Dü ünceniz genç kal DÜŞÜNCE & FİKİR DERGİSİ SAYI: 13 YIL: 2 MART / 2014

Benzer belgeler
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

İnönü Üniversitesi Fırat Üniversitesi Siirt Üniversitesi Ardahan Üniversitesi - Milli Eğitim Bakanlığı ‘Değerler Eğitimi’ Milli ve Manevi Değerlerimiz by İngilizce Öğretmeni Sefa Sezer

Nasrettin Hoca ya sormuşlar: - Kimsin? - Hiç demiş Hoca, Hiç kimseyim. Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca: - Sen kimsin?

ÖNCESİNDE BİZ SORDUK Editör Yayınevi LGS Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Yeni Tarz Sorular Nasıl Çözülür? s. 55

İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

Adamın biri bir yolun kenarına dikenler ekmiş. Dikenler büyüyüp gelişince yoldan geçenleri rahatsız etmeye başlamış. Gelip geçenler, adama:

Yeşaya Geleceği Görüyor

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

dinkulturuahlakbilgisi.com KURBAN İBADETİ Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com

Yazar : Didem Rumeysa Sezginer Söz ola kese savaşı Söz ola kestire başı Söz ola ağulu aşı Yağ ile bal ede bir söz Yunus Emre

Sevgili dostum, Can dostum,

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim :03

1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

BAHARA MERHABA. H. İlker DURU NİSAN 2017 İLKOKUL BÜLTENİ

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

dinkulturuahlakbilgisi.com amaz dinkulturuahlakbilgisi.com Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com

Bir insan, nefs kılıcını ve hırsını çekip hareket edecek olursa, akıbet o kılıçla kendi maktül düşer. Hz. Ali

AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL

İNSANIN YARATILIŞ'TAKİ DURUMU

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

Allah a Allah (ilah,en mükemmel, en üstün,en yüce varlık) olduğu için ibadet etmek

KRAL JAMES İNCİLİ 1611 APOCRYPHA DUA AZARYA & üç Yahudi şarkı. Azarya ve şarkının üç Yahudi duası

KARANLIKTA FİLİZLENEN TOHUM

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

NİÇİN EVLENMEDEN ÖNCE İNSANIN KENDİNİ TANIMASI ÇOK ÖNEMLİDİR? YA DA KENDİNİ TANIMAK NEDİR?

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.

TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla

İÇİNDEKİLER SÖZ BAŞI...5 MEHMET ÂKİF ERSOY UN HAYATI VE SAFAHAT...9 ÂSIM IN NESLİ MEHMET ÂKİF TE GENÇLİK... 17

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN

M14 esnevi den (şirli) r H i k â y ele

Hz.Resulüllah (SAV) den Dualar

BÖLÜM 1. İLETİŞİM, ANLAMA VE DEĞERLENDİRME (30 puan) Metni okuyunuz ve soruları cevaplayınız. MUTLULUK HİKAYESİ

Seyyid Abdülkadir Geylâni hazretleri küçük yaşta iken, annesinden Bağdat a giderek ilim öğrenmesi için izin ister.

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Akıllı Kral Süleyman

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

TİN SURESİ. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ. 3 Bu güvenli belde şahittir;

2010 yılının son ayına girdiğimiz bu aylarda hıristiyan olan batı toplumunda olduğu gibi

1 Ahlâk nedir? Ahlâk; insanın ruhuna ve kişiliğine yerleşen alışkanlıklardır. İki kısma ayrılır:

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

BÖLÜM: 2. Oruç Tutarken Nelere Dikkat Etmeliyiz? Orucu Bozan Durumlar. Orucun Kişiye ve Topluma Kazandırdıkları. Ramazan Bayramı Sevinci

Tanrı Herşeyi Yarattığı Zaman

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

TÜRKÇE. NOT: soruları yukarıdaki metne göre cevaplayınız. cümlesinin sonuna hangi noktalama işareti konmalıdır?

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. İsa nın Doğuşu

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Tanrı Herşeyi Yarattığı Zaman

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Bilmeceli-Bulmacalı-Oyunlu. Namaz Kitabım. Bilal Yorulmaz

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. İsa nın Doğuşu

Selin A.: Yağmur yağdığında neden gökkuşağı çıkar? Gülsu Naz Ş.: Neden sonbaharda yapraklar çok dökülür? Emre T.: Yapraklar neden sararır?

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

Birinci kadın; Oğlunun çok hareketli olduğunu, ellerinin üzerinde dakikalarca yürüyebileceğini söyledi.

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir.


Azrail in Bir Adama Bakması


Anlamı. Temel Bilgiler 1

TEOG 2. MERKEZİ ORTAK SINAVLAR DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ DERSİ BENZER SORULARI

Mucizeleri. ÇOCUKLAR İÇİN Peygamberimizin. M. S i n a n A d a l ı. Resimleyen: Sevgi İçigen

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

Eğitim Programları ANA HATLARIYLA İSLAM DİNİ

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Kral Davut (Bölüm 2)

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Tanrı Köle Yusuf u Onurland- ırıyor

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

Başbakan Yıldırım, 39. TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği ne gelen çocukları kabul etti

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.

EDEBİYATIN İZİ 86. İZMİR ENTERNESYONAL FUARI NA DÜŞTÜ

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız. (Kur an 50/16 Kaf)

BİLMEN LAZIM BİTKİLERİN VE HAYVANLARIN DÜNYASINA TEFEKKÜR PENCERESİNDEN BAKALIM

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Büyük Öğretmen İsa

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Büyük Öğretmen İsa

(1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA

ilkokulu E-DERGi si 23 Nisan ın Önemi Sorumluluk Okulumuzda 23 Nisan Hedef Siir: Egemenlik Ulusundur 2017 Nisan Sayısı Bu Sayımızda:

Zengin Adam, Fakir Adam

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

AŞKIN ACABA HÂLİ. belki de tek şeydir insan ilişkileri. İki ayrı beynin, ruhun, fikrin arasındaki bu bağ, keskin

Kurban Nedir Ve Niçin Kesilir?

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

ÖZEL BİLFEN İLKÖĞRETİM OKULU ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ

Tanrı nın İbrahim e Vaadi

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Tanrı nın İbrahim e Vaadi

İnsanların Üzüntüsünün Başlangıcı

Sadîk-i Ahmak yani ahmak dost şiddetli düşmandan,din düşmanından daha fazla verir.

Agape Kutsal Kitap - God's Love Letter Scriptures

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

Selman DEVECİOĞLU. Gönül Gözü

Transkript:

Dü ünceniz genç kal Kardeşim kan kokuyor İslam da Eğitim düzeni Biz sövmeyiz severiz Aile ve çocuk terbiyesi Rachel Corrie Dünya yı yöneten kukla yöneticiler Ülkem gibi kokuyorsun sen Alevi Asimilasyonu DÜŞÜNCE & FİKİR DERGİSİ SAYI: 13 YIL: 2 MART / 2014 fotoğraf: Mohammed Abed / AFP / Getty Images

Editörden... Karanlıkta bırakıp gizlemeye çalıştığımız ve kimselerin göremeyeceğini düşündüğümüz nice yanlarımız, normal zamanlarda da herkesten gizlediğimiz asıl yüzümüzü günü geldiğinde yüzleştirilmek üzere karşısına çıkarıldığımız ilahi ayna. Oysa her gördüğümüz de birer ayna değil mi? Tenkit ettiklerimiz, övdüklerimiz, aşağıladıklarımız, yücelttiklerimiz, baş tacı yaptıklarımız, dışladıklarımız, canımızı feda ettiklerimiz ve gözümüzü kırpmadan öldürdüklerimiz Evlerimiz, bahçelerimiz, davarlarımız, arabalarımız ve saltanatımız yani dünyalıklarımız. Her varlıkta görünen ve fakat bir türlü görmek istemediğimiz suretimiz ve biz Kurtulmak isteyip de ve fakat vazgeçemediğimiz en ağır günahlarımız. Herkesten gizlediğimizi asıl hesap vereceğimiz makamdan ne kadar gizleyebiliriz? Karanlık çöktüğünde her zerrenin üstüne, bir yol belirlenir gece yürüyüşüne çıkanlar için. Yıldızlardan yol bilinir, ışıksa gecenin sırrıdır. Sırrı sır olanın yolu aydınlık olur ve yeni bir gün düşlerimizi, hayal kırıklığımızı gece boyu işlediğimiz cinayetler iflah ettiğimiz bedenler tapınaklarımız ve bizi mesut etmeyen aşklar günahlardan arınmak isterken içimizdeki şeytana secde ederiz çoğu zaman ne cennetimiz var bu alemde nede cennette bizi bekleyen vaad edilmiş makamlar insanca yaşıyoruz sözde oysa en kor ateş özde yanıyor ve şimdi! şimdi diye başlayıp da çıkıyorum kabuğumdan zaman yeniden başlama zamanıdır, uzunca bir yol omuzlarımıza yüklediğimiz o kirli bohçaları bir bir atma zamanıdır şimdi bu bir hicrettir dua makamına münacat azığımız, dilimiz zikre dursun hayat zikirdir, hayatı hakça zikredelim içimizde kurduğumuz küçük küçük cumhuriyetler kurduğumuz sarayların en yüce yerine oturttuğumuz bebek yüzlü şeytanlar söz/ün miracına varmak tek muradımız olsun. Sözde kalın, özünüzü bulmak için her şeytan ayrı yerden saldırıyor. ibadetlerimiz

KÜNYE FİKİR VE DÜŞÜNCE DERGİSİ Yayın Süresi: Düşünceniz genç kalsın... MART Yıl: 2 Sayı: 13 Sorumlu Yazı İşleri Müdürü & Editör Aydın ALTAY Genel Yayın Yönetmeni Ferşid PİROUZNİA Haber Müdürü Mehmet GÜRHAN Tercüme Fatma BATKİTAR Fatma Zehra YÜCEL Dilek Çetin Kültür Sanat & Sinema Turgay CANDAN Sanat Yönetmeni Eyyüp Sultan SOYLU Dizgi & Tasarım ERS REKLAM İletişim info@7soz.com 6/9 10/19 20/21 22/25 Yusuf Özkan Özburun Kardeşim kan kokuyor Ali Sefai İslam da Eğitim düzeni Ali Şeriati Nevruz Yağmur Beyaz Nevruz

İÇİNDEKİLER Hasan Kanaatli 26/31 Biz sövmeyiz severiz 44/45 Şiir Mahmut Özdemir Abbas Karimi 32/35 Aile ve çocuk terbiyesi 46/49 Tevekkül Erol Dünya yı yöneten kukla yöneticiler Fatma Sevimli 36/37 Veda 50/51 Muhammed Bakan Ülkem gibi kokuyorsun sen Rachel Corrie 38/43 52/55 Özgür Arapoğlu Alevi Asimilasyonu

Kardeşim, kan kokuyor gözlerin Sana bir merhaba niyetine tüm bu Kabil soyuna inat Habil in tavrını hatırlatıyorum Tam askerlik süresinin kısaltılmasından (Türkiye tarihinde ciddi anlamda ilk defa) bahsedilir Tam (yine ilk defa) ordunun iç harcamaları Sayıştay tarafından denetlenmeye başlar, yıllardır sorgulanamayan örtülü ödenek, doğru dürüst denetlenemeyen kışla kantininden orduevine kadar iç mekanizma sivil irade tarafından denetlenmeye başlar Askeri müzik ne kadar müzikse askeri yargı da o kadar yargıdır diyen dü- şünürü hatırlatan askeri yargı nın, sivil yargının denetim ve gözetimine verilmesi ciddi anlamda gündeme gelir, hatta kimi küçük örnekleri kendini gösterir Tam bedelli askerlik uygulaması ufukta tüllenir. Askeri kafa, askeri söylem karşısında; koyu militarizm katkılı, din soslu, biraz tarih garnitürlü, bol milli-manevi değerlerimiz nutuklu kara milliyetçilik karşısında insan hatırlanır, birbirine açılmaktan bahsedilir, ibre manevi değerlerden yana kaymaya başlar, güç karşısında Söz yükselişe geçer Tam ülkenin ekonomik tarihinde ilk 6 7SÖZ

defa ülke kaynakları bünyenin kılcal damarlarına doğru yürür, paylaşım çok adil olmasa da yukarılarda buharlaşmadan aşağıya inmeye, memleket insanına insanlığını hatırlatacak projeler konuşulmaya başlar. Devlet, çatık kaşlı agresif dövlet baba modundan çıkıp anaç bir edaya bürünür gibi olur. Sosyal devletten, herkesi kucaklamaktan, ırkçılığın dar girdabını parçalamaktan, geniş düşünmenin, en azından dünya haritası ölçeğinde düşünmenin öneminden bahsedilir Tam ülkeyi 1980 lerin ortalarına kadar Ruanda, Uganda tipinde içine kapalı, kontrolü kolay, ikide bir dayak atılan ezilmiş bir çocuk gibi idare edenler ve bundan da gayet memnun gözüken eli sopalı, dili Yerli malı Türk ün malı herkes onu kullanmalı teraneleriyle gürültülü, Bize bizden gayrı dost yok diye diye, memleket evladının tamamına yaylalar yaylalar dedirte dedirte güya komşu kızını zapt-u rapt altına alanlar geri basar gözükür Yıllarca halının altına süpürülmüş temel sorunlar, doğrudan insana ilişkin problemler bir bir ele alınmaya, en azından sözkonusu edilmeye başlanır, kadın hatırlanır, erkek hatırlanır, cinnet geçiren aile hatırlanır, merhamet hatırlanır, Somalili kardeşin insani çığlığı hatırlanır, hatırlanır oğlu hatırlanır Dış politikanın stratejik derinliği Suriye aynasında bir kez daha kendini gösterecek olur, Türkiye dışına çıkıldığında yaşanan Allah affetsin Türkiyeliyim sendromu yine ilk defa yerini net ve diri bir duruşa bırakmaya koyulur. Yere baka baka enseyi karartan insanlar ülkesi biraz olsun ufka bakanlar ülkesi ne dönüşmeye yüz tutar Peki bütün bunlar olurken bilin bakalım ne olur? Ve kan kokusu her yanı kaplar, bir anda kan rengi bulutlar afakı sarar Kandan duvaklara sarınmış tabut gelinleri suyun başındaki yedi başlı ejderhaya kurban verilir ve bu tam zamanında yapılır. Flaşlar patlar, kameralar çalışır, haber bültenlerinin seküler vahyi andıran velveleli sayhası her eve, her göze, her gönle düşer Yine başa dönülür, silbaştan yaz bu mutantan hikayeyi katip Militarizmin derin homurtuları cezbeyle kükremeye başlar. Milliyetçiliğin kara baharı yeniden yeşerir Hükümet istifa diye boğuk bir ses yükselir Altı okun biri yine böğrümüze batar Çullan hükümete, çullan insanın ense köküne Televizyonu, radyosu, gazetesi, interneti, büyük sahra topları gibi kardeş gönüllerin tepelerini dövmeye başlar Soykırımsa soykırım yetti artık diyeninden tutun da Zerdüşt ün izinde kan pahasına alınması gereken öç ten bahsedenine kadar ortalık Türk ulusalcılığının karanlığından Kürt ulusalcılığının mezbelesine yuvarlananlarla dolar Yine Siirt li Abdülkadir Çorum lu Mehmet i ya da Kırşehir li İbrahim Mardin li Bilal i vurmuştur, olan onlara olmuştur Kampanya onların canları üzerinden yürütülen derin, pahalı, iştah kabartan bir kampanyadır Bol taşeronlu katılımla gerçekleşen bir kan kampanyası Sonra açıklama aniden gelir: Bakan Askerlik süresiyle ilgili hiçbir çalışmamız yok der. Bir anda. Halbuki kısa bir süre ARALIK 2013 7

önce ciddi anlamda çalışmalar olduğuna, askerliğin süresinin mutlaka kısaltılacağına ilişkin haberler kamuoyunda tartışılmıştı. Yükselen duygusal mantık yürütmeye dayalı sesler karşısında hükumet ister istemez sertleşir, dövlet baba hissiyatı nüksetmeye başlar (Ama birader bu hep böyledir yahu ) Bıçak kemiğe dayanmıştır, Ramazan daki sabır bile tükenmiştir, bundan böyle söz değil eylem görülecektir. Onca çaba, onca alınan mesafe güme Ellerini oğuşturan derin militarizm, dip milliyetçilik bıyıksız dudağında uçuk bir gülümsemeyle yine oradadır. Kendisinden toplumun nefsi kavramını öğrendiğim Malik bin Nebi, bir memleketi oluşturan tek tek insanların gönlünde yatan aslanların, kafasında oynaşan fikirlerin, kalbinde kıvılcımlanan hislerin çoğunluğunun genel istikametini, toplumun nefsini oluşturduğunu söyler Bu manada Türkiye insanlarının tekil olarak zihin ve kalplerinde menhus bir militarizm ve faşizm damarı, meş um bir ulusalcılık eğilimi olmasa acaba toplumun nefsi nin ibresi bu kadar şaşar mıydı? Sinelerdeki manevi terör olmasaydı, sosyal terör bunca tesir icra eder miydi? diye sorasım geliyor. Bir zamanlar ünlü bir yazar Her evde bir general var! diye yazmıştı, benimse her gönülde diyesim geliyor Onsekizinde bir delikanlıyken kendisinden Militarizmin Kökenleri ni ders aldığım Arnold Toynbee daha en başta bize barışçı güçlerin savaş güçlerine üstün geleceğini müjdeliyor. İlginçtir, hep olduğu gibi şu anki mücadele de barışçı güçlerle savaş güçleri arasındadır. Bu anlamda saf 8 7SÖZ

tayini yapmak elzem gözüküyor. ( Ak parti 6 ay içinde istifaya zorlanacak, ciddi bir eylem planı devreye konulacak, bunun da ilk adımı şehit cenazeleri ile atılacak, ardından hükumete rota değişimi yaptırılacak meailinde ifadeler kaleme alan Emre Uslu enteresan bir öngörüyle acaba neyin işaretini veriyor bize?) Kılıcı yerine koy, kılıcı çekenler yine onunla öldürülecekler diyor Hazreti İsa Yükselen bu kan dalgası karşısında bilhassa kılıcına sarılanlar, hükumet ve halk, doğu ve batı, her kesimi bu sözü iyi anlamalılar. İpek mendili havaya atıp kılıcını altına tutarak ikiye bölen hükümdarın soft power ı ile gürzünü taşa vurup parçalayan kralın hard power ı iyi kıyaslanmalıdır. Zamanın ruhu yumuşak güçten yanadır. Kandil i askeri uçaklarla hep yapıldığı gibi bombalarınızla yerle bir ettiniz, tamam haklılık payınız var, tamam kızgınız, peki bir kısım yüreklerdeki Kandil i ne yapacaksınız, Ötüken i, Orta Asya steplerini ne yapacaksınız? Biz topuz değil nur gösteririz demişti Said Nursi Kardeşim asıl sen ne diyorsun, onu söyle hele. Gönlünde yatan aslandan ne haber, hele onu haber ver Kardeşim gözlerin kan kokuyor, sıkılmış yumruğunu görüyorum. Bense sana bir merhaba niyetine tüm bu Kabil soyuna inat Habil in tavrını hatırlatıyorum: Ey kardeşim Kabil, eğer beni öldürmek için elini uzatırsan ben seni öldürmek için elimi uzatmam. Ben isterim ki, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşin dostlarından olasın. İşte zalimlerin cezası budur Yusuf Özkan ÖZBURUN Ve kan kokusu her yanı kaplar, bir anda kan rengi bulutlar afakı sarar Kandan duvaklara sarınmış tabut gelinleri suyun başındaki yedi başlı ejderhaya kurban verilir ve bu tam zamanında yapılır. Flaşlar patlar, kameralar çalışır, haber bültenlerinin seküler vahyi andıran velveleli sayhası her eve, her göze, her gönle düşer MART 2014 9

İslam da eğitim düzeni İslam da eğitim yönteminden sonra İslam da eğitim düzenine ulaşırız. Bu düzenli yapıda tezkiye, talim, tezekkür, tedebbür, tefekkür ve taakkule değinmek lazım. İlk bölümde özgürlük, tezkiye ve terbiyeye değineceğiz. ÖZGÜRLÜK VE TEZKIYE Doğru yolu bulmak ve hakikate ulaşmak isteyen kimse için sadece düşünce sahibi olmak yeterli değildir. Gerçi tefekkür eğitimin altyapısı ve gelişim sebebidir. Engin tefekkürlerle Hakk a ulaşmadığı gibi aksine ümitsizliğe düşen kalan ya da sapıp giden birçok kişi görüyoruz. Bu her iki grup da az değiller ve belliler de. Amaca ulaşmak isteyen kişi hem yürümeli, hem yoldan yürümeli ve yolda başlamalı. Yoksa sadece gitmek, sonuca ulaştırmaz. Ali Safai Bir araştırmacı doğru bir şekilde araştırmaya başlarsa ve doğru bir yöntemi kullanırsa gerçeğe ulaşabilir. Araştırmacı her şeyden önce kendini her türlü inanç ve ekolün çekiminden kurtarmalıdır. İnsanın düşüncesi, bir pusula gibi yolu aydınlatıp belirleyebilir. Pusula, çekim güçlerinin etkisi altında kalmadığı sürece. Bir pusula, güçlü bir mıknatısın yanında yer alır ve manyetik alanı değişirse, artık kuzey ve güney kutbunu belirtmez ve yolu göstermez, bu pusulaya güvenerek hareket eden insan mutlaka yolunu kaybeder. Söylediğim gibi bu bozulmuş pusulanın tehlikesi, pusulasız olmaktan daha az değildir, hatta daha fazladır. Karışık ve tutsak düşüncelerle hareket edenler, hiç düşüncesi olmayan ve bir işe başlamamış olanlardan çok daha fazla yolla- 10 7SÖZ

rını kaybetmiştir. İnsanın düşüncesi, alışkanlıklardan, taklitlerden, menfaatlerden, güdülerden ve taassuplardan ne çok etkilenmektedir ve sonuçta bu düşünce yine bunlarla sonlanır, hakikatle değil. Sonucu bunlardır, hakikat değil. Büyüklerden biri, kuyu suyu ile ilgili araştırma yapmıştı ve şu sonuca ulaşmıştı: Kuyu suyu, değişmediği, rengi, kokusu ve tadı değişmediği sürece necis olmayacaktır ve kullanılabilecektir. Bu araştırmayı bitirdiğinde kendi evinde bir kuyu olduğunun farkına vardı. Böylece kendi kendine dedi ki belki de bu kuyu ve kendi rahatım için bu fetvayı vermiş ve bu sonuca ulaşmışımdır. Bu yüzden kuyuyu doldurmalarını söyledi ve sonra tekrar araştırmaya başladı. Kuyusu olmadan ve menfaatleri onu yanıltmadan. İnsan harekete başlamadan önce özgür olmalı, menfaatlerden, heveslerden, taassuplardan, alışkanlıklardan ve taklitlerden kendini kurtarmalıdır. Şimdi insanın bu çekim faktörlerinden kendini nasıl kurtarabileceği sorusuna ulaşıyoruz. Cevap: İnsan meraklılık ve hakikat arayışı gibi iki güce sahiptir. Merak, düşünceyi harekete geçirir ve hakikat arayışı onu kontrol eder. Bu kontrol gücü menfaatlerin, heveslerin ve taassupların önüne geçebilir. Bir amaca doğru hareket etmek ve bu amaca ulaşmak isteyen kişi, artık babasının gittiği yoldan veya evinin yanındaki yoldan başlamayı düşünmez veya bu yolda benim için menfaat var, para gerektirmiyor, bu yoldan gideyim demez. Biz Tahran a doğru gitmek istiyorsak ve orada işimiz varsa, örneğin orada İsfahan a bedava giden araçlar da olsa, örneğin Kaşan yolu hemen yakınımızda da olsa veya babamız Kaşan a gitmiş olsa da Tahran yolundan vazgeçmeyiz. Hakk a ulaşmak isteyen, Hakk ı isteyen kişi de Hakk ta faydalar olduğunu ve gelişimin olduğunu keşfeden kişi de, artık menfaatler, hevesler veya yanlış taassuplar hatırına ondan vazgeçmez. Bu hakikati arama gücü ve bu güçlü amil, insanı heva ve hevesten, menfaat ve taassuplardan kurtarır. Alışkanlık ve taklitler ise kişilik gelişimi ve kişilik oluşumu ile ortadan kalkar. Taklit, kişilik yokluğunun gereğidir ve insanda kişilik oluştuğu zaman taklit ve alışkanlıklar ortadan kalkar. İnsanda kişilik özelliklerini artıran ve onu büyüten faktörler çeşitlidir. Telkin, mukayese, rekabet, saygı ve ihtiram kişiliğin gelişimine yardım eder. Benim başkasından ne eksiğim var veya onun benden ne fazlası var ki ben onun peşine düşeyim ve onu takip edeyim? Eğer onun delili ve mantığı varsa neden mantık olmaksızın onu kabul edeyim? Eğer ortada mantık yoksa neden kendim bir plan yapmayayım? Eğer ben taklit edici ve tabi olacaksam öyleyse Hakk en iyi örnek ve en iyi tabi olunan dır. Bizim kalbimiz var, beynimiz var, kullanmak istediğimiz yeteneklerimiz ve sermayelerimiz var. Karşımızda çeşitli yollar ve kullanımlar var, örneğin bizim kalbimiz, insanların kalbi, dünya, şeytan ve Allah. Bunlar, yeteneklerimizi kullanma konuları olabilir. Şimdi bu yollardan hangisinde daha fazla kar ve geri dönüşüm olduğuna bakmalıyız. Nefis, diğer insanlar, dünya, şeytan ve Allah; bunlardan hangisi bizim için daha faydalıdır. Ben Allah ın şu ana kadar bize verdiği nimetleri hesaba katmadan konuşuyorum, hiçbir şey verilmediğini farzedelim. Ve Allah gelecekte bize bir şey verecek ve ödüller bahşedecek demiyorum. Farzedelim ki ortada ödül vs. yok. Bu iki farz ile yukarıdakilerden hangisinin daha layık ve hak eden, ihtiyaçsız, daha güzel ve daha kamil oldu- MART 2014 11

ğunu görmek istiyoruz. Bunlardan hangisi diğerlerinin üzerinde egemendir? Ve bunlardan hangisi daha güçlü ve izzet sahibidir? Bu alemde her halukarda tükendiğimize göre kim kendisi için tükenmeye daha layıktır? Biz eğer bu şekilde özgür olursak, bu şekilde özgürce düşünürsek ve kıyaslarsak sonuca ulaşırız. Ayrıca nefis, insanlar, dünya ve şeytan sadece tüketicidir, hiç fayda sağlamazlar ve sadece bizim yeteneklerimizi yutarlar. Bunların hiçbir şeyi yoktur ve hiçbir şey vermezler. Bir şey verecek olsalar da vermeden önce alırlar ve sonra verirler. Bunlar baştan sona ihtiyaç sahibidir. Eğer istemeseler de biz ihtiyaçlarının esiri oluruz ve deliklerinden birinde gömülürüz. Ama Allah ın ihtiyacı yoktur ve bizi yolunda feda edeceği bir isteği yoktur. Biz servetlere ve hazlara da ulaşsak, çok para da kazansak bu servet ve lezzet bize hangi yeteneği kazandırır? Servetleri çoğaltan biziz ama ya servetler sadece bizim gücümüzü tüketmiş ve üst üste birikmiştir. Farzedelim bize refah ve huzur sağlasalar da daha fazlasını bizden almışlardır. Biz sadece refah için mi bu kadar yeteneğe sahibiz? Refah için bir insan olmaya ihtiyacımız olmazdı. Bir keçi, koyun veya bal arısı bu kadar yeteneğe sahip olmadan da daha yüksek bir refah derecesine sahiptir. Düşünce, akıl, irade, vicdan ve furkana sahip olmadan. Onların giysileri yanlarında, yiyecekleri ellerinin altında. Hiçbir zaman intihar da etmediler; çünkü kendilerinden haberleri yoktu. Özetle nefis, halk, dünya ve şeytan yolunda kulluk etmek kaybedilmekten başka bir şey, hüsrandan başka bir şey değildir. Bunlara kul olmak esirliktir ve Hakk a kul olmak özgürlüktür. Elinde yemek olan ve üstünde elbise olan güzel bir çocuk, onun güzelliğine, yemeğine ve elbisesine göz diken kişilerin eline düşerse, hangisine dönse bunlardan birini kaybeder. Ona bir şey verseler de daha önemli bir şeyi alacakları içindir. Bu anda çocuk babasının esiri olursa, ona dönerse ve onun kölesi olursa kesinlikle hiçbir şey kaybetmez, aksine kazanır. Babaya esir olmak, özgürlüktür ve Hakk a kulluk kurtuluştur. Tağutlardan ve her biri sermayelerimizden birine göz dikmiş ve varlığımızın bir kısmı için planlar yapmış hırsızlardan kurtuluş. Bazıları, özgür olmasalar da arınmasalar da düşüncelerinin sonuca ulaşacağını zannediyorlar. Bunlar aynı necisliklere bulaşan ve bunlardan arınmak yerine kendine pahalı parfümler süren kişi gibidir. Bu zavallı, bu kadar harcamaya rağmen çok çekici bir varlık olmayacaktır, herkes ondan kaçacaktır, hatta parfümün kokusunu da pisliğe karıştıracaktır. Bunlar, hızlı bir araç ile yolsuz bir alanda hızla giden kişiler gibidir. İyi bir araç yola çıkmadığında sadece kayolmaya neden olur. Öyleyse yolu bulmak için birkaç gün durakladıysak ve kirliliklerden arınmak için bir saat harcadıysak yoldan geri kalmamışızdır, amaçtan geri kalmamışızdır ve boş oturmamışızdır. Tersine en büyük işleri yapmışızdır. İnançlar için kıyam etmek ve alışkanlıklara, taassuplara, menfaatlere, taklitlere ve Hakk dışındaki her şeye karşı ayaklanmak, necislikten ve kirliliklerden arınmak ve tezkiye; karmaşık, esir ve bulaşmış düşünceden daha önemlidir. Bu kıyam için ilk aşamada merak ve hakikat arayışı faktörlerinden faydalanıyoruz. Merak bizi harekete geçirir ve hakikat arayışı bu hareketi kontrol eder ve ona rehberlik eder. Bunlar ilk aşamada gerçekleşir. Sonra takva, özgürlük ve eğitim ve öğretimden elde edilen bilgi faktörleri vesilesiyle daha çok özgürlüğe ulaşabiliriz. 12 7SÖZ

İnsanın büyüklüğünü tanımak, yolun genişliğini tanımak, Allah ın rahmetini tanımak, dertleri ve acıları tanımak, ölümü tanımak bizi daha büyük ve çeştli özgürlüklere götürür. Bu yüzdendir ki Kur an da özgürlük, bazen eğitimden sonra bazen de ondan önce ortaya konmaktadır. Çünkü özgürlükle ilgili faktörlerden bir kısmı eğitime ihtiyaç duymamaktadır, merak ve hakikat arayışı gibi. Diğer kısmı ise eğitimin, geniş bilginin ve takva faktörlerinin sonucudur. EĞITIM VE ÖĞRETIM Çok güçlü yeteneklerle donanmış insanlar vardır. Bunlar, kendi kendilerine bir işe başlayabilir hatta çok büyük sonuçlara da ulaşabilirler. Terzilik, marangozluk veya elektrik ve tamircilik gibi işlerde kendi başlarına ve usta olmaksızın bir işe devam edebilirler. Ama bu kişiler doğru yolu bulabilmek, ipin ucunu yakalayıp ileri koşabilmek için engin yeteneklerinin bir kısmını yollarda ve çıkmazlarda tüketmek zorundadırlar. Eğer bunların bir ustası olsaydı ve eğitim alsalardı kesinlikle daha çok ilerleme kaydederlerdi ve daha çok kar elde ederlerdi. Bunların kendi başlarına ve usta olmaksızın bir yere gelmiş olmaları ve ustalaşmaları bizi aldatmamalıdır. Bu kişilerin eğitim aldıkları takdirde ne kadar ilerleyebileceklerini ve ne kadar sürede maharet ve ustalığa ulaşabileceklerini değerlendirmemiz gerek. Bu noktadan habersiz olmak, yalnız ve üstat varlığına önem vermeyen kişilerin bir köşeden başlayıp yenilgiler ve tecrübeler sonucu yeteneklerinin bir kısmını boşa harcamalarına veya zorluklarla ve çıkmazlarla karşılaşma sonucu ümitsizliğe düşmelerine ve sonuçta inişe geçmelerine veya nefretin esiri olmalarına sebep olur. Araba kullanmayı öğrenmek için kendi başına arabalara binmek ve çaba harcayarak sonuca ulaşmak mümkündür; ama vites değiştirmek için debriyaja basmak gerektiğini öğrenene kadar kaç araba bozulacaktır! Eğiticinin olmaması sonucu kazalar olabilir, kanlar dökülebilir ve yetenekler yok olabilir. Veya yenilgi ve zarar sonucu amaçtan vazgeçilebilir ve araba sürmekten bıkılabilir. Ama eğer program dairesinde ve eğiticinin rehberliğinde eğitim alınırsa çok çabuk sonuca ulaşılır. Eğitim meselesinde ve tedebbür ve MART 2014 13

tefekkür için birçok yetenek sahibi kendi başına gelişebilir, kendine bir yol bulabilir ve sonuçlara da ulaşabilir; ama geri kalmışlıklar, tehlikeler, yenilgiler ve ümitsizlikler, yol üzerinde bekleyen uçurumlardır ve geçişe engel olurlar. Bu yüzden kendi başına başlayanların birçoğu kendi düşünceleriyle yanlış sonuçlara ulaşmış, yoldan sapmış veya çıkmaza girmiş ve kalmışlardır. İşin kötü olan tarafı ise bu kişilerin bu sapmayı veya çıkmazı ve düşüşü kabullenmeleri, tahammül etmeleri, bunu doğal ve normal kabul etmeleri ve hiçbir zaman bu çıkmazın ve sapmanın nereden kaynaklandığını öğrenmeyi düşünmemeleridir. Eğitici, bu tek başına yürümeler karşısında uyanık bir şekilde konum almalıdır; çünkü bu yalnız gidişlerin çeşitli sebepleri ve motivasyonları vardır. Eğitici bulmaktan ümidini kesmek, bozuk kişiliklerle karşılaşma veya eğitici görünümlü soğuk ve halsiz kişilerden dolayı soğumak gibi sebepler. Ya da gurur, bencillik, kibir gibi diğer faktörler insanı eğiticiden ve üstattan ayırabilir, tek başına yürümeye itebilir, onun yok oluşuna veya engin yeteneklerinin kaybedilmesine yardımcı olur. Eğitici bu gruba karşı gururlarını kırmayacak şekilde davranmalıdır, hatta öğrenci kisvesinde onlara ders vermelidir, onlara müjde vermeli, onları ümitlendirmeli ve demelidir ki: Varlığın büyük eğiticisi Allah tır ve O, özleyen gönülleri yalnız bırakmaz. Varlığın büyük eğiticisi, hareket etmek isteyenleri yalnız bırakmaz, aksine onlara rehberlik eder. Yürümek zorunda olduklarını anlayan ama yoldan habersiz olanlar ve rehberi olmayanlar, O nun hidayetine ulaşacaklardır ve doğru yolu bulacaklardır. O kadar ki varlık sınıfında karıncalardan ders alabilirler, bulutların hareketinden ve yaprakların sallanışından, yağmurun yağışından ve dalgaların titreyişinden, karanlıktan ve ışıktan hakikatleri bulabilir ve ilerleyebilirler. Doğru yolu bulmak ve kurtuluş için hiç 14 7SÖZ

ümidi olmadığı halde istek ve talep anında yola ulaşan ve ileri koşan birçok kişiyi tanıyorum. İnsanları bir araya getiren ve ilişkileri düzenleyen O dur: Rabbimiz bizi bir araya getirir ve O Fettah tır, Alim dir. Bizim tesadüf olarak gördüğümüz ve yüzeysel bir karşılaşma olarak kabul ettiğimiz buluşmalar, O n u n ince planlaması iledir, O nun rehberliğinde ve tamamen hesaplanmıştır. Kendilerini yalnız görenler bu noktaya dikkat etmeli ve yalnız olduklarını ve ortada eğiticinin olmadığını düşünmemelilerdir. O, insanlar yayılmadan önce, Adem i (as) (eğiticiyi) yeryüzüne koydu ve yolları gösterdi. Büyük eğitici O dur ve kim isterse, talep ederse ve kendini O na teslim ederse, O nu yanında bulacaktır ve sorumlusu olarak görecektir. O, eğitimini vermeye başlayacak, davranışlarını düzenleyecek ve yolunu açacaktır. Eğiticiyi ulaşılabilir kılacaktır. Ve bu eğitici, latiftir. İnsanı kendinde saklar ve kendinde meşgul eder, nefsiyle meşgul olmasına izin vermez. Bu eğitici bir köprü gibi insanı Hakk a ulaştırır. Bir set gibi kendi arkasında tutmaz. Bu eğitici cam gibi bakışı geçirir ve Hakk a yöneltir. Alim olmanın kriteri ilim değildir, göz aldatmaca ve riyazet de değil. Alim, kendisini gördüğümüzde Hakk ı hatırladığımız kişidir, kendisinde takılıp bağlı kalmadığımız ve kendisini put yapmadığımız kişi. Sadece bu. Gerçekten de kriterleri bilmemek ve görmezden gelmek sonucu insan ne uçurumlara düşüyor, ne sarp kayalıklarda kalıyor ve ne gerçek dışı şeylere gönül bağlıyor! Zannediyor ki az yemek, az giysi, riyazet, göz aldatmaca, büyüleme, etkisi altına alma veya gönlünden haber verme, içindekini anlatma veya diğer ilimler, alim olmanın kriteridir. Biz eğitici ve alimin bizde neyi uyandırdığına ve canlandırdığına bakmalıyız. Nefsimizi mi Hakk ı mı dünyayı mı halkı mı? Hem de bizim onda neyi canlandırdığımıza bakmalıyız. Heva ve hevesi mi, tamah ve hırsı mı, yönetme isteğini ve otoriterliği mi yoksa Hakk a karşı sorumluluğu ve Hakk ı ve sabrı tavsiyeyi mi? Eğitici eğer sorumluluklarından ilham alırsa ve Hakk ı tavsiye etmekten ilham alırsa ister istemez bizde Hakk ı uyandırır ve canlandırır ve bizi O na yaklaştırır ve O ndan başkasından azat eder. Böyle bir eğiticinin bakışları derstir, susması derstir, konuşması derstir. Bu eğitici, bir karıncadan, kuru bir yapraktan veya meyve dolu bir daldan, sakin bir geceden, turuncu bir günbatimindan bize ders verir. Gözüne görünen her şey, senin için bir ders ve vaaz olabilir. Biz kulak olursak varlığın tümü derstir, biz göz olursak kainatın tümü yoldur. Ve bu yolları yol gitmişler tanır ve bakışlarıyla, sükutlarıyla, yönelimleri veya gülmeleri, ağlamaları, gelmeleri ve gitmeleriyle sen yollara erişirsin, yolları görürsün ve onların heyecanı, aşkı ile yola düşersin ve onların yüceliği ve özgürlüğü ile özgürleşirsin. Gerçekten de yolu aydınlatan, Hakk ı gösteren ve O nu hatırlatan bu ışıklardır. Halkı kendine bağlayan, kendine çeken, onlara özgürlük değil esirlik ve kulluk dersi veren, onları bilinçli bir muvahhit değil putperest yapan şekil ve şemailler, Firavun ve haramiler değil. Ve bu ışıklar yoldadır. İsteyen ve talep eden kimse yolda bunlarla karşılaşır, onların ışığından faydalanır, aşklarından aşk alır. Bu müjde, soğumuş ve kendini yalnız hisseden kişiler içindir. MART 2014 15

Hiçbir zaman kendi başına yola ulaşılamaz. Talep etmek ve sormak gerekir. İmamsız, rehbersiz, eğiticisiz olunamaz; çünkü şeytanlar pusu kurmuştur. Eğiticinin belli bir şekli ve rengi yoktur. Bizi O na ulaştıran ve O nu hatırlatan herkes alimdir, eğiticidir ve rehberdir. Bu şekilde eğitici bize her şeyden ders verir, tedebbürü ve tefekkürü bize öğretir. O büyük Resul (sav), kupkuru çölden bir dağ toplayıp ders verirdi. Kendisi çarşıya gidip alışveriş yapardı ve az parayla çok kar elde ederdi ve ders verirdi. Yemek zamanında camiye gelir, Suffe de oturur ve ders verirdi. Saltanat ve kudret zamanında tevazu gösterirdi ve ders verirdi. Her durumda, bakışı, gülüşü, gazabı ve öfkesi, gelişi ve gidişi dersti ve eğitimdi. Her olaydan faydalanırdı, ders çıkarırdı ve gösterirdi: Ayetlerini onlara okur ve hatırlatırdı. Onlara Kitap ı ve hikmeti öğretirdi. O, hesaplanmış sorular sorarak kişileri harekete geçirir, düşünceyi çalıştırırdı. Çünkü bu sırada ve soru karşısında cevap hazırlamak gerekir, cevap için düşünmek ve harekete geçmek gerekir. Büyük Resul (sav) ve bilinçli eğitici, halka bu şekilde rehberlik ediyor ve onları ileri götürüyordu. Düşünceyi harekete geçirmek için bazen delillendirmeyle başlarız ve delil ve mantıkla düşünceyi harekete geçiririz. Ama aslında bu, harekete geçirmek değildir, aksine düşünceyi bir şeye zorlamaktır. Bu yöntem, düşünceyi meşgul eder, durdurur ve zorlar. İstidlalin, delil getirmenin ağırlığı düşünceyi aşağı çeker ve ortada bir hareket varsa da düşüncenin hareketi değildir. Bu istidlalin kendisinin ve mantığın kendisinin hareketidir. Düşünceyi harekete geçirmenin en iyi yolu hesaplanmış sorular sormaktır. İnsan sorular karşısında cevap vermek ister ve cevabı elde etmek için düşünmek ve çabalamak zorundadır. Sonuçta, düşünce harekete geçmiştir. Sorular hesaplanmış ve dakik olursa, düşünce daha çabuk bilgiyle, inançla, ilgiyle, hareketle ve amelle sonuçlanır. Düşünsel hareket için soru sormak, peygamberlerin kullandığı ve Kuran ın bahsettiği yoldur. Düşüncenin hareketini fitilleyen ve Kuran da kullanılan soruları görüyoruz. Bilinçli bir eğitici, istidlallerin ağırlığıyla düşünceyi yorup tembelleştireceğine sorular ve rehberliklerle düşünceyi hazırlar, harekete geçirir ve maksada ulaştırır. Bilinçli eğitici kişilerin yerine düşünen, delillendiren, anlayan ve gören kişi değildir. Bilinçli eğitici, delilleri bulmaları ve anlamaları ve güzellikleri görmeleri için kişilerin gözünü açan, perdeleri açan ve düşünceyi hareket ettiren kişidir. Bu şekilde deliller direk olarak bulunmuştur ve ağırlık olmaksızın düşüncede hazmedilmişlerdir. Ayrıca, kişilerin şahsiyeti ve istiklali zedelenmemiştir. Soru sorma işi bilinç ve dikkatle gerçekleşmelidir, hücum ve saldırı ile değil. Sadece temel sorularla insan herekete geçirilip ilerletilebilir. Sorulara yukarıdan başlayan ve yapraklardan başlayan ve yaprakların şekliyle, rengiyle, göreviyle kendilerini yoran kişiler neticeye ulaşamazlar. Çünkü bu şekil ve renk; gövdede, köklerde, dallarda ve kabuklarda yuvalanan faktörlerin bir sonucudur. İslam la, Allah la ve kainatla ilgili sorulan sorular, ikinci el ve klişe sorulardır; çünkü insan meçhul olduğu sürece İslam malum olmayacaktır, kainat ve Allah tanınmayacaktır: Kim kendini tanırsa Rabbini tanır. İnsan sadece bir boğaz ve mideden ibaret olduğunda, ne İslam a ne dine ne akla ne düşünceye ne yüce eğilimlere ihtiyacı olur. Yemek için sadece bu alt güdü yeterli olacaktır. 16 7SÖZ

Ama insanın varoluşu ve nasıl varoluşu cevap bulduğunda, onun nasıl yaşayacağı ve nasıl öleceği de belli olur. Böylece temel sorular buradan başlar: -Var mıyım? -Neden bu varlığa son vermiyorum? -Neden bu yükü taşıyorum? -Bu tekrarların ve tedrici ölümün ne tadı var? -Gitmekten korkmak ve kalmaktan heyecan duymak neden? -Varolmak daha iyiyse ve hayat tercih ediliyorsa o zaman bu hayatta ne istiyorum? -Aslında hayatta ne istemeliyim? Hedefim ve isteğim hangi meselelerle ilgilidir? -Bu hedef benim yeteneklerim ve ihtiyaçlarımla ilgili midir ve onlarla mı belirlenir? -Öyleyse benim yeteneklerim ne kadardır ve ben ne kadarım? -Ne kadar değerliyim? -Benim nelere ihtiyacım var? Bu seviyede yetenekler, yeteneklerin miktarı ve insanın yaratılışı hakkında düşünerek herkesi İslam ın dünya görüşündeki bilgi ve tanımalara ulaştırabiliriz. Bu tür derin ve saldırgan olmayan sorularla hareket ve tefekkür tohumu yavaşça kaçan ve yorgun zihinlere yerleşir, büyür ve zamanla doğar. Elbette şunu söylemem gerek ki aceleyle çok hızlı sonuç almayı beklemek olmaz. Çünkü bir tanenin filizlenmesi, sürmesi ve büyümesi aylar sürer. Biz aceleyle hem karşı tarafı zedeleriz hem kendimiz ümitsizliğe düşeriz. Bir eliyle karpuz kabuğunu koyunun ağzına verirken diğer eliyle ağırlaştı mı ve koyun şişmanladı ve semizleşti mi diye kuyruğunu tartan koyunca gibi. Bir elle yiyecek verip diğer elle kuyruğu kontrol edenler, sadece işlerinden geri kalırlar ve ümitsizliğe düşerler. Eğitici, uyanık bir şekilde soruları kişilerin içine eker, içlerinde talebi yeşertir, onları döngüye sokar, sonra onlara araştır- MART 2014 17

malardan, tedebbür ve tefekkürden sonuç çıkartma yolunu öğretir. O, her şeyden önce bu engin tefekkür için daha geniş çalışmalar hazırlamak zorundadır. İştahlı misafire daha fazla yemek lazımdır. Engin ve hazır tefekkür, daha fazla düşünsel materyale ihtiyaç duyar. Ve engin tefekkürlerle, araştırmalar defter ve kağıdın ötesine geçmeli, kainatın genişliğine doğru yol almalı ve her olaydan dersler, sonuçlar ve değerler çıkarmalıdır. Bu aşamada araştırma, tefekkür ve sonuç çıkarma yönteminin üzerindeki perdeyi kaldırmalıdır. İnsanın sonuçlara, nitelemelere ve tefekkürlere ulaşması için birkaç asıl gereklidir: -Her olayda bir ders ve her tesadüfte bir düzen olabileceği ihtimali. Bu bilgiye sahip insan, bu topraklarda bir cevherin gizli olabileceği ve bir yüzüğün kaybolmuş olabileceği ihtimaliyle yüzeysel geçmez, aksine duraklar, orayı kazar, alt üst eder, tedebbür eder. -Hadiseyi bir ana hapsetmeyen bir bakış ve gözlük. Halının çiçeğini ve çay bardağını bir ana ve şimdiki zamana hapsetmez. Çünkü her hadisenin geçmişle bağlantısı vardır ve gelecekte bir akışı. Dünü, bugünü ve geleceği bir yerde gören kişi, hareketleri daha iyi hisseder, düşüşü daha iyi anlar, kaybetmeyi daha derin hisseder, böylece daha çok ve daha iyi fayda sağlar. -Olayları içine alan ve hazmeden bir özgürlük ve yalnızlık. Yorgun bir zihin ve meşgul bir düşünce bir çıkarım yapamayacaktır. İnsan zihni, olayları önemlerine ve ona karşı duyduğu ilgi ve sevgiye göre sınıflar. Zihin, kendine göre önemli ve ilgi duyduğu konunun içinde yer aldığında daha nüfuzlu ve 18 7SÖZ

güçlü olacaktır ve sonuçta derinlerden daha önemli bir şey getirecektir. Bir konuyla ilgili daha çok çıkarım yapmak istediğinde kendini sıkıştımamalı ve düşünceni kazanımsız yormamalısın. Hadisenin zarureti ve önemi belli olunca düşünce ister istemez onunla ilgilenir ve ona yönelir. Hadisenin önemini akıl terazisi ile de ölçmek mümkündür. Zihinleri bir meseleyle meşgul olan ve başka bir meseleyle ilgili araştırma yapan kişiler bir sonuca ulaşamazlar. Zihnin boşluğu ve yalnızlık çıkarımların artışına yardımcı olur. Yorgun, meşgul ve kalabalık bir zihnin çıkarımı yoktur. Bu yüzden yol gitmişler, her ay, her hafta, her gün hatta her saat ve her an zihinlerini ve içlerini gözlerlerdi ve hesaplamalarla önemleri dikkate alırlardı. Gözlemelerle parazitleri engellerlerdi, iç dünyanın boşluğu ve tenhalığı sayesinde hatta dışarının kalabalığında bile çıkarım yapıp sonuç alabilirlerdi. Tedebbür bölümünde zikrettiğimiz örnekler, bize çıkarım yapma tarzını öğretiyor, mesela dalgaların titreyişinden, balıkların hareketinden, yaprakların dansından, halıların renksiz çiçeklerinden ve kirli çay bardaklarından nasıl ders alacağımızı. Bu örneklerle ve bu zihin boşluğu ve yalnızlıkla, o bakış ve gözlükle, geçmişe, şimdiye ve geleceğe dikkat ederek, o ihtimalle ve o bilgiyle, çıkarımlar artar. Kainatın düzenini ve onun sebep-sonuç ilişkisini keşfetmiş ve onun uyum ve bağlantılarını anlamış olanlar hiçbir olaydan hiçbir tesadüften yüzeysel geçmezler. Dahası, uyarılar ve hatırlatmalar, kaçırılmış olayları ve unutulmuş dersleri de akla getirir. MART 2014 19

Ali Şeriati nin Çöl (Kevir) adlı kitabından seçmeler NEVRUZ Nevruz a dair yeni bir söz söylemek zor. Nevruz her sene kutlanan ve her sene hakkında konuşulan milli bir kutlama. Çok söylediler ve çok dinlediniz. Öyleyse tekrara gerek yok mu? Bilakis var. Kendiniz Nevruz u tekrar etmiyor musunuz? Öyleyse Nevruz a dair sözleri de tekrar dinleyin. Bilimde ve edebiyatta, tekrar sıkıcı ve boştur. Akıl tekrarı beğenmez, ama duygular tekrarı sever. Tabiat tekrarı sever. Toplumun tekrara ihtiyacı vardır. Tabiat, tekrardan yaratılmıştır, toplum tekrarla güçlenir. Duygular tekrarla canlanır ve Nevruz, doğanın, duyguların ve toplumun üçünün de işin içinde olduğu güzel bir hikayedir. Tüm dünyadaki kutlamaların karşısında asırlardır kendiyle övünen Nevruz, tam bu sebeple yapay bir sosyal sözleşme veya siyasi olarak zorla kabul ettirilmiş bir kutlama değildir. Dünyanın kutlamasıdır ve yeryüzünün mutluluk günü. Gökyüzü, güneş ve tomurcuklanmaların coşkusu, doğuşların ve başlangıçların heyecanıyla dopdolu. Nevruz büyük bir hatıra tazelemedir. İnsanın tabiatla olan akrabalığı hatırasının. Her sene, kendi yapay işleriyle ve kendi yaptığı karmaşık şeylerle meşgul olarak annesini unutan bu evlat, Nevruz un heveslendirici hatırlatmalarıyla onun eteğine geri döner ve bu ona dönüşü ve onunla buluşmayı kutlar. Evlat, annesinin kucağında kendini tekrar bulur ve annenin yüzü evladının yanında mutluluktan gül açar. Şevk yaşı yağar. Mutluluk feryatları eder. Gençleşir. Tekrar hayat bulur ve Yusuf unu görünce gözleri görür ve uyanır. Bizim yapay medeniyetimiz, kompleksleştikçe ve ağırlaştıkça, insanın içinde tabiata dönüş ve tabiatı yeniden tanıma ihtiyacını daha hayati kılıyor ve böylece Nevruz yaşlanan, yıpranan ve bazen gereksizleşen bazı geleneklerin tersine güçleniyor ve her şekilde daha genç ve parlak bir geleceği var. Nevruz sadece huzur, eğlence ve güzel vakit geçirmek için bir fırsat değildir, toplumun zaruri ihtiyacı ve bir milletin hayati gıdasıdır da. Değişim ve dönüşüm, çözülme ve yok olma, bozulma ve kaybol- 20 7SÖZ

ma üzerine kurulmuş olan dünyada, sabit olan, hiçbir zaman değişmeyen ve kalıcı olan tek şey değişimdir ve değişkenlik. Hangi şey bir milleti bir toplumu acımasız zaman arabasında her şeyi ezip geçen ve giden- yok olmaktan uzak tutabilir? Nevruz merasimini düzenlediğimiz zaman, sanki kendimizi bu topraklarda her sene kutlanan tüm Nevruzlar ın içinde buluyoruz ve böylece kadim milletimizin tarihinin karanlık ve aydınlık sahneleri ve siyah ve beyaz sayfaları gözlerimizin önünden geçiyor. Nevruz her zaman değerliydi, Moğan ın (eski Mehrperestan dininin önde gelenleri) gözünde, Mubedan ın (Zertüşt din adamı) gözünde ve Müslümanlar ın gözünde. Hatta eski filozoflar ve bilim adamları şöyle derlerdi: Nevruz yaratılışın ilk günüdür ki o gün Ahuramezda (Allah) cihanı yaratmaya başlamıştır ve 6 gün bu işi yapmıştır. Altıncı günde cihanın yaratılışı sona ermiştir. Bu yüzden Ferverdin (yılın ilk ayı) ayının 6. gününü mukaddes saymışlardır. Ne güzel bir efsane! Gerçeklikten daha güzel! Gerçekten de herkes baharın ilk gününün yaratılışın ilk günü olduğunu hissetmiyor mu? Eğer Allah dünyayı bir gün başlattıysa o gün, kesinlikle bu Nevruz günüydü. Kesinlikle bahar, yaratılışın ilk mevsimi, Ferverdin ilk ayı ve Nevruz ilk günüdür. Allah asla cihanı ve tabiatı, sonbaharla, kışla veya yazla başlatmamıştır. Mutlaka baharın ilk günü yeşillikler büyümeye başlamıştır, nehirler akmaya, goncalar açmaya ve tomurcuklar çıkmaya. Şüphesiz, ruh bu mevsimde doğmuştur, aşk bu günde ortaya çıkmıştır ve güneş ilk defa, ilk Nevruz da doğmuştur ve zaman onunla başlamıştır. MART 2014 21

Nevruz Beyaz Yağmur Nevruz, genel anlamda bir doğa bayramı dır. Baharın başlangıcı, hem insanın hem de doğadaki tüm canlıların organizmalarının kıpırdanışı, tazelenmesidir. Toprağın nefes alması ve mahsulün bolluğu dileğidir. Bu nedenle, her şeyi ile toprağa bağlı olarak yaşayan eski toplumlar, daha çok verim alabilmek, daha çok mutlu olabilmek için, doğanın yenilendiği günü bayram kabul ederek, çeşitli geleneksel etkinliklerle kutlamaktadırlar. Nevruz, İran takviminde birinci ay olan Ferverdin in ilk günüdür ve bu gün kuzey yarım kürede bahar ekinoksunun (gün tün eşitliği) oluştuğu gündür. Güneşin ekvatora dik açı ile gelir. Gece ve gündüz birbirine eşitlenir. Ayrıca hem kuzey hem de güney kutbu aynı anda gündoğumu hattındadırlar ve gün ışığı her iki yarımküre arasında eşit olarak paylaşılmaktadır. Astrolojik olarak 21 Mart, burçlar sırasında ilk olarak yer alan koç burcunun başlangıç günüdür. 2014 yılında, kuzey yarımkürede ekinoks, 20 Mart tarihinde saat 20:27:07 de gerçekleşmiştir. İran ve Afganistan da bu zamandan sonra yeni yıl başlıyor. Nevruz takvimi ve Nevruz bayramı, yazılı ve sözlü kaynaklarda çeşitli olaylara ve kişilere bağlanmıştır. Bu rivayetlerin en yaygınlarından bazıları şunlardır: Nevruz geleneğinin tarihin en son Buzul Çağı nın bitmesinden hemen önceki günlere yani 15.000 yıl öncesine kadar uzanır. Efsanevi Pers Kralı Cemşid, İndo-İranlılar ın avcılıktan hayvancılığa ve yerleşik yaşama geçişini temsil eder. O çağlarda mevsimler insanoğlunun hayatında günümüzdekinden daha yaşamsal bir önem arz ediyordu ve ya- 22 7SÖZ

şamla ilgili her şey dört mevsim ile çok yakından ilgiliydi. Zor geçmiş bir kışın ardından gelen bahar, tabiat ananın çiçekler, yeşillenen bitkilerle uykusundan uyanması ve sığırların yavrulaması, insanoğlu için büyük bir fırsat ve bolluğun canlanması demekti. İşte böyle bir dönemde bu Nevruz kutlamalarını başlatanın Kral Cemşid olduğu söylenir... -İran evrenbiliminin mimarlarından ve Zerdüştler in Peygamberi olan Zerdüşt birçok bayramın kurumsallaşmasını sağlayan kişidir. Nevruz, belki de Zerdüşt tarafından kurumsallaştırılan bayramlardan biridir. - İran evrenbiliminin mimarlarından ve Zerdüştlerin Peygamberi olan Zerdüşt birçok bayramın kurumsallaşmasını sağlayan kişidir. Nevruz eskiden beri İran dan Çin e, Anadolu ve Batı Trakya dan Sibirya tepelerine kadar çok geniş bir coğrafyada kutlanıyor. Tükler in İslamiyet i kabul etmeden önce, bahar aylarında açık arazilerde, ekin ve mahsulün bol olması dilek ve temennilerini ifade etmek için çeşitli etkinlikler yaptıklarını, hatta Oğuzlar ın, bahar ayının başlangıcını yılın başı olarak kabul ettiklerini bazı kayıtlardan öğrenebiliyoruz. Osmanlılar da padişahlara ve devletin ileri gelenlerine Nevruziyye Pişkeşi adıyla çeşitli armağanlar verilirdi. Divan şairleri de padişahlara Nevruziyye kasideleri sunarlardı. Yine Osmanlılar da Nevruz bayramında türlü baharat ve kokulu otların karışımıyla hazırlanan ve Nevruziyye denilen mesir macunu yemek âdeti vardı.. Günümüzde Nevruz un en çok kutlandığı ülke İran dır. Nevruz gelenekleri İran da hala eskisi gibi devam etmekte. Nevruz İran ın geleneksel bahar bayramı olup tam olarak gündönümüne tekabül eder ve aynı zamanda İran takvimine göre yeni yılın gelişini simgeler. Nevruz en az 3000 yıldır kutlanmaktadır. İranlılar her zaman Nevruzu büyük bir şevkle kutladılar. Yüzyıllar boyu Nevruzun narin manevi anlamı, yeniden doğuş mesajı ve ruhun hayatın melodilerine uyanışının habercisi olageldiler. Nevruz geleneklerinin yaşatıldığı İran da, ev temizliği, büyük çaplı alışverişler ve taşınmalar da genelde bu günlerde yapılıyor. İranlıların çok önem verdikleri günlerden biri olan Nevruz, ülkenin en büyük bayramı olarak kutlanıyor. İranlılar, yarından itibaren iki haftalık tatile girecek. İran daki Nevruz kutlamalarının en önemli bölümüyse s harfiyle başlayan 7 şeyin bulunduğu sofranın (sofrayı haft sin) hazırlanması oluşturuyor. Nevruz dan önce hazırlanan ve iki hafta boyunca evin bir köşesinde duran bu sofrada, sebze (yeşillik), sib (elma), sirke, sekke (demir para), sir (sarımsak), semenu (buğdaydan yapılan bir tür tatlı) ve senced (iğde) bulunuyor. Bu 7 şeyin bereket ve uğur getireceğine inanılıyor. Bu bayram günü İranlılar heft sin /yedi s adını verdikleri bir tatlı yaparlarmış. Bu tatlı Osmanlılara da bir ilaç özelliği taşıdığı inancıyla, macun adıyla geçmiş. Nevruziyye adını taşıyan bu tatlı/macunda bulunan maddeler: Sebze (yeşillik), sumak, sümbül, semek (balık), sirke, sir (sarımsak), senced (iğde). Osmanlı Sarayı nda bu macunu hekimbaşılar yapar (daha doğrusu hazırlatır), bu macunu bahar armağanı olarak padişaha ve öteki devletlilere sunduğunda ödüllen- MART 2014 23

dirilirmiş. İki hafta boyunca süren Nevruz kutlamaları, yılın 13. günü yapılan Sizdeh Beder pikniğiyle sona eriyor. İran da, 13 rakamını uğursuz olduğuna inanılıyor ve yılın 13. gününde evde oturmak kötü sayılıyor. Bu günü dışarda piknik yaparak geçiren İranlılar, Nevruz dan önce alınan balıkları ve yetiştirilen yeşillikleri suya atarak kötülüklerden kurtulduklarına inanıyor. İNANIŞ VE RIVAYETLER : Nevruz bayramının çıkışı, amacı ve geleneği ile ilgili çok eski devirlerden beri halk arasında yaygın olan pek çok inanış ve rivayetlerin olduğu görülmektedir. Bu inanış ve rivayetlerden bazıları şunlardır: -Hz. Adem in yaratıldığı gündü. Bütün insanoğlunun bayramıdır. -Dünyanın yaratıldığı gündü. -Nuh Peygamber in gemisinin Tufandan sonra karaya oturduğu gündü. Kâinattaki tüm canlı varlıkların kurtuluş bayramıdır. -Hz. Nuh un (a.s) gemisinin karaya Nevruz da çıktığı, Hz. İbrahim in (a.s) kavminin putlarını Nevruz günü kırdığı nakledilmiştir. (Bihar-ul Envar c.59 s.92 / c. 12, s. 43) -Hz. İmam Cafer Sadık tan (a.s) nakledilen bazı hadislerde, Nevruz a manevi bir boyut kazandırabilecek bir takım olayların bugünde cereyan etmiş olduğu kaydedilmektedir. Örneğin, Mualla b. Hüneys in, O hazretten naklettiği bir hadiste şöyle geçmektedir: Nevruz, Allah ın insanlardan, sadece O na tapmaları, şerik koşmamaları, Peygamberlerine, hüccetlerine ve imamlara 24 7SÖZ

iman getirmeleri için ahit aldığı gündür... (Dairet-ul Mearif s.1260) -Mualla bin Hüneys in İmam Cafer Sadık tan (a.s) nakletmiş olduğu ve İslam dan önce cereyan eden olaylara değindiği hadisin devamında, İslam dan sonra Nevruz günü yaşanan bir takım olaylara da işaret edilmiştir. Örneğin; - Hz. Cebrail Peygambere (s.a.a) bu günde nazil olmuştur. - Peygamber Efendimiz (s.a.a) Kâbe üzerindeki putları kırması için Hz. Ali yi (a.s) bugünde omuzlarına almıştır. - Hz. Mehdi nin (a.s) zuhuru Nevruz günü gerçekleşecektir. - Hz. Mehdi (a.s) Deccal a karşı bugünde zafer kazanacaktır. Her Nevruz geldiğinde biz, zamanın imamının zuhuruna ümitleniriz. Zira o gün bizim ve dostlarımızın günüdür. (Bihar-ül Envar, c. 59, s. 92) Şeyh Tusi (ö.460 h.), Ehlibeyt ten gelen duaları içeren El-Misbah-ül Müteheccid adlı kitabında Mualla bin Hüneys in Hz. İmam Cafer Sadık tan (a.s) şöyle naklettiğini kaydeder: İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdular: Nevruz günü gusül al, en temiz elbiselerini giy, en güzel kokuları kullan ve bu gün oruç tut... (Misbah-ül Müteheccid, c. 2, s. 591) Nevruz la birlikte Allah ın bütün yarattıkları yenilenir. Hayat yeniden başlar, çevreyle birlikte insan da yeni bir hayata başlıyor, ruhu ve düşüncesi tazeleniyor. Yeni hayatınız kutlu olsun Hz.İmam Cafer Sadık (a.s); MART 2014 25

Hasan KANAATLI Biz sövmeyiz severiz Batılı emperyalistler ile Yahudi Siyonistler, hiç sevmez hep söverler. Neye mi? Kutsallara, peygamberlere, kendileri dışındaki her şeye ve her kese! Biz Müslümanlar ise, yaratılışa bakış felsefemizde Allah sevgisi bulunduğundan, sevgilinin hatırına, yaratılan her şeyin O nu bize hatırlattığı için onları da severiz. Bundan dolayı büyüklerimiz bu duyguyu şu müthiş vecizede şöyle özetlemişlerdir ; Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü. Onların hayata bakış felsefeleri enaniyet(egoist) temellidir.. Kur an ın da şahitliğiyle şöyle derler : Biz Allah ın oğulları ve sevdikleriyiz (Maide/18) Bizim haricimizdekiler bize hizmet için köle olarak yaratılmışlardır! Sahip oldukları bu düşünce ve insanlığa bakış felsefesidir ki, tarih süreci içerisinde onları sürekli kendileri dışındakilere karşı zulme, işkenceye, sömürüye, can almaya, toprakları işkal etmeye, ırza tecavüze, katliamlara, karalamalara, kısacası insanlık dışı tüm şenaet ve denaetlere tahrik etmiştir. Bu çıkarcı Kabil nesli, İslam ın doğuşundan itibaren orta doğuda yaşayan Müslüman toplulukların üzerlerine beş yüzden fazla kutsal haçlı seferleri tertiplemiş, son seferlerinde de gayri meşru çocukları Siyonist İsrail i orta doğunun kucağına oturtmuşlardır! Zihniyetsel olarak İslam ın savaş açtığı tağuti düşüncenin membaını oluşturan bu nesil, işaret ettiğim kötülükleri kendilerinden olmayanlara karşı yaptıkları gibi yekdiğerine de uygulamakta bir beis görmemişlerdir. Rönesans tan önceki orta çağın vahşi karanlık yüzü mahiyetlerini, kurdukları engizisyon mahkemeleri adalet anlayışlarını, gerçekleştirdikleri birinci dünya savaşı doymak bilmeyen hırslarını ve ikinci dünya savaşlarında kendilerinden öldürdükleri altmış milyon insan ve yıkıp yok ettikleri yüzlerce şehirleri, ilahlaştırdıkları şovenizmi ortaya koyan belgelerdir. İkinci dünya savaşının acı ve bir o kadar da ağır faturasını ödeyen bu zihniyet, daha sonra çok zaman geçirmeden akıllarını başlarına toplayıp kendi biri birleriyle savaşmayı terk ettiler ve bir araya gelerek kendi dışındakilere karşı güç birliği yapma yoluna gittiler. Varılan karar; iki hedef düşman ve bu düşmanları yok etmek için 26 7SÖZ

iki ayrı silah! Düşmanlarından biri sosyalizm diğeri de antiemperyalist İslam! Çünkü onlara göre bu iki düşman, emperyal ve kapital emellerinin önündeki en büyük engellerdi. Kapitallerinin önünde engel olan sosyalizm i kapitalist silahıyla, emperyallerinin önünde engel olan antiemperyalist İslam ı da şovenist ve mezhep ihtilaf silahıyla yok etmeliydiler. Nitekim öyle de yaptılar. Kapitalizm in en güçlü silahlarından biri olan soğuk savaş ve medya gücüyle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliğini, şovenizm ve mezhep ihtilaflarıyla da orta doğu Müslüman halkları parçalayıp dağıttılar. Biri birleriyle olan inanç ve iman bağlarını yok edip tam tersi bir düşmanlık icat ettiler. Filistin, Afganistan, Irak işgalleri ve yine İran, Somali, Eritre ve Güney Afrika daki bir çok Müslüman ülkelerin bunların soğuk ya da sıcak savaşlarına maruz kalmaları, onların bu uğursuz düşünce ve planlarının birer mahsulüdür. Yine bu malum zihniyet, o iki silahlarının dışında bir yandan varlık âlemindeki maddi ve fiziki yıkımlara sebebiyet verirken, diğer yandan da insanlığın duygu ve düşünce gibi maneviyatını da yıkıma uğratmaktan geri durmadılar! Diğer bir ifadeyle; yeryüzünde maddi ve manevi her şeyi tahrip ve tahrife koyuldular. Hava, su, toprak, tabiat, nebatat, bu zihniyetin eliyle tahrip edilip zehirlendiği gibi, duygu, düşünce, aşk, sevgi, siyaset, aile yapısı, toplumsal ve bireysel ahlak da bunların eliyle zehirlenip gitti! Nasıl ki üzerinde hayatın idame ettirilmesine vesile olan tabiat zehirlendiği takdirde bir ölüm küpüne dönüşüyorsa, insanlığın hidayeti bulmasına vesile olan akıl, düşünce ve ilahi rehberlere dair tasavvur da zehirlendiğinde, kuşkusuz insanlığın felaket çukuruna yuvarlanmasının önünü açıyor! Akılcılığı (sekülerizm) çok seven bu zihniyet, o sevgilerini zehirleyip aklı putlaştırdıkları gibi, kutsallarından olan Hz. İsa (a.s) ı da çok sevmiş ve bu sevgilerinin içerisine zehir katıp onu da ilahlaştırmışlardır! Işık olmaktan çıkarılıp put konumuna getirilen akıl ile kulluktan çıkarılıp ilahlığa terfi ettirilen İsa, içerisinden bir daha çıkamayacakları bir bataklığa dönüşüvermiştir! Sevmede bu denli aşırı davranan zihniyet, sövme, zulüm ve hakarette de aynı dengesizliği göstermişlerdir. Bu zihniyete karşı ise yüce İslam dini, âlemlerin Rabbi ne laf etmeye yeltenip de kimse kendini daha fazla alçaltmasın diye biz Müslümanları müşriklerin putlarına dahi sövmekten sakındırmış ve başkalarına hakaret etmeyi küfür olarak nitelendirmiştir. Örtmek ve bir hakkı perdelemek anlamına gelen küfür,insan denilen bu yaratığın her kim olursa olsun sahip olduğu keramet ini perdelediğinden, dinimizde yasak kılınmıştır! Fakat gel gör ki sahip olduğu insanlık mayasındaki keramet kimyasını bozan bu zihniyet yalnızca Müslümanların değil, kendi değerlerine dahi küfretmiş ve hakarette bulunmakta bir sakınca görmemiştir! Yahudilerin Hz. Meryem (a.s) a isnat ettikleri iftira ve Hz. İsa (a.s) hakkındaki karalamaları, ağza alınmayacak kadar çirkin ve bir o kadar da menfurdur. Katolik lerin Ortadoks lara, Protestan ların diğerlerine yaptıkları iftira ve hakaretler, ellerindeki kutsal kitaplarının kayıtlarındadır. Hz. Nuh, Lut, Musa, Davud, Süleyman, İsa ve Hz. Meryem (a.s) bunların hakaretlerinden nasibini alan enbiya ve evliyalardan bazılarıdır. Bunlar, nebilerden bir kısmını fiziksel olarak katlettikleri gibi, bir bölümünü de şahsiyetsel olarak katletmiş lerdir! O halde kendi değerlerine bu denli zulmü reva gören bir zihniyetten başkalarının değerlerine saygı göstermelerini beklemek safdillik olur. Zira kendi kutsalına saygı göstermeyen, başkasının kutsalına saygı duymaz. Kutsala saygı duymayanın ise imanı olmaz. İmanı olamayanın da ne Allah tan ne de kuldan hayâsı olur. Hayâsızlık; cibilliyetin bozukluğunu gösterir! Oysaki yüce kitabımız, pey- MART 2014 27