UKDE KĐTAPLIĞI: 74 MARAŞ KÜLTÜRÜ EDEBĐYAT SERĐSĐ: 12. Editör: Serdar YAKAR Yaşar ALPARSLAN. Görsel Yönetmen: Alaaddin ORÇAN



Benzer belgeler
KARACAOĞLAN DEYİŞLERİ

Ömer Turhan. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Çileler sıkıntı yoldaşın oldu Ömrüne her zaman kahırlar doldu Henüz açan gülün çok çabuk soldu Dört mevsim bitmeyen kış mıydın anne

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül :55

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. ( ) M. Mehtap Türk

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan :15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir Anadan Örnekler. Köyden ayrılalı nice yıl oldu Yıkıldı evimiz selinen doldu Hani bacı kardeş nerede kaldı özlüyorum ben seni güzel Alvar

Ali Rıza Malkoç. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

, ERZİNCAN, TÜRKİYE.

Yazının çıktığı kaynak: Âşık Derdiyar ın Çift Kafiyeli Şiirleri, Erciyes, S. 293, Mayıs 2002, s. 9-10

Yücel Terkanlýoðlu. HTML clipboard. Yaþamadýklarýndýr Dünyan! Uykuyla geçirdiðim her an, Benim için yitik bir zaman. Rüyayla devirdiðim kazan,

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

Ramazan Alkış. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

GÜZEL SÖZLER. (Derleyen; Veyis Susam) * Ne kadar çok olsa koyunun sürüsü, Ona yeter imiş kasabın birisi. * Alçak, ölmeden önce, birkaç kere ölür.

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri

Nakarat Alnımızın aklığı kafire kabus olur. Mazlumun canı yansa ahı bize dokunur. 2. Nakarat

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Nedim. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Yüreğimize Dokunan Şarkılar

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

, ERZİNCAN, TÜRKİYE.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Nizamettin Kayacan. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Peri Kızıyla Çoban Hikâyesi, Orhan Seyfi Orhon, 1919, (Şiirler 1970)

Seyyid Abdülkadir Geylâni hazretleri küçük yaşta iken, annesinden Bağdat a giderek ilim öğrenmesi için izin ister.

5. Et et içinde, et fit içinde Dünya dümeni, onun içinde.

İ.Ö 100 Temel Eser. Kategori: Şiir Salı, 11 Ağustos :32 tarihinde yayınlandı. Gösterim: / 7 Phoca PDF. Çanakkale içinde aynalı çarşı

Maniler. Yazan: Bedriye Aksakal. Giden oğlan dursana Saatini kursana Madem beni istiyon Babama duyursana.

gece bana gündüzleri uğramaz gece uykudayken gelir şşşşşşt deyince ağzı şarap tadındadır hatıralarım karışır

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Bugün mihman gördüm gönlüm saz oldu. Mihman canlar bize safâ geldiniz. Kalktı gam kasavet bahar yaz oldu. Mihman canlar bize safâ geldiniz

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

(d.1286/1869-ö.1319/1902) âşık

Yýldýz Tilbe 1 ADAM OLSAYDIN. Söz-Müzik: Yýldýz Tilbe. Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar. Kendini arattý, beni bulmadý yar

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

Müslim Uyğun. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

ÂŞIK DAİMÎ (İSMAİL AYDIN)

En güzel 'Anneler Günü' şiirleri

Bayburtlu Âşık Kurbani: Allah için her an Kurban olmalıyız. Çarşamba, 08 Ekim :21

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Samuel, Tanrı Çocuğu Hizmetkarı

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Sezen Aksu 2. Çok Ayýp. Söz - Müzik: Sezen Aksu. Kulaðýma geliyor, atýp tutuyorsun, ileri geri konuþuyorsun aleyhimde. Çok ayýp, çok ayýp.

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI OCAK AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR. Yeni yıl (31 Aralık-1 Ocak)

Samuel, Tanrı Çocuğu Hizmetkarı

Yusuf Bulut. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Nafiz Diba. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

ARTVİN HALK OZANLARINDAN SEÇMELER AHEV

DÜNYA İNSANLIK AİLESİNİN YÜZAKI YAZARLARINDAN!... Ekmel Ali OKUR; Hemşerimiz, Adanalı, Adam gibi adam! İnşaat Mühendisi,

bez gez sez tez biz çiz diz giz boz roz koz poz toz yoz çöz göz köz söz buz muz tuz büz düz güz

Duygular Dönüştü Söze. Erenler Zehir Getirin Balınan Öldürmen Beni Bağrıma Diken Batırın Gülünen Öldürmen Beni

œ œ œ. œ œ œ œ œ œ œ œ

Sultanım, müsaade buyurun, ben İstanbul'un çevresini dolaşıp, mevcut suları bir inceleyeyim!.

TÜRK MÜZİĞİ PROGRAMI TÜRK HALK MÜZİĞİ SOLFEJ VE NAZARİYATI DERS MÜFREDATI HAZIRLIK SINIFI

Soner Güncan. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Bir başka ifadeyle sadece Allah ın(cc) rızasına uygun düşmek için savaşmış ve fedayı can yiğitlerin harman olduğu yerin ismidir Çanakkale!..

Hatayî. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Özel Gebze Eğitim Kurumları Öz-Ge Gündüz Bakımevi

Berk Yaman. Demodur. Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır

HİKÂYELERİMİZ FEN VE MATEMATİK ETKİNLİĞİ

BAYRAĞIM. Atalarım, gökten yere İndirmişler ay yıldızı, Bir buluta sarmışlar ki Rengi şafaktan kırmızı

Elişa, Mucizeler Adamı

Özel Gebze Eğitim Kurumları Öz-Ge Gündüz Bakımevi UĞUR BÖCEKLERİ ŞUBAT

1) Dost ayıbını. söyler. Tümcesini en anlamlı şekilde tamamlayan sözcük çifti hangisidir?

BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİ'NE

Sevgili dostum, Can dostum,

ARTVİN ATABARI OYUNU NUN HİKAYESİ ve TARİHİ

Adı-Soyadı: Deniz kampa kimlerle birlikte gitmiş? 2- Kamp malzemelerini nerede taşımışlar? 3- Çadırı kim kurmuş?

.com. Faydalı Olması Dileğiyle... Emrah& Elvan PEKŞEN

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

KAHRAMANMARAŞ KAYNAKLI BİR CÖNK VE ÖZELLİKLERİ *

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

Fatih Baþtürk DÖNEMEM SANA. sevdim yürekten anlamadýn sen. dur gitme dedim dinlemedin sen. yalvara yalvara geriye dönsen

HAYALİ, EFSANEVÎ VARLIKLAR VE İLİMLER

KARACA0ĞLAN4IN ŞİİRLERİNDE TEKNİK

T.C. M.E.B ÖZEL MANİSA İNCİ TANEM ANAOKULU DENİZ İNCİLERİ SINIFI

ASLIMI SORARSAN AVŞAR SOYUNDAN

EKİM AYINDA NELER ÖĞRENECEĞİZ?

Akın Uyar. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

CÖNKLERDEN GÜN IŞIĞINA: KARACAOĞLAN * Dr. Doğan KAYA

Özel Gebze Eğitim Kurumları Öz-Ge Gündüz Bakımevi YILDIZLAR GRUBU ARALIK

Şimşon, Tanrı nın Güçlü Adamı

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Şimşon, Tanrı nın Güçlü Adamı

Güzel Bir Bahar ve İstanbul

iki sayfa bakayım neler var diye. Üstelik pembe kapaklı olanıydı. Basından izlemiştim, pembe kapaklı bayanlar için, gri kapaklı olan erkekler içindi.

Maksut Genç. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

MUTLU HAFTALAR. Emrah&Elvan PEKŞEN

MUTLU HAFTALAR. Emrah&Elvan PEKŞEN

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Cemil Kara. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Transkript:

UKDE. 1

UKDE KĐTAPLIĞI: 74 MARAŞ KÜLTÜRÜ EDEBĐYAT SERĐSĐ: 12 Editör: Serdar YAKAR Yaşar ALPARSLAN Görsel Yönetmen: Alaaddin ORÇAN Baskı Cilt: FA AJANS Tel: 0344. 235 02 74 Kapak Tasarım: Halil Đbrahim TOKLU Baskı Tarihi : Kasım 2009 Yazışma Adresi: Vefa Kitap Kırtasiye Đsmetpaşa Mah. Borsa Cad. Buket Sitesi Altı No 17/C Tel: 0.344.225 13 00 mahmutseyithan@hotmail.com KAHRAMANMARAŞ 2

MUHTELİF CÖNKLERDEN MARAŞ HALK ŞÂİRLERİNE ÂİT ŞİİRLER Hazırlayanlar: Yaşar ALPARSLAN Serdar YAKAR Kahramanmaraş 2009 3

Yaşar ALPARSLAN: 1947 de Maraş da doğdu. Đlk olarak Bahçeci Hoca da okudu. Çocuk yaşta Hafız oldu. Dışardan imtihanlarına girip ilkokulu iki yılda okudu. Maraş Đmam Hatibi bitirdi. Dışardan lise imtihanlarına girdi diplomasını aldı. Đstanbul Yüksek Đslam Enstitüsünü bitirdi. Kazandığı halde hastalığı sebebiyle Đstanbul Üniversitesinin Tarih bölümünü okuyamadı. Afşin Lisesi nde öğretmenlik mesleğine başladı. Maraş Đmam-Hatip Lisesi ve Endüstri Meslek Liselerinde Din Kültürü öğretmenliği yaptı. 1997 de emekli oldu. Yazı ve şiir çalışmaları Hareket, Altınoluk, Tohum, Đslam Medeniyeti, Kurtuluş, Uzunoluk, Alkış gibi dergilerde ve Zaman, Madalyalı Şehir, Bugün gibi gazetelerde neşredildi. Yazılarında kendi isminin yanı sıra Veziroğlu, Ceridoğlu gibi mahlaslar ve müstear isimler de kullandı. Eserleri; Kıssa-ı Eshab-ı Kehf (1999), Münâcaât ve Na tlar (2006), Đstiklâl Savaşında Maraş (Müşterek, 2008), Âşık Durdu Mehmet Yoksul (Âşık Mahfuzî) Hayatı ve Şiirleri (Müşterek, 2008), Âşık Mustafa Zulkadiroğlu Hayatı ve Şiirleri (Müşterek, 2008), Muhammed Kâmil Ağdaş (Bahçeci Hoca) Hayatı ve Şiirleri (Müşterek, 2009), Maraş ta Divanından Parça Kalmış Halk Şairleri (Müşterek, 2009), Türk Edebiyatında Maraşlılar (Müşterek, 2009), Seyâhatnâme, Şehir Târihi ve Coğrafya Kitaplarına Göre Maraş (Müşterek, 2009), Maraş ta Saçaklızâdeler ve Eski Maraş Âlimleri (2009), Büyük Hiciv Şâiri Âşık Mısdılı (Mustafa Hartlap ın) Hayatı ve Şiirleri (2009), Maraş Meşhurları (Müşterek, 2009) dır. Serdar YAKAR: Maraş da 1965 de doğdu. Đlk ve orta öğrenimini Maraş ta tamamladı. Marmara Üniversitesi Đktisadi ve Đdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü bitirdi. Belediyecilik üzerine yüksek lisans yaptı. Đlk yazı çalışmaları Erciyes dergisinde yayınlandı. Kadın ve Aile ve Gül Çocuk dergilerinde Yazı Đşleri Müdürü, Timaş Yayınları nda Editör olarak çalıştı. Yazı çalışmaları; Đlim ve Sanat, Altınoluk, Kadın ve Aile, Gül Çocuk, Sur, Mavera, Uzunoluk, Kurtuluş, Dört Mevsim Maraş, Alkış, Milli Gazete, Yorum, Buğün, Manşet, Cesur Haber, Ukde Haber gibi dergi ve gazetelerde yayınlandı. 1992 yılında Kahramanmaraş Belediyesine girdi. Özel Kalem Müdürlüğü, Yazı Đşleri Müdürlüğü, Terminal Müdürlüğü ve Kültür ve Sosyal Đşler Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Belediyecilikle ilgili adli davalarda Bilirkişilik yaptı. Eserleri; Necip Fazıl ve Mücadelesi (1995), Gönül Dostu Mehmed Zahid Kotku ve Bağlanma (1995), Kurtuluşa Dair Üç Eser (Derleme, 1996), Memleketime Dair Tarihi, Ekonomisi, Sosyal Yapısı ile Kahramanmaraş (1997), Hayatı ve Mücadelesi Đle Hafız Ali Efendi (Müşterek, 1998), Yerel Yönetimlerde Alternatif Hizmet Sunma Yöntemleri (2003), Kahramanmaraş ta Ceridoğulları (Müşterek, 2003), Đstiklâl Savaşında Maraş (Müşterek, 2008), Memleketime ve Şahsıma Dair Bir Hukuk Mücadelesi (2008), Âşık Durdu Mehmet Yoksul (Âşık Mahfuzî) Hayâtı ve Şiirleri (Müşterek, 2008), Âşık Mustafa Zulkadiroğlu Hayâtı ve Şiirleri (Müşterek, 2008), Muhammed Kâmil Ağdaş (Bahçeci Hoca) Hayâtı ve Şiirleri (Müşterek 2009), Maraş ta Divanından Parça Kalmış Halk Şairleri (Müşterek 2009), Türk Edebiyatında Maraşlılar (Müşterek, 2009), Seyâhatnâme, Şehir Târihi ve Coğrafya Kitaplarına Göre Maraş (Müşterek, 2009), Maraş Meşhurları (Müşterek, 2009) dır. 4

TAKDĐM Rahmetli A.Saim Emirmahmutoğlu mahalleden bizim komşumuzdu. Biz 1950 lerde gelmiştik Kurtuluş mahallesine. O bizden önce. Aynı gedikde yıllarca komşuluk yaptık. O bizden yaşça büyüktü. Öğretmenlik yapardı. Evinin altında matbaası vardı. Gazetecilik de yapardı. Gazete çıkarırdı. Gördüğüm kadarıyla karınca gibi çalışırdı. Hiç boş durmazdı. Ağır başlı bir hanımı vardı. Eski tabirle hatın yapılıydı. Hatındı. Allah rahmet eylesin vefat etti. Mahallede herkesler üzüldü. Saim Bey sonra bir daha evlendi. Anam derdi; Bu da hatın gibi kadın. Bu da hatın. Bu hatınla, hocanımla yıllarca yaşadı. Oğlu kızı oldu. Büyüttü. Ömrünün son yıllarında Hafız Ali Efendi nin kütüphânesi sebebiyle başı ağrıya girdi. Allah rahmet etsin hizmetten başka bir kaygısı yoktu. Olayın bilirkişi raporlarını ben verdim. Berât etti. A.Saim Emirmahmutoğlu nu hep görürdüm. Hiç boş durmazdı. Çalışırdı. Niye çalışır diye merâk ederdim. Kulak asardım. Hep Maraş, Maraş kültürü için çalışırdı. Maraş kalkınsın için projeler üretirdi. Turizme açık hâle gelsin için ğayret ederdi. Ona göre, ki doğrudur, Karacaoğlan Maraşlıydı. Bunu 5

isbata çalışırdı. Sürekli bununla alakalı yazılar yazardı. Konuyu gündemde tutardı. Beyinlere konuyu nakşederdi. Bir Eshâb-ı Kehf sevdâlısıydı. Eshâb-ı Kehf in Maraş ta olduğuna inanırdı. Bize göre de öyle. Ona göre hadise Maraş ın Afşın (Efsus) ilçesinde olmuştu. O gün için eline geçen bütün malzemeleri kullanır, bunu savunan yazılar yazardı. Đsbâta çalışırdı. Zannederim bu zâtın bu iki konu için yazdıkları bir şekil toplansın ciltler tutar. Ama zannederim bu zâtın en enteresan projesi şuydu. Bunu okumuştu. Duymuştu. Duyduğuna inanmıştı. Yerinde görmüştü. Hâritasın çizmişti. Daha ellilerden önce konuyu kitaplaştırmıştı. Maraş ta Engizek dağının altı kömürdü. Hem de en iyisinden kömürdü. Bu kömür kuzeye güneye doğru yayılırdı. Çoktu. Tükenecek gibi değildi. Bunun yanında Berit dağında da her türlü mâden olmakla berâber istemediğiniz kadar demir mâdeni vardı. Târihte işletilmişti. Büyük rezevlere sâhipti. Bu ikisinin arasını yukardan beri akıp gelen Ceyhan nehri ayırırdı. Ancak aralarında havza birliği vardı. Bu da bu ülkenin kalkınması için büyük avantajdı. Bir taraftan kömür, bir taarftan demir çıkartılırdı. Demir kömürle eritilir, şekil verilirdi. Sanâyinin baş ihtiyacı suydu. O da zâten en yüksekten hızla düşerek aşağıya doğru geliyordu. Kullanmaya müsaitti. Đhtiyacı fazlasıyla karşılayacak kadardı. Böyle bir avantaja her ülke, her memleket sâhip olamazdı. Koca Türkiye de bir Maraş bu imkana sâhipti. Đyi kullanılırsa hem Maraş ı, hem Türkiye yi kalkındırırdı. Bir güneş gibi kalkınma merkezi olurdu. Işıklarını, yan ürünlerini çevreye saçardı. Kalkınmanın ana hammaddesini oluştururdu. Ğâyette üretim ucuza gelirdi. Bu sanâyi devrimini yapan ülkelerin şartlarına sâhip olmak demekti. Đngiltere, Almanya bu şartlara sâhip olduğu 6

için sanâyi devrimi yapmıştı. Zâten ülkede yeteri kadar eğitilmiş insan da vardı. Bunlar burda birleşirse çok iyi olurdu. Bu malzemelerden bir helva yapmak gerekti. Netice Maraş ta herkes gazetecilik yapmış fakat A.Saim Emirmahmutoğlu başka bir tür gazetecilik yapmıştı. Geçmişi biraz çalkantılı olabilirdi. Politik bir kimliği olabilirdi. Fakat şurası muhakkak fikir dolu, teklif dolu bir gazetecilik yapmıştı. Đş olsun havası yazmamıştı. Dedikodu peşinde koşmamıştı. Derdi da vâsı Maraş kalkınsındı. Turizme açılsındı. Kültürel simgeleri olsundu. Türkiye nin Ruhr mıntıkası olsundu. Kalkınsındı. A.Saim Emirmahmutoğlu 17 Aralık 2000 de vefat etti. Allahına yürüdü. Arkasında büyük bir kültürel mîras bıraktı. Onlar da evindeydi. Biz onlardan sâde bir dosyaya ulaşabilmiştik. O da onun arşivinin muhteşemliğini gösterirdi. O bakımdan onun bu mirâsını görmek, ulaşmak bizim hedefimizdi. Onlar mahalleden çoktan göçmüşlerdi. Görmek mümkün değildi. Sâde gözümüze çarpan ikinci hanımdan dâmad Osman Polat YALÇIN Beydi. Onu her gördükce diyorduk: -Osman Efendi araya gir, şu arşivi görelim. Değerlendirelim. Bak bir dosyasından istifâde ettik. Biz ilâveler yaptık. Bir kitap çıkardık. Gayınbabana ithaf ettik. Şunu göreceksin. Bu arşivden daha nice kitap konuları çıkar. Sağolsun Osman Bey ğayret gösterdi. Kitap da kalplerini yumuşattı. Haber saldılar gittik. Buyurun dediler. Ne var ne yok bize verdiler. Biz giderken sağ kolumuz Serdar YAKAR Beyi de götürdük. Serdar Bey zâten daha önceden A.Saim Bey üzerine çalışma yapmıştı. Eşi Nadide Hanımdan aldığı bilgiler ve Karacaoğlan Halk Kütüphanesinde bulunan gazete arşivinden yararlanarak merhumun hayat hikâyesini çıkartmış ve yayın- 7

lamıştı. Berâber bakarak teslim aldık. Nasıl bölüşeceğimizi izâh ettik. Korunma şeklini gösterdik. Arşivden gazete olarak ne var ne yok Serdar Beye verdik. O böyle şeyleri değerlendirmeyi sever. Büyük sabır gösterir. Onlardan konular çıkarır. Yazar. Ürünler ortaya koyar. Kitapların yarıya yakınları ölü kitaptı. Biraz fazlası ise bulunabilen bin temel eser gibi kitaplardı. Onları da alanlarımıza göre bölüştük. Kendi kütüphanelerimize korumak için koyduk. Gelelim asıl konuya. Kitap ve gazetelerin dışında bir de dosyalar vardı. Defterler vardı. Onlara da tek tek baktık. Ne var ne yok ortaya koyduk. Tasniflerin yaptık. Öne çıkanlar; Eshab-ı Kehf yazıları, Karacaoğlan araştırmaları, turizm çalışmaları ve üç defter. Defterin birinde daha çok halk şiiri var. Ancak ağırlığı eski Maraş halk şâirlerine âit. Aslında defter bir cönkten fotokopi yapılarak meydana getirilmiş. Đkincisi orijinal bir defter. Ağırlığı halk şiiri. Kalanı dîvan şiiri. Bunların içinde de Maraşlılara âit halk ve dîvan şiiri var. Üçüncüsü bir cönkden fotokopi çekilme. Defterse sâde dîvan şâirlerine ait gazeller vs. Ve bir de şarkı sözleri. Ve yine; Emaneten aldığı cönklerden meydana getirdiği, yayınladığı bir seri. Önemlileri bunlar. Biz bu üç defter ve cönklerden alınıp yayınlanan şiir serilerini aldık. Bir tarafa koyduk. Sıraynan bu defterleri elden geçirdik. Defterlerde daha önceden yayınlanmamış eski Maraşlılara ait halk şiirlerini yeni harflerle Türkçeye aktardık. Hâkeza Maraşlı divan şâirlerine âit şiirleri de aktardık. Bunları aktarırken şâirlerin yapamıyacağı hatalar kabûl ettiğimiz hece fazlalıklarını, kafiye bozukluklarını giderdik. 8

Bize göre yapılması gerekenleri yaptık. Aslına dönderdik. Bunları da zarûret miktarı yaptık. Sonra da serîde olan defterde olmıyanları bunlara ekledik. Defterlerde bulunup bir şekil bizim veya bir başkasının yayınladıklarını almadık. Aldıysak da farklılık arzedenleri aldık. Bu defterlerde çok şâir adı var. Şiirleri var. Maraş lı olup olmadığına karar veremediklerimizi almadık. Bir de defterlerde mahallî şâir kabul edilmiş Karacaoğlan ın çok şiirleri var. Dedikoduya sebeb olur düşüncesiyle onun şiirlerini dışarda bıraktık. Đşte böyle. Bize bir arşiv teslim edildi. Bir iş bölümü dâiresinde Serdar Beyle çalıştık. Bu birinci eseri ortaya çıkardık. Darısı gerisine inşaallah. Biz arşivi nezâket gösterip bize teslim eden merhum A.Saim Emirmahmutoğlu nun kıymetli eşi Nadide Hanıma, çocuklarına ve hasseten Osman Polat Yalçın Beyefendiye bu vesileyle memleket nâmına sonsuz teşekkürler ediyoruz. Bu eserin ortaya çıkmasına, bu eserle berâber Maraş ta Türk halk edebiyatının en eski örneklerinin ortaya çıkmasına vesîle oldular. Onlara şükranlarımızı sunuyoruz. Keşke bu memleketde herkes de onlar gibi olsa diyoruz. Sağlık, sıhhat, afiyet, selâmet diliyoruz. Bir de bu memleketin bu zâta sâhip çıkmasını istiyoruz. Üzerine vazîfe olan kurumların bu zâtın adını bir yerlere vermesini, vererek yaşatmasını, bu zata olan memleketin şükran borcunu ödemesini talep ediyoruz. Bizim dollu yavrularımız, sevenlerimiz, dostlarımız, yardımcılarımız var. Bunlar bizim gözümüzün içine bakarlar. Emir beklerler. Hocam dese biz tutsak derler. Đşte bunlardan biri, belki de başta geleni Mehmet APAYDIN Beydir. Birâderi ile berâber HEDEF KIRTASĐ- YE nin sâhibidirler. Berâber çalışdırırlar. 9

Bizi her işimizde desteklerler. Kuran kursumuzun, kültürel hizmetlerimizin masraflarına severek katılırlar. Bu kitapta da katıldılar. Yardımcı oldular. Teşekkürlerimizi sunuyoruz.. Đşlerinde bol bol kazançlar diliyoruz. Allah bize yardım ediyor. Đnanıyoruz daha edecek. Bizi yalnız bırakmıyacak. Biz de çalışacağız. Bizimle beraber hareket eden ğayret gösteren çalışan arkadaşlarla inşaallah daha nice eserler çıkaracağız. Bu Maraş kültürünü tesbit edeceğiz. Unutulmaktan kurtaracağız. Düâ ve destek taleblerimizle. Yaşar ALPARSLAN 10

ĐÇĐNDEKĐLER KÜSKÜNLÜK DESTANI 13 ARĐF..16 BEYOĞLU.18 FERMÂNÎ..26 FĐLÂRÎ 30 GÜLŞENÎ...33 GÜNDEŞLĐOĞLU..34 HEZÂRÎ...36 ĐRFÂNÎ....37 LÂEDRĐ...39 MAHĐR 40 NĐYÂZÎ...42 PERVÂNE...46 SAĐD 52 11

SÜREYYA..53 ŞÂZÎ 55 ŞĐRÂZÎ..125 ŞĐRVANLI ÂŞIK..134 ZARĐF 135 12

KÜSKÜNLÜK DESTANI * Anam babam bilmem beni nedecek Südümü sağıbta halebmedecek Oğlu olur deyû beni güdecek Amanın komşular ben evde kaldım. Tuzun torbasını astım üceye Başımı kaldırdım değer bacaya Kâil oldum yüz yaşında kocaya Amanın komşular ben evde kaldım. Yatarım yatarım yanlarım ağrır * Muhtemelen evde kalmış bir kızın söylediği, şairi belirsiz. 13

Kalkarım oturrum gözlerim seğrir Benim yaştaşlarım beşiğin öğrir Amanın komşular ben evde kaldım. Babam beni meclislerde öğerdi Anam gelen düğürcüyü kovardı Gişim olsa on çocuğum doğardı Amanın komşular ben evde kaldım. Anam babam benim hâlimden bilmez Beklerim beklerim düğürcü gelmez Konudan komşudan bir alan olmaz Amanın komşular ben evde kaldım. Hısımda da gişi sanki kırıldı Ortalıktan kalktı yerler yarıldı Kaygısız kaldılar dendi çağrıldı Amanın komşular ben evde kaldım. Sırtta şelek anam gelir odundan Yürüyemez baldırından budundan Uluk kavun gibi yenmez tadından Amanın komşular ben evde kaldım. Getirin şu bana bir levha, kağıt Duyamadı yazım bir ınga ağıt Yaşım geçer, eder, yüreğim gıt gıt Amanın komşular ben evde kaldım. Bir muskası varmı sorun yazara Bekarlığım bitsin gelsin nazara 14

Kim indirir beni ölsem mezara Amanın komşular ben evde kaldım. Anam babam ölse nolacak hâlim Olmazsa bakacak evlad ıyâlim Yaşım geçer gider kalmaz mecâlim Amanın komşular ben evde kaldım. Öleceğim herhal bekarken adı Olmadığı halde kolu kanadı Kısmet tadamadık bir gişi tadı Amanın komşular ben evde kaldım. Ölürüm kabrimi derin kazarlar Taşımı dikerler tek ad yazarlar Kimsesiz olunca çabuk bozarlar Amanın komşular ben evde kaldım. Allah hiçbir kızı evde koymasın Gişi derdi ile gün saydırmasın Tutsunlar insanlar bekarın yasın Amanın komşular ben evde kaldım. 15

ARĐF I Ne kusur eyledim ey şûh-ı cihan Yeter insâf eyle eleman dedim Behey vefâdarım kalbi hiylelim Ben sana sitemkâr ne zaman dedim. Kaddin arar dedim cevir mi ettim Cismini billûra benzettim gittim Ağyara dediğin sözü eşittim Acep var mı sende din iman dedim. Benim sâdıklığım verdin hebâya Hüsnü vechin teşbih ettim ben aya Kâkûlün mislini şekl-i turaya Geysûya yaklaştı dil-i cân dedim. Nedir bu Ârif le böyle savaşın Nolur benzettimse kemana kaşın Leşker-i Hindi hâl-i Habeş in Leblerine lâl-i bedehşân dedim. 16

II Kimse aşk derdine dûçar olmasın Kolay sandım çetin imiş güç imiş Sitemkâre, vahşî yâre dünyâda Meyil vermek töhmet imiş suç imiş. Bir aşka düşmüşüm derdim onulmaz Öğüt verdim mahzûn gönlüm avunmaz Ne çektiğim ben bilirim yâr bilmez Yadeller hâlime bakmış acımış. Bir tercüman buldum yâre gönderdim Đfâde aktardım murâdım derdim Nâme yazdım şahhezârân yalvardım Bağrı demir, polat imiş tuncimiş. Bir döh ettim gam leşkerin dağıttım Öğüt verüp mahzûn gönlüm avuttum Canân, kavli karar etmiş eşittim Der ârifim uzak imiş geç imiş. 17

BEYOĞLU I Çeşm-i siyâhımdan bir kötü haber Getiren var mıdır yollarda bilmem Gamdamı, şâddamı o servi kamer Acep ol yar nasıl hallerde bilmem. Sarkıttı mı ola atmaca ayak Yemiş midir acep birinden dayak Güzeller içinde yârim bir sıyak Acep yar kokusu güllerde bilmem. Beyoğlum der bende şirin can idim Güzeller içinde şöhret şan idim Bir zaman âlemde bir sultan idim Şimdi ismim var mı dillerde bilmem. 18

II Bir sunaya düştü gönlüm Tâze ğonca gül mâvili Perişan saç mor sünbüldür Bağlar başını mâvili. Kaşları benzer kemana Âşıkın eyler dîvana Doldurmuş dolu peymâne Sunar âşıka mâvili. Açık meşrep ne olmuşsun Koynuna yâdlar koymuşsun Benden başkasını sevmişsin Kaderimi bilmez mâvili. Yâd ellerden çek elini Muhabbetden kes dilini Beyoğluna ver meylini Tenhâlarda bulma mâvili. 19

III Seyreylesem görünür mü Başkonuşun dağı şimdi Baharlarda dem sürmenin Vakti geldi çağı şimdi. Bizim yaylanın kuşuna Can dayanmaz ötüşüne Şirin sahralar başına Kura idim çalğı şimdi. Erişti Mansurun çağı Seyrana çıkarlar çoğu 20

Maraş ın bahçesi bağı Hûbların oynağı şimdi. Gönül ister gözler gözüm Aşk oduna yanar özüm Benim Mevlâdan niyâzım Yakin et yırağı şimdi. Avkasır bir peykar başı Mücevher toprağı taşı Yar ile edek savaşı Safa verin zağı şimdi. Kalbi mahzûn olanların Görün deyû oyunların Beyoğlu nu sevenlerin Burdadır ocağı şimdi. 21

IV Ela gözlü nazlı dilber Benim sende ikrârım var Ne gözüme uyku girer Ne gündüzde kararım var. Ne dolu bâde içerim Ne sırrım halka açarım Ne yârimden vaz geçerim Ne bu halka zararım var. Ne gözlerim zamânede Ne baykuşum vîrânede Ne de dilim dîvânede Ne serimde efkârım var. Beyoğlum der budur hâlim Dosta kurban tatlı canım Ne hâlim var ne melâlim Ancak bir suna yârim var. 22

V Yar bana vefâsız demiş Bilmemiş ki keman eğri Ben kendinin meftûnuyam Bilmem başka zaman eğri. Adüvler etsin temâşâ Acı nefes geçer taşa Al mendili yüce başa Bağlama hâ mekan eğri. Gerçek güzel cihanda çok Gözler ela kiprikler ok Böyle mahbub her yerde yok Kime düşer devran eğri. Beyoğluyam can var tende Ben olmuşam yâre bende Yalan günah bizim dinde Direk doğru eyvan eğri. 23

VI Kadir mevlam senden bir dileğim var Ahvâlimi yâre bildir yaradan O yar ile benim da valarım var Aradan engeli kaldır yaradan. Beni mecnûn eden yavrı gelince Hançer olup dertli sînem delince Ecelden ğayriye derman bulunca Ayrılığa derman nedir yaradan. Bir dileğim vardır bar-i Hudâdan Ah çektikce kan geliyor dîdeden Ben güzelim deyû kaçıyor benden Husûmetin koyma sildir yaradan. Beyoğlum derkine yakup yandırma Yandırıpta dost iline kondurma Ben ölürken azrâili gönderme Sen al canım kaygım dindir yaradan. 24

VII Ah çekip de mübtelayı ağlatma Düşer mi şanına aman elaman Murâdımdır varup hâlim arzetmek Bir saat karşına eman eleman. Kerem ile Aslı, Mecnun ve Leyla Var ise kusûrum afveyle söyle Kemendin getür boynuma salbeyle Can katmaz canına eman eleman. Bir hayâli aşka düşeli kendim Senin elindedir ipim kemendim Sen başına buyruk ben ise bendim Zülfükemendine eman eleman. 25

FERMÂNÎ I Efendim bir ateş tuttu vücudum Bende düştüm kerem gibi yanmaya Bilmem nasıl sevdâ tuttu serimi Bende düştüm Kerem gibi kanmaya. Onu görsen sen de olun dîvâne Benim gibi hem düşersin fiğâne Yıkıldı bu gönlüm oldu vîrâne Kimsenin de gönlü vîran olmaya. Şirindir sözleri lebleri baldır Açılmış bahçede bir gonca güldür Ğayrı gözlerime görünen budur Ah-ı zârım nazlı yâre kalmaya. Ağam Fermânî nin açılmaz bahtı Vîrân oldu şimdi bu gönül tahtı Üstümden kalkarsa ni metin kahtı Yeni başlar benim yüzüm gülmeye. 26

II Ben bu aşk nârına urdum serimi Yandı bu vücûdum kül oldu gitti. Her dem çağırırım hey ğanî mevlâ Beyhoş oldu aklım lâl oldu gitti. Şu karşıdan gelen bir küçük ceren Yok mudur sizlerde nazlımı gören Var mı gül yüzlümden bir haber veren Bana bir onulmaz hal oldu gitti. Nazlımdan ayrıldım kimedem nazım Gönlüm melil melil efkarlı yüzüm Yardan ayrılalı kan döker gözüm Dîdemin yaşları sel oldu gitti. Fermânî der her dem fiğandır işim Onulmaz sevdâya dûş oldu başım Gönlüm eğleyecek yoktur yoldaşım Gül yüzlüm elimden yel aldı gitti. 27

III Yürü halvet düştü meydan ıssızdır Nazlım dem sürmenin çağıdır bugün Akıbet şu senin ol tiğ-i darbın Korkarım sînemin dağıdır bugün. Engellerim murâdına ermeye Sevdam serindedir asla getmeye Eller seyrân ister işret etmeye Bana husn-i cennet bâğıdır bugün. Bir gez sarılsaydım ince beline Mail olsa idim şirin diline Bu fırsat bir daha geçmez eline Kömür gözlüm işin sağıdır bugün. Çetindir çekilmez feleğin kahrı Aşıkı güldürmek güzelin fahrı Fermânî der aşkı gönlümün şehri Iylım ıylım akar yağıdır bugün. 28

IV Gidiyorum ela gözlüm ağlama Nazlım bize şu illerden göç oldu Senin ile sürdürdüğüm safalar Geldi geçti cümle işler hiç oldu. Yârim melil melil bakma yüzüme Bir ateştir düştü tatlı özüme Dünyâ zindan görünüyor gözüme Nazlım senden ayrılması güç oldu. Zâlim felek devre çalmış kalemi Âhuzârım tuttu bütün âlemi Ğurbet elde eksik etme selamı Geçti sevdadan yar başıma baç oldu. Fermânîm der mevlâ versin fermânım Âsumâna çıktı âhü fiğanım Gel beni ağlatma nazlı sultânım Güzel senden ayrılması suç oldu. 29

FĐLÂRÎ I Bâd-ı sabâ selam söylen o yâre Pek göresim geldi illerimizi Gönül arzû çeker ammâ ne çâre Neyleyim tutan var ellerimizi. Hicrân şâhı bize nâme gönderdi Öpem dedim ağ gerdânın dönderdi Zâlim felek bizi yaktı yandırdı Savurdu havaya küllerimizi. Yüküm ğamdır gam alupta satarım Pervâneler gibi yanar tüterim Kıyâmette yakasından tutarım Vermesin hoyrata güllerimizi. Filârim der ebrû kemânım yoktur Ğayri rakiplere emânım yoktur Sılaya varmaya gümânım yoktur Nazlım beklemesin yollarımızı. 30

II Bende şu dünyâya geldim geleli Daha ne gelecek başıma benim Eğer nazlı yar da benim olmazsa Bakın gözlerimin yaşına benim. Đkrar versen ikrârını güderim Đkrarsız yâri de ya ben nederim Başım alıp diyar diyar giderim Düşersen sevdiğim peşime benim. Garib bülbül gibi ötemez oldum Türlü metâlarım satamaz oldum Geceler yerimde yatamaz oldum Nazlı yar giriyor düşüme benim. Filârîm der yâri gördüm yıraktan Doluktu gözlerim kan ağlamaktan Hasta oldum düşünmekten meraktan Kaygı zehir katar aşıma benim. 31

III Hey ağalar bu dert bende yer eder Gönül mübtelâsın bulana kadar Yiğit sevdiğinden hiç vaz mı gelir Yanar ateşine ölene kadar. Bülbül ne yatarsın baharda yazda Yanar kara bağrım bir top avazda Haberin işittim çeşitli tarzda Çok emekler çekdim duyana kadar. Göz yaşıyla mektup yazdım silindi Arif oldum sırrım yine bilindi Demir çarık giydim oda delindi Aradım eslahı bulana kadar. Gönül der ki bu illerden göçmeli Sâdık yâr yoluna candan geçmeli Ecel şerbetini bir gün içmeli Aşıklar düğünün çalana kadar. Ğurbet il gezmekten gül yüzüm soldu Ah çektikçe sînelerim söküldü Filârim üstüne güller dikildi Koklasın sevdiğim solana kadar. 32

GÜLŞENÎ I Derdü ğamle geçti yazbahar ayı Yâre bir bergüzâr verilmez oldu Rakîpler yığılup girdi araya Bağladı yollarım varılmaz oldu. Geceleri uyku girmez gözüme Yasdık diken olmuş bakar yüzüme Đ tibar eyleyin benim sözüme Ben ğaribin hâli bilinmez oldu. Mestoldu cihanda söylenen sözler Sevdâ pek çetindir kınaman eller Yüzüne dökülen perişan teller El urdu da zülfü derilmez oldu. Takdir böyle imiş geldi bu başa Çetindir intizâr kar etti taşa Gülşenî kendini gel yorma boşa Asır döndü işler görülmez oldu. 33

GÜNDEŞLĐOĞLU I Ah nedeyim fukaralık elinden O da ayağıma düşek oluktur Kaçtım ise kurtulmadım elinden Dolanıp belime kuşak oluktur. Acımdan ölsem de etmem başağı Mevlâsı kayırsın oğlan uşağı Beğenmezdim kutnu, kumaş döşeği Şimdi kuru yerler döşek oluktur. Evvel bende oğlağımı güderdim Sürüleri sürülere katardım 34

Onyedi direkli çadır tutardım Şimdi gölgeliğim fişek oluktur. Önceleri yaylalara göçerdim Karlı buzlu soğuk suyun içerdim Seksen kile bider yere saçardım Şimdi boş harmanım başak oluktur. Sürümün konduğu çayır kurudu Dost olan ağladı düşmanım güldü Katarımda yüksüz hayvan yürüdü Şimdi baş hayvanım eşek oluktur. Koç gibi meydanda durur gezerdi Meclislerde ağa sözün bozardı Sofrasında yemeyene kızardı Şimdi Gündeşlioğlum uşak oluktur. 35

HEZÂRÎ I Yine geldi yaz baharın ayları Yâre mektup yazmak ister gönlümüz Karı gitmiş mor sünbüllü dağların Şîkar için gezmek ister gönlümüz. Uygun ahbab tel alışkın sazınan Nargeleler yansın mercan közinen Sâkî gerek mey doldura nazinen Bâdeleri süzmek ister gönlümüz. Nişan alıp boy tüfekler onunca Ne hoş olur çakır keyfler yetince Kamalağın (1) gölgesinde yatınca Silahları çözmek ister gönlümüz. Hezârim der şu dünyâda nolmalı Ğam dağıtıp oynamalı gülmeli Bir de sarılacak yavrı bulmalı Sarılupta yatmak ister gönlümüz (2) (1) Karardıcın şeklinde de var. (2) Düşman bağrın ezmek ister gönlümüz şeklinde de var. 36

ĐRFÂNÎ I Neme ağlayayım neme güleyim Deli gönül bir leylâya bağlandı Sözü şirin nazı şirin nâzenin Kipriği ok kaşı yaya bağlandı. Oturmuşta cıla verir özüne Kudret kalemini çekmiş gözüne Zülüflerin tel tel etmiş yüzüne Sandım ki buluta aya bağlandı. Benim yârim güzellerin güzeli Onu çok severim ebed ezeli Kaşların nakşetti nakkaş yazalı Hüsnün gören bir imlaya bağlandı. Đrfânî de yeni buldu bir devlet Gönül kimselerle etmiyor ülfet Eski sevdâlardan kıldım ferâğat Anladım gönlümüz zaya bağlandı. 37

II Hey ağalar benim dîdemin yaşı Silinmez bir zaman böyle giderse Yârimden bir bûse bir va d bir akid Alınmaz bir zaman böyle giderse. Diyar-i gurbette dilber tîneti Verir cemâline her dem zîneti Şu fânî dünyada asıl kıymeti Bilinmez bir zaman böyle giderse. Đrfânî haşredek kılar âh ü zâr Adüvden adâvet ettirir bîzar Dilberden bir bakış merhamet nazar Bulunmaz bir zaman böyle giderse. 38

LÂEDRĐ I Elim verdim sağ yüzüme uyurken Sarılmayan kollar beller perîşan Sonra bir düşündüm kendi hâlimi Çalınmayan sazlar teller perişan. Duydum yar haberi sağ diye geldi Meftûnuyum gönlüm şâd oldu güldü Aşık meftûnunu aradı buldu Derdin dökemeyen diller perîşan. Çok hasretin çektim benzim bozuktur Yüreğim yâreli bağrım eziktir Gel yeter cevretme bana yazıktır Koklanmayan güzel güller perişan. Gözlerim endâmın seyreder sözer Depretme sevdiğim yâreler azar Zannettim katlime fermanlar yazar Leylâsı olmıyan çöller perişan. 39

MAHĐR I Hey ağalar benim derdim güç oldu Leylâdan ayrılıp ağlayı kaldım Bu aşk hançerini aldım elime Hamle kılup sînem dağlayı kaldım. Selam eyle yâre gel tercümanım Çıktı asumâna ah ü efğanım Ne haber gönderir bana sultanım Ta kendi methini söyleyi kaldım. Bülbül oldum has bahçede gülünde Tesbih oldum çok söylendim dilinde Eleman efendim kaldım elinde Ağlayup ah ü zâr eyleyi kaldım. Đnanmazsan şu dünyânın kavline Ba şu mâhir kulun kötü hâline Kapılmış gidiyor aşkın seline Yüreğim ağlıyor dinleyi kaldım. 40

II Naçar oldu bu gözlerim ağlayı Eleman efendim aman eleman Yaktım vücûdumu uryân eyledim Eleman efendim aman efendim. Mecnun oldum şu cilvenden, nazından Ciğerciğim pâre pâre sözünden Bir ok attın vurdun beni özünden Eleman efendim aman eleman Efendim çektiğim hayli zamandır Seni sevdiğimi bilmem imandır Rahmeyle gel bana nazlım amandır Eleman efendim aman eleman Mâhir oldum şâhid oldum neşene Yüzünde açılmış güle gülşene Seni sevdiğimi duyup bilsene Eleman efendim aman eleman 41

NĐYÂZÎ I Bahriçinde katreyim Bahroldu hayran bana Ferşiçinde zerreyim Arşoldu seyran bana. Dost göründü çün ayan Kalmadı bir şey nihan Tûfan olursa cihan Bir katre tûfan bana. Sûrette nem var benim Sîrettedir ma denim Ruh içinde bedenim Gelmez perîşân bana. Kâf-ı dil ankasıyım Sırrın âşînâsıyım Endişeler hasıyım Ad oldu insan bana. Niyâzî nin dilinden Yûnus durur söyleyen Allah deyip inleyen Yûnus durur can bana. 42

II Bakup cemal-i yâre Çağırıram dost dost dost Dil oldu pâre pâre Çağırıram dost dost dost Aşkın ile dolmuşam Sararmışam solmuşam Mest-i müdâm olmuşam Çağırıram dost dost dost Mescidde meyhânede Hânede vîrânede Ka bede puthânede Çağırıram dost dost dost Sular gibi çağ u çağ 43

Dolaşırım dağ u dağ Hayran bana sayr u sağ Çağırıram dost dost dost Geldim cihâna garib Oldum güle andedip Her dem ciğerler delip Çağırıram dost dost dost Dünyâ gamından geçüp Yokluğa kanat açup Aşk ile dâim uçup Çağırıram dost dost dost Aradığım candadır Canda ve cânandadır Anahtar insandadır Çağırıram dost dost dost Gah düşer gah kalkarım Gah yapar gah yıkarım Hakka doğru akarım Çağırıram dost dost dost Ta ezel ilelebed Her işinde olsun had Onulmaz asla bu dert Çağırıram dost dost dost Hep görünen dost yüzü Andan ayırmam gözü 44

Gitmez dilimden sözü Çağırıram dost dost dost Derya olunca nefes Paralanınca kafes Tâ kesilince bu ses Çağırıram dost dost dost Gökler gibi dönerim Doğar büyür sönerim Bindiğimden inerim Çağırıram dost dost dost Ne yerdeyim ne gökte Sırtındayım melekte Yerde, gökte, felekte Çağırıram dost dost dost Geldim o dost elinden Koka koka gülünden Niyâzî nin dilinden Çağırıram dost dost dost 45

PERVÂNE I Gülşen bahçesine yolum uğradı Dertli dertli bülbül öter sabahtan Ağlayanlar bir gün olur sevinir Yüzlerine sevinç gelir sabahtan. Kış gelirde duman dağların başı Hiç dinmez garibin gözünün yaşı Bir dala konmayan gönlümün kuşu Eğlencesin görmek ister sabahtan. Hasret kaldım ben yârimi görmedim El uzadup ğonca gülün dermedim Esnâ dutup zevkü safa sürmedim Bağlamış perçemin kokar sabahtan. Ben kimseye minnet etmem mal içün Her zaman çektiğim zahmet el içün Bülbülün feryâdı ğonca gül içün Ğamı gasefeti atar sabahtan. Yârim neyden korkar yüzüne gülmez Bin pâre kılsanız sırrın söylemez Sevdâ pek çetindir darılmak olmaz Pervânem der Hakka yalvar sabahtan. 46

II Ela gözlerini sevdiğim dilber Top top olmuş mor menekşe yüzünde Uyumuş, uyanmış, uykudan kalkmış Siyah sürme cevlan eder gözünde. Ağ gerdan üstünde püskürme benler Yangınım güzele kınaman beyler Hastanın hâlinden bilmiyor sağlar Kadîm yekte sallanıyor sazında. Đpek tuman giymiş rengi al gibi Al yanak kızarmış ğonca gül gibi Dalgalanmış coşkun akan sel gibi Şirin söyler şeker var mı sözünde. Altun kemer ince belde parlayor Düğme sıkmış ak memeler terleyor Nerde güzel görsem göğsüm gürlüyor Arzû matem kaldı dostun nazında. Pervânem yanmağı ikrar kodılar Aşka düşen çok yâreler yediler Yürüdükce yeter artık dediler Arzû mâtem kaldı yârin izinde. 47

III Şu fânî dünyâya geldim geleli Yazılmış alnıma kara yazılar Bileydim suçumu kusurum nedir Gemiğin içinde ilik sızılar. Yâd ellere sırrım açamaz oldum Kırıldı kanadım uçamaz oldum Bin derdim var birin seçemez oldum Ğarib demek ah çekenler mahzunlar. Đş başa düşünce elbet çekilir Öf dedikce kemiklerim sökülür Yârem var sînemde belim bükülür Koyundan ayrılmış körpe kuzular. Kahrettim feleğe ben de gülmedim Aradım derdime çâre bulmadım Bağlandım karalar allar giymedim Deli gönül ölmesini arzûlar. Yakasız gömleği boya biçersin Ecel şerbetini bir gün içersin Pervânem der bu dünyâdan geçersin Âhir demde himmet edin gâziler. 48

IV Al kırmızı yeşil bağlar başına Değmesin sunama nazar ağalar Akıl ermez şu feleğin işine Güzeli çirkine yazar ağalar. Eğmiş fesin hilalleri sökülür Siyah perçem ağ gerdana dökülür Gördükçe döşünü boynum bükülür Nazlı nazlı gözün süzer ağalar. Al yanak şakıyor ğoncadır gülü Dişleri incidür lebinde balı Aşıkı ağladır gülün bülbülü Koç yiğit bendini çözer ağalar. Serviye benzettim usul soyunu Aslı isbat eder kendi suyunu Çok çalıştım alamadım huyunu Düzdüğüm derneği bozar ağalar. Ben râzıyım hakdan gelen fermana Dertliyim kapuna geldim dermana Dâim ateşine yanar Pervâne Ağyar benim derde gezer ağalar. 49

V Felek benden şikâyetim sorarsan Üstünde bıraktın benim bârımı Elbet mecnûn olan Leylâsın arar Yitirdim nâmûsu bilmem arımı Mihnet içün bu dünyaya getirdin Ğonca gülü har içinde bitirdin Bin dert verdin hezâr bin dert yetirdin Gece gündüz artırırsın zârımı. Fırkat ile ağlayanlar güleydi Hasta hâlin sağ olanlar bileydi Çâresiz derdime derman olaydı Sarf ederdim elde olan vârımı. Şeker oldum şerbetlerde ezildim Turna gibi katarlara düzüldüm Şimdi deli defterine yazıldım Bilmez oldum zararımı kârımı. Pervânem der hicran oduna yandım Giydim karaları al yeşil sandım Virâne bahçesi baykuşa döndüm Aldırdım elimden nazlı yârimi. 50

VI Bir dilberin sevdâsına düşeli Yitirdim aklımı gülemiyorum Gündüz ki hayâlim gece düş olur Sonu neye varır bilemiyorum. Göçmelidir bu illerden nideyim Başım alıp diyar diyar gideyim Bilmem derdim kime şekvâ edeyim Ağlarım kötülük dilemiyorum. Kınaman ağalar perdeyi açtım Yârimi görünce serimden geçtim Yavru şahan gibi havaya uçtum Düşürüp pençemi çalamıyorum. Eğmiş fesin hilal kaşın üstüne Ela gözler bakarmola dostuna Elvan elvan kına yakmış destine Elini elime alamıyorum. Pervânem der günüm geçer zâr ile Bilmem nâmus bilmem ğıybet ar ile Sözü birleştirip nazlı yâr ile Tenha bir mahalde kalamıyorum. 51

SAĐD I Niçün yüz döndürüp kaçarsın benden Duyar düşmanlarım şazolur dilber Ne idi kusurum bilmedim suçum Her dem acı sözün biz olur dilber. Ben gibi âşıka eyleme cefâ Andında durmadın noldun bîvefâ Vâkıf ol hâlime gel sen insâfa Bir iken yâreler yüz oldu dilber. Gönül ister dost köyünde yaylasam Öğüt verip câhil gönlüm eğlesem Perîşân hâlimi sana söylesem Korkarım arada söz olur dilber. Şîrâzim de der ki nedeyim şaştım Aşkın şarâbından bir dolu içtim Usandım dünyâdan serimden geçtim Eylesem bin sitem az olur dilber. 52

SÜREYYA I Gece gezer oldum zeytin dağları Ben ilimden cüdâ düştüm ağlarım Ne sarp imiş bu dağların yolları Yürüyü yürüyü piştim ağlarım. Seher vaktı çanlarını döğerler Kiliseye hanus penus dererler Çarmıha Îsâ yı bilmez gererler Đmansız elinden içtim ağlarım. Kiliseden gelir seherde sadâ Din düşmanı yardan kalırım cüdâ Đslâm olsa kılam cânımı fedâ Aşkın deryâsına uçtum ağlarım. Güzelleri çoktur medhin veremem Dîni ayrı sırlarına eremem Bâtıldır dinleri varıp soramam Şahan bakışlımdan geçtim ağlarım. Sebeb olan burda hiç şâd olmasın Cefâ çeksin ömrü vefâ kılmasın Süreyyâ nın âhın alan gülmesin Döve döve bağrım açtım ağlarım. 53

II Nice bir yanayım ey kahbe felek Dünyânın cefâsı bana mı kaldı Açılmaz tâliim eylerim dilek Dünyânın safâsı bana mı kaldı. Seke seke yürür ufak körpeler Mihnet cevr ü cefâ beni örseler Kanlı yaş gözümden yağmur serpeler Dünyânın belâsı bana mı kaldı. Yaşım onsekizken mihnete girdim Đyi gün görmedim ömür eğirdim Sefâlete düştüm çıkrık çevirdim Safânın a lâsı bana mı kaldı. Hayal hayal görünüyor iğdeler Seher oldu hâbe girmez dîdeler Sabî yavrum yolda gezer siğdeler Yiğitlik kalası bana mı kaldı. Der Süreyyam ağlar dâimâ söyler Kula kahrı yoktur feleğe eyler Kısmetin mevladan her vakit diler Mihnetten halâsı bana mı kaldı. 54

ŞÂZÎ I Sevdâ sevdâ derler, behey yârenler Bilmeyene bir acâib hal olur Bir kız varup on yaşına girince Açılmadık bir tomurcuk gül olur. Onbirinde mah yüzüne bakılır Onikide kızın kahrı çekilir Onüçünde ağ gül olur açılır Ondördünde her bir yanı bal olur. Onbeşinde sevdâ düşer başına Onaltıda yadlar girer düşüne Onyedide kendi gezer başına Çok salınır zülüfleri tel olur. Onsekizde ğâyet yüksekten uçar Ondokuzda yanakları nur saçar Yiğirmide sevdiğinden vaz geçer Eni sonu bir kötüye kul olur. Şâzim der hayatta çıkılmaz düze Mevlam hup yaratmış beğleri yüze Çokca heves etme kocamış kıza Naz etmesin bilmez sanki dul olur. 55

II Rast geldi bu gözlerim bir cana Beni bülbül etdi kendi gülşendir Sırma kâküllerin dökmüş her yana Beni derde koydu kendisi şendir. Düşeli aşkına oldum melâmet Gamzeleri çifte gözleri âfet Nolur bir bûse ver ey servi kâmet Aşkına eğlence hoşca nişandır. Dinle derd-i dilim lebleri fendim Bir hoş eda ile bağladın bendim Rahmeyle bendine benim efendim Sensiz hâlim yaman pek perişandır. Şâziyim bend oldum düşdüm ağına Mecnun gibi çöle, sitem dağına Nolur alıversen hüsnün bağına Göz göz oldu yârem büyür feşandır. 56

III Al yanağı pempe kâkül reyhâne Selvi dalım usul boylum gelmedi Lebleri kirazdır zülfü bâzirgan Güzel huylu melek soylum gelmedi. Kemler eğler nazlı yâri yolundan Neler çektim ben bu aşkın elinden Doyup usanmadım şirin dilinden Dudu dillim şeker sözlüm gelmedi. Kim eğler yolundan çeşm-i siyâhı Pek göresim gelür gözleri mâhı Bilmem nerde kaldı güzeller şâhı Sâdık yârim kibar huylum gelmedi. Sonu neye varır böyle cefânın Yitirdik çağını zevkü safânın Gözü yolda kaldı sefil Şâzînin Gözü yaşlım, yufka özlüm gelmedi. 57

IV Yandım âteşine etme ey zâlim Şu benim hâlimden bilmen ne acep Göz göz oldu yârelerim sızılar Yâreme bir merhem olman ne acep. Bu benim çekdiğim hep senin derdin Ayrılmaz serimden firkatın odun Sitem hançerini sîneme urdun Ölüyom üstüme gelmen ne acep. Kani nazlım beni nârine yakdın Bu aşkın zincirin boynuma takdın Beni bir onulmaz derde bırakdın Şakıyıp yüzüme gülmen ne acep. Şirâzim de derki çekdiğim kahrı Ağyârın elinden içmişem zehri Merhamet eylemen hubların fahri Bir Tanrı selâmın salman ne acep. 58

V Uykudan mı kalktın hurma bakışlım Dedim sarhoşmusun söyledi yok yok Ağ eline elvan kına yakmışsın Dedim bayrammıdır, söyledi yok yok. Dedim ne gülersin, dedi nazımdan Dedim çektiklerin, dedi yazımdan Dedim ışık doğmuş, dedi yüzümden Dedim getir öpem, söyledi yok yok. Dedim ayrılmamız, dedi ölümde Dedim günâhım çok, dedi boynumda Dedim çifte meme, dedi koynumda Dedim getür emem, söyledi yok yok. Dedim Maraş nere, dedi ilimdir Dedim bülbül nedir, dedi dilimdir Dedim Şâzi nedir, dedi kulumdur Dedim satarmısın, söyledi yok yok. 59

VI Meded senden kaldı hey Ğaniy Hünkar Himmet edin gidin illerimize Đstemem Mısıra sultan etseler Nice can muntazır yollarımıza Bendim adam eden yerim dağ iken Bendim yiyen içen yerim bağ iken Lâyık mıdır şeydâ bülbül sağ iken Gargalar dadansın güllerimize. Düşünmekden aklım fikrim zayoldu Eğildi kâmetim kaddim yayoldu Sılaya çıkalı dokuz yıl oldu Efendim vâkıftır hallerimize. Bu Şâzi i şaz eylersin yahşolur Her eyliğin mukâbili bahşolur Her güzeli güzel yapan kaşolur Yad avcı göndermen çöllerimize. 60

VII Felek benim şikâyetim sorarsan Yıktın benim evim barkım ğârımı Elbet Mecnûn olan Leylâsın arar Yitirdim nâmusu bilmem ârımı. Mihnet içün bu dünyaya getürdün Ğonca gülü hâr içinde bitirdün Dertlerim yüz iken bine yetürdün Gece gündüz dinle benim zârımı. Firkat ile ağlayanlar güleydi Hastanın hâlinden sağlar bileydi Onulmaz derdime derman olaydı Sarf ederim elde olan vârımı. Şeker oldum şerbetlerde ezildim Turna gibi katarlara düzüldüm Şimdi deli defterime yazıldım Bilmez oldum zararımı kârımı. 61

VIII Ela gözlerine meftun olduğum Yeter yaktın ateşine yar beni Genç yaşımda kıyma bana sevdiğim Korkarım ki helâk eder hâr beni. Pişman oldum etdiceğim işlere Rahmile çeşmimden akan yaşlara Kurban olam öyle sümbül saçlara Kul eylesin kapusunda yar beni. Günbegün eritdin derd ile âhım Ben senin kulunam sen benim şâhım Eğer afvetmezsen cürm-i günâhım Elet bir tenhâda öldür var beni. Şâzim der bâdesine kandığım Düşmanetmiş bana her dost sandığım Kimse bilmez ateşine yandığım Yakup gider tütününe yar beni. 62

IX Sabr eyle zarlığım edilen söze Yoksa çıkamazsın bir şekil düze Dâim el elinden çektiğin ceza Ben mi idim şu âlemi buladan. Ne kara günlerde doğurmuş anam Dâim zarar ile yoğrulmuş binam Derd çok hangisine ağlayam yanam Koç yiğitler cılbak doğar anadan. Arayıpta ben bu derdi bulmadım El üstünden el sırtından almadım 63

Sıla kadar yurt yuvamda kalmadım Ayıkmıyor dertli başım beladan. Tâkatım yok çekemiyom çilemi Felek tuttu bunda benim hilemi Hasta oldum terkedemem sılamı Niyaz eylen kavuşdursun yaradan. Bende ol ulunun sözün tutmadım Bu câhil gönlümün terkin etmedim Yâre gidek dedi ben de gitmedim Kader bizi buralarda ağladan. Şâzi serbest söyler sözünü size Bir ölümden beter derdoldu bize Bence dost yoluna çektiğim ceza Döner miyim acep bir gün sıladan. 64

X Hiç görmedim bu cihanda böyle can O bağ-ı iremden kaçmış besbelli Ela gözler hurmalanmış mest olmuş Demleri kevserden açmış besbelli. Söyle seni saldı kim bu cihâna Öldürür âşığı girersin kana Sencileyin güzel doğurmaz ana Hûri ile ğılman saçmış besbelli. Cihanda bir güzel çıkmaz tayına Seyreyledim kaşlarının yayına Hûb yakışır endâmına boyuna Đdris nebî libas seçmiş besbelli. Şâzi medih eder böyle dilberi Andırır göklerde doğmuş dilberi Süsler yeri göğü ufku seheri Cihânın başına taçmış besbelli. 65

XI Dost içün ağlayıp efğan edenler Âhir vaz gelüp usanmaz mı ola Bu dâr-ı dünyânın hicretin bilen Okuyup ihlas inanmaz mı ola. Sıdkıle özünden yalan söyleyen Đnsanın ardına ğıybet eyleyen Dost sözünü alup düşmana diyen Acep Hudâ dan utanmaz mı ola. Zînet içün günah cürüm yayanlar Mal içün dünyâda cana kıyanlar Doğru söz dururken hatır sayanlar Nâr-ı cahîm var sanmaz mı ola. Evliyâlar pîri Mahmûd u Ahmed Günbegün isterim mevlâdan rahmet Azdı zaman azdı kalkdı merhamet Şâzî ğafletten uyanmaz mı ola. 66

XII Meded imdad sende kaldı hey Settar Bozulmuş her kûşe cihan kalmamış Devrettim âlemi hep baştan başa Kadir kıymet bilir insan kalmamış. Nazar et fâniye çoğu sıradan Hemen kaldırdılar ilmi aradan Mümin olan azdır bilir yaradan Merhamet mürüvvet irfan kalmamış. Evvel şah-ı zaman bir kânun etmiş Bunca gelen mahluk hep anı tutmuş Hem fetvâ sâhibi yolun unutmuş Dağru şerîata meydan kalmamış. Şâzînin dertleri oldu bîaded Günbegün isterim mevlâdan meded Hatır gönül bitdi kalkdı merhamet Dünyâ iblis olmuş şeytan kalmamış. 67

XIII Bir teli altundan bir teli gümüş Bugün bir dilberin saçını gördüm Kimi yâkut elmas kimisi lâle Güldükçe lebinin içini gördüm. Güzel endam güzel uslub güzel boy Güzel aslı güzel nesli güzel soy Güzel ahlak güzel meşreb güzel huy Hublarda ben bunun üçünü gördüm. Biçâre Şâziye bakdı, bandırdı Ab-ı kevser ile beni kandırdı Mah yüzünden telli poşı kaldırdı Misk-i anber, zülfi reyhanı gördüm. 68

XIV Ey sâhib-i cihan kân-ı mürüvvet Göster bir alâmet ğayri insana Ne edep ne hayâ ne hicap kaldı Ben ümmetim diyen bak müslümana. Dünyâda bed işler hep zâhir oldu Ne âlim ilminin kadrini bildi Ne oruç, ne namaz ne zekat kaldı Ne yüz ile varak ulu divâna. Vâliler kârından özge kâr buldu Haşerât meclisiyle hep meşğûl oldu Ne iffet, merhamet ne insaf kaldı Bazı münkir ta n ediyor îmâna Şâzim büyük küçük belürsiz oldı Puşta pezevenge mesned verildi Ne bir ocakzâde hânedan kaldı Ya nice azmasun ğayrı zamâna. 69

XV Bana derler şâd olupda gülsene Gönül ğamda iken gülünmez imiş Hançer okun vurdun dertli sîneme Noktası mahşerde silinmez imiş. Evveli ölüm aklıma gelmezdi Ğam kasevet kulağıma girmezdi Bilse şu cihâne kimse gelmezdi Başa ne gelecek bilinmez imiş. Şâzim der ki derdin binde birini Âşık olan sever ğâyet şirini Okuyup kitapta gördüm yerini Sabır gibi devlet bulunmaz imiş. 70

XVI Ücesine çıkdım seyrân eyledim Ötüşür bülbüller gül deyi deyi Sıdkıle bir bakdım yârin yüzüne Al eder sevdiğim gel deyi deyi. Yiğit olan yiğit gelür bazıdan Yâresi olan yatmıyor sızıdan Ağca ceren kurtulursa tazıdan Kaldırır başını çöl deyi deyi. Deniz kenârında yayılan kazlar Uzatmış başını eşini gözler Şimdiki zamanda büyüyen kızlar Yalvarır oğlana al deyi deyi. Şâzim der ki bunlar burdan geçince El urupta düğmelerin açınca Şirin dillerinden şeker saçınca Öp öp dudağını bal deyi deyi. 71

XVII Ne kaçarsın benden hûblar serveri Ezelî koynuna girmedim mi ben Hüsn-i bağındaki ğonca gülleri El uzadıp bir bir dermedim mi ben. Sende bensiz olmaz idin bir zaman Beni sana kimler bildirdi yaman Ahdinde durmadın hey kavli yalan Sana candan ikrar vermedim mi ben. Bileydim ben sana aba yakmazdım Ab-ı revân olsam sana akmazdım Çok güzel olsan da sana bakmazdım Nice güzelleri sormadım mı ben. Sen nazlı yârinden ne tez usandın Vardın bir kötünün nârine yandın Bîçâre Şâzîyi bilmez mi sandın Gizli sırlarına ermedim mi ben. 72

XVIII Evvel kimdi minâreyi sallayan Evvel kimdi karıncayı nallayan Kaf tutupta Kaf dağını bağlayan Hazreti Hamza yı neyledin dünyâ. Hamza idi Kaf dağını kaldıran Âsa ile ejderhayı öldüren Yiğitliğin hep âleme bildiren Hazreti Mûsa yı neyledin dünyâ. Keşenli yâreyi çok çekti Eyyup Dökerdi kurtları su ile Yuyup Âlemi yaradan Settâruluyûp Hazreti Eyyubu neyledin dünyâ. Ali idi cümle erlerin başı Nice kalalara atardı daşı 73

Ashabtı savaşta yol arkadaşı Ol arslan Ali ye neyledin dünyâ. Parmağında hâtem yüzük var idi Rüzgar, cinnî ona mûsahhar idi Cümle kurtlar kuşlar ona yâr idi Sultan Süleyman ı neyledin dünyâ. Dünya kalsa Muhammed e kalırdı Can satın alınsa Mervan alırdı Ölüme yol olsa Lokman bulurdu O Lokman hekimi neyledin dünyâ. Olurdu süvâri gelmezdi yayan Haykırup meydana kurt gibi giren Darbından titrerdi ününü duyan Zaloğlu Rüstem i neyledin dünyâ. Şâzimde derkine söyledim hatâ Ne nasîhat verdim öğüdüm tuta Dünyâmız bir yılan her şeyi yuta Nice ağaları neyledin dünyâ. 74

XIX Kıymetlü efendim şevketlû yârim Yadellere kadem basdı gelmedi Bilmem ne söyledim nemden incindi Bilmem o yar bana küsdü gelmedi. Unuttu mu ahdi emânı netdi Başın alup başka diyâre gitti Benim mecbûr olduğumu farketti Zâlim firar etdi kaçdı gelmedi. Açıldı mı dostun gonca gülleri Kokusun getirir seher yelleri Nazlı yârin geleceği yolları Korkarım ki adüv kesdi gelmedi. Artık bundan sonra güller yetmesün Ahraz olsun bülbüller de ötmesün Ya bu Şâzî niçün feryâd etmesün Dudu dilli yârim susdı gelmedi. 75

XX Gönül bir câne bendoldu Daha tifl tâze nâpim Ben ğarib o heves bilmez Gelmez girmez söze nâpim. Şirin dili hup nefesi Silindi kalbimin pası Ğamzeleri bâde tası Dudakları meze nâpim. Düzülmüş gerdana zerler Rus atlası gibi parlar Kızarmış alyanak terler Zülfleri yelpâze nâpim Şahıdı Şâzi nin dili Açıldı ruhbanın gülü Koynundan düşdü mendili Perde eyler yüze nâpim. 76

XXI Her seher her sabah sabak verirsin Đrfan nedir erkan nedir, din nedir Okuyup da ince dilden bilene Sübhan nedir, iman nedir, din nedir. Gittiğimiz bu yol din, Đslâm yolu En başı Muhammed âheri Ali Üçyüzaltmışbirdir servinin dalı Zaman nedir, ihsan nedir, din nedir. Din Allah ın malı üstüne tapı Yıkılmaz mevlanın yaptığı yapı Kırksekiz bağçede oniki kapı Ezan nedir, eman nedir, din nedir. Şâzim de derkine gezdim de geldim Âlemi deftere yazdım da geldim Deryâyı denizi yüzdüm de geldim Bürhan nedir, insan nedir, din nedir. 77

XXII Bir bölücek turna kalkdı yalıdan Onlar da düâsın almış uludan Korkmamısın Halil Paşa vâliden Katarın yüksekten biline turnam. Uçup katarını biraz düzicek Cihangıranda da eğlen azıcak Andırın sırtına uğran uzucak Gözat mümkün ise gülüne turnam. Bayazıtoğluna varha bakmaya Tatlı konuşur da salmaz sılaya 78

Cıngıloğlu tuzak kurmuş kalaya Dikkat et insanın meyline turnam. Kebanda yeşillik hakkın ihsanı Meryemçil ötesi etrâfı tanı Yukarıdan seyret gezen insanı Selâm et kızlara geline turnam. Göksun a varınca ova yazılar Kendini teşhîri gözler arzûlar Poyraz değmiş karı yiyen sızılar Seyret ağaçların dalına turnam. Binboğa ya çıktın ferik ovası Kulakları okşar ilkbahar yazı Ağır zînet ile aşın Sarız ı Bak Yedioluğun hâline turnam. Ondan ötesini bilmedi Şâzi Ayrıştı baharı gelmedi yazı Keklik oluğundan Birafik düzü Canım kurban yurdun külüne turnam. 79

XXIII Turnam sökün etmiş Göksün gölünden Doğru gidin Saraycıktır yolunuz Kurucova, Tekirgölü konalga Mihman olup orda kalma yalınız. Yaşa telli turnam sen binler yaşa Suçatı Kavhıttan yolların aşa Geç cihan köprüsün uğra Maraşa Hublardan bergüzâr alsın ulunuz. Kapuçamdan öte Dürend dağları Hûb yetişmiş Ayıntabın bağları 80

Uğrunuza çıkar Refna beğleri Konuşmadan sessiz gitsin alıynız. Uğramadan geçmen koca Kilisi Haleb derler şehirlerin ulısı Yavrı şahan besler Haleb vâlisi Korkarım ki yaman olur halınız. Hamalı da dolap kurmuş Âsîye Hama da da evliyalar usıye Đki kapulu da avcı pusıye Yatar sessiz kalsın her bir kulınız. Çok olur Nebekin şöhreti şanı Huzeyfe boğazı Kudsevir hanı Đnin bu meydana Şam ın sağ yanı Kırkları ziyâret edin hepiniz. 81

XXIV Gitme turnam gitme Akka yoluna Tâhire hanına Havran çölüne Đnin konun Teberyanın gölüne Oraya serilmiş olsun çulunuz. Bir haber gelüpte Arifden teze Aşalım gidelim Mısır dan yüze Mevlam nasib etsin sılayı bize El kaldırıp âmin desin diliniz. Kalma fazla Teberiyye gölünde Korkunuz olmaz Nablus un yolunda Sefil Şâzim kalmış Yafa yolunda Orda ziyârete mutlak varınız. 82

XXV Ya niçün ağlayup feryâd etmeyim Kâkülü reyhânım düştü fikrime Hûrîler misâli gelür karşıma Lebleri mercânım düştü fikrime Ağ elleri elvan elvan nakışlı Ağca ceylan aplak sığın sekişli Sarhoş yürüyüşlü şâhin bakışlı Gözleri mestânım düştü fikrime. Açılmış yanağı hep gonca gülli Serviler misâli yar ince belli Kadife kalpaklı sırma mendilli Zülfü perîşânım düştü fikrime. Gönül ister dost köyünü yaylaya Öğüt verip câhil gönlüm anlaya Biçâre Şâzîyi meftûn eyleye Âfet-i devrânım düştü fikrime. 83

XXVI Gazâ nerde idin geldin başıma Koç yiğitler çıplak doğar anadan Arayupta ben bu derdi bulmadım Felek beni alıkoydu sıladan. Ne kara gün için doğurmuş anam Eylik ataşına nice bir yanam Dâim zarar ile yoğrulmuş binam Ayıkmıyor dertli başım beladan. Tâkatım yok tutamadım kalemi Felek tuttu bunda benim hilemi Hasta oldum arzeylerim sılamı Niyaz ile kavuşdursun yaradan. Bende uluların sözün tutmadım Bu câhil gönlümün terkin etmedim Yar gidek dedi de ben de gitmedim Bu iş bana müstahaktır Yezdan dan. Şâzimde derkine darılma söze Ölümden beterdir bu işler bize Bence yar yoluna çektiğim ceza Benmiymişim bu alemi buladan. 84

XXVII Hey ağalar benim dîdemin yaşı Silinmez bir zaman böyle giderse Sevgili yârimden bir metin kala Alınmaz bir zaman böyle giderse. Diyâr-ı gurbette dilber himmeti Verir cemâline her dem zîneti Şu fanî dünyâda aslı kıymeti Bilinmez bir zaman böyle giderse. Şâzi de haşirden kılar âh ü zâr Adüvvün sitemi bağrımı ezer Dilber de merhamet elde sîm ü zer Bulunmaz bir zaman böyle giderse. 85

XXVIII Bad-ı sabâ selam söylen o yâre Pek göresim geldi illerimizi Gönül arzû çeker ammâ ne çâre Neyniyeyim bağlar yollarımızı Acem şâhı bize nâme gönderdi Ğam leşkerin üstümüze indirdi Zâlim felek bizi yaktı yandırdı Savırdı hevâya küllerimizi. Yüküm ğamdır ğam alırım satarım Pervâneler gibi yanar tüterim Kıyâmetde yakasından tutarım Susuz bırakmasın göllerimizi. Şâzimde derkine sitemim yoktur Ğayri rakiblere emânım yoktur Sılaya varmaya gümanım yoktur Nazlı yar kırmasın güllerimizi. 86

XXIX Seyâhat tâcını dermiş başına Dedim bu ğafletten uyanmaz oldu Bundan sonra güzellerin andına Ben inansam gönül inanmaz oldu. Ağlarım ağlarım dîdem durulmaz Muhabbet dostluğu bir saat sürmez Zamane dilberi kavlinde durmaz Döner ikrârından utanmaz oldu. Cihânı devretsen dünyâdır fânî Mevlam bir karara koymaz insanı Zamane dilberi bilmez irfânı Cevreden gölgesi uzamaz oldu. Her kime dost olsam utuşmak olur Hesaplar yapılır menfât sorulur Âdem ne bulursa dilinden bulur Şâzî bu sözlerin kınanmaz oldu. 87

XXX Niçün yüz dönderüp kaçarsın benden Duyar düşmanlarım söz olur dilber Ne idi kusûrum bilmedim suçum Her dem acı sözün haz olur dilber. Ben gibi âşığa eyleme cefâ Ahdinde durmadın oldun bîvefâ Vâkıf ol hâlime gel eyle şifâ Bir iki yâreler yüz olur dilber. Gönül ister dost köyünü bileyim Akan göz yaşımı artık sileyim Vasf-ı hâlim sana bir bir söyleyim Korkarım sevdâma göz olur dilber. Şâzimde derkine nideyim şaşdım Aşkın şarâbından bir dolu içdim Usandım dünyâdan serimden geçdim Eylesen bir sitem az olur dilber. 88

XXXI Usul boylu servi revan Bilmem hangi düzde kaldı Güneş yüzlü mah cemâlim Öldü artık sözde kaldı. Bu Pazar bir eski Pazar Gelen gider diye yazar Herkes mezarını kazar Yarim gitti özde kaldı. Şâzim dünyâ mezar oldu Kalan kaldı hezâr oldu Zannetme ki gülzar oldu Acıları bizde kaldı. 89