TAĞUTLARA VE MÜŞRİKLERE DÜŞMANLIK EBU SEYF
GİRİŞ Hamd Allah subhanehu ve tealayadır. Salat ve selam ise O nun Rasulü nedir. Bundan sonra: Bil ki;müşrikleri tekfir etmek,onlara düşmanlık beslemek,onlara buğz etmek tevhidin gerekliliklerindendir. İşte bu İbrahim aleyhisselamın milletidir. Allahtan isteğimiz canımızı İbrahimin milleti üzere almasıdır. MÜŞRİK KİME DENİR? Müşrik;şirk işleyene verilen isimdir. Şirk ise ortak koşmak demektir.şirk ikiye ayrılır: -Büyük şirk -Küçük şirk Büyük şirk kişiyi islam dininden çıkartan şirktir. Allah subhanehu ve teala şöyle buyuruyor: Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz 1 Kim Allah'a şirk koşarsa şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun barınağı cehennemdir. 2 Büyük şirk ise sadece Allah subahnehu ve tealaya has olan sıfatlardan birisini ya da birkaçını yaratılmışlara vermek ya da Allah tan başkasına ibadet etmek gibi durumlarda olur. Örneğin; Allah rızık verendir,her şeyi işitir ve görür. Eğer bir kimse rızkın Allahtan değilde patronundan geldiğine inanır,bizzat onu rızık verici görürse ya da falanca şeyhlerin de her şeyi gördüğünü ve duyduğunu ileri sürerse işte böyle bir kimse Allaha şirk koşmuştur ve müşrik olmuştur. Çünkü rızık veren sadece Allahtır,patron ise buna vesile olur. Aynı şekilde her şeyi duymak ya da görmek sadece Allaha mahsustur. Yaratılmışların görmeleri ve duymaları ise sınırlıdır. Eğer bunu anladıysan günümüzde oy vermek fiilinin de şirk olduğunu anlarsın. Çünkü kanun yapma,hüküm vermek yetkisi sadece Allah ındır. Hüküm ancak Allah ındır. 3 1 Nisa 48 2 Maide 72 3 Yusuf 40
O halde bizi yaratan Allah aynı şekilde bize yaşamımızı düzenleyecek bazı kanunlar belirlemiştir. Allah haramlar ve helaller belirlemiştir. Her kim Allahın bir haramını helal yapar ya da bir helalini haram yaparsa kafir olur. O halde günümüzde Allahın şeriatını komple bir kenara atanların hükmü nedir? Peki onlara oy vermek suretiyle bunları yapmasına vesile olanların hükmü nedir? İşte oy verenler sadece Allaha ait hüküm verme yetkisini mahluka verdikleri için müşrik olmuşlardır. Bak Allah subhanehu ve teala ne buyuruyor: Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. 4 İşte Allahın hükümleriye hüküm vermeyenlerin hükmü budur. Peki hangi Müslümanım diyen bir insan Allahın kafir dediğine oy verir? Hangi Müslümanım diyen insan Allahın yasaklarını serbest bırakan kişilere oy verir? Aklına şöyle bir soru gelebilir? İyi de biz oy vermezsek başkaları başa geçer. Ya da İslam başka nasıl gelebilir ki? İşte bu noktada biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi örnek almalıyız. Kavminin efendisi Utbe b. Rabia birgün Kureyş in toplantı yerinde oturuyordu. Bu sırada Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de mescidde yalnız başına oturmaktaydı. Utbe dedi ki: Ey Kureyş topluluğu! Biliniz ki, şimdi Muhammed e gidiyorum. Onunla konuşup ona bir takım tekliflerde bulunacağım. Belki o, bu tekliflerden bir kısmını kabul eder. Biz de dileyip seçtiklerini ona veririz. Böylece bizle uğraşmaktan vazgeçer. Bu plan, Hamza nın Müslüman olduğu ve Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in ashabının arttığı sıralarda hazırlanmıştı. Kureyş topluluğu dedi ki: Evet, olur ey Eba Velid! Kalk ona git. Onunla konuş. Utbe, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in yanına gitti ve oturdu. Dedi ki: Ey Kardeşimin oğlu! Şüphesiz senin de bildiğin gibi sen hem aşiretçe hem de nesebdeki yerin itibariyle bizden şereflisin. Böyleyken sen kavmine büyük bir işle geldin. Onunla; kavminin birliğini dağıttın, onların akıllarını akılsızlıkla itham edip ilahlarını ve bağlı oldukları dinlerini (kanunlarını) küçülttün ve onların 4 Maide 44
ölmüş atalarını tekfir ettin. Şimdi beni dinle, sana bazı teklifler sunacağım. Onları gözden geçir. Belki hoşuna gider de bazılarını kabul edersin. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: Konuş ey Eba Velid! Dinliyorum. Utbe dedi ki: Ey kardeşimin oğlu! Eğer senin bu geldiğin işle esas maksadın mal toplamak ise, sana aramızda çokça mal toplayalım ki en fazla mala mülke sahip olanımız sen olasın. Eğer onunla esas gayen şan, şeref sahibi olmak ise seni bizim üzerimize efendi yapalım. Böylece sensiz hiçbir işe karar vermeyiz. Eğer onunla amacın devlet başkanı olmak ise seni üzerimize başkan olarak atayalım. Şayet bu sana gelen şey insanlara görünen cinden bir şey ise ve onu kendinden uzaklaştırmaya gücün de yetmiyorsa, seni tedavi ettirip iyileştirene kadar bu uğurda mallarımızı feda edelim. Zira kişi musallat olan cinden dolayı tedavi edilmezse, cin o kişiye galib gelir. Utbe konuşmasını bitirinceye kadar Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu dinledi ve buyurduki: Ey Eba Velid! Sözünü bitirdin mi? Dedi ki: Evet. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Öyleyse beni dinle. Dedi ki: Dinliyorum. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunun üzerine şu ayetleri okudu: Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla. Ha. Mim. (Bu) ayetleri bilecek (anlayacak) herhangi bir millet için ayrı ayrı açıklanmış (hükmünce amel edenlere) müjdeler verici (muhaliflerini başlarına gelecek fena akıbetlerle) korkutucu, Arapça bir Kur an olmak üzere Rahman ve Rahim (olan Allah) tarafından indirilmiş bir kitaptır (Böyle iken) onların çoğu (bunu düşünüp kabulden) yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler. Onlar Bizi kendisine davet ettiğin şeylere karşı, kalplerimiz örtülüdür. Kulaklarımızda bir ağırlık vardır dediler. (Fussilet: 1-5) Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu ayetlerin devamını Utbe ye okumaya devam etti. Utbe de, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) den işitttiği şeyleri
ellerini arkasına koyup onlara dayanarak dinliyordu. Sonra Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu sûrenin secde ayetine geldiğinde secde etti ve dedi ki: Ey Eba Velid! Dinlediğin şeyi dinledin. İşte sen işte bu. 5 İşte gördüğün gibi Rasulullaha liderlik teklif edildi fakat o bunu kabul etmedi. Düşünsene Rasulullah lider olup da İslamı yavaş yavaş getiremez miydi? Peki neden yapmadı? Neden Müslümanlar bu kadar işkence çektiler? Demek ki bu Allahın istediği metod değil. O halde Allah subhanehu ve teala böyle bir yöntem emretmediyse,rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir yöntem izlemediyse bu insanlara ne oluyor? İşte böylece Allahın hükümleriye hüküm vermeyen bu yöneticilerin kafir olduğu ve onlara oy verenlerin ise şirk işleyen müşrikler olduğu umarım senin katında açığa çıkmıştır. Belki senin aklında şöyle bir soru gelebilir: Bu insanlar oy verirken bunu iyi niyetle yapıyorar. Ameller ise niyetlere göredir. O halde bu insanlara nasıl müşrik deriz? O'ndan başka dostlar edinenler (derler ki): "Biz bunlara sırf bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." 6 İşte bu adamlar şirk işleyen müşrikler niyetleri ise sadece Allaha yaklaşmak. Şimdi sana soruyorum: Allaha yaklaşmakdan daha yüce bir niyet olabilir mi? O halde bu insanlar neden bu niyetlerinden dolayı Müslüman olmadılar? Çünkü yaptıkları amel şirkti. Şirk işleyen ise Müslüman değil,müşrik olarak isimlendirilir. Örneğin; bir adam içki içse ve bunu su niyetiyle içse sence bu niyetinden dolayı su içmiş gibi olur mu? Hayır olmaz!!! O halde ameller niyetlere göre hadisini nasıl anlamalıyız? İşte bu hadis de anlatılmak istenen islama muvafık olan ameller niyetlere göredir demektir. Büyük şirk konusunu bayağı uzattım. Küçük şirk ise büyük şirke götüren şeyler,riya,allahtan başkası adına yemin etmek gibi şeylerdir. Küçük şirk ise dinden çıkartmaz. Küçük şirke bir örnek verecek olursak: Düşün ki bir kişi evinde 5 RASÛLULLAH (S.A.S) IN HAYATI İLE İSLÂM IN HAREKET METODU, Abdurrahman el-muhacir,hak yayınları 6 Zümer 3
nazar boncuğu asıyor. Bu kişiye sorarız. Neden evine nazar boncuğu astın? Eğer derseki,bu beni kötülüklerden koruyor,bu nazar boncuğu bizat zarar ve ya fayda veriyor. İşte bu büyük şirktir. Eğer derse ki ben bu taş parçasının bir zarar ya da fayda vermediğini biliyorum asıl zarar ya da fayda veren Allahtır fakat bu nazar boncuğu buna vesile oluyor. İşte bu da küçük şirktir. İnşaallah anlaşılmıştır. Bu açıklamalardan sonra asıl konuya geçecek olursak;o da müşriklere ve kafirlere düşmanlık etmek ve onlara buğz etmek. Bunun delili şudur: İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: «Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddediyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.» 7 Allah iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.kafirlerin dostları ise Tağut'tur; onları aydınlıktan karanlıklara sokarlar. Bunlar cehenneme atılacak olanlardır. Onlar orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. 8 İşte böyle! Allahın iman edenlerin yani müminlerin dostudur. Kafirler ve müşrikler ise Allahın dostu değil düşmanıdır. O halde Allahın düşmanı olanlar bizim de düşmanımızdır. Muhakkak ki; Allah ve O nun Resûl'ü, müşriklerden berîdir 9 Vallahi biz de müşrikler beriyiz onlardan uzağız. Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi kafirler tağutun dostlarıdırlar.şunu unutma ki kişi tağutu reddetmediği sürece asla Müslüman olamaz. Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir. 10 Allah subhanehu ve teala tağutu reddedip,kendisine iman etmeyi,sapasağlam kulpa yapışmanın şartı kıldı. Sapasağlam kulptan kasıt ise la ilahe illallah tır. Yani kişi istediği kadar bu kelimeyi söylesin,eğer tağutu reddetmiyorsa Müslüman olamaz. 7 Mümtehine 4 8 Bakara 257 9 Tevbe 3 10 Bakara 256
TAĞUT NEDİR? İmâm İbn Cevzî rahimehullâh, tâğut kavramının tanımına dair şöyle demiştir: Tâğuttan neyin kastedildiği hakkında beş görüş vardır. Birincisi: O, şeytândır. Bunu Ömer bin Hattab, İbn Abbas, Mücâhid, Şâbi, Suddi ve diğerleri demişlerdir. İkincisi: O, kâhindir. Bunu Saîd bin Cubeyr ve Ebû l- Âlîye demişlerdir. Üçüncüsü: O, sihirbazdır. Bunu Muhammed bin Sirin demiştir. Dördüncüsü: Putlardır. Bunu Yezidi ve Zeccac demişlerdir. Beşincisi: Ehl-i Kitâb ın azgınlarıdır. Bunu da Zeccac demiştir. [İbn Cevzî, Zâdu l-mesir: 1/231-232.] Tabiînin büyüklerinden İmâm Mücâhid rahimehullâh tan rivayet edildiğine göre tâğut: İnsânların idârecisi konumunda bulunan, halkın kendisine danışıp işlerinin hükme bağlanmasını istedikleri, insân sûretindeki şeytânlardır. Tâğut (Allâh ın kanunları dışında) kendisine başvurulan insânların efendisidir. [Suyutî, ed-durru l-mensur: 2/22.] İlk müfessirlerden Mukâtil bin Süleymân rahimehullâh tâğutu: Şeytân, putlar ve Yahûdî Ka b bin Eşref olarak üç farklı mânâda tefsîr etmiştir. [(Şeytân:) Bakara: 2/256; Nisâ: 4/76; Maide: 5/60 (Putlar:) Nahl: 16/36; Zumer: 39/17 (Ka b bin Eşref:) Bakara: 2/257; Nisâ: 4/51. Mukâtil bin Süleymân, el-eşbâh ve n-nezir fi l-kur âni l-kerîm: 142-143.] İmâm Taberî rahimehullâh a göre tâğut: Allâh a karşı isyânkâr olup, zorla, zorlamayla veya gönül rızâsıyla kendisine tapınılıp ma bûd tutulan insân, şeytân, put, heykel ya da herhangi başka bir şeydir. [Taberî, Câmiu l-beyân: 5/419.] İmâm Mâverdî rahimehullâh, bu tanımlara kötülüğü emreden nefsi de ilave etmiştir. [Mâverdî, en-nukt ve l-uyûn: 1/327.] İmâm Beğavî rahimehullâh ise tâğutu şöyle tanımlamıştır: Tâğut: İnsânın tuğyân etmesine sebeb olan her şeydir. [Beğavî, Meâlimu t-tenzîl: 1/350.] Kadı Beydâvî rahimehullâh a göre tâğut: Tuğyânın zirvesine ulaşan, Allâh a kulluğu engelleyen şeydir. [Beydâvî, Envâru t-tenzîl: 1/155.]
Ragıb el-isfehânî rahimehullâh Müfredat da, Allâh ın dışında tapınılan şeylerin tamamı, sapkın önderler, hayır yolundan çevirenler ve Ehl-i Kitâb ın azgınlarının da tâğut olarak isimlendirildiğini belirtmiştir. [İsfehânî, Müfredat: 1/520-521.] Allâme Âlûsî rahimehullâh ise tefsîrinde tâğutla ilgili bütün bu görüşlere yer verdikten sonra şöyle demiştir: En doğrusu bütün bu sayılanlara tâğut demektir. [Âlûsî, Ruhu l-meâni: 2/14.] İmâm Mâlik rahimehullâh a göre tâğut: Allâh tan başka (kendisine) ibâdet edilen her şeydir. [Mukâtil bin Süleymân, el-eşbâh ve n-nezir fi l-kur âni l- Kerîm: 142-143.] Leys, Ebû Ubeyd, Kisai, Vahîdî ve lügatçilerin cumhuru da bu görüştedir. [Nevevî, el-minhâc fi Şerhi Sahîhi Müslim: 3/18.] İmâm İbn Kayyim rahimehullâh ise tâğut kavramı hakkında takdire şâyân bir tanım yaparak şöyle demiştir: Tâğut: Kendisine ibâdet edilme, bağlanılma ve itaat edilme noktasında haddini aşan kul demektir. İnsânların tâğutu, Allâh ve Rasûlü nün kanunlarıyla hükmetmeyen, Allâh tan başka kendisine muhâkeme olunan, ibâdet edilen ve Allâh ın emrine dayanmaksızın, Allâh a itaat etmeksizin kendisine tâbi olunanlardır. Bunları düşünür ve insânların durumlarına bakarsan, insânların çoğunun Allâh a değil tâğutlara ibâdet ettiğini, Allâh ve Rasûlü nün hükümlerine değil, tâğutların hükümlerine muhâkeme olduklarını, Allâh ve Rasûlü ne değil, tâğuta itaat edip tâbi olduklarını görürsün. [İbn Kayyim, İlâmu l-muvakkıîn: 1/40.] Şehid Seyyid Kutub rahimehullâh, şöyle demiştir: Tâğut, tuğyân kökünden türemiştir. Gerçeği çiğneyen Allâh ın kulları için çizdiği sınırı aşan düşünce, sistem ve ideoloji anlamına gelir. Bu düşüncenin, sistemin ve ideolojinin, Allâh a inanmaktan, O nun koyduğu kanunlara uymak gibi herhangi bağlayıcı bir kuralı yoktur. İlkelerini Allâh u Teâlâ nın kanunlarından almayan her sistem, her kurum, her düşünce, her davranış kuralı, her gelenek tâğut kapsamına girer. Buna göre ancak kim tâğutun karşısına çıkar ve sistemindeki kâfirliklerin tümünü kökünden reddederek Allâh a inanır ve yalnızca ona boyun eğerse kurtuluşa erer. [Seyyid Kutub, Fî Zilâli l-kur ân: 1/292.] Şeyh Muhammed Hâmid el-fakî rahimehullâh, tâğutun tarifinde şöyle demiştir: Selefin sözlerinden özetle tâğutu şöyle tanımlayabiliriz: Kulu Allâh a ibâdetten, dîni ve itaati yalnızca Allâh a ve Rasûlü ne has kılmaktan çeviren ve alıkoyan her şeydir. Bu, cinlerden olan şeytân da olabilir, insânlardan olan şeytân da olabilir.
Ağaçlar, taşlar ve diğer başka şeyler de olabilir. Şüphesiz buna kanlar, mallar ve ırzlar hususunda insânların koymuş olduğu, İslâm a ve İslâm Şerîatı na uymayan kanunlarla hükmetme de dâhildir. Bu yolla hadlerin ikamesi, fâizin, zinânın, içkinin haram kılınması gibi Allâh ın Şerîatı ndan olan şeyler geçersiz kılınmış olur ve insânların koymuş oldukları bu kanunlar, kendi yaptırım güçleri ve onları uygulayanların yetkisi ile yasallaşarak korunurlar. Dolayısıyla kanunların kendisi bizzat tâğuttur, bu kanunları koyanlar ve propagandasını yapanlar tâğutturlar, gerek kasıtlı gerekse kasıtsız olarak Rasûlullâh ın getirmiş olduğu gerçeklere uymaktan insânları alıkoymak için insân aklının icat etmiş olduğu her türlü yazılı metin ve buna benzer şeylerin tamamı tâğuttur. [Fethu l-mecîd Şerhu Kitâbi t- Tevhîd: 282 (Dipnot: 1).] 11 İşte böylece günümüz de Allahın hükümleriyle hüküm vermeyen bilakis kafalarına göre yasak ve serbestler belirleyenlerin tağutluğu ve bunları reddetmenin farziyeti anlaşılmış oldu. O halde bir kişi nasıl bu tağutlara oy vererek onları başa geçirir? Subhanallah! Vallahi bu şaşılacak bir şeydir. Tağutlara düşmanlık yapmak ise kişinin gücünün yettiği orandadır. Fakat kalben bunlara buğz etmelidir. Eğer bunu yapmıyorsa vallahi o kalp Müslüman kalbi olamaz. Çünkü onlar Allahın şeriatına bakmadan kafalarına göre haram(yasak) ve helal(serbest) belirlerken adeta Allaha davranışlarıyla sövüyorlar. Sanki davranışlarıyla şunu diyorlar: Ey Allah! Sen bizi yarattın tamam ama sen gökteki işlere bak,biz ise yeryüzünde kanun yaparız,yeryüzü seni ilgilendirmez. Hırsızın cezasını biz belirleriz,zina yapanın hükmünü biz belirleriz ya da adam öldürenin hükmünü biz belirleriz bu seni ilgilendirmez.(haşa ve kella) Vallahi davranışlarıyla aynen böyle diyorlar. Bundan daha büyük kafirlik ve müşriklik olabilir mi? İşte bunlara düşmanlık yapılması gerekir. Şeyh Abdurrahman ibn Hasen Rahimehullah der ki: Tevhid ehlinin tevhidi, şirk ehlinden beri olup, onları tekfir edip, düşmanlık edene kadar tamamlanmaz. 12 Her kim tağuta düşmanlığın aslını vermezse, o kâfirdir ve müşriktir. Onlara müslüman demek, velayetin aslını vermek demektir. Ona müşrik demek, ona düşmanlığın aslını vermek demektir. Asılda dostluğun verildiği birine furuda 11 TÂĞUTA MUHÂKEME OLMAYI İSTİYORLAR,Abdullâh Saîd el-müderris 12 Hakikat ve Vehm Arasında "Müslüman Halklar" Ebu Katade'ye Reddiye Ebu Davud Abdulvedud
düşmanlık yapılabilir. Örneğin, içki içen bir müslümana ona müslüman demek ile dostluğun aslını vererek severiz, ancak işlediği kötü münkerden dolayı ona buğz eder, gerekirse selam dahi alıp vermeyiz. Aynı şekilde düşmanlığın aslının verildiği bir kâfire de furuda dostluk yapılabilir. Örneğin, bizimle dinimiz hususunda savaşmayan ve bizi yurtlarımızdan çıkarmayanlara iyilik yapmamızda bir beis yoktur. Bu furuları terk etmek insanın imanını yok etmez ama zikrettiğimiz asılları kaybetmek insanı dininden eder. 13 SONUÇ Tağutlara ve müşriklere düşmanlık etmek ve onlara buğz etme gerekir Elbette İslama kin duymayan bazı müşriklere (tıpkı içinde yaşadığımız toplum gibi) İslamı tatlı dille ve güzel bir uslupla anlatmalıyız. Çünkü bu insanlar ebedi ateşe gidiyor. Onları nefret ettirmeden nebevi bir metod izleyerek bunu yapmalıyız. Fakat onları asla dost edinemeyiz. Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. 14 Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. 15 İşte bu ayette Yahudi ve Hristiyanları dost edinenlerin onlar gibi kafir olacağı apaçıktır. İşte buradan hareketle her kim kafirleri dost edinirse o da onlar gibi kafir olur. Allaha sığınırız. İşte risalenin sonuna geldik. Bu risaledeki bütün doğrular Allah subhanehu ve tealadan bütün yanlışlar ise nefsimden ve şeytandandır. (Ebu Seyf, Hicri:1437) 13 Ebu Ubeyde,Tağut 14 Nisa 144 15 Maide 51