İSTANBUL YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI



Benzer belgeler
İrfan VURAL Gelirler Kontrolörü

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLERE TASDİKİ ZORUNLU İŞLEMLER YENİDEN DEĞERLEME ORANLARI YILLIK GELİR VERGİSİ BEYANNAMESİ VERİLMEYEN HALLER (2011 Yılı Gelirleri

SİNERJİ SİRKÜLER RAPOR

SİNERJİ SİRKÜLER RAPOR

Sayı : 2018/233 2 Tarih : Ö Z E L B Ü L T E N. MENKUL SERMAYE İRADI BEYANI (2017 Yılı Kazançları)

FİRMA YÖNETİCİLERİ VE MUHASEBE BİRİMLERİNİN DİKKATLERİNE, 2006 YILI GELİRLERİNİN VERGİLENDİRİLMESİ

Gelir Vergisi Kanununun Geçici 67. maddesi kapsamında vergi kesintisine tabi tutulmuş olan

Sirküler no: 013 İstanbul, 3 Şubat 2009

FİRMA YÖNETİCİLERİ VE MUHASEBE BİRİMLERİNİN DİKKATLERİNE, 2005 YILI GELİRLERİNİN VERGİLENDİRİLMESİ

2009/ Konu: 15 ve 30 ncu Maddedeki Tevkifat Oranlarıyla İlgili Düzenlemeleri Açıklayan Kurumlar Vergisi Sirküleri

Kabul Tarihi: 31/12/2004 Resmi Gazete Tarihi : 31/12/2004

FİRMA YÖNETİCİLERİ VE MUHASEBE BİRİMLERİNİN DİKKATLERİNE, 2004 YILI GELİRLERİNİN VERGİLENDİRİLMESİ

12/1/2009 TARİHLİ VE 2009/14580 SAYILI KARARNAMENİN EKİ KARAR

RASYO YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK LTD.ŞTİ.

Konu: Menkul kıymetlerden 2018 yılında elde edilen gelirlerin vergilendirilmesi.

Arkan & Ergin Uluslararası Denetim ve Y.M.M. A.Ş.

% 0 stopaja tabi olup, kurumlar vergisine tabidir. (5) Nakit teminatlardan elde edilen gelirler % 15 stopaja tabidir.

MENKUL SERMAYE İRATLARI İLE MENKUL KIYMET ALIM SATIM KAZANÇLARININ VERGİLENDİRİLMESİ

VERGİ SİRKÜLERİ NO: 2010/62 TARİH:

I. STOPAJ YÖNTEMĠNE TABĠ MENKUL SERMAYE GELĠRLERĠ VE DEĞER ARTIġ KAZANÇLARI

İrfan VURAL Gelirler Kontrolörü I- GİRİŞ :

Gelir Vergisi Kanunu nun Geçici 67.maddesi kapsamında vergi kesintisine tabi tutulmuş olan; (Ticari kazançla ilişkisi olmaması şartıyla)

2013 Yılı Menkul Kıymet Gelirlerinin Vergilendirilmesi

2017 Yılı Menkul Kıymet Gelirlerinin Vergilendirilmesi

SİRKÜLER 2009 / 5. 03/02/2009 tarihli ve Sayılı Resmi Gazete de aşağıda yer alan vergi tevkif oranları yayımlanmıştır.

2013 YILI MENKUL KIYMET GELİRLERİNİN VERGİLENDİRİLMESİ

SİRKÜLER 2011 / 01. Gelir Vergisi Kanununun 2011 Yılı Uygulamasına Yönelik Tarifeler, İstisna/İndirim Hadleri, Tutarları ve Oranları

TAM MÜKELLEF KURUMLARA YAPILAN ÖDEMELERDE VERGİ KESİNTİSİ

Tam Mükellef Gerçek Kişilerce 2010 Takvim Yılında Elde Edilen Gelirlerin Beyanı

DEĞER YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK A.Ş.

No: Gelir Vergisi Kanunu 94. Madde ve Geçici 67. Madde Oranlar. Gelir vergisi kanunu 103 ve 104 madde. 1) Ücretlerden

2016 Yılı Menkul Kıymet Gelirlerinin Vergilendirilmesi

GELİR VERGİSİ TEVKİFAT ORANLARI

A) % 100 B) %75 C) %50 D) %40 E) %25

2015 YILINDA ELDE EDİLEN MENKUL SERMAYE GELİRLERİNİN BEYAN VE VERGİLEME ESASLARI GERÇEK KİŞİ. Yatırım Fonu (**)

DEĞER YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK A.Ş.

TABLO YILINDA ELDE EDİLEN MENKUL SERMAYE GELİRLERİNİN BEYAN VE VERGİLEME ESASLARI. Tam Mükellef Sermaye Şirketi ve Yatırım Fonu (**)

C) I-II-III D) IV-III

İMKB de işlem gören hisse senetleri alım satım kazançları % 0 stopaja tabi olup, beyan edilmez.

SĐRKÜLER Đstanbul, Sayı: 2009/32 Ref: 4/32

GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ (Seri No:266)

No: 2011/32 Tarih:

HİSSE SENEDİ ALIM SATIM KAZANCI TAM MÜKELLEF KURUM TAM MÜKELLEF GERÇEK KİŞİ DAR MÜKELLEF KURUM (1) DAR MÜKELLEF GERÇEK KİŞİ

278 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği Yayımlandı DUYURU NO:2011/08

2012 YILINDA ELDE EDİLEN MENKUL SERMAYE GELİRLERİNİN BEYAN VE VERGİLEME ESASLARI KURUM. Yatırım Fonu (**)

SİRKÜLER ( ) 1- Yeniden Değerleme Oranında Artırılan Had ve Tutarlar:

2012 YILINDA ELDE EDİLEN MENKUL SERMAYE GELİRLERİNİN BEYAN VE VERGİLEME ESASLARI GERÇEK KİŞİ. Yatırım Fonu (**)

15 NO LU 5520 SAYILI KURUMLAR VERGĐSĐ KANUNU SĐRKÜLERĐ YAYIMLANDI

ÜRÜNLER VE GELİR TÜRÜ TAM MÜKELLEF KURUM TAM MÜKELLEF GERÇEK KİŞİ DAR MÜKELLEF** KURUM*** DAR MÜKELLEF GERÇEK KİŞİ***

5520 SAYILI KURUMLAR VERGİSİ KANUNU ÖRTÜLÜ SERMAYE. PwC

VERGİ SİRKÜLERİ NO: 2009/82 TARİH: Gelir Vergisi Kanunu nda Yer Alan Had ve Tutarlara İlişkin 273 no.lu G.V.K.

VERGİ SİRKÜLERİ NO: 2008/62 TARİH:

2 yıldan fazla elde tutulan tam mükellef kurumlara ait hisse senetlerinden elde edilen kazançlar istisnadır.

2016 YILINDA ELDE EDİLEN MENKUL SERMAYE GELİRLERİNİN BEYAN VE VERGİLEME ESASLARI GERÇEK KİŞİ. Tam Mükellef. Yatırım Fonu (**)

DEĞER YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK A.Ş.

DEĞER YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK A.Ş.

VERGİ SİRKÜLERİ NO: 2009/17 TARİH: GVK 94 de Yer Alan Kazanç ve İratlardan Yapılacak Tevkifat Oranları

SİRKÜLER İstanbul, Sayı: 2014/215 Ref: 4/215

2010/926 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı yazı ekinde olup, eskiye göre değişen hususları şu şekilde özetleyebiliriz:

GELİR VERGİSİ KANUNU ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Vergi tevkifatı ve muhtasar beyanname

Gelir Vergisi Genel Tebliği. Seri, Sıra Numarası, No : 266 Sayılı GVK. 28 Aralık 2007 CUMA. Resmi Gazete. Sayı : TEBLİĞ. Maliye Bakanlığından:

TAM VE DAR MÜKELLEFİYETE İLİŞKİN ÖDEMELERDE YAPILACAK YENİ TEVKİFAT ORANLARI HAKKINDA SİRKÜLER SİRKÜLER NO: 2004/02

2016 Yılında Gelir Vergisi Kanunu Kapsamında Uygulanacak Had ve Tutarlara İlişkin 290 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği Resmi Gazetede Yayımlandı

ö z d o ğ r u l a r serbest muhasebeci mali müşavirlik ltd.şti. Chartered Accountants & Auditors Ltd.

Yeminli Mali Müşavirlik Bağımsız Denetim ve Danışmanlık. Konu : Tarihinden İtibaren Uygulanacak Olan Gelir Vergisi Maktu Had ve Tutarları

ÜRÜNLER VE GELİR TÜRÜ TAM MÜKELLEF KURUM TAM MÜKELLEF GERÇEK KİŞİ DAR MÜKELLEF** KURUM*** DAR MÜKELLEF GERÇEK KİŞİ***

2009 YILINDA TÜRK MENKUL KIYMETLERİNDEN ELDE EDİLEN KAZANÇLARIN TAM MÜKELLEF GERÇEK KİŞİLER AÇISINDAN VERGİLENDİRİLMESİ

SİRKÜLER İstanbul, Sayı: 2015/184 Ref: 4/184

GELİR VERGİSİ KANUN TASARISINDA GERÇEK KİŞİLERİN VERGİLENDİRİLMESİ İLE İLGİLİ YENİ HÜKÜMLER GVK TASARI MADDE 51-88

T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

SİRKÜLER İstanbul,

2010/1.DÖNEM YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK MAZERET SINAVLARI SORU VE CEVAPLARI GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLER 23 Temmuz 2010-Cuma 16:00

bc. TL MEVDUAT FAİZLERİ : (01/01/2013 Tarihinden itibaren)

DUYURU. Üyelerimizin ve kamuoyunun bilgisine sunulur. Ali VAROL. Genel Sekreter 287 SERİ NO'LU GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ

- Diğer alım satım kazançlarıyla birlikte

SİRKÜLER NO: POZ-2015 / 4 İST,

Anılan değişiklikler ile ilgili açıklamalarımız önceki yazılarımızda yer almaktadır.

Sayı: İstanbul, Konu: Bazı Vergi Kanunlarında değişiklikler içeren Yasa Tasarısı nın Kurumlar Vergisi Kanunu ile ilgili düzenlemeleri.

SİRKÜLER. Sirküler Tarihi: Sirküler No: 2016/ Yılı Gelir Vergisi Tarifesi ile Bazı İstisna ve İndirim Tutarları

DEĞER YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK A.Ş.

MENKUL KIYMETYATIRIM ORTAKLIKLARI VE VERGİLEME

VERGİ SİRKÜLERİ NO: 2017/1

KÂR DAĞITIMI VE KÂR DAĞITIMINA BAĞLI STOPAJ VERGİLENDİRİLMELERİNE YÖNELİK ÖRNEK BİR ÇALIŞMA

mali açıklamalar YÖNTEM YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK ve BAĞIMSIZ DENETİM A.Ş.

GELİR VERGİSİ KANUNU NDA YER ALAN MAKTU TUTARLAR ARTIRILMIŞTIR

KONU: 302 SERİ NO'LU GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ. GENELGE (Sadece Müşterilerimiz içindir)

BÜLTEN. KONU: Gelir Vergisi Kanununda yer alan ve 2015 Yılında Uygulanacak Maktu Had ve Tutarlara İlişkin 287 nolu GV Tebliği yayınlanmıştır.

SİRKÜLER NO: POZ-2011/ 07 İST. 10/01/2011

No: 2018/7 Tarih:

SİRKÜLER RAPOR GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ. ( Seri No : 284 )

369 Nolu, VUK Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği. Seri, Sıra Numarası, No : 369 Sayılı Tebliğ. 3 Nisan 2007 SALI. Sayı : TEBLİĞ

No: 2016/107 Tarih:

SİRKÜLER İstanbul, Sayı: 2013/1 Ref: 4/1. Konu: 2013 YILINDA GEÇERLİ OLACAK GELİR VERGİSİ TARİFESİ AÇIKLANMIŞTIR

Özet: tarihinden geçerli olmak üzere Gelir Vergisi Kanununda uygulanmakta olan bazı miktarlarda değişiklik yapılmıştır.

KONU: Gelir Vergisi Kanununda Yer Alan Maktu Had ve Tutarlar ile Menkul Sermaye İradının Beyanında Dikkate Alınacak İnd. Oranı Uygulaması Hakk.

SİRKÜLER İstanbul, Sayı: 2013/18 Ref: 4/18

Transkript:

İSTANBUL YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI 26 OCAK 2006 AYLIK TOPLANTISI 69

İSTANBUL YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI 26 OCAK 2006 AYLIK TOPLANTISI OTURUM BAŞKANI KONUŞMACILAR KONUSU : Vehbi KARABIYIK : Bülent ÜSTÜNEL (Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu Başkanı) Dr. Veysi Seviğ (YMM) Süleyman Genç (YMM) Dr. A. Bumin DOĞRUSÖZ : Son Vergi Düzenlemeleri ve Yeni Yayınlanan Türkiye Muhasebe Standartları TARİH : 26 Ocak 2006 14. 00-18. 00 BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Değerli konuklar, değerli Yeminli Mali Müşavirler, değerli basın mensupları toplantıyı açıyorum. Bu kış gününde hakikaten beklediğimizden çok fazla bir izleyici var. Hepinize çok teşekkür ediyoruz. Türkiye de her yerde iptal oluyor bu toplantılar. Biz inatla yapıyoruz. Dün Platformu da yaptık. Bugün Paneli de yaptık. Ama bizim haklı olduğumuz çıktı. Önemli ölçüde bir dinleyici grubu var. Belki de az sonra gelenler de olur. Zaten biliyorsunuz bunu Platformda da yayınlıyoruz ayrıca. Dolayısıyla gelmeyenler için de bir şekilde oradan takip etme imkanımız olacak. Sizlere konuşma sırasıyla önce konuşmacıları takdim edeyim. Sayın Bülent Üstünel, Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu Başkanı. Sayın Veysi Seviğ hocamız, yazarımız, aynı zamanda üstadımız. Sayın Süleyman Genç Yeminli Mali Müşavir, biliyorsunuz Odamıza büyük katkıları olan eski Yönetim Kurulu Üyemiz. Sayın Bumin Doğrusöz, vergi hukuku alanında Türkiye de i- sim yapmış değerli bir hocamız, eski bir meslektaşımız. Konuşma bölümü de şöyle; Sayın Bülent Üstünel bize Muhasebe Standartları hakkında tarihçesini de katarak bir konuşma hazırladı. Sayın Veysi Seviğ üstadımız Kurumlar Vergisi nin son halini. Kendisi oralarda da görevli biliyorsunuz. Son halini sağolsunlar bize aktaracaklar. Sayın Süleyman Genç Menkul Sermaye İ- ratları ile ilgili son düzenlemeleri, aslında konular da serbest. Başka konulara da girilebilir. Konuşmacılarımız da serbest. Biliyorsunuz biliyorsunuz bu beyanname aşamasında, bizle ilgili konuları mümkün olduğu kadar gündeme getirmek için bu toplantıları yapıyoruz. Ama konuyu da kısıtlamak gerekiyordu. Bu şekilde yaptık. Ama serbest konuşmacılarımız. Sayın Bumin hocamın bölümü daha böyle konuşmanın en sonunda, biraz böyle karşılaştırmalı. Sanıyorum çok ilginizi çekecek. Bir önceki yılda yasalardaki mevzuattaki değişiklikler neydi? Ne oldu? Neden yapıldı? Neye yaradı? Neye yaramadı? Neler elde edildi? Bunları bize anlatacak. Şimdi ben sözü 70

çok uzatmadan ilk konuşmayı yapmak üzere sayın Bülent Üstünel üstada sözü veriyorum. Buyurun üstadım. BÜLENT ÜSTÜNEL Saygıdeğer meslektaşlarım böyle soğuk bir günde, teşrif ettiğiniz için hepinizi saygıyla selamlıyorum. Şimdi konuları atlaya atlaya gideceğim. Ama çoğu hepiniz tarafından bilinen şeyler. Biliyorsunuz Türkiye de finansal tablo dediğimiz zaman, işletmenin iktisadi durumunu aksettiren bu mali tabloların farklı ortamlarda, farklı standartlara göre düzenlendiği vakasıyla karşı karşıya bulunmaktayız. Esas itibariyle finansal tablolar, bilançoyla ilgili hükümler temel Yasamız olan Türk Ticaret Yasası nda yer a- lır. Ancak Türk Ticaret Kanunu Yasası nda yer alan sayılı ilkeler halindeki bu maddeler uygulamada yetersiz kalmış ve zaman içerisinde bu boşluk vergi kanunları tarafından doldurulmuş bulunmaktadır. Aslında bizim Vergi Usul Kanunu muzun değerlemeyle ilgili 3 üncü kitabının ilk maddesine baktığımız zaman, değerlemeyle ilgili hükümlerin doğrudan vergi matrahının tesbiti ile ilgili olduğu yazılıdır. Yani bundan 50 sene önce çıkmış olan Vergi Usul Kanunu, Türk Ticaret Kanunu tarafından tarif edilen mali tablolara müdahale etmek niyetini taşımaz. Sadece vergi matrahının hesaplanmasıyla ilgilidir. Ancak bu mali tablolar nereye takdim edilmektedir. Genelde Türkiye de finansal tabloların sunulduğu en önemli merci Maliye Bakanlığı sayılmaktadır. Dolayısıyla bir kolaylık ve de bir zorunluluk bir a- raya geldiğinden finansal tablolar, muhasebenin tutuluşu vergi kanunlarında yer alan ilkeler çerçevesinde yapılagelmiştir. Hal böyleyken, zaman içerisinde sermaye piyasasının gelişmesiyle Sermaye Piyasası Kanunu farklı bir açıdan finansal tabloların düzenlenmesi gereğini duymuş. Kendi Kanununda yer alan hükümlere dayanarak o da farklı standartlar yayınlamıştır. Sonra Bankalar Kanunu nun getirdiği ilkeler çerçevesinde finansal tablolar, bankalar mevzuatına uygun hale getirilmiştir. Uygulamaya baktığımız zaman, eğer bir banka aynı zamanda halka açıksa birbirinden farklı üç tane finansal tablo düzenlemek durumunda kalmaktadır. Bunlardan biri zaten, vergi kanunlarına göre tutulan defterde yer almaktadır. Ona göre bir bilanço çıkartılmaktadır. Bankalar Kanunu na göre haricen bir düzeltme yapılmaktadır. Ayrıca banka halka açık ise, SPK mevzuatına göre de bir mali tablo düzenlemektedir. Bu kurumun yabancı ortağı varsa, yabancı ortağına da finansal tablo sunabilmek için, Uluslararası Muhasebe Standartlarına göre farklı bir tablo daha düzenlenmektedir. Bankanın aynı döneme ait 4 tane finansal tablosu olmakta, 4 ünde de 4 ayrı kar teşekkül etmektedir. Bu karın hangisi dağıtıma esas alınacaktır? Bu tür sorunlar ülkede sürekli problem olarak karşımıza çıkmıştır. Bu tablolardan hangisi doğrudur? Hepsi doğrudur. Çünkü kendi standardına göre yapılmıştır. Ama bunlarda belli bir noktada buluşulması lazım gelmektedir. Bu sadece bizim ülkemizin problemi de değildir. Küreselleşme nedeniyle ülkeler, farklı ülkelerde şubeler tesis edip yatırımlar yaptıkça, o ülkelerin mevzuatına göre mali tablolar çıkartmakta, sonra bunları kendilerine göre düzeltmek durumunda kalmaktadırlar. Ekonomide güçlü olan her şeye hakim olmaktadır. Almanya da fevkalade güçlü olan Mercedes in finansal tabloları Avrupa 4 Nolu Yönergesine dayalı standartlara göre 71

düzenlendiğinden hisse senetlerinin Newyork Borsası nda satılamamaktadır. Çünkü orada USGAAP denilen Amerikan Genel Kabul Görmüş Muhasebe Prensipleri geçerlidir. O standartlara göre Mercedes bilançosunu tanzim ettiğinde muhtemeldir ki karlı bilançosu zarara dönüşmektedir. Dolayısıyla bütün dünyada da bu çok başlılığı indirgemek maksadıyla çalışmalar yapılmıştır. Şu anda dünyada iki büyük standartlar seti vardır. bunlardan bir tanesi Amerikan Muhasebe Standartları, diğeri Uluslararası Muhasebe Standartları. Bu iki standartlarındaki farklılıkların giderilmesi konusunda 2002 yılında bir anlaşma yapılmıştır. Dolayısıyla çok yakın bir gelecekte bu iki standart tabiatıyla güçlü olanın empoze ettiği şekilde tek bir set altında birleştirilmiş olacaktır. Türkiye bu konuda ne yapmaktadır? Daha önce bu kargaşaya son vermek maksadıyla TMÜDESK bünyesinde bir Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu kurulmuştu. Ancak bunun bir kamu tüzel kişiliği olmadığı için bu Kurul tarafından yayınlanmaya çalışılan standartlar tavsiye niteliğinde kalmış idi. Bunun üzerine Sermaye Piyasası Kanununa, Parlamentoda bir gecede bir ek madde yapıldı. Bu ek maddeyle Türkiye de muhasebe standartlarını oluşturma yetkisi Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu na verildi. Böyle bir Kurulun kurulduğundan bahsedildi ama, uzunca bir süre fiiliyata geçilmedi. Sonradan Dünya Bankası ve IMF in Türkiye üzerindeki operasyonları münasebetiyle Türkiye de böyle bir Kurulun olması gündeme getirildiğinde fark ettiler ki, Sermaye Piyasası Kanunu na ekli maddede böyle bir Kuruldan söz ediliyor. Alelacele bu Kurula ilgili Kuruluşlar birer üye göndermek suretiyle 2002 yılında Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu oluşturuldu. Ben de bu Kurula TÜRMOB bünyesinden Yeminli Mali Müşavir olarak uygun görüldüm ve atandım. Bu Kurulda kimler var. Bu Kurul özellikle düzenleme ve denetleme yetkisini haiz olan belli başlı kamu kurumlarından oluşmaktadır. Buraya Maliye Bakanlığı üye vermektedir. BDDK üye vermektedir. Sermaye Piyasası Kurulu üye vermektedir. Hazine Müsteşarlığı Sigorta Şirketleriyle ilgisi dolayısıyla üye vermektedir. Sanayi Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı üye vermektedir. Bunların dışında üniversiteden bir üye, TOBB dan bir üye, TÜRMOB dan da bir SMMM ve bir YMM olmak üzere toplam 9 üyeden oluşmaktadır. Bu Kurulla ilgili hüküm tek bir Kanun maddesinde yer almaktadır. Ancak fevkalade önemli yetkilerle techiz edilmiştir. Bu Kanun metnine göre, Türkiye de muhasebe standardı yayınlama yetkisi sadece bu Kurula bırakılmış vaziyettedir. Ancak bazı kurulların da kanunlarında standart yayınlama yetkisi vardır. O halde kargaşa hala devam etmekte midir? Acaba Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu da bir standart yayınlamaya başlarsa, bu defa dört tane standarda göre dört tablo düzenleyenler, bu defa beş tablo mu düzenleyeceklerdir? Hayır Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu bu konuda bir strateji belirlemiştir. Belirlenen stratejide şu hedeflemiştir; Öncelikle, Türkiye de düzenlenen finansal tablolar bundan böyle dünyanın her yerinde geçerli olabilmelidir. Yani benim ülkemde düzenlenen bir finansal tablo bir başka ülkede okunabilsin, değerlendirilebilsin ve işleme konulabilsin. Bununla ilgili olarak, yani Türkiye deki finansal tabloların akredite olabilmesi için ne yapmak lazımdır? Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu yla bu konuda 2003 yılından itibaren işbirliği içindeyiz. 72

Kendileri bunun için Türkiye de resmi bir çevirinin mevcut olması ve Türk mevzuatının buna uyum sağlaması, bunun uygulamasını zorunlu hale getirmesi ifade edildi. Bununla ilgili olarak kendileriyle yapmış olduğumuz görüşmelerde, tabii bu çevirileri bütün detaylarıyla anlatmıyorum size. Bu çevirilerin çok teknik olması nedeniyle, İyi bir ekip tarafından çevrilmesi gerektiğini kendilerine ifade ettik ve kendilerine Türkiye de bu standartlarla uğraşmış kimselerden bazılarını önerdik ve Siz bunların arasından dilediklerinizi seçin. dedik. Bunlar arasında üniversiteden akademisyenler, denetim şirketlerinin partnerlerinden ve de piyasadaki büyük şirketlerin deneyimli finansal tablo düzenleyicilerinden uzmanlar vardı. Bunların özgeçmişlerini yolladık. Bunlardan etkilendiler ve çevirileri bu elemanlar vasıtasıyla Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun yapmasını istediler.tabii bu anlaşma çerçevesinde kendi prosedürlerini, standart çevirme prosedürlerini gönderdiler. Önce bu standartlar setinde mevcut aşağı yukarı 1070 tane kavramın Türkçe karşılıklarının oluşturulması gerektiğini bildirdiler. Biz bilim adamlarından oluşan bir Alt Komisyona bu kavramların Türkçe karşılıklarını tesbit ettirdik. İşi zannedildiği gibi kolay olmadı. A- radan üç sene geçmiş olmasına rağmen, hala bu standartlarla ilgili kavramlar seti netlik kazanmış değil. Çünkü her standartta farklı bir şekilde bu kavramlar telaffuz edilmektedir. Bu terimlerin Türkçe karşılıkları her standartta esas itibariyle aynı olmakla birlikte, çeviride zorluklar yaşanıyor. U- luslararası Muhasebe Standartları sayı itibariyle 37 tanedir. Bu standartlara dayanarak düzenlenen finansal tabloların uluslararasında geçerli olabilmesi için, noksansız bunlara uyulmuş olması gerekiyor. Yani bu standartlardan bir tanesine biz uymak istemiyoruz dediğiniz anda, buna göre düzenlenen finansal tablolar uluslar arası standartlara uyumlu değildir. Binaenaleyh uygulama özellikle bu yönde önem arz etmektedir. Avrupa Birliği üyesi olarak onlarla birlikte hareket etme, onların uyguladığı politikalara da uyum sağlama gereği söz konusu olduğu için, onlardan farklı bir uygulama içerisine girmemiz mümkün değil. Avrupa Birliği Konsey Kararıyla, Avrupa Birliği üyesi ülkelere 2005 yılından itibaren Uluslararası Muhasebe Standartlarını uygulama zorunluluğu getirildi. Ancak tamamına değil. Sadece Bankalara, halka açık şirketlere ve de sigorta şirketlerine. Bu üç grup için 2005 yılından itibaren Uluslararası Muhasebe Standartlarına uyumlu uygulama başladı. Türkiye de aynı şeyi yaptı. SPK ve BDDK, Uluslararası Muhasebe Standartlarına uyumlu tebliğler yayınladı. Onlarla birlikte Türkiye de de bu üç Kurulun kontrolü altında olan alanlardaki işletmeler mali tablolarını Uluslararası Muhasebe Standartlarına uyumlu hale getirdiler. Şimdi bu çalışmalar içerisinde, sözün başlangıcında da ifade etmiştim Türk Ticaret Kanunu temel Yasadır. Bu arada Türk Ticaret Kanunu nda çok kapsamlı değişiklik çalışmaları yapılıyordu ve Bu çalışma komisyonuna Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu ndan üç üye Adalet Bakanlığı tarafından atandı. Biz bu çalışmalara katıldık. Çok değerli hocamız Prof. Dr.Ünal Tekinalp başkanlığında yürütülen bu çalışmada bizlerin de iştiraki sonucunda, Türk Ticaret Kanunu nda Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından yayınlanacak olan standartlara yollama yapıldı. Yani mevcut yasadaki finansal tabloyla ilgili 9 10 tane madde yerine bir kaç maddeyle Türkiye Muhasebe Standartlarına yollama yapıldı ve bunlara uyulmasının zorunlu olduğu Yasada ifade edildi. 73

Bu yapılırken diğer taraftan Bankalar Kanunu çalışmalarında da bir şekilde etkili olduk ve Bankalar Kanunu nda finansal tablolarla ilgili hüküm konurken, bankaların finansal raporlama konusunda standart veya kural yayınlamaya kalktığında bunlar hakkında, Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu nun görüşünü alma mecburiyeti getirildi. Şu anda fiili durum olarak söylüyorum, Sermaye Piyasası Kurulu ve de BDDK mevzuatı içerisinde yer alan Uluslararası Muhasebe Standartlarına uyumlu tebliğler güncelliğini yitirmiş durumdadır. Bu iki Kurum kendi tebliğlerini Uluslararası Muhasebe Standartlarına uyumlu hale getirme çalışmasına başlamaktan şu anda vazgeçmişlerdir. Çünkü Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından yayınlanan standartlar bu senenin başından geçerli olmak üzere yayınlanmaya başlamıştır. Şu ana kadar 17 tane standardımız Resmi Gazete de yayınlanmıştır. İki tanesi bugün gönderildi, yayınlanmak üzeredir. Geri kalan 17 tane standart da Mart ayı sonuna kadar yayımlanacaktır. Bu standartların tamamının çevirileri hazırlanmış vaziyettedir. Sadece birkaç tane önemli standardın çeviri çalışması sürmektedir. Bu çeviri çalışmaları Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından tesbit edilen çalışma komisyonlarına yaptırılmaktadır. Çalışma komisyonlarında ağırlık üniversite mensubu akademisyenlerle denetim şirketlerinin Uluslararası Muhasebe Standartlarını uygulayan, bilen elemanları görev almıştır. Bu çalışmada hazırlanan çeviri taslakları özellikle farklı denetim firmalarının uzmanlarca çapraz kontrole tabi tutulmaktadır. Yani bir standart diyelim ki, büyük bir denetim şirketi tarafından çevrildi. Bu yapılan çeviri ona rakip olan bir diğer denetim şirketinin uzmanlarına gözden geçirtilmektedir. Dolayısıyla kendi yapmış oldukları çevirilerde hata olmaması için, azami dikkat göstermektedirler ve bu şekilde çapraz kontrolden geçirilen standart taslakları Kurulumuza intikal etmekte ve Kurulumuzun uzmanları tarafından gözden geçirildikten sonra, Kurulun onayına sunulmaktadır. Çevirilerin olabildiğince iyi yapılmış olması çok önemli. Çünkü duydukki,. Danimarka da yapılan çeviriyi, Danimarkalılar anlayamamışlar. Hala İngilizce metnine bakıyorlarmış. Bu durum Avrupa Birliği ne yeni geçmiş ülkelerde de söz konusu. Bizim standartlarımızda da böyle bir sorun yaşanacak mıdır? Elbette yüzde yüz mükemmel olması söz konusu değildir. Ama olabildiğince anlaşılabilir bir Türkçeyle bunları yapmaya gayret ediyoruz. Bu çeviriler de tabiatıyla bire bir tercüme değildir. Bir taraftan orijinaline sadık kalmaya çalışılırken, diğer taraftan standardın ifade etmek istediği şey Türkçe anlatılmaya çalışılıyor. Okunduğu zaman ümit ederim sizler de fazla rahatsız olmazsınız. Esasen bunların çoğu, bizim bildiğimiz şeylerdir. Yani getirilen standartlar üniversitelerimizde yıllardır eğitimi yapılan enternasyonal kurallardır. Bizim ülkemizde bazı kurallar farklı uygulanmaktadır. Dolayısıyla bizim bu konuda belli başlı bazı standartların dışında fazlaca sorunla karşılaşılmayacağı kanaatini taşıyorum. Tabiatıyla bahsetmiş olduğum bu 38 tane standart bankalar, sigorta şirketleri ve halka açık şirketleri ilgilendirmektedir. Halbuki Ticaret Kanunu çok daha büyük kitleye hükmetmektedir. Dolayısıyla bu şirketlerin dışında kalan, çok önemli sayıda olan şirket de bu Uluslararası Muhasebe Standartlarına u- yumlu Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulamak durumunda 74

kalacaklardır. Bunu ufak ve orta boy işletmeler başarabilecekler midir? Bu bizim ülkemizde sorun teşkil edecek midir? Evet. Ama bu sadece bizim ülkemizin sorunu değildir. Yabancı ülkeler de orta ve küçük boy işletmeler için titizlik göstermektedirler. Şu anda Komisyonumuzun iki üyesi Londra da bu konuda yapılan toplantıda çalışmaktadırlar. Orta ve küçük boy işletmeler için Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu nispeten daha sade bir standart seti hazırlıyor. Ama bu hazırlık sürecine, bu çalışmaların zaman alacağı dikkate alınarak ülkeler olabildiğince Uluslararası Muhasebe Standartlarına uyumlu yerel standart seti hazırlama konusunda yetkili kılındı. Bizim bu konuda yapacağımız şey, gene Uluslararası Muhasebe Standartlarının ne şekilde hareket ettiğini dikkate almakla birlikte, ülkemizdeki uygulayıcılara ters düşmemesi, onları ürkütmemesi için, şu anda halen kullanmakta olduğumuz 4 Nolu Yönergeye uygun olarak hazırlanmış bulunan Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği, Uluslararası Muhasebe Standartlara uyumlu olan Türkiye Muhasebe Standartlarındaki ilkelere göre, ufak revizyona tabi tutulmak suretiyle, uygulamanın devamını sağlamak olacaktır. Bazı önemli standartların uygulanmasında bu orta boy ve küçük boy işletmeleri muaf tutmayı da düşünüyoruz. Çünkü bazı ö- nemli standartlar var. Yani bütün dünyada muhasebe kavramında çok ö- nemli bir değişiklik ortaya çıkmakta ve diyoruz ki, finansal tablolar işletmenin belirli bir andaki mali durumunu yansıtıyor. Yani üzerinden ne kadar vergi ödeyelim diye bir bilanço değil. Bu bilanço gerçek zenginliği ifade ediyor mu? Etmiyor mu? Bununla ilgili olarak bizim klasik anlamda düşündüğümüz bilançolarımıza baktığımızda örneğin, bakıyoruz bir duran varlık tarihi maliyetlerle yer alıyor. Bunun üzerinde bir Enflasyon Düzeltmesi yapıldı.. Enflasyon Düzeltmesiyle tarihi maliyetleri bugünkü değerlere getirdik. Yani yeniden bir değerleme yapmadık düzelttik. O günkü paranın değerini bugünkü para değeriyle ifade ederek bilançolarımızda düzelttik. Peki, bu düzelttiğimiz değer doğru mu? Dünyada değişen muhasebe anlayışında, bilançolardaki değerlerin, gerçeğe uygun değerlerle ifade edilmesi yönünde önemli bir değişim yaşanmaktadır. Yani diyelim ki, bilançonuzda tarihi değerlerle bir duran varlığınız vardı. Bu duran varlığınızı bugünkü değerlere göre, Enflasyon Muhasebesine göre düzelttiniz. Ama bir başka standart diyor ki, bu düzeltmiş olduğunuz değer gerçek değerin üzerinde olamaz. O halde bunu gerçek değerine indireceksiniz veya isterseniz yeniden değerleyerek yükseltebileceksiniz. Dolayısıyla bilanço üzerinde bu defa muhasebecinin önemi giderek artmaktadır. Yani o bilançoyu gerçek hüviyetine getirmekle mükellef hale gelmektedir. Bununla ilgili gerçeğe uygun değer şu anda Sermaye Piyasası Mevzuatını okuduğunuz zaman, makul değer olarak karşınıza çıkmaktadır. İşitmişsinizdir makul değeri. Makul değer kavramının bizim standartlarımızdaki karşılığı hocalarımızın da tavsiyesi üzerine gerçeğe uygun değer şeklinde dir. Çünkü bizim Vergi Usul Yasamızda da biliyorsunuz değerleme ölçüleri vardır. Bu gerçeğe uygun değer, tek bir değer değildir. Bazen maliyet bedeli gerçeğe uygundur. Bazen satış bedeli gerçeğe uygundur. Dolayısıyla bu ilke muhtelif standartlarda yer alacaktır. Orta ve küçük boy işletmelere bu değerleme hükümlerini uygulatmamak gerekebilir. Yani onlara bu tür ağır uygulamalar yüklenmemelidir. Büyük işletmeler bunları uygulayabilirler. Çünkü siz mali tablonuzu niye yayınlıyorsunuz. Üçüncü 75

kişilere kendinizi tanıtmak için. Bu fotoğrafın doğru çekilmiş olması lazımdır. Yani ben eğer o şirkette bir hisse senedi sahibiysem, o şirketin hisse senedini alacaksam, o bilgiye nereden ulaşıyorum? Onun mali tablolarından ulaşıyorum veya bırakın halka açık şirket olmasın, piyasadaki büyük bir şirket olsun. Ben o şirketle bir ticari ilişkiye gireceksem, ticari ilişkiye girmeden önce veya bir bankayım kredi vereceğim, o firmanın bilançosunu alıp, okumam lazımdır ve bu bilgiler gerçeğe en uygun değerlerle yer almış olmalıdır. Bir işletme düşününüz. Birisinin öz kaynakları müsait. Bir emtia alıyor. Bilançosuna 100 lira peşin alış fiyatıyla koyuyor. Diğerinin parası yok, gidiyor aynı malı 150 liraya faiziyle birlikte satın alıyor ve vergi kanunlarının anlayışıyla bunun üzerine finansman yüklerini de koyuyor ve 100 liralık malı bilançosunda 150 lira olarak gösteriyor. Uluslararası Muhasebe Standardı diyor ki, bunun üzerindeki finansman yüklerini kesinlikle kar zarara yollayacaksınız ki her iki firmanın da bilançosunda da bu mallar 100 liradan gözüksün. Aksi takdirde ne oluyor? Siz bilançoya dışarıdan bakıyorsunuz. Birisinde 100 liralık mal var. Birisinde aynı mal 150 lira. Hangi şirket daha varlıklı, İlk bakışta 150 liralık malı olan. Halbuki onda da aynı maldan var Binaenaleyh böyle bir uygulama okuyucuyu yanıltıyor. İşte Uluslararası Muhasebe Standartları değerleri eşitlemeye çalışıyor. İşletmenin üzerindeki riskleri bilançonun dip notlarında tafsilatlı bir şekilde a- çıklatmaya yönelik hükümler ihtiva etmektedir. Bu ve buna benzer ufak bir, iki örnek daha vereyim. Mesela biz duran varlıklarla ilgili bir binayı aldığımız zaman, binayı arsasıyla birlikte alırız, aktifleştirip amortismana tabi tutarız. Amortismanın ruhunda zamanla eskime vardır. Ama arsa hiç eskir mi? Eskimiyor. Dolayısıyla Uluslararası Muhasebe Standartlarında sadece arsa üzerindeki binayı amortismana tabi tutabilir. Arsa amorti edilmez. Bu mantıksız bir şey midir? Hayır, ama biz tamamını tutuyoruz.. Biz bir kavramsal çerçeve yayınladık. Bu kavramsal çerçeve muhasebe standartlarının uygulamasının ilkesini belirtiyor. Türkiye de bilanço, yani mali tablo tek tip olarak düzenlenecektir. Şu an gazetelerde ilan edilen Sermaye Piyasası Kurulu nun halka açık şirketlerin bilançolarının hiçbirisi kanuni defterlerde yazılı bilanço değildir. Çünkü o defterlerden çıkarılan bilançolar SPK mevzuatına göre revize edilmiştir. Denetim raporu ile o hale gelmiştir. Genel Kurullarında da onaylanan bu bilançolardır. Halbuki gidin deftere bakın, böyle bir bilanço yok. Tamamen farklı. İşte bunun için Türkiye Muhasebe Standartlarının devreye girmesiyle işletmeler tek bir mali tablo düzenleyeceklerdir. Bu mali tablo üzerinde bir tek kar zarar oluşacaktır. Bu kar zararlar vergi matrahına giderken artık beyanname üzerinde, kanunen kabul edilmeyen giderleri ekleyeyip vergiye tabi olmayan gelirleri düşeceksiniz. Ayrıca diyelim ki, Maliye Bakanlığı hala vergi kanunlarındaki değerleme hükümlerinde ısrarlı. Vergi kanunlarında yer alan değerleme hükümlerine göre, ne fark ediyor idi ise, onu beyanname üzerinde matraha ekleyecek veya düşeceksiniz ve bu suretle vergi matrahına geçeceksiniz. Bu kargaşayı arttırmayacak mı? Arttıracak. Onun için biz Maliye Bakanlığı yla da şöyle bir çalışma başlattık. Bu standartlar madde madde vergi kanunlarıyla karşılaştırılmakta, uyuşmayan maddeler saptanmaktadır. Ö- nemli olmayanların temizlenmesi mümkün olabilir diye düşünüyoruz. Bizim 76

sorunumuz kayıt dışılık zaten. Kayıt içine gelmiş olan mükellef kaydını öyle tutsa ne olur, böyle tutsa ne olur. Yani bir sene evvel, bir sene sonra bir şekilde bunlar birbirlerini ifna edecekler zaten. Dolayısıyla Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu bu konuda önemli bir çalışma başlatmıştır ve bu çalışmalarda bu maddeler gözönüne serildiğinde, gerçekten de bunların üzerinde fazlaca ısrarlı olunmayacağını Mali İdaremiz anlayacaktır ve bize gelen raporlar da bu istikamettedir. Yani vergi kanunlarında yer alan bu hükümlerin üzerinde fazla ısrarlı olmamaları lazım geldiğine dair kendi uzmanlarının bizlere notları ulaşmaktadır. Şimdi vaktinizi fazlaca almak istemiyorum. Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun bu sene yayınlayacağı orta ve küçük boy işletmelerle ilgili standartlar dolayısıyla Türkiye de yeni bir döneme geçilmesi açısından fevkalade önemli bir yıl yaşayacağız. Bu bir eğitim yılı olacak. Pek çok sorunumuz olacak, ama bu sorun sizler gibi çok değerli uzmanların görüşleriyle bir noktaya gelecektir. Kurulumuzun sitesi vardır. Bu siteye tmsk.org.tr, girmek suretiyle yayınladığımız standartları burada göreceksiniz ve bu kaynakları giderek zenginleştireceğiz ve burada hepinizin görüşlerine ihtiyaç olacaktır. Sıkılmadan çalışıyoruz. Sizler de görüşlerinizi bize ulaştırdığınız ölçüde bu meseleleri süratle halletmiş olacağız. Zamanı aştığımız için özür diliyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Sayın Başkana çok teşekkür ediyoruz. Şimdi söz sayın Veysi Seviğ üstatta. Buyurun üstadım. DR. VEYSİ SEVİĞ Teşekkür ederim sayın Başkan. Esasında sayın üstadın buraya aktarmış bulunduğu muhasebe standartları çok önemli. Çünkü bazı standartlar ve uygulamalar 01 Ocak 2006 dan itibaren başlıyor. Onun için son derece önemli. Kurumlar Vergisi Tasarısı oldukça uzun bir süredir tartışma konusu ve üzerinde çalışma konusu yapılıyor ama, şu var; Şu anda üzerinde 48 ana madde. 3 Mükerrer Madde, 35 Geçici Maddeden oluşan Kurumlar Vergisi Kanunu kısaltılıyor. 34 Madde, 4 Geçici Madde haline getiriliyor. Kurumlar Vergisi nde bir de yapısal değişiklik oluyor. Şu anda Kurumlar Vergisi 4 kısımdan oluşuyor. Birinci kısım da mükellefiyet var. İkinci kısım da verginin tarhı var. Üçüncü kısımda verginin ödenmesi var ve son hükümler var. Şimdi tamamen değişiyor. Üç kısma bölüyoruz. Birinci kısımda Tam Mükellef Kurumların Vergilendirilmesi yer alacak. İkinci kısımda Dar Mükelleflerin Vergilendirilmesi yer alacak. Üçüncü kısımda Ortak Hükümler yer alacak. Kurumlar Vergisinde prensip olarak istisna ve indirimler azaltılıyor. Buna karşılık bazı yeni müesseseler getiriliyor. İstisna ve indirimler azaltılırken vergi mükellefiyetini genişletici özel bir de hüküm içeriyor. Onu biraz sonra aktarmaya çalışacağım. Yine Kurumlar Vergisi Kanunun da yapılması öngörülen en önemli değişikliklerden bir tanesi, beyanname verme süresi eskiden olduğu gibi Nisan ayı sonuna kadar. Yani 15 Nisan kalkıyor. Nisan ayı sonuna kadar Kurumlar Vergisi Beyannamesi verilebilecek. 77

Kurumlar Vergisi nde istisna ve muafiyetler daraltılırken önemli bir düzenleme getiriliyor. Mükellefiyeti genişletici bir düzenleme. Çünkü Kurumlar Vergisi Kanun Tasarısının 2 nci maddesinde mükellefler diye yapılan tanımlamada bu Kanun uygulamasında sendikalar, odalar, borsalar, meslek örgütleri ve bunların üst kuruluşları gibi, siyasi partiler gibi kuruluşlar dernek ve cemaate, emekli ve yardım sandıkları vakıf niteliğinde kabul ediliyor. Bunların herhangi bir şekilde gelir sağlayıcı hizmetleri Kurumlar Vergisine tabi tutulmak üzere, Dernek ve Vakıflar İktisadi İşletmesi olarak kabul ediliyor. Bundan böyle Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Yeminli Mali Müşavirler Odası, Mali Müşavirler Odası ve sayın Bakan ın Odalar Birliğinde bir hafta öne yapmış olduğu konuşmada, Odalar ve Borsalar Birliğinin Başkanlarına yapmış olduğu konuşmada aynen tanımladığı şekil şu; Diyor ki, Eğer bir Mali Müşavirlik Odası, Yeminli Müşavirlik Odası üye gelir sağlıyorsa vergiye tabi olacaktır. Buna karşı giderini düşer, aradaki farkı vergi diye öder. Şimdi Kanundan ben hemen en son hükmü söyleyeyim; Diyor ki, Bu Kanun uygulanmasında sendikalar, odalar, borsalar, meslek örgütleri, bunların üst kuruluşları üye. Siyasi partiler gibi kuruluşlar dernek, cemaate ve emekli ve yardım sandıkları ise vakıf sayılır. diyor. SEZAİ ONARAL Partiler de dahil, öyle mi? DR. VEYSİ SEVİĞ Partiler de dahil. İktisadi işletme yukarıda var. Dernek ve vakıflara iktisadi işletmeler diyor ama, iktisadi işletme kavramından anlaşılması gereken, Gelir sağlayıcı faaliyet. Gelir sağlayıcı faaliyet, para tahsilatı. İstanbul YMM Odası hariç yazamıyor muyuz üs- VEHBİ KARABIYIK tat onu? DR. VEYSİ SEVİĞ SEZAİ ONARAL Valla o konuyu deneriz. Ayrıca iktisadi işletme yapmaya gerek yok yani. DR. VEYSİ SEVİĞ Üstat iktisadi işletme sayıyor. Yani diyor ki, gelir sağlıyorsunuz.diyor ki, Bir oda çıkıyor 10.000 lira aidat alıyor. Bu aidat, bir gelir sağlıyorsunuz, bununla bir iş yapıyorsunuz. Kendinize bina yapıyorsunuz. İşte sosyal faaliyet yapıyorsunuz. Bu gelirdir. Böyle mütalaa. Esasında Odalar Birliği bu konuya çok itiraz ediyor. Yani Odalar Birliğinin teknik kadrosu itiraz etti. En çok para orada var çünkü şu anda. Fakat, zaten deniliyor ki, bundan vergi almak istiyoruz. Şimdi Mecliste bu Plan Bütçe Komisyonunda ve Genel Kurulda tartışılacak. Rotüşlenebilinir, farketmez. Meclise sevk edilen metinde bu düzenlemelere yer verilmemiştir. SEZAİ ONARAL VEHBİ KARABIYIK Genel Kurul da siyasi partileri çıkartırlar. Odalar Birliğinden fatura alırız. 78

DİNLEYİCİ Hazine yardımlarından o zaman vazgeçilir. DR VEYSİ SEVİĞ Hazine yardımı nasıl değerlendirilecek? Onu bilemiyorum. Şimdi bir değişiklik, iş ortaklığı tanımına getiriliyor. İş ortaklığı tanımına sadece taahhüt işi değil, diğer amaçlarla yapılan geçici ortaklıklar da iş ortaklığı kavramına alındı. Şimdi sadece taahhüt işleri alınıyordu. Bundan böyle biraz kapsam gelişti. Genişletilmesi öngörülüyor. Yine bir bakıyoruz Kurumlar Vergisi Kanununda yapılan önemli bir değişiklik, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri bundan böyle artık Kurumlar Vergisi istisnasından yararlanamayacak. Tüketim ve taşımacılık kooperatifleri, ticari işletme niteliğinde kabul ediliyor ve Kurumlar Vergisi istisnadan yararlandırılmayacak. Bu amaca yönelik olarak yapı kooperatifleri de gündemde. O Meclise inecek tasarı da yapı kooperatiflerine de yer verilebilir. Çünkü yapı kooperatiflerinin kötüye kullanıldığı hakkında bir düşünce var. Yapı kooperatiflerinin gerçekte konuş inşa eden ve ticari amaçlı şirket haline dönüştüğü ifade edilmektedir. İstisnalarda önemli değişiklikler var. Örneğin kazancın elde edildiği tarih itibariyle iştirak payının kesintisiz olarak en az bir yıl süreyle elde tutulması koşulu getiriliyor. Bir yılı geçerse istisna uygulanacak. Kişiler için. Mesela ben şimdi şöyle bir şey yapıyorum. Ben bir şirketin ortağıyım. Hisse sahibiyim. Bu takdirde bana bir yıllık bir istisna haddi tanıyor. Bir yılı geçtikten sonra, benim buradan elde ettiğim kazancı beyana tabi tutmamamı öngörüyor. Bu sistem şimdi var halihazırda. Ama burada ilk yıl, mesela ortaklık payını koyduğu an herhangi bir şekilde kendisine imtiyazlı bir hak tanındığı vakit, o imtiyazlı hakkını da paraya dönüştürerek Takdirden geçirmesi öngören karmaşık bir düzenleme getiriliyor. Bu düzenleme tartışılıyor. Meclise nasıl inecek bilemiyorum. Yine bir başka önemli değişiklik, kurumların en az iki yıl tam süreyle aktifinde bulunan gayrimenkulleri sattığı vakit, hisse senetlerini sattığı vakit biz bunu istisnadan yararlandırıyorduk. Şimdi bu istisna daraltılıyor. % 75 ini yararlandıracağız. Eskiden tamamını yararlandırıyorduk. Şimdi % 75 ini yararlandıracağız. Yani bir gayrimenkulu sattı, 100 birim kar elde etti. Bu 100 birimin tamamını istisnadan yararlandıramayacak. Sermayeye başlama şartı olmaksızın % 75 i yararlanacak. Bu çok uzun tartışmalara sebep oldu. Bu uzun tartışmalara rağmen, Meclise giden kısımda % 75 üzerinde mutabık kalındı. Öyle bir düşünce var. Fakat bunu % 50 ye indirmek üzere bir girişim oldu. Yani Maliye Bakanlığı şimdi % 50 rakamına indirmeye çalışıyor. Demek ki, iştirak kazançlarında bu aktifte bulunan iştirak hisseleri ve gayrimenkul satışında bulunan istisnanın daraltılması gündemde. Hatta en son bugün sabahleyin konuşurken tamamını da kaldıralım gibi bir görüş te varmış. Yani bunu niye böyle bir istisna uyguluyoruz gibi bir görüş de var. Şimdi bir başka olay; Zararların bir yıl geriye taşınması olayı var. Bu konu çıksın mı, çıkmasın mı? diye tartışılıyordu. Fakat sabahki görüşmemizde bunun Meclise giderecek Tasarıda yer alması kabul edildi. Zararı 79

bir sene geriye götüreceğiz. Mesela diyelim ki, 2005 yılında ben kar elde ettim, ama 2004 yılında zarara uğradım. Bu zararımdan geçmiş yıl karına mahsup imkanım tanınıyor ama, buradan doğan farkı nakit olarak bize ödemeyecekler. Bu para benim daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan vergi borcuma mahsup edilecek. Eğer zarar saymış, zarar tahsil edilmişse ve de kar doğru ise, bir sonraki yıl ödenecek aylık veya üçer aylık vergi borçlarına mahsup edilmesi öngörülüyor. Burada mükellef kendisi başvurursa bu geçerli olacak. Başvurmazsa geçerli olmayacak. Yani bir seçimlik hak olarak getirildi. (Meclise sunulan tasarı metninden çıkartıldı.) Yine önemli bir düzenleme; Örtülü sermaye kavramıyla, transfer fiyatlandırılması şeklinde iki farklı uygulamaya giriliyor. Bugün örtülü sermaye, örtülü kazanç dağıtımı iki farklı şekle sokuluyor. Örtülü sermayenin tanımı genişletiliyor. Örtülü sermaye nedir? Bizim şimdi Kurumlar Vergisi Kanununda olan dar anlamından kurtulunuyor. Örtülü sermaye tanımı şöyle; Kurumların ana ortaklıklarından ve ana ortaklıkların ilişkili olduğu kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin edilerek işletmede kullandıkları borçların hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin iki katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi içinde örtülü sermaye sayılır. diyor. Şimdi burada oldukça karışık bir tanımlama getirmiş. Bu tanımlamaya göre önemli bir konu, ana ortak. Ana ortakların ilişkili bulunduğu kurum ve kuruluşlar ayırımı. Ana ortaktan anlaşılması gereken, Yasa maddesinde tanımlama yapılmış diyor ki, Ortakla ilişkili kişi, kurumun sermayesine doğrudan ve dolaylı olarak en az % 10 oranında ortak olan veya kurumun en az % 10 oranında oy veya kar payı hakkına sahip ise, elinde bulunan gerçek veya tüzel kişidir. Ana ortak tanımını getiriyor Kanun ve ana ortaklığın bağlı olduğu kişiler kimler olabilir? Ayrıca o tanımı getiriyor. Dolayısıyla burada örtülü sermaye kavramını esas alıyor. Örtülü sermaye kavramını köşeli olarak Kanun tarif ediyor ve diyor ki, Bu örtülü sermaye olan yerde örtülü kar dağıtımı vardır. Ben bunu kar dağıtımı diye sayarım, hesaplanır ve ona göre tarhiyat yapılır. Şimdi Kanunun çok önemli bir ö- zelliği bu. Örtülü kar dağıtımından daha çok, örtülü sermaye kavramında hareket ediyor ve örtülü sermayenin olduğu yerde, örtülü kar dağıtımı vardır diyor ve şöyle de bir ifade kullanıyor. Kanun da aynen madde şöyle; Örtülü sermaye üzerinden faiz, kur farkı ve benzeri şekillerde ödenen veya hesaplanan tutarlar Gelir veya Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında örtülü sermaye koşullarının gerçekleştirildiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kar payı veya dar mükellef için ana merkeze artırılan tutar sayılır. Şimdi bu hüküm son derece riskli bir hüküm. Çünkü her an, böyle bir olaya herhangi bir kurumda rastlamanız mümkün. Çünkü iç ve dış ilişkilere Türkiye de şirket ve iş ilişkilerimiz yaygındır. Bu konu biraz İdareye resen takdir yetkisi getiren bir olay. Bu da tabii Kurumlar Vergisi nin önemli özelliklerinden biri. Transfer fiyatlandırmasıyla ilgili, daha önce burada açıklanmıştı. Bundan herhalde iki ay önce mi yaptığımız toplantıda bu konu tartışılmıştı. O tarihlerdeki tasarı da olan transfer fiyatlandırmasıyla, şimdiki transfer fiyatlandırması arasında bazı ufak tefek değişiklikler oldu. Burada transfer fiyatlandırmasında herhangi bir şekilde tespit edilen veyahutta kendisine esas aldığı ölçüyle uyuşmayan fiyat farklılıkları transfer fiyatlandırılması olarak kabul ediliyor ve bu transfer fiyatlan- 80

dırılması üzerinden de vergi tarhına neden olabilecek bir düzenlemeye yer veriliyor. Eğer sayın Başkanım izin verirse, bu transfer fiyatlandırılması için burada gerçekten farklı bir oturum düzenlememiz lazım. Çünkü Kanunun gerekçesinde yer alan hükümler ve düşünceler geçmişe göre biraz değişti. Gene Kurumlar Vergisi Kanunu vergi stopajını ayrı bir tanımlamayla yapıyor. Yani Kanun, Tasarının 15 inci maddesinde Vergi Kesintisi adı başlığı altında şunu söylüyor. Diyor ki, Gelir Vergisi Kanununa göre vergi kesintisi yapmak zorunda olanlar, kurumlara avansta dahil olmak üzere nakden veya hesaben yaptıkları aşağıdaki ödemeler üzerinden hak sahiplerinin Kurumlar Vergisine mahsuben % 15 oranında kesinti yapmak zorundadır. ve bunu tıpkı 94 üncü maddedeki gibi geniş bir döküm haline getiriyor. Yani herhangi bir şekilde eğer bir kuruma ödeme yapılıyorsa, bir kurum bir başka yere ödeme yapıyorsa, artık Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesi gereğince stopaj yapılması öngörülüyor. Muhtemelen, bu konuda edindiğimiz bilgilere göre, kurumların yapmış oldukları stopajların ayrı bir şekilde beyan edilmesi de öngörülmesi düşüncesi mevcut. Yine bakıyoruz, Kurumlar Vergisi Kanunun da bölünme ve tasfiyeyle ilgili hükümlerde değişiklik yer almış. Tasfiyeyle ilgili hükümlerde değişiklik yapılırken, yeni Ticaret Kanunundan da yararlanılması öngörülüyor. Yine bölünme konusunu da Türk Ticaret Kanununa atıf yapılıyor. Dar mükelleflerin vergilendirilmesinde ise, dar mükelleflerin matrah tesbitinde indirimden ayrıca sayılmak suretiyle belirtilmiş bulunuyor. Dar mükelleflerin Türk mükelleflerle olan ilişkilerinde dar mükellef ve tam mükellef ilişkisi konusunda da köşeli tanımlamalar getiriliyor. Yine bakıyoruz Kurumlar Vergisi Kanununda yapılması öngörülen bir düzenlemede de büyük yatırımları vergi indirimi tanımlaması konusunda ısrarcı Kanun. Yatırım İndirimi Türkiye de Türk Vergi Sisteminden kalkıyor. Fakat büyük yatırım diye yapılan tanımlamada, bu büyük yatırımın miktarı konusunda tartışma ve çekişme var. Büyük yatırım yapıldığı vakit, bunların Kurumlar Vergisinin % 2 oranında olması öngörülüyor. Kurumlar Vergisi oranıyla ilgili Yasa maddesi şu anda % 20 olarak açıklanmasına karşılık son şekliyle Tasarının. Yani bugünkü tarih itibariyle, bu % 20 oranı henüz Tasarıya tam olarak geçmiş değil. Yani Tasarı da öngörülen, Büyük Millet Meclisine sunulması öngörülen Tasarı da % 20 oranını telaffuz etmiş değil. Yazılmış değil. Bu % 20 o- ranı, ama söyleniyor, bu böyle olacak deniliyor. Gene bakıyoruz, kurumlar dar mükelleflerden yapılan kesintiler tekrar yeniden belirlenmiş olup, dar mükelleflerin bu kesintilere sayılmak suretiyle, tıpkı bizim Geçici 24 üncü maddede benzeri bir maddeyle ayrıca 15 inci madde dışında bir maddeyle getirilmesi öngörülmüş ve Kurumların ayrıca 30 uncu maddesinde, Tasarının 30 uncu maddesinde Kurumların Muhtasar Beyanname vermesiyle ilgili. Biraz önce ifade etmeye çalıştım kurum stopajları ile ilgili muhtasar beyanname vermeleri konusunda ayrıca bir düzenlemeye yer verilmektedir. Kurumlar Vergisinde Geçici Vergi oranları % 80 oranında alacaktır. Yani Kurumlar Vergisinin % 20 olarak belirlenmesi halinde, Geçici Vergi bunun % 80 i olarak alınacaktır. Demek ki % 20 nin, % 80 i 16 birim Geçici 81

Vergi alınacaktır. Sonra kurumlarda Geçici Vergide önemli bir düşüş öngörülmektedir. % 30 dan, % 16 ya indirilmesi öngörülmektedir. Yine bir başka değişiklikle tam mükellef kurumların doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin veya oy hakkının % 75 ine sahip oluyor. Yurt dışı iştiraklerden elde ettikleri temettüler üzerinden, Türkiye de ödenecek Kurumlar Vergisinden iştiraklerin bulunduğu ülkedeki temettü dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen Kurumlar Vergisi indirilecektir. Burada gördüğümüz gibi bir sınırlama getirmiş Kanun. Diyor ki, Tam mükellef kurumların doğrudan ve dolaylı olarak sermayesinin veya oy hakkının % 75 ine sahipsek biz veya daha fazlasına sahipsek orada ödenen vergileri, burada mahsup etme imkanımız olacak. Bu orana sahip değilsek, bu hakkımızı da kaybetmiş oluyoruz böylelikle. Kurumlar Vergisi yle ilgili olarak ana hatlarıyla yapılması öngörülen değişiklikler bunlar. Ancak şu gün Kurumlar Vergisi, Bakanlar Kurulu na imzaya açılmasına rağmen, üç maddesi boş. Yani bu maddelerden bir tanesi Kurumlar Vergisi oranıdır. Demek Kurumlar Vergisi nin son şekliyle e- limizdeki metinlere göre şekliyle size aktarabileceklerim bunlardan ibaret. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Sayın Veysi üstadımıza çok teşekkür ediyoruz. İfade ettiği gibi daha önce Kurumlar Vergisi ile ilgili özel toplantı yapmadık, sayın üstat da bilir. Bugünkü halinde belirlenmiş olan kendi bilgilerini bize naklettiler. Çok teşekkür ediyoruz kendilerine. Ben kaçırmadıysam, konsültasyon galiba yer almıyor, değil mi üstat? DR. VEYSİ SEVİĞ Konsolidasyon konusu çok tartışılıyor. Şu anda boş olan maddelerden bir tanesi de o. Fakat konsolidasyon konusundaki düzenleme, daha önceki tasarıda olan biçimden farklı olarak var. Konsolidasyon bütün sermaye büyüklüğünü dikkate almayı öngörüyorlar. İşte konsolidasyona tabi o- lan bilançodaki, eğer hizmet sektörü varsa, bunu dışında tutmayı düşünüyorlar. Böyle bir görüş var. Boş maddelerden bir tanesi. Fakat Maliye Bakanlığı konsolidasyon üzerinde hayır demiyor ama, bunun yeniden şekillenmesi konusunda şu anda Bakanlar Kuruluna giden tasarı da o. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Peki, üstat biz buna çıkacak gözüyle bakabilir miyiz? Biz hep bunu konuşuyoruz da, en çok siz de var bilgi. Mükellefe ne diyeceğiz? Çıkacak mı? DR. VEYSİ SEVİĞ Şimdi şöyle bir şey söyleyeyim. Türkiye Odalar Birliği nde bu konu tartışıldı. Sayın Bakan da geldi ve Vergi Konseyi Başkanı mız, Gelir İdaresi Başkanı mız, Müsteşar ımız da bulunuyordu orada. Bu konuda tabii Odaların son derece farklı bakışları oldu. Kurumlar Vergisi Kanunu nda yapılması öngörülen değişiklerde Odaların en büyük tepkisi, Yatırım İndirimi 82

kalkması yönünde oldu ve konsolidasyon çok olumlu karşılandı. Bu konuda yani bir bütün olarak bir grubun ele alınmışlığı çok faydalı görüldü ama, tabii bunun getireceği vergi kaybıyla diğer alanlardan sağlanacak vergi gelirlerinin dengenin bozulmasına da Maliye Bakanlığı hiç böyle müsahamakar bir gözle bakmıyor. Yani her yapılacak düzenleme veya her geçecek düzenlemenin kaybedeceği verginin biraz daha fazlasını toplayabilecek bir başka alan arıyor. Onun için tereddütlere neden oluyor. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Üstat çok teşekkür ederiz. İlk iki konuşmacımız bölümünü tamamladı. Bunlar bizim aç olduğumuz bilgiler. Kurumlar Vergisinin son hali, Uluslararası Muhasebe Standartları hatırlarsınız bunu daha önceki toplantılarımızda da sizlere aktarmıştık. Bu konuda bütün Yeminli müşavirlik Odaları ortak bir faaliyet içindeyiz. Epey de ilerledi. Muhasebe Standartları konusunda meslek içi eğitimler çok yakın sürede gündeme gelecek. Bizi sayın Başkan son bilgilerle de donattı. Şimdi sözü sayın Süleyman Genç beye vereceğim. Sadece konuyu sınırlamak için biliyorsunuz Menkul Sermaye İradı dedik. Yoksa konuşmacımız, serbest kürsü her konuda söz hakkı var. Ben şimdi sözü sayın Süleyman Genç e bırakıyorum. SÜLEYMAN GENÇ Sayın Başkan, sayın üyeler hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugünkü konuşmamın mevzuu Menkul Sermaye İradı ile ilgilidir. Yeni dönemde beyanla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken noktalara değineceğim. Çünkü menkul sermaye iradı konusundaki düzenlemeler hayli karışıktır. Unutuluyor da. Hem hatırlatmada bulunmak hem GVK nın Geçici 67 nci maddesi hakkında çok özet bir giriş yapmak istiyorum. Geçici 67 nci madde dört sayfadan fazla ve son derece karmaşık. O bakımdan, herhalde uygulama ilerledikçe bu konuları daha detaylı irdeleyeceğiz. Ayrıca Gelir Vergisi Kanununa bağlı olarak çıkarılan ve geçici 67 nci maddeyi açıklayan 257 Sayılı Tebliğ son derece iyi hazırlanmış. Tebliğden yararlanma o- lanağı da var. Bu bakımdan, o bölümü sadece bir anımsama, bir giriş olarak takdim etmek istiyorum. Önce Menkul Sermaye İradı ile ilgili beyan sınırları ve bunlarla ilgili istisna uygulamalarına bir göz atmakta yarar var. Bu bakımdan ben de Gelir Vergisi Kanunu 75 inci maddesindeki sıraya göre ortaya çıkabilecek sorunlara değinerek ilerlemek istiyorum. GVK nun 75 inci maddesine baktığımızda tek başına yeterli olmamaktadır. Aynı Kanunun 22 inci, 76 ncı maddesi, mükerrer 86 ncı maddesi, Geçici 55, Geçici 56, Geçici 59 uncu maddeleri ile geçici 67 nci maddesi de göz önünde bulundurulacaktır. Bilindiği üzere, 75 inci maddenin 1 inci bendi her nevi hisse senetlerinin kar paylarının elde edilmesi ni menkul sermaye iradı sayan bir düzenlemedir. Burada genel prensip, üzerinden vergi kesildiği kabul edilen 2005 yılı hisse senedi kar paylarının yarısı 15 milyar lirayı aşması halinde tamamının beyan edilmesidir. Eğer sınır aşılmıyorsa beyan edilmeyecektir. Gelir Vergisi Kanunu nun Geçici 62 nci maddesine göre 1998 dönemi ve 83

geçmiş dönemlerle ilgili olarak kar dağıtımı gerçek kişiler bakımından beyan dışı bırakılmıştır. Dolayısıyla 1999 ve takip eden yıllarda anonim şirketlerle hisseli komandit şirketler hissedarlarına kar dağıtımı yapılıyorsa, bunu elde eden gerçek kişilerin gelirlerinin yarısı 15 bin Yeni Türk Lirasını aşıyorsa beyan edilecektir. Eğer iradın tutarı 15 bin YTL nin altında ise beyan edilmeyecektir (GVM madde 86). Örneğin; 28.000 YTL hisse senedi kar payı elde eden bir kimsenin bu gelirinin yarısı vergiden istisnadır (GVK madde 22). Kalan 14.000 YTL ise beyan sınırının altında kaldığı için beyan edilmeyecektir. Örnekteki rakamın 32.000 YTL olduğunu varsaydığımızda, bunun yarısı istisna olup kalan yarısı 16.000 YTL beyan edilecektir. Üzerinden vergi kesilmiş olan menkul kıymet yatırım fonları, katılım belgelerine ödenen kar payları da bunlar üzerinde bir kesinti yapıldığı için, beyan edilmeyecektir. Yani bu tür kar payları miktarı ne olursa, olsun beyan dışı kalacak. 75 inci maddenin 2 nci bendine göre, iştirak hisselerinden doğan kazançlar üzerinden vergi stopajı yapılmışsa ve yarısı 2005 yılı itibariyle 15.000 YTL yi geçmiyorsa beyan edilmeyecektir. 15 bin YTL yi geçiyorsa tamamı beyan edilecektir. 75 inci maddenin 3 üncü bendine göre yönetim kurulu başkan ve üyelerine dağıtılan ve üzerinden vergi kesintisi yapılmış bulunan kar paylarının yarısının 15 bin YTL yi aşması halinde beyanı gerekecektir. Bilindiği gibi Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesine göre tam mükellef kurumlardan elde edilen, GVK nun 75 inci maddesinin 1, 2, 3 numaralı bentlerinde yazılı kar paylarının yarısı gelir vergisinden istisna edilmiştir. İstisna edilen tutar üzerinden 94 üncü madde uyarınca tevkifat yapılır ve tevkif edilen verginin tamamı, kar payının yıllık beyanname ile beyan edilmesi durumunda yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edilir. GVK nun 75/5 inci bende göre, (Döviz cinsinden yahut dövize, altına veya başka bir değere endeksli menkul kıymetlerin itfası sırasında oluşan değer artışları irat sayılmamaktadır). Ancak 75/5 de sayılan iratların beyana tabi olup olmayacağı, beyan edilecekse ne kadarının beyan edileceği konusunda farklı düzenlemeler vardır. Birinci durum; Hazine bonosu ve Devlet tahvili faizleri de dahil olmak üzere her nevi tahvil faizleri, Toplu Konut İdaresi, Kamu Ortaklığı İdaresi yle ve Özelleştirme İdaresi nce çıkarılan menkul kıymetlerin gelirlerine, 76 ncı maddenin 2 nci bendine göre, Maliye Bakanlığı nca ilan edilen bir katsayı uygulanacak ve o kat sayıya göre bulunan rakam indirim olarak bu gelirlerden düşülecek, kalanı beyan edilecektir. Örneğin bir irat sahibinin 2005 yılında 500 bin YTL lik bir tahvil geliri var. GVK nun 76/2 maddesine göre, 2005 yılı için Maliye Bakanlığınca belirlenen indirim oranı olan % 53,7 bu miktara uygulandığında 500 bin YTL 268.500 TYL si beyan dışı kalacaktır. İkinci durum; 26.7.2001-31.12.2005 tarihleri arasında ihraç edilen sadece Devlet tahvili ve Hazine bono faizlerinin 50.000 YTL lik kısmı (200 yılı için bu miktar 171.842 YTL dir) ayrıca beyan dışı tutulacaktır. Örneğimizdeki 500 bin YTL lik tahvil gelirinin herhangi bir tahvil geliri değil 84

26.7.2001 tarihinden sonra ihraç edilen Devlet tahvili geliri veya Hazine bonosu faiz geliri olduğunu varsayalım. Bu taktirde 500 bin YTL lik irattan önce GVK nun 76/2 nci maddesine göre % 53,7 oranında indirim yapılacak, kalan 231.500 YTL den GVK nun geçici 59 uncu maddesinde öngörülen 171.842 YTL lik istisna düşülecek ve bakiye (231.500-171.842=) 59.658 YTL, 15 bin YTL lik beyan sınırını aştığından beyan edilecektir. Örnekten de anlaşılacağı gibi Devlet tahvili ve Hazine bonosu faiz geliri elde edenlere önemli avantajlar sağlanmıştır. 26.07.2001 den önce ihraç edilen Devlet tahvili ve Hazine bonoları geçici 59 uncu maddedeki 171.842 liralık istisna uygulanmayacaktır. Her nevi alacak faizleri kesintiye tabi olmadığı varsayımı ile beyan edilecek. Onlar için GVK nun 86 ncı maddesine göre 2005 yılı için 800 YTL lik bir istisna var. Bir alacak faizi ödemesi üzerinden ister vergi kesintisi yapılsın ister yapılmasın beyan edilecek miktarı hesaplanırken öncelikle GVK nun 76/2 deki indirim oranı uygulanır. Bu indirim oranı 2005 yılı için % 53,7 dir. Kesinti yapılan alacak faizinin indirimden sonra kalan miktarı 15.000 YTL nin altında ise beyanname ile vergi dairesine bildirilmeyecek, bu miktarın üstünde ise tamamı beyan edilecektir. Üzerinden vergi kesilmeyen bir alacak üzerinden %53,7 oranında indirim yapıldıktan sonra kalan miktar 800 YTL nin altında ise beyan edilmeyecek, üstünde ise tamamı beyan edilecektir. Mevduat faizleriyle ilgili: 75 inci maddeni 7 inci bendi mevduat faizlerini düzenlemektedir. Bu bentteki faiz gelirlerinin üzerinden vergi kesilmiş olanlarının tamamı Gelir Vergisi Kanunu Geçici 55 inci maddesinde beyan dışı bırakılmıştır. Hisse senedi ve tahvillerin vadesi gelmemiş kuponlarının satışından elde edilen bedeller üzerinden gelir vergisi kesintisi yapılmış ise 15.000 YTL ye kadar olan kısmı beyan dışı kalıyor. Stopaj yapılmamışsa beyan dışı kalabilecek rakam 800 YTL dir. GVK nun 75 inci maddesinin 12 nci bendi, faizsiz olarak kredi verenlere ödenen kar payları ile kar ve zarar ortaklığı belgesi karşılığı ödenen kar payları ve özel finans kurumlarınca kar ve zarara katılma hesabı karşılığı ödenen kar paylarının menkul sermaye iradı olduğunu tanımlamaktadır. Bu gelirler üzerinden gelir vergisi kesintisi yapılmışsa Geçici 55 inci maddeye göre tamamı beyan dışı kalacaktır. 75 inci maddenin 14 üncü bendinin kapsamında; her nevi tahvil ve Hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut İdaresi, Kamu Ortaklığı İdaresi ve Özelleştirme idaresince çıkarılan menkul kıymetlerin geri alım veya satım taahhüdü ile iktisap veya elden çıkarılması karşılığında sağlanan menfaatler (Repo gelirleri) yer almaktadır. Eğer bunlar üzerinden vergi kesintisi yapılmışsa, GVK nun 76/2 nci bendine göre % 53,7 oranında indirim yapıldıktan sonra kalan miktar 15.000 YTL yi aşıyorsa beyan edilecektir. Gelelim GVK nun geçici 67 nci maddesine: Geçici 67 nci madde 31.12.2004 tarihi itibarıyla kanunlaşmış ve uygulamasına 1.1.2006 tarihinde başlanacağı belirtilmiştir. Madde Aralık 2005 tarihinde değişikliğe tabi tutularak 01.01.2006 dan itibaren uygulanacak hale getirilmiş oldu. Geçici 85

67 nci madde, yani genel olarak vergilendirilmeyen, ya da önemli kısmı vergilendirilmeyen bir sektörü kapsadığı için sektörden güçlü dirençler o- luşmuştur. Fakat sonuçta bu direnç noktaları aşıldı gördüğüm kadarıyla. Konu en çok borsayı da ilgilendirdiği için, borsada dalgalanmalar olur veya borçlanma faizleri yükselir gibi bazı endişeler oluştu kamu oyunda, zannediyorum endişeler gerçek olmadı. Dolayısıyla yapılması gereken şey geçte olsa yapılmış oldu. Geçici 67 nci madde neyi düzenliyor? Bir kere şöyle diyelim. 67 nci madde bazı kurumlara yaptıkları işlemlerden dolayı yükümlülük getiriyor. Bu kurumlar hangileridir? Bankalar Kanununa göre banka kabul edilen kurumlar veya kuruluşlar, 2499 sayılı SPK mevzuatına göre aracı kurum sayılanlar. Saklama kuruluşları ve Takas Bank gibi aşağı yukarı dört mükellef grubu var. Maddenin ana teması, bir takım kişilere sağlanan gelirler üzerinden stopaj yapmaya dayalı. Her ne kadar geliri elde eden bakımından beyanla ilgili bir düzenleme içeriyorsa da sınırlı durumlar için söz konusu. Ama düzenlemenin amacı stopajla bazı vergileme sorunlarını tamamen ortadan kaldırmaktır. Bankalar ve aracı kurumlarla ilgili tanımlamaya gerek yok. Saklama, Takas Bank veya merkezi kayıt kuruluşları ne işe yaramaktadır. Biliyorsunuz borsada işlem gören kıymetlerin fiziki olarak varlıklarının saklanması önemlidir. Geçmiş uygulamalarda bu konuda bir boşluk vardı ve ortaya büyük suistimaller çıkmıştı. Bazı insanlar dolandırıldı. Bunları engellemek için, borsada işlem gören menkul kıymetlerin bir yerde muhafazası veya orada fiziki olarak saklanması için kurulmuş bir kurumdur Takas Bank. Ancak Takas Bankın stopajla ilgili omurganın içinde yeri çok az. Aslında ona sorumluluk konusunda fazla bir iş verilmemiş. Esas işlev banka veya aracı kurumlara verilmiş. Bir de saklama kuruluşları diye kuruluşlar var. Bunlar da Takas Bank gibi, özel olarak saklama hizmeti veren kuruluşlardır. Yani borsada işlemde bulunan bir oyuncu hisse senetlerini Falan özel bir saklama kurumu var. Ben orada muhafaza edilmesini istiyorum. diyebilir. Bu da mümkün yasalara göre. O kuruluşlar da Özel Saklama Kuruluşu olarak tanımlanmaktadır. Onlara da çok iş düşüyor. Çünkü genellikle yabancıların borsa işlemlerinde böyle özel saklama kuruluşlarını görevlendirdiği, güvendikleri saklama kuruluşlarını görevlendirdiklerini biliyoruz. Bu kurumların, yukarıda saydığım dört kurumu kastediyorum stopaj yapma sorumluluğu mevcuttur. Aslında Takas Bankı bunların içine genelde dahil etmememiz gerekir. İstisnai olarak bu üç kurumun dışında kalan bir işlem olmuşsa ve Takas Banka işin içinde ise, örneğin kaydından olan bir hisse senedinin getirisi olabilir. Başka aracı kurumlar vasıtasıyla değil de doğrudan doğruya Takas Bankta iken getiri sağlanmışsa, o getiri üzerinden Takas Bankın bir stopaj yükümlülüğü var. Yoksa Takas Bank normal olarak stopaj işlemlerinin tamamen dışında tutulmak istenmiştir. Çünkü Takas Bankın işlevine uygun değil stopaj sorumluluğu. Bu mülahaza ile Takas Bank tamamen devre dışı bırakılmak istenmişse de istisnai durumlar bunu engellemiştir. Kesinti matrahının konusuna gelince; Yani borsada ne gibi işlemler yapılıyor ya da menkul kıymetler üzerinde ne gibi işlemler oluyor ki, ortada bir matrah doğuyor ve bu vergileniyor. Kısaca matraha konu işlemleri dört grupta sayabiliriz. 86

Yukarıda saydığımı kurumların alım satımda aracılık ettikleri menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarının alış satış bedellerinin arasında ortaya lehe bir fark çıkabilir. İkinci bir işlem türü; Aracılık ettikleri menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarının alış ve itfa bedelleri arasında olumlu bir fark çıkabilir. Üçüncü bir durum; Menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarının tahsiline aracılık ettikleri bu kıymetlerin dönemsel getirileri olabilir. Yani bunlar sorumlu tutulan kuruluşların ellerinde iken dönemsel getiriler olabilir. Ayrıca aracılık ettikleri menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının ödünç işlemlerinde kullanılması sonucunda ödünç verenin lehine bazı farklar doğabilir. O farklar da stopaj matrahının içine giriyor. Tabii stopaj matrahından istisna edilen gelirler de var maddede. Kısaca onlara da bir değineyim isterseniz. Mesela Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan Menkul Kıymet Yatırım Fonları Katılım Belgelerinin ilgili fona iadesinden elde edilen gelirler, gelir vergisi stopajının dışında tutulmuştur. Menkul kıymetler yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinin alım satımından elde edilen gelirler de bu kapsamdadır. Hazine tarafından yurt dışına ihraç edilen menkul kıymetlerin alım satımından doğan gelirler ile tam mükelleflere ait olup İMKB de işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulanların elden çıkarılmasından sağlanan hisse senedi kar payları istisna kapsamındadır. Başka istisnalar da var ama, onlara girersem konu uzayacak. Stopaj matrahına biraz önce söylediğim şeyler dahil ediliyor. Ayrıca bazen komisyon iadeleri de yapabilir aracı kurumlarca. Diyelim ki, şu kadar ciro yaptığınız için ödediğiniz komisyonlarınızdan şu kadarını geri veriyoruz. Bu da stopaj matrahına girecek. Ama bu gelirlerin elde edilmesi için bazı giderler de oluyor. Komisyon gibi, Banka Sigorta Muameleleri Vergisi gibi. Bunlar da indirim olarak dikkate alınacak stopaj matrahı hesaplanırken. Menkul kıymetin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Diğer sermaye piyasası araçları konusu da önemli. Diğer sermaye piyasası araçları kavramından şunu anlamımız gerekiyor. Türkiye de ihraç edilmiş ve SPK da kayda alınmış kıymetler, Türkiye de kurulu menkul kıymet ve vadeli işlem ve opsiyon borsalarında işlem gören menkul kıymetler, diğer sermaye piyasası araçları, Hazinece ve diğer kamu tüzel kişilerince ihraç edilecek her türlü menkul kıymet ve sermaye piyasası araçları. Bunlar diğer sermaye piyasası araçları arasında. Para ve sermaye piyasası aracına kıymetli maden, döviz alma, satma, değiştirme, hak ve hükümlülüğü veren vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri de girmektedir. Matrahı biraz önce söylemiştim. Kesinti oranı prensip olarak % 15 dir. Yalnız Türkiye de kurulu vadeli işlem ve opsiyon borsalarında 2006 yılı işlemlerinde elde edilen kazançlarda kesinti oranı, sadece 2006 yılında sıfır oranındadır. Bu tabii değişebilir veya 2007 de de devam edebilir. Şimdi burada akla gelebilecek bir çok sorunun cevaplandırılması gerekmektedir. Bir işlem yapıyorsunuz, kar ettiniz, bir işlem yapıyorsunuz, zarar ettiniz. Ne bileyim, değişik işlemler yapıyorsunuz. Şimdi bu kar ve 87

zararların birbirleriyle mahsubu mümkün mü? Hani hangi kar, hangi zararla mahsup edilebilir? Ya da hangi zarar, hangi kardan düşülebilir? gibi sorular var. Bunlara da kısaca değinmek istiyorum. Bir kere stopaj için dönemsellik ilkesi getirilmiştir. Yani bugün bir işlem yapılmış kar elde edilmiş. Ama bir ay sonra yapılan işlem zarar etmiş olabilir. Bu bakımdan burada vergi idaresine çok işlem yüklememek için, Kanunda üçer aylık beyan dönemleri ihdas edilmiştir. Yani yılda dört kere, üçer aylık dönemlerle stopajı yapan banka, aracı kurumlar ve saklama kuruluşları beyanname vereceklerdir. Diğer bir anlatımla muhtasar beyanname ile beyan edip, stopajları Maliyeye yatıracaklar. Beyan dönemleri Ocak-Mart, Nisan-Haziran, Temmuz-Eylül, Ekim-Aralık şeklinde belirlenmiştir. Her dönemi takip eden ayın 21 inci günü beyanname verilecek, 26 ncı günü de vergiler ödenecek. Sadece istisnai olarak bir seferliğine yabancı yatırımcılara hizmet veren özel saklama kuruluşları, 2006 yılının ilk iki dönemi, yani Ocak-Mart, Nisan- Haziran dönemini tek dönem olarak Temmuz un 20 sinde beyan edecek ve 26 sında vergisini ödeyeceklerdir. Prensip olarak bu şekilde stopaja tabi tutulan iratlar kişilerce beyan edilmeyecektir. Tabii bütün bu konuştuklarımız kurumların aktifinde yer alan kıymetler için stopaj bakımından geçerli olmakla beraber beyan dışı kalmaları söz konusu değildir. Kurumlar stopaja tabi bu gelirlerini diğer stopaja tabi gelirleri gibi beyan edecek ve kesinti yoluyla ödedikleri vergileri, hesaplanan vergilerinden indirebileceklerdir. Yani kurumlar için beyan istisnası söz konusu değil. Geçici 67 nci madde kapsamına giren gelirler ile oluşan zararların birbirine mahsubu bazı koşullara bağlı bulunmaktadır. Aynı tür menkul kıymetlerin kar ve zararları birbirinden mahsup edilebilecektir. Diyelim üç menkul kıymet türü var. Bu türlerin ne olduğunu biraz sonra belirteceğim. A, B, C diyelim. A daki zararı C den, ya da C deki zararı B den mahsup etme imkanı yok. Kendi içinde bir mahsup kuralı getirilmiş. Aynı tür kıymetler içinde. Şimdi bu aynı tür kıymetten ne anlamamız gerekir? Bunu da kanun şöyle belirlemiştir. Birinci gurup; Sabit Getirili Menkul Kıymetler ve Diğer Sermaye Piyasası Araçları. Bir kıymet sabit getirili ise, ne getireceği belli ise o bir grup sayılıyor. Bu tanımın içine tahvil geliri girebilir, hazine bonosu geliri girebilir, özel tahvillerin getirileri girebilir. İkinci bir grup, Değişken Getirili Menkul Kıymetler ve Diğer Sermaye Piyasası Araçları. Buradaki kıymetler değişken getirilidir. Üçüncü gruptakiler vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden doğan getirilerdir. Sabit getirili bir menkul kıymetin satımından doğan zararı, değişken getirili bir kıymetin satışından elde edilen kara mahsup edemiyorsunuz. Her üç gurup kendi içindeki işlemlerden oluşan kar/zararların birbirinden mahsup edilmesi olanağına sahiptir. Bu konuda çok itirazlar olmuş. Yani bunları ayırmaya ne gerek var diyenler olmuştur. Diğer bir anlatımla işlemler gruplandırılmaksızın birbiriyle kar zarar mahsubuna konu edilebilsin denmiştir. Ancak itirazlar yasallaşma sürecinde dikkate alınmamıştır. Son olarak biraz evvel de söylediğim gibi, stopaja tabi menkul kıymetler bakımından kişiler için özel veya münferit beyanname vermesi gerekmiyor. Keza tam mükellef gerçek kişiler için yıllık beyanname verilmesi 88

mesi gerekmiyor. Ancak bunun istisnaları var. Eğer biraz önce saydığımız menkul kıymetlerin elden çıkarılmasından elde edilmiş gelirler varsa, getirileri istisna tutulmak kaydıyla, bu gelirler için mükellef beyanname verebilecektir. Beyanname ile mahsup edilemeyen zararın mükellefin diğer gelirlerinden mahsup imkanı yoktur. Yani o gelirler için kendi içinde bir yıllık mahsup mekanizması getirilmiştir. Beyan edilen bu gelire tek oranlı %15 vergi stopajı uygulanacaktır. Yapılan stopaj daha yüksekse fazlası mükellefe iade ediliyor. Ama zararın ertesi yıla taşması veya ertesi yılın gelirlerinden mahsubu gibi bir olanak tanınmamıştır. Şimdi 67 nci maddenin matrahla ilgili belirleme yapılırken tabii bir iktisap bedeli, bir satış bedeli kavramı da var. Ama bunlara girmek istemiyorum. Çünkü çok detaylı ve tebliğde de aslında çok güzel açıklamalar yapılmıştır. Yine iktisap bedeli ve satış bedeli kavramları genel olarak tanımlanmış. Son derece anlaşılır. Prensip olarak ilk giren, ilk çıkar metodu uygulanıyor. Değişik tarihlerde aynı neviden hisse senedi alan kimse ilk giren ilk çıkar metodunu uygulayarak kar veya zararını hesaplayacaktır. Bu da zor bir şey değil, takibi mümkün. Bu bilgiler aracı kurumlarda ve bankalarda var. Stopajla ilgili sorumluluk sınırsız değildir. Diyelim ki, özel saklama kuruluşlarına yanlış bilgiyi aktaran aracı kurum veya banka verdiği bu eksik bilgi için kendisi sorumlu olacaktır. Sorumluluk, tabii ki aktarımı yanlış yapana ait. Yani stopajdaki sorumluluk, stopajı yapacak kuruma gelen bilgiler doğrultusunda, o bilgilerle sınırlı kalacaktır. 67 nci maddenin bir başka özelliği de Gelir Vergisi Kanunu ndaki 75 nci maddesindeki bazı irat türlerinin de stopajını kapsıyor. Bunlar benim bilebildiğim kadarıyla mevduat faizleri, 75/12 nci maddedeki işte kar ortaklı belgelerine yapılan ödemeler, bir de repo işlemleri 67 ye göre %15 oranında stopaja tabi tutulacaktır. Bu demektir ki, bu üç grupla ilgili GVK nun 94 üncü maddesindeki stopaj hükümleri uygulanmayacak. Zaten Kanun şöyle bir prensip var. Geçici 67 ye göre vergilendirilen iratlar, eğer GVK nun 94 ve Kurumlar Vergisi Kanununun 24 üncü maddesine göre de stopaja tabi tutulacaksa artık stopaj geçici 67 deki orana göre yapılacaktır. Yani 94 ve 24 yok kabul edilecek o zaman. Vergi Konseyi Alt Komisyonun da bir çalışma yapılıyor Gelir Vergisi ile ilgili. Orada da bu maddeler tartışıldı. Aslında oradaki üyelerin genel olarak düşüncesi; Bu Geçici 67 ile 65 i, 75 nci maddenin içine almak. Fakat Geçici 67 yi geçici bir düzenleme olarak öngörüldüğü için, belki bir süre orada muhafaza edilebilir. Ama alt komisyonda menkul sermaye iradıyla ilgili tüm geçici maddelerin tamamen kaldırılıp, 75 inci maddeye monte edilmesi düşüncesi de var. Ama bu tabii taslağın, taslağı ne olur? Biliyorsunuz çok değişme olabilir. Yalnız ben Veysi Seviğ beyin açıklamalarından gördüğüm kadarıyla Kurumlar Vergisi ndeki çalışmalarda Vergi Konseyi Alt Komisyonlarında ve Konseydeki çalışmalarda yapılan çalışmalardan etkilenmiş. Bilmiyorum, yanlış mı düşünüyorum. Yani başlangıçta bu konulara Maliyenin çok negatif bakacağı düşünüldü üyeler arasında. Fakat İdarenin elemanları da 89

çalışmalara katıldılar. Tartışmalara onlar da katıldığı için, her halde tartışma sonuçları onların görüşlerini kapsadığı için çalışmalarda bir verim sağlandı. Ama bunun dışında oranlar değişir, şunlar, bunlar değişir doğaldır değişecektir. Çünkü neticede Kanun bu siyasi bir tercihin sonucu olarak ortaya çıkacaktır. Benim söyleyeceklerim bundan ibaret. Teşekkür ederim, saygılar sunarım. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Süleyman üstada çok teşekkür ediyoruz. Çok karışık bir konuyu bize toparladı. Ben de bu konuyla epey ilgilendim. Hakikaten söylenmesi gereken her şeyi sağolsun söyledi. Detayları da tebliğe bıraktı. Çünkü hakikaten orada açıklama var. Bir cümleyi belki yanlış mı, doğru mu? Fikrimi ifade etmek istiyorum bu konuyla ilgili. Belki yararlı olur diye. Bildiğim kadarıyla bu Geçici 67 herkesin menkul sermaye iradını, yani kar payı hariç a- şağı yukarı stopaja tabi tutuyor. Eskiden Vakıflar bir kağıt alıyordu vergi dairesinden. Bankaya götürüyordu mevduat faizinden. SÜLEYMAN GENÇ İstisnası yok. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Hiç istisnası kalmadı, öyle anlaşılıyor. Yani herkes dahil ve buna da ısrarla, geçen sirküler de yayınlandı. Bankadan mevduat alan herkes stopajını yapıyor. Yani bir Emeklilik Yatırım Fonu var. Sadece o var. Bir de Borsa Yatırım Fonu var. Evet şimdi bir sürü değişiklik oluyor. Geçici 67, Geçici bilmem ne. Kanunlar değişiyor. Takip etmek çok zor. Sayın hocamız bize şimdi özetleyecek inşallah. Ne değişti? Niye değişti? İyi mi oldu? Kötü mü oldu? Buyurun hocam söz sizin. Dr. BUMİN DOĞRUSÖZ Sayın Başkanım ve herkesi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum. Şimdi bana verilen görev içerisinde 2005 yılının vergi hukuku açısından değerlendirilmesi ve o perspektif içerisinden 2006 ya şöyle bir bakış. Bu nedenle ben de bir sonuca varmadan önce, 2005 yılında hukuk ve vergi hukuku alanında neler yapıldığını bir listelemek istedim. Bir şeyler çıkardım. Onları önce takdim etmek istiyorum. Önce YTL ye geçtik 2005 yılında. Geçiş biraz sancılı oldu denilebilir. Başka bazı tartışmalar yaşadık. Örneğin; mukayeseli mali tabloların nasıl düzenleneceği veyahut arada ortaya çıkacak olan farkların hangi hesaplarda gizleneceği gibi, ama bunlar zaman içinde aşıldı. Fakat bu arada başka bir takım sorunlar ortaya çıktı. Örneğin; 2005 yılında TL nin de resmi olarak kullanılıp, kullanılamayacağı? Maliye Bakanlığı hayır dedi. Ama onun dışında Adalet Bakanlığı da Türk Lirası da geçerli bir para birimidir. TL yi de kullanabilirsiniz. TL üzerinden çek düzenleyebilirsiniz. dedi. Tabii bu arada çekler düzenlenince başka bir sorun ortaya çıktı. Örneğin; Aralık ayında vadesi, vadeli çek olmaz ama, Türkiye de oluyor. Yani ileri ibraz tarihli veya sunma tarihli çekler. İbraz tarihi veya vadesi 2006 ya taşan çekler TL 90

olarak düzenlenmişse ne yapacağız sorununu şu anda yaşıyoruz. Örneğin, 2005 Kasım ayında TL bir çek düzenlendi. 2006 Nisan ayına keşide tarihi atıldı. Siz Nisan ayında bankaya götürdüğünüzde memlekette geçerli olmayan para birimi üzerinden veya dünyada hukuken geçerliliği olmayan para birimi üzerinden bir çeki tahsile vermiş oluyorsunuz. Şu anda icra dairelerindeki genel eğilim, bu tip çekleri kabul etmemek yolunda. Bonolarda da uzun vadeli olarak daha önce düzenlenmiş olanlarda aynı sorunlar var. 2005 yılında bunları borçlular yeni para birimi üzerinden düzenleyip tekrardan vermeyi reddettiler tabii haklı olarak. Dolayısıyla bu sene öyle bir sorunumuz var. Bunu yaşayacağız gibime geliyor. Bu arada tabii TL üzerinden düzenlenmiş evrakların YTL ye çevrilmesinde doğabilecek vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükleri vergiden istisna eden hüküm 31.12.2005 tarihinde süresi doldu. Bu sene bu uyarlama yapılırsa Danga Vergisi veya harç gerektiğinde doğabilecek. Maliye Bakanlığı şiddetle bunun süresini uzatmayı reddetti. Anonim ve limited şirketlerin asgari sermayelerinin yükseltilmesi, 31 Aralık da biliyorsunuz süre doluyordu. Ama biz yine kendimize ve bize yaraşır, yani bir hukuk devleti anlayışı içerisinde, son gün süreyi uzattık. Ama son güne kadar meslek mensuplarını Ticaret Sicil Müdürlüklerinin kapısında kuyruklarda büyük bir maharetle beklettik. Son gün uzattık ama, bir sorunu çözmedik. Niye son güne kalındı? Bunun temel nedeni, Ticaret Kanunu 324 üncü maddesi, yani şirketlerin çoğunun sermayelerini yitirmiş vaziyette olmaları dolayısıyla sermaye artırımı yapamamaları. Aslında 324 e göre baktığınızda şirket sermayesini yitirmemiş veyahut da zararlara baktığınızda zararlar da şirketi çok fazla sıkıntıya sokacak zararlar değil. Birkaç firmadan örnek vereyim. Benim mütalaa verdiğim firmalarda örneğin; Bir firma yurt dışı ana merkezden devamlı ithalat yapıyor. Yurt içinde pazarlayıp ithal ettiği malları satıyor. Fakat ana merkeze paraları ödemiyor. Ana merkez de diyor ki, Bu paraları bana ödeme tut. Bir gün sermayeye eklersin. Çünkü ortağı. Ama borçlar biriktikçe ana merkeze kur farkından dolayı şirket sermayesini yemiş duruma düşüyor. Ne bu parayı ana merkez istiyor. Ne burası herhangi bir şey yapabiliyor. 324 e kitlenmiş kalmış. Bunları bizim çözmemiz gerekirdi, ama yine çözmedik. Demek ki 31.12.2006 da da aynı sorunu, aynı şekilde yaşayacağız demektir. 2006 yılının 31.12 tarihinde mükerrer Resmi Gazetede bu konuda bir tebliğ daha çıkabilir. Gelir İdaresi Kanunu çıktı. Gelir İdaresi yeniden örgütlendi. Bir takım uyumsuzluklar vardı. Örneğin, taşra teşkilatıyla merkez arasında. Bunlar giderildi. Çünkü merkez teşkilatı vergilere göre odaklanmış. İşte Gelir Vergisi Dairesi, Kurumlar Vergisi Dairesi, Vergi Usul Dairesi gibi. Ama vergi daireleri buna uygun değildi. Vergi daireleri vergiye göre değil, hizmete göre odaklanmıştı. Sicil Servisi, Yoklama Servisi, Tahakkuk Servisi gibi. Bu tip uyumsuzluklar vardı. Bunlar giderildi. Bunun yanı sıra taşra teşkilatı her ilde bir vergi dairesi başkanlığı veya bir vergi dairesi müdürlüğü biçiminde örgütlendi. Ama bu örgütlenmeye ve Kanunun geçici maddesine göre İstanbul da bir İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı kurulmuş olmasına rağmen, bir sürü vergi dairesi daha var. Bunun nasıl olduğu henüz pek anlaşılamadı ve yine en önemlisi, kimin neye imza yetkili olduğu belli değil. 91

Şimdi ben daha ziyade yargıyla da ilgilendiğim için, temyiz dilekçelerine bakıyorum. Bazı temyiz dilekçeleri Vergi Dairesi Müdürü diye birisi imzalıyor. Bazı temyiz dilekçelerini Vergi Dairesi Başkanı imzalıyor. Bazı temyiz dilekçelerini Vergi Dairesi Başkanlığı Uygulama Müdürü diye birisi imzalıyor. Ama Yasaya baktığınızda bunların hiçbirinin yetkisi yok ve benim düşünceme göre yakında bunların hepsi Danıştay dan dönecek. Çünkü Yasa Vergi Dairesi Başkanlığı nın Hukuk Müşavirliği veya Hukuk Danışmanlığı birimine bu yetkiyi vermiş. Ama biz maalesef yetkisiz kişilere veya makamlara veya mercilere yetkisiz olarak, yetki devri yaparak bu işleri sürdürmeye çalışıyoruz. Ama bu da yakında Danıştay dan dönecektir gibime geliyor. En önemlisi Gelir veya Maliye politikasını belirleme yetkisi Gelir İdaresi Başkanlığı na tanınmadı. Dendi ki, Birçok ülkede bu Maliye Bakanlığı nın bünyesinde kalır. Gelir İdaresi Başkanlığı uygulama birimidir. Bununla ilgilenmez. Doğru, birçok ülkede böyledir. Ama bizde Maliye Bakanlığı nın da Gelir İdaresi nin de, gelir politikasını veya Maliye politikasını belirleyecek birimi yok. Dolayısıyla hukuken, tabii siyasetçi bazında, bürokrat bazında bunlar belirleniyorsa da, hukuken bunu belirlemeye yetkili bir birim yok. Geçenlerde gazetelerde Gelir Vergisi Kanununun yeni tarifesi belli oldu. Kanun tasarısı Meclise sevk edildi. Şeklinde haberler yer aldı. Araştırdım. TBMM sayfasına giriyorsunuz, Kanun tasarıları içerisinde yok. Maliye Bakanlığı nın sayfasına bakıyorsunuz, yok. Başbakanlığın sayfasına bakıyorsunuz, Kanun tasarıları yok. Bulamadım. Dedim ki, Ya basın yanlış yazdı, ya başka bir iş var bunun içerisinde. Nihayet bugün öğrendim ki, Kanun tasarısı değilmiş. Kanun teklifiymiş. Bir milletvekili teklif etmiş. Herhalde yoğun kar yağışları dolayısıyla Maliye Bakanlığı nın faaliyetlerini biraz askıya aldığı bir döneme denk geldi. Çünkü bildiğim kadarıyla Maliye Bakanlığı bu konularda titiz. Her vergi kanunun arkasına Bu Kanunda düzenlenmeyen konularda, diğer kanunlarda yazılı indirim ve istisnalar geçerli değildir. Şeklinde yazıyoruz. Maliye Bakanlığı bu konuda titiz. Amaç, diğer Bakanlıkların kendi konularındaki kanunlara ilişkin olarak bir istisna veya bir muafiyet tasarısı getirmesini önlemek. Her kanunun sonuna bunu yazıyoruz. Ama ondan sonrada bakıyoruz ki, vergi oranlarını milletvekillerinin tekliflerine göre düzenliyoruz. Bu da hem vergi hukuku hem de Maliye Bakanlığının bu güne kadar ki yaklaşımları açısından son derece ilginç bir durum. Beni yanıltan, bir ülkede vergi oranlarına ilişkin tasarıları Maliye Bakanlığı hazırlar ve yürütme organı meclise sunar diye düşünmem. Demekki yanlış düşünmüşüz. 2005 yılında çok önemli bir olay yaşadık. Çok zamanımızı aldı. Çok yazıldı, çizildi. Özel İletişim Vergisi gider yazılabilir mi? Muazzam bir meseleyle meşgul olduk. Gider yazılabileceğine ilişkin birkaç özelge verildi. Bence özelgeler doğruydu. Ama ondan sonra, tabii vazifesini yapıyor. Bir eleştiri getirmiyorum. Saygıyla karşılıyorum. İstanbul Defterdar Yardımcılarından bir tanesi, bir makale yazdı Vergi Dünyası Dergi sinde. Makalenin özü şuydu; Beyler ne yapıyorsunuz? Eğer bu özelgeleri geçerli sayarsak Hazine şu kadar kayba uğrar. diye. Üç gün sonra sirküler çıktı. Gider 92

yazamazsınız. diye. Böylece hukuki bir konuyu daha, hukuki bir yaklaşımla çözmüş olduk. Evet, yine 2005 yılına baktığımız da sanal hukuk metinleri olan sirkülerlerin, yine yoğunlukta olduğunu görüyoruz. Yoğunlukta ve çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Ama bu sirkülerler, çoğunluğu çok fazla önemli değil. Yani akılda tutmaya pek fazla gerek yok. Çoğunluğu beyanname verme süresine ilişkin. Süreleri uzatan sirkülerlerdi. Onun için kalıcı bir özelliği yoktu. Ama tabii, Bu konuda sirküler çıkartma yetkisi var mı Bakanlığın? diye sorarsanız, yanıt da yok şeklindedir. Bunun yanı sıra sirkülerlerde, tek imzayla çıktığı için, fazla hukuki denetime de tabi olmadığı için, bir de yargı yoluna da gidilemediği için, hukuka aykırı düzenlemeler yapılmakta. Örneğin; Emlak Vergisi Kanununda sıfır oranlı vergi ödeyecek olan emeklilerde aranacak başka bir geliri olmama koşulu, bir sirkülerle 14 milyara kadar geliri olmayanlar şeklinde yorumlandı. Ama bu yorum hangi yetkiye dayanarak yapıldı? Yetki yok. Niye genel tebliğle değilde, sirkülerle yapıldı? Tabii genel tebliğle söyleyecek olsa, yasal dayanak gösterilmesi gerekiyordu. Bu tip sıkıntıları yaşadık. Şimdi yeni bir sıkıntı daha. Sigorta şirketlerinin acentelerine, Sirkülerle BSMV mükellefiyeti tesis ettiriyoruz. Bugüne kadar onlarca Danıştay Kararı, onlarca yazılmış makale veya doktrindeki görüş varken, yasalar ortadayken, yine sirkülerle mükellefiyetler ihdas etmeye çalışıyoruz. Yine çok önemli Anayasaya aykırılıklar vardı vergi mevzuatımızda. Mesela, Emlak Vergisinde Arsa Değer Tespit Komisyonunun kararlarının a- leyhine sadece bazı kurumlarla mahalle muhtarlarının dava açabilecekleri gibi. Bunlar, kişilerin yargısal haklarını etkileyen düzenlemelerdir. 2005 yılında bunları da gidermedik. Yasalarımızı Anayasa açısından bir değerlendirmeye tabi tutmadık. Bunun yanı sıra her ne kadar Avrupa Birliği yolunda biz hızla ilerliyor olsak bile, mükellef hakları konusunda 2005 yılında da çok fazla bir adım, çok fazla değil, hemen hiç adım atmadık. Yani mükellef haklarının yasalaştırılması, yasalara girmesi, mükellefe ve haklarına saygının yasal düzeyde sağlanması konusunda herhangi bir adımı 2005 yılında atmadık. Çok temel hakların artık yasalarda bulunması gerekiyor. Avrupa Birliği süreci içerisinde artık temel hakların yasalarda bulunması gerekiyor. Örneğin, bir inceleme ve tutanak aşamasında mükellefin yanında avukatını veya yeminli mali müşavirini bulundurabilme hakkı. Bugün bu hak, tamamiyle inceleme elemanlarının keyfi tutumuna bırakılmış durumdadır. Sorarsanız inceleme elemanları, özellikle merkezi inceleme elemanları diyorlar ki, Biz bu hakka saygı gösteriyoruz. Bir, bu hakka saygı göstermeniz yetmez. Bunun yasal olarak yasada yer alması gerekir. İkincisi benim bildiğim en az dört vaka var ki, inceleme elemanı yeminli mali müşavire, Beyefendi siz buyurun dışarıya demiştir. Bunu diyebilmiştir. Maalesef bunları gideremedik. Bunun dışında Danıştay Kararlarıyla bazı konular açıklığa kavuşturuldu. Kredi faizlerini giderleştirilmesinde dönemsellik ilkesinin geçerli olacağı, İçtihatları Birleştirme Kurulu kararına bağlandı. İhracatta götürü gider 93

uygulamasına ilişkin olarak kasa banka hareketine gerek olmadığı yolunda içtihat çıktı ki, zaten yıllardır bunu savunuyorduk. Bunun yanı sıra çok önemli içtihatlar Anayasa Mahkemesinden çıktı. Anayasa Mahkemesi önce yılın başında mükerrer 121 inci maddede Maliye Bakanlığı na verilen yetkiyi iptal etti, ama ondan sonra da en önemlisi tabii vergi ziyaı cezasını iptal etti. Yalnız vergi ziyaı cezasına geçmeden önce bir başka hukuk dalındaki değişikliğe değinmek istiyorum. O da Türk Ceza Hukuku alanındaki değişiklikler. Türk Ceza Kanunu, buna bağlı Ceza Muhakemesi Kanunu, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun gibi, yepyeni Kanunlar yürürlüğe girdi ve Haziran ayı sonu itibariyle Ceza Hukuku kendisini yeniledi. Tabii bu yenilik veya yenilenme biz vergi hukukunu da yakından ilgilendirdi. Çünkü Ceza Kanununun 5 inci maddesi diyor ki, Bu Kanunun genel hükümleri özel kanunlar veya ceza hükmü taşıyan kanunlarda da geçerlidir. Dolayısıyla vergi suç ve cezalarına ilişkin olarak zamanaşımından tutunuz da, cezaların ertelenmesine veyahutta cezaların paraya çevrilmesine ilişkin birçok kriter değişti. Özellikle 359 uncu madde bundan son derece etkilendi. Örneğin, yanıltıcı belgenin cezası, para cezasına çevrilebilirken ve kişi buna mahkûm edilebilirken, sahte belgenin cezası hafifledi. Çünkü artık ceza ertelenebilir hale geldi. Bunun ötesinde yine aynı şekilde, sahte belgeyle ilgili suçlara artık Ağır Ceza Mahkemesinde bakılmamakta. Daha önce a- çılmış davalar hariç, artık bu davalar Asliye Ceza Mahkemelerinin huzuruna gitmeye başladı. Zamanaşımı süresi değişti. Dava zamanaşımı süresi beş yıldan, sekiz yıla yükseldi. Yani şu anda sahte belge veya yanıltıcı belge iddiasıyla ilgili olarak veya defter ve ibraz etmeyle ilgili olarak zamanaşımı süresi ceza Hukuku yönünden sekiz yıla çıkmış durumda. Bu arada, Ceza Hukukundaki bu değişikliklerin kayıt dışı ekonomiyi körüklememesi için vergi ceza hukukunun nasıl düzenlenmesi gerektiği yolunda Maliye Bakanlığı pek bir adım atmadı. Bunun yanı sıra Vergi Ziyaı Cezası biliyorsunuz iptal edildi ve bu iptal hükmünün yürürlüğe girmesi 20 Nisan tarihine ertelendi. Şimdi 20 Nisan 2006 tarihinde Anayasa Mahkemesi Kararı yürürlüğe girecek. Buradaki 20 Nisan tarihine kadar verilen süre, tamamen yasama organına verilmiş olan ve yeni bir düzenleme yapması gerekliliğine işaret eden bir süredir. Bu a- rada tabii İdare ne yapacaktır? Yargı ne yapacaktır? Ona da değinmek lazım. İdare her şeyden önce 20 Nisan tarihine kadar Vergi Ziyaı Cezasını yine kesmek mevkiindedir. Çünkü Türkiye de ve tabii Fransız İdare Hukukunda kanuni idare ilkesi geçerlidir. Kanuni idare ilkesi uyarınca İdare Anayasayla değil, kanunla bağlıdır. Kanun hükmü 20 Nisan a kadar durduğuna göre, Vergi Ziyaı Cezasını kesecektir. Ama yargı tamamen tersine, kanundan önce, başka şeylerle bağlıdır. Hukukun temel ilkeleri ve Anayasayla bağlıdır ve hâkimin karar verme kriteri Anayasamız da vicdan olarak belirtilmiştir. Yani hakim veya mahkemeler kararını hukuka, anayasaya ve kanunlara uygun vicdanlarına göre tesis ederler. Tabii bu konular doktrinde de çok tartışmalara yol açmış konulardır. Detaylarına girmek istemiyorum. Çünkü beş dakikalık bir sürem kaldı. Dolayısıyla, mahkemeler, A- nayasaya aykırılığı Anayasa Mahkemesi Kararıyla sabit olmuş bir hükme göre karar veremeyeceklerinden, bugün itibariyle veya bugünlerde verdikleri kararlarda kesilmiş vergi ziyaı cezalarını iptal etmektedirler. Yani 20 94

20 Nisan ı beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin Kararını uygulamakta ve geçmiş dönemlerle ilgili olarak kesilmiş Vergi Ziyaı Cezasını iptal etmektedirler. Ben gazetedeki köşemde de yazdım. Çok tehlikeli bir gidişat var. dedim. Çünkü, Neden? derseniz, yeni Yasa çıktığı zaman, yeni Yasa ancak bundan sonrası için ceza getirebilecektir. Geçmişe ilişkin ceza getiremeyecektir. Yani geçmişe ceza getiremezsiniz. Geçmişe ceza koyamazsınız. Her ne kadar, İşte efendim, Anayasa Mahkemesi Vergi Ziyaı Cezasının bir katı kısmına bir şey demedi. Geçmiş için hiç cezasız kalmaktansa, bir katı tutarında bir ceza getirelim gibi bazı görüşler varsada, bunları kabule olanak yoktur. Hatta aldığımız bazı duyumlara göre, Maliye Bakanlığı hazırlamış olduğu bir tasarısında şöyle bir hüküm varmış; Bu Kanunun yayımından sonra, bu Kanundan önceki dönemlerle ilgili olarak kesilecek cezalar, kayba uğratılan verginin bir katı olarak nazara alınır. Böyle şey olmaz. Yani bu tip bir hükmü yasalaştırdığınız anda binlerce dosya Vergi Mahkemesine taşınır. Binlerce dosya oradan Anayasa Mahkemesine gider ve sonuçta Maliye Bakanlığı prestijini ve ciddiyetini biraz daha yitirmiş olur. Yazdığımız şuydu bizim. Sayın Veysi hocam da yazdılar. Dedik ki, Yeni ceza düzenine ilişkin kanunu 31 Aralık tan önce çıkartın. Çünkü 31 Aralık tan önce çıkartamazsanız, 2005 e ceza kesemezsiniz. Şu anda mükelleflere 2005 gelir ve kurumlar vergisi matrahları için ceza uygulanamaz. İşin en korkuncu, 2005 yılının dönem sonu işlemleri henüz bitmedi. Dolayısıyla mükellef, Nasıl olsa ceza yok. % 3 gecikme faizine ben katlanırım. diyorsa, dilediği gibi, vergi kanunlarına bağlı olmaksızın dilediği gibi, vergi matrahını oluşturabilir. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Yani 359 a girmeden. Dr. A. BUMİN DOĞRUSÖZ Tabii 359 uncu maddeye çarpmadan. Çünkü, vergi ziyaına yol açmak dediğim zaman, vergi ziyaı devlete karşı dolandırıcılığı, aktif hareketleri i- çeren hileli fiilleri kapsamaz. O, 359 uncu maddesindeki fiillerdir. Yani yanıltıcı belge kullanmak, defter sayfalarını yok etmek. Tabii onlar ceza. Bakın o fiillerde de idari para cezası veya idari para cezası ile bağlantı yoktur. Sadece hürriyeti bağlayıcı ceza vardır. Vergi Ziyaı Cezası iptal edilmiştir. Dolayısıyla bu iptalin 359. madde düzenlenen suç teşkil eden fiillere ve cezalarına etkisi yoktur. Uyardık. Ama bugüne kadar Maliye Bakanlığı hiçbir şey yapmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi Kararının yayımından bugüne, yani 20 Ekim den bugüne kadar, her hangi bir tasarı dahi henüz Meclise getirmemiştir. Aslında diyeceksiniz ki, Niye 20 Ekim 2005 i nazara alıyorsun. Anayasa Mahkemesi Kararını bu tarihte açıkladı ama bu dava Anayasa Mahkemesinde 2001 yılında açıldı ve dava dilekçesinin bir örneği Maliye Bakanlığı nın ıttılaındaydı ve o günden bugüne hiçbir şey yapılmadı. Hatta davadan da önce, ben ve benim dışımda birçok yazar tarafından, söz konusu düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu, Anayasa Mahkemesi tarafından mutlaka iptal edileceği yazıldı, çizildi. Bugüne kadar hiçbir tedbir 95

almadığımız gibi, şu anda da cezasızlık dönemini sürdürüyoruz. Ondan sonra da Bakanlık, 2005 yılını veya 2006 yılını kayıt dışı ekonomiyle mücadele yılı ilan ettik diye açıklama yapıyor. Sayın Bakan Diyor ki, Bundan sonra vergide af çıkartılmayacak. Gerek yok ki, ceza yok zaten. Doğru söylüyor Bakan. Artık affa hiç gerek yok. Çünkü cezanın olmadığı yerde, af da olmaz. Ama tabii 359 uncu madde yönünden kesin olarak ve kesinlikle bir affa ihtiyaç vardır. Bunu her yerde ve her ortamda söylüyorum. Çünkü Vergi Usul Kanunu nun 359 uncu maddesi açıkça adaletsiz ve hatalı bir maddedir. Çünkü bir, vergi ziyaını suçun unsuru olarak aramıyorsunuz. İki, sahte veya yanıltıcı belgede bilerek kullanma yı aramıyorsunuz. Bunlar yanlıştır. Şu anda, yine yeni içtihatlar ile ortaya çıkacak bir konu daha vardır. Yeni Ceza Kanunu 35 inci maddesi vardır. E- ğer vergi hukukunda bunu uygulamaya kalktığımız anda, 359 uncu madde son derece büyük zaaflara da uğrayabilecektir. Evet, 30 uncu madde. Son fıkrasını okuyorum. İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi cezalandırılamaz. Aslında bu maddeyle beraber bence, yanıltıcı veya sahte belge kullanmada bilme unsuru yeniden gelmiştir. Dolayısıyla, bilmiyorsanız ceza verilemeyecektir. Bilme unsurunu da, Vergi İdaresinin bugünkü denetim anlayışı içerisinde ispat e- debilme yeteneği, bence son derece az olduğundan, 359 uncu maddede ayrı bir zaafa uğramıştır. Bunun yanı sıra IMF e vaat ettik. Vaatte bulunduk. Gelir ve Kurumlar Vergisinde reform yapacağız dedik. Eylül ayı sonuna kadar yasa tasarılarını Meclise göndereceğiz. diye söz verdik. Ocak ayındayız. Yasa tasarıları henüz ortada yok. Sayın üstat diyor ki, Gelir Vergisini Alt Komisyonda hala çalışıyoruz. Bakanlar Kurulunda imzaya açıldı. diyor sayın hocam. Ama üç tane maddesi yok içerisinde. diyor. Herhalde onlar daha çalışılıyor. Bu arada bir İdare daha ortaya çıktı. Biz vergi hukukundaki yurt dışına çıkış yasağını eleştirirken, Bunun tamam olması gerekir. Anayasa da var. Vergi borcu olan yurt dışına çıkamasın tamam diyoruz, ama diyoruz ki, burada da hakim kararı olması gerektiğini savunuyoruz. Aynı arama müessesesinde de dolduğu gibi, burada da hakimden İdarenin karar talep etmesi gerekir. Çünkü Anayasa bizim anlayışımıza göre, yurt dışı çıkış yasağı konulması konusunda İdarenin değil, Yargının yetkilendirilmesini istemektedir. Ama İdare kendiliğinden bunu uyguluyor. Aynı aramada olduğu gibi, dosyanızı hazırlarsınız. Bu adamın borcu var dersiniz. Gidersiniz hakime izin verir. Dolayısıyla kişi haklarına Yargı güvencesi sağlanmış o- lur. Tamamen İdarenin takdirine bırakılmamış olur. Çünkü bu konularda haksızlıklar var. Biz bunun mücadelesini verirken, ortaya Gümrük İdaresi çıktı. Ben de yurt dışı çıkış yasağı koyacağım. dedi. O da bir genel tebliğ yayınladı. BDDK /TMSF nin ki pasaport Kanununa dayanmadığı için ve vergi borcu anlayışına dayanmadığı için, 5020 sayılı Kanun da tamamen kendine özgü yurt dışı çıkış yasağı anlayışı ihdas edildiği için, o alana ben girmiyorum. O alan zaten, Anayasa hukuku açısından çok sorunlu Kanun Anayasa Mahkemesinin önüne gittiği zaman, bence epey zaaflara uğrayacak. Ama Anayasa Mahkemesinin önüne gittiğinde, bakın Maliye Bakanlığı bunu da kullanabilirdi ve kullanmadı. Anayasa Mahkemesinin 96

önüne gittiğinde 5020 ile iptal kararları çıkmaya bilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi bugüne kadar ki içtihatlarında hep, Bu Kanun zaten yürürlükten kalktı. Yürürlükten kalkmış olan bir Kanunu iptal etmeye gerek yoktur. şeklinde gerekçe ile karar verilmesine yer olmadığına karar vererek iptal hükmü vermemektedir. Eğer bakın, 2001 yılının Ocak ayında Maliye Bakanlığı Vergi Ziyaı Cezasının Anayasa Mahkemesine gittiğinin bilinci içerisinde ceza hükmünü eğer değiştirseydi, Vergi Ziyaı Cezası bu içtihatlara göre iptal edilmeyecekti. Diyecekti ki Anayasa Mahkemesi, Zaten bu ceza yürürlükten kalktı. Yürürlükten kalktığına göre karar verilmesine yer olmadığına. Diyecekti ve Maliye Bakanlığı da adeta bir tasarrufunun daha A- nayasaya aykırılığının tescillenmesini önlemiş olacak idi. Kısaca ve kabaca batığımız da, ben hoşgörünüze sığınarak, vergi hukuku açısından 2005 yılını kaybedilmiş bir yıl olarak görüyorum. Şimdi bunun dışında, biraz da Sayın Hocamın hoş görüsüne sığınarak Kurumlar Vergisi Tasarısı ile ilgili ben de bir, iki cümle söylemek istiyorum. Orada aslında üzerinde durulması veya değinilmesi gereken çok önemli noktalar var. Bir, örneğin kooperatif muafiyetinde Üst Birliğe Üye olma şartı kaldırılıyor. Öteki taraftan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı diyor ki, kooperatifleri disipline etmek, hele yapı kooperatiflerini zaptı rapta almak için üst birliklerin yetkisi arttırılsın. Çünkü Üst Birliğe kooperatifi üye olmaya zorlayan tek araç vergi muafiyetiydi. Şimdi onu kaldırıyoruz ve dolayısıyla Üst Birliğe üye olmak zorunludur Kurumlar Vergisine hüküm getirmemizin gerekçesini de yok ediyoruz. Dolayısıyla yine kanunların bir zigzag çizmesi karşımıza çıkıyor. Sayın hocam dedi ki, Mevcut Kurumlar Vergisi Kanunun Geçici 28 ve şu andaki 8/12 de yer alan gayrimenkul ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasını Tasarıda kazancın % 75 i ile sınırlandırma var. Orada daha korkunç bir şey var. Sermayeye ekleme şartı kaldırılıyor. Oysa bakın, sermaye Ticaret Hukuku yönünden alacaklılar için en önemli güvencedir. Şirket hissedarları için en önemli güvencedir. Ama bu güvenceden alacaklıları mahrum bırakıyoruz. Şirkete diyoruz ki, Gayrimenkulleri sat. Kazancını da sermayeye ekleme. Orada burada çar, çur et. Peki, alacaklıların haklarını nasıl garantiye alacağız? Çünkü şirketin bilançosundaki varlıklar olan gayrimenkuller veya iştirak hisseleri, o da bir nevi teminattır. Teminatın, başka bir teminata sermayeye dönüştürülmesi suretiyle şirketlere finansman imkânını sağlamak biçimindeki temel mantık yok edilmektedir. DİNLEYİCİ Beş sene galiba dağıtma... falan diyor ya, o beş senelik süre... DR. A. BUMİN DOĞRUSÖZ Efendim, yani dağıtmamak suretiyle değil, çok daha başka yollarla, o kadar çok parayı şirketten çekme yolu var ki, hiç problem değil. Yani dağıtmazsınız da başka yollarla çekersiniz şirketten parayı. Örtülü kazanç dağıtımı yoluyla çekersiniz. Ama bakın, sermayeye koyup çekerseniz, sermayeye koyduğunuz parayı, sermaye azaltımı dışında yollarla çektiğiniz anda, Ticaret Hukukuna göre sorumluluğunuz doğar. Bu sorumluluğun kapsamı dışında çıkartıyoruz şu anda şirketleri. Dolayısıyla bence 97

sakıncalı bir düzenleme ve sermayeye ekleme şartının muhafaza edilmesi gerekir diye düşünüyorum. Onun dışında örtülü sermaye kavramı konusunda tanım getiriliyor. Örtülü sermaye kavramı ve transfer fiyatlandırması için maddeyi okuduğunuz zaman tereddütlere düşülüyor. Bir kere madde, Türkiye şartları ve Türkiye deki şirketler, Türkiye deki ilişkiler gibi şeyler düşünülerek yazılmış değil. Çok büyük denetim şirketlerinin denetiminde hazırlanmış olan ve çeviri kokan bir madde. İngilizce den çeviri. Hukuk dallarını nasıl birbirinin içerisine monte etmeye çalışıyoruz. Alman Hukukuna göre oluşturulmuş bir vergi hukukun içerisine, Anglo Sakson Hukukuna göre oluşturulmuş müesseseleri getirdiğiniz anda, kaos zaten orada çıkıyor. Peki, bu iki hukuk dalını uyumlaştırabilmek için, özel komisyonumuz Yasama organın da yok. Almanya da var, yani Kıta Avrupa sı bunu benimsememiş ülkelerden çevrilen veya getirilen düzenlemelerin Kıta Avrupa sı içerisinde yedirilmesi konusunda, bakın Yasama organında özel komisyonları var. Ama bizde bu da olmadığı için uyumsuzluklar ortaya çıkacak gibime geliyor. Tabii bütün bu uyumsuzluklar bize neyi gösteriyor? Kanunların sürekli değişmesi, sürekli zigzag çizme, bu da yasama kalitesini ortaya çıkartıyor. Buna Amerikalılar yasama kalitesi diyorlar. Biz de maalesef yasama kalitesi biraz düşük gibime geliyor. En son örneğini de Mehmet Ali Ağca olayında yaşadık, Kartal Ağır Ceza Mahkemesi bir yorum yaptı, Adalet Bakanlığı bir başka yorum yaptı, Basın bu böyle olmaz dedi, o yorumladı. Sonra Yargıtay, Hayır, hepiniz yanlış okuyorsunuz. dedi. O da başka bir yorum yaptı. Kararı buldurdum. 3,5 sayfa. Getirdim, dün okudum, hiçbir şey anlamadım. Dolayısıyla burası da aynı bizim vergi kanunları gibi demek ki, bir şey anlaşılmıyor çok fazla. Kişilerin hürriyeti bağlayıcı cezasını ve/veya infazını dahi Kanunlarda net ve anlaşılır biçimde yazamıyoruz. Şimdi örtülü sermaye konusunda çok ağır tanımlar getiriyoruz. Ama bir yandan da Ticaret Kanunu var. Maliye Bakanlığı anladığım kadarıyla Ceza Hukuku değişikliklerini çok fazla izlemediği gibi, Ticaret Hukukundaki değişiklikleri de izlemiyor. Çünkü Yeni Ticaret Kanununda çok önemli hükümler getiriliyor. Yeni Ticaret Kanununda şirket ortaklarının, şirketle mutat ticari faaliyetlerinin dışında borç alacak ilişkisi içine girmesi yasaklanıyor. Madem öyle niye örtülü sermaye hükmünü getiriyoruz biz? Yani Şirketin ortağından aldığı malın kur farkı için mi bu kadar kavga? O kur farkından da zaten örtülü sermaye faizi falan olmaz diyor Danıştay. Neyin kavgasını veriyoruz? Bunu çözebilmiş değilim. Hatta bakın, çok önemli sorunlar da ortaya çıkıyor yeni Ticaret Kanunu ile beraber. Bilmiyorum, baktınız mı? Mesela tek ortaklı anonim şirket veya tek ortaklı limited şirkete cevaz veriliyor. Batı, bugün, saman adam ortaklı şirketleri perdeyi kaldırma teorisi içerisinde yorumluyor ve alacaklılara karşı yaratılmış bir hülledir, diyor. Buna karşı önlem olarak ve ticaretin aktörlerinin gerçeği yansıtması için tek ortaklı şirket formülünü benimsiyor. Peki, biz şimdi tek ortaklı bir şirketi ne yapacağız? Kurumlar Vergisi mükellefi mi yapacağız? Gelir Vergisi mükellefi mi yapacağız? Kurumlar Vergisi mükellefi yaptık. Kar dağıtma kararını bu tek ortaklı şirketin, örneğin Bumin Doğrusöz A.Ş. nin hangi organı karar verecek. Herhalde geceleyin böbreğim ve dalağım bunu oturup konuşmayacaklar. Beni şirketin içinde kim ibra edecek. Tek ortaklı şirket kurulmasına cevaz veren Tasarıda, Ticaret Kanunu Tasarısı içinde bun- 98

lar yok. Peki, bunların olmadığını bilerek biz nasıl bir tedbir getiriyoruz, bunu bilmiyorum. Maliye Bakanlığının da galiba B planı yok. H. İBRAHİM AKTAN Ticaret Kanunuyla Sanayi Ticaret Bakanlığında var mı? DR. A. BUMİN DOĞRUSÖZ Hayır, yok. Orada da yok. Hukuk bir bütün efendim. Transfer fiyatlandırılmasıyla ilgili olarak, transfer fiyatlanması öyle bir tane maddeyle çözülecek mesele değil. En az 300 400 sayfalık, kriterleri, ölçümleri getiren genel tebliğleri, yönetmelikleri olması lazım. Ama bunların hazırlıkları yok. Tabii örtülü sermaye, örtülü kazanç dağıtımı ile ilgili mevcut hükümler konusunda, yıllarca bunları Maliye Bakanlığı çıkartmaması dolayısıyla bugüne geldik biz zaten. Yine çıkartılıp çıkartılmayacağı konusunda maalesef olumsuz düşünüyorum. Ama Allahtan Odanız güzel bir hizmet verdi. Platform içerisinde OECD nin transfer fiyatlandırması kriterlerini çevirdi ve Türkçe olarak yayınladı. Bu kriterlerden büyük ölçüde yararlanabilirsiniz. Çünkü Maliye Bakanlığı nın da bundan yararlanacağını düşünüyorum. Onun ötesinde bir şey deme şansı zaten pek fazla yok. Zannedersem 2003 yılı Platformları içerisinde yayınlanmış idi. Tabii bu arada asıl sorun, benim aradığım, benim bulmak istediğim Kanunun Geçici Maddeleri. Sayın hocam anlattılar ama, geçici maddeler ortada yok. Çünkü benim geçen sene ortalarında aldığım mala ilişkin kur farkı veyahut ta ortaklı olan cari hesap ilişkim içerisinde olan faiz yürütmemem meselesi. Geçen yıl bunlar Danıştay İçtihatlarına göre örtülü kazanç dağıtımı veya örtülü sermaye faizi teşkil etmezken, yeni kriterleri ne yapacağız? Geçen sene bir borç alacak ilişkisi 2005 de kurulmuş, örtülü kazanç dağıtımı değil. Kurulduğu zaman örtülü kazanç dağıtımı olmayan bir ilişki, 2006 da transfer fiyatlandırması içerisine giriyor. Peki ne yapacağız? Bu ilişkiyi nasıl değerlendireceğiz? Veyahutta geçmişte kurulmuş ilişkilerin yeni dönemde yansıması ne olacak? Bunlar da meçhul. Tersi örnekte verebiliriz. Ortaktan borç almışsınız. Örtülü sermaye faizidir diye faizini gider yazmıyorsunuz. Ama şimdi diyor ki yeni Tasarı, öz sermayenin iki misline kadar olan borçlanma örtülü sermaye değildir. Yani borcun faizi örtülü sermaye faizi değildir. Yeni düzenlemede ödediğiniz bu faiz, örtülü sermayenin dışına çıkartıldı. Peki o zaman, hayır sen bu ilişkiyi kurduğunda, borcu aldığında bu örtülü sermaye idi, görüşüyle hala mı gider yazdırtmayacağız? Veya yok artık gider yazabilirsin dediysek, geçmiş yıllarını düzeltme yapacağız mı? Bunlar en basit birer örnek. Bu tip sorunları çözecek geçici maddelerin olmayışı da çok büyük bir eksiklik. Konuşmamda kısaca ve kabaca bir geçmişi değerlendirmeye çalıştım. Geleceğe ilişkin de birkaç cümle etmeye çalıştım. Sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Bumin hocam çok teşekkür ediyoruz. Buyurun üstadım. 99

DR. VEYSİ SEVİĞ Bir ufak cümle açıklamak istiyorum. Şimdi Kurumlar Vergisi nde örtülü sermaye kavramı İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, İtalya Kurumlar Vergisi Kanununda var. Aynen tercüme edilmiş. Yani bu yeni Kurumlar Vergisi Kanunu, ben Vergi Konseyi üyesi değilim. Ben ICC de görev alan Türkiye Temsilcisiyim. Aynen tercüme edilmiş, buraya konmuştur. Dolayısıyla örtülü sermaye kavramında, oradaki tercümeden herhangi bir ayırma yok. Transfer fiyatlandırılması, şimdi önümdeki notlara baktım. 1994 yılında Türkiye Cumhuriyeti transfer fiyatlandırması için çalışmaya başlamış. O- ECD nin şu anki transfer fiyatlandırması aynen buraya konmuştur. Şimdi değerli meslektaşım Alman Kanununa uyum konusunda, örtüşmesi konusunda tereddütleri var. Bu iki kurum zorunluluktan geliyor. Neden? Çünkü şu anda örtülü sermaye, örtülü kar dağıtımı müessesesi zaten yozlaşmış vaziyette. Alelacele bu buraya monte edilmiştir. Ben aslında Kurumlar Vergisi Tasarısının mükemmel olduğu konusuna da değinmedim. Böyle bir iddiam da yok. Geçiş maddeleri konusunda haklı. Fakat Kurumlar Vergisi Tasarısı son derece gizil. Gizli, kapaklı düzenlenmiş bir tasarıdır. Mükemmel değildir. Maddeler azaltılmıştır ve de o maddelerin içerisinde uygulanması çok zor olan hükümler de vardır. Bu konuda katılıyorum. Kooperatifler meselesine gelindiği vakit, esasında kooperatiflerin vergi mükellefi olması yönünde de ağırlıklı bir görüş vardır. Kooperatiflere biz neden muafiyet tanıyoruz ki? Kurum değil mi bunlar? Kurum. Kazanç elde ediyorsa vergiye tabidir görüşü vardır ve bizzat Odalar Birliğinin bu konudaki görevlisi aynı savunmayı yapmıştır. İki olay vardır. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde bir, şu işte iddialı çıkmışlardır. Bu iddialı çıktıkları işlerden bir tanesi herkes Kurumlar Vergisi olsun. Kurumsa Kurumlar Vergisi olsun. Öyle vakıftı, dernekti, yok mesleki kuruluştu, yok. Böyle bir tanımlamayla çıkmışlardır ve kooperatiflerinde vergiden kaçınmak için oluşturulan kuruluş olduğu ifade edilmiştir ve onların da vergi kapsamına alınması için bir görüş de vermiştir. Dolayısıyla kooperatiflerin üst birlik, alt birlik kuruluşu artık suni bir ilişki olarak kabul ediliyor ve kaldırılsın deniyor. Belki de bu tasarıyla birlikte Mecliste ya kooperatiflerin tümü vergiden bağışık tutulacak veyahut ta tümü vergiye tabi tutulacaktır. Çünkü kooperatiflerin başkanları genellikle politik eğilimli insanlardır. Ama kısaca şunu söyleyeyim: Kurumlar Vergisi mükemmel bir Tasarı değil. Neden? Şu anda Bakanlar Kurulu nun önünde boş maddeleri olan ve de imzalanmayan bir tasarı. Kurumlar Vergisi Kanunu Tasarısı Bakanlar Kurulu na gitti. İmzalanmıyor şu anda. İmzalansa, Mecliste görüşmeye Bütçe Plan Komisyonuna gelir. Yok, imzalanmıyor. Tasarı bir anlamda sayın Başbakanın aceleyle yapmış olduğu açıklamanın, hemen altını doldurmak içindi. Esasında Gelir Vergisi Tasarısı da hazırlanıyor ama, herhalde hazırlayıcılar da farkında değil ne hazırlandığı konusunda. Yani Bumin bey bir vergi kaosu var demek istiyor. Eurobondları deseydi zaten, daha da net çıkacaktı ortaya. Teşekkür ederim. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Efendim ara veriyoruz. Fakat kısa tutacağız, günün şartlarını düşünerek. 100

BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Lütfen soru, yorum söz almak isteyenler buyurun. Sorularımızı, yorumlarımızı yapalım. Ondan sonra yine konuşmacılarımıza bir konuşma süresi vereceğiz kısa olmak kaydıyla. Bu şekilde cevaplandırmış olacaklar. ŞEREF DEMİR Gelirler Baş Kontrolörüyüm. Sayın Başkan, saygıdeğer konuşmacılar ve dinleyiciler. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Çok güzel bir oturum, çok güzel bir paylaşım olduğunu düşünüyorum bunun. Çok faydalandım ve soluksuz dinledim. Ama tabii bu arada sorular oluştu kafamda bir takım, belki yorumlar da oluştu. Onları yapmak için söz aldım. Şimdi Türk Ticaret Kanunu üç konuşmacının anlatımında söz konusu oldu. Hakikaten çok önemli bir tasarı var. 1535 maddeden oluşan ve şu anda Meclis Genel Kurulu na, yani Bakanlar Kurulu imzasından geçmiş. Meclis Genel Kurulunda bu. Çok önemli düzenlemeler içeriyor. Türkiye Muhasebe Standartları bağlamında öncelikle ve Kurumlar Vergisi yeni tasarıyla ilgili yine bir takım şeyler içeriyor. Türkiye Muhasebe Standartlarını nasıl ilgilendiriyor bu? Çünkü öncesinde Türk Ticaret Kanunu böyle bir gönderme yapmamıştı. Yani Türkiye Muhasebe Standartlarıyla bir ilgi koymamıştı. Ama şimdi çok açık ve net bir şekilde konmuş. Açıkçası bu doğruda. Yani bu doğru bir yaklaşım. Şöyle ki, şöyle diyor, Muhasebe vergi mevzuatına ve vergi kanunlarına göre tutulmaz. Neye göre tutulur? Türkiye Muhasebe Standartlarına. U- luslararası Muhasebe Standartlarıyla uyumlu Türkiye Muhasebe Standartlarına göre tutulur. Şayet Türkiye Muhasebe Standardı bulunmuyorsa, bu defa Uluslararası Muhasebe Standartlarına göre tutulur. Tabii vergi ne yapacak? Vergi de verilerini böylece tutulan muhasebeye dayandıracak. Bu, bu anlamda çok önemli. Ama şu aşamada, bunun alt hazırlığı kesinlikle yok. Yani Türk Ticaret Kanunun Tasarısı yasalaştığında öylece kalacağız. Çünkü halihazır Türk Ticaret Kanununda değerleme hemen hemen hiç düzenlenmemiş. Yani sadece tasarruf değeriyle değerleme var. İşte borsa rayici bağlamında, şayet borsada işlem görüyorsa böyle bir değerleme var. Bunun dışında da bir şey yok. Dolayısıyla değerleme hiç düzenlenmemiş. Peki tasarı da nasıl düzenlenmiş? Tasarıda da ilkeler, evrensel ilkeler çok güzel işlenmiş orada. Ancak ölüler, işte biraz önce söylediğim gibi, Türkiye Muhasebe Standartlarına gönderme yapılmış. O halde Türkiye Muhasebe Standartları hocam burada, mutlaka öncelikli olarak bu bağlayıcılıktan, yani Türk Ticaret Kanununun emredici hükmünden hareketle mutlaka tamamlanabilmeli. Çünkü netice itibariyle buna dayandıracağız ve maalesef Vergi Usul Kanunu buna uygun değil şu anda. Neden uygun değil? Çünkü mesela, Vergi Usul Kanununa göre defter tutmadan maksat, faaliyet ve hesap durumunu vergisel anlamda kayıt etmek. Nasıl olacak bu? Değerleme hükümleri kendince düzenlenmiş, hocam çok güzel onu vurguladılar. Çünkü Ticaret Kanunun da zamanında bu tür düzenlemeler yer almadığı için, mecburen Vergi Usul Kanunu değerlemeye dayandırılmaktaydı. Esasen ne olması gerekiyor. Ticaret Kanunu esastır. Vergi verilerini buna dayandırmalıdır. Bu usule göre tespit edilen bilançoya dayandı- 101

rılmalıdır. Bu düzenlemeler eşgüdümlü olarak zamansal açıdan gerçekleştirilebilecek mi? O konudaki hazırlıkla ilgili çalışmaları hocam aydınlatırsa çok sevineceğim. Kurumlar Vergisi Tasarısıyla ilgili gene önemli bir şey Bumin hocam söyledi. Ortaklarla işlem yapamaya borçlanma yasağı getirildi. Getirilmekte daha doğrusu. Tasarıyla getirilmekte. Şu an bu yepyeni bir hüküm. Ticaret Kanununda daha önce böyle bir şey yoktu. Peki bu nasıl olacak. Bunun etkileri örtülü sermayeye nasıl olacak? Biliyorsunuz örtülü sermaye, örtülü kazanç iki tane müessese var vergi kanunlarımızda. Örtülü sermaye bizatihi borç alışverişiyle, istikrazlarla ilgili. Orada bir değişiklik yapıldı. Zannedersem ya ben atladım, ya ona değinilmedi. Devamlı surette istikraz, artık gündemden çıktı. Yani örtülü sermaye için devamlı surette istikraz, eğer bir değişiklik yapılmadıysa tekrardan, artık söz konusu değil. Devamlı surette istikraz aranmıyor örtülü sermayede. Ticaret Kanunu bağlamında yine konuya geri dönersem, hocam bir şey söyledi. Dedi ki, Ticaret Kanununda borçlanma yasağı getirildi. Artık örtülü sermayeye gerek kalmamıştır. Ama biz vergiciler öyle düşünmüyoruz. Yani biz bir şekilde belki de yine bir borçlanma olduğunu, gerçekleştiğini ortaya koyabileceğiz ve oradan bir tarhiyat isteyebileceğiz. Bu konularda belki hocam aydınlatırsa çok sevineceğim. Bölünmeyle ilgili yine bir düzenleme var. Önceki Ticaret Kanununda bölünmeyle ilgili herhangi bir düzenleme yoktu. Sadece Kurumlar Vergisi Kanununda madde 38 de böyle bir düzenleme vardı. Tabii Ticaret Kanunu kendi normlarını, evrensel normları aldığı için, Kurumlar Vergisi Kanunu orada evrenselliği gözden kaçırmış. Yani tam bölünme, kısmi bölünme diye iki tür bölünme var. Kısmi bölünmeyi ayni sermaye yoluyla gerçekleşir şeklinde tanımlamış. Ama evrensel normda ayni sermaye değil de külli halefiyete dayalı, külli halefiyet yoluyla bir bölünme gerçekleşmesi, kısmi bölünme gerçekleşmesi gerekiyor. Bu vergisel anlamda bir sorun yaratabilir. Çünkü biz bölünmeyi vergiciler olarak nasıl bir vergisiz bir bölünme isteriz? Nasıl olur da bir bölünme vergisiz yapılabilir? Noktasından bakıyoruz. Bu noktada, yani ayni sermaye aktarımı külli halefiyet yoluyla sermaye aktarımı evrensel normundan uzaklaşmış olmak burada bir vergilemeyi gerektirmez mi? Onu da Veysi hocam eğer bu konuda tasarıda bir değişiklik varsa çok sevineceğim. Çok teşekkür ediyorum sabrınız ve dinlediğiniz için. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Teşekkür ediyoruz. Başkan hariç, herkese bir soru sordunuz. Öyle anlıyorum değil mi Şeref bey? Çok teşekkür ederiz. TAŞKIN KARACA Bütün konuşmacı arkadaşlara teşekkür ederek başlıyorum. Ben Türkiye Muhasebe Standartlarıyla ilgili birkaç hususa değinmek istiyorum. Sayın Üstünel, Türkiye Muhasebe Standartları Danimarka gibi anlaşılmaz olmasın diye uğraştık dedi ama, ben Danimarka kadar anlaşılmaz olduğu 102

görüşündeyim. İlk okuduğum zaman hiçbir ey anlamadım. Hayatımızın i- çinde varolan, uyguladığımız, ama bu okumayla altında çıkamayacağımız şeyler ifade ediliyor gibi geldi. Her ne kadar 17 Tebliğ numarası varsa da, benim hatam olabilir. 11 Numaralı Tebliği bir türlü bulamadım. Standardı bulamadım. Tebliğler numaralı. Tebliğlerin ekinde standartlar var. ilk olarak 1 Numaralı Tebliğ, kavramsal çerçeve tebliği. Kavramsal çerçeve ne demek diye düşündüm. Kavramsal çerçevenin ne olduğuna karar veremedim. Türk Dil Kurumu nun sözlüğünü açtım. Kavramsal altında şöyle yazıyor; Sıfat, kavramla ilgili, kavramla bağlı. Sonra kavrama bakıyorsunuz, kavram işte bir şey, bir cisim, bir konu hakkında düşünceler bütünü. Kavramsal çerçeve acaba nedir? Metne baktığınız zaman, bu bir çerçeve aslında ama, kavramlar çerçevesi. Kavramsal çerçeve değil. Oturmuş kavramları izah etmiş. Güzel de izah etmiş. Ama ismi bence ters gelmiş. İkinci tespit ettiğim husus; Neden acaba tercüme diye düşünmüştün. Sayın Başkan açıkladılar, mecburen Uluslararası Muhasebe Standartlarıyla yapılan anlaşma gereği, Ulusal Muhasebe Standardı şekline girmiş. Motamot (kelime, kelime) bir tercümeye dönüşmüş. Bu arada ifadelere bakıyorsunuz, tanımlama yaparken söz gelişi, devlet yardımları tanımlaması Devlet Yardımları Tebliği nin içinde tanımlama şöyle başlıyor; Devlet, devlet benzeri kuruluşlar, uluslararası kuruluşlar falan diye devam ediyor veya işte ilişkili şirketler, ilişkili kuruluşlar ile ilgili bir tebliğ var. Orada da tanımlamaya çalışılan şey, ilişkili şirketler ilişkileri tanımlanmaya çalışılıyor. Yani ilişkiliyse zaten bir ilişki var. Onu niye ilişkileri daha detaylı açıklamaya çalışıyor. Bir başka husus da, sistem olarak bir tebliğ çıkartılmış. Tebliğin ekinde Ulusal Muhasebe Standardı verilmiş. Bence, madem bu kadar anlaşılmaz olmak zorundaydı, Ulusal Muhasebe Standardını çıkartıp, tebliğle bunu açıklama yoluna, kısaltma yoluna gidilebilirdi. Bu yolun denenmesi bence çok daha faydalı olur. Bir başka husus da, 31 Aralık mükerrer Resmi Gazetesinde bu tebliğlerden beş tanesi çıktı. 01 Ocak 2006 dan itibaren de bunları uygulamak mecburi. Her ne kadar ilk mali tablolar Maliyeye karşı verilecek. Üç ay sonunda, Mayıs ın 10 unda verilecek dense de bu arada ara tablolar verilirse bunların uygulaması nasıl olacak? Merak ediyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Teşekkür ederiz sayın Taşkın Karaca. Başka soru var mı? Şimdi müsaade ederseniz konuşmacılarımıza yine sırayla söz verelim ve bugünkü toplantımızı kapatalım. AYDIN BEY Bir, Kurumlar Vergisi nden ilgili değişiklikten bahsederken ben yanlış anlamadıysam, iştirak kazançları istisnasından da bahsettiniz değil mi? İki, Örtülü sermaye içinde olan alışverişlerdeki stopaj bildirildi, konuşuldu. Üç, Yatırım İndiriminin kaldırılacağı özel indirim istisnasından yararlanabileceği söylendi. Fakat bunları biraz açmanızı istiyorum. Mesela, Yatırım İndirimi 103

dediğiniz zaman şu anda hem Teşvik Belgeli, hem Teşvik Belgesiz Yatırım İndiriminden yararlanan firmalar var. Mesela, yatırımı daha önce 2005 de diyelim. Bu adamlar 2006 da ne yapacak? Onunla ilgili bir şey var mı? Bir de bu stopaj ile ilgili. Bir de Bümin hocama bir şey söyleyeceğim; Konuşmalarının tüm cümlelerine katılıyorum Yalnız acaba bu Özel İletişim Vergisi ile ilgili İzmir YMM Odasının Gelirler İdaresinden aldığı özelgeyi mii beğendiğinizi söylediniz?... BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Teşekkürler. Söz hakkı vereceğiz konuşmacımıza. Şimdi sayın Bülent üstadımız o tebliğle ilgili bir bilgi bekliyor. Bu nedenle müsaade ederseniz önce Veysi üstadımdan başlayalım. Üstat buyurun. DR. VEYSİ SEVİĞ Bir kere sayın Seref Demir inkine önce bir öncelik vereyim. Türk Ticaret Kanunu Yasa Tasarısı Büyük Millet Meclisi nde Alt Komisyonda bir heyet tarafından inceleniyor ve değişik yerlerden görüş alındı. Bu görüşler 31 Ocak a kadar verilecek. 31 Ocak ı izleyen bir hafta içerisinde bu Alt Komisyon görüş veren kuruluşların temsilcileri bir özel toplantı yapacak. Bu toplantıda Türk Ticaret Kanunu nun tartışılan konuları üzerinde bir konsensüs sağlanması bekleniyor. Ben de burada önümde hangi konularda, hangi duraklamalar yaratılmış liste halinde var. Bu Türk Ticaret Kanunu Tasarısının Alt Komisyonunda kabul edilmesinden sonra, herhalde Bütçe Plan Komisyonu na çıkması bekleniyor. Ticaret Kanunu Tasarısının içerisinde birçok madde, tercüme maddelerdir. Alman Hukukundan alınmıştır. Zaten sevgili Doğrusöz le beraber uzun süredir üzerinde çalışıyoruz. Bu tercüme maddelerin içerisinde çok önemli bir olay; 64 üncü maddesi ve 88 inci maddesi arasındaki hükümler tamamen ticari defterlerin kayıtları ve düzenlemesiyle ilgili ve bu standartlarla ilgili hükümler. 88 inci maddesi özellikle ve Muhasebe Standartları Kuruluna çok büyük yetkiler vermektedir. Böyle bir düzenlemedir. Burada esas şu; Türkiye de eğer Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girerse, tacir sıfatına haiz olan kişi ki tacir sıfatı da genişletiliyor, haiz olan kişi bilanço esasına göre defter tutmak zorundadır. Yani işletme hesabı esası defteri tacir tutmayacaktır. Bilanço esasına göre defter tutacaktır. Bilanço esasına göre defter tuttuğu vakit, Uluslararası Muhasebe Standardına uygun kayıtlar tutulacaktır. Değerleme konusunda da Uluslararası Muhasebe Standartları bilebildiğim kadarı üstat da cevap verecek. Hiçbir ülkenin yasasında değerlemeyi şöyle yapacaksınız, böyle yapacaksınız diye bir hüküm yok. Uluslararası standartlar geçerlidir. O- nun için bu düzenleme Ticaret Kanunu yürürlüğe girerse, uluslararası standartlara uygun mali tablolar ve değerleme hükümleri geçerli olacağını bir kere ben de vurgulamak istedim. Yine şimdi şöyle bir olay var; Türk Ticaret Kanunu borçlanmayı yasaklıyor. Yani ortak kurumundan borçlanmayacak. Ancak Avrupa Birliği nde uygulanan bütün şirketler kanunların da ortak şirketine borçlanamaz. 104

borçlanamaz. Ortak şirketine alacaklı konumuna giremez. İki istisnası hariçtir. Birincisi, ortak şirketine borçludur sermaye taahhüdü vardır. Ortak şirketinden alacaklıdır kar payından. Bunun dışında ortak şirketine hissedar olduğu şirkete üçüncü şahıstır. Çünkü şirketin fonlarına hiçbir şekilde ortağın kendi çıkarını kullanmasına izin verilemez. Yine ortak da hiçbir şekilde farklı bir düşünce içerisinde götürüp, fedakarlık yapılarak onca ortağın içerisinde bir kahramanlık yaparak o şirkete para vermiş, karşılıksız o- larak. Bu Avrupa Birliği nin Ticaret Hukuku nun standardı vazgeçilmez normudur. Ama bizde şimdi ortak şirketinden cari hesabı alacaklanır, borçlanır. Bu duruma Ticaret Kanunu son vermek istiyor. Sayın Tekinalp hocam açıklamaları yaparken son derece kibarca anlatıyor. Eleştirisi bu konuda hiç haklı değildir. Haklı tarafını bulamıyorum eleştirinin. Çünkü şu anda Türkiye de son üç yıldır üreten, bendeniz Avrupa Bankalar Birliği nde de görevliyim şu an. Üretilen bilançoların Avrupa da artık geçerliliği yoktur. Yani Türkiye de üretilmiş bir bilanço Avrupa Birliği nin herhangi bir ülkesinde o bilanço şöyle değerlenir diye artık bir değerleme de yapılamıyor. Bunu biz onun için, bu hükmü yermeyelim. Türkiye de bu böyledir. Efendim borç da verir, alacak da verir diye düşünmeyelim. Çok yalnış bir düşünce. Çünkü yok böyle bir şey. Son olarak şunu da söyleyeyim; Arjantin ve Brezilya nın Ticaret Hukukunda da yok. Yani insaf. Ama şimdi ihtiyaç dolambaçlı yolla çıkar ilişkisinden dolayı var. Onu kaldırıyoruz. Yani artık böyle bir sistemin Türkiye de geçerli olması, kendisine özgü kapalı devre ticari faaliyette bulunmasıyla eşdeğer görünmektedir. Şimdi bir soru sahibi Yahya Kızılgök arkadaşımız diyor ki, Kurumlar Vergisi oranı tespitinde tam tasdik sözleşmesi ibraz mükelleflere küçük bir ayrıcalık yapılabilir mi? Yapılabilmesi sözleşmede mükellef adedi ve arttırılmasına yararlı olacaktır. Düşünceniz nedir? Şimdi artık kurumların veya tacir sıfatına sahip olan kişilerin denetimlerini yapmak için de sistem değişiyor. Bu konuyu sayın Üstünel üstadım da açıklayacak size. Bugün orta ve küçük çaplı işletmeler iki tane ya mali müşavir, ya yeminli mali müşavir, mali müşavir, ya da yeminli iki müşavir çalıştırmak zorunda kalacaklar. Büyük çaplı işletmeler ki, orta ve küçük çaplı işletmeler tanımı da yapıldı Sanayi Bakanlığı tarafından. Büyük işletmeler bağımsız denetim şirketleri tarafından denetlenecek. Şirket denetçisi ortaklardan, şirket denetçisi kavramı kalkıyor. Yani Ticaret Kanunu çıkarsa, belki meslek elemanı arkadaşlarımızın kendisine iş bulma olanağı bulacak ama, Türkiye de kapanacak işyerlerini de dikkate alırsak, belki de tümü işsiz kalacak. Yani onu da dikkate almak lazım. Böyle ikilemle karşı karşıya burada. Yani Türk Ticaret Kanunu nda bu hükümden de taviz verilmedi ve şu anda Alt Komisyonda görüşülecek maddeler içerisinde bu yok. Yani bu konu kabul edilmiş durumda. Mecliste ne olur bilemiyoruz? Şimdi bir dayatma olduğunu da söylemek istiyorum. Çünkü muhtemelen bu yılın Sonbahar ın da Türk Ticaret Kanunun ana hatları Avrupa Birliğinde ve bizim gündemimizde olan bir konu. Bu gündemi de dikkate alıyorlar Ticaret Bakanlığı. Çünkü Avrupa Birliğinde ilk sınavlarımızdan biri, bizim bilançoların güven kazanması. 105

Hemen bir şey söylemek istiyorum. Bu konu hiç tartışılmıyor. Dünya da kişi başına en az bilanço düzenleyen ülke Türkiye,. Dünya Bankası nın istatistiği. Bu Dünya Bankası nın istatistiği ve dünya da en fazla güvensizlik yaratan bilanço da Türkiye de düzenlenmektedir. Şimdi Geçici Vergi düzenlenmesinde yıllık dönem içinde, takip eden döneme göre fazla ödendiği ortaya çıkan Geçici Vergi farkını mahsup yolu ile giderilmesi her halde, diğer tevkifata tabi mükelleflere göre adalet nasıl sağlayacaktır? Şimdi bu muhtemelen % 30 dan, % 20 ye inmesi halinde karşımıza çıkacak mahsup edilemeyen bir Geçici Vergiden bahsediyoruz. Mahsup işlemlerini zaten Maliye Bakanlığı tebliğle duyurmuş. Yani mahsup edemediğimiz vergi nasıl mahsup edeceğimizi söylemiş. Mahsup edemezsek, ertesi yıl nasıl iade edeceği konusu gündeme getirmiş. Burada biz faiz kaybımız olabilir. O faiz kaybını giderici bir düzenlemeye yer verilebilir zannediyorum. Şimdi siz şunu söylüyorsunuz yani. Birinci dönem % 30 ödedi. İkinci dönemde zararı çıktı bu adamın. Bu Geçici Vergiyi ne yapacak? Şimdi dediğiniz şu; Aynı sene içerisinde birinci dönemde ödediğiniz fazlayı, ikinci dönemde zarar yok. Üçüncü dönemin çıkanın üzerinden ödüyoruz. Aradaki bu zarar dikkate alınmıyor diyorsunuz. Doğru, yani o konuda bir şey diyecek durumumuz yok. Ama böyle bir düzenlemeye yer vermek de biraz sakıncalı gibi geliyor. Çünkü biz bu tür ticari oynaklığı, daha doğrusu kar kaydırması. Bakın Türkiye için önemli bir sorundur bu. Geçen sene Maliye Bakanlığı na da soruldu bu. Türkiye kar kaydırması konusunda ö- zellikle kurumlarımız çok beceriklidir. Yani kar kaydırması halihazırda bu sene de bekleniyor. 31.12 itibariyle Türkiye de büyük bir kar kaydırması olayı yaşanacak. Cezası yok. Ayrıca bunun cezası da yok, yani normal hukuki haklarını kullanıyor. Yani o kar kaydırması olayı Türkiye de fiilen var. Tabii yapılıyor. Kar kaydırması yapıyoruz. Yasa da bir değişiklik, yani bu konsolidasyon konusunda çok tartışılıyor ama, burada vergi gelirlerini bir kenara bırakıp gerçekçi mali tablolara ulaşabilmek için konsolidasyon kabul etmek lazım. DİNLEYİCİ...girecek mi Kurumlar Vergisine? DR. VEYSİ SEVİĞ Kanun da sayılan kuruluşlar. Yani burası mesleki bir kuruluş diye, sendika diye, parti diye bunun dışında bırakılmış. Bölünmeyle ilgili olarak sayın Demir in kısmi bölünme, tam bölünme Kurumlar Vergisi Kanun Tasarısın da aynen geçmişteki gibi yer alıyor. Şöyle: Kısmi bölünme, tam bölünmeyle ilgili tanımlama aynen şu şekilde alınmış. Diyor ki, Tam mükellef sermaye bir sermaye şirketinin tasfiyesiz olarak genel kurul kararlarının alınması suretiyle bütün mal varlığını, alacaklarını ve borçlarını kayıtlı değerleri üzerinden mevcut veya yeni kurulacak iki veya daha fazla tam mükellef sermaye şirketine devretmesi ve karşısına devredilen sermaye şirketinin, ortaktan devralan sermaye şirketinin 106

sermayesini temsil eden iştirak hisseleri verilmesi halinde kısmi bir tam bölünme var. Bu sisteme göre bölünme olursa deniliyor ki, devredilen şirketin ortaklarına verecek iştirak hisseleri itibari değerinin % 10 una kadarlık kısmın nakit olarak ödenmesi, işlemin bölünme sayılmasına engel değildir. Yani tam bölünmede hisse verilmesi öngörülmüş ama, % 10 luk bir nakit ödemeyi de tam bölünme içerisinde tanımlıyor. Kısmi bölünmeyi de tanımlamış. Yani Kurumlar Vergisi Tasarısın da tam bölünme, kısmi bölünme var. Ticaret Kanunu Tasarısında ki kısmi ve tam bölünmeyle ilgili hükümlerle Kurumlar Vergisi arasındaki bu hüküm arasında herhangi bir farklılık olmadığı ifade ediliyor. DİNLEYİCİ... DR. VEYSİ SEVİĞ Bendeniz de hukukçuyum ama, Bumin hocayı da her vakit bu kadar güçlü olduğunu biliyorum. Şimdi ben size bildiğimi söyleyeyim. Bumin bey açıklasın. Şu anda Avrupa Şirketler Hukuku nda külli halefiyet kavramı yok. Bitti o. Orada şu var; Kimse işi götüren, sorumlusu odur. O sorumluluğu herhangi bir düzenlemeyle başkasının üzerine aktarma Avrupa Hukuku nda geçerli değil artık. Bizde böyle bir olay var. Mesela, ben şirketi borçlarıyla alırım. Gizlemiştir muhasebe kayıtlarında. Kim aldıysa sorumlusu odur. Borcunu ödeyecektir. Bu sistem Avrupa Hukukun da artık geçerli değil. olay budur; DİNLEYİCİ Yani evrensel değil mi? DR. VEYSİ SEVİĞ Hayır, evrensel değil. Evrensel bir olay değil. Biz şunu istiyoruz; Yeni Ticaret Kanunu nda o, Kurumlar Vergisi Kanunu nun bu yeni biçiminde de o amaca biraz yaklaşılmak istendi. Biz şeffaf ve her şeyi üzerinde görülen mali tablo istiyoruz. Bu mali tabloyu üretenlerin art niyetiyle yapmış oldukları bazı hukuka aykırı fiilleri bir başkasının sırtına yıkabilecek mali tabloya son vermek istiyoruz bir kere. Onun için külli halefiyet kavramı burada askıda kalıyor ve bir anlamda da belki sayın Doğrusöz ifade edeceklerdir size, Ceza Hukuku nda da buna yer bulabiliyoruz biz kendi aramızda. Yani sistem öyle gelişiyor. Aydın beyin soruları var. İştirak Kazançları İstisnası stopaj konusu olabilir de, olmayabilir de. Onu söyleyeyim. Çünkü şu anda iştirak kazançlarında iki görüş var. Stopaja tabi tutalım, tutmayalım görüşü var. Tutulabilir de, tutulmayabilir de. Bu konu daha berrak değil. Onun için bir şey söyleyemiyorum. Örtülü sermaye kavramı tamamen Avrupa Hukuku ndan Türkiye ye aktarmadır. Şimdi şunu söylemek istiyorum; Belki izliyorsunuz. Avrupa Birliği ülkelerinin ilk sekizi arasında Ticaret Hukuku ve Şirketler Hukuku arasındaki Türk Ticaret Kanunu nun en büyük açmazı da altı kitabı birarada tek çatı altında topluyor. Avrupa Birliği nde bu kitaptan ayrı ayrı ele alınması öngörülmüş ve örtülü sermaye kavramına da ayrıca özen gösteriyor. Çünkü örtülü sermaye demek, bir başkasının yönetimine 107

devredilmiş sermaye yoluyla şirket kavramı demektir. Yani şirketten alacaklı olan bir kişi öyle veya böyle o şirketin üzerinde hükümranlık hakkını tesis ediyor. Onu suiistimal ediyor. Onun için örtülü sermaye konusuna daha ciddi ve daha hassas hükümlerle el atmak istiyor yeni Kurumlar Vergisi Tasarısı. Yeni Ticaret Kanunu Tasarısında da bu hüküm var. Kontrol altında tutulan şirketler nedir? Ne anlama geliyor? Dolayısıyla bu örtülü sermaye bize biraz soğuk geliyor ama, bu kadar hassas ayırıma tabi tutulması doğrudur. Yani siz kabul etmeye bilirsiniz ama, bu konuda eğer bir araştırma, çalışma yaparsanız örtülü sermaye konusunda yapılan, gösterilen hassasiyet, bu kadar ayrıntıya girilmesine, esasında bu konuyla uğraşan meslek mensuplarına da bir kolaylık sağlayacağını düşünmeniz lazım. Onu, öyle değerlendirin. Yatırım İndirimi 31.12.2005 tarihine kadar iki farklı şekilde yararlanma olanağı bulunan bir teşvikti. 31.12.2005 tarihine kadar bu hakkını kullananların, ilgili yılda yararlanamadıkları teşviki veya indirim hakkını bitene kadar kullanacaklar. Şimdi orada bana sayın Doğrusöz 2008 e kadar diyor ama, bu konu son yapılan görüşmede bu tartışmada Odalar Birliği ile sayın Bakan ve Başbakan arasında yapılan görüşmede bitene kadar kabul edildi. Özellikle Eskişehir Sanayi Odası Başkanı nın yapmış olduğu açıklamalardan sonra da ikna olunur gibi oldu. Yani şu olay var; Bu aldığı 2005 yılı sonuna kadar yararlanmış olsunlar, bir görüşe göre ki son katıldığımda böyle ifade edildi. Bitene kadar. Bir görüşe göre de 31.12.2008 tarihine kadar geçerli olacaktır. DİNLEYİCİ Yatırım indiriminden yararlanacak iktisadi değeri şimdi almış ise ne olacak? DR. VEYSİ SEVİĞ Bunu ayırmak lazım. Ama Teşvik Belgesi almışsa ve yatırımını yapıyorsa. Şimdi bu senedeki yaptığı harcama indirimden yararlanacak mı? Yararlanamayacak mı? diye sorarsanız bana. Olmayan için benim kişisel görüşüm; benim hukuk mantığım bilmiyorum sayın Doğrusöz ve diğer buradaki diğer konuşmacılar ne diyecekler? Ben bugün almışsa yararlanır diyorum. Ama Kanun çıktıktan sonra alırsa yararlanamaz. Efendim Kanun bilgi istemiyor ki, Kanun harcama esasını getirmiş. Bakın şöyle bir olay var; Gelir Vergisi Kanunu nun 19 uncu maddesi Yatırım İndiriminde bir e- sas getirdi. Harcama Esasını getirdi. Harcama esasını alan, harcamanın yapıldığı tarih bana göre önemlidir. Ben eğer Kanun çıkmadan bu harcamayı yapmışsam yararlanacağım demektir. Kanun çıktıktan sonra yapmayacağım demektir. AYDIN BEY Cari yılın zararının geçmiş yıl karınla ilişkisini... DR. VEYSİ SEVİĞ Şimdi bakın 2005 yılında kar elde etmiş. Eğer Kanun çıkarsa. 2006 yılında da zarar etmişse, eğer bilançoları öngörülen şekilde tasdik edilmiş 108

ve herhangi bir vergi borcu da daha önce doğmamışsa bu firmanın, bu kuruluşun 2006 yılında elde ettiği zararı, 2005 yılı karını 2006 yılı zararıyla karşılaştıracak ve buradaki karşılaştırmadan bir önceki yıl ortaya çıkan karında ödediği vergiden dolayı bir alacağı doğuyorsa, onu doğacak vergi borçlarına mahsup edecek. Nakit iade yok. Yani orada deniliyor ki, Hazine nin bir zararı yok. Ama firmanın uğradığı zarara katkı sağlayacağı bir özelliği var. Bu kadar öngörüyor. Teşekkür ederim sayın Başkanım. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Veysi üstat çok teşekkür ederim. İsterseniz hemen devam edelim sayın Bumin Doğrusöz hocamla. Buyurun. Dr. A. BUMİN DOĞRUSÖZ Şimdi bana, Ticaret Sicil Müdürlüklerine defterlerin bildirilmesiyle ilgili olarak gelen bir soru var. Zaten kanunen tutulması zorunlu olan defterleri Ticaret Sicil Memurluğuna bildirmeye gerek yok. Onlar zaten belli bir şey. Buna karşılık eğer tacir, Ticaret Kanunu nun 66 ncı maddesine göre kendisi ayrı ihtiyari olarak defter tutuyorsa, yani kendisi tasdikli olan başkaca defterleri tutuyorsa, onları ve sayfa numaralarını bildirmesi gerekiyor ve ticari durum tasdiknamesinide mühürletmek suretiyle bu bildirimi yaptığını tevsik etmesi gerekiyor. Özelge talebini Kurumlar Vergi Dairesi Başkanlığı ndan mı, yoksa İl Vergi Dairesi Başkanlığı ndan mı veya Defterdarlıktan mı talep edeceğiz? Bir kere Kurumlar Vergi Dairesi Başkanlığı diye değil artık bir vergi dairesi mevzuatta yok. Ama fiiliyatta var. Mevcut uygulamada Vergi Dairesi Başkanlıkları hala mukteza vermeye devam ediyorlar. Ama esas yetki İl Vergi Dairesi Başkanlığı nda. Defterdarlıkların da şu anda mukteza verme yetkisi yoktur. Zaten uygulamada bildiğim kadarıyla Defterdarlıklar artık özelge vermiyor. Sayın Demir in sorusu var. Ortaklara borç alışverişi Yeni Ticaret Kanununda yasaklanıyor. Örtülü sermaye faizi hükümlerine gerek olmadığı sonucuna mı varıyoruz? diyor. Tabii örtülü sermaye faiz hükümleri yine uygulamada yürürlükte kalabilir. Ama tabii bir yandan yasaklıyorsunuz, bir yandan cezai müeyyideler getiriyorsunuz. Yeni Ticaret Kanununda hapis cezasına kadar varan cezai müeyyide var. Öte taraftan ortakla, Sayın Hocam da bahsettiler, şirketi arasında Ticari ilişki varsa, borç alacak ilişkisi, cari hesap ilişkisi olabilir. Yani örneğin, ortak hammadde üretiyorsa, ana şirket te bunu gidip ortağından satın alıyorsa, bu ilişkiye söz konusu hükümler uygulanabilir. Dolayısıyla son derece sınırlı bir uygulama alanı kalacak. Sınırlı bir uygulama alanı kalacak olan hükümlerin de bu kadar tartışma konusu yaratacak şekilde düzenlenmesi, yerinde değildir. Konularımızı, her şeyimiz yarım, tartışmayı çok seviyoruz. Ve her şey gizli kapaklı, arkada soru işaretlerini bırakarak tartışıyoruz. Açık değiliz. Vergi hukukunda böyle, Ticaret hukukunda da böyle. Bakın aynı şey meslekle ilgili olarak denetim olayında da var. Örneğin Ticaret Kanunu Tasarısı bir sürü denetim öngörüyor. Kim yapacak bu denetimi? Efendim bu tüzük- 109

le belli olacak. Tüzük nerede? Yok. Aynı soru. Efendim Ticaret Kanunu. Ben şu anda şirkete ortak olarak milyonlarca, trilyonlarca borcum var. Madem yasaklanıyor, nasıl bu borçları kapatacağım? Ne süre getireceksiniz? Efendim o Tatbikat Kanununda söylenecek. Tatbikat Kanunun nerede? Yok. Şimdi bugün şirketle ortak arasında kurulmuş olan cari hesap i- lişkilerini 31.12.2006 da, bir günde de kapatamazsınız. Rakamlar kapatılacak gibi değil, bir. İkincisi Türkiye gerçeği var. Bu ilişkiler nereden kurulmuş? Bir tanesi kötü niyetli kurulmuş. Ortak Şirketten ne kar payı alıyor, ne de maaş alıyor. Geçimini cari hesaptan para çekerek örtülü kazanç dağıtarak yapıyor. Tamam, bu kötü niyetli uygulamayı yasaklayalım. Ama öteki taraftan da Şirket yaptığı, kanıtlayamadığı, belgeleyemediği harcamaları ortağının üzerine yıkıyor. Bunu nasıl kapatacağız? İnceleme elemanı geliyor. Diyorsunuz ki, Arkadaş ben şu, şu, şu masrafları yaptım. Bana şu, şu, şu firmalar fatura vermedi. İnceleme elemanı alıyor bunu, sizin beyanınızı, tutanağı. Raporuna ekliyor. Ama örtülü kazanç dağıtımı raporunuda bir yandan yazıyor. Peki, inceleme elemanının fatura vermedi diye suçlanan firmaları karşıt inceleme yapma yetkisi ve görevi yok mu? Türkiye de yok. Ama yargıya gittiğiniz zaman, yargı bunu kaldırıyor. Peki o zaman uygulamayı nasıl yapacağız? Nasıl yönlendireceğiz. Ben gördüm. İnceleme elemanı raporunun ekinde, tutanakta adam bas bas bağırıyor. İnşaat için şu, şu, şu malzemeleri aldım. Şu kadar malzeme aldım, şunu aldım. Bana fatura vermediler. Firmanın adını da veriyor. Adresini de veriyor. Buna rağmen bir karşıt inceleme yapılma gereği bile duyulmuyor. Ne yapıyorsunuz? Ortak cari hesabına atıyoruz. İskanı almak için yaptığımız harcamaları ortağın cari hesabına atıyoruz. Ortak nasıl kapatacak bunları? Efendim Tatbikat Kanununda yazacak. Bu daha hazırlanmadı. Hazırlandığı zaman göreceğiz. Dolayısıyla tabii olay çok boyutlu ve içinden çıkmamız biraz güç gibi gözüküyor. Yoksa Kanuna yazmakla, yasaklamakla bu iş olmuyor. Bunun ötesinde kısmi bölünmeyle ilgili sorunuza gelince; anladığım kadarıyla sizin sorunuz, yani sayın Demir in sorusu külli halefiyetle ilgili. Ben işletmenin dışına bir aktifi veyahutta bir varlığı bölünerek çıkartıyorsam, onunla ilgili bütün alacakları, borçları hepsini çıkartmam gerekir mi? Olayın mantığına baktığınız zaman, çıkartmanız tabii ki gerekir. Ama Türkiye de gerekmez. Biz de bunu habire tartışırız. DİNLEYİCİ Ticaret Kanunu gerekçesinde...ham kısmi, hem tam bölünmede devredilen mal varlıkları... DR. A. BUMİN DOĞRUSÖZ Pardon, Ticaret Kanunu gerekçesinde mi? DİNLEYİCİ Ticaret Kanunu Tasarı gerekçesinde. DR. A. BUMİN DOĞRUSÖZ Tasarı, o ayrı. Tasarı mevcut Türk Ticaret Kanununa göre diyorum. 110

DİNLEYİCİ Vergisel açıdan size katılıyorum ama, orada bir sorun var. Yani Ticaret Kanunu Tasarısını hazırlayanlar burada bir sorun...hem tam, hem kısmi bölünmede devredilen mal varlıkları... konusunda kısmi... yoluyla devralan şirketlere geçer.... Kanun böylece bölünmeyi... kabul gören modelini izleyerek Kurumlar Vergisi Kanunu madde... ayrılmıştır. Çünkü Kurumlar Vergisi Kanunu nun ayni sermaye konulması sistemine oturmuştur. Dr. A. BUMİN DOĞRUSÖZ Şimdi bakın, olayın temel nedenini ve sorunun yanıtını siz zaten sorunuz içerisinde verdiniz. Kurumlar Vergisi Kanunu nun madde gerekçesinin o bölümünü okumadım. Yani bilmiyorum. Gerekçesi gelmedi bana. Ama şunu söyleyeyim. Bu sorunun yanıtını, siz zaten soruyu sorarken verdiniz. Biz vergiciler dediniz. Biz vergiciler diye hukukta bir şey yor. Bakın bir Ticaret Kanunu varsa, Ticaret Kanununda olmayan bir müesseseyi vergi kanununda yaratamazsınız. Sorunlar doğar, bir. İkincisi, tam bölünme hukukta yok. Ancak Kurumlar Vergisinde düzenliyoruz. Maliye Bakanlığı neyi düzenliyor? Olmayan bir şeyi düzenliyor. Kendi kendine düzenliyor. Yani bu Ay daki parselasyonun nasıl yapılacağını düzenlemek gibi bir şey. Tam bölünme Kanun da yok. Kimsenin uygulama yeteneği yok. Uygulanmasına olanak yok. Maliye Bakanlığı kendi kendine ticaret hukuku müessesesi yazıyor. Yazsın. Hiçbir işe de yaramıyor. Çalışmıyor da. Şimdi kısmi bölünmede de aynı sorunu yaşıyoruz. Kısmi bölünme diye de bir şey yok Ticaret Kanununda. Yok. O zaman ne yapıyoruz? Sadece kısmi bölünmeyi nasıl çalıştırırız? Bir tek araç kalıyor elimizde. Ticaret Kanununun ayni sermaye konulmasına ilişkin hükümlere müracaat ediyoruz. Oysa kısmi bölünmede, varlıkla ilgili olarak bütün alacak ve borçların da devrinin, alacaklıların korunması maksadıyla öngörülmesi şarttır. Ama yine tasarı çıkmadan mevcut Ticaret Kanunu yapısı içerisinde, Kurumlar Vergisi Kanununda bölünme müesseselerinin sorunlarını çözmek mümkün olmayacaktır. Sayın Aydın ın bir sorusu var. Özel İletişim Vergisi yle ilgili olarak. İzmir YMM Odasına verilen görüşü mü beğendiniz? dedi. Hayır, o görüşten haberim yok benim. Ben sadece Ankara Defterdarlığı nın bu konuda vermiş olduğu iki tane özelgeye dayanarak gazetedeki yazılarımda yazdım ve oradaki görüşü beğendiğimi söyledim. O görüşte, Özel İletişim Vergisi nin Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde gider olarak nazara alınabileceğini söylüyordu. Benim beğendiğim o. Yani beğenmekten kastım, hukuka uygun gördüğümdür. Yani eğer İzmir YMM Odasına da aynı şey söylendiyse, onu da beğendim demektir. Ama o muktezayı, özelgeyi görmedim. Gönderirseniz memnuniyetle, zevkle değerlendiririm. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK İstanbul YMM Odasının Platform da görüşleri var. Onları okumak lazım. Hepsi orada var. 111

Dr. A. BUMİN DOĞRUSÖZ Şimdi başka bir soru daha, sayın İlker Kutluer in sorusu vardı. Sayın Kutluer diyor ki, İGDAŞ a yüklü oranda yatırılan döviz cinsi depozitonun yıl sonu değerlemesi yapılacak mı? Yapılacaksa fark gelir yazılıp vergilendirilecek mi? Şimdi Maliye Bakanlığı na göre, tabii ki değerleyeceksiniz ve tabii ki gelir yazacaksınız ve vergilendireceksiniz bu kur farkını. Ancak benzer değil, ama emsallik vasfına haiz Danıştay ın içtihatları var. Danıştay diyor ki, Teminat olarak, depozito olarak verilen dövizlerin veyahutta eğer kamu kağıdı verdiyseniz bunun değerlemesi yapılsa bile, gelir olarak vergilendirilemez. Bu kararlar, özellikle döviz büfelerinin Merkez Bankası na teminât olarak yatırmış oldukları dövizler veya hazine bonolarının değerleme suretiyle oluşan gelirleri ile ilgili kararlardır. Benim kanaatime ve yargı kararlarına göre, değerleseniz bile, bu değerlemeden oluşacak gelir, vergiye tabi olmayacaktır. Ancak Maliye Bakanlığı nın görüşü aksi yönde olduğu için tek yol kalıyor. İhtirazi kayıtla beyanname verip, dava açmak. Teşekkür ederim. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Buyurun. Konuşmacılarımızın da soru hakkı var.... Bumin hocamın gerçekten vergi hukuku anlamında... büyük bir boşluğu dolduran... Şimdi yeni Ticaret Yasasında yer alan isimlerden, bu bir kişilik anonim şirketle ilgili, ben bu hükmün aslında bir sorunu çözdüğü kanaatini taşıyordum. Bunun tekrar ufak bir bizim anlayabileceğimiz şekilde açıklanmasını istirham edeceğim. Çünkü tasavvur ediniz, hepimiz de biliyoruz Bir kişi % 1, % 1000, 1000/1 paylar vermek suretiyle, yani % 99 u kendisine ait olup, % 1 i dört kişiye paylaştırmak suretiyle, yapay bir şekilde... şirket kurmaktı. Bu anonim şirketinde, hatta bu giren... ortakları da yönetim kuruluna koymak, kendisine katılmamak suretiyle, bütün sorumlulukları devretmek suretiyle böyle bir anonim şirketi... Benim düşüncem, bu tek kişilik anonim şirket böyle bir muvazayı önlemiş oluyor diye düşünüyorum. Yanlış mı düşünüyorum? DR. A. BUMİN DOĞRUSÖZ Şimdi Sayın Başkanım görüşünüz doğru. Ama şöyle diyeyim; Avrupa Birliği nde tek kişilik limited şirket üye ülkelerde kurulması zorunluyken, anonim şirket için böyle bir zorunluluk yok. Ama biz biraz daha fazla Avrupalı olduğumuz için, tek kişilik anonim şirket kurduruyoruz. Aslında Avrupa Birliği nde tek kişilik sınırlı sorumlu şirket vasfında tacirlik müessesesi var. Yani tam olarak anonim şirket biçiminde örgütlenme yok. Bir de dediğiniz gibi, şu andaki hukukumuzda şirket yapıları tamamen hülle. Yani sanal adam ortaklığı dediğimiz kişilere çok küçük paylar vermek suretiyle şirketler kuruyoruz. Ama bu şirketleri niye kuruyoruz? Bir de ona bakmak lazım. Biz yıllarca kişileri şirketleşmeye özendirdik. Hayat standardıyla ö- zendirdik. Başka bir takım müesseselerle özendirdik. Elazığ daki bakkal Mehmet Efendi anonim şirket oldu. Efendim İstanbul da Ortaköy deki 112

manav Hüseyin Efendi de anonim şirket oldu. Tabii biz bunları özendirdik. Bu yanlıştan dönmemiz lazım. Anonim şirketi daha ciddi bir müessese o- larak görmemiz lazım. Hatta bence 5 kişiyle değil, en az 25 kişiyle kurulur diyelim. Daha ağır şartlara, bağlayalım. Ancak tek kişilik şirket kurduracaksak, kişi unsurunun daha fazla ortada olduğu ve kişi unsurunun daha fazla ağır bastığı limited şirketleri tercih etmemiz lazım. Avrupa Birliği ülkelerinden ikisi hariç, tamamı tek kişilk anonim şirketi benimsememiştir. Bizim de anonim şirkette bu yola gitmemizi gerektirecek herhangi bir gerekçemizin olmadığına inanıyorum. Öte yandan, eğer tek kişilik anonim şirketi kuruyorsak, kanuna yazıyorsak, o zaman bunun genel kurulu ne olacak, yönetim kurulu ne olacak, ibra müessesesi ne olacak, kâr dağıtımı ne olacak gibi pek çok sorunun cevabını da Kanunda düzenlememiz gerekir. Biz bu hükümleri ve bunları düzenlememeksizin tek kişilik anonim şirketi getiremeyiz. Şimdi bir soru. Anonim şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğu üniversite mezunu olacakmış. Tabii bunu Elazığ daki bakkal Mehmet Efendinin anonim şirketine nasıl uygulayacaksınız, orası meçhul, Peki, tek kişilik anonim şirketi kuran kişi üniversite mezunu olması şart mı? Organları nasıl oluşturacaksınız? Yani Kanunda eksik bir düzenlemeyle birdenbire tek kişilik anonim şirketi yaratırsanız, aslında şu andaki sakıncalardan çok daha büyük sakıncalara doğru gideriz. Ama her şeyi dört dörtlük düzenleyin, saygıyla karşılarım. Hiçbir şey diyeceğim yok ona. Bunun bence limited şirket düzeyinde olması gerekir. Anonim şirket düzeyinde olmaması gerekir diye düşünüyorum ve bence çıkacak olan Tatbikat Kanunu ile de mevcut sanal adamlı ortaklıkları limitede dönmeye zorlanmaları gerekir. Yani Türkiye de anonim şirket enflasyonunu önlemek gerekir diye düşünüyorum. Teşekkür ederim. H. İBRAHİM AKTAN Belki yabancı yatırımcılara bir kolaylık mı sağlanmak isteniyor. Onların böyle bir talebi olabilir Belki bu konuda bir ittifak söz konusu olabilir. Yabancı bir grup gelip burada % 100 tek ortaklı bir şirket kuracak. Yani sanki böyle bir izlenim var gibi geliyor bana biraz da. Dr. BUMİN DOĞRUSÖZ Tasarı şu anda bildiğim kadarıyla öyle bir talepten kaynaklanmıyor. Odalar Birliği veyahutta herhangi bir düzeyde bu şekilde ortaya çıkmış bir talep yok. Şimdi düşünebiliyor musunuz, ben sayın Veysi hocamla beraber akşamleyin iki dost olarak veya ağabey kardeş ilişkisi içerisinde yemeğe gidebiliriz. Ama akşamleyin yemeğe Bumin Doğrusöz A.Ş. ve Veysi Seviğ A.Ş. olarak da gidebiliriz. Organ yok. Hiçbir şey yok. Tamamen şirketiz. Yani böyle bir şeyi pek fazla hafsalam almıyor. Teşekkür ederim. BAŞKAN VEHBİ KARABIYIK Toplantımızın sonuna artık yaklaştık, sayın Bülent Üstünel ve sayın Süleyman Genç son yorumlarını yapacaklar. Sonra son söz sayın Başkanımızındır. Peşinden kokteylimiz var. Buyurun Bülent bey. 113

BÜLENT ÜSTÜNEL Açıklamalarınızdan anladığım kadarıyla Maliye Bakanlığı yla, yani vergi kanunlarındaki değerleme hükümleriyle, muhasebe standartlarında yer a- lan hükümlerin nasıl bir eşgüdüm içerisinde ele alınacağı konusunu açtılar. Şimdi muhasebe standartları doğrudan doğruya finansal tablolara yönelik bir ilkeler bütünüdür. Maliye Bakanlığı nın verginin hesaplanmasına yönelik ilkeleri hiçbir zaman muhasebe standartlarıyla birebir uyuşmaz. Dünyanın her yerinde de böyledir. Yani muhasebe standartlarını alınız. Burada mali tabloda bir kar vardır. Bu karı olduğu gibi vergileyelim. Böyle bir uygulama benim bildiğim kadarıyla dünyada mevcut değil. Burada hareketle mazbu alınmak suretiyle bazı indirimler, ilaveler yapılıyor. Bazı ülkeler belki bir, iki kalemle bu...oynanıyor. Bazılarında çok daha kalemler oluşuyor. Yani burada ilkeler farklı. Şimdi mesela bizim vergi kanunlarımızda şüpheli alacak karşılığı. Şüpheli alacak karşılığı ayırabilmemiz için, biliyorsunuz işte dava ve icra safhasında olması lazım. Birkaç kez işte istenmiş olması lazım gibi kurallar. Ama Uluslararası Muhasebe Standartlarından baktığınız zaman, farklı bir anlayışla da şüpheli alacak karşılığını ayırttırıyorlar. Ne gibi? Bakıyorsunuz, bir yıl içerisinde yapmış olduğunuz hasılat şeylerin, müşterilerden olan tahsilatlarınızın yüzde kaçı takılmış. Yani ne kadarını tahsil edememişsiniz. Bakıyorsunuz % 3, % 2 lik bir miktarı tahsil edememişsiniz. O halde, bu seneki bilançonuzda da böyle bir ihtimal olabilir.... gerektirdiği bir şey olabilir. Dolayısıyla siz bilançonuzda bu miktarlık bir şüpheli alacak karşılığı daha ayrın ki, ü- çüncü kişilere mali tablolarınızı daha şeffaf, anlaşılır bir şekilde veriniz diye. Ancak burada, bakınız vergi hukukuyla ilkesi aynı. Vergi hukuku diyor ki, Hayır, ben sadece dava ve icra safhasına girmiş alacakları böyle kabul edebilirim. Veya kıdem tazminatında olduğu gibi. Kıdem tazminatlarınızı fiilen ödediklerinizi gider kabul ederim. Öbürünü ödememişsiniz ki. Belki hepsi istifa edecekler. Kıdem tazminatına hak kazanamayacaklar. Vergi hukuku burada farklı ilkeyle yaklaştığı için, bu ayrılıklar ergeç olacaktır. Önemli olan bunu asgariye indirmektir. Yani buradan karı aldıktan sonra acayip rakamlara ulaşmayalım. Bunun için Maliye Bakanlığı yla bahsetmiştim, bir müşterek çalışma yürütüyoruz. Taşkın Karca beyefendinin sorduğu sualler arasında, şimdi telefonla aldığım bilgiyle şey veriyorum. Tabii kendim bakmak istiyorum ve ben sizin notlarınız arasında konsolide ve bireysel finansal tabloların, yanınızda mı bütün tebliğler? Konsolide ve bireysel tablolarla ilgili bir tebliğ var mı? 17.12.2005 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmış. Tabii bunlar dışarıdan bakıldığı kadar kolay şeyler değil. Zaman oluyor, bazen gönderdiğimiz standardı geri çekmek durumunda kalıyoruz veya bir başka standart daha süratle onun yerine geçmek durumunda kalıyor. Ben de açıkçası bir yanlışlık mı oldu diye, tereddüt ettim, sordum. Şimdi tebliğ yayınlamak, bir şeye değindiniz. Yani bunun daha anlaşılır ifade edilebilmesi için, bunu tebliğ maddeleri içerisinde anlatmak. Yani bir manada, Sermaye Piyasası Kurulu nun yayınladığı tebliğler gibi olması öngörülüyor. Şimdi bunu Sermaye Piyasası Kurulu tercih etti. Bunu tercih etmesindeki en önemli etkenlerden bir tanesi, bu Uluslararası Muhasebe 114

Standartlarının telif hakkı meselesidir. Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu bunun yayınlanma hakkını kendinde hissetmektedir. İkinci husus, eğer bunu herhangi bir şekilde kendi mevzuatınıza koyup da benim standartlarım Uluslararası Muhasebe Standartlarıyla uyumludur diyebilmeniz için, birebir uyum arıyor. Bu uygulamada mesela standartlara bakıyorsunuz Uluslararası Muhasebe Standartlarında, yollamalar var. Nereye var? Bir başka standarda yollama var veya kendi içindeki standarda yollama var. Yani paragrafı yollama var. Dolayısıyla bu paragrafları Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu dahi değiştiremiyor. Çünkü inanılmaz bir kargaşa yaşanacaktır. Hatta iptal edilen paragrafı iptal diye bırakıyor. Biz de aynen o şekilde aldık. Biz de zannediyorduk başlangıçta, ben de bir bürokrat değilim, bu konulara sonra muttali olduğum için, biz bu tebliği nasıl olsa şey gibi yayınladı, biz de gönderir yayınlarız. Efendim yayınlayamadık biz tebliğlerimizi ilk başta. Çünkü bir tebliğ formatı var. Bu standartlar hiçbir zaman tebliğ formatı içerisine oturmuyor. Satır başından giriş bile yaparken onun ölçüsü var. Yani hiçbir şekilde giremiyoruz. Bunun bir tek girme yöntemi var. Ek yapıyorsunuz. Ek yaptığınız zaman bir paşanın omzundaki yıldızların resmini bile çizebiliyorsunuz veya bir kazan dairesinin bir şeyini çizip standart yayınlayabiliyorsunuz. Hiçbir şey söyleyemiyor. Dolayısıyla biz bu birebir uyumu sağlayabilmemiz için, standardı ek yaptık ve böyle bir formülle çözdük. Bizim ilk kavramsal şeyinde de belirttiğimiz gibi, bizde de tebliğ sırayla gitmiyor. 1 den, 1, 2, 3, 5 e atlıyor, 7 ye atlıyor. Niye? Çünkü arada bazı standartlar iptal edilmiş. Şimdi iki tür standart var. Bunlar halihazır yayında bulunan Uluslararası Muhasebe Standartları..., bir de Uluslararası Finansal Raporlama Standartları. Uluslararası Finansal Raporlama Standartları bu standartların yeni adı. 1 den, 7 ye kadar yeni standart yayınladı. Giderek bu...ler gündemden kalkacak ve öbür şeylerin arasına girecek. Ama kendisi dahi bunu çıkartamıyor. Çeviri konusuna geldiğimiz zaman, çeviri de sizin tahmininizin üzerinde sıkıntı yaşıyor. Çünkü orada bir devlet tahvili geçiyor. Devleti açtığınız zaman o kelimenin karşısında govermant u buluyorsunuz. Bunun sözlüğünü açmaya kalkıyorsunuz. Sözlükte birden başka şey yazıyor. Yani bunları çözebilmek için, bu cümlenin içerisinde neyi kast ettiğini aramakla meşgulsünüz. Bunu biz, başta da söyledim kolay zannettik. Birim Kurulu na tevdii ettik. Birim Kurulu aldı bunu, ama kendilerine şunu söyledik; Bize öyle çeviriler yapacaksınız ki, yani benim ülkem şimdi işte... dediği zaman, bunu duran varlık diye anlıyor artık. Halbuki birebir çevirirseniz bu kavrama ulaşamazsınız. Binaenaleyh bunları duran kavram deyin de memleketime yeni icatlar getirmeyin. Yani yeni kavramlarla boğuşmayalım. Hem böyle tam karşılığını bulmaya çalışıyorsunuz. Hem uygulamada mevcut olanlarla uyum sağlamaya çalışıyorsunuz. Dolayısıyla bu sanıldığı gibi kolay bir şey değil. her şeyden önce biz iki sene neyin mücadelesini verdik, biliyor musunuz? Siz tercüme bürosu musunuz? Bize bunu sordular hep. Cevap, evet. Yani kızdırdılar bizi bir ara. Çünkü bunun kuralı konmuş. Şu söyleniyor; Yani baskı altında oluyorsunuz. Nereden? İletişim içerisinde olduğunuz 71 tane muhasebe ilgi grubu var. Hepsiyle yazışıyorsunuz. Görüşlerini alıyorsunuz. Bu görüşlerinizi alırken 115

de öbür tarafta eğer, dünya standartlarına uyacaksanız, dünya standartları da bir belge olarak konmuş. Bunlar İtalya nın, Fransa nın, Almanya nın standartları değil. Bu bütün ülkelerin üzerinde mutabık kaldıkları bir belge. Burada bir teslimiyet yok, bir katılımcılık var. Nitekim, şu anda bütün bu standartlar bizden önce çıkmış. Keşke biz daha uyanık olsaydık da, bundan 30 sene önce bu çalışmalar içerisinde biz de yer alsaydık. Geciken biziz. Ama şu anda orta ve küçük boy işletmeler için bizim arkadaşlarımız Uluslararası Muhasebe Standartları Komisyonun da görev yapıyorlar. Sesimiz orada. Şimdi bu kavramlarda, bırakın kavramları da biz standartlar içerisinde de kendimiz bir takım eksiklikleri görüyoruz. Sizin gördüklerinizden çok daha farklı bizim altını çizdiğimiz, değiştirilmesi lazım gelen şeyler var. Bunlar münasip bir zamanda bir ek tebliğle bu hatalarımızı da gidereceğiz. Başka hatamız yok mudur? Vardır. Varsa görün ve sitemize yollayın. Çünkü bu Muhasebe Standartları Kurulu nun ürünü değil, Türkiye nin bir ürünüdür. Bunu biz kullanacağız. Hatta söyleyeyim yani, bunu çeviri yapan şeyler bizden gerisin geriye çekiyorlar. Yani kendi kuruluşları içerisinde dahi hala bunları tartışıyorlar. Şimdi kavramsal çerçeveyle ilgili, kavramsal kelimesinin tam Türkçe karşılığı konusunda haklı olabilirsiniz. Olmayabilirsiniz. Ama bu nedir? Çünkü biz o tebliğin içerisinde bu kavramsal çerçeve, bu elma veya armut dediğimiz şeyin açılımın yaptık. Nedir? Efendim Uluslararası Muhasebe Standartları da aynı ilkeyi koymuş. O, kendisi bir standart değil. Yani kavramsal çerçevede yer alan ilkeler standardın kendisi değil. O standart, yapma standardı. Yani standartlarımızın bizim Anayasamız. Yani ben Türkiye Muhasebe Standartları içerisinde herhangi bir soruna çözüm bulacak bir standart çıkaramamışsam, döneceğim Uluslararası Muhasebe Standartların da veya bana örnek olacak...te de buna bir çözüm bulamadıysam, kendim oturacağım standart çıkaracağım. Çözmek durumundayım. İşte bu standardı çözerken buradaki ilkelere bağlıyız. Ben de fetva veremem. Bu bunu belirliyor. Ana çerçeve... bu kavramsal çerçevede yer almaktadır. Bazı cümle şeyleri olabilir. İlişkili şirket ilişkileri filan gibi. Bunlar redakte edilecek, yani bazı standartlarımız çok çabuk yayınlanmak zorunda kaldı. Bunun da sebebini size arz edeyim efendim. Şimdi biz Ticaret Kanunu ile ilgili Komisyona sonradan davet edildik. Yani Tasarı önemli ölçüde hazırlanmıştı. Bu çalışma sırasında biz Komisyona katıldığımız da, önce şöyle söyleyeyim. Kanun Taslağının içerisinde 167 tane madde yazmışlardı. Türk Ticaret Kanunu Tasarı Taslağına. 167 tane madde yazılmış, yazdıkça da açılıyorlar ve bir arada böyle Komisyonda bir tıkanıklık var. Tekinalp hoca bizimle temasa girdikten sonra, yani buna nasıl çözüm olması lazım geldiği konusunda, biz kendilerine hatta ben ilk Komisyona katıldığımda dediler ki, Biz biraz fazla yazdık galiba. Yoo, hayır az yazmışsınız dedim. Onlar zaten fazla yazmaktan şikayetçiydi. Niye? dediler. Çantamda da bu Uluslararası Muhasebe Standartlarının 2004 versiyonu. 2500 sayfa kalınlığında. Kitabı çıkardım. Bunu yazacaktınız dedim. Bu yazılmaz ki dediler. Evet, yazılmaz. Kimse de yazmıyor dedim. Yazamazsınız. Çünkü muhasebe her geçen ekonomiye giren yeni enstrümanlar nedeniyle giderek yenilenmekte. Bunu kanuna koyup kristalleştiremezsiniz. Yollama yaparsınız. Bu kuralları bu işle 116

yetkilendirdiğiniz kurum tarafında yenilersiniz. Bu tür şeylere girerken taslaktan görüşmeler sırasında bütün maddelerin çıkarılması ve onun yerine doğrudan doğruya muhasebe standartlarına yollama yapılması geldi. Tabii haklı olarak da döndüler, o tarihe kadar da yayınlanmış standardımız yok. Biz niye yollama yapacağız dediler. Yani hiçbir görüntüsü yok. Dolayısıyla işte o ara bu çeviri komisyonları yoğun çalışmaya sokuldu ve ilk üç tane standart bir şekilde çıktı ve o standartlarda gözden kaçan şeylerimiz oldu. Yani bizim Standartlar Komisyonu Kurulu da kendi Komisyonu da bu geçen 2,5-3 yıllık süre içerisinde o da çok olgunlaştı. Yani bu işin başladığımız noktasında değil. Temasta kurduk. Bize gelen eleştiriler çok daha farklı ve kaliteli gelmeye başladı. Onun için bizde bu işe gönüllü olarak girdik. Burada tek arzımız bizim, biz eleştiri kabul ediyoruz. Ama eleştiriyi öneriyle kabul ediyoruz. Bir çözüm üretmeye çıktık. O halde bize yardım edeceksiniz. Bize çözüm üreterek yardım etmeniz lazım. Hepinizden ben meslektaş olarak bunu bekliyorum. Bunu biz kullanacağız. Evet, cevaplar bu kadar. Teşekkür ederim. 117

118