BARIŞ BIÇAKÇI Tarihî Kırıntılar

Benzer belgeler
BARIŞ BIÇAKÇI Aramızdaki En Kısa Mesafe

BARIŞ BIÇAKÇI Baharda Yine Geliriz

İletişim Yayınları SERTİFİKA NO Κρατύλος

BARIŞ BIÇAKÇI Seyrek Yağmur

İletişim Yayınları 2472 Çağdaş Türkçe Edebiyat 426 ISBN-13: İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2017, İstanbul

ECE ERDOĞUŞ Tuhaf Hikâyeleri Sever misiniz?

BARIŞ BIÇAKÇI Sinek Isırıklarının Müellifi

KEREM ASLAN Her Şey Dahil

TÜLİN KOZİKOĞLU - UĞUR ALTUN Mıstık, seni anlamıyoruz! Noktalama İşaretlerinin Öyküsü

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

PELİN BUZLUK Deli Bal ve Kanatları Ölü Açıklığında

İletişim Yayınları SERTİFİKA NO

İletişim Yayınları SERTİFİKA NO

Derleyenler YASEMİN İNCEOĞLU SAVAŞ ÇOBAN Haber Okumaları

MELİKE UZUN Soğuk ve Temiz

HAKAN BIÇAKCI Otel Paranoya

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Sarmaşık

İletişim Yayınları 2462 Çağdaş Türkçe Edebiyat 423 ISBN-13: İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2017, İstanbul

Arne Bellstorf. ALMAN SEVGİLİ Astrid Kirchherr ve Stuart Sutcliffe in Hikâyesi. Çeviren: Tanıl Bora

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Eski Dostum Kertenkele

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Bilinen hikayedir. Adamın biri, akıl hastanesinin parmaklıklarına yaklaşmış. İçeride gördüğü deliye:

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

A1 DÜZEYİ B KİTAPÇIĞI NOT ADI SOYADI: OKUL NO:

CHRISTOPHE ANDRÉ - FRANÇOIS LELORD Kendine Saygı

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik

İletişim Yayınları SERTİFİKA NO

İletişim Yayınları SERTİFİKA NO

MERAKLI KİTAPLAR. Alfabe

İletişim Yayınları 2738 Çağdaş Türkçe Edebiyat 475 ISBN-13: İletişim Yayıncılık A.Ş. / 1. BASIM 1. Baskı 2019, İstanbul

A1 DÜZEYİ A KİTAPÇIĞI NOT ADI SOYADI: OKUL NO:

ANKARA ÜNİVERSİTESİ TÖMER TÜRKÇE ÖĞRETİM ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZİ TÜRKÇE SINAVI

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Betül Tarıman. Öykü GÖKYÜZÜ PRENSİ PO İLE KÜÇÜK KIZ. 2. basım. Resimleyen: Uğur Altun

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair

ATTİLÂ ŞENKON Gökkuşağına İki Bilet

AXEL HONNETH Sosyalizm Fikri

Bu kitabın sahibi:...

OHIO DOĞAÇLAMASI (OHIO IMPROMPTU)

Pirinç. Erkan. Pirinç (Garson taklidi yaparak) Sütlükahve söyleyen siz değil miydiniz? Erkan

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

Derleyen AYŞE BUĞRA Sınıftan Sınıfa

Küçüklerin Büyük Soruları-4

SEN SURAT OKUMAYI BİLİR MİSİN?

Sevgi Başman. Resimleyen: Sevgi İçigen

Gülmüştü çocuk: Beni de yaz öyleyse. Yaz ki, kaybolmayayım! Ben babamı yazmamıştım, kayboldu!

MENEKŞE TOPRAK Temmuz Çocukları

&[1 CİN ALİ'NİN HİKAYE KİTAPLAR! SERIS.INDEN BAZILARI. l O - Cin Ali Kır Gezisinde. Öğ. Rasim KAYGUSUZ

Derleyen FUNDA ŞENOL CANTEK İcad Edilmiş Şehir: Ankara

BİZİM SOKAKTA ŞENLİK VAR

Babamın Sihirli Küresi AYTÜL AKAL

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut GÜNAYDIN! GÜNAYDIN! Resimleyen: Burcu Yılmaz

Derleyenler FERYAL SAYGILIGİL - BEYHAN UYGUN AYTEMİZ Gülebilir miyiz Dersin?

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Kirpiklerimin Gölgesi

Küçüklerin Büyük Soruları-2

:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

AHMET KARCILILAR Mavinin Reddi

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Cihan Demirci. Şiir ŞİİR KÜÇÜĞÜN. 2. basım. Resimleyen: Cihan Demirci

Cümle içinde isimlerin yerini tutan, onları hatırlatan sözcüklere zamir (adıl) denir.

Bilgi güçtür. Sevdiğiniz kişiyi dinleyin ve kendinizi eğitin.

EDEBİYATIN İZİ 86. İZMİR ENTERNESYONAL FUARI NA DÜŞTÜ

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

M. Sinan Adalı. İllustrasyonlar: Sevgi İçigen. yayın no: 114 NASIL MÜSLÜMAN OLDULAR? / 2

Bir sözcüğün zihinde uyandırdığı ilk anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Bu yüzden sözlük anlamı da denir.

SEDEF BETİL Kısa Karanlıklar

tellidetay.wordpress.com

tellidetay.wordpress.com

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

ISBN :

ZİYA OSMAN SABA CÜMLEMİZ BÜTÜN ŞİİRLERİ

Sevda Üzerine Mektup

1) O, bu işin. Yukarıdaki cümle aşağıdakilerden hangisi ile tamamlanırsa zor bir işi başarmak anlamına gelir?

Anne Ben Yapabilirim Resimleyen: Reha Barış

SEVGİ. Doğduğumuz gün içgüdüsel olarak annemize babamıza sarılır onların yanında olmak

TİYATRO AKADEMİ BAŞVURU FORMU

JOHN BERGER Leylak ve Bayrak

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

Jiggy kahramanımızın asıl adı değil, lakabıdır. Ve kıpır kıpır, yerinde duramayan anlamına gelmektedir.

SİTEMİZE EKLENEN METİN KİTABIM-1 VE METİN KİTABIM-2 ADLI DÖKÜMANLARI OKURSAK HEM OKUMA HIZIMIZ ARTACAK HEM DE OKUDUKLARIMIZI ANLAYACAĞIZ.

JEANNE SIAUD-FACCHIN Üstün Zekâlı Çocuğa Yardım

PETER L. BERGER Sosyolojiye Çağrı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

KIRMIZI KANATLI KARTAL

Cem Akaş BUMBA İLE BİBU. Resimleyen: Reha Barış

Belmin Dumlu SAVAŞKAN,

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

AYLİN BALBOA Belki Bir Gün Uçarız

HEM DE NE ÖZEL İSMET!

MİRKET NİNELER. Parti Veriyor

KEMAL SELÇUK Cemiyet Kaçkını

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

DİLŞA DENİZ Yol/Rê: Dersim İnanç Sembolizmi

HADİ BAKALIM KOLAY GELSİN DİJİTAL İŞLEM NE UYGULANDI? SİNEMA - TİYATRO - KONSER

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

Transkript:

BARIŞ BIÇAKÇI Tarihî Kırıntılar

BARIŞ BIÇAKÇI 1966 da Adana da doğdu. Hüseyin Kıyar ve Yavuz Sarıalioğlu ile birlikte Ocak 1994 ve Ekim 1997 de iki şiir kitabı yayımladı. İletişim Yayınları nca yayımlanan diğer kitapları şunlardır: Herkes Herkesle Dostmuş Gibi (2000), Veciz Sözler (2002), Aramızdaki En Kısa Mesafe (2003), Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2004), Baharda Yine Geliriz (2006), Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra (2008), Sinek Isırıklarının Müellifi (2011), Seyrek Yağmur (2016), Kurbağalara İnanıyorum (söyleşi- Behçet Çelik ve Ayhan Geçgin ile, 2016). İletişim Yayınları 2735 Çağdaş Türkçe Edebiyat 474 ISBN-13: 978-975-05-2645-9 2019 İletişim Yayıncılık A.Ş. / 1. BASIM 1. Baskı 2019, İstanbul EDİTÖR Tanıl Bora KAPAK TASARIMI Ali Osman Coşkun KAPAK Suat Aysu KAPAKTAKİ SERAMİK PANO Münevver Bıçakçı UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTİ Emre Bayın BASKI Ayhan Matbaası SERTİFİKA NO. 22749 Mahmutbey Mahallesi, 2622. Sokak, No: 6/31 Bağcılar 34218 İstanbul Tel: 212.445 32 38 Faks: 212.445 05 63 CİLT Güven Mücellit SERTİFİKA NO. 11935 Mahmutbey Mahallesi, Devekaldırımı Caddesi, Gelincik Sokak, Güven İş Merkezi, No: 6, Bağcılar, İstanbul, Tel: 212.445 00 04 İletişim Yayınları SERTİFİKA NO. 40387 Binbirdirek Meydanı Sokak, İletişim Han 3, Fatih 34122 İstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr web: www.iletisim.com.tr

BARIŞ BIÇAKÇI Tarihî Kırıntılar

1 992 yılının Aralık ayından sonra Can kendini tamamen şiire verdi. Henüz aklı havada bir ergen olmasına rağmen, ablası Meral in aniden ortadan kayboluşunu hece ölçüsüyle yazılmış kafiyesi bol bir şiir gibi kolayca ezberledi, dilinden düşürmedi. Annesiyle babası da Can dan farklı değildi. Annesi Sevgi, şiir yayımlayan bütün edebiyat dergilerini takip etmeye başladı, babası Taner eski bir ajandanın boş sayfalarına geçmiş güzel günleri konu alan duygusal şiirler yazdı. O kış Can ve ailesi açısından çok çetin bir kıştı. Daha kasımın ikinci haftasında apartmanın kalorifer kazanı arızalanmıştı; evi elektrik sobalarıyla ısıtmaya çalışıyorlardı. Sobaların etrafından ayrılmıyor, gözlerini kapattıklarında karanlık boşluğun içinde yavaşça yüzen turuncu sarmallar görüyorlardı. Buna rağmen hiçbiri gevşeyecek kadar ısınamıyordu, üstelik ikide bir evin sigortaları atıyordu. Kaskatı uyuyup kaskatı uyanıyorlardı. Can ın babası soğuğa karşı iradelerini kullanabileceklerini, kendilerini üşümediklerine inandırabileceklerini iddia ediyordu. Bunun üzerine annesi ona, 5

dul kadınların izci iyimserliğine pek de tahammüllü olamadıklarını söyledi; kocasının ortalıkta bir hayalet gibi dolanmaktan başka bir şey yapmadığını düşünüyordu. Akşamları koltuğa oturup bıyığını çekiştirerek, apartman yöneticisine söylemesi gereken şeyleri kendi kendine yüksek sesle söyleyerek yaşadığını ispatlamaya çalışmasının hiçbir faydası yoktu. O kış Can ın babaannesi de birkaç günlüğüne onlara kalmaya gelmişti. Kadıncağız bir yandan tir tir titriyor bir yandan da oğlunu çocukken bir leğenin içinde, sabunu kafasına vura vura nasıl yıkadığını neşeyle anlatıyordu. Hepsi gülüyordu. Can ın ablası Meral hariç. Meral, 1992 yılının Aralık ayında kırçıllı kumaştan uzun bir paltosu olan bir şaire âşık olmuştu. İki dünya var, demişti Can ın babası, birinde biz yaşıyoruz diğerinde şairler. Şair, belden aşağısı geçmiş belden yukarısı insan olan bir yaratıktır, demişti annesi, gözlerini kocasına dikip. Ardından bütünüyle dullara özgü bir edayla iç geçirerek mırıldanmıştı: Yarı insan yarı geçmiş. Babaanne yine, ilk kez anlatıyormuş gibi, oğlunu leğende nasıl yıkadığını anlatırken Can ın ablası aniden herkesin duyacağı şekilde, Neler almalıyım yanıma? diye sormuştu, sonra da aceleyle hazırlanıp çıkmıştı. Can pencereden dışarı bakmıştı: Ablası Meral elinde çantası, koşarak paltolu bir şaire doğru gidiyordu. Palto uzundu ve Can a kalırsa biraz elma biraz geçmiş kokuyordu. Şair ikisinden birden büyük ısırıklar almış sonra da ağzını paltosunun yeniyle silmiş olmalıydı. 6

2 014 yılının Nisan ayındayız. Can bir gazetenin kültür sanat editörü. Bir dizi şairle söyleşi yapıp bu söyleşileri birer hikâye haline getirmeyi ve şairlerin isimlerini gizleyerek yayımlamayı tasarlıyor. İsimsiz şairlerin anlattığı hikâyelerden oluşan bir kitap... Neden böyle tuhaf bir işe kalkıştığını soranlara, üst üste bindireceği kimliksiz portrelerden tek bir şair portresine, bir şair kimliğine ulaşmayı amaçladığını söylüyor. Arkadaşı Ali ye göre Can, geçmişini katlayıp sonra bir daha katlayıp kâğıttan kayıklar, uçaklar filan yapmanın, kendisine yeni oyuncaklar bulmanın peşinde. Şair söyleşileri de böyle bir oyuncak. Bu bir yandan da bir sihirbazlık numarası aslında Can! diyor. Şair el çabukluğuyla ablanı görünmez yaptı. Şimdi sen de bu isimsiz söyleşilerle şairi görünmez yapmak istiyorsun. Ali ye göre Can, sadece gazetecilikle yetinmemesi gereken biri, onun edebiyata da yeteneği var. Sevgilisi Rana ya göre Can gazeteci değil. Rana ya göre Can, yıllar önce bir şairin peşinden giderek evini, ailesini terk eden, bir daha da kendisinden haber alınamayan abla- 7

sının izini düpedüz soyut bir şiir fikrinde ve şairlerin uçuk kaçık hikâyelerinde bulacağını sanan takıntılı bir adam. Sadece uçuk olsa iyi, diyor Rana aynada kendine bakarken, aynı zamanda eminim böbürlenerek anlatacaklar hikâyelerini! Halini, yerini yadırgadığı için her şeyi bırakıp giden ablan hakkında bu kibirli ve bulunduğu yerden hoşnut insanlar sana ne söyleyebilirler ki? İkimiz de biliyoruz, şairlerle onları küçük düşürmek ve ablanın hesabını sormak için söyleşi yapacaksın. Rana tiyatrocu. Aynada kendine bakmayı seviyor. Bedeni kendisine ait değil de iki perdelik bir oyuna ve o oyunun seyircilerine aitmiş gibi yürüyor, oturuyor, kalkıyor. Rana tiyatrocu ve sanki hep çırılçıplakmış gibi davranıyor. Günün birinde sahneye çırılçıplak çıkması gerekeceğini biliyor, buna hazır. Can hazır değil. Can gazeteci ve 2014 yılının Nisan ayında, İstanbul da, Erenköy de bir pastanede, kırk yaşlarında keçi sakallı bir şairle karşılıklı oturuyor. Şair uzun kollu gömleğinin kollarını kıvırmış, sağ bileğinde ince deri örgüsü birkaç bileklik var. Can, keçi sakalın ve bu bilekliklerin kendine acıyan erkeğin gizli işaretleri olduğunu düşünüyor. İlk soruyu şair soruyor. Nereden geldi aklınıza bu fikir? Şiir bu kadar az okunuyorken... Şairin sakalında az önce yediği acıbadem kurabiyesinin kırıntısı var. Can ın gözü kırıntıya takılıyor. O kırıntı orada kaldığı sürece Can söyleşiye kendini vermekte zorlanacak. Bir Ankara kışını, yirmi iki yıl önceki Ankara kışını elektrik sobasıyla geçirmek kadar olmasa da, şairle konuşmayı sürdürmek için Can ın iradesini kullanması gerekecek. Elbette sorumlusu benim kâğıt üstünde / Hiçliğe doğru giden bu perspektifin dizelerini yazmış bir şaire sakalında kurabiye kırıntısı olduğunu söylemek, o anda Can a hiçliğe doğru giden perspektife aykırı düşer gibi geliyor. Şair de aynı şeyi 8

yapar umuduyla parmaklarını ağzının kenarında, çenesinde dolaştırıyor. İsimleri ortadan kaldırarak şairi şair yapan şeyleri bulma çabasından söz edecekken, Ablam on dokuz yaşındayken bir şairin peşinden gitti, bir daha da dönmedi... diyor birden. Şairin küt parmakları masanın üzerinde birbirine iyice kenetleniyor. Böyle bir cevap beklemediği belli, anlamaya çalışıyor. Bakışlarında korku var. Can ın aklını yitirdiğini, az sonra yerinden kalkıp ona saldıracağını düşünüyor sanki. Kendi korkusundan ve bakışından rahatsız oluyor, başını çevirip garsonu arıyor. Bir çay daha? diye soruyor Can. Şair önce bir şey söylemiyor, sonra Ne bulmayı umuyorsunuz ki? Ablanızın neden gittiğini mi? diye soruyor. On dokuz yaşındaymış... Bunu bir açıklamaymış gibi söylüyor. Can, on dokuz yaşında olmanın tek başına bir açıklama olduğunu kabul etseydim çoktan ederdim, diye düşünüyor. Buna rağmen şairle bir süre genç olmaktan söz ediyorlar, birbirlerine beylik sözler söylüyorlar. Sonunda şair bir nokta koymak istercesine, Gençler soyunduklarında, diyor, üzerlerinde bir tek heyecanları kalır. Söylediği cümledeki derin anlamı onaylatmak için Can ın gözlerinin içine bakıyor. Can ne yapacağını bilemiyor. O sırada yan masadan biri, genç bir adam, kalkıp yanlarına geliyor. Şairi tanıdığını, ona hayran olduğunu söylüyor. Keşke kitaplarınız yanımda olsaydı, diyor, imzalamanızı çok isterdim, sevgilim de çok seviyor sizi. Konuşuyorlar. Can, gencin bakışlarındaki hayranlığı görüyor. Şairin sakalındaki kırıntıya rağmen doludizgin bir hayranlık... Bu hayranlık dolu bakışları üzerinde hisseden insan hiçbir tehlikeye maruz kalmadan alçakgönüllü bir hayat sürdürebilir, diye düşünüyor, her enlemde ve boylamda, çöllerde ve kutuplarda. Genç adam alçakgönüllü şairle ve- 9

dalaşıyor, konuşmalarını böldüğü için Can dan özür diliyor, masasına dönüyor. Şair de Can da konuşmaya nasıl devam edeceklerini bilmiyorlar. Nerede kalmıştık? diye soruyor şair. Hemen sonra sol elini havada birkaç kez sallıyor, bu sırada sakalındaki kırıntı düşüyor. Hayır, hayır, boş verin gençliği filan! diyor, şairce bir sezgiyle konuşmanın yönünü değiştiriyor. Kaç yaşında olursan ol, birinin veya bir şeyin peşinden gitmek yaratıcı bir eylem aslında, diyor. Üstelik bütün yaratıcı eylemler gibi içinde doğumu ve ölümü aynı anda barındırıyor. Siz kimin peşinden gittiniz? diye soruyor Can, güya gazeteci merakıyla soruyor ama sesindeki saldırganlığı en başta kendisi fark ediyor, içi kararıyor. Yıllar öncesinden bir lamba sönüyor, Can ın şimdi burada, Erenköy de bir pastanede içi kararıyor. Kendisini yalnız hissediyor, büyük sözler söyleyen, gözlerini gözlerine dikerek kendini onaylatmak isteyen şair karşısında kendisini çok yalnız hissediyor. Ablası bir kez daha, kim bilir bu kaçıncı, yerinden kalkıp aceleyle hazırlanıyor, evden çıkıyor, pencerenin ardındaki kış manzarasının perspektifine uygun biçimde uzaklaşıyor, küçülüyor, görünmez oluyor, hiç. Şair önce biraz düşünüyor, sonra Tarık Abi nin peşinden! diye cevap veriyor olanca ciddiyetiyle. 10