Balıkçılıktan vaz geçmiyorum Yeni bir kayık



Benzer belgeler
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Başarı Hikayelerinde Söke Ekspress Gazetesi ve Cumhuriyet Ofset Matbaasının sahibi, 1980 yılından bu yana üyemiz olan Yılmaz KALAYCI ya yer verdik.

Öykülerin sıralaması, söyleşi yapılan tarihlere göre oluşmuştur.

Anne Ben Yapabilirim Resimleyen: Reha Barış

O günlerde, bir kıyı kenti olan Hull'a gitmiştim. Orada bir. arkadaşıma rastladım. Babasının gemisi vardı. Gemi o gün

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

ISBN :

Ofluoğlunun Hasan (OFLUOĞLU)

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

yaşam boyu bağlanırsanız.

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

tellidetay.wordpress.com

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

Deniz Kantarcıoğlu Anaokulu Rehber Öğretmeni. «Okula Uyum»

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer,

I. Metni okuyunuz ve soruları cevaplayınız. ÖNEMLİ BİR DERS

Gülmekten Öldüren Fıkralar - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

&[1Ô A w - ' ",,,, . CiN. ALl'NIN. HiKAYE. KiTAPLAR! SERiSiNDEN BAZILARI Rasim KAYGUSUZ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

ESAM [Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi] I. Dünya Savaşı nın 100. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu

Zeynep in Günlüğü. Hikaye Yazarı Sevinç DOĞAN ( Türkçe Öğretmeni ) Fatma BAŞA. Kapak Tasarımı ve Sayfa Tasarımı Ahmet ŞAMLI

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

Engin arkadaşına uğrar, eve gelir duşunu alır ve salona gelir. İkizler onu salonda beklemektedirler.

İÇİNDEKİLER FARE İLE KIZI 5 YUMURTALAR 9 DÜNYANIN EN AĞIR ŞEYİ 13 DEĞİRMEN 23 GÜNEŞ İLE AY 29 YILAN 35 ÇINGIRAK 43 YENGEÇ İLE YILAN 47

Bu kitabın sahibi:...

SATILMAZ EĞİTİM AMAÇLI KULLANILMAK İÇİN ÇOĞALTILMIŞTIR

EZBERLEMİYORUZ, ÖĞRENİYORUZ. Hafta Sonu Ev Çalışması DAĞINIK ÇOCUK

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül :55

MERAKLI KİTAPLAR. Alfabe

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ:

BOGAZ DA 30 BALIK TÜRÜ YOK OLMAK ÜZERE

ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ABLA KARDEŞ Gerçek bir hikayeden alınmıştır.

DENEYLERLE BÜYÜYORUZ

Bilgi güçtür. Sevdiğiniz kişiyi dinleyin ve kendinizi eğitin.

Cadı böyle diyerek süpürgesine bindi. Daha yüz metre uçmadan. paldır küldür yere düştü. Ağaçtaki kargalar Gak gak diye güldüler.

Şimdi olayı şöyle düşünün. Temel ile Dursun iddiaya giriyor. Temel diyor ki

de hazır değilken yatağıma gelirdi. O sabah çarşafların öyle uyandırmıştı; onları suratıma atarak. Kız kardeşim makas kullanmayı yeni öğrendi ve bunu

:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

ADIN YERİNE KULLANILAN SÖZCÜKLER. Bakkaldan. aldın?

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

Aç l fl Vural Öger Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son senesinde bizim de k

Ali VAROL'un Blog Sitesi

Turkiye' ye dönmeden önce üniversiteyi kazandığımı öğrenmistim. Hayatımın en mutlu haberini de orada almıştım.

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Hüseyin KILINÇ. Fotoğraf, Babam kıçtan takma motoru olan kayığımızın başında

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TİLKİ İLE AYI Bir varmış bir yokmuş, Allah ın günü çokmuş. Zamanın birinde bir tilki ile bir ayı yaşarmış. Bir gün bunlar ormanda karşılaşmışlar ve ar

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

MATEMATİK ÖYKÜLERİ BİLGİÇ İLE SAYGIÇ NEŞELİ

Sayın Başkanım, Sayın Müdürüm, Protokolümüzün Değerli Mensupları, Çok kıymetli Hocalarım, Değerli Öğrenci Arkadaşlarım, Velilerimiz

Osmanlı denize küskün müydü? Nice denizlerde hüküm sürmüştü de neden denize girmek yerine sahildeki kahvehanelerden onu seyretmekle yetinmişti?

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos :42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos :20

2- Takside. Türk kadınla Alman kadın aynı yerden taksiye bindiler aynı mesafeyi gidip aynı yerde indiler.

tellidetay.wordpres.com

Rukia Nantale Benjamin Mitchley Nahide Büşra Ertekin Turkish Level 5

GİZEMLİ KUTULAR PROGRAMI ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

EZBERLEMİYORUZ, ÖĞRENİYORUZ. Hafta Sonu Ev Çalışması BEZELYE TANESİ

Bir Ayakkabı Hikayesi - Genç Gelişim Kişisel Gelişim


MELTAŞ MALATYA KURABİYESİ

Benzetme ilgisiyle ismi nitelerse sıfat öbeği, fiili nitelerse zarf öbeği kurar.

A1 DÜZEYİ B KİTAPÇIĞI NOT ADI SOYADI: OKUL NO:

İkiz Ömer in Ramiz (ŞAHİN)

Derleyen: Nezir Temur Resimleyen: Mert Tugen

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ TÖMER TÜRKÇE ÖĞRETİM ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZİ TÜRKÇE SINAVI

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı

Kazova: Patronsuz üretim devam ediyor; herkes mutlu, herkes çalışmak istiyor.

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi?

Lütfilerin Aydin'in Ruşen (YETMİŞBİR)

6 Çocukla Ahır'da Yaşam Mücadelesi

ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ

Jake mektubu omzunun üstünden fırlatır. Finn mektubu yakalamak için abartılı bir şekilde atılır.

Edwina Howard. Çeviri Elif Dinçer

A2 DÜZEYİ A KİTAPÇIĞI NOT ADI SOYADI: PASAPORT NO:

Violet Otieno Catherine Groenewald Nahide Büşra Ertekin Turkish Level 4

ERASMUS BAHAR DÖNEMİ Accademia della Moda İtalya DİDEM ALTUNKILIÇ


Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

5. SINIF TÜRKÇE NOKTALAMA İŞARETLERİ TESTİ

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

BARIŞ BIÇAKÇI Aramızdaki En Kısa Mesafe

Filmin Adı: Şaban Oğlu Şaban. Oyuncular: Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Şener Şen. Filmin Yönetmeni: Ertem Eğilmez. Senaryo: Sadık Şendil

ÇIKARMA İŞLEMİ. A) Aşağıda modellenmiş olan çıkarma işlemlerini yapalım. B) Aşağıda modellenmiş olan çıkarma işlemlerini yapalım. ... c) eksilen ...

Yazan : Osman Batuhan Pekcan. Ülke : FRANSA. Şehir: Paris. Kuruluş : Vir volt. Başlama Tarihi : Bitiş Tarihi :

Transkript:

Ferhat YILDIZ 1930 doğumluyum, balıkçılığa çok sonraları başlamakla birlikte, üç yıl öncesine kadar balıkçılık yapmaya devam ettim. Balıkçılığa başladıktan sonra geçimimi balıkçılıktan sağladım, üç çocuğumu denizden kazandığım para ile okuttum. Allah insana rızkını nereden verecekse, onu malum eder. Ben geceleri rüyamda kürekle denizden dışarı balık atardım. Benim rızkım denizde imiş, o malum oluyormuş. Yaylayası nda çiftçilik yapıyordum, ancak yaptığım işten mutlu değildim. Bendeki deniz aşkı, balıkçılık yapma arzusu içten içe artıyordu. Bu arzuma daha fazla engel olamayıp, evlendikten sonra, 26 yaşımda Yakakent e taşındım. Yakakent e taşındığımda ilk işim, Ofluoğlunun Sadık tan bin liraya altı metrelik, motorsuz bir kayık almak oldu. Mavişin Reşat (ŞEN) kayık aldığımı duymuş, beni gördüğünde sen deli misin, kayık almışsın dedi. Ben de, niye deli olayım, Gümenez de (Yakakent) herkesin kayığı var, onlar deli mi dedim. O da bana, Balık tutmak, bu işi öğrenmek, geçimini sağlamak kolay değil. Ben abim Koca Kadir (ŞEN) ile kayık ortağıyız, kaç yıldır balıkçılık yapıyoruz, o kadar iri istavrit olduğu halde, -iri istavritlerden bir ağda iki yüz, üç yüz tane alınırdı- yakalayamıyoruz, sen nasıl becerip de balıkçılık yapabileceksin dedi. Ben de ona, ben adamsam, yanıma birini bulur, gider o balıklardan tutar, geçimimi de sağlarım dedim. Kayığımı aldıktan sonra, Seferin Hasan dan sekiz yüz liraya barbun ağı aldım. Vahap ın amcası Kör Kamil den (KULLUKÇU) bin liraya molozma aldım. Yanıma arkadaş olarak da Musta Beyi (AK) buldum. Ben kürekleri çekerdim, o da ağları kurardı. Onunla kürek çekerek, çalışa çalışa Han arkasının oralara gider, barbunya ağı kurar, sabah iki 118

kasa barbunya alır, dönerdik. Kayığı balıkçılık yapmak dışında, kışlık odun ihtiyacımızı karşılamak için de kullanırdık. Kayalar tarafına gittiğimizde, ormandan kışlık odun yapar, onları da getirirdik. Balıkçılıktan vaz geçmiyorum Şahin Ali nin Kadir (BİRER) annemle amca çocuklarıydı. Bir gün Keleş Hamdi nin (EREN) kahvehanesinde otururken, beni görüp yanına çağırdı. Oğlum dedi, Gümenez e indin, öküzlerini satmışsın, burada nasıl geçineceksin? diye sordu. Ben de ona dayı burada tarla toprak yok, deniz var, ben de geçimimi denizden sağlayacağım, bu yüzden öküzlerin parası ile kayık aldım, balıkçılık yapacağım. Hatta bugün yirmi liralık balık sattım dedim. Kadir Dayım daha sonraki bir gün, yine aynı yerde otururken beni görüp tekrar çağırdı. O sırada Yakakent in üst yolu yeni yapılıyordu. Bana Necmettin Bey, Ahmet Bey Karayolları şefi, onlarla konuştum. Yeğenim var, yanınıza vereceğim, ama ona kazma kürek işi yaptırmayacaksınız diye söyledim. Onlar da tamam Kadir Efendi, dozere yağcı yaparız dediler. Bunun üzerine dayı sen ne dersen de, ben balıkçılık yapacağım dedim. O da, oğlum akıllı ol, bu işte sigortan var, emeklilik var dedi. Fakat ben balıkçılık yapmayı kafaya koyduğum için dayımın teklifini kabul etmedim. Şimdi düşünüyorum da, üç çocuğumu Ankara larda denizin balığı ile okuttum. Karayollarında çalışsam, bunu yapabilir miydim, bilmiyorum. Yeni bir kayık İkiz Ömer in Ramis (ŞAHİN) 7.5 metrelik bir kayık yaptırmış, 30 beygir motor koymazsam, bu kayığı satacağım diyordu. Ramisin yanına gittim, kayığını satacakmışsın, kaça satıyorsun diye sordum. O da üç bine satarım dedi. Bunun üzerine ona bin beş yüz lira peşin verdim, kalanı kalkancılık sonrası ödenmek üzere anlaştık. Kayığı alınca birde buna uygun bir motor bulmam gerekiyordu. Arif Çavuşun Mehmet (NOGAY) Kooperatif Başkanı iken, 26 beygirlik süper star motorlar getirtmişti. Ancak balıkçılara verirsem, parasını toplayamam diye düşündüğünden olacak, bu motorların satışına 119

girmek istemedi. Bunun üzerine, Eksper Mustafa Bey (GÜL) bu motorları satmak için kendisi aldı, Alaçam a götürdü. Asıl işim balıkçılık olmakla birlikte, aynı zamanda tütüncülük de yapıyordum. Eksper Mustafa Bey benim tütünlerimi beğenir, satın alırdı. Bundan dolayı bir samimiyetimiz vardı. Bir gün Alaçam da bana rastladığında, senden bir ricam olacak, şu motorlardan birini arabaya yükleyip, Gümenez de kooperatifin önüne indirelim, sana soran olursa on bin liraya satılık dersin, dedi. Ben de kabul ettim, motoru, getirip, kooperatifin önünde indirdim. Beni gören, Ferhat hayırlı olsun diyor, ben de benim değil, satılık diyemediğimden, sağ ol demek durumunda kalıyordum. Şahin Ali nin Fahri nin (BİRER) babası ile annem amca çocukları. Fahri de Eksper Mustafa Bey ile çok iyi dosttu. Fahri ye, Eksper Mustafa Beyin kooperatifte bir motoru var, hatta onu da Alaçam dan benimle gönderdi, on bin liraya satıyor. Ancak bu motorları dört bin liraya aldı, ben altı bin lira veririm, bana aracı ol dedim. O da akşam eve gel, Mustafa Bey de gelecek, konuşalım dedi. Akşam onun evine gittim, Fahri, Eksper Mustafa Bey ile oturuyordu. Fahri beni görünce, Ferhat ı tanıyor musun diye, Eksper Mustafa Beye sordu. O da tanımam mı, o benim en birinci tütüncüm dedi. Orada Fahri nin aracı olması ile dört bin lirasını peşin, dört bin lirasını daha sonra ödemek şartıyla kooperatifteki motoru almak üzere anlaştık. Daha sonra 26 beygirlik olan bu motoru, Paşanın Hasan (İBRAHİMOĞLU) Ramis ten aldığım kayığa yerleştirdi. Ayrıca heves ettiğim için, kayığımın motoru olduğu halde, Ali Osman ın Hasan a (USTA) yelken diktirdim. Kayığımın yelkenini, serenini, direğini her bir şeyini dört dörtlük yaptırdım. Eski kayığımda HALMAYL marka dizel motorum vardı. Bu motor Yakakent teki ilk dizel deniz motoruydu, beş bin liraya almıştım. Yeni motoru alınca o motoru üç bin liraya satılığa çıkardım. Uzun Osmanların Hasan duymuş, geldi. Sen beş bine aldığın makineyi, üç bine satıyormuşsun dedi. Ben de Hasan abi ben çıplak motoru beş bine aldım, ama şimdi şaft, pervane dahil üç bine satıyorum dedim. Hasan abi ile anlaşıp, o motoru ona sattım. 120

Ayancığa gidiş Kayık almadan önce Ofluoğlu nun Hasan a (OFLUĞLU) gemicilik yapmış, kalkan avcılığında bulunmuştum. O bana bacanak sana da on-on beş parça ağ yaptıralım, hem gemici payı alır, hem de ağ payı alırsın, geçimin kolay olur, demişti. Onun bu sözü aklıma yatmış, bunun üzerine onbeş parça kalkan ağı yaptırmıştım. Kalkancılıkta masraflardan sonra kalan paranın yarısını gemiciler alır, kalan yarısı da ağ başına hesaplanarak paylaşılırdı. Ancak kayık satın alınca, onbeş parça ağ yetmeyeceği için, ayriyeten Cingo nun Necat (CENGİZ) kalkan ağı satıyordu, otuz parça ağ da ondan almış, ağımı yeterli sayıya ulaştırmıştım. O yıllarda Ayancık tarafta bol kalkan olur, Yakakentli belli başlı balıkçılar kalkancılığa giderdi. Benim de niyetim Ayancığa kalkancılığa gitmekti. Her şey tamam olunca, sezonu geldiğinde Ciguli Sezai (ÖZDEMİR), ki o zaman daha çocuktu, Yörük köyünden Keşanlı Hüseyin ile adını şimdi hatırlayamayacağım bir kişi daha olmak üzere, dört kişi olarak Ayancık a kalkancılığa gittik. O zaman Ayancığa giden kayıklar içinde en büyük kayık benimkiydi. Ayancığa gittiğimde, balıkçılar hep bir arada Fotoğraf; Ferhat YILDIZ ve Toplu lu iken, Toplu lu Sabri benim Ahmet IŞIK, 1967 kayığı göstererek, arkadaşlar, Ferhat a aşk 121

olsun, balıkçılığa yeni başladı, ama her şeyini en iyi şekilde yaptı diyerek beni övmüştü. O zaman motoru olan kayıklarda wiskonsin marka takma motorlar varken, yeni aldığım motor bile tek başına farklılık yaratıyordu. Ayancık ta o sezon yaptığım balıkçılıktan on sekiz bin lira para kazandım. Kayığın ve motorun borçlarını bu para ile rahatlıkla ödemiş, hem mal sahibi olmuş, hem de para kazanmıştım. Ayancık tan sezonu bitirip döndüğümde Uzun Hasanların Hüseyin beni meydanda gördü, koluma girdi. Hüseyin abi hayırdır diye sordum. O da, sen gittin gideli aklım hep sende. En büyük kayık onda, çekmek, yüzdürmek kolay değil, ne yaptı, ne etti, diye merak ettim, durdum dedi. Ona sorun olmadığını, işlerin yolunda gittiğini söylediğimde sevinmiş, beni kutlamıştı. Ayancık ta balıkçılık Ayancığa yılbaşından hemen sonra gider, havanın durumuna göre bir ay kadar çalışır, geri gelir, daha sonra Mart 15 de tekrar giderdik. Gittiğimizde gümrük denilen bir bina vardı, kalmak için oradan yer tutardık. Yılbaşının hemen sonraki dönemde balık daha yalıda olur, yirmi otuz kulaçlara ağ kurardık. Mart 15 den sonra ise 50-60 kulaçlara ağ kurar, kuyuya yakın olan bu yerlerde, balıklar kuyudan çıktığında onları yakalardık. Yılbaşından sonraki dönemde balıklarda havyar olmaz, ama Nisan ayından itibaren, hele de Mayıs ayında balıklar hep havyarlı olurdu. Ayancığa çok küçük yaşlarda olan, yeni yetişen gençlerden götürürdüm. Cemali (ERDOĞMUŞ) de, daha çocuk denecek yaşlarda iken benimle kalkancılığa gelmişti. Bir seferinde ben balıkları satmak için Samsun a götürünce, o İstefhan ın 60 kulaçlarına çıkıp, ağ kurmuştu. 60 kulaca ağ kurarken, boylamaları, suların şamandırayı boğmaması için hep otuzar kulaç daha fazla vermek gerekir. Ben döndüğümde Cemali nin ağ kurduğunu öğrenince, ağları yanlış kurmuşlardır, boşuna uğraşacağız diye endişe ettim. Cemali ye ağları nasıl kurduğunu sorduğumda, boylamalara otuz kulaç daha verdiğini söyleyince içim ferahlamış, ona da notunu vermiştim. O şimdi her 122

çeşit ağ dokur, donatır, bu sanatta aranan, bilinen biri oldu. Onun kurduğu ağları çektiğimizde 130 balık almıştık. Avladığımız balıkları satmakta fazla bir zorluk çekmezdik. Ağ çekeceğimiz günleri kabzımallar bilir, o günlerde gelir, balıklarımızı alırlardı. Bu konuda bir sorun yaşadığımızı hatırlamıyorum. Başlangıçta balıklarımı Yaşar a (ARPA) verirdim, daha sonraları Samsun da Örnek Balıkçılığa, Kel Halit e (Murat İLKER) vermeye başladım. Ayancıklı tacirler Samsun a sebze, meyve almaya giderdi. Giderken kamyonları boş olduğu için, balıklarımızı onların kamyonu ile gönderirdik. Bu hem balıklarımızı rahatlıkla gönderdiğimiz için bizim işimize, hem boş giden kamyonlara iş çıktığı için onların işine gelirdi. Bir seferinde Mayıs 15 de ağ çektik, bende 250, Lütfi abide (Yetmişbir) 260 balık vardı. Tacirlerin dükkânına gittim, ertesi gün için Samsun a gidip, gitmeyeceklerini sordum, gideceklerini söylediler. Ben de onlara, yarın gitmeden kayıkhaneye gelin, göndereceğimiz balıklar var, yükleyelim dedim. Sabahtan kamyon geldiğinde, kasasına dökme olarak balıkları yerleştirdim. Lütfi abiye, sen balıklarını ne yapacaksın, araba ayarladın mı diye sordum. O da henüz bir araba ayarlamadım, senin kamyona ben de balıklarımı koyabilir miyim dedi. Ben de olur, ben karnı üstüne koydum, sen de tersten sırtı üzerine koy, böylelikle balıklar karışmaz dedim. Bunun üzerine onun balıklarını, benim balıkların üzerine yerleştirdik. Ben ona, bu balık kalabalık balık, peşine gidelim dedim. O, yok, yok, ben bu kadar balık tutup da peşine gider miyim dedi, gitmeyi kabul etmedi. Bunun üzerine ben yalnız olarak gittim. Önce onun balıklarını söylediği komisyoncuya indirdim. Daha sonra da kendi balıklarımı komisyoncuma bıraktım. Ertesi gün satış yapıldı, benim balıklarım 5500 lira etti. Lütfü abinin komisyoncusuna gidip onun pusulasını (hesap kâğıdı) ve parasını aldım. Benden fazla balığı olmasına karşın, balıkları 4500 lira etmişti. Döndüğümde pusulasını ve parasını verdim. Benim sattığım fiyatı duyunca, uy benim balık niye ucuz gitmiş dedi. Ben de ona, iş balığı tutmak değil, iyi satmak. Ben sana gidelim derken, boşuna mı 123

söyledim, aklına bir şey gelirse de pusulan elinde, telefon et öğren dedim. Kalkan ağları genelde beş günde bir kaldırılır. Bazen hava eser on gün, on beş gün ağları kaldıramadığımız olurdu. Ağları kurduğumuz yerler kıyıya oldukça uzak olduğundan, bir sıkıntı yaşamamak için hava durumunu iyi takip etmek gerekirdi. Bu yüzden radyodan, televizyondan hava durumunu takip ederdik. Hava durumunda kuvvetli lodos eseceği söylendi. Ayancığı lodos tutmaz derler. Çolağın Hamdi (ÖZTÜRK) de buna güvendiğinden olacak, ne kadar kuvvetli lodos eserse essin, ben gideceğim dedi. O öyle deyince, oradaki en diri kayık benimki olduğundan, o giderse, ben de haydi haydi giderim diye düşünüp, gitmeye karar verdim. Denize gittiğimde hem ağ kuracak, hem de ağ kaldıracaktım. Otuz, kırk kulaçlardayken, ağları kurmasını bitiremeden kuvvetli bir lodos çıktı, tonozun birini çözdük bıraktık, ağ çekmeye sıra gelmeden mecburen yollandık. Hava da gittikçe sertleşti. Yörük Köyünden Keşanlı Hüseyin kamaraya sarıldı, Allah ım, bizi çocuklarımıza bağışla diye bas bas bağırıyordu. Ona Hüseyin sus, ben sizi Allah ın izni ile selametle kıyıya çıkaracağım diyorum, ama beni duymuyor bile. İstefhan ın kafayı dönmenin imkânı yok, arka tarafta Aydost var, oraya kafadan bindirmekten başka çare yok. Oranın üst tarafında da bir köy var. Köylüler bizim geldiğimizi görünce hepsi sahile inmişler. Dümeni kırdım, Aybasul koltuğuna gireceğim, orada bekleyen köylülerden bir genç denize atladı, bana ağırla diye işaret etti. Ben ağırladım, ama bir taraftan da dalga yerim diye korkuyorum. O genci kayığa aldık, buranın altında kayalıklar var, bilemezsiniz, vurup kayığı parçalarsınız. Dümeni bana verin dedi. Bizi kazasız belasız, kayalara bindirmeden, baştankara kıyıya çıkardı. Köylüler bir anda el birliği ile kayığı çekti. O köylülerden ölenlere Allah rahmet eylesin, hayatta olanlara sağlık, esenlik versin. Köylüler bizi daha sonra evlerine davet etti, yemek ikram etti. Biz yemekleri yiyip bitirene kadar, kıyamet yaşatan hava kaldı, her taraf süt liman oldu. Köylülere teşekkür edip, müsaade isteyip gitmek üzere kayığın yanına geldiğimizde baktık ki, denizde İstefhan da beraber çalıştığımız bir sürü kayık, bizi aramaya çıkmış. Hepsi bu havada mutlaka gidip 124

Aydost tarafında kayalara çarpıp, batmıştır diye düşünmüşler. Bizi sapa sağlam görünce, şaşkınlık ve sevinçleri görmeye değerdi. Evdeki hesap çarşıya uymadı (!) Palamutçuluk sonrası bir dönemde Yakakent in açıklarına çıktım, iki takım ağ kurdum. Bu ağları çektiğimde elli iki kalkan balığı aldım. Kayığı o zaman evin yanındaki çekeklere çekiyorduk, oraya çektim. Uzun Kemal (BALCI) geldi, balıklara baktı, maşallah iyi balık tutmuşsun, bunlar için ne istiyorsun diye sordu. O sırada kalkan balığının kilosu beş lira civarındaydı. Ben sekiz lira dedim. Sen deli misin, bu fiyat olur mu dedi, anlaşamayacağımızı anlayınca gitti. Ben de balıkları sandıkladım, el arabasına koydum, kooperatife götürdüm. Giderken yolda Eşekçi Hasan ın karısı Remziye (GÜNEY) gördü, maşallah çok balık tutmuşsun, kaça satıyorsun diye sordu. Ben sekiz lira deyince, sen delirdin mi, bu fiyata balık olur mu dedi. Kooperatifin oraya balıkları götürünce, Necmi yi (KARABACAK) çağırdım, balıkları tarttı, 220 kg geldi. Müzayede yapmak için kabzımallara haber gönderdi. Kabzımallardan Hamdi KAYA, Kel Halil (KARABULUT) ve bir kişi daha geldi. Müzayede beş liradan başladı. Kabzımalların çok fiyat vermek gibi bir niyetleri olmadığından, bir kuruş, iki kuruş artırarak beş lira beş kuruşa kadar çıktılar. Necmi ye, bu balık benim balığım, balık bende, sekiz lira diyorum. Bir kuruş fazla veren varsa, ver gitsin dedim. Bunun üzerine kabzımallardan kimse kalmadı, müzayede bitti. O sırada meydana Alaçamlı Senayi nin (SELÇUK) minibüsü geldi. Balıkları ona yükleyip, Alaçam a gittim. Alaçam da Bafra, Bafra da da Samsun minibüslerine balıkları aktararak, akşam olurken Kel Halit in yazıhanesine ulaştım. Kel Halit in kendi çıkmış, yazıhanede işçisi vardı. Ona bu balıkları içeri al, sabahta Halit amcaya, bu balığı Gümenez den Ferhat Yıldız getirdi dersin dedim. Balıkları yazıhaneye teslim ettikten sonra gidip otele yattım. Yorgunluktan olacak, sabah biraz geç kalktım. Saatin dokuzu geçtiği bir vakitte balıkhaneye varmak üzere iken, yolda Kara Cemil e 125

(ÇAKIR) rastladım. Lan Ferhat, ben böyle bir şey görmedim, senin balığın müzayedesi on iki liradan başladı, on dört liraya satıldı dedi. Kara Cemil e, sağ ol, Allah razı olsun deyip, biraz da bu habere inanamayarak balıkhaneye yürüdüm. Kel Halit in yazıhanesine vardığımda, beni görüp, dışarı çıktı, Halit amca her lafında andun kelimesi kullanırdı, Lan Ferhat andun mu sen, senin balığı bir sattık ki, sorma gitsin dedi. Sonra bana hesabımı verdi, Yakakent e döndüm. Döndüğümde Kazık Kemal meydanda beni gördü, ellerini açtı, ver hele pusulanı bakayım dedi. Aklı sıra, balıkları onun verdiği fiyattan daha düşüğe sattığımı görerek, beni kızdıracak. Ben ona sana pusulayı gösterirsem, aklını kaçırırsın dedim. Önce pusulayı göstermedimse de, ısrar edince gösterdim. Pusulada balığın fiyatını görünce, nasıl çırpınıp dövünmeye başladı, anlatamam. Balık kime ne zaman rast gelecek belli olmaz Lütfü nün Aydın (YETMİŞBİR) ile kayıkları yüzdürdük, çapara ile avlana avlana Gerze ye gittik. Aydın otuz, kırk kadar palamut tuttu, ben ise yüz elli palamut aldım. Aydın benim daha çok balık tuttuğumu görünce şansına kızdı, geri dönüp gitti. Ben Gerze de kaldım, tuttuğum balıkları orada sattım. Sabah tekrar denize çıktım, Yakakent e doğru yollandım. Gürzüvet in ilerisinde Şef Hüseyin mıntıkasına gelene kadar parça parça balık vardı, otuz kırk kadar balık tuttum. Oraya geldiğimde balık bir bollaştı anlatamam, kancaları salıyorum, salarken balık vuruyordu. Ben atıp çekmeye yetiştiremiyordum. Üstümde üç kayık var, onlar ise hiç balık alamıyorlardı. Bu adamda yem mi var diye konuştuklarını duyuyorum. Aynı sularda benzer takımlar kullandığı halde balık rast gelmedi mi gelmez, birisi balık alırken, bir başkası hiç balık alamaz. Orada iki yüz elli tane balık aldım. Gerze ye dönsem mi diye aklımdan geçmişse de, geç kaldığımı düşünerek Yakakent e yollandım. Yakakent e gelip, kayığı çektiğimde öğlen olmuştu. Balıkları kasaya koydum, çarşıya götürdüm. Balık sabah müzayedede bir liraya gitmiş olmasına karşın, aynı fiyatı bana vermiyorlar, benim balığıma elli kuruş veriyorlardı. Ben de bunun üzerine kızdım, balıkları aldığım gibi Bafra ya balıkhaneye götürdüm. Orada balığın 126

fiyatını bir lira deyince, kabzımallar saymaya yetiştirmediler, keşke daha fazla söyleseymişim. Bazen de bir şeyler vesile olur, kısmetinde balık tutmak varsa, olmadık bir zamanda balık tutarsın. Göde Mehmet (GÜNAYDIN) ile molozmacılık yapıyoruz. Bir gün hafif bir karayel havası var. Limanda kayığın yanına gittiğimde, Göde Mehmet geldi, biraz içmiş, kafası da iyi. Bana denize gidecek miyiz? diye sordu. Ben de hava biraz rüzgârlı, gitmeyelim dedim. O da bunun üzerine bu akşam gitmezsen, bir daha seninle balığa gitmeyeceğim dedi. Ben de madem öyle diyorsun, benim için hava hoş, gideriz dedim. Kayığı yüzdürüp, Kerim köyünün altlarına, kayaların oralara gittik. Kıç üstünün iki tarafından birer ağ var. Balığı ne taraftan görürsek, o taraftaki ağın şamandırasını atıp, balığı saracağız. Epeyce bir kıvradık, bir şey bulamadık. Göde Mehmet de sıkılmış olacak, baş üstüne yatıp, duruyor. Ona sen gel ağın başına dur, ben de küreklere geçeyim dedim. Küreklere geçtim, açığa doğru on kürek çekmemiştim ki, denizin yüzü çakmak çakmış gibi yandı, yakamozdan parıl parıl parladı. Göde Mehmet e şamandırayı at diyorum, o biraz siye et, daha çok balık alırız diyor. Ben zaten balığın içindeyiz, at diyorum. En sonunda razı olup şamandırayı attı, balığı sardık. Ağın içine girip biraz patırdadıktan sonra ağları balıktan kayığa zorlukla aldık. Ağ olduğu gibi kefalle dolmuştu. Göde Mehmet in sarhoşluğu ilk defa işe yaramış, balık tutmamıza vesile olmuştu. Balık sudayken de kokar Akşamdan palamut ağlarını kurduk, hafif bir esinti ile beraber burnuma bir koku geldi. Balıkçının bu kokuyu bilmesi lazım. Bu koku, balık ağa vurduğunda ağzındaki yemi kusar, ondan olur. Kokuyu duyunca ağları kaldırmaya başladık, ama ağda o kadar balık var ki, kaldırabilirsen, kaldır. Gece yarısına kadar o ağı zor çektik, bin beş yüz mü, iki bin mi, tam hatırlamıyorum, çok miktarda balık almıştım. Balıkları kayığa aldırabilmek için güvertenin kamara sokaklarına, kıç üstüne ve kamaranın üstünde branda ile yaptığım yerlere, velhasıl boşluk bulduğum her yere balıkları koydum. Limana geldiğimde gören, vay, ne kadar balık tutmuş, maşallah diyor. Kim 127

maşallah diyorsa, ona balık verdim. Baktım gemiciler balık vermemden rahatsız olmaya başladı. Onlara suratınızı asmayın, verdiğim balığı sayıyorum, elli balık oldu. Bunun yirmi beşi benim, yirmi beşi sizin. Size bu yirmi beş balığın payını vereceğim dedim. Yörük köyünden zengin Hasan (ÇAKIR) vardı, rahmetli oldu. Bana bir gün eğer gemicilerinden gelmeyen olursa haber ver geleyim, tuzlamalık balığımı almak için denize gitmek istiyorum, dedi. Sonraki bir gün İsmail in Kadir in (AK) bir işi çıktı, birkaç gün denize gelemeyecekti. Bunun üzerine Zengin Hasan a haber gönderdim, geldi. Gece balığa çıktık, balık yok. Kendi kendime şu adama bir yemeklik balık bari verebilsem diye içimden geçiriyorum, ama şansına tek kılçık dahi alamadık. Dışarı geldik, Zengin Hasan Ferhat, yengene, bizim kaptan bu akşam yevmiye vermedi, yarın çift yevmiye verecek diyeceğim dedi. Ertesi gün tekrar geldi denize çıktık. Akşam kuruşuna bol balık alıp dışarı geldik. Zengin Hasan ın payına seksen balık düştü, onları küfeye koyup giderken, Ferhat, ben sana demedim mi, bu akşam çift yevmiye alacağımı. Bak aldım gidiyorum, hanıma da yalancı çıkmadım dedi. Sarıyar Barajı Yakakent ten Sarıyar Barajında balıkçılık yapmak üzere Ankara Çayırhan a gidiliyordu. Ben de Dursun Ali OFLUOĞLU nun gemicisi olarak gittim. Orada balıkçılık yapanlar içinde en fazla balık avlayanlardandım. Bir çıkışta 600-650 kg sazan avlayarak dönerdim. Barajın Kısıkkaya tarafına herkes gitmez, ben gider, dönmeyip orada yatardım. Yakaladığımız balıkları İskenderunlu Hüseyin DEBOOĞLU na verirdik. Balıkları onun adına Yusuf AYRANCIOĞLU teslim alırdı. Tuttuğumuz balık tartıldıktan sonra türüne göre belirlenmiş olan fiyattan paramızı alırdık. Hüseyin DEBOOĞLU bir hafta geç gelmiş, bu nedenle yakaladığımız balıkların parasını alamayınca grev yayıp, balığa çıkmamıştık. Hüseyin DEBOOĞLU gelip, bu durumu gördüğünde çok üzülmüş, yazıklar olsun, böyle yaptınız da kim zarar 128

etti? Kime borcum var, ayıp ettiniz diye sitem etmişti. Onun bu şekilde serzenişi nedeniyle utanmıştım. Hüseyin DEBOOĞLU İskenderunlu bir işadamı olan Hüseyin DEBOOĞLU, 1948 yılında amcası ile birlikte balık ithalat, ihracat ve iç ticaretine yönelik bir şirket kuruyor. Ancak balıkçılıkla ilgisi, bu şirketin kurulmasından 30 sene kadar gerilere gidiyor. Şirketi kurulduktan sonra İzmir den iki adet trol teknesi getiriliyor. 1955 yılına gelindiğinde 11 adet trol teknesi bulunuyor. Amik Gölünün işletme imtiyazına sahipler. Tutulan balıkların bozulmadan muhafazası için Amerika dan derin dondurucu getirtiliyor. Körfezden çıkan fazla miktarda karides, bozulmadan standart bir şekilde dondurularak muhafazaya alınıyor. Türkiye de ilk defa tesis edilen dondurucu makine ile karides ve balıklar 50 C lik bir sıcaklıkta donduruluyor. Deniz kaplumbağası, kurbağa ve yılan balığı alımı yapılıyor. Amik Gölünde ve özellikle Asi Nehrinde avlanan yılan balıkları Hollanda ya sevk ediliyor. Müşterisi olmayan Deniz kaplumbağalarının ihracatı için Almanya ve Amerika nezdinde yapılan girişimler olumlu sonuçlanıyor. Yılda 100-200 ton deniz kaplumbağası eti ihraç ediliyor. Trol ağlarıyla günde 300-500 tane deniz kaplumbağası avlanıyor. Dondurulmuş ürünler hava yoluyla ya da dört günde bir körfeze uğrayan Amerikan Export Lines vapurları ile sevk ediliyor. (s. 22-30) Balıkçılık Davamızda Hususi Teşebbüs başlıklı yazıdan özetlenmiştir. (Balık ve Balıkçılık Dergisi Cilt III Sayı:4-5 Nisan-Mayıs 1954) Sarıyar Barajına avcılık için iki yıl gittim. Sonraki yıllarda Yakakent ten gidenler olmasına karşın ben bir daha da gitmedim. 129

Balıkçılık dikkat ister Denizden her zaman para kazandım, çünkü balıkçılıkla ilgili ne yapılması gerekiyorsa onu yaptım, hiçbir şeyden geri kalmadım. İşimi takip ettim, aksatmadım, bunların karşılığını da fazlası ile aldım. Açıkta ağ kurarken tepelere, kıyıdaki yerlere bakarak kerteriz almak lazım. Eğer kerterizi iyi alamazsan, ağları kaldırmaya gittiğinde bulmakta zorlanır, sıkıntı çekersin. Ağ kurarken, kaldırırken, daha önceki tecrübelerimi aklıma getirir, dikkat ederim. Ağ kurarken sulara, o yerin özelliğine dikkat ederim. Irmakta ağ kurarken, feneri doğruma alırım, denizde sular vardır, sular üzerine ağ kurulmaz. Sular karayele ise fenerin doğrusundan, yirmi altı, yirmi sekiz kulaçlardan ağ kurmaya başlarım. Otuz kulacı buldun mu, kuyuya gelirsin. Bir seferinde ben yine yirmi altı, yirmi yedi kulaçlara ağ kurarken, Lütfü abi de benim üstüme yirmi sekiz kulaçlara veya biraz üzerine ağ kurmuştu. Daha sonra hava bozup, biraz sular yapınca, o ağları kuyu çekip almış, ağları gitmişti. Kuyu ırmaktan Sinop tarafa ve Samsun tarafa her iki yöne gider. Kuyuyu bilmezsen, oralarda avcılık yapamazsın, ağlarını verir gelirsin. Ağ kurarken sulara dikkat ederim. Diyelim sular poyraza akıyor. Birinci şamandırayı atarsın. Karayel başı birinci şamandıra, poyraz başı üçüncü şamandıra olur. Gece palamutçuluğa gidildiğinde, dışarı rüzgârı esmezse, karınca bacağı rüzgârı düşer. Karınca bacağı rüzgârı düştüğünde, düz duran kayık sağa sola sallanmaya, başvurmaya başlar. Bunun arkasından esas rüzgâr gelecektir. O nedenle bu rüzgârı görünce bunalmadan, hemen ağlarını kaldırıp gideceksin. 130