YÜKSEK LİSANS TEZİ T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA DEVLET VE SOSYAL HAYAT

Save this PDF as:
Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "YÜKSEK LİSANS TEZİ T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA DEVLET VE SOSYAL HAYAT"

Transkript

1 RUKİYE ÇEVİK TARİH ANABİLİM DALI ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS TEZİ ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA DEVLET VE SOSYAL HAYAT RUKİYE ÇEVİK MART 2015 TARİH ANABİLİM DALI ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI MART 2015

2

3 ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA DEVLET VE SOSYAL HAYAT Rukiye ÇEVİK YÜKSEK LİSANS TEZİ TARİH ANABİLİM DALI ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MART 2015

4

5

6 iv I.ALÂEDDIN KEYKUBAD DEVRI TÜRKIYE SELÇUKLULARINDA DEVLET VE SOSYAL HAYAT (Yüksek Lisans tezi) Rukiye Çevik GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ Mart 2015 ÖZET I.Alâeddin Keykubad her bakımdan büyük başarılara imza atmış bir hükümdardır. Tüm tarihçilerin de kabul edeceği gibi güçlü bir devlet, başarılı bir siyasi politika ve güçlü kültürel yapıdan geçmektedir. Alâeddin Keykubad bu örneği en iyi yansıtan hükümdarlardan biridir. Nitekim birçok şehir ve önemli noktaları alarak saltanatına katmıştır. Alâiye ve bütün Akdeniz kıyıları, Kırım da Suğdak ve çevresi, Ermeni ülkesinin büyük bir bölümü, Gürcü ve Abazaların kaleleri bunlardan birkaçıdır. Siyasi olduğu kadar mimari açıdan da önemli çalışmalar yapmış olup, zamanında Anadolu da yüzlerce cami, mescit, medrese, hamam, kervansaray, köprü gibi hayır eserleri yaptırmıştır. Sultan Alâeddin, bütün siyasi ve kültürel başarılarının yanında, çok da inançlı bir hükümdardı. Yaşantısında İslami esaslara önem verirdi. İnancı güçlü olan Sultan Alâeddin Keykubad, aynı zamanda Mevlevilere de büyük bir saygı beslemiştir de ölen Alâeddin Keykubad ın bütün hükümdarlığı 18 yıl sürdü. Sultan Alâeddin Keykubad sert ve akıllı, fikir ve görüşünde beylerine ve halkına davranışında adil olmaya özen gösteren bir hükümdar olması, O nun Alemlerin Sultanı ünvanı almasının haklı gerekçesidir. Bilim Kodu : 1124 Anahtar Kelimeler : Devlet Hayatı. Saray Hayatı. Hükümet Teşkilatı Sayfa Adedi : 177 Tez Danışmanı : Doç. Dr. Süleyman ÖZBEK

7 v TERM OF ALÂEDDIN KEYKUBAD STATEMENT AND SOCIAL LIFE IN SELÇUKLU OF TURKEY (M. Sc. Thesis) Rukiye Çevik GAZİ UNIVERSITY GRADUATE SCHOOL OF EDUCATIONAL SCIENCES March 2014 ABSTRACT Alâeddin Keykubad was a ruler who had a big success in history. Developmen needs a powerful cutture and politics. Alâeddin Keykubad was successful aspects. He had some cities such as Alâiye, the Mediterranean coast, Suğdak, the great part of Armenia and the castles of Georgia in his rulership. He also had achievement in architecture such as politics. During his rulership hundreds of mosgues, caravansaries, public baths, madrasahs vere builded. He was a believer ruler who gave importance to the İslamic Religion. He respected to Mevlevi teachings and practices. He died in 1237 and his rulership continued eighteen years. He tried to be just so he was called as the sultans of the World. Science Code : 1124 Key words : Master s degree, Conception of the state, Palace life Page Number : 177 Supervisor : Assoc. Prof. Dr. Süleyman ÖZBEK

8 vi TEŞEKKÜR Ders dönemi boyunca Ortaçağ Tarihi konularında bizleri aydınlatan hocalarım Prof. Dr. Kâzım Yaşar Kopraman ve Prof. Dr. Salim Koca ya teşekkürü bir borç bilirim. Bu araştırma konusunu seçmemde bana yol gösteren, çalışmalarımda gördüğü eksikleri takip ederek düzeltmelerimde bana yardımını esirgemeyip, değerli vakitlerini benim için harcayan hocam ve tez danışmanım Sayın Doç. Dr. Süleyman Özbek e teşekkürlerimi bir borç bilirim. Rukiye ÇEVİK

9 vii İÇİNDEKİLER Sayfa ÖZET... iv ABSTRACT... v TEŞEKKÜR... vi İÇİNDEKİLER... vii I KAYNAKLAR GİRİŞ I. ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA DEVLET Alâeddin Keykubad Devri Devlet Teşkilatı Hükümdar ve Hakimiyetin Kaynağı Hükümdarın Özellikleri ve Görevleri Adaleti temin etmek: Cesaret ve kahramanlık: Halkı refah içinde yaşatmak Fetihler yapmak Hakimiyet Alâmetleri Saray Sikke Otağ (Saltanat Çadırı) Taht ve Taç Çetr Bayrak ve Sancak Davul (Nevbet) Hil at / Tıraz Hutbe... 55

10 viii Sayfa 3. ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ SARAY TEŞKİLATI Saray Görevlileri Büyük Hâcib ve Hâcibeler Cândâr Çaşnîgir Silâhdar Şarabdâr-ı Has Alemdâr (Emir-i Alem) Emir- Dad Emîr-i Ahur (İlbaşı) Câmedâr Emîr-i Hares (Vâli yi Hâres) Üstâdüddâr Çavuş veya Serhenk Emîr-i Şikar Sultanın Saray Hayatı Saray Adet ve Gelenekleri ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ HÜKÜMET TEŞKİLATI Merkez Teşkilâtı Vezir Nâib-i Sultan İstifa Divanı Tuğra ve İnşâ Divânı İşraf Divanı Arz Dîvanı veya Arzu l-cuyuş Dîvânı Pervâne... 82

11 ix Sayfa 4.2. Taşra Teşkilatı ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ ASKERİ HAYAT Türklerde Ordu Alâeddin Keykubad Devri Selçuklu Ordu Teşkilatı Selçuklu Ordusunda İnsan Unsuru Ordu Teşkilatı ve Yapısı: Silah ve Teçhizat Ordu Adetleri ALAEDDİN KEYKUBAD DEVRİ ADLİYE TEŞKİLATI Kadıların Tayini Sultan Alâeddin Keykubad ın Adaleti Alâeddin Keykubad Döneminde İşlenen Suçlar ve Cezalandırma Şekilleri ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ TİCARİ HAYAT Alâeddin Keykubad dan Önce Ticaret Alâeddin Keykubad Zamanında Ticaret Ekonomik Hayatın Başlıca Elemanları Kervansarayların Ticaretteki Önemi ALAEDDİN KEYKUBAD DEVRİ KÜLTÜR MÜESSESELERİ Vakıf Kervansaraylar Ahilik Mimari ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ ÂDET ve GELENEKLER İnançlar Evlenme ve Kadının Toplumdaki Yeri

12 x Sayfa 9.3. Cenaze Töreni ve Matem Hediye Takdimi Edep ve Terbiye Kuralları ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ YAŞAM TARZI Eğlence ve Sanat Hayatı ve Bilime Verilen Önem Ev Hayatı Kıyafet ve Süslenme Besin Maddeleri ve Sofra Düzeni SONUÇ KAYNAKLAR ÖZGEÇMİŞ

13 1 I KAYNAKLAR A. VAKAYİNAMELER 1. İbnî Bîbî, Nasreddin Hüseyin b. Muhammed b. Ali el-caferi er- Rügedi: el- Evamirü l-alaiyye fi l Umuri l-alaiyye Asıl ismi Nasireddin Hüseyin olan İbn Bibi, İlhanlıların Bağdat Valisi Ata Melik Cüveyni nin desteği ile bu kitabı kaleme almıştır. Kendi ifadesi ile kitapta en çok Alaeddin Keykubad devrinden bahsedildiği için eserine bu ismi vermiştir. Eser Türkiye Selçuklularının yılları arasındaki tarihini anlatır. Daha önceki devir hakkında bilgi vermemesini gördüğü kitapları anlamamasına bağlayan İbni Bibi nin bazı tarih kitapları ile karşılaştığını ifade etmesi tarihi kayıt olarak çok önemlidir. 1 Yazarın ailesi daha önceleri Cüveyni ailesinin hizmetinde bulunduğu için bu aileyi her zaman saygıyla anmıştır. Anne ve babasına iyiliği dokunan ve onları devlet hizmetine alan Alâeddin Keykubad a ayrı bir sevgi ve saygı hissi ile bağlıdır. Eser Türkiye Selçukluları için temel kaynaktır. Fakat İran tarihçilik geleneğinden gelen yazar, gereksiz uzatmalara ve pek çok şiire yer verdiği için çoğu kez konudan uzaklaşmıştır. Her şeye rağmen bu eserin yerine konacak ikinci bir kaynak Türkiye Selçukluları için mevcut değildir Kerimüddin Mahmud-i Aksarâyi: Müsâmeretü l-ahbar fi Müsâyereti l- Ahyâr Aksaraylı olan yazar, yılları arasındaki olayları kaleme aldığı eserini İlhanlılar ın Anadolu valisi Emir Timurtaş Noyan a sunmuştur tarihinde başlayan devlet hizmeti 47 sene sürmüştür. Yazarın iyi derecede Arapça bildiği ve orta dereceli bir şair olduğu anlaşılıyor. Karşılaştığı ve bize aktardığı en önemli olaylardan biri Aksaray ın katliama ve tahribe uğramasıdır. Diğer önemli bir 1 İbn Bibi. (1996). el-evâmirü l-alâiyye fi l-umûri l-alâiyye. (çev : Mürsel Öztürk) Ankara. C.I. s İbn Bibi. (1996). el-evâmirü l-alâiyye. C.II. s. 75.

14 2 olay olarak Sultan Han ı kuşatması ve Moğol komutanının kendisine verdiği cezadır. 3 Kırşehir tarihi bakımından Müstevfi Şerefeddin Osman ın şehirde yaptığı işlerin anlatıldığı kısım tarihi kayıt bakımından çok önemlidir. Açıkça olmasa da Moğol devri idaresini ve yapılan zulümleri anlatması, bu devir hakkında fikir verici özellikte olan bilgilerdir. 4 II. İzeddin Keykavus un ülkeyi terk etmesinden sonra idarede yapılan değişiklikleri ve Kırşehir emirliğinin Nureddin Cibril b. Caca ya verildiğini de Aksarayi den öğreniyoruz. 5 Bu eserin Mürsel Öztürk tarafından yapılan çevirisi daha önce Osman Turan tarafından yapılan neşrine dayanır. Bu çalışmada bu çeviriden faydalanılmıştır Anonim Selçukname Selçuklu tarihi için diğer mühim bir kaynak, yazarı belli olmayan bu Selçuknâme dir. Eser Selçuklu ailesinden bir melik için kaleme alınmıştır. Kısa ve didaktik bir eserdir. Selçuklu hanedanı ve Büyük Selçuklular hakkında kısa bir girişle başlar. Süleyman Şah tan başlayarak Türkiye Selçukluları hakkında bilgi vermeye başlar. Eser aslında 1298 tarihi olayları ile sona erer. Fakat daha sonra iki sayfalık önemli olayların tarihini veren kronolojik bir liste eklenmiştir tarihli bir olayın başlık halinde verilmesiyle kitap sona erer. Diğer kaynaklardan farklı tarafı, naklettiği her olay için net tarih vermesidir. Bu çalışmada Feridun Nafiz Uzluk tarafından yapılan çeviriden faydalanılmıştır Abu l-farac Berhebraeus, İbnü l-ibri: Chronography (Abu l-farac Tarihi) Aslen Yahudi olan ve 1225 senesinde Malatya da doğan yazar, Süryani edebiyatının önde gelen isimlerinden birisidir. Geniş lisan bilgisi ile pek çok farklı 3 Aksarayi. (2000). Müsâmeretü l Ahbâr. (Çev : M. Öztürk) Ankara: TTK. Yayınları s Aksarayi. (2000). a.g.e., s Aksarayi. (2000). a.g.e., s Aksarayi. (2000). a.g.e., s Anonim Selçukname. (1956). Anadolu Selçukluları Tarihi. III. (çev. F. Nafiz Uzluk). Ankara.

15 3 kaynaktan faydalanarak ansiklopedi tarzındaki bu eserini oluşturmuştur. Hayatı Malatya da geçtiği için yaşadığı zamana ait naklettiği olaylar çok önemlidir. Anadolu daki birçok olay bu esere aksetmemiştir. Babai İsyanı ile ilgili verdiği bilgiler tarihi kayıtlara uygundur ve önemlidir. Fakat isyanın çıktığı yerlerde yaşayan ve buralarda yapılan mücadeleye şahit olan yazarın daha detaylı bilgi vermemesi garip karşılanacak bir durumdur. Selçuklu hükümdarlarından bahsederken yer yer Hristiyanlık taassubu ile olsa gerek nesnel yorumlarda bulunmuştur. Bu eser Türkiye tarihi ile meşgul olanların asla uzak kalmamaları gereken bir kaynaktır Müneccimbaşı, Ahmed b. Lütfullah: Sahâifü l-ahbâr (Camiu d-düvel) Mevlevi şeyhlerinden olup, IV. Mehmet in müneccimbaşılığını yaptığı için bu lakabla şöhret bulmuştur. Arapça olarak kaleme alınan eser, yaratılıştan 1672 senesine kadar olan olayları ihtiva eder. En önemli kısmı Osmanlılara ve Selçuklulara ait olan kısımlarıdır. Ehemmiyetinden dolayı eser, III. Ahmed zamanında şair Nedim in başkanlığındaki bir heyet tarafından Sahaifü lahbar adıyla Türkçe ye çevrilmiştir. Yazar Selçuklular kısmını yazarken, İbn Bibi ve Aksarayi nin eserinden faydalanmıştır. 9 Ali Öngül e göre, Türkiye Selçukluları için Câmiu d- Düvel, orijinal bir kaynak eseri sayılmaz el-azîmî, Ebu Abdullah Muhammed b. Ali el- Azîmî: Azîmî Tarihi Selçuklular döneminin büyük tarihçisi Halebli Azîmî nin ( ) bu önemli eseri kendisinden sonra pek çok kişiye destek olmuştur. Kuruluştan itibaren Türkiye Selçuklu sultanlarının faaliyetleri hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca eserde, Büyük Selçulular ve Anadolu daki Türkmen hareketleri hakkında da bilgi mevcuttur Abu l-farac. (1999). Abu l-farac Tarihi. (çev. Ö. Rıza Doğrul). Ankara. C.II. TTK. Yayınları. 9 Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah. (2001). Camiu d-düvel. (Haz. Ali Öngül).İzmir, s Müneccimbaşı. (2001). a.g.e., s el- Azîmi. (1988). Azîmî Tarihi. (çev. Ali Sevim). Ankara: TTK Yayınları.

16 4 7. Ibnü l- Esîr: el- Kâmil fi t Tarih Ortaçağ İslam dünyasının en büyük tarihçisi olan İbnü l- Esîr, 1160 (öl. 1234) da Cizre de doğmuştur. İbnü l- Esîr in yaratılıştan 1231 yılına kadar geçen olayları kronolojik şekilde anlatmıştır. Musul Atabeylerinin hizmetine girmiş olan müellif, elçilik görevi ile gittiği yerlerde gördüğü pek çok eserden de bilgi toplamıştır. Onun 1230 yılına kadar gelen olayları anlattığı el- Kâmil fi t Tarih adlı eseri, bütün İslam Tarihi için olduğu gibi Türkiye Selçuklu Tarihi için de en önemli kaynaklardan biridir Alêddin Cüveyni: Tarîh-i Cihângüşâ Alêddin Cüveyni (öl. 1282), Selçuklular, Harzemşahlar ve Moğollar döneminde saygı gören ve her üçünün de hizmetlerinde bulunmuş bir müelliftir. Celâleddin Harzemşah la Türkiye Selçuklu sultanları arasındaki ilişkiler ile Türkiye Selçukluları nın Moğol hakimiyeti altına girmesi hakkında bilgi vermektedir Reşîdüddîn Fazlullah: Câmiu t- Tevârih Aslen Yahudi bir aileye mensup olup, İlhanlı devlet adamlarından olan Resîdüddîn Fazlullah (d.1240/öl.1318) ın Câmiu t Tevârih adlı eseri, Oğuzlar, Gazneliler, Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları ile Türkiye Selçukluları nın Moğol egemenliğine girişi ve sonrası hakkında önemli bilgiler içermektedir. Eserin Selçuklularla ilgili kısmı Ahmet Ateş tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir Er- Râvendî: Râhâtü s Sudur ve Âyetü s- Sürûr Râvend de doğan ve 1181 yılında Irak Selçuklu sarayına girdiği bilinen er- Râvendî (öl ) nin Râhatü s- Sudur ve Âyetü s- S ürûr adlı eserini Türkiye Selçuklu sultanı I. Gıyâseddin Keyhüsrev e sunmuştur. Bazı bölümleri bir 12 İbnü l Esîr. (1987). el- Kâmil fi t- Târih Tercümesi. I-XII. (çev. Abdülkerim Özaydın, Abdullah Köşe, Ahmet Ağırakça: İstanbul. 13 Cüveynî. (1999). Târîh-î Cihângüşâ-yı Cüveynî. I-III. (çev. Mürsel Öztürk). Kültür Bakanlığı Yayınları. Ankara 14 Reşîdüddîn Fazlullâh. (1999). Câmiu t Tevârih. I-II. (çev. A. Ateş). Ankara: TTK Yayınları.

17 5 siyâsetnâme özelliği yaşıyan eserden daha çok teşkilat konusunda bilgi alınmaktadır Ahmed b. Sa d b. Mehdi b. Abdüssamed el-osman ez-zencâni : el- Letaifu l-alaiyye Kitabın yazarı Zencâni XII. yy.ın sonları ile XIII. yy.ın ilk yarısında yaşamıştır. Hayatı hakkında bilgiye sahip olmadığımız için doğum ve ölüm tarihleri bilinmiyor. İsim ve künyesinin sonundaki Zencâni mensubiyet isminden onun İran ın kuzey bölgesindeki Zencân şehrinden olduğu biliniyor. Yazar, 625/1228 yılından kısa bir süre önce, muhtemelen Alaiye (Alanya) nin yılında fethedilip imar edilmesinden sonra, Zencân dan Ermenistan a daha sonra da Anadolu ya göç etmiştir. Zencani nin kitabına el-letâifu l- Alâ iyye adını vermesi, Alâiye şehrinin imarından sonra görülen, mimari güzelliğiyle hayranlığından dolayıdır. Yazar, metin içindeki bazı Türkçe yaygın özlü sözleri Arapça ifadelerle söylemeye çalıştığından, onun bir Türk din alimi olduğu düşünülmüştür. Eserini Arapça kaleme almasının nedeni, XIII. yy. Anadolu sunda genellikle dini ilimler Arapça; edebiyat, tarih vb. ilimler Farsça yazılıyordu. Fakat Alâeddin Keykubad döneminde bir ara Arapça resmi dil ilan edilmişti. 17 Müellifin (Zencani) eserini takdim ettiği Sultan Alâeddin Keykubad ve dönemi, Anadolu nun her bakımdan en ileri ve en marifetli bir dönemi, mazlumların sığınağı idi. Zencani en çağdaş kaynak olarak, Alaeddin Keykubad ın adalet ve faziletini şu ifadelerle anlatır. O, sultanlar arasında en yüce nesebe en büyük yeterliliğe sahiptir. Sultanların en şereflisi, bereketi en bol, ikramı en ziyade, iyiliğe desteği en fazla olandır. Ben bu konuda söylenenlerin doğruluğunu araştırdım. 15 Er- Râvendî. (1999). Râhatü s- Sudur ve Âyetü s- Sürur I-II. (çev. A. Ateş). Ankara: TTK Yayınları. 16 Ala iye şehrinin önceki adı Kolonoros (İbn Bibi, el-evamirü l-alaiye fi l-umuri l Ala iye / Selçukname, Haz. Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları. Ankara 1996, C. I., s. 255) Bugün şehrin adı Alanya olarak değiştirilmiştir. Merhum Osman Turan, Selçuklular zamanında Türkiye (Boğaziçi Yayınları. İst. 1988, s. 338) adlı eserinde, Rumca bir şekle sokulmuştur. der. 17 Turan, O. (1981). Selçuklu Devleti ve Türk İslam Medeniyeti. İstanbul, s. 341.

18 6 XIII. ve XIV. asırda, Anadolu da yazılmış her türlü eser, önem derecesi değişmekle beraber, çalışmamız bakımından birer yardımcı kaynak hükmündedir. Yer yer, siyasi, sosyal, dini ve kültürel kayıtlar içeren bu eserlerden faydalanmak her tarihçi için şarttır. Biz bu çalışmamızda yeri geldikçe şu kaynaktan istifade ettik. 12. Mevlânâ Celâleddin Rûmî: Fîh-i mâ Fîh- Mesnevi Mevlana nın önemli bir eseri de sohbetlerinin derlemesi olan bu eserdir. Genellikle Mevlana yı ziyaret eden kişilerle yapılmış sohbetlerin derlenmesiyle oluşturulmuştur. Mevlana, kendisine sorulan sorulara çarpıcı cevaplar vermekte, ayet ve hadislerle görüşlerini kuvvetlendirmektedir. İktisadi tarih bakımından, Moğollarla ilgili bahisler önemlidir. Moğolların Anadolu ya geldikleri zaman (1256) fakir oldukları, ama sonra zenginleştikleri açıklanır. Gerçekten de bu, yılda meydana gelen önemli bir değişikliktir. Ayrıca Moğollara bakış açısı da hayli ilgi çekicidir. Moğol istilası kaderin bir hükmü gibi telakki edilmiştir. Aynı yıllarda Memlukler, Moğollara ağır bir darbe vurmuşlar ve onları Suriye den çıkarmışlardı. Bu kitapta muhatap genellikle Muineddin Süleyman dır. Sosyal ve dini tarih bakımından çok önemli olan bu eserden şimdiye kadar fazla yararlanılmamıştır. 18 II- ARAŞTIRMALAR XIII. ve XIV asır Selçuklular ve Beylikler döneminin siyasi, sosyal, dini ve kültürel cephelerini inceleyen pek çok araştırma yapılmıştır. Bu çalışmalardan yeri geldikçe istifade ettiklerimiz şunlardır: XIII. ve XIV. asır siyasi tarihi incelenirken Osman Turan ın yaptığı çalışmalar çok önemlidir. Yazarın bütün eserleri, bütün kaynakların taranması ile meydana getirilmiştir. Bu özelliği ile kuşatıcı bir vasfa sahiptir. Özellikle Selçuklular Zamanında Türkiye isimli eseri bu sahada çalışan herkes tarafından yazarın bir otorite olarak kabul edilmesini sağlamıştır Mevlana Celaleddin Rumi. (2002). Fih-i mâ Fih. (terc. A. Avni Konuk, haz. Selçuk Eraydın) İstanbul. 19 Turan, O. (1993). Selçuklular Zamanında Türkiye. İstanbul.

19 7 Claude Cahen in Osmanlılardan Önce Anadolu isimli eseri ise siyasi, sosyal, dini ve kültürel yönleri ile Selçuklu Türkiyesini ele alan kapsamlı bir eserdir. Fakat siyasi tarih kısmı Osman Turan ın eserine göre daha zayıftır. Her şeye rağmen yabancı bir yazarın böyle azametli bir eser ortaya koyması her türlü takdire değer. 20 Gordlevsky nin Anadolu Selçuklu Tarihi isimli eseri yukarıdaki çalışmalara göre ikinci sınıf bir eserdir. Daha çok Yazıcızade nin Selçukname sinden faydalanmış ve Selçuklu devrini, Osmanlı devri ile kıyaslamıştır. Garip bir şekilde Türk Halk Müziğinin, Ermenilerden olduğunu iddia etmesi, Türk kültürüne ve konuya ne kadar yabancı olduğunu gösterir. 21 Selçuklular tarihinin kaynaklarını yeniden değerlendirerek yapılan bir çalışma da Salim Koca nın dört ciltlik Türkiye Selçukluları Tarihi serisidir. Burada yerli ve yabancı kaynaklar taranarak yeni ve yerli bir bakış açısıyla Selçuklular tarihi yeniden ele alınmıştır.yine İ.Hakkı Uzunçarşılı nın çok önemli bir eseri olan Osmanlı Devleti Teşkilatında Medhal dır. 22 Kültürel, sosyal ve dinî konularda Fuad Köprülü nün bütün eserleri her konuda zengin malzeme ve değerli yorumlardan meydana getirilmiş, değerini halâ koruyan çalışmalardır. Fuad Köprülü, yaptığı bu çalışmalarla Türk tarihçileri için adeta bir yol haritası çizmiştir. Sadece Orta Çağ tarihçileri için değil, Türk tarihinin her sahasında çalışan kişiler için bu eserler daima göz önünde bulundurulması gereken çalışmalardır. 23 Osman Turan ın Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti isimli eserinin son kısmı Türk- İslam Medeniyeti bahsine ayrılmıştır. Burada, Türkiye Selçukluları ile ilgili medeniyet bakımından önemli değerlendirmeler yapmıştır. 20 Cahan,C. (2000). Osmanlılardan Önce Anadolu (çev. Erol Üyepazarcı). İstanbul. 21 Gordlevsky. (1998). Anadolu Selçuklu Devleti (çev. Azer Yaran). Ankara. Türk Edebiyatının ve Kültürünün Ermeniler üzerine yaptığı tesir için bkz. M. Fuad Köprülü. Edebiyat Araştırmaları. C. I. s Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları Tarihi II. Çorum; Uzunçarşılı İ.Hakkı. (1989).Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal. Ankara. 23 Köprülü, M.Fuad. (2003). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara, aynı yazar, Anadolu da İslamiyet (haz: Mehmet Kanar), İstanbul 2000, aynı yazar, Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 2003; aynı yazar, Osmanlı Devleti nin Kuruluşu, Ankara, 1991; a.g.y. Anadolu Selçuklu Tarihinin Yerli Kaynakları, Belleten, VII/27.

20 8 Selçuklular ve İslamiyet isimli eseri ise daha önce yazdığı makalelerden oluşan derleme bir kitap olup her makalesi Türkiye Tarihi ile ilgili konuları anlatır. 24 İkinci dönem Selçuklu araştırıcılarının hepsi şimdi rahmetli olmuş hocalarımız teşkil etmektedir. Bunlardan yukarıda da bahsettiğimiz, Prof. Dr. Osman Turan, Mehmet Altay Köymen ve İbrahim Kafesoğlu dur. 25 Mikâil Bayram, ülkemizde Ahî Evren ve Ahîlik üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Daha çok yazma nüshalara dayanan eserleri Ahîlik konusunda yeni bilgilerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Fakat kütüphanemizdeki yazma eserlerin en azından konuyla ilgili bahislerin dilimize kazandırılması faydalı olacaktır. Yazdığı makaleler, Mikâil Bayram ın dikkate değer yorumları olup bu eserler birçok tartışmayı da beraberine getirmiştir. 26 Mevlâna ve Mevlevilik le ilgili çalışmaları ile tanınan Abdulbaki Gölpınarlı nın tüm eserleri Ortaçağ tarihçileri için faydalanılması gerekli olan eserlerdir. Mevlâna ile ilgili geniş bir çalışma da İranlı Fürüzanfer in çalışmasıdır. 27 Ahîlikle ilgili Türkiye de yapılmış şimdilik en kapsamlı çalışma, Neşet Çağatay ın eseridir. Yazar kitabını, Ahîliğin bir Türk kurumu olduğu tezine istinaden kaleme almıştır. Yine bu konuda Yusuf Ekinci nin de bir çalışması bulunmaktadır. 28 Türkiye Selçukluları tarihinde bir dönem ağırlığını hissettiren devlet adamının hikayesini Prof. Dr. Nejat Kaymaz kaleme almıştı. (Pervane Muinüddin Süleyman). 24 Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, İstanbul; (1971). Türkler ve İslamiyet. İstanbul. 25 Köymen, M.A.(1989). Selçuklular Devri Türk Tarihi. Ankara. 26 Bayram, M. (1978). Ahî Evren Kimdir? Hayatı ve Eserleri, Türk Kültür Dergisi, XVI/ 191 ; (1982). Ahî Evren in Öldürülmesi ve Ölüm Tarihinin Tespiti, İÜEF Tarih Enstitüsü Dergisi. S. 12. s Gölpınarlı, Abdubaki. (1999). Mevlânâ Celâleddin Hayatı, Eserleri ve Felsefesi. İstanbul; Fürüzanfer, B. Mevlânâ Celâleddi. (1997). İstanbul. Meb. Yayınları ; Çelebi, A. (2002) Mevlânâ ve Mevlevilik. Ankara. 28 Çağatay, N. (1997). Bir Türk Kurumu Olan Ahîlik: Ankara. TTK Yayınları; Ekinci, Y. (2001).Ahîlik, İstanbul.

21 9 N. Kaymaz ın ayrıca Türkiye Selçuklularının çöküşüyle ilgili olarak ta iki makalesi bulunmaktadır. 29 Kültür hayatını konu alan bir başka çalışma Prof. Dr. Aydın Taneri ye aittir. Aydın Taneri nin Türkiye Selçuklularında Kültür Hayatı adlı erseri çalışmamızda bize yol gösteren önemli bir çalışma olmuştur. Anadolu nun XI-XII. yüzyıllardaki sosyal ve ikisadi konularda ki bir başka çalışma Prof. Dr. Tuncer Baykara ya aittir. Yazarın Anadolu nun Selçuk Devrindeki Sosyal ve İktisadi Tarihi Üzerine Araştırmalar adlı eseri yine bize yardımcı kaynaklar arasında yer almıştır. Son zamanlarda Türkiye Selçuklularıyla ilgili doktora çalışmasıyla dikkat çeken Emine Uyumaz ın Alâeddin Keykubad devri siyasi hayat adlı çalışması TTK da basılmıştır. 30 İbrahim Artuk, Türkiye Selçukluları sikkeleri üzerine yaptığı çalışmalarla, Erdoğan Merçil, Anadolu da meslekler ile ilgili yaptığı çalışma ile bize katkı sağlamıştır. Prof. Dr. Ali Öngül XVII. Yüzyılda yaşamış Türk tarihçisi Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah ın eseri Camiü d- Düvel deki Selçuklular ile ilgili bilgileri iki cilt halinde Türkçeye çevirilerek yayımlamlamıştır. 31 Türkiye Selçuluları devriyle ilgili sanat tarihçilerinin de araştırmalarını ihmal etmemeliyiz. Başta Prof. Dr. Oktay Aslanapa olmak üzere sanat tarihçileri çeşitli çalışmalar yapmışlardır. Bunlar içinde Prof. Dr. Şerare Yetkin, Prof. Dr. Semra Ögel, Prof. Dr. Gönül Öney, Prof. Dr. Yılmaz Önge gibi ilim adamlarını sayabiliriz Kaymaz, N. (1996). Anadolu Selçuklularının İnhitatında İdare Mekanizmasının Rolü.I. DTC Fak.Tarih Araştırmaları Dergisi, II/2-3.Ankara. (Eserin orjinali 1964 de Yayınlarıınlandı. 30 Uyumaz, Emine. (2003).Sultan I. Alâeddin Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Tarihi. TTK. Yayınları. Ankara: Taneri, Aydın. (1977). Türkiye Selçuklularında Kültür Hayatı. Bilge Yayınları.Konya: Baykara Tuncer, Anadolu nun Selçuk Devrindeki Sosyal ve İktisadi Tarihi Üzerine Araştırmalar. 31 Artuk, İbrahim. (1980). Alâeddin Keykubad ın Meliklik Devri Teşkilatı. Belleten. 270: Merçil, Erdoğan. Selçuklularda Emir-i Dad Müessesesi. Belleten: Müneccimbaşı. (Ahmed b. Lütfullah). (2000).Câmiu d- Düvel. (çev.ali Öngül). İzmir. (Eserin orjinali 1939 da Yayınlarıımlandı.) 32 Aslanapa, O. (1973). Türk Sanatı, II. İstanbul. Başkanlık Kültür Bakanlığı: Yetkin, Şerare. (1969).Sultan I. Alâeddin Keykubad ın Alara Kalesi Kasrının Hamamındaki Freskler. Sanat Yıllığı Tarihi, C. III. İstanbul. Edebiyat Fak. Yayınları: Öge, Semra. (1987). Anadolu Selçukluklularında Taş Tezyinatı. Antalya: Önge Yılmaz. (1988).Alâeddin Keykubad Dönemi Konya da İnşa Edilen Mimarlık Eserler. Selçuk Dergisi. S.3.

22 10 1. GİRİŞ Alâeddîn Keykubad Zamanına Kadar Türkiye Selçuklu Devletinin Siyasi Durumu Oğuzların Seyhun un güneyinde olup İslam dünyası sınırları içinde yer alan Horasan a ulaşmasıyla, Selçuk ailesi bölgede söz sahibi olmaya başladı. Selçuklular 1040 yılında bölgenin hâkimi olan Gaznelileri Dandanakan Savaşı nda yenerek Selçuklu Devleti ni kurdular. Sultan Alp Arslan ın 1071 yılında Bizans ordusunu Malazgirt te yenilgiye uğratması ile Anadolu ya yerleşme imkânı buldular. 33 Yine büyük bir zaferin kazanıldığı tarih olan 1176 Miryakefalon zaferi, hem Türklerin Anadolu ya kesin olarak yerleşmelerini, hem de devletin ve cemiyetin teşkilât, iktisat ve sanat alanındaki gelişmelerine başlangıç teşkil eden bir dönüm noktasıdır. Bunun gibi, büyük bir felaketin ortaya çıktığı Kösedağ Savaşı(1243) da çöküşün başlangıcı sayılır. 34 Türkiye Selçuklu Devleti nin kurucusu ve ilk sultanı olan Süleyman Şah ın hayatı, Anadolu ya gelişi ve buradaki siyasi faaliyetleri hakkında yeterli bilgi yoktur. 35 Ancak Türkiye Selçuklu Devleti nin kuruluşu, Kutalmış oğullarından Süleyman Şah ve kardeşlerinin Anadolu ya gelişleri ve buradaki ilk faaliyetleriyle başlar. Kutalmış, bilindiği gibi, Büyük Selçuklu sultanı Tuğrul Bey in ölümünden sonra Horasan meliki Alp Arslan ile girdiği iktidar mücadelesini hayatıyla birlikte kaybetmiş, Mansur, Süleyman Şah, Alp İlek ve Devlet adlı oğulları da tutuklanmıştı. 36 Bundan sonra, Malazgirt Savaşı sonrasına kadar Kutalmış oğullarının adları, bir daha geçmemektedir. Sultan Alp Arslan, Malazgirt zaferinden sonra Bizans İmparatoru Romanos Diogenes ile savaş meydanında yaptığı antlaşmanın yeni Bizans İmparatoru VII. Mikhael tarafından tanınmaması üzerine, Selçuklu ve Türkmen beylerine Anadolu nun fethi emrini vermiştir. İşte bu emirden 33 Turan, O. (1980) : Detaylı bilgi için bkz, Koca, S. (1997).Dandanakan dan Malazgirt e,giresun Kaymaz, N(1996). Anadolu Selçuklu Devleti nin İnhitatında İdare Mekanizmasının Rolü AÜDTCF. Yayınları. Tarih Araştırmaları Dergisi II Uyumaz, E. (2003). Sultan I. Alâeddin Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Siyasi Tarihi, Ankara, 1 36 Turan, O. (1981). Selçuklu Tarihi. 286.

23 11 sonra, Kutalmış oğulları hep birden Güney Doğu Anadolu bölgesinde faaliyete geçmişlerdir. 37 Kaynaklara göre, Süleyman Şah ın Ankara ya gelişine dair iki farklı rivayet vardı: İlkine göre; Süleyman Şah, ağabeyi Mansur ile birlikte Malazgirt Savaşı na katılmış ve savaştaki başarısı nedeniyle Sultan Alp Arslan Anadolu yu kendisine vermiştir. İkinci rivayete göre ise Süleyman Şah ın babası Kutalmış, Sultan Alp Arslan a karşı isyan edince öldürülmüş ancak Alp Arslan oğullarının da ileride isyan etmesinden çekindiği için onların öldürülmesini emretmiştir. Fakat Alp Arslan ın veziri olan Nizamü l-mülk, Hanedana mensup kişilerin öldürülmesi uğursuzluk getirir, onları Anadolu nun fethi ile görevlendirelim. Böylece, hem merkezden uzaklaşmış olurlar hem de fetih yaparak devlete hizmet ederler ya da bu uğurda şehid olurlar. diyerek öldürülmemeleri hususunda Alp Arslan ı ikna ettiği belirtilir. 38 Türkiye Selçukluları Tarihinde çok önemli çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Salim Koca ya göre; Kutalmış oğullarının Malazgirt zaferinden hemen sonra Anadolu ya gelmelerini, Alp Arslan ın verdiği emirle ilgili olduğunu belirtmektedir. Çünkü, Türk hükümdarları, bir ülkenin fethine karar verince, bu işi ya bizzat kendileri yaparlar ya da hanedan üyelerine ve beylere bu hususta görev verirlerdi. Dolayısıyla Sultan Alp Arslan, tutukluluk süresince Kutalmış oğullarının iyi hallerini görmüş olmalı ki onlara Anadolu nun fethi görevini vermekte tereddüt etmemiştir. Kutalmış oğullarının da, daha uzun süre tutuklu kalmaları, devlet içinde tehlike yaratabilirdi. Özellikle bunlar, mevcut iktidardan memnun olmayan kalabalık Türkmen kitlelerinin destek verdiği bir odak haline geldiğini belirtir. 39 O halde kaynakların verdiği bilgilere göre Süleyman Şah, ağabeyi Mansur, kardeşleri Alp İlig ve Devlet (Dolat) ile yılı içinde Güney Doğu Anadolu Bölgesi ne geldiğidir. 37 Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları Tarihi. II.Çorum : Sevim, A.- Merçil, E. (1995) Selçuklu Devletleri Tarihi. TTK. Ankara Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları. 34: Uyumaz, E. (2003) Sultan I.Alâeddin Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Tarihi. 1 : Sevim A. - Merçil, E. (1995) Selçuklu Devletleri Tarihi Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları Kimi kaynaklarda bu tarih 1073 olarak da belirtilmektedir bkz. Uyumaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubad. 2.

24 12 Aksarayî, Süleyman Şah ın ilk yerleştikleri yerin, Birecik üs olmak üzere, Diyarbakır Urfa arası olduğunu belirtir. 41 Bazı kaynaklara göre ise 1074 yılında Süleyman Şah ın, Mirdasî Emiri Mahmud un ölümü üzerine önce Haleb i, sonra Antakya yı kuşattığını biliyoruz. Süleyman Şah ın bu iki muhasara sonucunda Halep ten bir miktar ganimet aldığı, Antakya yı yıllık altın karşılığı haraca bağladığı biliniyor. 42 Prof. Dr. Salim Koca ya göre ise kendilerine yeni hâkimiyet sahası aramak üzere Toros dağlarını aşıp, İç Anadolu ya girdiler. Konya yı ve yörenin en önemli kalesi olan Gevâle yi ele geçirmişlerdir. 43 Batıdaki fetihleri sırasında Bizans taki taht mücadelelerinden de yararlanarak kısa sürede boğazlara yakın bölgelere yerleşip İznik ve çevresini fethettiğini görüyoruz. Hatta Bizans İmparatoru Aleksios bir taraftan Balkanlardaki karışık durum, diğer taraftan Süleyman Şah ın faaliyetlerine karşılık onunla anlaşma yapmayı uygun bulmuştur. Bu antlaşmaya göre imparator Aleksios hediye adı altında Süleyman Şah a yıllık haraç verecek, buna karşılık, o da bugünkü Maltepe de yer alan Dragos Tepesi nin batısından İznik Körfezi ne dökülen Dragos Çayı nı Bizans ile sınır kabul edip ilerisine geçmeyecekti. 44 Tarihi kaynaklara göre bu, Türkiye Selçuklu Devleti nin yaptığı ilk milletlerarası antlaşma idi. Bizans İmparatoru Aleksios, bu antlaşma ile hem Anadolu nun büyük bir kısmını Selçuklu idaresine bıraktığını hem de yeni kurulmuş olan Türkiye Selçuklu Devleti nin siyasi varlığını resmen tanımış ve kabul etmiş bulunuyordu. Dolayısıyla 1081 Drakos Çayı antlaşması ile Bizans tarafından hukuken tanınmıştır. Böylece Süleyman Şah ın kurduğu devlet komşu devletler tarafından tanınan bir kuvvet haline gelmiştir. 45 Bu antlaşmadan sonra Süleyman Şah İznik i merkez kabul edip tekrar Anadolu nun içlerine seferler düzenlemeye başladı. Özellikle de Bizans a bağlı 41 Aksarayî. (2000). Müsâmeretü l-ahbâr Uyumaz, E. (2003). Sultan I. Alâeddin Keykubad Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları Turan, O. (1981). Selçuklu Tarihi.186: Uyumaz, E. (2003). Sultan I. Alâeddin Keykubad Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları Tarihi. 43.

25 13 fakat İstanbul ile sıkı irtibatı olmayan ancak ticari açıdan son derece önemli merkezlerin yer aldığı güneye seferler yaptı. 46 İlk olarak 1082 yılında, Toros Dağları nı aşıp, Akdeniz sahillerine inerek, Müslümanların eski uç şehri olan Tarsus u ele geçirdi. 47 Süleyman Şah ın asıl hedefi ticarî açıdan önemli şehirlerden olan Antakya yı fethetmekti. 48 Melik Tutuş ile Artuk Bey komutasındaki Türkmenlerle Süleyman Şah ve ordusu 4 Haziran 1086 da Halep yolundaki Ayn Seylem mevkiinde karşılaştı. Ancak Süleyman Şah bu şavaşta öldü. 49 Süleyman Şah Şark seferine çıkarken yerine vekil bıraktığı Ebû l-kasım devleti korumuş, hatta Süleyman Şah tan sonra Boğazlara kadar ilerlemiştir. Melikşah Türkiye Selçuklularını itaat altına almak için Bozan kumandasında İznik üzerine bir ordu gönderince Ebû l-kasım ve İmparator Alexis, aralarında ittifak yapmışlardı. Ebû l-kasım İznik muhasarasına son verilmesi için Melikşah a giderken yerine kardeşi Ebû l-gazi yi bırakmış idi.fakat kendisi yolda öldürülmüş; bir müddet sonra da 1092 de Melikşah ölmüştür. Melikşah ın ölümü Büyük Selçuklularda saltanat mücadelelerine sebep olmuş ve bu sayede de onların İznik muhasarasıyla birlikte Anadolu ya müdahaleleri son bulmuştur. Diğer taraftan Melikşah ın ölümü ile Süleyman Şah ın Isfahan da tutuklu bulunan çocukları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan(Davud) serbest kaldılar, muhtemelen 1093 yılı başlarında İznik e geldiler. Nitekim, Süleyman Şah ın çocuklarının İznik e gelmesiyle Ebû l- Gazi tahtı hiç direnç göstermeden I. Kılıç Arslan a bırakmıştır. 50 Sultan unvanı ile İznik te tahta çıkan I. Kılıç Arslan ilk iş olarak Bizans a karşı İzmir bölgesinde faaliyetlerde bulunan Çaka Bey ile ittifak kurdu ve kızı ile evlendi.bu ittifak ile güçlenen I. Kılıç Arslan Marmara sahillerine hâkim olmaya çalışan Bizanslıları geri püskürtüyordu. Bu arada I. Kılıç Arslan Bizans 46 Uyumaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubad. 2: Sevim, A.- Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi Koca, S(2003). Türkiye Selçukluları Tarihi. 44: Sevim, A.- Merçil, E.;(1995).Selçuklu Devletleri Tarihi Uyumaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubad Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları Tarihi : Turan, O. (1981). 287: Uyumaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubad. 3: Sevim, A- Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi Turan, O. (1981).Selçuklular Tarihi. 290: Turan, O. (1993). Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi. 54: Abu l Farac, Abul Farac Tarihi : Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları. 64: Sevim, A- Merçil, E. (1995).Selçuklu Devletleri Tarihi. 428.

26 14 İmparatorunun teklifi üzerine, çok kuvvetlenen ve Çanakkale havalisini de işgal ile Selçuklulara rakip hâle gelen Çaka Bey e karşı ittifak yapıp kayınpederini ortadan kaldırdı Temmuz 1097 de Eskişehir yakınında Haçlılarla karşılaştılar fakat yine başarılı olamadılar. Bu galibiyetten sonra Haçlılar Konya ya kadar ilerlediler. 52 Konya ya yerleşen I. Kılıç Arslan burayı devletin yeni merkezi ilân ettikten sonra tekrar Haçlılara karşı Danişmend Gazi ile birleşerek 1101 yılında Merzifon da bir Haçlı grubunu bozguna uğrattılar. Diğer taraftan Bizans imparatoru Aleksios da Haçlıların kendisi için tehlikeli olduğunu fark edip I. Kılıç Arslan ile ittifak yaptı. Bunun üzerine, 1103 yılında Haçlılar ile tekrar savaşan I. Kılıç Arslan Elbistan ve Maraş ı onların elinden aldı. Sınırlarını gittikçe genişleten I. Kılıç Arslan ın da babası gibi Büyük Selçuklularla arası açıldı. Bu defa mesele Musul a kimin hakim olacağı idi. 22 Mart 1107 de I. Kılıç Arslan Musul a yaklaşınca Emir Çavlı büyük bir ordu toplayarak üzerine yürüdü. Kılıç Arslan, 1107 de boğularak öldü. 53 Kılıç Arslan ın ölümünden sonra Emir Çavlı, I. Kılıç Arslan ın oğlu Şahinşah ı Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar a gönderdi ve Konya Selçuklu tahtı tekrar sahipsiz kaldı yılında I. Kılıç Arslan ın yerine Türkiye Selçuklu tahtına çıkan Şahinşah ın Anadolu ya gelişine dair kaynaklarda yine iki farklı rivayet vardır. Bir tanesi Mehmet Tapar tarafından serbest bırakıldığı, diğeri de kaçtığı şeklindedir. Kardeşi Mesut un taht için isyan etmesi ve de adamlarının ihanetine bağlı olarak kardeşinin askertleri tarafından yakalanarak gözlerine mil çekilmiş ancak Sultan Mesud bununla yetinmeyip 1118 de onu yay kirişi ile boğdurmuştur Turan, O. (1981). Selçuklu Tarihi. 290, 291: Koca,S. (2003).Türkiye Selçukluları : Sevim- A.- Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi Sevim, A. Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi Ahmed Bin Mahmud. (1977). Selçuk- Nâme II. (Haz ; E. Merçil). İst.146: Turan, O. (1981). Selçuklu Tarihi : Sevim, A.- Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi Sevim, A. -Merçil, E. (1995).Selçuklu Devletleri Tarihi. 435, 436.

27 15 Babası, Kılıç Arslan ın ölüm haberi kendisine ulaşınca babasının taziyesini yerine getirdikten sonra saltanat tahtına oturdu. Hilafet makamından ona hil at ve sancak getirdiler. Danişmendlilerle dostluk ve barış ilişkisi başlattı. 55 Danişmendli Melik Muhammed in 1142 yılında ölmesiyle çıkan anlaşmazlıklar sonucunda Danişmendliler üçe ayrılmıştı. Bu parçalanma en çok Sultan Mesud un işine yaradı. Mesud önce Sivas sahibi Yağıbasan ı, sonra da Aynûddevle idaresindeki Malatya yı kuşattı. Ertesi yıl Ceyhan ve Elbistan ı topraklarına dahil edip II. Kılıç Arslan ı Melik sıfatı ile bölgeye gönderdi. Diğer taraftan imparator Manuel Türkleri Anadolu dan atmak için 1146 da büyük bir ordu toparladı ve Konya ya kadar ilerledi. Birkaç ay şehri muhasara ettikten sonra hem bir netice elde edemeyeceğini anladığından, hem de II. Haçlı seferinin başladığını haber aldığı için geri döndü. Sultan Mesud tekrar gücünü toparladı ve Haçlıların idaresindeki Maraş ı 1149 da aldı de ise yine Haçlılara ait olan Ayıntab, Keysun, Ra ban ve Behisni yi ele geçirdi yılında Danişmendli Yağıbasan ın desteği ile Ermenilere karşı sefere çıktı. Ancak Ermeniler, dağlara çekilerek sultan ile savaşmadılar ve tâbi olmayı kabul ettiler. Sultan Mesud 1154 de Çukurova yı ele geçirmek istediyse de veba salgını nedeniyle geri dönmek zorunda kaldı ve 1155 yılında vefat etti. 56 Sultan Mesud un yerine, veliaht tayin ettiği oğlu, Elbistan Meliki II. Kılıç Arslan sultan oldu. Fakat sultanın ilk yılları taht mücadelelerini bastırmakla geçti. Nitekim ilk önce kardeşi Devlet(Dolat) daha sonra Şahınşah isyan etti. Onları Nureddin Mahmud b. Zengi ile ittifak yapan Danişmendli Yağıbasan takip etti. II. Kılıç Arslan hepsine karşı başarılı mücadeleler verince bu defa rakipleri imparator Manuel ile anlaştılar. 57 Sultan II. Kılıç Arslan düşmanlarına karşı rahat hareket eder bir hale geldi. İlk olarak 1163 te Yağıbasan üzerine, daha sonra kardeşi Şahinşah ve Danişmendli Zünnün un hâkimiyetlerine son verdi (1163). II. Kılıç Arslan daha sonra Nureddin Mahmud b Zengi ye karşı sefer tertip etti. Fakat ortaya giren büyükler sayesinde 55 Aksarayî. (2000). Müsameretü l-ahbâr. 22: Ahmed Bin Mahmud. (1977). SelçukNâme Turan, O. (1981). Selçuklu Tarihi. 294: A. Sevim- E. Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi Aksarayî. (2000). Müsameretü l-ahbâr. 23: Sevim. A.- Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi. 444: Koca, S. (2003).Türkiye Selçukluları : Sevim A.- Merçil E. (1995), Selçuklu Devletleri Tarihi. 443.

28 16 savaş yapılmadan anlaşıldı. Böylece Anadolu ya II. Kılıç Arslan hâkim oldu. Fakat Manuel, I. Kılıç Arslan ın güçlenmesinden ve Batı Anadolu daki Türkmen akınlarından endişelenmeye başlamıştı. Bu endişelerden kurtulmak ve Türkleri Anadolu dan atmak üzere büyük bir ordu toparladı yılında Miryekefalon mevkiinde Selçuklu ordusu ile karşılaşan Bizans ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Böylece Bizans ordusu Malazgirt Savaşı ndan sonra bir kez daha Selçuklu ordusu karşısında ağır bir yenilgi almıştı. Bu savaşın sonunda İmparator Manuel savaş tazminatı ödeyecek ve Eskişehir ile Sublaion kaleleri yıkılacaktı. 58 Sultan daha sonra ilk iş olarak Malatya ya girerek Danişmendlilerin bu koluna son verdi. Daha sonra, Nureddin Mahmud un yerine geçen Salâhaddîn, Ra ban Kalesi ni geri istedi. Fakat bu isteği Selâhaddîn Eyyûbi tarafından reddedildiği gibi, II. Kılıç Arslan ın gönderdiği ordu da mağlup edilmişti. II. Kılıç Arslan bu defa Artuklu Hükümdarı Nureddin Muhammed e karşı tavır aldı. Ancak, Artuklu hükümdarı II. Kılıç Arslan a karşı Selâhaddîn Eyyûbî ye sığınınca bu defa tekrar Eyyübiler ile karşı karşıya kaldı. Fakat Selçuklu Veziri İhtiyareddîn Hasan b. Afras iki taraf arasında savaş çıkmasını engellediği gibi, Ermenilere karşı da Selâhaddîn Eyyûbi ile II. Kılıç Arslan arasında bir ittifak sağlamış oldu. 59 II. Kılıç Arslan ( ) ölümünden bir müddet önce (takriben yılları arasında) idaresi altındaki toprakları, mülkiyeti ve hâkimiyet hakları doğrudan doğruya idarecisine ait onbir oğlu arasında paylaştırmıştır. 60 Anadolu Selçuklu arazisi üzerinde meydana gelmiş olan duruma baktığımızda: Biri Sultanın bizzat kendi ikametine ayırmış olduğu payitaht (Konya) ile ona tabii olan civar bölgeyi içine alan, metbu; onbir tanesi de diğer büyük 58 Uyumaz, E. (2003). Sultan I. Alâeddin Keykubad,.7: Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları : Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi. 291: Sevim, A.- Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi 444: Uyumaz, E. (2003). Sultan I. Alâeddin Keykubad Turan, O. (1981). Selçuklu Tarihi. 296: Sevim, A.- Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi. 445: Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları İbn Bibi, el-evamirü l Alaiye. I. 41: Kaymaz, N. (1996). Anadolu Selçuklularının İnhitatında İdare Mekanizmasının Rolü. 111: Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları : Sevim, A.- Merçil, E. (1995).Selçuklu Devletleri Tarihi.446: Müneccimbaşı. (2000). Câmi üd-düvel. 25: Aksarayi. (2000). Müsameretü l-ahbâr. 23.

29 17 şehirlerde melik unvanı ile hüküm süren şehzadelere ait olmak üzere, tâbi oniki devlet. 61 II. Kılıç Arslan ın ölümü üzerine en küçük oğlu I. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıktı ( ). Ancak hepsinin büyüğü olan Rükneddin Süleyman Şah bu duruma razı olmadı. Saltanatı ele geçirmek için harekete geçti ve Konya yı kuşattı. 62 Dört ay süren kuşatma sonunda şehir halkı, geri çekilirse masraflarının karşılanacağına ancak şehri almakta kararlı ise Sultan ve çocuklarına dokunmayacağına dair antlaşma teklif ettiler. Rükneddin Süleyman Şah şehri almakta kararlı olduğunu söyleyince Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev antlaşmayı imzalayarak şehri terk etti. Böylece I.Keyhüsrev in birinci saltanatı sona ermiş oldu. 63 Sultan Rükneddin Süleyman, en önemli mesele olarak, kardeşlerini bertaraf etmeyi ve bütün ülkeyi kendi yönetimine almayı düşünüyordu. Bu amaçla, Amasya ve Niksar dan başlayarak Ankara ve Malatya hariç, bütün bölgeleri kendi idaresi altında birleştirdi yılında Malatya yı aldı. Böylece Ankara hariç ülke, II. Kılıç Arslan zamanındaki sınırlarına kavuşmuş oldu. Doğu Anadolu da da zayıf Saltuklular, Gürcülerle mücadelede yetersiz kalıyordu ve İslam ülkeleri gürcü saldırılarına uğruyordu. Bu amaçla sultan doğuya hareket etti ve Konya dan Erzurum a kadar Anadolu coğrafyasını siyasi bütünlük altına almış oldu ve 13. yüzyılda, İslam ülkelerindeki karışıklıktan faydalanan Gürcü Krallığı, gücünü artırmıştı. Erzurum u alarak Gürcülerle komşu olan Rükneddin 61 Kaymaz, N(1996). İdare Mekanizmasının Rolü 113: Sevim, A.-Merçil, E. (1995) Selçuklu Devletleri Tarihi İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alaiye..I : Aksarayî. (2000). Müsameretü l-ahbâr. 21: Eldem,H. (1982). Kayseri Şehri. (Haz: Kemal Göde). Ankara İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alaiye.I : Uyumaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubad.8: Aksarayî. (2000). Müsameretü l-ahbâr : Eldem, H. (1982). Kayseri Şehri : Anonim Selçuknâme de, Rükneddin inbabasının kanı için harekete geçtiği, önce Akşehir i alıp sonra Konya yı ele geçirerek tahta oturduğu açıklanır, bkz Abu l-farac. (1999). Abu l-farac Tarihi. 474: Müneccimbaşı. (2000).Câmiu d- Düvel : Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi : Eldem,H. (1982). Kayseri Şehri. 40: Cahen,C. (2000). Osmanlılardn Önce Anadolu İbn Bîbî. (1996). el- Evâmirü l Alâiye..I : Aksarayi(2000).Müsameretü l-ahbâr. 24: Müneccimbaşı. (2000). Câmiu d- Düvel. 30: Turan,O. (1993). Selçuklular Zamanında Türkiye

30 18 Süleyman Şah, Gürcülerin üzerine yürümek istiyordu ancak Malatya yolunda vefat etti 66 Devlet büyükleri, Rükneddin Süleyman Şah ın oğlu III. Kılıç Arslan ı tahta oturttular.ancak o daha on bir yaşında olduğu için emirler arasında anlaşmazlık çıktı. Yağıbasan ın oğulları ve Mübârizeddin Ertokuş Gıyaseddin Keyhüsrev i davet ettiler. Böylece dokuz yıl aradan sonra tekrar tahtına kavuşan Gıyâseddin Keyhüsrev, yeğenini ortadan kaldırmış oldu. 67 I. Gıyaseddin Keyhüsrev ilk olarak İznik İmparatoru Laskaris ile anlaştı. Daha sonra ticaret gelirlerinden pay almak için 5 Mart 1207 de Antalya yı fethetti. Ardından da Kıbrıs taki Maraş ı Selçuklu topraklarına kattı. Sultan ilk olarak anlaşma yaptığı Laskaris in büyümesinden endişe ederek Haçlılar ile antlaşma yaptı. Laskaris ile 1211 yılında Menderes kıyısındaki Antiokheia mevkiinde karşılaştı. Bu savaşta Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev şehit oldu. 68 Oğlu I. İzzeddin Keykavus yerine sultan oldu. Ancak Tokat meliki olan ortanca oğlu I. Alâeddin Keykubad babasının ölüm haberini alınca amcası Erzurum Meliki Mugiseddin Tuğrul Şah, Danişmendli, Zahireddin İli ve Ermeni Kralı II. Leon ile ittifak yaparak taht için isyan etti ve Kayseri yi muhasara etti. Sultan, ileride de daha detaylı olarak göreceğimiz gibi bu güç durumdan Kayseri Valisi Celaleddin Kayser in ittifakı bölme fikri sayesinde kurtuldu. Ancak I. Alaeddin Keykubad Ankara kalesine çekilse de I. İzzeddin Keykavus kaleyi muhasara etti. Alâeddin Keykubad ise teslim olmayı kabul etti. Sultan I. İzzeddin Keykavus kardeşine verdiği sözü tutarak onu öldürmeyip önce Minşar Kalesi nde daha sonra Kezirpert Kalesi nde hapsettirdi İbn Bîbî. (1996). el- Evâmirü l Alâiye.I. 95: Aksarayi. (2000). Müsameretü l-ahbâr. 24: Abu l-farac. (1999). Abu l-farac Tarihi. 485: Eldem, H. (1982). Kayseri Şehri : Anonim Selçuknâme. (1992) İbn Bibi. (1996). (1996). el- Evâmirü l Alâiye..I. 96 ; Aksarâyi. (2000).Müsameretü l-ahbâr. 24: Abu l Farac. (1999). Abu l-farac Tarihi. 486: Anonim Selçuknâme(1992). 27: Turan, O. (1993). Selçuklu Tarihi Ahmed Bin Mahmud. (1977). Selçuk-Name II. 150: İbn Bibİ. (1996). el- Evâmirü l Alâiye : Aksarâyi. (2000). Müsameretü l-ahbâr. 25: Anonim Selçuknâme. (1992).27-28: Turan, O. (1993). Selçuklular Zamanında Türkiye : Eldem, H. (1982). Kayseri Şehri İbn-Bibî. (1996). el-evâmirü l-alâiyye. I : Aksarâyi. (2000). Müsameretü l-ahbâr : Eldem, H. (1982). Kayseri Şehri : Sevim, A. (1972). Anadolu Selçuklularına Ait Bir Eser Ravzatü l- Küttab ve Hadikatü l Elbâb 4: Sevim, A. Makaleler. 583: Cahen, C. (2000). Osmanlılardan Önce Anadolu

31 19 I. İzzeddin Keykavus babasının siyasetine devam ile ilk olarak Kıbrıs Kralı Hugue ile, ardından da Venediklilerle ticaret antlaşmaları imzaladı (1214). Sonra Sinop u ele geçirmek için harekete geçti ve burayı alarak, ticaret, ithalat ve ihracat limanı haline getirdi. Büyük surların inşasıyla şehrin emniyetini sağlamlaştırdı. Burada da yeni bir donanma kuruldu. Ardından Ermeniler üzerine sefer düzenleyip da onları tekrar Torosların güneyine attı. Antalya ya tekrar hâkim oldu yılında Sultan I. İzzeddin Keykavus ile Ermeniler arasında Keban Kalesi önünde şiddetli biç çarpışma oldu, yenilen II. Leon sultanla barış yaptı. 70 Ancak Keykavus Halep seferine çıktıysa da, çeşitli nedenlerden dolayı başarısız olarak geri döndü(1218). Bu yenilgiye çok üzülen sultan şüphelendiği bazı emirlerini bir eve kapattırıp yaktırdı. Ardından Diyarbekir sahibi Nasreddin Mahmud ve Erbil Hâkimi Muzaffereddin Gök Börü ile anlaşarak intikam seferi için yola koyuldu fakat verem hastalığı nedeniyle Malatya da öldü. Yerine Kezirpert Kalesi nde tutuklu bulunan kardeşi I. Alâeddin Keykubad geçti Turan, O. (1981). Selçuklu Tarihi. 298: Aksarayî. (2000). Müsameretü l-ahbâr. 25: Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları İbn Bibi. (1996).el-Evamirü l Alâiye.I : Aksarâyi. (2000).Müsameretü l-ahbâr. 25: Müneccimbaşı. (2000).Camiu d- Düvel : Turan, O. (1993). Selçuklular Zamanında Türkiye : Sevim A.- Merçil, E. (1995) Selçuklu Devletleri Tarihi. 459: Uyumaz, E. Sultan. (2003). I.Alâeddin Keykubad. 10.

32 20 Alâeddin Keykubad ın Meliklik Devri ve Culûsu I. Alâeddin Keykubad b. Gıyaseddin Keyhüsrev b. Kılıç Arslan b. Mesud b. Kılıç Arslan b. Süleyman şah b. Kutalmış, b. Arslan Yabgu b. Selçuk b. Dukak, onuncu Türkiye Selçuklu sultanıdır. 72 Alâeddin Keykubad I. Gıyaseddin Keyhüsrev in ortanca oğludur. Gıyaseddin Keyhüsrev Konya da saltanata geçince, çocuklarını Selçuk ananesine uygun olarak eyaletlere göndermiştir. Gıyaseddin, büyük şehzade İzzeddin Keykavus u Malatya ya, ortanca oğlu Alâeddin Keykubad ı ise daha önce Süleyman Şah ın Melik bulunduğu Tokat ile beraber bütün Danişmend iline melik tayin etmiştir. Fakat sultanın yaptığı bu tayin vaktiyle II. Kılıç Arslan ın çocuklarına vemiş olduğu gibi geniş haklar vermemişti. Şehzadeler tayin edildikleri yere sadece sultan adına bir idare hakkına sahip olabileceklerdi. Bunların kendi adına hutbe okutup sikke bastırmaları, hatta komşu devletlerle savaş ve barış yapmaları görevleri dışında idi. 73 I. Gıyaseddin Keyhüsrev in ölümü üzerine Konya da (Dârü l Mülk) toplanan devlet büyükleri ve komutanlar, bir an önce otorite boşluğunu giderebilmek için, sultanın oğullarından Malatya Meliki İzzeddin Keykâvus, Tokat meliki Alâeddin Keykubad ve Koyluhisar meliki Celâleddin Keyferüddin den hangisinin tahta çıkarılacağı hususunda aralarında görüştüler. Devlet büyükleri büyük şehzade İzzdeddin Keykâvus un tahta çıkarılmasına karar verdi Temmuz 1211 de İzzeddin Keykavus Kayseri de tahta oturdu. Gerekli merasimler tamamlandıktan sonra da Konya ya gitmek üzere hazırlıklar yapılırken, Alâeddin Keykubad da babasının ölüm haberini almış olup, planlı şekilde hareket ederek Erzurum hükümdarı amcası Mugiseddin Tuğrul Şah ın bu mücadelede yardımını aldığı gibi, türlü vaatlerde bulunarak Ermeni kralı Leon u da yardıma çağırmıştır. Ayrıca daha 72 İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiye..I : Aksarâyi. (2000). Müsameretü l-ahbâr. 25: Müneccimbaşı. (2000). Camiu d- Düvel. 43: Turan, O. (1993).Selçuklular Zamanında Türkiye. 295: Sevim, A.- Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi. 460: Uyumaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubad İbn-Bibî. (1996). el-evamirü l Alâiye..I Koca, S. (1988). Sultan I. İzzeddin Keykavus ile Melik Alâeddin Kaykubad arasında geçen otorite Mücadelesi. Selçuk Dergisi. sayı: 3.Selçuk Araştırma Merkezi

33 21 önce babasının ikinci defa tahta çıkmasında başlıca rol oynamış olan eski uç beylerinden Zahireddin ili de büyük bir kuvvetle kendisini destekleyecekti. 75 Melik Alâeddin Keykubad önce müttefiklerinin topladığı bir ordu ile Kayseri yi kuşattı. Bu kuşatma ve savaş uzun sürdü. İki tarafın süvarilerinden ve ünlü beylerinden çok sayıda insan hayatını kaybetti. İzzeddin Keykavus un kardeşine karşı Eyyübi hanedanı mensubu Melik Eşref ten istemiş olduğu yardım da bir türlü gelmedi. 76 İzzeddin Keykavus durum değerlendirmesi yapmak için Malatya da iken hizmetinde bulunan Çaşnigir Mübarizeddin Çavlı, Emîr-i Ahür Zeyneddin Başara ve Emîr-i Meclis Mübarizeddin Behramşah ı huzura çağırarak onlara gece yarısı kaleden çıkıp, süratle Konya ya ulaşmayı ve orada uç beylerinin ve askerlerinin yardımı ile tahtını kurtarmayı düşündüğünü söyledi. Emirler sultanın bu fikrini çok tehlikeli bularak anlayamadılar. Sonunda Kayseri Şıhnesi Celâleddin Kayser, Alâeddin Keykubad ın ittifak grubunu türlü vaatlerle birbirinden ayırarak gayeye ulaşılabileceğini belirtti, Celâleddin Kayser Tekfur Leon u dediği gibi ikna etti. Sabah olunca, Alâeddin Keykubad Melik Mugiseddin in ordugahının boşalmış olduğunu, kendisine yardım gelenlerin yerlerini ıssız görünce şaşkın ve perişan bir hale düştü. O sırada şehirden davul boru ve zurna sesiyle kuşatılanların sevinç çığlıkları yükselmeye başladı. Şehrin yiğitleri Melik Alâeddin ordusunun sayısını görerek dışarı saldırdılar. Çok insan esir ettiler, öldürdüler. 77 Durumun ciddiyetini gören Melik Alâeddin kaçmaya karar verdi, Ankara nın yolunu tuttu. Şehri sağlamlaştırıp, savunmaya çekildi. Pervaneliği Emir Celaleddin Kayser e, şehirlerden her birinin yönetimini de beylerinin seçkinlerine verdi. O 75 Koca, S. (1988). Otorite mücadelesi. 937: Müneccimbaşı. (2000). Câmiu d- Düvel : Turan,O. (1993).Selçuklular Zamanında Türkiye İbn-Bibî. (1996). el-evamirü l Alâiye.I : Kaymaz, N. (1996). idare Mekanizmasının Rolü. 135.: Sevim, A. (1961). Anadolu Selçuklularına Ait Bir Eser, Ravzatü l Küttab ve Hadikatü l Elbâb..I. MEB Yayınları. 77 İbn-Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiye..I. 139: Turan, O. Alâeddin mad. İ.A.s. 646: Aksarâyî. (2000). Müsâmeratü l Ahbar. 25: Eldem, H. (1982). Kayseri Şehri. 63: Cahen, C. (2000). Osmanlılardan Önce Anadolu

34 22 arada Niğde yi, Zeyneddin Başar ya, Malatya yı Hüsameddin Yusuf a, Elbistan ı Mübarizeddün Çavlı ya bıraktı. 78 Sultan I. İzzeddin Keykavus un ölümü üzerine Alâeddin Keykubad Türkiye Selçuklu Sultanı olarak tahta geçişi hakkında kaynaklarda iki farklı rivayet vardır. Bir rivayete göre, I. İzzeddin Keykavus veremden öldüğünde tahta geçecek evladı yoktu. Bu nedenle devlet erkânı Alâeddin Keykubad ı hapisten çıkarıp tahta oturttu. Diğer rivayete göre ise, Sultan İzzeddin Keykavus hastalığı ilerleyince kardeşini hapisten çıkararak yanına getirtmiş ve kendisinden sonra onun tahta çıkarılması için vasiyette bulunmuştu. 79 S. Koca bir makalesinde bir hükümdarın tahta çıkışını 7 maddede toplamış, Alâeddin Keykubad ın tahta geçişini ise devlet adamları ve komutanlara bağlamış olup, vasiyetle tahta çıkmadığını belirtmiştir. 80 Devlet büyükleri toplanıp görüştüler. Yerine kimin geçirilmesi doğru olacağını konuştular. Bir kısmı Keyhüsrevin oğlu Keyferiddun u söylediler. Keyferiddun o sırada Koyluhisar da bulunuyordu. Beylerbeyi Seyfeddin Ayaba ve emir-i meclis Mübarizeddin Behramşah, Keyhüsrev oğlu Alâeddin Keykubad ın tahta çıkması doğrultusunda karar verdiler. Sultan Alâeddin Malatya kalelerinin birinde kapalı idi. Bu iki beyin sözüne diğer beyler de onay verdiler. Beylerbeyi Seyfeddin Ayaba; Kendisini almağa ben gideceğim, oraya kendisini götüren de ben olmuştum. Olur ki yüreğinde bundan dolayı benim için bir düğüm vardır. Ondan dolayı da kendisinden bağış dilerim. dedi. 81 Melikü l Ümera Seyfeddin Ayaba yanına Sultanın öldüğünü gösteren yüzüğünü ve destarçesini (mendilini) alıp hızlı yol alan, birkaç at ve katırla ve 78 İbn-Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiye..I : Turan, O. Alâeddin mad. İ.A. 647: Aksarâyî(2000). Müsâmeratü l Ahbar. 25: Eldem,H. (1982). Kayseri Şehri : Uyumaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubad Müneccimbaşı. (2000).Câmi üd-düvel : Safran, M. (1988). I. Alâeddin Keykubad ın Tahta Çıkışı, Selçuk Dergisi. 3. Selçuk Araştırma Merkezi. Konya 1988 s. 98: Turan, O. Alâeddin mad Koca, S. (2009).Selçuklu İktidarının Belirlenmesinde Rol Oynayan Güçler ve Alâeddin Keykubad ın Tahta Çıkışı. (Detaylı Bilgi için bakınız. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi. Prof. Dr. Reşat Genç Özel Sayısı. Temmuz ) 81 Turan, O. Alâeddin mad. 648: Cahen, C. (2000). Osmanlılardan önce Anadolu Tarihi. 72: Uzluk, F. N. (1982). Anadolu Selçuklu Dev. Tarihi III. s

35 23 sultanın evinin seçkinlerinden ve sarayının ileri gelenlerinden birkaç kişiyle Malatya ya, sultanın hapsedildiği Kezirpert Kalesi ne gitmek için hazırlandı. İkindi namazı sırasında şehirden ayrıldılar. 82 Alâeddin Keykubâd, sabah namazını kılmış, gördüğü bir rüyayı düşünüyordu. Yüzü nurlu bir adamın yanına gelerek ayaklarının bağını çözdüğünü, kendisini koltuğundan tutup büyük bir katıra bindirdikten sonra Bu, Melik Alâeddin Keykubâd a himmetidir. dediğini hatırlıyor, bu garip rüyanın tabirini araştırıyordu. Birden uzaktan görünenler, sultanı büyük bir korkuya düşürdü. Kale bekçisine: Eyvah dedi, yaklaşan şu kalabalığı biraz alıkoy, abdestimi tazeleyeyim, kendimi toparlayıp canıma veda etmezden iki rekat namaz kılayım. Bekçi kapıya giderken Seyfeddin de yanaşmıştı. Bekçi Çaşnigir den bu ziyaretin sebebini sordu. Seyfeddin; verilen söz yerine getirildi. Zamanın arzu ettiği iş oldu. Mealindeki beyti okuyarak koynundan çıkardığı siyahlara boyanmış mendil ve yüzüğü gösterdi. Bekçi geri döndü, Çaşnigir in bir neferle beraber içeri girmesine müsaade edildi. 83 Seyfeddin Ayaba kale kapısına gelince, kılıcını kınına sokup kale komutanına teslim etti. Her ikisi de sultanın bulunduğu odaya gittiler. Önce kale komutanı içeri girerek sultana başsağlığı diledi. Seyfeddin sultanın mübarek yüzünü görür görmez yüzünü toprağa koydu ve gözlerinden yaş akıtmaya başladı. 84 Seyfeddin, sultanın giydikleri kaftan ve giysilerle karaya boyanmış börkü getirtmişti. Alâeddin bunları da görünce korkusu kalmadı. 85 Seyfeddin daha sonra Padişahımız kendisi hakkında ne uygun görürse onu yapsın dedi. Şiiri: Eğer gönlün razı olursa kanımı dök, onu sana helal ettim. O işi ister ertele, ister hemen yap dedi. Melik Alâeddin ise, ona güzel vaadlerde bulundu. Onun üzerine Emir Seyfeddin, Eğer siz padişahımızın söyledikleri samimi ise, mübarek diliyle yemin etmesi, güzel yazısıyla onu ahit haline getirmesi gerekir dedi. Onun isteği üzerine 82 İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiye.I : ibn Bibi(2007). Selçuknâme. (çev. M.H. Yinanç).70.Ahmet B.Mahmud. (1977). Selçuknâme-II. (haz. E. Merçil): Müneccimbaşı. (2000).Câmiü d- Düvel İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiye..I. 223: Ahmet B. Mahmud. (1971).Selçuknâme-II İbn-Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiye. I. 224: Ahmet B. Mahmud. (1971).Selçuknâme-II Müneccimbaşı. (2000). Câmi üd-düvel. 22: Safran, M. (1988). Alâeddin Keykubad ın Tahta Çıkışı, Selçuk Dergisi, Sayı: 3 Haz. Selçuk Araş. Merk

36 24 sultan ant içti ve ona aman mektubu yazdı. Emir Seyfeddin onunla yetinmeyerek Kur an-ı Kerim i kabından çıkarıp Sultan ın önüne koydu. Melik, tekrar yemin ederek Melikû l-ümera Seyfeddin, eceli gelinceye kadar benim tarafımdan emniyet ve güven içinde tutulacak. Hiçbir şekilde benden, adamlarımdan ve hizmetçilerimden onun nefsine, canına ve malına hiçbir zarar gelmeyecek, Sözümüze Allah vekildir dedi. 86 Bütün ulus ileri gelenleri, çeri başbuğları önünde eğildiler. Buyruğundan çıkmayacaklarını belirttiler. 87 Sultan daha sonra kalabalık bir ordu ile devlet tahtının bulunduğu Konya ya hareket etti. Mübarizeddin Behramşah, bizzat Gedük mevkiine kadar sultana eşlik etti. Gedük te sultan için meclis kurulup, bir ziyafet verildi Sabah olunca sultan Alâeddin Keykubad, Emir-i Meclis e hilâtler vererek onu Sivas a geri gönderdi. Kendisi de Kayseri ye doğru hareket etti. Bu sırada Hokkabaz oğlu olarak bilinen Kayseri subaşısı Seyfeddin Ebû Bekir, sultanı karşılamak üzere hazırlıklar yaptırdı. Şehrin ileri gelenlerine de sabit ve seyyar köşkler, tahtırevanlar yaptırılması, ayrıca sultanı karşılamak üzere çubuk mevkiine gidilmesi için haberler gönderdi. İstenilen yerde hazır bulunan Kayserililer sultanın sancağını ve çetrini görünce yer ve el öptüler. Daha sonra hep birlikte şehre yöneldiler. Büyük şenlikler arasında Kayseri ye giren Sultan Alâeddin i burada da tahta oturtup culüs merasimi ve şenlikler yapıldı. Birkaç gün Kayseri de kaldıktan sonra Aksaray a hareket etti. Büyük bir kafileyle Pervane Kervansarayı na varınca, Aksaray halkı, Sultan Alâeddin i karşılamak için harekete geçti. Onun önünde yeri ve elini öperek arzularına ulaşmış olarak huzurda yerlerini aldılar. Sultan birkaç gün de Aksaray da kalıp dinlendikten sonra Konya ya hareket etti. 88 Sabah olunca Alâeddin Keykubad Konya şehrine girip Ocak Şubat 1220 tarihinde başkent Konya da tahta oturdu. Şehirdeki şenlikler bundan sonra da devam etti. Meclisteki eğlence yavaşlamaya başlayınca Konya nın ileri gelenleri, kendi mevki ve derecelerine göre, sultana birer hediye takdim ettiler İbn Bibi(1996). el Evamirü l-alaiye : Müneccimbaşı. (2000). Câmi üd-düvel Müneccimbaşı. (2000). Câmi üd-düvel. 22: İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiye İbn Bibi. (1996).el Evamirü l Alâiyye.I. 231: Kaymaz, N. (1996). İdare Mekanizmasının Rolü İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiye.I

37 25 Hüsameddin Çoban ve Seyfeddin Kayı ve Bayındır başından beyler ve sağ ve sol kol beylerbeyi at ve deve hediye ettiler. 90 Ertesi gün Sultan Alâeddin Keykubad, Vezir Reşîdüddîn i, Melikü l-ümera Çaşnigir Seyfeddin Ayaba yı, Naib Hokkabaz oğlu Seyfeddin Ebû Bekir i ve Pervane Celâleddin Kayseri i özel olarak kabul etti. Daha sonra sultan cülus haberinin uç beylerine bildirilmesini ve onların Konya ya gelmeleri için fermanlar yazılmasını emretti. Haberi alan uç beyleri sayısız hediyelerle geldiler. Sultan da onların beylik menşurlarını yenileyip hilatler giydirdi. 91 Bu cülus üzerine halife Nâsır lidin Allah, İslam dünyasının dini otoritesi sıfatı ile ona saltanat menşuru ve sembolleri ile Sühreverdi yi 92 sultanlık beraatı için gönderdi. Alâeddin elini öpmek istemişse de şeyh elini vermemişti. Şeyhi yürekten ağırladılar. Ulu Beylerden Celâleddin Karatay ın evinde konakladı. 93 Gelenekler gereği, halifeden getirdiği asâ ile sultanın arkasına kırk defa vurdu. I. Alâeddin Keykubad böylece âsi olarak, zorla ele geçirmek için savaştığı tahta, sekiz yıl sonra, hiç ümit etmediği bir zamanda hükümdar olarak yerleşmiş oldu Köprülü, F. (1331). Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti, Milli Tetebbular Mecmuası, II. S İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiye.I Ömer-i Sühreverdi, ünlü mutasavvuf ve Şâfiî fakirlerindendir te Sühreverd de doğup 1235 te Bağdat ta ölmüştür. Bunu yine kendisiyle çağdaş olan Maktul Sühreverdi ile karıştırılmamalıdır. Sühreverdi, İran ın ırak-ı Acem eyaletinde zencan kasabası yanında bir kasababadır. Maktul Sühreverdi ise Bağdat ta kazandığı şöhreti ilmiyeye binaen Nizamiye medresesi müderisi olan ve ashab, tarafından namına inşa edilen Sühreverdi ye Tarikatı te sis eden Nâsır tarafından Muhammed Harzemşah a sefaretle gönderilerek muvaffakiyet kazanmıştır. (Detaylı bilgi için bkz. Yusuf Ziya Yörükan, İslam Filozofları, Sühreverdi, Hayatı sebiyesi, Mihrab sayı: I-X, ) 93 Müneccimbaşı. (2000). Câmi üd-düvel. 23: İbn Bibi, El-Evamirü l Alâiye İbnül EsÎr. (1987). el-kâmil fi t Tarih Tercümesi, İslam Tarihi.XII. (çev: Ahmet Ağırakça-Abdülkerim Özaydın), Bahar Yayınları. İst : Kaymaz, N. (1996). İdare Mekanizmasının Rolü.149.

38 26 Alâeddin Keykubad Devri Siyasi Olaylar Alâiye (Alanya) 95 ve Alara Kalesi nin Fethi Şeyh Sühreverdi nin Bağdad a dönmesinden sonra sultan Kayseri ye gitti. Burada kıymetli hediyelerle bir elçi heyeti hazırlayıp Halifeye gönderdi. Kendisi birkaç ay Kayseri de kaldı. Emirlerin içinde babası Gıyâseddin Keyhusrev ile birlikte kalan iki emir vardı. Bunlardan birisi Ayas el-mecnûn adıyla meşhur Emiri âhur Esededdin, diğeri ise Antalya nâibi Emîr Mübârızeddin Ertokuş idi. Bu iki emir o sıralarda Keykubâd ile birlikte Kayseri de bulunuyorlardı. 96 Büyük emirler tahtının önünde diz üstü geldiler ve, Alanya böyle bir cihan padişahından başka kimseye yaraşmaz. dediler. 97 Alâeddin Keykubad bunun üzerine orduyu hazırlattı. Kalenin hakimi Kir Farid (Kir Vart) adında birisiydi. Kısa süre sonra Kir Vart kendsi, çocukları ve malları için aman istediğini bildirdi ve kale ele geçirildi. 98 Alâeddin Keykubad, fethi zor görülen bu kaleyi ilk fetheden olduğu için kendi adından dolayı kalenin adı Gelinovros iken buraya Alâiye adını verdi. 99 Sultan Alâeddin Keykubad, Alâiye Kalesi nden Antalya ya doğru hareket etti. Yolda Kir Vart ın kardeşine ait olan Alara Kalesi ni gördü. İbn Bibi Alara kalesi hakkında; Granit bir taşın üzerine kurulmuş, gök gibi sağlamlaştırılmış, zamanın gözünün hayran kaldığı, hemen yanında ihtişamlı Nil Nehri ne benzeyen suyu masmavi olan bir nehrin aktığı, göğe yakınlığından dolayı zirvesinde nöbet tutan bir nöbetçinin boyunu eğmek zorunda kaldığı, sarplıkta Kaf Dağı nın yanında 95 XIII. yy. Avrupa kaynaklarında Türkiye, efsanevi zenginlikler ülkesi olarak düşünülerken, sultanın hazinelerinin Alâiye de olduğu rivayet edilmiştir. Bu yüzden şehre Alâiye ismi dönemin hükümdarı Sultan Alâeddin Keykubad ın ismine nisbetle verilmişti. O dönemde darp ettirilen sikkelere de Sikke-i Alâi deniliyordu. (Deteylı bilgi için bkz. Zercani,el- Letâifu l Alâiye.28). 96 İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiye : Müneccimbaşı. (2000). Câmiu d-düvel İbn Bibi. (2007). Selçuknâme. Ankara. 95: Freely, J. (2012). At Üstünde Fırtına: Anadolu Selçukları. (çev. Neşenur Domaniç). Doğan Kitap Yayınları. 98 Müneccimbaşı. (2000). Câmi üd-düvel. 23: Turan, O. Alâeddin mad Abu l Farac. (1999). Abu l Farac Tarihi. 516: Müneccimbaşı. (2000). Câmi üd-düvel. 61: Turan, O. Alâeddin mad. 647: İbn Bibi. (2007). Selçuknâme. 98.: Cahen, C. (2000). Osmanlılardan Önce Anadolu da Türkler. 73.

39 27 zerreden daha küçük diye belirtmiştir. 100 Sultan, devlet büyüklerinden birisini, bir miktar askerle kaleye gönderdi ve kale kısa sürede teslim alındı. 101 Böylece kale güzel bir tesadüf eseri kılıç kullanılmadan tek bir söz üzerine ülkenin diğer beldeleri arasına katıldı. O ikinci fethin haberi sultan a ulaşınca sultan, halka açık bir eğlence meclisi düzenledi. Antalya ya dönünce de emirlerine hilatler giydirip, kışlaklarına dönmelerine izin verdi ve kendisi de kışı Antalya da geçirdi. 102 Antalya ve Alâiye (Alanya) Sinop tan başlayarak Anadolu yu yukarıdan aşağıya kesen güney-kuzey ticaret yolunun tamamlayıcısı konumunda idi. Alâeddin Keykubad burayı almakla ticaret ve ticaret yollarında söz sahibi olduğu gibi bölgenin imarı ve Türkleşmesi hususunda da gayret sarf etmiştir. İbn. Bibî nin naklettiğine göre, Alâiye ismini verdiği Gelinevros ta camiler ve 12 kapılı kasr (saray) yaptırmıştır. 103 Öte yandan Sultan Alâeddin Keykubad, memleketin her yerinden getirttiği halkı, zanaatkârları ve bilginleri şehre yerleştirmiştir. Şehrin etrafında bulunan topraklara Türkmenlerin girmesi için izin vermiştir. İskân işinden sonra da kale surlarının yapımını başlatmıştır. Kale surlarında, burçlarında, kulelerde, kapılarda Alâeddin Keykubad adına konmuş birçok kitabe vardır. Bu dönemdeki mimariye ilerleyen bölümlerimizde detaylı olarak değinilecektir. Sultanın Devlet Erkânından Bazılarını Cezalandırması Sultan Alâeddin Keykubad bu fetihlerden sonra geniş ve devamlı bir fetih politikası yapabilmek için, devletine mutlak bir şekilde hâkim olmak düşünce ve arzusunda idi. Halbuki Keykavus u tahta çıkaran emirlerin gittikçe artan bir şekilde nüfuz kazanmaları bunlar ile sultan arasında ciddi bir gerginlik doğurdu. Çaşnigir 100 İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiyye. 268: Zercani. (2005). Sultana Öğütler. 34: Yinanç M. Halil. Alâiye mad. İA.I İbn Bibi. (1996). El-Evamirü l Alâiyye : Müneccimbaşı. (2000). Câmi üd-düvel. 62: Turan, O. Alâeddin mad İbn Bibi, El-Evamirü l Alâiyye ; Abu l Farac. 516 ; Anonim Selçuknâme ; Müneccimbaşı, Câmi üd-düvel ; O. Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye İbn Bibi. (1996). el Evâmirü l Alâiye : E. Uyumaz. (2003).Sultan I.Alâeddin Keykubad. 25. İdris Beston. (1996). (Alâiye mad. D.İ.A..II).340.

40 28 Emir Seyfeddin Ayaba, Emir-i Ahur Zeyneddin Başara, Emir-i Meclis Mübarizeddin Behramşah ve Bahaeddin Kutluca, hizmetle kıdemli oluşları, servetlerinin bolluğu, adamlarının, mallarının ve erzaklarının çokluğu yüzünden büyüklenip Sultan a baskılarda bulundular. Sultanın mutfağında saray görevlileri ve diğerleri için 30 baş koyun kesilirken Emir Seyfeddin Ayaba nın mutfağında 80 baş koyun kesilirdi. O işlerin çekip çevrilmesi sırasında bütün yetkileri elinde bulundururdu. Sultan ın huzurundan ayrılıp evine gittiği zaman ondan izinsiz padişah sarayına kimse yaklaşamazdı. Diğer devlet emirleri de onu kendilerinin başkanları veya büyükleri olarak görürlerdi. Önemli işlerde onun görüşünü alırlar ona göre davranırlardı. Onun emrine Sultan ın kapı bekçisinin karşı gelmesi mümkün değildi. O, Sultan ın saltanat tahtına oturuşundan beri aynı yolu izlemiş ve bu huyundan hiç vazgeçmemişti. 104 Keykubad ise, kendi hükümranlık haklarına zarar veren bu durum karşısında içindeki nefret büyüdü. 105 Ümera ile Sultan arasında üç yıl kadar devam eden mücadele, ümeranın sultanı tekrar hapse atıp, yerine kardeşini getirmeye yönelik söz birliği etmeleri sultan Alâeddin in kulağına gitti. Bunun üzerine sultan ertesi gün, Çaşnigir Seyfeddin Ayaba tarafından yapılan davete mazeret göstererek gitmemiş, bundan sonra da kendini onlardan kollamıştır. 106 Sonunda yapılan plana göre, bir gece sarayda ziyafet tertiplendi ve beyler davet edildi. Hepsi silahsız ve muhafızsız olarak bir araya topladı ve ziyafetin bitiminde teker teker yakalandı. İbn Bibi de yer alan bir kayda göre Emir Seyfeddin Ayaba yakalanınca Beraber bahçede gezinirken sultan bana, yaşlı ağaçları kesip yerine gençlerini dikmek gerekir demişti. O zaman onun böyle bir kötülük yapacağı belli olmuştu. Eğer ben o gün bu işin tedbirini alsaydım, bugün aciz bir şekilde 104 İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiyye..I. 283: Anonim Selçuknâme. (1992). Anadolu Selçukluları Devleti Tarihi. III. 30: Müneccimbaşı. (2000) Câmi üd-düvel : Eldem, H. (1982). Kayseri Şehri..73: Turan, O. (1993). Selçuklular Zamanında. Türkiye : Turan, O Alaeddin mad. İ.A İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiyye. I. 292: Kaymaz, N. (1996). İdare Mekanizmasının Rolü. 151: Zercani. (2005). Sultana Öğütler. 34: Koca, S. (2009). Alâeddin Keykubad ın Tahta Çıkışı, GEFAD (Selçukluarda otorite sağlamak amacı ile öldürülen emirlerin uygulamasına benzer bir uygulamayı Osmanlı Devleti nde de görmekteyiz. Detaylı bilgi için bkz. Çetin Altan. (1997). Tarihin Saklanan Yüzü. İnkılâp Yayınları Turan, O. Alâeddin mad. İ.A. 647: Kaymaz, N. (1996). İdare Mekanizmasının Rolü : Uyumaz, E. (2003). Sultan Alâeddin Keykubad.27: Anonim Selçuknâme. (1992). Anadolu Selçukluları Devleti Tarihi.III. 30: Müneccimbaşı. (2000). Câmiü d- Düvel. 63: Eldem, H. (1982). Kayseri Şehri. 73.

41 29 esaret bağında rezil olmazdım. Fakat iş işten geçince tedbirin bir faydası olmaz. Onun için kaderime razı olayım demiştir. 107 Emirlerin çeşitli şekillerde 108 öldürülmesinden sonra, sıra onlara mensup olan kimselere ve hânelerine geldi. Sultanın emri ile ileri gelen beylerin bütün akrabaları yakalanarak zindanlara atıldı gulamların büyük olanları, silâh ve teçhizatları alınmak suretiyle serbest bırakıldı, küçükleri ise, içlerinden bir kısmı Taşthâne için ayrıldıktan sonra, Gülâm-hânelere gönderilip, yetiştirilmek üzere itaatleri sağlandı. 109 Alâeddin Keykubad, yedi yıllık bir hapis hayatından sonra tahta oturmuş olmasına rağmen, ağabeyi Keykavus a karşı giriştiği mücadelede uğradığı kayıpların hesabını, onun ölümünden üç buçuk yıl geçtikten sonra ancak temizleyebilmiş ve otoritesini sağlamlaştırmıştır. Gerçekten de Keykubad ın saltanatında, bu hadise bir dönüm noktası olmuştur. Bundan sonra Alâeddin Keykubad yönetimi kendi eline almıştır. Tecrübeli ümerânın ortadan kalkmasıyla idari alanda meydana gelen boşluğu doldurmağa çalışmıştır. Bu tarihten sonra Keykubad ın, en mühim devlet işlerinde bilhassa,keykâvus un adamlarından olduğu halde, Keykubad a sadakat gösterdiği ve öldürülmekten kurtulduğu anlaşılan Emir-i Çaşnigir Melikü l-ümera Mübaizeddin Çavlı, Taşthâne Emiri Celaleddin Karatay ve Çaşnigir Şemseddin Altun Aba gibi köle asıllı veya gayri müslim ümerayı kullandığını görüyoruz. 110 Ermeni Krallığı ile olan Mücadelesi Ermeniler, Haçlı Seferleri ve Türklerin Anadolu nun fethi için Bizanslılarla yaptıkları mücadelelerden yararlanarak Kilikya Bölgesi nde önce bir prenslik, sonra II. Leon tarafından bu prenslik bir krallık haline getirilmişti. Kısa zamanda İskenderun Körfezinin doğu sahilinde Antalya Körfezi ne birkaç fersah kalıncaya 107 İbn Bibi. (1996). el- Evamirü l Alâiyye. I Seyfeddin Ayaba idam edildi, Emir-i Ahur Zeyneddin Başare bir adaya kapatılıp aç bırakılmak suretiyle öldürüldü; Mübarizeddin Behramşah zamandır kalesine, Emir Kutluca Tokat zindanına gönderildi vs. (bkz., İbn Bibi, El-Evamirü l Alâiyye.I. 287: Kaymaz, N. (1970). Pervâne Mu ineddin Süleyman. 152). 109 Kaymaz, N. (1970). Pervâne Mu ineddin Süleyman İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiyye.I : Anonim Selçuknâme. (1992).30: Turan, O. (1993). Selçuklu Zamanında Türkiye : Kaymaz, N. (1970). Pervâne Mu ineddin Süleyman. 194: Müneccimbaşı. (2000). Câmi üd-düvel : Cahen, C. (2000). Osmanlılardan Önce Anadolu. 73.

42 30 kadar ülkelerini genişletmişlerdi. Bu küçük Ermenistan Krallığı önemli limanları elinde bulundurmasının yanı sıra, Suriye den gelen kervanlar buradan geçerek Konya ve İstanbul a ulaştıkları için ayrıca önemliydi. Dolayısıyla Ermeni Krallığı nın bölgedeki faaliyetleri Türkiye Selçuklu Devleti ni çok yakından ilgilendiriyordu. Ermeni Krallığı ile Sultan I. Alâeddin Keykubad ın ilk ilişkileri melikliği zamanında başlamıştı. İzzeddin Keykavus ile yaptığı mücadele sırasında Ermeni Kralı II. Leon ile ittifak yapmış, ancak bu uzun süreli olmamıştı. Çünkü II. Leon, İzzeddin Keykavus ile anlaşarak Melik Alâeddin Keykubad ı Kayseri muhasarası sırasında terk etmişti. 111 Tahta geçtikten sonra, önce Ermeni Krallığı ile sınır olan Alâiye Kalesi ni feth etmesi üzerine iki devlet arasındaki ilişkiler gerginleşti. Ermeni Kralı II. Leon da 1219 yılında vefat etmiş ve yerine tek çocuğu olan kızı Elizabeth tahta geçmişti. Bundan sonra kraliçe, Antakya Haçlıları Prinkepsi Bahemand un oğlu Philippe ile evlendi. Fakat Philippe Ermeni milletini sevmezdi ve daha ziyade Frenklere sevgi beslerdi. Hatta yeminini bozarak Ermeni kilisesini terk etti ve devletin hazinesini babasının memleketine gönderdi. Bu durumdan dolayı Ermeni Prensleri evliliğinin ikinci yılında onu yakalayıp hapsettiler. Bahemond oğlunu kurtarmak için Ermeniler üzerine seferler düzenlediler, ancak papanın müsaade etmemesi üzerine, Bohemond Ermenilere karşı sefer yapmak üzere Türkiye Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad ile ittifak yaptı. 112 Keykubad, bağımsız ve güçlü bir devlet olmak için bölgeden göçen milletlerarası ticaret yollarına hakim olmak ve yollar üzerinde ticaretin iyi bir şekilde yürümesi için uğraşıyordu. Bunun olabilmesi için de yolların ve tüccarların güvenliğinin en iyi şekilde sağlanması gerekiyordu. Dolayısıyla sultan bu ittifak teklifini kabul edip, Emir Mübarizeddin Çavlı ve Emir Konnenos u görevlendirdi. Yapılan diplomasi sonucunda Ermeniler kaleyi boşalttılar İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiyye. I : Turan, O. (1993). Selçuklu Zamanında Türkiye : Kaymaz, N. (1970). Pervâne Mu ineddin Süleyman İbn Bibi. (1996). El-Evamirü l Alâiyye.I. 348: Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Med. 295: Uyumaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubad Müneccimbaşı. (2000). Câmiü d-düvel. 67: Zercani. (2005). Sultana Öğütler. 35: Turan, O. (1993). Selçuklular Zamanı : Turan, O. Keykubâd mad., İ.A

43 31 Sultan Alâeddin Kaykubad, fetihnameyi alınca, Ermeni Kralı nın suçlarını bağışladığına dair kaleme aldığı bir ahidname ile Melikü l-ümera Mübarizeddin Çavlı ve Komnenos un gayretlerine teşekkür eden bir ferman gönderdi. Fethedilen kalelerden ve halkın ileri gelenlerinden evvelce alınan eşyanın, tüccarların bütün mallarının iade edilmesini, kalelerle Ermeni vilayetinin Emir Komereddin Lalo ya teslim edilmesini, askerin kendi yurtlarına dönmelerini ve Melikü l-ümera ile Komnenos un saltanat dergahına gelmelerini emretti yılında I. Alâeddin Keykubad tarafından Kilikya Ermeni Krallığı üzerin düzenlenen bu sefer sonucunda, İskenderun Körfezinden Alâiye ye kadar uzanan krallığın sınırları daralmış oldu. 114 Suğdak Seferi Karadeniz in kuzeyindeki Kırım yarımadasında bir liman şehri olan Suğdak, Kıpçakların her türlü ihtiyaçlarını temin ettikleri önemli bir merkezdi. Anadolu, Suriye ve el-cezireli(musul) Müslüman tüccarlar pamuklular, ipekliler ve baharattan oluşan yükleri ile Sivas ta buluşarak Sinop tan gemilere binip Kırım sahilindeki Suğdak ta karaya çıkıyorlardı. Burada Kıpçaklara mal satıyorlar, karşılığında kürk, sincap derisi, cariye ve esir alıyorlardı yılında Suğdak şehrini ele geçiren Moğollar, bura halkını darmadağın ettikleri gibi, bölgede ticaret yapan tüccarlara da zarar vermişlerdi. Moğolların bu bölgeden ayrılmasından sonra, bu önemli ticaret limanına yerleşmeye çalışan Trabzon İmparatorluğu nun faaliyetler yüzünden karışıklık devam etti. Bunun üzerine Türkiye Selçukluları, Suğdak bölgesinde sükuneti sağlamak için oraya bir sefer yapmaya karar verdiler. 115 Özellikle Alâeddin Keykubad a yapılan şikayetler üzerine sinirlenip derhal bu tüccarların zararlarının ödenmesini istedi ve Suğdak seferine karar verdi. 116 Yapılan mücadeleler sonunda Suğdak şehrine girdi. Yüksek bir mevkide; 114 İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alâiyye.I : Koca, S. (2003). Selçuklular Tarihi. 68: Turan, O. (1993). Selçuklu Zamanında Türkiye. 347: Cahen,C. (2001). Osmanlılardan Önce Anadolu. 73: Uymaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubad Müneccimbaşı. (2000).Câmi üd-düvel. 25: Eldem, H. (1982). Kayseri şehri : Uymaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubat İbn Bibi. (2007).Selçuknâme : Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti. 451.

44 32 müezzin ezan okudu. Şehrin iki tarafında kısa bir müddet içinde güzel bir cami yapıldı. Müezzin, hatip ve kadı tayin edildi. Kumandanlardan birisi orada subaşı bırakıldıktan sonra, Anadolu ya dönüldü. 117 Aladdin Keykubad ın Artukoğulları ile Mücadelesi Diyarbakır ve civarında hüküm süren Artuklu Hükümdarı Mesud, daha önce Türkiye Selçuklularına tâbii iken, Eyyübî hanedanından Melik Eşref in bölgedeki faaliyetlerinden endişe duyduğu için hulbeyi Melik Eşref in ağabeyi Melik Kâmil adına okutmaya başlamıştı. Yine Mesud, Anadolu da Ahlat yakınlarına kadar gelen Celâleddin Harzemşah ile Melik Eşref e karşı bir ittifak yapmıştı. Sultan Alâeddin Keykubad da bölgede politik oyunlar sergileyen Mesud a karşı duyduğu güvensizlik nedeniyle buraya sefer düzenlemeye karar verdi. 118 Alâeddin Keykubad, ordusunu hazırlayıp Ağustos 1226 tarihinde hareket etti. Sonrasında Çaşnigir Mubarizeddin Çavlı komutasında bir miktar asker Kahta kalesine, Malatya ordusu kumandanı Esedüddin Kondistobl idaresindeki bir grub da Çemişhezek ve Kerferek e gönderildi. Mübarizeddin bi taraftan kale muhasarasını sürdürüp, bir taraftan Melik Eşref in askerleri ile mücadele ederken Leşkeri vilayeti tarafından Evlad-ı Ferdahla namıyla tanınan beş kardeş askerleriyle gelerek Selçuklu kuvvetlerine katıldı ve düşmanı mağlup ettiler. Kahta kalesi halkı ertesi gün kaleyi teslim etti. 119 Esedüddin Kondistabl, beşbin süvari ve muhasara aletleriyle Çemişkezek kalesine yürüdü ve kale teslim alındı. 120 Aladdin Keykubad ın Erzincan Mengücek Beyliğiyle Mücadelesi 1228 yılında Alâeddin Keykubad, Erzincan kentlerini, yöneticisi Fahreddin Behramşah ın oğlu Alâeddin Davudun elinden aldı. Bu kentler altmış yıldan beri babası Fahreddinin elinde bulunuyordu. Anadolu Selçuklularına tabii idi. Öldükten sonra yerine geçen Alâeddin Davud, devlet işlerini yürütemiyordu. Bu da 117 İbn Bibi. (1996).el- Evamirü l-alâiye.i : İbnü l Esir. (1985). el Kâmil fi t Tarih Tercümesi İbn Bibi. (1996).el- Evamirü l-alâiye.i. 292: Müneccimbaşı. (2000).Câmi üd-düvel.24: Sevim, A.- Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi Müneccimbaşı. (2000).Câmi üd-düvel. 24: İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye.i. 93: Uyumaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubad Müneccimbaşı. (2000).Câmi üd-düvel : Uyumaz, E. (2003). Sultan I. Alâeddin Keykubad. 40

45 33 yetmiyormuş gibi devletin değerli erlerini tutturmuş, mallarını yağmalatmıştı. Birçokları kaçıp Alâeddin Keykubad a sığınmış ve Davudşah tan şikayetçi olmuşlardı. Alâeddin Keykubad şikayetçilere ikramlarda bulunduktan sonra Davudşah a hapsedilen emirlerin salıvermesini, onlardan almış olduğu şeyleri iade ederek saltanat dergahına göndermesini emreden bir mektup yazdı. Davudşah, bu emre uymak zorunda kaldı ve elçileri serbest bıraktı. 121 Emirlerin bu şekilde Keykubad ın yanında görev alması üzerine diğer emirler de Davudşah a karşı gelmeye başladılar. Bunun üzerine, Erzincan Beyi Alâeddin Davudşah sultana lâyık hediyelerle yanına gitti. Sultan Erzincan Beyini çok iyi ağırladıktan sonra Sadeddin Köpek sultanın el yazısı ile yazılmış bir ahit name getirdi. Ahit namede; Davudşah bizim ahdimizi candan muhafaza eder, bizim düşmanlarımıza dostluk göstermez ve hiçbir diyara aramızdaki husumeti ihbar eden mektuplar göndermez ise, bizden ancak yardım bulur. Eğer aksine hareket ederse lâyık olacağı cezayı bulur denmekte idi. 122 Ahidnameden sonra Davudşah ın memleketine dönmesine izin verildi. Ancak Davudşah memleketi olan Erzincan a dönükten sonra verdiği sözleri unutup Erzurum Meliki Rükneddîn Cihanşah a bir mektup yolladı. Mektupta Her ne kadar bu sefer saltanat dergâhından ikram ve iltifata mazhar olduksa da, sultanın maiyetinde bulunan emirlerden emin değilim. Şüphe yok ki bu adamlar beni memleketimden uzaklaştırmak için Sultanı teşvik edeceklerdir. Eğer bunlar arzularına nail olursa senin amcanın oğlu olan sultan sana da müsamaha etmeyecektir. Ben gizlice bütün servet ve hazinelerimi asker toplamaya tahsis edeyim. Bu kış içinde bütün gayretimi bu konuya sarf eyleyeyim. Eğer sen de başını ve mülkünü muhafaza etmek istersen bu hususta benimle el biriliği yapar ve gayretini bu cihete sarf edersin demekteydi. Bununla kalmayan Davudşah, Melik Eşref e ömrünün son günlerine kadar bana memleketiniz hudutları, dahilinde yaşayacak bir yer verirseniz Kemah Kalesi ni size bırakırım şeklinde bir teklifte bulunmuştu. Bu teklifin benzerinin olduğu bir mektubu da Celâleddin 121 İbn bibi. (1996). el-evamirü l-alâye.i : Müneccimbaşı. (2000).Câmi üd-düvel. 26: Uymaz, E. (2003). Sultan I.Alâeddin Keykubat İbn bibi. (1996). el-evamirü l-alâye.i : Abu l Farac. (1999). Abu l Farac Tarihi. 525 : İbnü l Esir. İslam Tarihi. XII. 437: Zercâni. (2005). Sultana Öğütler. 35: Turan, O. (1993). Selçuklular zamanında Türkiye

46 34 Harzemşah a göndermişti.celâleddin Harzemşah a gönderdiği mektup ta, Celâleddin e, eğer kendi canına dokunmayacak olursa Kemah kalesini bütün erzak ve mühimmatı ile kendisine teslim edeceğini ve Erzincan daki babadan kalma sarayını ona Devlethane yapacağını bildirmişti.bütün bunları duyanalâeddin Keykubad Erzincan üzerin sefer yapmak için ordusuna emir vermiştir. 123 Sultan Alâeddin Keykubad ertesi gün Erzincan a girmiş ve bölgeyi Davudşah ın adamlarından alıp, idaresini büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev e vermiştir. Antalya Subaşısı Mühürizeddin Er-Tokuş u Atabey olarak onun hizmetinde bırakmıştır. Yanlarında çok miktarda asker bırakıp, Emir Mübârizeddin e Erzurum yöresine akınlar yapmasını ve Kogonya kalesini, hâkimi Melik Muzafferüddin Muhammed in elinden almasını emretti. Emir Mübarizeddin, gidip Erzurum şehirlerine yağmalar yaptı. Ancak o, hiç kimseyi öldürmedi. Bu haber Erzurum hâkimi Melik Rükneddin Cihânşah a ulaşınca sultan a elçi gönderip af diledi, ülkesinin kendisine bırakılmasını istedi. Sultan, onun ricasını kabul edip askerleri yağma yapmalarına izin vermedi. Sonra Emir Mübarizeddin, buradan giderek Kogonya kalesini kuşattı. Kalenin hâkimi Muzaffereddin Muhammed, aman dileyip kaleyi teslim etti ve Melik Fahreddin Süleyman, İzzeddin Siyâvuş ve Nasireddin Behramşah adlarındaki üç oğlu ile birlikte sultan ın yanına geldi. Sultan, Kırşehir ve ona bağlı olan yerleri ona iktâ etti, ve mülk olarak verdi. Muzaffereddin Muhammed kendisi, çocukları ve torunları burada Selçuklu sultanları tarafından daima itibar görerek kaldılar. Emir Mübarizeddin Alâeddin Keykubad ın emriyle Kogonya kalesine kumadan ve muhafızlar koydu ve diğer ihtiyaçlarını temin etti. 124 Aladdin Keykubad ın Celaleddin Harzemşah ile İlişkileri Moğol istilası sonucu çok zayıf bir duruma düşen Harzemşahlar Devleti nin başına 1220 yılında Celâleddin Harzemşah geçerek, gerek kardeşleri ile olan anlaşmazlıkları gerekse Moğol saldırıları nedeniyle önce Harzem den Horosan a, oradan Gazne ye, daha sonra da Hindistan a gitmek zorunda kaldı. Üç yıl kadar 123 İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye.i. 360: Müneccimbaşı. (2000). Selçuklular Tarihi İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. I : Müneccimbaşı. (2000).Selçuklular Tarihi. 70: Turan, O. (1993). Selçuklular Zamanında Türkiye : Turan, O. Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi : Eldem, H. (1982). Kayseri Şehri : Cahen, C. (2000).Osmanlılardan Önce Anadolu. 77.

47 35 Hindistan da kaldıktan sonra Harzemşahlar Devletini yeniden canlandırabilmek için 1224 yılında Kirman a gelen Celâleddin Harzemşah Fars, Isfahan ve Irak-ı Acem bölgesinde başarılar kazandı. Kışı Hindistan da geçirirken Moğollara karşı savaşabilmek için halifeden yardım istediyse de, halife onun Irak-ı Arab a saldırmasından korktuğu için yardım talebini kabul etmeyip üzerine asker gönderdi. Bunun üzerine Celâleddin Harzemşah halifenin askerlerine karşı başarı kazanıp Bağdat civarına kadar ilerleyerek bölgeyi yağmaladı. Celâleddin Harzemşah kazandığı bu başarılardan sonra iki Türk Devleti arasında dostluk ve birlik kurulması için sultan Alâeddin Keykubad a Şıhabeddin Küsevi nin kaleminden çıkan bir mektup ile kadı Mucireddin Ömer bin Sa d Harezmi yi elçi olarak gönderdi. İki devletin ortak menfaatleri gereği elçilerin ve tüccarların gelip gitmesini istedi. 125 Sultan Alâeddin Keykubad, Kayseri de ikamet ettiği sırada dostluk ve iyi dilek temennileri ile gönderilen mektubu getiren Harzemli elçiye izzet-i ikramda bulunduğu gibi at, katır, gulâm ile hamam parası olarak 2000 dinar hediye etti. Evlilik yoluyla akrabalık bağı kuruldu. Elçinin geri dönüş vakti geldiğinde Alâeddin Keykubad, Celâleddin Hazemşah a iletilmek üzere Hazine-i âmire den sultani dinar, dirhem, Kıpçak, Rus ve Rumlardan oluşan 10 köle, 10 cariye, 10 iğdiş at ile 5 katır ve hilafetler hediye etti. 126 Celâleddin Harzemşah a ait ikinci mektup 11 Kasım 1228 tarihinde gönderilmiştir. Mektupta Selçuklu sultanı ile görüşmek isteğini belirttikten ve âdet olan yüksek lâkap ve unvanların zikrinden sonra, Celâleddin kendisinin 1227 yılında Moğol saldırıları ile uğraşırken muhaliflerin ayaklandığını, bu sırada devletlerinin de Frenk ateşini söndürmekle meşgul olduğunu ve ikisinin de başarı kazandığını belirtmektedir. Ayrıca Alâeddin Keykubad ın Erzincan ı ilhakını yerinde bulmakta ve Eğer Erzurum sahibi de bu davranışınızdan ümitsizliğe kapılıp size itaat etmeseydi lâyık olduğu cezaya çarptırılacaktı demektedir. Mektubun 125 İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye : Turan, O. Alâeddin mad. İ.A. 653: Turan, O. (1993). Selçuklu Zamanında Türkiye : Köprülü, F. Harizmşahlar mad. İA: Taneri, A. (1993). Harizmşahlar Devleti için bkz. Cüveynî. (1999).Tarih-î Cihangüşâ-yı Cüveyni, I-III. (çev. Mürsel Öztürk). Ankara: Sevim, A.- Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihİ İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. 392: Turan, O. Keykubad mad.i.a : Cahen, C. (2000). Osmanlılardan Önce Anadolu da Türkler. 79.

48 36 sonunda da, Alâeddin Keykubad ın Erzincan havalisinde olduğunu duyunca bizzat tanışmak için bölgeye hareket ettiğini, fakat Erzurum sınırına gelince geç kaldığını anladığını, görüşme arzusunun içinde kaldığını belirtmektedir. 127 İki Türk sultanı arasında başlayan bu dostane münasebet havası Celâleddin Harzemşah ın o zamanda çok kuvvetli bir Türk ve İslâm kültürü merkezi haline gelmiş bulunan Ahlat ın işgali ile bozuldu. Bununla beraber, her ne suretle olursa olsun, siyasi görüşünün icaplarına uyan Selçuklu Sultanı, yine de Harzemşah ın dostluğunu temin etmek maksadı ile, Altun Aba yı 30 katır yükü kıymetli eşya, kunduz ve samur kürkleri, 30 atlı köle, 100 at ve 50 katır gibi, ağır hediyeler ile ona gönderdi ve ittifakın kuvvetlenmesi için kızını Keyhüsrev e istedi. Fakat kararından vazgeçmeyen Harzemşah muhasara esnasında Alâeddin in elçisini uzun süre bekletti. Elçisi Çaşnigir Şemseddin in dönmesi gecikince sultan Alâeddin Keykubad ın endişesi arttı ve durumu anlamak üzere Kemâleddin Kamiyar ı 128 siyâsi ve hakimâne düşüncelerini belirten bir mektup ile gönderdi. Keykubad ona âlim ve zâhidlerin diyarı olan Ahlat muhasarasından vazgeçerek, Arrân e dönmesini, Moğollar ile meşgul olmasını ve bu takdirde kendisine istenildiği kadar askeri yardımlarda bulunacağını bildirildi. 129 Fakat yapılan müracaatlar Celâleddin Harzemşah ı vazgeçiremedi. İki ordu Erzincan ın Akşehir arasında bulunan Yassıçimen mevkiinde karşılaştı. Büyük bir zafer kazanıldı. Zaferin ertesi günü Türkiye Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad bu savaşın en önemli neticelerinden biri olan Erzurum un fethi için Melik Eşref le birlikte hareket etti. Yolda konaklayarak hem zaferi hem de Ramazan Bayramını eğlencelerle kutladılar İbnü l Esir. (1985). İslam Tarihi. XII. 449: Turan, O. (1988). Türkiye Selçuklularına ait Resmi Vesikalar. 84: Zercâni. (2005). Sultana Öğütler Alâeddin Keykubad zamanında itibarı yükselen Kemaleddin Kâmiyar, sultanın ölümünden sonra eski nüfuz ve itibarını kaybetmiştir. Askeri ve ilmi mevkii dolayısıyla kendisine sahip us-seyf ve l kalem, Rum ve Ermen illerinin kahramanı lakabı verilmekte, inanç bilge, Tuğrul tekin uluğ sübaşı hâss-beg Türkçe unvanlarla hitap edilmektedir. Kemaleddin Kâmyâr, devlet adamı, kumandan ve geniş kültürlü vasıflarıyla Selçuk Türkiye sinin en mes ud devrini temsil edenler arasında müstesna bir mevkiye sahiptir. Başarılarından dolayı Pehlivân lâkabını aldığı görülmektedir. (Detaylı bilgi için bkz. Turan, O. (1988). Türkiye Selçuklularına Aid Resmi Vesikalar ) 129 İbn Bibi. (1996). el Evâmir ül-alâiye : İbnü l Esir. (1985). İslam Tarihi. XII. 450: Turan, O. Alâeddin mad. İ.A. 653: Uzluk, F. Nâfiz. (1982). Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi III İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye : Müneccimbaşı. (2001). Selçuklular Tarihi II : Turan, O. Alâeddin mad İ.A. 653: Abu l Farac. (1999). Abu l Farac Tarihi.II : Müneccimbaşı.

49 37 Yassıçimen zaferinin görünürdeki maddi-manevi kazançlarını yanı sıra gerek Selçuklu tarihi gerekse Türk tarihi açısından olumsuz yönü de olmuştur. Öyle ki iyi bir asker ve çok güçlü bir orduya sahip olan Celâleddin Harzemşah bu yenilgiden sonra bir daha kendini toparlayamamış ve kısa bir süre sonra da zaten yıkılmak üzere olan Harzemşahlar Devleti, kendisinin ölümüyle, tarih sahnesinden silinmiştir. Ayrıca, onu takip eden Moğollar da Türkiye Selçuklu Devleti sınırlarına kadar gelmiş, hatta Sivas a kadar bir keşif harekatında bile bulunmuşlardı. Böylece, artık Moğollar resmen Türkiye Selçukluları için tehlike hâline gelmeye başladı. Moğol tehlikesinin yanı sıra Celâleddin Harzemşah ın ölümü üzerine devletsiz ve idaresiz kalan Harzemliler Selçuklu sınırlarında tehlike oluşturmaya başladılar. Ancak güçlü bir devlet adamı olan Sultan Alâeddin Keykubad ın takip ettiği siyaset gereği, Harzemlilerin ileri gelenleri de Türkiye Selçuklu Devleti hizmetine alınarak Moğol tehlikesi bir süre engellenmiştir. 131 Gürcistan Seferi ve Alâeddin Keykubad ın Ölümü Moğolların ilk defa 1232 yılında Sivas yakınında Kemâleddin Ahmed bin Rahat adıyla İsfehanî kervansarayına kadar ilerleyip birçok insanı esir edip, hayvana el koyduğu haberini alan Alâeddin Keykubad, Kemâleddin Kamiyar ı merkezde bulunan askerler, hassa müfredleri ve ulamlarıyla Sivas a gönderdi. Fakat Moğol kuvvetleri yaptıkları tahribatlardan sonra hemen geri dönmüşlerdi. Ancak Kemâleddin Kamiyar inkişaf maksadıyla peşlerinden takip ederek Erzurum a kadar ilerledi oranın kumandanı Mübarizeddin Çavlı ile müzakereden sonra takipten vazgeçildi ve gönderilen casuslarla Moğolların, Mugan a vardıklarını bildirmesiyle Kamiyar rahatladı. 132 Kemaleddin Kamiyar Erzurum da, maiyetindeki kuvvetlerden başka, asker toplayarak Gürcistan seferine karar verdi. Rivayete göre bu sefer esnasında otuz kale zabtedildi. Pek çok ganimet alındı ve her taraf Gürcü cesedleriyle doldu. Gürcü kraliçesi (Rosudan), Kemaleddin Kamiyar a elçi gönderip sulha talip oldu. Bu anlaşma teklifinde kızının Keykubad ın oğlu Keyhüsrev e evliliği oldu, ki bu (2000). 26: Cüveyni. (1999). Tarih-i Cihangüşâ-yı Cüveyni : Taneri, A. (1993). Harizmşahlar Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti. 299: Freely, J. (2012). At Üstünde Fırtına: Anadolu Selçukluları. (çev.neşenur Domaniç). İstanbul. Doğan Kitap Yayınları. 132 Turan, O. (1988). Resmi Vesikalar. 78: Müneccimbaşı. (2001).Selçuklular Tarihi. 72.

50 38 evlilik Keykubad ın ölümünden sonra oldu. Kemaleddin alınan sayısız ganimetleri ve ilhak olunan kaleleri sultana müjdeledi. Moğol akını münasebetiyle haber bekleyen Alâeddin bu fetih müjdesiyle çok sevindi yılında Selçuklu ordusu Kayseri de toplandı. Askeri hazırlıklar tamamlandı. Şehir, çevre ülkelerden gelen elçilerle dolduğu için, sultan onları ağırlıyor, gerekli görüşmeler yapılıyordu. 31 Mayıs ta Kurban Bayramının ikinci günü elçilere bir ziyafet verildi. Herkes yeme içme ile meşgul idi. Tam bu sırada sofraya Çaşnigir Nasreddin Ali nin getirdiği kuş etinden biraz tadan sultanda rahatsızlık başladı. Bir anda meclisin huzuru kaçtı ve sultan da oradan ayrılıp Keykubadiye Sarayı na gitti. Konuşma dengesini kaybetti ve hastalığı ağırlaştı. 1 Haziran da, Kurban Bayramının 4. günü vefat etti. (1237) Cenazesi Konya ya götürülüp Künbedhâne ye defnedildi. 134 Alâeddin Keykubâd devrinde, Türkiye halkı en mes ud günlerini yaşadı. Ülke onun zamanındaki zenginliği bir daha göremedi. Devletin gücü en yüksek noktaya vardı. Rodos un karşı kıyılarından Van a kadar ülkeyi idaresi altına almıştı. Çevre ülkeler tabiiyetinde idi. Moğolların saygı duyduğu bir kimse idi. Fakat erken sayılabilecek bir yaşta (45-50) vefat etti. 133 Turan, O. (1988). Resmi Vesikalar İbn Bibi. (1996). el- Evâmîrü l- Alaiyye : Abu l Farac. (1999). Abu l Farac Tarihi..II. 536: Anonim Selçuknâme. (1992).Anadolu Selçukluları Devleti Tarihi. III. 31: Müneccimbaşı. (2001). Selçuklular Tarihi II. 78: Turan, O. (1993). Selçuklular Zamanında Türkiye. 389.

51 39 2. I. ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA DEVLET 2.1. Alâeddin Keykubad Devri Devlet Teşkilatı Hükümdar ve Hakimiyetin Kaynağı Selçuklu öncesi (Hun, Göktürk ve Uygur) Türk Hükümdarı; İslamiyet ten önceki devirlerde, Türk Devleti nin başkanı olan Kağan, göğün altındaki bütün ülkelerin tek bir hükümdarı olarak düşünülürdü. Yeryüzünün hükümdarı diye nitelenen Türk kağanları, Tanrının varlığı ile dünyanın bütün ülkelerini yönetirlerdi. Türk Kağanı adeta Göğün yerdeki bir temsilcisi idi. Ancak o tanrı değildi tabi. Bir Türk soylusunun başarılı bir kağan olabilmesi için, Tanrı tarafından ona verilmiş üç özelliği şahsında toplamış olması gerekirdi. 1- Tanrı, ona Kağanlık ve başarı için yarlık vermeli idi. 2- Tanrı diğer insanlardan ayrı olarak onu iyi talih yani kurt 135 ile donatmalı idi. 3- Ayrıca insanların bir kısmet payı (ülüğ ve ülüş) da vardı. Başarılı kağan olacak kimsenin böyle iyi bir kısmete sahip olması gerekiyordu. Türk Kağanı Tanrıdan aldığı siyasi iktidarla, Orta Asya da Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar bütün milleti kendisine tâbi kılıyor ve hepsini düzene sokuyordu. Bugünkü ifadeyle kut sahibi olan Türk kağanı Orta Asya da Türkçe konuşan ve Türk soyundan bütün toplulukları bir bayrak altında, yani bir devlet çatısı altında topluyordu. Tanrı, ülüğ ve ülüş bağışı ile de ona iktisadi bir güç kazandırıyordu. 136 Böylece Türk kağanı aç milleti doyuruyor, çıplak milleti giydiriyor, fakir milleti zengin yapıyor, az milleti çok kılıyordu. Tanrı Türk kağanına verdiği küç ile de, savaş yeteneğini artırarak ona zaferler kazandırıyordu Devleti yönetme yetkisinin Tanrı tarafından Hükümdara verilmesi anlayışı olan Kut anlayışında Türk Kağanı Kut a uygun hareket ettiği müddetçe iş başında kalabiliyordu. Eğer Türk kağanı hükümdarlık sorumluluğunu yerine getiremiyorsa, kut toplamadı, yani kut ondan memnun olmadı düşüncesiyle işbaşından uzaklaştırılıyordu. (Detaylı bilgi için bkz. Koca, S. (1997). Dandanakandan Malazgirt e ) 136 Ögel, B. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları. İst : Taneri, A. (1975). Osmanlı öncesi Devletlerinde Saray Hayatı, Teşkilatı ve Devlet anlayışı Türkler, Yer ile Gök ü, aynı değer ve kutsallık içinde görürlerdi. Bu sebeple Bilge Kağan başarılarının sebeplerini hem göğe ve hem de yere bağlıyordu: Yukarıdaki Gök ve aşağıdaki Yer, bana yarlık verdiği

52 40 Bilge Kağan, daha on dört yaşında iken Tarduş Türk boyları üzerine şad (komutan) olarak tayin edilmişti. Büyük Hun Devleti nin ünlü imparatoru Mete nin unvanlarından biri de Tanrı nın oğlu dur. Diğer Göktürk Kağanları da genellikle, Gökte olmuş olarak nitelendirilmiştir. Bu kutsal Gök, Tengri-teg Tengri, yani Tanrıya benzer Gök veya Gök e benzer bir gök idi. Uygurlar da kendi kağanlarına unvan verirlerken, Güneş Tanrıda olmuş Kağan gibi deyimler kullanırlardı. 138 Temeli ilâhî kut bağışına dayanan Türk hakimiyet anlayışı, İslami dönemde varlığını koruyarak devam etmiştir. Büyük Türk dilcisi Kaşgarlı Mahmud, İslami dönemde de korunan ilahi kökenli Türk hakimiyet anlayışını şöyle ortaya koymuştur. Tanrının devlet (kut) güneşini Türk burçlarından doğdurmuş olduğunu ve onların mülkler üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne hükümdar yaptı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare dizginlerini onların eline verdi; kendilerini hak üzre kuvvetlendirdi. Bu duruma göre, Tanrı, sadece Türk topluluklarının değil, bütünüyle dünya milletlerinin idaresini Türklere vermiş bulunuyordu. 139 Reşat Genç, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan ın kut ile ilgili ifadelerini şu şekilde belirtir; Tanrı kendisine teveccüh göstererek, onu Adem oğulları arasından, dünya işlerinin nîzama konması için seçmiş, zamanın çehresini fikirlerinin nuruyla aydınlatmış, dünya yüzünü devletin büyüklüğü ve adaletiyle süslemiş, memleket caddesini kendisine göstermiş, devlet merdivenlerini çıkmasını emretmiştir. 140 R. Genç e göre Nizâmü l-mülk bu noktaya eserinde şöyle değindiğini belirtir. Tanrı nın padişahı, bütün insanların üstü ve insanlarıda onun astı olarak için: (Milletimin) gözünün görmediği, kulağının işitmediği; sağımdaki gündoğusuna, (Güney ülkelerine); arkamdaki günbatısına (akınlar yaptım)!... (detaylı bilgi için bkz. Ögel, B.Türk Kültürünün Gelişme Çağları. 575) 138 Ögel, B. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları. 576: Taneri, A. (1975). Osmanlı öncesi Devletlerinde Saray Hayatı Kâşgarlı Mahmud. (1988). Dîvânü l-lügati t Türk. I III. (trc. B. Atalay) Ankara I. 3: Koca, S. (1997). Dandanakandan Malazgirt e Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilatı. Ankara33-34: Taneri, A. (1975). Osmanlı Öncesi Devletlerinde Saray Hayatı. 33.

53 41 yarattığını, insanların rızkı ve büyüklüğü ondan elde ettiklerini belirtir. Yine, eserinin başka bir yerinde Sultan ın, dünya ailesinin reisi, insanların da onun ailesi halkı ve kölesi olduğunu yazar. 141 Ancak Kut a sahip olmak yeterli değildi: Türk töresi kut a sahip olduktan sonra da hükümdarın tüm davranışlarını kontrol altına almakta, istenilen özelliklere sahip olmadığı veya aşağıda belirteceğimiz vazifeleri yerine getirmediği hallerde ise onun ilahi lütufa lâyık olmadığına karar vermektedir. Böyle bir durumda ise Tanrı, bağışladığı hükümdarlık hakkını ona layık olmayanlardan geri alabilirdi. O halde hükümdarda aranan özellikler yukarıda kısmen belirtilen ve kut u elde tutmaya imkan veren özellikler olmalıydı. 142 Aslında Türk telakkisinin hükümdarda aradığı özellikler, yukarıda işaret edilenlerden ibaret değildi. Türk devlet ve hükümdar anlayışı, devletin iyi yönetilmesi ve her şeyden önce halkın huzur ve refahı için onda daha başka özellikler de aramıştır ki, bunlara hükümdarın özellikleri konusunda tekrar değineceğiz. Ancak şu açıktır ki, yukarıda ifade etmeye çalıştığımız Kut un gereklerini yerine getirme anlayışı hemen hemen bütün Türk topluluklarında hükümdarlardan ısrarla yerine getirilmesi beklenen vazifeler konusunda kendini göstermiştir. Nitekim Oğuzlar da da başbuğlara gösterilen saygının sınırsız olmadığı, başbuğun töre nin gerektirdiği bazı vazifeleri yerine getirmekle yükümlü bulunduğu ve eğer bunlar yapılmazsa saygı ve itaati bırakıp atlanarak aynı aileden bir başkasının etrafında toplanıldığını görüyoruz. 143 Böyle olunca da Türk hükümdarı hiçbir sorumluluk duygusu taşımayan, biri değil, öncelikle Tanrıya ve sonra da aşağıda görüleceği gibi, töre yoluyla idaresi altındakilere karşı sorumlulukları olan bu sorumlulukları yerine getirebildiği müddetçe hükümdar kalabileceğini bilen biri oluyordu. İşte ilerdede göreceğimiz 141 Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilatı Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilatı. 38: Koca, S. (2009). Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı Türkler : Karakaş, S. (2009). Kut-Tanrı İlişkisi Bağlamında Türklerde Yönetim Erkinin İlahi Temelleri. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. Prof. Dr. Reşat Genç Özel Sayısı/ Temmuz Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilat. 39: Sümer, F. Oğuzlar, Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları. 107.

54 42 gibi Alâeedin Keykubad da hem bir töre koruyucusu hemde halkın huzur ve refahını sağlayarak Kut a uygun hareket eden bir hükümdar idi Hükümdarın Özellikleri ve Görevleri Bilgi ve bilgi sahibi olma Türk kağanlarının başta gelen ve önemini hiçbir zaman kaybetmeyen, bir özellikleri idi. Yalnızca Türk kağanlarının, Bilge olması kâfi gelmiyor; onların çevresindeki büyük memurlar ile komutanların da Bilge olmaları şart koşuluyordu. Eski Türk yazıtlarında bilgi bilmez kişiler, bilim için daima felâket ve yenilgilere sebep olmuşlardır diye belirtilir. 144 Nitekim Selçuklu Sultanları da, siyasi ve askeri kuvvetin yeterli gelmeyeceğini anlamışlardır ki ilmin lüzumunu kavramışlardır. Bu sebepledir ki, Nizâmiye adı verilen medreseler kurumuş ve bütün İslam dünyasına yayılmıştır. Hoca ve talebelerin çalışmaları ve himayeleri için medreseler, din ve tarikatlar için imaret ve zaviyeler yapılmıştır. Nitekim Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad da, ilime yaptığı büyük hizmetlerle devleti en yüksek medeniyet seviyesine ulaştırmıştır. 145 Büyük mutasavvıf Şahâbeddin Sühreverdi Necmeddin Râzi ye: Ey genç Dindar, ilme bağlı ve erbabını koruyanın Alâeddin Keykubad ın himayesine gir; onu ve halkı faydalandır. tavsiyesiyle bu cihad ülkesine manevi bir yardımda bulunmak istemiştir. Dolayısıyla 13. asırda Moğol istilasından kaçıp Anadolu ya gelen ve Kayseri de Alâeddin Keykubad ın himayesine giren Necmeddin Râzî Bu padişah zamanında âlimlere gösterilen şefkat başka hiçbir padişah zamanında gösterilmemiştir demiştir. 146 Hükümdarın özelikleriyle ilgili olarak Nizamü l-mülk ün siyasetnâme adlı eserinde Tanrı her asırda ve zamanda halk arasından padişahlık vasıfları ve övülmeye değer vasıflarıyla benzediği birini seçer, dünya işlerini ve halkın sulh ve sükun içinde yaşamalarını ona tercih eder der. Onun bu ifadesinden de anlaşılıyor 144 Ögel, B. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları Turan, O. (1993). Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi. 175: Köprülü, F. (1915). Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti. Milli Tetebular mecmuası. II Nizâmü l- Mülk. (1980). Siyâset-nâme. (trc. M.Altay Köymen), Ankara: Taneri, A. (1975). Saray Hayatı. 34.

55 43 ki, Tanrı birini hükümdar olarak seçerken, onun hangi ırktan olduğuna bakmamakta, sadece hükümdarlık vasıflarına sahip olup olmadığını göz önünde bulundurmaktadır. Böylece, insanları idare etmesi için Tanrı tarafından seçilmiş kimsenin, insanların en üstünü olacağı tabiidir. Nizamü l-mülk bu noktaya eserinde çeşitli şekillerde işaret eder Meselâ Tanrı nın padişahı, bütün insanların üstü (mâfevki) ve insanların da onun astı (mâdûnu) olarak yarattığını, insanların rızkı ve büyüklüğü hükümdardan elde ettiklerini açıkça kaydederken, hükümdarın sahip olması gereken vasıfları, Nizamü l-mülk, adalet ve bilgi olarak belirtmiştir. 147 Bahaddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları adlı eserinde iyi ve büyük Türk kağanlarının özelliklerini şöyle özetler: Yukarıda, Mavi Gök; aşağıda, Yağız Yer yaratıldığında; biri arasında, insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunun üzerinede, atam ve amcam Bumin Kağan ile İstemi Kağan hakan olarak oturmuş. Tahta çıkıp, Türk Milletinin ilini ve töresini idare edivermiş ve düzenleyivermişler! Dört tarafları, hep düşman imiş, akın yapmış dört köşelerindeki milletlerin, hepsini almış ve hepsini bağlı kılmışlar! Başı dik duranların, başlarını eğdirmişler! Dizi (üzerinde dik) duranları çöktürmüşler! İleride, (Doğu da) Kadırkan Ormanı na kadar; geride, (Batı da) Demirkapı ya kadar, (Türk milletini) kondurmuşlar! Bu iki (yer) arasında, sahipsiz ve teşkilatsız (yaşayan), Göktürkleri düzenleyerek, otururlar imiş! Bilge Kağan imişler! Alp Kağan imişler! Buyrukları (yani vezirleri) de, bilge imiş! Alp imiş! Bunun için devleti tutup, töreyi düzeye koymuşlar! Nitekim Sultan Alâeddin Keykubad da bir töre koruyucusu idi. Keykubad, Oğuzların alışılmış hukukunu Oğuzname yi çok iyi bildiğini gururla 147 Nizâmü l- Mülk. (1980). Siyâsetnâme. (çev. Mehmet Altay Köymen). Ankara: Ögel, B. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti. (çev. A. Yoran), Ankara. 103: Freely, J. (2012). At Üstünde Fırtına

56 44 vurgulamaktadır. Saray yaşamından (sivil) mahkemeye kadar küçük ayrıntılar bile, Oğuzname nin kesin buyruklarına dayalıydı. 149 O halde hükümdarın vazifelerinin neler olduğunu maddeler halinde değerlendirirsek: Adaleti temin etmek: Türk hakimiyet telakkisinin daha ilk devirlerinden beri hükümdara yüklediği görevlerin en önemlilerinden biri de iyi kanunlar koymak ve kanunu adaletle uygulamak olmuştur. Dolayısıyla hükümdar doyurup giydirmekle sorumlu olduğu halkını töre hükümlerince adaletle idare etmekle yükümlü idi. Bu konu ile ilgili olarak Kutadgu Bilig de, hangi bey memlekette doğru kanun koydu ise o, memleketini tanzim etmiş ve gününü aydınlatmıştır. Bu bakımdan uzun süre hüküm sürmek isteyen hükümdarlar kanunu adaletle uygulamalı ve halkı korumalıdır denilmelidir. Yine işaret edildiği gibi, memleketi elde tutabilmek için çok asker ve orduya, orduyu beslemek için servete, serveti elde etmek için halkın zenginliğine, halkın zenginliği için de âdil kanunlara ihtiyaç vardır. Demek ki ancak adaletle idare edilen ve dirlik düzenlik içinde bulunan bir toplumda fertler kendi işleri ile rahatça meşgul olup, onu ilerleterek zenginleşebilmektedir. 150 Büyük Selçuklu Devleti nde olduğu gibi, Türkiye Selçukluları nda da güçlü bir adalet çizgisi görüyoruz. Özellikle de Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad da diğer hükümdarlar gibi Divân-ı Mezâlim kurup, orada şikayet dinleyip adalet icra etmiştir.sultan I. Alâeddin Keykubad ı Adaletin Koruyucusu olarak tanımlayan Gordlevski eserinde şöyle bahseder; Adaletin Koruyucusu Sultan I. Alâeddin Keykubad, divanların yetkisi içindeki davalarına, her gün kendisi bakıyordu ve genellikle davalar, Oğuzların alışılmış hukuk töre temeline 149 Yusuf Has Hâcib. (1974). Kutadgu Bilig. (nşr. ve trc., R. R. Arat). Ank: Taneri, A. (1975). Saray Hayatı : Özbek, S. (2009). Zübtedü Keşru l- Memâlik de Türk Devlet Telakkisinin Yansımaları. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. 1(29), Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti. 265: Yusuf Has Hâcib. (1974). Kutadgu Bilig. (nşr. ve trc. R. R. Arat). Ank: Taneri, A. (1975). Saray Hayatı : Özbek, S. (2009). Zübtedü Keşru l- Memâlik de Türk Devlet Telakkisinin Yansımaları. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. 1(29),

57 45 dayanarak gecikmeksizin çözüme bağlanıyordu. (Örneğin mirasçılar hızla mülklerinin başına geçiriliyordu. 151 En eski Sasani geleneği gözetilerek, (hükümdarın halk önünde hesap vermesi) Sultan I. Alâeddin Keykubad mahkemeye çıkıyor ve herkes ondan şikayetçi olabiliyor yada şikayetlerini sunabiliyordu. Yine Sultanın, adalet yolundan ayrılmayacağına dair Abbasi halifesine veya elçisine söz vermesi gerekiyordu. Nitekim Alâeddin Keykubad ın tahta geçtiğini öğrenen Halife Nâsır ( ) sultana elçi olarak Şeyh Şahabeddin Sühreverdi yi gönderdi. Sultan hilafet makamına olan hürmetini göstermek için, Şeyhle karşılaşınca sarıldılar. Sühreverdi İslamiyet ve adaletin yükselmesi için sultana dua etti. Birlikte şehre girdiler. Şeyh ertesi gün sarayda halifenin hilatini sultana giydirdi ve başına imame koydu. Adete göre bir değnekle arkasına vururken ona adaletten ve şeraitten ayrılmayacağını tekrar ettirdi ve tahta oturmasına izin verdi. 152 Yine Moğolların önünden kaçan insanlar, sığınılacak yegane yerin Anadolu ve Uluğ Sultan Alâeddin Keykubad ın sahibi olduğu ülke olduğunu şu sözlerle ifade ediyor: İçimden bir ses bana gidilecek en doğru yerin, bahse değer en önemli ülkenin, sultanı en geniş imkanlara sahip, halkına adalet ve iyilikle davranan fazilet, nesep, adalet, ve yeterlilik konusunda diğer sultanlardan üstün olan bir sultanın başında bulunduğu ülkedir. 153 Dolayısıyla devlet yönetiminde sultanın en önemli vazifesinin adalet olduğunu, sultanın tanrıdan aldığı yetkiyi, halkın mutluluğu ve refahı için kullanması gerektiğini göstermesi açısından önemlidir Cesaret ve kahramanlık: İyi bir hükümdar cesur ve kahraman, kuvvetli ve pek yürekli olmalıdır. Çünkü hükümdar, ancak cesareti ile düşmana karşı koyabilir. Yani korkak askerin 151 Aksarayî. (2000).Müsâmeretü l Ahbâr.25: Müneccimbaşı. (2000). Câmi üd-düvel. 29: Uzunçarşılı, İ. Hakkı. (1970). Medhal : Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti İbn Bibi. (1996). el- Evamirü l Alâiye.I : Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilatı. 45: Özbek, S. (2009). Zübtedü Keşru l- Memâlik de Türk Devlet Telakkisinin Yansımaları Zercani. (2005).Sultana Öğütler. Alâeddin Keykubad a Sunulan Siyasetnâme, (haz: Hüseyin Adalıoğlu) İstanbul

58 46 cesaretli olması için kumandanın cesur ve kahraman olması lazımdır. Nitekim Abul Faraç bu konuda Alâeddin Keykubad ile ilgili olarak şöyle der; Alâeddin Keykubad devrinin hükümdarları arasında cesur bir zat idi. Sağlam kafalı ve temiz varlıklı idi. Birçok şehirleri ve memleketleri cesaret ve kahramanlığı ile zaptederek saltanatına katmıştır der. 154 Yine bu konu ile ilgili Müneccimbaşı eserinde şöyle bahseder. Birçok şehirler, birçok kaleler aldı. Alâiye ve bütün Akdeniz kıyıları Kırım da Suğdak ve yanları, Ermeni ülkesinin büyük bir bölümü vs. hep onun zamanında alınmıştır. Hem acımasını, hem hakkını korumasını bilirdi Halkı refah içinde yaşatmak Öyle anlaşılıyor ki, tarih boyunca Türk devlet anlayışının ve idâre felsefesinin temelini, halkı zengin kılarak refah içinde yaşatmak teşkil etmiştir. Genellikle halkı doyurup giydirmek olarak da ifade edilen bu görev, Türk hükümdarlarının, yerine getirilmesine en çok dikkat ettikleri vazifelerin başında gelmiştir. Nitekim Bilge Kağan, bu görevi ile ilgili olarak yaptığı işleri şöyle ifade ediyordu: Tanrı varlık verdiği için, ölmek üzere olan milleti dirilterek eğittim. Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım, azıcık milleti çok kıldım! Nitekim Alâeddin Keykubad zamanında halk refah içinde yaşıyordu. Bu ekonomik güç zenginlerin çoğalmasına, ihtişamlı bir toplum hayatına imkan veriyordu. Sultanların sarayları, vezirlerin köşkleri ve zenginlerin de konakları yüksek cemiyet hayatının merkezleri idi. Komşu hükümdarların Selçuklu sultanını ziyaretleri, elçilerin kabulleri, zafer dönüşleri ve bayramlar devletin bu dönemdeki ihtişamını göstermekte idi Abu l Farac. (1999). Abu l Farac Tarihi. II. 536: Müneccimbaşı, Câmi üd-düvel Müneccimbaşı, Câmi üd-düvel. 291: Ögel, B. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları O. Turan. (1981).Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti : Ögel, B. (1988).Türk Kültürünün Gelişme Çağları. 157 Ögel, B. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları. 584

59 Fetihler yapmak Eski Türk devletlerinin temeli, savaş gücü ne dayanıyordu. Devletin kuruluşu ile asayiş ve düzenin sağlanması, şimdi olduğu gibi eskiden de silah gücüne bağlı idi. Tanrının Türk kağanlarına verdiği kutlu güç ve yarlık, komutanlara da geçer ve onlar da başarılarını bu kutlu güce bağlayarak öğünürlerdi. Çin de olduğu gibi kutlu güç, yalnızca kağan da kalmıyordu. Bütün beyler ile milletin de malı oluyordu. Bilge Kağan 14 yaşında iken, amcası Kapgan Kağan ın emrinde, bir şad, yani ordu komutanı olarak bulunuyordu. 158 Tarihi geleneğe uygun olarak Türkiye Selçuklularında fetih yapmak en önemli vazifelerdendir. Dolayısıyla hükümdarları kuvvetli, kahraman, alp ve yürekli olmaları gerekirdi. Sultan ancak cesareti ile düşmana karşı koyabileceği gibi, korkak askerin de cesaret alması için kumandanın da cesur olması gerekir. Nitekim Sultan Alâeddin Keykubad da hükümdarlığı boyunca fetih politikası uygulayarak birçok şehir ve kaleler almıştır. Alâiye ve bütün Akdeniz kıyıları, Kırım da Suğdak ve yanları, Ermeni ülkesinin büyük bir bölümü, eski Ermeni elinin hepsi, Gürcü ve Abaza elinin birçok kaleleri hep onun güzel günlerinde alınmıştır. 159 Öyle ki Moğolların bütün dünyayı alt üst ettikleri halde Alâeddin Keykubad a saygı göstermeleri onun kudreti, şöhreti ve yüksek siyaseti sayesinde mümkün olmuştur. Sultan Alâeddin Keykubad aynı zamanda siyasette ileri görüşlü bir politika uygulamıştır. Nitekim Selçuklu Sultanı bir yandan Moğol kasırgasının henüz kırılmadığını düşünerek onlara elçi göndermiş ve istilayı memleketinden uzaklaştırmayı düşünmüş ve diğer yandan da, her ihtimale karşı bütün şehirleri surlarla ve kalelerle donatıp müdafaaya hazırlamıştır Müneccimbaşı. (2000).Câmi üd-düvel. 29: Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti. 214: (Alâeddin Keykubad ın kaynaklarda pek çok şehir fethedip, bunlardan 19 unu şehir yaptırdığını, en önemlisinin Alâiye olduğu belirtilir. Şehrin savunma şartlarının düzenlendiği belirtilir. Detaylı bilgi için bakınız. Baykara, T. (1990). Anadolu nun Selçuk Devrindeki Sosyal ve İktisadi Tarihi Üzerine Araştırmalar. Ege Üniv. Bas. Bornova İzmir. 160 Ögel, B. Türk Kültürünün Gelişme Çağları. 680.

60 Hakimiyet Alâmetleri Hükümdarlık alâmetleri veya hükümdarlık sembolleri şunlardır; 1- Saray 2- Sikke 3- Otağ 4- Taç ve Taht 5- Çetr 6- Bayrak 7- Tuğ 8- Nevbet 9-Mil at 10- Hükümet Merkezi (Payitaht- Başkent) 11- Hutbe Saray Eski Türkler de hakanlığın en önemli hakimiyet sembolüdür. Kaynaklarda dergah, bârgâh ve devlethâne gibi adlarla da anılan saray, hükümdar ve ailesinin içinde oluşturduğu, yani hükümdarı resmi ve özel hayatının içinde geçtiği, devletin idare edildiği binadır. Türk hakanları, yeni aldıkları ülkeler ile sınırlara, hakimiyet sembolü olarak, kendi saraylarını da yaptırırlardı. Bu yolla, o ülke üzerindeki hakimiyetini, içinde tahtı bulunan bu sarayla da sembolleştirmiş ve canlandırmış bulunuyordu. 161 Türkiye Selçuklu Sultanlarının da Anadolu nun başlıca şehirlerinde sarayları olduğunu biliyoruz. Anadolu daki saraylar içinde ilk bilineni, bir köşkler topluluğu içinde olan Konya Selçuklu sarayından kalabilmiş köşk idi. Selçuk Sultanı II. Kılıç Arslan tarafından yaptırılmış fakat I. Alâeddin Keykubad zamanında tamir ettirilmiştir.yine Sultan I. Alâeddin Keykubad ın Karahisar-ı Devle Kalesi nin tepesinde bulunan sarayının oldukça geniş bir arazi de kurulduğu anlaşılmaktadır. Zira bu sarayın birçok köşkleri ve bekçi evleri vardı. Yine Türkiye Selçuklu Devleti Sultanı I. Alâeddin Keykubad yazları ve sefer zamanları Kayseri de saray (devlethane) de otururdu ten itibaren yazları yine Kayseri de şehre biraz uzaktaki mesafede inşa ettirdiği Keykubâdiye Sarayı nda geçirmeye başladığı kaynaklarda belirtilmiştir yılında feth edilen Alâiye de sultan kendisi ve halefleri için kışlık bir merkez olarak şanına uygun bir kale inşa ettirdi. Sultan Alâeddin Keykubad ın kış 161 Taneri. A. (1977). Türkiye Selçuklularında Kültür Hayatı. 22: Turan, O. (1988). Resmi Vesikalar : Özbek, S. (2001). Türkiye Selçuklularında Kültürel Hayat. (Mevlana nın Fihi Mâfih ve Mesnevi sine Göre). AKÜ. Sosyal Bilimler Dergisi. 3. Sayı Aksarayi. (2000).Anonim Selçukname. 33: Turan, O. (1988). Resmi Vesikalar : Taneri, A. (1975). Osmanlı Öncesi devletlerinde Saray Hayatı Teşkilatı ve Devlet Anlayışı. 58.

61 49 aylarını geçirdiği Antalya ve Alanya bölgesinde sarayları olup özellikle Alanya iç kalesinde bulunan çini parçaları burada bir sarayın bulunduğunu gösteriyor. 163 İbn Bibi nin belirttiğine göre Alâiye nin alınmasından sonra orada 12 kapılı çok ihtişamlı bir saray yaptırmasıdır Sikke Sikke, altın, gümüş veya bakır üzerine damga veya nakış basmak için hazırlanmış demir kalıp, bir maden üzerine basılmış bir damga veya nakış veya basılmış madeni para demektir. Tahta çıkan bir hükümdarın ilk işlerinden biri de bağımsızlık alâmeti olarak adına para bastırmak ve bu arada İslami bağlılığın gereği olarak, kendi adı ile unvan ve lakaplarından önce zamanın halifesinin adını parada belirtmek idi. Dolayısıyla sikkeler devletler arasındaki metbuluk-tâbiilik münasebetlerinin zaman içindeki seyrini de takib etmemize imkân vermeleri bakımından da önemlidir. 165 Türkiye Selçukluları nın ilk altın sikkesi II. Kılıç Arslan ( ) devrinde basılmıştır. Ancak I. Alâeddin Keykubad ın bastırdığı altın sikkeler yalnız Türkiye de değil, Orta ve Yakın Doğu da da kullanılmıştır. Sikke-i Alâi veya Sikke-i Keykubadi olarak tanınan sikkeler çok önemlidir. 166 Sultan Alâeddin Keykubad tahta çıktığı sırada gelen halifenin elçisi Şeyh Sühreverdi padişahlık alametlerini verip geri dönerken, gönül alma geleneğine uyarak Celâleddin Karatay ı yedi bin adet altın, beş bin adet sultani dinarı, beş yüzlük, yüz ellilik ve yüzlük halinde basılmış Alâi sikkesi ( Sultan Alâeddin Keykubad ın bastırdığı sikke) hediyeler göndermiştir Zercâni. (2005).Sultana Öğütler : Gordlevski, V. (1998).Anadolu Selçuklu Devleti İbn Bibi. (1996). el Evâmirü l Alâiye.II Artuk, İ. (1980). Alâeddin Keykubad ın Meliklik Sikkeleri. Belleten. XLIV. S Ankara Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilatı. 91: Koca, S. (1997). Dandanakan dan Malazgirt e İbn Bibi. (1996). el Evâmirü l Alâiye. II. 252.

62 Otağ (Saltanat Çadırı) Kaynaklarda genellikle serâ-perde şeklinde zikredilen otağ, hükümdarın sefer ve savaş esnasında içinde kaldığı ve resmi kabullerini yaptığı, hükümdara has renkte bir çadırdır. Eski Türk devletlerinde de hükümdarlık alametleri arasında yer aldığını bildiğimiz otağa Karahanlı Türklerinin Çuvaç adını verdikleri anlaşılmaktadır. 168 İki ordu karşılaşınca, eski Türklerin ilk yaptıkları iş, hanlık otağı nı kurmaları, olurdu. Çinlilerin Ya dedikleri, kağan veya komutan çadırları, Türk ordularının en önemli savaş sembolleri idi. XI. yüzyıldan sonraki Türk kaynakları bu büyük hakan çadırlarına kuru, kuvaç adını verirlerdi. Bu deyimin hakan çadırlarının, yuvarlak ve kubbeli oluşları ile ilgili olmasındandır. Türk hakanlarının otağları kubbeli olur ve gökte yerdeki sembolü gibi sayılırdı. Eski Türklere göre, Gök kubbe devletin, çadır ise ailenin birer örtüsü ve kubbesi gibi, düşünülürdü. Gök altında devlet; çadır kubbesi altında ise, aile düzeni, yer alıyordu. Türkler de devlet düzeni ile aile düzeni arasında da bir benzerlik doğmuştu. Onlara göre, Çadırın direği de nihayet, göğün bir direği idi. Çadırın bacası ise gökten Tanrı ya açılan, bir gök kapısı na, benzetiliyordu. 169 Selçuklu hükümdarlarının otağlarının rengi Türklerin rengi olan kırmızı idi. Fakat onların şekli, büyüklüğü ve iç düzenine dair hemen hemen hiç bilgimiz yoktur. Hükümdar sefer müddetince savaş meclislerini otağında toplar, ziyafetlerini otağında verir, resmi kabullerini hep otağında yapardı. 170 Bu resmi kabullerden biri de Erzincan hakimi Melik Alâeddin Davudşah ın sultan Alâeddin Keykubad ın ziyaretine gelmesidir. Ziyaret üzerine sultanın emriyle emirlerin bazıları Meliki Erzincan dan gelirken getirdiği ibrişimden olan Atlas otağı kurdukları yere götürdüler.melik Otağa (seraperde) girince güzel sofralar hazırlanarak burada sultanın şanına yakışır şekilde ağarlanmıştır Ögel, B. (1988). Türk Kütürünün Gelişme Çağları : Koca, S. (2005). Selçuklularda Ordu ve Askeri Kültür Koca, S. (1997). a.g.e., s.172: İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.257: Genç, R. (2002). a.g.e., s Koca, S. (1997). Dandanakan dan Malazgirt e İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.359.

63 Taht ve Taç Devlet yüksek hakimiyetinin sembolüdür. Bunlar sarayı tamamlayan bir unsur olarak görülür. Tahtın şekli ve kıymeti mevki ve makama göre değişiyordu. Hükümdar özelikle törenler de tahta oturur ve taç giyerdi. Eski Türkler tahta çıkmağı, yalnızca olurmak yani oturmak sözü ile anlatırlardı. Hükümdarı, tabileri olan hükümdarları, yabancı elçileri ve devlet büyüklerini genellikle başlarında, tacıyla tahta oturmuş bir şekilde kabul etmekteydiler. Bunun için sultanlar sefer ve savaşlarda bile taht ve taçlarını yanlarına almayı ihmal etmiyorlardı. 172 İbn Bibi ye göre, Alâeddin Keykubad Sultan İzzeddin Keykavus un ölümü sonrasında sultan kalabalık bir ordu ile devletin tahtının bulunduğu Konya ya hareket etti. Oradan Kayseri ye hareket etti. İstenilen yerde hazır bulunan Kayserililer sultanla birlikte büyük şenlikler arasında Kayseri ye girdiler. Sultan Alâeddin keykubad burada tahta oturarak tacını takmış ve cülus merasimleri yapılarak Anadolu Selçuklu Devleti nin parlak bir dönemini başlatmıştır Çetr Anadolu Selçuklularının saltanat alâmetlerinden biri de çetrdi. Hükümdarın bir yere gidişinde başı üzerinde çetr denilen saltanat şemsiyesi tutulurdu. Savaşa gidişlerde de yine çetr kullanılmakta idi. Çetr adet olduğu üzere bir mızrak üzerinde hükümdarların başlarına açılan muhtelif renklerde güneşlik veya şemsiyenin adıdır 174 Türkiye Selçuklu tarihine ait kaynaklarda da çetr-i cihangir-i saltanat, çetr-i mansur, çetr-i şehinşah, çetr-i hümayun tabirleri geçer. Yine, ukab-ı çetri humayun da denilmektedir. Ukab, İslamiyet in geliştiği devrelerde kullanılan bayraklardandır. Rengi siyahtı ve bu bayrağa karakuş deniliyordu. Türkiye Selçuklularının çetri de 172 Uzunçarşılı, İ.Hakkı. (1970). Medhal İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye. II. 231: Kaymaz, N. (1996). İdare Mekanizmasının Rolü Koca, S. (1997). Dandanakan dan Malazgirt e. 170: Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilatı. 93: Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 71: Taneri, A. (1975). Osmanlı Öncesi Devletlerinde Saray Hayatı. 60

64 52 siyah olup I. Alâeddin Keykubad devrinde de çetrin siyah olduğunu biliyoruz. Hatta İbn Bibi ye göre bu çetrin üzerinde kartal resmi bulunmaktadır 175 İbn Bibi ye göre, Sultan Alâeddin Keykubad tahta çıkınca Şeyh Suhreverdi yi çağırıp onun huzurunda halifenin gönderdiklerini giyerek şeyhle birlikte çetri alarak gezmeye çıktığını belirtir. 176 İbn Bibi, Alâeddin Keykubad döneminde çetri karşılamalarda da görmekteyiz. Nitekim Muhyittin İbn el Cevzi nin elçi olarak Hilafet makamından sultanın yanına gelmesi üzerine sultana haber verilmiş, bunun üzerine sultan Alâeddin Keykubad güzel bir tören düzenleyip çetriyle onu karşılamaya çıktığını belirtir Bayrak ve Sancak Bayrak ve sancak sefer ve savaş esnasında ilgili görevliler (alemdar) tarafından taşınan birer hakimiyet ve hükümdarlık sembolleridir. 178 Bayrak, eski Türk devletlerinin her şeyi idi. Bağımsızlık bayraklarla belirlenirdi. Komutanların ve boy beylerinin Türk halkı içindeki itibarı ve saygıları da yine bayrakların sayısına göre tayin edilirdi. Türklerin eski ataları, dünya hakimiyetleri ve büyük cihan devletleri de hep bayrakların tepesinde oturan kurt ve kartal sembolleri ile hatırlanırdı. Çin tarihlerinde Türklerde Bayraksız otağ, otağsız da bayrak olmadığı belirtilir. 179 Selçuklularda iki sancak vardı; biri halifelerin saltanat menşuru ve diğer alâmetlerle beraber gönderdikleri siyah bayrak ve diğeri de Selçuknâmelerde râyetı Saltanat, sancağı hümâyun, râyeti cihangir, sancağı saltanat gibi tabirlerle zikredilen hükümdar sancağıdır. Selçuklularda hükümdar bayrağının rengi 175 İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye..II : Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı. Türkler. II. 153 (İbn Bibi çetrin siyah olduğunu şöyle izah ediyor ; Eğer gece mevcut olmasaydı, çetrin rengine uyarak düşüncen düşüncen gecenin yüzündeki siyahlığı yok ederdi yine Alâiye seferinde devletin kırmızı benzinin ve mutluluğun manası olan siyah çetrin güneşi (hurşid-i çetr-i siyah) parladı der. 176 İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye..II İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye.II Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti. 298: Ögel, B. (1988). TKGÇ. 690: Özbek, S. (2001). Türkiye Selçuklularında Kültürel Hayat. (Mevlana nın Fihi Mâfih ve Mesnevi sine Göre). AKÜ. Sosyal Bilimler Dergisi.3. S Uzunçarşılı, İ. Hakkkı. (1970). Medhal

65 53 hakkında kesin bir kayıt yoktur, yalnız Alâeddin Keykubad ın Alâiye yi fethi esnasında sancağının sarı renkte olduğu anlaşılmaktadır. Halife tarafından gönderilen siyah bayrağın hükümdar sancağı olarak Kâhta seferin de ordu ile beraber bulunduğunu kaynaklar nakleder. 180 Bir yerin işgalinde orduda bulunan hükümdar bayrağının kale burcuna çekilmesi, teslimiyet alâmeti idi. Muhasara edilen şehir halkı, müdafaa edemeyeceklerini anlayınca orduya heyet göndererek sancak isterlerdi. I. İzzeddin Keykâvus, kardeşi Alâeddin Keykubad ın elinden Alara kalesi ni almadan evvel kardeşinin hayatına dokunmayacağına dair yemini verdikten sonra halk, hükümdar sancağını isteyip kalenin kulesine dikmişlerdi. Yine Yassıçimen muharebe sonrası Erzurum Hükümdarı ve diğer beylerle beraber teslim almaları üzerine kaleye bayrak dikildiğini İbn Bibi nakleder. 181 İbn Bibi nin kaydından, Alâeddin Keykubad ın, kendisinden Abbasi Halifesi (Müstensırbillah)ın yardımcı olarak istediği askerin Malatya da toplanmalarını emretmiş ve bu asker orada toplandıktan sonra Konya dan Çavuşlar ve Cenâyib denilen has ahır hademeleri, candar ve silâhdarlardan oluşan bir alayla Zahireddin Tercüman vasıtasıyla orduya sancağı hümayun göndermişti. Yine Çinçin kalesinin Alâeddin Keykubad tarafından fethedilmesinden sonra bütün ordu kaleye girilmiş. Komutanın elinde padişah sancağı (sancak-ı şehriyar) vardı. Başarılı olunup saltanat bayrağı kalenin burcuna dikilince sultan Alâeddin Keykubad a haber verildiğidir. 182 Alâeddin Keykubad ile Harzemşah mücadelesi sonunda(yassı Çemen Savaşı) Harzemşah ın Keykubad karşısında yenilmesi üzerine, Harzemşah bayrakların yanına koşarak bayrağını ve sancağını çıkarıp atının terkine bağlayıp oradan uzaklaştığını İbn Bibi nakleder İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye. II. 235: Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti Turan, O. (1981).Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti : İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye. II İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye. II. 352: Ögel, B. (1988).TKGÇ İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye. II. 408.

66 Davul (Nevbet) Nevbet, hükümdarlık sarayının kapısı veya saltanat çadırı önünde, devlet bandosunun konser vermesidir. 184 Uzunçarşılı ve Taneri ye göre, eski Türklerde savaştan ve büyük törenlerden önce, ilk olarak hanlık otağı kurulurdu ondan sonra da tuğlar dikilir ve davullar vurulmaya başlanırdı. Bu sebeple, eski Türkler tuğ vuruldu deyimini hanlık davullarının vurulduğu anlamına kullanıyorlardı. Çok eski bir Türk şiirinde şöyle anlatıldığı belirtilir: Hanlık çadırı kuruldu, önüne tuğra dikilirdi, savaş davulu vuruldu, düşman biçildi, Nereye kaçmak istersen, yine gelir tutarlar. 185 Nevbet takımı, hükümdarın gezilerinde onun yanında giderdi. Nitekim Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad kendisini Konya da ziyarete gelen Halife Nâsır ın elçisi Şeyh Şahabeddin Sühreverdi ile birlikte şeyhin refakatinde gezinti yaptığını, çetr ve sancak gibi hakimiyet alametleri yanında nevbet takımının da sultanı izlediğini kaynaklar nakleder. 186 İbn Bibi, Sultan Alâeddin Keykubad Kayseri ye vardığında orada büyük bir eğlence tertip edildiği gibi nevbet de çalındığını belirtir Hil at / Tıraz S. Koca ya göre tıraz, üzerine hükümdarın ad ve lâkapları işlenmiş olan elbiseye denirdi ve genellikle o hükümdarın sembolü olan renkte yapılırdı. 188 Ögel ise, Tıraz adı verilen bu elbiseler, hükümdar tarafından tâbi hükümdarlara, elçilere ve devlet adamlarına verildiği zaman hil at adını aldığını belirtir. Hil at sadece elbiseden ibaret olmayıp külah, kemer,kılıç, at, eğer takımı, 184 Ögel, B. (1988). TKGÇ A Taneri, Osmanlı Öncesi devletlerinde Saray Hayatı, Teşkilatı ve Devlet Anlayışı. 49 ; Uzunçarşılı, Medhal İbn Bibi, El Evamirü l Alâiye. II. 251 ; A. Taneri, Osmanlı Öncesi devletlerinde Saray Hayatı, Teşkilatı ve Devlet Anlayışı İbn Bibi, El Evamirü l Alâiye. II S. Koca. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı.153.

67 55 askerî muzika ve bayrak, para gibi mal ve eşyalarda hil at kavramı içine giriyordu. 189 Alâeddin Keykubad tahta çıkınca şeyh Suhreverdi nin getirdiği hil ati şeyhin huzurunda giyip tahta oturduğunu İbn Bibi bahseder. 190 Konya ve Sivas kalelerinin tamamlanması emrini veren Sultan Alâeddin Keykubad, kalelerin tamamlanması üzerine sarayında bulunan her emiri makam ve mevkiine göre şereflendirmişti. Emirler hil atlerle sultanın elini öpüp oradan ayrılmışlardı. 191 Yine İbn Bibi, Muhyiddin İbn el Cevzi nin elçi olarak hilafet makamından Sultan Alâeddin Keykubad ın yanına gelmesi ve asker yardımı istemesi üzerine sultan, hilafet makamının atının rikabını öpmüş, hil atini, pelerini ve siyah sarığını giyerek karşılamış ve yardım teklini kabul ettiğini nakleder Hutbe İslam Devletlerinde hakimiyetin şartı hükümdarlığın halife tarafından tastik edilmesi gerektiği bilinmektedir. Bunun icaplarının ilki de, ülkede halifenin adına hutbe okunması idi. Aynı şekilde, halifenin adının ardından hutbede hükümdarın adının da zikredilmesi bağımsızlık alâmeti sayılıyordu. 193 Hutbe halife tarafından okunan hitabedir. Hutbe Allah a hamd ile başlar. Bunu ise peygambere salâvat takip eder. Selçuklu Devri Türk devletlerinde bunları sırası ile Abbasi halifesinin ve metbu devlet sultanlarının adlarının, unvan ve lakablarının zikr ve kendilerine dua takip eder. Nihayet tâbi hükümdarlar bütün bunlardan sonra kendi adı,unvan ve lakablarını zikrettirebilirler Ögel, B. (1988). TKGÇ İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Detaylı bilgi için bkz. Taneri, A. (1975). Osmanlı Öncesi devletlerinde Saray Hayatı. 54. (Akkoyunlu Devleti ndeki Devlet Yapısı, Saray ve Hükümet Yapısı hakkında bkz. İlhan Erdem: Kâzım Paydaş. (2007). Akkoyunlu Devleti Tarihi. Birleşik Yayınları. Ankara.) 194 Turan, R. (2002). Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beyliklerinde Teşkilat. Türkler VII. 7.

68 56 Hükümdarlığın halife tarafından kabulü anlamına gelen hutbe meliklik devrinde kullanılmadığını görüyoruz. Nitekim Sultan Alâeddin Keykubad ın evvelce Süleyman Şah ın melik bulunduğu Tokat ile bütün Danişmend iline tayin edildiği zaman sadece sultan adına bir idare hakkına sahip olduğu için, kendi adına hutbe okutmamıştı. Ancak kendi hükümdarlığının halife tarafından onaylandığını belirten hakimiyet alametlerinin halifenin elçisi tarafından getirilmesiyle kullanmıştır. Bunlardan biri de elbette ki hutbedir. Sultan Alâeddin Keykubad Hükümdarlığını ilan ederek kendi adına hutbe okutmuştur İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye. II. 135: Turan, O. (1993). Selçuklular Zamanında Türkiye. 295: Özbek, S. (2009). Zübtedü Keşru l-memâlik de Türk Devlet Telakkisinin Yansımaları.

69 57 3. ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ SARAY TEŞKİLATI Saray, sultanın egemenlik sembollerinden biridir. Aynı zamanda devletin idare edildiği bir merkezdir. Dolayısıyla bütün devletin başı olan hükümdar, saray teşkilatında da ilk sırada yer almaktadır. Saray, Türk tarihinde Uygurlardan itibaren kullanılan bir hükümdar mekanı olarak bilinmektedir. Daha önceki Türk devletlerinde atlı göçebe siyasi teşkilatlanmanın sonucu olarak çok değişik bir siyasi merkez geleneği vardı. Türklerin yerleşik hayatı seçmeleri saray geleneğinin başlamasıyla doğrudan alakalıdır. 196 Bu bölümde özellikle saray kurumlarını, saray hizmetlilerini ve bunların görevleri, sultanın saray hayatı, saray adet ve geleneklerine de yer vereceğiz Saray Görevlileri Anadolu Selçuklularında saray ve hükümet ricali olarak başlıca iki sınıf vardı. Çeşitli milletlerden köle ve esir sıfatıyla alınıp yetişen saray adamları daha sonra saray dışında da devlet hizmetlerinde bulunup en yüksek mevkilere kadar çıkmışlardı. Meselâ Selçuklu tarihinin belli simalarından olan Esededdin Arslan, Şemseddin Hasoğuz, Celâleddin Karatay, Mübarizeddin Ertakuş, Seyfeddin Torumtay, Cemaleddin Ferruh vs. gibi devletin en yüksek mertebelerine kadar çıkan devlet adamları hep bu zümredendi. Buradan bütün Selçuk görevlilerinin hep böyle gayri Müslimlerden yetiştikleri de düşünülmemelidir. Kemaleddin Kamiyar, Fahreddin 196 Selçuklu müesseselerinde samanilerin tesiri olduğu dikkate alınmalıdır. Barthold bu hususda; Hükümetin başında yalnız Cenab-ı Hakka karşı mesul bir hükümdar vardı. Büyük bir tesiri olmakla birlikte hükümdar Bağdat halifesinden bir ferman alırdı. Hükümdarın bir veziri olurdu. O asırlarda şark Müslüman hükümetlerinde idare ikiye ayrılıyordu. Saray ve divan. Samanilerden evvel şark Müslüman hükümetlerinde Abbasilerde olduğu gibi kölelerden ve bilhassa Türk kölelerinden merkeb bir hassa askeri bulunduğunu biliyoruz. Bu kölelerin o zaman büyük nüfuzu olmadığı gibi büyük emuriyetlerde bulunurlardı (detaylı bilgi için bkz. Milli Tetebbular Mecmuası, Anadolu da Türk Medeniyeti, Köprülü, F. II. S. 5.)

70 58 Ali, Nasireddin Müstevfi vs. gibi Türk emirlerini de Türk Terbiyesi ve Kültürü verilerek saraydan yetişmiş kölelerle İran dan gelmiş olan Müslümanlar teşkil ediyorlardı. 197 Sarayda, hükümdarın resmi ve özel işlerinden sorumlu birçok görevli bulunuyordu. Doğrudan doğruya hükümdarın şahsına bağlı olan bu görevlilerin hepsi güvenilir kişiler arasından seçiliyordu. Bunların büyük bir kısmı yüksek rütbeli birer subay olup, emirlerinde de kalabalık bir hizmetli grubu bulunuyordu. Şimdi, bu saray vazife sahiplerinin vazifelerini sırasıyla inceleyelim: Büyük Hâcib ve Hâcibeler Selçuklu devlet teşkilâtında protokol bakımından sultan ve vezirden sonra üçüncü sırayı saray teşkilatında da sultandan da sonra ikinci sırayı, büyük hâcib alıyordu. Büyük hâcib kaynaklarda genellikle hâcib-i büzürg, hâcib-i kebir, hâcib-i emir veya hacibü l- haccab gibi adlarla zikredilmiştir. Karahanlılarda büyük hâcib, tayangu veya uluğ hâcib unvanı ile anılıyordu. 198 Tayangu aslında hâcib demektir. Bu manada hâcib sözünün kullanılışı, yaygınlaştıktan sonra tayangu terk edildi. Bu onların itimat etti anlamındaki tayandı (dayandı, güvendi) sözlerinden gelip hükümdarın dayandığı, güvendiği kimse anlamına geliyordu. Hükümdar hâciplere güvenir. Halk da, onlara güvenir. Kendi isteklerini ve işlerini hâcib vasıtasıyla hükümdara iletir ve cevabını da onun aracılığıyla alırlardı. 199 Buradan da anlaşılıyor ki hâcibler hükümdar ile halk arasında bir aracıdır ve her isteyen dilediğini bunlar vasıtası ile hükümdara iletebilmektedir. Dolayısıyla hâcib in en önemli görevi bu aracılık işidir. Yine özellikle fakir, dul, öksüz ve yetimlerin istek ve şikayetlerini dinlemek ve hükümdara arz etmek onun başlıca 197 Kaşgarlı Mahmud. (1988). Dîvânü Lügatit- Türk. 380: Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 79. (detaylı bilgi için bkz. Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilatı. 137: Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği Teşkilatı. 175) 198 Yusuf Has Hacip. (1974).Kutadgu Bilig. (nşr. ve trc. R. R. Arat.) Ankara : Aksarayî. (2000). Müsâmeretü l Ahbâr Köprülü, F. (1331). Anadolu da Türk Medeniyeti. 198: Köprülü, F. (1992). Hâcip. İ.A. 33.

71 59 görevlerinden olduğu gibi, haksızlığa uğrayıp hak talebinde bulunanları kabul ederek, hükümdarın huzuruna çıkarmak da hâcibin görevlerindendir. F. Köprülü hacib ül hicab ı valilik makamından daha yüksek olduğunu belirtirken, Uzunçarşılı da bunların görevini bir dereceye kadar bugünkü Riyaset-i Cumhur Umumi Kâtipliğine( Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri) benzetmektedir. 200 İbn Haldun a göre, halifelik, hükümdarlık şeklini aldıktan hükümdarlık törenleri kabul edildikten sonra ilk önce kapıya önem verildiğini, halkı halifenin yanına almamak için kapıcılar tayin edildiğini belirtir. Adına da hâcip yani kapıcıbaşı adını verdiklerini belirtir. 201 Hâcibelerin ellerinde alâmet olarak çomak bulunurdu. Hâcibeler hükümdara misafir geldiği zaman onlara hizmet ederlerdi. Selçuk ümerasından meşhur Muineddin Süleyman Pervâne bir zaman Emîr Hacib idi. İbn Bibi, Sultan Alâeddin Keykubad Kayseri ye geldiğinde emirlerin devlet otoritesinin sağlanmasında engeller çıkartacağı düşüncesiyle onları ortadan kaldırmaya karar verdi. Sultan emirleri ve adamlarını silahlı ve kalabalık olarak saraya alınması tehlike yarattığı için Melikü l Hüccab ve maiyetindeki hüccablar ve perdedar denilen memurlarıda yanına alarak Şemseddin Kazvini ye elli sopa vurdurtarak girişi yasaklattığını nakleder Cândâr Hükümdar ve sarayı korumakla yükümlü memur muhafızlara cândâr deniyordu, amirlerine de emîr-i cândâr adı veriliyordu. Candarlar gece gündüz nöbet tutuyorlardı. Karahanlılarda da gece nöbetçilerine yatgak, gündüz nöbetçilerine de turgak adı veriliyordu Uzunçarşılı, İ. Hakkı. (1970). Medhal. 80: Köprülü, F. (1331). Anadolu da Türk Medeniyeti İbn Haldun. (1997). Mukaddime. I-II. (çev. Zakir Kadirî Urgan). 202 İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye.II Nizamü l-mülk. (1980). Siyasethame. (çev. M. A. Köymen) Ankara. 162: Koca. S. (2009). Selçuklu İktidarının Belirlenmesinde Rol Oynayan Güçler ve Alâeddin Keykubad ın Tahta Çıkışı. 291.

72 60 Selçuklularda hükümdarın ve sarayın güvenliğini ise pâsbânân (gece bekçileri), nevbetiyan (nöbetçiler) ve derbânân (kapıcılar) gibi görevliler sağlıyorlardı. 204 Cândârlar süvari olup bellerinde altın işlemeli hamayil ile asılı kılıç taşırlardı. Alâeddin Keykubad, hükümdar ilan edilip Konya ya geldiği zaman maiyetinde yüz yirmi muhafız candar vardı, bunlar diğer mevcut candarların içlerinden seçilmiş şeci ve at oynatmaya kadir muhafızlardı. Candarlar harp zamanında ve konak mahallerinde müfarede denilen mümtaz hassa kuvvetleriyle beraber hükümdarın etrafında muhafaza hizmetinde bulunurlardı. 205 Sultan Alâeddin Keykubad ın emirlerin öldürülmesinde candarlardan faydalandığını da biliyoruz. Caşnigir Emir Seyfettin Ayaba, sultanın huzurundan ayrılıp evine gitmek isterken Emir-i Candar Mübarizeddin İsa ile kardeşleri önüne geçerek sizin şu odaya girmeniz gerekiyor diyerek geçişine müdahele etmiştir. 206 Emirlerin öldürülmesi işinin tamamlanmasıyla Sultan Keykubad emeği geçen tüm emirleri çağırdı. Bunlar arasında Emir-i Candar Mübarizeddin İsa da vardı. Sultan Keykubad başarılarından dolayı tüm emirleri ödüllendirdi. 207 Muhyeddin İbn el Cevzi nin elçi olarak hilafet makamından sultanın yanına gelmesi üzerine, askerler en güzel şekilde Malatya ya vardılar. Saltanat sancağı emir Zahireddin Tercüman ın başkanlığında Candarlarla birlikte büyük bir törenle yola çıkarak Malatya ya vardılar Çaşnîgir Selçuk sarayında hâcibilikten sonra gelen çaşnîgirlik, hükümdarın sofracılığı olup ümeradan olan bunların amirini de emîr-i çaşnigir denirdi. Hükümdarın yemeğini hazırlayan, sofra hizmeti gören ve hükümdar yemek yemeden önce 204 Uzunçarşılı, İ.Hakkı. (1970). Medhal İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye..II.26: Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı. 176; Nuhoğlu, G. (1995). Gazneli Devleti Teşkilatı. Türkler. S İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s. 279.

73 61 herhangi bir zehirlenme tehlikesinin önüne geçmek için onun yemeğini tadan görevlidir. Çaşnîgirler aynı zamanda hükümdarın düzenlediği ziyafet törenlerinde de sofra hizmeti yapıyorlardı. 209 Bu bakımdan çok güvenilir kişiler arasından seçilirlerdi. Sultanın hayatı bir noktada onun elindeydi. Nitekim Anadolu Selçuklularında II. Gıyaseddin Keyhüsrev Emir-i Çaşnîgir Nasreddin Ali yi kandırarak babası I. Alâeddin Keykubad ı zehirletmiştir. Emir-i Çaşnîgir in Sultan Keykubad ın atının dizginini çektiği de İbn Bibi nin kayıtlarında göze çarpmaktadır. 210 Sultan Alâeddin Keykubad Sultan İzzeddin Keykavus u Kayseri de kuşatması sırasında Tokat ta bulunup, Malatya da hizmetinde bulunmuş olan Çaşnigir Emir Mübarizeddin Çavlı ve diğer beyleri çağırarak onlarla görüş alışverişide bulunmuştur.bu da gösteriyor ki çaşnigir sofradaki görevinin yanında padişahın siyası kararlar almasında da yardımcı olduğunu göstermektedir. 211 Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Suğdak ın fethedilmesinden sonra güzel hazırlanmış bir sofrayı mir-i hân ( Emir-i han veya han salar : Sultanın mutfağındaki en büyük kişinin ünvanı ) sofrayı sultanın önüne kurdu. O zaman çaşnigir huzura gelir, yerini alırdı. Yapılan dualardan sonra çaşnigirin görevi padişaha yemek göndermekti. 212 Sultan Alâeddin Keykubad askerlerinin gürcü diyarına gitmesi ve oranın bazı kalelerinin emir Kemaleddin Kamyar tarafından fethinde yanında çaşnigirleri de görmekteyiz. Kemaleddin ile çaşnigir Emir Mübarizeddin Çavlı mancınık, orrade, neffatlar 213, nekkablar, taş atanlar, yayalar tertip ettiler. Bunun yanında beş bin ücretli piyade tuttular. Buda gösteriyor ki Çaşnigirler sofra düzen ve tertibatının yanında fetihler de de orduya her türlü yardımı yaptığını İbn Bibi nakletmiştir İbn Bibi. (1996). El-Evamirü l-alâiye.i. 234 ; Uzunçarşılı, Medhal İbn Bibi, El Evamirü l Alâiye..II. 234; S. Koca, Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı, İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Orduda Neffat denilen sanatı ateş vermek, yakmak olan nefti yani neffetçiler, barutçular ve nekkab denilen delicileri de bulunurdu.) 214 İbn Bibi. (1996). a.g.e., s. 422.

74 Silâhdar Hükümdarın silâhhânesini idare eden buradaki silahların bakım ve onarımını yapan, bu silahları seferlerde ve törenlerde taşıyan görevlilere silâhdar deniyordu. 215 Alâeddin Keykubad ın emri altında aynı isimle anılan bir çok silâhdârlar bulunuyordu. Bütün resmî kabullere emrindeki silâhdârlar ile katılır ve tahtın etrafında yer alırlardı. Diğer Türk İslam Devletlerinde olduğu gibi Selçuklularda da silâhdarların başında emir-i silâh unvanıyla anılan bir komutan bulunuyordu. 216 Alâeddin Keykubad, Moğollara karşı kendisinden yardım isteyen halifeye asker vermeği kabul edip bunların Malatya da toplanmalarını emrettiği sırada Konya dan bu askere hükümdar sancağını götürmekle görevli müfrezeler arasında silâhdarları da görmekteyiz. 217 İbn Bibi halifelik makamından Sultanın yanına elçi geldiği zaman en güzel şekilde ağırlandığını belirtir. Halifenin eliçisi Muhyiddi İbn el Cevzi nin sultanın yanına gelmesi üzerine askerler Malatya ya vararak saltanat sancağnı beklemiştir. Nihayet saltanat sancağı Kâfi-yi Malatya oğlu emir Zahirettin in başkanlığında Çavuş ve Candarların yanında, silahdarlar da bulunarak büyük bir törenle yola çıkarak Malatya ya varmışlardır. Bu da gösteriyor ki karşılama törenlerinde de silahdarları da görmekteyiz Şarabdâr-ı Has Hükümdarın meşrubatını hazırlar ve korurdu. Emrinde hademe ve sakiler vardı. İçilecek içkiler sarayın kilerinde korunurdu. Sarayın kilerine kilerci bakardı. Sarayda şarabın saklandığı yere de şarabhane denirdi Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 82: Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilatı İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye. II : Koca, S. (2009). Selçuklu İktidarının Belirlenmesinde Rol Oynayan Güçler ve Alâeddin Keykubad ın Tahta Çıkışı İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye. II. 72: Uzunçarşılı. (1970). Medhal İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Nuhoğlu, G. (1995). Gazneli Devleti Teşkilatı. 252.

75 63 Sarayda ki şarabhane-i sultan veya sadece şarabhane denilen ve hükümdara ait içecekleri korumaya memur edilen dairedir. 220 Sultan saraydan ayrıldığı zaman şaraphâne ve özel mutfağı da birlikte götürüldüğü için şarapdarlar da sultanın şahsi işleriyle ilgilenen diğer özel görevliler gibi gerek sarayda gerek saray dışında daima onunla beraber bulunurlardı. 221 Şam meliklerinin ve Şemseddin Sevab ın Sultan Alâeddin Keykubad ın askerleriyle savaşması, Şamlıların yenilmesi ve Harput Kalesi ne sığınmaları üzerine, sultan bu başarı üzerine Şarabsalar Fahreddin Ayaz a ve Kemaleddin Kamiyar a eğlence düzenlemelerini söyledi.burada eğlenceden sonra Antalya ve Alanya kışlığına gittiler Alemdâr (Emir-i Alem) Sancak ya da bayrağı taşıyan ve koruyan kişi olup, özellikle savaşlarda çok önemli fonksiyonları vardı. Öyle ki, sancağı tutan kişi güçlü olmalı askerlerin gözünden kaybolmamalıydı. 223 Muhyeddin İbn el Cevzi nin elçi olarak hilafet makamından Sultan Alâeddin Keykubad ın yanına gelmesi üzerine askerler en mükemmel şekilde Malatya ya vardılar. Saltanat sancağını bekliyorlardı ki sonunda saltanat sancağı Kâfiyi Malatya oğlu Emir Zahireddin Tercüman ın başkanlığında büyük bir törenle Malatya ya vardığını İbn Bibi nakleder Emir- Dad Selçuklularda, başta devlete bağlı işlenen suçlar olmak üzere, bütün örfi davalara hükümdar adına bakan görevlidir. Divan-ı Mezalim adıyla anılan yüksek mahkemeye başlangıçta sultanlar başkanlık ederken, sultanın işlerinin artması 220 İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Taneri, A. (1996). Müsameretü l Ahbar ın Türkiye Selçukluları Devlet Teşkilatı Bakımından Değeri, DTCF. Tarih Araştırmaları Dergisi IV. S : Uzunçarşılı. (1970). Medhal İbn Bibi. (1996). el Evamirü l Alâiye. II : Ögel, B. TKGÇ. 690.

76 64 üzerine görev Emir-i Dad a bırakıldı. Sadece davalara değil, hem kendi verdiği hükümleri, hem de kadıların hükümlerini uygulamakla görevlidir. O sultanın emriyle çok güçlü ve nüfuzlu emirleri vezirleri bile tutuklardı. Protokoldeki yeri Atabeyden sonradır. 225 Alâeddin Keykubad, Seyfeddin Ayaba dan sonra sofradan ayrılan Emir-i Ahur Zeyneddin Başara, Emir-i Meclis Mübarizeddin Behramşah tutuklanınca, Emir-i Dad a bağlı görevlilerce tutuklandı ve hapse atıldı. Bu da gösterir ki Emir-i Dad davalara karar verirdi Emîr-i Ahur (İlbaşı) Türk İslam Devletlerin de hükümdarın atlarına ve tavlasına bakmak, atlarını terbiye etmek, atları kullanmaya hazır tutmak gibi işlerden sorumludur. Karahanlılarda İlbaşı ünvanı, atı ifade eden bir kavramdır. 227 Mirahur ya da imrahar dendiği de olmuştur. Hükümdarın sarayında bulunan atlara bakan seyislerin ve hademelerin başına Emir-i Ahur denilirdi. Anadolu Selçukluları Haçlılar zamanında ahır kontu anlamına gelen Kont İstabl da demişlerdi. 228 Emîr-i Ahur da çaşnigir gibi merasimlerde hükümdarın atını dizginlerinden çekerdi. Diğer saray görevlilerine nisbetle ufak bir memnuniyet sayılırdı. 229 Alâiye nin fethi sırasında deneyimli Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev in hizmetinde seferlerde bulunmuş, zamanın olayları ve zorluklarıyla tanışmış ayas-ı menun adıyla bilinen emir-i ahur, emir Esededdin, sultanın emriyle padişah tahtının önünde bulunacaktı Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 98: Merçil, E. Selçuklularda Emir-i Dad Müessesesi. Belleten Merçil, E. Selçuklularda Emir-i Dad Müessesesi. Belleten Koca, S. Türk Kültürünün Gelişme Çağları. 280: Özbek, S. (2001).Türkiye Selçuklularında Kültürel Hayat. (Mevlâna nın Fihi Mâfih ve Mesnevisine Göre) İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. I. 74: Taneri, A. (1966). Müsameretü l Ahbar ın Türkiye Selçukluları Devlet Teşkilatı Bakımından Değeri. DTCF. Tarih Araştırmaları Dergisi IV. S : Uzunçarşılı. (1970). Medhal Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 84: Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilatı İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.254.

77 65 Sultan Keykubad ın Sultan İzzeddin Keykavus u kayseride kuşatması üzerine Malatya da hizmetinde bulunmuş olan Emir-i Ahur Zeyneddin Başara yı yanına çağırarak ondan görüş alışverişinde bulunmuştur. 231 Çok kısa bir süre sonra bu kuşatma sonunda Niğde ye varan Emir-i Ahur Zeyneddin Başara halkın seçkinlerinin bağış ve ikramlarla gönlünü aldı. Oradan da Leon a haber göndererek düşmanların yenildiğini bildirdi. Ancak çok kısa bir süre sonra öldürülen emirlerin içinde Emir-i Ahur Zeyneddin Başara nın da olduğunu İbn Bibi adı geçen eserde belirtmiştir. 232 İzzettin Keykubad ın ölümü üzerine, halk içinde karışıklığı engellemek için, İzzeddin Keykavus la ilgili halka iyi haberler verilirken, bir yandan da Sivas a gelmek üzere olan Alâeddin Keykubad ı korumak için Emir-i Ahur Oğul Bey komutasında, silahlarını kuşanmış olarak elli seçkin gulamı şehir kapısında görevlendirmiştir. Bu da gösteriyor ki emir-i ahur atların kontrolünün yanında ordu komutanlığı görevini de üstlendiğini görüyoruz Câmedâr Saray içerisinde sultanın elbisesini muhafaza eder. Sefer sırasında da hükümdarın elbiselerinin yıkanması ve düzenlenmesi işlerine bakardı. Hükümdar kıyafetlerinin ve hükümdar tarafından hil at olarak verilecek eşyanın muhafaza edildiği yere ise câmehane deniliyordu. Câme hane pek çok kimseye elbise dikecek kadar geniş imkanlara sahipti ve hizmetlilerin mensup oldukları hizmet grubuna göre giymeleri gereken özel kıyafetlerde burada dikiliyordu. O halde emîri Câmehâne diyebileceğimiz baş câmedârın emrinde de bir hayli câmbedâr bulunuyor olmalıdır. 234 İzzeddin Keykavus u ölümü üzerine Alâeddin Keykubad tahta çıkmak için geldiğinde altmış Câmedar, içinde sultana ait elbiseler, altın sırmalı hilatler 231 İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.227: Koca, S. (2009). Alâeddin Keykubad ın Tahta Çıkışı Nuhoğlu, G. (1995). Gazneli Devleti Teşkilatı

78 66 bulunan bohçaları alıp sultan alayını takip ettiler. Ellerinde demir topuz, nacak bulunan beş yüz çavuşun sultana yol açtıklarını kaynaklar yazar. 235 Sultan Alâeddin Keykubad Melik Adil in oğullarıyla akrabalık kurmak istemesi üzerine Camedar Emir Seyfeddin elbise odasından (camehâne) çeşitli elbiseler getirerek götürmek için hazırlamıştır Emîr-i Hares (Vâli yi Hâres) Hares diye adlandırılan zindanın âmiri olup, görevi sultanın birisi hakkında verdiği cezayı uygulamaktı. Hares emirliği her devirde büyük memuriyetlerden biriydi ve sarayda derece itibariyle Hacipten sonra en yetkili kişi idi. Çünkü görevi ceza infazıyla ilgili idi. Hükümdar bir kimsenin suçlu olduğuna karar verdiği zaman yerine göre baş vurma, el, ayak kesme darağacında asma, dövme, hapsetme, kuyuya atma gibi cezalardan birini tatbik etmesini emir-i hares e emrederdi. Tıpkı vassal hükümdarlar gibi kös ve demi olup nevbet çaldırmak hakkına sahipti. Ancak ceza hususunda kesinleşmiş cezayı uyguladığında kendisi de cezaya çarptırılırdı. 237 Suçla ilgili Alâeddin Keykubad döneminde İbn Bibi de şöyle bir olay bahsedilmektedir: Bir bezirgân Alâeddin Keykubad ın yanına girdi ve söze başladı: Bu derviş kulunuz rızkımı aramak uğrunda çok uğraştım, kıymetli ömrümü ticaret yolunda çürüttüm. Rus ve Kıpçak diyarında bu dergahın adalet ve namusunun şöhretini duyduğum için yüzümü bu diyara çevirdim ve gelmek istedim. Kazanmak için uğrunda ömrümü sarfettiğim her şeyimi elimden aldılar. Bir başkası gelir: ben Halep diyarından geliyordum, malımı gasbettiler. O kafirler bu dergahtan korkmazlarsa uğradığım zulmün derdine hangi sultanın adaletinden derman isteyeyim? 235 İbn Bibi. (1996). a.g.e., s. 233: Ahmed bin Mahmûd. (1977). a.g.e., s.207: Koca, S. (2009). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s.80.

79 67 Bir başkası yine ben Antalya yerlilerindenim, gençliğimde kazandığım bütün servetimi bir gemiye yükletmiş, deniz yolu ile sefere çıkmıştım beni soydular, bütün eşyalarımı aldılar. Sultan Alâeddin Keykubad bu şikayetleri duyunca, kükremiş bir arslan gibi ızdırap içindeydi, derhal bunların zararlarının ödenmesini istediği gibi, beraberinde bulunduğu emirlere yüzünü çevirerek bunların cezalandırılması gerektiğini belirtmiştir Üstâdüddâr Abbasilerde, Harzemşahlarda ve Memlüklerde de olan üstâdüddar, Anadolu Selçuklularında da saraya ve saraya ait mutfak ve şaraphâne vs. teşkilatın ve buralardaki bütün saray memur ve hademelerinin en büyük amiri idi. Selçuk ricalinden meşhur Cemaleddin Ferruh Atabey I. Alâeddin Keykubad zamanında üstâdüddar vazifesini görmüştü Çavuş veya Serhenk Samanîler, Gazneviler, Büyük Selçuklu Harzemşah ve Memlüklerde de gördüğümüz ve Selçuknâmelerde de bazen çavuş ve bazen serhenk diye zikredilen bu vazife sahiplerine, alaylarda hükümdarın önünde gidip halka savulun veya uzak olun manasında olan Farsça durbaş diye hitap ettiklerinden dolayı da durbaş da denilirdi. Çavuşların bellerinde gümüş kemerler, ellerinde murassa değenekler bulunurdu. Serhenklerin sayısı beş yüz veya daha fazla idi. Bunları Kazvinli, Deylemli ve Hıristiyanlardan tedarik ettiklerini biliyoruz. Alâeddin Keykubad ilk defa tahta oturduğu vakit serhenklerle candarlar, huzurunda kendilerine mahsus yerlerde durmuşlar ve yeni hükümdarda bu esnada devlet ricalinin ve ileri gelen halkın tebriklerini kabul etmişti. Yine Alâeddin Keykubad 238 İbn bibi. (1996). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). Medhal (detaylı bilgi için bkz. İbn. Bibi, El-Evamirü l-alâiye. I. 203).

80 68 Konya ya giderken maiyetinde Kazvinli, Deylemli ve Frenk olarak beş yüz serhenk veya çavuş bulunduğunu Uzunçarşılı ve İbn Bibi nin eserlerinde görmekteyiz. 240 İbn Bibi, Sultan Alâeddin Keykubad ın Suğdak Seferi sonrasında habercinin dergaha gelip fetih müjdesini vermesiyle Suğdak halkı özel hediyeleri ( pişkeşhane-i has) sunup, hazinedarlara teslim ettiler. Bunun üzerine çavuşlar, bundan sonra ordu mensupları, şehrin hiçbir ferdine zarar vermesin, diye görevlileri çağırarak halkın sıkıntıdan kurtulduğunu nakleder Emîr-i Şikar Şikar av demekti. Hükümdarın av köpeklerini ve kuşlarını yetiştirenlerin reisine emir-i şikar denirdi. Bu kişiler hükümdarla birlikte ava giderler, av işlerini bizzat organize ederlerdi. 242 Göçebe devrin devamı olarak av merasim ve eğlenceleri Selçuklularda mühim yer işgal ettiği için daima bu işlere bakan bir makam ve bu makamda bir emir bulunurdu. Nitekim Alâeddin Keykubad zamanında Sadeddin Köpek Emir-i Şikâr idi. 243 Sultan Alâeddin Keykubad Kayseri den dönünce Emir-i Şikar ve Mimar olan Sadeddin Köpek e cennete benzeyecek çok güzel bir saray yapmasını buyurdu ki bu saray Kubadabad Sarayıdır. İnşaat tamamlandıktan sonra orada avlanıp Kayseriye gitmiştir. Bu da gösteriyorki Emir-i Şikar hem av merasimlerini düzenliyor hem de yeri geldikçe padişahın isteği üzerine mimari güzelliklerde yapabiliyordu İbn bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. II. 234: Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 82: Özbek, S. (2001). Türkiye Selçuklularında Kültürel Hayat İbn bibi. (1996). a.g.e., s Taneri, A. (1977). a.g.e., s Taneri, A. (1977). a.g.e., s İbn bibi. (1996). a.g.e., s.366

81 69 Yine İbn Bibi Alâeddin Keykubad ın avlanmak için Alâiye de kalenin dışına yaptırdığı av evine(şikâr-hâne)giderken yanında Kemaleddin Kamyar da bulunduğunu nakleder Sultanın Saray Hayatı Saray, sultanın egemenlik sembollerinden biridir. Selçuklu Devri Devletlerinde ülkenin çeşitli şehir veya bölgelerinde hükümdarın sarayları vardı. Anadolu Selçuklu Sultanlarının da Anadolu nun başlıca şehirlerinde sarayları olduğunu biliyoruz. Meselâ I. Alâeddin Keykubad Karahisar-ı Devlet Kalesi nin tepesinde bulunan sarayının oldukça geniş bir arazide kurulduğu anlaşılmaktadır. Zira bu sarayın birçok köşkleri ve bekçi evleri vardı. Sultanların saray hayatlarına baktığımızda Mevlevi Şeyhleri ile olan ilişkilerine geniş yer verdiklerini görürüz. Birçok kaynak Mevlânâ devrinde yaşamış bütün yüksek devlet erkânını, onun müridleri olarak da gösterme gayretinde olduklarını belirtir. 246 Nitekim İslam alemindeki bu tasavvuf cereyanı daime gittikçe artan bir kuvvetle bütün İslam memleketlerini istila etmiş ve her tarafa hızla yayılmıştı. Özellikle de 12. ve 13. yy da İran da, Orta Asya da, Suriye de, Mısır da, Anadolu da bütün İslam sahalarında birçok tekkeler kurulduğunu Fuad Köprülü bize nakleder. 247 Özellikle de Moğol istilası gibi büyük olayların olduğu yerlerde tekkelerin ve şeyhlerin nüfuzu daha kuvvetli olmuştur. Çünkü onlar zor durumdaki insanlara en çok muhtaç oldukları ruhi ve manevi sükunu sağlama vaadin de bulunuyorlar ve bunu sağlıyorlardı. Diğer bütün İslam hükümdarları gibi alimlere ve mutasavvıflara karşı eskiden beri büyük hürmet gösteren Selçuklu hükümdarları, onlara da aynı samimi kabulü gösterdiler. Bilhassa 12. ve 13. yy. ın ilk yarısında Anadolu en başta Mevlana Celâleddin-i Rumi olmak üzere, birçok büyük mutasavvıf için yerleşecek yer olmuştur. Nitekim I. Alâeddin Keykubad ın ve ümerasının halife 245 İbn bibi. (1996). a.g.e., s Köprülü, F. (2003). a.g.e., s Köprülü, F. (2003). Mutasavvıflar : Özbek, S. (2009). Zübtedü Keşru l-memâlik de Türk Devlet Telakkisinin Yansımaları. 92.

82 70 tarafından gönderilen Şeyh Şahabeddin Suhreverdi ye hürmet ve saygılarının olduğunu biliyoruz. 248 Türkiye Selçukluları nın devletin en gelişmiş bir devrinde, başarılı sultan Alâeddin bir şeyhe karşı aşırı saygı göstermesi onun bir mürid olduğunu göstermez. 249 Bu ancak bir saygının göstergesi idi. Örneğin, başlangıçta şüpheci bir şekilde yaklaşan I. Alâeddin Keykubad, kısa sürede Celâleddin Rumî nin babası, Bahaeddin Veled karşısında eğilmiş ve ona hükümdar saygısı göstermeye başlamıştır. 250 Aydın Taneri nin belirttiği bir örneğe göre bir gün, Alâeddin Keykubad sarayda büyük bir toplantı tertip etti ve toplantıya Bahaeddin Veled i de davet etti. Konya nın bütün bilgin, ârif ve hâkimleri, hazırlandılar. B. Veled kapıdan girince sultan onu karşıladı, tahta oturmasını istedi. Ey dinin padişahı! Ben kulum. Bu günden sonra senin subaşın olmak ve efendimin de sultanlık etmesini istiyorum. Zira bütün zâhir ve bâtını sultanlığı eskiden beri sizindir. dedi. Bahaeddin Veled de sultanın gözlerinden öptü. Mecliste hazır bulunanlar sultana konuk severliğinden ötürü övgülerde bulundular. Bahaeddin: Ey melek huylu mülk sahibi hükümdar! Dünya ve ahret mülkünü kendine mal ettiğine şüphesiz emin ol dedi. Bunun üzerine sultan ayağa kalktı, mürid oldu. Onun bütün has ve askerleri de sultanın yolunda gittiler. Kaynaklarda Sultan Alâeddin Keykubad Bahaeddin Veled in Konya ya yaklaşmakta olduğu haberini alınca karşılamaya çıktı. Uzak mesafede attan indi, şeyhin dizini öptü. Bahaeddin asasını uzattı. Yine sultanın Bahaeddin e yaptığı ziyaretin birinde yine Bahaeddin eli yerine asasını uzattı. Alâeddin ise asayı öptü diye belirtilir. Yine Sultan Alâeddin in Bahaeddin in vaazlarına devam ettiği, ancak sultanın onu karşılamaya çıktığı ve aşırı nezaket gösterilerinde bulunduğunu ise kabul etmezler. 251 Diğer taraftan Selçuklu sultanları mescid ve türbeleri de ziyaret ediyorlardı. Nitekim I. Alâeddin Keykubad Harzemşahlar Devleti Sultanı, Celâleddin Harzemşah ın ordusunun yaklaşmakta olduğu haberi üzerine bir türbeye gitti. 248 Taneri, A. (1977). a.g.e., s Gordlevski, V. (1988). a.g.e., s Taneri, A. (1977). a.g.e., s Taneri, A. (1977). a.g.e., s.29.

83 71 Öptü ağladı yardım diledi. Alâeddin Keykubad buna benzer önemli olaylarla karşılaştığı zaman Şeyhin türbesine gidip dua ettiğini kaynaklardan öğreniyoruz. 252 Karl Kıenıtz, Celâleddin Rumi nin de 1228 tarihinde Selçukluların başkenti Konya ya gelip oraya yerleşmesini bir rastlantı olmadığını belirtir. Ölüm tarihi olan 1273 yılına kadar Konya da kalmış ve eserlerini burada yazarak aydınlatıcı ve yol gösterici çalışmalarını da burada sürdürmüştür. İnsan sevgisini her şeyin üstünde tutan bütün dinlerin mensuplarına ve inanç sahiplerine tolerans gösterip, kucak açtığı kabul edilen büyük insanın Selçuklu hükümdarının yakın dostu olarak kalmıştır. 253 Sultanın kabullerine baktığımızda, kabul edilen kimselerin yere baş koyması geleneğinin olduğunu da görüyoruz. Bundan başka bazen sultanın tahtının ayağı da öpülüyordu. Emir Musa adında bir zat, kendini âciz ve hakir bir kul gibi göstererek başını yere koydu, edeple tahtın ayağını öptü. Sultanın kabullerini egemenlik sembolü olarak telakki edilen tahtında üzerinde tırâzı olduğu halde yaptığı bilinmektedir. 254 Kendi arzularına uygun olarak sultanın kabullerini saraydan başka çadırlarda veya bulundukları herhangi bir yerde, fakat muhakkak tahtlarına oturdukları halde yaptıkları anlaşılmaktadır. Aynı şekilde eğlence yerini seçmek sultanın arzu ve iradesine kalmıştı. Alâeddin Keykubad eğlenmek üzere Gavale Kalesi ne gitmesi buna bir örnek teşkil etmektedir Köprülü, F. (2003). a.g.e., s Kıenıtz, F. K. (1986). Osmanlılardan Önceki Anadolu Türklerinin Politik, Kültür Bakımından Dünya Tarihindeki Önemi. (çev. Mithat San). Belleten. S: Taneri, A. (1977).Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı Nitekim, Anadolu Selçuklu Sultanları eski İran hükümdarlarının unvanlarını kullandığını (Keykubad, Keyhüsrev, Keykavus vs.) görüyoruz. Hilmi Ziya makalesinde Sarayda içki içmek, kız oynatmak Farisi etkilerdendi. Bu suretle birçok mühim memuriyetleri memleket için en tehlikeli olan kimseler işgal etti. Türkmenin ahlakına zihniyetine taban tabana zıd olan bu İrani hayatı daha ilk zamanlarda kolaylıkla yerleşmiş olup adeta saraya bir zincirle bağlı idi der ve ekliyor inkıraz zamanında ki Selçuk sarayı denilince başlıca iki adam hatıra gelir. Sadeddin Köpek ve Muhyiddin Pervane. Köpek memlekette oğuzun eski bolu beylerinin katlediyordu. Yerine kendi akrabalarını getiriyordu. Yine bir acem olan Muhyiddin de milletinin ananesini, örfünü ve medeniyetini her şeyin üstünde görüyordu. vs. (detaylı bilgi için bkz. Hilmi Ziya Selçukluların inkırazı zamanında Konya, Mihrab, sayı: )

84 72 Nitekim hükümdarın eğlenceleri ve saray teşkilatı bakımından Anadolu Selçukluları üzerinde en belirgin tesir eski Türk töresine karışan İran nüfuzudur. Selçukluların idare teşkilatında olduğu gibi saray hayatında da İran tesiri 256 görülmektedir. Eski Sasani saraylarında olduğu gibi meşhur, top ve çevgân oyunları ve senede iki defa yine eski Türk saraylarında olduğu gibi sürgün avları Selçuklu saraylarında meşhurdu. Sultan çevgan oynamak için atını meydana sürünce oyun başlardı.oyun sırasında sultanın elinden Çevgan düştüğü zaman Melik Eşref atından iner sultanın eline gelen yerlerin tozunu silip sonra öpüp sultana verirdi. 257 Eski İran da ve çeşitli Türk sülalelerinin arasında da büyük av merasimleri vardı. 258 Göçebe devrin devamı olarak av merasim ve eğlenceleri Selçuklularda mühim yer işgal ettiği için daima bu işlere bakan bir makam ve bu makamda bir emir bulunurdu. Nitekim Alâeddin Keykubad zamanında Sadeddin Köpek emir-i şikâr idi. 259 Saray hayatında sultan çocuklarının eğitimine baktığımızda, şehzadelerin tahsil ve terbiyesi için şehzadegân mektebi mevcuttu. Sarayda şehzadelerden başka sultan kızları da eğitime tâbii tutuluyordu. Genellikle kızların öğretmenleri de kadınlardan oluşuyordu. Bunlardan başka şehzadeleri yetiştirmekle yükümlü olan lalalar da vardı. Meselâ I. Alâeddin Keykubad ın lalası Dizdâr adıyla tanınan emir Bedreddin Gevhertaş idi. Kaynaklarda bu emirin portresi uzun boylu asil, hayrat sahibi ve sarayın has üstadlarından olduğu belirtilir Saray Adet ve Gelenekleri Saray adet ve gelenekleri içerisinde sayabileceğimiz uygulamalardan en önemlisi matem merasimleridir. Türkiye Selçuklularında olduğu gibi Alâeddin Keykubad döneminde de matem merasimlerine önem verimiştir. Örneğin Alâeddin 256 Köprülü, F. (2003). a.g.e., s İbn bibi. (1996). a.g.e., s Turan, O. (1988). a.g.e., s Taneri, A. (1977). a.g.e., s O. Turan, Alâeddin mad. İ.A Nitekim Külahların çıkarılmasını Turan, Şaman: devre ait ananelerin devamı olarak belirtir, detaylı bilgi için bkz. A.g.m. 647).

85 73 Keykubad ın ağabeyi için yapılan matem merasiminde külahını çıkarması ve yas ilan etmesi buna örnek teşkil etmektedir. 261 Yine Alâeddin Keykubad, Bahaeddin Veled in ölüm haberini alınca yedi gün saraydan çıkmadı, kırk gün de ata binmedi, tahtını bırakıp hasıra oturdu. Yine kırk gün boyunca kalenin cuma mescidinde hatimler indirtti, halka sofralar verdi, fakirlere adaklar adadı. Matem müddetince özellikle ata binmeme ve sofra açma âdetinin yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda sultanların ve nazlı emirlerin talihlerinin tahtı Moğolların ayağı altında çiğnendi, servetler mahvoldu, başlar kesildi. Yeryüzünden bereket kalktı. Zalimlerin karanlığı alemin üzerine çöktü ve dünya birbirine girdi. Kırk gün sultanlar ve emirler ata binmediler. Bir müddet her gün bütün emirler ve fakirler kendi hallerine göre yemek verdiler. 262 diye belirtilir. Yine çadır veya ev üzerine asılan siyah veya beyaz bayrağın bir yas alâmeti ve habercisi olduğunu da kaynaklar değiniyor. 263 Selçuklu sultanlarının naaşlarının Konya ya gömüldüklerini biliyoruz. 264 Nitekim I. Alâeddin Keykubad ın cesedi de Konya ya götürülerek ata ve dedelerinin yanına gömülmüştür. 265 Elçi kabulünde de Alâeddin Keykubad ın bazı adetleri vardı. Meselâ Sultan Celâleddin, ordu emiri Selaheddin tarafından getirilen mektuba cevap olarak yazdığı bir mektubu, babasının yakınlarından Melik Cemaleddin Ferruh, Cemaleddin Savcı ve Necmeddin Ebubekir Camî ve Harezm beylerinden iki büyük emirle o zaman elinde bulunan hazinesinden ve has ahırdan tedarik ettiği hediyelerle birlikte Sultan Keykubad a gönderdi. Elçiler Rum sınırına vardığı zaman Keykubad Alâiye de bulunuyordu. Misafirlerin gelmekte olduğu haberini sultana ilettikleri zaman büyük emirlerin has bineklerle istikbale gitmelerine ve onları güzel bir mevkie kondurmalarını emir verdi. Yol yorgunluklarını çıkarmak için beş gün saz ve işret alemleriyle misafirlere hürmet gösterdiler. Altıncı gün sultan, 261 Taneri, A. Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı : O. Turan, Alâeddin mad. İ.A Nitekim Külahların çıkarılmasını Turan, Şaman: devre ait ananelerin devamı olarak belirtir, detaylı bilgi için bkz. A.g.m. 647). 262 Ögel, B. (1961). Türk Mitolojisi II. Ankara Taneri, A. (1977). a.g.e., s İbn Bibi(1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.149.

86 74 Kemaleddin Kâmyar ile Zahirüddin Tercüman ın da hatır sormak ve hürmette bulunmak üzere karşı gitmelerini ve yol zahmetlerini geçtikten sonra misafirleri huzura davet etmelerini emretti. Sultan Alâeddin, büyük elçilerin kabulü için yatırılmış olan altın işlemeli tahtında (cemsid) ayini üzerine oturmuş, saltanat tacını başına koymuştu. Allah a teşekkürden, peygamberin ruhuna duadan sonra elçilerle konuştu. Elçiler mektubu takdim ettiler ve getirdikleri diğer haberleri anlattı. Bir müddet huzurunda kaldıktan sonra ikametlerine tahsis edilen konaklarına gittiler. Tam bir hafta haklarında birçok ikramlar yapıldı. Sekizinci gün sultan, meclisi kurdu ve elçileri davet etti. 266 Elçileri geri gönderirken de Çaşnigir Şemseddin Altun Bey in maiyetinde bin kişilik bir süvari müfrezesi yola çıktı. Ahlat a Alâeddin Keykubad, onları gönderirken aynı zamanda arkadan yükler, ağırlıklar, develer, katırlar, yol eşyası, taht ve iki yüz deveye yükletilmiş hazine, matbah ve şaraphâne takımları, çadır, levazım, yüz ester yükü altın para, hususi hilafler ve altın işlemeli hediyeler yetişti. Harezmliler bu duruma şaşırdılar ve Sultan Alâeddin Keykubad a takdirler yağdırdılar Taneri, A. (1977). Müsâmeretü l-ahbâr ın Türkiye Selçukluları Devlet Teşkilatı Bakımından Değeri Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s.95.

87 75 4. ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ HÜKÜMET TEŞKİLATI Kuruluş, yükseliş ve duraklama devirlerinde çağdaşı diğer bütün siyasi teşekküller gibi, Türkiye Selçuklu Devleti nde de iktidarın tek mutlak hakimi hükümdardı. Saray, ordu, hükümet ve adalet teşkilatı mensubları da derece derece kanunların ve geleneğin kendilerine bahşettiği haklar nispetinde söz sahibiydiler. Bu durum Moğol hakimiyetine kadar devam etmiş olup, bu dönemde sultanlar zaman zaman atabey, vezir, naib-i sultan ve pervânelik makamlarını işgal eden kimselerin elinde kukla durumunda kalmışlardır. 268 Anadolu Selçuklularında hükümet teşkilatı iki başlık altında incelenebilir. 1- Merkezi Teşkilat 2- Taşra Teşkilatı 4.1. Merkez Teşkilâtı Selçuklu Devletinde devlet işleri askerî, idarî, malî, şer î ve hukukî, tahriri olmak üzere başlıca beş kısımdı; teknik askeri işlerden doğrudan doğruya Beylerbeği mesul olduğu gibi idari ve mali işlerden de sahib veya vezir ile onların emri altında bulunan müstevfi, tuğrâi, pervânei, işraf vs. gibi daire reisleri tarafından görülürdü. Hukiki ve şer i işlere Kadılkuzat ile kadılar bakarlardı. Devletin bütün işlerini tedvir eden büyük divandan başka muhtelif işlerin her birine ait olmak üzere ikinci ve üçüncü derecede divanlar vardı. 269 Bunlardan biri de büyük divandır. Anadolu Selçukluları büyük divana Divân-ı Saltanat ve Divân-ı Ali derlerdi. 270 Büyük divan devlet idaresinin en yüksek organı olup devlet işlerinin görüşüldüğü ve karara bağlandığı kuruldur. Vezirin 268 Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). Medhal. Bu kadroya emir-i dâd ı koymamıştır Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s.95.

88 76 başkanlığındaki büyük divanın üyeleri, nâib-i sultan, atabey, pervane, müstevfi, tuğrai, emir-i arız, emir-i dâd ve müşrif-i memâliktir. 271 I. Gıyaseddin Keyhüsrev in her gün selamlık bölümünde oturup kadı ve müftüyü celb ile dava dinlediğini ve bu usulün Alâeddin Keykubad ın vefatına kadar devam ettiği ve ikindi vaktine kadar hükümdarın böylece divan işlerini ve başka meselelerini görüp sâhib veya vezire havale eylediği kaynaklarda belirtilir. 272 Hükümdardan sonra divanın en büyük reisi vezirdi. Vezirlik alameti divit idi. Vezir her gün divana gelir ve divanda otururdu. Divanda müzakere salonu olan yere sofa denirdi. Divanda sâhib-i âzam yani vezirin sağında ve solunda münşiler (divan kâtibleri) ve tercümanlar bulunurdu. Divan azalarından olan nâib ve hazine vekili divanı inşa ve tuğra reisi daha uzakta dizleri üzerine otururlar ve diğer azalarda yerli yerlerinde dururlardı. Divanın muhafızı olarak emir-i şimşir deniler zabit dışarıda muhafız görevini yapardı. Alâeddin Keykubad zamanında Selçuk divanında dört münşi ve iki tercüman olduğunu öğrenmekteyiz. 273 Büyük divanın başlıca üyeleri şunlardır: Vezir Vezir hükümet teşkilatının başıdır. Türkiye Selçuklu Devleti vezirleri Büyük Selçuklu Devleti nde aynı makamı işgal eden meslektaşları gibi genel olarak sivil teşkilat kadrosundan olduğunu Uzunçarşılı belirtir. 274 Vezâret alâmeti altın ve divit ile taç veya külahtı. Devâtı vezâret denilen vezirlik alâmetini divan günlerinde vezirin önüne koyana davettar denilirdi. Vezir tayinin de devât-ı vezâret külâhtan başka yeni vezire hil at de giydirilmek veya göndermek gerekti İbn Bibi. (1996). a.g.e., s : Uzunçarşılı. (1970). Medhal Taneri, A. (1966). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 90: Özbek, S. (2001). Türkiye Selçuklularında Kültürel Hayat Uzunçarşılı. (1970). Medhal Vezirlerin ve devlet ricalinin Şehzadelerin tahta çıkabilmesindeki oynadıkları rolü Nejat Kaymaz şu şekilde ifade ediyor. Şehzadelerin tahta çıkabilmesi normal olarak devlet ricalinin oylarına bağlıdır. Nasıl Selçuk soyuna mensup olmayan birisinin Anadolu tahtı üzerinde bir iddia da bulunabilmesi fiilen imkansız ise bu soya mensup olan birisi içinde büyük kuvvet sahiplerinin rızası ve desteği olmadan tahta oturmak aynı şekilde imkansızdır. Muhtelif zamanlarda vukubulan hadiselerde, nâzım rollerinde gördüğümüz şahsiyetleri rol oynamaktadır. (Bkz. Kaymaz, N. (1996). İdare Mekanizmasının Rolü )

89 77 Türkiye Selçuklu vezirinin gelir kaynakları, kendisine bırakılan arazi ve ikta geliri, maaş veya tahsisat, sanat ganimetinden oluşmaktaydı. Vezir savaş durumunda ve sultan öldüğü durumda devletin kararları üzerinde büyük rol oynuyordu. I. İzzeddin Keykavus öldükten sonra tahta kimin geçirileceği konusunda devlet ricali, vezir Mecdeddin Ebubekir başkanlığında toplandı. Toplantı da vezirin yanı sıra Beylerbeyi Seyfeddin Ayaba, Pervane Şerefüddin Mehmed, Emir Mübarizeddin Çavlı, Emir-i Meclis Mübarizeddin Behramşah, Emir-i Ahur Zeyneddin Basara b. Müeyyededdin Tuğrai Emir-i Arz ve sultanın münsisi Nizameddin Ahmet bulunmaktaydılar. Neticede tahta I. Alâeddin Keykubad ın geçirilmesine karar vermeleri vezirlerin yetkilerini göstermeleri bakımından önemlidir. 276 Türkiye Selçuklu veziri kültürel seviye (ilme, edebiyata değer verme bakımından) idari kabiliyet (divan işlerinde başarılı ve reaya ile münasebetlerinde iyi olan) siyasi maharet (siyasi karaları isabetli alma ve doğru uygulama), ahlaki vaziyet (rüşvet, görevi suiistimal, sefahat bakımlarından temizlik) tebaaya hami olma (tebaaya adil davranma ve koruma) bakımlarından üstün nitelikli kişiler arasından seçilirdi. 277 Nitekim I. Alâeddin Keykubad da vezirlerinde bu özelliklere dikkat etmiştir. Öyle ki vezir Reşidüddin, 278 vezir Ziyaeddin Karaaslan 279 üstün nitelikli vezirler arasındaydı. 280 Yine Kemaleddin Kamyar hükümdardan sonra divanın en büyük reisi ve devlet işlerinden sorumlu olan (sahib-i azam) veya sadece sahip ünvanı verilen vezirdi. Kemaleddin Kamyar ın vezirlik alameti ise divit idi Turan, R. (2002). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Turan, R. (2002). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s. 92: Turan, R. (2002). Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beyliklerinde Teşkilat İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.26.

90 Nâib-i Sultan Varlığını Selçuklu Devletleri nden yalnız Türkiye Selçukluları nda gördüğümüz nâib-i sultan vezirden sonra, hükümetten önemli makamı teşkil ediyor. 282 Nâib-i Sultan askeri harekata bilfiil katılıyor ve gerektiği zaman orduya kumanda ediyordu. Nâib-i Sultan ın gelir kaynaklarının ve maaşının miktarı bilinmemektedir. Ancak geniş iktâları olduğu ve bunların, gelirlerinin büyük bir kısmını teşkil ettiği de muhakkaktır. 283 Türkiye Selçukluları Moğolların hakimiyeti altına girdikten sonra Konya da sultanın nâibinden başka, Moğol hanının da naibi bulunmaya başlamıştır. Bu Moğol nâibe nâib-i hazre ve makamına da niyabet-i hazret denmekteydi. 284 Moğol nâibi memleketteki bütün ahvaldan Kaân-ı haberdar ederdi. Kösedağ Muharebesi nden sonra Nâib Şembeddin Mehmed İsfahani ye Batu Han tarafından Selçuk memleketlerinin Moğollar namına niyabetini vermişti. Bu suretle Şemseddin İsfahani nin katledildiği zaman Altın Ordu Hükümdarı Batu Han bir elçi göndererek İsfehaninin katillerinin bulunmasını istemiş ve Batu nun devletine karşı sırada Anadolu da üç kardeş yani İzzeddin, Rükneddin ve Alâeddin bulunduğu için bunlardan en küçüğü olan Alâeddin Keykubad ı göndermiştir. 285 Sultan Alâeddin Keykubad emirlerin öldürülmesi olayında 286, sultanın emri ile saltanat naibleri, emirlerin evlerine giderek onların bütün mallarını ve servetlerini kaleme aldılar ve kapılarını mühürlediler.vekiller tayin edip evlerini, kölelerini, hazinelerine, mallarına el koymaları için ferman gönderdiler. Naibler bütün malları tahsil edip malların tutarını hazırlayarak postayla devlet hazinesine 282 Büyük Selçuklularda bulunmayan bu makamın Türkiye Selçuklularına Eyyubilerden geçtiği muhtemel kabul ediliyor (bkz. Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 93) 283 Taneri, A. (1996). a.g.e., s Turan, R. (2002). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Detaylı bilgi için bakınız

91 79 gönderdiler. Daha sonra Sultan Alâeddin Keykubad ın emriyle hesaplarını divana sunmuşlardır. 287 defterleri ve Yine Konya ve Sivas surlarının yapımı için sultan Alâeddin Keykubad, kapıların ve burçların yerleri belli olunca özel naiblerini (nüvvab-ı has) çağırarak dört kale kapısının, birkaç burç ve bedenin yapım masrafının hassadan karşılanmasını geri kalanın emirlere paylaştırmasını buyurmuştur İstifa Divanı Bu divan, bugünkü Maliye Bakanlığının karşılığı idi. 289 Devletin gelir ve giderleri (vergiler ve harcamalar) bu divanda tutulurdu. Başında bulunan devlet adamına da müstevfi veya sahib-i divan-ı istifa deniyordu. Devletin tüm mali işlerine divan-ı istifa bakardı. Yalnızca arazi ve ikta defterleri ve onların muameleleri büyük divana ve oradaki pervaneye aitti. İstifa divanının, Selçuklu ülkelerinin her yerine yayılmış kalabalık memur kadrosuyla geniş bir teşkilatı vardı. Vergiler, müstevfi, amîd ve âmil gibi bu divana bağlı devletin temsilcileri tarafından toplanıyordu. 290 IV. Kılıçarslan zamanına kadar müstevfi, sultan tarafından tayin edilmekteydi. Nitekim Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad Muineddin Süleyman ın babası Mühezzibüddin Ali yi hizmete alıp müstevfi yaptığı kaynaklarda belirtiliyor. 291 Ancak daha sonra İlhanlı Devleti bu yetkiyi kendi üzerine almıştır. 287 İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Genç, R. (2002). Karahanlılar, hazinenin mal ve para varlığının muhafaza edildiği yere genellikle ipek anlamındaki agı kelimesi ile ilgili olarak agılık dedikleri anlaşılıyor. Hazineyi ve devletin mali işlerini idare eden kimseye ise Apıçı deniliyordu. (Detaylı bilgi için bkz. 178) 290 İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. II. 37: Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı Mühezzibü d Din Ali nin Anadolu ya gelişi, I. Alâeddin Keykubad ın ( ) Selçuklu devletinin başına geçtiği zamandır. Sultan Alâeddin Keykubad 630 ( ) yılında Ahlat ı işgal ettiği zaman o sırada vezir olan Ziyaü d Din Kara Arslan ve Pervane olan Erzincanlı Tâcüiddin ile bilikte Müstevfi Erdebilli Sa düd-din i oraya göndermiş bölgenin mal ve arazi tahririni yaptırmıştı. Bu kayıt gösteriyor ki ancak bu tarihten sonra Mühezzibü d-din in tayini olmuştur,(detaylı bilgi için bkz. Kaymaz, N. (1970).Pervane Müineddin Süleyman. DTCF. Yayınları. Ankara )

92 80 Türkiye Selçuklu Devleti nde önemli mütevfiler şunlardır: Şihabüddin Kirmani, Celaleddin Mahmud, Nasirüddin Yavlak Arslan, Şerefüddin Osman idi Tuğra ve İnşâ Divânı Başında bulunan devlet adamına tuğraî (veya tuğra kes) ve münşi denirdi. Bu divan tuğra ve inşâ olmak üzere iki daireye ayrılıyordu. 293 Tuğra divanı Anadolu Selçuklu Devleti nin mühim dairelerinden biri olup bütün menşur, berat ve nâmeler de burada yazılır ve hükümdar alâmet ve tuğrası burada çekilirdi. Bu dairenin reisine tuğrâi ismi verilmişti. Tuğrâiler iyi tahsil görmüş olmakla birlikte Arapça ve Farsçayı iyi bilen âlim ve ediplerden tayin edilirdi. 294 Nitekim Alâeddin Keykubad Yassı Çimen Savaşı nda Celâleddin Harzemşâh ı yendiği zaman etraf hükümdarlara yazdığı fetihnâmelerden birisini de sonradan vezir olan ve o tarihte münşi bulunan Şemseddin Mehmet İsfahani yazmıştı, hatta İsfahani, bu nâmede Sultan Celaleddin için mahzul ve Keykubad ın amcazâdesi olan Rükneddin Cihanşah hakkında da meçhul tabirlerini kullandığından dolayı bulunduğu Tuğrâi vazifesinden azledilmiş ve yerine Nizâmettin Mahmut tayin olunmuştur. 295 Dolayısıyla Anadolu Selçuklularında tuğra divanının ehemmiyeti büyüktü. Şemseddin Mahmud Tuğrâi, Mecdeddin Tuğrâi, Nureddin Tuğrai de başlıca Selçuklu devlet adamlarıdır. 296 Ayrıca bir de münşi-i hâss bulunduğunu da ilave edelim. 297 İnşa dairesi devletin iç ve dış yazışmalarını düzenlemekle görevliydi. Bundan dolayı da münşi sık sık hükümdarla görüşmek durumunda idi Turan, R. (2002). Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beyliklerinde Teşkilat Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı. 182: Turan, R. (2002). Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beyliklerinde Teşkilat İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. II. 440: Uzunçarşılı. (1970). Medhal Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 97: Turan, R. (2002). a.g.e., s Köprülü, F. (1981). a.g.e., s Köprülü, F. (1981). a.g.e., s Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı. 182.

93 81 İbn Bibi nin annesi Sultan Alâeddin Keykubad a belli gün ve saatte zafer müjdesi gelecek demesinden kısa bir süre sonra, Şam melikleri ile yapılan mücadelede Şam meliklerinin yenilmesi ve Harput Kalesi ne sığınmaları üzerine İbn Bibi nin kehaneti doğru çıkmış ona hil atler vermişti. Bu kehanetinden dolayı İbn Bibi nin annesi Gur-i Sarh seyitlerinden ve Gurgan ın ( İbn Bibi nin tarifine göre, Gurgan, İran ın kuzeyinde Türkmenlerin yaşadığı Elburz dağları arasında bir yer) ileri gelenlerinden kocası Mecdeddin Muhammed-i Tercüman saltanat divanı katipliğini ( İnşa-yı divan-ı saltanat) istedi, Sultan Alâeddin Keykubad bu isteğini yerine getirdi. 299 Sultan Alâeddin Keykubad Konya da tahta oturuşunu duyurmak isteyince saray katipleri ile divan münşilerini çağırarak her bir emire makam ve mevkine göre ferman yazılınca, o fermanlara padişahın tuğrası yapılarak haberciler ile gönderildi. 300 Yine Alâiye nin fethi için Alâeddin Keykubad asker hazır etmeleri için uç beylerine fermanlar yazmalarını buyurunca divan katipleri (münşiyan-ı divan) hiç vakit kaybetmeden fermanı yazdılar ve yazılan fermanı Sultan Alâeddin Keykubad ın tuğrası ile donattılar. Ferman muhafız kuvvetlerinin eliyle gönderdiler İşraf Divanı İşraf Divânı, devletin malî ve idari işlerini teftiş ve kontrol etmekle yükümlü olup, icap eden yerlere nâip yani divan namına memur gönderirdi. Bu divanın reisine müşrifi memâlik, müşrifi mülk ve müşrif, işraf, memâlik gibi isimler verilmişti. Şimdiki divan-ı muhasebat yanı Sayıştay demektir.müşrifler devletin mali ve idari işlerinin yolunda gidip gitmediğini teftiş ettikleri gibi gerektiğinde şehir ve nahiyelere naibler gönderere işleri tetkik ederdi İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 98: Müşrif-i Memalik divanı hakkında bkz. Taneri, A. (1966): Aksarayî. (2000). Müsameretü l- Ahbar. 160.

94 82 Müşrifler son derece güvenilir,devlet işlerinde tecrübe sahibi olan kimselerdi. Bunların şehir ve kasabalara tayin ettiği naiblerin kendisi gibi güvenilir olmaları lazımdı. Naibleri maaşı devlet tarafından verilirdi. Sultan Alâeddin Keykubad dan Muhyeddin İbn el Cevzi nin elçi olarak hilafet makamından yardım istemesi üzerine Keykubad Bahaeddin Kutluğca yı ve Kutluğca nın aldığı görevi başarıyla yerine getirmesinden sonra Alâeddin Keykubad müfettişi (müşrifi) çağırdı. Emirlere altın, deve, at, katır ve koyun dağıtıldığını İbn Bibi eserinde belirtir Arz Dîvanı veya Arzu l-cuyuş Dîvânı Arz Divanı, bugünkü Milli Savunma Bakanlığının görev ve sorumluğunu üstlenmiş bir daire idi. Başında arzu l-ceyş veya emîr-i arız ya da ârız unvanıyla anılan bir devlet adamı bulunuyordu. 304 Büyük Selçuklularda olduğu gibi ordunun ihtiyaçlarına bakan, maaşlarını veren, defterlerini tutup yoklamalarını yapan bir divandır. Ordunun sevk ve idaresi ve teknik işler (Beylerbeyi) veya (Melikül ümera) denilen ordu kumandanına ait olduğundan dolayı bugünkü Milli Savunma Bakanlığına benzemektedir Pervâne Büyük Selçuklularda da bulunan bu görevli divan üyesi değildi. Türkiye Selçuklularında başından itibaren toprak hukuku için önemli bir görevli olan pervane, asker kökenliydi. 306 Anlaşıldığına göre divân-ı pervâneyi, başında bulunan pervânenin nezareti altında mülk, iktâ vs. arazi meseleleri ile uğraşmakta, bunlarla ilgili tâyin, tahsis işlemlerini yapmakta, menşur ve beratları hazırlamakta ve defterleri tutmaktadır İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Koca, S. a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Turan, R. (2002). Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beyliklerinde Teşkilat Taneri, A. (2002). Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beyliklerinde Teşkilat Nitekim Erzincan Mengücek Hükümdarı Alâeddin Davud Şah ın ümerası, kendisini terk ederek Alâeddin Keykubad a iltica etikleri zaman hükümdar o zaman Pervaneden Kemaleddin Kamyar a emrederek bunların her birine zengin ve dolgun iktalar verdirmişti. Bu da gösteriyor ki Anadolu Selçuklularında has ve iktaların Pervaneci tarafından verildiği anlaşılmaktadır. (bkz. Uzunçarşılı. (1970). Medhal. 96)

95 83 Protokolde pervânenin yeri vezir, nâib-i sultan, atabey ve beylerbeyinden sonra geliyordu. 308 Türkiye Selçuklu Devleti tarihinde Pervane Devri olarak adlandırılan devrin başlangıcı olan Muineddin Süleyman, iktidarın gerçek hâkimi olarak devleti idare etmiştir. 309 Pervanelik makamına genel olarak ordudan yetişen ve emir rütbesini alan şahıslar getiriliyordu. Nitekim Muineddin, bu makama gelmiş asker kökenli bir emirdir. 310 Erzincan sahibi Melik Alâeddin Davudşah ın yaptığı yanlış davranışlar sultanın emirleri tarafından caydırılmasından sonra Melik Alâeddin sultan Alâeddin Keykubad ı ziyerete gelmesi üzerine sultan emirlerin her birine hil atler ( Teşrif-i Şahane ) verdi. Ayrıca sultan o gün Erzincan emirlerini bağışladı ve ertesi gün Kemaleddin Kamyar a Erzincan emirlerini pervanelik divanına ( divan-ı pervaneye) götürmesini söyledi ve onlara bol bol iktalar vermesini söyledi. 311 Alâedin Keykubad Sultan İzzeddin Keykavus u Kayseri de kuşatması üzerine Pervane Zahireddin ili Alâeddin Keykubad ın hizmetinden ayrılıp Niğde ye gitti. Şehrin ileri gelenlerini ve halkını malla, bağışla, ikramla, itaat altına aldı Taşra Teşkilatı Selçuklu ülkeleri merkeze bağlı eyâlet ve vilâyetleri ile tâbi (vassal) meliklerinin hakimiyetinde olan bölgeler olmak üzere başlıca iki kısma ayrılıyordu. Bu duruma göre Selçuklu ülkesinin merkeze bağlı eyalet ve vilayetleri vasıtasız (doğrudan) tâbi meliklerin hakimiyetindeki bölgeleri ise vasıtalı olmak üzere iki şekilde yönetiliyordu. Merkeze bağlı eyalet ve vilayetler, yine merkezden tayin edilen valilerle idare edilirken, tâbi meliklerin hakimiyetindeki bölgelerin idaresine 308 Kaymaz, N. (1996). İdare Mekanizmasının Rolu Taneri, A. (1966). a.g.e., s Taneri, A. (1966). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.139.

96 84 doğrudan karışılmıyordu. Ancak sultan tâbi melikin idareciliğini onaylıyor veya onu azlederek yerine başka birisini tayin ediyordu. 313 İkta sahipleri ve amiller eyaletlerde valilik vazifesini yerine getirmekteydiler. İkta sisteminin bütün devlete yerleşmesiyle birlikte şıhneler de valilik vazifesine atandılar. Öyle anlaşılıyor ki, amid, sipehsalar, emir, mukta, memur, hakim, şahne kelimeleri Selçuklular dönemindeki büyüklü küçüklü iktalara göre vali liğin yerini tutan mansıblar idi. Türkiye Selçuklularında da idari taksimatın esasını ikta sistemi oluşturmaktaydı. Bu durumda taşra teşkilatının idarecileri mutlak suretle sultanla irtibatlı olan görevlilerdi. Bu bakımdan Türkiye Selçuklularını daha merkeziyetçi bir devlet olarak görmekteyiz. Nitekim Anadolu Selçuklularında daha fetihten itibaren toprakların büyük kısmının devlet tasarrufunda tutulması ve bu nizamın üzerine kurulan askeri iktaların devlet kontrolüne tabii kılınması, öteki Selçuklu şubelerini çabucak parçalayan feodalleşme hadisesine engel olmuştur. Türkiye Selçuklularında diğerlerine göre daha kuvvetli bir merkeziyet sistemi tatbik edilebilmesinin sebebi budur. Çünkü, eyalet idaresi, veraset usulüyle veya kaydı hayat şartı ile toprağı doğrudan doğruya tasarruf eden mukta lara değil, bir yerin sadece hasılatını, yapılan bir devlet vazifesinin karşılığında ve o vazifenin devamı müddetince ikta olarak alan askeri memurlara (subaşı ve serleşkes) bırakılmıştır. Kısacası, hukuken devletin malı olan toprağın kullanımı resmen sultanın tasarrufunda olup, bunu dilediği zaman verir, dilediği zaman geri alırdı. 314 Öyle ki şehzâdelerin başlarında atabey 315 veya lala adı verilen kişiler olmak üzere memleketin belli bir kısmına tayin edilirlerdi. Türkiye Selçuklu ülkesini kaç mıntıkaya taksim edildiğiyle ilgili elimizde yeterli vesika bulunmamasına rağmen olayların gelişimi bize Türkiye Selçuklu varislerinin başkente yakın yerlere yerleştirilmesinden ve büyük ikta mülklerinin onlara bırakılmamasından 313 Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı Turan,O. (1996). Türkiye Selçuklularında Toprak Hukuku. Belleten. XII. 49: Kaymaz, N. (1996). İdare Mekanizmasının Rolu Ata ve bey kelimelerinin birleşmesiyle oluşan bu kavram ilk defa Büyük Selçuklularda ortaya çıkmıştır. Ancak Türkiye Selçuklularında Atabeylik müessesesi daha çok önem kazanmıştır. Nitekim, üç kardeş saltanatı diye adlandırılan dönemde Atabey Celaleddin Karatay ı, üç sultanın birden atabeyi olmuştur. Turan, R. (2002). Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beyliklerinde Teşkilat, s. 160) Nitekim, Türkiye Selçuklu Devleti nde vilayetlerin idaresine memur edilen şehzadelerin yanına büyük emirlerden birinin, sultan tarafından atabey olarak tayin edildiği belirtilir. (bkz. Uzunçarşılı. (1970). Medhal ).

97 85 anlaşılacağı üzere büyük Selçuklulardan farklı bir taşra teşkilatının Türkiye Selçuklu Devleti nde bulunduğunu göstermektedir. Nitekim Alâeddin Keykubad Selçukluların hizmetine giren Harzem aşireti reislerinden Kayr Han a, Erzincan ı; Bereket Han a, Amasya yı ve Köşlü Han a, Lârendeyi ve Bilan Toğu Han a ise Niğde yi ikta olarak verdiği kaynaklarda belirtilir. Yine Alâeddin Keykubad gerek şehzadeliği ve gerek hükümdarlığı zamanında kendisine tam bir sadakatle bağlanan, hizmet eden Hüsameddin Çoban a mükâfat olarak mülk toprağı vermiştir. Yine Alâeddin Keykubad a Alâiye yi terke mecbur olan Alâiye Beyi Kirfard a hükümdar, Akşehir i ikta verdiği gibi mülk olarak da birkaç köy verdiğini Uzunçarşılı belirtilen eserinde nakleder. 316 Selçuklu ülkelerinde merkezden yönetilen üç büyük ve önemli bölge veya eyalet vardı. Bunlar kendi içinde önem sırasına göre Irak, Horosan ve Harezm idi. Bu vilayet ve bölgelerin başna amid unvanını taşıyan bir bölge valisi tayin edilmekteydi. Irak bölge valileri genellikle Amidü l-irak ve Reisü l-hakeyn unvanıyla anılıyordu. Amidü l-irak, Selçuklu hükümetinin bölgedeki en büyük temsilcisi olarak malî, idarî, siyasi ve askeri bütün işlerden sorumlu idi. Ayrıca o sultan adına Mezâlim Divanı na çıkıp, yargıda bulunmak suretiyle adâlet dağıtırdı. Sadece eyalet bölgelerine değil, hemen hemen bütün büyük şehirlere de birer âmid tayin ediliyordu. Alâeddin Keykubad döneminde de Amidler ehli kalemden olup, genellikle Fars kökenli idiler. Alâeddin Keykubad döneminde büyük şehirlere amîdlerden başka askerî yetkilere sahip vali olarak şahne ler tayin edilmekteydi. Şahneler genellikle kılıç ehli, yani asker kökenliydiler. Dolayısıyla da Türk soyundan idiler. Bu duruma göre, şahnelik görevine gulâm sistemine göre yetişmiş bir Türk komutan getirilmekteydi. Üstelik şahnelik, Türklerin İslam medeniyetine getirdikleri yeni bir kurumdu. Şahneye yaptığı hizmet karşılığında maaş yerine belirli bir bölge ikta olarak tahsis edilirdi. Şehirlerde istifa divanına bağlı olarak görev yapan memurlardan biri de âmiller bulunuyordu. Amillerin görevi ikta veya iltizama verilmiş yerlerin dışındaki şehirlerde şer i ve örfi vergileri toplayıp hazineye göndermekti. Rüşvet gibi gayrı meşru işlere karışmalarını önlemek için âmiller bir iki yıl gibi kısa aralıklarla değiştirilmekteydi. 316 Türkiye Selçuklularında Toprak Yönetimi ile ilgili detaylı bilgi için bkz. Uzunçarşılı

98 86 Alâeddin Keykubad döneminde şehirlerde şerî davalara kadılar bakıyordu. Ticarî faaliyetleri kontrol etmekten de muhtesibler sorumluydu. Muhtesibler özellikle, terazileri ve fiyatları kontrol ederler alışverişlerin doğru yapılıp yapılmadığına bakarlar, dışarıdan pazarlara getirilen malların ve yiyeceklerin kalitelerini tespit ederlerdi. Muhtesipler, genellikle işlerinde gösterdikleri dirayet ve görevlerine bağlılıklarından dolayı Türkler arasından seçilmekteydi. Ayrıca memleketin her tarafına dağılmış çabuk haber alma teşkilatı peyk, perend ve münhi düzenli posta servisleri ulak, Karahanlılarda; eşkinci askeri ve ticari önemi bulunan yollar üzerinde karakollar, kervanların içinde gidip gelmeleri için hanlar (ribat) bulunuyordu. Özellikle Alâeddin Keykubad dönemi ham ve hamamların sayısı bir hayli fazla idi Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı : Turan, R. (2002). Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beyliklerinde Teşkilat : Nuhoğlu, G. (1995). Gazneli Devleti Teşkilatı, V

99 87 5. ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ ASKERİ HAYAT 5.1. Türklerde Ordu Ordu ilk Türk devleti olarak kabul edilen Büyük Hun Devleti nden günümüze Türk milleti ve oluşturduğu siyasi teşekküllerin en önemli unsuru haline gelmiştir. Büyük Hun Hakanı Mete Han ölümünden iki yıl önce Çin İmparatoru na yazdığı bir mektubunda: Tanrının yardım ve şefaati ve askerlerimin yüksek savaş yeteneği, atlarımın gücü ve kuvveti ile bütün Yüeçileri ezdi, teslim olanlar teslim oldu, böylece yeni dünyada asayiş ve dirlik kurulmuş şeklinde bir ifadeyle düzen ve asayişi sağlamada, onları bertaraf etmede ordunun önemini belirtmektedir. 318 Gerçekten de ordu Türk devletlerinde adeta her şeyin merkezidir. Bağımsız yaşamak, yeni yerler fethedip yeni devletler kurmak hep ordu sayesinde gerçekleşmiştir. Türk hükümdarı her şeyden önce başkomutandır. O nun en önemli vazifeleri ordusunun başında savaşlar ve akınlar yapmaktır. Bu anlayışla Türkler sadece ana vatanları Orta Asya da değil onun dışında diğer coğrafyalarda bağımsız devletler kurmuşlar, zaman zaman gittikleri ülkelerde nüfusları az da olsa hakimiyeti ele geçirmeyi başarmışlardır. 319 Başta Karahanlılar olmak üzere, Gazneliler, Selçuklular, Harzemşahlar ve diğer Türk-İslam devletlerinde ordu, büyük ölçüde Türklerden meydana geliyordu. Karahanlılar dışında hemen hemen bütün Türk-İslam devletleri, ordularında yerli unsurlara da yer vermişler ve onlardan faydalanmışlardır. Özellikle, Hindistana yönelik yapılan fetihlerde gazâ ve cihat fikrinin ağır basması, Gazneliler ordusunun birçok Müslüman yerli unsurun toplanmasını sağlamıştır. Fakat Gazneliler ordusunun asıl vurucu kısmını, hür Türklerden gulâm (paralı asker) olarak saraya alınıp yetiştirilmiş olan hassa ordusu oluşturuyordu. 320 Türklerin bu özellikleri diğer devletler içinde Türklere önemli görevler verilmesine neden olmuştur. Mesela Abbasi Devleti nin kuruluşunda büyük rolü olan ve giderek devletin bir Fars Devleti haline gelmesini arzu eden Fars unsuru 318 Ögel, B. (1988). TKGÇ Kuşçu, A. Türkiye Selçuklularında Ordu ve Donanma. Türkler. VII Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı. Türkler. V. 833.

100 88 ortadan kaldırmak isteyen Mu tasım ( ) devlet içinde Arap ve Fars unsurunun dışında olmak şartıyla kendisinin rahatlıkla güvenebileceği üçüncü bir unsura ihtiyaç duydu. O nun düşündüğü bu unsur askerlikteki başarıları kadar cesurluk, güvenilirlik ve sadakatleriyle meşhur olan Türklerden başkası değildi. Nitekim onun döneminde orduya alınan ve kısa zamanda sayıları otuz bine ulaşan Türk askerleri sayesinde Azerbaycan da baş gösteren Babek tehlikesi ortadan kaldırıldı. (837) Ayrıca Bizans ile yapılan mücadelelerde önemli başarılar elde edildi ve Bizans ın İstanbul dan sonra üçüncü büyük şehri olan Amorion fethedildi. 321 Türklerin askerlikteki başarıları ve İslam devletindeki hizmetleri dönemin alimlerin de dikkatini çekmiştir. El-Cahiz Türklerin faziletlerinden bahsederken Türk askerleri ile Horasan birlikleri ve Hariciler arasında bir karşılaştırma yaparak; Horasanlılar düşmanla karşılaşmanın başlangıcında geri çekilirler. Bu sırada kaçmaya başlarlarsa hezimete uğramışlardır. Bununla beraber çok defa geri dönmezler. Fakat bu, askeri tehlikeye maruz bıraktıktan sonra gerçekleşir. Hariciler bir geri kaçtılar mı kaçmışlardır, artık geri çekildikten sonra tekrar hücuma geçmeleri hesaba katılmayacak kadar nadirdir. Türk, Horasanlı gibi geri çekilmez. Geri döndüğü taktirde öldürücü bir zehir, insanın işini bitiren ölümdür. Zira, arkasındaki insana önündeki insan gibi okunu isabet ettirir. Bu kadar hızlı gitmesine rağmen kemend atmasından, kemendi ile düşmanın atını yere yıkmasından ve süvariyi atının üzerinden kapıp almasından emin olunmaz diyerek Türklerin savaştaki hünerinden bahsetmiştir ve devamla; Türk hücum ettiği zaman şahsı, silahı, hayvanı, hayvanın takımları ile ilgili her şeyi yanında bulundurur. Hızlı yürüyüşe, devamlı yolculuğa, uzun gece yürüyüşlerine ve memleketler katetmeye gelince bu hususta o cidden şâyân-ı teaccüptür demektedir. 322 Bundan da anlaşılıyor ki; Türkler askerlikte cesaret, maharet ve disiplini birleştirip çoğu zaman imkansızı başarmışlardır. Türklerin askerlikteki üstünlükleri ve bu teşkilata verdikleri değer kurdukları devletlerin bünyesine de etki etmiştir. Meselâ Büyük Selçuklu Devleti tarihinde askeri teşkilatı gerek hükümet ve gerekse eyalet teşkilatında önemli yere sahiptir. 321 Yıldız, H. D. (1983). Türklerin Müslüman Olmaları, Doğuştan Gönümüze Büyük İslam Tarihi. Çağ Yayınları. IV el-câhiz. (1988). Hilafet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri. Ankara67.

101 89 Esasen Selçuklu tarihi, mülki teşkilat kadrolarını işgal eden İranlılarla, askeri teşkilat kadrolarını işgal eden Türkler arasında, bazen Türk hükümdarı ile mülki teşkilatın başı olan veziri de içine alan gizli veya açık daimi bir nüfuz mücadelesi örnekleriyle doludur. 323 Türkiye Selçuklu Devleti nin en önemli özelliği askeri bir bünyeye sahip olmasıydı. Bu nedenle ordu devlet ve toplum hayatında son derece önemliydi. Türkiye Selçukluları İranlı ve İslam hüviyetindeki idare sistemini almış oldukları Büyük Selçuklulardan daha ileri derecede eski Türk hususiyetlerini muhafaza etmişlerdir. 324 Türkiye Selçukluları Büyük Selçuklular gibi devletin temel unsuru olan Türkmenleri Anadolu da dağıtmak ve iskân etmek amacını taşıyordu. Diğer yandan Büyük Selçuklulardan farklı olarak kumandanlara vilayetler büyüklüğünde iktâlar vermemek suretiyle hakimiyetin parçalanmasına ve feodalizmin kurulmasına engel oldular. Bundan başka yine Büyük Selçukluların aksine sübaşılar (serleşker, kumandan) iktâlarına ve askerlerine sahip değil, sadece askeri amir mevkiinde idiler. Türkiye Selçuklularında uygulanan bu iktâ veya toprak sistemi sayesinde devletin feodal bünyesi hafifletilmişti Alâeddin Keykubad Devri Selçuklu Ordu Teşkilatı Selçuklu Hükümetinin bütün Türk hükümetlerinde olduğu gibi ordu teşkilatının çok önemli bir yeri vardı. Türk devlet ve toplum hayatında özellikle savaşta askerlik birinci derecede öneme sahiptir. Alâeddin Keykubad döneminde uygulanan ikta sisteminde, Arazi ufak parçalara ayrılarak sipahilere verilir, büyük ve zengin tımarlara sahip kişiler kanunen belli miktarda asker beslerdi. Bunların hesabını idare-i merkeziyedeki divan kâtipler tutar, kahramanlıkları ve hizmetleri görülenlerin tımarı artırılırdı. I. Alâeddin Keykubad, yararlığı görülen Emire ve askerlere ihsanlar, atlar, hilatler 323 Köymen, M. Altay. (1983). Alp Arslan ve Zamanı II. Ankara Kaymaz, N. (1996). a.g.e., s.ii. S Turan, O. (1993). a.g.e., s.18.

102 90 verirdi. Sipahilik babadan oğla intikal eden bir çeşit ocak hükmünde idi. Fakat oğul babasının mevkini işgal etmek için öncelikle başarısını isbata mecburdur. Selçukluların ordusunda Türk, kürd, arap, ermeni, rum ve daha başka unsurlar bulunuyordu. Fakat ordunun ruhi, hakiki merkezini Türkler oluşturuyordu, dolayısıyla Anadolu Selçuklularının ordusunda idarede olduğu gibi ordu teşkilatında da Türklük açık suretle göze çarpar. Sultan I. Alâeddin Keykubad ın babasının vefat haberini alınca tahta geçmek için birtakım girişimlerde bulunmuştur. Yine Türk aşiretlerini kendi tarafına çekmek için uğraşması da bunun en açık göstergesidir. 326 Anadolu Selçuklularında ordu, insan, teşkilat ve teçhizât olmak üzere üç unsurdan meydana gelmektedir Selçuklu Ordusunda İnsan Unsuru Orduyu meydana getiren unsurlardan en önemlisi insandır. Selçuklu ordusunu insan unsuru bakımından dört kısma ayırmak mümkündü. Teşkilat ve teçhizatın kullanımını sağlayan ve ordunun zafere ulaşmasında birinci derecede rol oynayan bu unsurdur. Aydın Taneri makalesinde Fuad Köprülü ye dayanarak, Türkiye Selçuklu Devleti nde ordunun bünyesinin yedi farklı şubeden meydana geldiğini belirtir. Bunlar: 1) Sultanın şahsına bağlı olan ve daima merkezde olan kuvvet (Hassa birlikleri) 2) Kayseri başta olmak üzere Sivas, Harput, Develi-Karahisar, Niksar, Malatya, Erzincan, Niğde, Ladik, Honas gibi önemli askeri merkezlerdeki muhafaza kuvvetleri 3) Merkezde veya kendi mıntıkasında bulunan büyük ikta sahibi devlet ricalinin şahıslarına bağlı olan askerlerden (gulâm veya ücretli) oluşan kuvvet 4) Küçük ikta sahiplerinin maiyetindeki kuvvet (tımarlı sipahiler) 5) Uçlarda ve beylerin emrindeki kuvvet 6) Savaş zamanında fazla askere ihtiyaç olunca Türkmenler den veya ülke dahilinde yaşayan yabancı ırklarla mensup halktan ücret ile tutulanlar 7) Türkiye Selçuklu Devleti nin vasallığını kabul eden 326 Köprülü, F. (1331). a.g.e., s.214.

103 91 veya bir anlaşma gereğince savaş zamanında belli miktarda asker vermeyi kabul eden Müslüman veya Hıristiyan devletlerin gönderdikleri kuvvetlerdir. 327 Ordunun en ihtişamlı devresi olan Alâeddin Keykubad zamanında bu kısımları İbni Bibi ye göre, kişilik büyük bir kuvvet teşkil ediyordu. 328 Hassa Birlikleri: Merkezde sultanın şahsına bağlı olan kuvvet olup bunlara müfred, gulam, mülâziman-ı yatak deniliyordu. Sarayda vazifeli olan serhenkler, candarlar ve perdedarlar bu zümreye dahildirler. 329 Bu hassa askerleri Büyük Selçuklularda olduğu gibi Türkiye Selçukluları nda da değişik unsurlardan oluşuyordu. Halka-i Has, Guleman-ı Dergâh gibi tabirlerle de ifade edilen gulamlar, çeşitli milletlerden ya esir edilmek veya köle satın alınmak suretiyle oluşturulmuştu. İçlerinde Rum, Rus, Gürcü, Deylemli, vs. den alınmış insanlarda vardı. 330 Sultan I. Alâeddin Keykubad döneminde de Kazvinli, Deylemli, Frenk, Rum ve Ruslardan oluşan hassa birliklerinin sayısı beşyüz kişi idi. 331 Nitekim Alâeddin Keykubad Ahlat ı fethettikten sonra oranın tahriri için görevlendirdiği vezir pervâne ve müstevfi ile beraber maiyetindeki müfâdere ve gulâmân-ı has tan bin süvari sevk etmişti. 332 Genellikle talim ve terbiye gören gulamlardan oluşan bu daimi kuvvetin sayısı hakkında kaynaklarda kesin bir kayıt yoktur. Ancak İbni Bibi de bunların sayıları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Ancak İbn Bibi, I. Alâeddin Keykubad döneminde Selçuklu ordusunun Ermenistan üzerine yürüdüğü sırada on bin savaşçı yiğit olduğunu belirtir. 333 Halka-i has müfretleri sultanı muhafaza hizmeti gören Büyük Selçuklu sarayındaki müfretlerin aynı olup bunların içindeki Mülâzimânı Yatak veya yayak hükümdarın çadırını bekleyen bir sınıftı ve Osmanlılardaki yeniçeri solaklarına benzerlerdi. Alâeddin Keykubad Alâiye fethine gitmeden evvel icabında 327 Taneri, A. (1996). a.g.e., s Zercâni. (2005). a.g.e., s. 41: Köprülü, F. (1331). a.g.e., s Taneri, A. (1996). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.234.

104 92 Osmanlılardaki Divân-ı Hümâyun çavuşları ve kapıcıların hizmetlerini gören (Gulâmânı yayak) ulaklıkla asker toplamak için vilayetlere göndermişti: Hükümdarın hassa askerlerinden olan mülazımanı yayakın kanun-ı yayak denilen kanunları olup bunlara gerekli görüldüğü zaman silah verilirdi. Bunların yayak olmaları ve kendine gerekli olduğunda silah verildiği dikkate alınacak olursa Yayakların, Osmanlıdaki yeniçerilere benzetilse de bu mümkün olmamaktadır. Alâiye nin fethi için Alâeddin Keykubad asker hazır etmeleri için uç beylerine fermanlar yazılıp, padişahın tuğrasıyla donatıldıktan sonra muhafızların eliyle (guleman-ı yayak) a teslim edilmiştir. 334 Bu Gulemân içinde saraya ayrılıp yetiştirilen köleler arasında Mübârizeddin Ertokuş, Celâleddin Karatay, Seyfeddin Torumtay vs. pek çok değerli devlet adamları da çıkmıştır. Hükümdarın hassa birliklerinin Sâmâniler, Gazneliler ve Büyük Selçuklularda olduğu gibi maaşlı olmaları da muhtemeldir. 335 Muhafaza Kuvvetler: Kayseri başta olmak üzere Sivas, Harput, Develi- Karahisar, Niksar, Malatya, Erzincan, Niğde, Ladik, Honas, Amasya gibi önemli askeri merkezlerde daimi surette bulunan muhafaza kuvvetleri bu merkezlere bağlı olan mıntıkalardaki iktâ sahipleri, Türkmenler ve müstahkem mevkilerdeki daimi kuvvetlerin komutanları o mıntıkanın sübaşısına bağlıydılar. 336 Şehrin mülki idaresi sübaşının emri altında bulunan kumandanlara aitti. Sübaşılar aynı zamanda savaş sırasında kaza, nahiye ve köylerdeki tımarlı sipahiye kumandanlık ederlerdi. 337 Türkiye Selçuklularında en önemli askeri merkezlerden biri Kayseri idi. Sultan I. Alâeddin Keykubad döneminde Kayseri sübaşılığı Kemaleddin Kâmiyâr a verilmişti. 338 Yine Antalya nın 1216 yılında ikinci defa fethedilmesinde büyük rol 334 İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Sübaşı kaynaklarda geçen Farsça tâbir ile Serleşker anlamına gelmektedir. 337 Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Subaşı nın görevi ve sultan I. Alâeddin Keykubad ın Kemaleddin Kamiyar a gönderdiği subaşılık menşurunun detayı için bkz. Turan, O. (1988).Resmi vesikalar

105 93 oynayan Mübarizeddin Ertokuş a da Alâeddin Keykubad şehrin valiliğini ve subaşlığını vermişti. 339 Tımarlı Sipahiler: Anadolu Selçuklu ordusunun asıl mühim kuvvetini tımarlı sipahi teşkil ediyordu. Bunlar ocakzâde yani babadan oğla geçmek suretiyle devletin en esaslı Türk askeri idiler. 340 Fakat oğul, babanın mevkini işgal etmek için kendini ispata mecburdu. At seğirtmesini, kılıç kullanmasını, çomak oynamasını kısacası iyi bir sipahi olmak için ne yapılması gerekiyorsa onların hepsini bilmek mecburdu. 341 Tımarlı sipahiler ellişer kişilik müfrezeler halinde kısımlara ayrılmışlardı. Bunların başlarındaki kişiye ellibaşı denirdi. Son derece vatansever insanlardan oluşan bu süvari grup arasında yaşı ilerlemiş pek çok harp ve darp görmüş kişiler de mevcuttu. Antalya nın fethine vesile olan Hüsameddin Yavlak Arslan da Konya nın ocakzâde sipahilerindendi. Tımarlı sipahilerin mühim vilayet merkezlerindeki kumandanlarına sübaşı denirdi. Sübaşıların emir-i sipehsâlâr ve serleşker ismi verilen mıntıka kumandanlarına tâbi idiler. 342 Ancak Türkiye Selçuklularında siyasi hakimiyeti parçalayan, büyük iktalara asla müsaade edilmemiştir. Bu sebeple Anadolu da vilayet ve mahalli askerlerin başında bulunan sübaşılar (serleşker) büyük iktalara ve kumanda ettikleri askerlere sahip değil amir mevkiinde idiler. Alâeddin Keykubad devrinde ve devletin en kudretli zamanında bu ordu yüz bin kişiye kadar yükselmiştir. 343 Alâeddin Keykubad döneminde Beylerbeyi Selçuklu ordularının genel komutanı idi. Ordunun sübaşıları serasker veya serleşkerlerine ve onlarda beylerbeyine tabi idi. Alâeddin Keykubad ın babası her ne kadar Keykubad ı 339 İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Köprülü, F. (1331).Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Turan, O. (1981). a.g.e., s.351.

106 94 veliaht yaptıysa da ülkenin hakimi yine serleşker ve beylerbeyi olan Celaleddin Karatay idi. 344 Suğdak ın alınmasından sonra Sultan Alâeddin Keykubad devletin kıdemli kölelerinden ülkenin büyük sübaşısı ( serleşkeri) Emir Mübarizeddin Ertokuş a sahil tarafına gitmesini ve orada düzeni sağlamasını istedi. Ertokuş ise Magfa, Aydos, Andusana, Silifke ve Anamur un hepsinı almıştır. 345 Uçlarda ve Beylerin Emrindeki Kuvvetler: Bunlar genellikle uçlara yerleştirilmiş Türkmen kabilelerine mensup kuvvetler olup sadece savaş zamanında değil barış zamanında dahi komşu devletlere, Bizans, Ermeni ve Gürcülere akınlar yaparlardı. Bunları hudut muhafızı olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Ancak merkezi idarenin zayıflaması ile birlikte kendi hesaplarına hareket edip merkezi tanımıyorlar ve çoğu zaman isyan ediyorlardı. İlk bakışta bunarın Anadolu daki siyasi birliği parçaladığı düşüncesi hasıl olsa da Moğollar döneminde Anadolu nun Türkleşmesinde birinci derecede rol oynadıkları ortaya çıkar. Önceleri uçlara yerleştirilen ve sonraları küçük birer beylik kurmuş olan Karaman Germiyan Eşref, Hamidoğulları bu teşkilatın en çarpıcı örneklerini teşkil eder. 346 Sultan I. Alâeddin Keykubad zamanında kendisine batı uçlarında Kastamonu nun iktâ olarak verildiği Hüsameddin Çoban ise sultanın emri ile Suğdak seferine gönderilmiş ve büyük başarılar elde etmişti. 347 Gulam veya Ücretli Askerler: Merkezde veya kendi mıntıkasında bulunan büyük ikta sahibi devlet adamlarını şahıslarına bağlı, gulam veya ücretli askerler, sarayı ve hükümdarı korumakla görevli idiler. 348 Saray amiri kapucubaşı nın emri altında olan saray muhafızları, görevleri önceden belirlenmiş yerlerde gece ve gündüz nöbet tutmak suretiyle yerine getiriyorlardı. Gece nöbetçilerine yatgak, 344 Aksarayî. (2000). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Kuşçu, A. Türkiye Selçuklularında Ordu ve Donanma Suğdak Seferi için geniş bilgi için bkz. İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. II İbn Bibi. (1996).El-Evamirü l-alâiye. II. 44.

107 95 gündüz nöbetçilerine de turgak deniyordu. Yatgak ve turgaklar seferlere ve hassa ordusunun bir kısmı olarak katılırlar ve hükümdarı korurlardı. Selçuklulardaki saray gulâmları, başta Türkler olmak üzere çeşitli kavimlerden seçilip, sarayda özel bir eğitimden geçirilerek oluşturuluyordu. Aynı zamanda saray gulamları yılda dört defa maaş alırlardı. Bunlara örnek olarak hem saray teşkilatında yer alıp hem de sübaşılık görevlerini üstlenen Sivas Sübaşısı Caşnigir Mübârizeddin Çavlı ile önceleri Niksar sübaşısı olan, daha sonra da Beylerbeyi makamına yükselen Mübârizeddin Yavtaş ı verebiliriz. 349 Alâeddin Keykubad zamanında, Eyyubiler ile savaşlarda Kemaleddin Kâmyar ordu ile Urfa üzerine yürürken 50 bin kişilik ordusunda yine ücretli askerler vardı. 350 Sultan Keykubad Kubadabad sarayının yapımında yararlılık gösteren sahip Ziyaeddin e Konya ve Akşehir i ikta olarak vererek, ona has köleleri ( gulaman-ı has) ve sipahilerin Candarlarıyla (candaran-i sipehiyan-i kıdemi) Akşehir e gönderdi. 351 Yardımcı Kuvvetler: Türkiye Selçuklu Devleti ne bağlılığını kabul eden veya yapılan bir anlaşma ile harp zamanında belirli miktarda asker göndermeyi kabul eden Müslüman veya Hıristiyan devletlerin gönderdikleri yardımcı kuvvetler, 13. yüzyılın ilk yarısında Bizans ve Trabzon İmparatorları nın, Ermeni ve Gürcü krallarının Suriye ve el-cezire bölgesindeki Müslüman bazı küçük devlet hükümdarlarının gönderdikleri yardımcı kuvvetlerdi. İbni Bibi, sipahilerden ve ücretli askerlerden meydana gelen grubun sayısının yetmiş bin olduğunu, ayrıca uçlardan ve çevre komşu Müslüman ve Hıristiyan devletlerden de asker geldiğini belirtir.yine İbn Bibi ücretli askerlerden meydana gelen grubun sayısının yetmiş bin olduğunu, ayrıca uçlardan ve etraf komşu Müslüman ve Hıristiyan devletlerden gelenlerin dışında sipahiden seksen bin kişinin bulunduğunu kaydeder. 349 Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.367.

108 96 I. Alâeddin Keykubad zamanında Kâhta Kalesinin Mübarizeddin Çavlı tarafından kuşatılması sırasında İznik Rum Devleti nden gelen beş kişi kuşatmada yardımcı birlikler arasında görev almış ve büyük hizmetleri geçmiştir. 352 Selçuklu ordusunun en büyük kısmını süvariler teşkil etmekteydi. Bunun yanı sıra piyadelerin de bulunduğu ve kuşatma savaşlarında bunlardan istifade edildiği açıktır. Günümüzdeki istihkam kıtalarına benzeyen lağım ve mancınık kıtalarının bulunması da gerekir. Çünkü o dönemde yakma ve yıkma silahlarının özellikle kale kuşatmalarında ehemmiyeti büyüktü. Türkiye Selçuklu Devleti ordusunda olduğu gibi Alâeddin Keykubad döneminde de ordu sadece Türklerden oluşmuyordu, orduda farklı din ve milletlere mensup insanlar bulunuyordu. Bunlar İran, Arap, Rum, Ermeni, Gürcü, Frenk ve Rus unsurlardı. 353 Sultan Alâeddin Keykubad Kayseri ye geldiğinde ordu içinde farklı milletlerden askerler bulunmaktaydı.kazvinli, Deylemli, Frenk, Rum, Rus, toplam beş yüz çavuş Alâeddin Keykubad la birlikte ilerliyorlardı. 354 Alâeddin Keykubad ile Erzincan emirleri arasındaki mücadelede de orduda farklı milletlerden askerleri görmekteyiz. Nitekim yapılan mücadele sonrasında kazanılan başarı Keykubad ın emriyle bir eğlence düzenlenmişti. Bu eğlence de Harezmi den, Gürcü den, Rum dan, Arap tan, Rus tan herkes bulunmaktaydı Ordu Teşkilatı ve Yapısı: Diğer Türk Devletlerinde olduğu gibi Türkiye Selçuklularında da hükümdarın en büyük vazifelerinden biri harekat sırasında orduya kumanda etmekti. Zaman zaman orduya vezir veya Melikü l-ümera adı verilen komutan da kumanda edebiliyordu. Kumandan mevkiindeki sultana emirler (ümera), serleşker (sipahdaran-ı memalik), reisler (rüresa) ve ileri gelenler (mü teberân) refakat 352 İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Kuşçu, A. Türkiye Selçuklularında Ordu ve Donanma İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. II İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. II

109 97 ediyorlardı. Teşkilatın başında bulunan kişiye beylerbeyi veya melikü l-ümera denilmekteydi. Beylerbeyi protokolde bütün devlet teşkilatı içinde en ön safhada bulunmaktaydı. Ancak uçlarda I. Alâeddin Keykubad ın güney sahillerini fethetmesinden sonra üç belki de dört olmak üzere uç beylerbeyleri vardı. 356 Nitekim kaynaklarda Batı uçlarında faaliyet gösteren Muzaffereddin Mahmud, I. Alâeddin Keykubad zamanında güney sahillerinin fethedilmesinden sonra Maraş çevresine hakim olan Nusatüddin Hasan ve Kastamonu bölgesinde bulunan Hüsameddin Çoban da melikü l-ümera şeklinde geçmektedir. Bu da gösteriyor ki devlet ordusunun başında herhangi bir sefere giden ya da devletin askeri teşkilatında önemli bir yeri olan kişilere de sadece unvan olmak şartıyla melikü lümera denilebiliyordu. 357 Diğer devlet erkanı gibi beylerbeyi de iktalara sahipti ve genellikle hükümet merkezinde ya da merkeze yakın olan kendi iktasında bulunur ve savaş zamanı cepheye giderdi. Selçuklu tarihi boyunca kendi dönemleri içinde devletin bütün işlerinde nüfuzu görülen komutanlar arasında Seyfeddin Eyne, Şemseddin Yavtaş, Şemseddin Mes ud, Seyfeddin Torumtay, Kemaleddin Kamiyar ve Hüsameddin Çoban en meşhurları idi. Ordunun sübaşıları ile mıntıka serasker veya serleşkerleri de beylerbeyine tabii olduğundan bu makamı temsil eden kişiler büyük güce sahiptirler. Bu yüzden hükümdarlar çoğu zaman kendilerinden çekinirlerdi. Gerek şehzadeler arası mücadelelerde gerek devletin içinde bulunduğu kargaşalıklar esnasında devreye giren ordu devletin idare mekanizması içinde büyük nüfuza sahipti. Şehzadeler arası mücadelelerde I. Alâeddin Keykubad ve İzzeddin Keykavus mücadelesinde olduğu gibi orduyu yanına alan şehzade başarılı olabiliyor ve tahta geçip otoritesini tesis ediyordu. Nitekim Türkiye Selçuklu Devleti nin Yükselme Dönemi nde diyebileceğimiz tarihleri arasında Selçuklu tahtında bulunan Sultanlar Beylerbeyi nin nüfuzunu kırmayı başarmışlar zaman zaman onları hile öldürmek ya da bu makama güvendikleri birini tayin etmek suretiyle kendilerini güvenceye almışlardır. Mesela I. Alâeddin Keykubad 356 Uzunçarşılı, M edhal İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. I. 319: Kaymaz. N. (1996). İdare Mekanizmasının Rolü. 165: Kuşçu. A. Türkiye Selçuklularında Ordu ve Donanma. 180.

110 98 kendisinden şüphe ettiği Seyfeddin Eyne yi öldürmüş ve yerine Komnen ailesinden olan Emir Komninos u tayin etmişti. I. Alâeddin Keykubad ın ölümünden önce kendisinin son beylerbeyi, ilim ve faziletiyle meşhur Kemaleddin Kamiyar a Eyyubi hükümdarı Melik Adil in kızından doğan oğlu İzzeddin Kılıçarslan ın tahta geçirilmesi hususunda vasiyette bulunmuş ve kendisinden söz almıştır. Ancak büyük oğlu tahtı ele geçirmiş, Kemaleddin Kamiyar 358, öldürülmüştür. 359 Ancak bazen beylerbeyinin nüfuzu fazla ve güçlü olduklarından sultanlar dahi birşey yapamazlardı. Nitekim büyük bir servet ve nüfuza malik olduklarına ve Sultan Alâeddin Keykubad ın diğer eski büyük emirleri ortadan kaldırıldığı halde bunlara hiçbir şey yapmadığına veya yapamadığına bakılırsa, buna ihtimal verilebilir. Alâeddin Keykubad zamanına kadar, sağ kol beylerbeyliği Kayı ve Bayat beyine, sol kol beylerbeyliği de Bayındır ve Çavundur beyine verilirdi. Bu durumun Alâeddin Keykubad ın çocukları zamanına kadar mevcut olduğu belirtilir. 360 Vilayetlerde ise serleşkerler vardı. Bunlar aynı zamanda emir-i leşker-i vilayet veya sipehdar-ı vilayet olarak da zikredilmiştir. Serleşkerler görevli bulundukları vilayetin en yüksek askeri amiri idi. Bunlar aynı zamanda emniyet ve düzeni sağlamak ile meşguldüler. Savaş zamanında orduya katılıyor, sultanın veya melikü l-ümera lâkabını taşıyan başkumandanın maiyetine giriyordu. Serleşkerlerin emrinde kale muhafızı bulunuyordu. Muhafızların maiyetinde hâris, dure-dâr, dizdâr gibi muhafızlar bulunuyordu. 361 Anadolu Selçuklu Devleti nin Kayseri başta olmak üzere, Sivas, Harput, Develi-Karahisar, Niksar, Malatya, Erzincan, Niğde, Lâdik, Honas gibi mühim 358 İbni Bibi de geçen bir kayda göre Kemaleddin Kamiyar orta dereceli bir emir (ümera-yı Evsat dan) iken sultan I. Alâeddin Keykubad ın Alâiye de kale dışında yapıtırdığı av evine giderken sultanın yanında kendisi de yer almış ve dönüşte kalenin ayağında atı tökezleyip düşmüştü. Bunun üzerine Kemaleddin atının eyerini sırtına vurup evine giderken durumu gören sultanın has nedimlerinden ve yakınları durumu sultana söylemiş, sultan kaleye dönüp atının üzerinden indikten sonra Kemaleddin Kamiyar ı yanına çağırıp gönlünü aldı ve kendisine özel bir hil at, bin kırmızı dinar, 5 palanlı katır, 10 eyerli ve başlıklı at ve 5 erkek köle (gulam) verdi. Ayrıca o zamana kadar geliri 100 bin akçe olan 60 askeri barındıran Sivas ın Kars adıyla meşhur zara vilayetini ikta olarak verdi.bu vesileyle sultan nazarında yıldızı parlayan Kemaleddin Kamiyar daha sonra beylerbeyi makamına getirildi. (El-Evamirü l-alâiye. I. 290) 359 İbn Bibi, El-Evamirü l-alâiye s.289, Uzunçarşılı, Medhal Köprülü, F. (1986). Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri Taneri, A. (2000). Müsemaretül Ahbar a göre

111 99 askeri merkezlerinde devamlı surette bulunan muhafaza kuvveti bulunurdu. Büyük merkezlere tabi olan civar mıntıkalardaki tımar erbabı, göçebe kabileler ve diğer askeri kuvvetler o mıntıkanın sübaşısı Farsça tercümesiyle serleşkere tabi bulunuyordu. 362 Yine kaynaklarda, İğdiş başı ve Emir-i Ülegâdişe diye iğdiş kumandan ve emirinden bahsedilmektedir. İğdişin manası kısırlaştırılmış insan veya hayvan demektir. Bu manasından başka karışık soydan gelen insanlara da iğdiş denilmektedir. Yine kaynaklarda ana ve babadan biri Türk diğeri Türk olmayan, yani yalnız bir tarafı Türk olan insana da iğdiş ismi verildiği belirtilir. İzzeddin Keykâvus, kardeşi I. Alâeddin Keykubad ı Ankara Kalesi nde teslim olmaya mecbur ettikten sonra onu saraydan çıkararak iğdişlerden birinin evine naklettirip üzerine muhafızlar koydurmuştu. 363 Selçuklu ordusu hükümdarın gerekli gördüğü yerde toplanır ve sonra da uğurlu sayılan bir günde hükümdarın otağı taşraya çıkarılıp kurulurdu. Ordu tertibatı da diğer İslam orduları gibi yapılırdı. Yani talâye, talia ve pişdar denilen birlikler önde, sağda meymene, solda meysere yer alıyordu. Sultan ise genellikle ordunun kalbgâh denilen merkezinde bulunurdu. Arka birliklere ise saka denilirdi. 364 Sultan ve kumandanlar haberleşme için kussâd (kâsıdlar haberciler) kullanıyorlardı. Kussâd, bir sultanın cülusu, haberini ülkenin her tarafına bildirmek, vilayetlere fetihnâme, emsile (misâller) ve fermanlar ulaştırmak, devlet erkânı arasında haberleşmeyi temin etmek ve istihbarat yapmak ile görevliydiler. 365 Selçuklu ordusu herhangi bir kaleyi zabt edince muhasaranın hasarları tamir edilerek bir imar politikası uygulanırdı. Şehrin ehemmiyetine göre şehre bir sübaşı ve kadı tayin olunur, kiliseleri camiye döndürülerek hatip, imam, müezzin tayin edilirdi. Kalenin muhafazasına memur olan topçular adeta bir istihkam sınıfı teşkil 362 Köprülü, F. (1986). Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s Taneri, A. (2000). Müsemaretül Ahbar a göre 106.

112 100 ediyorlardı. Nitekim Sultan I. Alâeddin Keykubad, Konya ve Sivas Kaleleri ni yeniden tamire karar verdiği zaman, divanın muhasibleri, mühendisleri, üstad mimarları, ressamları hazır olurlar; sultan şehri tekrardan imar ettirirdi. 366 Son olarak Uzunçarşılı ya göre; Alâeddin Keykubad Dönemi ordunun miktarı hakkında kesin bir bilgimiz yoktur. Ancak 1230 da Celaleddin Harzemşah ile Alâeddin Keykubad arasındaki Yassı Çimen muharebesinde Selçuk kuvvetleri yirmi bin idi de ordu ile Malatya ya gelmiş olan I. Alâeddin Keykubad ın Harput u zabdetmek için Kaymarî kumandasıyla ileriye sevk ettiği kuvvetler on iki bin kişi idi. Alâeddin in yanında sekiz on bin kişilik ihtiyat bir kuvvet daha bulunuyordu ki ordu mevcudu takriben yirmi bin kadar olduğu belirtilir Silah ve Teçhizat Türkler asker bir millet olarak at a çok önem vermişler, hayatlarını at üzerinde geçirmişlerdi. Bu sebeple at Türkler arasında destani bir varlık olmuş ve bir at kültürü doğmuştur. Nitekim destanlarda ve Orhun kitabelerinde at alelâde bir mahluk değildir. Hanların ve kahramanların atlarına ait isimler bize kadar gelmiş ve onların hayatlarına karışmıştır. 368 Türkiye Selçuklularında da ordu genel olarak süvarilerden oluştuğu için atın orduda yeri önemli idi. Özellikle sultanlar ata büyük önem veriyor ve iyi birer süvari oluyorlardı. Mesela III. Keyhüsrev çok iyi ata binerdi. IV. Kılıç Arslan ise Aksaray Sarayı nın merdivenlerini at ile iner ve çıkardı. Bu durumda o devirde at yetiştiriciliğinin çok ilerlediğini ve at neslinin de ıslâh edildiğini anlıyoruz. Gerçekten Pervâne nin Moğollar tarafından öldürüleceğini anlayan havâssından biri ona özel şeklide yetiştirilmiş dört arap atı getirdi. On gün on gece koşabilecek kudretleri olan bu atlar ile kaçmasını teklif etti. Pervane bu teklifi kendisi kaçtığı taktirde Moğollar tarafından halka zulüm yapılacağını ileri sürerek reddetti. Nitekim, at o devirde kıymetli bir hediye olarak da kabul ediliyordu. Nâib-i Sultan Emirşah, Niğde civarındaki bir kalede baş gösteren Türkmenlerin isyanını 366 Köprülü, F. (1331). Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti Uzunçarşılı(1970). a.g.e., s Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi. 366.

113 101 bastırmak için yürüyünce Türkmenler ona ve beraberindeki Moğol kumandanına atlar gönderdiler. Emirşah, at hediye edilmesine rağmen kaleyi aldı. 369 Selçuklu ordusunun harp için lazım silahlarına gelince, ok ve yay, kılıç, hançer, süngü, çomak, nacak, balta 370 kargı, demir, topuz, (debbuz) gürz (derbsaş), zırh (kaz-agand), kalkan (siper), taş, gülle, arrâde, ve kaleye tırmanmak için merdiven gibi savaş ve kuşatma silahları birinci planda idi. Ayrıca yakma ve yıkma silahı olarak kullanılan tımar, neft ve mancınık da önemliydi. Kale delme görevini nekkab denilen kişiler üstlenmişti. I. Alâeddin Keykubad Harput Kalesi ni ettirirken on dokuz mancınık kurdurmuştu. Yine I. Alâeddin Keykubad zamanında beylerbeyi olan Kemaleddin Kamiyar ile Çaşnigir Emir Mübarizeddin Çavlı Gürcü vilayetlerinin fethe çıkarken mancınık, arrade, neffatlar, nekkablar, taş atanlar, yayalar ve diğer savaş araç ve gereçlerini kullananları bulup bütün cephane aletlerini tertip etmişlerdi Ordu Adetleri Türkiye Selçuklu Devleti ordusunda disipline büyük önem verilirdi. Düzeni bozan ve emre itaat etmeyenler bunun cezasını hayatıyla öderlerdi. İki ordu arasında mübâreze (teke tek) kavga usulü vardı. İzzeddin Keykavus kardeşi Alâeddin Keykubad ı Ankara Kalesi nde muhasara ettiği sırada iki tarafın kumandanlarından, aralarında çocukluktan itibaren bir düşmanlık bulunan Emir-i Çandar Necmüddin Behramşah ile Emir Mübarizeddin ellerine mızrak, topuz ve kılıç olarak mübarezeye girişmişlerdi. 372 Türkiye Selçuklularında muharebede gözetilen mühim gayelerden biri de o zaman bütün milletlerinde olan ganimet meselesi idi. Herhangi bir kaleyi zabt eden ordu, o şehrin bütün servetine sahip olabiliyordu. Ok ve kılıçtan korkmayarak kale bedenlerini aşan cengaverlerin kalbinde yalnız şeref hususları değil, o manevi hususlarla beraber servet ümidi de vardı. Nitekim Türk ün aldığı terbiyeye göre kılıç kuvvetiyle kazanılan servet, servetlerin en meşru olanı idi. Muharebelerde 369 Taneri, A. (1966). Müsemaretül Ahbar a göre Köprülü, K. (1331). Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti İbn Bibi. (1 996). el-evamirü l-alâiye. I İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. II. 156

114 102 mühim ganimetler elde ediliyor ve bunlardan yalnız hazine değil, kumandanlar, beyler, Alpler, neferler de faydalanıyorlardı. Emir Mübarizeddin Ermeni kalelerini zabt ettiği zaman çok güzel frenk oğlanları, taze atlar, mallarda vardı. Zırhlar, altın kaplı kalkanlar elde etmişti. Kazanılan ganimetler her sene düzenli olarak alınan bâc ve haraçlar sayesinde birçok ilmi müessese vücuda getiriliyor. Medreseler, camiler, çeşmeler, türbeler yapılıyordu. 373 Bütün İslam Devletlerinde olduğu gibi Anadolu Selçuklularında da bir askeri müzika vardı. Bu müzika onlara diğer Selçuklulardan, Selçuklulara da Abbasilerden ya da diğer devletlerden geçmişti. Bu yüzlerce davul ve borudan ibaretti. Selçukluların müzikası günde beş vakit yani namaz vakitlerinde nevbet vururlardı ki, Selçuklular arasında Sencer zamanından beri bu adet olup buna nevbet senceri denilirdi. Harp meydanlarında askeri teşvik için nevbet vururlardı. 374 Nitekim İbn Bibi nin verdiği bilgiye göre; I. Alâeddin Keykubad Harzemşahlarla Yassı Çimen de mücadele etmek için parlak kılıcını kınından çıkarırken saltanat sarayından davul sesleri yükseliyordu. İbn Bibi bu karşılaşmayı şöyle anlatır : İki ordunun karşılaşmasında hemen yükselen davul sesleri göklerde meleklerin kulaklarına erişti. Uçlarda semalar da dolaşan bayraklar dalgalandı. 375 Gordlevski ise karşılaşmayı şöyle anlatır : Sancakları açan ordu, müzik eşliğinde düşman üzerine yürüyordu, ordu birliklerinin görünümü, onların ölüyü bile sersemletebilecek olağanüstü haykırışları düşman üzerinde şaşırtıcı etki yapıyordu. 376 Ordu da aynı zamanda oyunlarda rağbette idi. Seferler öncesinde ordu genellikle devletin coğrafi merkezinde bulunan Selçukluların taht kenti Kayseri de 373 Köprülü, F. Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti Köprülü, F. (1331). Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. II Gordlevski, V. (1988). a.g.e., s. 276.

115 103 toplanıyordu. Burada sultan orduyu denetliyordu. Geçit resmi ve oyunlar daimi savaş ruhunu yükseltiyordu. Sultan Alâeddin Keykubad tarafından halifenin yardımına gönderilen büyük bir askeri birlik Bağdat a yaklaştığı zaman, savaş sanatı gösterisi yapmış, hızlı hareketleriyle birincilikteki başarılarıyla da mızrak atışlarıyla izleyenlerde sevinçli bir şaşkınlık uyandırmıştı. 377 Aydın Taneri ye göre orduda güy-i çevgan (çevgan oyunu) yaygın idi. Bu oyun sultanlar arasında büyük rağbet görmekteydi. I. Alâeddin Keykubad haftada iki kez sarayı bahçesinde usullere uygun olarak çevgan oynadığını belirtilir Gordlevski, V. (1988). a.g.e., s Taneri, A. (1966). a.g.e., s. 169.

116 104

117 ALAEDDİN KEYKUBAD DEVRİ ADLİYE TEŞKİLATI Türklerde adaleti devletin temeli sayan bir hukuk anlayışı hâkimdi. Karahanlı Devri nin en önemli eseri Kutadgu Biligde adaleti bizzat hükümdar temsil etmiştir. Burada hükümdarın başlıca görevi de doğru kanunlar yapmak ve onu adaletle uygulamak şeklinde belirlenmiştir. Öte yandan Selçuklularda, Horasan da kendi devletlerini kurmak için Gaznelilere karşı mücadele ederlerken bu anlayışı temel almışlardır. Nitekim ilk Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey, Dandanakan Savaşı ndan (1040) hemen sonra Abbasi Halifesine yazdığı mektupta bu anlayışın gereği olarak, zulmün, haksızlığın ve adaletsizliğin önünü alarak, adalet kapısını açtıklarını belirtmiştir. 379 Türkiye Selçuklu Devleti Adalet Teşkilatı bütün Orta Çağ Türk İslam devletlerinde olduğu gibi şer i yargı ile örfi yargının birbirinden ayrılması esasına dayanır. Şer i mahkemelerde evlenme ve boşanma işleri, nafaka ve miras davaları, her türlü tasarruf anlaşmazlıkları, alacak davaları görülüyordu. 380 Adalet teşkilatında reayaya ait davalara bakan ve kadı l-kudât ın bulunduğu sivil mahkemeler, ordu mensuplarının davalarına bakan ve başında kadı-i eşker in bulunduğu askeri mahkemeler vardı. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, örfi davalara bakan mahkemeye ise Büyük Divan üyesi olan emir-i dâd başkanlık ediyordu Kadıların Tayini Kaynaklarda kadı tayinine ait menşurlardan kadı l kudât ve kadı-i leşker lik bazen bir şahsına Konya veya başka bir şehrin kadılığı da ilave edilerek verildiğini öğreniyoruz. 382 Nitekim Uzunşarşlı nın eseri olan Medhal de En büyük ilmiye reisi Kadı l- kudat adını taşıyan Konya Kadısı idi. der Koca, S. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı Taneri, A. (1966). a.g.e., s Taneri, A. (1966). a.g.e., s. 170: a.g.e., s. (1970). a.g.e., s Turan, A. (1988). a.g.e., s Uzunçarşılı. (1970). a.g.e., s. 122.

118 106 Bilindiği gibi kadıların tayini Sultan veya vezir tarafından yapılıyordu. Aydın Taneri, Eflâki ye dayanarak bu konuda bir olayı nakleder: Alâedin Keykubad döneminde Pervane Muineddin, Vezir Taceddin in oğlunu Konya da kadılığa tayin etmek istedi. Fakat yazara göre Terbiyesiz, kendini beğenmiş ve veliler aleminden habersiz bir adam olan vezirin oğlu, Pervane ye şunları söyledi: Kadılık makamını üç şartla kabul ederim. Birinci şart rebabı (bir çeşit kemençe) halk arasında kaldıracaksın, ikincisi mahkemenin cellâtları gibi olan eski mübaşirleri kovacaksın. Üçüncü şartta yeni mübaşirlere bir şey almamaları için dolgun maaş vereceksin dedi. Pervane Bunlardan ikisini kabul ediyorum ve yapabilirim. Fakat rebabı kaldırmam. Çünkü o, büyük bir padişahın eseridir cevabını verdi. Bunun üzerine Taceddin in oğlu kadılık teklifini reddetti. Bu küçük anekdotta Türkiye Selçuklu Devleti nin huzur ve sükun içinde olduğu bir devrede Pervane devrinde adalet hayatı hakkında önemli bilgiler vardır. Evvelâ mübaşirler (mahkemede belgeleri götürüp getirmek ve duruşmada hazır bulunacak davalı ve davacıları ve şahitleri yüksek sesle çağırmakla görevli memurlar) ın görevlerini kötüye kullandıklarına, yani adalet mekanizmasında yolsuzluk olduğuna dair, kendisine kadılık görevi teklif edilen bir kimsenin müşahedesi ve bunun vezirlik makamına kadar yükselen muhatabı Pervane tarafından kabul edilmesi hususu dikkat çekmektedir. Bundan başka vezir Taceddin in oğlunun mübaşirlere dolgun ücret verilmesini teklif etmesinden, adı geçen görevlilerin maaşlarının az olduğu anlaşılmaktadır. Az ücretle çalışan bir insanın da rüşvet yoluna sapması tabiidir. 384 Yine Aydın Taneri nin Eflâki ye dayanarak, kadılara ait verdiği bir diğer kayıt: Kadıların, hakimlerin sultanı ve Rum kadılarının ulularından biri olan Kemaleddin Kâbi 1258 yılında Danişmendiye vilayetinin işlerini tamamladı. O, beraberinde emir ve fermanlar olduğu halde Konya ya döndü ve sultan tarafından kabul edildi diye belirtilir Taneri, A. (1977). a.g.e., s A. Taneri. (1977). a.g.e., s. 41.

119 Sultan Alâeddin Keykubad ın Adaleti Sultan I. Alâeddin Keykubad zamanında uyguladığı siyaset sayesinde memlekette asayiş, refah, saadet görüyorlardı. Kaynaklarda da belirtildiği gibi Oğuz hanedanlarından ve Oğuz neslinden İslam sancaklarını ve alimlerini onun gibi yücelteceği sultan gelmedi diye belirtilir. 386 Nitekim Sultan Alâeddin Keykubad ın adaleti ile ilgili olarak İbn Bibi de şu örneği görüyoruz; Kazvinli Emir Şemseddin Ömer şöyle hitap ediyor: Dünyalık kazanmak kaygısı ile baba yurdunu terk ederek ticaret yolunu tutmuş ve doğruca Erzurum a gelmiştim. Orasını her türlü nimet ve rahatla dolu buldum. Birçok nimetler ele geçirdim. Sonra zırhçılık sanatına intisap ettim. Renkli işlemecilik öğrendim. Sanatı ilerlettim. Bir müddet sonra kendi kendime bu kadar mal ve servet, padişah saraylarından başka yere yakışmaz dedim. Moğol kağanının dergahına gittim. Orada kazançlı işler ve kârlı ticaretler elde ettim. Kaan bana nereden geliyorsun dedi: Rum diyarından geldiğimi söyledim. - Sultan Alâeddin Keykubad ın diyarından mı dedi. - Evet dedim. - Hükümdarlık yönünden gidişi nasıldır? - Kağanın beğeneceği derecededir. İslamlar içinde onun değerinde bir padişah yoktur. Adaleti her tarafı tutmuş, aklı yüksek, ülkesi zengin, hazinesi bol, tebaası mutludur dedim. Kaan buyurdu ki Böyle bir padişahı himayemizden uzak tutmak yazık olur. Ona haber gönderdim bizimle dost olsun ki memleket ve tebaası rahat olsun. dedi ve o tüccar elçi olarak Alâeddin Keykubad a gönderildi Köprülü, F. (1331). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s. 182.

120 108 Alâeddin Keykubad ı adaletin koruyucusu olarak tanımlayan Gordlevski Alâeddin Keykubad ın aynı zamanda divanların yetkisi içindeki divan yani sivil yönetim davalarına, her gün kendisi bakıyordu. Genellikle davalar, Oğuzların alışılmış hukuk töre temeline dayanarak gecikmeksizin çözüme bağlanıyordu, (Örneğin mirasçılar hızla mülklerinin başına geçiriliyordu). Kışları Akdeniz kıyısına gidince, sultan burada zulmedenlerle ilgili mahkeme kuruyordu. Mazlum lar ona başvuruyorlardı ve bunu hesap sorulması izliyordu. Nizamül-mülk tarafından kabul edilen eski bir Sasani geleneği gözetilerek (yeni yıl, nevruz günü hükümdarın halk önünde hesap vermesi) Sultan I. Alâeddin Keykubad mahkemeye çıkıyor ve herkes ondan şikayetçi olabiliyor ya da şikayetlerini sunabildiği nakledilir. 388 İbn Bibi Alâeddin Keykubad ın adaleti hakkında şunları söylüyor: Temiz ruhlu, nurlu bir fıskiye gibi baştan başa cihan ufuklarına fışkırmış adaleti vardı. Hazineyi bizzat teftiş ve kontrol eder, ifrat ve tefritten sakınırdı. Ancak misafirlerle komşu devletler elçilerine riayetle dalgalanan denizler rahmet saçan bulutlar gibiydi. Asker serdarlarından en büyüklerinin bile ufacık bir hatasına karşı şiddetli cezalar verir, Büyük azabı görmezden evvel onlara dünya azabını tattırınız ayeti hükmünü onlar üzerine tatbik ederdi. 389 Hükümlerinde sert davranır, 390 ülkeyi adaletle donatırdı. 391 Zercâni, Alâeddin Keykubad ın adalet ve faziletini şu ifadelerle anlatır: O, sultanlar arasında en yüce nesebe ve en büyük yeterliliğe sahiptir. Sultanların en şereflisi, bereketi en bol, ikramı en ziyade,iyiliğe desteği en fazla olan, izzet ve keremi en yüce, başka kapılara muhtaç bırakmayan,iyilik kolu en uzağa ulaşan ve güçlü olandır diye belirtir Gordlevski, V. (1988). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Abu l-farac. (1999). a.g.e., s Aksarayi. (2000). a.g.e., s Zercâni. (2005). a.g.e., s. 42.

121 Alâeddin Keykubad Döneminde İşlenen Suçlar ve Cezalandırma Şekilleri Alâeddin Keykubad döneminde cezalandırma şekillerine baktığımızda, başlıca suçlar şunlardır: Katl, yaralama, çocuk çalma, eşkıyalık, yankesicilik ve zina. Alâeddin Keykubad döneminde Katl suçuna kısas prensibi uygulanıyordu. Taneri, yaralama olayının, mızrakla cezalandırıldığını bahseder. Anlattığına göre Nasreddin adında bir zat, Niksar da bir Cuma günü vaazediyordu. Nasreddinin daha evvel aleyhinde söz söylediği Çelebi Arif, bir ata binmiş ve elinde bir mızrak olduğu halde mescidin kapısından girmiş ve elindeki mızrağı Nasreddin in sol tarafına vurduğunu belirtir. 393 Çocuk çalma suçu ise, Mevlâna ile ilgili bir motiftedir: Mevlânâ bir dükkanda oturmuş, çevresinde etrafını çeviren müridlerine ilahî bilgiler ve sırlar saçıyordu. Bu arada ihtiyar bir adam göğsünü döverek, ağlayıp sızlayarak içeri girdi. Mevlânâ nın ayağına kapandı ve Yedi yaşında bir çocukçağızım vardı. Onu çaldılar. Kaç gündür baş açık ve yalın ayak aramaktan dermansız bir hâle geldim. Fakat onu bulamadım dedi. Bunun üzerine Mevlâna büyük bir hiddetle: Tuhaf şey, bütün varlıklar Tanrı yı yitirmişler ve onu hiç aramıyorlar ve onun için de bir istekte bulunmuyorlar. Ne göğüslerini ne de başlarını döğüyorlar. Sana ne oldu da göğsünü dövüyorsun? Senin gibi bir ihtiyar kendi çocukçağızının hasretiyle harap ve rüsva oluyor. Neden bir an Tanrı yı aramıyor ve yardım istemiyorsun ki kaybolmuş Yusuf unu Yâkub gibi bulasın dedi. Çaresiz kalan ihtiyar tövbe etti. Tam bu sırada kaybolan çocuğun bulunduğu haberi geldi. 394 Eşkıyalık olayını değerlendirdiğimizde, özellikle Alâeddin Keykubad, memleketin bir yerinde asayişi ihlal edecek en ufak bir hadise olsa, mesela bir eşkıya çetesi ortaya çıksa onu hemen haber alır ve çeşitli tedbirlere müracaat ederek az zamanda olayı kapatır, cezalarını verir, sükun ve asayişin ihlaline karşı lüzumu kadar şiddetle hareket etmeyen memurların vazifelerini yerine getirmediklerine karar vererek şiddetle cezalandırırdı. 395 Dolayısıyla Alâeddin 393 Taneri, A(1977). a.g.e., s Taneri, A. (1977). a.g.e., s Köprülü, F. (1331). a.g.e., s. 208.

122 110 Keykubad hâkimiyetinin eriştiği yerlerde harâmi halkın malını alsa öderlerdi ve sonra haramiyi bulup cezalandırırlardı ve malı hazineye teslim ederlerdi. 396 Yankesicilik konusunda da kaynaklarda pek çok hikâye bulunmaktadır. Bu suçla ilgili yine Alâeddin Keykubad döneminde İbn Bibi de şöyle bir olay bahsedilmektedir: Bir bezirgân Alâeddin Keykubad ın yanına girdi ve söze başladı. Bu derviş kulunuz rızkımı aramak uğrunda çok uğraştım, kıymetli ömrümü ticaret yolunda çürüttüm. Rus ve Kıpçak diyarında bu dergahın adalet ve namusunun şöhretini duyduğum için yüzümü bu diyara çevirdim ve gelmek istedim. Kazanmak için uğrunda ömrümü sarfettiğim her şeyimi elimden aldılar. Bir başkası geldi, Ben Halep diyarından geliyordum, malımı gasbettiler. O kafirler bu dergahtan korkmazlarsa uğradığım zulmün derdine hangi sultanın adaletinden derman isteyeyim. Bir başkası yine ben Antalya yerlilerindenim, gençliğimde kazandığım bütün servetimi bir gemiye yükletmiş, deniz yolu ile sefere çıkmıştım beni soydular, bütün eşyalarımı aldılar. Sultan Alâeddin Keykubad bu şikayetleri duyunca, kükremiş bir Arslan gibi hiddet ve ızdırap içindeydi, derhal bunların zararlarının ödenmesini istediği gibi, beraberinde bulunduğu emirlere yüzünü çevirerek bunların cezalandırılması gerektiğini belirtti. 397 Yine ceza şekillerinden biri olan kısas, bilindiği gibi öldüreni öldürme, yaralayanı yaralama cezasıdır. Bununla ilgili olarak da kaynaklarda pek çok olay zikredilmektedir. Olay, Konya da Atpazarı Kapısı nda büyük bir kalabalığın hazır bulunduğu bir idam sahnesiyle alakalıdır. Kalabalık içinden geçmekte olan genç bir adam o sırada geçmekte olan Mevlana Celaleddin hazretleri şefaat etsin. O taptaze genç 396 Köprülü, F. (1331). a.g.e., s İbn bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye

123 111 bir rumdur. dedi. Muhatabı Birini öldürmüş, kısas yapıyorlar. dedi. Bunun üzerine Mevlana nın şefaatiyle hükümlü ölümden kurtuldu. 398 Nitekim Alâeddin Keykubad tarafından yönetilen mahkemelerde de eski yöntemler egemendi. Bunlardan biri de öldürmeye karşı öldürmekti, kana kan, kun parası ödemekte olanaklıydı. Örneğin vezir Muineddin Pervane nin Celaleddin Rumi nin ricasıyla dostunun evinde saklanan bir katil için düşmanlarına kan bedeli ödediğini anlatmaktadır. 399 Bu olaya Taneri şöyle değinir: Aksaray şehrinde bir vaiz minberde iken kendisine münasebetsiz sözler söyleyen bir danişmendi bir yumrukla öldürdü, sonra Konya ya kaçtı ve Mevlana nın evine sığındı. Maktulün akrabaları hadsiz, hesapsız feryad ettiler ve sövüp saydılar. Bu sırada Mevlana dirhem diyet ödedi. 400 Dolayısıyla Anadolu diyarında emniyet ve refah, adalet politikasıyla sağlanmış. 401 Ancak Sultan Alâeddin Keykubad döneminden sonra özellikle 1277 de adalet mekanizmasında bozulmalar olmuştur Taneri, A. (1977). Türkiye Selçuklularında Kültür Hayatı Gordlevski. V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti Taneri, A. (1977).Türkiye Selçuklularında Kültür Hayatı Uzluk, F. Nâfiz. (1952). Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi. III Taneri, A. (2000). Müsameretü l Ahbar. 171.

124 112

125 ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ TİCARİ HAYAT Anadolu; doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan milletlerarası ticaret yolları için âdeta bir köprü konumundadır. Anadolu Selçuklu Devleti nin kuruluşuyla, Anadolu nun siyasi, sosyal ve iktisadi çevresinde büyük değişmeler meydana gelmiştir Alâeddin Keykubad dan Önce Ticaret Selçuklu fetihlerinden önce Anadolu, dünya ticaretinin içinde bulunduğu şartlar dolayısıyla, milletlerarası ticari faaliyetleri dışında kalıyordu. Selçukluların gelişiyle Akdeniz ticaretinde önemli değişiklikler oldu. Müslüman ve Hristiyan kavimler arasında, Doğu Batı istikametinde, başlayan faaliyetler Türkiye yi bu milletlerarası ticaretin içerisine alıyordu. Fakat önce fetihler,sonra da haçlı muharebeleri ve Malazgirt ile yine Bizanslılara karşı kazanılıp ikinci dönüm noktası olan Malazgirt zaferi arasındaki devre büyük ölçüde milletlerarası ticari faaliyetlere müsait değildi. Dolayısıyla Akdeniz ticareti de bu devrede henüz başlangıç safhasında bulunuyordu. Selçuklu Türkiyesinin en çok gelir elde ettiği saha milletlerarası transit ticereti idi. Ülke kervan yolları ile ağ gibi örülmüştü. Bu yollar şunlardır : a) Antalya ve Alâiye limanlarından Konya, Aksaray, Kayseri, Erzincan, Erzurum, İran ve Gürcistan a giden yol. b) Sivas, Malatya, Diyarbakır, Mardin, Musul ve Bağdat a uzanan yol. c) İstanbul, İznik, Eskişehir, Akşehir, Konya, Ulukışla, Adana, Haleb, Dımaşk ve Mısır yolu. d) Halep ten Kilis, Nusaybin, Musul, Bağdad ve Basra ya giden yol e) Antalya ve Alâiye den Konya ve oradan da kuzeye çıkan Konya, Ankara. 403 Koca, S. Türkiye Selçuklularının İzledikleri Ekonomik Politikalar. Türkler. VII. 346.

126 114 f) Çankırı, Kastamonu, Sinop yolu. Bir de Konya, Aksaray, Amasya Tokat, Samsun yolu. 404 II. Kılıç Arslan zamanında da özellikle Miryekefalon zaferinden sonra Türkiye de dış ticaretin başlaması için ortam hazırdı. II. Kılıç Arslan Aksaray şehrini askeri bir üs olarak inşa ederken Azerbaycan dan ilim ve sanat erbabıyla birlikte tacirlerde getirtmişti. Kılıç Arslan zamanında Antalya, Konya, Aksaray ve Kayseri arasındaki kervan yolunun artık işlemeye başladığı bu yol üzerinde ilk defa olarak kendi namına ve emirlerinden Altun Aba namına inşa edilmiş bulunan kervansaraylarla sabit olmaktadır. 405 I. Alâeddin Keykubad dan önce tahta çıkan Keyhüsrev Antalya fethedip Kıbrıslılarla bir ticaret anlaşması yaparken diğer taraftan aynı maksatla Venediklilere de Türkiye de ticaret yapmaları için bir ferman vermiş ve oğlu İzzeddin Keykavus da ikinci bir fermanla bunu onaylamıştır. Her iki ferman da Venediklilere Türkiyide ticaret serbestisi vermekte, onların memleketde seyahat ve ticaret yaparken himaye edileceklerini ifade etmekte ve emtialarından %2 den fazla gümrük resmi alınmayacağını belirtmektedir Alâeddin Keykubad Zamanında Ticaret Nitekim Alâeddin Keykubad da evvelâ Keykavus un vefatıyla hükümetin başına geçerek Venedik ve Cenevizlilere bazı ticari imtiyazlar vermiştir. 407 Alâeddin Keykubad ile Venedikliler arasında yapılan anlaşmada Merhum babasının, kardeşinin ve kendisinin fermanları hükümlerine göre ibaresi bu anlaşmanın da eskilerinin tesbit ettiği esasları muhafaza ettiğini meydana koymaktadır. 408 Venediklilerin 1228 de Alâeddin Keykubad a bir sefir gönderdikleri de biliniyor. Bu fermana göre, Selçuk sultanları, Venedik tacirlerinin hiçbir resme tabi olmadan kıymetli taşlar, inciler, sikke halinde olsun veya olmasın gümüş ve altın, bir de buğday ithâl etmelerine müsaade ediyorlar; sair emtiadan yalnız yüzde 404 Akdağ, M. (1999).Türkiye nin İktisadi ve İctimai Tarihi, İst : Tabakoğlu, A. (2002).Türk İktisat Tarihi Turan, O. (1988). Resmi Vesikalar Turan, O. (1988). Resmi Vesikalar Mendel, G. (1917). Anadolu da Selçuk Abideleri. (çev: Vahit Bey).Yeni Mecmua. S Turan, O. (1988). a.g.e., s

127 115 iki resm alınacaktır. Bu anlaşma her iki taraf tacirleri için de şahıs ve mal emniyetini te min eden bir takım şartları da kapsıyordu. Venediklilerle diğer Latinler arasındaki ticari anlaşmazlıklara sultan müdahale etmiyor yalnız cinayet gibi durumlarda, hüküm Selçuk kadıları tarafından verilecektir. Dolayısıyla bu ferman Müslüman tacirlere olduğu gibi Hristiyan tacirlere de kendi topraklarında ticaret serbestisi verdiğini göstermektedir. 409 Bundan başka bir madde ile de Selçuklulara ve Venediklilere mensup gemiler bir düşman takibine maruz kaldığı zaman bunları kurtarmaya ve kendi sahil ve limanlarına sığınmalarını mümkün kılmak da iki tarafın birbirine karşı anlaşma maddeleridir. Bu hadiseler bize Selçuk sultanlarının yabancı bir devlet veya eşkıyanın tecavüzleri karşısında ticari emtiayı tanzim ettiklerini isbat etmektedir. 410 Nitekim Frenk korsanlarının, Ermeni krallığının tecavüzlerine uğrayarak soyulan Türk ve yabancı tüccarların şikayetleri Dâd-Gâh divanın da dinlenmiştir. Alâeddin Keykubad zamanında bizzat sultanların başkanlığında bulunan, işleri çoğalması dolayısıyla şer i konular dışında kalan bu örfi mahkemeye divana mensup Emîr-i dâd unvanına sahip bir devlet adamı bakardı. 411 O. Turan a göre, anlaşmada Selçuk tebaası lehinde tek taraflı bir madde de Keykubad ın fermanından alınarak kaydedilmiştir. Buna göre Pek yüksek sultanın topraklarında yaşayan kimseler (yani Selçuk tebaası) adı geçen yer ve ülkelere girerken kendi gemileri veya yabancı gemileri limana sokulurken bizimkiler, Venedikliler tarafından selamlanacaktır. Bu durum sultan Alâeddin Keykubad ın yabancı devletler nezdinde de ne derece kudret nüfuz sahibi olduğuna yeni bir delildir. 412 Sağlam bir para politikası takip eden Selçukluların dinar ve dirhemleri her yerde kabul görüyordu. Alâeddin Keykubad ın bastırdığı ve Sikke-i Alâ i veya 409 Köprülü, F. (1999). Osmanlı Devleti nin Kuruluşu. Ankara Turan, O. (1988). a.g.e., s Turan, O. (1988). a.g.e., s Turan, O. (1988). a.g.e., s. 133.

128 116 Keykubâdi denilen paralar uzun yıllar değerlerini korumuş ve rayic bir para haline gelmişti. Parada ondalık sistem hakimdi. Genellikle 10 dirhem 1 dinara eşitti. 413 I. Alâeddin Keykubad ın tahta çıkışından bir yıl sonra, Akdeniz deki Rumların Kalonoros, Avrupalıların Kandelore olarak adlandırdığı bir diğer önemli ticaret ve liman şehri kuşatmış diğerleri gibi burası da şehir sakinleriyle anlaşılarak teslim almıştır. Sultanın ismine istinaden bu şehre Alâiye (Alanya ) ismi verildi. Böylece Selçuklular, Akdeniz e açılan Antalya, Alanya ve Ayas (Yumurtalık) limanlarından en önemli ilk ikisini ele geçirmiş oldu. Sultan Alâeddin Keykubad yılları arasında da burada kuvvetli bir tersane inşa ettirdi. Bu girişimler, Selçukluların Karadeniz den sonra Akdeniz ticaretinde de söz sahibi olmak istediğini ortaya koyuyordu te doğru Venedik hükümetinin kendi tebaasından tacirlerin Mısırla ticaretini yasaklama kararı ticaretde Türkiye Selçukluları nın önemini artırmıştı. Bu karar sadece Venediklileri değil, gemi yapımında kullanılan malzemeyi daha önceleri Batılı devletlerden veya onların vasıtasıyla temin eden Mısır ı da bu ihtiyaçlarını karşılamak için kuzeydeki Türk limanlarına yöneltti. Alâiye ve Antalya limanlarından, İskenderiye ve Suriye limanlarına, başta gemi yapımında kullanılan zift, kereste olmak üzere, gıda maddeleri, kuru kayısı, halı, at, köle ve deri mamülleri taşınırken, aynı yoldan, keten, şeker, mısır, giyecekleri sarıklar, ipekliler, yünlüler, kumaşlar, Doğu ve Güney Asya dan baharat, çivit, sabun, kalay, kurşun, gibi emtia geliyordu. Bu durum sadece Mısır için değil diğer İslam ülkeleri için de önemliydi. Batı Asya ticaretinin en önemli merkezlerinden Şam, Bağdat, Tebriz ve Sivas ile bağlantı büyük ölçüde yarımada üzerinden kuruluyordu. İslam devletleri arasındaki ticari ilişkileri artırmak için karşılıklı taahhütler veriliyordu. Celaleddin Harzemşah, I. Alâeddin Keykubad a yazdığı mektupların birinde, ticari münasebetlerin devam edeceği ve tacirlerin Harezm ülkesine rahatlıkla girebileceklerini taahhüt ediyordu. İslam ülkeleriyle olan ticari münasebetler Selçuklu ülkesinin doğusundaki kargaşa yüzünden zaman zaman tehlikeye girse de devlet bunun önlemlerini hemen 413 Tabakoğlu, A. (2000). Türk İktisat Tarihi Polat, M.Said. Selçuklu Türkiye sinde Ticaret, Türkler. VII. 380.

129 117 alıyordu. 415 Nitekim Sultan I. Alâeddin Keykubad göçebelerden başka Konya-Şam güzergahının sürekli tehlikeye düşüren Ermenilerin üzerine, 622/1225 senesinde Caşnigir Mübarizeddin Çavlı yı göndermişti. 416 Sinop un alınmasından sonra Karadeniz e çıkış kapısı bulan Türkiye Selçuklu Devleti, Karadeniz in güvenliği ortadan kalktığında, siyasi çekişmelere katılarak müdahale etmeye başladı. Nitekim Kıpçak, Bulgar ve Rus diyarlarından gelen tacirlerin malları yağmalanıyordu. Mağdur tacirlerden biri durumu sultana anlatarak ondan yardım istemişti. Bu ve benzeri Selçuklu menfaatine ters düşen gelişmeler I. Alâeddin Keykubad ın Karadeniz siyasetine ağırlığını koymasını zorunlu hale getirdi. Sultanın emriyle en önemli ticaret merkezlerinden olan Suğdak a sefer düzenlendi ve alındı. 417 Kuzeydoğu Avrupa dan ve belki Asya dan da malların getirildiği Suğdak seferine yol açan yalnızca askeri düşünceler değil, bir o kadar da buna ticaretin çıkarları neden oluyordu. 418 Dolayısıyla I. Alâeddin Keykubad devrindeki Suğdak seferi, gerek Anadolu tacirlerinin, gerek İskenderiye, Antalya, Sinop yolunu daha emniyetli bulan Mısır tacirlerinin Sinop merkez olmak üzere bugünkü Rusya memleketleriyle yaptıkları ticareti emniyet altına almak maksadıyla yapılmıştı. 419 Anadolu da pamuk, yün, tiftik ve hatta ipekten çeşitli kumaşlar yapılıyordu. Malatya da kumaş dokuyan tezgâh vardı. Kaynakların da bahsettiği gibi ipek türleri ve mendilleri daha onuncu asırda İslam memleketlerinde rağbette idi. Keykubad ın Venediklilerle yaptığı, yukarıda bahsettiğimiz ticaret anlaşmasında da ipek ihraç malları arasında zikrediliyor. Nitekim sultan Alâeddin Keykubad a ait olduğu yazılarından anlaşılan ipek üzerine altın tel ile işlenmiş nefis bir halısının da olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. 420 Türkiye Selçuklularında aynı zamanda İslam ülkelerinden, Bizans ve Avrupa dan da geniş ölçüde ithalat yapılıyordu. O zaman için lüks bir gıda maddesi olan şeker Mısır, Şam ve Irak tan geliyor; yüksek ve zengin kesim tarafından alınıyordu. Halk da şekeri bal, pekmez ve meyvelerden 415 Turan, O. (1988). Resmi Vesikalar İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. I İbn Bibi. (1996). el-evamirü l-alâiye. I Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti Köprülü, F. (1994). Osmanlı Devleti nin Kuruluşu Zercani. (2005). a.g.e., s. 37: Turan, O. (1980). a.g.e., s. 364.

130 118 alınıyordu. Nitekim kaynaklarda Alâiye düzlüğünde bir Şekerhâne olduğunu ve Alâeddin Keykubad tarafından inşa edildiğini bildirmektedir. 421 Türkiye Selçuklu Devleti nin etrafındaki önemli ticaret merkezleri şunlardı: Karadan, İran sahasında Tebriz, Irak ta Bağdat, Suriye bölgesinde Şam, denizden ise Kıbrıs, Mısır da İskenderiye, Karadeniz in kuzeyinde Kırım, Türkiye nin sahillerine gelince; Akdeniz de Ayas, Alanya ve Antalya limanları, Ege de Ayasulug, İzmir ve Foça limanları, kuzeybatıda İstanbul ve Karadeniz de ise Sinop, Samsun ve Trabzon limanları geliyordu. Bu dayanak noktaları üç ana güzergâh ile birbirine bağlanıyordu. Birincisi doğu-batı güzergahı, ikincisi kuzey-güney güzergahı, üçüncüsü de güneydoğu yu İstanbul a bağlayan diyagonal güzergahıdır. 422 Dolayısıyla Alâeddin Keykubad tarafından iktisadi yönden kalkınmış Anadolu da darp edilen sikke-i Alâi veya Keykubadi denilen yüksek ayarlı altın dinar ve gümüş akçeler uzun süre dünya piyasalarında tedavülde kalmış paralardır. Bu durumda gösteriyor ki Keykubad devri iktisadi yönden Selçukluların en parlak devri olmuştur Ekonomik Hayatın Başlıca Elemanları Ekonomik hayatın başlıca elemanı olan meslek çeşidine gelince bunlar şunlardır: Yüksek meslek sahibi olarak hekim, mimar, yazıcı, secereci. Üretici ve imalatçı olarak çiftçi, şarap imalatçısı, bağ sahibi, bostan sahibi, kuyumcu, tabakhane sahibi, dokumacı, sıvacı ve fırıncı. Eğlence yeri sahibi ve lokantacı olarak, genel ev sahibesi, meyhaneci, koyun başı ve tiritin bulunduğu dükkanların sahipleri ve helvacı dükkanı. Mamul mal satan dükkan sahipleri ve satıcılar, bezzaz (manifaturacı) atar (veya aktar, güzel, koku iğne iplik vs. satan) ve pazarlarda çeşitli mallar satan seyyar satıcılar. Diğer meslek erbabı, at yetiştiricisi 421 Turan, O. (1981). a.g.e., s Polat, S. (2005). a.g.e., s Zercani. (2005). Sultana Öğütler. 38: Tabakoğlu, A. (2000). Türk İktisat Tarihi : Erkiletlioğlu, H.,Güler, O. (1996).Türkiye Selçuklu sultanları ve sikkeleri,erciyes Üniverstesi

131 119 ve satıcısı, devecibaşı, türbedar, berber, kanalcı (hacamatçı), dellâl, tellak, natır, hamam külhancısı, ölü yıkayıcı, kasab ve hokkabazdır. 424 Fuat Köprülü sözü edilen meslek erbabının durumu ve fonksiyonu hakkında şunları yazmıştır: Büyük şehirlerde muhtelif hirfet (metier) ler erbabının muayyen yerlerdekapalı veya açık çarşıları vardır; onlar oradaki dükkanlarında çalışırlar; şehirlerin vüs atine, sanatların orada daha müterakki ve mütemerkiz bir halde bulunmasına göre, bu çarşıların büyüklüğü, sayısı değişir. Büyük tacirler, kıymetli eşya satan dükkancılar kapalı ve mahfuz çarşılarda yahut o civarda bulunan büyük ve emniyetli hanlarda bulunurlar; bu suretle büyük depo ve mağazalardaki eşya, yanmak, çalınmak,yağmaya uğramak gibi tehlikelerden azami nisbette masun kalır. Muhtelif hirpetlere mensup olanlar ayrı ayrı corporation la halinde teşkilatlanmıştır. Muntazam bir hiyerarşi ye malik olan bu teşkilat, o hirfete ait bütün işleri görür, buna mensub ferdler arasındaki ihtilafları halleder, devlet mekanizmasıyla esnaf teşkilatı arasındaki münasebetleri tanzim eder. Ücretlerin tayini, mal ve cinslerinin ve fiyatlarının tesbiti, hep ona aittir. Devleti bütün bu teşekküllerin murakibi ve icabında onların yardımcısıdır; yani onları hukuki bir teşekkül olarak tanımış, kendilerine bazı haklar, imtiyazlar da vermiştir. Harici ticaretle uğraşan büyük sermaye sahibi tacirler, hükümdar sarayı nın ve bütün ricalin ihtiyaçlarını tatmin ettikleri cihetle siyasi bir ehemmiyet de kazanıyorlar, hatta bazen uzak devletler diplomatik bir vazife ile yahut istihbarat vazifesi de tavzif olunuyorlardı. Gerek devletle menfaatleri müşterek olan sınıfın nüfuzu, gerek corparation ların başında bulunanları o teşkilatın en fazla sermaye sahibi olanlarında mürekkeb olması, bu teşekküllerin sermaye ile saray arasında açık veya kapalı daima mevcut olan çarpışmalarda sermaye aleyhinde yani o devir cemiyetinin ictimaî nizamı aleyhinde harekette bulunmasına mani oluyordu. Fakat buna mani olan daha kuvvetli bir âmil var ki, o da bu teşkilata mahsus ahlak prensipleri idi. 424 Taneri, A. (1977). Türkiye Selçuklularında Kültür Hayatı : Köprülü, F. (1999). Osmanlı Devleti nin Kuruluşu

132 120 Kısmen dini tasavvufi esaslardan, kısmen de kahramanlık ananelerinden oluşan bu meslek patron ile işçi arasındaki vaziyeti, adeta şeyh ile mürid arasındaki vaziyete benzer bir hale koyarak manevi bir nizam tesisi gayesini takip ediyordu. 425 Bir nevi İslam şövalyeliği demek olan bu mühim fütüvvet zümreleri, 13. asır başında, bütün Yakın-Şark Müslüman dünyasında adeta moda olmuştur; Abbasiler in son kuvvetli halifesi Nasir Lidinillah ın, kendi riyaseti altında yeniden tanzim ettiği bu zümre, o asırda Anadolu da çok kuvvetli teşkilata sahipti ve bunlara, kardeşler veya civanmertler unvanı da veriliyordu, yalnız şehirlerde değil, köylerde ve uçlarda da mevcut olan bu teşkilatın, 13. asırda bütün İslam dünyasını kaplayan sofi tarikatleri teşkilatını takliden yapılmış toplantı mahalleri, zaviyeleri vardı ve onlara benzer ayin ve erkanları teessüs etmişti. En büyük ricalden,zengin tacirler şeyhlere, alimlere, hirfet erbabına hatta işsiz güçsüz serserilere kadar her türlü ictimai tabakalara mensup insanlar bu teşkilata dahil oluyorlardı İşte şehirlerdeki esnaf da yavaş yavaş bu teşekkülün içine girdiler.bilhassa büyük şehirlerde bu teşekkülün en kesif unsurunu genç esnaf çırakları teşkil ediyordu. 13. asrın son yarısında bilhassa devlet otoritesinin sarsıldığı zamanlarda bu kuvvetli teşkilat daima mevcudiyetini göstermiş, şehir hayatında faal bir rol oynamış, siyasi bir amil olarak daima hesaba katılmıştır Kervansarayların Ticaretteki Önemi Selçuklu Devleti, Anadolu coğrafyasını yeniden dünya ticaretine açışıyla birlikte, ticari canlılığın alt yapısını da hazırlamıştı. Bu faaliyetlere yön vererek, tüccarların ihtiyacını karşılayacak, can ve mal güvenliklerini temin edecek, kısacası ticaret hayatına kolaylık getirecek her türlü alt yapı hizmetlerini göz ardı etmemiştir. Selçuklunun oluşturduğu bu alt yapı hizmetlerinden en önemlisi hiç kuşkusuz kervansaraylardı. 427 Nitekim ilerleyen bölümlerde bu konuyu daha etraflıcı inceleyeceğiz. Selçuklu kervansarayları Anadolu da, sosyal ve siyasi açıdan büyük roller üstendikleri gibi, asıl büyük şöhretini iktisadi alanda vermiş olduğu hizmetlerle kazanmıştır Selçuklu sultanları ticaret yolları üzerinde çok 425 Köprülü, F. (1999). a.g.e., s Köprülü, F. (1999). a.g.e., s Güçlüay, S. Anadolu Selçuklu Devleti nin Ticaret Politikası.Türkler. VII. 369.

133 121 sayıda kervansaraylar yaptırmışlardır. Ticaretin önemli alt yapılarından biri olan kervansarayların bu dönemdeki çokluğu, Anadolu daki ticari canlılığı gösterdiği gibi, Anadolu nun siyasi ve iktisadi istikrara kavuştuğunun da en önemli delillerindendir. 428 O. Turan a göre, devlet kervan ve kafilelerin başında Kervansâlâr adıyla bir idareci, Râhdâr veya Tutgavul kumandasında bir muhafız kıtası tayin etmek suretiyle kervanların emniyet altında idare ediyordu. Bu mühim tedbirler yanında da Anadolu nun kervan yolları üzerinde dizilen ve her konak yerine inşa olunan ihtişamlı kervansaraylar hala ziyaretçileri hayran bırakmaktadır. Her türlü ihtiyaç düşünülerek inşa olunan bu muhteşem abidelerde yolcular, hayvanlarıyla birlikte üç gün kalmak ve yemek yeme imkanlarına sahip oluyor, hastalar tedavi olunuyor hatta fakir yolculara ayakkabı dahi veriliyordu. 429 S. Koca ya göre; Aksaray ve Konya yolu üzerinde Sultan I. Alâeddin Keykubad tarafından inşa edilmiş Sultan Hanı na sığınan İlyas adında bir Selçuklu komutanı, burada Moğol orduları komutanı İrençin e karşı kendisini iki ay süre ile savunmuştur. Sonunda, kervansarayı düşüremeyeceğini anlayan İrençin, kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır. 430 Selçuklu kervansaraylarına baktığımızda dikkatimizi çeken bir husus, kervansarayların çoğunun on üçüncü yüzyılda inşa edildikleridir. Bu durum Anadolu nun istikrara kavuştuğunun ve ticari faaliyetlerin yoğunlaştığının bir göstergesidir. Böylece Selçuklu nun sunmuş olduğu bu hizmetlerden, Anadolu ya gelen tüccarlar istifade ederek can ve mal güvenliği içinde ticari faaliyetlerini sürdürebilmişlerdir. 431 Sonuç olarak Sultan I. Alâeddin Keykubad tarafından uygulanan yukarıda kısmen bahsettiğimiz ekonomik politikanın neticesi olarak toplumda işsizlik hemen hemen yoktu. Sultan Alâeddin Keykubad, işsiz güçsüz dolaşan Kalenderi 428 Güçlüay, S. Anadolu Selçuklu Devleti nin Ticaret Politikası Turan, O. (1981).Selçuklu Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti Koca, S. Türkiye Selçuklularının İzledikleri Ekonomik Politikalar Güçlüay, S. Anadolu Selçuklu Devleti nin Ticaret Politikası (Alâeddin Keykubad dönemi ticarette can ve mal güvenliğinin sağlandığını görebiliyoruz detaylı bilgi için çalışmamızın sayfalar ile e bakınız).

134 122 Tarikatına mensup din adamlarını bile yakalatarak, buğday tarlalarında ve taş ocaklarında çalıştırıyordu. Takip edilen ekonomik politikanın neticesi olarak şehir hayatı gelişmiş, şehirlerin nüfusu çok artmıştı. Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alâeddin Keykubad ın Konya surlarını yaptırırken (1221) komutanlara söylediği sözlere inanmak gerekirse, bu şehirde bir milyona yakın insan yaşıyordu. Dolayısıyla Selçuklu ekonomisinin en geliştiği zamanda hükümdar bulunan Alâeddin Keykubad ı ekonomik politikanın tek yapımcısı olarak görebiliriz Köymen, M. Altay. Ekonomi Politikası, Belleten

135 ALAEDDİN KEYKUBAD DEVRİ KÜLTÜR MÜESSESELERİ 8.1. Vakıf Türkiye Selçukluları, Anadolu da kendilerine has bir sosyo ekonomik yapı oluştururken İslam devletlerinden aldıkları vakıf kurma anlayışını geliştirerek iyi bir vakıf sistemi meydana getirmişler ve bunu Osmanlı vakıf anlayışına da temel yapı olarak aktarmışlardır. Genel olarak vakıfların, şahsi servetleri sosyalleştirilip kamu hizmetine sunduğu, sırf ahlaki ve insanı vazife anlayışının topluma katkı yaptığı, bu anlayışın bir sonucu olarak Türk-İslam toplumlarında içtimai adaleti sağladığı söylenebilir. 433 Kişilerin hayatın getirdiği her türlü olumsuzluklara karşı koruması ve iç huzuru ve asayişi sağlayarak cemiyet hayatını ahenkli hale getirici rolünden dolayı, Türk- İslam Kültürü, vakıf kurulmasını insanların en ziyade muhtaç olduğu şeyi vakfetmek, vakıfların en hayırlısıdır inancı ile asırlar boyunca teşvik etmiştir ve on binlerce vakıf esirini ortaya çıkaran hukuki yapıyı da aynı şekilde günün şartlarına uygun olarak geliştirmiştir. 434 İslamiyet in yayıldığı sahalarda, Bizans ın Roma Hukuku ndan esinlenerek kurduğu Suriye ve Mısır dini irad vakıfları dikkat çekiyordu. 435 Türkiye Selçuklularına anlayış olarak kaynaklık eden İslam medeniyeti ise bu seviyede bir vakıf anlayışının ve vakıf kurumlaşmasının ötesine geçerek, olayı sosyal ve kültürel boyutu ile ele almış, ihtiva ettiği sosyal ve ahlâki prensipler icabı, vakfın gelişimini diğer medeniyetlerdekinden daha ileri götürmüştür. Özellikle hayır ve yardım amacı güden vakıfların inkişaf ve geniş bir tatbik sahası bulmasında, bu dinin tesirleri çok büyük olmuştur. 436 Vakıf kurumu, İslam medeniyeti içinde, Abbasiler devrinde hukuki bir yapıya kavuştu. Ebu Yusuf adlı Abbasi bilgini, İslam hukukunun tedvinine çalıştığı bir sırada vakıf müessesesinin hukuki mahiyetini, zamanın temayüllerine uygun bir 433 Öztürk, N. (1983). Menşei ve Tarihi Gelişimi Açısından Vakıflar. Ankara İşeri, A. (1968).Türk Medeniyeti Kanununa Göre Vakıf. Ankara Köprülü, F. (1983). Türk-İslam Hukuk Tarihi Araştırmaları ve Vakıf Müesseseleri, İst Köprülü, B. (1951). Tarihte Vakıflar Ankara Hukuk Fakültesi Mecmuası. VIII. Ankara

136 124 şekilde ortaya çıkardı. Bunun sonucunda Abbasiler devrinde vakıf kurumunun, Türk bölgelerinde de hızla gelişme içine girdiği görülmektedir. 437 Türkiye Selçuklu vakıfları, özel mülkiyete konu arazi ve mallarda bir emire temlik edilmiş arazilerde, ikta arazileri gibi tasarruf hakkı elde edilen arazilerde yapılabiliyordu. Moğol istilasının ikta uygulamasını yıkarak devlet arazilerini genelde özel mülkiyet haline getirdiği görülüyor. 438 Özel mülkiyet biçimini daha Moğol hâkimiyeti öncesinde de görmemiz mümkündür. Anadolu da vakıf yapılabilecek özel mülkiyet arazilerine baktığımızda; kırsal kesimde emirlerin mülkiyetine aktarılmış arazi bölümleri yanında köy ve kasabaların kenarlarında özel mülkiyet arazisi olan sebzelikler, bahçeler ve meyvelikler ile şehirlerde özel mülkiyete açık olan bütün mekânlar, evler, dükkanlar, varsa araziler, irad olarak kiraya verilmiş mülkler serbest irade ile vakfedilebilmekte ve vakıf malı olmasıyla da kamu mülkiyeti haline dönüşmektedir. Anadolu toprakları, Bizans tan alınıp yerleşim yerleri dışında mini arazi halinde kamu mülkiyeti haline getirildiğinden bu haliyle kamu mülkiyeti üzerinde vakıf kurulamıyordu. Buna rağmen 13 yy.da ortaya çıkan vakıflar ve bunlara tahsis edilen arazinin tamamı özel mülktür. 439 Nitekim Altun Aba vakfiyesinde, Şemseddin Altun Aba, vakıf olarak bağışladığı mülkün tamamının kendisinin malı olduğunu resmen bildirmektedir. Bu tür mülkler genellikle şehir merkezlerinde bulunuyordu. Kırsal alanlarda ise bu özel mülk olan araziler ve mallar, çoğunlukla Konya ve İç Anadolu yöresindeki köylerin yakınlarında bulunuyordu. 440 Kırsal bölgelerdeki mini araziler ise temlik şeklinde kişilerin mülkiyetine geçebilmiştir. Şehirlerdeki meskenler, işyerleri vb. emlak, daha önceki hukuk uygulamalarından beri yine özel mülkiyet sayılmıştır. Şehirlerdeki imaretlere konu olan ve yine irad bırakmak için ortaya konulan vakıfların devlet tarafından yaptırılması söz konusu olmamıştır. Devlet, han, hamam, cami gibi imaretleri kendisi yaptırmıyordu. Bunları varlıklı durumdaki emirler ve devlet ricali 437 Öztürk, N. (1983). a.g.e., s Turan, O. (1997). İkta mad. İ.A. VII. Esk Cahen, C. (1984). a.g.e., s Cahen, C. (1984). a.g.e., s.. 180

137 125 kendi mülkleri üzerinde ve devlet ricali kendi mülkleri üzerinde yaptırır ve vakfederlerdi. 441 Bu vakıflara iradi söz konusu olan memleket arazilerinin I. Alâeddin Keykubad devrinde örneğine rastlandığı gibi kişilerin özel mülkiyetine devlet malını aktarma yolu 442 ile aktarılması Moğol valileri devrinde yaygınlaşmıştır. Cahen, Moğol istilasının, sadece kişilere toprak dağıtma ve şahıs vakıflarını arttırmakla kalmadığını belirtir. Ayrıca bu dönemde Anadolu Selçuklu Devleti ne ağır vergiler konduğu için devlet hazinesi başladı ve hayır kurumlarına aktarılan ödemeler kesildiğini belirtir. Hatta hayır kurumlarından devlet hazinesine geri ödenek aktarımı bile gündeme gelmiştir. Dolayısıyla bu zamana kadar bu kurumlar için devlet bütçesinden ayrılmış paraların artık devlet bütçesinin de tehlikeye düşmesi nedeniyle, sağlanmasını gözetmek amacı ile bir vakıf mülkü yönetimi altına girmelerinin daha uygun olacağı düşünülmüştür. İşte bu uygulama ve kurumların üzerinde yapılan vakıf yapılanmadır. 443 Cahen, vakfa konu olan mülkiyet çeşitleri arasında temlik ve özel mülkiyet üzerinde vakıf uygulaması yanında, üçüncü bir çeşit olarak devlet adına devlet toprağını vakfetme hususunu vurguluyor. Buna örnek olarak da Anadolu Selçuklu Komutanı Mübârizüddin Er-Tokuş un Antalya da yapılacak bir cami ve Uluborlu da yapılacak diğer hayır kurumları için 1216 da bazı mülkleri devletin bir valisi olarak devlet topraklarını kullanabilme yetkisine dayanarak vakıf yapmasını gösteriyor. 444 Vakıfların şer i usullere uygun olarak devletin temsilcisi durumundaki kadılar tarafından vakfiyelerle belgelenir, kişi mülkiyetinden devletin kontrolünde kamu mülkiyetine aktarılmış olurdu. Vakıfların satılması, bağışlanması, rehin verilmesi, mülk edinilmesi, mahiyetinin değiştirilmesi veya başka bir amaçla kiraya verilmesi söz konusu olmayıp, miras olarak da intikal ettirilemezdi. 445 Buna karşılık aile vakıflarından elde edilen gelirin vakıf giderlerin orada kalan fazlası şeyhin ailesine 441 Ergin, Y. (1936). a.g.e., s Cahen, C. (1984). a.g.e., s Cahen, C. (1984). a.g.e., s Cahen, C. (1984). a.g.e., s Ocak, Ahmet Y. (1985). Emirci Sultan ve Zaviyeleri. 185.

138 126 ve evladına maaş olarak dağıtılmaktaydı. 446 Bu durum devlet garantisi altında gelir elde etmek isteyen zengin derviş aileleri için uygun bir yol olduğu gibi Moğol işgalinin ekonomik değerleri yağmalama haline geldiği 13. yy. sonunda yağmalardan korunmak için de çıkış yolu olmuştur. Dolayısıyla Anadolu Selçuklu Devleti ndeki vakıflar, genel bir gelişme çizgisi içinde varlıklarını sürdürmüş değillerdir. Bu hüküm Moğol istilasının etkisini gösterdiği 13. yy. ın ikinci yarısından sonrası için daha da önem kazanır. Bu devirde Anadolu Selçuklu vakıflarının gerilediği, bakımsız kaldığı ortaya çıkmaktadır. Yine vakıf yapma işi daha çok siyasi çıkarlara yönelmeye başlamıştır. Ayrıca 13. yy. ın ikinci yarısında daha önceden yapılmış dini ve hayri kurumlar vakıf gelirlerinden mahrum kalmışlar bu nedenle bakımsız hale gelmiştir Kervansaraylar Selçuk kervansaraylarının yapılması, ticari hayatın bir sonucudur. Müstahkem yapıları itibariyle de kaynaklarda daha çok askeri olaylarla ilgili olarak anılırlar. Halbuki kervansaraylar aynı zamanda Türk kültüründe önemli bir yeri olan hizmet ve hayır anlayışı dahilinde işletilen sosyal müesseselerdir. Selçuklular günün şartlarına göre son derece modern konaklama tesisleri inşa etmişler, üstelik bu tesislerde, zengin fakir, hür-köle, müslüman gayrimüslim ayrımı yapmadan üç gün süreyle ücretsiz olarak aynı hizmeti sunmuşlardır. Bu, Selçukluların geniş bir hoşgörü ve hizmet anlayışına sahip olduklarının en açık delilidir. Kervansaraylar, ticari amacın dışında, verilen hizmetlere bakıldığında, Anadolu yu yalnız yabancı tüccarlar için cazibe merkezi haline getirmekle kalmamış, aynı zamanda Türk kültür ve sosyal hayatının tanıtımını sağlayan merkezler olarak da önem kazanmıştır. 448 Nitekim Devlet kervan kafilerinin başına Kervân Sâlâr adıyla bir idareci, Râhdâr veya Tutgavul kumandasında bir muhafız kıtası tayin etmek suretiyle kervanları emniyet altında idare ediyordu. Her türlü ihtiyaç düşünülerek inşa 446 Turan, O. (1988). Resmi Vesikalar Turan, O. (1946). Selçuk Kervansarayları.s (Alâeddin Keykubad dönemi vakıflar hakkında tezimizin arası sayfalarına bkz.) 448 Turan, O. (1981). a.g.e., s. 360.

139 127 olunan bu muhteşem abidelerde yolcular hayvanlarıyla birlikte üç gün kalmak, yemek yemek imkânlarına sahip bulunuyor, hastalar tedavi ediliyor, hatta fakir yolculara ayakkabı dahi veriliyordu. 449 Kervansaraylarda yolcuların gıdası için vakıf koyun sürüleri ve geniş memur ve müstahdemler kadrosu bulunması Türkiye Selçuklularında dini, ictimai ve insani duyguların ne derece yüksek olduğunu gösteriyor. Gerçekten de büyük kervansaraylar kale gibi müstahkem duvarları, burçları ve demir kapıları ile zengin emtia taşıyan kervanlara, aynı zamanda emin bir sığınak vazifesi görülüyordu. 450 Alâeddin Keykubad, ticareti teşvik için bazı tedbirler almış ve ticaret yollarının emniyetini sağlamıştır.bununla birlikte, zengin ticari mallar taşıyan büyük kervanların, karalarda düşmanlar veya göçebe halk, denizlerde yabancı korsanlar tarafından tecavüze uğraması halinde, zararı tanzim etmek için, tarihte ilk kez devlet garantisi getirmiştir. 451 Ticaret kervanlarının emniyeti ve dinlenmeleri için ticaret yolları üzerine kervansaraylar inşa ettirmiştir. Kayseri ve Aksaray civarında inşa edilen Sultan Hanları, bu zamanda inşa edilmiştir.bu konaklama yerlerinde yolculara zenginfakir, müslüman- gayri müslim, hür-köle ayrımı yapılmaksızın ücretsiz yemek verilmesi, hayvanlarına bakılması,dönemin insanlık anlayışını ve medeniyetini göstermektedir 452 Kervanlar bu açıdan dikkat edildiğinde iki önemli mühim gayeyi göz önünde bulundurmak suretiyle inşa edilmişlerdir. * Zengin ticari kervanlara, hudut civarlarında düşman çapullarından, göçebe ve eşkiya baskınlarından koruyarak emniyetli konak yerleri sağlamak. Bundan dolayıdır ki bunlar güçlü surlarla çevrilmiş, surları üzerinde kule ve burçlar inşa edilmiş, kapılar demirden yapılmış ve bu surette her türlü tehlikelere karşı inşa edilmiştir. Sultan I. Alâeddin Keykubad zamanında da bu gaye esas 449 Turan, O. (1981). a.g.e., s Turan, O. (1946). a.g.e., s Zercani. (2005). Sultana Öğütler. 38: Turan, O. (1988). Resmi vesikalar. s Zercani. (2005). Sultana Öğütler. 38: Turan, O. (1988). Selçuklular Zamanında Türkiye. 396.

140 128 alınarak kervansaray yapma işleri bütün hızıyla devam etmiştir ki bu kervansarayların mimari özelliklerini ilerleyen bölümlerde detaylı olarak değineceğiz. Örneğin, Konya-Aksaray yolu üzerinde bulunan Alâeddin Keykubad Hanı, Karamanlılar ile Memreş adlı bir Türk beyi arasında oluşan bir muharebe de tahribe uğramış ve iki burcu yıkılmıştı. Bu yıkıklık dolayısıyla Konya Aksaray yolu emniyetsiz bir hâle geldiğinden, birkaç yıl işlemez oldu ki ortaya çıkan bu durumu önlemek için 14. asrın başlarında Gazan Han ın yarlığı ile Selçuk ülkesi vakıflarına nazır olunca, yıkılan bu iki burcu yaptırdı ve bu sayede yolun eski güvenirliği sağlanarak işlemeye başladı. 453 Sultan Aâeddin Keykubad kervansaraylarından birisi de Sultan Hanı dır. Alâeddin Keykubad tarafından Aksaray a bir menzil mesafede yaptırılan bir kervansaraydır. Nitekim bir Moğol kumandanının Selçuk Hanı na sığınmış bir Türk beyini orada asker ile, iki ay kuşatıp teslim alamaması bu kervansarayın dinlenme için olduğu kadar emniyet bakımından da ne kadar inşa edilmiş bir han olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. 454 Gezginlerin heyecanlı anlattıkları heybetli Sultan Han Kervansarayı, kalın duvarları üzerinde 24 kulesi olan görkemli bir kale görünümündeydi. Buranın stratejik ve ticari önemi vardı. Konya, Ladik ve Ankara dan gelen yolların kavşağı olan burada yüzlerce deveden oluşan kervanlar, elverişli ve güvenirli bir barınak bulunuyordu. Başkente yakın olan kervansarayda mühimmat ve yiyecek depolanıyordu. Sultan I. Alâeddin Keykubad tarafından 1229 da inşa ettirilen bu han Moğollar döneminde yıkılmış, Sultan II. Keykavus tarafından yeniden yaptırılmıştır. 455 ** Kervansarayların hedef tuttuğu ikinci mühim gaye de, yolcuların kondukları ve geceledikleri yerlerde her türlü ihtiyaçlarını temin etmek idi. Gerçekten de bu maksatla, kervansaraylarda vücuda getirilen tesisler önemlidir. İçlerinde yatakhaneleri, aşhaneleri, erzak ambarları, ticari eşyayı koyacak 453 Turan, O. (1981). a.g.e., s Gordlevski, V. (1988). a.g.e., s Turan, O. (1946). a.g.e., s. 479.

141 129 depoları, yolcuların hayvanlarını koyacak ahırları, savanlıkları, yolcuların namaz kılmaları için mescidleri, misafirlerin yıkanması için hamamları, şadırvanları, hastaneleri ve hatta eczaneleri, yolcuların ayakkabılarını tamir ve fakir yolculara yenisini yapmak için ayakkabıcıları, hayvanları nallamak için nalbantlara varıncaya kadar her ihtiyacı karşılayacak teşkilat ve tesisleri ve bütün bunları, bunlara dair gelir ve masrafları idare edecek divan ve memurları vardı. Bu büyük yollar üzerinde yapılan ve umumiyetle yapıcıları Selçuk sultanları ve devlet adamları olan bu muazzam kervansaraylar hep vakıf idiler ve maddi büyüklükleri ve teşkilatları nisbetinde de zengin vakıflara sahiptiler. Bu suretle bu kervansaraylara inen tüccar vs. her türlü yolcu,zengin olsun, fakir olsun, orada her türlü ihtiyacını görebilirdi. 456 Kervansarayların vakıfları hakkında, Aksaray civarında bulunan Alâeddin Keykubad Han ın, vakıf gelirinden iki burcunun dirhem ile tamir edilmesi vakıf gelirinin ehemmiyeti ve bir kervansarayın inşası için sarfedilen tutarı göstermesi bakımından önemlidir. Yine Alâeddin Keykubad ın Kayseri Sivas yolu üzerinde yaptırdığı diğer Kervansaray Sultan Han nın da vakıf olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. 457 Bu konuyla O. Turan, Memlük Sultanı Baybars ın Kayseri den ordusuyla ve birtakım Selçuk devlet adamlarını da yanına alarak Anadolu seferinden dönüşü anlatılırken, Alâeddin Keykubad Kervansarayı nın Karatay Kervansarayı ndan daha büyük olduğunu, sultanın ordusuyla burada konakladığını, hana ait büyük vakıflar mevcut olup bunlar arasında kuzuları kervansaraya gelen yolculara kesilmek için civarda birtakım vakıf koyun sürülerinin beslendiğini, sultanın askerlerinin, bunlardan kesip yediğini belirtmiştir. 458 Kervansarayların vakıfları ve masrafları ile onlara ait memur ve çalışanların işlerini, görev ve vazifeleri ve bunların maaşlarını yine Osman Turan dan öğreniyoruz. Bu işleri idare ve kontrol etmek için mütevelli, müşrif (müfettiş) ve nazırlar dan oluşan bir heyet tayin edilmiştir. Müşrife yılda 50 dirhem (100 lira) ve 50 mudd (yani takriben 160 kile, bir kile otuz kilo hesabıyla buğday maaş tayin 456 Turan, O. (1946). a.g.e., s Turan, O. (1946). a.g.e., s Turan, O. (1946). a.g.e., s. 483.

142 130 edilmektedir.) Nâzırın maaşı da yıllık 360 dirhem ile 20 mudd buğdaydır. Kervansarayda yolcuların namaz kılması için yapılan mescide bir imam ve müezzin tayin edilip, bunlardan ilkine yılda 200 ve ikincisine 150 dirhem para ve yirmi mudd buğday maaş verilmektedir. M. Bayram a göre; kervansarayda gelen yolculara parasız yemek pişiren ve dağıtan, bir aşhane mevcuttur. Burada yemek pişiren aşçıya yılda 200 dirhem para ve 20 mudd buğday maaş tayin ediliyor. Kervansaraya gelen müslüman, kâfir, hür, köle her yolcuya günde, her okka yüz dirhem itibariyle, üç okka (yani bir kilogram) ekmek 250 gram pişmiş et ve bir çanak da yemek verileceği şart koşuluyor. Ayrıca her cuma akşamı bal helvası yapılarak yolculara dağıtılıyordu Ahilik Kaynaklarda Tam adı Şeyh Nâsıruddin Ebü l Hakayık Mahmud b.ahmed el- Hoyi olan Ahî Evren, 1171 yılında Azerbaycan ın Hoy şehrinde doğmuştur. Hoy şehri ve çevresi Büyük Selçuklular zamanında Türkmenlerin yoğun olarak yerleştiği bir bölge olduğundan, Ahî Evren in de Türkmen bir aileye mensup olduğu kabul ediliyor. Evren isminin kendisine verilmiş olması tartışmalara neden olmuştur. Evren, Oran, Ören şeklinde okunan bu kelimenin Evren olduğu üzerinde anlaşılmıştır. 460 Ahî Evren, 1199 yılında Herat ta bulunuyordu. Gençliğinde Horasan ve Maveraünnehr e gitmiş ve medrese tahsilini buralarda yapmış ve buralarda tanınmış kişilerden ders almıştır yılında Bağdad a gelip burada Abbasi H alifesi Nasır Li-Dinillah, Fütuvvet Teşkilatı nı başında bulunuyordu. O, ileri gelen devlet adamları ile hükümdarlar ve ilim adamları bu teşkilata alıyordu. Böylece İslam ülkelerinde gücünü artırıyordu Bayram, M. (1980). Türkiye Selçukluları Döneminde Bilimsel Ortam ve Ahiliğin Doğuşuna Etkisi, Türkler Evren, A. (1950).Tasavvufi Düşüncenin Esasları. (trc. M. Bayram). 7-16: Köprülü, F. (2003).Türk Edebiyatında İlk Mutasaffıflar : Çağatay, N. (1996). Anadolu da Ahilik ve Bunun Kurususu Ahî Evren. Beleten. XLVI. S Köprülü, F. (2003). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. 201: Çağatay, N. (1996). Anadolu da Ahilik Anadolu da Ahilik ve Bunun Kurususu Ahî Evren : Ahî Evren, Tasavvufi D üşüncenin Esasları

143 131 Fütüvveti önce bir meslek haline getiren zat, birçok kaynağa göre imamiyye den olan Abbasi Halifesi Nâsır Lidinallah ( ) dır. Harzemliler ve Anadolu Selçukluları ile münasebeti olan bu zat, eskiden beri Hz. Osman ın son zamanlarında İranlılardan alınmış bir adet olan fındık-endazlık a çok düşkün idi. Esasen o zamanlarda fındık-endazlar pek çoğalmış olup bu sanat bir nevi kabadayılık sayılıyordu ve bunların kendilerine mahsus halife olunca, buna büyük bir ehemmiyet verdi. Kendisi zaten fütüvvet şalvarını giymekte idi. Bu meslek erbabı arasında samimi ve kuvvetli bağlar kurmak için, kendi halifeliğini tanıyan melik ve emirlere mektuplar yazarak fütüvvet kasesinden içmelerini, fütüvvet şalvarını giymelerini ve kendisini pir olarak telakki eylemelerini teklif etti. Kabul edenler Bağdat a giderek onun elinden şalvar giymekte ve fütüvvet kasesinden içmekte idiler. 462 Nitekim, Anadolu Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus zamanında halifenin, onu Fütüvvet Teşkilatı na almak için elçi göndermesinden sonra, Anadolu da fütüvvet hareketinin yayılmaya başladığı bilinmektedir. Keykavus un ölümünden sonra yerine geçen I. Alâeddin Keykubad Dönemi nde de yine aynı halifenin gönderdiği elçiler heyeti vasıtasıyla fütüvvet hareketinin yayılması hızlanmıştır. 463 Dolayısıyla Alâeddin Keykubad Sühreverdi aracılığı ile fütüvvet şalvarı giyinip bu örgüte sokulmuştur. 464 Fütüvvetin Anadolu ya yerleşip nasıl bir gelişme gösterdiği konusunda, Köprülü nün tespitleri gerçekten önemlidir. Büyük bir ihtimalle, I. İzzeddin Keykavus un Fütüvvet Teşkilatı na girmesinden sonra, bu teşkilat Anadolu merkezlerinde daha kuvvetlenmiş, Anadolu nun manevi ortamında fikri cereyanlara uyarak biraz tasavvufi bir renk de almış ve köylere kadar yayılarak Alplar teşkilatı ile de, yani toprak sahibi sipahilerle de münasebet oluşmuştur. 465 Ahiler zamanla sarayda büyük rol oynamaya başlamıştır. Sultanların görüşlerini sormakta, alplar gibi silahlanmaktadır. Ahiler zamanla toplantılarda görülmeye, emir görevlerinde bulunmaya başlamışlardır. 466 Ahilerin devlet 462 Demir, A. (1996). Fütüvvet Teşkilatının Kökeni, Teşekkülü ve Türkiye Selçuklularındaki Durumu Çağatay, N. (1996). Anadolu da Ahilik ve Bunun Kurucusu Ahi Evren. Belleten. C. XLVI. TTK Bas. Ankara, Köprülü, F. (1999). Osmanlı Devleti nin Kuruluşu Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti Ziya, H. (1924). Selçukluların İnkırazı Zamanında Konya. Mihrab. sayı: (Ahiliğin Konya da Gelişimi Hakkında detaylı bilgi için bkz.).

144 132 hayatında herhangi bir resmi görevi yoktur. Fakat devlet, resmi törenlerde Ahilere tıpkı devlet adamları gibi protokolde yer vermiştir. Tahta çıkma, biat, karşılama gibi önemli toplantılara katılırlardı. Amaçları yeni yönetimde yerlerini korumaktı. Nitekim Alâeddin Keykubad tahta çıkmak için Aksaray dan Konya ya yola çıktığında Aksaray ın ileri gelen Ahilerden bir grup Konya sınırına kadar sultanın yanında yer aldığı kaynaklarda belirtilir. 467 Ahiler zamanla bütün şehirlerde olduğu gibi Konya da da büyük bir mevkii kazanmıştır. 468 Örneğin Konya da ahilerin başı olan Ahmedşad, dışalım kumaşları ticareti yapmaktadır. Bu ise onun zenginliğini göstermektedir. 469 Ahiliğin sadece bir esnaf teşkilatı olmadığını belirtmek gerekir. Zira onlarda sufi nitelikler de mevcuttur. Köprülü zamanında Ahi teşkilatının herhangi bir esnaf toyluluğu olmadığını ve o teşkilat üzerineden düşüncelerini yayan bir tarikat kabul edilebileceği fikrini ileri sürmüştür. 470 Fakat daha sonra tarikat fikrinden de vazgeçmiştir. 471 Selçuklular zamanında Kayseri de yayılan Ahi teşkilatının yanında Türkmen hanımları da kendi aralarında örgütlendikleri ve onların kurduğu örgüte de Bacıyân-ı Rum (Anadolu Bacıları) dendiği tespit olunmaktadır. Kayseri deki bu sanayi sitesinde bulunan örgücüler ve dokumacılar çarşısında Ahilerin kızları ve hanımları da el sanatlarını burada icra ediyorlardı. Hatta Yeniçerilerin başlarına giydikleri Akbörük ün ilk defa Kayseri deki külah düzlar çarşısında Bacılar tarafından imal edildiği de tesbit edilmiştir. Türkmen Şeyh Evhadüd-din Hâmid el Kirmani nin kızı bu Ahi Evren in eşi olan Fatma Bacı (Fatma Hatun) da bu örgütün lideri konumunda olduğu anlaşılmaktadır İbn Bibi. (1996). el- Evâmîrü l- Aliyye. 214: Koca. S. Ahilerin Türkiye Selçuklularında ki Rolleri. II. Ahilik Araştırma Sempozyumu. Ankara Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti detaylı bilgi için bkz. a.g.e Köprülü, F. (2003). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara Köprülü, F. (1999). Osmanlı Devleti nin Kuruluşu Detaylı bilgi için bkz. Bayram, M. (1994). Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum: Bayram, Mikail. (1981). Anadolu Selçukluları Devrinde Anadolu Bacıları (Bacıyan-i Rum) Örgütünün Kurucusu Fatma Bacı Kimdir?, Belleten. XLV. Ankara Harzemşahların Halat a saldırması sonrası çıkan mücadelede Alâeddin Keykubad a bağlı Melik Eşref başarı kazandı. Bunun üzerine Eşref surlarını inşa etmek ve şehri ikamet edilebilir hale getirmek için Halat a gitti. Sultanda ona 1000 atlı hediye gönderdi. (bkz. Abu l Farac Tarihi. (1999). II. (çev. Ömer Rıza Doğrul). Ankara. 529)

145 133 Ahî Evren, yılları arasında 90 yıl yaşamıştır.uzun bir hayat sürmüş, en verimli yılları Türkiye de geçmiştir. 1 Nisan 1261 yılında şehit edildiğinde Ahîlik teşkilatı çok sağlam bir şekilde Türkiye de yerleşmiş bulunuyordu. Hayatının son 14 yılı Kırşehir de geçmiş, Ahîliği burada daha önemli bir şekilde teşkilatlandırmıştır. Ahî Evren vefatından uzun bir süre sonra, 1278 tarihinde, türbesi yaptırılmış, zâviye ve mescid ile beraber bu müesseselere birçok arazi vakfedilmiştir. Vakfiye ; zâfiye, mescid ve türbe için vakıf gelirlerinin nasıl kullanılacağını ve bu şartlara riayet edenlere dua ile sona erer Mimari Semra Ögel, 13. yy Anadolu sanatında bütün İslam aleminde eşine az rastlanan bir verimlilik olduğunu belirtir. I. Alâeddin Keykubad Selçukluların en kudretli hükümdarı olarak anılmağa her bakımdan hak verilecek şekilde sanatta bir altın devir açmıştır. Konya ve Niğde deki büyük camilerinden başka devletin ekonomik refahı hesaplanarak iyi planlanmış yol sisteminin icap ettirdiği büyük kervansaraylar programı onun düşüncesinden çıkmıştır. Konya surları inşaatına bizzat kendi katıldığı ettiği gibi bey ve vezirlerine burçlar yaptırarak 474 herbirinin adı yaptırdığı kısma kazınmak üzere dengeli bir işbirliği kurdurulmuştur. 475 Selçuk sanatını değerlendirdiğimizde en ziyade şahsiyet gösterilebilen mimaridir. 476 Anadolu nun içlerine kadar yayılmış olan, özellikle Konya, Kayseri, Niğde, Amasya, Tokat, Sivas, Divriği daha birçok illerde birçok mimari eser yapılmış olup günümüzde de varlığını devam ettirmesi bizlere, Selçuk uygarlığı ve mimarlık sanatı hakkında bilgi verebilir Tarım, C.Hakkı. Tarihte Kırşehri-Gülşehri : Ahî Evren in pek çok eseri vardır. Bunlar genellikle devrin ileri gelenlerine sunulmuş didaktik eserlerdir. Fakat eserlerintam bir listesi yapılmamıştır. Ahî Evren yazdığı eserlerin bir kısmını da sultan Alâeddin Keykubad a sunmuştur.bunlar: Mürşidü l-kifâye, Yezdân Şinaht, Tercüme-i en-nefsu n- Nâtıka dır(.detaylı bilgi için bkz, Ahî Evren, Tasavvufi Düşüncenin Esasları, trc. M.Bayram. 98,100,101). 474 Ögel, S. (1987). Anadolu Selçuklularının, Taş Tezyinatı, Ankara Ziya, H. (1924). Selçukluların İnkırazı Zamanında Konya Mihrab Kıenıtz, Friedrich Karl. (1986). Osmanlılardan Önceki Anadolu Türklerinin Politik Kültür Bakımından Dünya Tarihindeki Önemi. (çev. Mithat San). Belleten. sayı: Turan, O. (1988).Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar. Ankara 53.

146 134 Nitekim iktisadi ve kültürel bakımdan çok ileri bir durum arzeden Selçuk Türkiye sinde, bütün yardım ve hayır müesseseleri gibi hemen her şehir ve kasabada Dâruş şifâ, Darul âfiye, Dâruş sıhha veya Bimaristan adıyla hastaneler inşa edilmişti. Konya da da Alâeddin Keykubad tarafından yaptırılmıştır. Alâeddin Keykubad tarafından yapıldığı isminden anlaşılan bu hastanenin büyük ve güçlü bir bina olduğu ve bu sağlamlığından dolayı asilerin sığındıkları yerlerde olabildiği kaynaklarda belirtilir. 478 Dolayısıyla ülkenin en büyük gelişme gösterdiği I. Alâeddin Keykubad döneminde hayır eserleri, mimari yapılanma fazlasıyla gelişmiştir. 479 Özellikle Türkiye Selçuklularında Konya, Kayseri, Sivas, Antalya, Kubâdâbad 480 ve Alâ iye de 481 mimari çalışmalar yoğunluktadır. Türkiye Selçuklu Devleti nde hükümetin imar ve inşa işleri için Emir-i Mimar ın idaresinde bir nezaret vardı. Bunun yanında her büyük abidenin evkâfında maaşlı daimi bir mimarı bulunduğuna dair vakfiyelerin kayıtlarında da vardır. 482 Dolayısıyla Anadolu nun her tarafında camiler, türbeler, medreseler, hanlar, çeşmeler yapılmıştır. Özellikle Alâeddin Keykubad ın güçlü siyaseti sayesinde memlekette düzen sağlanmış, mimari gelişmiştir. 483 Alâeddin Keykubad ilerde saldırı tehlikelerine karşı, belli başlı şehirlerin güçlendirilmesini emretmiştir. Emirlere dağıtılan bu vazife kısa sürede tamamlanmış ve Konya, Sivas, Kayseri şehirleri güçlü surlarla çevrilmiştir. Bu dönemde özellikle hamam ve hayır müesseselerinin yapımına önem verilmiş olup hükümdarlar sefere çıktıkları zaman çadır hamamda banyo yapılırdı. Nitekim I. Alâeddin Keykubad Anadolu da Hamâm-ı Seferi denilen bir çadır hamam ile birlikte sefere çıkıyor,altın,gümüş takımlar, anber kokular bu hamamın içinde bulunuyordu Aksarayi. (2000). a.g.e., s Baykara, T. Anadolu nun Selçuk Devrindeki Sosyal ve İktisadi Tarihi Üzerine Araştırmalar Baykara, T. Anadolu nun Selçuk Devrindeki Sosyal ve İktisadi Tarihi Üzerine Araştırmalar Turan, O. (1981).Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti Köprülü, F. (1331). Anadolu da Türk Medeniyeti, Milli Tetebbular Mecmuası Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti : İbn Bibi. (1996) , Turan, O. (1993). Seçuklular zamanında Türkiye : Eldem, H. (1982). Kayseri Şehri : (Anonim Selçuknâme ye göre burçların inşası için 140 emir vazifelendirilmiştir. Bk. 20). 484 Turan, O. (1981).Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti (aynı yazar, İ.A., Alâeddin mad.)

147 135 Yine Alâeddin Keykubad döneminde yardım müesseseleri, hastaneler, zâviyeler, yaygın idi. İslam da ilk hastane Harun Reşid in Cundişânvür da Sasanilere ait Bimâristân (Hastahâne)i tabibleri ile birlikte Bağdat ta başlar. Alâeddin Keykubad a ait Darus Şifâ-i Alâi nun varlığı bilinmektedir. Hükümdar sıhhatleri için doktorlara çok ehemmiyet verir, saraya en meşhur doktorları tayin ederdi. Alâeddin Keykubad da yerli yabancı birçok doktoru hizmetinde tutardı. 485 Sultan Alâeddin Keykubad zamanında yapılan büyük imar faaliyetlerinin en önemlileri şunlardır; Kubâd Abâd, Alâ iye ve Alara kalesi, Sultan Hanı, ve Konya daki mimari çalışmalarıdır. Nitekim Anadolu daki saraylar içinde ilk bilineni, bir köşkler topluluğu halinde olan Konya Selçuklu sarayından kalabilmiş köşkte idi. Selçuk Sultanı II. Kılıç Arslan tarafından yaptırılmış fakat I. Alâeddin Keykubad zamanında tamir ve tahkim edilerek süslenmiş olan bu köşk, bugün Alâeddin Köşkü kalıntısı adı ile tanınan bir duvar parçasından ibarettir yılında fethedilen Alâiye de sultan kendisi ve emirleri için kışlık bir merkez ve istirahat beldesi olarak şanına uygun bir şehir ve kale inşa ettirdi. Şehir merkezinde bir cami devlet erkanı için konaklar, medrese, hamam, bir de tershane bulunuyordu 486 Zercani, Sultan Alâeddin Keykubad ın kış aylarını geçirdiği Antalya ve Alanya bölgesinde de saray ve köşk vardır. Bilhassa Alanya iç kalesinde bulunan çini parçaları ile Aspendos taki tiyatroda tespit edilen çini kaplamalar burada bir sarayın mevcud olduğunu gösterir. Alara Kalesi nin tepesindeki hamamlı kasır, Selçuklu sultanlarının bu tabiat hayranlığını ve manzara zevkini en kuvvetle belirten bir örnek olarak zamanımıza kadar gelmiştir. Alara Kalesi, Alanya Antalya arasında sahilden tahminen 10 km. kadar içeriye kıvrılan bir yolun 485 Yetkin, Ş. (1970). Sultan I. Alâeddin Keykubad ın Ankara Kalesi Kasrının Hamamındaki Freskler, Sanat Yıllığı Tarihi III. İst. Edebiyat Fak. Yayınları Zercani. (2005). a.g.e., s. 28.

148 136 sonunda, dar ve derin bir vadiden akan Alara Çayı nın yanında tek başına yükselen kayalık, yalçın bir dağ üzerindedir. 487 Yine Sultan Alâeddin Keykubad tarafından yenilenen Konya surları ilginçtir. Kale saldırılara karşı direnç gösterecek güçte olduğu gibi, aynı zamanda kendine özgü bir sanat yapıtı olarak kurulmuştur. Her şeye rağmen, bunlar sultanın hem sanatsal hem askeri amaçlar güttüğünü göstermektedir. 488 Dolayısıyla Alâeddin Keykubad zamanında inşa edilen mimari eserleri 3 e ayırabiliriz. 1- Savunma ya da güvenlik ile ilgili yapılar 2- Sosyal kültürel yapılar, 3- Köşkler ve Saraylar. Savunma ya da güvenlik ile ilgili yapıların başında şüphesiz dünyanın sayılı harikaları arasına girebilecek nitelikteki Konya şehri surları gelir. Konya şehri, tarihi belgelere göre Alâeddin Keykubad zamanına kadar, bugün Alâeddin Tepesi adını verdiğimiz ve içinde saray siteleri ile bazı antik yapıları ihtiva eden bir iç kale ile bunun çevresinde yer alan mahallelerden ibarettir. 489 Sultan Alâeddin, düşmanların saldırılarından, sellerden şehri korumak için bütün şehri kuşatan sağlam ve gösterişli bir sur yaptırmağa karar vermiş ve bunun için devletin zengin emirlerini görevlendirmişti. Sultan yapılacak olan sur için, mimar ve ustalarla Konya şehrinin etrafını dolaşmış, duvarlar ile burçların ve kapıların yerlerini tesbit ettirmiştir. Surun çevresi 5-6 km yi bulmakta olup yüksekliği 18 m, genişliği de yaklaşık 3 m idi. Konya şehri bu sura ait 12 kapı ile dışarıya açılmakta idi. Bunlar Larende Kapısı, At Pazarı Kapısı, Telli Kapı, Aksaray Kapısı, Çeşme Kapısı, Ertaş Kapısı ile Yeni Kapı bizzat Alâeddin Keykubad tarafından inşa ettirilmiş ve zengin bir biçimde süslenmişti Zercâni. (2005). Sultana Öğütler : Gordlevski, V. (1988).Anadolu Selçuklu Devleti (Özellikle Zercani nin kitabına el-letâifu l Alâiye adını vermesi de Alâiye şehrinin imarından sonra görülen, mimari güzelliğe hayranlığında dolayıdır. detaylı bilgi için bkz. adı geçen eser. 28) 488 Önge, Y. (1988). Alâeddin Keykubad Döneminde Konya da İnşa Edilmiş Mimarlık Eserleri. Selçuk Dergisi. S. 3/Haz. Selçuk Araştırmaları Merkezi Önge, Y. (1988). Alâeddin Keykubad Döneminde Konya da İnşa Edilmiş Mimarlık Eserleri. 50 (detaylı bilgi için bkz ). 490 Karpuz, H. (2001). Anadolu Selçuklu Mimarisi. Konya: Selçuk Üniversitesi Yaşatma ve Geliştirme Vakfı Yayınları

149 137 Yine Konya da Şeker Fürus Mescidi, aynı adlı mahallededir. Tuğla malzemenin ağır bastığı kubbeli bir harimden oluşur yılında Şeker Furus Şaban oğlu Hasan tarafından yaptırılmıştır. 491 Alâeddin Keykubad ın eşi Hunad (Mahperi) Hatun tarafından Kayseri de Hunad Hatun Medresesi yaptırılmış olup, araştırmalarda medresenin camiden önce yaptırılmış olduğunu göstermektedir. Muntazam bir taş işçiliğine sahip yapı açık avlulu medreselerden iki eyvanlılar grubuna girer. Revağın eyvan önündeki bölümü yıkılmıştır. Duvarlar cami gibi köşe ve destek kulelerine sahiptir. Sekizgen planlı türbe mermer olup her köşede süslü sütunlara yer verilmiştir. 492 Nitekim özellikle Konya da bahsettiğimiz bu mimari çalışmalar, İbn Batuta, Seyahatnamesi nde, Konya yı: Güzel inşa olunmuş, suyu güzel, bahçe ve bostanlarıyla, çarşı ve pazarlarıyla dolu bir şehir olmak üzere belirtmektedir. Şehrin başlıca kapısı da heykel tarzında yapılmış iki arslan ile bir de Konya daki küçük müzede muhafaza edilen iki büyük kabartma bulunmaktadır. 493 Yine Alâeddin Keykubad mimari eserlerinden biri de Sultan Hanı dır. Konya Aksaray arasındaki eser, Alâeddin Keykubad ın yol programına uygun olarak girişilen büyük inşa faaliyetinde birbiri ardı sıra yükselen kervansaraylar, devletin büyüklüğünün, kudretinin, ihtişamının sembolü idiler. Yolculara verilmek istenen emniyet hissini bu binaların yalnız kalın, heybetli duvar ve kuleleri değil, eserin en tesir edici tarafı bütünlüğüdür. İhtişam, kudret, emniyet, zarafet, uygun kalıpta birleşmiştir. Sultan Hanı I. Alâeddin Keykubad ın altın devrinin bir sembolü olmuştur. 494 Sosyo kültürel yapılar içinde sayacağımız bir diğer eser de dini yapılardan olan, Alâeddin Tepesindeki meşhur Alâeddin Câmi gelir 495 Alâeddin Câmi 491 Karpuz, H. (2001). a.g.e., s Mendel, G. (1917). Anadolu Selçuklu Abideleri Yeni Mecmua nu: 19. (çev. Vahid Bey) : Mendel, G. (1917). Anadolu Selçuklu Abideleri İbn Batûda. (2000). İbn Batûta Seyahatnâmesi: Ögel, S. (1987).Taş Tezyinatı. 13: Karpuz, H. (2001).Anadolu Selçuklu Mimarisi Önge, Y. (1988).Alâeddin Keykubad Döneminde Konya da İnşa Edilmiş Mimarlık Eserleri Mendel, G. (1917).Anadolu Selçuklu Abideleri. s Ancak Mendel bu caminin minber ve türbesinin Mısırın üslubunu andıran bir tarzda olduğunu, çatısının da doğrudan doğruya Ermenistan usulü olduğunu belirterek yanlış beyanda bulunmuştur. Detaylı bilgi için bkz., a.g.m., s Mendel in bu düşüncesine karşı Henri Gülück, makalesinde şu bilgileri verir: Konya da Alâeddin Câmi, Bahr Sefid, sanatının sütün ve

150 138 inşaasına Keykavus tarafından başlanılmış ve Alâeddin Keykubad tarafından miladın senesinde değişikliklerle son şeklini ve adını almıştır. 496 Hamdi Zâde, Alâeddin Câmi ni üç kısımda inceler. Birinci kısım mihrab ın bulunduğu yerdir. İkincisi bunun sol tarafında tesadüf edilip küçük bir mihrabı olan kısmıdır ki bu mihrab ilkinden farklıdır. Üçüncüsü de büyük mihrabın sağ tarafındaki kısımdır. Bu mihrabın dış tarafına tesadüf eden temel taşında haç şekillerinin görülmesidir. Bu kısmının üzerindeki çinili kubbenin Sultan Rükneddin Mesud tarafından yapılmıştır. Sultan Mesud, devamını getiremediği için devamını II. Kılıç Arslan kendi namına aid olan ikinci kitabeyi mezur minbere ilave ederek babasının isteğini yerine getirmiştir. 497 İkinci ve üçüncü kısım ise Gıyasedin Keykavus tarfından atılmış altı sene sonra inşasına başlanmış ve bir sene sonra biraderi Alâeddin Keykubad tarafından bitirilmiş ve ismini almıştır. 498 Halil Eldem e göre; Bu camide bulunan ağaç oyma minber üzerindeki yazıttan anlaşıldığına göre cami Ahlatlı Hacı Usta tarafından 1155 yılında bitirilmiştir. 499 Yine kaynaklarda Alâeddin Keykubad dönemi yapıtlarında en önemlilerinden biri de Alâiye Kalesi olarak kabul edilir. Alâiye Kalesi nin iki kapısı olup, bir tepe üzerinde bulunup etrafı sarp olmakla beraber bir sur ile çevrilidir. Burası da ayrıca bir sur ile ayrılıp iç kaleyi teşkil eder. Sultan Alâeddin Keykubad ın önceki bölümlerimizde değindiğimiz, Alâiye nin (Golonores) alınmasıyla bu kalenin adı da kendi lakabına nisbeten Alâ iye ismiyle değiştirilmiştir. Kaynaklarda Alâiye kalesinin yeryüzünün en güzel kalelerinden biri olduğu ve Alâeddin Keykubad tarafından yaptırıldığı belirtililiyor. 500 başlıkları yanında garp memleketlerinin dökümlü sütunlarının hususi şekilleri mevcuddur ki Hindistan ve Orta Asya dan Hıristiyan Avrupa ya kadar Yayınlarıılan bu durum sonra İspanya ve İspanya taraflarıyla Avrupa ya İslamlar tarafında vuku bulmuştur der ve bu cami nin Türk-İslam kültürünü taşıdığını vurgular. (bkz. Glück, H. (1915).Türk sanatı, çev. Köprülüzade Ahmet Cemal Bey, Yeni mecmua No: 59, 132) 496 Hamdi Zâde. (1915). Tarih-i Osman-i Encümeni Mecmuası. No: Hamdi Zâde. (1915).Türkiye Selçukluları Tarihi : detaylı bilgi için bkz.. a.g.m Gordlevski, V. (1988). a.g.e., s Edhem, H. (1982). Kayseriye Şehri (detaylı bilgi için bkz. a.g.m ): Turan, O. İ.A. Alâeddin mad. 500 Turan, O. (1988). Resmi Vesikalar. 14: Oral, M.Zeki. (1968). Kubâd-Abâd Sarayı Harpi ve Simurgları. Türk Etnografya Dergisi. sayı: X. TTK. Baş Ankara

151 139 Zeki Oral a göre; Kubâd Abâd Sarayı, yine Alâeddin Keykubad yapıtlarından olup, Konya Antalya yolunda tesis edilmiş olup, yakın zamana kadar nerede olduğu malum değil iken kaynaklara dayanılarak bir göl civarında olacağı tesbit edilmiştir. Meydana çıkan bu kitabe Keykubad zamanında, Kubâd âbâd valisi bulunan Bedrettin Savtaş tarafından bir cami bina edildiğini göstermektedir. 501 Kubâd âbâd saraylarında bulunan çiniler Türk çiniciliği bakımından önemli oldukları kadar Selçuk devri ressamlığı ve etnografyası için de incelemeğe değer bir konudur. 502 M. Önder, Kubâd Abâd Sarayı duvar çinileri üzerindeki yazılar, ya dekoratif olarak, Sultan Alâeddin Keykubad ın (Es-Sultan, el-galib, el-azam...) gibi unvanları ihtiva eden, yahut onu metheden şiirler halinde kompozisyonlarda yer aldığını belirtir. Resimlerdeki mitolojik tasvirlerin çift başlı doğan gibi saltanat ormanlarının yanında doğrudan doğruya saray halkını, şehzade ve cariyeleri temsil eden figürler görülmektedir. Çoğu zaman bağdaş kurmuş vaziyette oturarak tasvir edilen bu figürlerin elinde, saltanatı, soyunu temsil eden bereket sembolü nar bulunmaktadır. 503 Köprülü, Kubâd Abâd Sarayı nın figürlerinden olan insan figürleri önemli olup, sultan ve yakınlarını ifade edip, Türk usulü bağdaş kurmuş durumda resmedildiğini belirtir. Değişik başlıklar taşırlar. Uzun kaftan ve etekli cepken ve şalvarları ile dikkat çekerler. Kollarında asalet işareti (tıraz şeridi) görülür. Bu figürler, ellerinde kudret sembolü kadeh, bereket sembolü çifte balık ya da kutsal meyve nar fidanı tutmaktadır. Sakallı ve üç terek taçlı resmedilen figürlerin sultan I. Alâeddin Keykubad a ait olduğu sanılmaktadır. İnsan figürlerinin yanında insan başlı kuş gövdeli efsanesi hayvan harpi ve simurgları, yine insan başlı, aslan gövdeli sfenksleri de Kubâd Abâd, sarayı figürleri arasında görmekteyiz Oral, M. Zeki. (1953). Kubâd-Abâd Çinileri Belleten XVII. sayı: : Kubâd-Abâd Çinilerinin Özellikleri için bkz. a.g.m : Önder Mehmet, a.g.m Mehmet, Önder. (1970). Kubâd-Abâd Çinilerinde Sultan I. Alâeddin Keykubad ın İki Portresi, (Sanat Tarihi Yıllığı. III, İÜEF Yayınları. İstanbul. 122 (detaylı bilgi için bkz. a.g.m.s Önder, M. (1988). Selçuklu Kubâd Abâd Sarayı Çinileri. Selçuk Dergisi. s. 3. Konya. 33 detaylı bilgi için bkz. a.g.m Köprülü, F. (1993).Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar,Diyanet Yayınları. TTK. Bas. Ankara

152 140 Sultan Kayseri de inşa ettirdiği Keykubâdiye Sarayı, yine Konya da yaptırdığı meşhur Dâru ş şifa-i Alâi hastanesi dönemin en önemli eserlerindendir. 505 Aksarayi, Alâeddin Keykubad için Onun hayrat eserleri zamanın sayfaları üzerinde ve ülkenin her tarafında güneş ışığı kadar parlaktı. diye belirtir. 506 Sonuç olarak, Selçuk medeniyetini bize bugün bile en açık ve kuvvetli bir suretle temsil edebilecek başlıca mahsül mimaridir. Daha 12. ve 13. yüzyıllarda süren yegane sanat Selçuk sanatı idi. Özellikle 13. asırda Orta Asya da Selçuk sanatı Alâeddin Keykubad zamanında en mesud devresinde bulunur. Bu saltanat dahilinde Alâeddin mükemmel istifade etmesini bildiğinden en büyük sanatkarlar bu dönemde yükseldi. 507 Dolayısıyla Türklerin gösterdikleri savaş kudret ve mahareti mimaride de kendini göstermiştir. Özellikle de Alâeddin Keykubad döneminde de yapıldığı gibi yeni fethedilen yerlerdeki yapılarda değişikler yapıp, kendi milli ruhlarını vererek onları yeni bir şekle sokmuşlar, bununla beraber zabtettikleri yerlerdeki mahalli sanatı da bütün kuvvetlerini sarf etmek suretiyle yükseltmişlerdir Aksarayi, Anonim Selçukname. 33: Turan, O. (1988). Resmi Vesikalar Aksarayi. (2000). a.g.e., s Glück, H. (1915). a.g.e., s Glück, H. (1915). a.g.e., s.: : (Türkiye Selçuklularında kadıların mimari yapı üzerinde büyük etkisinin olduğunu biliyoruz. Bir çoğunun bugüne kadar ulaştığı başta darüşşifa, han,hamam, cami, mescid, medrese, külliye, zaviye gibi eserlerden büyük bir kısmı kadınlar tarafından yaptırılmıştır. Detaylı bilgi için bkz. Altan, Çetin. (2011). Ortaçağ da Kadın. Lotus Yayınları. Ankara

153 ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ ÂDET ve GELENEKLER 9.1. İnançlar İnançlar konusunda aklımıza pek çok konu gelmektedir. Ancak bu dönemde uygulanan inanç sistemlerinden yağmur duası gelmektedir. Yağmur kelimesi hepimizce bellidir. Dua kelimesi ise, ancak dinsel işlemlerde kullanılmaktadır. Bu durumda, yağmur duası denilince akla gelen, yağmur yağdırmak amacıyla yapılan niyaz ve bununla ilgili hareketler gelmektedir. Bu isminden de anlaşıldığına göre dinsel bir karakter de bulunan yağmur törenleri Müslümanlık döneminde ortaya çıkmış bir folklor mahsulü olarak kabul edilmektedir. Abdülkadir İnan ise, Anadolu da yağmur duası için sahraya çıkıldığında imam ve ihtiyarların elbiselerini ters giydiklerini, bunun kuraklıktan dolayı halkın matemli olduğunu göstermek için yapılması ihtimali olduğunu ve İslamiyet ile ilgisi olmadığı düşüncesindedir. 509 Taneri ye göre; Bir yıl Konya şehrinde yağmur yağmadı. Korkunç bir pahalılık oldu. Şehir halkı sıkıntıya girmişti. Birkaç defa yağmur yağmadı. Korkunç bir pahalılık oldu. Şehire mahrumiyet ve ümitsizlik içinde döndüler. Verdikleri sadakalar, kestikleri kurbanlar kabul edilmedi. Nihayet Sultan Veled ten yardım istediler. O, gözlerinden yaşlar akarak ayağa kalktı, medresenin kapısından Mukaddes Türbe ye kadar yalınayak yürüdü. Mübarek başını açarak babasının başında durdu... Birdenbire yüce tanrı inayetiyle kara bir bulut peyda oldu ve yağmur yağmaya başladı. 510 Görülüyor ki, yağmur duası sırasında oruç tutmakta, kurban kesilmekte, namaz kılınmakta, sadaka verilmekte, dua edilmekte, derviş ve şeyhlerin yardımı istenmektedir İnan, A. a.g.e., s Taneri, A. (1977). a.g.e., s Taneri, A. (1977).Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. 49. (detaylı bilgi için bkz.acıpayamlı, O. (1962). Türkiye de yağmur duası, A.Ü.D.T.C.F.D. XX/1-2. s ve XXII/

154 142 Kötü insanların nazarlarından sakınmak için halkın başvurduğu çarelere bakarsak, inanca göre çocuk doğduğu günden itibaren nazar tehlikesiyle karşı karşıya kalır, fakat en tehlikeli nazar çocuğun doğumunu takip eden kırk gün meydana geldiği bilinir. Nazar değmesine karşı alınan önemlerden birkaçı şunlardır: 1. Bebek, özellikle kırkı içinde dışarı çıkarılamaz ve kimselere gösterilemez. 2. Çocuğun yüzüne mavi bez örtülür. 3. Bebek komşuya götürülürken koynuna bir dilim ekmek konur. 4. Çocuğa eski elbiseler giydirilir. Eğer çocuğa yeni elbise giyme zorunluluğu varsa bir tarafı yırtılır veya elbise tersine çevrilerek giydirilir. 5. Çocuğun elbisesi ile vücudunun belli yerlerine nazarlıklar takılır. 512 Sultan Alaeddin Keykubad tahta oturunca dindar dirhem ile şahane inciler saçıldı. Diğer yandan Hokkabaz oğlu Seyfeddin Ebu Bekir hazinesinden çıkardığı incileri padişahın güzel yüzünü görme şerefine havaya saçtı. 513 Yine Sultan Alaeddin Keykubad ı karşılamak için hazır bekleyen Konya halkı da merasimler için hazırlandılar. Yıllarca toplayıp biriktirdikleri padişahın gelişinin şerefine saçmak için bir yana ayrıldılar. Kalenin şereflerini gelin odası ve padişah sarayı gibi her türlü yaldızlı ve ipekli kumaşlarla süsleyip görülen yerlere kıymetli elbiseler koydular. Kendileri de bayramlık elbiselerini giyinip en kıymetli mücevherlerini taktılar. Sultanı karşılamak için Obruk mevkiine kadar gittiler. Saçı ve peşkeş olarak, altın ve gümüş saçtılar Evlenme ve Kadının Toplumdaki Yeri Evlenme ve yuva kurma eski Türk toplumu ile, Türk devletlerinin temeli idi. Aile ise çekirdeğidir. Türklerde aile denilince, baba, ana ve çocuklar akla gelir. Evliliğin sembolü ise evdir. Evlenmek için de eski Türkler evlenmek derlerdi. Bunun için eski Uygurlar şiirlerinde evlenmeğe kavuşmak da derlerdi. Evlenme 512 Acıpayamlı, O. (1962). Nazarla ilgili bazı adet ve inanmalar. A.Ü.D.T.C.F.D. C.XX. S Ocak- Haziran İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alaiye. 233, 234, 235, (A. İnan Selçuklu devrinde saçı adaletinin kökenini Şamani devre bağlar. Saçı yabancı soya mensup olan bir kızı kocasının soyunun ataları ve koruyucu ruhları tarafından kabul edilmesi için yapılan bir kurban ayininin kalıntısı olarak kabul eder. Şamanist ve Müslüman Türkler in evlenme törenlerinde gelinin geldiği gün başına saçmaktır diye belirtir, 167.

155 143 bir başka anlamıyla ocak kurma anlamına da gelir. Ocak Türklerde ev ve yuva kurmanın tek sembolü olarak kabul edilmektedir ve 14. yy. Anadolu sunda Türk toplumunda ise evlilik İslamiyet in etkisi altında idi. Bir başka anlamıyla evlenme ve boşanma konularında ve kadının toplumdaki mevkii hususunda şer iat, topluma tam anlamıyla hakimdi. Poligami esası erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesine imkan veriyordu. Nitekim, Sultan Veled bir gün hastalandığında: mutlaka öleceğim dedi. Karısı: Hayır vallahi ölmeyeceksin, belki de iki kadın daha alacaksın. Onların birinden sevgili bir oğlun, diğerinden de iki güzel çocuğun olacak. dedi. Yedi gün sonra Sultan Veled iyileşti. 516 Nitekim, I. Alaeddin Keykubad da birden fazla kadınla evlenmiştir. Keykubad ın zevcelerinden biri Rum ve diğeri de Eyyubiyye hükümdarı Melik Adil Ebubekir in kızı idi. 517 Bir kadını nikahı altına alan erkeğin başlık olarak para vermesi tabiydi. Başlık Türk aile hukukunun temelini teşkil eder. Kalın veya Başlık kız ailesine verilen bir aile malıdır. Bundan dolayıdır ki ödenen kalında, oğlan ailesindeki bir payı ve miras hakkı vardı. Kalını yani Başlık verilen gelin, artık erkek ailesinin bir malı olmuştur. Dolayısıyla ailedeki kişiler arasında gelin ve çocukları üzerinde bir miras hakkı da doğmuştur. 518 Evlenecek kız giyim, ev ve mutfak eşyası olarak çeyiz hazırlamak zorunda idi. Eski Türklerde çeyiz, baba malından kıza düşen, bir pay dı. Dede Korkut ta, oğlu olan evermiş, kızı olan köçürmiş dendiği gibi, kızın payı, oğlan evine götürülüyordu. Kızın çeyizini yüksek tutma kız babalarının bir çeşit onur meselesi sayılırdı. İslam Hukukunda, kadını çeyiz getirmeye zorlayan bir hüküm yoktu. Fakat Türkler de babanın kızına çeyiz yapması, bir mükellefiyet ve yükümlülük 515 Öğel, B. (1988). TKGÇ : Birsen, G. (1978). Evlilik Kurumuna Sosyolojik Bir Yaklaşım, H.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi. s. 1. Ankara Taneri, A. (1977).Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. 54: Gökalp, Z. (1976). Türk Medeniyeti Tarihi, Kültür Bakanlığı Yayınları. (haz. İsmail Aka, K. Yaşar Kopraman.) İstanbul Uzunçarşılı, İ. Hakkı. (1970).Medhal. s Ögel, B. (1988). TKGÇ : Sevinç, N. (1987).Eski Türklerde Kadın ve Aile, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları. İstanbul. 79.

156 144 olarak görülüyordu. Nitekim Kaşgarlı Mahmud a göre bir bey kızını çeyizli olarak evlendirmesi için bir babaya emir veriyordu. 519 Mevlana nın hareminde himaye gören bir kızın çeyizini temini için Mevlana, Gürcü Hatun a haber göndererek yardım talebetti ve Emirlerin hatunları ve kendi kızları gayret etsinler, çeyiz hazırlasınlar dedi. Bunun üzerine Gürcü Hatun çeyiz olarak şu eşyayı yolladı: Birkaç takım elbise ve her cinsten birer kat çamaşır, yirmi adet süslü küpe, yirmi adet kıymetli yüzük, ince gerdanlık, altın işlemeli külah ve kıymetli yüz örtüleri ve bilezikler, halı ve seccadeler. 520 Sultan Alaeddin Keykubad 1227 yılında Şam iyesi Meliki Adil Meliki muazzamın kızıyla evlendi. Sultan gelinin şerefine Malatya da köşkler yaptırdı. Nikah merasimi yapıldı bu merasimde çok fazla şeker dağıtıldı. Tören ve eğlence araçlarını tam olarak hazırlattı. Sultan şehri süsletti. Mısır, Şam, Rum ve Musul beldelerinden getirdikleri oyuncular, hokkabazlar, kavalcılar maharetlerini gösterdiler. 521 Gerdek gecesine gelince, gerdek sözü farsça dır. Kubbe veya kubbeli oda karşılığında söylenir. Türkler bu sözü Ortaasya da iken almışlar ve gelin çadırı ile odasına uygulamışlardır. Hunlar a ve Göktürk lere gelin giden Çinli prensesler kendi gelin odaları ile kubbeli Türk çadırları için, şiirler bile yazmışlardır. Kaşgarlı Mahmud a göre 11. yüzyıl Türkleri gerdek odasına münderi derlerdi. Gelin odası ipekliler ve tüller ile süslenirdi. Görülüyor ki gelin odası, Türk geleneklerinde büyük yer tutuyordu. 522 İbn Bibi ye göre; Sultan Alaeddin Keykubad da haremde helaliyle buluşarak kavuşma icaplarını yerine getirdi. Gerdek gecesinin sevinç ve mutluluğundan harem dadılarına (dayegan-ı harem) ve hizmetçilerinin seçkinlerine büyük hazine bağışladı Ögel, B. (1988). a.g.e., s Taneri, A. (1977). a.g.e., s İbn Bibi. (1966). a.g.e., s. 311, 313, Ögel, B. (1988). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s. 314.

157 145 Ögel, Sağdıçlarla ilgili, baktığımızda, sağdıç sözü ve sağdıçlıkta ta Göktürkler çağında bize gelen kutlu bir hatıra olduğunu belirtir. Anadolu da ise sağdıç düğün bayrağının sağında gider. Anadolu nun bazı yerlerinde sağdıca, eci, ecilik de denirdi. Orta Asya Türklerinde ise kız isterken, sağdıçlık, bizi çömelmez bağlarla bağlasın derlerdi. Kimi kaynaklara göre ise sağdıçlık da kalın ve nikah gibi, evliliğin temelini kuran bir bağ olarak ta belirtilmektedir. 524 Nitekim Harput melikinin sultan Alaeddin Keykubad ın sağdıcı olmak istediğini belirtir. Sultanda bunu kabul etti. O da törende dinar ve dirhem saçarak sağdıçlığın cömertli şartını yerine getirdi. Böylece bir hafta zevk ve eğlenceyle, yiyip içtiklerini belirtir. 525 Kadının toplumdaki yerine baktığımızda eski Türklerde evin sahibi kadındı. Bundan dolayı ev kadını için söylenen en yaygın söz de evci idi. Göktürklerde, eş derlerdi. Osmanlıların evdeş ve Çağatay Türklerinin evlik sözleri de manalıdır. Eski Türklerde kadına saygı duymak gerekti. Nitekim en eski Uygur şiirleri, ayıpsız kadına, erkeğin boynunu eğmesi gerek diyorlardı. İyi kadın usta idi, bilgili idi. İyi kadın evin dayanağıdır. Dede Korkut ta dendiği gibi Ben yerimden duramadan, (yani ayağa kalkmadan), kadın yerinde durması gerekti. Kadın yalnızca evde değil, dışarıda da kocasının bir yardımcısı olmalıydı. 526 Gordlevski, Selçuklu döneminde de kadın çok önemli bir konumda olduğunu, ayıca Sultan Alaeddin Keykubad da kendi döneminde kadınlara çok önem verdiğini belirtir. Sultan Alaeddin Keykubad Konya ya girdiği zaman kadınlar pencerelerden olayı seyretmiş Alâeddin Keykubad a bağlılıklarını sevinç gösterileriyle belirtmişlerdir Cenaze Töreni ve Matem Ögel e göre; ölüm, Göktürklerde uça barmak, yani uçarak gitme sözü ile söylenirdi. Onlar, ruhun uçup, Tanrı katına gittiğine inanırlardı. Yine, Tanrının 524 Ögel, B. (1988). a.g.e., s İbn Bibi. (1966). a.g.e., s Ögel, B. (1988). a.g.e., s. 252, Gordlevski, V. (1988). a.g.e., s

158 146 takdiri vardı. Bu anlayışda, kerpek boldu yani gerekli oldu sözü ile karşılanırdı. Göktürklere göre, Kişi oğlu hep ölümlü türemiş idi. Bu nedenle Tanrı yaşar, insan da ölürdü. Ölüm aynı zamanda, aileden de bir ayrılma idi. 528 Ögel e göre; Eski Türklerde ölüm halinde ruhun kuş şekline girerek uçup gittiğine inanıldığını, eski metinlerdeki sonkur oldu sözünün de bunu ifade ettiğini belirtir. 529 A. İnan eski Türklerde ölüm ve gömme adetleriyle ilgili olarak şu bilgileri aktarır. Eski Şamanist Türklerin ve diğer Orta Asya uluslarının defin törenleri hakkında verilen ilk haberlere Çin kaynaklarında rastlanır. Çin kaynaklarında Hunların defin törenine dair verilen haber İsa dan önce 3. yy a aittir. Bu habere göre Hunlar ölülerini tabut içine korlardı. Bu tabut iki katlı olup altın ve gümüş işlemeli kumaş ve kürklerle örtülüydü. 530 Ögel, cenaze törenleri, büyük halk kitlelerinin, ordunun, yabancı elçilerin, bir geçidi şeklinde yapıldığını belirtir. Türk kağanlarının cenaze törenleri, adeta uluslararası büyük bir olay olurdu. Cenaze törenleri, adeta uluslararası büyük bir olay olurdu. Cenaze törenleri hemen ölümden sonra yapılmıyordu. Kağanın ününe göre yabancı elçilerin gelmesi zorunlu idi. Bu nedenle ölü bir süre mumyalanarak bekletiliyordu. 531 Taneri ye göre, Selçuklu dönemine baktığımızda Taneri ye göre özellikle Mevlevi tarikatının etkisi altında bulunan Anadolu şehirlerinde ise Mevlevilerin düzenledikleri cenaze törenleri gösterişli idi. Mesela, Mevlana Celaledin in emriyle Halifesi ve emir arkadaşı şeyh Selahaddin in cenaze töreninde, cenazenin önünde kalabalık bir gayende grubu yürüdü. Bundan başka cenazenin önünde müezzinler ve hafızlarda yer alıyordu. Hatta cenaze töreninde payendelerin bulunması zaman zaman yadırganmış ve Mevlana onlara Cenazenin önünde bulunan müezzinler, okuyucular ve hafızlar bu ölünün mümin olduğunu ve İslam 528 Ögel, B. (1988). a.g.e., s Rasonyı, L. (1971). a.g.e., s İnan, A. Tarihte ve Bugün Şamanizm. 177, Ögel, B. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları. 759.

159 147 şeriat inde öldüğüne, bizim şarkılarımız ise bu ölünün hem mümin hem müslüman hem de aşık olduğunu şahadet ediyorlar der. 532 Mevlana nın 533 cenaze törenin de ise yedi öküz çekilmiş. Bu öküzlerin etleri miskin ve sakinlere dağıtıldı. Diğer taraftan İslami geleneklere göre, cenaze kaldırılmadan önce ağlayıcılar mersiyeler söylendiğini kaynaklardan öğreniyoruz. 534 Ögel, Eski Türklerde de cenaze merasimindeki bu ağlayıcılara sığıtçı deniyordu. İstemi Kağan ile Kül Tegin in cenaze merasimlerine, birçok milletlerden elçilerde gelmiş ve her millet bu elçilerle birlikte bir de özel ağlayıcılar gönderiyorlar ve Türk Kağanları için ağlıyorlardı. Eski Türkler de ağlayıcıların arkasında ölünün önemine göre, büyük bir halk kitlesi de takip ederdi. 535 Özellikle Mevlana nın cenaze töreninde ellerinde kitapları olduğu halde halk gayri müslimlerin katılmasını hoş karşılamıştı. Onun cenaze törenine Hıristiyanlardan, Yahudilerden, Araplardan, Türklerden vs. bütün milletler katılmış, Zebur dan, İncil den, Tevrat tan ayetler okumuşlardı. 536 Cenaze törenlerinde atın önemine bakarsak Türklerde ölüler ilk önce bir çadıra konurdu. Bundan sonra bu at, sığır ve koyunlardan türlü kurbanlar verilirdi. Daha sonra atlarla çadırın etrafı dönülür ve at koşturmaları yapılırdı. At koşturma bitince, ölünün bütün eşyaları atı ile yakılır ve geriye kalan kemikleri toplanırdı. 537 Cenaze törenlerinde Selçuklu döneminde de bu gibi Müslümanlıktan önceki bazı geleneklerin gözetildiğini görüyoruz. Nitekim Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev in cesedi (Rumlarla çarpışmada ölmüştü) Konya ya getirildiği zaman 532 Taneri, A. (1977). Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı Celaleddin Rumi nin 1228 tarihinde Selçukluların başkenti Konya ya gelip oraya yerleşmesi bir rastlantı olarak değerlendirilmiyor. Mesela ölüm tarihi olan 1273 yılına kadar Konya da kalmış ve eserlerini burada yazarak aydınlatıcı ve yol gösterici çalışmalarını da burada sürdürmüştür. İnsan sevgisini herşeyin üstünde tutan bütün dinlerin mensuplarına ve inanç sahiplerine sonsuz tolerans gösterip kucak açan bu insan Selçuk hükümdarlarının yakın dostu olarak kalmıştır. (Detaylı bilgi için bkz. Kıenıtz Fredich Karl. (1986). (çev. Mithat San), Osmanlılardan önceki Anadolu Türklerinin Politik, Kültür Bakımdan Dünya Tarihindeki Önemi. Belleten s : Turan, O. Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti Taneri, A. (1977). Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı Ögel, B. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları Taneri, A. (1977).Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı Ögel, B. (1988).Türk Kültürünün Gelişme Çağları. 760.

160 148 oğlu I. İzeddin Keykavus zengin bir ayin sofrası düzenlemiş, ayrıca tıpkı ilk Türk Devletleri nde gördüğümüz gibi Selçuklu döneminde de altın türbeye yerleştirildiğini görüyoruz. Bu da gösteriyor ki insanın yeryüzündeki bağlı dostu ve yoldaşı at, ölümden sonra da sahibini koruyan bir tılsıma dönüşmüş oluyordu. 538 Yas sırasında uygulanan adetlere baktığımızda, ölüm haberini alan kimseler, günümüzde de hâlâ devam ettiği gibi elbiselerini yırtıyor, saçlarını yoluyor ve cenaze töreninde olduğu gibi başlarını açıyorlardı. Bu arada hafızlarda Kur an okuyor ve hatimler indiriyordu. 539 Günümüzde de benzer şekilde devam ettiğini gördüğümüz adetlerden biri de, kaynaklardan belirtilen yas süresinin 40 günlük olarak belirtilmesidir. Yas süresi için ölenin ruhu için helva pişirilmesi ve dağıtılması da adettir. Nitekim Sultan I. Alaeddin Keykubad yas süresinde 7 gün saraydan çıkmamış, kırk gün ata binmemiş, taht yerine hasırda oturmuş, hatimler indirmiş, halka yemek vermiş ve fakirlere adak adamıştır. 540 Müneccimbaşı da geçen,sultan I. Alaeddin Keykubad ın tahta çıktığında kardeşi için günlük yas tutulmasını buyurmasında yas geleneğini yerine getirmesi Türk geleneklerine bağlılığı bakımından önemlidir Hediye Takdimi Türk toplumunda hediye vermek gelenekseldir. Hemen her vesile ile hediye takdim edilmesi şüphesiz cömertlikten ileri gelmektedir. Yarım elma, gönül al 538 Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti, 104; (Bir cenaze töreninde atın hangi fonksiyona sahip olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır. Bazı akademisyenler, cenaze töreninde atın işlevini, belirli şeylerin de ölen kişiyle birlikte gömülmesi şeklinde çok iyi bilinen uygulamanın bir parçası olduğunu ölen kişiyle gömülen, pek çok şeyden birinin de at olduğunu düşünüyorlardı. Bazı akademisyenler de,atın ölen adamla birlikte gömülmesinin, atın ölüye öteki dünyada rehberlik etmesi düşüncesinin bir parçası olduğunu ifade ediyorlar ve bunlara göre bir yandan at bir ölü taşıyıcısıdır, öte yandan da at kurbanlık bir hayvandır ve ölen kişinin ölüler dünyasına gidebilmesini sağlar. (Detaylı bilgi için bkz. Dobravsky, D.Cuci Ulusunun Cenaze Törenlerinde At kurban edilmesi. (çev. Nurşen Özsoy) Büyük Selçuklu veziri Kündür, Sultan Alp Arslan ın emriyle öldürüldüğünde karıları, kızları, cariyeleri yüksek sesle ağlamışlar, saçlarını yolmuşlar ve başlarını açıp toprak serpmişler. (Detaylı bilgi için bkz. Köymen, M. Altay. (1966).Saray Teşkilatı. 97.) 540 Taneri, A. (1977). a.g.e., s Müneccimbaşı. (2001). a.g.e., s.22.

161 149 şeklinde sembolleşen bu adet, Türk milletini karakterize eden özelliklerin başlıcalarındandır. 542 İbn Bibi ye göre, Sultan I. Alaeddin Keykubad da hediye takdimine önem vermiş itina ile uygulaya gelmiştir. Nitekim sultana halifeden gelen elçi olan Sühreverdi yi gönderirken yedi bin adet altın, beş bin altın sultani dinari, beş yüzük, yüz ellilik, yüzlük miskaller, Ala i sikkeleri, eşya yüklü katırlar, Arap ve iğdiş atlar, Rum köleler, elbise dolu sandıklardan oluşan hediyeler göndermiştir. 543 Sultanlar kudretlerine göre hediyeler getirirlerdi. Bilhassa cülus hediyeleri pek mühim olurdu, Alaeddin Keykubad a verilen hediyeler Köprülü de şu şekilde izah edilir: Hüsameddin Çoban ve Seyfeddin Kızıl Kayı ve Bayındır boyundan beyler ve sağ kol, sol kol beylerbeyi at ve deve takdim ettiğini öğrenmekteyiz. 544 Yine Sultan I. Alaeddin Keykubad Konya ya geldiğinde herkes kendine göre elbise, altın, gümüş gibi eşya dolu sandıklardan, ay yüzlü erkek kölelerden (gulam) hoş endamlı, iyi huylu cariyelerden, atlardan hediyeler sunmuşlardır. 545 Sultan Alaeddin Keykubad ın hediye takdimine verdiği önemi gösteren bir başka örnek ise, Sultan Kayseri ye gidince, hilafet makamından Muhyeddin İbn el Cevzi nin 546 elçi olarak geldiğini haber verdiler. Onun üzerine sultan I. Alaeddin Keykubad o hazretin elçilerinin gelişine layık hediyeler hazırlayarak, Sivas halkından onu karşılamalarını ayrıca Sivas naiblerine de ferman çıkararak, onun gelişini yüceltmek ve ülkeye şeref verişini göstermek için büyük gayret göstermelerini onlara izzet ve ikramlarda bulunmalarını söyledi Taneri, A. (1977). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Köprülü, F. (1331). Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti İbn Bibi. (1996). el-evamir ül Alaiye Seyfeddin Abdullah b. Muhiyeddin Ebi Muhammed Yusuf b. Cemaleddin Ebi l-ferec Abdurrahman b. el- Cevzi; Bağdat kadısı ve Buşriyye medresesinin müderrisi idi. Moğolların şehri kuşatması sırasında halife tarafından Hülagü ya elçi olarak gönderilmiş, Bağdat ın düşmesinden sonra (1238) de halifenin devletinin büyükleriyle katı edilmiştir. (Detaylı bilgi için bkz. İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alaiye. II. 273.) 547 İbn Bibi. (1996). a.g.e., s. 275.

162 150 Yine Sultan Alaeddin Keykubad düğün olunca yabancı ve yerli emirlerin ileri gelenlerine hediyeler verirdi. 548 Sultan Alaeddin Keykubad ın zamanında yaşamış olan Mevlana nın ricası üzerine Gürcü Hatun, çeyizi olmayan bir kıza çok kıymetli hediyeler yollamıştır. 549 Melik Mesud Sultan I. Alaeddin Keykubad dan Lal den firuzeden, parlak incilerden dünyada ender sandıklardan, Çinli erkek kalelerden, panterlerden değişik renkli elbiselerden, oluşan hediyeleri sultana gönderin af dilemiştir. Bu da gösteriyor ki af için de hediyeler geleneği bu dönemde yaygındı. 550 Hediye geleneğine bir başka örneğimiz, Erzincan Meliki Alaeddin Davud Şah ın Alaeddin Keykubad ı ziyareti, Kayseri nin Meşhediye ovasında günlerce şenliklere sebep olmuştur. Erzincan hükümdarlarına dinar harçlık, altın işlemeli cübbe, altın takımlı bir arap atı hediye ederek dostluklarını pekiştirmek istemiştir. 551 Yine Sultan Alaeddin in Melik Adil in oğullarıyla akrabalık ve yakınlık kurmak istemesi üzerine, bu durum Seyfettin e iletilince emre uyan Seyfettin hazineden elbise odasından (Came-hane) haremden, ahırdan kıymetli zerafeti güzel zarif taşlardan, bileziklerden, altın halhallardan, kıymetli elbiselerden, cariyelerden, soylu atlardan, Horasan ve Irak işi kaplarından, yük develerinden oluşan hediyeler hazırlatmış ve Şemseddin getirdiği hediyeleri büyük bir titizlikle takdim etmiştir. Mücevherleri ve eşyaları altın ve gümüş tabakların içine koymuş, yemeni ve kaleleri, cariyeleri onların hoşuna gidecek şekilde sunmuştur. Bu da gösteriyor ki, hediye vermenin yanında onu nasıl sunacağının bilinmesinin de çok önemli olduğunu görmekteyiz İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Taneri, A. (1977). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s Turan, O. (1981). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alaiye. II. 319.

163 Edep ve Terbiye Kuralları Türkiye Selçuklu toplumunda terbiye kuralları çok büyük çapta yer buluyordu. Herşeyden evvel Türk töresinin büyüğe hürmet prensibi esastır. Bir konuşma sırasında onlar benden yaşça büyüktürler, ben onların yüzüne karşı nasıl böyle bir söz söyleyebilirim sözleri geçer. Hamamda peştamalı çözülen Şeyh Selahaddin Ey kandıl beni rüsva ettin dedikten sonra orada bulunanların onun yanına koşup, Biz birşey görmedik diyerek teselliye çalışmaları onun terbiye seviyesi hakkında fikir verecek nitelikte bir olaydır. 553 Büyük Selçuklu Devleti nin kuruluşundan sonra İslam birliğinin manevi reisi (Emir-ül mü minin) olarak kabul ettiği halife yanında bir de sultan meydana çıkmış ve yüksek hakimiyet bu iki makam arasında takdim olunmuştur. Din işleri halifeye, dünya işleri sultana bırakılmıştır. Böylece dini ve manevi bakımdan sultan nasıl halifeye bağlıysa, siyasi bakımdan da aynı şekilde halifede sultana bağlı bulunuyordu. Böylece Selçuk Sultanlarına Kasim emir ül-mü minin (Halifenin ortağı) unvanı veriliyordu. 554 Türkiye Selçuklularında aynı terbiye seviyesini görmekteyiz. Nitekim Selçuklu Sultanları Bağdat sarayına bağlı idiler. Padişah tahta cülus edince Bağdat ta bir heyet-i mahsusa göndererek berat ve menşurlarını almak adettendi. 555 Sultan Alaeddin in Abbasi halifesiyle münasebeti dostane devam etmiş, Bağdat halifesi büyük saldırılara maruz kaldığı zaman mesela Moğolların saldırılarına karşı hemen Alaeddin Keykubad a müracaat etmiş ve Alaeddin bu mürabakata karşı hemen harekete geçerek edep ve terbiyesinden dolayı bir bölük asker yollamıştı. Hilafete karşı gösterilen maneviyat terbiye o kadar kuvvetli idi ki 656 da Bağdat hilafeti yıkıldıktan sonra bile onun hatırasına sadık kalmıştır Taneri, A. (1977).Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı Turan, O. (1977). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam ve Medeniyeti : Müneccimbaşı. (2001). Selçuklular Tarihi Ziya, H. (1924). Selçukluların İnkıramı Zamanında Konya. Mihrab, S : Köprülü, F. (1331). Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti İbn Bibi. (1996). el-evamir ül Alaiye. II. 252: Köprülü, F. (1331).Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti. 210.

164 152 Yine Bağdat tan sultana halifenin elçisi geldiği zaman sultan, halife önünde büyük bir saygıyla eğilen bağımlı bir beye dönüşüp edep ve terbiyenin en güzel örneğini göstermektedir. Halifeden gelen mektubu yüzünü doğuya, Bağdat yönüne çevirerek ayakta dinlemektedir. Sultan I. Alaeddin Keykubad halifeden gelen betiği saygıyla başına koymakta, doğuda yaygın olan bu davranışla, halifenin sözünün uygulanacağını göstermektedir. Kendisine halife tarafından gönderilen armağanları tahtında kalkarak kabul etmekte, altın nallı katırın tırnağını öğmekte, halifenin verdiği hırkayı giymekte, başına da bu bağlılığı, terbiyeyi ve saygıyı gösteren sarığı bağlamaktadır. 557 Kuşkusuz sultanın saygı işaretleri belki yalnızca hükümdar halifeye olduğundan çok, müslümanların dinsel önderi imam halifeye yöneliktir. İyi bir müslüman olan I. Alaeddin Keykubad müslümanların kutsal kentlerinin sultanlarının sözlerini ve buyruklarını da derin bir saygı, sevgi ve terbiye ile karşılıyordu. 558 Edep ve terbiye kuralları içinde bilim adamlarına saygının ve değerinde yer aldığını gördüğümüz birçok örnek vardır. Örneğin, meşhur mutasavvıf Mevlana Celaleddin-i Rumi nin ailesi Moğol istilası nedeniyle Taharistan (Belh) den kalkıp Alaedin Keykubad ın daveti üzerine Konya ya yerleşmiş, gösterilen ilgi ve yakınlıkla Mevlana Celaleddin ve Mevlevilik, Türk kültür ve sanatında asırlarca süren büyük hizmetler görebilmiştir. 559 Nitekim, Necmeddin Razi (Daye) Sultan I. Alaeddin Keykubad ın adına yazdığı Mirsadü l İbad adlı kitabıyla Malatya da şeyhin huzuruna çıkıp kitabını şeyhin okumasını sağlayarak değerini artırmış ve takdir almıştır. Daye, sultanın yanına varınca, sultan ona ilgi ve iltifatta bulunarak, kitabına her harfi karşılığında 557 İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alaiye. II. 277: Müneccimbaşı. (2001). Selçuklular Tarihi. 22: Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti Köprülü, F. (1331).Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti. 209: Fürüzafer, B. (1997). Mevlana Celaleddin : Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti Eflaki, A. (1988). Menakibu l-arifin (çev: Tahsin Yazıcı). İst I 101: Zercani. (2005). Sultana Öğütler. 40: Turan, O. (1993). Selçuklular Zamanında : Fürüzafer, B. (1997).Mevlana Celaleddin. 122: Gordlevski, V. (1988).Anadolu Selçuklu Devleti. 326.

165 153 ödemede bulunarak onu büyük bir servete kavuşturması da hem bilme verdiği önemi, hem de saygısını göstermesi bakımından önemlidir. 560 Türkiye Selçuklularında uyuşturucu madde kullanmak toplumun hoş karşılamadığı bir şeydir. Haşhaş konusunda Mevlana ya ait bir fıkra da; Mevlana, Sultan Veled Şems-i Tebrizi ye mürid yaptığı zaman Bahaeddin in haşhaş yemem; çünkü bu iki şey Tanrının yanında son derece yerilmiştir dedi. Yine Mevlana kendisine vaki dillerde dolaşan şeyhlerin illeti hangisidir? Dahili yoksa harici bir illet midir? sorusuna Haşa şeyhlerde öyle fena bir illet bulunsun. Fakat batini cesaret ve zahiri pervasızlık yüzünden tarikattan kovulmuş olanlar sonunda o illete tutulurlar dedi. Mevlana homoseksüelliği de kınıyordu. Cinsi sapık olan ve kendisini kullanmaları için kalelere para veren ve şeyhin müridlerinin verdikleri ilaçlar sayesinde namussuzluk ve sıkıntıdan kurtarıldığı da belirtilir İbn Bibi. (1996). el-evamirü l Alaiye. II Taneri, A. (1977). Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. 64.

166 154

167 ALÂEDDİN KEYKUBAD DEVRİ YAŞAM TARZI Eğlence ve Sanat Hayatı ve Bilime Verilen Önem Türkiye Selçuklularından bahseden bütün kaynaklar Selçuklularda eğlence hayatının canlı ve renkli olmasından bahsederler. Bu durum Mısır Memlüklü Sultanı Baybars ı hayrete boğmuştur. Baybars Elbistan da Moğol kuvvetlerini bozguna uğrattıktan sonra 20 Nisan 1277 günü Kayseri ye girmiş. Onun yaklaştığını duyan şehir halkı,esnaf, tüccar, halk, çocuk ve kadınları ile beraber karşılamaya çıktı. Sultan ulemaya olan saygısından dolayı onların atları üzerinde kalmalarına izin verdi. Kayserililer nağralar atarak ve tekbirler getirerek, Sultan Keykubaddiyye Sarayı nın bahçesinde hazırlanan saltanat çadırına götürdüler. Nevbetteler çalındı ve sultanı eğlendirmek için sazandeler getirildi. 562 Yukarıda bahsettiğimiz gibi Türkiye Selçukluları nda sultan ve devlet erkanının eğlenceye çok düşkün oldukları, türlü eğlenceler arasında içkili, müzikli ve rakslı meclisleri sık sık tertip ettikleri gözönüne getirilirse sarayda sürekli müzisyenler bulunduğunu söyleyebiliriz. Özellikle bayram, cülus ve zafer merasimleri, düğün, av şenlikleri, yabancı misafir ve elçilerin kabulü için çeşitli oyun ve eğlenceler düzenlenirdi. Yine sultanların komşu memleketlerden aldıkları kızlar için yaptıkları düğünlerde bazen Anadolu nun dışından da sanatkarlar getirilmiştir. 563 Türkiye Selçukluları nda eğlenceler daimi zaman düğünlerde kimi zaman davetlerde kimi zaman fetihlerdeki başarılar sonrası düzenlenirdi. Sultan I. Alaeddin Keykubad Alaiye Kalesi ni alınca, Alaiye de güzel eğlencelerle vakit geçirdiğini bilmekteyiz. 564 Türkiye Selçukluları nda eğlencelerin tertip edildiği bir başka örneği düğünlerde görmekteyiz. Sultan Alaeddin Keykubad siyaset gereği Eyyubilerle dost kalmanın önemini düşünerek Kayseri de hapsettiği Eyyubilere mensup 562 Taneri, A. (1977).Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı Ziya, H. (1924). Selçukluların İnkırazı Zamanında Konya. 567: Turan, O. (1988).Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.165.

168 156 esirlerle dostluğu kurmak ve kuvvetlendirmek amacıyla Şemseddin Altın Aba yı el- Malik el-adil in kızını istemek maksadıyla Şemseddin Altın Aba yı, el-melik el- Adil in kızını istemek amacıyla Şam a göndermiştir. Gelini karşılamak için Sultan Alâeddin Keykubad Malatya ya gitti. Orada başlayan düğün, şenlik ve eğlenceler Kayseri, Konya, Antalya, Alaiye ye kadar her şehirde devam etmiştir. 565 Görüldüğü gibi düğünler devrin geleneklerine ve yaşantısına adetlerine uygun yapılırdı. Düğünler gibi sünnet düğünleri de günlerce sürüyordu. Mevlana nın çocukları için düzenlediği düğün bunlardan biridir. Sultan Alaeddin Keykubad ve ileri gelenlerde davetliydiler. 566 Komşu hükümdarların Selçuk sultanlarını ziyaretleri, elçilerin kabulleri, zafer dönüşleri ve bayramla devletin ihtişamını göstermeye vesile teşkil ederdi. Erzincan Meliki Alaeddin Davud-şah ın Alaeddin Keykubad ı ziyareti Kayseri nin Meşhediye ovasında günlerce eğlencelere sebep olmuştu. Sultanın verdiği ziyafete koyun, yük buğday ve 200 yük şarap, şeker, hayvanlara yük arpa, mum vs. masraflar karşılığı dirhem de para sarfedildi. 567 Türkiye Selçuklularında fetih öncesinde de, sonrasında da eğlence meclisleri kurulurdu. Nitekim Alaiye nin fethi öncesinde eğlence meclisinin sorumlusu Salar-ı Bezm emre uyarak öyle bir meclis düzenledi ve saz çalanlar da alışılmış yerlerine oturtularak eğlenilmiş ve fethe hazırlanmışlardır. 568 Sultan Alaeddin Keykubad geziye çıktığında da eğlencelerle karşılanırlardı. Sultan I. Alaeddin Keykubad Kayseri ye gidince, süslü arabalar ve seyyar köşkler, musiki ve mehter takımları, şarkıcılar, meddahlarla dolu arabalarla saltanat alayını karşıladılar. Şarkıcıların sazlarını alarak eğlenceye başlamışlardır. 569 Selçuklularda sanat hayatına baktığımızda Sultan Alaeddin Keykubad ilim, kültür ve sanat mensuplarını himaye eden onlara değer verip teşvik eden ve 565 Turan, O. Alaeddin mad. İ.A s Taneri, A. (1977).Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. s. 69: Fürüzanfer, B. (1997).Mevlana Celaleddin. s Turan, O. (1981). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s. 230.

169 157 ödüllendirilen kültür aşığı bir kişi idi. Kendisi de dönemin ilim ve edebiyat dillerini (Arapça Farsça Rumca) biliyordu. Özellikle Moğol istilası önünden kaçan Türkistanlı, İranlı ve diğer bölgelerden alp, edip, şair, tüccar ve sanatkarlara Türkiye yi bir sığınak haline getirerek onları himaye etmiş ve böylece Anadolu nun kültürel seviyesini yükseltmiştir. 570 Sultan Alaeddin Keykubad ın sanata verdiği önemi İbn Bibi şöyle ifade eder; Selçuklular kültür ve edebiyat adamlarını yoksulluk vadisinden ve fakirlik rolünden kurtarıp, onların yüzünü, dünyayı aydınlatan güzel gibi ağartıp, her isteklerini, kalbi temiz kimselerin duası gibi geçerli kılardı. der. 571 Onun meclislerinde siyasetten başka ilim, kültür, sanat meseleleri de konuşulurdu. Sultan özellikle tarih ve siyaset kitaplarına meraklıydı. Onun okuduğu eserler arasında, Nizamül-mülk ün Siyasetnamesi, Gazzali nin Kimya-yi Saadeti ve Nasihatü l Müluk u, Keykavus un Kabusname adlı eserleri ile Necmeddin Razi nin Mirsadü l-ibad ı, Nizameddin Yahya b.said b. Ahmed tarafından yazılan Hadaikus u Siyer Âdabi l-mülük u ve İbn Bibi nin el-letaifu l Alaiye si vardı. 572 Alâeddin Keykubad devrin imkanlarınca mükemmel sayılabilecek devlet idaresi İslam ülkelerinde bulunan birçok bilgin ve sanatkârın Anadolu ya akın etmesine vesile olmuştur. Çağının sayılı alimlerinden Suhreverdi, Necmeddin-i Razî ya yazmış olduğu bir mektubunda, ilim ve sanat dostu Alâeddin Keykubad ın yanına gitmesini tavsiye etmektedir. 573 Zamanın bütün ilim ve sanat çalışmalarında olduğu gibi müneccim iline de meraklı olan sultan, döneminin meşhur tarihçisi ve devlet adamı olan İbn Bibi nin 570 Zercani. (2005). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s. 230: Köprülü, F. (2000). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). el-evamir ül Alaiye. 246: Zercani. (2005). Sultana Öğütler : Uzunçarşılı. (1948). XII ve XIII. Asırlarda Anadolu da Fikir Hareketleri ile İctimâî Müesseselere Bakış. III. TTK. Kongresi : Köprülü, F. (1943). Anadolu Selçuklu Tarihinin Yerli Kaynakları C. VII, S İbn Bibi. (1996). el-evamir ül Alaiye. I. 253: Eflâki, A. (1986). Ariflerin Menkıbeleri II : Köprülü, F. (2003). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar 202: Köprülü, F. (1983). Anadolu Selçuklu Tarihinin Yerli Kaynakları. Belleten. VII. S : Yazıcı, T. (1972).Manâkib Al- Arîfi in Sanat Tarihi Bakımından Değeri

170 158 ailesini Konya ya davet etti. İbn Bibi nin annesi meşhur bir müneccim olduğu için onun öngörülerinden istifade etmiş ve önemli konularda yardım almıştır. 574 Bilim ve sanatta olduğu kadar, güzel sanatların resmi kollarında da bilgisi bulunan Sultan Alaeddin Keykubad, müzisyenlerin semani dinlerken, musiki kitaplarından vezin kafiye, usul gibi şeylerden konuşur rubailer okurdu. Okuduğu rubailerden biri de şudur; Ayıkken akıl üzerine dayanırım, sarhoş olunca akıl benden kaçar, şarap iç çünkü sarhoşluk ile ayıklık arasındaki vakit, hayatın ta kendisidir. 575 Kaynaklarda eğlence amaçlı oynanan oyunlarda Sultan Alaeddin Keykubad ın satrancı iyi oynadığı, ciritte ve okta da rakiplerini geride bıraktığı, haftada bir defa çevgan (guy) oyunu seyrettiği belirtilir. 576 Yukarıda bahsettiğimiz gibi sanata da çok önem veren sanatperver Sultan I. Alaeddin Keykubad, mimarlıkta ve kuyumculukta, birçok yapımda, bakırcılıkta, ressamlıkta ve dericilikte büyük bilgi ve beceriye sahipti. Mimar, ressam ve işçileri toplayarak yaptığı bir inşaatın masraflarının bir kısmını saltanat büyüklerinden bir kısmını büyük emirlerin kendi servetlerinden temin etmiş ve inşa edilen sanat abidelerini ebedileştirmiştir. 577 Dolayısıyla Sultan Alaeddin Keykubad, ilim ve sanata önem vermiştir. Bunların en önemlilerinden biri de Sultan Alaeddin Keykubad ın emirlerinden Kemaleddin Kamyar, devrin fazıllarından, memleketin ulularından idi. Hikmetle Şahabeddin Suhreverdi den yararlanmıştır İbn Bibi. (1996). a.g.e., s : Zercani. (2005). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.246: Köprülü, F. (2003).Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. 193: Fürüzafer, B. (1997). a.g.e., s İbn Bibi. (1996). el-evamir ül Alaiye. 247: Cahen, C. (2000).Osmanlılardan Önce Anadolu. 73: Taneri, A. (1977).Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. 69: Fürüzafer, B. (1997).Mevlana Celaleddin. 114: Yazıcı, T. (1972). Manâkib Al-Ârifîn in Sanat Tarihi Bakımından Değeri. Belleten C.XXXVI S İbn Bibi. (1996). a.g.e., s.247: Turan, O. (İ.A. Alaeddin mad.). 647: Fürüzafer, B. (1997). Mevlana Celaleddin Sahabeddin Yahya, b. Habeş b. Suhreverdi (549) / 1191) İslam bilginlerinin, hakimlerinin büyüklerindendir. Fahri Razi nin hocası Mecdeddin-i Ceyli nin talebelerinden idi. Henüz 37 yaşında iken Halep e gitti.kendilerini bilgin, dinin koruyucusu sanan Halep in halkı o yüce kişiyi, Halep valisi Melik Zahir tarafından babası Selahaddin-i Eyyubi nin fermanı ile katlettirir. Şahabedin birçok kitap yazmıştır. Onlardan Hikmetül İşrat Tevihat, Metarihat, Hayakilün-Nur sevilmişeserlerdir.fürüzanfer, B. (1997). a.g.e., 119.

171 159 Şahabeddin ile yaptığı Nazire beyitleri şöyle: Sühreverdi: Dostum, doğmuş şahaplar gördün mü ki kalpleri yakıp sana gizlensin. O uçtuğu vakitte, biz onun ışığında neşelenerek uçtuk. Gizlendi, döndü gitti. Kemaleddin: Dostum, çoktan şimşekler gördün mü ki, çıkıp gitti. Belirttiği sırada akılları hayran etti; doğdu, belirdi, parladı, söndü, yine; belirdi, parladı, kayboldu gitti. 579 Resim ve heykelin de İslam dünyasında yayılmasında Alaeddin Keykubad dönemindeki icra edilen sanatın rolü büyüktür. Türkiye Selçuklularında Mimari konusunda da değindiğim gibi Konya ve Kubâdabad saraylarında çini üzerine yapılmış resimler önemlidir. 580 Yine Alaeddin Keykubad a ait bir kumaş üzerinde aslan resimleri bulunup, bu işte başarılı olmuş, ressamlar bu dönemde bulunmuştur. Heykel ve kabartmaları da şehirlerin surlarını ve büyük binaları bu dönemde görebiliyoruz. 12. asırdan beri çifte başlı Selçuk kartalı, çeşitli hayvan kabartmaları, at üstünde kuş avlayan insan şekilleri, Mardin ve Diyarbakır surlarında, Erzurum türbelerinde, Divriği Ulu Cami nin görüldüğü dini binalarda dahi yapılmıştır. Sultan Alaeddin Keykubad, Konya surlarını inşa ederken surlar üzerinde bir yandan Kur an ayetleri, bir yandan da mimar ve ressamlar a kabartma tasvir ve heykeller yapılmasını emretmiştir Ev Hayatı Kaynaklarında belirttiği gibi Türkiye Selçukluları nın evi odalar, ve tam belli olmasa da mutfaktan oluşuyordu. Odalardan biri tabhane (kışlık sıcak oda) olarak 579 Fürüzahfer, B. (1997). a.g.e., s Turan, O. (1981). a.g.e., s Turan, O. (1981). a.g.e., s. 391.

172 160 ayrılıyordu. Mimari bakımdan damların genel olarak düz olup evlerin kemerli olarak inşa edildiğini biliyoruz. 582 B. Veled, Moğol akınlarından, emniyetli olan bir yer olarak Anadolu ya göç etmişti. Rivayetlere göre Sultan Alaedin Keykubad acı Larende den Konya ya çağırmış, Konya ya geldiğinde de onu kendi Taşthanesinde 583 misafir etmek istemiştir. B. Veled, kabul etmemiş Altunaba Medresesi ne inmişti. 584 Ev eşyası olarak halı ve yaygı dan Gürcü, Şiraz ve Aksaray perdelerinin meşhur olduğunu biliyoruz. 585 Aksaray ın perdelerinden başka halıları ve denizci örtüleri de meşhurdu ve Antalya Kemhaları (ipekli), Erzincan buharileri, Mardin ve Muş pamukluları, Karaman ın renkli kumaşları, hamam takımları, Denizli nin altın işlemeli (ak alemli) bezleri, Ankara ve Sivas ın yünlü kumaşları meşhur idi. Sultan Alaeddin Keykubad a ati olduğu yazılarından anlaşılan ipek üzerine altın tel ile işlenmiş çok güzel bir halı olup ev hayatına verdiği önemi göstermektedir. 586 Evlerde hizmet etmek ile yükümlü olan görevlilere gelince, hizmetçiler, güzeller, köleler, hacibler, kapıcılar ve harem ağaları olduğunu biliyoruz. 587 Güzellerden kasdedilen cariyelerdir. Kadının cariye olarak hukuki durumu daha da ağırdır. Bazı iyi niyetli efendiler cariyelerini azad ediyorlar hatta evlendiriyorlardı Taneri, A. (1977). a.g.e., s Taşhane, içerisinde banyo ile abdest olmak için gereken kapların bulunduğu, banyodan sonra sultanı giydiği beyaz kumaşların, yakacak aletlerinin bulunduğu daireye denir. (Bkz. Fürüzafer, B. (1997). Mevlana Celaleddin. s. 122): Turan, O. İ.A. Alaeddin mad Fürüzafer, B. (1997). a.g.e., s Taneri, A. (1977).Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. 70: Rasonyi, L. (1971). Türkiye de Halıcılık Terimleri ve Halıcılığın Menşei. Türk Kültür Dergisi Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti. 365: Yazıcı, T. (1972). Manâkib Al- Arîfin in Sanat Tarihi Bakımından Değeri Taneri, A. (1977). a.g.e., Taneri, A. (1977). a.g.e., 58.

173 Kıyafet ve Süslenme Kıyafetlerde Türkiye Selçukluları nda önemli bir yere sahipti. Özellikle erkek kıyafetleri elbise, başlık ve ayakkabılar çok titizlikle hazırlanıyordu. Erkek elbiseleri başlıca, Yemen Kumaşından elbise, Mısır elbisesi, siyah ince ipek elbise, Mısır ve Şaş ipeğinden elbise, gaşiye, Buri kumaş, çuha ve Kemha dan yapılmış olanlar zikredilir. Yine saf (ince dokunmuş yün kumaş), hulle (belden aşağı ve belden yukarı olmak üzere iki kısımdan ibaret elbise) denilen elbise çeşidi de Frappan renklerden dikiliyordu. Devrin popüler elbisesi ise Fereci ydi. Bu elbise göğsü açık uzun kollu bir cübbe türüydü. Kaba, kurt postu, tilki postu da giyiliyordu. Şalvar, gömlek yine hırka olarak Hind hırkası ve geniş kollu hırkaları da sayabiliriz. 589 Yine giyim ve kuşamda özel bir yere sahip olan ve değerli olan Kürkler ve kürk kullanılarak yapılan pahalı elbiseler de giyiliyordu. Kıyafetlerin yanında sarıklarda giyimde elbiseyi tamamlayan aksesuarlar arasında idi. Şaş-ı Hindi sarığı, Mısır sarığı, Lalis sarık ve şekaraviz sarık bunların en önemlilerindendir. 590 M. Zeki Oral, makalesinde şu sıralamayı yapmıştır. Şalvar, üç etek entari, kuşak, kemer, came (elbise) hırka, Lavata (bayuna konulan uzun rida, cübbe ve fereci). 591 Yine başlıklarda ki sıralamayı M. Zeki Oral şu şekilde yapmıştır: Sarık (destar), külah (ucu sivri serpuş) üsküf (ucu püsküllü küllah) börk (çuha ve keçeden yapılmış beyaz, kırmızı renkli), bağaltak (kavuk ve kalpağa benzeyen külah). 592 Ayakkabı olarak baktığımızda çizme ve ayakkabı kullanılmakta olup, M. Zeki Oral bu sırayı da, ayakkabı, çarık, çizme ve pataya diye sıralamaktadır. 593 Yukarıda değindiğimiz elbise çeşitleri giyime verilen önemi göstermesinin yanında dokumaya verilen önemi de bir anlamda göstermiştir. Anadolu da yapılan 589 Taneri, A. (1977). a.g.e., Taneri, A. (1977). a.g.e., Oral, M. Zeki. Selçuklularda Giyim Eşyası Türk Etnografya Dergisi V Oral, M. Zeki. Selçuklularda Giyim Eşyası. Türk Etnografya Dergisi, V Oral, M. Zeki. Selçuklularda Giyim Eşyası. Türk Etnografya Dergisi, V. 14.

174 162 pamuk ve yün büyük alimlerin hayranlıkla bahsettikleri tiftiklerden hatta ipekten çok fazla kumaşlar yapılıyordu. Özellikle Malatya da kumaş (süf) dokuyan tezgah vardı. Nitekim Keykubad ın Venediklilerle yaptığı ticari anlaşmalarda da işlenmiş ipekte ihraç malları arasında bahsedilmekte olup Türkiye ipekleri diye tanımlanmıştır. 594 Eskiden bakıldığında da halife saraylarına mahsus ağır elbiseler, onlara aid Dar ut-tiraz denilen imalathanelerde yapılırken, Selçuklu Devri nde de yukarda bahsettiğimiz gibi dokuma sanayi o kadar ileriydi ki sultan ve emirlerin giydiği ağır elbiseler çarşılarda çok önemli sanatkarlar tarafından hazırlanıyordu. Üzerinde sultan ve emirlerin isim ve ünvanları resimlerle süsleniyor, Alaeddin Keykubad a ait adını ve arslan resimleri taşıyan, ipek üzerinde altın işlemeleri nefis bir kumaş bugün Lyon müzesinde bulunmaktadır. 595 Sultan Alaeddin Keykubad döneminde yukarda bahsettiğimiz gibi önemli olup Konya ya girişte yaldızlı ve ipekli kumaşlarla süsleyip kıymetli elbiseler koymuşlar, bayramlık kıyafetlerini giydiğini İbn Bibi bahseder Besin Maddeleri ve Sofra Düzeni Ülüş Türklerde et payı ya da yemek payı anlamına gelmektedir. Kökü, üleşmek, pay etmekten gelmekte olup, ailede ve büyük devlet ziyafetlerinde, herkes devletin ileri geleleri ile beyler bu paylara önemle uyma zorundadırlar. 597 Türkiye Selçuklularında da devam ede gelen ve bugünde gördüğümüz gelenek ve göreneklerimizi sofra adabında da görmekteyiz. Nitekim töre nin sürdürücüsü Sultan Alaeddin Keykubad 13. yy. da göçebe yaşamını devam ettirerek eski yemek alışkanlıklarına devam etti. Ziyafette yer 594 Turan, O. (1981). a.g.e., s Turan, O. (1981). Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti İbn Bibi. (1996). el-evamir ül Alaiye Ögel, B. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları

175 163 hiyerarşisi ne özen gösteriyor, temsilciler alışılmış bir şekilde yerlerinde oturuyorlardı. 598 Türkiye Selçuklularında yemek bir kaptan yeniyor, bu sırada kaşık kullanılıyordu. Yemek sırasında sahan, köse, tepsi, siniler bulunuyordu. Bunlardan başka mutfak eşyası olarak kazan, tencere ve havan da kullanılan eşyalar arasında idi. 599 Ateşte çevrilmek suretiyle yapılan kebap ve şişte çevrilen kuşlarda revaçtaydı. Kebap çeşidi olarak Mevlana Kelle kebabından bahsetmiştir. 600 Bundan başka kızartılmış etli pilav, biberli pilav, yağlı ördek, pastırma da çok yenilen yemekler arasındaydı. Etli yemeklerin genel olarak koyundan yapıldığı muhakkaktır. Mercimek, kabak, havuç, şalgam, şalgam turşusu, gül suyu, tüketilen yiyecekler içinde idi. 601 Yine yemeklerden tutmaç, börek, helva, kızarmış et olduğu Mevlana nın eserinde belirtilmiştir. 602 Meyve olarak ise elma, incir, kayısı, kavun, üzüm ve üzümden imal edilen pekmez de önemli idi. 603 Kaynaklarda tatlılarla ilgili devrin revaçta olan, misafirlere de sunulan tatlısı helva idi. 604 Helva olarak bahsedilen herhalde un helvasıdır. Helva sıcak olarak yeniliyor. Geleneğe göre helva arife gecesi de dağıtılıyordu. Nitekim bir pasajda. Bir tacirin karısının kurban bayramı arife gecesinde çokça helva yaparak fakirlere, zavallılara ve komşulara birer birer sadaka olarak dağıttığı, şekerli helva ile dolu büyük bir siniyi de müridler yesinler Mevlana ya gönderdiği kaydedilmektedir Godlevski, V. (1988). a.g.e., Taneri, A. (1977).Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı Mevlana Celaleddin. (2002).Fih-mâ fih (çev: Melike Ülker Anbarcıoğlu) A. Taneri, Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı, Mevlana Celaleddin. (2002).Fih-i mâ fih (çev: Melike Ülker Anbarcıoğlu) Mevlana Celaleddin. (2002). a.g.e., Mevlana Celaleddin. (2002). Fih-i mâ fih. (çev: Melike Ülker Anbarcıoğlu) : Taneri, A. (1977). a.g.e., Taneri, A. (1977). a.g.e., 77.

176 164 İbn Bibi hem yiyecek çeşitlerinde hem de sofra düzenine Türkiye Selçuklularında çok önem verilmiştir. Nitekim, Sultan Alaeddin Keykubad Konya ya gittiğinde İbn Bibi orada sofra düzenini şöyle açıklamaktadır. İbrahim Aleyhisselam ın zengin ziyafet sofralarının gözü üzerine düşse oradaki yiyecek ve içecek bolluğuna bakarak kıskançlıktan çatlayacağı bir sofra hazırladı. Sofrayı İhvan-ı Safa nın tabiatının kadına hoş nefis meyvelerle süsledi. Lal renkli içeceklerle donanmış cennet bahçesinin huzurunu veren o sofraya her türlü meze koydular. 606 Yine İbn Bibi de yemek düzeni ile ilgili olarak şunları görmekteyiz: Darü sselam sofrası gibi sofrayı Mir-i Han (sultanın mutfağındaki en büyük kişinin ünvanıdır) Sultan Alaeddin Keykubad ın önüne kurardı. O zaman çaşnigir huzura girer, geleneğe göre huzurda yerini alırdı, sonra padişaha yiyecek gönderilirdi. 607 I. Alaeddin Keykubad özel şenliklerde de sofralarda çok sayıda sığır ve koyun kesilerek sofralar hazırlandığı görülmektedir İbn Bibi. (1996). a.g.e., İbn Bibi. (1996). a.g.e., İbn Bibi. (1996). a.g.e., 430.

177 SONUÇ Alâeddin Keykubad siyasi açıdan büyük başarılara imza atmış bir hükümdardır. Tüm tarihçilerin de kabul edeceği gibi güçlü bir devlet, güçlü bir kültürel yapı öncelikle başarılı bir siyasi politikadan geçer. Alâeddin Keykubad bu örneği en iyi yansıtan hükümdarlardan biridir. Alâeddin Keykubad, devrinin hükümdarları arasında çevik, zeki ve temiz varlıklı idi. Arap hükümdarlarının alışık oldukları çirkin ihtiraslardan uzak bir kimse idi. Hükümlerinde adaleti gözetirdi. Birçok şehir ve önemli noktaları alarak saltanatına katmıştır. Alâiye ve bütün Akdeniz kıyıları, Kırım da Suğdak ve çevresi, Ermeni ülkesinin büyük bir bölümü, Gürcü ve Abazaların birçok kaleleri bunlardan birkaçıdır. Siyasi olduğu kadar mimari açıdan da önemli çalışmalar yapmış olup, zamanında Anadolu da yüzlerce cami, mescid, medrese, hamam, kervansaray, köprü gibi hayır eserleri yapılmakta iken bir taraftan da komşu devletleri birer birer idaresi altında toplamıştır. Nitekim Cengiz fırtınası esmeye başladığı zaman herhangi bir tehlikeye karşı memleketini müdafaa etmek maksadıyla Sivas, Kayseri, Konya, Niğde, Afyon gibi memleketin belli başlı şehirlerini kalelerle güçlendiren ileri görüşlü bir hükümdardır. Daha sonra mimar, ressam ve işçileri toplayarak yaptığı bu inşaatın masraflarını kısmen saltanat haslarından kısmen de, Sinop ta olduğu gibi, büyük emirlerin kendi servetlerinden temin etmiş ve onların katılımlarıyla da namlarına konulan kitabeler ile ebedileştirilmiştir. Alâeddin Keykubad, geniş ve devamlı bir fetih politikası uygulamak için, devletine mutlak bir şekilde hakim olmak düşünce ve arzusunda idi. Oysa Keykavus un tahta çıkaran emirlerin gittikçe artan bir şekilde nüfuz kazanmalarından dolayı sultan ile aralarında sıkıntılar oluştu. Ancak iyi hesaplanmış bir planla emirler öldürülerek, otoritesini artırması da sultanın ileri görüşlülüğünü göstermesi bakımından önemlidir. Sultan Alâeddin, bütün siyasi ve kültürel başarılarının yanında, aynı zamanda inancı çok olan bir hükümdardı. Yaşantısında İslami esaslara da önem verirdi.

178 166 Nitekim kaynalarda tahtı ele geçirince, Yarabbi bana mülk verdin ayetini okuyarak Tanrıya şükür maksadıyla iki rekat namaz kıldığı belirtilir. Zamanın en büyük alimlerinden olan Emir Celâleddin Karatay: Gecenin az bir kısmından fazlasında ibadet eder, abdestsiz ferman yazmazdı. diye belirtir. Her zaman Allah a hamd cümleleriyle başlar. Kaynaklarda Cenab-ı Allah cihangirlik dizginlerini benim kudret elime koydu. Saltanat ve bahtiyarlığı bana layık gördü. Benim azim ve hareketlerini fütühat anahtarı yaptı. Zafer alametlerini benim sancaklarıma indirdi ve öyle bir kemal mertebesine eriştirdi ki yeryüzü hükümdarları isteyerek veya istemeyerek itaat kemerlerini bağlayıp ağızlarını benim mehdime öyle açtılar ki bunun şükrü nihayetsizdir diye bahseder. İnancı güçlü olan Sultan Alâeddin Keykubad, aynı zamanda mevlevilere de büyük saygı besliyordu. Başlangıçta tam olarak inanmasa da Alâeddin Keykubad kısa sürede Celâleddin Rumi nin babası Bahaeddin Veled karşısında eğilmiş ve ona saygı göstermeye başlamıştır. İlmede büyük önem veren Sultan Alâeddin Keykubad ın zamanında Nizameddin Ahmed Erzincâni adında Melikü s-şuerâ makamını işgal eden âlim ve fâzıl bir kişi yaşamıştır. Nizâm Al-Din Yahya Sâid b. Ahmed in de I. Alâeddin Keykubad gibi kudretli bir hükümdara nasihatnâme takdim etmiştir. Dolayısıyla Alâeddin Keykubad dönemi iktisadi kudret zenginlerin çoğalmasına, ihtişamlı bir cemiyet hayatına imkan veriyordu. Sultanların sarayları, vezirleri köşkleri ve zenginlerin konakları yüksek cemiyet hayatının merkezi idi. Komşu hükümdarların Selçuklu sultanlarını ziyaretleri, elçilerin kabulleri, zafer dönüşleri ve bayramlar devletin ihtişamını göstermekteydi. Örneğin, Erzincan Meliki Alâeddin Davud-Şah ın Alâeddin Keykubad ı ziyareti Kayseri nin Meşhediye ovasında günlerce şenliklere sebep olmuştu. Nitekim sultanın verdiği ziyarette koyun, yük buğday ve 200 yük şarap, şeker hayvanlara yük arpa, mum vs. masraflar karşılığı olarak dirhem para sarfedildi. Konya ya gelişi ve tahta çıkışında şehir bayram şenliği yaptı. Alaylar tertip edildi.

179 167 İşte Alâeddin Keykubad bir gün beylerine davet ve büyük bir ziyafet verdi. Bütün emir ve büyükler geldiler, reisler ve askerler hazır oldular. Sultan Alâeddin kendisinin saltanatına, kudret, devletine ve askerlerinin çokluğundan dolayı sevinçli iken ansızın yüreğinde ve içinde bir ağrı hissetti. Neticede kuvvetten düştü ve 1237 de öldü. Bütün hükümdarlığı 18 yıl sürdü. Sultan Alâeddin sert ve akıllı, fikir ve görüşünde, kullarına ve beylerine davranışında adil olmaya özen gösteren bir hükümdardı. O nedenle Alâeddin Keykubad a Sultan-ı Âlem de denmiştir.

180 168

181 169 KAYNAKLAR Acıpayamlı, O. (1962).Türkiye de Yağmur Duası. AÜDTCFD/1-2. XXII(3-4),1-40. Ahmed bin Mahmûd. Selçuknâme. (1977). I- II. (yay. E. Merçil). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. Aksarayî (Kerîmû d-din Mahmûd Aksarayı). (2000) Müsâmeretü lahbâr ve Müsayeretü l-ahyar, (çev. M. Öztürk). Ankara: TTK yayınları. Akdağ, M. (1999). Türkiye nin İktisadi ve İctimai Tarihi. İstanbul: AÜDTC Fakültesi Yayınları. Alptekin, C. (1971). Selçuk Paraları. Selçuklu Araştırmaları Dergisi, (III). Anonim Selçuknâme. (Târîh-i Âl-î Selçûk der Anadolu). (1992) Anadolu Selçukluları Devleti Tarihi. III. (Feridun Nafiz Uzluk). Ankara. (Eserin orijinali 1952 de yayımlandı). Artuk, İ. (1980). Alâeddin Keykubad ın Meliklik Devri Sikkeleri. Ankara: TTK yayınları C. XLIV, Aslanapa, O. (1973). Türk Sanatı. II. İstanbul: Başkanlık Kültür Bakanlığı. Atçeken, Z. B. (2004). Selçuklu Müesseeleri ve Medeniyeti Tarihi. Konya: Eğitim Kitabevi Yayınları. Baykâra, T. (1985). Türkiye Selçuklu Devletinde Konya. Ankara. Kültür Bakanlığı Yayınları. Baykara, T. (1985). Anadolu nun Selçuk Devrindeki Sosyal ve İktisadi Tarihi Üzerine Araştırmalar. Bayram, M. (1978). Ahi Evran Kimdir? Hayatı ve Eserleri. Türk Kültür Dergisi. Bayram, M. (1994). Fatma Bacı, Baciyan-ı Rum. Konya Bayram, M. (1981). Anadolu Selçuklu Devletinde Kurucusu Fatma Bacı Kimdir? Belleten. XLV. Anadolu Bacıları Örgütünün Bayram, M. (1980). Türkiye Selçukluları Döneminde Bilimsel Ortam ve Ahiliğin Doğuşuna Etkisi.Türkler. VII. Bayram, M.. (1982). Ahi Evren in Öldürülmesi ve Ölüm Tarihinin Tespiti. İÜEF. Tarih Enstitüsü Dergisi, (12), Beston, İ. (1996). Alâiye mad. DİA. II. Birsen, G. (1978). Evlilik Müessesesine Sosyoloyik Yaklaşım. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (1).

182 170 Cahen, C. (2000). Osmanlılardan Önce Anadolu. (çev.erol Üyepazarcı). İstanbul. Tarih Vakfı Türk Yayınları. (Eserin orjinali 1984 de yayımlandı.) Câhiz. (1967). Hilâfet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri. (Haz. R. Şeşen). Ankara: İsar Yayınları. Çağatay, N. (1997). Bir Türk Kurumu Olan Ahilik. İstanbul: Türk Tarih Kurumu. Çağatay,N. (1996). Anadolu da Ahilik ve Bunun Kurucusu Ahi Evren. Belleten. C. XLVI.S Çelebi, A. (2002). Mevlâna ve Mevlevilik. Ankara. Hece Yayınları. Çetin, A. ( ). Tarihin Saklanan Yüzü (İdam Edilen 44 Vezir-i Azamın Dramı). Ankara: İnkılâp Yayınları. Çetin, O. (1981). Selçuklu Müesseseleri ve Anadolu da İslamiyet in Yayılışı. İstanbul: Marifet Yayınları. Cüveyni. (1999). Tarîh-î Cihangüşâ-yı Cüveyni.I-III. (çev.m. Öztürk).Ankara. Kültür Bakanlığı Yayınları. (Eserin orijinali 1912 da yayımlandı). Demir, A. (1996).Fütüvvet Teşkilâtının Kökeni, Teşekkülü ve Türkiye Selçuklularının Durumu. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kırıkkale. Dobrovsky, D. (2008). Cuci Ulusunun Cenaze Törenlerinde At Kurban Edilmesi. (çev. Nursen Özsoy). Türkler, C.III, Ankara Ebu l- F. (1999). Ebu l- Ferec Tarihi. I-II. (çev.ömer Rıza Doğrul). Ankara: TTK. Yayınevi. Eflâki, A. (1986) Menakıbu larifîn.c.i. (çev. Tahsin Yazıcı). İstanbul. Ekinci, Y. (2001). Ahilik. İstanbul. el- Azîmî. (1988). Azîmî Tarihi. (çev. Ali Sevim). Ankara: TTK.Yayınları. (Eserin orijinali 1912 da yayımlandı). el-câhiz. (1988). Hilâfet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri. (çev. Ramazan Şeşen). Ankara: TKAE Yay. Eldem, H. (1982). Kayseri Şehri. (haz. Kemal Göde). Ankara. er- Râvendi. (1999). Kitab-ı Râhatü s Sudûr ve Âyetü s- Sürur.I-II(çev. Ahmet Ateş). Ankara: TTK Yay. Erdem, İ., Paydaş, K. (2007). Akkoyunlu Devleti Tarihi. Ankara: Birleşik Yay. Ergin, Y. (1936). Türkiye de Şehirciliğin Tarihi İnkişâfı. İstanbul. Erkiletlioğlu, H., Güler, O. (1996). Türkiye Selçuklu Sultanları ve Sikkeleri. Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yay.

183 171 Evren, Ahi. Tasavvufi Düşüncenin Esasları. (çev. M. Bayram). Freely, J. (2012). At Üstünde Fırtına: Anadolu Selçukluları. (çev.neşenur Domaniç). İstanbul: Doğan Kitap Yay. Früzanfer. B. (1997). Mevlânâ Celâleddin. Ankara: MEB. Yay. Genç, R. (2002). Karahanlı Devlet Teşkilatı. Ankara: TTK Yay. Glück, H. (1915). Türk Sanatı. (çev.köprülüzâde Ahmed Cemal) Yeni Mecmua numaralı Yayın. Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti. (çev. Azer Yaran). Ankara: Onur Yayınları. Gökalp, Ziya. (1976). Türk Medeniyeti Tarihi. (haz. Kâzım Yaşar Kopraman). İstanbul: Kültür Bakanlığı Yayınları. Göksu, E. (2010). Türkiye Selçuklularında. Ordu: TTK. Yay. Gölpınarlı, A. (1999). Mevlânâ Celâleddin, Hayatı, Eserleri, Felsefesi. İstanbul: İnkılap Yayınları. Güçlüay, S. Anadolu Selçuklu Devleti nin Ticaret Politikası. Türkler. Ankara: TTK Yayınları, C.VII. Hamdi Zâde. (1915). Türkiye Selçukluları Tarihi.Tarih-i Osman-i Encümeni Mecmuası. 33(VII) Hilmi Ziya. (1924). Selçukluların İnkırazı Zamanında. Konya: Mihrab.S (Eserin Orjinali 1340 da yayımlandı.) İbn Batûda. (2000). İbn Batûta Seyahatnâmesi. (çev. A. Sait Aykut). İstanbul: Yapı Kredi Yay. (Eserin orijinali 1405 da yayımlandı). İbn Bîbî. (1996). el-evâmîrü l-alaiyyefi l-umûri l-alâ iye. I-II. (çev. Mürsel Öztürk). Ankara. Kültür Bakanlığı Yay. (Eserin orijinali 1956 da yayımlandı). İbnBîbî. (1941). Selçuknâme. (çev. Uzluk, F.N.). Ankara. İbnü l-esîr. (1985). el- Kâmil fi t- Târîh. I-X. (çev. Abdullah Köşe, M. Beşir Eryarsoy, Ahmet Ağırakça, Abdülkerim Özaydın). İstanbul. (Eserin orijinali 1415 teyayımlandı). İbn Haldun. (1997). Mukaddime.I-III. ( çev. Zakir Kadirî Urgan). İstanbul. MEB. Yay. (Eserin orijinali 1405 da yayımlandı). İnan, A. (1968). Eski Türklerde Teslim ve İtaat Sembolleri. Makaleler ve İncelemeler. Ankara İnan, Abdülkadir. (1964). Eski Kaynaklarda Türk Ordusu. Türk Kültürü. II(22), (Ordu Sayısı)

184 172 Şark Klasik Edebiyatında Türkler ve Türk Ordusu. Makaleler ve İncelemeler. II. Ankara. TTK Yay. İşeri, A. (1968). Türk Medeniyeti Kanununa Göre Vakıflar. Antalya. Karakaş, S. (2009). Kut Tanrı İlişkisi Bağlamında Türklerde Yönetim Erkinin İlahi Temelleri. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, (Reşet Genç Özel Sayısı) (29). Karpuz, H. (2001). Anadolu Selçuklu Mimarisi. Selçuk Üniv. Ankara: Yaşatma ve Geliştirme Vakfı Yay. Kaşgarlı Mahmut. (1988). Divân-ı Lügâti t- Türk Tercümesi.I-IV. (çev.besim Atalay). Ankara: TDK Yay. Kaymaz, Nejat. (1996). Anadolu Selçuklularının İnhitatında İdare Mekanizmasının Rolü. I.-DTC. Fak. Tarih Araştırmaları Dergisi. II / 2-3. Ankara. (Eserin orjinalı 1964 de yayımlandı.) Kaymaz, N. (1970). Pervâne Muineddin Süleyman, DTCF Antalya. Kıenitz, Friedrich Karl. (1986). Osmanlılardan Önceki Anadolu Türklerinin Politik, Kültür Bakımından Dünya Tarihindeki Önemi. (çev. Mithat San). Belleten. (50). Koca, S. (2003). Türkiye Selçukluları Tarihi. C.II. Çorum. Koca, S. (1997). Dandanakan dan Malazgirt e. Giresun. Koca, S. (2000). Türk Kültürünün Temelleri. II. Ankara. (1988). Sultan I. İzzeddin Keykavus ile Alâeddin Keykubad arasındaki Otorite mücadelesi, Selçuk Dergisi, (3). Koca, S. (2009). Selçuklu İktidarının belirlenmesinde rol oynayan güçler ve Alâeddin Keykubad ın tahta çıkışı. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. (Prof. Dr. Reşat Genç Özel Sayısı). C.29. Türkiye Selçuklularının İzledikleri Ekonomi Politikaları, Türkler C. VII. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı, Türkler, C.2 Ahilerin Türkiye Selçuklularında ki Rolleri II, Ahilik Araştırma Sempozyumu, Ankara. Türkiye Selçuklularında Ekonomik Politika. Erdem. 8/23. Selçuklularda Ordu ve Askeri Yapı. Ankara Konyalı, İbrahim Hakkı. (1964). Konya Tarihi. Konya. Köprülü, B. (1951). Tarihte Vakıflar. Ankara Hukuk Fakültesi Mecmuası. C. VIII.

185 173 Köprülü, Mehmet Fuad. (2000). Anadolu da İslamiyet. İstanbul. Selçuklular Zamanında Anadolu da Türk Medeniyeti. Millî Tetebbular. (9), Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri. İstanbul. Türk ve Moğol Sülalelerinde Hanedan Azasının İdamında Kan Dökme Memnuiyeti. Türk Hukuk Tarihi Dergisi (I). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Diyanet Yay. Anadolu Selçuklu Tarihinin Yerli Kaynakları. Belleten.VII/ Türk- İslam Hukuk Tarihi Araştırmaları ve Vakıf Müesseseleri. İstanbul. Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu. Ankara: TTK. Yay. Hacip İA. IV. İstanbul Türkiye Selçuklularında Toprak Hukuku. Belleten. C.XII. Köymen, Mehmet. Altay. (1989 )Selçuklular Devri Türk Tarihi. Ankara. 1961/1989 Selçuklu Hükümdarı Büyük Alâeddin Keykubad ve Anadolu Savunması. Belleten. LII/ Türkiye Selçuklu Devleti. Tarihte Türk Devletleri Sempozyumu. Ankara Alp Arslan Zamanı Selçuklu Saray Teşkilatı ve Hayatı. Tarih Araştırmaları Dergisi. C. IV. Ankara. Türkiye Selçuklu Devletinde Ekonomik Hayat. Türk Dünyası Tarih Der Laurent. J. (1988). Rum (Anadolu) Sultanlığının Menşei ve Bizans. (çev. Y. Yücel) Belleten. LII/ Rasonyi, L. (1971). Tarihte Türkler. Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yay. 39. Seri. Mendel, G. (1917).Anadolu da Selçuklu Abideleri. (çev. Vahid Bey).Yeni Mecmua.S Merçil, E. Selçuklularda da Emir-i Dâd Müessesesi. Belleten. Mevlânâ. (1991). Mesnevî. I-VI. (çev. Abdulbaki Gölpınarlı). İstanbul: MEB. Yayınları. Mevlânâ. (2002). Fîhi Mâ Fîh. (çev. A. Avni Konuk). İstanbul. Mülayim, S. (1988). Anadolu Selçuklu Sanatı. Doğuştan Günümüze Büyük İst. Tar. VIII. İstanbul. Müneccimbaşı. (Ahmed b. Lütfullah). (2000). Câmiu d- Düvel. (çev. Ali Öngül). İzmir. (Eserin orijinali 1939 da yayımlandı).

186 174 Müneccimbaşı. (Ahmed b. Lütfullah). (2001). Selçuklular Tarihi II. (çev. Ali Öngül). İzmir. (Eserin orjinalı. da yayımlandı.) Nizâmü l- Mülk. (1980). Siyâsetnâme. (çev. Mehmet Altay Köymen). Ankara. Nuhoğlu, G. (1995). Gazneli Devlet Teşkilatı. Türkler. S. V. İstanbul. Yaşar, A. (1985, Ocak). Emirci Sultan ve Zâviyeleri Oral, M. Z. Selçuklularda Giyim Eşyası. Türk Etnoğrafya Dergisi. V. Kubâd Abad Sarayı Harpi ve Simurgları. Türk Etnoğrafya Dergisi, ( X) Ögel, Bahaeddin. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları. İstanbul:TDAV Yay. Türkiye Selçuklularında Devlet ve Ordu Mehteri. Selçuk Dergisi. II/I(1-20). Türk Kültür Tarihine Giriş. V,VI,VII. Ankara. Türklerde Devlet Anlayışı. Ankara Türk Mitolojisi II. Ankara. İslamiyet ten Önce Türk Kültür Tarihi. Ankara. Ögel, S. (1987). Anadolu Selçuklularında Taş Tezyinatı. Antalya. Önge, Y. (1988). Alâeddin Keykubad Dönemi Konya da İnşa Edilmiş Mimarlık Eserler. Selçuk Dergisi, (3). Önder, M. (1970). Kubad-Abad Çinilerinde Sultan Alâeddin Keykubad ın İki Portresi. İstanbul: Sanat Tarihi Yıllığı C.III. İÜEF Yay. Özbek, Süleyman. (1995). Türkiye Selçukluları-Eyyûbî İlişkileri Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Zübtedü Keşru l-memâlik de Türk Devlet Telakkisinin Yansımaları. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. I(29), Türkiye Selçuklularında Kültürel Hayat. (Mevlânâ nın Fihi Mâfih ve Mesnevisine Göre). AKÜ. Sosyal Bilimler Dergisi, 3(1). Özergin, M. Kemal. Anadolu Selçuklu Kervansarayları. İÜEFTD. XV/20. Öztürk, Nazif. (1983). Menşei ve Tarihi Gelişimi Açısından Vakıflar. Antalya. Polat, M. S. (2005).Selçuk Türkiyesinde Ticaret. C.VII.Türkler. Reşîdü d-dîn F. (1999). Câmi ü t-tevârîh.i-ii. (çev. Ahmet Ateş). Ankara TTK Yay. Roux, Jean Paul. (1995) Türklerin Tarihi. (çev. G. Üstün). İstanbul

187 175 Safran, M. (1988). I. Alâeddin Keykubad ın Tahta Çıkışı. Selçuk Dergisi. Severcan, Şerafettin. (1995). Alâeddin Keykubad Devrine Ait Necmettin Daye nin Siyasetnâmesi. Kayseri: Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Tıp Tarihi Enstitüsü Yayınları. Sevim, A-Merçil, E. (1995). Selçuklu Devletleri Tarihi. Ankara: TTK Yayınları. Sevim, A. (1972). Anadolu Selçuklularına Ait Bir Eser, Ravzatü lküttab ve Hâdikatü lelbâb. Severcan, Ş. (1995). Alâeddin Keykubad Devrine Ait Necmettin Daye nin Siyasetnâmesi. Kayseri: Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Tıp Tarihi Ens. Yayınları. Sevinç, N. (1987). Eski Türklerde Kadın ve Aile. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları. Sıbt İbnü l-cevzî. (1968). Mir âtü z- Zamân fî Târîhi l- A yân. (çev. Ali Sevim). Ankara: DTCF Yayınları. Sümer, F. (1962). Türk Kültür Tarihine Umumî Bir Bakış. DTCFD. XX Şeşen, R. (1971) İmad al-din al-kâtib al-isfahânî nin Eserlerindeki Anadolu Tarihiyle İlgili Bahisler. Selçuklu Araştırma Dergisi. (III), Taneri, A. (1977). Türkiye Selçuklularında Kültür Hayatı. Konya: Bilge Yayınları. Osmanlı Öncesi Devletlerinde Saray Hayatı, Teşkilatı ve Devlet Anlayışı. Ankara: TTK Yayınları. Müsameretü l Ahbar ın Türkiye Selçukluları Bakımından Değeri. Tarih Araştırmaları Dergisi. IV. Divan. (Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklularında). DİA, IX Hârezmşâhlar. Ankara. Tarım, C. H.. (1948). Tarihte Kırşehri-Gülşehri. İstanbul: Kavram Yayınları. Togan, Zeki Velidî. (1970). Umumî Türk Tarihine Giriş. İstanbul: Aras Yayınları. Turan, Osman. I. Alâeddin Keykubâd. İ.A Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi. 1957/1997, İsyanbul: Boğaziçi Yayınları. Selçuklu Kervansarayları. Belleten, Selçuklular Zamanında Türkiye. İstanbul: Boğaziçi yayınları. Selçuklu Vakfiyeleri, Belleten, XLV, 67-71

188 176 Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti. İstanbul: Boğaziçi yayınları. Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar. TTK Yay. Ankara. Türkiye Selçuklularında Toprak Hukuku, Belleten XVII, Türkler ve İslamiyet. DTCF Dergisi. IV(4), Selçuklu Devri Vakfiyeleri. I. Şemseddin Altun Aba Vakfiyesi ve Hayatı. Belleten. XLII(42), Selçuklu Devri Vakfiyeleri. III. Celâleddin Karatay Vakıfları ve Vakfiyeleri. Belleten. XII/ Turan, R. (2002).Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beylikleri Teşkilatı. Türkler.VII. Ankara Uyumaz, E. (2003). Sultan I. Alâeddin Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Tarihi. TTK Yay. Ankara. Uzluk, F.N.(1982). Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi III. Ankara. TTK Yayınları. Uzunçarşılı, İ. H. (1970). Osmanlı Devleti Teşkilatına Medhal. Ankara. XII. ve XIII. Asırlarda Anadolu da ki Fikir Hareketleri ile İçtimâi Müesseselere Bir Bakış. III. TTK. Kongresi. Ankara Ünsî. (1944) Selçuk Şehnâmesi. (çev. M. Mesûd Koman). Konya. Yazıcı, T. (1972). Menâkıb Al- Arifîn nin Sanat Tarihi Bakımından Değeri. Belleten. C.XXXVI.Ankara Yetkin, Ş. (1969). Sultan I. Alâeddin Keykubad ın Alara Kalesi Kasrının Hamamındaki Freskler. Sanat Yıllığı Tarihi. C.III. İstanbul: Edebiyat Fak. Yay. Yıldız, Hakkı Dursun. (1983). Türklerin Müslüman Olmaları. İslam Tarihi. Yınanç, Mükrimin Halil. (1944). Türkiye Tarihi Selçuklular Devri I. Anadolu nun Fethi. Istanbul: İstanbul Üniv. Yay. Anadolu Selçuklularına Ait Bazı Kaynaklar. Ankara. Zercani. elletâifu l- Alâiye(Sultana Öğütler). Alâeddin Keykubad a Sunulan Siyasetnâme. (haz. Hüseyin Adalıoğlu). İstanbul. Uzluk, F. N. (1952). Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi III. Ankara: TTK. Yay.

189 177 ÖZGEÇMİŞ Kişisel Bilgiler Soyadı, adı :Rukiye Çevik Uyruğu :T.C Doğum tarihi ve yeri :15/10/1981 Medeni hali :Evli Telefon : Faks :- e-posta Eğitim Derecesi Okul/Program Mezuniyet yılı Yüksek lisans Gazi Üniversitesi/Ortaçağ Tarihi 2015 Lisans Afyon Kocatepe Üniversitesi/Tarih 2002 Lise Hayriye Kılıçözü Lise/Düz lise 1998 İş Deneyimi Yıl Çalıştığı Yer Görev Tunç Dershanesi Sosyal Bilgiler Öğt Güç Dershanesi-Koleji Sosyal Bilgiler-Tarih Yabancı Dili İngilizce-Arapça Yayınlar 1.Dershane ve Kolej kitapları Hobiler Kitap, gezi, müzik

190 GAZİ GELECEKTİR...

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ Selçuklu Devleti nin Kuruluşu Sultan Alparslan Dönemi Fetret Dönemi Tuğrul ve Çağrı Bey Dönemi Malazgirt Zaferi Anadolu ya Yapılan Akınlar Sultan Melikşah Dönemi Sultan Sancar Dönemi

Detaylı

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ YAYIN LİSTESİ

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ YAYIN LİSTESİ AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ VE YAYIN LİSTESİ 1. Adı Soyadı : Muharrem KESİK İletişim Bilgileri Adres : Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Telefon : (0212) 521 81 00 Mail : muharremkesik@gmail.com 2. Doğum -

Detaylı

1 KAFKASYA TARİHİNE GİRİŞ...

1 KAFKASYA TARİHİNE GİRİŞ... İÇİNDEKİLER GİRİŞ... 1 I. ARAŞTIRMANIN METODU... 1 II. ARAŞTIRMANIN KAYNAKLARI... 3 A. Tarihler... 4 B. Vakayi-Nâmeler/Kronikler... 10 C. Sikkeler/Paralar ve Kitabeler... 13 D. Çağdaş Araştırmalar... 14

Detaylı

ORTA ASYADAN TÜRK GÖÇLERİ

ORTA ASYADAN TÜRK GÖÇLERİ ORTA ASYADAN TÜRK GÖÇLERİ TÜRKLERİN ANADOLU YU VATAN EDİNMESİ Anadolu nun Keşfi: *Büyük Selçuklu Devleti döneminde Tuğrul ve Çağrı Bey dönemlerinde Anadolu ya keşif akınları yapılmış ve buranın yerleşmek

Detaylı

Anadolu'da kurulan ilk Türk beylikleri

Anadolu'da kurulan ilk Türk beylikleri On5yirmi5.com Anadolu'da kurulan ilk Türk beylikleri Anadolu da kurulan ilk Türk Beylikleri ve önemi nelerdir? Yayın Tarihi : 2 Kasım 2012 Cuma (oluşturma : 11/18/2015) Anadolu da Kurulan İlk Türk Beylikleri

Detaylı

İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİ

İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİ İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TALAS SAVAŞI (751) Diğer adı Atlık Savaşıdır. Çin ile Abbasiler arasındaki bu savaşı Karlukların yardımıyla Abbasiler kazanmıştır. Bu savaş sonunda Abbasilerin hoşgörüsünden etkilenen

Detaylı

HÜKÜMDAR TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE DEVLET TEŞKİLATI. KONU ANLATIMI tarihyolu.com TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE HATUN TÜRK-İSLAM KÜLTÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞI

HÜKÜMDAR TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE DEVLET TEŞKİLATI. KONU ANLATIMI tarihyolu.com TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE HATUN TÜRK-İSLAM KÜLTÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞI TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE HATUN TÜRK-İSLAM KÜLTÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞI Talaş Savaşı'ndan sonra İslamiyet, Türkler arasında hızla yayılmaya başladı. X. yüzyıldan itibaren Türklerin İslam medeniyetinin etkisi

Detaylı

ARTUKLU DÖNEMİ ESERLERİ Anadolu da ilk köprüleri yaptılar.

ARTUKLU DÖNEMİ ESERLERİ Anadolu da ilk köprüleri yaptılar. ARTUKLU DÖNEMİ ESERLERİ Anadolu da ilk köprüleri yaptılar. ( 1102 1409 ) Diyarbakır, Harput, Mardin Diyarbakır Artuklu Sarayı İlk Artuklu Medresesi İlgazi tarafundan Halep te yaptırıldı. Silvan (Meyyafarkin)

Detaylı

İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI. XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler

İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI. XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler OLAY ÇEVRESINDE GELIŞEN EDEBI METINLER Oğuz Türkçesinin Anadolu daki ilk ürünleri Anadolu Selçuklu Devleti

Detaylı

İktisat Tarihi I

İktisat Tarihi I İktisat Tarihi I 11.10.2017 12. asrın ikinci yarısından itibaren Anadolu Selçuklu Devleti siyasi ve idari bakımdan pekişmişti. XII. yüzyıl sonlarından itibaren şehirlerin gelişmesi ile Selçuklu ekonomik

Detaylı

TARİH BOYUNCA ANADOLU

TARİH BOYUNCA ANADOLU TARİH BOYUNCA ANADOLU Anadolu, Asya yı Avrupa ya bağlayan bir köprü konumundadır. Üç tarafı denizlerle çevrili verimli topraklara sahiptir. Dört mevsimi yaşayan iklimi, akarsuları, ormanları, madenleriyle

Detaylı

HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 9.Ders. Dr. İsmail BAYTAK III. HAÇLI SEFERİ

HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 9.Ders. Dr. İsmail BAYTAK III. HAÇLI SEFERİ HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 9.Ders Dr. İsmail BAYTAK III. HAÇLI SEFERİ 3.HAÇLI SEFERİ (1189-1192) Sebepleri: 1187 yılında Selahattin Eyyubi nin Hıttin Savaşı nda Küdus Kralı nı yenmesi ve şehri ele geçirmesi

Detaylı

İktisat Tarihi I Ekim II. Hafta

İktisat Tarihi I Ekim II. Hafta İktisat Tarihi I 13-14 Ekim II. Hafta Osmanlı Kurumlarının Kökenleri 19. yy da Osmanlı ve Bizans hakkındaki araştırmalar ilerledikçe benzerlikler dikkat çekmeye başladı. Gibbons a göre Osm. Hukuk sahasında

Detaylı

SİKKELER IŞIĞINDA II. SÜLEYMANŞAH IN GERÇEK TAHTA ÇIKIŞ TARİHİ

SİKKELER IŞIĞINDA II. SÜLEYMANŞAH IN GERÇEK TAHTA ÇIKIŞ TARİHİ SİKKELER IŞIĞINDA II. SÜLEYMANŞAH IN GERÇEK TAHTA ÇIKIŞ TARİHİ Kamil ERON Tarihi kaynaklarda II.Süleyman Şah ın tahta çıkış tarihi H. 7 Zilkade 592 olarak yazmaktadır. Fakat bu tarihin doğru olması nümismatik

Detaylı

ETKİNLİKLER/KONFERSANS

ETKİNLİKLER/KONFERSANS ETKİNLİKLER/KONFERSANS Anadolu'nun Vatanlaşmasında Selçukluların Rolü Züriye Oruç 1 Prof. Dr. Salim Koca'nın konuk olduğu Anadolu'nun Vatanlaşmasında Selçukluların Rolü konulu Şehir Konferansı gerçekleştirildi.

Detaylı

Anadolu ya ilk Türk akınları ve ilk beylikler

Anadolu ya ilk Türk akınları ve ilk beylikler Türkiye tarihi, Türkiye tarihi ders notları, ygs Türkiye tarihi, kpss Türkiye tarihi notları, Türkiye tarihi notu indir gibi konular aşağıda incelenecektir. İçindekiler 1 Anadolu ya ilk Türk akınları ve

Detaylı

Türkiye Tarihi Ders Notları

Türkiye Tarihi Ders Notları Türkiye Tarihi Ders Notları Anadolu ya ilk Türk akınları ve ilk beylikler Çağrı Bey Anadolu ya keşif amaçlı seferler yapmıştır 1015 Anadolu ya Türk akınları Dandanakan Savaşı ndan sonra yeniden başlamıştır

Detaylı

TARİH 10 HAZIRLAYAN: ARİF ÖZBEYLİ

TARİH 10 HAZIRLAYAN: ARİF ÖZBEYLİ TARİH 10 HAZIRLAYAN: ARİF ÖZBEYLİ 1.3. ANADOLU NUN İLK FATİHLERİ Anadolu ya ilk Türk akınları IV. yüzyılın sonlarında Avrupa Hunları tarafından düzenlenmiştir. 395-398 yılları arasında Avrupa Hunları;

Detaylı

Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Flash Anlatım Perşembe, 12 Kasım :53 - Son Güncelleme Çarşamba, 25 Kasım :14

Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Flash Anlatım Perşembe, 12 Kasım :53 - Son Güncelleme Çarşamba, 25 Kasım :14 Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Flash Anlatım Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Ders Notu OSMANLI KÜLTÜR VE MEDENİYETİ (1300-1453) 1. OSMANLI'DA DEVLET ANLAYIŞI Türkiye Selçuklu Devleti

Detaylı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Camileri - Eski Cami Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Eski Cami (Cami-i Atik - Ulu Cami).............. 4 0.1.1 Eski Cami ve Hacı Bayram Veli Söylencesi.......

Detaylı

c-1086 da Süleyman Şah ile Tutuş arasında yapılan savaşta Süleyman Şah yenildi ve intihar etti, oğulları esir alındı.

c-1086 da Süleyman Şah ile Tutuş arasında yapılan savaşta Süleyman Şah yenildi ve intihar etti, oğulları esir alındı. Anadolu Selçuklu Devleti Hakkında Bilgi (1075-1308) Süleyman Şah Dönemi: (1075-1086) a-1075'te İznik'i aldı ve devleti kurdu. b-büyük Selçuklu tahtını ele geçirmek amacıyla doğuya yöneldi. c-1086 da Süleyman

Detaylı

Türk İslam Tarihi Konu Anlatımı. Talas Savaşı (751)

Türk İslam Tarihi Konu Anlatımı. Talas Savaşı (751) Türk İslam Tarihi, Türk İslam Tarihi konu anlatımı, Türk İslam tarihi, Türk İslam tarihi ders notları, ilk Türk İslam devletleri özet, ilk Türk İslam devletleri özet tablosu, İslamiyeti kabul eden ilk

Detaylı

Ankara da SELÇUKLU MİRASI. Arslanhane Camii. (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA

Ankara da SELÇUKLU MİRASI. Arslanhane Camii. (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA Ankara da SELÇUKLU MİRASI Arslanhane Camii (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA Çizim: Yük. Mim. Mehmet Emin Yılmaz 11. yüzyıldan başlayarak Anadolu ya yerleşmeye başlayan Türkler, doğuda Ermeni ve Gürcü yapıları,

Detaylı

Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi Journal of Book Notices, Reviews and Translations

Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi Journal of Book Notices, Reviews and Translations Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi Journal of Book Notices, Reviews and Translations SAYI IV (2018) A. C. S. PEACOCK & S. N. YILDIZ (Eds.), Anadolu Selçukluları: Ortaçağ Ortadoğusu nda Saray ve

Detaylı

Türkiye Selçuklu Devleti Kaynakçası

Türkiye Selçuklu Devleti Kaynakçası Türkiye Selçuklu Devleti Kaynakçası Kesik, M. (2002). "Yağıbasan Devrinde Danişmendliler - Türkiye Selçukluları İlişkileri". İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, (37), 137-148, Erdem,

Detaylı

ÇANKIRI NIN FATİHİ KARA TEKİN GAZİ. (NOT: Bu yazı, Çankırı ve Karatekin Gazi hakkında hazırladığımız kitabın küçük bir özetidir.)

ÇANKIRI NIN FATİHİ KARA TEKİN GAZİ. (NOT: Bu yazı, Çankırı ve Karatekin Gazi hakkında hazırladığımız kitabın küçük bir özetidir.) ÇANKIRI NIN FATİHİ KARA TEKİN GAZİ Prof. Dr. Necati DEMİR (NOT: Bu yazı, Çankırı ve Karatekin Gazi hakkında hazırladığımız kitabın küçük bir özetidir.) Kara Tekin Gazi, yaklaşık dokuz yüz yıldır eşi ve

Detaylı

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ DERS NOTLARI VE ŞİFRE TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ EMEVİLER Muaviye tarafından Şam da kurulan ve yaklaşık

Detaylı

MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com

MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com MİLLİ MÜCADELE TRENİ TRABLUSGARP SAVAŞI Tarih: 1911 Savaşan Devletler: Osmanlı Devleti İtalya Mustafa Kemal in katıldığı ilk savaş Trablusgarp Savaşı dır. Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal in ilk askeri

Detaylı

YÜKSELME DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi

YÜKSELME DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ  Youtube Kanalı: tariheglencesi YÜKSELME DEVRİ KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ www.tariheglencesi.com Youtube Kanalı: tariheglencesi 05.08.2017 II.Selim (1566-1574) Tahta Geçme Yaşı: 42.3 Saltanat Süresi:8.3 Saltanat Sonundaki Yaşı:50.7

Detaylı

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız.

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız. 4 ANKARA ÜNİVERSİTESİ Devlet ANKARA Dil ve Tarih Coğrafya Fak. Antropoloji TM-3 325,416 283,745 57 218.000 4 MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ Devlet BURDUR Fen-Edebiyat Fak. Antropoloji TM-3 289,322 243,240

Detaylı

İktisat Tarihi I Ekim

İktisat Tarihi I Ekim İktisat Tarihi I 20-21 Ekim Osmanlı nın Kökenleri Olarak Selçuklular And. Selçuklu devleti II. Süleyman Şah tan itibaren (1192-1205) merkezi ve üniter bir devlet haline gelmiştir. 1262 1277 arasındaki

Detaylı

KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ

KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi İslam Ekonomisi ve Finans Bölümü Bölüm/Program Dersi DERS TANIM BİLGİLERİ Dersin Adı Meslek Ahlakı ve Ahilik Dersin Kodu Teori Uygulama Laboratuvar

Detaylı

KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ

KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü Bölüm/Program Dersi DERS TANIM BİLGİLERİ Dersin Adı Meslek Ahlakı ve Ahilik Dersin Kodu Teori Uygulama Laboratuvar AKTS

Detaylı

Beylikler ve Anadolu Selçuklu Dönemi Mimari Eserleri. Konya Sahip Ata Cami Erzurum Ulu cami Saltuklar

Beylikler ve Anadolu Selçuklu Dönemi Mimari Eserleri. Konya Sahip Ata Cami Erzurum Ulu cami Saltuklar Beylikler ve Anadolu Selçuklu Dönemi Mimari Eserleri Dini Mimari: Bu gruptaki eserler arasında camiler, mescitler, medreseler,türbe ve kümbetler,külliyeler,tekke ve zaviyeler yer almaktadır. Camiler:Anadolu

Detaylı

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST 1 1) Türklerin Anadolu ya gelmeden önce

Detaylı

T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI

T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI XIII XIV. YÜZYILLARDA KIRŞEHİR VE YÖRESİNİN SİYASÎ, SOSYAL, KÜLTÜREL VE DİNÎ TARİHİ YÜKSEK LİSANS TEZİ Hazırlayan

Detaylı

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...9 GİRİŞ...11

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...9 GİRİŞ...11 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...9 GİRİŞ...11 BİRİNCİ BÖLÜM İLK TÜRK DEVLETLERİNDE EĞİTİM 1.1. HUNLARDA EĞİTİM...19 1.2. GÖKTÜRKLERDE EĞİTİM...23 1.2.1. Eğitim Amaçlı Göktürk Belgeleri: Anıtlar...24 1.3. UYGURLARDA

Detaylı

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Tarihi Öğretim Yılı Dönemi Sırası 2014-2015 2 1 B GRUBU SORULARI 12.Sınıflar Öğrencinin Ad Soyad No Sınıf Soru 1: Aşağıdaki yer alan ifadelerde boşluklara

Detaylı

DOĞU ANADOLU YA İLK SELÇUKLU AKINI

DOĞU ANADOLU YA İLK SELÇUKLU AKINI DOĞU ANADOLU YA İLK SELÇUKLU AKINI ATİLLA BALIBEY E Posta:a.balibey@mynet.com Giriş: Türkler in Anadolu ya tarihi kayıtlarla sabit ilk girişi; 395 396 yıllarında, Hun Türkleri tarafından gerçekleştirilmiştir.

Detaylı

Doğru bilgi doğru kaynaktan alınır...

Doğru bilgi doğru kaynaktan alınır... Doğru bilgi doğru kaynaktan alınır... Muhtasar OSMANLI TARİHİ (1299-1922) Ömer Faruk YILMAZ İstanbul 2019 İÇİNDEKİLER Önsöz...7 Osman Gâzi 1281-1326...9 Orhan Gâzi 1326-1360...25 Sultan Birinci Murad Han

Detaylı

Son derece yoksul bir tarihi geçmişin ardından hızla gelişen, modern bir Arap ülkesi haline gelen Katar ın kısaca tarihi

Son derece yoksul bir tarihi geçmişin ardından hızla gelişen, modern bir Arap ülkesi haline gelen Katar ın kısaca tarihi KATAR TARİHİ 16 AĞUSTOS 2018 GÜNDEM,ÜMMET Son derece yoksul bir tarihi geçmişin ardından hızla gelişen, modern bir Arap ülkesi haline gelen Katar ın kısaca tarihi Haber: Murat Karadeniz Arap yarımadasının

Detaylı

ADI SOYADI: SINIFI: NUMARASI: PUANI:

ADI SOYADI: SINIFI: NUMARASI: PUANI: DOĞUBAYAZIT M. M. FAHRETTİN PAŞA ANADOLU İMAM-HATİP LİSESİ 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 11. SINIFLAR SEÇMELİ TARİH DERSİ 1. DÖNEM 2. ORTAK SINAV SORULARI A GRUBU ADI SOYADI: SINIFI: NUMARASI: PUANI: SORULAR

Detaylı

1. BÖLÜM MALAZGİRT İN SONRASI: ANADOLU DA KURULAN İLK TÜRK DEVLETLERİ

1. BÖLÜM MALAZGİRT İN SONRASI: ANADOLU DA KURULAN İLK TÜRK DEVLETLERİ İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...11 1. BÖLÜM MALAZGİRT İN SONRASI: ANADOLU DA KURULAN İLK TÜRK DEVLETLERİ DÂNİŞMENDLİLER...15 Dânişmend Gümüştekin Ahmed Gazi...16 Dânişmend Gazi nin Antakya Prinkepsi Bohemund u Esir

Detaylı

YÜKSELME DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi

YÜKSELME DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ   Youtube Kanalı: tariheglencesi YÜKSELME DEVRİ KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ www.tariheglencesi.com Youtube Kanalı: tariheglencesi 02.03.2018 Youtube kanalıma abone olarak destek verebilirsiniz. ARİF ÖZBEYLİ Tahta Geçme Yaşı: 33.3 Saltanat

Detaylı

SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ

SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ 1 SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ Gürbüz MIZRAK Süleyman Şah Türbesi ve bulunduğu alan Suriye'nin Halep ilinin Karakozak Köyü sınırları içerisindeydi. Burası Türkiye'nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak

Detaylı

PESA INTERNATIONAL JOURNAL OF SOCIAL STUDIES

PESA INTERNATIONAL JOURNAL OF SOCIAL STUDIES 1 PESA INTERNATIONAL JOURNAL OF SOCIAL STUDIES PESA ULUSLARARASI SOSYAL ARAŞTIRMALAR DERGİSİ February 2017, Vol:3, Issue:1 Şubat 2017, Cilt:3, Sayı 1 e-issn: 2149-8385 p-issn: 2528-9950 journal homepage:

Detaylı

Hazırlayan Muhammed ARTUNÇ 6.SINIF SOSYAL BİLGİER

Hazırlayan Muhammed ARTUNÇ 6.SINIF SOSYAL BİLGİER Hazırlayan Muhammed ARTUNÇ 6.SINIF SOSYAL BİLGİER SOSYAL BİLGİLER KONU:ORTA ASYA TÜRK DEVLETLERİ (Büyük)Asya Hun Devleti (Köktürk) Göktürk Devleti 2.Göktürk (Kutluk) Devleti Uygur Devleti Hunlar önceleri

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Sezai SEVİM YAYIN LİSTESİ

Yrd. Doç. Dr. Sezai SEVİM YAYIN LİSTESİ Yrd. Doç. Dr. Sezai SEVİM YAYIN LİSTESİ KİTAP - Osmanlı Kuruluş Dönemi Bursa Vakfiyeleri, Yayına Hazırlayanlar, Yrd. Doç. Dr. Sezai Sevim- Dr. Hasan Basri Öcalan, Osmangazi Belediyesi Yayınları, İstanbul

Detaylı

12 ADIMDA 12 ÖĞRENCİ PROJESİ TARİH BİLGİSİ TESTİ

12 ADIMDA 12 ÖĞRENCİ PROJESİ TARİH BİLGİSİ TESTİ 1- Orta Asya dışında İslamiyet i kabul eden ilk Türk devleti A) Tolunoğulları B) Karahanlılar C) Gazneliler D) İtil Bulgarları E) Karluklar 2- Aşağıdaki başarılardan hangisi üzerine Abbasi halifesi Büyük

Detaylı

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik OSMANLI YAPILARINDA İZNİK ÇİNİLERİ Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik Çinileri, KültK ltür r Bakanlığı Osmanlı Eserleri, Ankara 1999 Adana Ramazanoğlu Camii Caminin kitabelerinden yapımına 16. yy da Ramazanoğlu

Detaylı

İSLAM TARİHİ II DR. HALİDE ASLAN

İSLAM TARİHİ II DR. HALİDE ASLAN İSLAM TARİHİ II DR. HALİDE ASLAN Konular *Abbasiler *Me mun döneminden Mu temid dönemine kadar Mu temid Döneminden İtibaren Kaynaklar: *Hakkı Dursun Yıldız, Şerare Yetkin, Abbasiler, DİA, I, 1-56. * Philip

Detaylı

HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 6.Ders. Dr. İsmail BAYTAK. Haçlı Devletleri nin Kuruluşu

HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 6.Ders. Dr. İsmail BAYTAK. Haçlı Devletleri nin Kuruluşu HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 6.Ders Dr. İsmail BAYTAK Haçlı Devletleri nin Kuruluşu Doğu'da Kurulan Haçlı Devletleri Birinci Haçlı Seferi sırasında ve sonrasında Haçlılar doğuda; Urfa, Antakya, Kudüs, Trablus,..bu

Detaylı

İktisat Tarihi I Ekim II. Hafta

İktisat Tarihi I Ekim II. Hafta İktisat Tarihi I 13-14 Ekim II. Hafta Osmanlı Kurumlarının Kökenleri İstanbul un fethinden sonra Osm. İmp nun çeşitli kurumları üzerinde Bizans ın etkileri olduğu kabul edilmektedir. Rambaud, Osm. Dev.

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ PEYZAJ MİMARLIĞI BÖLÜMÜ ANADOLU SELÇUKLU DÖNEMİ BAHÇELERİ

ANKARA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ PEYZAJ MİMARLIĞI BÖLÜMÜ ANADOLU SELÇUKLU DÖNEMİ BAHÇELERİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ PEYZAJ MİMARLIĞI BÖLÜMÜ ANADOLU SELÇUKLU DÖNEMİ BAHÇELERİ ANADOLU SELÇUKLU CAMİİLERİ Konya Alâeddin Camii - 1155-1219 Niğde Alâeddin Camii 1223 Malatya Ulu Camii 1224

Detaylı

ÇAKA BEY-BİZANS VE SELÇUKLULAR. Yrd. Doç. Dr. Ahmet TOKSOY

ÇAKA BEY-BİZANS VE SELÇUKLULAR. Yrd. Doç. Dr. Ahmet TOKSOY ÇAKA BEY-BİZANS VE SELÇUKLULAR Yrd. Doç. Dr. Ahmet TOKSOY 1018 de başlayan Anadolu akınları Selçuklu Devleti nin kurulmasından sonra düzenli ordular tarafından icra edildi. Anadolu nun fethini bizzat yöneten

Detaylı

SULTAN IZZETTIN KEYKAVUS TÜRBESİ, 1217, SİVAS

SULTAN IZZETTIN KEYKAVUS TÜRBESİ, 1217, SİVAS SELÇUKLU MİMARİSİ Selçuklular Orta Asya dan Anadolu ve Ön Asya ya yolculuklarında Afganistan, İran, Irak, Suriye topraklarındaki kültürlerden ve mimari yapılardan etkilenmiş, İslam dinini kabul ederek

Detaylı

HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için

HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için düzenledikleri seferlere "Haçlı Seferleri" denir. Haçlı Seferlerinin

Detaylı

İÇİNDEKİLER GİRİŞ BÖLÜM 1 OSMANLI SARAYLARI. 1. Dersin Amacı ve Önemi... 1 2. Kaynaklar-Tetkikler... 2

İÇİNDEKİLER GİRİŞ BÖLÜM 1 OSMANLI SARAYLARI. 1. Dersin Amacı ve Önemi... 1 2. Kaynaklar-Tetkikler... 2 İÇİNDEKİLER GİRİŞ 1. Dersin Amacı ve Önemi... 1 2. Kaynaklar-Tetkikler... 2 BÖLÜM 1 OSMANLI SARAYLARI 1. OSMANLI SARAYLARININ TARİHİ GELİŞİMİ... 7 2. İSTANBUL DAKİ SARAYLAR... 8 2.1. Eski Saray... 8 2.2.

Detaylı

SELÇUKLU DEVLETİ NİN MOĞOL İŞGALİ ALTINDA OLDUĞU DÖNEMDE AKSARAY DA GEÇEN İKİ MÜCADELE VE ENTERESAN SONUÇLARI* Ayşe Dudu KUŞÇU 1.

SELÇUKLU DEVLETİ NİN MOĞOL İŞGALİ ALTINDA OLDUĞU DÖNEMDE AKSARAY DA GEÇEN İKİ MÜCADELE VE ENTERESAN SONUÇLARI* Ayşe Dudu KUŞÇU 1. SELÇUKLU DEVLETİ NİN MOĞOL İŞGALİ ALTINDA OLDUĞU DÖNEMDE AKSARAY DA GEÇEN İKİ MÜCADELE VE ENTERESAN SONUÇLARI* Ayşe Dudu KUŞÇU 1 Anadolu nun Türkler tarafından fethini takip eden dönemlerde, ele geçirilen

Detaylı

1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray

1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray 1-MERKEZ TEŞKİLATI A- Hükümdar B- Saray MERKEZ TEŞKİLATI Önceki Türk ve Türk-İslam devletlerinden farklı olarak Osmanlı Devleti nde daha merkezi bir yönetim oluşturulmuştu.hükümet, ordu ve eyaletler doğrudan

Detaylı

Hazırlayan: Özcan F. KOÇOĞLU Çizen: Yüksel AKMAN

Hazırlayan: Özcan F. KOÇOĞLU Çizen: Yüksel AKMAN Hazırlayan: Özcan F. KOÇOĞLU Çizen: Yüksel AKMAN SULTAN İKİNCİ AHMED HAN Doğum tarihi: 1643 Babası: Sultan brahim Han Annesi: Hatice Muazzez Sultan Saltanatı: 1691-1695 (Hicri 1102-1106) Vefat tarihi:

Detaylı

Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Hadrianopolis ten Edrine ye : Bizans Dönemi.......... 4 0.2 Hadrianopolis Önce Edrine

Detaylı

ISSN X. Online only at DÂNĠġMENDLĠ YAĞIBASANOĞULLARI VE SELÇUKLU DEVLETĠ SĠYASETĠNDEKĠ ROLLERĠ

ISSN X. Online only at   DÂNĠġMENDLĠ YAĞIBASANOĞULLARI VE SELÇUKLU DEVLETĠ SĠYASETĠNDEKĠ ROLLERĠ DÂNĠġMENDLĠ YAĞIBASANOĞULLARI VE SELÇUKLU DEVLETĠ SĠYASETĠNDEKĠ ROLLERĠ AyĢe Dudu KUġÇU Özet Türkiye Selçuklu Devleti nde emirlerin saltanata müdahalesi, II. Süleyman-şah ın Gürcistan seferine giderken

Detaylı

KARAMAN ERMENEK BALKUSAN KÖYÜ

KARAMAN ERMENEK BALKUSAN KÖYÜ KARAMAN ERMENEK BALKUSAN KÖYÜ MEHMET BİLDİRİCİ Balkusan köyü Ermenek- Karaman yolu üzerinde Ermenek ten yaklaşık 25 km uzaklıkta ormanlar içinde bir köy. 25 Ağustos 2011 günü benim ricam üzerine Ali Aktürk

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE YAYINLAR

ÖZGEÇMİŞ VE YAYINLAR 1 ÖZGEÇMİŞ VE YAYINLAR Adı Soyadı: Ebru ALTAN Doğum Tarihi: 5.11.1969 Unvanı: Doç. Dr. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans TARİH İSTANBUL ÜNİ. 199 Y. Lisans ORTAÇAĞ TARİHİ İSTANBUL ÜNİ. 1995

Detaylı

TUR232 ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ GRAMERİ ( 2. HAFTA )

TUR232 ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ GRAMERİ ( 2. HAFTA ) TUR232 ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ GRAMERİ ( 2. HAFTA ) B. 1. Selçuklu Dönemi Türkçesi Anadolu bölgesinde kurulup gelişmeye başlayan Selçuklu dönemi Türkçesi, bir yandan konuşma diline dayalı bir yazı dili oluşturma

Detaylı

TÜRK - İSLAM MEDENİYETİ

TÜRK - İSLAM MEDENİYETİ TÜRK - İSLAM MEDENİYETİ AKADEMİK ARAŞTIRMALAR DERGİSİ Yılda iki kez yayımlanan uluslar arası hakemli bir dergidir. Editor / Editor in Chief Prof. Dr. Mehmet AYDIN Editör Yardımcıları / Associaties Editor

Detaylı

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü I. Öğretim Programı Müfredatı

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü I. Öğretim Programı Müfredatı Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü I. Öğretim Programı Müfredatı Genel Toplam Ders Adedi : 8 T : 16 U : 4 Kredi : 16 ECTS : 24 T+U : 16 1. YARIYIL No Ders Kodu Ders Adı

Detaylı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı III. ÜNİTE TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI VE İLK TÜRK DEVLETLERİ ( BAŞLANGIÇTAN X. YÜZYILA KADAR ) A- TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI I-Türk Adının Anlamı

Detaylı

KURTALAN İLÇESİ. Siirt deki Kültür Varlıkları

KURTALAN İLÇESİ. Siirt deki Kültür Varlıkları KURTALAN İLÇESİ Siirt deki Kültür Varlıkları 163 3.5. KURTALAN İLÇESİ 3.5.1. ERZEN ŞEHRİ VE KALESİ Son yapılan araştırmalara kadar tam olarak yeri tespit edilemeyen Erzen şehri, Siirt İli Kurtalan İlçesi

Detaylı

MARMARA ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM FAKÜLTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ PDR ANA BİLİM DALI 2018 BAHAR YARIYILI TÜRK EĞİTİM TARİHİ DERSİ İZLENCESİ

MARMARA ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM FAKÜLTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ PDR ANA BİLİM DALI 2018 BAHAR YARIYILI TÜRK EĞİTİM TARİHİ DERSİ İZLENCESİ MARMARA ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM FAKÜLTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ PDR ANA BİLİM DALI 2018 BAHAR YARIYILI TÜRK EĞİTİM TARİHİ DERSİ İZLENCESİ Dersi Veren: Osman SEZGİN Telefon: (216) 521 97 97 E-posta:

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ MUHARREM KESİK. İstanbul da tamamladı. Lisans öğrenimini yılları arasında İstanbul Üniversitesi

ÖZGEÇMİŞ MUHARREM KESİK. İstanbul da tamamladı. Lisans öğrenimini yılları arasında İstanbul Üniversitesi ÖZGEÇMİŞ MUHARREM KESİK 1969 yılında Giresun da doğdu. 1979 yılında İlkokul, 1987 yılında Lise öğrenimini İstanbul da tamamladı. Lisans öğrenimini 1987-1991 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat

Detaylı

Ünite 1. Test. 3. Gürcülere karşı savaşan, Erzincan ve Divriği kollarına ayrılan beylik

Ünite 1. Test. 3. Gürcülere karşı savaşan, Erzincan ve Divriği kollarına ayrılan beylik 01 Test Ünite 1 Tarih Yerleşme ve Devletleşme Sürecinde Selçuklu Türkiyesi 1. Türkiye deki ilk beylikler döneminde Anadolu da kurulan ilk beylik 3. Gürcülere karşı savaşan, Erzincan ve Divriği kollarına

Detaylı

İLK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİ. Karahanlılar -840 Tolunoğulları -868 Akşitler -935 Gazneliler -963 Büyük Selçuklu Devleti-1040

İLK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİ. Karahanlılar -840 Tolunoğulları -868 Akşitler -935 Gazneliler -963 Büyük Selçuklu Devleti-1040 İLK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİ Karahanlılar -840 Tolunoğulları -868 Akşitler -935 Gazneliler -963 Büyük Selçuklu Devleti-1040 TOLUNOĞULLARI Tolunoğlu Ahmet tarafından Mısır da kurulmuştur. Abbasiler bu devlete

Detaylı

EĞİTİM- ÖĞRETİM YILI NUH MEHMET YAMANER ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ 10.SINIF OSMANLI TARİHİ I. DÖNEM I. YAZILI SORULARI A GURUBU

EĞİTİM- ÖĞRETİM YILI NUH MEHMET YAMANER ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ 10.SINIF OSMANLI TARİHİ I. DÖNEM I. YAZILI SORULARI A GURUBU Ertuğrul Gazi 1) * Orhan Bey tarafından fethedilmiş olup başkent buraya taşınmıştır. * İpek sanayisinin merkezi konumundaki bu bölgenin fethiyle Osmanlı gelirleri. Yukarıdaki özellikleri verilmiş bölge

Detaylı

ANADOLU SELÇUKLULARI -Bir Hanedanın Evrimi-

ANADOLU SELÇUKLULARI -Bir Hanedanın Evrimi- USAD, Bahar 2018; (8): 225-230 Gönderim Tarihi: 14.05.2018 E-ISSN: 2548-0154 Kabul Tarihi: 16.05.2018 ANADOLU SELÇUKLULARI -Bir Hanedanın Evrimi- MECİT, Songül (2017), Anadolu Selçukluları Bir Hanedanın

Detaylı

TIP BAYRAMI DR. YAHYA R. LALELİ

TIP BAYRAMI DR. YAHYA R. LALELİ TIP BAYRAMI DR. YAHYA R. LALELİ ANKARA ROTARY KLÜBÜ 14 MART 2018 HİLTON OTEL, ANKARA Türkiye de 14 Mart ta Kutlanan Tıp Bayramının Anlamı: Tıp alanından çalışanların hizmet sorunlarının tartışıldığı, bilime

Detaylı

HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 3.Ders. Dr. İsmail BAYTAK. HAÇLI SEFERLERİ Nedenleri ve Sonuçları

HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 3.Ders. Dr. İsmail BAYTAK. HAÇLI SEFERLERİ Nedenleri ve Sonuçları HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 3.Ders Dr. İsmail BAYTAK HAÇLI SEFERLERİ Nedenleri ve Sonuçları Hristiyanlarca kutsal sayılan Hz. İsa nın doğum yeri Kudüs ve dolayları, VII. yüzyıldan beri Müslümanlar ın elinde

Detaylı

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA)

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) Osmanlı devletinde ülke sorunlarının görüşülüp karara bağlandığı bugünkü bakanlar kuruluna benzeyen kurumu: divan-ı hümayun Bugünkü şehir olarak

Detaylı

İSLAMİYETİN KABÜLÜNDEN SONRAKİ EĞİTİMİN TEMEL ÖZELLİKLERİ İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ / FIRAT ÜNİVERSİTESİ / ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ SEFA SEZER / İNGİLİZCE

İSLAMİYETİN KABÜLÜNDEN SONRAKİ EĞİTİMİN TEMEL ÖZELLİKLERİ İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ / FIRAT ÜNİVERSİTESİ / ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ SEFA SEZER / İNGİLİZCE İSLAMİYETİN KABÜLÜNDEN SONRAKİ EĞİTİMİN TEMEL ÖZELLİKLERİ İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ / FIRAT ÜNİVERSİTESİ / ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ SEFA SEZER / İNGİLİZCE ÖĞRETMENİ Türk toplumlarında ilk kez medrese denen eğitim

Detaylı

2» Sergi. SELÇUKLU SANATI9ndaıı. örnekler. YAPI ve KREDİ BANKASI. MALAZGİRT ZAFERİ'nin. yıldönümünde. Kültür ve Sanat Hizmetlerinden : 900.

2» Sergi. SELÇUKLU SANATI9ndaıı. örnekler. YAPI ve KREDİ BANKASI. MALAZGİRT ZAFERİ'nin. yıldönümünde. Kültür ve Sanat Hizmetlerinden : 900. YAPI ve KREDİ BANKASI Kültür ve Sanat Hizmetlerinden : 2» Sergi MALAZGİRT ZAFERİ'nin 900. yıldönümünde SELÇUKLU SANATI9ndaıı örnekler 26 Ağustos Perşembe 2 Ekim Cumartesi 1971 26 Ağustos 1071 Malazgirt

Detaylı

Haçlı Seferlerinin hızının azaldığı 13. yüzyılın ilk yarısı Anadolu Selçukluları için bir yayılma ve yerleşme dönemi olmuşken, İlhanlı vesayeti

Haçlı Seferlerinin hızının azaldığı 13. yüzyılın ilk yarısı Anadolu Selçukluları için bir yayılma ve yerleşme dönemi olmuşken, İlhanlı vesayeti Selçuklular, 1100 KAPALI MEDRESELER Haçlı Seferlerinin hızının azaldığı 13. yüzyılın ilk yarısı Anadolu Selçukluları için bir yayılma ve yerleşme dönemi olmuşken, İlhanlı vesayeti altında geçen ikinci

Detaylı

SELÇUKLU KALELERİ VE SAVUNMA YAPILARI SEMPOZYUM PROGRAMI

SELÇUKLU KALELERİ VE SAVUNMA YAPILARI SEMPOZYUM PROGRAMI SELÇUKLU KALELERİ VE SAVUNMA YAPILARI SEMPOZYUM PROGRAMI BİLİM KURULU Prof. Dr. Nihat DALGIN (Sinop Üniversitesi Rektörü) Prof. Dr. Turan KARATAŞ (Atatürk Kültür Merkezi Başkanı) Prof. Dr. Refik TURAN

Detaylı

. Uluslararası Akdeniz Karpaz Sempozyumu: Lefkoşa - KKTC

. Uluslararası Akdeniz Karpaz Sempozyumu: Lefkoşa - KKTC . Uluslararası Akdeniz Karpaz Sempozyumu: Tarihte Kıbrıs (11 13 Nisan 2016) The I st International Symposium on Mediterranean Karpasia Cyprus in History (April 11-13, 2016) Lefkoşa - KKTC Kıbrıs, tarihin

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 1995-2008 2008-2014 Profesör Tarih/Yakınçağ Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. 2014

ÖZGEÇMİŞ. 1995-2008 2008-2014 Profesör Tarih/Yakınçağ Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. 2014 ÖZGEÇMİŞ 1.Adı Soyadı : MUZAFFER TEPEKAYA 2.Doğum Tarihi : 20.10.1962 3.Unvanı : Prof. Dr. / Tarih Bölümü 4. e-mail : muzaffer.tepekaya@cbu.edu.tr Öğrenim Hayatı: Derece Alan Üniversite Lisans Tarih Selçuk

Detaylı

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ (BOLU) Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık TM-3 52 52 416,64 463,57 412,35 412,42 ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ (BOLU) Psikoloji TM-3 62 62 415,67 454,89 408,47 410,20

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 2. Doğum Tarihi : Unvanı :Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu :Doktora Derece Alan Üniversite Yıl Lisans

ÖZGEÇMİŞ. 2. Doğum Tarihi : Unvanı :Yrd.Doç.Dr. 4. Öğrenim Durumu :Doktora Derece Alan Üniversite Yıl Lisans ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı :Hasan KARAKÖSE İletişim Bilgileri :Ahi Evran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Adres Tarih Bölümü Bağbaşı Yerleşkesi KIRŞEHİR Telefon Mail : O.386.2804573 :hkarakose@ahievran.edu.tr

Detaylı

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız.

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız. 4 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ Devlet ANKARA Fen Fak. Aktüerya Bilimleri MF-1 411,216 337,320 72 66.100 4 ANKARA ÜNİVERSİTESİ Devlet ANKARA Fen Fak. Astronomi ve Uzay Bilimleri MF-1 241,591 197,251 72 315.000

Detaylı

Doğru bilgi doğru kaynaktan alınır...

Doğru bilgi doğru kaynaktan alınır... Doğru bilgi doğru kaynaktan alınır... İstanbul 2016 İÇİNDEKİLER Önsöz... IX Kısaltmalar... XI GİRİŞ Çalışmanın Amacı ve Dönemin Kaynakları... 1 Sultan Üçüncü Murad Devrine Kadar İran la İlişkiler... 8

Detaylı

DURAKLAMA DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi

DURAKLAMA DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ  Youtube Kanalı: tariheglencesi DURAKLAMA DEVRİ KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi 05.08.2017 OSMANLI DEVLETİ NİN GENEL DURUMU XVII.YÜZYILDA OSMANLI- AVUSTRYA VE OSMANLI- İRAN İLİŞKİLERİ a-avusturya ile İlişkiler

Detaylı

İNANÇOĞLU MURAD ARSLAN BEY İN SİKKELERİ

İNANÇOĞLU MURAD ARSLAN BEY İN SİKKELERİ İNANÇOĞLU MURAD ARSLAN BEY İN SİKKELERİ Kamil Eron 1 Gültekin Teoman 2 Anadolu beylikleri sikkeleri içinde en az bilgiye sahip olduğumuz, hakkında en az yazılı kaynak olan sikkelerden biri de İnanç oğulları

Detaylı

Yerleşme ve Devletleşme Sürecinde Selçuklu Türkiyesi

Yerleşme ve Devletleşme Sürecinde Selçuklu Türkiyesi 1. Kösedağ Savaşı sonrası Anadolu ya egemen olan İlhanlıların, Selçuklu şehzadelerinden istediklerini tahta çıkardıkları, istemediklerini ise tahttan indirdikleri görülmüştür. Bu durumun Tu rkiye Selçuklularında

Detaylı

C)Mevlana Celaleddin Rumi D)Yunus Emre

C)Mevlana Celaleddin Rumi D)Yunus Emre 1. I.Pasinler Savaşı II. Miryokefalon Savaşı III. Kösedağ Savaşı IV. Malazgirt Savaşı Yukarıdaki savaşlardan hangisi Selçuklularla Bizans arasında yapılmamıştır? A) Pasinler Savaşı B)Miryokefalon Savaşı

Detaylı

YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI TARİH

YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI TARİH YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI TARİH CEVAP 1: (TOPLAM 2 PUAN) Savaş 2450-50=2400 yılının başında sona ermiştir. (İşlem 1 puan) Çünkü miladi takvimde, MÖ tarihleri milat takviminin başlangıcına yaklaştıkça

Detaylı

Anadolu Selçuklu Devleti Kültür ve Medeniyeti

Anadolu Selçuklu Devleti Kültür ve Medeniyeti Anadolu Selçuklu Devleti Kültür ve Medeniyeti 1) Devlet Yönetimi Anadolu Selçuklu Devleti kültür ve medeniyeti konusu içinde ilk işleyeceğimiz alan olan devlet yönetiminde, Büyük Selçuklular örnek alınmış

Detaylı

TARİH BÖLÜMÜ LİSANS DERSLERİ BİRİNCİ YIL

TARİH BÖLÜMÜ LİSANS DERSLERİ BİRİNCİ YIL TARİH BÖLÜMÜ LİSANS DERSLERİ BİRİNCİ YIL I. Yarıyıl II. Yarıyıl TAR 101 OSMANLI TÜRKÇESİ I 4 0 4 6 TAR 102 OSMANLI TÜRKÇESİ II 4 0 4 6 TAR 103 İLKÇAĞ TARİHİ I 2 0 2 4 TAR 104 İLKÇAĞ TARİHİ II 2 0 2 4 TAR

Detaylı

Devleti yönetme hakkı Tanrı(gök tanrı) tarafından kağana verildiğine inanılırdı. Bu hak, kan yolu ile hükümdarların erkek çocuklarına geçerdi.

Devleti yönetme hakkı Tanrı(gök tanrı) tarafından kağana verildiğine inanılırdı. Bu hak, kan yolu ile hükümdarların erkek çocuklarına geçerdi. Orta Asya Türk tarihinde devlet, kağan adı verilen hükümdar tarafından yönetiliyordu. Hükümdarlar kağan unvanının yanı sıra han, hakan, şanyü, idikut gibi unvanları da kullanmışlardır. Kağan kut a göre

Detaylı

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız.

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız. TABLO ÜNİVERSİTE Tür ŞEHİR FAKÜLTE/YÜKSOKUL PROGRAM ADI AÇIKLAMA DİL 4 BAKÜ DEVLET ÜNİVERSİTESİ YDevlet BAKU Filoloji Fak. Azerbaycan Dili ve Edebiyatı TS-2 273,082 232,896 10 301.000 4 BAKÜ SLAVYAN ÜNİVERSİTESİ

Detaylı

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ (BOLU) Sınıf Öğretmenliği TM-2 113 113 371,81 391,92 348,99 353,41 ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ (BOLU) Kamu Yönetimi TM-2 82 82 332,89 366,36 284,58 284,58 ABANT İZZET

Detaylı