöyle ki; 1- Keşideci ile muhatap banka arasında geçerli bir çek anlaşmasının mevcut olmaması nedeniyle çekin ödenmemiş bulunması, 2- Keşidecinin, çekin kendisinin veya üçüncü bir kimsenin elinden nzası olmaksızın çıkmış olduğu iddiasıyla muhatabı çeki ödemekten menetmesi ya da çekin iptali için dava açılmış ve mahkemece ödeme yasağı kararı verilmiş olması nedenleriyle çekin ödenmemesi, 3- Keşidecinin, muhatap banka tarafından bastınlan matbu çek karnesini kullanmadan çek keşide etmesi nedeniyle çekin muhatap banka tarafından ödenmemesi.

89 4- Kapatılmış bir hesaba veya yetkisiz temsilci tarafından çek keşide edilmesi, 5- Çekin yırtılmış veya yıpranmış olması nedeniyle muhatap bankanın ödemekten kaçınması, 6- Hesap üzerine ihtiyati tedbir, haciz veya rehin bulunması ya da hesap sahibinin iflâs etmesi nedeniyle ödeme yapılmaması, 7- Muhatap bankanın, hesapta karşılık bulunmamasına rağmen, keşidecinin başka bir hesabından yetkisi olmadığı halde virman yapmak suretiyle veya kendiliğinden ödeme yapması, 8- Hesapta yeterli karşılık bulunmasına rağmen, muhatap banka tarafından çekin karşılıksız olduğunun çek üzerine yazılması, 9- Muhatap bankanın, ödeme yükümlülüğünü yerine getirmek suretiyle çek meblağını tamamen ödemiş olması, 10- Müşterek hesaplarda, çekin karşılıksız çıkması hâlinde diğer hesap sahibi yönünden de çekin karşılıksız olup olmayacağı, 11- Hayali bir kişi adına açılan çek hesabı üzerine çek keşide edilmesi sonucunda çekin ödenmemesi, C, İHTAR VE DÜZELTME HAKKININ KULLANILMASI 1. Düzeltme Hakkı Karşılıksız çek keşide etmek suçundan dolayı takibat yapılabilmesi çek hamilinin şikâyetine bağlıdır. Hesap sahibinin hukukî veya duruma göre cezaî düzeltme hakkının kullanıldığı durumlarda ise hamilin şikâyet hakkı doğmaz, düzeltme hakkının kullanılması hamilin şikâyet hakkını ortadan kaldırır. Bu sonucun elde edilebilmesi için hesap sahibinin düzeltme hakkını kanunun öngördüğü sürede ve kapsamda yerine getirmesi şarttır. Düzeltme hakkının kullanılabilmesi için muhatap bankanın; 3167 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereğince; hesap sahibinin, kendisinin veya vekil ve temsilcilerinin elinde bulunan bütün çek karnelerinin aldığı bankalara geri vermesini, 8. madde hükümleri gereğince düzeltme işlemlerini yerine getirmeden bir yıl müddet ile çek keşide edemeyeceğini, aksine davranışların cezaî müeyyideleri getireceğini ibraz tarihlerini izleyen on iş günü içinde hesap sahibine iadeli taahhütlü mektupla tebliğe etmesi gerekir. 2. Düzeltme Hakkının Niteliği Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun ve günlü kararları ile Düzeltme İhtarının bir muhakeme şartı (kovuşturma şartı) olduğunun kabul edildiği belirtilmiştir. Yargıtayımızın bu içtihadı doktrinde de kabul görmektedir. Gerçekten, 3167 sayılı Yasanın 16. maddesi, karşılıksız çek suçundan dolayı şikâyet hakkının doğmasını, düzeltme ihtarının yapılması ve öngörülen süre

90 içinde dıjzeitmenin yapılmamış olması koşuluna bağlamıştır. Bu durumda, gerekli ihtar yapılmadan, karşılıksız çek suçundan takibat yapılmasına olanak yoktur. Ana ilkede Yargıtayımızın bu kararına katılmakla birlikte, bunun sonucu uygulamada başvurulan yönteme katılmaya olanak yoktur. Uygulamada rastlanan yöntem şudur: Karşılıksız çek keşidecisi aleyhine düzeltme İhtan yapılmaksızın dava açılmış ve gerekli ihtarın yapılmadığı duruşma sırasında anlaşılmış ise mahkeme duruşmaya ara vermekte, muhatap bankaya yazı yazarak gerekli ihtarın yapılmasını ve sonucun bildirilmesini istemektedir. Mahkemenin bu davranışı, muhakeme hukuku sistemimize terstir. Mahkemeler yansız yargılama yapan makamlardır. Duruşma sırasında muhakeme şartının gerçekleşmediğini gören mahkeme, bunu gerçekleştirerek davaya devam etmek durumunda değildir. Sadece gerçekleşmemiş bulunan muhakeme şartının gerçekleşme olasılığının olup olmadığına göre durma ya da düşme kararı vermesi gerekir. Muhakeme şartını gerçekleştirmek için gerekli işlemleri yaptırtma görevi Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve şikâyetçiye düşen bir görevdir. 3. Düzeltme İhtarınm Tebliği 3167 sayılı Yasa ihtann iadeli taahhütlü mektupla yapılmasını öngörmüştür. Hükümet teklifi ile Adalet Komisyonunca kabul edilen metinde iadeli taahhütlü mektupla tebliğ yanında Bankanın kendi görevlileri eli ile de tebliğin mümkün olduğunun kabul edildiğini, ancak Büyük Millet Meclisi'ndeki görüşmelerde banka görevlileri eli ile tebligat yapabilme olanağının madde metninden çıkarıldığı belirtilmiştir. Bu durumda, uygulamanın şu yorumlardan birini tercih ederek, yorumun doğal sonucuna göre karar vermesi gerekirdi. Birinci yorum şekli, tarihi yorum şeklidir. Yani yasanın tasarı halinden yasa hâline gelinceye kadar ki gelişmelerini gözden geçirip yasa koyucunun iradesini saptayarak hükmü buna göre uygulamayı esas alan yorum şekli. Eğer uygulama bu yorum şeklini kabul edecek olursa, bu takdirde banka görevlileri eli ile tebligat olanağını metinden çıkarmak suretiyle TBMM'nin iradesini açıkça belirttiği sonucuna ulaşmak gerekir. Böyle bir sonuca ulaşınca da banka görevlileri ile yapılan tebligatın hiçbir şekilde kabul edilmemesi gerekir. Günümüzde ceza ve ceza muhakemesi alanında genellikle kabul edilen yorum şekli ise gaî yorumdur. Bu yorum kabul edilince de yasanın iadeli taahhütlü mektubu, tebligatın kanıtlanabilmesi için kabul ettiği, bu nedenle keşideciye ihtarın yapıldığını gösteren diğer tebliğ şekillerinin de yasaya aykırı olamayacağı sonucuna ulaşmak gerekir. Bu sonuç ise bizi, banka görevlilerinin elden imza karşılığı yaptığı tebligatlan yasaya uygun bir tebligat olarak kabule götürür. Yargıtay'a göre, imzası karşılığı keşideciye elden yapılan tebligata ait belge-

91 ye ve tebligat şekline sanık keşideci duruşmada itiraz etmez ise tebligat geçerli sayılacaktır. Yani sanık itiraz ederse tebligat geçersiz olacaktır. Bir muhakeme şartının varlık ya da yokluğunu mahkemenin re'sen incelemeyip, sanığın itirazına bağlı kılmak, ceza muhakemesine son derece yabancı, tüm temiel ilkelere ters bir kabul şeklidir. Özellikle tebligat "şekli"ne ilişkin itirazın mevcut olup olmamasına göre farklı sonuca ulaşmak, ceza muhakemesi açısından kabul edilmeyecek bir sonuçtur. Ceza muhakemesinde "tasarruf edilmezlik" ilkesi temel ilkedir. Tarafların muhakeme üzerindeki tasarruf haklan mevcut değildir. Bir muhakeme şartının şekil yönünden yasanın öngördüğü şekle uygun olup olmadığını, dolayısıyla muhakeme şartının gerçekleşmiş olup olmadığını, sanığın iradesine bırakmak, sanık itiraz ederse muhakeme şartı gerçekleşmediği için davaya devam etmemek, sanık itiraz etmezse muhakeme şartının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini araştırmadan davayı sonuca ulaştırmak belirtilen temel ilkeye ters düşer. Banka görevlileri eli ile tebligat ya yasaya aykırıdır ya da uygundur. Bunun yasaya aykırı ya da uygun olduğunu mahkemenin re'sen inceleyip sonuca ulaştırması gerekir. Bir oluşumun yasaya aykırı olup olmadığının saptanmasında mahkemenin "re'sen araştırma" ilkesinin sonucudur. Bir oluşumun yasaya aykırı olup olmadığının saptanmasında mahkemenin re'sen araştırma yetkisini kaldırarak, bunu sanığın iradesine tâbi kılmak, ceza muhakemesine ters düşer. Burada kabul edilmesi gereken, gaî yorumun esas alınarak, imza karşılığı keşideciye banka görevlileri eli ile yapılan tebligatın da geçerli sayılmasıdır. 12. maddesinde belirtilen adrese iadeli taahhütlü mektubu göndermekle tebligatın yapılmış olacağını, yani keşidecinin eline geçmemiş olsa, mesela bu adresten aynimış olduğu için ihtar keşidecinin eline geçmemiş olsa dahi tebligatın yapıldığını farz ve kabul eden Yasanın, bizzat keşideciye elden imzası karşılığı yapılan tebligatı kabul etmemesi için mantıklı bir neden bulmaya olanak yoktur. Kanunun 12. maddesine göre iadeli taahhütlü mektubun keşideciye tebliği şart değildir. Keşidecinin çek hesabı açarken bankaya verdiği adres iadeli taahhütlü mektubun gönderilmesi ile tebligatın yapılmış olduğu Yasa tarafından kabul edilmektedir. Keşideci bu adreste bulunamaması ve iadeli taahhütlü mektup PTT tarafından bu nedenle bankaya iade edilmiş olsa dahi yasa tebligatı yapılmış kabul etmektedir. Böylece yasa tebligat konusunda bir "yasal karine" getirmiştir. Yasanın 12. maddesinin kabul ettiği bu "yasal karine"nin doğurabileceği bir sorun, düzeltme hakkının kullanılacağı sürenin hesabında karşımıza çıkmaktadır. Bu sorun, dolayısıyla bir yıllık çek kullanma yasağının başlangıç anını saptama sorununa da neden olmaktadır. Yasaya göre kendisine düzeltme ihtarı yapılan kişi bu ihtarın tebliği tarihinden itibaren 7 iş günü içinde düzeltme hakkını kullanmak durumundadır. Düzeltme hakkını 7 iş günü içinde kullanmayan keşideci, 7 iş gününün bitiminin ertesi gününden itibaren de bir yıl süre ile çek

92 kullanmaktan yasaklı olacaktır. Tebligatın yapılmamış olup da 12. madde gereği tebligat yapılmış "sayılan" hallerde tebligat hangi madde gereği tebligat yapılmış sayılacak ve dolayısıyla bu sürelerin başlangıç tarihi olarak hangi gün esas alınacaktır. Muhatap bankanın iadeli taahhütlü mektubu postaladığı tarihin esas olamayacağından kuşku yoktur. Bu durumda karşımıza üç olasılık çıkmaktadır. a) PTT memurunun iadeli taahhütlü mektubu belirtilen adrese götürüp, adreste kimseyi bulamadığı ve adese PTT'den gelip mektubu almaları için ihtarname bıraktığı tarih, gün, b) PTT ihbarnamesinde mektubun PTT'de bekletileceğinin bildirildiği son c) İadeli taahhütlü mektubun muhatabına verilemediğini bildiren PTT yazısının bankaya ulaştığı tarih, Bu üç tarihten, tebliğ edilmiş sayma tarihi olarak en makul görünen (a)'da belirtilen tarihtir. Zira, bu tarihe kadar mektup muhatabının PTT'den gelip mektubunu alması ve böylece aldığı gün "tebellüğ" etmiş" sayılarak sürelerin hesaplanması olasılığı mevcuttur. Bu olasılık PTT'de bekletme süresinin son gününün de geçmesi ile ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle bekletme süresinin son gününün, tebligat tarihi sayılması yerinde olur. Böyle bir kabul İn Dubio Pro Reo ilkesine de aykırı düşmez. 4, Düzeltme Hakkmm Kullanılma Yöntemi 3167 sayılı Yasa hükmüne göre, düzeltme ihtarını alan keşideci 7 iş günü içinde çek karşılığı veya karşılıksız kalan bölümünü % 10 tazminatı ve gecikme faizi ile birlikte hamil adına muhatap bankaya yatırmak zorundadır. Yargıtay', elden ödeme yapılmasını kabul etmemektedir. Elden ödeme, çek bedeli yanında %10 tazminatı, gecikme içeriyorsa ve hamil tüm bunları aldığını yazı ile teyid ediyorsa, hâlâ "bankaya yatmadı" diye düzeltme hakkının kullanılmadığını kabul, fazla şekilcilik olur. Böyle bir durumda söz konusu şekil ile korunan bir yarar da söz konusu değildir. Eğer yasa keşideci ile hamilin aralarında başka türlü anlaşmalarını önlemek istiyorsa, bu hüküm bunu sağlayıcı nitelikte değildir. Zira keşideci çek bedelini, tazminatı ve gecikme zammını bankaya yatınr, hamil.gelir çeker ve yine aralanndaki anlaşmaya uygun davranabilirler. Örneğin hamil tazminat ve gecikme zammını iade edebilir. Bu şekilde davranmak ile hamilin belki de bedelleri tam almadan "aldım" diye imza vermesi arasında fark olmamak gerekir. Yargıtayın kabul şeklinin uygulamada "karşılıksız çek suçu" açısından bir fark da yaratmayacağı inancındayım. Zira bu suç, hamilinin şikayetine bağlıdır. Şikâyet hakkının mevcut olmasının temel koşulu ise suçtan zarar görmektir. Çek bedelini, tazminat ve gecikme zammı ile birlikte aldığına dair yazılı belge

93 veren hamilin ise bir zarar ve dolayısıyla şikâyet hakkı mevcut değildir. Bu durumda elden ödemenin geçerli sayılıp sayılmayacağı hususu sadece bankanın 13. maddeye göre yapacağı ihbar ve keşidecinin çek kullanma yasağı açısından önem kazanmaktadır. Yukanda belirtildiği üzere hamil çek bedeli ile birlikte tazminat ve gecikme zammını eksiksiz aldığını belirten bir belge verdiği takdirde, "elden ödemeyi" de düzeltme hakkının kullanılması olarak kabul etmek gerekir. 5 n İhtar ve Düzeltme Hakkmm Kullamlması ile İlgili Sorunlar 1) Kanunun 7. maddesi uyarınca, muhatap banka tarafından hesap sahibine yapılması gereken ihtarların, Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılıp yapılamayacağı tartışmalıdır. Kanunun 7. ve 12. maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden Tebligat Kanunu'nun uygulanmaması hâlinde, hesap sahibinin adresinden geçici veya sürekli olarak ayrılması durumunda, bankalarca gönderilecek iadeli-taahhütlü mektupların tebliğ edilemeyeceği, bu durumda da tebligatın yapılmış sayılarak, 3167 sayılı Kanun'da öngörülen müeyyidelerin uygulanmasının, iyi niyetli hesap sahiplerinin aleyhine olacağı ifade edilmektedir. 2) Düzeltme hakkının kullanılması yönünde, 3167 sayılı Kanun'un 8. maddesinde yapılması gereken işlemler açıkça belirlenmiştir. Ancak uygulamada, karşılıksız kalan meblağın muhatap bankaya yatırılmasına karşın, % 10 tazminatın ve gecikme faizinin ödenmediği, hesap sahipleri tarafından hamile haricen ödeme yapıldığına veya hamilin % 10 tazminat ve gecikme faizinden feragat ettiğine ilişkin belgeler ibraz ederek T.C. Merkez Bankası'na bildirimde bulunulmamasının istendiği görülmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarihinde verdiği E. 1987/7941 ve K. 1987/6992 sayılı kararında, karşılıksız çıkan çeki, muhatap bankanın yaptığı ihbarı göz önüne almadan hamile ödeme yapan keşidecinin düzeltme hakkı kullanmamış sayılacağını kabul etmiştir. Gerçekten de, düzeltme hakkının kullanılabilmesine ilişkin işlemler düzeltme işlemlerinin bir disiplin içinde yürütülmesini teminen kanunda açıkça düzenlenmiş olup, belirlenen esaslar dışında hareket edilmesi hâlinde düzeltme hakkının kullanıldığı söylenemez. Bu esaslar. Kanunun 16 ncı maddesinin uygulanması yönünden de aynen geçerlidir. Ancak, bu keşidecinin zor durumlara düşmesine yol açmakta ve bazı hamiller tarafından kötüye kullanılmaktadır. Bunun önlenmesi amacıyla, keşidecinin hamilin zararını karşıladığını ispatlaması hâlinde cezaî müeyyidelerin uygulanmaması yönünde yasal değişikliğe gidilmesi yerinde olacaktır. 3) Diğer taraftan, bazı hamillerin % 10 tazminatı ve gecikme faizini muhatap bankadan almadıkları tespit edilmiş olup, bu meblağların hesap sahibine iade edilip edilmeyeceği konusunda tereddüt doğmuştur. Ayrıca, muhatap bankanın 10. maddedeki ödeme yükümlülüğünü kısmen veya tamamen yerine getirdiği durumlarda, bu meblağ için de düzeltme hakkı-

94 nın kullanılıp kullanılmayacağı, bu kısım için % 10 tazminat ile temerrüt faizinin tahsil edilip edilmeyeceği ve bunun hamile ödenip ödenmeyeceği hususunda Kanunda boşluk görülmektedir. Muhatap bankaya ödeme yükümlülüğü getirilmesinin amacı göz önüne alındığı takdirde, bu hâlde dahi, keşidecinin düzeltme hakkını kullanması gerektiği, keşidecinin düzeltme hakkını kullanmaması hâlinde, durumun Merkez Bankası'na bildirmesi gerekeceği sonucuna ulaşılabilir. Ancak, hamilin zararı karşılandığından 16. madde uygulama alanı bulamayacaktır. Düzeltme hakkını kullanmayan veya düzeltme hakkı bulunmayan hesap sahiplerinin, sonraki karşılıksız çıkan her çeki için de muhatap bankanın ayrıca ihbarda bulunması gerekmektedir. Bu ihbarlar, özellikle. Kanunun 13. ve 16. maddelerinin uygulanabilmesi açısından büyük önem taşıyacaktır. Bu ihbarların yapılmaması durumunda bankaların cezaî sorumluluğu ortaya çıkmaktadır. 6. Bankanın İhbar Yükümlülüğü 3167 sayılı Yasanın 13. maddesinin birinci fıkrası; yapılan ihtara rağmen 7 iş günü içinde çek karnelerini iade etmeyenleri Cumhuriyet Başsavcılığı'na ihbar yükümlülüğünü öngörmektedir. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen banka açısından 15. madde para cezası öngörmektedir. Yasa ihbar yükümlülüğünü getirmiş, ancak ihbar için bir süre öngörmemiştir. İhbarı yapmamak suçtur. Yasa "ihbarı yapmayan ya da geciktiren" bankanın cezalandırılmasını hükme bağlamıştır, (md. 15). 15. madde geciktirmeyi de suç unsuru saydığına göre, bu süreyi "derhal" şeklinde anlamak gerekecektir. Ancak bu süreyi yasanın belirlemesi daha yerinde olurdu. Yasanın 13. maddesinin ikinci fıkrası yasaklı olduğu süre içinde çek kullananlara öngörülen cezayı hükme bağlamaktadır. Bu suçu işleyenleri "ihbar" yükümlülüğü maddede hükme bağlanmamıştır. Mensupları "memur" niteliğinde olan banka personeli açısından bu ihbar yükümlülüğü genel hükümler nedeni ile mevcuttur. Zira 13. maddenin ikinci fıkrasında öngörülen suç re'sen takip edilebilir, (yani takibi şikayete bağlı olmayan) suçlardandır. Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesi ise "Memurlardan biri görevini yaptığı sırada görevine ilişkin olarak kamu adına kovuşturmayı gerektiren bir suç işlendiğini öğrenip de ilgili daireye bildirmede ihmal ve gecikme gösterirse... cezalandmlır." hükmünü içermektedir. Ancak görülmektedir ki, bu madde sadece "memur" sıfatını taşıyanlar için öngörülmüş bir hükümdür. Oysa uygulamada bazı Cumhuriyet Başsavcılıklarının personeli memur niteliğinde olmayan bankalar için de ihbar yükümlülüğü varmışcasına yazılar yazıp, ihbarda bulunmayanlar hakkında kovuşturma yapacaklarını bildirdikleri görülmektedir. Bu uygulama yasaya aykırıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesi ile 3167 sayılı Yasa'nın 13. ve 15. maddeleri birlikte dikkate alındığında şu sonuca ulaşılmaktadır.

95 a) Personeli "memur" sıfatını taşıyan bankaların 3167 sayılı Yasa'nın 13/1. maddesine göre ihbar yükümlülükleri vardır ve bunun yerine getirilmemesi hâlinde (banka) 15. maddeye göre ağır para cezasına mahkûm olur. Aynı bankanın personeli 3167 sayılı Yasa'nın 13/2. maddesine bir aykırılığı görevini yaptığı sırada öğrenirse bunu yine Cumhuriyet Başsavcılığı'na ihbar etmek yükümlülüğündedir. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen personel (banka değil), Türk Ceza Yasası'nm 235. maddesine göre cezalandırılır. b) Personeli memur sıfatını taşımayan bankalar açısından ise; bu bankaların da 3167 sayılı Yasa'nın 13/1 maddeye aykın hareketi ihbar yükümlülükleri vardır ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde aynı Yasanın 15. maddesine göre banka para cezasına mahkûm olacaktır. Bu bankalar açısından, 3167 sayılı Yasa'nın 13/2. maddesine giren fiilleri ihbar yükümlülüğü mevcut değildir. Yani isterlerse ihbarda bulunurlar isterlerse ihbar etmezler ve banka ya da personeli ihbarda bulunmadılar diye cezalandınimaz. D. MUHATAP BANKANİN ÖDEME YÜKÜMLÜLÜĞÜ 3167 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile karşılığı bulunmasa veya yetersiz kalsa bile muhatap bankaya, müddetinde ibraz edilen beşmilyon TL. kadar olan çekler ile bu miktar üzerinden her çekin beşmilyon lirasını keşidecinin dışındaki hamile yükümlülüğü getirilmiştir. 1) Bu yükümlülüğün muhatap banka tarafından yerine getirileceği zaman konusunda kanunda açıklık yoktur. Bir görüşe göre, sözü edilen maddede 7. ve 8. madde hükümleri saklı tutulduğundan, muhatap bankanın ödeme yükümlülüğü, hesap sahibinin düzeltme hakkını kullanmadığı zaman doğmaktadır. Diğer görüş ise, muhatap bankanın ödeme yükümlülüğünü yerine getirmesi hâlinde de ihbar ve düzeltme işlemlerine geçilmesini terninen 7. ve 8. madde hükümlerinin saklı tutulduğunu, bu nedenle muhatap bâptkanın ödeme yükümlülüğünün çekin ibrazı anında doğduğunu ileri sürmektedir. 2) Çek kullanımının yaygınlaşmasını, çek hamillerinin güvenlerinin bir ölçüde korunmasını ve ayrıca bankaların çekle işleyen hesap açarken daha titiz davranmalarını temin maksadıyla muhatap bankalar için ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. Ancak, muhatap bankaların, müşterilerine çek karnesi verirken, her bir çek yaprağı için ödenecek meblağın, banka adına bir hesapta bloke edilmesini istedikleri ve bu isteği yerine getiren herkese çek hesabı açtıkları gözlenmektedir. Kanunun amacına açıkça aykırı düşen bu uygulananın yasaklanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. 3) 3167 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrasında, muhatap bankanın mesul olduğu miktarın. Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından yayımlanan Toptan Eşya Fiyatları Yıllık İndeksi'ndeki artışlar göz önünde bulundurularak T.C. Merkez Bankası tarafından artırılabileceği hükme bağlanmış olmakla birlikte, sözü edilen indeksin Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret

96 Müsteşarlığı tarafından yayımlanması uygulanmasına son verildiğinden bu konuda bir boşluk doğduğu söylenebilir. E. YASAKLAMA TEDBİRLERİ 3167 sayılı Kanun'un 7 ve 9. maddelerinde, yeterli karşılığı olmadığı için çeki ödenmeyen hesap sahibinin düzeltme işlemlerini, yerine getirmeden bir yıl müddetle çek keşide edemeyeceği ve düzeltme işlemlerini yerine getirdiği takdirde çek keşide etme hakkını yeniden kazanacağı, T.C. Merkez Bankası'nın duyurusu sonucu bir yıl süre ile hesap sahibine veya vekil ve mümessillerine çek karnesi verilmemesi ve çekle işleyecek hesap açılmaması hükme bağlanmış olup, idarî olarak nitelendirilebilecek iki yasaklama tedbiri getirilmiş bulunmaktadır. 1) Çek keşide etme yasağının ne zaman başlayacağı hususunda kanunda bir açıklık bulunmamaktadır. Bir görüşe göre, çek keşide etme yasağının düzeltme hakkının bitimi tarihinden itibaren başlaması, ancak hesap sahibinin düzeltme hakkı yoksa, çekin ibraz tarihinin esas alınması gerekmektedir. T.C. Merkez Bankası'nın 3167 sayılı Kanun'a ilişkin 1 sıra Nolu Tebliğin 4/Ac maddesinde ise çekin ibraz tarihinin esas alınması öngörülmüştür. Kanunun 8. maddesindeki, düzeltme işlemlerinin yerine getirilmesi hâlinde çek keşide etme hakkının yeniden kazanılacağı hükmünden, çekin karşılıksız çıkması hâlinde çek keşide etme hakkının kaybedileceği ve bu nedenle çek keşide etme yasağının çekin ibrazından itibaren başlatılması gerektiği ileri sürülebilir. Ayrıca Kanun'un 13. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Kanun'un 8. maddesinde belirtilen düzeltme işlemi yapılmadığı hâlde 7. maddedeki bir yıllık müddet içinde..." hükmü de konuya açıklık getirmemekte olup, bu ceza hükmünün uygulanması açısından da önemli olan sorunun açıklığa kavuşturulması yararlı olacaktır. 2) Birden fazla çek keşide etme yasağının birbirine eklenmek suretiyle mi yoksa birbirinden bağımsız olarak mı uygulanacağı tereddütlüdür. Uygulamada özellikle düzeltme hakkını kullanmayan veya düzeltme hakkı bulunmayan hesap sahiplerinin, aynı anda veya kısa aralıklarla birden fazla karşılıksız çek keşide ettikleri görülmekte olup, 3167 sayılı Kanun'da bu konudaki boşluğun giderilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 3) Çek keşide etme yasağı ile çek karnesi verilmesi ve çek hesabı açılması yasağının başlama süreleri birbirinden farklı olduğundan farklı sürelerde sona ermektedir. Bu nedenle, çek keşide etme yasağının çek karnesi verilmesi ve çek hesabı açılması yasağının sona ermesine kadar devam etmesi hususunda düzenleme yapılması yerinde olacaktır. 4) Diğer taraftan, çek keşide etme yasağının "hesap sahibi" için uygulanması öngörülmüş olup, çeki keşide eden vekil veya temsilcilerin de çek keşide et-

97 mekten yasaklanıp yasaklanmaması konusunda bir hükme yev verilmemiştir. 5) Mahkemeler tarafından, çek keşide etmekten yasaklananlar hakkında bankalara duyuru yapılmaması hususunda tedbir kararları verilmektedir. Bu durumda, bankalara duyuru yapıldıktan sonra gelen tedbir kararları uyarınca işlem yapılıp yapılmayacağı, duyurunun geri alınıp alınmayacağı hususunda tereddüt edilmektedir. 6) Yasaklama tedbirlerinin sona erme süreleri kanunda belirtilmiş olup, bu süreler sona erdikten sonra, yasaklama tedbirlerinin ortadan kalktığına ilişkin ikinci bir duyuru yapılması hususu kanunda öngörülmemiştir. Bazı hâllerde, mahkemelerden ve savcılıklardan alınan yazılarda, yasaklama tedbirlerinin sona erdiğinin ve kaldınimasının bankalara duyurulması istenmektedir. Keşideciler, bu yasaklama tedbirinin kayıtlardan silinerek kaldırılmaması durumunda, bankalann çek hesabı açmaktan kaçındıklarını ve ayrıca kredi verilmediğini belirterek, bu yolla başvurmaktadır. Yasaklama süresinin sona ermesinden sonra bankalann çek hesabı açmasını engelleyen yasal bir engel bulunmamaktadır. Ancak, sürekli karşılıksız çek keşide eden bir kişiye çek karnesi vermeleri durumunda basiretli bir tacir gibi hareket ettiklerinden de söz edilemeyecek ve hukukî sorumluluklan ortaya çıkabilecektir. Görüldüğü üzere, yasaklama tedbirlerinin kaldınimasının duyurulması işleminde bir boşluk vardır. 7) Diğer taraftan, yasaklama tedbirlerine ilişkin uygulamanın fazla bir yarar sağlamadığı, bankalara büyük külfetler getirdiği yönünde eleştiriler bulunmaktadır. V. KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETME SUÇU A, SUÇUN UNSURLARI Suçun unsurlarını, 1) Muhatap bankaya ibraz edilen belgenin Türk Ticaret Kanun'unun 692. ve 693. maddelerinde tanımı yapılan çek niteliğinde olması, 2) Türk Ticaret Kanunu'nun belirtilen maddelerindeki unsurları içeren çekin aynı Yasa'nın 710. maddesinde belirtilen sürelerde veya taşıdığı keşide tarihinden önce muhatap bankaya ibraz edilmesi, 3) İbraz süresi içinde karşılığının bulunmadığının muhatap bankaca tespit edilmesi, şeklinde sıralayabiliriz. 1. Manevi Unsur Bu suç 3167 sayılı Yasa'nın 16. maddesinde hükme bağlanmıştır. Suçun unsurları açısından tartışma konusu çıkabilecek unsur "manevi unsur"dur. Doktrinde bu suçun objektif sorumluluk esasına dayandığını ileri süren yazarlar

98 mevcuttur''. 2. Suçun Faili Uygulamada suçun faili çeki keşide eden kişi yani muhatap bankadaki hesabm sahibi olarak kabul edilmektedir. Vekil veya temsilcinin çeki imzalaması hâlinde hesapta tasarruf yetkisi bulunup bulunmadığı üzerinde durulmakta tasarruf yetkisi bulunduğu takdirde vekil veya temsilci cezaî yönden sorumlu tutulmaktadır. 3. Suçun İşlendiği Yer Kural olarak karşılıksız çekin ibraz edildiği yer suçun işlendiği yer olarak kabul edilmektedir. 4. Şikâyet Hakkı a. Şikâyet Hakkı Olanlar 3167 sayılı Çek Yasası'nda 16. maddesi şikâyet hakkını çekin hamiline tanımıştır. Kural olarak karşılıksız olduğu belirlenen çeki kim elinde bulunduruyorsa şikayeti de onun yapması gerekir. Çeki ciro ile eline geçirmiş olan kişi de şikâyet hakkına sahiptir. Çek hamili çeki ciro yoluyla eline geçirmiş ise bu cironun usulüne uygun olarak yapılmış olması gerekir. Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülmüş şartlara uygun olarak ciro yapılmamışsa, bu ciro geçerli olmayacağından (kısmî ciro veya muhatap bankanın cirosu gibi) bu şekilde çeki eline geçirmiş kişi hamil sıfatını taşımayacağından şikâyet hakkına da sahip olamayacaktır. Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre teselsül eden ciro silsilesi içinde çekin cirantalara iadesi mümkün olduğundan nama yazılı çeklerde şikayet hakkı münhasıran çeki muhataba ibraz eden son cirantaya ait olmayıp, cirantalar arasında adı geçenlerden birisi de şikayette bulunabilir. Hamiline yazılı çeklerde ise yasal olarak çeki elinde bulunduran şikayet hakkına sahiptir. Burada önemli konu garantili çeklerde, çekin garanti limiti içinde bulunması ve de karşılığının da bulunmaması hâlinde, hamilin kim olacağı konusudur. Eğer böyle bir çek hesabın bulunduğu şubeye ibraz edilmiş ise, bu takdirde hamil, garanti limiti içindeki parasını almış olacağından ve garanti limiti içindeki çek karşılığını ödeyen banka şubesi de muhatap niteliği taşıyacağından, şikayet hakkı sahibi mevcut olmayacak ve aslında karşılıksız çek keşide etme fiili mevcut olduğu hâlde, şikayet hakkı sahibi mevcut bulunmadığından, fiil kovuşturulamayacaktır. Buna karşılık, garanti limiti içinde kalan karşılıksız çek, hesabın bulunduğu şubeye değil de bir başka şubeye ibraz edilip ödenmesi sağlandığında bu şu-

99 be "hamil" niteliği kazanabilecektir. Çünkü Türk Ticaret Yasası'nm 701. maddesinin son fıkrası "muhatap lehindeki ciro yalnız makbuz hükmündedir; meğer ki, muhatabın birden fazla şubesi olup da ciro, çekin üzerine çekildiği şubeden başka bir şube üzerine yazılmış bulunsun." hükmünü taşımaktadır. Bu hükmün doğal sonucu hesap kendisinde bulunmayan bu şubenin "hamil" niteliğini kazanmasıdır. Uygulamada bu konu tartışmalıdır. Hesap kendisinde bulunmayan banka şubesine ibraz hâlinde, o şubenin "hamil" sıfatını alacağının kabul eden ilk derece mahkemeleri mevcut bulunduğu gibi, aksine karar veren mahkemeler de mevcuttur. Yargıtay, bir başka yoldan sorunu çözmüş gözükmektedir. Yargıtaya göre, garantili çeklerin limit dahilinde keşide edilmesi hâlinde, bir çekin mevcudiyetini kabul etmemiş, bunu bir kredi ilişkisi olarak öngörmüştür. Kendisine garantili çek verilen müşteri ile banka arasında bir kredi ilişkisinden söz edilebilir. Ancak, bu sadece banka ile müşteri arasındaki bir ilişkidir. Bu durum çekin, çek olma niteliğini ortadan kaldırmaz. Türk Ticaret Yasası'nda ve 3167 sayılı Yasa'da öngörülen koşulları taşıyan belge, bankaca garanti edilmiş olsa dahi, çek niteliğindedir ve karşılıksız olması hâlinde karşılıksız çek suçu oluşur. Kendisine ibraz edilen ve ödeyen şube de (hesabın bulunduğu şube olmamak koşulu ile) hamil sıfatıyla şikayet hakkını kazanır. Aksini kabul, örneğin garanti limitini aşan bir miktarın üzerine yazılmış bulunan bir garantili çeki adeta ikiye ayırarak garanti limiti kısmı çek sayılmaz, kredidir; garanti limitini aşan kısmı ise çektir şeklinde savunması bizi zor bir sonuca götürecektir. Çek muhataba ibraz edilip karşılığı olmadığı saplandıktan sonra ciro edilen kişi şikayet hakkını kullanabilir mi? Suçun, çekin bankaya ibraz ve karşılıksızdır kaşesinin basılması ile oluştuğu kabul edildiğinden ve hukuk sistemimizde oluşmuş suçtan sonra şikayet hakkının devrine imkan veren bir hüküm bulunmadığından çekin karşılıksızlığı anlaşıldıktan sonra ciro edilen kişinin şikayet hakkı olmadığı kabul edilmektedir. b. Şikâyetten Vazgeçme Yasalarımızda vazgeçmenin mirasçılara intikal edip etmeyeceğini düzenleyen açık bir hüküm mevcut değildir. Vazgeçme Ceza Yasası'nda hükme bağlanmış olsa dahi, maddî ceza hukuku normu değil, ceza muhakemesi normudur. Ceza muhakemesine ilişkin normlarda ise kıyas mümkündür. Ceza Muhakemesi Yasamızda şikayete bağlı suçların iki türlü takibi söz konusudur: Şahsi dava ve müdahale. Şikayete bağlı suçlardan. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 344. mad-

100 desinde yer alan fiillerde cumhuriyet savcısı kamu yararı görürse ve de şikayete bağlı suç olup da 344. maddede yer almayan (ve dolayısı ile şahsi dava ile takip edilemeyen) suçlardan açılan kamu davasına müdahale söz konusu olacaktır. O halde, şikayete bağlı suçların takibinde söz konusu olan iki takip şeklinde, önemli iki benzer hüküm mevcuttur: Takip (dava), suçtan zarar görenin iradesi ile (şikayet ile şahsi dava açmak ile) başlar; yine onun iradesi ile (şikayetten veya davadan vazgeçme) son bulur. Bu bize, iki kurum arasındaki yakın ilişkiyi, hatta büyük ayniyeti gösterir. Gerek şahsi davada, gerek şikayete bağlı suçlarda müdahale yolu ile davada, temelde suçtan zarar görenin iradesi yatmaktadır. Onun iradesi devam ettiği sürece, o affetmediği sürece davaya devam olunacaktır. O hâlde, her iki takip usulü de, ufak ayrıntılar dışında temelde aynı hükümlere tâbi olacaktır ve biri hakkındaki hükümde boşluk olduğunda, diğer takip şeklindeki hüküm kıyas yolu ile uygulanabilecektir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 363. maddesinde "Davacı ölürse mirasçıları takibata devam edebilir." hükmü yer almaktadır. Maddede "devam edebilir" denmesi bir ihtiyari yetkiyi göstermektedir. Yani devam edip etmemek mirasçının iradesine bırakılmıştır. İsterse devam edecek ve ceza davası sürecek; istemezse devam etmeyerek ceza davasının son bulmasını sağlayacaktır. Yukarıda belirtilen nedenlerle bu hüküm, şikayete bağlı suçlarda müdahale yolu ile takiplerde kıyasen uygulanmak durumundadır. Her iki takip şeklinin yakınlığı, benzerliği yukarıda vurgulanmıştır. Kıyas ise, bu tür benzer kurumlardaki boşluklan doldurmak için ceza muhakemesinde kabul edilmiş bir yöntemdir. Yüksek Yargıtay, mirasçılara geçebileceğini kabul etmiştir. B, KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇUNA İLİŞKİN SORUNLAR 3167 sayılı Kanun'un 16. maddesinde, ibraz süresi içinde veya üzerinde yazılı keşide tarihinden önce, 4. maddeye göre ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması sebebiyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden kişilerin, bir yıldan beş yıla kadar hapis ile cezalandırılacağı hükme bağlanmış olup, dolandırıcılık suçundan bağımsız bir düzenleme getirilmiş bulunmaktadır. Buna göre; 1) Bu suçun şikayete bağlı olmaktan çıkarılması, mahkemece karar verildiği zamana kadar hamilin zararının karşılanmış olması hâlinde ceza verilmemesi şeklinde bir düzenleme yapılması yönünde görüşler bulunmaktadır. 2) Yargıtay, aynı borç için birden fazla çek keşide edilmesini tek suç olarak kabul etmekte ve Türk Ceza Kanunu'nun müteselsil suçu düzenleyen 80. maddesinin uygulanmayacağı yönünde kararlar vermektedir. 3) Diğer taraftan, suçun işlendiği yer konusunda keşide yeri, çekin ibraz ye-

101 ri veya muhatap banka şubesinin bulunduğu yerin dikkate aimması hususu da tartışmalıdır. 4) Uygulamada genellikle keşide yeri ve keşide tarihi eksik çekler verilmektedir. Mevcut düzenleme uyarınca, bu çekler 3167 sayılı Kanun kapsamı dışında kalmakta olup, bu çeklerin de cezaî müeyyidelerin uygulanması açısından 3167 sayılı Kanun kapsamına alınması istenilmektedir. 5) Diğer bir tartışma, mahkemelerin, şikayet hakkının doğumu açısından, muhatap banka tarafından keşidecilere ihtar yapılıp yapılmadığını ve ihtar yapılmışsa düzeltme işlemlerinin yerine getirilip getirilmediğini araştırmalanndan kaynaklanmaktadır. C. KEŞİDECİNİN BANKALARDA ÇEK HESABI AÇMAKTAN VE ÇEK KEŞİDE ETMEKTEN YASAKLANMASI KARARLARI Ceza mahkemelerince verilen yasaklama kararları ve yasaklama kararlarının savcılıklar tarafından T.C. Merkez Bankası'na bildirilmesinde bazı sorunlar bulunmaktadır. 1) 3167 Sayılı Kanunun 11. maddesinde, bankalar tarafından yapılan bildirimlere dair hususları tespit etme yetkisi T.C. Merkez Bankası'na verilmiş olmasına karşın. Cumhuriyet savcıları tarafından Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 396. maddesi uyarınca yapılan bildirimlere ilişkin bir hüküm getirilmemiştir. Bu ise çeşitli kanşıklıklara yol açmakta, tecil edilen veya kesinleşmeyen mahkeme kararlarının, okunamayacak derecede fotokopisi çekilen kararlann gönderildiğine rastlanmaktadır. Bu nedenle, sözü edilen 11. maddede değişiklik yapılarak, T.C. Adalet Bakanlığı'nm da görüşü alınmak suretiyle, yasaklama kararlarının bildirilmesine dair hususların tespit edilmesi konusunda T.C. Merkez Bankası'na yetki verilmesi yarar sağlayabilecektir. 2) Yasaklama kararlannın ceza hukuku yönünden fer'î ceza veya emniyet tedbiri olup olmadığı tartışmalıdır. Bu nedenle, yasaklama kararlannın tecili, indirime tâbi tutulması, süresi sona ermeden kaldınlabilmesi gibi bazı sorunlar çıkmaktadır. 3) Mahkemelerce yasaklama kararlarının tecil edildiği görülmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun 91. maddesinde, hürriyeti bağlayıcı cezanın tecil edilmesi hâlinde, mahkeme kararında aksi belirtilmedikçe, fer'î cezaların da ertelenmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır. Yasaklama kararlarının emniyet tedbiri olarak kabulü hâlinde bu hükmün uygulanmaması ve emniyet tedbirinin mahiyeti gereği mahkemelerce tecile de karar verilmemesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak bir görüşe göre, tecil uygulamasında, hürriyeti bağlayıcı cezalar ile birlikte verilen tüm cezaların fer'î ceza olarak kabulü ve tecil edilmesi gerekmektedir.

102 4) Türk Ceza Kanunu'nun 59. maddesinde, cezalarm mahkemece takdiren indirilebileceği hükme bağlanmış olup, bu hükme dayanılarak yasaklama kararlarında da altıda bir oranında indirim yapılmaktadır. Yasaklama kararlarının emniyet tedbiri olarak kabulü hâlinde, bu indirimin yapılıp yapılamayacağı tartışılabilir. 5) Diğer taraftan, emniyet tedbirlerinin süresi bitmeden önce mahkemelerce tekrar gözden geçirilerek kaldırılabileceği ileri sürülmektedir. Yasaklama kararları yönünden bu uygulamanın yerinde olmayacağı söylenebilir. 6) Aynı borç için verilen birden fazla karşılıksız çekin tek suç sayılması ve tek bir yasaklama kararı verilmesi uygulamasının yanı sıra, mahkemelerce, aynı borç için verilmeyen birden fazla karşılıksız çek için Türk Ceza Kanunu'nun 80. maddesinin uygulanması suretiyle, yasaklama karannın da altıda birden yanya kadar artırılmasına karar verilebilmektedir. Bu durumda, Türk Ceza Kanunu'nun 76. maddesinde yer alan, fer'î cezalar ve mahkûmiyetin bütün diğer cezaî neticelerinin her ceza hakkında ayrı ayrı tayin ve tatbik olunması yolunda verilmiş bir mahkeme kararına rastlanmamaktadır. Sözü edilen 76. maddenin uygulanması hâlinde, yasaklama kararlarının artırmak suretiyle değil, her bir çek için ayrı yasaklama kararı verilip birbirine eklenmesi suretiyle uygulanması sonucu ortaya çıkmaktadır. 7) Yasaklama kararlarının başlama zamanı konusunda da belirsizlik görülmektedir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 395. maddesine göre, mahkûmiyet hükümleri kesinleşmedikçe icra olunamaz. Bu nedenle, kesinleşmeyen yasaklama kararlarının T.C. Merkez Bankası'na bildirilmemesi gerekmektedir. Diğer taraftan, yasaklama karannın kesinleşme tarihinden mi, yoksa T.C. Merkez Bankası'na bildirilmesi tarihinden mi, ya da bankalara duyuru tarihinden mi itibaren başlayacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır Bu hususta, Türk Ceza Kanunu'nun 41. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve hidematı ammeden memnuiyet veya bir meslek ve sanatın tatili ve sair ehliyetsizlik cezalarının, şahsi hürriyeti tahdit eden diğer bir cezaya bağlı olması veya bir ceza mahkûmiyetinin neticesi bulunması hâlinde, asıl cezanın icrası süresince devam etmekle beraber mahkeme kararında veya kanunda tayin edilen sürenin ancak hürriyeti bağlayıcı cezanın ikmal edildiği veya sakıt olduğu günden itibaren başlamasını öngören hükmün, yasaklama kararları yönünden de uygulanıp uygulanmayacağı tereddütlüdür 8) Ayrıca, mahkemelerce hürriyeti bağlayıcı ceza verilmesine karşın yasaklama kararlarının verilmediği durumlarda, aleyhe temyiz yapılmadığı takdirde, Yargıtay tarafından bu nedenle bozma kararı verilmemektedir. Bu konunun da açıklığa kavuşturulması yararlı olacaktır.

103 VI. SONUÇ 3167 sayılı Kanun ile çekle ödemelerin düzenlenmesi ve karşılıksız çeklerin önlenmesi hususunda önemli adımlar atılmıştır. Kanunun karşılıksız çek olaylarını önleyemediği tersine artışa yol açtığı iddiası da gerçekleri yansıtmamaktadır. Ancak uygulamada bazı tereddüt ve aksaklıkların bulunduğu da görülmektedir sayılı Kanun'un etkinliğini artırmak için, aşağıdaki hususlara açıklık getirilmesi yararlı sonuçlar sağlayabilecektir. 1) Çek üzerine, hesabın açıldığı şube adının ve keşidecinin hesap numarasının yazılmamasının; baskı şekline dair esaslara aykırı hareket edilmiş olmasının, çekin geçerliliğini etkilemeyeceği, 2) Hesap sahiplerinin açık kimlik ve adreslerini tespit için, nüfus kayıt örneğinin, ikametgah tezkerelerinin veya ticaret sicil kayıtlarının alınması zorunluluğunun getirilmesi, 3) Kanunun sistematiğinde değişiklik yapılarak 5. maddesine idarî nitelikteki yasaklama kararlanna ilişkin hükümler konulması; kısmî ödemeye ilişkin düzenleme yapılması, 4) Bankanın hesap sahibine ihtarname göndermesi için öngörülen 10 işgünlük sürenin, karşılıksız çekin ibraz tarihini izleyen işgünü olarak değiştirilmesi, 5) Bankaların ödeme yükümlülüğüne ilişkin 10. maddedeki meblağın artınlması ve bundan sonra yapılacak artışlar için Devlet İstatistik Enstitüsü'nün verilerinin göz önünde bulundurulması hususunda değişiklik getirilmesi, Ayrıca, bankaların çek hesabı açarken, ödeme yükümlülüğünü yerine getirme amacıyla, bir miktar paranın banka adına bloke hesapta tutulması uygulamasının yasaklanması, ancak ödeme yükümlülüğünü yerine getiren bankaya da keşideciyi şikâyet etme hakkının tanınması, 6) Ceza mahkemelerinden verilen yasaklama kararlarının T.C. Merkez Bankası'na bildirilmesindeki karışıklığın önlenmesini teminen. Merkez Bankası'na T.C. Adalet Bakanlığı'nm da görüşünü alarak düzenleme yetkisi verilmesi, 7) Yasaklama süresi içinde çek keşide edenlerin de, bankalar tarafından savcılıklara bildirilmesi ve yapılacak ihbarlarda, müşterilerden hesap açılışı sırasında alınacak belgelerin birer örneğinin ihbarlara eklenmesi yükümlülüğünün getirilmesi, 8) Kanunun 14. maddesinde, yetkili olanlar dışında çek karnesi bastıranlar için Türk Ceza Kanunu'nun 323. maddesine yapılan atfın, sözü edilen 323. maddede yer alan cezaların uygulanması şeklinde değiştirilmesi, 9) Ceza mahkemelerinden verilen yasaklama kararlarının; başlama süresi-

104 nin, indirim yapılıp yapılamayacağının, tecil edilip edilemeyeceğinin, birden fazla çek keşidesi hâlinde, müteselsil suç oluşup oluşmadığının ve bu hâlde yasaklama sürelerinin birbirine eklenmek suretiyle uygulanıp uygulanmayacağının açık hükme bağlanması, 10) Keşide tarihi veya keşide yeri bulunmayan çekler hakkında da cezaî müeyyidelerin uygulanması yönünde düzenleme yapılması, 11) Banka veya yetkili kurumlardan başkası üzerine çek keşide edilmesi hâlinde cezaî müeyyide öngörülmesi, 12) Hamile, ceza davasına müdahale hakkı vererek, karşılıksız kalan meblağ ile % 10 tazminatı ve gecikme faizini talep etmesine imkan tanınması, 13) Karşılıksız çek suçu ile ilgili olarak, hazırlık ve son soruşturmada, çekin keşide yeri veya muhatap banka şubesinin bulunduğu yer mahkemesinin yetkisinin kabulü, 14) Muayyen bir miktar üzerindeki meblağlı çekler için hesaben ödeme mecburiyetinin giderilmesi. ' Hakim, Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdijrlüğü Daire Başkanı. 'SELÇUK, Sami, Çek Suçlan, Ankara, 1993, s.3. ^ MERLE et VITU, Traité de droit Criminel, p.sepciale, Droit Pénal Special, Paris, 1982, I. n.706. ' SELÇUK, a.g.e., s.4. ' tarihli Adalet komisyonu Raporu. ' , GRIECO, naklen, SELÇUK, a.g.e., s.6. ' 11. HD , 2564/2491 '11.HD , 1126/1289 ' SELÇUK a.g.e., s.9 DON AY, Süheyl, Son Değişiklikler Açısında Çek, İstanbul, 1986, s. 108 v.d.

105 İKİNCİ OTURUM SORULAR - YANITLAR Başkan - Teşekkür ediyorum Saym Çolak. Haluk Çolak - Ben teşekkür ederim. Başkan - 5 dakikalık bir süremiz var. Bir soru alalım. Levent Dağgün - Emlak Bankası eski çalışanıyım. Yeni emeklisiyim. Öncelikle ben çekte Avrupa Birliği normlarına ve refahına ulaşmadan müeyyidelerin hafiflemesine karşıyım, ama anladığım kadarıyla, bu şekilde, bu yasa çıkacak. Biz hep borcunu ödemeyenler üzerine konuştuk, sabahtan bu yana. Özellikle ben şunu öğrenmek istiyorum. Ürettiği mal ve hizmetin karşılığı eline çeki alan şahsın bilgilenmesiyle ilgili bir şey düşünüldü mü? Örneğin bankalann istihbarat kaynaklanndan bilgilenmesiyle ilgili, ya da merkez bankası kaynaklarına ulaşabilmesiyle ilgili. Başkan - Ona hemen cevap vereyim, yeni taslakta, çok geniş olarak bunlar ele alındı ve yaptırım yükümleriyle birlikte düzenleme gerçekleştirildi. Hocam daha etraflı açıklayacak, onun için söz hakkını hocama bırakıyorum. Levent Dağgün - Bir şey daha eklemek istiyorum. Kasıttan bahsedildi. Çeki, borcunu, ödemeyen şahsın belli bir süre içerisinde yine borcunu ödememekte ısrar etmesi halinde bunu kasıtlı olarak düşünebilir miyiz? Ve daha sonra da cezai müeyyideyi artırabilir miyiz? Onu öğrenmek istiyorum. Başkan - Yeni taslakta değerlendirilecek, herhalde. Tekrarlanmış suçtan bahsediyorsunuz. Levent Dağgün - Şimdi belli bir süre içerisinde borcunu faiziyle ödenmesi isteniyor. Yine ödemezse ne olacak? O zaman aciz vesikasına bağlama gündeme gelebilir mi? Başkan - O icra hukukunu ilgilendiren bir konu, ceza boyutu dışında kalıyor. Osman Deveci - İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkan Vekili. Sanayici ve iş adamları olarak en çok da bu konularla içli dışlı olan biziz. Etraftan da özellikle bu hapis cezasının kalkmasıyla ilgili fevkalade tepki almaktayız. Yani gündeme getirilmemesi konusunda. Şimdi biraz önceki konuşmacı, -bütün konuşmacılara tabii katkılanndan dolayı teşekkür ediyorum- % 75 çekin tahsile gitmediğini, % 25 in dava konusu olduğunu belirtti. Bu gösteriyor ki, bizler birçoğumuz artık son noktasında çeki adliyeye takibata veriyoruz ve bu adliyedeki takip edilen davaların da % 10 u. Yani büyük bir kısmı da yine çeklerle ilgili davaların olduğunu biliyoruz. Şimdi hapis cezası kaldırılırsa ne olacaktır? Bu davalar çok daha fazla olacaktır. Çünkü suiniyetli borçlu artacaktır. Sizler de dile getirdiniz, özellikle bankaların bu konuda sorumluluk altına girmelerini istiyoruz. Nasıl kre-

106 di verirken birtakım araştırmalarla, kendileri ellerini taşın altına sokuyorlarsa, çek verirlerken de böyle bir sorumluluk altına girsinler. Çek verilirken iyi araştırılmaması konusunda da banka müdürleri dahi sorumluluk taşısınlar istiyoruz. Teşekkür ediyorum. Başkan - Biz teşekkür ediyoruz. Buyurun son söz olarak. Münir Göker - Benden önceki meclis başkan vekilimin de görüşüne katılıyorum. Bir cümleyle özetleyip, bir soru yönelteceğim. Tatbikatta bu mutlaka büyük bir kaosa dönüşecektir. Biz buna hazırlıklı değiliz. Buna karşılık anlaşılıyor ki bu yasa çıkacak. Ama en azından bankaların sorumluluğu bu konuda çok vurucu olarak ortaya konmalı. Yani şunu söylemek istiyorum, bankalar bir bono koçanı satan, veya bir kira kontratı satan kırtasiyeci durumuna düşmemeli. Bunun başka bir örneği var. İthalat ve ihracat olaylarında 400 ve 500 sayılı broşürlerle, uluslararası yeknesak kurallarla, banka bu olaylardan kaynaklanan sorumluluk altına sokulmuştur. Özellikle Keskin Bey'e soruyorum. Acaba kanun taslağını yeterli buluyor mu? Bankaların sorumluluğu açısından, ben bir hukukçu olarak bulmuyorum. Teşekkür ediyorum. Başkan - Şimdi sorunun cevabını kendiniz verdiniz. Temenniniz de zapta geçti. Yeni taslak müzakere edilirken, tekrar bahsedilecek. Yalnız ben sayın katılımcılara bir konuyu açıklayayım yılında 3167 sayılı Yasa ile birlikte şikayet hakkının geri alınması halinde kamu davası ve hüküm ortadan kalkıyor idi. Bu o kadar istismar edildi ki, bizlere çok sayıda başvuru da olmuştu. Çek bedelini % 10 tazminatını, faiziyle birlikte ödediği halde, müşteki açıktan para almak suretiyle veya bir kaç misli çek bedelini daha tahsil edecek hale geldiği anda ancak şikayetten vazgeçiyor idi. Bu şikayetler yoğunlaşmca, 1993 yılında 3863 sayılı Yasa ile bu kez ödenme halinde de ortadan kalkma gündeme geldi. İşte taviz verile, verile çek uygulamasında bu noktalara gelindi. Şimdi yargılama bitiyor, ceza dairesi tasdik ediyor. Makama gidiyor, cumhuriyet savcısı yakalama çıkarıyor, karakola teslim edildiği anda sanığın aile fertleri toplanıyor, çek bedelini tazminat ve faiziyle birlikte ödüyor. Ama nasıl ödüyor? Belki de yeni çek verilmek, birkaç misli tutarında çek verilmek suretiyle ödeniyor. O kamu davası belki ileri tarihe erteleniyor. O nedenle çekin bütün boyutları ve bütün taraflarıyla birlikte tartışılmasında yarar var. Ben ve sayın arkadaşlarım şu günkü uygulamayı açıkladık, hepinize saygılar sunuyorum.

107

108 ÜÇÜNCÜ OTURUM Başkan - Prof. Dr, Seza Reisoğlu 5. Tebliğ Prof. Dr. Aslan Gündüz Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Karşılıksız Çek Suçları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 4 Nolu Protokol'un 1. Maddesi ve Anayasanın Yeni Hükmü 6. Tebliğ ve Değerlendirme Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer Çekle Ödemenin Düzenlenmesi Hakkındaki Ön Tasarının Açıklaması ve Değerlendirilmesi

109 BAŞKAN Prof. Dr, Seza Reisoğlu Değerli konuklar, bugünkü seminerin son toplantısmı açıyorum. İlk önce Sayın Arslan Gündüz, protokolla ilgili bilgi aktaracak dakikalık bir süreyi kullanacağını söyledi. Ondan sonra sayın hocam, kanun tasarısı hakkında açıklayıcı bilgiler verecek ve takdir edeceği, süre kadar konuşacak. Son olarak ben tasarı hakkındaki görüşlerimi açıklamak istiyorum. Çünkü halen mecliste olan Adalet Alt Komisyonundan geçip. Adalet Komisyonunda sırf ceza hükümleri açısından bekleyen tasarı Adalet Bakanlığı'nda hazırlanırken, benim başkanlığını yaptığım bir komisyon tarafından hazırlanmıştı ve bu komisyona sayın 10. Ceza Dairesi Başkanı da katılmıştı. Yeni tasan, büyük ölçüde Mecliste bulunan tasarıyı esas almıştır. Yani oradaki pek çok yenilik getiren hükümler, son olarak hazırlanan tasarı veya taslak henüz taslakta da mevcuttur. Ancak bazı değişiklikler hakkında farklı görüşlerim olduğunu belirtmek isterim. Ana hatlanyla görüşlerimi dile getireceğim. Sayın Gündüz ilk önce size söz veriyorum buyurun.

110 Prof. Dr Aslan Gündüz' KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇLARI, AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE EK 4 NOLU PROTOKOL'UN 1. MADDESİ VE ANAYASANIN YENİ HÜKMÜ Teşekkür ederim. Efendim ben Yargıtayımızın değerli üyelerini zevkle dinledikten sonra daha önce edindiğim fikri iyice pekiştirmiş bulunuyorum. Öncelikle başta sizinle şunu paylaşmak istiyorum. Anayasasmın 38. maddesinin 7. fıkrası ile getirilen hükmün, Anayasaya konmasına hiç gerek yoktu ve bana göre bu hüküm, bu günkü mevzuatımızı etkilememektedir. Yani bunu başta söyleyeyim, daha sonra niçin böyle düşündüğümü bana ayrılan süre içerisinde açıklamaya çalışayım. Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ile üyelik görüşmelerine bir an önce başlayabilmek için yaptığı Anayasa değişiklikleri çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38. maddesinin 7. fıkrası ile daha önce Türk mevzuatında bulunmayan bir hüküm getirmiş bulunmaktadır: "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz." Bu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)'ne Ek 4 No'lu Protokol'ün 1. maddesinde yer alan düzenlemeyle aynıdır. Türkiye, şimdi bu düzenlemeyi Anayasası'nm bir parçası haline getirmiş ve böylece Protokolün bu hükmüne Türk Hukuku normlar hiyerarşisi içinde anayasa değeri kazandırmıştır. Adı geçen Protokol hükmünün resmi Türkçe tercümesi şöyledir: "Hiç kimse, yalnızca ahdi bir yükümlülüğünü yerine getiremediğinden dolayı hürriyetinden mahrum edilemez." Türkiye'nin Anayasasına aldığı bu Protokol hükmü, diğer taraftan, gene Türkiye'nin imzaladığı 1966 tarihli Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Sözleşme'nin 11. maddesi ile de benzerlik göstermektedir. Adı geçen Sözleşme hükmü şöyledir: "Hiç kimse, yalnızca bir ahdi yükümlülüğünü yerine getiremediğinden dolayı hapsedilemez." İşin ilginç tarafı,türkiye, henüz 4 Nolu Protokol'a taraf olmadığı gibi (Bkz: öğrendiğimize göre, TBMM bu Protokolün onaylanabilmesi için gerekli olan Uygun Bulma Kanununu çıkarmış olmasına rağmen Yürütme, 4 Nolu Protokol'un diğer bazı hükümlerini şimdilik sakıncalı bulduğu için onaylamayı yapıp onay belgesini Avrupa Konseyi'ne tevdi etmemiştir.) 1966 Sözleşmesini de sadece imzalamıştır.

111 Her ikisinin de milletlerarası alanda şimdilik uygulama yükümlülüğü yoktur. Dolayısıyla bu Anayasa değişikliği yapıldığı zaman, yani 38. maddeye 7. fıkra ilave edildiği zaman, Türkiye, herhangi bir milletlerarası yükümlülüğü yerine getirmek endişesi ile hareket etmiş olamaz. Kaldı ki böyle bir hükmü anayasaya almak, Kopenhag Khterleri'ni yerine getirmenin acil bir gereği de değildi. Ancak, öyle anlaşılıyor ki karşılıksın çek suçlarını ortadan kaldırmak için Kopenhag Kriterlerini karşılama bahanesi kullanılmıştır. Aslında, Türkiye, adı geçen milletlerarası belgeleri onaylamış olsaydı dahi. Anayasa değişikliğine gerek olmadan ve Anayasasının 90. maddesine dayanarak milletlerarası belgeleri, aksini öngören iç hukuk hükümlerine rağmen, öncelikle iç hukukunda uygulayabilirdi. Böylece, yalnızca sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getiremediği gerekçesiyle borçlunun özgürlüğünden mahrum edilmesini yasaklayan protokol hükmüne işlerlik kazandırabilirdi. Türkiye'nin başını ağntan bunca sözleşme maddesi varken alelacele 4 Nolu Protokolün 1. maddesinin anayasaya alınmasını, herhangi bir şekilde milletlerarası hukuk zaruretiyle izah etmek inandırıcı değildir. Belirttiğimiz gibi, bu değişiklik; muhtemelen kriz sonrasında sayısı gittikçe artan çek suçlarını toptan ve tek bir işlemle sona erdirmeyi düşünenlerin el çabukluğu ile gerçekleştirdikleri bir operasyondur. Bu hükmün kamuoyunun fazla bilgisi olmadan ve tartışılmadan anayasaya girmiş olması, şimdi uygulamada yeni sorunlar ortaya çıkaracağa benzemektedir. Biz de bu konuşmada sorunun milletlerarası yönünden yola çıkarak tartışmaya yeni bir boyut getirmeye çalışacağız. 4 Nolu Protokolün 1. Maddesinin Hazırlık Çalışmaları Anayasada 4 Nolu Protokol'un 1. maddesini karşılayacak bir değişikliği yapmanın gerekli olup olmadığı sorusunu bir yana bıraksak bile, bu Anayasa değişikliğinin mevcut Türk mevzuatı üzerinde radikal bir değişiklik yapacağını da sanmıyoruz. Adı geçen Protokol hükmü, yukarıda görüldüğü gibi, tek cümlelik bir düzenlemedir. Bir yasak getirmektedir. Bir kimsenin, sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getirememesi münhasır sebebiyle hürriyetinden mahrum edilmesini yasaklamaktadır. Ancak bu kısa metin, görüldüğü kadar açık değildir; onu uygulamak için birden fazla ön sorunun çözülmesine gerek vardır. Birincisi, sözleşmeden doğan ya da ahdi bir yükümlülüğün ne anlama geldiği sorunudur. İkincisi, ahdi bir yükümlülüğü yerine getirememenin açıklanması sorunudur. Üçüncüsü, getirilen yasağın kapsamı sorunudur. Bu açıklamalan yapmak için söz konusu Protokolün hazırlık aşamasına ve onu hazırlayanların söz konusu sözcüklere verdikleri anlama bakmakta yarar vardır. 4 Nolu Protokol'un yapılması süreci, Avrupa Konseyi Asamblesi'nin Bakanlar Komitesi'ne 2 Ocak 1960'da yaptığı bir tavsiye ile başladı'. Asamble, Bakanlar Komitesi'nden bir Uzmanlar Komitesi kurmasını ve AİHS'nde ve 1 Nolu Protokol'de yer almayan bazı medeni ve siyasi haklan koruma altına alacak yeni bir protokolün yapılmasını istedi. Bakanlar Komitesi, istenen Uzmanlar Ko-

112 mitesi'ni kurdu. Uzmanlar Komitesi bir dizi toplantı yaptıktan sonra bir tasarı hazırladı. Daha sonra 5 Mart 1963'te de Asamblenin Hukuk Komitesi ve Uzmanlar Komitesi üyeleri ile yaptığı müşterek bir toplantıda tasarıyı enine boyuna tartıştı. Kendi tasarısını bu toplantıda Asamblenin Hukuk Komitesi'nin de alternatif tasarısı ile karşılaştırdı. Sonuçta Bakanlar Komitesi tasarılar arasında seçimini yaparak imzaya açılacak metni belirledi. ^ İşte 4 Nolu Protokol ve onun bugün tartıştığımız 1. maddesi bu şekilde ortaya çıktı. Bakanlar Komitesi'nin benimsemediği Asamble Hukuk Komitesi'nin tasarısı, bugünkü Protokol hükmüne dönüşen metinden birazcık farklıydı^ Şöyle kaleme alınmıştı: "Hiç kimse, yalnızca bir ahdi yükümlülüğünü yerine getirmemesi gerekçesiyle hapsedilemez." Bugünkü metne esas olan Uzmanlar Komitesi'nin hazırladığı metin ise daha önce belirtildiği gibi şöyledir: "Hiç kimse, yalnızca ahdi bir yükümlülüğünü yerine getiremediği gerekçesiyle hürriyetinden mahrum edilemez." Bu iki metin arasındaki fark, birincisinde "hapsedilemez" kelimesi kullanılmışken ikincisinde "hürriyetinden mahrum edilemez" ifadesinin kullanılmış olmasıdır. İşin ilginç tarafı, Türkiye'nin imzalamış olduğu 1966 tarihli Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Sözleşmenin 11. maddesinde benimsenen metin, Asamble Hukuk Komitesi'nin hazırladığı metinle aynıdır. 11. maddede de, Asamble tasansında olduğu gibi, "hapsedilemez " ifadesi kullanılmıştır. Protokol metni ile 1966 Sözleşmesi metni arasında bir fark olduğu ölçüde, ki buna biraz sonra geri döneceğiz, Türkiye ileride 4 Nolu Protokole ve 1966 Sözleşmesine taraf olduğunda iki ayrı milletlerarası belgede yer alan, aynı konuya ilişkin iki farklı düzenlemeyle bağlı olacaktır. Fakat Türkiye, Anayasası daha sıkı bir yükümlülük getiren Protokol hükmünü benimsediği için 1966 Sözleşmesi bağlamında bir sorun yaşamayacaktır. Burada bu sebeple Anayasamıza girmiş olan ve Protokol ile aynı olan metnin anlamını milletlerarası hukuk çerçevesinde açıklamaya çalışacağız. Protokolün 1. maddesine "hapsedilemez" kelimesi yerine " hürriyetinden mahrum edilemez" kelimelerinin konulmuş olmasının sebebi, ahdi bir yükümlülüğünü yerine getiremediği için bir kimsenin süresi ne kadar kısa olursa olsun hürriyetinden mahrum edilmesini önlemekti. Böylece, bir kimsenin bu sebeple yakalama ve tutuklama yoluyla ya da başka türlü hürriyetinden mahrum edilmesi önlenmek istenmiştir. Protokolün 1. maddesiyle getirilen yasak. Sözleşmenin 5. maddesinde yer alan kişi dokunulmazlığı ile yakından ilgilidir. Bu sebeple iki madde arasında

113 ifade birliği sağlanmıştır. Bilindiği gibi, 5. maddede de "hiç kimsenin hürriyetinden mahrum edilemeyeceği" hükmü yer almıştır. İkinci olarak. Protokolün 1. maddesi, daha önce belirttiğimiz gibi sadece mahkeme kararıyla tutuklamayı değil, yakalama dahil her türlü hürriyetten mahrumiyeti de kapsamına almaktadır. "Bu maddede kullanılan "hürriyetinden mahrum edilemez" ifadesinin tüm bu halleri kapsaması amaçlanmıştır. Bu ifade, "hapsedilemez" ifadesinden daha açıktır. Zaten Sözleşmenin 5. maddesinde de "yakalama" veya "tutuklama" yoluyla hürriyetten mahrum etme ifadeleri yer almıştır. Bu bakımdan iki belge arasında da bir terim birliği sağlanmıştır. Ancak, her iki metnin ortak bir amacı olduğu görülmektedir: her ikisi de sadece parasal borçlann değil fakat herhangi bir ahdi yükümlülüğün yerine getirilememesi sebebiyle hürriyetten mahrum edilme yasağı ile ilgilidir. Bu bağlamda bir kimsenin akit konusu olan bir malı teslim edememesi (non-delivery), akdi ifa edememesi (non-performance) veya bir şeyi yapmaktan kaçınma (içtinap) görevine aykın davranması (non-forbearance) de bu yasak kapsamındadır. Uzmanlar Komitesi, bir kimsenin yalnızca bir ahdi yükümlülüğünü yerine getirememesi, yani böyle bir yükümlülüğü yerine getirmek için gerekli maddi olanaklara sahip olamaması münhasır sebebiyle hürriyetinden mahrum edilemeyeceğini, böyle bir şeyin insan özgürlüğüne ve haysiyetine aykırı olacağını düşündüğü için bu düzenlemeyi getirmiştir. Diğer yandan. Protokolün 1. maddesinin uygulanabilmesi için bir kimsenin yerine getiremediği bir yükümlülüğün mutlaka bir akitten doğmuş olması gerekir. Yani yükümlülüğün kaynağı, akit olmalıdır. Akitten değil de doğrudan doğruya bir hukuk hükmünden (gerek kamu gerekse özel hukuk) doğan bir yükümlülük, bu madde kapsamına dahil değildir. Bu düzenlemenin burada vurgulanması gereken önemli öğelerinden biri, bir kimsenin yerine getiremediği bir yükümlülüğünün münhasıran sözleşmesel yükümlülük olmasıdır. Fakirlik ya da arızi maddi çaresizlik bir cezalandırma sebebi olmaktan çıkarılmıştır. Buna karşılık, borçlunun akit dışı diğer herhangi bir kaynaktan ileri gelen bir sebeple borcunu ödeyememesi. Protokolün koruması altında değildir. Bu sebeple bir kimse, maddi olanaksızlıktan doğan çaresizliğe ilave sebeplerle borcunu ödeyemediyse, bu maddeden istifade edemez. Uzmanlar Komitesi'nin Protokol hükümlerini açıklayan raporunda Protokolde koruma dışında tutulan durumlara örnek olarak şunlara işaret edilmiştir: a) Borçlu, borcunu ödememede kötü niyetle ya da hileli bir şekilde hareket etmişse, b) Bir kimse, sebebi ne olursa olsun kasten bir yükümlülüğünü yerine getirmeyi reddederse.

114 c) Bir kimse, ihmal sonucu bir yükümlülüğünü yenne getirmemişse. Yukarıda belirlenen hallerin birisi, bir kimse tarafından ahdi bir yükümlülüğü yerine getirememek de teşkil eden bir fiil veya bir ihmal ile işlenmişse, ceza kanunu bu fiil veya ihmali bir suç olarak tarif etmiş ve bunları işleyenlere ceza olarak ya da bunların işlenmesini önlemek için gerekli bir tedbir olarak hürriyetten mahrum etmeyi seçmişse. Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiş olmaz. Bir başka ifade ile bir kanun, ahdi bir yükümlülüğü yerine getirememeyi bir suç haline getirdiğinde, ifa aczinden başka ilave unsurlara da yer vermişse, Protokolün 1. maddesi uygulanmaz. Borcu ifa edememeye ilaveten akla gelebilecek örnekleri uzmanlar Komitesi şöyle sıralamıştır: -Bir kimse, parası olmadığı için ödeyemeyeceğini bile bile, bir restaurantda veya cafede yemek veya içki ısmarlasa ve daha sonra ödemeyi reddetse; -Bir sözleşme gereği orduya mal tedarik etme borcu altında olan bir kimse ihmal sonucu bu borcunu yerine getirmezse; -Yükümlülüklerinden kurtulmak için bir kimse yurt dışına kaçmak üzereyken yakalansa. Görüldüğü gibi, 4 Nolu Protokol'un Vinci maddesi yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememeden dolayı hürriyetten mahrum edilmeyi yasaklamakta ve eğer ifa aczinden başka sebepler işin içine girmişse, cezalandırmayı yasaklamamaktadır. 4 Nolu Protokolün l'inci Maddesl'nin Avrupa Konseyi Ülkeleri'ndeki Uygulaması Protokolün 1. maddesinin Avrupa Konseyi ülkelerindeki uygulaması zengin değildir. Şimdiye kadar Strasbourg'a kadar giden ve kayıtlara geçen bir vakıaya rastladık^ Alman Savunma Bakanlığı ile yaptığı bir sözleşmeye aykırı davrandığı için hakkında icra takibi yapılan bir Alman, icra takibi süreci içinde kendisinden istenen mal bildiriminde bulunmayı reddetmişti. Alman Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na göre, böyle bir durumda mal beyanında bulunmak zorunludur. Bunu yapmayan borçluya karşı şayet alacaklı isterse hapisle tazyik etme yoluna gidilebilir. Hapis süresi 6 ayı geçemez. Gene aynı kanuna göre alacaklı hapis masraflarını ödemek zorundadır; bu hapsetmenin bir ön şartıdır. Fakat Savunma Bakanlığı bu şartı yerine getirmekten muaf olan kurumlar arasında sayıldığı için Bakanlığın bir başvurusu ile borçlu Alman hapsedilmişti. Almanya'daki iç kanun yollarını tükettikten sonra Alman sorunu Strasbourg'a taşımıştı. Başvuruyu inceleyen o zamanki İnsan Hakları Komisyonu, iki nokta üzerinde durmuştur. Birincisi, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasına göre, bir kimseyi hürriyetten mahrum etme ancak bir kanunla öngörülebilir. İkincisi, hürriyet-

115 ten mahrum etmenin amacı, kanunun emrettiği bir davranışa riayeti sağlamak olmalıdır. Alman Başvuran, Alman Kanunu'nun koyduğu spesifik bir yükümlülüğün icrasını sağlamaya yönelik bir kanun hükmüne göre hapsedildiği için Alman makamlarının bu tedbiri, başlangıç olarak sözleşmeye aykırı değildi. Ancak sorunun birde Protokolün 1. maddesi açısından incelenmesi gerekirdi. Komisyona göre, Protokolün 1. maddesi. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. paragrafında yer alan tutuklama ve yakalamayı haklı kılan koşullarını kapsamını daraltmıştır. Bir başka ifade ile Sözleşmenin 5. maddesinin 1. paragrafını. Protokolün 1. maddesine tabi olarak okumak gereklidir^ Komisyon bu sebeple Alman makamlarının başvuranı hürriyetinden mahrum etme tasarrufunu ayrıca Protokolün 1. maddesine göre de değerlendirdi. Komisyon, bu maddenin kapsamını tayin ederken Uzmanlar Komitesi'nin konuya ilişkin raporundan yararlandı. Buna göre bu maddenin amacı, bireyin ahdi yükümlülüklerini yerine getirmek için maddi olanaklara sahip olmaması münhasır sebebiyle hürriyetinden mahrum edilmesini önlemektir, çünkü böyle bir şey, kişi dokunulmazlığına ve insan haysiyetine aykırıdır. Uzmanlar Komitesi'nin toplantı zabıtlarında anlaşıldığına göre, bir kimsenin hürriyetinden mahrum edilmesinde eğer salt ahdi yükümlülüğü yerine getirememeye ilaveten başka faktörler varsa, e.g. bir kimse bir yükümlülüğünü yerine getirmeyi kasten reddederse, hürriyetten mahrum etme bu madde anlamında yasak değildir. Bu davada başvuran mal beyanında bulunma yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak için bir tazyik aracı olarak hürriyetinden mahrum edildi. Bu sebeple bu mahrumiyet sadece ahdi bir yükümlülüğü yerine getirememeden ibaret değildi. Başvuruda yer alan şikayet konusu bu sebeple esassız bir temele dayanıyordu ve sözleşmeye aykırı değildi. Bu içtihat Almanya aleyhinde açılmış olan bir davada tesis edilmiş olmasına rağmen, başka devletler aleyhinde benzer sebeplerle açılacak davalar bakımından da uygulanma kabiliyetini haizdir. Protokol Hükmü ve Türk Hukuku Daha önce belirttiğimiz gibi, Anayasamız şimdi sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getiremediği gerekçesiyle bir kimsenin hürriyetinden mahrum edilmesini yasaklamaktadır. Bu yasağın kapsamını yukarıda belirlemeye çalıştık. Bizim mevzuatımızda yer alan kimi mali suçların bu düzenlemeden etkilenip etkilenmediğini bu sebeple incelemek gerekir. Biz bu konuda tüketici bir inceleme yapma fırsatını henüz bulamadık. Şimdilik, aşağıda sadece kimi İİK suçları ile karşılıksız çek suçunu düzenleyen mevzuata kısaca bir göz atma ile yetineceğiz. İcra İflas Kanunu (İİK) Suçları ve Yeni Düzenleme 4 Nolu Protokolün bu metninden ve Komisyonun anılan kararından öyle an-

116 laşıliyor ki bizim mevzuatımızda da öngörülen bazı İcra İflas Kanunu suçlarının Protokolün yasağı kapsamına girebileceği konusunda bazı kuşkular vardır. Burada şu örnekleri verebiliriz: 1) İJ.K. 76. ve 337. maddelerinde ve 6186 sayılı Kamu Alacaklarının Tahsili Hakkında Kanun hükümleri gereğince aleyhinde icra takibi başlamış olan borçludan mal beyanında bulunması istenip de borçlunun buna uymaması halinde verilecek hapis cezaları. İİK 76. maddeye göre : "Mal beyanında bulunmayan borçlu, alacaklının talebi üzerine beyanda bulununcaya kadar İcra Tetkik Mercii hakimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunur. Ancak bu hapis üç ayı geçemez." 2) İ.İ.K 340. maddeye göre, satış talebinden önce borçlunun icra dairesinde borcunu bir plan dairesinde taksitle ödemeyi taahhüt etmesinden sonra bu taahhüdünü ihlal etmesi halinde verilecek hapis cezası. Söz konusu madde şöyledir: "111. madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlu, alacaklının şikayeti üzerine tetkik mercii tarafından bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılır." 3) İ.İ.K 344. maddeye göre, ilama bağlanmış olan nafaka borcunu ilamdaki şartlara göre yerine getirmeyen borçluya uygulanacak hapis cezası. Bu maddenin metni de şöyledir: "Nafaka vermeye mahkum olup da ilamda gösterilen ödeme şartlarına riayet etmeyen borçlu, alacaklının şikayeti üzerine tetkik merciince tarafların hal ve vaziyetine göre on günden üç aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılır." 4) Yine İ.İ.K 332. maddeye göre haciz yoluyla takipten sonra veya takipten önceki iki yıl içinde adet üzere tecviz edilmeyecek bir şekilde hareket ederek kendi aczine sebebiyet veren borçluya verilecek hapis cezası. Bu ilginç madde de şöyledir: "1. Haciz yoluyla takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu, adet üzere tecviz edilmeyecek bir iffetle hareket ederek veya haddinden ziyade masraflar yaparak yahut cüretli talih oyunlarına veya basiretsizce spekülasyonlara girişerek yahut işlerinde ağır ihmallerde bulunarak aczine kendi fiili ile sebebiyet verir yahut vaziyetinin fenalığını bildiği halde o gibi hareketlerle fenalığı ağırlaştırırsa, aleyhine aciz belgesi istihsal edildiği veya alacaklı alacağından istifade edemediğini ispat ettiği takdirde onbeş günden altı aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır." "2. Konkordato mühleti talebinden önceki iki yıl içinde birinci fıkradaki fiilleri

117 işleyen borçlu hakkında da bu hüküm uygulanır." Yukarıda anılan bu maddelerde sözü edilen durumlarda yükümlülük, ya doğrudan doğruya kanundan doğduğu ya da ahdi yükümlülüğü yerine getirememeye ilave diğer bazı faktörlerin de işin içine girmiş olması sebebiyle borçlunun Protokol hükümlerinden istifade edemeyeceği bir konumda olduğu akla gelmektedir. Bu yorum doğruysa. Protokol hükmüyle aynı olan Anayasa'nın 38.maddesinin 7. fıkrası, bu gibi cezalann sürdürülmesini mani değildir. Gerçekten borcunu ödeyecek kadar malı olmayan bir kimsenin mal beyanında bulunmayı reddetmesi, O'nun borcunu ödeyememesi haliyle haklı kılınamaz. Zaten beyan yapılmadan malın olup olmadığını da anlayamayız. Nafaka alacakları, kanundan doğarlar. Borçlunun akitten doğan bir yükümlülüğünü yerine getirememesi sorunu burada söz konusu olmamalıdır. İcra dairesinde yapılan ödeme taahhüdünün mahiyeti biraz daha farklı gibi görünmektedir. Burada, alacaklı ile borçlunun daha önce doğmuş olan bir borcun ödeme şekline ilişkin bir anlaşmasına ilaveten icra dairesinin otoritesi ile bu ilişkiye verdiği güven de vardır. Sorun, sanki salt ahdi bir yükümlülük olarak anlaşılmaya müsait değildir. Borçlu, borcunu ödemediği için değil icra dairesinde verilen taahhüte uymadığı için cezalandırılmaktadır. Çek Suçları ve Protokol Hükmü Bu sempozyumun da tartışma konusu olan asıl sorun, Protokolün ve Anayasa değişikliğinin çek suçları üzerindeki etkisidir. Türkiye'nin mer'i mevzuatı çerçevesinde (3167 sayılı Kanun) uyguladığı hapis cezaları, Anayasanın 38. Maddesine konulan yeni düzenlemeden sonra da uygulanabilecek midir? Burada da tekrar etme pahasına da olsa ifade etmek gerekir ki çekin karşılıksız çıkması üzerine verilen hürriyetten mahrum etme cezası, yalnızca akitten doğan bir yükümlülüğün yerine getirilememesi sebebiyle verilen bir ceza olarak kabul edildiği ölçüde Protokol ve tabii ki anayasa anlamında devamı mümkün değildir. Bir başka şekilde ifade edersek, anayasa hükmü ile getirilen yasağın kapsamına girebilmek için burada yerine getirilemeyen yükümlülüğün kaynağının yalnızca sözleşme olması gerekir. Borçlu, böyle bir yükümlülüğünü maddi olanaksızlıklar sebebiyle yerine getirememiş olmalıdır. Bu kriterleri karşılıksız çeklere uyguladığımızda, hukuksal durum pek açık görünmemektedir. Çözüm için çekin hukuki niteliği hakkında benimsediğimiz görüşlere bağlı olarak birkaç alternatif akla gelebilir: a) Yaygın kanaate göre çek, bir ödeme vasıtasıdır. Paranın gördüğü işi görmektedir. Temel işlemden, yani çekin verilmesine yol açan işlemlerden bağımsız olarak muhatap bankanın ibraz tarihinde keşidecinin bankadaki hesabından çek hamiline çekin üzerinde yazılı olan miktar kadar ödemeyi gerektirir. Ancak, öyle anlaşılıyor ki çekin bu maksat dışında verilmesi de olanak dışı de-

118 ğildir. Fakat bir borç ifa etmek maksadı dışında bir maksatla çek çekilmesi halinde bu hususun ispat külfetinin keşideci üzerinde olduğu kabul edilmektedir/ Gerçekten, bir çek farklı hukuki işlemler sebebiyle keşide edilebilir. Bazen, akitten doğan bir borcu ödemek için keşide edilebilir. O zaman yükümlülüğün kaynağı, bir alım-satım akdi, bir hizmet akdi, bir istisna akdi, bir kira akdi veya diğer bir akit olabilir. Çek burada sadece bir ödeme vasıtası değil aynı zamanda bir ahdi yükümlülüğü yerine getirmeyle doğrudan bağlantılıdır. Çeki ödeyemeyen, ahdi yükümlülüğü de yerine getiremiyor demektir. Bu durumda, Protokol hükmünün, aşağıda belirteceğimiz çekincelerle kural olarak uygulanması düşünülebilir. Diğer taraftan, çek bir ödeme vasıtası olarak başka bir kaynaktan doğan bir yükümlülüğü yerine getirmek için de keşide edilmiş olabilir. Doğrudan doğruya kanundan doğan bir borcu ödemek için tanzim edilmiş olabilir. Bir vergi borcunu, bir nafaka borcunu, ya da haksız fiilden doğan bir borcu ödemek üzere düzenlemiş olabilir. Bu durumda, sadece çeke bakarak çekte yazılı olan para borcunun yalnızca akitten doğduğunu söyleyemeyiz. Asıl borç, kanundan, bir ilamdan veya haksız fiilden doğmuştur. Çek sadece bir ödeme vasıtasıdır. Protokol yasağının burada işleyemeyeceği söylenebilir. Doğrusu sorun bu kadarla bitmemekte diğer bazı önemli mülahazaları da dikkate almak gerekmektedir. Bir çekin karşılıksız çıkması halinde Çek Kanunu'nda öngörülen cezayı uygulamazdan önce yukandakinden daha derin bir incelemeye gerek vardır. Bu durumda bir çekin gerçekten akitten doğan bir borcu ödemek için tanzim edildiği anlaşılsa bile bu Protokol yasağının uygulanması için yeterli olmayabilir. Her şeyden önce çekin karşılıksız çıkmış olması, ödeme kabiliyetinin olmamasından da ileri gelmiş olmalıdır. Maddi imkansızlığa ve akitten doğmuş olmaya ilaveten başka sebepler varsa, bu halde Protokol hükmü uygulanmaz. Mesela başlangıçtaki ifa imkansızlığı zaten varsa, akdi yaparken borçlu borcunu ödeyemeyeceğini bilerek alacaklıya borcunu ödeyebilecekmiş gibi desiseler yaparak ahdi düzenlemeyi yapıp istediğini elde etmiş ve bu arada da çeki verdiyse, ya da ödeme tarihinden önce tüm varlığını spekülatif bir işe yatınp yitirdiyse ve zaten kendisini çeki ödeyemeyecek hale getirdiyse, bize göre bu madde hükmünden yararlanmamalıdır. İkinci olarak, çekin karşılıksız çıkması halinde verilen hapis cezasının amacına bakmak gerekir. Eğer amaç, sadece çek hamilini yararlandırmak olmayıp da çeke mali ve ticari piyasalarda güveni sağlamak ise; o zaman karşılıksız çıkan çek sebebiyle keşideciye verilen ceza aslında sadece ahdi yükümlülüğünü yerine getiremeyene verilen bir ceza değildir; çeke güveni korumaya çalışan bir cezadır ve Protokol kapsamında değildir. Bu durumda çeki karşılıksız çıkan kimse, bir akitten doğan borcunu ödeyemediği için cezalandırılmıyor fakat kamusal yönü olan bir çeki karşılıksız çıktığı için yani karşılıksız çek vererek bu müesseseye güveni azalttığı için cezalandırılmış oluyor. Eğer bu yaklaşım kabul edilirse, karşılıksız çek suçları hiçbir şekilde Proto-

119 kol ya da anayasa hükmü ile getirilen yasak kapsammda değildir; eskisi gibi cezalandırılacaklardır. b) Nihayet denilebilir ki karşılıksız çek suçunun anayasa ile yasak kapsamına girip girmediğini araştırırken çekin gerisindeki temel işleme bakmaya gerek yoktur; çekin bizatihi kendisinin bir sözleşme teşkil edip etmediği araştırılmalıdır. Eğer çekin kendisi bir sözleşme ise o zaman çeki karşılıksız kalan kimse, sırf bu sebeple ahdi bir yükümlülüğünü yerine getirememiş sayılır. Bu sebeple de gerek Anayasa gerekse Protokol hükmü ile getirilen yasaktan yararlanır. Uygulamada çekin vadeli olarak tanzim edildiği, bir çeşit senet yerine kullanıldığı dikkate alınırsa, bu mali aracın fiilen bir akitten ayrılamaz hale getirildiği de ileri sürülebilir. Mesela bir alım-satım akdinden sonra malı alan para borçlusu, bu borcunu bir senete rapt etme yerine vadeli bir çek verirse ve alacaklı da bunu kabul ederse, aslında çek burada bir senet gibi algılanmaktadır. Burada çekin bir borç ödemesi maksadı ile verildiği ispatlanırsa, çekin ödenmesinde karşılaşılan ödeme aczi hapisle cezalandırılmamalı denilebilir. Yahut haksız fiil dolayısıyla bir başkasına zarar veren bir kimsenin, zarar görene zararı karşılamak üzere verdiği bir çek, aslında ikisi arasında vanlan anlaşmanın ayrılmaz bir parçasını teşkil eder. Ancak bu tarz düşüncenin çekin niteliği hakkındaki yaygın kanaate aykırı olduğunu biliyoruz. Bu tarz bir düşünce, tanımları ve kavramları zorlama pahasına çözümler üretme çabası gibi görülmektedir. Ayrıca karşılıksız çeki vereni cezalandıran kanun hükmünün çeke güveni sağlama amacını taşıdığı iddiası karşısında yetersiz kalabilir. Bize göre, eğer bu son mülahaza, yani kanunun çeke güven için ceza yarattığı mülahazası, aşılabilirse, daha önce seslendirdiğimiz birinci görüş makul görünmektedir. Yani, bir çek bir sözleşmeden doğan bir borcu ödemek için düzenlenmişse, daha sonra çekin ödenememesi akitten doğan borcun ödenememesi anlamında anlaşılabilir. Bunun için çekin çek fonksiyonu dışında bir fonksiyonu ifa için düzenlendiğinin ispatı gerekir. Ayrıca tekrar edelim: yalnızca ahdi ilişkiden doğmayan ve ona inzimam eden sebeplerle ortaya çıkan bir yükümlülük yerine getinlememişse ya"da bir ahdi düzenlemeyle doğrudan bağlantılı olmayan (mesela kanundan, ilamdan veya haksız fiilden ileri gelen ) bir sebeple bir çek verilmişse ve karşılıksız çıkmışsa, çeki verene verilecek hürriyetten mahrumiyet cezası ne Protokol ne de Anayasa kapsamına girer. istanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi. ^ Bkz: Council of Europe, Explanatory Report on the Second to Fifth Protocols to the European Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms, Strasbourg, ' Ibid, s. 35 vd. ' ibid, s. 38. ^ X. Against the Federal Republic of Germany, Human Right Commission, Decision 18 December 1971, Yearbook of Human Rights, Vol XIV, 1971, s ' Ibid., S.696. ' Reha Poroy, Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, 7. Bası, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1981, s. 247

120 Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer ÇEKLE ÖDEMENIN DÜZENLENMESI HAKKıNDAKI ÖN TASARıNıN AÇıKLANMASı VE DEĞERLENDIRILMESI Hocam teşekkür ederim. Şimdi esas konuma girmeden önce, sizlere bir Anayasa Mahkemesi kararını hatırlatmak istiyorum. Bu toplantıda göz önünde bulundurulmalıydı. Anayasa Mahkemesi, özel hukukun getirdiği borçların ödenmemesinin, suç haline getirilemeyeceğine karar vermiş senelerce önce. Zannediyorum o tarihlerde Teknik Üniversite ya da Mühendislik Fakültesi'nde, mecburi hizmet kabulü suretiyle okuyan gençlerin bir kısmı ya kendileri için sarfedilen meblağın iki katını ödemek suretiyle hemen ayrılıyorlardı, yahut ödeyemezlerse hapis cezası vardı. Anayasa Mahkemesi bu hapis cezalarını iptal etmiş, özel hukukun ortaya çıkardığı borçların ödenmemesi nedeniyle suç ihdas edilemeyeceğine bu suretle de karar vermiştir. Yani bu konu eski, bizde o kadar zannedildiği kadar yeni değil. Anayasa Mahkemesi bu konuda, Anayasa'ya girmeden böyle suç ihdas edilemeyeceğine dair Türkiye'de karar vermiştir. Asıl konum olan Çekle Ödemenin Düzenlenmesi Hakkındaki Ön Tasan'nın açıklanması ve değerlendirilmesine geçebiliriz. 1. Çek ödemelerinin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması hakkındaki bir kanunu veya bu maksatla meydana getirilmiş bir tasarıyı değerlendirmek için, her şeyden önce çekin, çağdaş toplum hayatındaki ekonomik ve sosyal işlevinin neden ibaret bulunduğunu belirlemek gerekir. Prof. Poroy ve Prof. Tekinalp eserlerinde bu işlevi şu suretle açıklıyorlar: "Çek bir ödeme aracıdır; gayesi ödeme kolaylığı sağlamak ve nakit hareketlerini (maddeten) önlemektir". Aslında çek maddeten nakit hareketlerini önlemekte ve fakat fiilen bu hareketleri genişletmektedir. Esasta çekte kredi aracı olnıak fonksiyonu yoktur ve sadece bir ödeme aracıdır; bu nedenle Fransız ve İsviçre öğretisi çeki kambiyo senetlerinden saymıyor. Sami Selçuk eserinde "...çek bankaya yatırılan paranın simgesidir... en azından çek günümüzde ikincil (tali) bir para görevini üslenmiştir...çek kolaylık sağlayan bir ödeme aracıdır..." diyor. Çek bankadaki paranın bir simge aracı olunca, bu simgenin ödemeleri daha da kolaylaştırma fonksiyonunu içerdiği kabul edilecektir. Özetle, çekin toplumsal ve ekonomik işlevi, ödemelerde ve nakit hareketlerinde kolaylık sağlamaktır; gelişen ticari ilişkilerde, ülke içinde trilyonlarca lirayı kilometrelerce ötede bulunan bir yere nakletmek olanaklı bulunmadığından, uluslararası ticarette ise, bu bakımdan olanaksızlığı gidermek hemen de mümkün olamayacağından bankalar ekonomik ilişkilerde, ödemelerde çek denilen aracı icat etmişlerdir. Bugünün ekonomik hayatında çek ortadan kalksa veya uygulamalar nedeniyle çekin kullanım alanı daralsa, bu hal derhal ekonomik hayatı olumsuz yönde etkilemeye başlayacaktır. Kaldı ki, toplumlarda tüketimin

121 gittikçe yaygınlaşması nedeniyle sosyal sistemler yeni ödeme araçlarını ve bu arada kredi kartlarını ortaya çıkarmıştır. Özetleyecek olursak, çekin ekonomik ve sosyal işlevi, ödemeleri kolaylaştırarak ekonomik ilişkileri yoğunlaştırmak, bu yolla toplumda refahın artması yönünden teşvikçi olmak ve yine bu maksatla paranın toplumda daha süratli biçimde dolaşımını olanaklı kılmakdır. Çağdaş toplumda, sözünü ettiğimiz bu işlevi sağlıklı olarak yerine getirebilmesi için, çek sisteminde yer almış bulunan banka, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), çeki keşide eden kişi ve çek hamili dörtlüsünün belirli esaslara ve kurallara uygun biçimde hareket etmeleri, ihlâl hallerinde hukuki yaptırımlara muhatap kılınmaları gerekmiştir; Türk Ticaret Kanunu (TTK) yanında çek kanunlannın meydana getirilrfıesi bu bakımdan zorunlu olmuştur. O halde bir çek kanununun veya tasarısının değerlendirilmesi bakımından iki temel direktif vardır: 1) Kanun veya tasarı yukarıda açıklanan işlevin sağlıklı biçimde yerine getirilmesini sağlayacak esaslan, kurallan, tedbirleri, yükümleri ve yaptınmlan içermeli ve bütün bu tedbir ve yükümler ekonomik ilişkilerde çeke güven duyulmasını, çek hamillerinin endişe duymadan çekleri kabul edebilmelerini olanaklı kılmalıdır. 2) İkinci olarak bu doğrultuda meydana getirilecek hukuk düzeninin getireceği kurumlar, ülkenin kabul ettiği temel milletlerarası sözleşmelerin saptadığı insan haklarına Anayasa hükümlerine uygun bulunmalı, bunları ihlâl etmemelidir. 2. Yürürlükteki 3167 sayılı "Çek ile Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun" 1. maddesinde kanunun kapsamını belirtirken, çekin toplumsal işlevinin yerine getirilmesini sağlayacak unsurları da açıklamış bulunmaktadır. Gerçekten, yeni tasarıda da aynen korunan 1. madde şöyledir: "Bu kanun çek kullanımı hakkındaki esasları, çek hamillerinin korunmasına dair tedbirleri ve uygulanacak müeyyideleri düzenler. Bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır." Maddenin ifade ettiği anlama göre kanun çekin, TTK'nda belirtilen hukuk anlamındaki tanımını, hukuk bakımından geçerliliğine ilişkin koşulları değil ve fakat fiilen kullanımında yer almış yukarıda belirttiğimiz dört bireye ilişkin esasları gösterecektir. Bu bireylerin ise başta banka olmak üzere TCMB, çeki keşide eden kişi ve sonra çekin hamilleri olduğunu yukarıda açıklamıştık. O halde çekin kullanımı hakkındaki esaslar başta, bu bireylerin kullanımda hangi esaslara göre hareket edeceklerini, bu bakımdan görev, yetki ve haklarının, borçlarının nelerden ibaret bulunduğunu gösterecektir. İkinci olarak, 1. maddeye göre kanunun çok önemli bir işlevi çek hamillerinin korunmasıdır. Bu koruma, yukarıda sözü edilen bireyler bakımından önceden bir takım tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir: O halde kanun, tasarı, bireyler bakımından uygulanacak tedbirleri gösterecek ve bunların uygulamada geçerli ve etkin olmalarını sağlayacaktır.

122 üçüncü olarak, hukuk düzeni içerisinde yer almış bu tedbirlerin geçerliliği, bunlara uygun biçimde hareket edilmesinin sağlanmasına, hukuk düzeninin kurduğu sistem içinde yer almış bulunan bireylerin hak ve yetkilerini hukuka, hak ve nasafete uygun surette kullanmalarına bağlı bulunduğundan ihlâllerin yerine göre uygun nitelikteki yaptırımlarla karşılanması gerekir. İşte böylece kanun veya tasarı, bazı suçların cezalarını ve diğer hukuki yaptırımları içerecektir. 3. Çekin, ekonomik ve sosyal işlevini belirtirken bunun parayı temsil eden bir simge ve ödemeyi kolaylaştıran bir araç yani keşide edenin bankadaki parasının bir temsilcisi olduğunu söylemiştik. O halde hukuk düzeni her şeyden önce bu simgenin gerçeği yansıtmasını sağlayan tedbirleri almalıdır. Bu tedbirlere, Çek Hukukunda "önleyici tedbirler ve yükümler" deniliyor. Söz konusu tedbirler başta banka ve TCMB ile ilgilidir. O halde önce tasarının banka ve sonra TCMB ile ilgili olarak getirdiği tedbir ve koyduğu yükümleri belirtmeliyiz. Aslında önleyici tedbirlerle yükümler iç içedir ve birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Şimdi tasarıya göre banka ile ilgili tedbir ve hükümleri açıklayalım. A. Banka ile ilgili tedbirler ve yükümler 4. a) Tasarının 2. maddesine göre çek hesabı açmak görev ve yükümlülüğü bankalara aittir. Ancak Çek Kanunlan"nın ve tasarının yukarıda açıkladığımız temel işlevi nedeniyle en önemli tedbir, bankaların çek hesaplannı açmadan önce, hesap açmak üzere başvuran kişileri özenle belirlemeleri ve^bunların güvenilir nitelikte kişisel vasıflara sahip kimseler olduklarını saptadıktan sonra açmalarıdır. Bu nedenle bankalar çek hesabı açmak yükümlülüğünü yerine getirirken: aa) Her şeyden önce TCMB'den çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklılık ve engel durumu bulunup bulunmadığını soracaklardır. bb) Kişinin yasaklılık veya engel durumu bulunmasa bile, mali durumunu ve toplumsal bakımdan şöhreti gibi hususları belirleyecekler ve bu yükümü yerine getirirken, durumun gerektirdiği dikkat, basiret ve özeni göstereceklerdir. cc) Bankaların çek hesabı açmak başvurusunu kabul etmek veya reddetmek hususunda tam takdir serbestlikleri vardır ve bu hususdaki kararları herhangi bir denetime yahut yaptırıma tabi değildir. dd) Bankalar yukarıda açıklanan dikkat, basiret ve özeni göstererek çek hesabı açtıklarında, tasarının 3. maddesinin üçüncü fıkrası nedeniyle şu hususları saptayacaklardır: Çek hesabı açılan kişinin kimlik ve adresi. Fotoğraflı nüfus cüzdanı örnekleri. Yerleşim yeri belgeleri.

123 Tacir olanların ayrıca ticaret sicili kaydı ve bunların açık kimlikleri, adresleri, vergi kimlik numaraları, Çek hesabının kapatılma halleri. Bütün bu bilgiler on iş günü içerisinde TCMB'na bildirilmekle beraber, arz olunan hususlara ilişkin belgeler, hesapların kapatılmalarını izleyen beşinci yıl sonuna kadar banka tarafından saklanacaktır. 5. b) Çek defterleri, insanların sahteciliğe karşı korunmaları için sadece bankalar tarafından bastırılacaktır; ancak defterlerin bastınimasında aşağıda belirtilen baskı şekillerine uyulacaktır: aa) Tasarının üçüncü maddesinin birinci fıkrası gereğince baskı şekline ilişkin olarak TCMB tarafından belirlenmiş esaslara uyulacaktır. bb) Çek defterlerinin her yaprağına: Çek hesabının bulunduğu şubenin adı, Hesap numarası. Hesap sahibinin vergi kimlik numarası kaydedilecektir. Üçüncü maddenin 1 ve 2 numaralı fıkraları çek yapraklarının içermesi gerekli bu hususların ihmali halinde hukuki sonuçlarının ne olacağına dair hüküm de getirmiştir: Bir kere tasarının üçüncü maddesinin ikinci fıkrasına göre TTK'nun 692. maddesinde belirtilen unsurları taşımayan senetler, Çek Kanunu'nun kapsamında kabul edilmeyecek yani çek sayılmayacaktır. Bu nedenle 692. maddenin belirttiği koşulları içeren ve fakat yukanda açıklanan kayıtları taşımayan çeklerin hukuken geçerli olmak niteliğini koruyacağı tasan tarafından açıklanmıştır. Bu hususu tasarının 3. maddesinin birinci fıkrasında açık olarak ifade etmekte ve böylece duraksamaların önlenmesi istenmektedir. Bunun dışında 3. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde "...ancak aynı kanunun (TTK) 693. maddesi hükmü saklıdır." denilmiştir. Böylece 693. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen karinelerin geçerli olduğu ve 692. maddede belirtilen kayıtların bazılarının çekte belirtilmemesi halinde de söz konusu karineler çerçevesinde çekin muteber sayılacağı ifade edilmiş olmaktadır. 6. c) Banka, herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde, çek hakkında kanuna göre gerekli işlemleri yerine getirmekle yükümlüdür; şöyle ki: aa) Çek, hesabın açıldığı şubeye ibraz edildiğinde yasal koşullarına uygun ise ve çekin karşılığı keşide edenin hesabında varsa hamiline ödenecektir. bb) Çek, bankanın hesabın açıldığı şubesinin dışındaki şubelerine ibraz olunduğunda provizyon alındıktan ve hamilinin vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenecek, aynı işlem yapılacaktır.

124 Banka, ilke olarak çeki keşide edenin hesabındaki miktar kadar parayı çek hamiline ödemekle yükümlüdür. Ancak, cc) Tasarının 10. maddesi gereğince banka üzerinde yazılı keşide gününe göre süresinde ibraz edilen çekin karşılığını, yüz milyon liraya kadar tamamlayarak hamile ödemekle yükümlüdür. Bankanın bu yükümü, aynı çek keşide edeninin her çek yaprağı bakımından, ayn ayrı geçerlidir. Bu bakımdan da bankaların çek hesabı açarken çok dikkatli hareket etmeleri gerekmektedir. Tasarının 1. maddesi son cümlesinde bu sorumluluğun, hesap sahibi ile banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış dönülemeyecek bir gayrı nakdi kredi sözleşmesi hükmünde olduğunu ifade ederek, sorumluluğun hukuki esasını böylece açıklamaktadır. Ülkemizde, karşılıksız çeklerin mağduru olan büyük bir kitle vardır. Türkiye'deki ceza adalet sistemi söz konusu mağdurların şikâyetleri üzerine açılmış davalar nedeniyle adeta tıkanmış gibidir. Mağdurlar bankanın yükümlülüğünün daha da genişletilmesinin ve hatta kimileri bankanın çekin bütün karşılığını ödemekle yükümlü tutulmasını istemektedirler. Böyle bir istemin hukuken kabulü, elbette ki, olanaklı değildir. Kaldı ki, bu takdirde bankalar ya bütünüyle çek hesabı açmaktan vazgeçerler veya çek hesabı açmak için büyük teminat isteminde bulunurlar. Bu halde ise yukarıda değindiğimiz çek kullanımının ekonomik ve sosyal işlevi bütünüyle zarara uğratılmış olur. Bununla birlikte tasarının 10. maddesinin ikinci fıkrasında bankaların sorumluluk miktarının TCMB tarafından her Ocak ayında Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı'nca yayımlanan toptan eşya fiyatları yıllık endeksindeki değişmeler göz önünde tutularak yeniden belirleneceği ve bu yeni miktarın Resmi Gazete' de yayınlanacağı açıklanmıştır. 7. d) Banka, yükümlü olduğu miktar dahil, kısmen ödeme halinde çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisini çıkararak hamile verecektir (Tasarı m.4). Çekin ibrazında, karşılığının tamamen ödenmemesi veya hamili tarafından kısmi ödemenin kabul edilmemesi halinde banka, çekin üzerine ibraz tarihini ve ödememe nedenini yazacak ve üzerine hamilin imzası alınarak çek kendisine verilecektir (Tasarı m.5); banka çekin ön ve arka yüzünün fotokopisini alacak ve bunu saklayacaktır. Ancak keşide gününden önce ibraz edilen çeki, karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde, hiçbir işlem yapmaksızın hamile geri verecektir (Tasarı m.5, f.2). Tasan'nm bu hükmü koymasının temel nedeni burada çeki keşide eden ile ibraz eden arasında bir tür sözleşmenin varlığının kabul edilebilmesidir. Keşide tarihinden önce çeki ibraz eden kişi, sözleşmeye aykırı hareket etmiş sayılacağından, çekin karşılığının tamamen veya kısmen bulunmamasına ilişkin işlemlerin ancak çekin keşide tarihinde geçerli olması tasarı tarafından adalete uygun görülmüştür.

125 8. e) Yeterli karşılığı bulunmadığı için çeki kısmen veya tamamen ödemeyen banka, hesap sahibine, kendisinin verdiği bütün çek defterleriyle birlikte çek defteri aldığı bütün diğer bankalara ait olanları da geri vermesini, ibraz tarihini izleyen on iş günü içinde iadeli taahhütlü bir mektupla bildirmekle yükümlüdür (Tasarı m.7). Çekin ibraz edildiği ve kısmen veya tamamen karşılığı olmadığı için tarafından ödenmediği muhatap banka aşağıda ayrıca değinilecek düzeltme hakkının kullanılamaz hale geldiği tarihten itibaren on iş günü içerisinde, hesap sahibi hakkındaki bilgileri TCMB'na bildirmekle yükümlüdür. Tasarının banka ile ilgili tedbir ve yükümler konusunda içerdiği hükümler bunlardan ibarettir; TCMB bakımından içerdiği tedbir ve hükümler ise aşağıda açıklanmıştır. B. Tasarının TCMB ile ilgili tedbirlere ve yükümlere ilişkin hükümleri 9. Yukarıda açıklanan tedbirlerin etkin olarak işleyebilmeleri, TCMB nın bazı görev ve yükümlülüklerini dikkat ve özen ile yerine getirmesine bağlı bulunduğundan tasarı, bu hususları karşılayan hükümlere oldukça ayrıntılı olarak yer vermektedir. a) TCMB, bankalarca bastırılacak çek defterlerinin baskı şekillerini belirleyen esasları Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşünü alarak saptayacaktır (Tasarı m.3/5). b) Tasan'nın 3. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen ve bankalarca kendisine aktarılan bilgileri TCMB muntazam bir şekilde muhafaza edecektir. Tasan'nın 2 inci maddesi gereğince TCMB, bankalar tarafından sorulan ve çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklılık ve engel durumu bulunup bulunmadığının bildirilmesi isteğine cevap vermek üzere bu hususta bir arşivi veya listeyi yahut katalogu hazırlayacak, bu maksatla kişilerin çek hesabı açtırmaktan yasaklanmalarına veya yasağın kaldınimasına dair mahkeme kararlannın Adalet Bakanlığı'nca kendisine bildirilmesine ilişkin esasları Adalet Bakanlığı'nın görüşlerini ve bunların bankalara duyurulmasına dair esasları ise Türkiye Bankalar Birliğinin görüşünü alarak belirleyecek ve bu esaslar Resmi Gazete'de yayınlanacaktır. c) Yukarıda açıklanan tedbirlerin etkin olarak işleyebilmeleri TCMB'nin bazı görev ve yükümlülükleri dikkat ve özenle yerine getirmesine bağlı olduğundan tasarı bu hususları karşılayan hükümler de getirmiştir: Tasan'nın 9. maddesinde belirtilen ve bankalarca kendisine iletilen (yeterli karşılığı olmadığı için çekin ödenmemesi ve hesap sahibi hakkındaki bilgiler) bilgileri otuz iş günü içerisinde bankalara aktaracaktır. d) Tasarının 10/2. maddesi gereğince bankaların maddenin birinci fıkrasında belirlenen sorumluluk miktarını her yıl Ocak ayında Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı'nca yayınlanan Toptan Eşya Fiyatları Yıllık Endeksi'ndeki değişmeleri göz önünde tutarak yeniden saptayacak ve yayınlanmak üzere Resmi

126 Gazeteye gönderecektir (Tasarı m.11). e) Tasarının 16. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince TCMB, çek hesabı açmanın yasaklanmasına dair kendisine iletilen mahkeme kararlarını bütün bankalara duyuracaktır. f) Kanunun yürürlükte muhafaza edilen, değiştirilmeyen 6.maddesi gereğince çeklerin banka şubeleri arasında hesaben tesviyesini sağlayacak ve tüzel kişiliği haiz sistemi kuracak ve yürütecektir. Tasarının TCMB ile ilgili tedbirlere ve hükümlere ait hükümleri bunlardan ibarettir. Yaptırımlar 10. Şimdi bu tedbirlerin tasarıda öngörülen yaptırımlarının açıklanmasına geçebiliriz: Tasarının 15. maddesi, 3, 4, 5, 7, 9 ve 11. maddelerinde yazılı tedbirleri ve yükümleri uygulamayan ve yerine getirmeyen bankalann üçyüz milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edileceklerini belirtmektedir. Böylece yukarıda açıkladığımız (a- 4, 5, 6, 7 ve 8 numaralı paragraflar) tedbirlerin bütününe uymama ve hükümleri yerine getirmeme halleri suç haline getirilmiş olmaktadır. Bu suç nedeniyle Ceza Hukuku ve Usulü yönünden üç ilginç sonuca işaret etmek gerekmektedir: Bir kere her işlem dolayısıyla gerçekleştirilen eylem müstakil suç oluşturduğundan, işlemlerin niteliği itibariyle, müteselsil suç hali, kanaatimizce teessüs edemeyecek ve hükmedilen para cezaları bakımından gerçek içtima kuralları uygulanacaktır. Bu itibarla gerekli dikkati göstermeyen bankalar yönünden para cezaları çok yüksek miktarlara çıkabilir. İkinci olarak, Türk Hukuku yönünden çok dikkati çekici bir yenilik, bu suçlarda bankayı şube müdürünün temsil edeceğine dair olan 15. maddenin sonuncu cümlesidir. Çağdaş hukuk belirli koşullarla özel tüzel kişilerin de ceza sorumluluğunu kabul etmektedir. Bu itibarla tüzel kişinin nasıl yargılanacağına dair esas yeni 2001 Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu tasarısında yer almaktadır. Tasarının bu hükmü, bu bakımdan önem taşımaktadır. Yansıtılan cümlede yer alan hüküm, ceza davasında yetkili mahkemenin, şubenin bulunduğu yer olduğunu açıklamış olmaktadır. Üçüncü olarak tasarının 16d maddesi, 15. madde gereğince hükmolunan para cezalarının ödenmemesi halinde hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülemeyeceğini belirtmektedir. Özel tüzel kişilerin ceza sorumluluğu halinde, ödenmeyen para cezalarının esasen hapse çevrilmesi söz konusu olamaz. Bu nedenle ödenmeyen para cezaları hakkında özel tüzel kişiler bakımından ne yapılacağı hususunun ceza, infaz veya usul kanunlarında ayrıca gösterilmesi gerekir. Hüküm olmayınca ödenmeyen para cezası başka bir yaptırıma çevril-

127 mez. Ancak 15. maddede banka şube müdürünün temsil yükümü belirtilmiş olduğundan herhangi bir duraksamaya yer vermemek için 16d maddesindeki hükme yer verilmiştir. Bu halde ödenmeyen para cezasına ilişkin hüküm, kanuna göre yetkili olan merci tarafından sürekli olarak takip edilecektir. Bankalar tarafından işlenebilecek diğer bir suç da tasarının 16a maddesinde gösterilmiştir. Buna göre maddenin birinci fıkrası gereğince mahkûm edilmiş ve aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre bir yıl ile beş yıl arasında çek hesabı açtırmaları yasaklanmış bulunan kişilere çek hesabı açan bankaya üçyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar ağır para cezası verilecektir. 11. Yukarıda (B.-9 paragrafı) belirtilen TCMB ile ilgili tedbirlere uyulmaması ve yükümlerin yerine getirilmemesi halleri için tasanda ayrıca özel hüküm konulmuş değildir. Bizce 15 inci maddedeki "bankalar" deyimi TCMB'yı kapsamaz. Böyle olunca, Merkez Bankası ilgililerinin söz konusu ihmalleri nedeniyle kendi özel kanunlarının ve genel hükümlerin uygulanması gerekecektir. 12. Tasarıda bankalar ve çek keşide edenler dışındaki kimselerce işlenebilecek diğer bir suç, yetkisiz olarak çek defterlerinin bastırılmasıdır. Yukanda açıklandığı üzere çek defterlerinin bastırılması tasarıya göre, bankaların görev ve yetkileri içindedir. Tasannın 14. maddesi çek defteri bastırmaya kanunen yetkili kılınanlar dışındaki kimselerin çek defteri basmalannı veya bastırmalarını yasaklamış ve bu eylem karşılığı iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve ikiyüz milyon liradan iki milyar liraya kadar ağır para cezası koymuştur. Cürüm vasfındaki suçun maddi unsuru "çek defterini basarak veya bastırarak kullanıma sunmak"tır. Suç, basılan defterin kullanıma sunulması ile oluşmaktadır. Doğal olarak bankalarca istenmesi üzerine çek defterini basan kişi suçu işlemiş olmayacaktır. 13. Çek keşide edenlerce işlenebilecek ve yürürlükteki kanunun ve Tasarı'nın öngördüğü asıl fiil, 16. maddesinde yer alan "karşılıksız çek" suçudur. 16. maddedeki suç "keşide gününe göre ibraz süresi içinde 4. madde gereğince ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen bir çeki keşide etmektir". O halde suçun maddi unsurları: a) Failin TTK hükümlerine uygun olarak bir çek düzenleyip bunu çekin lehdarına tevdi etmesi, b) Çekin hamili tarafından keşide gününe göre ibraz süresi içerisinde 4.madde uyarınca muhatap bankaya ibraz edilmesi, c) Çeki keşide edenin bankadaki hesabında karşılığının tamamen veya kısmen bulunmamasıdır.

128 Suçun manevi unsuru, yukarıda a ve b bentlerinde açıklanan maddi unsurları oluşturan eylemlerin iradi olmasıdır. Birden çok Ceza Genel Kurulu kararlarında da belirtildiği üzere suçun oluşması için faildeki kastın, Fransız Hukuku'ndan farklı olarak, keşidecinin hesabında yeterli para bulunmamasını da kapsaması gerekmeyecektir. Tasarıda aynı esası muhafaza etmiştir. Böylece suçta objektif sorumluluk esası uygulanmaktadır ve bu bakımdan tasarının suça karşı para cezası koyması aynca yerinde olmuş sayılmalıdır. 14. Suçun soruşturma ve kovuşturma koşulu, tasarının 16b maddesine göre şikâyettir. Bu maddeye göre şikâyet hakkına sahip olanlar: Çek hamilleri. Çeki elinde bulundurması koşulu ile ödemede bulunan cirantalar, Kanuni veya akdi teminatı nedeniyle tam ödemede bulunan bankalardır. Suçun failleri: Çeki keşide eden hesap sahipleri veya Hesap sahiplerinin çeki keşide eden yetkili temsilcileridir. Tasannın 16 maddesinin ikinci fıkrasında, suçtan dolayı "suçun organ veya temsilcisi tarafından yararına işlendiği hallerde özel hukuk tüzel kişisini de cezaen sorumlu" tutmaktadır. Böylece tasarı, 2001 TCK tasarısının özel tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin hükümlerinin bir uygulamasını yapmış bulunuyor. Böylece olayda hem organ ve hem de temsilci suçun faili olarak cezalandırılacak, tüzel kişi de koşulları varsa suçtan dolayı cezaen sorumlu olacaktır. 15. Ceza sorumluluğu bakımından tasarının 16. maddesinin son fıkrasında "kısmen veya tamamen karşılıksız çıkan her çek yaprağı ayrı bir suç oluşturur" denilmiştir. Suçun oluşması için objektif sorumluluk esası kabul edildiğinden böyle bir hükmün konulması doğal sayılmalıdır. 16. Suçun cezası, tasarının 16. maddesinin birinci fıkrasında nisbi para cezası olarak saptanmıştır. Para cezası nisbi olarak saptandığından TCK 119. madde gereğince ön ödeme yapılması mümkün değildir. Tasarıda karşılıksız çek karşılığı hürriyeti bağlayıcı ceza yerine para cezasının konulmuş olması kimi çevrelerce, oldukça ağır biçimde eleştirilere uğratıldı. Bizim kanaatimiz şudur: Anayasanın 38. maddesine eklenmiş bulunan "Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz" fıkrası, münhasıran çekin karşılıksız kalması halinde hapis cezası konulamayacağı hususunu açık seçik ifade etmektedir. Bu yazının başında da açıkladığımız gibi, çek bir ödeme aracıdır ve parayı temsil etmek-

129 tedir; onun simgesidir. Yürürlükteki kanun ise hapis cezasını, Fransızca deyimi ile bir "contrainte de corps" yani hapsen tazyik olarak koymuştur. Amaç çek borçlusunun, çek karşılığını ödemesi için tazyik edilmesidir. Böyle olunca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek 4 No'lu Protokolü kabul etmiş ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'ni imzalamış bulunduğumuza göre, yürürlükteki Çek Kanunu'ndaki bu ceza, söz konusu protokole ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 11. maddesine aykırıdır. Bu hükümler ve yukanya naklettiğimiz fıkra karşısında hürriyeti bağlayıcı cezayı muhafaza etmek hukuken olanaklı değildir. Kaldı ki, Yargıtay 10. Ceza Dairesi ve Ceza Genel Kurulu mahkemelerce, yeni kanun çıkarılıncaya kadar beklenilmesi anlamını taşıyan bir karar vermiş ve böylece hürriyeti bağlayıcı cezanın uygulanamayacağı hususunda içtihat teessüs etmiştir. Tasarının karşılıksız çek karşılığı olarak para cezasını koymuş bulunmasının temel nedeni Anayasa'nın 38. maddesine eklenen fıkra olduğu için, para cezasının ödenmemesi halinde cezanın hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülemeyeceği hakkında 16d maddesine hüküm konulması zorunlu sayılmıştır; böyle bir hüküm konulmasa idi dolaylı yoldan Anayasaya eklenen fıkraya aykırı bir hüküm getirilmiş olacaktı. Tasan, para cezası yanında fail bakımından bir de, haktan mahrumiyeti ifade eden bir fer'i ceza da getirmiş bulunuyor. 16. maddenin üçüncü fıkrası gereğince mahkeme, failin ayrıca, suçun niteliğine göre bir yılla beş yıl arasında belirleyeceği bir süre ile hesap sahiplerinin yetkili temsilcilerinin çek hesabı açtırmalannm yasaklanmasına karar verecektir CMUK tasansı da "adli kontrol" kurumunu ve bu kurum gereğince şüpheliye yüklenebilecek yükümleri belirleyen 109. maddesinin 13. bendinde "karşılığı bloke edilmişler dışında, çek keşide edememek ve gerektiğinde kullanılması yasaklanmış çek karnelerini kaleme vermek" hükmünü de getirmiş bulunmaktadır. Suçun tasarının 8. maddesi ve 16c maddesinin a bendinde soruşturulması ve kovuşturulması hususundaki esasları açıklamadan önce tasarıda yer alan düzeltme hakkını yani suçu ortadan kaldıran bu etkin pişmanlık halini, koşulları ile belirtmeyi uygun sayıyoruz. 17. Tasarıda yer alan etkin pişmanlık hallerinden birincisini oluşturan düzeltme hakkı tasarının 8. maddesinde ve 16c maddesinin a bendinde açıklanmıştır. Buna göre, çekte yazılı keşide gününe göre hesaplanacak ibraz süresinin bitim tarihinden itibaren en geç on gün içinde çekin karşılıksız kalan kısmını % 10 tazminatı ve ibraz tarihinden ödeme gününe kadar geçen süre için tasarının 13. maddesine göre hesaplanacak gecikme faizi ile birlikte ödeyen kimse hakkında ceza davası açılmayacak ve bu kişi çek keşide etmek hakkını yeniden kazanacaktır.

130 16. maddede yer alan suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturma için şikâyet hakkına sahip olanların hakları, 8. maddede öngörülen sürenin dolduğu veya çek karşılığı üzerinde ihtiyati tedbir veya ödeme yasağı alınmış ve süresi içinde ibrazında çek hakkında işlem yapılamamış ise, bu kararların kalkması tarihinde teessüs edecek ve süre işlemeye başlayacaktır. 18. Kovuşturulması şikâyete bağlı olduğu açıklanan bu suçlardan dolayı yetkili mahkeme, tasarının 16b maddesi gereğince, çekin ibraz edildiği yer Asliye Mahkemesi'dir. Şikâyette bulunanlar, şikâyet anından itibaren henüz dava açılmadan da davaya katılan (müdahil) sıfatını kazanacaklardır. Davanın devamı, müdahillerin ya bizzat kendileri veya vekilleri aracılığı ile davayı takip etmelerine bağlı olacak ve şikâyetçi duruşmaya gelmediği veya vekil de göndermediği takdirde şikâyetten vazgeçmiş sayılarak dava düşecektir. 16b. maddesinin beşinci fıkrasının sonuncu cümlesinde, katılan veya vekilinin haklı mazereti halinde bu hükmün uygulanmayacağı ayrıca açıklanmıştır. Katılan sıfatını alan şikâyetçilerin davalarını ispat etmek üzere yararlanacakları deliller tasarının çeşitli maddelerinde belirlenmektedir: - Tasarının 4. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, çekin karşılığının kısmen tediyesi halinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi çekilerek hamiline verilecek ve adı geçen Cumhuriyet Savcılığı'na şikâyette bulunurken bu fotokopileri dilekçesine ekleyebilecektir. - Mahkemenin istemi halinde çekin aslı mahkemeye gönderilir. - Bu deliller kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerinde de kullanılabilir ve icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak keza kullanılabilirler -Tasarının 5. maddesine göre, tamamen ödenmemesi veya kısmen ödenmesinin kabul edilmemesi hallerinde çek, bankaca üzerine ibraz tarihi ve ödememe nedeni yazılacak ve imza ettirildikten sonra çek hamiline geri verilecektir; bu delil mahkemede delil olarak da kullanılabilir. Soruşturma veya kovuşturması şikâyete bağlı olan suçlarda vazgeçme halinde takipsizlik veya davanın düşmesi kararı verileceği bilinmektedir. Ancak tasarının 18b maddesi vazgeçmeyi, hükmün kesinleşmesinden sonra da kabul etmekte ve bu halde hükmün bütün cezai sonuçlarının ortadan kalkacağını belirtmektedir. Ancak vazgeçme veya vazgeçilmiş sayılma halinde sanık veya hükümlünün yargılama giderlerinden sorumlu olacağı 16b maddesinin son fıkrasında belirtilmiş bulunulmaktadır. 19. Tasarının 16c maddesinin 2 ve 3 numaralı fıkralarında iki etkin pişmanlık hali daha kabul edilmiştir. Maddenin 2. fıkrasına göre, açılan dava hakkında hüküm kesinleşinceye kadar çek tutarı veya karşılıksız kalan kısmı ile çek tutarına veya karşılıksız

131 kalan kısmına ait % 30 tazminatın ve çekin ibrazından ödeme tarihine kadar geçen süre içinde, tasarının 13. maddesine göre hesaplanacak gecikme faizinin ödenmesi halinde ceza davası düşecektir. Maddenin 3. fıkrasında ise aynı ödemelerin yapılması halinde bütün cezai neticeleri ile birlikte hükmün ortadan kalkacağı kabul edilmiştir. Ancak bu halde tazminat % 40 oranında olarak ödenecektir. Düzeltme hakkının kullanılması ve diğer iki etkin pişmanlık hallerinde ödemelerin hamile yapılması gerekecektir; ancak hamile ödenmek üzere muhatap bankaya da yapılabilecektir. 20. Tasan, çek keşide edenlerin işleyebilecekleri karşılıksız çek suçuna ek olarak veya bu suçun sonuçlan olmak üzere bir suç daha getirmiş bulunmaktadır: Tasarının 16. maddesinin birinci fıkrasının ihlâli ile, ibraz edildiğinde karşılığı tamamen veya kısmen bulunmadığı için, kısmen de olsa ödenmeyen çek keşide eden hesap sahiplerinin cezalandırılacağı açıklanmış ve aynı maddenin son fıkrasına göre bu kişilerin ayrıca mahkemece bir yıl ile beş yıl arasında belirlenecek bir süre için çek hesabı açmalarının yasaklanacağı belirtilmişti. Tasarının 16a maddesine göre söz konusu yasağa karşın, yasaklama süresi içerisinde çek hesabı açtıranlara bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilecektir. Ancak 16a maddesinde bu gibi hallerde çek hesabı açtırmaya karşı ceza konulmuş ise de, yasaklamaya karşın çek kullanılmasının cezalandınlacağına dair bir hüküm yer almamaktadır. Tasarının gerekçesinde bu durum, uygulamada bu gibi hallerde esasen ceza verilemediği olgusuna dayandırılmıştır. Bizce bir kere, hakkında yasaklama karan verilmiş olan kişi hesap açtırdığında, tasarının 16a maddesi gereğince cezalandırılacaktır. İhtara karşın Çek yaprağını kullanmaktan dolayı ise, bizce TCK 508. madde gereğince inancı kötüye kullanmaktan dolayı cezalandırılabilir. Zira çek karnesini banka, hesap sahibine belirli bir hususu yerine getirmek üzere vermekte ve kanuna göre bunların maksat dışı kullanılmasında iadesini talep edebilmektedir; böyle olunca daha başlangıçta bir mülkiyet nakli söz konusu değildir. İnancı kötüye kullanma dışında, koşulları varsa ayrıca dolandırıcılık suçunun işlenmiş bulunacağı da kabul edilebilecektir. Yukarıda da açıklandığı gibi tasarı, yasaklanan kişinin elinde bulunan çek defteri yapraklarını kullanarak çek keşide etmesini karşılayan bir yaptırımı içermemekte ise de TCK 508. maddesinin uygulanması olanaklıdır. Zira tasarının karşılıksız çeki cezalandıran 16. maddesinde suça ait tanım yapılırken "kanunların ayrıca cezalandırdığı haller saklı kalmak üzere" ibaresi eklenmiştir.

132 UÇUNCU OTURUM SORULAR - YANITLAR Başkan - Sayın hocam teşekkür ederim. Müsaadenizle şimdi sorulara geçmeden önce benim de söyleyeceğim birkaç şey var. Ben değerli hocama, sizler adına ve kendi adıma çok teşekkür ediyorum, gerçekten çok yararlandığımız bir konuşma yaptı. Ancak tasarı hakkında bir iki nokta daha var ve bu noktalarda görüş açıklamak istiyorum. İlk önce şunu belirteyim, Meclis'te olan tasarıda, sadece komisyon başkanlığı yapmadım, Meclis'te alt komisyona da katıldım. Alt komisyondan bu tasarı geçmişti. Adalet Komisyonu'nda da -sayın 10. Ceza Dairesi Başkanı da biliyor, katıldı- hemen, hemen çok büyük mesafe kat ettik ama. Sayın Bakanın bizzat bu toplantıda söylediği gibi, bu hapis cezası dolayısıyla tasarıyı tamamlayamadık. O zaman anayasa değişikliği yoktu. Tasarı sırf bu.yüzden kalmıştır. Bu son tasarı, -ön tasarı hocamın ifadesiyle- ön tasarı ile öteki tasarı arasında çeşitli noktalarda benzerlik vardır. Hatta belki yeni bir tasarı yerine. Adalet Komisyonunda, çeşitli maddelerde verilecek önergelerle dahi bir çözüme ulaşılabilir. Ben önemli gördüğüm birkaç noktaya kısaca değinmek istiyorum. Bir tanesi, bakın madde 5 çok önemli bir hüküm. Madde 5 ikinci fıkra diyor ki, "Keşide gününden önce ibraz edilen çek karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde, hiçbir işlem yapılmaksızın, hamiline geri verilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 707. maddesi, ikinci fıkrası hükmü saklıdır." Değerli arkadaşlarım, kanımca bu düzenleme bir kere Ticaret Kanunu'na tamamen ters bir düzenleme. Bugün dünyada ya ibraz edildiğinde ödenecek çek düzenlemesi vardır veya vadeli çek vardır. Zannediyorum değişmemişse, Anglo-Sakson Hukuku'nda vadeli çek de kabul edilmektedir. Ama çek vadeli olduğu zaman, tediye vasıtası olmaktan çıkar, bir kredi vasıtasına dönüşür. Türkiye'de bu yapılmamakta mıdır? İleriki tarihli çekle bu yapılmaktadır. Ama Ticaret Kanununa göre vadeli çek geçersizdir. Çeşitli Yargıtay kararları da vardır. Şimdi Ticaret Kanunu'na göre, 707. maddeye göre, çek tedavüle çıktıktan sonra, her an ibraz edilir. Çünkü tediye vasıtasıdır. Siz bu ibraz edilen çeki, keşide tarihine kadar hiçbir işlem yapmadan iade ederseniz, bu Türk Ticaret Kanunu sistemini tamamen değiştirmek demektir. Tasarının gerekçesinde böyle zımni bir anlaşma var deniyor. Aslında bu tür bir anlaşmayı Türk Ticaret Kanunu yasaklıyor. Türk Ticaret Kanunu diyor ki, keşide tarihini ileriki tarihli koyabilirsin, bunun tek anlamı vardır, ibraz süresi uzatılmaktadır. Başka bir anlamı olamaz Türk Ticaret Kanunu'na göre, çünkü vadeli çek yasak. Öyleyse ileriki tarihi, bir ay sonraki tarihi koyarsan, ibraz tarihi 1 ay, 10 gün olur, başka bir sonuç ortaya çıkamaz. Şimdi burada bakın deniyor ki, "iade edilir". Peki kısmen karşılığı varsa ne olacak? Kısmen karşılığı varsa hakkı değil mi? 707 nin ikinci fıkrasını da saklı tutuyor tasarı. Kısmen karşılığı varsa, "kısmen ödendi, gerisi karşılıksız" diyecek. Siz bunu bu şekilde tasarıya koyduğunuz anda, bence çek hamilinin çok aleyhine bir hüküm ortaya çıkacak. Çek götürüyorsunuz, banka yazmıyor.

133 Kardeşim cezadan vazgeçtim ben, bu karşılıksız, yaz icraya vereceğim. Niye sadece ceza hukuku açısından düşünülmüş. Yani hiçbir işlem yapma geri ver. Ama yaz kardeşim, niye yazmıyorsun? Ben şikayet etmeyeceğim, icraya verip paramı istiyorum. Bu Türk Ticaret Kanunu'nun sistemi. Siz Türk Ticaret Kanunu'nu değiştirmedikçe, vadeli çek getirmedikçe, bu fıkrayı buraya koyarsanız, kişinin icraya başvurma ve kambiyo senedi takip hakkını elinden alırsınız. Onun için bunu bu şekilde tutma imkânı yok. Ben zannediyorum ceza ağırlıklı düşünüldü bu tasarı. Kişiler cezalandırılmasın diye. Sulhi Dönmezer - Ticaret hukuk ağırlıklı da düşünüldü. Bu teklif Ünal Beyi'n teklifiydi. Teklif onundur. İsviçre'den mülhem olarak. Başkan - Evet, şöyle bir önerim olur. Ceza hukuku açısından cezalandırmayı daha ileriki bir tarihe almak isterseniz o Türk Ticaret Kanunu'na aykın olmaz. Ama bu şekilde yer almamalı. Bu tasarıya girmez. Ceza hükmünde denir ki, keşide tarihinden sonra karşılıksız çıkan veya keşide tarihine kadar ödenmediği için karşılıksız kalan bir çek, şu şekilde cezalandınlır. Yani bunun yeri burada değil. Çünkü bu Türk Ticaret Kanunu'na çok ters. Kişinin takip hakkını ortadan kaldıran, karşılıksız olduğunu yazmayı yasaklayan bir hüküm. Bunu buraya koymanız mümkün değil. Sulhi Dönmezer - Bunu biraz tartışalım. Şimdi bu çekler dolayısıyla bana dünya kadar, konsültasyon geliyor. Şimdi gidiyorsunuz bakın, benim iki tane kitabımı bastı (...) kitapevi bana 3 ay öteye çek verdi. Şubat ayının 20'sinde gelecek. Şimdi siz onu kabul ettiğiniz zaman, adamla adeta aranızda bir taahhüt var. Diyorsunuz ki ben bunu kabul ettim. Ben bu çeki şu üzerinde yazılı olan tarihte kullanacağım diyorsunuz. Aranızda anlaşma var. Ama bazılan bu anlaşmaya muhalefet ederek. 3 gün sonra götürüyor çeki, efendim adamı perişan ediyor. Şimdi burada söylediğimiz cihet şudur. Bu adam hakkında herhangi bir cezai takibat yapılamaz. O cezai takibat çekin süresinde gelir. O zaman götürürsün ve karşılığı bulunmadığı takdirde cezai takibatı yaparsın. Yani karşılıklı olarak belirli hususlan aralarında sözleşme ile belirleyen kimselerin o şartlara uymaları lazımdır. Burada kişi ona uymuyor. Binaenaleyh o uymayan kişinin durumunu, Türk hukukunda durum muvacehesinde böyle bir hükümle biz tavsif etmeye çalıştık. Bu aynca Ünal'ın bize verdiği izahat çerçevesinde. İsviçre'de de aynen bu suretle hareket ediliyormuş. Ama ben böyle bir uygulamaya inanıyorum şahsen, böyle olması lazım. Başkan - Hocam olay şu, ben vadeli çeke karşı değilim. Ama sizin söylediğiniz vadeli çektir. Vadeli çek Türk Hukuku'nda kabul edilsin, Ticaret Kanunu'nda değişiklikler yapılsın, hiçbir itirazım yok. Ama o zaman, damga vergisi muafiyeti kalkar. Damga vergisi muafiyeti tediye vasıtası olduğu içindir. Banknota benzetildiği içindir. Siz Ticaret Kanununu değiştirmeden, 707. madde, vade geçersizdir derken, vadeli çek ihdas ediyorsunuz. Ama ceza hukuku açısından bunu uygulayabilirsiniz. Ticaret Kanunu'nda ceza hükmü yok zaten. O zaman çek kanununun ceza ile ilgili bölümüne koyarsınız,

134 Başkari: - Bana çek verdiniz, ben götürüyorum. "Keşide tarihi gelmedi, karşılığını yazmam" diyecek banka. Onu dediği anda Türk Ticaret Kanunu tamamen yok edilmiş olur. Türk Ticaret Kanunu'nda vadeli çek yok. Bunu dediğiniz anda ben olsam maliyede, ertesi gün damga vergi resmini koyarım. Bu çünkü artık kredi vasıtasına dönüşüyor. Kredi vasıtası değil, tediye vasıtası. Türk Ticaret Kanunu'na o zaman getirsinler değişikliği. Birincisi bu söyleyeceğim, bunun yeri burası değil, gerçi ceza diyorsanız ilerde yeri var. Onun formülü de böylece mümkün. İkincisi, hapis cezası en çok tartışılan konu. Ne diyor sözleşme. Anayasa hükmü haline geldi şimdi. "Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz." Sayın Gündüz de değindi. Ben Türk Ticaret Hukuku açısından biraz daha açıklayayım. Kişilerin çekten dolayı ödememeleri sözleşmeden değil, yasadan ortaya çıkan bir sorundur. Çünkü çek bir sözleşme değildir. Çek bir havaleden ibarettir, poliçe gibidir. Poliçe de bir havaledir, çek de bir havaledir. Çekle yükümlülük alınmaz. Havale yerine getirilmediği zaman, temel ilişkiye gidilir, öyle hareket edilir. Çek de bir sözleşme değildir, onun için sözleşmeden ötürü cezalandırılamaz hükmü zaten uygulanamaz. Anayasa Mahkemesi belki de bu yönde karar verecektir. Çekten doğan yükümlülük nereden ileri geliyor. Yasadan. Niye? Çünkü diyor ki Türk Ticaret Kanunu, eğer çek keşide eden kişi, doğrudan doğruya yükümlü değil, bankaya gidilirse veya protesto çekilirse, karşılıksız yazarsa, yasadan ötürü, sorumludur diyor. Eğer yazmazsa "karşılıksız" lafını, çek keşide edenin hiçbir yasal yükümlülüğü yoktur. Onun için burada çekten dolayı, sözleşmeden dolayı cezalandırılamaz sözü yanlış. Ticaret Kanunu'nun 695. maddesini açarsanız, çek anlaşması, muhatap ile keşideci arasındadır. Muhatap ile keşideci, yani banka ile keşideci arasında sözleşme vardır. Bu yoksa, çek keşidecisi ile çek hamili arasında sözleşme yoktur. Karşılık bulunmasa da çek geçerlidir, lafı da vardır. Bu birinci yönü. Demek ki hep sözleşmeye aykın... Yasa diyor ki, "karşılıksız" lafını yazarsa, ben seni yasadan ötürü sorumlu tutarım. Hukuki anlamda havale yapan kişinin de ancak temel ilişkide varsa bir sorumluluğu vardır. Benim sizinle hiçbir temel ilişkim olmasa bile, ben bir çek keşide edersem, karşılıksız çıkarsa, ben sorumlu olurum. Neden? Yasadan ötürü. Çünkü karşımda, size karşı, temel ilişkide belki hiçbir borcum yok. Öyleyse bu çerçevede ilk önce bunu değerlendirmek lazım. İkinci olarak, sabahleyin de söylendi, yahut biraz evvel de söylendi. Gerekçede de belirtiliyor, 3167 sayılı Yasa'da, burada kamu yararı söz konusu. Çek, banknot gibi düzenlenmiş, çek ticari hayatın bir gereği olarak, nakit para tedavül etmesin diye onun yerine banknot işlevi olduğu için, banka devreye sokulmuş. Yoksa poliçe var, çeke ne lüzum. var. Poliçe de bir havale. Kabul ederse muhatap eder, etmezse etmez. Neden çeke bu farklılık getirilmiş, çünkü çek banknot yerini tutuyor. Hatta bir noktada o kadar korkmuş ki yasa koyucu, diyor ki, muhatap banka çeki kabul edemez, kabul geçersiz. Niye diye araştırdığınız zaman görüyorsunuz ki, acaba devletin parası ortadan kalkar mı endişesi var. Yani parayı bu kadar da ortadan kaldırmak istemiyorlar. Onun için kabulü geçersiz sayıyorlar. Demek ki kamu yararı var burada. Bunun için damga vergisinden muaf, bunun için banka

135 devreye sokulmuş, bunun için karşılık bulundurmama cezalandırılıyor. Yani bütün bunları değerlendirdiğiniz zaman, burada artık anayasaya aykırılık fikri bana uygun gelmiyor. Tamam, birinci söyleyeceğim bu. Burada bir noktaya daha değinmek istiyorum. Tasarıda deniyor ki, para cezası hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilmez. Şimdi bir kere burada durum, birinciden de daha açık. Para cezası, para cezasını ödeme yükümlülüğü, devlete karşı bir yükümlülük. Bu yükümlülük hiçbir şekilde hamile karşı bir yükümlülük değil. Hadi sözleşme yok -oisa farzetsek- hamile karşı bir yükümlülük değil. Devlet diyor ki, öde para cezanı, seni cezalandırmayayım. Ödemiyorum. Bu sözleşmeyle ne alakası var bunun. Sayın Bakan da söyledi, sabahleyin. Buna katılıyorum. Bir de burada olay şu. Şimdi Amme Alacakları Hakkındaki Kanun'a bakarsanız "hocam ne düşünür bilmiyorum- orada diyor ki, eğer hapis cezası, yani 3 yıl para cezası karşılamazsa, geri kalanı Amme Alacaklan Hakkındaki Kanun'a göre tahsil edilir diyor. Acaba bu açık hüküm karşısında, para cezası hapis cezasını karşılamazsa, para, amme alacaklarına göre, takip ediyorsun. Halbuki hiç hapis cezası verilmeyen bir kişiye, para cezası verdiniz, kafamı o kurcaladı. Amme alacaklanna göre, parayı takip edebilecek misiniz? Ama yok, orada bir hüküm de var hocam, hapis cezası olmayan hallerde, hapis cezası yetmezse, para cezasına çevrilir diyor. Öyle bir hüküm de var, ama genel bir hüküm de var. Ona göre de takip denilebilir. Burada anayasaya aykınlık açısından incelediğimizde, bence hapis cezasına dönüşmesinin, anayasaya hiç aykırı bir tarafı yok. Yani bu sözleşmeden doğan bir yükümlülük değil. Belki amacına aykırıdır, somut netice itibariyle diyorsa da, bütün Avrupa'da para cezaları var, ben onları inceleyemedim. Acaba onlar para cezasını, hapis cezasına da çeviriyor mu? Sulhi Dönmezer - Şimdi bir defa para cezasının hapis cezasına çevrilmesi, temel insan haklarına aykırıdır. Eşitlik kuralına aykırıdır. Çünkü ödenmeyen para cezasını hapis cezasına çevirdiğiniz zaman, aynı fiili işleyen iki kişiden birisinin para ödeyerek kurtulmasını, diğerinin ise hapishaneye girmesini sağlıyorsunuz. Bu cezalarda eşitlik kuralına aykırıdır. Bir defa bu prensip. Ancak Türkiye bunu denedi bir tarihte, sonra kaldırdı. Para cezasının hapis cezasına çevrilmesini kaldırdı. Ama cezaların % 92'si ödenmedi. Böyle olunca mecbur olundu tekrar konmaya. Ama şimdi yeni cereyan hiç değilse, "efendim hapis cezasına çevrildiği zaman, işte başka birtakım ödeme imkânları bulalım, ortada acaba tecil imkânları bulur muyuz?" denilmekle beraber, küçüklerin 18 yaşından ufakların para cezaları hapis cezasına zaten çevrilmez. Böyle esaslar kabul ediliyor, esası kötüdür zaten. Başkan - Tamam hocam, ama bugünkü sistemimizde var bu yani. Ödemezse, hapis cezasına çevrilir. Bu yani sizin söylediğiniz gerekçe, genel bir gerekçe. Ama şu anayasa hükmü gereği, bu hapis cezasına çevrilemez demek mümkün değil. Para cezası devlete karşı bir yükümlülüktür. Bunu yerine getirmeyenin cezası genel prensipler çerçevesinde veya genel uygulama çerçevesinde hapis cezasına çevrilir,

136 Sulhi Dönmezer - Şimdi esasta kabul ettiğiniz nesneye bağlı. Eğer derseniz ki, "anayasadaki bu hüküm, karşılıksız çek halinde, hürriyeti bağlayıcı cezanın hükmedilmesine engel değildir", mesele yok zaten. Mesele biter. Eğer anayasadaki hüküm, çek karşılığının hapis cezasına, hapis cezası verilmesine engelse, onun, verilen para cezasının, hapse çevrilmesi de o hükmün dolayısıyla ihlali olur. Bunda şüpheli bir taraf yok. Esasında derseniz ki, anayasanın bu hükmünün, bu anlamı yoktur. O zaman mesele yok. Başkan - Para cezası hiçbir şekilde Anayasa'nın sözleşmeden doğan aykırı hareketlere özgürlüğü önleyici ceza ile ilgili değil. Yani hukuki açıdan buna aykın mıdır? Hocam aykın diyor, bana göre aykırı değil. Sulhi Dönmezer - Ben aykın demiyorum. Anayasa aykırı ise, en azından, böyle bir hükmün getirilmesi gerekir diyorum. Başkan - Bitiriyorum, ondan sonra isterseniz biraz sorularla devam ederiz. Burada bir iki nokta daha var, ama onlara vakit kalmadı değinmeyeceğim. Ama bankalarla ilgili, bankaların görüşünü aktarayım, çünkü ben aynı zamanda Bankalar Birliği Baş Hukuk Müşavirliği'ni yürütüyorum ve sorunlarını çok iyi biliyorum. Yani bankalara hudutsuz sorumluluk getirmek temayülü eskiden beri var. Bunu getirirseniz, hiçbir banka bir tek çek verm.ez. Niye versin? O zaman bloke çek ister. 10 milyar borç altına girilse, karşılıksız olarak banka tamamından sorumlu olsun. Yani bu tür tedbirler ve teklifler bana göre ciddi teklif değildir. Maalesef bir yasa böyle Meclise indi, komisyondan geçti. Boş çek yaprağı veriyor banka. Adam 100 trilyon yazsa, karşılıksız kalan 100 trilyonu mu ödeyecek banka. Yani en son Adalet Komisyonu'nda bir milletvekili arkadaş "efendim banka karşılasın" dedi. Dedim ki "Sayın Milletvekili, karşılıksız çek 1 milyar ise; 1 milyar versin efendim". "Peki 100 milyar", "versin efendim". Ama sesi yavaşlıyor. "Peki 1 trilyon", cevap yok. Böyle bir öneri gelir mi yani. Keşideci istediği rakamı yazacak ve bu istediği rakam, isterse 1 trilyon olsun. Ne ödetmek istiyorlarsa bankaya, % 1 mi?. % 3 ü, % 1'e indirdiler mesela. Bunlar hep Mecliste cereyan ediyor. % 3, % 1 ne fark eder? İsterseniz, binde bir deyin. 3 sıfır ilave edecek adam. Yani bu noktalarda da dikkatli olmak gerekiyor. Hepinize teşekkür ediyorum. Şimdi sorulara geçelim. Servet Alkan - İstanbul Ticaret Odası Meclis Üyesiyim. Çek, benim anladığım tarzda çek, cebimde nakit yok, gidin bankadan çekin anlamındadır. O itibarla, çekin daha değerini düşürmemek için, mutlaka bağlayıcı bir madde getirilmesi lazım. Bu da çeki keşide edenin, mutlaka ve mutlaka sorumluluk altına alınmasını gerektiriyor, kanaatim bu. Eğer bu olmazsa, bankayı sorumluluk altına koymak lazım. Aksi halde, Adana'da, Konya'da, Erzurum'da, Diyarbakır'da satmış olduğunuz malın -hani dedik ya, çeki verdi, siz bankadan çekersiniz diye- peşinde çok koşulur. Teşekkür ediyorum. Sedat Kalkan - Özel bir şirketin finansman koordinatörlüğünü yapıyorum. Eski bir bankacıyım. Koç grubunun da mensuplarındanım, emekliyim, Koç

137 grubundan emekliyim. Şimdi bankalar konusunda bir konu var. Benim anladığım kadarıyla, Yargıtay 10. Daire Başkanlığı ile siz sayın hocalarımız arasında bir görüş ayrılığı var.-ben yanılmış da olabilirim. Lütfen düzeltin. Yargıtay Dairesi bankalara bir yükümlülükten yana -ki içtihat kararlarından da o çıkıyor- ama siz sayın hocalarımız, özellikle siz de Bankalar Birliği'ni temsil ediyorsunuz. Bankaların bu konuda hukuk müşavirliğini yapıyorsunuz. Başkan - Bankalar Birliği adına bulunmuyorum. Sedat Kalkan - Evet, peki, ben de o zaman şöyle diyeyim. Bankalar çeklerle ilgili olarak, çek koçanında, müşterisinden para alıyor. Provizyon ücretleri talep ediyorlar. Ticari mevduatta da bundan nemalanıyorlar. Şimdi bankalann, bir kredi sistemleri vardır. Kredi çerçevesinde, müşterilerini kredilendirirler. Yani genelde buradaki arkadaşlarımızla görüştüğümüzde böyle bir düşünce de sezinledik. Şimdi genelde de dışarıda bu temayül böyle. Bankaların elini taşın altına koyması isteniyor, dışandaki dürüst tüccarın istediği olay bu. Bankalar ellerini taşın altına koysun. Bankaların zaten genel mevzuat çerçevesinde bir kredibilite olayları var, yani bir müşteriyi kredilendiriyor. Bu müşterinin eline çek koçanını veriyorsa, elbette o çek koçanına sizin dediğiniz gibi sınırsız değil de, her bir çek yaprağına belirli bir miktar, her bir çek yaprağı için, 300 milyon, 1 milyar lira bir cezai müeyyide konulduysa, cezai müeyyide olayında da 1 milyardan 10 milyara, 50 milyara, 100 milyara, o bankanın o kredi müşterisiyle ilgili olarak bir çerçeve çizilebilir. Bu konu aslında, çek konusunu tamamıyla çok daha başa döndürebilir inancındayım. Çok teşekkür ediyorum. Sulhi Dönmezer - Biraz evvel de söylemeye gayret ettim. Bankanın basiretli hareket etmesi, dikkatli hareket etmesi, itimat edilebilen ve keşide ettiği çekin karşılığının bulunup bulunabileceği kimselere çek hesabı açması lazım. Ama banka bir ticari teşekküldür. Benden çok daha iyisini biliyorsunuz. Dolayısıyla banka, bu çek işinde tavassut ediyor değil mi, aslında yaptığı şey nedir bankanın? Alacaklı ile verecekli arasında bir hizmet, araya bir hizmet getiriyor. Yani bu naklin devrin v.s. gibi hususların ortadan kaldıniması, onun tatmin edilmesi hizmetini getiriyor. Tabii olarak banka bu hizmeti getirirken, menfaat de sağlayacaktır. Ne menfaati sağlıyor? Benim kanaatimce işte çek hesabı açan adamların hesapları var, burada paraları duruyor, dolayısıyla banka onlardan istifade ediyor. O kadar... İstifade. Fakat bankanın sırtına, çeklerin bütününü ödemek gibi bir mükellefiyet yüklerseniz, dolayısıyla bundan istifade edeceği şeyin miktarını 100 misli aşan bir mükellefiyet altına sokarsanız, banka o işten vazgeçer. Bakın, bizim emekli maaşlarımızı İş Bankası ödüyordu. Neden ödüyordu? Çünkü oraya bizim emekli maaşlarımız yatıyor. Belirli bir ölçüde orada istifade ediyordu. Yani onun gündelik nakit sıkıntılarını filan karşılıyordu. Fakat bir baktı, yaptığı hizmet, o elde ettiği kâra nazaran çok daha fazla pahalı olunca, vazgeçiyorum dedi. Banka böyle hareket eder, tabii olarak. O halde bankanın yükümünü ne kadar koymalı? Bankanın, çek hesabı açtıracağı kimseleri tayin ederken, dikkatini sağlayabilecek bir miktarda olmalı, çok ileri git-

138 memerı. Çok ileri giderseniz, banka çek karnesini kimseye vermez. Vermeyince de perişan olursunuz. Bütün ticaret hayatı 10 milyar tanıyor mu? işte tamam. Ama kredi kartını verirken güven sağlayanı arıyor. Aslan Gündüz - Bir cümle ilave etmek istiyorum. Çek karşılıksız çıktığı için onu, hapis cezasıyla cezalandırmayacaksınız, onu kaldırıyorsunuz. Para cezası da ödenmezse, hapse çevirmiyorsunuz. Kimse çekini ödemez. Yani çekin yapmak istediği fonksiyonu ortadan kaldınrsınız, yanlış mı düşünüyorum? Sulhi Dönmezer - Tamam, o zaman dördüncü protokolün birinci maddesinin de olmaması gerekir. Başkan - Efendim ben toplantıyı müsaadenizle bitiriyorum. Son sözü Sulhi Hocamıza bırakıyorum. Buyrun hocam. Sulhi Dönmezer - Yargıtay'dan, Adalet Bakanlığı'ndan teşrif eden arkadaşlarımız çok esaslı bilgiler verdiler. Bütün diğer katılımcılar, Aslan Gündüz çok esaslı bilgiler verdiler. Biz de acizane işte teessüsüne, teşekkülüne katıldığımız bir taslak, ön tasan hakkında bilgiler verdik. Tepkileriniz var. Bu tepkileri zaten Türkiye'nin her tarafından işitiyoruz. Bana da telefonlar filan geliyor. Bakın ben size son bir şey söyleyeyim. Bakın dinleyin, bana sorsalardı; "Anayasaya bu hükmü koyalım mı?" deselerdi, "koymayın" derdim. Anlatabiliyor muyum? Bütün sıkıntı, bu Anayasa hükmünün konulmasından kaynaklanıyor. Şimdi arkadaşlar, uzun boylu, çekin ne olduğunu, ne sebeple bu hükmün kapsamı içine girmeyeceğine dair, efendim çok alimane bilgiler veriyorlar. Tamam da, Meclis müzakerelerindeki umumi hava ve konuşma bu değil. Bu hükmün gerekçesinde açık-seçik karşılıksız çekin cezalandırılmayacağı, bu hükmün onun için konulduğuna dair beyan var. Daha ne diyorsunuz? Bu hüküm böyle gelmiş. Bunu açıklıyor açık-seçik olarak, gerekçesinde vs.de ifade ediyor. Bu maksatla koymuş. Şimdi iş bu kadarla da kalmıyor. Bizim baş tacımız, Yargıtay'ın 10. Ceza Dairesi, Anayasadaki bu hükmün, bu anlamı taşıdığına karar vermiş. Yargıtay'ın Ceza Genel Kurulu 1 muhalif oyla. Anayasadaki bu hükmün, bu anlamı taşıdığına karar vermiş, içtihat teessüs etmiş. Yani böyle. Meclis bunu bu maksatla yapmışsa, bunu gerekçesinde, vs. açıkça ifade etmiş ise, ondan sonra Yargıtay da bu hükmü bu anlamda ifade etmiş, belirtmişse; bizim gibi kanun ön tasarısını hazırlamakla mükellef olan kişiler, elbette ki bu hükme, bu esasa uyarlar. Tasarılar böyle hazırlanır. Biz, tasarı hazırlayan devlet komisyonları, tasarıları belirli amaçlara hizmet etsin diye hazırlar. Bizim hazırlama sebebimiz budur. Bir daha tekrar ediyorum. Bana sorsalardı, "hayır böyle bir hükmü koymayın" derdim, ama koymuşlar. Ben "daha başka hükümler de koymayın" derdim. Diğer bazı hükümler de var. Yani mesela anayasada, "kanuna hukuka aykırı olan delillerin hükme esas alınamayacağına" dair Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'ndaki hükmü, bu Anayasa bambaşka ifade ediyor ve dolayısıyla Almanya'da, İngiltere'de, Fransa'daki içtihatlar artık bizde teessüs edemez. Öyle çıkıyor, yapmışlar. Yapınca, yapacak bir şey yok. Hepinize çok, çok teşekkür ederim.

139 2001 YILI ODA YAYINLARI YAYIN NO YAYIN ADI 2001/01 Türkiye'de Elektronik Ticaretin Hukuksal Sorunları-Elektronik Sözleşmeler 2001/02 Sorularla Elektronik Ticaret 2001/ Yılı Yurtiçi İndirimli Oteller Katalogu 2001/ Yılı Yurtdışı İndirimli Oteller Katalogu 2001/ Yılı İndirimli Sağlık Kuruluşlan Rehberi 2001/ Yılı Yurtdışı Fuarlar Rehberi 2001/07 Kalıp İmalat Sektörünün Teknik Sorunlan ve Çözüm Önerileri 2001/08 Tacirlerin Genel İşlem Şartlarına Karşı Korunması Yolları 2001/09 KOBİ'lerde Maliyet Analizleri ve Firma Çapında Maliyet Düşürme Uygulamalan 2001/ Yılı Sektörler İtibariyle Ankete Dayalı Ekonomik Durum Analizi 2001/ Yılı İstanbul Küçük Sanayi Kapasite Kullanım Araştırması 2001/12 Dış Ticarette Ürün Ambalajlama ve Etiketleme 2001/13 İş Yeri Açma ve Çalışma Ruhsatı İşlenilen Rehberi 2001/14 Dünyada ve Türkiye'de Ekolojik Tarım Ürünleri Üretimi ve İhracatı Geliştirme Olanakları 2001/15 Türkiye'de Kitap Okuma Alışkanlığı 2001/16 Rakamlarla Türkiye Ekonomisi (Türkçe) 2001/17 Rakamlarla Türkiye Ekonomisi (İngilizce) 2001/18 Başarılı İhracatçılar /19 Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma ve KOBİ'lerin Yönetim Şorunlarî 2001/20 İngilizce Tahkim Yönetmeliği 2001/21 Turkey Your Business Partner 2001/22 Körfez Ülkeleri Pazar Araştırması 2001/23 İşverenin Sosyal Sigorta Yükümlülükleri 2001/24 İstanburun Ekonomik ye Sosyal Göstergeleri 2001/25 Socıal and Economic İndicators of İstanbul 2001/26 KOBİlerde Bilgisayar Teknolojileri Uygulamalan 2001/27 Başanh Vergi Mükellefleri /28 Anadolu'da Yeni Turizm Olanakları ve Bölgesel Kalkınmadaki Rolü 2001/29 Ticaret Sicil Rehberi 2001/30 Türkiye' De İş Piyasasının Yeniden Yapılanması: Özel İstihdam Büroları 2001/31 Turkey Youre Bussiness Partner 2001/32 İşletmelerarası Elektronik Ticaret

140 2001/33 Rüzgar Enerjisi 2001/34 Türkiye' de Entegre Hayvancılık Sektörü Üzerine Bir Model Önerisi 2001/35 Türkiye'de Yolsuzluğun Sosyo-Ekonomik Nedenleri Etkileri ve Çözüm Önerileri^^ 2001/36 İş Dünyası İçin Önemli Adresler 2001/37 İnşaat İşletmelerinde Çağdaş Yönetime Geçiş (Değişim Modeli) 2001/38 Dış Satım Potansiyeli Yüksek Bazı Tarım Ürünlerinin İşlenmesi ve Sektöre Genel Bir Bakış 2001/39 AB-Meksika Serbest Ticaret Anlaşmasının Ülkemize Etkileri ve Alınacak Tedbirler 2001/40 KOBher İçin Temel Elektrik Kullanımı El Kitabı 2001/41 İspanya ve Portekiz Kalıpçılık Sektörü Araştırması 2001/42 İş Dünyası İnternet Rehberi 2001/43 Dış Rekabet Baskısındaki Sektörlerde Maliyet Profili 2001/44 İstanbul Ticaret Odası Yayınları Broşürü 2001/45 EkonomikRapor 2001/46 Gelişmiş Ülkelerde ve Türkiye'de Yapı Kooperatifçiliği Uygulamaları 2001/47 Küreselleşme Sürecinde Finansal Krizler ve Finansal Düzenlemeler 2002 YILI ODA YAYINLARI * _ YAYIN NO YAYIN ADI 2002/1 Senegal Ulke Etüdü 2002/2 Özel Sektörün Faydalanabileceği Kredi Kaynaklan 2002/3 Türkiye'de Sigortacılık Sektörünün Sorunları ve Yeni Açılımlar 2002/4 Uluslararası Kuruluşların Türkiye'deki Temas Noktalan 2002/5 Moğolistan Ülke Etüdü 2002/6 Türkiye'de ve Dünya'da Elektronik Ticaret ve Vergilendirilmesi 2002/7 Dünya'da ve Türkiye'de Süt ve Süt Ürünleri Sanayiinde Gelişmeler 2002/8 Devlet Teşkilatının Yeniden Yapılandırılması 2002/9 Güvenli Gıda Üretimi Teknikleri ve Haccp Sisteminin Önemi 2002/10 Sorularla Vergi Rehberi 2002/11 Çek Hukukunun Güncel Sorunlan Sempozyumu 2002/12 Yurt Dışı Fuarlar Rehberi 2002/13 Küresel eşme ve Türkiye'de Kobiler Üzerindeki Etkileri * Mart Ayı İtibariyle

141

142

143

144

145

146