kültürsanatyaşamında ıssn1303-9113 2013/06-07 sayı:131 2.25TL(KDV li) budahabaşlangıç.



Benzer belgeler
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Polis Taksim Meydanı'na girdi

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR

Cumhuriyet Halk Partisi

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

1 MAYIS 2013 BİRLİK MÜCADELE DAYANIŞMA!

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

Albert PERSONS isimli işçi, özür dileme şartıyla affedileceğinin söylenmesi üzerine, mahkeme heyetinin karşısında tarihe geçecek sözlerini söyledi:

1 Mayıs 2008 Taksim Dosyası

19 EYLÜL MÜHENDİS, MİMAR, ŞEHİR PLANCILAR DAYANIŞMA GÜNÜ

Ne kadar söz varsa düne ait Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

Ocak 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de

MAYIS 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Gezi Parkı Araştırması. GEZİ PARKI ARAŞTIRMASI Kimler, neden oradalar ve ne istiyorlar?

TMMOB TEMSİLCİLERİNE AÇILAN DAVALAR

Genel Başkanımız Haydar Arslan ın okuduğu basın açıklaması metni aşağıdadır. KGM Önünde Basın Açıklaması Yaptık

Bahadın, 2 Ağustos 2014 Sevgili Yoldaşlar, Canlar, Yol Arkadaşlarım, Devrimciler Diyarı Bahadın da buluşan güzel insanlar,

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. YÜRÜYÜġ ve MĠTĠNGLER

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

2016 YILI İLK 6 AY DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ

Hava-İş: İşten atılanlar işe alınana kadar mücadeleyi bırakmayacağız!

2016 YILI İLK 9 AY DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ

Neden TMMOB? Kıyı Kanunu, Mera Kanunu, 2B Kanunu gibi yasal düzenlemelere, Kentlerin yağmalanmasını amaç edinen kentsel dönüşüm politikalarına,

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : Tarih:

2016 YILI DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ

BİR GRUP EĞİTİM-SEN ÜYESİ GÖREVİNDEN AYRILAN MUSTAFA ÖZCAN ALEYHİNE EYLEM YAPTI

Cumhuriyet Halk Partisi

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

HÜRRİYET İLKOKULU EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI KUTLAMA PROGRAMI

Barbaros. bayram (!) R E K L A M L A R I N I Z İ Ç İ N : Günlük Kent Gazetesi.

EYLÜL 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi Salkım Söğüt Saç

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi:

Türkiye'de 3 Ay OHAL İlan Edildi

Cumhuriyet Halk Partisi

2017 İNSAN HAKLARI İHLAL RAPORU

Cumhuriyet Halk Partisi

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ 2017 YILI İLK 9 AY DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ RAPORU -BİLANÇO-

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146

Cumhuriyet Halk Partisi

Kasım 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Başbakan Binali Yıldırım, başbakan olarak ilk kez memleketi Erzincan'a geldi.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ 2017 YILI İLK 6 AY DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ RAPORU -BİLANÇO-

TKP-1920 nin 1 Mayıs 2015 Mitinglerine ve 7 Haziran Seçimlerine Çağrısı

Günlük Kent Gazetesi

Başbakan Yıldırım, Ankara Sincan da halka hitap etti

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ 2017 YILI İLK 3 AY DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ RAPORU BİLANÇO 05 MAYIS 2017 İHD DİYARBAKIR ŞUBESİ

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması

Başbakan Yıldırım, Otonomi Açılış Töreni nde konuştu

CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı

İsviçreli siyasetçi ve örgütler: Diktatörlüğe karşı Kürtlerle dayanışma büyütmeli

Erkek egemenliğine, sömürüye, şiddete ve cinsel ayrımcılığa hayır demek için

GÖKYÜZÜNDE KISA FİLM SENARYOSU

- BİLGİLENDİRME- 1 MAYIS ULUSLARARASI BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜ

Güneş (Kıbrıs)

7. dönem çalışma raporu SOSYAL ETKİNLİKLER. EMO Kocaeli Şubesi

İşçi Birlik Cephesi [Söz: Bertolt Brecht (1934), Müzik: Hanns Eisler (1935)] İşçi Yürüyor Baştan [Söz:? (?), Müzik: Saadettin Kaynak (?

UIT-CI/UBK Koordinasyon Komitesi deklarasyonu: Yaşasın Brezilya halkının mücadelesi!

ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

BURDUR VE ISPARTA OSB LERİ İÇİN ATIKSU ARITMA TESİSİ YAPIMI İLK ADIM ATILDI

Erkek egemenliğine, sömürüye, şiddete ve cinsel ayrımcılığa hayır demek için 8 Mart ta alanlara!

İÇİNDEKİLER- haziran 2015

Direnişteki Trakya Otocam işçileriyle söyleşi

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Vekiller Heyeti Kararı, Sıkıyönetim Komutanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi'nce Kapatılan Siyasi Partiler

OCAK 2017 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI

Asgari ücret 1900 net! DİSK ten basın açıklaması

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

Çalışma hayatında barış egemen olmalı

İlerici Kadınlar Kimdir?

Destek Personeli Eğitimleri

TÜRKİYE GÜNDEM ARAŞTIRMASI

Günlük Kent Gazetesi

BAŞBAKAN YARDIMCISI HAKAN ÇAVUŞOĞLU, BATI TRAKYALI GENÇLERLE YTB DE BULUŞTU Cuma, 13 Nisan :47

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

Başbakan Yıldırım, Türkiye genelinde 40 İlçeye Doğalgaz Dağıtım Töreni nde konuştu

OCAK 2016 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Kazova: Patronsuz üretim devam ediyor; herkes mutlu, herkes çalışmak istiyor.

Halk Erdoğan'a Ey Tayyip, ananı da al ve git demiştir. Uğur Mumcu yine haklı çıkmıştır.

Samsun daki Pontusçu Faaliyetler

Günlük Kent Gazetesi Beşiktaş'ta gündüz nüfusu 2 milyonlarda gece yastığa başımı koyan nüfus 200 binlerde halkımızda

Buca da kadınlar yalnız değil Çaresiz Değiliz Çare Biziz

İşyerini işgal eden ERT işçileriyle röportaj

Başbakan Yıldırım, Mersin Şehir Hastanesi Açılış Töreni nde konuştu

İkrime Sabri: Mescidi Aksa nın. Bir Karışından Bile Taviz Vermeyiz

Cumhuriyet Halk Partisi

Günlük Kent Gazetesi

KARANLIKTA FİLİZLENEN TOHUM

Transkript:

haziran-temmuz2013 kültürsanatyaşamında tavır ıssn1303-9113 2013/06-07 sayı:131 2.25TL(KDV li) budahabaşlangıç.

Merhaba Sahibi Tavır Yayınları adına Bahar Kurt Genel Yayın Yönetmeni Gamze Keşkek Sorumlu Yazıişleri Müdürü Yeliz Yılmaz Yayın Danışmanı Veysel Şahin Yazışma Adresi İstanbul Mahmut Şevket Paşa Mah. Mektep Sk. No: 4-B Okmeydanı - Şişli - İstanbul Tel: (212) 238 81 46 Fax:238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com www.tavirdergisi.org Ankara İdilcan Kültür Merkezi Eski 1. Cadde 636. Sk. No: 207/2 Tel: 0 541 336 65 37 Hesap no (TL) 1042-0596147 Gamze Mimaroğlu İş Bankası Parmakkapı/İST Hesap No (EURO) 1042-0129062 Gamze Mimaroğlu İş Bankası Parmakkapı/İST Fiyatı (DÖVİZ) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro İsviçre: 7,5 Frank İngiltere: 4 Sterlin Posta Çeki Hesap No Selma Altın 515 72 82 Baskı Ezgi Matbaa Sanayi C. Altay Sk. No: 10 Çobançeşme/İstanbul Tel: (0 212) 452 23 02 Yayın Türü: Yerel Süreli Umudumuz hep vardı... Devrimciler hiçbir zaman umutlarını yitirmedi. Umut, fakirin ekmeği misali, halkın ekmeği de oldu, geleceği de. Devrimciler yıllar boyunca halka gitmeyi, halka ısrarla, yılmadan anlatmayı, halka bu ekmeği vermeyi hep görev bildiler. Şimdi görüyoruz ki, anlatılanlar boşa değil, verilen emekler boşa değil. Ödenen bedeller, göze alınan ağır yaşam koşulları, uğruna ölünen idealler boşa değil. İşte Ethem, işte Abdullah, işte Mehmet, idealleri için öldüler. Orada vurulan herhangi birimiz olabilirdik. Hepimiz oradaydık, yanımızdaki vuruldu biz yola devam etme cüretini gösterdik. İşte böyle yüce bir direniş... İşte şimdi koskoca bir halk direndi aynen bizim gibi. Direndi aynı bedelleri göze alarak, coşkusunu hiç kaybetmeden. Direnişini mizahla taçlandırarak zalimin yüreğine korku salarken, bir yandan da ideolojik olarak egemenlerin düşüncesinin, üretkenliklerinin, ufuklarının nasıl kof olduğunu ortaya çıkardı bu halk. Herkesin birbirinden öğrendikleri var artık. Ön yargılar kırılıyor. Halkın çeşitli, farklılıklar taşıyan kesimleri şimdi ortak noktada buluşmanın yollarını zorluyor ve bir kültür oluşuyor. Bir toplumsal bilinç değişimi yaşanıyor. Tarihi bir dönemeçten geçiyoruz. 21.yüzyıl ayaklanmalar yüzyılı olacak dedi devrimciler yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan bir sesle adeta. Bütün çekilen acılardan hesapları soracağız bir bir. Şimdi dünya halkları dört bir yanda ateşler yakıyor, Gezi direnişini, Taksim ayaklanmasını alkışlıyor, selamlıyor. Direniş dünyanın her yerinde aynı. Halkın kullandığı yöntemler, yaratıcılığı devreye giriyor. Demek ki; bir halk tüm duygu ve düşüncesiyle devrime yöneldiğinde bütün güçler onun hiddetinin ve coşkusunun karşısında eğilmeye mahkum oluyor. Görüyoruz işte, bir halkın aynı düşündüğünde, birlik olduğunda ortaya çıkardığı enerjiyi. Yazılan duvar yazılarından, internetten yaygınlaşan cümlelere kadar, atılan sloganlardan, barikatlarda, çatışmalarda kullanılan yöntemlere kadar, hem psikolojik olarak, hem ideolojik olarak egemenlere çoktan galip geldi. Bir halk sahaya indi, kapitalistler, sömürücü asalaklar yürekleri hoplayarak izliyor. Bu sayımızı Taksim Ayaklanması na ayırdık. Haziran sayımızı Temmuz sayımızla birleştirerek, bu sayıyı Haziran-Temmuz 2013 olarak çıkarıyoruz. Bir sonraki sayımızda görüşmek dileğiyle. Dostlukla...

3 4 7 10 15 16 17 18 19 21 24 25 27 29 DEĞERLENDİRME levent karakaya bize her yer taksim DENEME hüsnü yıldız gaz bombaları altında taksim direnişi DEĞERLENDİRME sinan gümüş damla damla biriken, dalga dalga yayılan taksim direnişimiz DENEME hüsnü yıldız tarihe tanıklık eden meydanlar MAKALE selin toprak gaz bombosı KELİMELERİN DİLİ işte gerçek çapulcu, işte gerçek marjinal deniz ekin ELEŞTİRİ erdal özkaya halk kapına dayandı, hesap vereceksin DEĞERLENDİRME serhat soylu ayaklanmanın sanatçılara öğrettikleri DENEME ümit ilter sana bin teşekkür DEĞERLENDİRME vahit çapa futbol taraftarları akp faşizmine karşı birleşti DENEME devrim savaş şiddete meyilimiz faşizmdendir İZLENİM deniz ekin dayanışmanın günü DENEME gürhan torun adalet dediğin ekmek su misali ÖYKÜ hazal kara oysa şimdi meydanda 31 33 34 38 39 40 44 45 48 50 51 54 56 58 60 64 RÖPORTAJ tavır halk ne diyor? MEKTUP tekirdağ 2 no lu f tipi hapishanesi-özgür tutsaklar merhaba sevgili berkin ELEŞTİRİ güzin ergenç halk için emniyet adalet için hizmet, kalsın istemez... AÇIKLAMA grup yorum suriye halkının yanındayız ŞİİR nazım gerileyen türkiye DİRENİŞTEN KARELER DEĞERLERİMİZ deniz ekin fedakarlık İZLENİM m. selim karayel ırkçılığa karşı tek ses tek yürek DENEME sevim meşe bir türküdür haziran da ölmek DENEME tavır okuru adalılara baskın var yine MAKALE mehmet esatoğlu nazım olmak da kolay değil ANI nergis yiğit selam olsun idil e DEĞERLENDİRME fazıl aktaş herhangi bir ülkede herhangi bir toplantı KİTAP fazıl aktaş tütün 1-2 SİNEMA hasan bakır çayırların türküsü: gada meilin HABER

değerlendirme değerlendirme bize her yer taksim levent karakaya Bir türkü başlar, direnişler içinde harmanlanan On yılların, yüz yılların birikmişliği ve bilgeliğiyle. Sarar bütün dinleyenleri ve milyonların korosuyla, büyülü ezgisiyle güçlü bir haykırışa dönüşür. Öfkesidir söyleyenlerin, yaşanmışlıklarıdır, çektikleri acılardır, yapmak isteyip yapamadıkları, söylemek isteyip söyleyemedikleri, uğruna hapisler yatıp, ölümleri göze aldıkları bir türküdür. Bugün bu türkünün adı Taksim dir. Bu türkü milyonların türküsüdür. Bazılarının çapulcu, marjinal dediği milyonlardır. Bu türkü için gözler kaybedilir, kollar-bacaklar sakat kalır, ölüler verilir toprağa, kafalarda mermiler uçuşur, nefesler gazlarda boğulur Çünkü bu türkü yasaklı türküdür. O kadar ki; bunu yasaklayanların kudretleri o kadar tükenmiştir ki korkularından ne çare bulacaklarını şaşırırlar. En büyük korkuları, bunu duyanların hep beraber söylemek istemesidir. Ve korkulan olur Bunu bir kez söyledin mi, hep söylemek istersin. İşte biz o gün orada milyonlar olup hep birlikte yasaklı türküleri söyledik. Birbirimizin gözlerinin içine bakarken, barikatlar ortasında omuz omuzaydık. Direniş herkese öğretti, birlikte kardeş- çe düşmana karşı nasıl savaşılır? Vurulurken illa ki birinin ellerine düştük, omzuna yaslandık. Ama hiç coşku ve umudumuzu yitirmedik. Faşizm önümüzde diz çökerken bir yandan da korku duvarları yıkılıyordu. 31 Mayıs gecesi, Anadolu nun tüm acıları, dertleri birikip öfke oldu, sımsıkı bir yumruk gibi savruluyordu yasakçılarının, sahte demokratlarının, ağlak yöneticilerinin, yalancı valilerinin, işbirlikçi başbakanının üstüne. Her yumrukta deliye dönüyorlar, onlar deliye döndükçe daha çok saldırıyorlar, saldırdıkça, halkın barikatı daha yükseklere kuruluyordu. En aşılmaz barikat oluyordu. Çünkü ellerinde sorunları çözecek ilaçları yoktu, tek bildikleri daha fazla saldırmaktı. Bu da son u işaret ediyordu. Halkın öfkesi ise; bir yandan büyük bir coşkuyla, umutlu direnişe dönüşürken, bir yandan da mizahıyla, yaratıcılığıyla ilkler yaratıyordu. Dünyanın her yerinin buradan öğrenecekleri vardı. Şimdi konuşsun bakalım, bu halktan adam olmaz diyenler. Gençlerimizi işe yaramaz ilan edenler. Bütün umutlardan ümidini kesenler. 90 larda Sovyetler in yıkılışıyla birlikte sosyalizmin bittiğini ilan edenler. Biten nedir, yoksa sizin ideolojiniz mi?.. Umut nedir, öfke nedir? Bunları bir daha tanımlasınlar. Şimdi yaklaşık 20 gün süren Taksim Meydanı direnişinin sonrasında arta kalan neydi dediğimizde Halk hala her gün sokaklarda. Tencere tava, ışık söndürmeleriyle katılıyorlar eyleme. Ekmek, adalet ve özgürlük için yollara dökülüyor, sokakları dolduruyor, parklarda buluşuyor, geleceklerini tartışıyor, hesap soruyor, hesap sormak istiyor, adalet istiyor. Herkes bir şeyler yapmak istiyor ve bir şeylerin değişmesini istiyor. İşte bu talepler ortaklaşıyor ve somutlaşıyor. Şimdi ülkenin parklarında, mahallelerinde halk toplantıları yapılıyor ve düzenli yaratıcı eylemler devam ediyor. Bir bilinç değişiminin eşiğinden geçtik. Herkes öğrendi Taksim den, ayaklanmadan. Yaşlısı gencinden, genci çevrecisinden, çevrecisi devrimcisinden, devrimcisi halktan Halk, talepleri kabul edilene kadar peşini bırakmayacak davasının. Böyle öğrenecek milyonlar, örgütlü davranmayı, hakkını zorla almayı. Devrimcilerin yöntemleri, yarattıkları gelenek şimdi tüm halkta yansımasını buluyor. Bir türkü başladı, direnişler içinde harmanlanan...ve halk bu türküyü haykırmaya devam edecek! HAZİRAN-TEMMUZ 2013 TAVIR 3

deneme deneme gaz bombaları altında taksim direnişi! hüsnü yıldız Bir Mayıs gününü Taksim de kutlamak isteyenler sadece marjinal gruplardı. Halk bu konuda ısrar etmedi ve yapılan eylemlere de itibar etmedi. AKP sözcüleri konumundaki İstanbul valisi, emniyet müdürü, içişleri bakanı, başbakan yardımcıları ve başbakan kendisi koro halinde böyle söylemişlerdi. Utanmaz, arlanmaz, kemik yalayıcı medyada tüm gerçekleri görmezden gelmişti. Hep birlikte, kocaman bir yalandı söyledikleri. Günler öncesinden, her türlü kirli propaganda yapanlar, 1 Mayıs 1977 katliamını emekçilere ve devrimcilere mal edenler, 1 Mayıs günü geldiğinde metro, metrobüs, otobüs, vapur seferlerini gece yarısından önce neden kaldırdıklarını ise hiç açıklamadılar, açıklayamadılar. Saf ve hiçbir şey bilmeyen halkın vicdanının buna inanacağını düşündüler. Peki aslında öylemiydi. Nüfusu 17 milyona dayanan yığınla işçiyi, emekçiyi, öğrenciyi, esnafı, işsizi bağrında barındıran İstanbul halkı buna inanmışmıydı. Kentsel dönüşümle evi barkı alınmak istenenlerle, kıdem ve ihbar tazminatları ödenmeden bir sabah kapının önüne konan babalar mı inanmıştı? Böyle olmadığını aradan daha bir ay bile geçmeden acınacak bir şekilde başbakan ve kurmayları öğrendi. SABAHIN BİR SAHİBİ VAR SORARLAR BİR GÜN SORARLAR Burnundan kıl aldırmayan kibiri ve etrafındaki dalkavuk şakşakçıların pohpohlamasıyla başbakan yine ben yaptım oldu dedi. Olmadı başbakan bu kez olmadı. Satın aldığın ya da korkuttuğun burjuva medyanın hiçleri oynayıp, gözlerini tamamen kapatmasına rağmen, 1 Mayıs 2013 ten dersler alarak çıkan malum marjinal guruplar, 1 Mayıs günü kullandığın gaz bombalarının ve biber gazının, yüz misline rağmen her türlü gösteri ve yürüyüş yapmak yasak dediğin Taksim Meydanı nda karizmanı çizdi. O Taksim Meydanı ki 1 Mayıs tan beri adalet arayan emekçiye, sanatçıya, öğrenciye muhalif olan herkesin biber gazı ve gaz bombalarıyla işkence edildiği bir yer olarak anılmaya başlanmıştı. Yıldıramadın maalesef kimi zaman günde birkaç kez kimyasal gazla boğmaya çalıştığın marjinal leri. Üstelik bir slogan tutturdu ki Taksim alanının sahipleri iktidarın uykusunu kaçıracak cinsten. HER YER DİRENİŞ! HER YER TAKSİM! Her yer direniş her yer taksim olunca, hikmet gelmiş olacak ki ilk defa doğru söylemeye başladılar. Bu eylemler üç beş ağaç işi değil, bunlar ideolojik dediler. Evet, bu eylemler ideolojikti. İdeolojik olarak ezilen, horlanan, dışlanan, aşağılanan, hakları gasp edilenlerin karşı çıkışıydı. Yaşam biçimlerine despotça müdahale edilen küçük burjuvazinin, kentsel dönüşüm aldatmacasıyla büyük rantının olduğu öngörülerek Taksim ve Tarlabaşı bölgesinden sökülüp atılmak istenen yoksul Kürt ve Roman halkının itirazıydı. Simgesel olarak adalet arayışı için toplantı ve gösteri yapılan Taksim ve İstiklal Caddesi ne sahip çıkanların başkaldırısıydı. İrili ufaklı beş binden fazla kafesiyle, nispeten daha ucuz olduğu için tercih edilen eğlence yerlerine sahip çıkanların hissiyatlarıydı. Son dönemlerde sayısı ve niteliği azalsa da sinemacıları, tiyatrocuları, müzisyenleri, yazar ve sanatçıların yok olmamak için statükoya direnmeleriydi. Bu meydanda müvekkillerinin hakkını savunan avukatların, halk için sanat yapan tiyatrocuların, parasız eğitim hakkı için direnen öğrencinin, örgütlü mücadeleyi seçtiği için tutuklanıp f tipi 4 TAVIR HAZİRAN-TEMMUZ 2013

mapushanelere atılan tüm tutsakların, Taksim 1 Mayıs alanı olsun diye kavgada yaşamını kaybedenlerin başkaldırısıydı. Öyle görkemli bir isyandı ki benzerini hatırlamakta zorlanıyoruz. Bir arada asla olamazlar denilen siyasi gurupların, çeşitli futbol takımı taraftarlarının, etnik ve mezhepsel farklılıkların direniş alanları boyunca nasıl yardımlaşma ve dayanışma içinde olduklarını görünce. Gaza boğulmuş birine birçok el yardıma koşarken, yaralanan bir başkasının boşalttığı yeri ise cesurca bir başkası doldurmak için yarışıyordu. Günlerdir alanı terk etmemesine rağmen İstiklal Caddesi girişinde polisin attığı gaz bombalarını avuçlayıp tekrar onlara göndereni gördüğümüz gibi dizi filmlerin aranan oyuncularından bazılarının ellerinde ki limonlarla barikatların ön saflarında görmek de mümkün. Polisin attığı gaz bombalarının sayısı neredeyse bir yılda kullandığından daha fazla olmasına rağmen direnen kitleye bir adım dahi arttıramıyor. Polisin gaz bombası işkencesi kimi zaman öylesine vahşi bir hal alıyor ki bir dakikada aynı noktaya 36 adet gaz bombası atılıyor. Ana akım medyanın olan her şeye kayıtsız kalmasıyla haberleşmeyi sosyal medya aracılığıyla yapan direnişçiler arasında gaz bombası ile ilgili bilgileri tam çatışmanın ortasında birbirlerine aktarıyorlar. Gaz bombasını ithal eden şirketin ortağı TBMM Başkanı Cemil Çiçek in oğluymuş. Kulaktan kulağa bu fısıltı dolaşırken, arkadaşlar direnişimiz çok uzun sürerse meclis başkanı gelip saflarımızda yer alabilir. Bir başka söylem de çok manidar. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad Tayyip i arayıp Ey Tayyip halkına zulmedip dakka dukka etme diyormuş. Saldırının boyutları alabildiğince artınca espriler de uluslar arası boyut kazanıyor. Tabi Obama da aramış Tayyip ben bu halkı bölmek için kırk yıldır uğraşıyorum sen üç beş ağaçla nasıl birleştirdin diye azarlıyormuş. Kitlelerin öfkesi büyüdükçe bazen ahlak sınırlarını zorlayan sloganlar da yükseliyor İstiklal Caddesi ndeki on binlerce insanın ağzından. Saatler ardı ardına sıralanırken, geceyi yeni bir haber direnci ve kararlığı güçlendiriyor. Çok büyük bir kalabalık Kadıköy den yola çıkıp, Boğaz Köprüsü nü yürüyerek geçmeye başlamışlar. Kısa zamanda İstanbul un başta Bakırköy, Beşiktaş ilçeleri olmak üzere birçok noktadan hareketle Taksim e ulaşmaya çalıştıklarını öğreniyoruz. Yine Gümüşsuyu, Harbiye, Tarlabaşı ndan alanın zorlandığı haberi yayılıyor. Hemen hemen her noktadan saldırının boyutunun büyümesiyle yaralılar da gaz bulutunun arasından alınıp en yakın hastahanelere götürülüyor. Polis şiddeti gaz bombalarıyla hastahane çevresinde devam ederken, hastahane personeli ve hastalar da bundan nasibini alıyor. Boğaziçi Köprüsü nü yürüyerek geçip Beşiktaş a ulaşanlara da polisin orantılı! bir şekilde müdahalesi gecikmiyor. Tüm gece boyunca süren çatışmalarda kararlı bir direniş sergileniyor. Polisin tüm gücüyle direnişi sonlandırmak amacıyla her seferinde şiddetini artırması da bir sonuç vermeyince devlet yetkilileri nihayet öğleye doğru ilk açıklamalarını da yapıyorlar peş peşe. Cumhurbaşkanı, başbakan, iç işleri bakanı, bakanlar, vali hep bir ağızdan itidal çağrıları yapıyorlar. Polisin varsa orantısız güç kullanımı bunu araştıracaklarını, sorumluların cezalandırılacağını, yanlış anlaşılmaların olduğunu, niyetlerinin AVM yapmak olmadığını utanmazca tekrarlıyorlar. Polisi alandan çektiklerini, Gezi Parkı na girişlerin serbest bırakıldığını, vatandaşın zarar görmemesi için gerekeni yapacaklarını, şiddeti tasvip etmediklerini, amaçlarının sadece marjinal grupların provakasyonunu engellemek olduğunu tekrarlıyorlar. Aslında söylemek istediklerini özetlersek; DİRENİŞİN GÜCÜNE VE DİRENİŞÇİLERE SAYGI DUYUYOR, BO- YUN EĞİYORUZ, ISRARINIZDA DE- VAM EDERSENİZ AVM FALAN DA YAP- MAYIZ YETER Kİ BİZİ AFFEDİN HER ŞEY ESKİSİ GİBİ DEVAM ETSİN Söylediklerinin açılımı tamamen bu. Dimyat a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak istemiyorlar. HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK TAYYİP! HAZİRAN-TEMMUZ 2013 TAVIR 5

Bu yazı yazılırken Gezi Parkı eyleminin altıncı, polisin faşizanca müdahalesinin ikinci günü. DALGA DALGA GELİYORUZ BARİKA- TIN ARDI VATANDIR... Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Muğla, Eskişehir, İzmit, Bursa, Trabzon, Rize, Diyarbakır, Van, Dersim başta olmak üzere 48 şehirde, Her yer Taksim, her yer direniş şiarıyla polisin Taksim i aratmayacak şekildeki gaz bombalarına, biber gazı çeşitlerine karşı sokaklarda geceli gündüzlü direnişlerine devam etmekteler. Her şehirden yüzlerce yaralı ve sayıları binleri bulan gözaltı haberleri gelmekle birlikte direniş gücünden bir şey kaybetmiyor, daha da büyüyor. Bu kadar birbirinden uzak kentin ortak isyanı faşizmin dayatmalarının tahammül edilemeyecek kadar yaygın olmasından. Karadeniz in, deresine sahip çıkmasına sıkılan biber gazı ile gaz bombasının dumanı, Dersim deki Munzur vadisi insanın ciğerini aynı ölçüde yakmaktadır. Artvin deki, orman köylüsü ile Bergama daki köylünün ortak noktası yedikleri gazlı dayak ile kaybettikleri cennet ormanlarından başka ne ki. Kürt bölgelerindeki sigortasız, güvencesiz mevsimlik işçiler ile Zonguldak taki maden göçüklerinin altında kalan emekçinin bir farkının olmadığı gibi, yurdumuzun neredeyse her bölgesindeki bu ortak kaderler olarak bilinen gerçekler kabına sığmamaktadır artık. Birileri, yani AKP yöneticileri, her dem din vurgusu yaparken yoksul halka, işin rant kısmını kendi ceplerine indirmekten de geri durmuyorlar. Her taşın altında altın aramak sevdasıyla satmadıkları orman kalmamış gibi Taksim gibi büyük bir nufus yoğunluğunun olduğu yerdeki üç beş ağacı keserek AVM yapmak istemelerinin sebebi para hırsından başka nasıl açıklanabilir ki. Tüm bu doğa katliamlarını yaparken şanlı bir ecdattan bahsedip din vurgusu da yapmayı ihmal etmiyorlar. BİR MİLYON ALTI YÜZ BİN ağacı keserek üçüncü köprü ve yol güzergahını açıklarken köprü adının Yavuz Sultan Selim olduğunu söylüyorlar. BU HALK SİZE UTANMAYI ÖĞRETE- MEZSE SİZDEN HESAP DA SORACAK- TIR.. Kimlerden mi? Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, işadamları, bürokratlar yani 1.600.000 ağaçtan nasiplenen herkes. Her, Ya Allah Bismillah deyip halkın inançlarını kullanan, bir yerlerin ya açılışını yapan ya da temelini atan, attıkça zenginleşen, zenginleştikçe kendilerine oy verenleri aşağılayıp horlayan, yoksullaştırdıklarını sadaka kültürüne alıştıran, en nihayetinde fakirden nefret ettiğini yaşam tarzıyla belli eden bu din sömürücüleri saldırılardan sonra henüz hiç konuşmadılar. 6 TAVIR HAZİRAN-TEMMUZ 2013

değerlendirme değerlendirme damla damla biriken dalga dalga yayılan taksim direnişimiz sinan gümüş Her şey Gezi Parkı'nın yıkılıp yerine bir AVM dikileceği açıklanınca başladı. Şehir plancılarının buna itiraz etmesi bir işe yaramıyordu. Ne yapılırsa yapılsın, ne söylenirse söylensin, iktidar orayı yıkacağız diyor, başka bir şey demiyordu. Buna karşı eylemler başladı. İstanbul'un orta yerinde, şehrin göbeğinde adeta tek yeşil alan burası kalmıştı. Tayyip Erdoğan bırakın İstanbul'un içini, şehrin dışında bile doğru dürüst yeşil alan bırakmamıştı. Hatta 3. köprü inşaatı ile yine devasa ormanlık alanlar yok edilecekti. İstanbul dışında da ne dere kalmıştı, ne sahil, ne orman. Akarsular, dağlar, sahiller, ormanlık alanlar ya koca koca şirketlere satılıyordu, ya emperyalist ülkelere. Satılmayan alanlara da HES'ler, barajlar yapılıyordu. Yani bu iktidar kadar vatan toprağını yağmalayan başka bir iktidar gelmemişti. Bu satış ve yağma işini o kadar sıradanlaştırmışlardı ki, gözleri hiçbir şeyi, hiçbir protestoyu görmüyordu. HES'lere karşı yapılan protestoları görmezden gelen, kentsel dönüşüm adı altında evlerinin yıkılmasına, topraklarının talan edilmesine karşı direnenlere aldırış etmeyen Tayyip Erdoğan, Gezi Parkı'nın yıkılmasına karşı yapılan protestoları da görmedi. Bu protestoyu yapanları da azarladı, aşağıladı, küçümsedi. Tıpkı kendisini eleştiren işçiye 'ananı da al git' demesi gibi, tıpkı hakkımızı alana kadar sokaklara dökülürüz diyen memurlara 'nereye dökülürlerse dökülsünler' dediği gibi. Gezi parkı için de 'hiç kimse kusura bakmasın, oraya AVM yapılacak' diyordu. Memleketin her karış toprağını babasının malı sanan Erdoğan, şehrin haziran-temmuz 2013 tavir 7

merkezindeki bu son yeşil alanı da yok etmek, orayı da bir rant kapısına çevirmek için kararlıydı. Rahat konuşuyordu. Çünkü yaptığı her şeyin yanına kar kalacağından emindi. Yıllardır halka uygulamadığı zulüm kalmamıştı. Ve halk hiçbir şey demiyordu. Halka meydanları yasaklıyor, basın açıklamalarını yasaklıyor, yürüyüşlerini engelliyordu. Ülkeyi gaz bombasından geçilmeyen bir cehenneme çevirmişti. İnsanları komplolarla göz altına almayı, tutuklamayı rutin bir uygulamaya dönüştürmüştü. Kendisi dışındaki her sesi zor kullanarak yok etmeyi adet haline getirmişti. Hastalanan tutukluları hapishanelerde katlediyordu. Kendisi gibi yaşamayanların dilini, kültürünü, dinini, inancını, yaşam biçimini sürekli olarak aşağılıyor ve sadece kendi istediği inanç ve yaşam biçimlerine hayat hakkı tanıyordu. Herkese, her kesime düşmanca saldırıyordu. Ve bütün bu yaptıklarının unutulup gittiğini sanıyordu. Ancak bu defa evdeki hesap çarşıya uymadı. Bu pervasızlık, halk nezdinde öyle bir öfke seli yarattı, öyle büyük bir fırtına kopardı ki, Türkiye ve dünya mücadele tarihine çok özel şeyler kazandırdı. Gezi Parkı na yapmak istediği müdahale, bu park üzerinden halka açıktan meydan okuması, artık bardağı taşırmıştı. Yıllardır gördüklerini, yaşadıklarını, gözlediklerini biriktiren halk, çıktı sokağa. Gezi Parkı nı korumak isteyenlere polisler saldırmıştı. Çadırlar yakılmıştı. Park izole edilmişti ve inşaat çalışması da başlamıştı. Halkın tepkisini önlemek için, Taksim e çıkan yollar polis barikatlarıyla kapatılmıştı. Yine her zamanki gibi gazla dağıtırız diye düşünüyorlardı. Ama öyle bir halk deryası aktı ki o gün Taksim e, hepsi de çatışmak için, Taksim i ve Gezi Parkı nı kurtarmak için yeminli Yüzbinlerce kişi İstiklal Caddesi ni boydan boya doldurmuş; Harbiye den gelen ana yolu yüzlerce metre boyunca doldurmuş; Gümüşsuyu, Maçka, Sıraselviler yönlerinden gelen ana yollarını kuşatmıştı. Taksim halkın kuşatması altındaydı. Bu kuşatmanın ortasında kalan polis, çaresizce gaz bombalarını savurdu halkın üzerine. Taksim i bu ülke halkından korumak için gaz bombalarıyla, ses bombalarıyla, TOMA larla, plastik mermilerle saldırıyordu polis. Halkın elinde taş ve sapan. Vurdukça vuruyor, vurdukça vuruyordu. Yılların ahıyla vuruyordu. Tayyip Erdoğan ın yıllar boyu yaptıkları gözünün önüne geldikçe vuruyordu. AKP faşizmine karşı özgürlük için, her geçen gün daha da artan yoksulluğuna karşı ekmek için, yerlerde süründürülen ve yeniden elde etmek istediği adalet için dövüyordu. İktidar ve onun kolluğu neye uğradığını şaşırmıştı. Sabaha kadar yediği dayağın sersemliğiyle, pılını pırtını toplayamadan, ardına bile bakmadan kaçıp gitmişti meydandan. Halkın birleşik, örgütlü gücü karşısında hiçbir güç galip gelemez sözü, bir kez de Türkiye den ilan edilmişti. 8 tavir haziran-temmuz 2013

Taksim Meydanı da, Gezi Parkı da halkındı artık. Halkın isyanı ve zaferi, meydanın her karışında kendisini gösteriyordu. On binlerce insan, flamalar, bayraklar, pankartlar, çekilen halaylar, atılan sloganlar, bu zaferin haklı gururunu yansıtıyordu. İnsanlar kendi gücünü görmüş, keşfetmişti. Birbirlerine olan ön yargılarını parçalamışlardı. Bu yanıyla beyinlerde bir devrim zaten yaşanmıştı. Bundan sonra hiçbir şeyin aynı gitmeyeceğinin, iktidarın öyle pervasızca saldıramayacağının farkındaydı herkes. Halkı aşağılamak, küçük görmek neymiş, yediği okkalı şamarla öğrenmişti iktidar. Halk meydana çıkan bütün yolları barikatlarla kapatarak, korumaya aldı. Kendi güvenlik birimlerini oluşturuyordu. Kurallar koyuyordu. Gezi Parkı nda da yepyeni bir yaşam kuruldu. Yüzlerce çadır iç içe, parkı korumaya almıştı. Binlerce insanı ağırlayan, akşamları dolup taşan parkın da kendi yaşam biçimi şekillenmeye başlamıştı. Ülkenin dört bir yanından halkın yardımları yağıyordu parka. Yiyecekler, içecekler, giyecekler, battaniyeler, çeşitli araç-gereçler, parktakilerin olası polis saldırısından korunması için gaz maskeleri, baretler, gözlükler Bir komün kuruldu. Komüne gelen her şey, ücretsiz olarak dağıtılıyordu. Sabah kahvaltısı, öğlen ve akşam yemekleri, günün her saati çay, bisküvi Hiç kimse ihtiyacından fazlasını almıyordu. Kurulan revirde gönüllü doktorlar, hemşireler, yaralananlara anında müdahale ediyordu. İlaç yönünden oldukça zengindi. Parkın içindeki sahneden her gün şarkılar söyleniyor, filmler izleniyor, paneller düzenleniyordu. Parkı ülkenin birçok aydını, sanatçısı, edebiyatçısı ziyaret ediyordu. Bu düzenin kurulmasında, sağlamlaştırılmasında devrimciler başrolü oynuyordu. Halk, gençler, yepyeni bir yaşam biçimi ile tanıştırılıyordu. Hem bu güzel dayanışmayı korumak, hem parkı korumak, hem bu parktan başlayıp bütün ülkeye dalga dalga yayılan direnişin bütün halkı ilgilendiren taleplerini kazanmak, bütün direnişçilerin ortak duygusuydu. Halka güvenmeyen, kendine güvenmeyen, korkan, ön görüsüz çeşitli sivil toplumcular, reformist hareketler halkın da çok gerisinde kalabiliyor, eylemi bir an önce daraltmanın ve bitirmenin hesabını yapıyordu. Ama devrimciler buna izin vermedi. Halka güvenen, halkla birlikte çok şey kazanacağına emin olan devrimciler, parkta ve meydanda kurulan yaşamın ısrarla savunucusu oldular. Başbakan la yapılan ve hiçbir somut kazanım elde edilemeden noktalanan görüşmenin ardından, reformistler yine eylemi daraltma ve bitirme hamlesine başvurdular. Bunun üzerine halka danışma, halkla birlikte karar verme kararı alındı. Bu kararla birlikte, yine bir ilk yaşandı. Parkın 7 ayrı noktasında forum yapıldı. Parktaki bütün direnişçiler bu forumlardan birine katılarak fikirlerini söylediler ve direnişin geleceğini tartıştılar. Demokrasi en güçlü şekli ile işliyordu. Halk hiçbir müdahaleye maruz kalmadan duygularını ifade ediyordu. Bu forumların tamamından, ezici bir çoğunlukla direnişe devam kararı çıktı. Halk reformizmin, sivil toplumculuğun çok önündeydi. Kendi gücüne güveniyordu. Her gün mahallelerde sokaklara inen yüz binlere güveniyordu. Anadolu nun bütün şehirlerinde meydanları zapt eden milyonlara güveniyordu. Gezi Parkı artık ülkenin en demokratik taleplerinin kalesiydi. Yıkılamazdı. Yıkılmamalıydı. Tüm direnişçiler bu fikirdeydi. Ve içeride de yapılan yoğun mücadeleler sonucu direnişe devam kararı alındı. Artık 3. hafta bitmek üzereydi. Ve iktidar yine en bilindik yönteme sarıldı; gaz bombası, plastik mermi, TOMA lar Gezi Parkı na ve meydana, kadın erkek demeden, genç yaşlı demeden, çocuk, engelli demeden saldırdılar. Yüzlerce insanı yaraladılar. Ülke genelinde 3 insanı katlettiler. Ve yine bütün ülke yangın yerine döndü. Halk artık umutsuz değil. Halk artık çaresiz değil. Halk artık ön yargılı değil. Gezi Parkı nın yıkılmasını engelledi bu halk. Ama yetmez diyor. Özgürlük, Ekmek ve Adalet için her gün sokaklara inmeye devam edeceğiz, AKP nin yaptıklarından hesap soracağız diyor. Bizden çaldığınız meydanlarımızı geri alacağız diyor. Tahliye edilmeyen hasta tutsaklar için, gaz bombasını yasaklatmak için, halkı katledenlerin cezalandırılması için meydanlarda olacağız diyor. Tazyikli sularla ve gaz bombalarıyla halkı durduracağını sananlara da omuz omuza haykırıyor: BU DAHA BAŞLANGIÇ, MÜCADELEYE DEVAM! haziran-temmuz 2013 tavir 9

deneme deneme tarihe tanıklık eden meydanlar hüsnü yıldız Ülkelerin meydanları vardır tarihe tanıklık eden. Bazen hüznün, bazen sevincin yansımalarını görürsünüz elinizde tarihi bir kartpostalı olduğunda. Niye Taksim de bunca ısrar, hem de iki taraftan gelen. 1 Mayis 1886 da Amerika da işçiler sekiz saatlik işgücü talebiyle bir yürüyüş yaptılar. Burjuvazi bu yürüyüşe işçilerin üzerine ateş açarak karşılık verdi ve 6 işçi katledildi. 4 işçi önderi ise tutuklandıktan bir süre sonra idam edildi. İşçilerin direnişleri sonucunda 1 mayıs 1889 da tüm dünya işçilerinin birlik, dayanışma, mücadele günü ilan edildi. O zamanlar bütün işçiler günde 15, 16 saat çalıştırılıyordu. Bu gün 8 saatlik çalışma koşulları uygulanmasa da yasalarda varsa, sendika örgütleri, grev hakkı varsa bunu yıllarca 1 Mayıslar da mücadele eden ve yaşamlarını kaybedenlere borçluyuz. Osmanlı da ilk işçi bayramı 1909 tarihinde Üsküp te kutlandı. Bulgar, Sırp, Türk kökenli bir grup işçinin talep ettikleri hakları için yürüyüş yaparak kutladıkları bu bayram Osmanlı da bir ilk oldu. Daha sonra 1910, 1911 ve 1912 yılındaki 1 Mayıs işçi bayramı farklı etnik grupların katılımı ile başta İstanbul olmak üzere Selanik ve bazı Balkan şehirlerinde kutlandı. Tabii ki bu kutlamalarda aynı zamanda işçiler yönetimden taleplerini dile getiriyorlardı. İşçi hakları ile ilgili yasal düzenlemelerin yapılması, çalışma saatlerinin düzenlenmesi, grev haklarının genişletilmesi öne çıkan taleplerdi. İşgal altında 1 Mayıs kutlamaları bağımsızlık mitinglerine dönüştü. 1912 yılında başlayan Balkan Savaşları ve I.Dünya Savaşı süresince İttihat ve Terakki yönetimi, ilan ettiği sıkıyönetim ile 1 Mayıs işçi bayramının kutlanmasını ve işçilerin grevlerini yasaklattı. 1.Dünya Savaşı nın ertesinde Mütareke Dönemi nde ise (1918-1922) yıllardır söz hakkından mahrum olan işçiler hızlı bir şekilde tekrar örgütlenmeye başladılar. Bu örgütlenmelerle 1 Mayıs kutlamaları tekrar başladı. 1919, 1920, 1921 yıllarındaki 1 Mayıs işçi bayramları işgal altındaki İstanbul da bağımsızlık mitinglerine dönüştü. İşgal güçlerinin yasaklamalarına, yapılacak olan iş bırakmanın askeri suç sayılacağı ve askeri mahkemede yargılanacakları gibi tehditlerine karşın 1 Mayıs kutlamalarına katılımlar yoğun bir şekilde gerçekleşti. Yakın tarih sayılabilecek 1921 yılında tersane, tütün, tranvay ve elektrik işçileri kırmızı atkılarıyla alanlara çıkıp kutladıkları 1 Mayıs, tarihin sayfalarına onurla yazılmıştır. 1922, 1923, 1924.. ve sonraki tüm yıllarda 1 Mayıs yasaklanmış, kutlamak isteyenler ise tutuklanarak kürek cezasına çarptırılmıştır. 1925 yılında işçilere mücadelelerinde önderlik eden Ameli Teali Cemiyeti, Takrir-i Sükun Yasası yla kapatılacak 150 önder işçi de tutuklanacaktı. TKGB'nin 1 Mayıs Beyannamesi 1 Mayıs 1929 Bu seneki 1 Mayıs bütün dünya işçileri ve bütün dünyanın ezilmiş halkı için olduğu kadar Türkiye'nin işçi, köylü ve fakir halkı için de fevkalade ehemmiyeti haizdir. Çünkü İngiltere ve Amerika rekabetinin ışıkları elbette yeni bir emperyalist harbi hazırlamaktadır. Halbuki böyle bir harp her şeyden evvel işçi, köylü ve fakir halkın gençliğini ölüme sürükleyecektir. Yoldaşlar! Birkaç seneden beri ceplerini şişirmek ve zenginleşmek için her nevi soygun sistemini takip eden Halk Fırkası hükümeti artık her sahada işçi, köylü ve fakir halk kitlelerinin aleyhinde yürüdüğünü açıktan açığa göstermektedir.... Türkiye burjuvazisi, dahili siyasetinde olduğu gibi harici siyasetinde de geniş kitlelere karşı ihanet etmiş ve emperyalizmle anlaşma yolunu tutmuştur. Türkiye Komünist Gençler Birliği (TKGB) her sahada foyası meydana çıkan Türkiye burjuvazisinin bütün bu hareketlerini şiddetle protesto eder. TKGB burjuvazinin bu hareketlerine karşı mücadele için işçi, köylü ve inkılapçı gençliğini kendi bayrağı altına davet eder. (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, c. 6, Ek bölüm, s. 444) Bundan sonraki yıllarda işçi sınıfının önlenemeyen yükselişi karşısında 1 Mayıs 34 TAVIR haziran-temmuz 2013

günü ülkemizde Bahar Bayramı yalanıyla geçiştirilmeye çalışıldı. Tüm bunlardan da sonuç alınamayınca 1964 yılında Türk İş Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası nın kabul edildiği gün olan 24 Temmuz u İşçi Bayramı ilan ettiler. Tarihe utançla yazılan bu manevralar işbirlikçi düzen sendikacılığının önsözüne de yazılmıştır. 1967 yılında Türk İş in teslimiyetçi düzen sendikacılığına karşı Devrimci İşçi Sendikaları Konfedarasyonu DİSK kuruldu. 1 Mayıs yasal olarak kabul edilmese de Türk İş 24 temmuz u işçi bayramı olarak kabul ederken DİSK 1 Mayıs ı işçi bayramı olarak kabul eder ve alanlara çıkmasa da kapalı mekanlarda kutlamayı gelenek haline getirir. Grev ve direnişlerin yaygınlaştığı 1976 başlarında, DİSK, 1 Mayıs'ı gösterilerle kutlayacağını açıkladı. 1 Mayıs, 50 yıllık bir aradan sonra yeniden alanlarda kutlanacaktı. DİSK'in 1 Mayıs öncesi yayınladığı bildiride şunlar söyleniyordu: "1 Mayıs, birleştiğinde dünya emekçilerinin yenilmez gücünü burjuvaziye dayattığı ve tüm çalışanlara örnek olduğu bir gündür. 1 Mayıs 'Bahar ve Çiçek Bayramı' değildir. O gün kırlarda eğlenmeyi, çiçek toplamayı biz burjuvaziye ve sınıf uzlaşmacısı sendikalara, Türk- İş'e bırakıyoruz." 1 Mayıs günü on binler Taksim Alanı'na yürüdüler. "Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşin" pankartı altında yüz bine yakın emekçi toplandı. Taksim Alanı artık 1 Mayıs Alanı olacaktı. 1 Mayıs 1976 dan itibaren halk muhalefeti daha da yükselen bir ivme kazanıyordu. 1 Mayıs 1977 yılı öncesi DİSK, Demokratik Kitle Örgütleri ve 1 Mayıs ı kutlamak isteyen tüm gruplar toplantılar yapıp hazırlıklarını sürdürüyordu. Oportünist ve revizyonistler de iki ayrı blok oluşturup birbirlerini Maocu Bozkurtlar ve Sosyal Faşistler olarak suçlayıp, 1 Mayıs ı hesaplaşacakları gün olarak ilan ediyorlardı. Tüm bu gelişmeler burjuvazinin kontrgerillasına provokasyon zemini oluşturacağı söylense de, bu gruplar tavırlarında bir değişikliğe gitmediler. O gün alan, pankartlar, bayraklarla kızıla boyanmıştı. İstanbul; tarihinde ilk defa bu kadar insanı bir arada görüyordu. Emekçiler, oligarşiye gücünü ve birliğini göstermişti. Ancak mitingin sonuna gelindiğinde, öncesinden hazırlanan katliam saldırısı yaşama geçirildi. Alanı dolduran 500 bin emekçinin üzerine sürülen panzerlerden, çevre binaların üzerinden açılan ateşlerle 37 emekçi şehit oldu. Kayıpların daha fazla olmasına engel olan ise alanda paniği önlemek için olağanüstü bir çaba harcayan DEV-GENÇ liler oldu. Böylece 77 1 Mayıs ı, ülkemiz mücadele tarihine en kanlı 1 Mayıs olarak geçti. Ancak katliam amacına ulaşamadı, halk muhalefeti büyümesini sürdürdü. Bugün Taksim ısrarını anlamayanlar, anlamak istemeyenler, anlamış da bedel ödemek zorunda kalırım diye gözlerini başka meydanlara çevirenler bu tarihi bir kez daha dikkatli okumaları gerekiyor. Çünkü zaman ilerledikçe emekçilerin kanı Taksim meydanını sulamaya devam edecekti. 1978 yılı, 77 erken seçimlerinden sonra işbaşına gelen CHP hükümeti ve Ecevit in umut olamayacağının geniş kesimler tarafından görüldüğü bir yıl oldu. Bu yıl içinde de faşist katliamlar ve bu katliamlara verilen cevaplar arka arkaya geldi. 16 Mart katliamına gösterilen kitlesel tepki, gençliğin işgal ve boykotları, DİSK in çağrısıyla katliama karşı yapılan iş bırakma eylemleri yaşandı. haziran-temmuz 2013 TAVIR 35

1 Mayıs 1978 e böyle gelindi. Devlet yine bildik 1 Mayıs a karşı propagandalarına hız verdi. Başta Tercüman olmak üzere burjuva basın provokatif yayınlar yapmaya başladı. Oligarşinin tüm baskı ve karalamalarına, on binlerce asker ve polisi harekete geçirmesine rağmen, 78 1 Mayıs ında yaklaşık 250 bin kişi Taksim e, 1 Mayıs Alanı na çıktı. (1 Mayıs 77 de katledilenlerin anısına Taksim Meydanı na 1 Mayıs Alanı ismi verilir.) Oligarşinin tehdit ve gözdağlarına güçlü bir cevap verdi. 1979 Yılında 13 şehirde sıkıyönetim ilan edilmiş bir şekilde 1 Mayıs a gelinir. Sıkıyönetim, 1 Mayıs günü sokağa çıkma yasağı ilan eder ve İstanbul un merkezi yerleri asker ve polisler tarafından işgal edilir. 1 Mayıs alanına çıkılamaz ama devrimciler İstanbul un her yerini 1 Mayıs alanına dönüştürerek yaygın şekilde gösteriler düzenlediler. Sıkıyönetim dışında kalan İzmir, İskenderun, Mersin, Tarsus vb. yerlerde kitlesel 1 Mayıs mitingleri düzenlendi. Ülke genelinde 1 Mayıs tüm baskı ve yasaklara rağmen kutlandı. 1980 1 Mayıs ında da oligarşinin tavrı değişmez. Ecevit hükümeti yerini Demirel hükümetine bırakır. Revizyonistlerin yönetimindeki DİSK, İstanbul da 1 Mayıs ın kutlanması için hiçbir girişimde bulunmaz. Ancak 1 Mayıs ın gerçek sahiplerinin devrimciler olduğunu bilen oligarşi, 1 Mayıs Alanı nı yine işgal altına alacaktır. 1 Mayıs öncesinde İzmit te yapılan miting kitlesel olarak gerçekleşir. Sıkıyönetimin olduğu İstanbul da ise 1 Mayıs günü her tür gösteri yasaklanmıştır. Buna rağmen oligarşi, 1 Mayıs tan günlerce öncesinden başlayan gösterileri, asılan pankartları ve 1 Mayıs ın yasaklanamayacağını dile getirilen binlerce bildirinin dağıtılmasını engelleyemez. Devrimci hareket tarafından İstanbul un değişik bölgelerinde gösteriler yapıldı. 12 Eylül cuntasından sonra uzun süre 1 Mayıs kutlanamaz. MİGROS grevi cunta sonrası işçi hareketinin en güçlü çıkışıdır. Ve grev sonucunda yapılan sözleşmeye 1 Mayıs; "işçilerin ve emekçilerin bayramı" olarak geçti ve ciddi bir kazanım ve moral yarattı. 88, 1 Mayısı da bu coşku ile devrimciler; "1 Mayıs Salonlarda Değil, 1 Mayıs Alanlarda Kutlanmalıdır" sloganı ile çıktılar. Ve 1 Mayıs ın tekrar alanlarda kutlanması sürecini de başlattılar. Devlet 1 Mayıs ı engellemek için, 1 Mayıs hazırlığı yapan Öztürk Acari ve Salih Kul isimli Devrimcileri Okmeydanı nda kaldıkları evi yakarak katletti. Tüm baskılar, yüzlerce gözaltı ve baskılara rağmen 1 Mayıs günü 5 bin kişi 1 Mayıs alanına yürüdü. Alana ulaşılamasa da 1 Mayısı kutlama kararlılığı bir kez daha gösterildi. 1 Mayıs 1988 de gösterilen kararlılık 89 yılında ellerde taş, sokak, sokak barikat ve çatışma oldu. Her koşulda Taksim e çıkma kararlılığındadır devrimciler. Reformistler ise Abide-i Hürriyet te yapılacak yasal miting de ısrarlıdır. Aynı 36 TAVIR haziran-temmuz 2013

süreçte, Türk-İş içindeki sol etiketli bir kaç sendika dışında kalan tüm sendikalar ya 1 Mayıs ı yok saymakta, ya da salonlara hapsetmeye çalışmaktadır. Devlet ise saldırılarına ve 1 Mayıs ı unutturma, yok sayma çabasına devam eder. Dönemin Devlet Bakanı Cemil Çiçek şu sözleriyle itiraf eder bunu: "Tarihi takvimlerden değil, zihinlerden çıkarmak gerekir..." Ama 1 Mayıs zihinlerden çıkarılamaz. 1 Mayıs günü, devrimci hareket düzenli kortejler halinde 1 Mayıs Alanı na girmek için önce İstiklal Caddesi nden ardından da Tarlabaşı ve Şişhane den yüklendi. Polisin dağıttığı her mevzi başka bir caddeye taşındı ama yüzler hep 1 Mayıs Alanı na dönüktür. Tarlabaşı, Şişhane, Kasımpaşa... çatışmalar sokak sokak sürdü. Taksim çevresinde aciz kalan polis hedef gözetmeden kitleyi silahla taramaya başladı. Mehmet Akif Dalcı, hedef gözetilerek yapılan ateşle şehit düştü. Artık M. Akif Dalcı her 1 Mayıs da dalgalanan pankartlarla alandaki yerini alacaktı. 1989 da,türk-iş in salonda kutlama çabası dışında herkes Taksim konusunda hemfikirdi. Ancak 1 Mayıs öncesi ANAP hükümeti 1 Mayıs kutlamalarına izin vermeyeceğini açıkladı. Bununla da yetinmeyip göstericilere ateş açılacağı, gözaltına alınacağı tehditlerini savurdu. Bu tehdit bazı sendikaların üzerinde etkili oldu. Tehditlere aldırmayan sendikacılara yönelik ise gözaltı furyası başlatıldı. 1 Mayıs sabahı İstanbul un değişik yerlerinden, yollardan 1 Mayıs a gittiğinden şüphelenilen herkes gözaltına alındı. Gözaltı sayısı 5 bin kişi olmuştu. Devrimciler polisin tüm saldırılarına rağmen, Tarlabaşı ndan Şişhane ye kadar yürüyerek 1 Mayıs ı kutladılar. Ancak binlerce kişinin gözaltına alınması ve polisin ateş açması sonucu 1 Mayıs Alanı na girilemedi. Polisin açtığı ateşte çok sayıda insan yaralandı. Gülay Beceren isimli öğrenci sırtından vurulması sonucu felç oldu. 1993 1 Mayıs öncesi Uğur Yaşar Kılıç ve Şengül Yıldıran isimli iki devrimci öğrenci bulundukları evde katledilirler. Bu katliama rağmen 1978 yılından sonra kutlanan en kitlesel 1 Mayıs eylemi tüm yurtta gerçekleştirilir. 1994 Yılında 1 Mayıs Çağlayanda kutlandı. Kortejin arkasına bilerek bırakılan devrimciler alana girişte üst arama bahanesiyle alana alınmak istenmemesine rağmen kararlılık sayesinde alandaki yerini alıyordu. 1995 ve 1996 yıllarında1 Mayıs kutlamalarına Kadıköy iskele meydanında 100 binlerce kişinin katılmasını hazmedemeyen iktidarın, kitleler dağılırken ateş açması sonucu, Hasan Albayrak, Dursun Odabaş, ve Levent Yalçın isimdi devrimci işçiler katledildi. Söğütlü Çeşme civarında gerçekleştirilen bu katliama karşı alanda bulunan halk ve devrimciler polisle gün boyu canları pahasına çatıştı. Medyanın bu günkü ahlaksızlığına eşdeğer haberler o günlerde marjinal gruplar çiçeklere, duraklara, banka şubelerine saldırdı diye verilir. Devlet eliyle katledilen işçiler ise görmemezlikten gelindi. Bu tarihten 2004 yılına kadar Kadıköy meydanı da işçilere yasaklanır. 1997 ve 2004 yılları arasında Şişli Abidei Hürriyet Caddesi ve Saraçhanede kutlanan bir Mayıs DİSK, KESK ve Devrimcilerin Taksim taleplerinin daha fazla yükseltmeleri sonucu, 2005 ve 2006 yılında Kadıköy Meydanı işçilere yeniden açılıyordu. 2007 yılında Türk İş ve Reformist Partiler 1 Mayıs kutlamaları için Kadıköy meydanını seçerken, DİSK, KESK, TTB, TMMOB ve Devrimciler Taksim in tek seçenek olduğunu söylediler. 1 Mayıs 1977 yılından 30 yıl sonra yüzlerce yaralı, binlerce gözaltına rağmen sokak, sokak çatışarak, adım, adım ilerleyerek taksim alanına girerek 77 şehitlerini anıp, 1 Mayısı kutladılar. Yoğun gaz bombası sonucu İbrahim Sevindik adlı yaşlı vatandaşımız. Taksim direniş halkasına hayatıyla katkıda bulunuyordu. 2008 sendikaların ve devrimcilerin Tek talebinin 1 Mayıs alanının Taksim olmasını hazmedemeyen devlet eşi benzeri görülmemiş bir terör uyguladı. İstanbul da Taksim İstikametine çıkan, tüm toplu taşıma araçları, otobüs, metrobüs, metro, vapur seferleri iptal edilip adı konulmamış bir sıkıyönetim ilan edildi. Sokaklardan ev ve işyerlerine, sendikalara, derneklere gaz bombalarıyla, vahşice baskınlar düzenleyip binlerce insanı gözaltına alsa da, Taksim alanı devrimcilerin kuşatmasına alındı. Bu yılın bir diğer özelliği de, AKP iktidarı Nisan 2008 de 1 Mayıs ın Emek ve Dayanışma Günü olarak kutlanmasını kabul ederken, Taksim yasağında ki ısrarında devam etti. İlk 1 Mayıs için kanlarını dökenlerin üzerinden geçen 100 yıl sonra 2009 da yine kanlarını dökenlerin sayesinde Taksime valinin deyimiyle makul! Sayıda çıkıldı. Çıkılmasına izin verilmeyen işçi, emekçi, Sosyalist ve devrimciler İstanbul un her sokak, cadde ve meydanını Taksim 1 Mayıs alanına çevirmek için fedekarca canları pahasına direnerek çatıştılar. 1977 yılından sonra Taksim de yasaksız kutlanan 1 Mayıs, emek ve ödenen bedellerin karşılığında tüm devrim ve 1 Mayıs şehitlerini anarken geleceğe de büyük moral taşıyordu. 2010 1 Mayıs ı ezilen, horlanan, dışlanan emekçilere, işçilere, öğrenciye, kadınlara direnilerek kazanılan zaferin hazzını çoşkuyla yaşattı. Bu büyüyen özgüven karşısında iktidarı boyunca, halkına zulumlerin katmerlisini yaşatan faşist AKP iktidarına 1 Mayıs ı, Taksim de kutlanmasına biz izin verdik! Yalanını söyletiyordu. Polisin olmadığı Taksim alanında, provakasyon olmadığı gibi 2011 ve haziran-temmuz 2013 TAVIR 37

2012 yıllarında artan kitlesellikte emek düşmanı AKP iktidarının gözünü korkutuyordu. Taksim alanının 1 Mayıs olarak kabul edilmesinin ezikliği zaten büyük bir yenilgiydi. Marjinal illegal örgütler dediği, yakıp yıkan diyerek halkın gözünde itibarsızlaştırmaya çalıştığı devrimcilerin öncülüğünde Taksim üzerinde ki yasağın direnilerek kazanılmasını hazmedemiyordu. Her sene yaptığı gibi 1 Mayıs sonrası devrimci kurum, ve derneklere satılmış medya ile birlikte gece yarısı operasyonlar yapıp onlarca devrimciyi tutuklayıp F tipi hapishanelere attı. Devrimci sanata ve sanatçıya olan düşmanlığı ile müzisyenlere, tiyatroculara saldırıp hukuksuzca tutuklattı. Muhalif kalabilen sınırlı sayıdaki gazeteciyi hapishanelere atıp gazete ve dergilerine cezalar yağdırdı. Adalet savunusu avukatları, baro başkanlarını büro ve evlerini ahlaksızca medya eliyle servis ederek bastı F Tipi hapishanelere göndermekten çekinmedi. Kıdem tazminatını, birikmiş maaşlarını almadan işten çıkarılan işçiye karşı işverene hizmet başarı madalyası verdi. Taşeronlaşmayı teşvik edip iş güvencesini ortadan kaldırdı. Sağlıkta, eğitimde, hizmeti paralı hale getirip yoksullaşan halkı biat etmeye teşvik etti. Mezhep kışkırtıcılığı yapıp sarih bir şekilde Alevilerin rencide olmasına aldırmadı. Kürt halkının haklı taleplerini lutuf gibi görüp binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Kadın cinayetlerinin, cezaevlerindeki çocuk tecavüzlerinin tarafı olup sebep sonuç ilişkisine aldırmadı. AKP iktidarı döneminde tüm cumhuriyet tarihi kadar orman ve toprak talanı gerçekleştirip kentsel dönüşüm adı altında arazi mühendisliğinden kendi yandaşlarına rant kapısı açtılar. Hes lere karşı çıkan kendi oy potansiyeli olan bölgelerde bile insanlara acımasızca saldırıp doğayı tahrip ettiler. Müslümanlar arasında yatayda dini teşvik edici söylemler kullanırken, sadece ceplerini doldurup dikine elit yeni bir tabaka oluşturdular. Emperyalist ülkelerin Suriye ye açtıkları haksız savaşta taraf olmaları medyanın çabalarına rağmen bir türlü halkın vicdanında karşılık bulmuyordu. Reyhanlı daki patlamadan sonra savaşın ülke topraklarına sıçraması ise AKP faşizminin altına kendi bombasını koymasından başka bir şey değildi. 2013 1 Mayıs a gelmeden önce memleketin hali böyle dersek abartmış olmayız. Üstelik başta Taksim olmak üzere, demokratik taleplerini dile getirmek istenenlere ülkenin meydanlarını bir süredir de kapatmışlardı. Kapatmışları da, yinede o meydanlara gelip toma lardan sıkılan ilaçlı! suya, biber gazına, polis terörüne rağmen hak arama eylemlerinden vazgeçmemiş kendi adalet arayışlarını dillendirmeye başlamışlardı. 2013 1 Mayıs ın Taksim de kutlanılmasına valisi, emniyet müdürü, bakanları ve başbakanı izin vermeyeceklerini açıklamalarına rağmen emek cephesi de başta DİSK, KESK, TTB, TMMOB, sosyalistler, devrimciler ve birçok yapı Taksim de olunacağını günler öncesinden ilan ettiler. Taksim ve 1 Mayıs arasındaki diyalektiği kuramayıp, oligarşik sermayeye karşı Türkiye halkalarının onur mücadelesi olduğunu göremeyen bazı reformistler dışında herkes AKP faşizmine meydan okudu. Gece yarısından evvel Taksim ve çevresine çıkan tüm yolları kapatıp, köprüleri açtırmak ve neredeyse tüm ulaşım araçlarının seferlerini iptal etmesinin pek de işe yaramadığı sabahın ilk saatlerinde kendisini gösterdi. Sabah 08. 00 da Şişli de, Beşiktaş ta, Mecidiyeköy de polisin gaz bombaları ve tazyikli suyla saldırıya geçtiği haberleriyle birlikte İstanbul un her meydan ve sokağı binlerce insanla dolmuş dünya direniş tarihine yeni bir sayfa yazılmaya başlanmıştı. On binlerce insan bir fiil barikat başlarında omuz omuza direniyor yeni yeni barikatlar inşa ediyordu. İstanbul un her meydanı ayağa kalkıp Taksim olup, faşist AKP iktidarının vahşi saldırılarını püskürtüyordu. Direnenler kazanır şiarı bir kez daha işleyip bir çok noktada polis barikatları yerle bir edildi. Direnip kazanan halktı. Halka rağmen İstanbul u gaz bulutu altında bırakan devlet ve Taksim in işçi sınıfına mal olmuş ruhuna ihanetle Kadıköy ü seçenler kaybetmişti. Devlet terörü televizyonlarda bilumum akademisyen bozuntusunun çabasına ve gazeteci kılığında köşe tutan satılık kalemlere rağmen deşifre ediliyordu. Hiç kimse başbakana, valiye, içişleri bakanına inanmadı. Ülkelerin meydanları vardır tarihe tanıklık eden. Bazen hüznü, bazen sevincin yansımalarını görürsününüz elinizde tarihi kartpostalı olduğunda. 1 Mayıs ile ilgili değerlendirmesinde faşist başbakan Tayyip Erdoğan, Taksim in yayalaştırma çalışmalarının bitmesiyle birlikte gösteri ve yürüyüşlere yine de kapatıldığını söylerken kibrinden geçilmiyordu. Kentsel dönüşüm adı altında İstanbul da rantın çok yüksek olması iştahını o kadar kabartmış ki gözü de bir şey görmez olmuş. En büyük rant da ülkenin tarihine mal olmuş günde milyonlarca insanın ziyaret ettiği Taksim ve çevresi, özelde de Taksim Gezi parkı. Her gün bilgiçlik taslayarak Belediye başkanının yapılmayacak dediği Gezi parkındaki Topçu kışlasını da, içine AVM yide yapacağını söylerken emrindeki belediye başkanın yalancı çıkmasına aldırmıyordu. Ama yanıldı. Toplumun en geniş katmanlarıyla milyonlarca insan hep birlikte geçmişine ve ona yön verecek bu gününe, meydanına sahip çıktı. Taksim Gezi Parkı direnişi bir ay önce yazılan 1 Mayıs direnişinin de üzerinde de bir zafer etkisi bırakarak dünya halklarına bırakılmak üzere tarih sayfalarına yazıldı. 38 TAVIR haziran-temmuz 2013

makale makale gaz bombası selin toprak Önce yüzüne bir şeyin değdiğini hissedersin. Sonra 1 saniye içinde müthiş bir yanma. Sanırsın ki derin akıyor ve yok oluyorsun. Üflersin geçmez, su dökersin daha da yanar, yapışır yakar seni. Bir an düşünürsün acaba ne iyi gelir diye? Sonra "neden?" dersin "Neden böyle yanıyorum? Neden bana sıktılar? Bu insanlar bana neden bu kadar kinli de beni yakarak öldürmeye çalışıyor?" Ardından öyle bir liste sıralanır ki dillere destan. Çünkü senden çalınan ekmeğin peşine düşmüşsündür. Çünkü elinden alınan eğitimin peşine düşmüşsündür. Çünkü gözaltında kaybedilen evladının peşine düşmüşsündür. Çünkü kanser hastası gencecik bir tutsağı o zindanlardan çıkarmanın peşine düşmüşsündür. Çünkü ahlaksızlığın, kumarın, uyuşturucunun, düzenin her türlü pisliğinin-yozluğunun karşısına adam olup dikilmişsindir. Bundan sevmezler seni. Saldırmaları da korkularındandır. Sen onun karşısına kurşun gibi sözleri olan pankartınla-sloganınla dikilirsin, o ise senin karşına insana bile benzemeyen üstü başı kapalı her yeri zırhlı kıyafetiyle çıkar. Sen dişe diş bir kavga beklerken karşında acz içinde korkak ama saldırgan bir cellat görürsün. Aslında buram buram mizah kokar görüntü. Çünkü akıl almaz bir durumdur. İşte o mizahın içinden herkesin sokaklarda haykırdığı şu sözler çıkar: "Sık bakalım! Sık bakalım! Biber gazı sık bakalım! Kaskını çıkar copunu bırak, delikanlı kim bakalım!" diye. Bu halk acılardan her zaman güzellikler çıkarmayı bilmiştir. Hani Ahmed Arif demiş ya: "Erkekçe olsun isterim, Dostluk da düşmanlık da" İşte bu kadar net aslında. Madem bu kavga ta ezelden beri var. O zaman yiğitçe çarpışmak gerek meydanda. Ama kahpece sokaklarda gerçek mermilerle insanları katledenler, gaz bombalarıyla halkın beynini patlatanlar, daha 14'ündeki Berkin'i acımadan vuranlardan ne erkeklik beklersin ne adam gibi bir kavga. Hepsi tarihin o kirli çöplüğünde yerini almak için sırasını bekliyor. Ve zamanın daraldığını meydanlarda görü- yoruz. "Bu halktan adam olmaz" diyenler şimdi bir halkın nasıl dimdik, inançla-yılmadan, tüm baskılara rağmen zulmün karşısında durduğunu görüyor.ve bu halk bu hesap soracak. Bunu kafasına gaz bombası yiyen gencecik insanlar yapacak, bunu gaz bulutunun içinde kalıp fenalaşan amcalar-teyzeler yapacak, bunu üstlerine acımadan plastik mermi sıkılan, coplarla dövülen kadın erkek tüm halk yapacak. Bunu bu gazın kimyasal bir silah olduğunu bilenler yapacak. Dünyada kullanımı yasak olmasına rağmen halkın üstüne üstüne sıktıkları portakal gazlarının, hastanelerde, kurulan revirlerde kimyasal gazdan dolayı moraran bacakların, kolların hepsinin hesabını verecekler. Ve insanları yer ayırt etmeksizin, evinde, sokakta, mahkeme salonlarında gaza boğanlar! Elbet bir gün bu devran dönecek. Bu halk bir kere ayaklandı. Bundan sonrasını varsın düşman düşünsün. Nice gaz bulutlarından sonra apaydınlık bir gökyüzü çıkar karşımıza... haziran-temmuz 2013 tavir 15

kelimelerin dili kelimelerin dili işte gerçek çapulcu, işte gerçek marjinal deniz ekin Recep Tayyip Erdoğan 11 yıllık iktidarı boyunca halkın kimliğine ve değerlerine savurduğu hakaretlere yenilerini ekledi geçenlerde... Kendi faşist düzenine karşı ayağa kalkan yüz binlerce insanı "çapulcular" diye nitelendirdi. İktidarlar tarihine halkın yaratıcı mizah duygusuyla en büyük mizahi tepkiyi gören başbakan olarak geçen Recep Tayyip Erdoğan bu süreçte adeta mahallede oyundan dışlanan geçimsiz çocuğun ağzından salyalar akıtarak önüne gelene tekme atıp küfretmesi gibi Türkiye halklarına saldırdı. Çapulcu diyerek nitelendirdiği yüzbinlerce insan o sıfatı yere çalarak adeta gerçek çapulcuları ortaya koydu. Daha sonrasında Erdoğan ikinci silahını "marjinal" kelimesini kullandı. Marjinal kelimesini daha öncesinde 1 Mayıs 2013'te başından biber gazı fişeğiyle vurulan Dilan Alp'in durumunu izah eden İstanbul Valisi H. Avni Mutlu'nun "Dilan kızımız tam bir marjinal" cümleleriyle duymuştuk. Peki, sahiden de Recep Tayyip Erdoğan'ın ve iktidar partisinin tamamının halklara savurduğu bu hakaretler yalnızca savunma psikolojisinden miydi yoksa daha derinleşmiş bir zemine mi oturuyordu?.. İktidarın faşist politikalarını sürdürebilmesi için her dönem çeşitli yöntemleri vardır. Kendine karşı ayaklanan halklara, değerlere hakaret etmek içini boşaltmak, değersizleştirmek, bir avuçmuş gibi göstermeye çalışmak kendi varlığını sürdürebilmesi için bir koşuldur. Bugün direnen halkların "marjinal" olarak nitelendirilmesi de bundandır. Marjinal kelime itibariye "var olan güncel değerlerin haricinde ya da karşıtında bir felsefik görüşe ve yaşam biçimine sahip olmak" anlamına gelir. Yani Tayyip Erdoğan tamamen ideolojik temelli sarf ettiği bu kelimeyle kendine karşı direnen yüz binleri halktan kopuk, kendi halinde, meczup kimseler gibi göstermeye çalıştı. Fakat yanıldı çünkü bu ayaklanan yüz binler halkın ta kendisiydi, her sokakta, her barikatta, her dayanışmada bir kez daha asıl marjinalin, asıl çapulcunun ve asıl teröristin devlet olduğu ortaya çıktı. Recep Tayyip Erdoğan'ın kelimelerin diliyle açtığı ideolojik savaş kendi safında kayıplarla ilerledi. Ne zaman ki halka hakaret etti, onurunu kırdı o zaman bir kez daha yüzbinler sokaklara döküldü. Fakat o, marjinal demeye devam etti. Bir diğeri ise, oyunu tükenmeyen Osmanlı'dan miras kalan bir yöntemdi. Tayyip Erdoğan bu kez direnen halkları bölmeye çalışarak marjinaller ve çevreciler diye nitelendirdi. Bu yöntem, yıllarca "çok yaşa" mantığıyla halkları sömüren padişah atalarından mirastı ona. Çevreciler iyi çocuklar, marjinaller ise teröristlerdi ve fakat bu yalanıyla da kimse bölünmüyordu ve yine her sokakta insanlar bağırıyordu polislere "defolun gidin, siz yokken hiç böyle değildi bu sokak" diye, her duvarda yazıyordu kendisiyle alakalı yaratıcı sloganlar ve dahası o ayırmaya çalıştığı kitleler birlikte çatışıyor, dayanışarak yaşıyordu. Tayyip Erdoğan'ın söylemlerinin hiçbirinin ardı boş değildir. Aksine her kelimesi Amerikan emperyalizminin detaylıca düşündüğü ve Tayyip Erdoğan'a ezberlettiği cümlelerdir. Evet bugün onuruyla, aydın vasfıyla direnen, bu ülkenin çoğu üniversite mezunu ya da öğrencisi insanına Tayyip Erdoğan gönül rahatlığıyla çıkıp çapulcu, marjinal diyebilir. Çapulcu, marjinal dediklerinin karşısına koyduğu kitle ise daha birkaç gün evvel gerçekleştirdiği mitingde konuşmaya çalışan fakat hede hödö dedikten sonra adeta kuyruğuna basılmış kediler gibi yalnızca bağırabilen AKP'li vatandaşlarıdır. Tayyip Erdoğan bugün marjinal diyerek devrimcileri, ayaklanan halka önderlik edip bilinç taşıyabilecek kitleleri hedef gösteriyor. Çünkü milyonlar olmamızdan, milyonları örgütlememizden gerçek marjinalin, gerçek çapulcunun ve gerçek teröristin kendisi ve beraberindekiler olduğunu ortaya çıkarmamızdan korkuyor. Bundan ötürü, biz bir kez daha haykırıyoruz. Ne marjinal sıfatını ne çapulcuyu kabul ediyoruz. Biz halkız uğrunda alın teri döktüğümüz her şeyi bizden çalan bir avuç asalak, sömürücü, çapulcu teröristin düzenini viran edene kadar alanlarda, meydanlarda mücadele etmeye devam edeceğiz. 16 TAVIR haziran-temmuz 2013

eleştiri eleştiri halk kapına dayandı hesap vereceksin erdal özkaya Bir halkın açlığa, yoksulluğa, aşağılanmaya karşı başkaldırısına, ayaklanmasına tanık oluyoruz haftalardır. Halkın öfkesinin nelere kadir olduğunu görüyoruz bir kez daha. Ağacın ve yeşilin ötesinde ülkesinin geleceği için ayaklanan bir halkı görüyoruz. Kadını, erkeği, genci, yaşlısı, çocuğu, her meslekten, her din ve dilden halkı görüyoruz. Nazım ın toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar dediği halkı görüyoruz. İçindeyiz biliyoruz öfkesini, gözlüyoruz. Onunla birlikte patlıyor ağzımızda sloganlar "Faşizme Karşı Omuz Omuza" diye. Evet haftalardır sokaklarda Türkler, Kürtler, Araplar..., aleviler sünniler..., kimisinin elinde Türk bayrağı kimisinin elinde kızıl bayrak. Kimi başı açık, kimi kapalı yürüyorlar ekmek, adalet ve özgürlük için İstanbul da, Adana da, Ankara da, İzmir de, Eskişehir de... Biz görüyoruz, içindeyiz ama birileri hala görmezlikten geliyorlar bilerek, kasten. Birileri sırça köşkleri için görmüyor, yazmıyor, duymuyor. Birileri iktidarın gazabından korunmak için yok sayıyor. Gazeteler, televizyonlar yalanda yarış halinde. Düşünebiliyor musunuz yüzbinlerce insan sokaklarda çatışıyor, direniyor, katlediliyor, gözleri çıkıyor, gazdan boğuluyor ama o gazete ve televizyonlar tam 4 gün boyunca sanki hiç bir şey olmamışçasına yazmıyor, yayınlamıyor. Kiminin logosu Habertürk gibi gücü özgürlüğünde. Ama özgürlüğü iktidarın çizdiği sınırlar ile sarılı işte. Haftalar geçti, ayını dolduracak halk ayaklanması. Ama bu televizyon kanalları bu ayaklanma içinde yer alan tek bir insana bile mikrofon uzatmadı, gazeteler röportaj yapmadı. Ekranları AKP yanlısı gazeteci bozuntuları; Fatih Altaylılar, Nagehan Alçılar, Yeni Şafakçı, Starcı, Zamancı, Bugüncü AKP borazancıları ile doldurdular. Habertürk ü açıyorsunuz marjinaller, Vandallar, polisimiz AKP haklı; CNN i açıyorsunuz Penguen belgeseli, NTV de Oğuz Hakseverler in canhıraş AKP yalakacılığı, halk düşmanlığı var. Utanmazlar. Siz göstermeyeceksiniz, yazmayacaksınız, işinize geleni yazacaksınız herkes de buna inanacak, öyle mi? Tayyip Erdoğan ı günde 80 kere ya- yınlayacaksınız, halkı karalayacaksınız öyle mi? Türkiye nin dört bir yanında milyonlarca insan kah sokakta, kah evinde tencere tava çalarak, ışıkları kapatarak tepkisini gösterdi. Türkiye tarihinin en büyük, en kitlesel ayaklanmasını yazmayacak ve göstermeyeceksiniz, ama AKP nin mitinglerini şişireceksiniz. Muhabirleriniz yanı başında gaza boğulan halkı görmezlikten gelip, halkı kışkırtıcılıkla, tahrikle suçlayacak, herkes yutacak öyle mi? İnsan azıcık düşünür, kim baki halktan başka? Ne olacak AKP gidince? Halkın yüzüne nasıl bakacaksınız? Ama eminiz umurlarında değildir bunlar. Onlar günün ve iktidarın keyfini çıkarıyorlar, cebimizi ne kadar doldurursak o kadar iyidir, gerisi boş diyorlar. Sizin için öyle olsun ama bu halk emin olun sizi hiç unutmayacak. Ve artık size kimse güvenmiyor, bunu da bilin. Yalanlarınız ve halk düşmanlığınızla baş başasınız artık, yolunuz karanlık olsun. haziran-temmuz 2013 tavir 17

değerlendirme değerlendirme ayaklanmanın sanatçılara öğrettikleri serhat soylu AKP faşizminin sömürü ve zulüm politikalarının 10 yılda halkta biriktirdiği öfke 31 Mayıs günü patlayarak tüm ülkeye dalga dalga yayıldı. Anadolu halkları gayrı yeter deyip yürüdüler alanlara, meydanlara. Yasak, baskı, korku duvarı aşıldı; direniş barikat barikat günlere, haftalara yayıldı. Evet bu bir birikimin patlamasıydı. Demokratik taleplerini dile getirirken bile gazlanan, coplanan, gözaltına alınan, işkencelerden geçirilen, tutuklanan, katledilen insanların ayaklanmasıydı bu. İnançları, değerleri, kültürleri, yaşamları aşağılanan ve baskı altına alınan milyonların ayaklanması Halkın her kesiminden insanımız vardı bu ayaklanmada. İşçisi, işsizi, emeklisi, öğrencisi, ev kadını, memuru, esnafı, futbol taraftarı, doktoru, avukatı, sanatçısı Ezilen, sömürülen onlardı çünkü. Onlardı 1 yılda 840 kez kaza(!) ile katledilen. Onlardı geleceksiz, umutsuz bırakılan. Onlardı paralı, ezberci eğitimle yaşayan ölü haline getirilen. Onlardı kan ağlayan, onlardı hakları bir bir gasp edilen. Onlardı heykeli yıkılan, kültür merkezleri basılan, filmleri sansürlenen, gözaltına alınan, tutuklanan Söyleyecek sözü olan herkes meydanlardaydı, barikatlardaydı. Faşizm bu! Yönetebilmesi için sömürdüğü öfkeli milyonları, baskı altına alması gerekir. Baskının olduğu yerde de direniş boy verir elbet en tazesinden. Bir kez bile slogan atmayanımız, bir kez bile talepleri için adımlamayanlarımız meydanları sel olup akarlar ya ülkenin yüreğine; tap taze olan budur işte Genç yaşlı demeden halkımız sokaklara döküldü, alev alev yanan barikatlar arkasından haykırıldı talepler; Ekmek, Özgürlük, Adalet İstiyoruz! Tüm bu olup bitenlere şaşıran larımız da vardı elbette. Bu halktan adam olmazdı ya hani Hani insanlar duyarsızdı ya Hani cahildi ya halkımız, doğruyu yanlışı göremiyordu ya Tüm bu sahte, hayatın gerçekleriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan tanımlamalar, düşünceler yerle bir oldu. Bu düşünce ve söylemlerin sahipleri halkı tanımaz çünkü. Onların yaşamı da, üretimleri de içinde yaşadıkları halkın duygu ve düşüncelerinden, acılarından ve sevinçlerinden kopuktur. Bilmezler halkımız nasıl yaşar, nasıl düşünür Susarsa niye susar? Patlarsa birikmiş suskunluk, etkisi ne kadar olur bilmezler onlar. Ülkemizde yaşananlar maskeleri indirdi, ak ile karayı birbirinden ayırdı, ayırmaya da devam edecek. NTV, CNN TÜRK, SHOW TV, KANAL D, STAR, HABER TÜRK niye var? Hülya Avşar, İbrahim Tatlıses, Necati Şaşmaz ve bilcümle saray soytarısı ne işe yarar? Bu sorular cevaplarını buldu, halkımız eğriyi doğruyu gördü. Bu süreç genel olarak aydın sanatçılar açısından bir sınavdı. Tarihsel ve siyasal misyonunu yerine getirebilecek sanatçılar direnişin yanında yer alacak, getiremeyenler ise tarihin çöplüğünün derinliklerine biraz daha fazla ineceklerdi. Kendinden başkasını düşünmeye yüreği, beyni yetmeyen burjuva sanatçılar direnişin dışında kalarak daha da yalnızlaştılar. Milyonların zulme karşı başkaldırısına sessiz, kayıtsız kalarak nesnel olarak zalimlere, halkımıza zulmedenlere hizmet etmiş oldular. Halkın haklı taleplerini sahiplenen, dile getiren, direnişe kültür-sanat alanından omuz veren Sanat Cephesi pratiğiyle, söylemleriyle bu süreçte halkın sanatçısının, aydınının alması gereken tavrı göstermiş oldu. Her koşulda direnişi büyütmeyi, faşizmin krizini derinleştirmeyi, halkın mücadelesinin önünü açmayı hedefleyen bu pratik, ülkemiz aydın sanatçıları açısından da önemli bir deneyimdir. Elbette bu direnişten öğrenilmesi gereken birçok şey var. Bunlardan en önemlisini; birlikte olunduğunda, örgütlü olunduğunda, mücadele edildiğinde olmazların olur kılınabildiği gerçeğini görmemiz olarak ifade edebiliriz. Halkın sanatçısı halkından öğrenir, halkına öğretir. Halkının aydını olabilmesi için ilk adım onun öğrencisi olmayı başarabilmektir.halkımız direnişiyle, coşkusuyla, dinamizmiyle, militanlığıyla biz aydın sanatçılara nasıl mücadele etmemiz gerektiğini öğretti. İnançsızlaşmış, umutsuz insanlarımıza güç oldu, umut oldu. Bize düşen üretimlerimizle bu günleri tarihe not düşmek, geleceğe aktarmak ve zulme karşı direnişi büyütmek için örgütlenmek, örgütlenmek, örgütlenmek Şunu çok iyi gördük; örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez! Hayatın her alanında olduğu gibi kültür sanat alanında da örgütlenmeli, mücadeleyi büyütmeliyiz. Er ya da geç faşizmi yeneceğiz. Son sözü kanımızı emenlere, karanlık beyinlere bırakmayacağız. Haklıyız, Kazanacağız! 18 TAVIR haziran-temmuz 2013