Dünyada kadın sorunları

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Dünyada kadın sorunları"

Transkript

1 See discussions, stats, and author profiles for this publication at: Dünyada kadın sorunları Chapter January 2016 DOI: / CITATIONS 0 READS 1,702 3 authors: Gulay Gunay Karabuk University 32 PUBLICATIONS 90 CITATIONS SEE PROFILE Aybala Aksoy Gazi University 7 PUBLICATIONS 3 CITATIONS SEE PROFILE Özgün Bener Hacettepe University 9 PUBLICATIONS 87 CITATIONS SEE PROFILE Some of the authors of this publication are also working on these related projects: View project consumer behavior View project All content following this page was uploaded by Gulay Gunay on 07 March The user has requested enhancement of the downloaded file.

2 . BÖLÜM DÜNYADA KADIN SORUNLARI Doç. Dr. Gülay GÜNAY Karabük Üniversitesi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, Sosyal Hizmetler Bölümü Doç. Dr. Aybala Demirci AKSOY Gazi Üniversitesi, Mesleki Eğitim Fakültesi, Aile Ekonomisi ve Beslenme Eğitimi Bölümü Prof. Dr. Özgün BENER Hacettepe Üniversitesi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, Aile ve Tüketici Bilimleri Bölümü Amaçlar Kadınlar ve erkekler arasında genel olarak ortaya çıkan farklılıkları ve kadınların toplum içinde yaşadıkları dezavantajlı durumları belirlemek, Pekin de gerçekleştirilen Dördüncü Dünya Kadın Konferansında belirlenmiş olan kritik alanlarla ile ilgili kadınların dünyadaki ve Türkiye deki avantajlı ve dezavantajlı durumlarını istatistiksel göstergelerle değerlendirmek, Ulusal ve uluslararası arenada pek çok kurum ve kuruluşlar tarafından kadınların güçlendirilmesine yönelik geliştirilmiş olan politika, strateji ve uygulamaları incelemek, Kadının güçlendirilmesinin sürdürülebilir kalkınma ve ekonomik büyümenin yanı sıra barış ve güvenliğin elde edilmesinde önemini vurgulamak, Toplumların kalkınmasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının gerekliliğini ortaya koymak, Kadınların rolünün, sadece bugün için değil gelecek nesillerin yaşam kalitelerinin ve refah düzeylerinin korunması ve geliştirilmesinde de (bir sonraki kuşağın önündeki fırsatları yakalamasında) etkinliğini pekiştirmek amaçlanmıştır. Özet Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınların toplum içerisindeki durumlarını ortaya koymaya çalışmak ve toplumlardaki kadın olgusunu işlemek oldukça zor bir iştir. Çünkü toplumdan topluma

3 hatta bir toplum içerisinde bile kadının konumu karmaşık bir görünümdedir. Son 50 yıldır kadınların yaşamları köklü bir biçimde değişmiştir. Kadınlar günümüzde daha fazla eğitim görmekte, küresel işgücünün %40 ından fazlasını oluşturmakta ve yaşamın her alanda varlıklarını hissettirmek için çaba harcamaktadırlar. Kadınlar toplum içerisinde varlık mülkiyeti, ekonomik fırsatlara erişim ve gelir elde etme fırsatlarını yakalayarak, kendilerinin ve ailelerinin refahını korumak ve iyileştirmek için savaşmaktadırlar. Ancak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bağlı olarak gelir elde etme, üretkenlik ve toplumda seslerini duyurma anlamında istedikleri kazanımlara hala ulaşamamışlardır. Dünya genelinde çok fazla sayıda kadın bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinde farklı şiddet türlerine maruz kalmakta ve/veya yaşamlarını yitirmektedir. Diğer bir ifade ile kadınların, kadın oldukları için karşılaştıkları toplumsal dezavantajlar ve eşitsizlikler onları erkeklerden daha fazla zorlamakta, güçsüzleştirmekte ve toplum içindeki yoksunluklarını daha fazla tırmandırmaktadır. Bu anlamda ulusal ve uluslararası düzlemde kadınların toplumsal yaşama katılımlarında ortaya çıkan ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel sorunların analiz edilmesi ve çözüm önerilerinin oluşturulması, kadınların gerek ulusal gerekse uluslararası arenada güçlendirilmesi ve geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın hedefi Dünyada ve Türkiye de kadınların, ekonomiden toplumsal kalkınmaya kadar tüm alanlarda yaşadıkları sorunların belirlenmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması açısından kadınların güçlendirilmesi ve geliştirilmesi konusunda oluşturulan politika, strateji ve uygulamaların değerlendirilmesidir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Kadın sorunları, Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, Ayrımcılık, Toplumsal Eşitlik GİRİŞ Biyolojik anlamda kadın ve erkek olmak üzere iki cinsiyet vardır ve bunları birbirinden ayıran en önemli özellik onların üreme sistemleridir. Birey anatomik ve hormonal değişimlere göre kadın ya da erkek olur. Kadın ve erkek sadece biyolojik yönden değil, aynı zamanda fizyolojik, fiziksel ve sosyal açıdan da farklılaşmaktadır (Leibowitz, 2012). Kadın ve erkeği tanımlamada önemli olan diğer bir faktör ise değişik kültürlerdeki sosyal rol tanımlamalarıdır (Akın ve Demirel, 2003). İnsan yaşamı; etkinlikler, davranışlar, roller, diğer insanlarla olan ilişkiler vb. gibi birbirinden farklı unsurların bir araya gelmesi ile ilişkilidir. Bununla birlikte, hayatın birçok alanına katılım da sosyal rollerin kullanılmasıyla tanımlanmaktadır. Dolayısıyla bir bireyin kimliği pek çok sosyal rolün kompleks bir karışımı olarak nitelendirilmektedir (Abrar ve Ghouri, 2010). Berktay a (2010) göre Sahip olduğumuz kadınlık ve erkeklik idealleri ve kavramları, egemenliğe ve iktidara dayanan yapılar içerisinde oluşturulmuştur. Erkek-kadın ayrımının kendisi de, betimleyici nötr bir sınıflandırma ilkesi olarak değil, bir değer ifadesi olarak kullanılagelmiştir. Tüm toplumlarda kadın ve erkek rolleri sosyal norm ve kültür çerçevesinde şekillenmiştir ki buna toplumsal cinsiyet (gender) denilmektedir (Akın ve Demirel, 2003). Toplumsal cinsiyet en genel şekli ile kadın ve erkekler için toplumsal olarak oluşturulmuş roller ve öğrenilmiş davranış ve beklentilere işaret etmek için kullanılan bir kavramdır. Bütün toplumlarda doğuştan gelen bu biyolojik farklılıklar kültürel olarak yorumlanıp değerlendirilir. Böylece hangi davranış ve faaliyetlerin kadınlar ve erkekler için uygun olduğuna, bu iki cinsin hangi haklara, kaynaklara ve güce ne derecede sahip olduğuna ya da olması gerektiğine ilişkin toplumsal beklentiler geliştirilir. Bu beklentiler toplumdan topluma ve aynı toplum içinde bir toplumsal kesimden diğerine kısmen değişse de, özünde ortak noktalar vardır. Bu öz toplumsal cinsiyet temelli asimetrinin yani farklılıklar ve eşitsizliklerin varlığıdır (Ecevit, 2003). Toplumsallaşmanın önemli bir boyutunu oluşturan her iki cinsiyete özgü davranış kalıplarının ve değerlerinin öğrenilmesi de bütünüyle cinsiyetçi mesajlar yolu ile

4 iletilmektedir. Bireylerin gerek kültürel gerekse yaşadıkları çevrelerdeki sosyal konum ve statülerinin karşılığı olan çok boyutlu, inanç, tutum, değer yargıları gibi yaşam biçimleri mevcut sosyal örgütün devamını sağlamakta ve bireyin kimliğinin gelişmesine temel oluşturmaktadır (Ersoy, 2009; Karaduman, 2010). Kadın ilk çağlardan itibaren her alanda var olma savaşı vermiştir. Toplumların tarihlerinde kadın anlayışının niteliği, kadının değeri, kadına biçilen roller, kısaca kadının toplumdaki yeri tarihi süreç içerisinde daima tartışılmıştır (Afşar ve Öğrekçi, 2014). Dünya var olduğu ilk günden bu yana ülkelerin gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun kadınların kendilerine atfedilen geleneksel rol ve yaşamın dışına çıkabilmeyi başaramadıkları görülmektedir. Yaşanan bu başarısızlığın temelinde ise toplumsal cinsiyet rolleri yatmaktadır (Tural, 1990). Çünkü toplumsal ve kültürel etkenler çerçevesinde şekillenen kadın-erkek rolleri, kadınları önemli ölçüde sınırlamaktadır. Bu kısır döngünün nedenini sadece ekonomik olarak değil aynı zamanda sosyo-kültürel açıdan da incelemek gerekmektedir (Afşar ve Öğrekçi, 2014) li yıllar, kadınların toplumsal hayata katılımlarında ortaya çıkan ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel sorunların ulusal ve uluslararası düzlemde tartışıldığı; önerilerin getirildiği yıllar olmuştur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından yılları arasındaki dönem Kadın On Yılı olarak ilan edilmiştir (Tural, 1990, s. 641). Dünya Kadın konferansının ilki 1975 yılında Mexico City de, İkincisi 1980 yılında Kopenhag da, Üçüncüsü ise 1985 yılında Nairobi de yapılmıştır Eylül 1995 tarihleri arasında Pekin de Dördüncü Dünya Kadın Konferansı gerçekleştirilmiştir. Eşitlik Kalkınma ve Barış İçin Eylem sloganıyla gerçekleştirilen ve bir taahhütler konferansı olan Dördüncü Dünya Kadın Konferansı, kendinden önceki ve sonraki birçok uluslararası konferanslar zincirinin bir halkasıdır. Konferansın sonucunda Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu olarak adlandırılan iki belge kabul edilmiştir. Pekin Deklarasyonu, hükümetleri kadının güçlenmesi ve ilerlemesi, kadınerkek eşitliğinin geliştirilmesi ve toplumsal cinsiyet perspektifinin ana politika ve programlara yerleştirilmesi konularında yükümlü kılmakta ve Eylem Platformunun hayata geçirilmesini öngörmektedir. Eylem Platformu ise kadının güçlendirilmesinin gündemi olarak tanımlanmaktadır (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Pekin de gerçekleştirilen bu Dördüncü Kadın Konferansında tüm dünyada, kadınlar için büyük önem taşıyan yoksulluk, eğitim, sağlık, şiddet, silahlı çatışma, ekonomi, yetki ve karar alma süreçleri, kurumsal mekanizmalar, insan hakları, medya, çevre ve kız çocuklarının durumu gibi 12 kritik alan belirlenmiştir. Belirlenmiş olan bu kritik konulara ilişkin kadınların yaşadıkları sorunlar ortaya konulmaya çalışılmış ve bu sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik çözüm önerileri geliştirilmiştir (Primo, 2003). Kadın konusunda da yaklaşım değişikliği yine bu çalışmalar sonucunda gerçekleşmiş, kadın artık destek ve yardımın nesnesi değil, kalkınmanın temel ve eşit öznesi olarak algılanmaya başlanmıştır (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Son 30 yıldır kadınlar için çok önemli ilerlemeler kaydedilmesine rağmen hala erkeklerin gerisinde kalmaya devam etmektedirler. Ayrıca, kadın ve erkek arasında kaynaklara ulaşma ve kontrol etme, ekonomik olanaklar, güç ve siyasi arenada seslerini duyurabilme konularında büyük uçurumlar devam etmektedir (Türmen, 2003). Kadın ve erkeğe yasal, sosyal ve ekonomik haklar konusunda eşit muamele eden çok az sayıda ülke vardır. Bu çalışmanın amacı kadının, toplum, kültür, ekonomi ve siyası arenadaki yerini, kadın olmanın getirdiği sorumlulukları sosyo-ekonomik ve sosyokültürel boyutta ele almak ve kadın sorunlarını gerek Dünya gerekse Türkiye açısından incelemek olmuştur. 1. Kadın ve Yoksulluk Yoksulluk, insanlık tarihi ile birlikte ortaya çıkmış bir olgudur. İlk toplumlardan günümüze kadar farklı şekillerde görülmüştür (Açıkgöz ve Yusufoğlu, 2012). Yoksulluğun bireyler ve toplum içerisinde görülüş şekli ve algılanış biçimi farklılık gösterse de, tarih boyunca hemen hemen tüm

5 toplumların sosyal sorunlarının başında yer almıştır. Ancak, yoksulluğun kitlesel bir boyut kazanması, yayılması, ekonomik, sosyal ve siyasi alanda yer almaya başlaması Sanayi Devriminden sonra gerçekleşmiştir (Açıkgöz, 2010; Şenses, 2001). Yoksulluk, 18. yüzyılın ortalarında başlayan sanayileşme hareketlerine bağlı olarak 18. yüzyılın sonlarında ve 19. yüzyılın başlarında kentlerdeki işçi sınıfının yoksullaşmasıyla ilk kez kitlesel bir boyut kazanmıştır. Günümüze benzer şekilde, 19. yüzyılda da kırsal kesimlerden gelen göçlerle nüfusları artan ve fiziksel yapıları bozulan kentler, büyük işçi kitlelerinin yoksulluğu, ağır ve sağlıksız çalışma koşulları, ucuz emek gücü, çocuk işçiliği ve uzun çalışma saatleriyle gündeme gelmiştir (Açıkgöz, 2010). Ekonomik, siyasal ve toplumsal krizlerin yoğun olarak yaşandığı 20. yüzyıl sonlarında ise giderek yaygınlaşmıştır (Ünaldı, 2013). Günümüzde ise küresel bir sorun halini alan yoksulluk, çok boyutlu ve karmaşık bir soruna dönüşmüş durumdadır. Yaşanan yoksulluk ve yoksunluk süreçleri bireyden bireye, ülkeden ülkeye hatta ülkelerin kendi içlerinde bile farklılıklar göstermektedir. Artan küreselleşme ile birlikte bugün hem ülkeler düzeyinde hem de uluslararası bağlamda artan bir şekilde üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir sorundur. Yoksulluk, ekonomik, sosyal ve kültürel birçok etmeni içeren çok boyutlu bir sosyal olgudur (Karadeniz ve Öztepe, 2013; Topgül, 2013, Uçar, 2011; Narayan, 2009). Yoksulluk, zaman içinde ekonomik ve toplumsal yapıların değişmesi nedeniyle, tanım, ölçüm ve mücadele stratejileri bakımından oldukça dinamik bir yapı kazanmıştır (Uçar, 2010). Çünkü yoksulluğun tanımı ve nedenleri cinsiyet, yaş, kültür, sosyal ve ekonomik koşullara göre farklılık göstermektedir (Narayan, 2009; Lipton ve Ravallion, 1995). Yapılan tanımlamalar, ülkelerin gelişmişlik düzeyi ve refah göstergelerine, tanımı yapanların çalışma alanına, uzmanlığına ve ilgi alanlarına göre değişiklik göstermektedir. Bu nedenle yoksulluk kavramı üzerinde tam bir anlam bütünlüğü sağlanamamıştır (Uçar, 2011; Öztürk ve Çetin, 2009). Yoksulluğun farklı disiplinler ve farklı düşünce akımları tarafından üzerinde uzlaşılan bir ortak tanımının bulunmayışı ile yoksulluğun nedenleri, sonuçları ve yoksullukla baş etme yollarına yönelik çok farklı yaklaşımların bulunması bu kavramı son derece tartışmalı bir hale getirmiştir. Üstelik özellikle sanayi devriminden günümüze kadar farklı dönemlerde egemen olan paradigmaların etkisiyle yoksulluk kavramının temel vurgusu değişmiş; kimi zaman çalışma, kimi zaman gelişme ve büyüme, kimi zaman tüketimin ön plana çıkarıldığı onlarca farklı yoksulluk tanımı yapılmıştır. Böylece yoksulluk her dönem farklı çelişkilerin üstünü örtebilen sihirli bir araca dönüşmüştür (Ulutaş, 2009). Esas itibariyle objektif ve üzerinde görüş birliğine varılan bir tanımı olmamakla birlikte yoksulluk terimi, belirli bir gelir seviyesinin altında kalanlar için kullanılmaktadır. Yoksulluk daha çok yeterli gelir ve tüketimin gerçekleştirilemediği yoksunluk durumunu ifade eden statik bir kavramdır. Diğer bir ifade ile yoksulluk; fiziksel, ruhsal ve toplumsal bir engellilik halidir (Öztürk ve Çetin, 2009). TÜİK (2008) Tüketim Harcamaları, Yoksulluk ve Gelir Dağılımı göstergelerinde; yoksulluk genel olarak insanların temel gereksinimlerini karşılayamama durumu olarak tanımlanmıştır. Yoksulluğu iki türlü tanımlamak olasıdır. Bunlardan dar anlamda yoksulluk; açlıktan ölme ve barınacak yerin olmama durumu iken, geniş anlamda yoksulluk; gıda, giyim ve barınma gibi olanaklar yaşamı devam ettirmeye yettiği halde toplumun genel düzeyinin gerisinde kalmayı ifade eder. Böylece yoksulluğun göreli ve mutlak tanımları ortaya çıkmaktadır. Mutlak yoksulluk, hane ya da bireylerin yaşamlarını fiziksel olarak sürdürebilmeleri için ihtiyaç duyulan minimum tüketim seviyesi olarak tanımlanır. Bu nedenle, mutlak yoksulluğun ortaya çıkarılması, bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan minimum tüketim ihtiyaçlarının belirlenmesini gerektirir. Mutlak yoksulluk gıda ve gıda dışı bileşenler dikkate alınarak ayrı ayrı belirlenebilmektedir (TÜİK, 2008). Göreli yoksulluk ise bireylerin, toplumun ortalama refah düzeyinin belli bir oranının altında olması durumudur. Buna göre, toplumun genel düzeyine göre belli bir sınırın altında gelir ve harcamaya sahip olan birey veya hane halkı göreli anlamda yoksul olarak tanımlanır. Refah ölçüsü olarak amaca göre tüketim veya gelir

6 düzeyi yoksulluk göstergesi olarak seçilebilir. Gelire bağlı yoksulluk hesaplamaları metodolojik bakımdan ülkeden ülkeye çok fazla değişmediği ve karşılaştırılması daha kolay olduğu için uluslararası kıyaslamalarda (özellikle EUROSTAT ve OECD gibi kuruluşlarda) daha çok tercih edilmektedir (TÜİK, 2008). Sosyal refah savunucularının çoğunluğu, fiziksel gereksinimler kadar sosyal gereksinimleri de tanıyıp kabul ettiklerinden, görece yüksek tutulmuş bir yoksulluk sınırı çizilmesinden yanadır. Bu yaklaşıma göre yoksulluk en temel gereksinimleri karşılayamama durumunun ötesinde, toplumun daha geniş kesiminden önemli ölçüde uzağa düşme biçimi olarak tanımlanmaktadır (Kalınkara, 2). Toplum içinde bazı kesimler yoksullaşma riski karşısında daha dezavantajlı bir konumda yer almaktadırlar. Bu dezavantajlı grupta yer alanlara örnek olarak kadınlar, yaşlılar, hastalar, özürlüler, çocuklar vb. verilebilir (Yusufoğlu, 2010). Yoksulluğun cinsiyetle ilişkisi ve kadınların yoksulluğu nasıl deneyimlediği sorunsalı son yıllarda önemli bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadınların, kadın oldukları için karşılaştıkları toplumsal dezavantajlar ve eşitsizlikler onları erkeklerden daha fazla zorlamakta ve yoksulluklarını arttırmaktadır. Diğer bir ifade ile kadınların ve erkeklerin toplumsal cinsiyet rolleri, aile ve sosyal yaşamdaki toplumsal norm ve değerler ile sahip oldukları haklar ve kaynaklara erişim konusundaki farklılaşmalar nedeniyle kadın yoksulluğu yoksulluk sorununun irdelenmesinde önemli bir parametreyi oluşturmaktadır (Aktaş, 2013; Rao Gupta, 2012). Günümüzde kadınlar, küresel kapitalist sermayenin yoğun bir şekilde işlediği, ayrımcılığın ve fırsat eşitsizliklerinin modern versiyonlarıyla yüzleşmektedirler (Açıkgöz, 2010). Son 50 yıldır dünya üzerinde büyük bir refah artışı gerçekleşmesine rağmen, dünya nüfusunun % 46 sı yani iki milyar sekizyüz milyon insanın Dünya Bankası tarafından belirlenen günlük (2 ABD doları) yoksulluk sınırının altında yaşadığı rapor edilmiştir. Bir milyar ikiyüz milyon insan ise açlık sınırının (1.25 dolar ve daha az) altında yaşamlarını sürdürmektedir. Her yıl yaklaşık olarak 18 milyon insan yoksulluğa bağlı sebeplerden dolayı çok erken yaşta ölmektedir. Bu rakam toplam insan ölümlerinin üçte birini oluşturmaktadır. Her gün insan ( ni beş yaşın altındaki çocuklar olmak üzere) yoksulluğa bağlı sebeplerden dolayı ölmektedir (Kabaş, 2010). Dünya Bankası 2011 yılı verilerine göre son 30 yıldır mutlak yoksulluk (günlük olarak en fazla 1.25 dolar ile geçinmeye çalışanlar) içinde yaşayanların sayısı 1 milyara ulaştığı ve bu sayısının dünya nüfusunun %14.5 ini oluşturduğu tahmin edilmektedir (World Bank, 2011). Geçtiğimiz on yıl içinde özellikle gelişmekte olan ülkelerde, yoksulluk içinde yaşayan kadınların sayısı erkeklerin sayısıyla orantısız bir şekilde artış göstermiştir. Yapılan tahminlere göre tüm dünyada yoksulların yaklaşık %70 ini kadınlar oluşturmaktadır (Gimenez, 2004). Dünya genelinde kadınların yoksulluğu toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bağlı olarak her geçen gün artmaktadır..

7 Kadın yoksulluğu hem çok boyutlu hem de sektörlerarası olarak düşünülmesi gereken bir sorundur. Kadınlar yoksulluğu evde ve toplum içinde farklı şekillerde farklı zamanlarda ve farklı mekanlarda yaşayabilirler. Diğer bir ifadeyle kadınların yoksulluğu yaşama biçimleri içinde bulundukları zaman, durum ve koşullara göre farklılaşabilmektedir. Toplumda cinsiyet rollerinin neler olduğunu belirleyen toplumsal normlar ve beklentilerle birlikte aile içerisinde yaşa ve cinsiyete bağlı ortaya çıkan eşitsiz güç ilişkileri, kadın ile erkeğin yanı sıra kadınlar arasında var olan yapısal eşitsizlikler kadınların yoksulluğu yaşama biçimlerini farklılaştırmaktadır (Bradshaw ve Linnekar, 2003). OECD nin 2010 yılında yayınladığı bir raporda tüm OECD ülkelerinde kadınların erkeklerden daha fazla yoksul olduğu belirtilmiştir. Ayrıca cinsiyetler arasındaki bu farkın özellikle 66 ve daha yukarı yaşlarda artış gösterdiği vurgulanmıştır (OECD, 2010). Birleşmiş Milletler (2010) tarafından yürütülen temel yoksulluk araştırmasına göre 60 ülkenin çoğunluğunda kadın ve erkek yoksulluk oranlarının aynı olduğu, 28 Avrupa Birliği ülkesinin 8 inden elde edilen verilerde kadınların yoksulluk oranlarının erkeklerden %3 daha fazla olduğu hesaplanmıştır. Bu oranlar ülkeden ülkeye ve bölgeden bölgeye değişmekle beraber, hemen hemen bütün ülkelerde kadınların daha yoksul oldukları ve daha zor şartlarda yaşadıkları görülmektedir (Çağatay, 1998; Rao Gupta, 2010). Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 2013 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları araştırma sonuçlarına göre hane halklarının %22.4 ü yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Hanehalkı tipine göre yoksulluk oranı incelendiğinde; tek ebeveynli ve en az bir çocuğu olan hane halklarının %28.9 unun 2013 yılında hesaplanan göreli yoksulluk sınırının altında olduğu belirlenmiştir. TÜİK in 2009 yılı Hanehalkı fertlerinin cinsiyet ve eğitim durumuna göre yoksulluk oranları incelendiğinde de Türkiye genelinde kadınların yoksulluk oranın (%19.03) erkeklerin yoksulluk oranından (%17.10) daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir yılında okur yazar olmayan veya bir okul bitirmeyen kadınlarda yoksulluk oranı % 29.5, erkeklerde % 30.3 iken, fakülte ve üstü mezuniyete sahip kadınlarda bu oran % 0.4, erkeklerde % 0.9'dur (TÜİK, 2012). TÜİK (2013) verilerinden de anlaşılacağı gibi aslında cinsiyete göre yoksulluk oranlarının, ülkemizde ciddi şekilde farklılaşmadığı görülmektedir. Ancak kadın ve erkekler arasındaki yoksulluk oranlarının farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmasının temel sebebinin kadın yoksulluğunun anlaşılması için incelenmesi gereken eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim, hane geliri ve harcamaları üzerindeki kontrol, tüketimde yaşanan farklılaşma gibi faktörlerin değerlendirmeye alınmamasından kaynaklanabilir. Bu kapsamda, uluslararası literatürde de değinildiği üzere kadın yoksulluğunun daha detaylı incelenmesi gerekmektedir (Doğan, 2014)

8 İlk kez 1995 te 4. Dünya Kadın Konferansı Eylem Planı nda Yoksulluğun Kadınlaşması ifadesi yer almıştır. Yoksulluk son on yılda ulusal ve uluslararası gündeme yeniden girerken, gelir ve tüketim göstergelerinin yanı sıra kadınlar ve hane ilişkileri analiziyle başka bir boyut kazanmıştır (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Yoksulluğun kadınla özdeşleşmesi, politik, ekonomik ve sosyal dönüşümün kısa dönemdeki sonucu olarak ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelerde son zamanlarda önemli bir sorun haline gelmiştir. Ekonomik unsurlara ek olarak, cinsiyet rollerinin katılığı, kadınların yetki ve karar alma mekanizmaları ile eğitim, öğrenim ve üretim kaynaklarına kısıtlı ulaşımının yanı sıra ailenin güvenliğini tehdit edebilecek diğer unsurların ortaya çıkması da bu durumun sorumlusu olan unsurlardır. Toplumsal cinsiyete dayalı bakış açısını ana görüş olarak tüm ekonomik analiz ve planlamalara yeterince yansıtmamak ve yoksulluğun yapısal nedenlerini yeterince ele almamak da kadınların yoksullaşmasına katkıda bulunan etkenlerdir (KSSGMa, 2008). Gerek ulusal gerekse uluslararası arenada pek çok kurum ve kuruluş yıllardır kadınların yoksulluğunu azaltmaya yönelik çeşitli alanlarda çaba harcamaktadırlar. Tarımsal verimliliği arttırmak, hayvancılığı geliştirmek ve geçim kaynakları fırsatları sağlamak gibi yatırımlar yoksul kırsal kadınların ihtiyaçlarını karşılama da temel yaklaşımlardır. Günümüzde dünya çapında milyonlarca kadına ulaşan bir başka, daha popüler ve etkili müdahale yolu ise mikrofinans hizmetleridir (yasal banka sistemlerinden yararlanma şansı olmayan yoksul kadınlar için küçük krediler ve diğer finansal hizmetleri içeren bir uygulama). Mikrofinans programları yoksul hane halklarının gelirlerini arttırmayı ve onları yoksulluğa karşı korumayı başarmıştır. Yoksul kadınların ekonomik statülerini geliştirmeye yönelik diğer önemli bir strateji ise kadınların arazi erişimlerini ve kontrollerini arttırmaktır. Arazi sahibi olan veya kontrol eden kadınlar gıda üretebilmekte, gelir elde edebilecekleri yatırımlara yönelebilmekte ya da kredi için teminat olarak kullanabilmektedir (Rao Gupta, 2012). Ekonomik güç paylaşımındaki cinsiyet eşitsizliği de kadınların yoksulluğuna neden olan önemli bir unsurdur. Göç ve bunu takiben aile yapısında meydana gelen değişiklikler, özellikle birçok kişiye bakmakla yükümlü olan kadınların yükünü daha da ağırlaştırmıştır. Makroekonomik politikaların bu tip yönelimlere cevap verecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bu politikalar neredeyse tamamen resmi sektörde yoğunlaşmaktadır. Ayrıca bu politikaların kadınların önceliklerini engelleme ve kadınlarla erkekler üzerindeki farklı etkilerini göz önüne almama eğilimi vardır. Bu nedenle cinsiyet analizinin politika ve programların büyük bir bölümüne uyarlanması, yoksulluğu azaltma stratejileri için kritik bir önem taşımaktadır. Yoksulluğu ortadan kaldırmak ve sürdürülebilir kalkınmayı etkin bir şekilde sağlayabilmek için, kadın ve erkek, yoksulluğu yok edecek stratejilerin, makroekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasına tam ve eşit olarak katılmaları gerekmektedir. Yoksulluğun ortadan kaldırılması sadece yoksulluk karşıtı programlarla başarılamayacak, aynı zamanda demokratik katılım ve ekonomik yapılarda bütün kadınların kaynaklara, fırsatlara ve kamu hizmetlerine ulaşmasını sağlayacak biçimde değişiklikler yapılmasını gerektirecektir (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Kadın yoksulluğuyla mücadele bağlamında, sosyal yardım, anlayış ve uygulamaların, toplumsal cinsiyete duyarlı bir çerçevede yeniden yapılandırılması, sosyal yardımlara bağımlılığı azaltacak, kadınların konumlarını iyileştirecek ve toplumsal bütünleşmeyi sağlayacak yönde uzun vadeli faydalar sağlayacaktır (Uçar, 2010). Kadınların tam ve eşit katılımıyla düzenlenen ve izlenen sağlam ve kararlı makroekonomik ve sektörel politikaları oluşturmak ve uygulamak, geniş tabanlı sürekli ekonomik büyümeyi teşvik edecektir. Yoksulluğun yapısal nedenlerini ele almak ve insan merkezli sürdürülebilir kalkınmayı başarmanın genel çerçevesi içinde yoksulluğu yok etmeye ve cinsiyete dayalı eşitsizliği azaltmaya

9 kararlı olmak gerekmektedir. Diğer yandan Kamu harcamalarının tahsisini, kadınlara ekonomik fırsatlar ve üretim kaynaklarına eşit ulaşılabilirlik sağlayacak ve başta yoksulluk içinde yaşayanlar olmak üzere kadının temel sosyal, eğitimsel ve sağlıkla ilgili ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden düzenlemeler yapılmalıdır (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). 2. Kadın ve Eğitim Küreselleşme ile birlikte çevresel, sosyal, kültürel ve ekonomik şartlar sürekli bir değişim göstermektedir. Koşulların sürekli değişim gösterdiği şartlar altında birey ve toplumun ideal ve kaliteli bir yaşamı yakalayabilmesi için kabul edilebilir bir yaşam standardına ulaşması ve refahlarına ilişkin engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu bağlamda bireylerin hem günlük yaşamlarını hem de gelecekteki yaşamlarında yüksek standartları ve yaşam kalitesini yakalayabilmelerinde eğitim son derece büyük önem taşımaktadır. Eğitim, kişilerin gelecekteki yaşamlarını doğrudan etkilemesi ve sosyal yapının oluşmasındaki katkısı nedeniyle, toplumların gelişmesindeki en önemli süreçtir (Türk, 1999). Ayrıca temel bir insan hakkı olan eğitim, bireylerin diğer insan haklarından yararlanmalarının ve haklarını arayabilmelerinin de önkoşuludur (Tüzün, 2009). Günümüzde dünya baş döndürücü gelişmelere sahne olmaktadır. İnsanoğlunun geliştirdiği bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, insanlığın önünde yeni ufuklar açmaktadır. Bugün dünyamızda, bir tarafta büyük bir bilgi ve tecrübe birikimi, diğer tarafta ise bu bilgi deneyimlerden yeterince yararlanamayan dünya milletleri bulunmaktadır. Bilgi üretemeyen veya üretilmiş bilgiyi kullanamayan toplumlarla, bilgi üretebilen ve kullanan toplumlar arasındaki mesafeyi giderek açmaktadır. Bu durumun bilincine varan toplumlar kalkınmanın odak noktasında insanın bulunduğu gerçeğini yeniden keşfetmekte ve eğitimi en geçerli yatırım olarak kabul etmektedir. Bu nedenle eğitime, özellikle kız çocukları ve kadınların eğitimine büyük önem vermektedirler (Bener, 2009). Çünkü kadınlar bir toplumun yaratıcı gücünün yarısı demektir. Sevginin, şefkatin, hoşgörünün, üretkenliğin kaynağı olan kadın, barışın, kültürel gelişmenin ve uygarlaşmanın güvencesidir. Dolayısıyla her alanda en güçlü ülkeler, erkeği ve kadını ile iyi bir eğitim düzeyi elde etmiş olan ülkelerdir (Gözütok, 1995). Kadın ve erkeğin katılımı ile meydana gelen toplum, bu her iki grubun eğitici gücü nispetinde güç kazanacaktır. Dünya ülkelerindeki gelişmişlik düzeyi toplumlardaki kadınların eğitim seviyesi ve onlara verilen değerle ölçülmektedir (Bener, 2009; Gözütok, 1995). Eğitim hakkı; temel bir insan hakkı olarak, herkesin ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, etnik ya da sosyal köken, din ya da politik görüş, yaş ya da engellilik vb. haline bakmaksızın ücretsiz temel eğitimden yararlanmasını ifade eder. Eğitim hakkı BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi nin 26., BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi nin 13. ve 14., BM Çocuk Hakları Sözleşmesi nin 28. ve 29., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ne Ek 1 No lu Protokol ün 2. maddesinde garanti altına alınmıştır (Ataman, 2008). Eğitim ve öğrenim hakkı Türkiye de, 1982 Anayasası nın 42. maddesinde, sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde düzenlenmiştir Anayasasının 42. nci maddesinin 1. inci fıkrası kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz hükmünü içermektedir. Bu hüküm hiçbir ayrıma tabi tutulmadan, herkesin, eşit eğitim hakkına sahip olmasını gerektirmektedir. Bir başka ifadeyle, eğitimin temel bir insan hakkı olması, kamusal sorumluluğu gerektirir; yani devletin, nitelikli eğitimi, herhangi bir ayrım gözetmeden, herkese, parasız olarak sunmasını gerektirmektedir. Anayasal durum bakımından, sosyal bir hak olarak eğitim hakkı, devlete karşı ileri sürülebilecek bir temel haktır. Devlet, eğitim olanaklarının ve ilgili alt yapının sağlanması yükümlülüğü yanında, hiçbir ayrım yapmadan, herkesi eşit bir şekilde bu haktan yararlandırmak durumundadır. Bundan başka, devletin, kendi dışında diğer bireyler tarafından da eğitim hakkının kullanılmasını engelleyen uygulamalara son verecek tedbirleri alması gerekir. Eğitim hakkının bu özelliği göz önüne alındığında, bazı yönleriyle bir sosyal hak, bazı yönleriyle de bir temel hak olduğu söylenebilir (Çallı, 2009).

10 Eğitim bir insan hakkıdır eşitlik, kalkınma ve barış hedeflerine ulaşılması için gereklidir. Aynı zamanda bir toplumun kültürünün kuşaktan kuşağa aktarılmasında en önemli araçtır (Kaplan, 2008). Ayrımcı olmayan eğitim hem kız çocukları hem de erkek çocukları için yararlıdır, böylece kadın ile erkek arasında daha eşit ilişkiler kurulmasına büyük katkıda bulunur. Eğer daha çok kadın değişimin gerçekleştiricisi olacaksa, eğitimin kazandırdığı niteliklerin kadınlar içinde ulaşılabilir ve kazanılabilir olması şarttır. Kadının okuryazar olması, aile içinde sağlık, beslenme ve eğitimi geliştirmenin ve kadınları, toplumdaki karar alma süreçlerine katılmaları için güçlendirmenin en önemli anahtarıdır. Kız çocuklarının ve kadınların resmi ve resmi olmayan eğitim ve öğrenimlerine yatırım yapmanın, olağanüstü yüksek sosyal ve ekonomik kazancı bir yana, sürdürülebilir kalkınmayı ve hem sürekli hem de sürdürülebilir ekonomik büyümeyi başarmanın en iyi araçlarından biri olduğu kanıtlanmıştır (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Demokratik ve adil bir toplumun olmazsa olmaz belirleyicilerinden biri kadınların eşit temelli üretim ve örgütsel faaliyetlere katılım oranlarıdır. Dünya Bankasına göre evde ve iş gücü piyasasında beşeri sermayenin birikimini engellemek, kadınları ve erkekleri sistematik olarak kaynaklara, kamu hizmetlerine ya da üretim faaliyetlerinden dışlamak gibi cinsiyet ayrımcılığı ekonomideki kapasite büyümesini ve yaşam standartlarının yükseltilmesini azaltmaktadır. Bu nedenlerle kadınların ilerlemesi ve güçlendirilmesi önündeki engellerin ortadan kaldırılması, ulusal ve uluslararası öncelikler arasındadır. Eğitim, bu ilerleme ve güçlendirme için en önemli mekanizmalardan biri olarak kabul edilir (Göğüs Tan, 2007). Ancak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için kadınların ve kız çocuklarının eğitim olanaklarına erişimi farklılaşmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde genellikle kız çocuklarının ve kadınların eğitim olanakları engellenmektedir. Eğitim eksikliği aile gelirinin, sağlığın azalmasına ve dolayısıyla yaşam kalitesinin düşmesine, diğer yandan kadınlar ve kızların insan ticareti ile sömürülmesine ve tüm ülkenin ekonomik gelişiminin sınırlanmasına sebep olabilmektedir (Ahamad ve Narayana, 2015). Bir Toplumda Kadının Eğitimi Geleceğin Kalkınmasında Önemlidir. Herkes için eğitim hakkı uluslararası bir hedeftir, ancak 1990 lı yıllardan itibaren kadınların eğitimi ve güçlendirilmesi gerek ulusal gerekse uluslararası alanda odak nokta haline gelmiştir yılında Kahire de düzenlenen Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı, 1995 te Pekin de düzenlenen Dördüncü Dünya Kadın Konferansı da dahil olmak üzere çeşitli konferanslarda kadının

11 eğitimi ve güçlendirilmesi konusu gelişme çabalarının merkezinde yer almıştır yılında BM Milenyum Zirvesinde dünya liderleri tarafından kabul edilen kalkınma hedefleri arasında evrensel olarak ilköğretimin herkes için gerçekleştirilmesi, orta öğrenim ve yükseköğrenimde de cinsiyetler arası eşitsizliklerin ortadan kaldırılması için çağrı yapılmıştır. Bu üst düzey anlaşmalar arasında Dünya çapında kız çocuklarının okula kayıtlarının arttırılması için çeşitli girişimlerde yer almaktadır yılından bu yana kaydedilen gelişmeler oldukça dikkat çekici olmuştur (Ashford, 2012a; Turcotte, 2011). 20 yıl öncesi değerlendirildiğinde dünya genelinde yaş aralığında erkeklere oranla kadınlarda daha küçük bir yüzdelik ortaöğrenim sonrası eğitimine devam edebilirken, bugün durum tamamen farklıdır. Son yıllara ilişkin eğitim göstergelerine göre kadınların okullaşma oranlarının erkeklerden daha iyi olduğunu söylemek mümkündür (Turcotte, 2011). Ancak dünya çapında eğitim alanında cinsiyet eşitsizliklerini ortadan kaldırmaya yönelik bu olumlu gelişmelerin yanı sıra halen daha gelişmekte olan ve 3. Dünya ülkesi konumunda olan pek çok ülkede kadınların ve kız çocuklarının eğitimi konusunda maalesef istenilen hedeflere ulaşılmamıştır (Dünya Kalkınma Raporu, 2012). Birleşmiş Milletler Gelişme Programı (UNDP) İnsani Gelişme Endeksi (IGE), kadın ve erkekler arasında özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi farkların olduğunu ortaya koymaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayımlanan İnsani İlerlemeyi Sürdürmek: Kırılganlıkları Azaltmak ve Dayanıklılık Oluşturmak başlıklı 2014 İnsani Gelişme Raporu nda (İGR) yer alan son İnsani Gelişme Endeksi ne (İGE) göre, eğitim alanındaki eşitsizlikler halen direncini korumaktadır. Rapora göre, kadınlar okuma yazma bilmeme sorunuyla başa çıkmaya çalışırken, yeni nesiller de ilköğretimden ortaöğretime geçiş konusunda ciddi zorluklar yaşamaktadırlar. Cinsiyetler arasında eğitim eşitsizliğinin en fazla olduğu ülkeler Güney Asya, Arap ve Sahra Altı Afrika ülkeleridir (UNDP, 2014). UNDP 2014 yılında cinsiyet farkına dayalı, kadın İGE değerlerinin erkek İGE değerlerine oranının temel alındığı yeni bir İnsani Gelişme Endeksi ölçümü Cinsiyet Dayalı Gelişme Endeksi (CDGE) geliştirmiştir. Cinsiyet Dayalı Gelişme Endeksi (CDGE) verilerine göre Türkiye de yetişkin erkeklerin %60 ı orta öğrenim görmüş iken, bu oran yetişkin kadınlar arasında sadece % 39 dur (UNDP, 2014). TÜİK (2013) verilerine göre 25 ve daha yukarı yaşta olan ve okuma yazma bilmeyen toplam nüfus oranının %5.7 olduğu, bu oranın erkeklerde %1.9, kadınlarda ise %9.4 olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre 25 ve daha yukarı yaşta olan bireyler arasında okuma yazma bilmeyen kadınların oranının erkeklerin beş katı olduğunu söylemek mümkündür (TÜİK, 2013). Lise ve dengi okul mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştakilerin toplam nüfus içindeki oranı %18.2 dir. Cinsiyete göre 25 ve daha yukarı yaştakilerin lise ve dengi okul mezuniyet durumu incelendiğinde ise erkeklerin %22.2 sinin, kadınların ise sadece %14.4 ünün mezun olduğu görülmektedir. Yüksekokul veya fakülte mezunu olanların toplam nüfusa oranı %12.9 olup bu oran erkeklerde %15.1 kadınlarda ise %10.7 dir (TÜİK, 2013). Ülkemizde eğitimde cinsiyet eşitsizliğini gidermeye ve kız öğrencilerin eğitime erişimini arttırmaya yönelik son yıllarda yürütülen çeşitli kampanyalar devam etmektedir. Bunların da etkisiyle Türkiye deki okullaşma oranlarındaki kadın-erkek farkı gittikçe azalmıştır. Eğitimin kademelerine göre değerlendirildiğinde ilköğretim ve yükseköğretim seviyesinde aynı seviyelerde olan kadın-erkek okullaşma oranları, ortaöğretim kademesinde de son birkaç yılda önemli oranda iyileşmiş ve aradaki fark 1.2 puana düşmüştür (Ay, 2014) yılında yayınlanan Dünya Kalkınma Raporuna göre kız çocuklarının eğitimi ile eğitimde cinsiyetler arası farkın kapatılmasında kaydedilen ilerleme tüm düzeylerde ilk, orta ve yükseköğretim istikrarlı ve kesintisiz olmuştur. Eğitimde cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik olumlu gelişmeler tüm dünyada yaygın bir şekilde görülmektedir. Özellikle Afrika ve Asya daki bazı ülkeler ilköğretimde cinsiyet eşitliğinin

12 yakalanmasında gösterdikleri yüksek performans ile dikkat çekmektedir. Örneğin 1991 yılında her 100 erkek öğrenci için 48 kız öğrenci bulunan Gine de bu oran öğretim yılında 85 e ulaşmıştır. Bu oranlar, sırasıyla, Nepal de 63 ten 99 a ve Benin de 51 den 83 e çıkmıştır. Diğer yandan, Doğu ve Güneydoğu Asya da orta öğretimdeki kız öğrenci oranı az farkla da olsa erkek öğrenci oranını geçmiştir. Hatta Latin Amerika ve Karayipler ile Güneydoğu Asya bölgeleri, yükseköğretimde cinsiyet eşitliğini Binyıl Kalkınma Hedefleri açıklanmadan yakalamış, bu Hedefler açıklandıktan sonraki on yıllık dönemde, eğitimde kız erkek oranları kız öğrenciler lehine artırmıştır (Zihnioğlu, 2013). Birçok ülkede, özellikle yükseköğretimde, bu farkların artık tersine döndüğü, bugün erkek çocukların ve genç erkeklerin göreli bir dezavantaja sahip olduğu görülmektedir. Tüm ülkelerin üçte ikisi ilköğretime kayıt oranlarında kız-erkek eşitliğine ulaşmış olup, ülkelerin üçte birden fazlasında ortaöğretimdeki kız öğrenci sayısı erkek öğrenci sayısının bir hayli üzerindedir. Kız-erkek öğrenci sayıları arasındaki farkın hala en yüksek olduğu bölgelerde bile, Güney Asya ve Sahra altı Afrika (özellikle Batı Afrika) kayda değer kazanımlar olmuştur. Geçmişteki örüntülerin çarpıcı bir şekilde tersine dönmesiyle, bugün erkeklerden daha çok sayıda kadın üniversitelere devam etmekte olup dünya genelinde kadınların yükseköğretime kayıt yaptırma oranları 1970 den bu yana yedi kat artmıştır (erkeklerde dört kat). Yine de, kızların hala dezavantajlı konumda olduğu bölgelerde, bu dezavantaj kız çocuklarının yaşamının daha erken evrelerinde ortaya çıkmakta ve daha köklü olma eğilimi göstermektedir (Dünya Kalkınma Raporu, 2012). Bir Ülkede Kadınların Eğitimine Gerekli Önem Verilmezse Kalkınmada Sağlanamaz 21. yüzyılda, insan kapitalinin güçlü bir potansiyelini temsil eden kadınların ulusal gelişmeye etkin bir biçimde katılabilmelerinde temel sorun kaliteli bir eğitim sayesinde onları bilim, teknoloji ve haberleşmenin içine sokabilmek, her sahaya girebilmelerini sağlamak ve yaratıcılıklarını ortaya çıkarabilmekte yatmaktadır. Kadınların eğitimi, çağdaş bilgi ve yeteneklerle donatılması, yetiştireceği nesiller açısından ve kendisine, ailesine sağlayacağı statü ve prestij bakımından da önemli rol oynamaktadır (Bener, 2009). Eğitime ilişkin elde edilen göstergeler kadınları ve kız çocuklarını eğitmenin yararlarının önemi tüm toplum düzeylerinde anlaşıldığını ortaya koymaktadır. Eğitimin cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadınların güçlendirilmesini teşvik etmede katalizör rolü vardır. Çünkü araştırmalar kadınların ve kızların temel eğitimlerinin teşvik edilmesinin doğurganlığın ve bebek ölümlerinin azaltılması ya da işçi verimliliğini arttırma gibi kalkınma hedeflerinin anahtarı olduğunu vurgulamaktadır. Genellikle eğitimin, kadınların refahlarını ve ev içi kararlara katılımlarını arttırdığı,

13 yaşamlarında daha fazla özerklik sağladığı, toplum ve işgücü piyasasına katılmaları için daha iyi fırsatlar sunduğu kabul edilmektedir (Ashford, 2012a). Eğitimli kadınlar bağımsız karar verebilmekte ve kendilerini savunabilmektedirler. Ayrıca çocuklarını da iyi bir eğitim almaya teşvik etmektedirler. Kadının eğitim düzeyi onun mesleki fırsatlarını, yasal ve diğer haklarını etkilediği gibi, sahip olmak isteyeceği çocuk sayısını, çocuk sahibi olacağı yaşı, kısacası onun yaşam stili ve seçeneklerini de etkilemektedir. Bunlara ek olarak eğitim kadınlara bazı sosyal ön yargıların ötesinde kendi yaşamların kontrol etmelerini, ev bakımı ve çocuk yetiştirme kimliğinin ötesinde bir statülerinin olduğunu kabul etmede, kendi toplumlarında kamu yaşamına da tam katılmalarını sağlamaktadır. Sonuçta kadının statüsünün yükselmesi ile birlikte insan kaynaklarının da ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda daha etkin kullanımı sağlanmış olacaktır (Bener, 2009). Dünya ülkelerindeki gelişmişlik düzeyi toplumlardaki kadınların eğitim seviyesi ve onlara verilen değerle ölçülmektedir (Bener, 2009; Gözütok, 1995). 3. Kadın ve Sağlık Kadın sağlığı, hem çocuk hem de aile sağlığını etkileyen önemli unsurlardan biridir. Aile sağlığı; aile bireylerinin fiziksel, ruhsal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilmesine, sosyal yaşama katılabilmelerine, bireysel rol ve sorumluluklarını yerine getirebilmelerine bağlıdır. Aile içinde mevcut olan bu etkileşim ve bağ aile üyelerinden birinin sağlığındaki bozulmadan kolaylıkla etkilenebilmektedir. Bunun sonucunda, aile içindeki denge bozulabilmektedir. Özellikle sağlığı bozulan kişi kadın olduğunda bu etkilenme daha fazla olmaktadır. Aile sağlığının, dengeli bir şekilde devam etmesi kadının sağlıklı olmasına bağlıdır (Aktaş ve diğerleri, 2012). İnsan sağlığının ya da hastalık durumunun belirlenmesinde, biyolojik ve sosyal ilişkilerin kompleks ilişkisi etkili olmaktadır. Kadın ve erkeklerdeki sağlık ve hastalık örüntüleri birbirinden belirgin farklılıklar gösterir (Akın ve Demirel, 2003). İstatistikler kadınların erkeklerden ortalama yıl daha fazla yaşadıklarını göstermektedir. Ancak yapılan çalışmalara göre, çeşitli sebeplere bağlı olarak kadınların yaşamlarının büyük bir bölümünde yaşam kalitelerinin daha düşük olduğu, daha fazla hastalık yaşadıkları bulunmuştur. Örneğin, ABD de yapılan bir araştırmaya göre kadınların, erkeklerden %25 daha fazla sağlık sorunları nedeniyle aktivitelerinin kısıtlandığı ve akut durumlar sonucu erkeklerden %35 gün daha fazla yatakta kaldıkları saptanmıştır (Akın, 2007; Ashford, 2012b, WHO, 2009). Tüm bunların yanı sıra yoksulluk ve cinsiyet ayrımcılığı, biyolojik farklılıklardan daha fazla sağlık üzerinde etkili olmaktadır. Yoksul aileler erkek çocuklarına oranla kız çocuklarına daha az beslenme, sağlık bakımı ve eğitim yatırımı yapabilmektedirler. Yaşamın ilk yıllarında yaşanan bu dezavantajlı durum uzun vadede kız çocuklarının sağlık ve refahları üzerinde olumsuzlukların yaşanmasına neden olmaktadır. Örneğin, adölesan doğurganlıklarının yaygın olduğu ülke ve toplumlarda, çocuk evliliklerine göz yummak, genç anne ve çocukları için sağlık riskleri oluşturmaktadır ve yaşam beklentisini sınırlandırmaktadır. BM Küresel Üreme Sağlığı Araştırma (2013) sonuçlarına göre son 20 yılda tüm dünyada anne ölüm oranında %47 lik bir azalma meydana geldiği rapor edilmiştir. Yaşanan bu gelişmeye ve iyileşmeye rağmen her gün 800 kadın gebelik ve doğumla ilişkili komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Bu konuda gelişmiş ve gelişmekte olan bölgeler arasındaki farklılık ciddiyetini sürdürmektedir (Akın, 2014). Kadınların sağlık hizmetlerinden tam, eşit ve en yüksek standartlarda faydalanmalarını sağlamak, kadının insan haklarının tam olarak sağlanmasının temel koşullarından biridir. Çeşitli uluslararası ve ulusal mevzuat hükümlerinde de tanımlandığı gibi, sağlıklı olmak yalnızca hasta olmamayı değil, fiziksel, zihinsel ve sosyal açıdan bütünüyle iyi olma durumunu ifade etmektedir.

14 Kadın sağlığı; ruhsal, sosyal ve fiziksel iyiliği içermekte ve fiziksel olduğu kadar, hayatın sosyal, politik ve ekonomik boyutu ve toplumdan kaynaklanan psiko-sosyal faktörler tarafından da belirlenmektedir (Kolankaya, 2011; KSGMb, 2008). Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı nedeniyle kadınların bazı insan haklarını kullanamamaları sağlıklarını da olumsuz etkilemektedir. Bu etkileşim genellikle cinsiyet ayırımcılığının kaçınılmaz bir sonucu olan kadının düşük toplumsal statüsü nedeni ile ortaya çıkmaktadır. Dünya da, 45 milyon insan HIV enfeksiyonu ile, 330 milyon ise tedavi edilebilir cinsel yolla bulaşan enfeksiyon (CYBE) ile yaşamaktadır. HIV prevalansı geçmişte erkeklerde daha yüksek iken, günümüzde bu fark kadınların aleyhine giderek azalmaktadır. Bunun nedeni kadının biyolojik duyarlılığındaki farklılığın bulaşmayı kolaylaştırmasıdır. Ayrıca kadının sosyal konumundan, düşük statüsünden kaynaklanan sosyal duyarlılığı da bulaşmayı kolaylaştıran, belki de biyolojik duyarlılığından daha fazla etkili olan bir faktördür. Kadının ekonomik bağımlılığı, karşı gelememesi ve bazı Afrika ülkelerinde olduğu gibi kadına yapılan zararlı geleneksel uygulamalar bulaşmayı daha da artırarak kadınlardaki HIV dahil bütün CYBE leri artıran ciddi bir etkendir (Akın, 2007). Kadınların sağlık haklarının insan hakları içinde değerlendirilmesiyle birlikte, kadının insan haklarının, sağlık bilgisine erişim, yeterli beslenme ve sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkını da kapsadığı kabul edilmiştir. İnsan hakları açısından bakıldığında sağlık konusunda kadınların dezavantajlı olduğu durumlar hak ihlali olarak düşünülmektedir (KSGMb, 2008). Sağlık alanındaki eşitliğin kadınların sağlık hizmetlerinden erkeklerle eşit düzeyde yararlanmasının ötesinde kadın sağlığını etkileyen toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığı ve sosyo-ekonomik koşulları da içermesi gerektiği anlayışıyla birlikte, kadın sağlığına yönelik çalışmalar yeni bir yön ve boyut kazanmıştır (Akın, Esin ve Çelik, 2003). Kadın sağlığı denildiğinde, ilk olarak üreme sağlığı ve aile planlaması akla gelmektedir. Ancak, kadınların üreme sağlığı ile ilgili sorunlarının yanı sıra, diğer sağlık sorunları da vardır. Bu nedenle kadın sağlığının yalnızca üreme sağlığı ve aile planlaması olarak ele alınmaması gerekmektedir. Kadın sağlığı; aile ve toplumdan kaynaklanan psiko-sosyal faktörler, kadının bireysel sağlık durumu, doğurganlık davranışı, sağlık hizmetlerinin kalitesi gibi pek çok faktörden etkilenmektedir (KSGMb, 2008). Günümüzde kadın sağlığını üreme sağlığı ile sınırlandıran bakış açısının yerini sağlığı; biyolojik, genetik, çevresel, psiko-sosyal ve ekonomik faktörlerin bir sonucu olarak gören görüş almıştır. Bu çerçevede toplumsal cinsiyet, sağlık alanındaki anahtar belirleyicilerden biri olarak kabul edilmektedir. Kadın Sağlığı Stratejik Eylem Planları da bu temel ilke çerçevesinde hazırlanmaktadır (Akın, Esin ve Çelik, 2003). Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınların toplumsal cinsiyet ayırımcılığı sonucu ikinci sınıf insan muamelesi görmeleri, düşük olan toplumsal statüleri, kaçınılmaz olarak onların verilen sağlık hizmetlerini kullanmalarını, hizmetlerden zamanında yararlanmalarını da olumsuz etkilemektedir. Nüfus ve Sağlık Araştırmaları raporlarına göre, ülkemizde kadınların eğitim düzeyleri yükseldikçe obstetrik (doğum ve doğum sonrası dönemde tüm kadın üreme yollarıyla ve doğan çocukların bakımı ile ilgilenen tıbbi uzmanlık alanıdır) hizmetlerden ve aile planlaması hizmetlerinden daha fazla yararlandıkları belirlenmiştir. Ayrıca yine bu araştırmalarda, okuryazar olmayan kadınların bölgelere göre fark olmaksızın, istediklerinden daha fazla çocuk sahibi olduklarını, oysa eğitimli gurubun, her coğrafi bölgede benzer şekilde istediği sayıda çocuk doğurduğunu göstermektedir. Kadının en sağlıklı olması gereken yaş döneminde, üstelik de fizyolojik bir olay sonucu meydana gelen anne ölümleri de cinsiyet ayırımcılığı perspektifinden incelenmesi gereken bir konudur. Dünya ve Türkiye istatistikleri anne ölümlerinin, kadının statüsünün düşük olduğu ülke ve yörelerde daha yüksek olduğunu göstermektedir (Akın, 2007). Dünyada anne ölümlerinin büyük çoğunluğu en fakir iki bölge olan Sahra-altı Afrika'da ve Güney Asya dadır. Yapılan araştırmalar doğurganlığın yüksek olmasının annelerin yaşamlarında

15 karşılaştıkları tehlikeleri arttırdığını ortaya koymuştur. Sahra-altı Afrika'da her 31 kadından birisi hamilelik sırasında ve doğum sonrasında hayatını kaybettiği rapor edilmektedir (WHO, 2010). Oysa gelişmiş ülkelerde bu oranı 4300 de 1 dir. Afrika nın dışında, hamileliğe bağlı nedenlerden ötürü ölüm olasılığı 11/1 olan Afganistan hamilelik ve doğumda kadınlar açısından dünyadaki en riskli ülkedir. Milyonlarca kadın hamilelik ve doğum esnasında yetersiz bakım ve yetersiz hijyen koşulları nedeniyle inkontinans (mesane zayıflığı) veya organ kaybı gibi fiziksel yaralanmalar, uzun süreli engellilikler gibi durumlarla karşılaşabilmektedirler. Gelişmekte olan ülkelerde bu durum kadınlar tarafından normal olarak algılandığından, ortaya çıkan olguların pek çoğu istatistiklere geçmemektedir. Bu gereksiz ölüm ve engellilikleri engelleyecek bilgi ve teknoloji uzun zamandır ulaşılabilir olmasına karşın coğrafi bölge, ekonomik koşullar, standarttın altında yaşam koşulları, cinsiyete ilişkin ön yargılar ve politik durgunluk gibi etkenler kadınların sağlıklarını tehdit etmekte, yaşam kalitelerini düşürmekte ve yaşamlarını sınırlandırmaktadır (Ashford, 2012b). Cinsiyet tercihi (bebeğin kız çocuğu olması) ile kürtaj ve kız bebeklerin öldürülmesi gibi çağ dışı uygulamalar nedeniyle her yıl dünyada milyonlarca kız çocuğu ölmektedir. Yaşanan çeşitli gelişmelere bağlı olarak dünya genelinde kadın erkek oranları arasındaki açığın artması tüm toplumlar için gelecekte kaygı verici yansımalar içerebilir. The economist dergisinin Nisan 2011 sayısında yayınlanan bir rapora göre Hindistan da taciz suçları arasında insan ticaretinde çarpık cinsel ilişkilerin ortaya çıkmasına bağlı olarak kız çocuklarının ticaretinin arttığı belirtilmiştir. BM Nüfus Fonu çalışmalarından elde edilen sonuçlar da bu verileri desteklemektedir (Ashford, 2012b). Pekin de gerçekleştirilen 4. Dünya Kadın Konferansına katılan Türkiye, Konferans sonunda yayınlanan Pekin Deklarasyonu ve Pekin Eylem Platformu nu imzalamıştır. Pekin Eylem Platformunda belirlenen 12 kritik alandan biri olan sağlık konusunda, bu belgeye taraf olan devletler, kadının hayatının bütün dönemlerinde uygun maliyetli ve kaliteli sağlık bakımına, bilgiye ve ilgili hizmetlere ulaşılabilirliğini arttırmayı kabul etmiştir. Ayrıca kadın sağlığını geliştiren önleyici programları güçlendirmeyi; üreme sağlığını geliştirmeyi; kadın sağlığına ilişkin kaynak ve incelemeleri arttırmayı taahhüt etmişlerdir (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Toplumlar ulusal politikaların oluşturulması ve uygulanmasında kadın sağlığına öncellik veren konularda büyük bir ilerleme kaydetmişlerdir. Kadınlar, sağlık bakım ihtiyaçlarını tanımak ve bu konudaki ihtiyaçlarını ortaya koymak için teşvik edilmelidirler, böylece politika yapıcılar kadınların sağlık problemlerini ve erkeklerden farklı ihtiyaçları olduğunu öğrenebilir, sağlık hizmetlerine eşit erişimi sağlayabilmek için harekete geçebilirler. Sağlık hizmetleri üzerine cinsiyet merceği ile odaklanmak, kadınların ve erkeklerin bakımı arasındaki eşitsizlikleri ortaya koymak açısından gereklidir. Bu durum yoksulluk ve çaresizlik içinde olan kız çocuklarına, genç kızlara ve dışlanmış kadınlara daha fazla dikkat edilmesi ve kadın sağlığına zararlı tutum ve uygulamaların değerlendirilmesi anlamına gelmektedir (Ashford, 2012a). Kadın sağlığını geliştirmeye yönelik ortaya konulan hedeflere ulaşılması için gerçekleştirilecek olan çalışmalarda göz önünde bulundurulması gereken nokta, kadın sağlığına yönelik yetersiz, ilgisiz ve yanlış uygulamaların, toplumsal cinsiyette bağlı olarak ortaya çıkabilecek olan eşitsizliklerin ortadan kaldırılması veya en aza indirilmesinde geniş bir perspektiften yaklaşılması gerektiğidir (Akın, Esin ve Çelik, 2003). Sonuç olarak hem ulusal hem de uluslararası alanda, kadın ve toplum örgütleriyle işbirliği yaparak, kadınların hayatının bütün dönemlerindeki ihtiyaçlarına cevap verecek, çeşitli rol ve sorumluluklarını dikkate alacak, zaman kullanımına ilişkin isteklerini karşılayacak, kırsal kesim kadınlarının ve özürlü kadınların özel ihtiyaçlarına cevap verecek, kadınların yaş, sosyo ekonomik durum, kültür ve diğer unsurlardan kaynaklanan farklı ihtiyaçlarını ele alacak, tek merkezden yönetilmeyen sağlık hizmetlerinin dahil olduğu, toplumsal cinsiyete duyarlı sağlık programları

16 düzenlemek ve uygulamak için gerekli çalışmaların ve projelerin planlanması gerekmektedir. Hükümetler ve yerel yönetimler yerel ve yerli halktan kadınlar başta olmak üzere kadınları, sağlıkbakım öncelikleri ve programlarının tanımlanmasına ve planlanmasına dahil etmek; kadınlara yönelik sağlık hizmetleri önündeki bütün engelleri kaldırmalı ve çok çeşitli sağlık-bakım hizmetleri sağlamalıdırlar (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). 4. Kadın ve Şiddet Şiddet, insan yaşamının her alanında görülebilen ve dünyada giderek artan önemli bir toplumsal sorundur. Şiddet, çoğu kez uygulayana göre gerekli ve yararlı bir davranış iken, bu davranışla karşılaşan kişi tarafından şiddet olarak görülmektedir. Dolayısıyla bir davranışı şiddet olarak tanımlamak kişiden kişiye, kültürden kültüre göre farklılık gösterebilmektedir (Gömbül, 1998). Kayıtlara yeterince geçmemekle birlikte; şiddetin en yaygın görülen biçimi kadına karşı uygulanan şiddettir (Örnek Büken ve Şahinoglu, 2006; Ataman; 2003). Çünkü kadına yönelik şiddet geçmişten günümüze coğrafi sınır, ekonomik gelişmişlik ve öğrenim düzeyine bakılmaksızın tüm toplumların karşı karşıya kaldığı en önemli ve yaygın görülen bir olaydır (WHO, 2002; Örnek Büken ve Sahinoglu, 2006; Ataman, 2003; Huch, 2000; Eno Eyo, 2006, Meyer-Emerick, 2002; Schwartz, 2005; Gracia ve Herrero, 2007). Kadına karşı şiddet ya da toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, bir bütün olarak kadının insan haklarının ihlalidir (Atyaman, 2003; Eno Eyo, 2006; Gracia and Herrero, 2007). Günümüzde kadına karşı şiddetin yaygınlığı korkutucu boyutlara ulaşmıştır. Dünya çapında kadınların en az %50 si fiziksel şiddet ve cinsel saldırıya uğrayabilmekte çok daha fazlası psikolojik baskı ve tehdit altında yaşamak zorunda kalmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 2002 yılında yayınladığı raporda, şiddetin en fazla aile ortamında ve kadına yönelik olduğunu belirtmiştir. Bireylerin temel gereksinmelerini karşılayan, fiziksel ve psikolojik koruma sağlayan ve geliştiren bir birim olması gereken aile, az ya da çok her çeşit şiddetin beslendiği ve uygulandığı bir konuma sahip olmaktadır. Aile dışında gerçekleşen şiddet için toplum sorumlu tutulurken, aile içinde oluşan şiddet gizli kalmakta, özel hayat olarak kabul edilmekte, çoğu kez de olağan ve yasal olarak karşılanmaktadır (Eno Eyo,2006; Ünal, 2005; Karaduman Taş, vd. 1997; Harris, 2006, Schwartz, 2005). Aile içi şiddet olayları genellikle eşler arasında kocanın karısına, ebeveynlerin çocuklarına yönelttikleri ve yaşlı bireylere karşı şiddet eylemleri olarak karşımıza çıkmaktadır (Seyyar, 2000; Aile Araştırma Kurumu, 1995). Ailede çocukların yetiştirilme sürecinde ana-babalar kimi zaman bilerek, kimi zaman da bilmeyerek çocuğun gelişimini engelleyecek ya da duraklatacak davranışlar gösterebilmektedir. Bunlar çoğu zaman çocuğa yönelmiş şiddet şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Aile içinde şiddetle birlikte yaşama; tüm aile üyelerinde, özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinde fiziksel ve duygusal hasara neden olabilmektedir (Ünal, 2005). Şiddete maruz kalan çocuklar, sadece bedenen zarar görmemekte, çoğu kez ömür boyu psikolojik ve sosyal yönden etki altında kalmaktadır. Bu da onların sağlıklı bir yetişkin olmalarına engel olduğu gibi yaşamları boyunca onarılamaz sonuçlar ortaya çıkarmaktadır (Holt at al. 2008; Jaffe et al. 1990; Graham-Bermann, 2001). Aile içinde çocuklara yönelik uygulanan şiddet ve şiddet türleri genellikle çocuğun eğitiminin bir parçası olarak değerlendirilmekte ve bunun eğitimin belirli bir devresinde biteceği varsayılabilmektedir. Oysa kızlara yönelik uygulanan şiddet, ömrü boyunca baba, ağabey, koca ve hatta oğlu tarafından sürdürülebilen bir davranış biçimi haline dönüşmektedir (Aile Araştırma Kurumu, 1995). Birçok toplumda kızlara karşı uygulanan şiddet ve ayrımcılığın son derece yıkıcı etkileri vardır. Örneğin; dünya genelinde 55 milyon kız çocuğu okula devam edememekte; milyonlarca kız çocuğu hizmetçi olarak çalıştırılmakta; çocuk askerlerin % 40 ını kızların oluşturduğu tahmin edilmektedir. Kızlar, erkek çocukların tercih edilmesi, kadın sünneti gibi yaklaşımlar ve zararlı gelenekler nedeniyle sürekli tehdit altında bulunmaktadırlar. Ayrıca, erkek çocuklardan çok daha fazla

17 oranda cinsel şiddete uğrama ve istismar edilme tehdidi ile karşı karşıya kalmaktadırlar (International Women s Day 2007; UNICEF, 2006). Nitekim yapılan araştırmalarda, kızların genellikle ev ve okul ortamında, ebeveyn ile kardeşlerinden veya diğer kızlardan şiddet gördükleri, bu şiddetin genellikle fiziksel ve cinsel şiddet şeklinde ortaya çıktığı belirlenmiştir (Mollen at al., 2004; Odgers and Maretti, 2002; Molnar at al. 2005). Kadınların, ilişkide oldukları partnerlerinden veya tanıdıkları birinden şiddet görme riski, tanımadıkları birine kıyasla çok daha yüksektir. Erkeklere kıyasla, kadınların partnerleri tarafından öldürülme, ciddi derecede yaralanma veya cinsel şiddete maruz bırakılma olasılığı daha yüksektir. Avrupa ülkelerinde yaşayan kadınların %25 inin aile içinde şiddete maruz kaldıkları (Council of Europe, 2002), Kanada da ise kadınların %29 unun eşlerinden fiziksel şiddet gördükleri belirlenmiştir (Sudermann and Jaffe, 1999). ABD de her iki evlilikten birinde fiziksel şiddet söz konusudur ve her 15 saniyede bir kadının genellikle kocası/erkek arkadaşı tarafından dövülmekte olduğu ortaya konulmuştur (BM, 2006). Dünya Sağlık Örgütünün on ülkede (Bangladeş, Brezilya, Etiyopya, Japonya, Namibya, Peru, Soma, Sırbistan, Karadağ, Tayland, ve Tanzanya) kadın ile görüşülerek gerçekleştirdiği araştırma sonuçlarına göre; eşleri tarafından fiziksel şiddete maruz kalan kadınların oranı %13 - %61, cinsel şiddete uğrayan kadınların oranı %6 - %59, duygusal şiddetle karşılaşan kadınların oranı ise %20 - %75 olduğu belirtilmiştir. Aile içi şiddetin yaygınlığı, ülkeler arasında büyük farklılıklar göstermektedir ve gelirle arasında net bir ilişki yoktur; sosyo-ekonomik yoksunluk aile içi şiddet vakalarını arttırma eğiliminde olsa da, şiddet sınır tanımamaktadır. Brezilya (Sao Paolo ve Pernambuco bölgesi) ve Sırbistan (Belgrat) gibi bazı orta gelirli ülkelerde, kadınların partnerlerinden fiziksel şiddet görme sıklıklarının %25 gibi yüksek oranlarda seyrettiği bildirilmektedir (WHO, 2005). Peru da (Cusco), kadınların neredeyse % 50 si ağır fiziksel şiddete maruz kalmakta; Etiyopya da (Butajira) ise kadınların % 54 ü son 12 ay içinde partnerlerinden fiziksel veya cinsel istismara uğradıkları bildirmiştir (UN, 2009). Türkiye genelini kapsayan bir sosyal araştırmada (1994), kadınların %97.0 sinin aile içi şiddete maruz kaldığı, ailelerin %34 ünde fiziksel şiddet, %53 ünde ise sözel şiddet olduğu ortaya çıkmıştır (Aile Araştırma Kurumu, 1994). İçli ve arkadaşlarının (1995) yaptıkları bir çalışmada ise; evli olan kadınların %21.2 sinin, hükümlü olan kadınların %63.9 unun eşlerinin kendilerine karşı şiddet uyguladıklarını belirttikleri gözlenmiştir yılında yürütülen Türkiye de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması sonuçlarına göre kadına yönelik aile içi şiddetin ülke genelinde yaygın bir biçimde yaşandığını göstermektedir. Kadınlar sadece eşleri veya birlikte oldukları erkeklerden değil, kendi yakın çevreleri içindeki kişilerden de fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalmaktadırlar. On beş yaşından önce yaşanan fiziksek şiddetin %75 i ailelerindeki bireyler tarafından gerçekleştirilmektedir. On beş yaşın altında cinsel şiddet yaşadıkların belirten kadınların yarısından fazlası bu şiddete tanımadıkları kişi/kişiler tarafından maruz kaldıkları belirlenmiştir (HUNEE ASPB,2015). Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması (2015) sonuçlarına göre, yaşamlarının herhangi bir döneminde eşleri ya da birlikte oldukları erkekler tarafından fiziksel ve cinsel şiddete uğrayan kadınların oranı %38, son 12 ay içinde fiziksel ya da cinsel şiddete uğrayan kadınların oranı % 11 bulunmuştur. Yalnızca fiziksel şiddet görenlerin oranı %36, cinsel şiddet görenlerin oranı %12 dir. Hamilelik döneminde şiddete maruz kalan kadınların oranı ise yaklaşık %8 dir. Şiddet gören kadınların %44 ü utanma ve çaresizlik duygusuyla şiddeti yakın çevresiyle paylaşmamıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda Türkiye de kadına yönelik aile şiddet, yaygın olarak yaşanan toplumsal bir sorun olduğunu söylemek mümkündür (HUNEE ASPB,2015). Farklı toplumsal yapılarda kadının aile içindeki konumu fazla değişmemektedir (Karaduman Taş, Uyanık ve Karakaya, 1997). Aile içinde kadına yönelik şiddetin ortaya çıkmasında; aile

18 üyelerinin rollerinin iyi tanımlanmamış olması, birlikte geçirilen zaman, ailenin kendine özel yapısı, duygusal paylaşımının yoğunluğu, ailede stres ve çatışma yaratan olayların varlığı ve ekonomik yetersizlikler gibi faktörlerde önemli rol oynamaktadır (Subaşı ve Akın 2003; Huch, 2000). Şiddet ve şiddetin yarattığı korku aile içinde sadece kadın üzerinde olumsuz etkilere sebep olmamakta, aynı zamanda diğer aile üyeleri, özellikle kız çocukları üzerinde de yıkıcı etkilere neden olabilmektedir (Ünal, 2005; KSGM Ulusal Eylem Planı, 2007; Harris, 2006). Toplumsal süreç açısından sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik anlamda şiddete karşı donanımlı olmayan kadın, şiddeti olağanlaştırarak aile yaşamını sürdürmektedir. Kadın çoğu zaman fiziksel şiddet dışında kalan duygusal, ekonomik, sosyal çevreden tecrit edilme vb. şiddet biçimlerini yaşadığının bile farkına varamamaktadır (Karaduman Taş, Uyanık, Karakaya, 1997). Ailede şiddet gören kadın, genel olarak duygusal açıdan katı bir aile ortamında pasif olmaya yöneltilmiştir, sosyal açıdan yalnızdır, şiddetin tüm ailelerde var olduğuna inanmaktadır, saldırganın davranışlarından kendini sorumlu tutmaktadır, onun bir gün değişeceğine dair inancını hiç kaybetmez, şiddetin günün birinde biteceğini düşündüğü için de itaatkardır. Öz benlik saygısı az ve bağımlı kişilik özellikleri olan bu kadınlar oldukça ciddi fizyolojik ve psikolojik sorunları olmasına karşılık, yaşadıkları şiddeti reddetme eğilimindedirler, aile içi ve çevresindeki rolü gelenekselcidir (Subaşı, 2001). Şekil 4. Kadın Yönelik Şiddet Eğilimleri Sağlıksız Toplumların Oluşmasına Neden Olur Toplumdaki kalıplaşmış düşünce ve davranışlar sonucu ailede, kız çocuklarına ve kadınlara yönelik şiddet belirli bir dönem ile sınırlı kalmayıp, yaşamlarının her dönemlerinde karşı karşıya kaldıkları bir olgu durumuna dönüşmüştür (Işıloğlu, 2006). Özellikle toplumsal cinsiyet bakış açısı aile içinde kızlara yönelik şiddetin ortaya çıkmasında etkili olan bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Görüldüğü gibi sadece kadınlara yönelik değil kızlara yönelik olarak uygulanan aile içi şiddet; ırk, din, dil kültür, sosyoekonomik yapı ve ülkelerden etkilenmemektedir.

19 Birçok toplumda şiddet uygulanması kabul edilir bir davranış olarak algılanmakta, evliliğin sıradan bir özelliği olarak görülmektedir. Şiddete uğrayan kadınlar için güvenilir, ciddi destek sistemlerinin olmaması ve ailede şiddete yönelik yasal düzenlemelerde yetersizliklerin olması şiddetin artmasına katkıda bulunmaktadır (Ulutaşdemir, 2002; Huch, 2000; WHO, 2002). Türkiye de kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet daha çok mahremiyet olarak algılanmakta ve gizli kalmaktadır. Özellikle aile ortamında şiddette maruz kalan kadınlarda kol kırılır yen içinde kalır anlayışının yaygın olması nedeniyle toplumsal bir sorun olarak ortaya çıkması uzun yılları almaktadır. Şiddet hem birey olarak kadını hem de ailesini dolayısıyla toplumu güçsüzleştirmektedir. Kadına yönelik şiddetin maliyetini yalnızca şiddet mağdurlarına verilen hizmetlerden ya da faillere yönelik yapılan işlemlerden oluşmamaktadır. Bu doğrudan maliyetin yanı sıra, üretimin ve istihdamın düşmesine neden olan dolaylı maliyeti de vardır. Yapılan analizler sonucu, kadına yönelik aile içi şiddetin önlenmesinin maliyetinin, şiddet mağdurlarının tedavi ve korunma maliyetleri ile faillerle ilgili yapılan yasal soruşturmaların toplam maliyetinden çok daha düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle şiddetin ortaya çıkmaması için yapılacak girişimler hem kadınlar hem de toplum açısından çok daha önemlidir (KSGM Ulusal Eylem Planı, 2007). Dünya Sağlık Örgütü nün aile içi şiddetin önlenmesine ilişkin önerileri içinde; uluslararası yasal sözleşmelerdeki yükümlülüklere uyumun izlenmesi ve insan haklarını korumaya yönelik yasaların ve diğer mekanizmaların geliştirilmesi önerileri de yer almaktadır (Krug, Dahlberg, Mercy, Zwi and Lozano, 2002). Ülkemiz de aile içi şiddet ile ilgili uluslararası sözleşmelere imza atarak üzerine aldığı sorumlulukları, iç yasal düzenlemelerinde yaptığı iyileştirmelerle yerine getirmeye çalışmaktadır. Bu alanda sadece, politikacılara ve yasa koyuculara değil, tüm meslek gruplarına önemli görevler düşmektedir. Sonuç olarak, üniversitelerin sadece soysal bilimler ve sosyal hizmetler gibi bölümlerine ailede şiddet ve kadına yönelik şiddet içerikli derslerin, ders programlarında yer alması yeterli olmayacaktır. Konuya yönelik olarak tüm kurum ve kuruluşlarda aydınlatıcı ve eğitici programların düzenlenmesi gerektiği önerilebilir. Kadına yönelik şiddetle mücadele ve şiddet mağdurlarına yönelik hizmet sunumu, birçok kamu kurum ve kuruluşuna aynı anda sorumluluk yükler ve koordineli bir iş bölümü gerektirir. Bu kapsamda yasal düzenlemelerin hayata geçirilebilmesi ve gerekli mekanizmaların kurulabilmesi için çok taraflı eylem planları hazırlanmaktadır. Uluslararası ve ulusal düzenlemeleri özetlemek gerekirse; 1. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW): Birleşmiş Milletlerin 6 temel insan hakları sözleşmesinden biri olan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), 1985 yılında imzalayarak taraf olmuş ve Sözleşme 1986 yılında yürürlüğe girmiştir. Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin temel hedefi; toplumsal yaşamın her alanında kadınerkek eşitliğini sağlamak amacıyla, kalıplaşmış kadın-erkek rollerine dayalı önyargıların yanı sıra geleneksel ve benzer tüm ayrımcılık içeren uygulamaların ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesine yazılı dilekçe verme veya şikâyette bulunma hakkı tanıyan İhtiyari Protokol ise 2000 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından imzalanmış ve 29 Ocak 2003 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. İhtiyari Protokol, söz konusu protokole taraf olan ülkelerde yaşanan ciddi ve sistematik kadının insan hakları ihlallerine ilişkin soruşturma yürütülmesine imkân vermektedir. 2. Birleşmiş Milletler Dünya Kadın Konferansları ve Pekin Deklarasyonu: 1995 yılında Pekin de toplanan Dördüncü Dünya Kadın Konferansının ilk üçünden farkı, bir taahhüt konferansı olmasıdır. Ülkeler, Konferans sonrasında ilan edilen Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu isimli belgeleri kabul ederek kadın-erkek eşitliğinin tesis edilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği

20 bakış açısının ana politika, plan ve uygulamalara dahil edilmesi konusunda taahhüt altına girmişlerdir. Türkiye Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformunu çekincesiz kabul etmiş ve 2000 yılına kadar; CEDAW Sözleşmesine konulan temel çekincelerin kaldırılması, zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılması, kadın okumaz yazmazlığının ortadan kaldırılması ve anne çocuk ölüm oranının %50 oranında azaltılması taahhüdünde bulunmuştur. 3. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi): 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da imzaya açılan Sözleşme, aralarında Türkiye nin de bulunduğu 25 ülke tarafından imzalanmış ve 24 Kasım 2011 tarihinde TBMM tarafından onaylanarak, 8 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeyi çekincesiz olarak onaylayan ilk devlet Türkiye dir. Sözleşme kadına yönelik şiddetle mücadele alanında yasal çerçeve oluşturan ve uluslararası bağlayıcılığa sahip ilk düzenleme olması açısından önemlidir. Kadına yönelik şiddetle mücadele, önleme, koruma, ceza ve politika üretme boyutlarıyla ele alınmıştır. Uluslararası alanda kadına yönelik şiddetle ilgili ilk bağlayıcı belge olan söz konusu sözleşme ile kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi, cezalandırılması ve tazminine yönelik mevzuat düzenlemelerinin yapılması, ulusal düzeyde veri toplanması ve eşgüdümden sorumlu resmi bir kurumun belirlenmesi hususları düzenlenmiştir. Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet konusunda yaşanan gelişmelerin izlenebilmesi ve denetlenebilmesi için bir uluslararası izleme komitesinin kurulması, sözleşmenin getirdiği en önemli yeniliklerden bir tanesidir sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun1998 yılında çıkarılan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun: Aile içi şiddet kavramı ilk kez yasalara girmiş; aile içi şiddet durumunda, mağdurun şikayeti olmaksızın (üçüncü şahısların bildirimiyle) polis ve adalet mekanizmasının harekete geçmesi sağlanarak, şiddete karşı çok önemli bir güvence sistemi getirilmiştir sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun : 20 Mart 2012 tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun Uygulanması Hakkında Yönetmelik ise 18 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun ve Kanunun Uygulanması Hakkında Yönetmelik şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin, tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişiler ve şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali olan kişiler hakkında koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları kapsar (ASPB, 2014). 5. Kadın ve Ekonomi Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı, kadın ve erkeğin, toplumsal kurumlar içinde (aile, çalışma, hukuk, eğitim, siyaset, din, eğitim, sağlık vb.) mevcut kaynakları, fırsatları ve gücü kullanımlarında eşitliği ifade ederken toplumsal cinsiyet eşitsizliği de bu alanlardan birinin diğerine göre eşitsiz konumunu anlatır. Biyolojik cinsiyetin aksine toplumsal cinsiyet değiştirilebilir. Pek çok toplumda kadın ve erkek farklı yaratıklar olarak görülmekte ve her birinin kendine ait imkanları, rolleri ve sorumlulukları olduğu kabul edilmektedir (Akın ve Demirel, 2003; Ecevit, 2003). Buna göre erkeklerden güçlü olmaları, ailelerini geçindirmeleri, çevre üzerinde belirli bir etkinlik ve kontrol sağlamları; kadınlardan ise sabırlı, anlayışlı olmaları, evi çekip çevirmeleri, insan ilişkilerini düzenlemeleri beklenmektedir (İmamoğlu, 1991). Kamusal alanda çalışma ve politika doğal olarak erkek; ev işleri ve aile ile ilgili özel alanlar doğal olarak kadının işidir görüşü birçok toplum tarafından benimsenmekte ve uygulanmaktadır.

21 Toplumsal cinsiyet ayrımları hem kadınların hem de erkeklerin yaşamını şekillendirir. Öyle ki kadın kategorisinde olma erkek kategorisinde olmaya göre, kadınların kaynaklara daha az ulaşmasını ve elde etmesini haklı gösterir (Akhun, 2000; Akın ve Demirel 2003; Ecevit, 2003). Kendi toplumlarındaki ekonomik yapılar üzerinde nüfuz sahibi olmaya yönelik fırsatlar ve bu fırsatlara ulaşma açısından kadınlarla erkekler arasında büyük farklılıklar vardır. Dünyanın pek çok bölgesinde kadınlar, mali, parasal, ticari ve diğer ekonomik politikaların düzenlenmesi dahil, ekonomik karar alma mekanizmalarında, vergi sistemlerinde ve ödemelere ilişkin kararlarda hemen hemen hiç yer almamakta ya da yeterince temsil edilmemektedirler. Erkeklerin ve kadınların, zamanlarını ücretli işlerle ücretsiz işler arasında nasıl bölüştüreceklerine ilişkin kişisel kararları, kadın ve erkeklerin ekonomik kaynaklara ulaşabilirliğini, ekonomik güçlerini ve sonuç olarak da bireysel, ailesel ve bir bütün olarak toplumsal düzeyde aralarındaki eşitliğin ölçüsünü, doğrudan etkilemektedir (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Hızlı sosyoekonomik yapı değişimi toplumsal kurumların davranışlarını ve değerlerini etkilemiştir. Bu değişimlerden etkilenen kurumların başında da ülke ekonomisinin temel ünitesi olan aile gelmektedir (2001 Yılı Aile Raporu). Günümüzde kadın ve erkeğe yüklenen toplumsal roller küreselleşme ve kentleşme gibi güçlerin etkisiyle büyük bir hızla değişmektedir. (WHO, 1998). Kadının ev dışında tam zamanlı çalışmasıyla, bir yandan ekonomik gücün paylaşılması, önemli kararların ortaklaşa alınması gibi konularda aileler daha eşitlikçi bir yönde değişmektedir. Ancak diğer yandan erkek rolünün kadın rolüne paralel olarak değişmemesi nedeniyle ev içi ve ev dışı toplam iş yükünün çoğunluğu kadının üstünde kalmakta, paylaşımcı rol dağılımında dengesizlik gözlenmektedir (Newland, 1980, Günay ve Bener, 2011). Pek çok bölgede, kadınların kayıtlı ve kayıt dışı işlerde ücretli çalışmaları önemli ölçüde artmış ve son on yılda epeyce değişikliğe uğramıştır. Dünyanın pek çok ülkesinde kadınların çoğunluğunun tarım ve balıkçılıkla uğraşmasına rağmen gelirin sadece %10 ununu almaktadırlar. Aynı zamanda giderek artan oranda mikro, küçük ve orta ölçekli girişimlerde yer almaya başlamışlar ve bazı durumlarda, genişleyen kayıt dışı sektörde daha üstün konuma geçmişlerdir. Zor ekonomik koşullar ve cinsiyetler arası eşitsizlikten kaynaklanan pazarlık gücünden yoksun olma, pek çok kadını düşük ücretli ve kötü çalışma koşullarına sahip işleri kabul etmeye zorlamış, böylece kadınlar çoğu kez tercih edilen işçiler haline gelmişlerdir. Kadınların gönüllü olarak işgücüne katılım oranları artış göstermesine rağmen, işgücünde daha adil ekonomik katılım belirsizliğini korumaktadır (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003; Jalbert, 2012). Kadın işgücüne yönelik beklentilerde, halen geleneksel bakış tarzının güncelliğini koruması, ücretli istihdama geçişte bir dezavantaj olarak kullanılmış, genellikle düşük statüsü ve düşük gelirli işlerde çalışmalarının gerekçesini oluşturmuştur. Kadının ekonomik ve sosyal hayattaki yerini hak ettiği ölçüde alamamış olması onun ücretli istihdamda yeteri kadar etkin olmaması ile açıklanmıştır. Gelir getiren bir işte çalışmasının toplumsal ve aile içi statüsünü iyileştireceği ileri sürülmüşse de, ailevi yükümlülükleri nedeniyle istihdama zayıf katılmalarına yol açan kısır döngü tam olarak kırılamamıştır (2001 Yılı Aile Raporu). Soroptimist Federasyonu nun 2010 yılında yayınlanan raporunda da belirtildiği gibi; Sanayileşmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde, kentsel ya da kırsal ortamlarda olsun, kadınların çoğu hala daha çocuk yetiştirme, ev işlerini yerine getirme ve aileleri için para kazanma üçlü yükünü taşımaktadırlar (Jalbert, 2012). Sürekli ekonomik büyüme, sosyal kalkınma, çevresel koruma ve sosyal adaletin gerçekleşmesi; insan merkezli sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştiricileri ve yararlanıcıları olarak kadınların ve erkeklerin tam ve eşit katılımını, kadınların ekonomik ve sosyal kalkınmanın vazgeçilmez elemanları olarak görülmesini gerektirmektedir (KSGMc, 2008). Kalkınmanın bileşenlerine ulaşmak için kadınların yeteneklerinin geliştirilmesi olarak tanımlanan (özellikle sağlık, eğitim, kazanç fırsatları,

22 haklar ve politik katılım alanlarında) ekonomik kalkınma ve kadınların güçlendirilmesi arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Bir taraftan, kalkınma tek başına kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikleri azaltmada önemli bir rol oynayabilir; diğer taraftan kadınlara yönelik ayrımcılığın devam etmesi kalkınmayı engelleyebilir. Diğer bir ifade ile kadınların güçlendirilmesi kalkınmayı hızlandırabilir (Duflo, 2012). Öte yandan; daha fazla toplumsal cinsiyet eşitliği ekonomik açıdan da akılcıdır; verimliliği artırmakta ve diğer kalkınma çıktılarını (bir sonraki kuşağın önündeki fırsatları ve toplumsal politikaları ve kurumları iyileştirmek gibi) güçlendirmektedir. Ekonomik kalkınma tüm toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini azaltmak için tek başına yeterli olmayacaktır. Hala devam eden toplumsal cinsiyet uçurumlarını düzeltmeye odaklanan politikalar elzemdir. Ekonomik güçlenme; iş, finansal hizmetler, mal ve diğer üretken varlıklar, beceri geliştirme ve piyasa bilgileri de dahil olmak üzere ekonomik kaynaklar ve fırsatlara kadınların erişimini artırır. Toplumsal cinsiyet eşitliği araçsal yönüyle de önemlidir, çünkü daha fazla cinsiyet eşitliği ekonomik verimliliğe ve diğer kilit kalkınma sonuçlarına ulaşılmasına katkıda bulunur. (OECD, 2012; Dünya Kalkınma Raporu, 2012). Kadınların ekonomik katılımı ve güçlendirilmesi, kendi yaşamlarını kontrol edebilmelerini ve toplumu etkileyebilmelerini sağlayan ve kadın haklarının güçlendirilmesi için temeldir. Kadınlar çoğunlukla ayrımcılık ve kalıcı toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile karşılaşmaktadır, bazı kadınlar etnik kökenleri veya sosyal sınıfları nedeniyle çok yönlü ayrımcılık yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Ancak ekonomide kadının rolünün arttırılması finansal ve ekonomik krizlerin çözüm sürecinin bir parçasıdır, ekonomik esneklik ve büyüme için kritik bir öneme sahiptir. Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporuna (The Global Gender Gap Report 2009) göre (2009) Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde, kadınların ücretlerin erkeklerin ücretlerinin % 30 u civarında olduğu; Latin Amerika ve Güney Asya'da % 40 ı; Sahra-altı Afrika'da % 50 si; ve Doğu Asya ve gelişmiş ülkelerde yüzde oranında kazandıkları belirtilmiştir. Beş farklı ekonomik göstergeye göre değerlendirilmiş olan 134 ülke arasında Orta Doğu ekonomik fırsatta en geniş cinsiyet eşitsizliğine sahip olan bölgedir (Hausmann et al.2009). Ülkemizde kadınların işgücüne katılım oranları son yıllarda oldukça düşük seviyelere gerilemiştir ve yıllar itibarıyla da azalma eğilimi göstermiştir. TÜİK verilerine göre, 2014 yılında ülke genelinde işgücüne katılma oranı %49.1 dr. Cinsiyete göre işgücüne katılma oranları incelendiğinde ise erkeklerin %70 inin, kadınların ise %28.7 sinin işgücüne katıldıkları belirlenmiştir. Erkeklerin işgücüne katılma oranı 2000 yılında %73.7 iken, 2006 yılı için %71.5 dir. Kadınlarda bu oran sırasıyla %26.6 ve %24.9 dur (TÜİK, 2014). Sonuç olarak kadınların işgücüne katılımı kentlerde sınırlı kalmaktadır. İşgücüne katılma oranına kent kır ayrımında bakıldığında kırda işgücüne katılma oranının kenttekinden daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu durum özellikle kentsel yerlerde yaşayan kadınların işgücüne yeterince katılamamasından kaynaklanmaktadır (KSGMc, 2008). Eurostat verilerine göre; 2012 yılında 28 AB ülkesinde işgücüne katılma oranı kadınlar için %59.6 erkekler için %70.1 dır. AB ülkelerinde kadınların işgücüne katılma oranına bakıldığında, Finlandiya ve Litvanya da kadın erkek işgücüne katılım oranları arasındaki farkın sadece %2 olduğu görülmektedir (İsweç ve Letonyada da oldukça düşük bir oran) yılında AB ye üye olan Yunanistan, Romanya, İtalya ve Malta da kadınların işgücüne katılım oranları en düşük seviyede gerçekleşmiştir (%60.0) (EUROSTAT, 2015) Ne yazık ki, kadınların çalışma hayatındaki sorunlarının çözümüne yönelik alınan tedbirler onları kadın olmalarından dolayı korumayı esas alan kurallardan öteye geçmemektedir. Kadınların çalışma hayatına girmelerini destekleyen ve çalışırken karşılaştıkları sorunlara çözüm getirmeye ilişkin tedbirlerin çoğunluğu kadının aile-içi statüsünü sorgulamamakta, işgücü ve istihdamdaki düşük statülü ve düşük oranlı katılımlarının asıl sebebinin ağır yükleri üstlenen kadının bu durumundan kaynaklandığını dikkate almamaktadır (2001 Yılı Aile Raporu).

23 Ekonomik faaliyetlerde cinsiyet ayrımı ve gelir farkı son çeyrek yüzyılda, gelişmekte olan dünyanın büyük bir kısmında kadın ve erkekler için eşit istihdam fırsatlarına veya eşit kazançlara dönüşmemiştir. Kadınlar ve erkekler ekonomik alanın çok farklı kesimlerinde çalışma eğilimindedir ve yüksek gelirli ülkelerde bile bu durumda zaman içinde pek değişiklik göstermemiştir. Neredeyse tüm ülkelerde, erkeklere kıyasla, kadınların düşük üretkenlik faaliyetlerinde çalışma olasılığı daha yüksektir. İşgücünde yer alan kadınların çoğunluğu ücretli veya ücretsiz aile işletmelerinde veya enformel ücretli sektörde çalışmaktadır. Tarımda, özellikle Afrika da, kadınlar daha küçük arazileri işlemekte ve daha az kazanç getiren ürünler yetiştirmektedir. Girişimci olduklarında, daha küçük şirketlerle daha az karlı sektörlerde yoğunlaşma eğilimindedirler. Kayıt dışı istihdamda ise, kadınlar daha çok kadın mesleklerinde ve sektörlerinde yoğunlaşmaktadırlar. Ekonomik faaliyetteki bu cinsiyet ayrımı örüntüleri ekonomik kalkınmayla değişse bile tümden ortadan kaybolmamaktadır. Kadınlar ve erkeklerin çalıştıkları yerler konusundaki bu farkların bir sonucu olarak, kazanç ve üretkenlikteki kadın-erkek farkı ekonomik faaliyetin her biçiminde tarımda, ücretli istihdamda ve girişimcilikte varlığını sürdürmektedir. Neredeyse tüm ülkelerde, imalat sektöründe kadınlar erkeklerden daha az kazanmaktadır (Dünya Kalkınma Raporu, 2012). Ekonominin küreselleşmesi kadınlar için bazı yeni istihdam imkanlarının doğmasına yol açtıysa da, kadınla erkek arasındaki eşitsizlikleri şiddetlendiren yönelimler hâlâ varlığını sürdürmektedirler. Ekonomik entegrasyonun dahil olduğu küreselleşme, yeni imkanlar yaratmasının yanı sıra, yeni koşullara uyma ve ticaret biçimleri değiştikçe yeni istihdam kaynakları bulma gereği yüzünden kadınların istihdam durumu üzerinde baskı yaratabilir. Küreselleşmenin, kadının ekonomik statüsüne etkisi konusunda daha fazla analiz yapılması gerekmektedir (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Daha nötr bir cinsiyet eşitliği politika uygulamaları dengeli, etkili ve iyi yönetişimi desteklemek için bir çatı görevi görür. Sağlıklı ekonomik büyüme ve toplumların sektörlerde (kamu, özel, ticari) inandırıcı etkileşimi için bir katalizör görevi görür. Kadınların çoğunluğunun varlıklara, kredilere, sermayeye veya mülkiyet haklarına adil bir erişim hakları yoktur. Bu nedenle etkin cinsiyet eşitliği politikalarına ihtiyaç duyulmaktadır (Jalbert, 2012). Toplumsal cinsiyet eşitliği aynı zamanda bir kalkınma aracı olarak da önemlidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği ekonomide akılcılıktır: üç yolla ekonomik etkinliği artırabilir ve diğer kalkınma sonuçlarını iyileştirebilir. Birincisi, kadınların eğitime, ekonomik fırsatlara ve üretken girdilere erkeklerle aynı düzeyde erişebilmesini önleyen engelleri kaldırmak birçok verimlilik kazanımları sunabilir ki bu kazanımlar giderek daha rekabetçi, daha küresel hale gelen bir dünyada çok daha önemli hale gelmektedir. İkincisi, kadınların mutlak ve göreli statülerinin iyileştirilmesi, çocuklara yönelik olanlar da dahil olmak üzere birçok diğer kalkınma sonucunu besler. Üçüncüsü, kadınlar ve erkeklerin sosyal ve siyasi açıdan aktif hale gelmek, kararlar almak ve politikaları şekillendirmek için eşit şansa sahip oldukları bir oyun alanı yaratmak; zaman içinde temsil gücü daha yüksek, daha içermeci kurumların ve politika tercihlerinin önünü açarak daha iyi bir kalkınma yolu sunacaktır. Kadınların beceri ve yeteneklerinin doğru kullanılmamasının ekonomik maliyeti yüksektir (ve her geçen gün daha da yükselmektedir). Toplumsal cinsiyet eşitliği, verimlilik üzerinde büyük etkiler yaratabilir. Kadınlar bugün küresel işgücünün %40 tan fazlasını, tarımsal işgücünün %43 ünü ve dünyadaki üniversite öğrencilerinin yarısından fazlasını temsil etmektedir. Bir ekonominin tam potansiyelinde işleyebilmesi için, kadınların beceri ve yeteneklerinin, bu kabiliyetlerden en iyi şekilde yararlanan faaliyetlerde kullanılması gerekir. Kadınların işgücü yetersiz veya yanlış kullanıldığında piyasada veya toplumsal kurumlarda uğradıkları ve eğitimlerini tamamlamalarına, belirli mesleklere girmelerine ve erkeklerle aynı gelirleri kazanmalarına engel olan ayrımcılık yüzünden sonuç ekonomik kayıptır (Dünya Kalkınma Raporu, 2012).

24 6. Kadın ve Çevre İnsanoğlu, var oluşundan bu yana yaşamını, çevresini değiştirerek sürdürmüştür. İnsanın, daha ileri uygarlıklara ulaşma çabası doğal kaynakları cömertçe kullanması ile sağlanmıştır (İlkin, Atkin, 1991). Ancak bu kaynaklardan bazılarının yenilenemez özellikte olması, bazılarının da bilinçsizce kullanılması sonucu dünyanın pek çok yerinde, insan yaşamına elverişli olmayan bir çevre yaratılmıştır (Uçar, 1991). Çevreye verilen zararlar, doğanın kendini yenileyebilme yeteneği sayesinde başlangıçta fark edilememiş ve hatta çevrenin zamanla bu kirliliği yok edebileceği görüşü yaygınlaşmıştır. Ancak zaman içerisinde beklenenin tersine sanayileşme, hızlı nüfus artışı ve düzensiz kentleşme ve insanların çeşitli aktivitelerinin doğal kaynaklar üzerinde giderek artan baskısı, dünyanın ekosistemi üzerinde ağır tahribatlara yol açmıştır (Öztan,1996; Ehrlich ve Ehrlich, 1991). Dolayısıyla doğal kaynakların tüketilerek yok olma derecesinde kullanımı, çevre kirlenmesi olgusunun, insan-doğa dengesinin bozulmasına yol açacak bir yoğunlukta yaşanması, uzun vadede doğanın bir parçası olan insan hayatını ve uygarlıklarının geleceğini tehdit eder bir hale gelmiştir (Uçar, 1991; Ehrlich ve Ehrlich, 1991; Oskamp, 2000). Yaşanan bu değişimler insan ve çevresi arasındaki dengeyi sağlayan koşulları bozmaya başlaması ile birlikte, insanların yaşamlarını ve gelecek nesillerin yaşamlarını güvence altına almak için gerekli önlemleri alma zorunluluğu ortaya çıkmıştır (Koçak ve Balcı, 2010). Özellikle 20. yüzyılda yaşanan nüfus artışı ve ekonomik gelişme sonucu dünya kaynaklarının hızla tükendiğinin farkına varılması, var olan ekonomik sistemin sorgulanmasını sağlamıştır. Gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacını içeren sürdürülebilir gelişme düşüncesinin bilim alanına yansıması sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının ortaya çıkması ile gerçekleşmiştir (Karalar ve Kiracı, 2010). İktisadi beklentilere, çevresel ve sosyal bir duyarlılıkla denge içinde bakılmasına sürdürülebilirlik denilmektedir. Diğer bir ifade ile sürdürülebilir kalkınmanın temelinde kaynakların korunması ve yenilenmesi yatar. Büyüme kavramı, çevre ile uyumlu olduğu sürece sürdürülebilir olarak kabul edilmektedir. Bu da çevre ve sürdürülebilir kalkınmanın birbirinden ayrılmaz iki kavram olduğunu ortaya koymaktadır (Bener ve Babaoğul, 2008). Bir geçim kaynağının sürdürülebilir olması, gerilim ve şoklarla baş edebilmesi, bunların ardından kendini toparlayabilmesi, hem o anda hem gelecekte, doğal kaynak tabanını zayıflatmadan varlıklarını ve yapabilirliklerini geliştirebilmesi demektir (Ehrlich ve Ehrlich, 1991). Sürdürülebilir kalkınma kavramının merkezi insandır. Bütün insanların doğayla uyum içinde sağlıklı ve verimli bir yaşam sürmeye hakkı vardır. Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda, Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı'nda kabul edildiği ve Gündem 21'de yansıtıldığı gibi kadınların; sürdürülebilir ve ekolojik açıdan doğru olan tüketim ve üretim biçimlerinin ve doğal kaynakların yönetimine ilişkin yaklaşımların geliştirilmesinde çok önemli bir rolü vardır (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003; Owren, 2012; Karalar ve Kiracı, 2010). Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon un Mart 2010 da New York ta Columbia Üniversitesindeki konuşmasında Dünya kadınları, sürdürülebilir kalkınma, barış ve güvenlik için bir anahtardır diyerek gelecek nesiller ve sürdürülebilir kalkınma açısından kadınların rolünün önemini vurgulamıştır. İş yükü, doğal kaynakların yönetimi, ekosistem ve biyoçeşitlilik merkezli olması nedeni ile sürdürülebilir kalkınma için her düzeyde gerekli politika ve faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde ve gelecek nesillerin sağlıklı bir gezegene gelmeleri için kadınların deneyim ve bakış açılarına ihtiyaç vardır (Owren, 2012). Kadınların çevreyi kullanma biçimleri tipik olarak toplumsal cinsiyet rolleri ile bağlantılıdır. Kadınlar aileleri için kaynakların yönetimi ve korunmasında ağırlıklı sorumlu olan bireylerdir. Özellikle kırsal alanda kadınlar, doğal kaynakları kullanarak ve yöneterek aileleri ve toplum için

25 yiyecek ve içecek sağlarlar. Suyun temin edilmesi, depolanması, yakıt, gıda ve yemin emniyete alınması ve arazi yönetimi konusunda oldukça fazla zaman harcamaktadırlar. Tüm toplumlarda çocuk, yaşlı ve hasta bakımında ilk olarak kadınlara güvenilmektedir. Geleneksel ve kuşaklararası biyoçeşitlilik bilgileri örneğin; ilaç, beslenme dengesi ve ekim nöbeti yöntemleri tedarik etme görevleri de yine kadınlara aittir. Ancak yolu, suyu, elektriği, okulu olmayan köylerin varlığı, tarım topraklarının verimsizleşmesi ile ormanların tahrip edilmesi gibi olumsuz koşullar kırsal alanda sorumluluğu çok fazla olan kadınların yaşamdaki yükünü arttıran oldukça önemli çevresel sorunlar yaratmaktadır (Owren, 2012; KSGMd, 2008). Kaynak azalmasına, doğal sistemlerin bozulmasına ve kirliliğe yol açan maddelerin tehlikelerine ilişkin bilinç, son on yılda önemli ölçüde artmıştır. Bu giderek kötüleşen koşullar, hassas ekosistemleri yok etmekte, toplumları, özellikle de kadınları üretime yönelik faaliyetlerden alıkoymakta ve güvenli, sağlıklı bir doğal çevreye yönelik, giderek büyüyen bir tehdit oluşturmaktadır. Kadınlar doğal kaynakları kullanarak ve yöneterek aileleri ve toplum için yiyecek sağlamaktadırlar. Tüketici ve üretici, ailelerinin bakımından sorumlu kişiler ve eğitimci olarak kadınlar, şu andaki ve gelecek kuşakların hayat standardı ve sürekliliğine ilişkin dikkat ve ilgileriyle sürdürülebilir kalkınmanın yaygınlaşmasında önemli bir rol oynamaktadırlar. Kadınlar sürdürülebilir tüketim kararlarını etkilemede belirgin bir biçimde güçlü rol oynayabilirler. Buna ek olarak kadınların, çevrenin korunması için taban ve gençlik kampanyaları düzenlemek dahil çevresel yönetime yaptıkları katkılar, genellikle çevresel konularda sorumluluğun paylaşıldığı eylemlere ve kesin kararlara en çok ihtiyaç duyulan yerel düzeylerde meydana gelmektedir. Özellikle yerli halktan kadınlar, ekolojik bağlantılar ve hassas ekosistemlerin yönetimi konusunda belirli bilgilere sahiptirler. Çoğu toplumda kadınlar, balıkçılık dahil geçinmeye yönelik üretimde asıl işgücünü oluştururlar; bu nedenle yiyecek ve besin temininde, geçimin ve kayıt dışı sektörlerin zenginleşmesinde ve çevrenin korunmasında çok önemli rol oynarlar (Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu, 1995). Günümüzde dünyada ve ülkemizde kadınların sürdürülebilirlik ve doğal kaynakların yönetimi bağlamında kalkınmaya katkıları artık daha geniş kitlelerce kabul görmeye başlamıştır (Mazı ve Tan, 2009). Kadınların, sürdürülebilir ve ekolojik açıdan doğru olan tüketim ve üretim biçimleri ile doğal kaynakların kullanımı ve yönetimine ilişkin yaklaşımların geliştirilmesinde önemli bir rolü olduğu uluslararası belgelerde de kabul edilmektedir. Tüketici, üretici, eğitimci ve ailelerinin bakımından sorumlu kişiler olarak kadınlar, hem bu neslin hem de gelecek kuşakların hayat standardı ve bunun sürekliliğinin sağlanmasında kilit noktadadırlar. OECD (2008a) tarafından yapılan bir çalışmada kadınların hijyen, medikal bakım, giyim, ayakkabı, kitap gibi tüketici mallarına erkeklere oranla daha fazla harcama yaptıkları ortaya konmuştur. Yapılan bu çalışmanın aksine İngiltere de ailelerde kadınların daha çok sürdürülebilir tüketim davranışları sergiledikleri gözlemlenmiştir. Bu çalışmada kadınların geri dönüşümlü ürünleri kullandıkları, organik gıdaları ve eko-etiketli ürünleri satın aldıkları, daha etkili enerji tasarrufu ürünleri tercih ettikleri belirlenmiştir (OECD, 2008b). İsveç te yapılan bir çalışmada ise kadınların, toplu taşımacılığı araba kullanmaya tercih ettikleri, erkeklere oranla eve olan kısa mesafelerde yürümeyi tercih ettikleri, erkeklerin ise ulaşımda daha çok kendi arabalarıyla seyahat ettikleri bulunmuştur (Johnsson-Latham, 2007). Dolayısıyla kadınların çevre konusunda eğitilmeleri ve özellikle de bilinçlendirilmeleri oldukça önemlidir. Kadınlara dönük çevre eğitimi ve bilinçlendirme çalışmaları gerek kamu kurum ve kuruluşlarının gerekse sivil toplum kuruluşları ile özel sektörün gündeminde daha çok yer almalıdır (KSGMd, 2008). Çevrenin ve doğal kaynakların korunmasında, çevre kirliliğinin bertaraf edilmesinde, bireylerinin ilk eğitimlerinin başladığı aileye, dolayısıyla başta anne olan, evde veya dışarıda çalışan kadına büyük sorumluluk ve görevler düşmektedir. Çevre eğitimi yalnızca bilgi vermek ve sorumluluk kazandırmakla sınırlı kalmamalı, davranışta da değişiklik yaratmalıdır. Kadınlara, doğal ve insan yapısı çevreyi korumak, çevre sorunlarına ilgi ve dikkati çekmek, sorunların çözümü için bilgi ve

26 davranış kazandırmak, tarih ve kültür mirasının korunmasını öğretmek, doğaya sevgi ve saygıyla yaklaşılması gerektiğini benimsetmek konusunda büyük görevler düşmektedir (Egeli, 1998). Araştırmalar göstermektedir ki insan bütün yaşamı boyu öğreneceklerinin çok önemli kısmını okul öncesi çağda öğrenmektedir. Okul öncesi eğitim, çocuğun içinde yaşamakta olduğu ortamı görmeye, tanımaya ve öğrenmeye başladığı bir dönemdir. Çocuğun çevresiyle ilgili olarak algılamaya başladığı ilk şey, içinde bulunduğu ortamın tümünün çevre olduğudur. Odası, evi, ailesinin bireyleri, komşuları varsa bahçe, sokak vb. Bu dönem içinde anneler babalara göre çocukla daha çok birlikte olurlar ve daha yoğun ilişki içindedirler. Bu nedenle sürdürülebilir tüketim ve sürdürülebilir kalkınmada etken rol oynayan kadınlara çocukların eğitilmesi konusunda önemli görevler düşmektedir (Bener ve Babaoğul, 2008). Kadınların hem etkileyen hem de etkilenen olarak çevre konusunda oluşturulan politikalara eşit katılımının sağlanması, kadının insan haklarının korunması açısından da önemli ve gereklidir. Ancak çevrenin korunması ve yönetimine, çevresel politikaların oluşumuna, planlanmasına ve icra edilmesine kadınların katılımı henüz arzulanan ölçüde gerçekleştirilebilmiş değildir (KSGMd, 2008). Kadınlar genellikle çevresel ahlakı yerleştirmede, kaynak kullanımını azaltmada, israfı ve aşırı tüketimi en aza indirmek için kaynakların yeniden ve dönüştürülerek kullanılmasını yaygınlaştırmada önderlik rolünü üstlenmişler ya da başı çekmişlerdir. Kadınlar sürdürülebilir tüketim kararlarını etkilemede belirgin bir biçimde güçlü rol oynayabilirler. Buna ek olarak kadınların, çevrenin korunması için taban ve gençlik kampanyaları düzenlemek dahil çevresel yönetime yaptıkları katkılar, genellikle çevresel konularda sorumluluğun paylaşıldığı eylemlere ve kesin kararlara en çok ihtiyaç duyulan yerel düzeylerde meydana gelmektedir (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). 7. Kadın ve Medya Günümüzde bilim, iletişim ve teknolojide yaşanan gelişmeler sonucunda medya büyük kitlelere kısa sürede ulaşabilmekte ve onları etkileyebilmektedir. İletişim araçları toplumun davranış kalıpları, değer ve düşünce tarzlarının bireylere kazandırılması ve öğrenilenlerin içselleştirilmesinde etkili olmaktadır. İletişim araçlarına özellikle de görsel medyaya gösterilen yoğun ilginin de kolaylaştırıcı etkisiyle kitlelere aynı ileti çok sayıda ve farklı mesajlarla iletilmekte, çok hızlı bir bilgi akışı sağlanmaktadır. Medya toplumun kültürel ve sosyal yapısının belirlenmesinde, toplumsal yargıların olumlu yönde değişmesi işlevine sahip olabileceği gibi, haber ve yorumları aracılığıyla mevcut toplumsal yargıları yeniden de üretebilir. Bu açıdan medya, kadın ile erkeğin yer alışına eşitlikçi bir anlayışla yer vererek, kadın erkek eşitliğinin ve kadınların ilerlemesinin sağlanmasında önemli potansiyele sahiptir. Son yıllarda çeşitli toplumsal sorumluluk projelerinin medya tarafından desteklendiği görülse de, topyekün bir dönüşümün gerçekleştiğini söylemek güçtür. Kadınların iletişim sistemlerine katılımında ve ulaşabilirliğinde yaşanan eşitsizlik, medyada kadının klişe rollerle temsil edilmesi, şiddet içeren küçültücü kadın imajına sıkça yer verilmesi gibi farklı biçimlerle toplumsal cinsiyet eşitsizliği medyada yeniden üretilmekte, toplumda mevcut cinsiyet ayrımcılığının devamlılığı sağlanmakta ve mevcut eşitsizlikler güçlendirilmektedir (KSGMe, 2008). Medyada kadın temsili yoğun olarak 1970 li yıllarda feminist medya çalışmaları aracılığıyla gündeme getirilmiştir. Kadını ikincil konuma iten toplumsal süreçlerin medyadaki kadın temsilleri ile etkileşim içinde kurulduğuna dikkat çekilmiştir. Bu durum, medya sektöründeki kadın istihdamının dikkate değer azlığı ile ilişkilidir. Aslında bu yargı, kadın bakış açısının medyadan dışlanmasına ve eril iktidar ilişkileri ile zihniyet yapılarının medya ürünlerine ve popüler kültür alanına hâkim olmasına yol açmaktadır. Kadının güçsüzlüğünün yeniden üretilmesinde ve kadın bedeninin nesneleştirilip bir sömürü alanına dönüştürülmesinde medyanın önemli bir rolü olduğu öne sürülmektedir. Kadınlığa atfedilen negatif değerleri yeniden üreten kadın temsillerinin

27 dönüştürülebilmesi için, medya sektöründe çalışan kadınların çoğalmasının önemine vurgu yapılır. Medya sektöründe karar verici konumlarda bulunan kadınların çoğalmasının, kadının ve kadın sorunlarının medya metinlerinde eşit ve adilane bir temsil olanağına kavuşmasında etkili olabileceği tartışılır. Uluslararası kadın çalışmaları literatüründe medyada kadın istihdamı çerçevesinde yapılmış araştırmalar medyada kadın istihdamı ve medyada kadın temsili çerçevesinde ortaya çıkan ilişkiyi çok iyi yansıtmaktadır. Medyada kadınlarla ilgili değersizleştirici tutumlar, izleyici/okuyucu olarak kadının konumunu da önemsizleştirme ve aşağılamayı getirmektedir. Kadın izleyicilerin pasif, eleştirellikten uzak birer tüketici oldukları yönünde yaygın bir kanaat vardır (Çelenk, 2010). Kadın bedenini nesneleştiren görsel sunumlar da problemli alanlardan biridir. Kadınlara yazılı ve görsel basında çoğu zaman sadece bedenleri teşhir edilmek üzere yer verilmekte, bu teşhire eşlik eden haber metinleri görsel malzemeyi kullanabilmenin bir bahanesi olmaktan öte bir amaç taşımamaktadır. Günümüzde kitle iletişim araçları, özellikle de televizyon reklamlarında kadına yönelik cinsiyetçi bakış açısı, kadını belirli bir rol içinde göstermiştir. Birçok ürün reklamında, kadınların nesne olarak yalnızca cinsel çekiciliği ön planda olan bir obje olarak kullanıldığı iddia edilmektedir. Reklamlarda kadınların vücutlarını sergilemeleri erkeklere oranla daha yaygındır. Kadınlar genellikle; kozmetik, giyim, ev eşyası ve sağlık ürünleri reklamlarında yer almaktadırlar. Bu reklamlar arasında ise iç giyim, kadın bağı ve çorap reklamlarında kadınların vücutları daha ön plana çıkmaktadır (Karaca ve Papatya, 2011). Televizyon reklamlarında kadının anneliği, çocuklarına bakması, iyi bir ev kadını olması, başarılı bir iş yaşamının yanı sıra kusursuz bir eş, kadınlığı, çekici bir vücuda sahip olması gibi rolleri vurgulamanın yanı sıra cinsellik açısından özellikle vurgulanan bacakları, bakımlı saçları, elleri, yüzü, teni, belli bir mal ya da hizmeti satmak için reklamcılar tarafından yoğun olarak kullanılmaktadır (Özgür, 1996). Kadın temsillerinde hatalarla dolu bir medya veya haber yaklaşımının toplum hayatında kadınlar aleyhine süre giden eşitsizlikleri sona erdirmek bakımından umut kırıcı bir tablo oluşturmaktadır (Çelenk, 2010). Besler ve Oruç (2010) tarafından yazılı basında kadın yöneticilerin hangi konularla haber oldukları, içerik ve metin analizi yöntemi ile belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada, başarı haberlerinde toplam dokuz haberle yazılı basında en çok yer alan kadın yönetici Güler Sabancı dır. Sabancı nın güçlü ve başarılı olduğunu vurgulayan bu haberler, Türkiye nin en köklü ve büyük şirketlerinden birini bir kadın yöneticinin yönettiğini vurgulamaktadır. Bu haberlerin başlıkları, Güler Sabancı nın Avrupa nın güçlü ve başarılı yöneticileri sıralamasında üst sıralarda yer aldığını belirtmekte ve bir Türk kadınının bu sıralamada yer almasının önemini yansıtmaktadır. Bunun yanında erkek işi olarak adlandırılan bazı sektörlerde başarılı olan kadın yöneticilere ilişkin haberler de yazılı basında yer almıştır. Örneğin Kaymakam Bey Hanım Hasankeyflinin umudu başlıklı haberde (Hürriyet, 31 Ekim 2003) Hasankeyf te göreve başlayan kadın kaymakamın, yaptığı işin erkek egemen bir iş olması dolayısıyla, kadın olduğunun halk tarafından unutulması ve kaymakam bey şeklinde hitap edilmesi haber olarak yansıtılmıştır. Yerel yönetimlerde ve hatta kadın işi ya da pembe işler olarak adlandırılabilecek işlerde bile (örneğin öğretmenlik) kadın yönetici sayısının oldukça az olduğu, gazetelerde yer alan çeşitli betimleyici araştırmalarla ortaya konmuştur. Kadınların ağırlıklı olarak çalıştıkları sektörlerde bile yönetim seviyelerine gelememeleri, Türkiye de cam tavan kavramının ne kadar yaygın olduğunun bir göstergesidir. Cinsiyet ayrımcılığının bir uzantısı olan cam tavan kavramı ve bu kavramı yansıtan haberler, kadınların erkek egemen olarak adlandırılan işlere girmelerinin ve hatta yönetim seviyelerine gelmelerinin ne kadar zor olduğunu desteklemektedir yöneticiden sadece 20 si kadın (Milliyet, 27 Eylül 2005) başlıklı haberde, Eğitim-Sen in yaptığı araştırmaya yer verilerek, AKP hükümeti döneminde yeri değiştirilen veya ilk defa atanan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) yöneticilerinin sayısının yok denecek kadar az olduğu sonucu ortaya konmuştur. Bu dönemde atanan 7163 yöneticiden sadece 20 sinin kadın olduğunun belirlendiği haber, çalışanlarının nerdeyse

28 yarısı kadınlardan oluşan eğitim sektöründe, kadın yöneticilerin sayısının ne kadar az olduğunun altını çizmektedir. Bir başka haber, 26 Ocak 2005 te Sabah ta çıkan Milli eğitimde kadının adı yok başlıklı haberdir. Haberde, başta yöneticiler olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarını çoğunu erkeklerin oluşturduğu, şimdiye kadar hiçbir kadının Milli Eğitim Bakanı olmadığı, okullarda görev yapan her yüz yöneticiden sadece beşinin kadın olduğu belirlenmiştir. Bu haberler de, kadınların yönetim seviyelerine gelmekte ne kadar zorlandıklarını belirlemekte ve cam tavan olgusunun Türkiye deki varlığını ortaya koymaktadır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, üst düzey yönetim seviyelerine gelmiş başarılı kadınların haberlerinin de basında yer aldığını belirtmek mümkündür. Yaşar da Feyyan Hanım dönemi (Milliyet, 24 Aralık 2003) başlıklı haber Yaşar Holding gibi büyük bir kuruluşun başına bir kadın yöneticinin geçtiğini vurgulamaktadır. Nazan Hanım Visa Avrupa nın ilk kadın yöneticisi oldu (Hürriyet, 18 Haziran 2003); Intel 32 ülkeyi Ayşegül Hanım dan soracak (Sabah, 14 Şubat 2004) gibi haberler üst düzey yöneticilik seviyelerine ulaşmış kadın yöneticilere yönelik birkaç haber başlığından seçilen örneklerdir. Yapılan çeşitli araştırmalarda kadınların medyada ancak % 21 lik bir temsille var olabildiklerini ortaya koymaktadır. Bu düşük temsil oranları en yoğun, görselliğin devreye giremediği radyo yayınlarında kendini göstermekte, televizyonda % 22, gazetelerde % 21 oranında konu edilen kadın, % 17 ile en az radyoda kendine yer bulabilmektedir. Yani medya aracılığıyla, göreceli olarak kadının görünmez kılındığı bir dünya yaratılmakta, kadınların yer aldığı haberlerde ise kadının yansıtılış şekli cinsiyet kalıplarını daha da güçlendirmektedir (KSGMe, 2008). Küresel Medya İzleme Projesi nin (Global Media Monitoring Project- GMMP) 2010 yılında yayınladığı rapora göre, medya sektöründe kadının görmezden gelinmesi, eksik temsili ya da belirli roller içinde sunulması küresel bir sorun olarak da varlığını sürdürmektedir. Kadının medyada 108 ülkede, yaklaşık 1281 gazete, televizyon ve radyo haberinde kadın ve erkeğin hangi oranlarda haberlerde yer aldığı incelenmiştir. Proje kapsamında 16 bin 734 haber öyküsü, haberi hazırlayan ve sunan 20 bin 769 medya çalışanı ile habere konu olan 35 bin 543 kişi yer almıştır (Türkiye'den altı ulusla televizyon, iki ulusal radyo ve sekiz ulusal gazete incelenmiştir). Rapor sonuçlarına göre; dünyada haberlerde yer alan kadınların oranı sadece %24 tür. %76 sı ise erkektir. Haberlerde yer alan insanların dörtte üçü erkektir. Haber öznesi durumundaki kadınların % 18 i kurban-mağdur olarak sergilenmektedir. Haberin öznesi olan erkeklerin sadece % 8 i kurban-mağdur durumundadır. Her üç erkeğe karşılık yalnızca bir kadın haber konusu olmuştur. Kadınlara en çok % 43'lük bir oranla ünlüler, doğum günleri, evlilikler, ölüm duyuruları vb. konularla ilgili haberlerde rastlanmıştır. Haber bültenlerinde kurban/mağdur olarak sergilenenlerin % 54'ünü kadınlar, %46'sını erkekler oluşturmaktadır. Kadınlar % 33'lük bir oranla, en sık suç ve şiddet ile ilgili haberlerde merkez özne durumunda yer almaktadır. Sosyal ve hukuk/yasa ile ilgili haberlerde ise kadınların oranları yalnızca % 8 dir (Orhon, 2010). Araştırmada ayrıca medyada çalışan muhabir ve sunucu sayıları cinsiyete göre incelenmiştir. Televizyon, radyo ve gazetelerde aktarılan haberlerde muhabirlerin sadece % 37 si kadınlardan oluşmaktadır. Bu rakam 2005 yılı ile aynıdır. Medyada kadın istihdamı konusunda bir gelişme kaydedilememiş durumdadır. Televizyondaki haberlerin % 52 si, radyodaki haberlerin % 45 i kadınlar tarafından sunulmaktadır. Televizyon ve radyoda haberleri sunan kadınların ortalaması 2005 ve 1995 dönemlerine göre azalış göstermiştir. Kadınların muhabirliğini yaptığı haberlerde erkek muhabirlerin yaptığına oranla kadın haber öznelerine daha sık rastlanmaktadır. Ekonomi haberlerinin % 63'ü, Ünlü, sanat, medya ve spor haberlerinin % 82'si, Politika ve hükümet haberlerinin ise % 55'i cinsiyet kalıplarını güçlendirmektedir (Orhan, 2010). Medyanın her yerde, kadının ilerlemesine çok daha büyük katkıda bulunma potansiyeli vardır. İletişim sektöründe kariyer yapmayı seçen kadın sayısı artmış olmakla birlikte, bunların pek azı karar

29 alma düzeylerindeki konumlara gelmişler veya medya politikasını etkileyen yönetim kurulları ve organlarında yer almışlardır. Kamu ve özel, yerel, ulusal ve uluslararası medya örgütlerinde sıkça rastlanan cinsiyete dayalı klişeleştirme tutumunun ortadan kaldırılmasına ilişkin başarısızlık, medyanın cinsiyete duyarlı olmadığını kanıtlamaktadır (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Özkan ve Özbaş ın (2010) kadınların kitle iletişim araçlarına ne kadar ulaşabildikleri, ulaştıklarında tercihlerinin neler olduğu ve bu tercihlerin kadın sağlığını geliştirmede nasıl etkili kullanılabileceklerinin tartışıldığı çalışmada, kadınların görsel medyayı kullanımının yeterli olduğu, internet ve yazılı basına ulaşmada ise yetersizlikler yaşadıkları tespit edilmiştir. Ayrıca televizyona ulaşmada kır-kent farkı azken, yazılı basın ve internete ulaşmada bu farkın arttığı görülmektedir. Yine kadınların medyayı sağlığı geliştirmede kullanmak istedikleri, kullandıklarında ise yararını gördükleri gözlenmiştir. Buna rağmen medyada sağlık haberlerinin yayınlanışında bazı sorunların yaşandığı da belirlenmiştir. Çalışmada, kadın sağlığının geliştirilmesinde çok etkili olabilecek medyanın doğru şekilde kullanımın desteklenmesi, sağlık haberlerinin kalitesinin ve çeşitliliğinin artırılması konularında hem sağlık hem de medya çalışanlarına önemli görevler düştüğü vurgulanmıştır. Elektronik, basılı, görsel ve işitsel medyanın iletişimde sürekli olarak kadının olumsuz ve alçaltıcı imajlarına yer vermesinin değişmesi gerekmektedir. Çoğu ülkedeki elektronik ve basılı medya, kadınların farklı yaşamlarını ve değişen dünyada topluma katkılarını dengeli olarak yansıtmamaktadır. Buna ek olarak, şiddete yer veren, küçültücü ve pornografik medya ürünleri kadınları ve onların topluma katılmalarını olumsuz yönde etkilemektedir. Kadının geleneksel rollerini pekiştiren programlar da aynı ölçüde sınırlayıcı olabilmektedir. Tüketim eğiliminin dünya çapında yaygınlaşması, reklamların ve ticari mesajların kadınları çoğu kez asıl tüketiciler olarak gösterdiği ve uygun olmayan bir biçimde kız çocuklarını ve her yaştan kadınları hedef aldığı bir ortamın doğmasına yol açmıştır (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Becerilerini, bilgilerini ve bilgi teknolojisine ulaşabilirliklerini zenginleştirerek, kadınları güçlendirmek gerekmektedir. Bu kadınların olumsuz imajlarıyla uluslararası çapta mücadele etme ve önemi giderek artan bir endüstrinin gücünü kötüye kullanmasına karşı çıkma yeteneklerini güçlendirecektir. Medyanın iç işleyişine yönelik mekanizmalar oluşturmasına ve güçlendirmesine, ayrıca cinsiyete önyargılı programların ortadan kaldırılması için geliştirilmiş yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Çoğu kadın, özellikle gelişmekte olan ülkelerdekiler, genişleyen elektronik bilgi yollarına etkin bir biçimde ulaşamamakta, bu nedenle kendilerine değişik bilgi kaynakları sağlayacak ağlar kuramamaktadırlar. Bu yüzden kadınların, yeni teknolojilerin geliştirilmesiyle ilgili karar alma mevkilerinde bulunmalarını ve böylelikle bu yeni teknolojilerin büyüme ve etkilerine bütünüyle katılmalarını sağlamak gerekmektedir (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). 8. Kadın ve Kurumsal Mekanizmalar Dünyada kadın nüfusun toplumun hemen hemen yarısını oluşturmasına rağmen, çalışma yaşamında, yönetsel pozisyonlarda geçmişten günümüze kadınların erkeklerle aynı düzeyde yer alamamalarının sebebi çoğu zaman toplumların kadının üstlenmesi gereken rollere dair çizdikleri çerçeve olarak belirlenmiştir (Güldal, 2004). Aynı zamanda toplumda iş hayatında iş tanımlarının ve iş koşullarının genellikle erkek ağırlıklı olarak belirlenmiş olması kadının iş dünyasında ikinci plana atılmasına ve üst yönetim kademelerinde yer alamamasına sebebiyet vermiştir. Özellikle kadından beklenen geleneksel rol gereği psikolojik olarak, ailesi ve kariyeri arasında kalması kariyeri açısından ilerlemesini zorlaştırmıştır (Korkmaz, 2014). Ülkemizde hukuki açıdan kadının erkekle eşit söz hakkına ve temsil yetkisine sahip olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu sisteme toplumsal açıdan ve sosyal hayatta uygulanabilirliği açısından bakıldığında, özellikle kadının siyasi alandaki varlığının birçok engelle karşılaştığı görülmektedir. Oysa bireylerin karar alma süreçlerinde etkin rol alabilmeleri,

30 siyaset hayatına katılarak fikir ve eylemlerini paylaşmalarıyla gerçekleştirilebilecektir (Aydemir ve Aydemir, 2011). Dünyada yasama organlarında kadınların sayısı artmıştır, ancak hala düşük seviyededir.1990 yılında Birleşmiş Milletler ve ulusal siyasette değişim meydana getirmek için yeterli olduğu düşünülen meclisteki koltuk sayısını % 30 unu oluşturacak olan kadını kritik bir kitleyi saptamak için kadınları davet etmiştir. Yirmi yıl sonra, Uluslararası Parlamenter Birliği göre, 186 ülkeden sadece 26 ülkenin % 30 a ulaştığı, tek veya daha az parlamentoda kadın temsilinin % 30 u geçtiği belirlenmiştir. ABD de 2010 yılında kadınların meclisteki temsil oranı %16.8 dir. Bu oran dünya çapındaki kadınların meclisteki % 19 luk temsil oranından biraz düşüktür. Küresel rakamlar, büyük bölgesel eşitsizlikleri gizlemektedir. Kadınlar İskandinav ülkelerinde parlamentonun % 42.2 sini oluştururken, Arap meclislerinin sadece % 12.0'sini oluşturmaktadır. Bazı Afrika ülkeleri listesinin en başında yer almaktadır. İlk sırada % 56 ile Ruanda bulunmaktadır, Ruanda yı % 45 ile Güney Afrika izlemektedir. İsveç'te ise kadınlar mecliste % 45 lik oranında temsil edilmektedir (Ashford, 2012c). Türkiye'de ilk kez 8 Şubat 1935'te, TBMM Beşinci Dönem seçimleri sonucunda 18 kadın milletvekili Meclis'e girmiştir. O günden bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclis'inde 9134 milletvekili içinde sadece 236 kadın milletvekili seçilebilmiştir. Yani Cumhuriyet tarihi boyunca, Meclisin sadece % 2.6' sı kadın olmuştur Genel Seçimlerine kadar Meclis'te en yüksek kadın oranına İsmet İnönü'nün Başbakanlığı ( ) döneminde 18 milletvekiliyle ulaşılmıştır. Bu dönemdeki % 4.5 lik olan kadın temsil oranı ancak 2007 seçimlerinde % 9.1 ile aşılabilmiştir. Meclis'te en az kadın milletvekili olduğu dönem, üç kadın milletvekili ile 1. Menderes Hükümeti ( ) ve 27 Mayıs 1960 askeri yönetimi arkasından gelen dönemidir (TÜSİAD ve KAGİDER, 2008). Siyasi katılım, seçim kampanyalarında çalışma, mitingleri izleme, siyasi tartışmalara katılma, oy kullanma, bireysel ve örgütsel çıkar sağlama, siyasal kararları etkilemek ve bilgilenmek gibi pek çok faaliyeti kapsamaktadır. Bu faaliyetlerin bir kısmında daha aktif görünen kadınların, siyasetin üst kademelerinde temsilinin ciddi şekil de düştüğü görülmektedir. Yani kadınlar, siyasi tercihlerinin tabana yayılması konusunda erkekler ile benzer şekilde çaba gösterseler de, bu tercihleri yönlendirici pozisyonlarda yer bulmaları çok kısıtlı düzeyde kalmaktadır. Kadınların siyasete aktif katılmasını engelleyen etkenler, kadının diğer kamusal faaliyetlere katılmasına veya orada yükselmesine engel olanlardan farklı değildir. Bu nedenle siyasal katılımın değerlendirilmesinde toplumda, cinsiyete dayalı işbölümü, sosyo-ekonomik unsurlar ve siyasal süreçler gibi faktörlerin iç içe geçen bir ilgisinden söz etmek mümkündür (Aydemir ve Aydemir, 2011). Kadınların güçlendirilmesi ve ilerlemesini yaygınlaştıracak politikaların düzenlenmesini, uygulanmasını, yürürlüğe konmasını, izlenmesini, değerlendirilmesini, savunulmasını ve desteğin harekete geçirilmesini sağlayacak ulusal mekanizmalar pek çok ülkede kurulmuştur. Ulusal mekanizmaların biçimleri değişiktir ve etkileri birbiriyle eşit değildir, bazı durumlarda başarısızlığa uğramıştır. Ulusal hükümet birimlerinde çoğu kez marjinalleştirilen bu mekanizmalar, açık olmayan görev tanımları, yeterli personel, eğitim, veri ve kaynak yokluğu ve ulusal politik liderlerin yeterli desteği vermeyişi yüzünden sıklıkla engellenmektedir (Pekin+5 Siyasi Deklarasyonu ve Sonuç Belgesi, 2003). Hem dünyada hem de Türkiye de yerel siyaset/yönetim ve kadın konusunda ele alınan çalışmalar oldukça kısıtlıdır. Yapılan az sayıdaki çalışmada da, yerel yönetim/siyaset ve kadın konusu, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadının siyasal katılımının ve temsilinin azlığı ve nedenleri üzerine yoğunlaşmıştır. Türkiye de yerel yönetimlerde toplumsal cinsiyete duyarlı yaklaşımın eksikliğine işaret eden ve yerel yönetimlerin faaliyet ve uygulamalarında toplumsal cinsiyet eşitsizliğine vurgu yapan çalışma sayısı çok azdır. Bu nadir öncü çalışmalardan birisi, Türkiye de yerel yönetimlerin kadınların temel gereksinimleri için önemli olduğunu tartışan Ayten Alkan ın Yerel Yönetimler ve

31 Cinsiyet (2005) adlı kitabıdır. Bu bağlamda dikkat çekici diğer iki çalışmadan birisi, yerel düzeyde kadınların karşılaştıkları eşitsizlikleri ve bunların çözümüne yönelik politikaları tartışmayı hedefleyen KADER in Cinsiyet Eşitliği Yolunda Yerel Politikalar Raporu dur (30 Mayıs 2006). Avrupa Parlamentosu izleme raporlarında, Türkiye'de kadınların siyasal kararlara yetersiz katılımı, ulusal ve yerel düzeydeki siyasal temsildeki düşük düzeyi her seferinde vurgulanmaktadır (TÜSİAD ve KAGİDER, 2008). Korkmaz (2014) çalışan kadınların yöneticilik pozisyonuna gelmelerinde karşılaştıkları sorunları inceleyerek bu sorunlardan biri olan cam tavan sendromunu gidermeye yönelik stratejiler oluşturmak amacıyla gerçekleştirdiği çalışmasında, günümüzde, iş dünyasındaki kadın nüfusunun hızla artmasına rağmen, üst yönetim pozisyonlarında kadın çalışan oranının oldukça az olduğu ve kadınların üst düzey yönetici pozisyonlarına gelmelerinde karşılaştıkları engellerin cinsiyet ayrımcılığı konusunda en sık karşılaşılan örnekler arasında yer aldığını dile getirmiştir. Yönetim literatüründe cam tavan olarak adlandırılan bu durumun, kadınların üst yönetim kademelerine gelememe nedenleri arasında yer aldığını ve onların başarı ve liyakatlerine bakılmaksızın ilerlemelerini engellediğini ifade etmiştir. Bu durumun kadınların kariyer ilerlemelerini olumsuz etkilediği gözler önüne sermiştir Bir Ülkede Kadının Karar Mekanizmalarına Katılımı Toplumların Daha Eşitlikçi Bir Yaklaşımla Yönetilmesine Katkı Sağlar Türkiye deki kadın işgücü ve kadın yönetici istatistiklerine ve yönetici pozisyonunda yer alabilecek kadın yönetici sayısının azlığının nedenlerinin, kadın yöneticilerin karşılaştıkları sorunların ele alındığı Besler ve Oruç (2010) çalışmasında, kadınların da kadın yönetici ile çalışmak istememeleri ve kadın işi olarak adlandırılan mesleklerde bile kadının yönetici seviyelerine ulaşamadıklarını belirlemişlerdir. Analiz sonucunda elde edilen kategoriler, Türkiye de kadınların üst düzey yöneticilik seviyelerine ulaşmalarının önünde birçok engel bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu engellerin aşılması için ise çok çaba harcanması gerekmektedir. Türkiye de ağırlıklı olan erkek egemen yapı, kadınların iş yerlerinde yönetici olarak kabul edilmelerini engellemektedir. Bunu destekleyen önemli bir yapı da, kadınların ve erkeklerin toplumsal cinsiyet kalıplarını benimsemeleridir. Toplumsal cinsiyetin ve kültürün beslediği önyargılar, kadınların cam tavan olgusunu kırmalarını zorlaştırmaktadır. Bu önyargıların giderilmesi için, kadın yöneticilerin başarı haberlerinin topluma ulaştırılması önemlidir. Bunun yanında, pozitif ayrımcılık uygulamaları kadınların üst düzey yönetim seviyelerine gelmesini ve önyargıların kırılmasını sağlayan uygulamalardan biridir.

ÜLKEMİZDE KADIN SAĞLIĞI KADINLA İLGİLİ YAPILAN ULUSLAR ARASI TOPLANTILAR

ÜLKEMİZDE KADIN SAĞLIĞI KADINLA İLGİLİ YAPILAN ULUSLAR ARASI TOPLANTILAR ÜLKEMİZDE KADIN SAĞLIĞI KADINLA İLGİLİ YAPILAN ULUSLAR ARASI TOPLANTILAR DERSİN İÇERİĞİ: Kadınla İlgili Yapılan Uluslararası Toplantılar I. Dünya Kadın Konferansı II. Dünya Kadın Konferansı III. Dünya

Detaylı

C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002.

C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI NIN GELİR DAĞILIMINDA ADALETSİZLİK VE YOKSULLUK SORUNUNA YAKLAŞIMI (SEKİZİNCİ

Detaylı

Kırsal Alan ve Özellikleri, Kırsal Kalkınmanın Tanımı ve Önemi. Doç.Dr.Tufan BAL

Kırsal Alan ve Özellikleri, Kırsal Kalkınmanın Tanımı ve Önemi. Doç.Dr.Tufan BAL Kırsal Alan ve Özellikleri, Kırsal Kalkınmanın Tanımı ve Önemi Doç.Dr.Tufan BAL Dersin İçeriği Kırsal Kalkınma Kavramının Tarihçesi Kırsal Kalkınmada Temel Amaç Kırsal Alan Kalkınma Politikaları Kırsal

Detaylı

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve 2030 Sonrası Kalkınma Gündemi

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve 2030 Sonrası Kalkınma Gündemi Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve 2030 Sonrası Kalkınma Gündemi Musa Rahmanlar Ankara/2016 Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Dairesi/Sosyal Sektörler ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü İçerik 1. Sürdürülebilir

Detaylı

TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ

TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ 445 TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ Aydeniz ALİSBAH TUSKAN* 1 İnsanların bir biçimde sınıflanarak genel kategoriler oturtulması sonucunda ortaya çıkan kalıplar ya da bir

Detaylı

KADINLAR AÇISINDAN SAVUNMASIZLIK/ÖRSELENEBİLİRLİK. Prof. Dr. Şevkat BAHAR ÖZVARIŞ

KADINLAR AÇISINDAN SAVUNMASIZLIK/ÖRSELENEBİLİRLİK. Prof. Dr. Şevkat BAHAR ÖZVARIŞ KADINLAR AÇISINDAN SAVUNMASIZLIK/ÖRSELENEBİLİRLİK Prof. Dr. Şevkat BAHAR ÖZVARIŞ HÜKSAM Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Cinsiyetle ilgili savunmasızlık UNESCO Uluslar

Detaylı

Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri Nüfus; 1- Nüfusun Yaş Gruplarına Göre Dağılımı Genç (Çocuk) Nüfus ( 0-14 yaş )

Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri Nüfus; 1- Nüfusun Yaş Gruplarına Göre Dağılımı Genç (Çocuk) Nüfus ( 0-14 yaş ) Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri Nüfus; ülkelerin kalkınmasında, ülkenin dünyadaki etki alanını genişletmesinde potansiyel bir güç olarak önemli bir faktördür. Nüfusun potansiyel gücü, nüfus miktarı

Detaylı

MESLEKİ EĞİTİM, SANAYİ VE YÜKSEK TEKNOLOJİ

MESLEKİ EĞİTİM, SANAYİ VE YÜKSEK TEKNOLOJİ VİZYON BELGESİ (TASLAK) Türkiye 2053 Stratejik Lokomotif Sektörler MESLEKİ EĞİTİM, SANAYİ VE YÜKSEK TEKNOLOJİ Millet Hafızası ve Devlet Aklının bize bıraktığı miras ve tarihî misyon, İstanbul un Fethinin

Detaylı

Sivil Yaşam Derneği. 4. Ulusal Gençlik Zirvesi Sonuç Bildirgesi

Sivil Yaşam Derneği. 4. Ulusal Gençlik Zirvesi Sonuç Bildirgesi Sivil Yaşam Derneği 4. Ulusal Gençlik Zirvesi Sonuç Bildirgesi GİRİŞ Sivil Yaşam Derneği 21-23 Ekim 2016 tarihleri arasında Konya da 4. Ulusal Gençlik Zirvesi ni düzenlemiştir. Zirve Sürdürülebilir Kalkınma

Detaylı

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği. Sürdürülebilir Kalkınma Ders Notu

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği. Sürdürülebilir Kalkınma Ders Notu 4 Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Sürdürülebilir Kalkınma Ders Notu Toplumsal cinsiyet eşitliği, bireylerin cinsiyet temelli ayrımcılığa uğramadan toplumsal yaşamın her alanında eşit olarak yer alması,

Detaylı

TÜİK in YOKSULLUK ANALİZLERİ ÜZERİNE

TÜİK in YOKSULLUK ANALİZLERİ ÜZERİNE Yıl: 24 Sayı:87 Nisan 2010 9 Güncel TÜİK in YOKSULLUK ANALİZLERİ ÜZERİNE Sıddık Ensari TÜİK periyodik olarak 2002 yılından beri düzenli bir şekilde yaptığı Hanehalkı Bütçe Anketleri sonuçlarını esas alan

Detaylı

İNSANİ GELİŞMEYİ SÜRDÜRMEK:! EĞİTİM VE İŞGÜCÜ PİYASASI GÖSTERGELERİ İTİBARİYLE TÜRKİYE NİN PERFORMANSININ DEĞERLENDİRİLMESİ!

İNSANİ GELİŞMEYİ SÜRDÜRMEK:! EĞİTİM VE İŞGÜCÜ PİYASASI GÖSTERGELERİ İTİBARİYLE TÜRKİYE NİN PERFORMANSININ DEĞERLENDİRİLMESİ! İNSANİ GELİŞMEYİ SÜRDÜRMEK:! EĞİTİM VE İŞGÜCÜ PİYASASI GÖSTERGELERİ İTİBARİYLE TÜRKİYE NİN PERFORMANSININ DEĞERLENDİRİLMESİ!! IŞIL KURNAZ" GAZİ ÜNİVERSİTESİ UNDP 2014 İNSANİ GELİŞME RAPORU# TÜRKİYE TANITIM

Detaylı

Eğitimde ve Toplumsal Katılımda Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanması Projesi

Eğitimde ve Toplumsal Katılımda Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanması Projesi Eğitimde ve Toplumsal Katılımda Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanması Projesi 2005-2008 Gerçekleştirmek istediğimiz hedeflerimiz var... Birleşmiş Milletler Bin Yıl Hedefleri: Tüm kız ve erkek çocuklarının ücretsiz,

Detaylı

3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği Konutu, Ankara Saat: 16:00. Çevre ve Orman Bakanlığı nın Saygıdeğer Müsteşar Yardımcısı,

3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği Konutu, Ankara Saat: 16:00. Çevre ve Orman Bakanlığı nın Saygıdeğer Müsteşar Yardımcısı, Türkiye nin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı nın Geliştirilmesi Projesi nin Açılış Toplantısında Ulrika Richardson-Golinski a.i. Tarafından Yapılan Açılış Konuşması 3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği

Detaylı

1. SOSYAL SERMAYE 1. (1) (2) 2. (3). (4) 3. (5) (6) 4.

1. SOSYAL SERMAYE 1. (1) (2) 2. (3). (4) 3. (5) (6) 4. 1. SOSYAL SERMAYE 1. Sosyal sermaye OECD tarafından grup içerisinde ya da gruplar arasında işbirliğini kolaylaştıran anlayışlar, paylaşılan değerler, normlarla birlikte ağlar olarak tanımlanmaktadır (1).

Detaylı

ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALAR

ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALAR ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALAR III. Sınıf Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Risk Gruplarına Yönelik Sosyal Politikalar Dersi Notları-VI Doç. Dr. Şenay GÖKBAYRAK İçerik Engellilere

Detaylı

Türkiye de işsizler artık daha yaşlı

Türkiye de işsizler artık daha yaşlı Türkiye de işsizler artık daha yaşlı Esen Çağlar, Ozan Acar, Haki Pamuk Mart 2007 2001 krizinden günümüze Türkiye ekonomisinde iki önemli yapı değişikliği birlikte yaşanmıştır. Bir yandan makroekonomik

Detaylı

EFA 2009 Küresel İzleme Raporu. Eşitsizliklerin Üstesinden Gelmek: Yönetişim. EFA Hedeflerindeki İlerleme ve Önemli Noktalar

EFA 2009 Küresel İzleme Raporu. Eşitsizliklerin Üstesinden Gelmek: Yönetişim. EFA Hedeflerindeki İlerleme ve Önemli Noktalar EFA 2009 Küresel İzleme Raporu Eşitsizliklerin Üstesinden Gelmek: Yönetişim EFA Hedeflerindeki İlerleme ve Önemli Noktalar EFA 2009 Raporu na göre; iyi bir yönetişim ile okula kayıt oranları artabilir,

Detaylı

Dünya Nüfus Günü, 2013

Dünya Nüfus Günü, 2013 Sayı: 13663 Dünya Nüfus Günü, 2013 11 Temmuz 2013 Saat: 10:00 Dünya Nüfus Günü nün bu yılki teması Ergen Gebeliği olarak belirlendi Türkiye İstatistik Kurumu, 2012 yılından itibaren özel günlerde (8 Mart

Detaylı

Eşit? Son 20 yılda üniversiteye kaydolan kadın sayısı 7 kat arttı 2009 da kadınların %51 i yükseköğretim öğrencisi

Eşit? Son 20 yılda üniversiteye kaydolan kadın sayısı 7 kat arttı 2009 da kadınların %51 i yükseköğretim öğrencisi Ana Ana mesajlar mesajlar Aralık Aralık 2011 2011 EŞİTLİK? Eşit? Son 20 yılda üniversiteye kaydolan kadın sayısı 7 kat arttı 2009 da kadınların %51 i yükseköğretim öğrencisi. buna rağmen 35 milyon kız

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

EFA 2008 Küresel İzleme Raporu. 2015 e Kadar Başarabilecek miyiz? Önemli Noktalar

EFA 2008 Küresel İzleme Raporu. 2015 e Kadar Başarabilecek miyiz? Önemli Noktalar EFA 2008 Küresel İzleme Raporu 2015 e Kadar Başarabilecek miyiz? Önemli Noktalar EFA 2008 Raporu bir orta dönem değerlendirmesidir. 2000 yılından bu yana gerçekleşen önemli gelişmeler 1999-2005 yılları

Detaylı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Ülkesel Fizik Planı. Bölüm III. Vizyon, Amaç ve Hedefler (Tasarı)

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Ülkesel Fizik Planı. Bölüm III. Vizyon, Amaç ve Hedefler (Tasarı) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ülkesel Fizik Planı Bölüm III. Vizyon, Amaç ve Hedefler (Tasarı) Şehir Planlama Dairesi İçişleri Bakanlığı Lefkoşa - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 2014 İçindekiler 1. Giriş...

Detaylı

2050 ye Doğru Nüfusbilim ve Yönetim: Eğitim Sistemine Bakış

2050 ye Doğru Nüfusbilim ve Yönetim: Eğitim Sistemine Bakış 2050 ye Doğru Nüfusbilim ve Yönetim: Eğitim Sistemine Bakış Prof. Dr. Yüksel KAVAK Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi TÜSİAD / UNFPA İstanbul, 5 Kasım 2010 1 Ana tema: Nüfusbilim ve Yönetim Çalışmanın

Detaylı

SAĞLIKLI ŞEHİR YAKLAŞIMI

SAĞLIKLI ŞEHİR YAKLAŞIMI SAĞLIKLI ŞEHİR YAKLAŞIMI Bugün şehirlerimizdeki problemlerin çoğu fakirlik, eşitsizlik, işsizlik, işe ve mal ve hizmetlere erişim zorlukları, düşük düzeyde sosyal ilişkiler ve kentsel alanlardaki düşük

Detaylı

Türkiye de Erken Çocukluk Gelişimi ve Binyıl Kalkınma Hedefleri Yolunda Gelişmeler. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Yıldız YAPAR.

Türkiye de Erken Çocukluk Gelişimi ve Binyıl Kalkınma Hedefleri Yolunda Gelişmeler. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Yıldız YAPAR. Türkiye de Erken Çocukluk Gelişimi ve Binyıl Kalkınma Hedefleri Yolunda Gelişmeler Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Yıldız YAPAR 12 Ekim 2010 Sunuş Planı Erken Çocukluk Gelişimi (EÇG) Nedir? Binyıl

Detaylı

İSTANBUL ATIK MUTABAKATI

İSTANBUL ATIK MUTABAKATI İSTANBUL ATIK MUTABAKATI 2013 ün Mayıs ayında İstanbul da bir araya gelen dünyanın farklı bölgelerinden belediye başkanları ve seçilmiş yerel/bölgesel temsilciler olarak, küresel değişiklikler karşısında

Detaylı

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece SİLİVRİ 2014 DÜNYA VE AVRUPA KENTİ Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte rekabetçi bir sanayi ekonomisi haline gelmiştir. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin

Detaylı

81 İl için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi Ülker Şener & Hülya Demirdirek

81 İl için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi Ülker Şener & Hülya Demirdirek 81 İl için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi Ülker Şener & Hülya Demirdirek TEPAV, 2014 2 Neden bu çalışmaya ihtiyaç duyduk? Kadınların durumunu il düzeyinde ortaya koyacak cinsiyete duyarlı verinin

Detaylı

Kadın girişimciliğini geliştirmek yoluyla ekonomik ve sosyal yaşamda kadının konumunu güçlendirmek vizyonuyla kurulduk.

Kadın girişimciliğini geliştirmek yoluyla ekonomik ve sosyal yaşamda kadının konumunu güçlendirmek vizyonuyla kurulduk. KAGIDER 2020 KAGİDER KİMDİR? Kadın girişimciliğini geliştirmek yoluyla ekonomik ve sosyal yaşamda kadının konumunu güçlendirmek vizyonuyla kurulduk. Kadının üreterek ve varlığını özgürce ortaya koyarak

Detaylı

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER DUNYA GIDA GUNU ACLIGA KARSI BIRLESELIM Dr Aysegul AKIN FAO Turkiye Temsilci Yardimcisi 15 Ekim 2010 Istanbul Bu yılki kutlamanın teması, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde dünyadaki açlıkla mücadele

Detaylı

İşgücü Piyasasında Gelişmeler: Döneminde Kadınlar ve Erkeklerin İstihdamı ve İşsizliği Ne Yönde Değişti? 1

İşgücü Piyasasında Gelişmeler: Döneminde Kadınlar ve Erkeklerin İstihdamı ve İşsizliği Ne Yönde Değişti? 1 İşgücü Piyasasında Gelişmeler: 04-06 Döneminde lar ve lerin İstihdamı ve İşsizliği Ne Yönde Değişti? KEİG Platformu Türkiye de kadınların işgücüne ve istihdama katılım oranları benzer gelişmişlik seviyesindeki

Detaylı

Kadınların Ġstihdama Katılımı ve YaĢanan Sorunlar

Kadınların Ġstihdama Katılımı ve YaĢanan Sorunlar Kadınların Ġstihdama Katılımı ve YaĢanan Sorunlar Lütfi ĠNCĠROĞLU Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdür Yardımcısı GiriĢ Nüfusunun yarısı kadın olan ülkemizde, kadınların işgücü piyasasına

Detaylı

BELGESİ. YÜKSEK PLANLAMA KURULU KARARI Tarih: 05.06.2009 Sayı: 2009/21

BELGESİ. YÜKSEK PLANLAMA KURULU KARARI Tarih: 05.06.2009 Sayı: 2009/21 TÜRKİYE HAYAT BOYU ÖĞRENME STRATEJİ BELGESİ YÜKSEK PLANLAMA KURULU KARARI Tarih: 05.06.2009 Sayı: 2009/21 Dr. Mustafa AKSOY Hayat Boyu Öğrenmenin Geliştirilmesi Operasyon Koordinatörü mustafaaksoy@meb.gov.tr

Detaylı

TR63 BÖLGESİ MEVCUT DURUM ANALİZİ DEMOGRAFİK GÖSTERGELER

TR63 BÖLGESİ MEVCUT DURUM ANALİZİ DEMOGRAFİK GÖSTERGELER g TR63 BÖLGESİ MEVCUT DURUM ANALİZİ DEMOGRAFİK GÖSTERGELER TABLOLAR Tablo 1. TR63 Bölgesi Doğum Sayısının Yaş Gruplarına Göre Dağılımı (2011)... 1 Tablo 2. Ölümlerin Yaş Gruplarına Göre Dağılımı (2011)...

Detaylı

EĞİTİM VE ÖĞRETİM 2020 BİLGİ NOTU

EĞİTİM VE ÖĞRETİM 2020 BİLGİ NOTU EĞİTİM VE ÖĞRETİM 2020 BİLGİ NOTU Sosyal, Bölgesel ve Yenilikçi Politikalar Başkanlığı (ŞUBAT 2014) Ankara 0 Avrupa 2020 Stratejisi ve Eğitim de İşbirliğinin Artan Önemi Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ ve KADIN Avrupa Birliği Bakanlığı Sunum İçeriği AB nin kadın-erkek eşitliği ile ilgili temel ilkeleri AB nin kadın istihdamı hedefi AB de toplumsal cinsiyete duyarlı

Detaylı

TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1

TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1 ( STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1 Yeni Dönem Türkiye - Suudi Arabistan İlişkileri: Kapasite İnşası ( 2016, İstanbul - Riyad ) Türkiye 75 milyonluk nüfusu,

Detaylı

Eğitim İhtisas Komitesi. Prof. Dr. Mustafa Safran Komite Başkanı Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi

Eğitim İhtisas Komitesi. Prof. Dr. Mustafa Safran Komite Başkanı Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Eğitim İhtisas Komitesi Prof. Dr. Mustafa Safran Komite Başkanı Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Bu sunuda 1 Ekibimiz 2 UNESCO Eğitim Sektörü 3 Herkes İçin Eğitim (EFA) Küresel İzleme Raporları (Hedefler,

Detaylı

İkinci Öğretim. Küreselleşme ve Yoksulluk

İkinci Öğretim. Küreselleşme ve Yoksulluk İkinci Öğretim Küreselleşme ve Yoksulluk Küreselleşme, özellikle 1980 li yılların sonları ve 1990 lı yılların başlarından itibaren dünyada yaygın olarak kullanılan çok boyutlu bir kavramdır. Küreselleşmenin

Detaylı

KALKINMANIN SÜREKLİLİĞİ KALİTELİ BEŞERİ SERMAYE İLE MÜMKÜN

KALKINMANIN SÜREKLİLİĞİ KALİTELİ BEŞERİ SERMAYE İLE MÜMKÜN 2016 TEMMUZ AĞUSTOS - SEKTÖREL KALKINMANIN SÜREKLİLİĞİ KALİTELİ BEŞERİ SERMAYE İLE MÜMKÜN Bilişim teknolojilerinin ucuzlaması ve yaygınlaşması bilgi akışını hızlandırdı. Bunun sonucunda da yoğun bilgi

Detaylı

Dr. Şükrü Keleş, PhD Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı 3 Mayıs 2017 Çarşamba

Dr. Şükrü Keleş, PhD Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı 3 Mayıs 2017 Çarşamba Sağlık Hizmeti Sunumunda Savunmasız / Örselenebilir Gruplara Yaklaşım Dr. Şükrü Keleş, PhD Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Sunum akışı Sağlık hizmet sunumunun amacı nedir? Savunmasız/Örselenebilir gruplar

Detaylı

Araştırma Notu 17/212

Araştırma Notu 17/212 Araştırma Notu 17/212 18 Mayıs 2017 15-19 YAŞ ARASINDAKİ 850 BİN GENÇ NE İŞGÜCÜNDE NE EĞİTİMDE Gökçe Uysal * ve Selin Köksal ** Yönetici Özeti 2014 ve 2015 Hanehalkı İşgücü Anketi verileri kullanılarak

Detaylı

Sürdürülebilir Kalkınma ve Tarım. DR. TAYLAN KıYMAZ KALKıNMA BAKANLıĞı

Sürdürülebilir Kalkınma ve Tarım. DR. TAYLAN KıYMAZ KALKıNMA BAKANLıĞı Sürdürülebilir Kalkınma ve Tarım DR. TAYLAN KıYMAZ KALKıNMA BAKANLıĞı Kalkınma ve Sürdürülebilir Kalkınma Kalkınmanın amacı; ekonomik büyüme olmayıp, temel olarak insan yaşam kalitesinin arttırılmasıdır.

Detaylı

Dünya nüfusunun 1.2 milyarını adolesanlar oluşturmaktadır (dünya tarihindeki en yüksek rakam..) Bu nüfusun %85 i gelişmekte olan ülkelerde.

Dünya nüfusunun 1.2 milyarını adolesanlar oluşturmaktadır (dünya tarihindeki en yüksek rakam..) Bu nüfusun %85 i gelişmekte olan ülkelerde. Dünya nüfusunun 1.2 milyarını adolesanlar oluşturmaktadır (dünya tarihindeki en yüksek rakam..) Bu nüfusun %85 i gelişmekte olan ülkelerde. Yaşadıkları toplumlardaki birbirinden çok farklı politik, ekonomik,

Detaylı

Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu 47. Dönem Toplantısı

Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu 47. Dönem Toplantısı Etkinlik Değerlendirmeleri 145 Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu 47. Dönem Toplantısı Nilüfer Timisi Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyin Kadının Statüsü Komisyonu toplantıları çerçevesinde

Detaylı

M2 S1. Üreme Sağlığı. Tanım, Üreme Hakları, Bütüncül Yaklaşım. Doç. Dr. Günay SAKA 12 Mayıs 2011

M2 S1. Üreme Sağlığı. Tanım, Üreme Hakları, Bütüncül Yaklaşım. Doç. Dr. Günay SAKA 12 Mayıs 2011 M2 S1 Üreme Sağlığı Tanım, Üreme Hakları, Bütüncül Yaklaşım Doç. Dr. Günay SAKA 12 Mayıs 2011 M2 S6 Üreme Sağlığına Yönelme Bükreş konferansı (1974) II. Nüfus Konferansı (1984 Meksika) Kadın ve çocuklara

Detaylı

DOĞURGANLIĞI BELİRLEYEN DİĞER ARA DEĞİŞKENLER 7

DOĞURGANLIĞI BELİRLEYEN DİĞER ARA DEĞİŞKENLER 7 DOĞURGANLIĞI BELİRLEYEN DİĞER ARA DEĞİŞKENLER 7 Banu Akadlı Ergöçmen ve Mehmet Ali Eryurt Bu bölümde gebeliği önleyici yöntem kullanımı dışında kadının gebe kalma riskini etkileyen temel faktörler incelenmektedir.

Detaylı

ÇALIŞMA HAYATINDA DEZAVANTAJLI GRUPLAR. Şeref KAZANCI Çalışma Genel Müdür Yardımcısı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı MART,2017

ÇALIŞMA HAYATINDA DEZAVANTAJLI GRUPLAR. Şeref KAZANCI Çalışma Genel Müdür Yardımcısı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı MART,2017 ÇALIŞMA HAYATINDA DEZAVANTAJLI GRUPLAR Şeref KAZANCI Çalışma Genel Müdür Yardımcısı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı MART,2017 Dezavantajlı gruplar; işe giriş veya çalışma hayatına devam etmede zorluklarla

Detaylı

Türkiye, OECD üyesi ülkeler arasında çalışanların en az boş zamana sahip olduğu ülke!

Türkiye, OECD üyesi ülkeler arasında çalışanların en az boş zamana sahip olduğu ülke! Türkiye de İnsanlar Zaman Yoksulu, Kadınlar Daha da Yoksul 1 KEİG Platformu 3 Ocak 2019 Zaman kullanımı ile ilgili karşılaştırmalı istatistiklere bakıldığında, Türkiye özel bir konuma sahip. İstihdamda

Detaylı

KRONOLOJİK YAŞ NEDİR?

KRONOLOJİK YAŞ NEDİR? Yaşlılık YAŞ NEDİR? Yaş;Kronolojik ve Biyolojik yaş olarak iki biçimde açıklanmaktadır. İnsan yaşamının, doğumdan içinde bulunulan ana kadar olan bütün dönemlerini kapsayan süreci kronolojik yaş ; içinde

Detaylı

En çok sanayi sektöründe çalışan kadınlar iş yaşamından çekilip evine dönüyor 1

En çok sanayi sektöründe çalışan kadınlar iş yaşamından çekilip evine dönüyor 1 En çok sanayi sektöründe çalışan kadınlar iş yaşamından çekilip evine dönüyor 1 KEİG Platformu Kasım 2018 2014 yılında sanayide çalışan her dört kadından biri 2 bir yıl içinde işini bırakmış 3. Oysa bu

Detaylı

ÇOCUK HAKLARI HAFTA 2

ÇOCUK HAKLARI HAFTA 2 HAFTA 2 Bu haftaki ders önü sorularımız: 1. Size göre hak kavramı nedir? Çocukluğunuzu da göz önünde tutarak sahip olduğunuz/olmadığınız veya kullanabildiğiniz haklarınızı tartışınız. 2 Geçmişte çocuklar

Detaylı

Türkiye nin Gizli Yoksulları 1

Türkiye nin Gizli Yoksulları 1 PLATFORM NOTU'14 / P-1 Yayınlanma Tarihi: 11.03.2014 * Türkiye nin Gizli ları 1 Thomas Masterson, Emel Memiş Ajit Zacharias YÖNETİCİ ÖZETİ luk ölçümü ve analizine yeni bir yaklaşım getiren iki boyutlu

Detaylı

Sosyal Bakım Hizmetlerine Kamu Yatırımının İstihdam, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Yoksulluğa Etkileri: Türkiye Örneği *

Sosyal Bakım Hizmetlerine Kamu Yatırımının İstihdam, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Yoksulluğa Etkileri: Türkiye Örneği * Sosyal Bakım Hizmetlerine Kamu Yatırımının İstihdam, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Yoksulluğa Etkileri: Türkiye Örneği * İstanbul Teknik Üniversitesi Kadın Araştırmaları Merkezi ve Levy Ekonomi Enstitüsü

Detaylı

VİZYON BELGESİ (TASLAK) TÜRKİYE - MALEZYA STRATEJİK DİYALOG PROGRAMI Sivil Diplomasi Kapasite İnşası: Sektörel ve Finansal Derinleşme

VİZYON BELGESİ (TASLAK) TÜRKİYE - MALEZYA STRATEJİK DİYALOG PROGRAMI Sivil Diplomasi Kapasite İnşası: Sektörel ve Finansal Derinleşme VİZYON BELGESİ (TASLAK) TÜRKİYE - MALEZYA STRATEJİK DİYALOG PROGRAMI Sivil Diplomasi Kapasite İnşası: Sektörel ve Finansal Derinleşme ( 2017-2021 Türkiye - Malezya ) Türkiye; 80 milyonluk nüfusu, gelişerek

Detaylı

IMF KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜMÜ

IMF KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜMÜ IMF KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜMÜ Hazırlayan: Sıla Özsümer AB ve Uluslararası Organizasyonlar Şefliği Uzman Yardımcısı IMF Küresel Ekonomik Görünümü IMF düzenli olarak hazırladığı Küresel Ekonomi Görünümü

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

KAPSAYICI EĞİTİM. Kapsayıcı Eğitimin Tanımı Ayrımcılığa Neden Olan Faktörler

KAPSAYICI EĞİTİM. Kapsayıcı Eğitimin Tanımı Ayrımcılığa Neden Olan Faktörler KAPSAYICI EĞİTİM Kapsayıcı Eğitimin Tanımı Ayrımcılığa Neden Olan Faktörler Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Eğitimi 1 Kapsayıcı Eğitim Eğitimde kapsayıcılık

Detaylı

TRC2 BÖLGESİ NDE İŞSİZLİK ORANI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

TRC2 BÖLGESİ NDE İŞSİZLİK ORANI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME TRC2 BÖLGESİ NDE İŞSİZLİK ORANI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Hamit BİRTANE Uzman Mart 2012 TRC2 BÖLGESİ NDE İŞSİZLİK ORANI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Günümüz ekonomilerinin en büyük sorunlarından biri olan

Detaylı

İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ SONUÇ DEKLARASYONU

İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ SONUÇ DEKLARASYONU 18-20 Haziran 2009 İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ 1 İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) üyesi 57 ülkeye yönelik düzenlenen İslam Ülkelerinde Mesleki ve Teknik Eğitim Kongresi 18-20 Haziran

Detaylı

14 Kasım Dünya Diyabet Günü. Kadınlar ve Diyabet: Sağlıklı bir gelecek hakkımız

14 Kasım Dünya Diyabet Günü. Kadınlar ve Diyabet: Sağlıklı bir gelecek hakkımız 14 Kasım Dünya Diyabet Günü Kadınlar ve Diyabet: Sağlıklı bir gelecek hakkımız 14 Kasım Dünya Diyabet Gününe ilişkin Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalımızın bilgilendirme metni:

Detaylı

ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA KADıN SAĞLıĞı. Araş. Gör. Kevser Özdemir

ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA KADıN SAĞLıĞı. Araş. Gör. Kevser Özdemir 1 ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA KADıN SAĞLıĞı Araş. Gör. Kevser Özdemir Kadın Sağlığı 2/30 Kadın sağlığı, kadının doğumdan ölümüne kadar olan süredeki tüm sağlık durumunu kapsar. Kadın sağlığı hizmetlerindeki çağdaş

Detaylı

Eğitimin Ekonomik Temelleri

Eğitimin Ekonomik Temelleri Eğitimin Ekonomik Temelleri Ekonomi, doğadaki kıt kaynakların en verimli biçimde kullanılması artırılması inceleyen bir bilim dalıdır. İnsanlar var oluşlarının itibaren doğadaki kaynakları kullanarak yaşamlarını

Detaylı

RIO+20 ışığında KOBİ ler için yenilikçi alternatifler. Tolga YAKAR UNDP Turkey

RIO+20 ışığında KOBİ ler için yenilikçi alternatifler. Tolga YAKAR UNDP Turkey RIO+20 ışığında KOBİ ler için yenilikçi alternatifler Tolga YAKAR UNDP Turkey Billion people 10 World 8 6 4 2 Africa Asia Europe Latin America and Caribbean Northern America 2050 yılında dünya nüfusunun

Detaylı

ULUSAL ÖLÇEKTE GELIŞME STRATEJISINDE TRC 2 BÖLGESI NASIL TANIMLANIYOR?

ULUSAL ÖLÇEKTE GELIŞME STRATEJISINDE TRC 2 BÖLGESI NASIL TANIMLANIYOR? YEREL KALKINMA POLİTİKALARINDA FARKLI PERSPEKTİFLER TRC2 BÖLGESİ ULUSAL ÖLÇEKTE GELIŞME STRATEJISINDE TRC 2 BÖLGESI NASIL TANIMLANIYOR? BÖLGESEL GELIŞME ULUSAL STRATEJISI BGUS Mekansal Gelişme Haritası

Detaylı

Araştırma Notu 14/163

Araştırma Notu 14/163 g Araştırma Notu 14/163 7 Mart 2014 REİSİ KADIN OLAN HER DÖRT HANEDEN BİRİ YOKSUL Gökçe Uysal * ve Mine Durmaz ** Yönetici özeti Gerek toplumsal cinsiyet eşitliği gerekse gelecek nesillerin fırsat eşitliği

Detaylı

Bin Yıl Kalkınma Hedefleri Açısından Türkiye de Çalışma Yaşamında Kadınların Durumu

Bin Yıl Kalkınma Hedefleri Açısından Türkiye de Çalışma Yaşamında Kadınların Durumu Bin Yıl Kalkınma Hedefleri Açısından Türkiye de Çalışma Yaşamında Kadınların Durumu Prof.Dr. Gülay Toksöz A.Ü. SBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü BKH Hedef 3: Cinsiyet Eşitliği ve Kadınların

Detaylı

AĠLE VE SOSYAL POLĠTĠKALAR BAKANLIĞININ TEġKĠLAT VE GÖREVLERĠ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME (1)

AĠLE VE SOSYAL POLĠTĠKALAR BAKANLIĞININ TEġKĠLAT VE GÖREVLERĠ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME (1) AĠLE VE SOSYAL POLĠTĠKALAR BAKANLIĞININ TEġKĠLAT VE GÖREVLERĠ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME (1) Kanun Hük. Kar. nin Tarihi : 3/6/2011, No : 633 Yetki Kanununun Tarihi : 6/4/2011, No : 6223 Yayımlandığı

Detaylı

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer AB ve Uluslararası Organizasyonlar Şefliği Uzman Yardımcısı IMF Küresel Ekonomik

Detaylı

İKLİM MÜCADELELERİ. bu küresel sorunlarla yüzleşmede kilit bir rol oynayacak, eğitme, tecrübeye ve uzmanlığa sahiptir.

İKLİM MÜCADELELERİ. bu küresel sorunlarla yüzleşmede kilit bir rol oynayacak, eğitme, tecrübeye ve uzmanlığa sahiptir. İKLİM MÜCADELELERİ 20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, iklimdeki değişimler daha belirgin hale gelmiştir. Günümüzde, hava sıcaklığındaki ve yağış miktarındaki değişimler, deniz seviyesinin yükselmesi,

Detaylı

G20 BİLGİLENDİRME NOTU

G20 BİLGİLENDİRME NOTU G20 BİLGİLENDİRME NOTU A. Finans Hattı Gündemi a. Büyüme Çerçevesi Güçlü, sürdürülebilir ve dengeli büyüme için küresel politikalarda işbirliğinin sağlamlaştırılması Etkili bir hesap verebilirlik mekanizması

Detaylı

Tablo 26. Kullanılabilir Gelire göre Sıralı %20 lik Grupların Toplam Tüketim Harcamasından Aldığı Pay

Tablo 26. Kullanılabilir Gelire göre Sıralı %20 lik Grupların Toplam Tüketim Harcamasından Aldığı Pay Tablo 26. Kullanılabilir Gelire göre Sıralı %20 lik Grupların Toplam Tüketim Harcamasından Aldığı Pay %20 lik Gelir Grupları 2009 2010 Değişim Oranı 2009 2010 En düşük %20 9,1 9,1 0,9-0,4 2. %20 13,4 14,0-2,9

Detaylı

İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI

İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI Türkiye'deki Tek Üniversite İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI Biz, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi nin paydaşları; gelecek kuşaklara daha yaşanabilir

Detaylı

Polonya ve Çek Cumhuriyeti nde Tahıl ve Un Pazarı

Polonya ve Çek Cumhuriyeti nde Tahıl ve Un Pazarı Polonya ve Çek Cumhuriyeti nde Tahıl ve Un Pazarı Polonya da 400-450 un değirmeni olduğu biliniyor. Bu değirmenlerin yıllık toplam kapasiteleri 6 milyon tonun üzerine. Günde 100 tonun üzerinde üretim gerçekleştirebilen

Detaylı

1. BİLİŞİM. 1.1. Dünya da Bilişim Altyapısı

1. BİLİŞİM. 1.1. Dünya da Bilişim Altyapısı 1. BİLİŞİM 1. Bilişim teknolojilerinin ülke kalkınmasında hızlandırıcı rolünden daha çok yararlanılması, bilgiye dayalı ekonomiye dönüşümler rekabet gücünün kazanılması, eğitim yoluyla insan gücü yaratılması

Detaylı

Kadın Olmak? Prof. Dr. Sibel ERKAL İLHAN

Kadın Olmak? Prof. Dr. Sibel ERKAL İLHAN Kadın Olmak? Prof. Dr. Sibel ERKAL İLHAN Sadece kadın olmak konusunu anlatmak eksik kalır Erkek ve kadın olarak anlatmak gerekir. Üreme ve neslin devamı erkek ve dişi ile gerçekleşir. Kadının Toplumdaki

Detaylı

DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog

DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog KONYA KARAMAN BÖLGESİ İÇ GÖÇ RAPORU 22.07.2014 Eğer bir ülkede gelişmiş bölgelerde büyük

Detaylı

AB 2020 Stratejisi ve Türk Eğitim Politikasına Yansımaları

AB 2020 Stratejisi ve Türk Eğitim Politikasına Yansımaları AB 2020 Stratejisi ve Türk Eğitim Politikasına Yansımaları Y. Doç. Dr. Tamer Atabarut Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi Müdürü atabarut@boun.edu.tr Avrupa 2020 Stratejisi: Akıllı, Sürdürülebilir

Detaylı

2030 da Nasıl Bir Dünya? FAO nun Vizyonu Dr. Ayşegül Akın Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilci Yardımcısı Beslenme ve

2030 da Nasıl Bir Dünya? FAO nun Vizyonu Dr. Ayşegül Akın Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilci Yardımcısı Beslenme ve 2030 da Nasıl Bir Dünya? FAO nun Vizyonu Dr. Ayşegül Akın Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilci Yardımcısı Beslenme ve Sağlık Bienali 12.11.2014/İstanbul Sunum başlıkları Kısa

Detaylı

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 23: Çalışma Hakkı

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 23: Çalışma Hakkı İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 23: Çalışma Hakkı Gülşah Özcanalp Göktekin Uzman Sosyolog / İş ve Meslek Danışmanı Liderlik Enstitüsü Eğitim ve İstihdam Hizmetleri Çalışma Evrensel Bir Haktır İnsan

Detaylı

2014-2023 BÖLGE PLANI SÜRECİ. Bursa Sosyal Yapı Özel İhtisas Komisyonu Çalışmaları 28.05.2013 Merinos Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi

2014-2023 BÖLGE PLANI SÜRECİ. Bursa Sosyal Yapı Özel İhtisas Komisyonu Çalışmaları 28.05.2013 Merinos Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi 2014-2023 BÖLGE PLANI SÜRECİ Bursa Sosyal Yapı Özel İhtisas Komisyonu Çalışmaları 28.05.2013 Merinos Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi Küreselleşme Küresel ekonominin bütünleşmesi Eşitsiz büyüme Ekonomik

Detaylı

Araştırma Notu 18/229

Araştırma Notu 18/229 Araştırma Notu 18/229 18 Mayıs 2018 15-19 YAŞ ARASINDAKİ 700 BİN GENÇ NE İŞGÜCÜNDE NE EĞİTİMDE Gökçe Uysal * ve Yazgı Genç ** Yönetici Özeti 2012-2016 dönemine ait Hanehalkı İşgücü Anketi verileri kullanılarak

Detaylı

TÜRKİYE DE MESLEKİ EĞİTİM

TÜRKİYE DE MESLEKİ EĞİTİM Uzman Melisa KORKMAZ TÜRKİYE DE MESLEKİ EĞİTİM Eğitimde Genel Görünüm Günümüz küresel rekabet ortamında bilgi ve bilgi teknolojileri giderek önem kazanmakta, ülkeler her geçen gün hızla gelişen teknoloji

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI EKONOMİK KALKINMA VE İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ (OECD) TÜRKİYE EKONOMİK TAHMİN ÖZETİ 2017 RAPORU DEĞERLENDİRMESİ

İZMİR TİCARET ODASI EKONOMİK KALKINMA VE İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ (OECD) TÜRKİYE EKONOMİK TAHMİN ÖZETİ 2017 RAPORU DEĞERLENDİRMESİ İZMİR TİCARET ODASI EKONOMİK KALKINMA VE İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ (OECD) TÜRKİYE EKONOMİK TAHMİN ÖZETİ 2017 RAPORU DEĞERLENDİRMESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER MÜDÜRLÜĞÜ MART 2018 Hazırlayan: Yağmur Özcan Uluslararası

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ HAYAT BOYU ÖĞRENME İÇİN KİLİT YETKİNLİKLER

AVRUPA BİRLİĞİ HAYAT BOYU ÖĞRENME İÇİN KİLİT YETKİNLİKLER AVRUPA BİRLİĞİ HAYAT BOYU ÖĞRENME İÇİN KİLİT YETKİNLİKLER Özgül ÜNLÜ HBÖ- HAREKETE GEÇME ZAMANI BU KONU NİÇİN ÇOK ACİLDİR? Bilgi tabanlı toplumlar ve ekonomiler bireylerin hızla yeni beceriler edinmelerini

Detaylı

KADIN DOSTU KENTLER - 2

KADIN DOSTU KENTLER - 2 KADIN DOSTU KENTLER - 2 KADIN DOSTU KENT NEDİR? KADINLARIN Sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlere İstihdam olanaklarına Kaliteli, kapsamlı kentsel hizmetlere (ulaşım, konut vb) Şiddete maruz kaldıkları takdirde

Detaylı

Araştırma Notu 16/195

Araştırma Notu 16/195 Araştırma Notu 16/195 18 Mayıs 2016 HER ÜÇ GENÇTEN BİRİ EĞİTİMİNE DEVAM ETMİYOR Gökçe Uysal *, Melike Kökkızıl ** ve Selin Köksal *** Yönetici Özeti 2013 ve 2014 Hanehalkı İşgücü Anketi verileri kullanılarak

Detaylı

ENEL HİZMETLER İŞÇİLERİ SE

ENEL HİZMETLER İŞÇİLERİ SE .. DISK. TÜRKİYE GEN EL HİZMETL ER İŞÇİLERİ SEN DİKASI EMEK ARAŞTIRMA RAPORU: TÜRKİYE DE KADINLAR ve KADIN EMEĞİ (Mart-2018) Bu çalışmayı, 8 Mart ı yaratan bize armağan eden ve hayatın her alanında mücadele

Detaylı

Dünya Sağlık Durumu Yılı Verileri Üzerinden Değerlendirmeler

Dünya Sağlık Durumu Yılı Verileri Üzerinden Değerlendirmeler Dünya Sağlık Durumu 2014 Yılı Verileri Üzerinden Değerlendirmeler Dilek ASLAN Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı 12.1.2015, Ankara Bu sunum kapsamında, uluslararası farklı

Detaylı

AB GENÇLİK POLİTİKALARINDA SAĞLIK

AB GENÇLİK POLİTİKALARINDA SAĞLIK AB GENÇLİK POLİTİKALARINDA SAĞLIK Yrd. Doç. Dr. Sedef EYLEMER İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Avrupa Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezi

Detaylı

KONYA KARAMAN ÇOCUK EYLEM PLANI

KONYA KARAMAN ÇOCUK EYLEM PLANI KONYA KARAMAN ÇOCUK EYLEM PLANI 2016-2018 AMAÇ Onuncu Kalkınma Planı hedeflerine ulaşabilmek açısından hazırlanan öncelik dönüşüm programları topyekûn kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesi açısından büyük

Detaylı

GIDA GÜVENCESİ-GIDA GÜVENLİĞİ

GIDA GÜVENCESİ-GIDA GÜVENLİĞİ GIDA GÜVENLİĞİ GIDA GÜVENCESİ-GIDA GÜVENLİĞİ Dünyada 800 Milyon İnsan Kronik Yetersiz Beslenme, 1.2 Milyar İnsan Açlık Korkusu Yaşamakta, 2 Milyar İnsan Sağlıklı, Yeterli ve Güvenli Gıda Bulma Konusunda

Detaylı

Nüfus ve Kalkınma İlişkisi: Türkiye (TÜİK'in Yeni Nüfus Projeksiyonları Işığında)

Nüfus ve Kalkınma İlişkisi: Türkiye (TÜİK'in Yeni Nüfus Projeksiyonları Işığında) (TÜİK'in Yeni Nüfus Projeksiyonları Işığında) ESAGEV - Ekonomik ve Sosyal Düşünce Araştırma Geliştirme Vakfı www.esagev.org iletisim@esagev.org +90 (312) 750 00 00 Oğuzlar Mh. 1397. Sokak No: 11/1 Balgat,

Detaylı

İKİ AYDA 500 BİN YENİ İŞSİZ Krizin Tahribatı

İKİ AYDA 500 BİN YENİ İŞSİZ Krizin Tahribatı İşsizlik ve İstihdam Raporu-Aralık 2017 15 Kasım 2018, İstanbul İŞSİZLİK VE İSTİHDAM RAPORU Kasım 2018 İKİ AYDA 500 BİN YENİ İŞSİZ Krizin Tahribatı Gerçek İşsiz Sayısı 6,4 Milyona Yaklaştı Kayıtlı İşsiz

Detaylı

Mevsimlik Çalışma Arttı, İşsizlik Azaldı: Nisan, Mayıs, Haziran Dönemi

Mevsimlik Çalışma Arttı, İşsizlik Azaldı: Nisan, Mayıs, Haziran Dönemi Mevsimlik Çalışma Arttı, İşsizlik Azaldı: Nisan, Mayıs, Haziran Dönemi HAZIRLAYAN.0. Prof. Dr. Mustafa DELİCAN İnsan Kaynakları Araştırma Merkezi Doç. Dr. Levent ŞAHİN - İnsan Kaynakları Araştırma Merkezi

Detaylı

YAŞLILARA YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALAR

YAŞLILARA YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALAR YAŞLILARA YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALAR III. Sınıf Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Risk Gruplarına Yönelik Sosyal Politikalar Dersi Notları-V Doç. Dr. Şenay GÖKBAYRAK İçerik Yaşlılık Kavramı

Detaylı

Türkiye nin Nüfus Özellikleri ve Dağılışı

Türkiye nin Nüfus Özellikleri ve Dağılışı Türkiye nin Nüfus Özellikleri ve Dağılışı 1 Nüfusun Yaş Gruplarına Göre Dağılımı Nüfus miktarı kadar önem taşıyan bir başka kriter de nüfusun yaş yapısıdır. Çünkü, yaş grupları nüfusun genel yapısı ve

Detaylı

Erken Yaşlardaki Evlilikler ve Gebelikler

Erken Yaşlardaki Evlilikler ve Gebelikler Erken Yaşlardaki Evlilikler ve Gebelikler Banu Akadlı Ergöçmen, Prof.Dr. İlknur Yüksel Kaptanoğlu, Doç.Dr. 20 Mart 2015 Erken Evlilik/Çocuk Yaşta Evlilik Çocuk yaşta evlilik, fiziksel, fizyolojik ve psikolojik

Detaylı

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Bu bildiri UNESCO Genel Konferansı nın 35. oturumunda onaylanmıştır. IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Çok Kültürlü Kütüphane Hizmetleri: Kültürler Arasında İletişime Açılan Kapı İçinde yaşadığımız

Detaylı