Arkadaşım Deniz Gezmiş. Denizlerin idamının 40. yılında. Doğu Perinçek ten. Aydınlık. Lorenzo nun hayatta kalma mücadelesi. Kimyanın büyülü yüzü

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Arkadaşım Deniz Gezmiş. Denizlerin idamının 40. yılında. Doğu Perinçek ten. Aydınlık. Lorenzo nun hayatta kalma mücadelesi. Kimyanın büyülü yüzü"

Transkript

1 Aydınlık. KITA PAydınlık BU SAYIDA 44 KİTAP TANITILIYOR Toplam: Mayıs 2012 Cuma / Yıl: 1 / Sayı: 10 Gazetesi nin ücretsiz ekidir Lorenzo nun hayatta kalma mücadelesi Kimyanın büyülü yüzü Yasemin değil petrol kokusu Denizlerin idamının 40. yılında Doğu Perinçek ten Latin Amerika nın kayıplarla dolu tarihi Arkadaşım Deniz Gezmiş Bütün çocukların ortak noktası

2

3 İÇİNDEKİLER Haftanın Portresi: Gustave Flaubert s. 4 Lorenzo nun hayatta kalma mücadelesi s. 4 Selef-i Kimya: Kimyanın büyülü yüzü s. 7 Bir içsel mahkeme savunusu s. 5 Yasemin değil petrol kokusu s. 6 Adam olmanın iki şartı s. 8 Mecit Ünal: Gülden Terazi s. 9 Cafer Yıldırım: O ateşten çıkmışlardı yola s. 10 Anahtar deliğinden görünen evren s. 11 KAPAK: Doğu Perinçek Arkadaşım Deniz Gezmiş i yazdı s Seyyit Nezir: Şiir Polemikleri yaygınlaşıyor s. 15 Şirket Egemenliği Çağı s. 16 Teneke Trampet s. 17 Yeni Çıkanlar s Çocuklar için s. 20 Sahaf ve Anadolu dan Kitabevi s. 21 Alıntı test ve Bulmaca s. 22 Aydınlık KİTAP 4 MAYIS 2012 CUMA 3 SUNU Deniz yaşasaydı... Özellikle büyük medyada kümelenen eski solcular n en büyük meraklar ndan biridir ve s k s k sorarlar: Acaba Deniz Gezmi ya asayd, bugün nas l biri olurdu? Acaba Mahir Çayan ya asayd, günümüzde hangi dü ünceleri savunurdu? Örne in Sinan Cemgil, sa kal p bugünleri görseydi, acaba gene silahl devrimi mi savunmaya devam eder miydi? Bu sorular n pe i s ra ürkek de olsa yan tlar gelir elbette... Deniz Gezmi 'in de kendileri gibi olup, kendileriyle ayn dü üncelerden yana duraca n iddia edenler ç kar. Kimisi, hayatlar n bir vehme adayan, ba ms zl k, devrim ve sosyalizm gibi olmad k hayallerin pe inde peri an olan bu gençlerin de kendileri gibi de i en dünyaya ayak uyduraca n ileri sürer. Böylesi bir merak s k s k dile getirenlerin hiçbiri, örne in Deniz Gezmi için aç k aç k, Ya asayd, yapt hatalar anlar ve benim gibi tüm geçmi ine bir sünger çekerdi diyemez, bu cesareti gösteremez. Ayn ekilde,... bugün ya asayd da halk için, devrim için, ba ms zl k için gene ölümü göze al rd da diyemezler. Bunu dile getirecek cesaret de yoktur... Ve bu cesaretsizlik, bir noktada daha gösterir kendini: O günden bugüne, 1968'den 2012'ye, ayn devrim idealinin pe inden giden, Elbet Türkiye'de bir uzun ko uysa devrim... diyenlere bakma ve görme cesareti de mevcut de ildir. Bir devrimciyi, Panait Istrati'nin Arkada na benzeyen bir arkada, 40 y l sonra, yaln zca klasik bir an kitab format nda de il, devrimci bir ruhla sat rlara, sayfalara, kitaba yans tmak, bu aç dan en çok Do u Perinçek için bir zorunluluktu. 40 y l önceki idealinin pe inden bugün de dimdik giden, devrim çabas n bugün de ayn yo unluk ve dinamizmle sürdüren Perinçek'in Arkada m Deniz Gezmi kitab, Deniz'i belki de en çok unutturulmak istenen yönleriyle, anti-emperyalist ve ba ms zl kç yönleriyle tan t yor ve günümüz gençli ine sunuyor. Deniz Gezmi ya asayd, bugün nas l biri olurdu... dam edilmesinden bu yana geçen 40 y la bakarak, tek ey söyleyebiliriz: Deniz Gezmi de kesinlikle Silivri'de olurdu! Orhan Karaveli Aydınlık. KITA P Aydınlık Gazetesi nin ücretsiz ekidir Editör: Pınar Akkoç Yazıişleri: Damla Yazıcı Reklam Müdürü: Saynur Okuroğlu Sayfa Sekreteri: Egemen Yamandağ 1) ÖneriYorum ABD'nin Siyasal İslam la Dansı, Emre Kongar, Remzi Kitabevi Tam zamanında yayımlanan doyurucu bir çalışma. 2) Bilinmeyen Türkler, Clarence K. Streit, Bahçeşehir Üni. Yay. Bir Amerikalı gazetecinin1921 Ankara'sında Mustafa Kemal Paşa ile yaptığı görüşmeler, çektiği resimler... 3) II. Abdülhamid Döneminde Sansür, Fatmagür Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. adına sahibi: Mehmet Sabuncu Genel Yayın Yönetmeni: Serhan Bolluk Sorumlu Müdür: Mehmet Bozkurt Demirel, Bağlam Yay. Özellikle Abdülhamit hayranları okumalı. 4) Yüzbaşı Selahattin'in Romanı I II, İlhan Selçuk, Cumhuriyet Kitapları Milli Mücadele'yi küçümseyenler için tam bir ders kitabı. 5) Arkadaşım Deniz Gezmiş, Doğu Perinçek, Kaynak Yay. Gerçeklere doğru yoldan ulaşmak için. Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Baskı: Toros Yay. Mat. Tur. Org. San. Tic. Ltd. Şti. Yalçın Koreş Cad. No: 12/A Bodrum Kat Bağcılar / İstanbul Tel:

4 4 4 MAYIS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP HAFTANIN PORTRES Gustave Flaubert ( ) 1856'da yayımlanan ünlü romanı Madam Bovary, Flaubert ve yayıncısı hakkında ahlaksızlığa teşvik suçlamasıyla dava açılmasına neden olmuştu Ünlü romanı Madam Bovary ile Gerçekçilik akımını başlatan yazar olarak tanınan Gustave Flaubert, Fransa-Rouen'de bir cerrahın oğlu olarak doğdu, 1840'ta liseyi bitirdikten sonra Paris Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. 22 yaşındayken epilepsi hastası olduğu anlaşıldı ama hukuk eğitimini ara vermeden tamamladı. 1837'den itibaren yazmaya başladı yılları arasında bir arkadaşıyla birlikte Yunanistan, Türkiye, Mısır, Filistin, Suriye ve İtalya'yı dolaştı. Bu gezilerin, Flaubert'in içe kapanıklığından kurtulmasına yardımcı olduğu söylenir. Salambo adlı romanını söz konusu ülkelere ilişkin gözlemlerine dayandırdı. Bu süreç boyunca edebiyat dünyasından pek çok ünlü şahsiyetle mektuplaştı ve sonradan bu mektupların bazılarını da yayımladı. Flaubert'in yazarlık yaşamının özelliklerinden biri, sağlığında kitaplarından hemen hiç para kazanamamış olmasıdır. Maddi kazanç elde edememesine karşın, manevi oğlu Guy De Maupassant'ın edebi başarısı ve Emile Zola'nın başını çektiği Natüralist akımın kendisine verdiği değer, Flaubert'i manevi açıdan ayakta tutmuştur. 1856'da yayımlanan Madam Bovary, Flaubert ve yayıncısı hakkında ahlaksızlığa teşvik suçlamasıyla dava açılmasına neden oldu. Flaubert'in özel yaşamının en önemli dönemeçlerinden biri, 1836 yılında, 15 yaşındayken kendisinden 10 yaş büyük 26 yaşında evli bir kadın olan Elisa Schlésinger e tutkulu bir aşkla bağlanması oldu. Bir delikanlının gönül eğitimi olarak nitelendirdiği aşka, mesafeli biçimde de olsa yaşamı boyunca sadık kalan Flaubert, Duygusal Eğitim, Gönül ki Yetişmekte ve Bir Delikanlının Hikâyesi romanlarının ilhamını açık biçimde Elisa Schlésinger'dan almıştır. 132 yıl önce, 8 Mayıs 1880'de yaşama veda eden Gustave Flaubert'i saygıyla anıyoruz. Lorenzo nun hayatta kalma mücadelesi ÖZGE DENİZ Daha önce yazdığı kitapları Korkmuyorum (2001) ve Tanrı Nasıl İsterse (2007) ile çeşitli ödüller alan Niccoló Ammaniti'nin yeni romanı Sen ve Ben geçtiğimiz günlerde Can Yayınları'ndan çıktı. Önceki romanlarında İtalya taşrasında yaşayan gençlerin sorunlarını kaleme alan Ammaniti'nin son romanı yine bir gencin öyküsü etrafında gelişiyor. Bu kez kahraman Roma'da hali vakti yerinde bir ailenin oğlu Lorenzo. 12 Ocak İtalya'nın Civadale del Friuli kasabasındaki bir kafede yalnız başına oturan bir adam yıl öncesine götüren bir haber... Niccoló Ammaniti'nin son kitabı Sen ve Ben 14 yaşındaki Lorenzo'nun bir hafta sonunu anlatıyor. Küçük bir yalanla başlayan bu hikaye beklenmedik bir konukla birlikte şaşırtıcı bir hal alıyor. Sıradan ergen bir gencin uyumsuzluk problemleri, bunalımları gibi görünen bu hikayenin başka bir yönü de var. Başka bir çocuk Lorenzo, normal görünmek isteyen ama aslında olamayan bir çocuk. Okul arkadaşlarından, sıradan çocuklardan farklı ancak ailesi için normal olmak istiyor. Okulda, psikiyatrda, evde normal görünmeye çalışıyor. Psikiyatrın koyduğu teşhisle Lorenzo'nun durumu başkalarına karşı empati yoksunluğuna yol açan bir tür narsizm. Arkadaş edinemiyor, asosyalliği ile ailesini üzüyor. Ammaniti'nin, lisenin ilk gününü anlattığı satırlarda Lorenzo'nun yalnızlığı daha yakıcı hissediliyor. Lorenzo okulun bahçesindeki diğer öğrencilere baktığında yeryüzündeki cehennemi görüyor. Neden beni rahat bırakmıyorlardı? Neden diğerleri gibi olmalıydım? Neden tek başıma Kanada'da bir ormanda yaşamazdım? Bu düşüncelerin içindeyken asıl yapması gerekeni buluyor. Bates Benzeşmesi!* İzlediği bir belgesel kafasında kıvılcımlar çakıyor. Tıpkı sinekler gibi yabanaralarını taklit etmeye başlıyor. Doğadaki birçok canlı gibi daha güçlüsüne benzemeye çalışıyor hayatta kalabilmek için. Onu avlamak isteyen düşmanlar tarafından tehlikeli türle bir tutulacaktır ve hayatta kalma olasılığını artıracaktır. Okulda çocukların kayak tatiline gideceklerini duyuyor ve annesine kendisinin de bu tatile davet edildiğini söylüyor. Annesi, Lorenzo'nun yalnızlığından bu haberi duyduğunda ağlayacak kadar mutsuz. Bu noktadan sonra işler sarpa sarıyor. Ne yapmalı da bu yalanı düzeltmeli, basit bir şaka mı demeli bilemiyor. Çünkü ailesinden aldığı tepki öylesine büyük ki bunun geri dönüşünün pek de kolay olmayacağını anlıyor. Lorenzo dönülmesi zor bir yola girmiş bulunuyor birkere. Sözde kayak tatilini geçireceği yeri buluyor: Evin bodrumu! Playstationu, Stephen King romanları ve eski ev sahibinden kalan eşyalarla birlikte geçireceği bir hafta için hazırlanıyor. Burada geçirdiği yanlız günlerde farkına varıyor: Bu yalanı uydurmasının tek nedeni ailesinin beklentileri değil, bunu kısa sürede anlıyor. Kendisi de o kayak tatiline davet edilmek istiyor. Derinlerde bir yerde o da diğerleri gibi arkadaşları olsun istiyor. Bodruma ilk yerleştiğinde onu boğan her şeyden kurtulmanın rahatına varıyor. Uzaylıların işgalinden kurtulmanın, Roma'da canlı kalan tek insan olmanın zaferini yaşıyor kendi deyimiyle. Bu zafer çok uzun sürmüyor ve davetsiz misafir çıkageliyor. Üvey ablası Olivia'nın beklenmedik şekilde çıkagelmesi işleri alt üst ediyor. Olivia'nın gelişiyle birlikte iki yalnız genç zorunluluktan da olsa birbirlerinin yalnızlığına ortak oluyor. Lorenzo, ablasına yalanının ortaya çıkması pahasına yardım ediyor. Yalnızca bir günlük ev arkadaşlığı belki de ilerde hiç unutulmayacak, gelen bir haberle hatırlanacak önemli bir an oluyor. Başladığı yerde sona eren, kısa bir sürede yaşanan olayları anlatan kitap sıkıcı olmadan anlatıyor derdini. Roman kahramanın zeki, yaratıcı ve duygusal yönü kitabın benzerlerinden ayrılmasını sağlıyor. Ammaniti'nin akıcı dili sayesinde bir solukta elden bırakamadan sona eriyor. Bu roman Bernardo Bertolucci tarafından beyazperdeye aktarıldı, yakında gösterime girecek. Usta yönetmenin gözünden Sen ve Ben oldukça merak uyandırıyor. *İngiliz doğabilimci Henry Walter Bates, yılları arasında Amozon ormanlarında kaldı, 14 bine yakın yeni türü inceledi. Bazı hayvanlar canlı ya da cansız nesnelere benziyordu. Yabanarısı gibi görünen sinekler, hatta çıngıraklı yılana benzeyen tırtıllar bu gözlemlerden yalnızca ikisi. Bu benzeşmeler "taklitçi benzerlikler" olarak adlandırılıyor. Bates, savunmasız hayvanların daha güçlü türlere benzeyerek doğada daha fazla yaşam olanağı sağladıkları sonucuna vardı. Bu benzerliklerin tesadüf olmadığının en büyük kanıtı da benzerlik gösteren canlıların aynı bölgelerde yaşaması. Darwin'in doğal seçilim teorisine en büyük kanıt bu çalışmadır. (Niccolo Ammaniti Çev: Şemsa Gezgin 115 s. Can Yayınları)

5 Aydınlık KİTAP Bir içsel mahkeme savunusu DAMLA YAZICI Ayrıntı Yayınları'nın Yeraltı Edebiyatı serisine ve yeraltı edebiyatı okuyucusuna takdim ettiği bir Hubert Selby kitabı daha. Bir Düş İçin Ağıt ve Brooklyn'e Son Çıkış gibi Türkiye'de hem kitap hem de film halleriyle kült olmuş bu iki eserin ardından Hücre de diğerleriyle yarışır vaziyette derin bir tabu yıkış göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Hubert Selby'i ilk defa okuyanlar için not: Okuduğunuz adamdan toplum sevicileri, ahlak bekçileri, polisler, otoriter yasa koyucular ve güç simsarları nefret etmektedir. Yazar, büyük ihtimalle, bu söylediğimi destekler nitelikte bir paragraf dolusu, tükürükler saçarak ve bütün tükürüklerin içini bu statükocu sınıflara karşı doldurarak küfür ederdi. İlk defa okuyanlar için notun notu: Kitabı okurken küfürlerle mücadele etmeyiniz ve yazarı lütfen deli yerine koymayınız. İnanın, ikiye dört bir odada sizi oraya tıkanlara karşı vereceğiniz tepkiler yazarın aktardıklarından daha masum olmazdı. Masumiyet, elinize aldığınız bu kitapta, bazen kendimi kimsesiz bir çocuk gibi hissediyorum... cümlesinden daha fazla yer almıyor. Kısaca kendi sahte masumiyetinizi burada aramayın, yok! Bilginize. İlk defa okuyanlar için notun notunun notu: İnsanoğlu bu kadar sadist, bu kadar acımasız, bu kadar cani olabilir mi, diye soruyorsanız; Yanıt: Olabilir. Hayat olağan bir şekilde ilerlerken kendinizi büyük bir tecavüz sonrası tımarhanede bulabilir misiniz? Yanıt: Bulabilirsiniz. Şehir merkezinde gezinirken polisler tarafından bir hücreye kapatılabilir misiniz? Yanıt: Kapatılabilirsiniz. Ç V L SANDALYELER Hubert Selby'nin Amerikan sokak dilini kendi özgün tarzıyla sunduğu Hücre, sizi yumuşak koltuklarınızdan kaldırıp çivili sandalyelere oturtuyor, bilginize. Sistem eleştirisinin en öfkeli, en utanmasızca ve en sade hali bu kitap. Adaleti tek başına, kendi beyninde, kendi mahkemesini kurup kendi avukatlığını yaparak arayan bir adam. Baskının ve güçlü olanın yalnızlaştırdığı ve bir hücreye tıktığı karakter, kitap boyu gözümüzün önüne çok acımasızca şeyler serse de, sonundaki çaresizlik, güçsüz olanın bütün acısını ortaya koyuyor. Bu öfkeyi ve çaresizliği yazarın hayatında da görebilmek mümkün. On beş yaşında okuldan atılan, verem teşhisi sonrası doktorların biçtiği bir yıllık ömre inat yetmiş altı yıl yaşamış bir adamdan bahsediyorum size. Size tüberküloz ağrıları yüzünden eroin bağımlılığı yaşamış bir adamdan söz ediyorum. Yazım kurallarını yok sayıp, kendi yazım kurallarını koyan (örneğin konuşma cümlelerini tırnak içine almaz) bir adamdan bahsediyorum. Büyük bir kitle tarafından lanetlenen, bir başka büyük kitle tarafından ise kutsanan yazarlardan sadece birinden bahsediyorum işte. ÇEK NCES Z D L Beat Kuşağı ile Generation X edebiyatının ortak etkisini üzerinde görebileceğimiz yazar, çekincesiz dilini bütün kitaplarında oldukça yoğun şekilde kullanıyor. Sarsıcılık tam da bu noktada başlıyor ve belki de içimizdeki gerçek asi yi tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmamızı sağlıyor. Herkesin düşünmekten korktuğu, kendisine çok uzak hissettiği duyguları yanıbaşımıza, hatta başımıza getirme konusunda usta bir kalem. Hücre de; suç, suçluluk, gerçeklik, şiddet kavramları ve ruhsal olarak problemli bir adamın kendi geçmişiyle bir hücrede başbaşa kalması anlatılırken, yazarın 1971'de kaleme aldığı ikinci romanı olan bu kitap hakkında söyledikleri de oldukça ilginç. Yazar, kitabın gelmiş geçmiş en rahatsız edici kitaplardan biri olduğunu ve kitabını, yazdıktan on yıllar sonra okuyabildiğini söylüyor. Kitabın sonunda karakterin bilincindeki şiddeti, öfkeyi ve isyanı çocuklukta araması ve aslına bakılırsa bir hayatın bütün baskı kurumlarının kişiliğimizde yarattığı görünmez saykolar birden hortlayıveriyor. Bazen nefret ettiğiniz, bazen tiksindiğiniz, bazen deli dediğiniz karakterin içindeki haklılığı en çok gördüğünüz kısım da işte bu son kısım: Bazen kendimi kimsesiz bir çocuk gibi hissediyorum Evden çok uzaklarda... (Hücre, Hubert Selby Jr. Ayrıntı Yay., Çev. Çağdaş Acar, 252 s.)

6 6 4 MAYIS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Yasemin değil petrol kokusu Televizyonlar Riyad El-Esaad ın Suriye Ordusu ndan kaçıp Hür Suriye Ordusu nu kurduğunu açıklarken büyük bir dezenformasyonla Riyad ın dört yıl önce emekli olduğunu söylemiyorlardı. Önemli olan ordudan askerlerin kaçtığı izlenimini yerleştirmekti. Çünkü Irak işgaline direnen tek Arap ülkesi Suriye'ydi DENİZ YILDIRIM El-Cezire, Arap baharı öncesinde Tunus, Mısır, Yemen ama özellikle Libya ve Suriye den yüzlerce kişiyi Katar a getirerek haberleşme ve iletişim konusunda eğitti. Onlara en gelişmiş haberleşme cihazları verdi. El-Cezire yönetim kurulunda görevli Mahmud Şamma nın CIA adına bu görevi üstlendiği ve Kaddafi devrildikten sonra yeni yönetimde görev aldığı biliniyor. Yine El-Cezire nin siyasi danışmanı Refik Abdülselam yeni Tunus un Dışişleri Bakanı oldu. Televizyonun sahibi olan Katar ın emir hazretleri ülkesinin neredeyse yüzde 30 unu Amerikan üs ve tesislerine ayırmış durumda. Photoshop ehlileri Suudilerin sahip olduğu El-Arabiye televizyonu da başından beri demokrasi yayınları yapıyor. Amerikalıların onay vermediği hiçbir şey Suud yönetimi tarafından gündeme bile getirilmiyor. Her iki kurum İngiliz BBC ve France 24 televizyonlarının Arapça yayınlarının desteğini alarak birer haber televizyonu değil tam anlamıyla CIA ve Mossad operasyon merkezleri gibi çalışıyor. Photoshop ehlilerince olayların yaşandığı ülkelerle ilgili düzmece görüntü ve haber geçiyor. Hatta direnişçiler için şifreli haber bile yayınlıyor. TRT Arapça ise sınırlı olanaklarıyla bonus olarak onlara yardımcı oluyor. Örneğin daha ortada hiçbir şey yokken TRT Arapça yayınlarında Suriye den kaçacak olan askerler için Hatay da özel kamplar kurulduğunu söylüyor. EMEKL ASKER ORDUDAN NASIL KAÇAR? Televizyonlar Riyad El-Esaad ın Suriye Ordusu ndan kaçıp Hür Suriye Ordusu nu kurduğunu açıklarken büyük bir dezenformasyonla Riyad ın dört yıl önce emekli olduğunu söylemiyorlardı. Önemli olan ordudan askerlerin kaçtığı izlenimini yerleştirmekti. Çünkü Irak işgaline direnen tek Arap ülkesi Suriye'ydi. Sadece bu durum bile tek başına sergilenen büyük oyunun ne olduğunu anlamaya yetiyor. Ortadoğu da bir gelişme olduğunda gözler onu arar. Çünkü bu acılı coğrafyayı iyi tanıyan, olaylara küresel çelişkiler ekseninde bakan ve bölgedeki oyunları çözmüş bir gazeteci; Hüsnü Mahalli. Ortadoğu da Kanlı Bahar kitabı, son iki yılda gelişen Arap Baharı nda gerçekte neler oluyor merak edenler için somut örnekleriyle ve tarihsel alt yapısıyla eşsiz bir kaynak. Tunus dan Afganistan a kadar ülkelerin son yıllarda yaşadığı gelişmeler köşe taşlarıyla aydınlatılıyor! Hüsnü Mahalli UYUMLU SLAM! Türkiye İran olamaz diye bağıran insanların tersine Batı, İran ı Türkiye yapabileceğini düşünüyordu. Son dönem bölgede moda olan Türk dizileri etkileşimde büyük katkı sağlıyordu. Örneğin Aşk-ı Memnu yu izleyenler acaba Türklerin hepsi böyle midir? diye sorar olmaya başlamıştı. CIA cı ve Türkiye dostu Graham Fuller'in Sufi Türk-Osmanlı İslamiyet anlayışı gerçek İslam ı temsil eder açıklaması bölgesel rolün ne olduğunu açık ediyordu. Başka bir ifadeyle Türkiye deki gelişmeleri yakından izleyen Batılı uzmanlar AKP deneyiminin sonucuna bakarak Arap ve İslam ülkelerindeki İslamcı parti ve örgütlere AKP gibi ABD, AB ve NATO ile uyumlu çalışır ve problem çıkarmazsanız her türlü yardımı yapar iktidara taşır ve orada kalmanız için elimizden gelen desteği veririz mesajını iletiyordu. Batı medyasında bununla ilgili binlerce haber, makale ve analiz yayınlandı. Özetle; nasıl bir dini model uygulanacağı Batı nın umurunda değildi. Onlar için önemli olan İslam ın hep Batının yörüngesinde uyumlu olmasıydı. Daha açık bir ifadeyle Batının tüm kurumlarıyla ilişkileri olan Türkiye sanki yeni bir ülkeymiş gibi AK Parti iktidarında bakın size örnek bir Müslüman ülke ve İslamcı bir parti denilerek pazarlandı. Hüsnü Mahalli ye göre Batı nın AKP ye yüklemeye çalıştığı görev, bazılarının düşündüğünün çok ötesinde KIZIL DEVR M NASIL YE L OLDU? Kitapta Arap Baharı nı yaşayan ülkelerle ilgili bu açıdan çarpıcı ayrıntılar var. Bazı örnekleri aktaralım: Muhammed Buazizi 17 Kasım Devrim ve ayaklanmalar n ba lang c nda a k na dönen ABD ve müttefiki ülkeler ise k sa bir bocalaman n ard ndan süreçlere bir yerinden kat lma çabas içine girdi 2010 da kendini yakmadan önce Tunus un çeşitli yerlerinde gösteriler yapılıyordu. Buazizi olayından sonra onbinlerce Tunuslu aniden ve çok gürültülü bir biçimde sokaklara döküldü. Gösterilerin başında sendikalar, sivil toplum örgütleri, komünistler, milliyetçiler, liberaller ve her kesimden işsizler ve sosyal medyadan örgütlenmiş gençler bulunuyordu. Olayların ikinci haftasına kadar İslamcılar sokaklara inmedi. Ancak Bin Ali nin gideceği sinyalini alınca İslamcı El- Nahda yanlıları gösterilere katılmaya başladı. Devrim ve ayaklanmaların başlangıcında şaşkına dönen ABD ve müttefiki ülkeler ise kısa bir bocalamanın ardından süreçlere bir yerinden katılma çabası içine girdi. ABD den gelen talimatla duruma el koyan generaller Bin Ali nin kaçma işini örgütledi ve iktidara el koydu. Bu saatten sonra camiler ülkenin bütün imam ve hatiplerince El-Nahda propagandasıyla örgütlendi. El-Cezire devreye girdi. ABD nin desteğiyle seçimlerde dinciler ilk sırayı aldı. Ancak bir sorun vardı o da 7.5 milyon vatandaşın 4 milyonu seçmen kütüklerine adını yazdırdı ve bunların yüzde 54 oy kullandı. Tunusluların yarısından fazlası yasemin kokusundan hoşlanmamıştı. Devrimi yapan geçler bir kez daha geride kalmıştı. Gençler devrim yapabilir ancak ülkeyi generaller ve İslamcılar yönetebilirdi. OY KULLANMAK NAMAZDAN BÜYÜK BADETT R Herkes Tunus ta olup bitenlerle uğraşırken Mısır halkı 42 yıllık mübarek yönetimi 17 gün salladı. Yine Amerika dan gelen talimatla generaller Mübarek i istifaya zorladı, iktidarı devraldı. Askere darbe yapın diyen Savunma Bakanı General Tantavi bir hafta önce Washington daydı. Gelgitli bir dönemin ardından generaller, Tunus ta olduğu gibi İslamcıları iktidara getirecek seçimlerin yolunu açtı. Müslüman Kardeşler ve Selefi Nur Partisi nin yandaşı din adamları akla gelmeyecek her konuda fetva veriyor, Nobel Sahibi Necip Mahfuz un kitapları yakılıyor, demokrasinin kâfirlik olduğu söyleniyor, kadınların çarşıdan muz ve hıyar almamaları söyleniyor, kızların hiçbir şekilde laik, liberal erkeklerle evlenemeyeceği vurgulanıyor, seçimleri kazanacaklarını çünkü Kuran ın buna işaret ettiğini söylüyorlar ve nihayetinde oy kullanmak namazdan daha büyük ibadettir diyerek insanları yönlendiriyorlardı. Devrimi yapan gençler ise oyuna geldiklerini anlıyor ama geç oluyordu. Seçimi Müslüman Kardeşlerin özgürlük ve Kalkınma Partisi ile dokuz şeriatçı parti ve grubun oluşturduğu seçim ittifakı kazanıyordu. ADALET VE KALKINMA NEY N NES? Ortadoğu ve Kuzey Afrika da Adalet ve kalkınma örgütleri nasıl kuruldu? Ayrı bir kitap konusu olur. Ancak özetle söylemek gerekirse: Müslüman Kardeşler ve yerel tarikatların koalisyonu şeklindeki bu partiler emperyalizmle uyumlu İslam ın yeni teşkilatları olarak boy gösteriyor. Destekleniyor, iktidar yapılıyor, devletleştiriliyor. Büyük Ortadoğu Projesinin örgütsel ayağını oluşturuyor. ABD Y KIZDIRMAYIN S ZE DE DEMOKRAS GET R R! Arap Baharı nın bu örneklerini ve çok daha fazlasını öğrenmek isteyenler ise kitabı bir solukta okuyacaktır. Kitabın ilginç çıkışlarından bir de Angelina Jolie için Hatay daki kamplara gelen güzel aktrist her nedense ne Filistin kamplarını, ne de Lübnan daki İsrail saldırısından kaçan insanları ne de Suriye deki üç milyon Iraklı göçmeni hatırlamamıştı. Çünkü ABD öyle istiyordu. Mahalli haklı olarak kızıyordu. Irak ta bahar geldi geçti, bir Angelina Jolie gelmemişti. İki milyona yakın insan ölü, 1.5 milyon dul kadın, 4 milyon yetim çocuk bırakmıştı bu bahar Irak a. Saddam iktidardayken bir dinar 3.5 dolarken bugün bir dolar 1600 dinar ediyordu. Bu baharda 40 milyar dolar civarında para yolsuzlukla ortadan kaldırılmıştı. Çünkü işgal ancak böyle bir sistemle 9 yıl devam edebilirdi. Peki şimdi bölgede denklemler nasıl kurulacak? Hüsnü Mahalliye göre önümüzdeki büyük oyunun kaderini Suriye belirleyecek ama Mısır daki İslamcıların iktidarı da büyük oyunun Suriyesiz ömrünü belirleyecek (Ortadoğu'da Kanlı Bahar, Hüsnü Mahalli, Destek Yay., 272 s.)

7 Aydınlık KİTAP Selef-i Kimya: Kimyanın büyülü yüzü MURAT HATUNOĞLU Aydınlığı arar adam. Var olduğundan, anası bebesini doğurduğundan beri aydınlığı arar. Bu arayışta nice yola sapar; karanlığa, korkuya, umuda, yalana dalar. Ama yine de aydınlığı arar, ışığa bakar. En yorgun günün gecesinde de, umutsuzluğun pençesinde de rüyalara dalar; ışığı yumuk gözlerin içinde, rüyalarda arar. Hatırdadır, rüyalar da hep aydınlıktadır. Bu yüzden simgelerde hep ışık geçer; aydın olmak, aydınlığı aramak, insanları aydınlatmak ve bunlar için de bilimin ışığında yol almak. Peki, nereden çıkar bu ışık? Kimisi dinde arar kaynağı, kimisi bilimde, kimi felsefede yol alır, kimine göre yanıt sondadır. Kimisi de hepsini bir araya toplar, doğrusuyla, yanlışıyla, atışıyla, tutuşuyla harmanlar, adını da simya koyar. Simya, ne olduğunu bilen bilmeyen herkesin zihninde belli belirsiz bir kıpırtı uyandıran bir kelimedir. Simya deyince, hemen kimya gelir akla. Sonra, maddeleri altına çevirip zengin olmaya çalışan Gargamel benzeri bilgiçler belirir dimağda. Simyanın ne olduğunu pek kimse kolay kolay açıklayamaz ilk anda. Zira aslında simya; metal bilimi, fizik, tıp, yıldız falcılığı, gösterge bilimi, gizemcilik, tinselcilik, sanat ve kimyayı içeren apayrı bir dünya. Ve pek tanıdık isimler var bu dünyada: Nicolas Flamel, Robert Boyle, Isaac Newton, El-Razi, Cabir İbn Hayyan Münih Üniversitesi nde Kimya Tarihi Profesörü olarak görev yapan Claus Priesner, Türkçeye Simyadan Kimyaya ismiyle çevrilen çalışmasında bize simya denilen bu gizemli dünyadan ve onun geçtiği yollardan bahsediyor. Simya en başından beri bir gizlilik ve yasaklanmışlık aurasıyla çevrelenmiştir. Antikçağda Mısır ve Yunan kültürlerinin karşılıklı etkileri altında kalan simyanın heyecanlı ve renkli tarihçesi, onun sadece felsefe taşının elde edilmesine yönelik bir laboratuar çalışmasından ibaret olmadığını göstermektedir. Simya, aynı zamanda insan ile doğanın, ruh ile maddenin çok sıkı bağlarla birbirine bağlı olduğuna dayanan bir dünya görüşü yaratmıştır. Ancak, söz konusu düşünce biçiminin çekiciliğini günümüze kadar korumuş olmasının nedeni yalnızca bu olguyla sınırlı değildir diyerek başlıyor söze Priesner ve Mısırlı tapınak rahiplerinden Yunan filozoflarına, Hıristiyanlıktan İslam a, Rönesans tan Aydınlanmaya simyanın türlü duraklarına uğruyor ve burjuva toplumuna geldikten sonra soruyor: Simyanın sonu mu? Bu sorunun yanıtı, herhâlde simyanın gizemi kadar açık olmalı ve adam modern bilimin meşalesini farkında olmadan da olsa- çeken simyaya bu yönüyle minnet duymalı (Simyadan Kimyaya, Claus Priesner, Kırmızı Kedi Yay., Çev: Neylan Eryar 140 s.) Kitabın son paragrafından: Sözlerimi, son gerçek simyacılardan olan Gabriel Clauder in ( ) 1682 de Evrensel Taş a ilişkin bir çalışmasından aldığım bir öngörüyle noktalamak istiyorum: Maddi dünya ile manevi dünya arasındaki uyum sürdükçe ( ) üstte var olanlar alttakiler gibi ve altta var olanlar üsttekiler gibi var oldukça, büyük âlem ile küçük âlem arasındaki uyum bozulmadıkça: onların (simyacıları küçümseyenler) kıskançlığına karşın (felsefe) taşımız gerçeğin yararlı ışığını saçmaya devam edecek ve ona karşı olanların ve ondan kuşku duyanların içinde bulunduğu sisi dağıtacaktır. Clauder, yalnız felsefe taşının nasıl elde edildiğini bilmesi nedeniyle değil, çağının kültürel ortamı ile de uyum içinde olması açısından gerçek bir simyacıydı. Bu artık günümüzde mümkün değildir. Clauder ın öngörüsü gerçekleşmiş olsaydı, şimdi çok farklı bir dünyada yaşıyor olabilirdik. Ve zaman zaman, bizler de bazı sessiz anlarda, simyacı Clauder ın algılamış olduğu maddi dünyayla manevi dünya arasındaki uyumu hissedebilmeyi arzularız.

8 8 4 MAYIS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP CENK ÖZDAĞ Laiklik bizde ''Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması'' olarak bilinir. Oysa hem tarihsel olarak, hem hukuki yönden, hem felsefi açıdan hem de etimolojik açıdan bu tanımlama yanlıştır. İlk üç yönü bir kenara bırakıp sözcüğün kökenine gitmeye çalışalım. Ama öncesinde hemen Atatürk'ün kendi el yazısından laiklik öncesinde kullandığı sözcüğü analım: Taassupsuzluk. Sırf bu bile yukarıdaki tanımlamanın yanlışlığını ortaya koymaya yetiyor. Laiklik Yunanca kökenli bir sözcük, bize Latince'de uğradığı değişiklikle (Laicus) Avrupa üzerinden geliyor. Laik sözcüğünün kökeni Laikos'tur. Bu sözcükten türeyen İngilizce sözcükleri analım: Laic, laicism, laicisation, laicise, laicity, laity, lay, lay men. Bunlardan son ikisi sıradan adam anlamına gelmektedir. Bunun siyasi anlamıysa yönetenlerden, aristokrasiden olmayan çalışan insandır. Antik Yunan'da hemen her yer dini ve yine hemen her yer din dışı olduğundan, laikliğin dinle ilişkisinin kurulabilmesi için, Roma İmparatoru Konstantin'in 324'te İznik Konsülü'nü toplayıp Hristiyanlığı kurumsallaştırması gerekiyordu. Bundan yaklaşık bin yıl sonra 13. yüzyılda Latince Laicus sözcüğü ruhban sınıfı dışındaki (clergy) kişileri tanımlamak için kullanılır olmuştu. Eskiden İmparatorluğun yıkılışından sonra, kilise ve özel olarak Roma salt dini bir erk iken siyasi erk olarak görülmüyorken bu sözcük kullanımda değildi. Ne zaman ki Fransız Kral Şarlman (Charlesmagne: Charles the Great, Büyük Adam olmanın iki şartı Adam doğulmaz olunur. Adam olma serüveninin iki aşaması: Laiklik ve Cumhuriyet. İmzalı Adam ve onun imzasının izinde etimolojik bir yolculuk... Charles) Roma İmparatoru oldu, işte o zaman kilise hem dini hem de siyasi bir erk haline geldi. SIRADAN ADAM Dünya'ya artık dini elbiseyi giyenler, Tanrı'nın tacını takanlar yönetecekti. Buna karşılık sokaktaki yasaklı adama düşen ibadet etmek, vergi vermek ve itaat etmekti. İbadetin Tanrı'ya olması serbestti ve yeterliydi ancak itaat Tanrı'yla sınırlanamazdı. Tanrı ile ilişkiye karışılmaksızın Taç sahibine sonuna kadar itaat esastı. Bu esas, tacı imparatorun başına giydiren İlahi kudret'e dayandırılıyordu. Sokaktaki sıradan adam bu yalana karşı direndi, Tanrı'yı ve Etimoloji (sözcüklerin kökeninin ara t r lmas ) sözcüklerin tarihini ve kökenlerinin yan s ra halklar n al kanl klar n, ya am biçimlerini, önyarg lar n, kurnazl klar n, bulu lar n ve özlemlerini de bizlere sunuyor. Türkçe'nin güzelliklerinin ve yeteneklerinin daha iyi kavranabilmesi için Türkçe sözcüklerin kökeninin bilinmesi ve kar la t r lmal bir etimoloji Cumhuriyetin anlamı halk yönetimi olsa da bize ''république'' sözcüğünün karşılığı olarak gelmiştir. Fransızca ya da ''avamlaşmış'' Latince République ise ''asil'' kalan Latince'deki 'res publica'dan geliyor. Anlamı kamuya ait olan, kamuya ait şeydir. Cumhuriyet sözcüğü bizi çok zorlamadı. Fakat fazilet sözcüğü biraz zorlayacak bizi. Fazilet, geçmiş kuşaklar için çok açık bir anlam ifade ederken ve yanında birçok çağrışımı getirirken, bugün yerini Tanrı'ya olan inancını bu tahttan kurtardı. Öte yandan, tahtı gaspedeni, tahttan indirip herkesin paylaşabileceği bir erk organı olan parlamentoyu kurdu. Sıradan adamın zaferi, hayatın hurafelere karşı kazandığı zaferdi. Hayat, çağın gerekleri, geçmiş üzerine oturan hurafeleri yıkmıştı. Bu anlamda laiklik ayın zamanda çağdaşlıktır da. Belki de bu yüzden Niyazi Berkes, Laik Türkiye'nin kuruluş serüvenini Türkiye'de Çağdaşlaşma başlıklı Türkçeleştirilmiş eserinde (özgün basımı İngilizce'dir, Secularism in Turkey ) Laiklik yerine Çağdaşlaşmayı kullanmıştır. Sekülarizm sözcüğü de işte bu çağdaşlaşmaya karşılık düşmektedir. Kökü Latince ''sacular''dir ve bu kök üzerinden Fransızca séculare ve İngilizce secular sözcükleri dolayımıyla sekülarizm kavramı türetilmiştir. Bizde bu, bir süre, muassırlaşma sözcüğüyle karşılanmış sonradan çağdaşlaşma yeğlenmiş. Bu kullanımlar farklı anlamlar kazanmış. Batı'da laiklik dinin toplum üzerindeki etkilerini zamanla ortadan kaldırmak haline gelirken, sekülarizm ise dinin katı kurallarını gevşetmek ve dini ibadethaneye hapsetmek anlamında kullanılır olmuştur. Sekülarizm, böylece, din ve devlet işlerinin ayrılmasını vurgulayan bir şekilde ifade edilir olmuş: ''İsa'nın hakkı İsa'ya, Sezar'ın hakkı Sezar'a''. Bizdeyse laiklik, bir millet olarak kendi kaderini çizmekle birlikte gelişmiş. Kendi yaptıklarının meyvelerini toplamak kadar sorumluluğu da paylaşmak anlamına gelmektedir. Bu nedenle laik adam, Doğu Perinçek'in sözünü ettiği ''İmzalı Adam''dır. İmzası silik adamlarsa tarihin sildiği veya sileceği adamdır. İmzalı adam tarihin eskitemeyeceği, kaderin cilvesine kapılmayan ve kendi kaderini kendisi çizen adamdır. Tahttan indirdiği adamın da insan olduğunu bilen adamdır, bilmeye cesaret eden, aydınlanma devriminin adamıdır. çal mas yla kavramsal izlerin de sürülmesi gerekmektedir. erdem sözcüğüne bırakmış durumda. Zaten Fransızca'daki ''la vertu'' sözcüğünü de bugün ''erdem'' ile karşılıyoruz. Fransızcası'nın kökeninde ise Latince virtutis (İngilizce'ye virtue olarak geçmiş) sözcüğü bulunuyor. Bu iki sözcük (erdem ve virtue) sadece birbirinin çevirisi olmakla kalmıyor ama aynı zamanda sanki aynı kaynaktan doğmuş gibi ardlarında benzer izleri bırakıyorlar. Dilerseniz daha yakından bakalım: Türkçe...Anlamı...Kökenle İlişkili Anlam...Latince Er...Adam, Kişi...Adam...Vir Erk...Güç, Kuvvet, İktidar...Adama ait, adama özgü...vis Erdem...Erdem...Adam gibi olmak...virtutis KAMUNUN ADAMI OLMAK! ''Cumhuriyet fazilettir'' sözünü hepimiz biliriz. Cicero'nun, Rousseau'nun yahut Robespierre'in söyleyebileceği, söylemiş olabileceği fakat Mustafa Kemal Atatürk'ün söylediğinin kayda geçtiği bir sözdür. Bazıları ''Cumhuriyet falan geride kaldı'' diyorlar ya, onların kıblesinden bir adam, Fransa seçimlerinin ''sosyalist'' adayı François Hollande kendi sayfasından Atatürk'e katılmış: ''Oui, la République c est la vertu'' diyor (Evet, Cumhuriyet fazilettir). Gelin bu sözün biraz hakkını vermeye çalışalım, hatalar yapmak pahasına sözcüklerin köklerini arayalım. ERDEM NE ZAMAN DO DU? Aşağıdaki tablo sizi Türkçe'nin cinsiyetçi olduğu düşüncesine vardırabilir. Latince'yi de benzer şekilde görebilirsiniz. Fakat ''erdem'' kavramının hangi dönemde doğduğunu, hangi döneme ait olduğunu anımsarsak bu yargımızı gözden geçirebiliriz. Erdem doğuşu ve kullanılışı itibarıyla feodal dönemin kavramıdır. Feodal dönemdeyse kadın-erkek arasındaki güç ilişkilerinde dengenin sağdakinin lehine bozulduğunu görüyoruz. ''Namus'', ''erdem'', ''yiğitlik'', ''mertlik'' gibi kavramlar hep bu aynı döneme ait. Kapitalizm feodalizmi ortadan kaldırırken erkek-kadın eşitsizliğine dokunmadan doğrudan bu kavramları hedef aldığına göre feodalizmden alınacak şeyler de varmış. Erdem, bu alınacaklardan yalnızca biri. Erdem kavramı üzerine düşündüğümüzde adam olmakla, kişi olmakla bir ilişkisi olduğu açıktır. Adam olmaktan neyi anlamamız gerektiğini ise sözcüğün aklımızda çağrıştırdığıyla değil de neye işaret ettiğiyle anlamaya çalışalım. Adam olmak, adam gibi olmak, sözünün eri (sözünün adamı) olmak, etkin olmak, sözünün gereğini yapmaktır. Felsefe bu ''adam''a karşılık, daha az cinsiyetçi bir sözcük bulmuş: Özne. Evet, adam olmanın belki de en doğru karşılığı Özne olmaktır. Eyleyen, eylediğini niçin eylediğini bilen, eylediğinin sorumluluğunu taşıyan, aklını kullanmaya cesaret eden, ses çıkaran bir kişi olmaktır, özne olmak. Yargı bildiren kişi olmaktır. Böyle bakarsak halkımızın cinsiyetçi tarihini üretim araçlarının mülkiyeti ve üretim ilişkilerinin seyrine havale edip, halkımızın diliyle konuşursak özne olmak, adam olmaktır. Erdemli olmak adam olmaktır. Ne de olsa en büyük erdem olan Cumhuriyet aklımıza geldiğinde, biz de Cumhuriyet ve Laiklik ile birlikte Adam olmadık mı? Özel İstek: Aydınlık Dergisi'nde yazıları çıkan Güzel Türkçemizin yazarından Türkçe sözcüklerin kökeni ve yapısı üzerine yazılarının devamını istiyoruz. Kitaplar: 1- Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, Sosyal Yayınları, İsmet Zeki Eyüboğlu 2- Sözlerin Soy ağacı, Everest Yayınları, Sevan Nişanyan 3- Türkiye'de Çağdaşlaşma, İş Bankası Yayınları, Niyazi Berkes

9 GÜLDEN TERAZİ Aydınlık KİTAP 4 MAYIS 2012 CUMA 9 MEC T ÜNAL Marquez Zeytin ağacının imkânı var düzeltir yanlışını, Altmışın yanılgısını sekseninde düzeltmeye zaman bulunmaz Hata yapmak gençler için; yaşlılar doğru yapmak zorunda! Yirmisinde Fikret i yerden yere vurmanın, neresinden bakılsa, devrimci bir yanı aranırsa vardır, bulunur elbet. Ama insan! İnsan zeytin ağacı değil ki budandıkça gençleşsin! Fikret i altmışında şairden saymamayı sekseninde düzeltmeye zaman bulunsa da imkân bulunmaz Yaz k yapra n dökmeyen zeytin a ac, her eyi zaman nda yapar; günü, ay, mevsimi a rmaz. Her y l, bir sonraki y l n meyvas n yapacak iki çe it, iki cins, iki ayr nitelikte sürgün verirse, biri hatad r o sürgünlerin, yozdur; di eri as ld r, düzeltir yanl n. nsan n do ayla mücadelesinin bu çok küçük, mini minnac k parças mücadelenin ta kendisidir asl nda. Hem insana kar, hem do aya hem de kendi kendine kar Ölümsüzdür bu yüzden. Budand kça gençle en zeytini burada dibinden kesin, öte tarafta kökünün topra n üstüne ç kt yerde ba ka bir a aç olarak yeniden f k r r. Ufku geni, gö ü yüksek, topra gümrah, suyu zariftir. Zaman vard r zeytin a ac n n; yanl yapmaya da, bozup yanl n, do rusunu yapmaya da *** Marquez, K rm z Pazartesi adl roman n n hemen ba nda yer alan röportajdaki bir soruya verdi i yan tta, herkesin bildi i ama kimsenin engellemek için k l n k p rdatmad bir cinayeti anlatan bu roman yazmak için neden y llarca bekledi ini aç klar. Konusu, Kolombiya n n bir kasabas nda i lenen gerçek bir cinayete dayanan K rm z Pazartesi nin, Marquez in 1981 y l nda spanyol gazetesi El Pais de yay mlanan bu röportajda söyledi ine göre, 30 y ll k bir geçmi i vard r. Marquez, kendisinin de bu faciay çok yak ndan gören tan klardan biri oldu unu söyler. O günlerde henüz birkaç öyküsü yay mlanm olan yazar, olay n kendisi için çok önemli bir malzeme oldu unu anlam ve hemen de yazmak istemi, ancak annesi buna engel olmu tur. Ama annem önüme durdu diyor: Olay n baz kahramanlar hayatta olduklar sürece bu roman hiçbir zaman yazmamam söyledi. Bana ayr ca söz konusu ki ilerin adlar n da verdi. Annemin bu önerisini kabul etmedim. Çünkü cinayet olay n n kapand n san yordum. Yaln z Facia daha da geli ti. Sonunda baz olaylar oldu. Bu roman o günlerde yazm olsayd m olay daha iyi kavramama yard mc olacak birçok öge eksik kalacakt. (K rm z Pazartesi, Can Yay nlar, Aral k 1982, stanbul, sf. 6) Bekler. Facian n kahramanlar, cinayetle bir ekilde ilgisi olanlar hayattan çekilir, olay n üstü kapan r, çok uzak bir geçmi te ya anm cas na unutulup zaman n tozlar na gömülür. Denebilirse, kendisi de dahil cinayete konu ki ilerin ve yak nlar n n etkilenip incinece i bir yanl a dü mekten kurtulmu tur Marquez ve edebiyat da bundan uzak tutmu tur. Gazete muhabiri için bekledikçe bayatlayan bir cinayet haberi, yazar için y lland kça mayalanan bir roman konusu olmu, üstelik de roman, ilk ba ta dü ündü ü gibi röportaj tekni inden yararlanarak yazm t r. Bir soruya verdi i yan t da öyle Marquez in: Yaln z romanda olay n yap s ndan ba ka hiçbir ey kalmad. Ne facian n kendisi ne de onun içinde rol alm ki iler yerlerini korudu. Ki ilerin adlar gerçek adlar de ildir. Olay n oldu u yer de ba kad r. Her eyin yeri ozanca de- i tirilmi tir. Yaln z ailemden olan ki ilerin adlar n oldu u gibi yazd m. Bunu da onlar n izniyle yapt m. Gerçek ki iler kendilerini elbette tan yacaklard r. Ama beni ilgilendiren ya da ele tirmenleri ilgilendirmesi gereken ey gerçekle bir sanat yap t aras nda yap lacak kar- la t rmad r. (Sf. 7) Edebiyat tarihinde buna benzer pek çok örnek verilebilir. Bekleyip dinlenmemi, tortusu dibe çökmemi, ki ileri henüz hayatta bulunan olaylar konu alan öyküler, romanlar, hat ralar, konu ne kadar önemli ve e ine rastlanmad k olursa olsun, salt bu nedenle, yazar ki isel ihtiras veya hesaplar ndan kurtulup olgunla mad için kolayl kla hiç olup gidebilmi tir. Özellikle de bir yan yla içinde kendimizin, yak nlar m z n, tan d m z kimselerin bulundu u konular için söylüyorum bunu. Daha aç u; yirmi be -otuz ya nda yaz lacak bir otobiyografik iir, öykü ya da roman ister istemez -zorunlu olarak hatta,- öznel de ilse bile önyarg l, suçlay c olmasa da mahkûm edici ve hatta hesapla c olacakt r. O ya lardaki bir insan n, bir air ya da yazar olarak daha çok kendisiyle hesapla maya hakk vard r. Sanat ve edebiyat anlay lar na ili kin hesapla malar bunun d - ndad r. *** Zaman nda yazmaman n i te böyle bir yan var. Zaman nda yapmak ya da yapmamak (sanatsal eylem) konusuna gelince Nâz m Hikmet in Putlar K r yoruz kampanyas ndaki tavr n ba ka bir yere koymak durumunday z. Put k rman n önceden belirlenmi bir zaman olamaz. Peygamber, Kâbe deki putlar ancak Mekke yi ele geçirdi inde k rabilmi tir, daha önce de il! Arap toplumuna göre bir devrimdir bu yapt! sa, tap naktaki pazar tezgâhlar n da tt nda ne kadar gençtir! srail toplumuna göre devrimci bir eylemdir sa n n yapt da. Toplumda oldu u gibi sanat ve edebiyatta da devrim olur ve olmal d r, yap lmal d r! Her toplumsal-siyasal devrim, sanat ve edebiyatta da devrime yol açar. Nâz m Hikmet in yapt Cumhuriyet devrimi edebiyat n n yapamad tam da budur! Ve bunun için, yani put k rmak, devrim yapmak için de insan n kendisi de ilse bile kafas ve ruhunun genç olmas gerekir. Nâz m n hem kafas, hem ruhu ve hem de kendisi gençtir. Nâz m 1929 da Resimli Ay dergisinde Putlar K r yoruz kampanyas açt nda 27 ya- ndayd. Bu kampanyay, Orhan Selim takma ad yla k smen savundu u 31 Aral k 1934 tarihli Ak am gazetesindeki Bu Böyle Biline ba l kl yaz s n yay mlad nda 34 ya nda. Kampanyada kantar n topuzunu fazla kaç rd - n görmeye ba lad nda ise 40 l ya lar n sürmekte ve o günlerin iirine büyük bir olgunlukla ana efkatiyle yakla maktad r: Bugünkü Türk iirlerini ana ve esasl çizgisiyle çok seviyorum zaten. Bunda belki bir anne efkatinin pay da var. Lâkin her eye ra men büyük annenin Yahya Kemal ve büyük teyzenin Ha im oldu u da muhakkak. (Bursa Cezaevi nden Vâ-Nû lara Mektuplar dan aktaran Aziz Çal lar, Nâz m Hikmet/Sanat ve Edebiyat Üstüne Dü ünceler, sf. 287, Bilim ve Sanat Kitaplar, Ocak 1987, stanbul) Ahmet Ha im i iirin büyük teyzesi kabul eden 40 lar ndaki Nâz m n 27 sindeki Putlar K r yoruz kampanyas nda -kendisini ele tirdi i için- Cevap 2 ba l kl iirde Atlas yakal sarho sofralar n n saz, Frans z sermayelerinin hac ayvaz, koca göbeklerin Rusel ku a, sat lm u aklar n u a gibi a r ithamlarla suçlayarak yerden yere vurdu unu hat rlayal m. Nâz m, kendisini olu turan edebiyat reddeden sanatkâr n eserinin öksüz, hatta piç oldu unu söyleyen Yakup Kadri ye de Cevap 1 iirinde Behey Kara Maça Bey diye seslenerek a r suçlamalar getirmi tir. Nâz m ça da lar ndan ay ran, iirimizin büyük airlerinden biri yapan da bu de il midir? inasi ve Nam k Kemal ve hatta Abdülhak Hâmid- eski iiri yerden yer vurmasalard Tevfik Fikret olur muydu? Tevfik Fikret olmasa, Sis i, Tarih-i Kadim i, Tarih-i Kadim e Zeyl i yazmasa, Nâz m; Nâz m 30 larda o put lar k rmasa günümüzün iiri olabilir miydi? Hata yapmak gençler için; ya l lar do ru yapmak zorundad r! Yirmisinde Fikret i yerden yere vurman n, neresinden bak lsa, devrimci bir yan aran rsa vard r, bulunur da elbet. Ama insan! nsan zeytin a ac de il ki budand kça gençle sin! Fikret i altm nda airden saymamay sekseninde düzeltmeye zaman bulunsa da imkân bulunmaz. *** Dikkat! Devrimci bir yazar n ilk görevi iyi yazmak, Latin Amerikal l m z n ara t r lmas na yard mc olacak bir edebiyat yaratmakt r. u an Latin Amerika da durum öylesine kritik ki. Bu nedenle biz yazarlar da yaln z yazmakla yetinemiyor, çabucak ba ka görevler de üstleniyoruz. Üstelik bunu istemeden yap yoruz. Nedeni de çok basit. Biri kap m z çal yor, bizlerden bu görevleri yapmam z istiyor. (Gabriel Garcia Marquez, K rm z Pazartesi, Can Yay nlar, Aral k 1982, stanbul, sf. 8) *** Bana gelen kitaplar: iir ve Psikiyatri Kav a nda, Deneme, Yusuf Alper, Özgür Yay nlar ; Helme, iir, Metin Soydeveli, Mühür Kitapl ; Gö ü Azalan Ku lar, iir, Fatma Aras, Etki Yay nlar ; air Tezkireleri/Tezkiretü - uara, Devlet ah, Çev. Prof. Dr. Necati Lugal, Pinhan Yay nc l k, Haziran 2011, stanbul; Mevlânâ ve Etraf ndakiler (Sipehsâlâr Risalesi), Ferîdûn Bin Ahmedi Sipehsâlâr, Çev. Prof. Dr. Tahsin Yaz c, Pinhan Yay nc l k, Haziran 2011, stanbul. Silivri 5. Ordu, Fikret Otyam, Kaynak Yay nlar, Mart 2012, stanbul; smet nönü nün D Politikas, Hüner Tuncer, Kaynak Yay nlar, Mart 2012, stanbul.

10 10 4 MAYIS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ADALILAR / YEPYEN B R HAYATIN HABERC S YD LER O ateşten çıkmışlardı yola Tutkularını, yaktıkları ateşi genişletip sürekli kılmak için her koşulda bir körük olarak kullandılar. Ruhlarıyla tutkuları birbirini besleyen ve kesintisiz işleyen bir maneviyat harikasıydı. Şubat ayazında motosikletle yolculuk yaptılar. Sarp dağların geçitlerinden geçtiler CAFER YILDIRIM Apatman arasında akıbetini bekleyen arsalardan, binalar arasındaki küçücük bahçelerden şehre yeni bir nefes üfüren; şerit yolları, tahta bankları yavaş yavaş ısınan parkalarda, kırların sinesinde, tenha yol kenarlarında, ıssız uçurum kıyılarında birden biten, pıtır pıtır açan çiçekler gibiydiler. Çiçekler ki nasıl binbir renkleri, yaprakları ve rayihalarıyla yeni bir mevsimin habercisiyse onlar da yepyeni bir dünyanın, yepyeni bir hayatın habercisiydiler. Birden ortaya çıkmaları, görünür olmaları şaşırtsa da herkesi, o herkes, kısa sürede çok sevdi onları ve kalbininin itibarlı konuklar köşesine oturtmakta hiç gecikmedi. Artık onların estirdiği rüzgâr Anadolu nun en ücra köylerindeki sığıtmaçlara, en uzak suvatlarındaki taşlara kadar ulaşmaktaydı. Ruhlarını devrim ateşiyle tutuşturmuşlardı. Tutkularını, yaktıkları ateşi genişletip sürekli kılmak için her koşulda bir körük olarak kullandılar. Ruhlarıyla tutkuları birbirini besleyen ve kesintisiz işleyen bir maneviyat harikasıydı. SARP DA LARIN GEÇ TLER Şubat ayazında motosikletle yolculuk yaptılar. Sarp dağların geçitlerinden geçtiler. Köy evlerinde, mezralarda, kömlerde yattılar. Yabancı şehirlere, uzak kasabalara kendi evlerine gider gibi gittiler. Coşkuları baharın bütün bir tabiata serptiği coşkuya benziyordu. Ve onlar baharın tabiattan aldıklarına benzer biçimde binlerce yıllık insanlık mücadelesinden edindikleri enerjiyi Türkiye torpraklarına serpiyorlardı.. Kalpleri çiçekler kadar duru ve lekeden uzaktı. Bütün duyguları duyarlıkla bedellenmişti. Kendilerini tarihle yükümlü saymışlardı ve soluk soluğaydılar. Onların bütün ayırt edici taraflarının baharda toplandığını sadece bu özelliklerinden dolayı düşünmüyorum, onların ömürlerinin bahar kadar hatta sadece baharda açan gelincik çiçekleri kadar kısa oluşu da bu düşünceme kuvvet veriyor. YEN B R RÜZGAR aralığında Türkiye, üniversite kantinlerinde, özgürlük mitinglerinde, hak yürüyüşlerinde, Filistinle, Vietnamla dayanışma gecelerinde, Nurhak dağlarında, Maltepe de, Ulucanlar Cezaevi nin avlusunda kurulan darağaçlarında, Kızıldere ve Vartinik te kendisinin bir başaka yüzüyle karşılaştı. Hayatına binbir renk katan, yeni bir rüzgâr getiren, yeni bir amber sunan bambaşka tarafıydı bu onun. Eşitlik ve özgürlük talepleriyle çerçevelenmiş, sosyalizm bilinciyle şekillenmişti.türkiye nin bu yeni yüzü, başta fabrikatörler ve toprak ağaları olmak üzere hiç hoşuna gitmedi ayrıcalılıklar zümresinin. Her şey herkesin gözü önünde adeta bir filmin topluca ve dikkatle izlenişi gibi yaşandı. Bir şair, Ahmet Arif seçkin dizelerle edebileştirdi bu süreci: Dünyalar vardır elvan, Bir su damlasında, bir kıl ucunda, Meyvalar vardır, meyvalar, Ağacı, omcası yok, Sana vurgun, sana dost. Beride Kabil in murder baltası Ve kan değirmenleri, Kader kahpesi. Beride borazancıları o puşt ölümün, Hazır zilzurna keyfinden, Hazır ırzını vermeye Yiğitler vuruldukça. Türkiye nin dört bir tarafından kanlı ve ölü çiçek yaprakları gibi cansız bedenleri toplanan bu devrim tutukunlarını anlattığı şiirine Ahmet Telli Soluk Soluğa başlığını uygun gördü: Üşüten bir acıydı belki her ayrılık Her yolculuk yangınların başladığı yereydi Ama vakti olmadı hesabını tutmaya Aşkların, ayrılıkların ve acıların İstese de kalamazdı vakti gelince Geyiklerin sesi yankılanınca yamaçlarda Yürek burkulması ve hüzün ve keder Aralıksız doldurrdu acıların bohçasını Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği Içinde kıpırdayıp dururur ufuk çizgisi Ay bile soğuktur o zaman Bir buz parçasıdır Çaresiz çıkacaktır o yolculuklara Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler Baharla geldiler ve ömürlerinin bahar ndayd lar.. Bildik bütün s n rlar zorlad lar. Türkiye nin toplumsal mücadeleler tarihinin bahar oldular. Böyle olduklar için de bütün zamanlara yaz ld lar YEN B R TAR H YAPMAK Ç N... Onlar için onlarca tarih, onlarca roman yazıldı; portreleri çizildi, suretleri tuallere işlendi. Onlar için dizi filmler yapıldı, filmler çevrildi. Onlar için yüzlerce şiir yazıldı, şiirlerin bir kısmı bestelendi, güfte oldu. Fakat onların hikâyesi yine de tam olarak anlatıldı diyemeyiz. Neden bilmiyoruruz. onlardan söz edildiğinde, onlarla ilgili anlatılanların bir tarafının eksik kaldığını daima hissettik,o eksikliğin yarattığı burukluğu sürekli yaşadık, yaşıyoruz. Onlar ki tarihe bir ayraç arası olarak düştüler. Tarihinse süreklilik arzetttiğini biliyoruz. Tarihin devamlılığı onlara ait olan ve onları belirleyen ayraç işaretlerini ne zaman ortadan kaldıracak ve okullarımızın, köprülerimizin, sağlık ocaklarımızın giriş kapılarında onların adlarını göreceğiz? Ne zaman Hüseyin Cevahir Cadesi nden, ne zaman İbrahim Kaypakkaya Bulvarı ndan geçeceğiz? Gitttiğimiz hangi köyde Ulaş Bardakçı ya da Hüseyin İnan ilköğretim okuluyla karşılaşacağız. Onların yoğunlaştırdıkları tarihsel süreç ne zaman kendini tamamlayacakve Cumhuriyetimiz yeni bir devrimle yükselecek? Onlar bunun için çıkmıştı o ateşten yola. Promete nin cisimleşmiş haliydiler tam anlamıyla.yeni bir tarih yapmak için tarihe karşı yürüdüler. Ahmet Erhan, tıpkı Tevfik Fikret in oğlu Halûk üzerinden Türk gençliğine seslendiği gibi onların ardından oğlu Deniz e seslendi: Göğe çizilen resimleri hatırla Oğlum unutma adını Dağları teğelleyen suları Oğlum unutma adını Kardeşliği, cesareti ve yenilgiyi Oğlum unutma adını Tarihe karşı yürüyen bedenleri hatırla Oğlum unutma adını Ve tarih olan sonra Oğlum unutma adını Hep ipte olacak boynun Oğlum unutma adını Yaralı, acılı bir yurdun Oğlum unutma adını Kanı, çiçeği olarak Deniz unutma adını GELECEK B ZE A T Baharla geldiler ve ömürlerinin baharındaydılar.. Bildik bütün sınırları zorladılar. Türkiye nin toplumsal mücadeleler tarihinin baharı oldular. Böyle oldukları için de bütün zamanlara yazıldılar. Zamanlara yazılmanın kolay olmadığını onlardan öğrendik. Ödedikleri bedellerle bize azmi, büyük umudu, asla vazgeçmemeyi, erdem olan gerçekliği, teslim olmamayı ve geleceğin bize ait olduğu güvencini miras bıraktılar. Daha ne yapsalardı? heveslerin rehin dağlarında biriken ırmak heder duruşların geçmişinden dağılan civa bir gün buluşur o umutların rüzgârı uçurumların cengiyle kimi anlar kimi yaşantılarla ilgili kırılmış sürgün köze gömülmüş söz söze sığmayan gerçek göğün alnına sığınmıştır göğün çatlayan alnı olup döner bir gün bu tayfun esrarlı ve çetin serüvenleri savaşçıların her tüfek sesinde ölümle dişlenen her tüfek sesinse yeni bi hayata çizilen yeniden doğar yeniden donanır yenilmez sanılan zamanlarda mahir deniz ibrahim

11 Aydınlık KİTAP 4 MAYIS 2012 CUMA 11 Anahtar deliğinden görünen evren* Galeano Karl Marks ın Çürüme, doğada olduğu gibi tarihte de yaşamın laboratuarıdır sözüyle açılan Aşkın ve Savaşın, Gündüz ve Geceleri, Latin Amerika nın işkenceler ve ölümlerle, kayıplar ve sürgünlerle dolu tarihini gözler önüne seriyor MELİS YALÇIN Eduardo Galeano Latin Amerika nın belleğidir, kitlesel unutkanlığa karşı savaş açmıştır. Öyle ya biz unuttukça, kötü kader peşimizi hiçbir zaman bırakmayacaktır. Coğrafyalar değişebilir, insanlar da ancak yaşanan felaketler baki kalacaktır. "Hiçbir tarih dilsiz değildir. İstedikleri kadar sahiplensinler, bozsunlar, hakkında yalan söylesinler; insan tarihi çenesini kapalı tutmayı reddeder. Sağırlığa ve cehalete rağmen, geçmiş spanya da sürgündeyken Amerika K tas n n sömürge tarihini anlatan Ate An lar adl üçlemesini kaleme al r Galeano te do du u kente Montevideo ya döner, halen orada ya amaktad r zaman, şimdiki zamanın içinde tiktaklamayı sürdürür." Eduardo Galeano dünyanın vicdanıdır. Herhangi bir kitabından herhangi bir alıntı yapalım: Biz Arjantinliler korkutulmuşlar, hapsedilmişler, gömülmüşler ve sürülmüşler olarak ayrılırız. Ne kadar tanıdık değil mi? Cümleden Arjantin i çıkarıp istediğiniz ülkeyi koyun yerine, ne anlam ne de alınan duygu değişecektir. Galeano içinde yaşadığımız sistemi en iyi açıklayan yazarlardandır. Sistem; köpeği tekmeleyen çocuğa vuran kadına kötü davranan işçiyi aşağılayan çalışanın gözünü korkutan şefe bağıran müdürü hor gören genel müdürü tehdit eden bakanı uyaran başkanı çağıran generalle akşam yemeği yiyen büyükelçinin dikkatini çeken bankacıyı uyaran bilgisayarı programlayan sistem... Eduardo Galeano 1940 yılında Uruguay ın başkenti Montevideo da doğar. Çocukluğunda futbolcu olmayı çok ister, futbolcu olamadığı için yazar olduğunu belirten Galeano, hayatı boyunca futboldan kopmaz. Kendini bir futbol dilencisi olarak nitelendiren yazar, 1995 te yazdığı Gölgede ve Güneşte Futbol kitabında diktatörlerin futbolla flörtleri, fanatizm ve ırkçılık gibi konulara yer verir. Yazarın ülkemizde geniş bir okur kitlesiyle buluşması bu kitapla mümkün olur. Futboldan pek hazzetmeyen bir insanın bile, bu kitabı okurken, okuduğundan zevk almamasının mümkün olmadığı rivayet edilir. Hatta iyi ki Galeano futbolcu olamamış dedirtir insana, şu satırlar: 1993 yılıydı. Tokyo da Kashima takımı, İmparator Kupası için Tohoku Sendai takımı ile karşılaşıyordu. Kashima nın Brezilyalı as futbolcusu Zico takımını zafere ulaştıran golü atmıştı ve bu gol belki de hayatının en zarif golüydü. Top sağ taraftan orta yuvarlağa doğru gelirken, o anda biraz geride bulunan Zico hemen fırlamış, ama çok hızlı hareket ettiğinden hızını alamayıp topu geçmişti. Topun geride kaldığını fark eden Zico, havada bir düz takla attı ve yere düşmeden önce, yüzü yere dönük vaziyetteyken topa topuğuyla dokundu. Ters bir röveşatayla muhteşem bir gol atmıştı. Ve bu golü görmekten mahrum olan körler, Bu golü bana anlatın, diyorlardı. Eduardo Galeano nun ilk politik karikatürü 14 yaşındayken Sosyalist Parti nin dergisi El Sol da yayımlanır. 60 ların başında dönemin etkili haftalık gazetesi Marcha nın, ardından Epoca gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlenir. 70 lerin başında Latin Amerika nın Kesik Damarları nı yazar te gerçekleşen askeri darbeden sonra bir süre hapis yatar, daha sonra Arjantin e yerleşip Crisis dergisini çıkarmaya başlar da Videla nın kanlı darbesiyle Galeano nun adı ölüm mangaları nın listelerinde yer alınca, bu kez İspanya ya yerleşir. Burada Amerika Kıtası nın sömürge tarihini anlatan Ateş Anıları adlı üçlemesini kaleme alır. Nihayet 1985 te doğduğu kente, Montevideo ya döner, halen orada yaşamaktadır. Eduardo Galeano nun 1978 yılında yazdığı Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri adlı kitabı Süleyman Doğru tarafından dilimize çevrildi ve Sel Yayıncılık tan çıktı. Karl Marks ın Çürüme, doğada olduğu gibi tarihte de yaşamın laboratuarıdır sözüyle açılan kitap, Latin Amerika nın işkenceler ve ölümlerle, kayıplar ve sürgünlerle dolu tarihini gözler önüne seriyor. Bir günce niteliği taşıyan Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri, kısa öyküler ve aforizmalardan oluşuyor. Galeano kısa yazma yetisini gazeteciliğine borçlu olduğunu belirtiyor. Şöyle diyor: "(Gazetecilik) beni bir sürü şey söylemek isteyen biri için elzem olan bir senteze zorladı." Gazeteciliği edebiyatın şiir ve öykü gibi bir türü olarak görüyor, hatta türler arası bir üslupla sade ve sahici bir dil kullanarak, insanlığın temel sorunlarını tartışmaya açıyor. Eduardo Galeano nun, kitabın sonunda, kitaplarının yasak olduğu ülkesi Uruguay dan gelen bir gazeteci ile 1984 yılında yaptığı bir de söyleşi KİTAPTAN Yıllar önce Kiev de Dinamolu futbolcuların neden bir heykeli hak ettiklerini dinlemişim. Bana savaş yıllarından bir hikaye anlatmışlardı. Ukrayna Nazilerin işgali altındaymış. Almanlar bir futbol maçı organize etmişler. Silahlı kuvvetlerinin içinden seçtikleri ulusal takımlarına karşı kumaş fabrikası çalışanlarından kurulu Dinamo Kiev; süper adamlara karşı açlıktan ölenler. Stat tıklım tıklım doluymuş. Muzaffer ordu o öğleden sonranın ilk golünü atınca tribünler sessizliğe bürünmüş; Dinamo beraberlik golünü atınca canlanmış; ilk yarı Almanların 2-1 mağlubiyetiyle tamamlanınca da tamamen coşmuş. Birliklerin komutanı yardımcısını soyunma odasına göndermiş. Dinamolu oyuncular uyarıyı dinlemişler: Bizim takımımız işgali altındaki topraklarda oynadığı hiçbir maçı kaybetmedi. Ardından da tehdidi: bulunuyor. Bu söyleşide yazar Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri ni Kendi belleğimle bir tür sohbet diye tanımlıyor. Galeano nun hatırladıkları zaman içinde etkisini kaybedecek cinsten değil gerçekten, (...) hala hem hayatta hem de özgür kalma ayrıcalığına sahip olduğum için suçluluk hissine kapılıyorum. diyen birinin belleğindekiler günümüze ışık tutmuyor mu sizce de? Bu çılgın dünyada (küresel köy mü demeliyiz?) artık hepimiz telefonunun Galeano nun ilk politik karikatürü 14 ya ndayken Sosyalist Parti nin dergisi El Sol da yay mlan r. 60 lar n ba nda dönemin etkili haftal k gazetesi Marcha n n, ard ndan Epoca gazetesinin yay n dinlendiğinden, kameralar tarafından izlendiğinden ya da polisler tarafından arandığından kuşkulanan paranoyaklara dönüşmedik mi? Artık sadece siyasetçiler, gazeteciler ve askerler değil üniversite öğrencileri ve ev kadınları da göz hapsinde değil mi? Acaba kaç kez diktatör oldum ben? Kaç kez bir engizisyon yargıcı, bir sansürcü ya da bir gardiyan? Kaç kez en sevdiğim insanlara konuşmayı ve özgürlüğü yasak ettim? Kaç kişinin sahibi hissettim kendimi? Bana benzememe suçundan kaç kişiyi mahkûm ettim? Kendimi tüketim toplumunun dışında sanan ben, kaç insanı birden kullandım acaba? Başarıda kendini bulan ben, başkalarının çökmesini gizlice kutlamadım ya da istemedim mi? Bu dünyada kim başarının peşinde koşmuyor sanki? Kim öz kardeşiyle rakibini ya da sevdiği kadınla kendi gölgesini karıştırmıyor? *Aynı zamanda kitabın bölümlerinden birinin başlığıdır. (Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri, Eduardo Galeano, Sel Yay., Çev: Süleyman Doğru, 200 s.) yönetmenli ini üstlenir Eğer kazanırsanız, sizi kurşuna dizeriz. Oyuncular sahaya dönmüşler. Çok geçmeden Dinamo nun üçüncü golü gelmiş. Seyirciler maçı ayakta ve hep bir ağızdan bağırarak seyrediyorlarmış. Dördüncü gol: Stat yıkılacak gibi olmuş. Hakem daha süre dolmadan maçı aniden bitirivermiş. Bir uçurumun kıyısında, üzerlerinde formalarıyla onları kurşuna dizmişler.

12 12 4 MAYIS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK EFSANELE T R LEREK ÖLÜMÜ KUTSANAN DE L DEVR MC L BUGÜNE I IK TUTAN DEN Z GEZM 1968 in devrimciler kuşağının temsilcisi ARSLAN KILIÇ Teori Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Gezmiş, 68 devrimci gençlik hareketinin, kendi içinden çıkardığı önderiydi. Harekete dışarıdan dayatılmış ve önderliği gençlik dışındaki güçlerin destekleriyle kabul ettirilmiş değildi. Sözcüğün tam anlamıyla, doğal önderdi. Ama aynı zamanda önderlik ettiği hareketin yolunu aydınlatan bir devrimci bilince sahipti. Yani ne yaptığını ve ne yapacağını bilen bir önderdi. Devrimci gençlik mücadelesine, belli bir tarih ve toplumbilim bilinciyle önderlik ediyordu. Gençlik hareketinin hedefleri, durakları ve ihtiyaçları konusunda, Türk ve dünya devrimlerinin deneyleri olan belli bir bilimsel bilgiye sahipti. Önderlik ettiği kitleyi birleştirecek talep, tutum ve sloganlar konusundaki yeteneğini, hareketin birleşebileceği güçler ve ülkedeki genel devrimci demokratik mücadelenin bir parçası olma konularındaki bilinci ile birleştiren bir çizgi izliyordu. Deniz Gezmiş gençlik hareketinin önderi olarak çıktığı devrimci mücadele sahnesini, 1972 yılında düşman tarafından idam edilerek, ömrünün en verimli, en enerji dolu çağında, çok erken terk etmek zorunda kaldı. Fakat kısa ömrüne, Türkiye nin 27 Mayıs sonrası ile 12 Mart 1971 Amerikancı darbesi arasındaki, her yılı toplumsal durgunluk yıllarının beş yılına bedel olan yılların siyasi mücadele deneyimlerini sığdırdı. Çünkü Deniz Gezmiş, o büyük uyanış ve silkiniş yıllarındaki bilinçlenme süreçlerini birebir yaşayanların başında geliyordu. Toplumun o güne kadar kenarlara kıyılara sürülmüş ve uykuda olan kesimlerini sahneye çıkaran ve dalga dalga büyüyen mücadelelerin tam içinde olmuştu. Deniz Gezmiş kısa ömründe ve kısa süren devrimcilik yaşamında, 1960 sonrasındaki Türkiye devrimci hareketine damgasını vuran 1968 devrimciler kuşağının önderlerinden ve tipik temsilcilerinden oldu. Ç BO ALTILARAK KONLA TIRILAN DEN Z GEZM Deniz Gezmiş (ve arkadaşları) idam edileli 40 yıl oldu. Bu 40 yılda onlar hakkında çok sayıda kitap, makale, inceleme yazıldı. Çok sayıda film çekildi, TV dizileri yapıldı. Sayısız anma törenleri düzenlendi ve düzenleniyor. Bu yazılanların çizilenlerin ve söylenenlerin çok azı, belki de toplamın ancak yüzde 10 u gerçek Deniz Gezmiş i anlattı. Çok büyük çoğunluğu, onun karizmatik önderliğini ve Türkiye halkı için kendini feda etme kahramanlığını kişisel ya da grupsal menfaatleri için kullanma uğruna, gerçek Deniz Gezmiş ten çok farklı, bulutların üzerinde gezen, ayakları yere basmaya, macera adamı bir Deniz yaratma çabasına girişti. Bu çaba içinde bin türlü rivayet ve çarpıtma ile, bu dünyada yaşamamış bir Deniz Gezmiş efsanesi yarattılar. Anma toplantılarını bir ayine çevirdiler. Bunu yaparken Deniz Gezmiş i Deniz Gezmiş yapan gerçek değerlerin üstünü örttüler. Onun, Türkiye deki 150 yıllık geçmişi olan ilerici-gerici saflaşmasındaki sağlam duruşunu ve bu konudaki düşüncelerini küllediler. Büyük silahlı direniş edebiyatı yaparak, büyük bir ikiyüzlülükle, inanmadıkları ve yapmadıkları bir eylem çizgisinin övgüsüne giriştiler. Deniz Gezmiş i, devrimci mücadele yaşamının son birkaç yılındaki kitleden kopuk ve mücadeleyi yenilgiye götüren bireysel kahramanlığa dayalı eylem çizgisinin adamı olan bir serüvenciye dönüştürdüler Deniz Gezmi 12 Mart mahkemelerinde sistemi yarg l yor... Bunların gayreti ve Deniz i katleden Amerikan güdümlü sistemin teşviki ve himmeti ile, Che Guevera nın başına gelen Deniz Gezmiş in başına da getirildi. Deniz Gezmiş'i, devrimci düşüncelerini örtbas ederek ikonlaştıranların çoğu, bu işten Deniz Gezmiş in, Mahir Çayan ın eski mücadele arkadaşları maskesiyle ekmek yiyorlar. Bu hazırdan yiyici neo-solcu takımının bir kısmı, bir süre Batı güdümlü liberal İslam da ezilenlerin muhalefeti potansiyeli aradıktan sonra, Batıcı Kürt milliyetçiliğinin kuyruğunda ikbale ermede karar kıldı. Başka bir kısmı, 1970 lerin orta yolculuğunu bugün, 1968 in kararlı antiemperyalist ve sosyalist devrimciliği ile Ufuk Uras solculuğu arasında orta yol tutturma şeklinde sürdürüyor. Geri kalan kısmı ise, düpedüz dönekleşmiş, Soros ve AB fonlarından beslenen ABD ve AB emperyalizminin hempaları haline gelmiş durumda. Deniz Gezmiş anısı satan bu asalak ve hazır yiyici takımı, elbirliği ederek ve sistemin gizli açık destekleriyle, Deniz Gezmiş başta olmak üzere, Mahir Çayan ı, İbrahim Kaypakkkaya yı bir yandan ikonlaştırıyorlar. Diğer yandan da, Kemalist düzene silahlı direniş edebiyatıyla, Türkiye nin 150 yıllık devrimciliğinin karşısına çıkarmaya çalışıyorlar. NEOL BERAL-DÖNEK SOLCULU UN KÜLLER VE DEVR MC DEN Z GEZM Lenin 1917 nin devrim günlerinde yazdığı Devlet ve İhtilal kitabına, II. Enternasyonal liberalleri ve döneklerinin Marks ın devlet ve devrim konusundaki düşüncelerini nasıl küllediklerini ve bunu da Marks ı azizleştirerek yaptıklarını anlatarak başlar: Tarihte devrimci düşünürlerin öğretileri ile kurtuluşları için savaşım veren ezilen sınıfların önderlerinin öğretileri başına birçok kez gelen şey bugün de Marks ın öğretisinin başına geliyor. Egemen sınıflar, sağlıklarında büyük devrimcileri ardı arkası gelmez kıyıcılıklarla ödüllendirirler. Öğretilerini en vahşi düşmanlık, en koyu kin, en taşkın yalan ve karaçamla kampanyalarıyla karşılarlar. Ölümlerinden sonra ise, büyük devrimcileri zararsız ikonlar durumuna getirmeye, söz uygun düşerse, azizleştirmeye, ezilen sınıfları teselli etmek ve onları aldatma için adlarını bir hâle ile süslemeye çalışırlar. Böylece devrimci öğretileri içeriğinden yoksunlaştırılır, değerden düşürülür ve devrimci keskinliği giderilir. Burjuvazi ve işçi hareketi içindeki oportünistler, bugün işte Marksizm i evcilleştirme biçimi üzerinde birleşiyorlar. 1 Deniz Gezmiş (Mahir Çayan ve öldürülmüş diğer 68 önderleri) söz konusu olduğunda bugün onların savunduğu en tehlikeli düşünceler artık, Jöntürk ler, İttihat ve Terakki, Kemalist Devrim, 27 Mayıs hakkındaki düşünceleridir. Çünkü bugün Türkiye de devrim, doğrudan doğruya emperyalizm odaklı büyük karşı devrimci saldırı ile, 1960 lardaki kadar bile sosyalizm mevzilerinde değil, Jöntürkler, İttihat Terakki, Kemalist Devrim ve 27 Mayıs mevzilerinde dövüşmektedir. Bugün iç ve dış gericilik için en büyük ve hemen önünde duran engel, Türkiye nin yüz elli yıllık devrim mücadelesindeki kazanımlarıdır. Sosyalizm bugün onlar için, yakın ve büyük tehlike değildir. Kaldı ki sosyalizme de, bu kazanımları savunmadan varma olanağı yoktur. Bu nedenle bugün sistem bakımından Deniz Gezmişler konusunda da en tehlikeli olan şey, onların devrimci geçmişi savunan düşünceleri ve sağlam duruşlarıdır. Bugün, Jöntürk ve İttihat Terakki devrimciliğine, Kemalist Devrim e ve 27 Mayıs a söverek Sosyalizm edebiyatı yapmak alabildiğine serbesttir. Serbestlikten de öte, ABD ve işbirlikçileri tarafından teşvik ve himaye edilmektedir. Bunlar, BOP Eşbaşkanının balkon konuşmalarında açık övgüsüne mazhar olanlardan AKP(M-L) diye anılanlara ve Soros solcularına kadar geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Deniz Gezmiş in/mahir Çayan ın eski arkadaşları maskeli bu neo-sol ve dönek takımı, sistemle işte bu noktada işbirliği yapmaktadır. Amerikan güdümlü Mafya-Tarikat-Gladyo sistemine, bu düşüncelerinden arındırılmış bir Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya sunmaktadırlar. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkkaya ya, Batı güdümlü liberal irticanın ve yine Şeyh Sait, Seyit Rıza posterli Batı güdümlü Kürtçülüğünün demokrasi ve insan hakları bayraktarlığını yaptırmaya çalışmaktadırlar. İşte Doğu Perinçek Arkadaşım Deniz Gezmiş kitabında, Deniz Gezmiş i ve onun kişiliğinde bütün 68 devrimcilerini, bu neosol ve dönek takımının üstlerin örttüğü toz toprak, kir, pas içinden silkeleyip çıkararak gerçek devrimci kişilikleri ile topluma sunmakta. Kitapta bu konudaki gerçekler, Doğu Perinçek in doğrudan tanıklığına ve sahip olduğu birinci elden kaynaklara dayalı çok Do u Perinçek Silivri Cezaevi nde sistemi yarg l yor... değerli bilgi ve belgelerle anlatılıyor. Arkadaşım Deniz Gezmiş kitabında Deniz Gezmiş, 68 Hareketinin Deniz Gezmiş i Deniz Gezmiş yapan devrimci değerleri içinde anlatılmaktadır. 68 N TEOR S VE 1971 MACERACILI ININ DERSLER Kitap, Doğu Perinçek in, içinde ve en önünde yaşadığı 1960 lı yılların devrimciliğine ilişkin birçok tanıklığını ve değerli anılarını da içermekte. Doğu Perinçek in bu konudaki devrimci duygu ve devrimci coşku yüklü sımsıcak satırları, kökleri Jöntürk devrimciliğinde olan Türk devrimciliğinin enginleri fethetme ruhunu yeniden canlandırıyor. Kitap aynı zamanda, kökleriyle, tarihsel ve toplumsal meşruiyet kaynaklarıyla, kendisine Bilimsel Sosyalizmi rehber almasıyla gelişen ve büyüyen 68 devrimciliğinin teorisini yapıyor. 68 devrimciliğini yaratan tarihsel koşulları ve öznel dinamikleri ortaya koyuyor. Hatalarının ve eksikliklerinin nelere olduğunu ve kaynaklarını gösteriyor. En önemlisi de, kitapta, o sıcak, coşkulu, heyecanlı ve özlem dolu satırlarla anlatılan Deniz Gezmiş in aynı zamanda hatalar yapan devrimci olduğunun belirtilmesidir. Bu kitapta, Mümtazer Türköne-Ertuğrul Kürkçü- Mustafa Yalçıner ortaklıklarıyla kotarılan ve Çalık ın ATV sinde reyting rekorları kırdırılarak yayımlanan Hatırla Sevgili dizisinin, gençliğini solculukla renklendirirken kazaya kurban gitmiş, yanlış anlaşılmış, Kemalist rejimin kıydığı Deniz Gezmiş i yoktur. Jöntürk ruhuyla ve Kemalist Devrim in tam bağımsızlık ilkesine sarılarak Amerikan 6. Filosunu Dolmabahçe de denize döken Deniz Gezmiş vardır. Kitabın bugünün genç devrimcileri için dersler taşıyan, onların kendilerinden önceki kuşakların hatalarını tekrarlamamalarını sağlamaya dönük olan bölümü, üzerinde düşünü düşüne okunması gereken bölümlerindendir. Bu bölümde, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hatalarının yapıcı, öğretici ve ders çıkarıcı bir eleştirel değerlendirilmesi yapılmaktadır. Deniz Gezmiş lerden bugüne kalan miras içinde bunlar da vardır. (Arkadaşım Deniz Gezmiş, Doğu Perinçek, Kaynak Yay. 175 s.)

13 KAPAK Aydınlık KİTAP 4 MAYIS 2012 CUMA 13 GÜNÜMÜZÜN DEVR MC GENÇL DEN Z GEZM ' NASIL "HATIRLIYOR"? Kırk yıl öncesinden taze bir soluk UĞUR AYTAÇ Sistemin ve cilalayıcı medyasının huyudur gerçekliği tek bir boyuta indirgemek. Tutulmuş insanı isteyenlerin aklı da yozlaştırmaları gerekir. Tek boyuta indirgenmiş gerçeklikle beslenen de işte bu yozlaşan akıldır. Bu ilişki sanatta, ailede, ahlâkta, düşlerde yani yaşamın kendisinde görülüyor. Şu an belki de bizim için en önemlisi bu ilişkiyle bir topluma kahramanlarının nasıl hatırlatılmaya çalışıldığıdır. Deniz Gezmiş, Türkiye nin devrimci birikiminin genç ruhu. Peki onu nasıl hatırlayacağız? Hatırlamak için bir zaman tanımış olmak şart değildir. Genç arkadaşlarımız, ben de dahil, için de hatırlamak mümkündür. Öğrendiğimiz Deniz Gezmiş i belleğimizde inşa etmek ve onu hatırlamak yapılabilir bir şey. Deniz Gezmiş i görmüş olanlar bile farklı noktalara vurgu yaparak farklı karakterler anlatıyorken, bizimkisi hiç de gerçeküstü değil. GENÇL N ÖZLEMLER N B R ARAYA GET RMEK Onu hiç görmemiş, kitaplardan okumuş ve büyüklerden dinlemiş gençliğin en büyük kılavuzu aslında yine kendisidir. Deniz, çevresindekilerin yüreğine dokunabilen, onları harekete geçirebilen bir gençlik önderiydi. Özlemleri dile getirebilmek ve buna karşı program koyma yeteneğiyle bugünün gençliğiyle de en doğal ilişkisini kuruyor. Onu silahlı eylemler yapmaktan ibaret bir eylemci ya da haksız yere idam edilmiş bir devrimci olarak değil bugün bizim de izlediğimiz yolun takipçisi, mücadele adamı, gençlik önderi olarak hatırlıyoruz. 68 kuşağıyla aynı üniversitelerin sıralarından kırk yıl arayla geçiyoruz. Benzer özlemlerimiz, benzer mücadele tabanlarımız var. HT YAÇLARDAN BESLENEN EYLEMSELL K Mücadele denildiğinde kafada ilk canlananlardan biridir eylemsellik. 68 gençliğine baktığımızda eylemselliklerindeki önemli artı ihtiyaçtan beslenmesiydi. Üniversite işgallerinde Deniz Gezmiş in bulduğu Sağ Sol Yok, Boykot Var sloganı kitleyi maddi ihtiyaçlarına yönelik mücadele etrafında birleştirmişti. Aslında siyasi kavrayışı pratiğin içine taşıyarak mücadelenin sistemle karşı karşıya geldiği noktalarda sol u vücuda getirecek olan bu yol en devrimci tercihti. Kendine sol, sosyalizm sözcüklerini bağıra bağıra atfetmeyecek kadar da özgüvenliydi. ÇA IN ÖZGÜR RUHU Deniz de bir zamanın et ve kemiğe bürünüşünü yakalayabiliyoruz. En başta kendini özgürleştirmiş, halkıyla birlikte bunun doruğuna çıkma gayretinde bir ruh. Düzenin bağrında yeni bir insan ve ahlâk. Arkadaşlık duygusu, insan sevgisi ve özgürlük tutkusuyla devrimi özümlemiş bir zamanın simgesinden bahsediyorum. Yaşamı bir bütün olarak görmek ve her alanında devrimci tutum sahibi olmanın müthiş cesaretini anlatmaya çalışıyorum. Yusuf Arslan, Deniz Gezmi, Hüseyin nan ARKADA IM DEN Z GEZM Yukarıda yazılanlardan hareketle gençliğin belleğinde inşa ettiği, edeceği ve hatırlayacağı Deniz Gezmiş için en güzel ham maddelerden olan bir kitap yazıldı. Yazarı Deniz Gezmiş le 68 hareketinin en hararetli zamanlarında dostluk kurmuş bir başka devrimci önder: Doğu Perinçek. En başta değindiğim gerçekliğin tek boyuta indirgenmesini, çarpıtılmasını yazar başka bir ifadeyle anlatmış. Ona göre bu bir çeşit iki yüzlülük biçiminde harekete geçiyor: Bugün Deniz Gezmişlerin heykelleri dikiliyor; heykeller törenlerle açılıyor. Gazeteler, büyük fotoğraflarla veriyorlar. Deniz Gezmişler artık özgür! Ama bu özgürlük, Denizlerin ölüsüne tanınan özgürlüktür. Dirileri yine hapislerdedir. Sistem, Nâzım ların, Deniz lerin ve Uğur ların ölülerini cennetlerde ağırlıyor; onların heykellerini dikiyor; dirilerini ise yine duvarlara gömüyor. Haksız yere hayatını kaybetmiş vicdanı o şahsiyetlerin fikri siyasi duruşlarından neredeyse izole edilerek bağımsız bir söylem olarak ilerliyor. Düzenin medya endüstrisi tarafından da körüklenen bu bilinçli olarak yanlış yönlendirilmiş vicdan kaybettiğimiz aydınlarımızı, devrimcilerimizi artık kendi yasları içinde boğuyor ve bir de böyle öldürüyor. Sanıyorum ki ölülerin cennette ağırlanıp dirilerin duvarlara gömülmesi bundandır. RÜZGÂR VE DEN Z TERS YÖNLERDE ES YOR Bu değerli çalışmada da vurgulanmış. Deniz Gezmiş in 27 Mayısçılığı, Kemalist devrime bakışı, 19 Mayıs ın anlamını tarif edişi bugün tekrar tekrar hatırlanması gereken noktalar. Çok açık ki Deniz Gezmiş in mirasıyla bugünün ideolojik hegemonyası birbirlerine zıt yönlerden geliyor. Deniz Gezmiş i fikirlerinden soyutlayarak, Cumhuriyet Devrimi ne bağlılığını bilmezden gelerek çığırtkanlığını yapmanın sisteme bir faydası da bu karşıtlığı aslında varolmayan imajlar yaratarak ortadan kaldırmaktır. BURSA NUTKU NDAK TÜRK GENC Perinçek kitabında sık sık Deniz Gezmiş in de demeçlerine yer vermiş. Deniz Gezmiş in ağzından kendisini Mustafa Kemal le ilişkilendirişini görelim: Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri bir araya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır. Bugünlerde Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı sosyalist lerin sahip çıktığını söylediği Deniz Gezmiş aynı Deniz Gezmiş mi? Kendimize soruyoruz. VAS YET N TEL NDEK B L M VURGUSU Bu çalışmanın belki de en yenilikçi noktalarından biri daha Deniz Gezmiş in babasına olan son mektubunun daha önce işlenmemiş bir bakış açısıyla işlenmesiydi. Kardeşinin bilim adamı olmasını, bilimle uğraşmasını istemesiyle ilgili yorumu kitaptan aktaralım: Deniz in mektubu, çok nesnel ve sadedir. Kişiliği de öyleydi. Ancak o sadelik, bu kez daha anlamlıdır. Çünkü sadelik, efsanenin değil, nesnelliğin biçemidir. İdamın kendisi bir efsanedir ve bizim toplumumuzun duygusallığını hiçbir olay idam kadar derinden etkileyemez. İşte bilime çağrı, o son sözlerde aynı zamanda efsanenin karşısına dikiliyor. Efsane, toplumların sınıflara bölündüğü kahramanlık çağlarından beri var. Bamsı Beyrek, Salur Kazan, Aşil, Hektor, hep o kahramanlık çağının efsane yiğitleri. Deniz Gezmiş, bu dünyadan giderken, devrimi düşünmüş ve vurgusunu efsaneye değil, bilime yapmıştır. Bilim vurgusunun devrimcilere bir vasiyet olduğu noktasından hareket edecek olursak, gerçekten de yukarıda bahsettiğimiz tüm bağlamlarından izole edilmiş ölen arkasından toplumsal vah vah sürecine karşı bunu devrimci ve bilimsel bir tutumla ikame etme niyetini görebiliriz. DEN ZLER BUGÜNÜN GENÇL NE NE Ö RET YOR? Tüm bu saydıklarımız aynı zamanda ayrı ayrı öğrenilecek dersler bizim için. Rüzgâr nereden eserse essin dik, omurgalı durmak örneğin. Onlar sorgu odalarından idam sehpasına kadar bükülmeden yürüdüler. Üniversitede kitleyle bütünleşmek, tarihimizle doğru devrimci bağı kurmak yine hep Denizlerden öğrendiğimiz, öğreneceğimiz dersler. Sadece bunlar değil elbette. Şahsiyetlerinde varlık bulmuş erdemli, samimi davranışları hele ki bugünün çürümesinde kırk yıl öncesinden bizlere yeni bir soluk veriyor. Sanıyorum ki en çok da özgürlüğün emekle, mücadeleyle olan ilişkisini öğretiyorlar. Bizim neslimizin bireyci, atomize olmuş topluluklar içinde yetiştiği düşünüldüğünde, her mücadele verene baksana kendi işine, kazan paranı otur, bir sen mi kurtaracaksın denildiğini duymak zor değildir. İşte bu sözler sarfedildiğinde, Denizlerden özgürlüğün başka bir şey olduğunu öğreniyoruz. Parayla, lüksle, statüyle ilgili değil insanlık onuruyla, kendini yaratabilmekle, yaşamını kendin için yaşadığın yanılgısıyla değil gerçekten kendin için yaşamakla ilgili bir şey. Kendi özgürlüğünün toplumunkinden bağımsız olmadığını, köleleşmiş bir toplumda özgür olunamayacağını öğreniyoruz Denizlerden. İdamının 40. yılında ne mutlu arkasında azimli öğrenciler bırakan Deniz Gezmiş e! Ne mutlu devrimin özgür ruhu olarak hatırlanacak Deniz Gezmiş e!

14 14 4 MAYIS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK "DARA ACINDA ÜÇ F DAN"DAN " DAM GECES ANILARI"NA DENİZLERE DAİR KÜLLİYAT Konuyla ilgili akla ilk gelen kitap hiç kuşku yok ki Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının avukatı, idam edilmelerinin tanığı olan Halit Çelenk'in birinci elden gözlem ve anılarını derlediği "İdam Gecesi Anıları"dır. Hemen belirtelim ki kaç kez okunursa okunsun, aradan kaç yıl geçerse geçsin, sayfaları çevirirken gözyaşlarına hakim olmanın zorluğunu yaşatan bir kitaptır Çelenk'inki. Denizlerin yargılanmasını yalnızca hukuksal açıdan değil, politik yönden de irdeleyen "İdam Gecesi Anıları", üç devrimcinin mahkeme ve cezaevi günlerini, darağacına onurla, sendelemeden yürüyüşlerini çok etkileyici bir üslupla resmeder. Halit Çelenk'in tüm yaşamı boyunca acılarını içinde hissettiği "Üç Fidan"ın idam edilişlerinin 39. yılında yaşama veda etmiş olması da ayrıca hüzün vericidir. "Darağacında Üç Fidan"... Nihat Behram'ın Mayıs 1976'da yayımlandıktan sonra birkaç kuşak eskitmiş kitabı, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yakalanmadan önceki son günlerini, yakalanışlarını, idam sehpasına yürüyüşlerini belgesel tarzda öyküleyen "Darağacında Üç Fidan", Gezmiş, Arslan ve İnan'ın 30 sayfa tutan fotoğraflarına da yer verir. Behram'ın kitabının önce bir gazetede yazı dizisi olarak yayımlandığını ve hemen her gün hakkında ceza davası açılıp toplatma kararı çıkarıldığını, kitanın da çıkar çıkmaz yasaklandığını not düşelim. 12 Eylül döneminde gizli gizli okunan "Darağacında Üç Fidan" 1988'de "Yürekleri Şafakta Kıvılcımlar" adıyla yeniden okurlara sunulur ve uzun hukuki mücadeleler sonucunda özgürlüğüne kavuşur. Deniz Gezmiş'in ailesine yazdığı ve kardeşinin bilm adamı olmasını istediği mektup gibi belgeleri de içeren kitap, elbette ki taraflı ancak nesnel bir bakışla kaleme alınmasıyla dikkat çeker. Erdal Öz'ün 1986'da yayımlanan, adını Turgut Uyar'ın dizelerinden ("Herkes ne zaman ölür / elbet gülünün solduğu akşam") alan anı-romanı "Gülünün Solduğu Akşam", yazarın 12 Mart'taki tutukluluğu sırasında tanıştığı devrimcilere dair gözlem ve duygularından oluşur. Anıların, kurgusal ve gerçekçi öykülerin, mektup ve güncelerin bileşiminden oluşan "türler arası" bir metin niteliğindeki "Gülünün Solduğu Akşam", öncelikle idam edilen devrimciler Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'a yönelik olmakla birlikte Sinan Cemgil, Mehmet Asal, Mete Ertekin gibi dönemin tanınmış gençlik önderlerine de yer verir. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla ilgili, en dokunaklı, en sarsıcı metinlerden biri olan "Gülünün Solduğu Akşam"da Erdal Öz, avukat notlarına, Gezmiş, Arslan ve İnan'ın son mektupları ve son isteklerine de yer vererek metnine belge niteliği de kazandırmıştır. Erdal Öz'ün "Gülünün Solduğu Akşam"ın devamı olarak 2003'te yayımladığı "Defterimde Kuş Sesleri" yazarın ilk kitapta dile getiremediklerini ve Denizlerin idamını önlemeye yönelik çabaları anlattığı, özgün çizimlerle de zenginleştirilmiş bir çalışma... Türkiye sosyalist hareketine ve dönemin sembol isimlerine yönelik belgeselkitap çalışmalarıyla tanınan araştırmacı Turhan Feyizoğlu'nun "Deniz: Bir İsyancının İzleri" adlı çalışması, dönemine ve Denizlerin öyküsüne ilişkin en ayrıntılı ve doyurucu çalışmalardan biri. "Hiç bir toplum tarihsiz yaşayamaz. Tarih bilinci dünü, bugünü ve yarını kapsayan bir sürekliliktir. Gelecekle ilgili kaygılar taşıyan bireyler, kurumlar, toplumlar tarihten ve tarihi kavrama olgusu olan tarih bilincinden vazgeçemez. Çünkü tarih dünü anlayıp bugünü geliştirmek ve geleceğin nasıl olacağının belirlenmesine yarayan tek kaynaktır. Kitabın konusu olan ve 25 yaşında siyasi bir kararla idam edilen Deniz Gezmiş'in yaşam öyküsü umarım gençliğe bir nebze ışık tutar" diyen Feyizoğlu, Ozan Yayıncılık'tan çıkan kitabında "en sekmez lüverin namlusundan fırlayan" Deniz'in ve yoldaşlarının serüvenini, günün ve geleceğin genç kuşaklarına titiz bir çalışmayla sunuyor. Alper Özbek imzalı "Deniz Gezmiş Destanı", 94 sayfalık bir destan... "Onlar, dedelerinden ve büyükbabalarından 'İstiklal Savaşı' dinleyerek büyüdüler ve savaşçı oldular. Onlar, babalarından ve öğretmenlerinden 'inkılâp' dinleyerek büyüdüler ve devrimci oldular. Ve onlara, Deniz Gezmişler denildi" Arkadaşım Deniz Gezmiş bir kahramandı. Yıldırım gibi yaşadı. Yıldırım gibi gitti. 40 yıl oldu. Rüzgâr gibi değil, yıldırım gibi geçti Cumhuriyet tarihimizden. Hititlerden bu yana binlerce yıllık imparatorluk ve devrim coğrafyasında, Deniz'in hayatı bir an gibidir. Bu iklimde bir an gözüktü; şimşek gibi parladı. Ama unutulmaz bir ışık kaldı Ondan. Bir cesaret ışığı, bir isyan ışığı, diyen Özbek, Bulut Yayınları'ndan 2007'de çıkan kitabında bir döneme ve kahramanlarına dizeler aracılığıyla yaklaşıyor. "Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür" (İnsan hafızası, unutkanlıkla sakatlanmıştır) lafına inat, hafızamızı daima dinç tutabilmek için bu insanları her zaman hatırlamak zorundayız. Gezmiş, İnan ve Aslan darağacına giderken, elbette bu halkın onları kalbine gömeceğini ve asla unutmayacağını bilerek, ölümden korkmadan attılar adımlarını..." diyor Tarkan Tufan "Deniz: Fırtınalı Yıllar"da. Denizlerin ve 68 kuşağından diğer devrimcilerin bağımsızlık ve eşitlik savaşının sembolleri olduğunu vurgulayan Tufan, kitabının 68 kuşağı devrimcilerinin neden ve nasıl ortaya çıktığını, eylemlerini ve dünya genelinde yaşanmakta olan tarihsel süreç içindeki yerlerini göstermek amacıyla yazdığını belirtiyor. Vehbi Bardakçı'nın "Ağlasın Gökyüzü" başlıklı kitabı, Gezmiş ve arkadaşları üzerine yalın, sıcak, etkileyici bir çalışma... Bardakçı, Anadolu insanına özgü direniş ruhunun, özgürlük ve bağımsızlık tutkusunun ve tabii inandığı değerler uğruna adanmışlıkla mücadele eden yitik bir kuşağın destanını kaleme almış: "Tohumumu toprağa verip hayatı bir vicdan ışığı. Toplumların hayatında bu ışık mirası çok önemlidir. Sislerin içinde kayboldu diye düşündüğünüz bir sırada, birden kara bulutun arkasından çıkar ve yüreğinizi ateşler. Deniz Gezmiş, bir yürek ateşleyicisidir. Elbette bilinçten çıkan kıvılcımlardır o ateşi yakan. Bilinçlidir ve erdemlidir. Ateşleyiciler, toplumların tarihine saklanmışlardır. Toplumun belleğinde siperdedirler. Aniden mevziden fırlar ve toplumun onune düşerler. Deniz, işte böyle bir adamdır. Ateşiyle kendisini yakmış, ama o yanarak ürettiği ateşi, toplumun geleceğine bırakmıştır. Ateşi 40 yıldır yanıyor. Yüreklerdeki yangındır ve aydınlatıyor. Deniz, aynı zamanda bir tecrübedir; bir derstir. Bıraktığı pratik, her yönüyle incelenmelidir. Aramızdan ayrılırken bizden bunu istemiştir. döllerim, rengimi ışığa verip umudu döllerim, kokumu havaya verip yeli döllerim. Ben ne has bahçelerde bir gül ağacıyım, ne zalimin uğrunda bir darağacıyım, ben bir avlu duvarında mor çiçekli leylak ağacıyım. Arı gündüz gelir benden bal alır, zalim gece gelir benden dal alır. Ben bir leylak ağacıyım, üç dalım gitti oy dallarım kırık, üç dalım gitti incecik kollarım kırık..." Şimdilik son çalışmayı Serpil Çelenk Güvenç in İmge Yayınları'ndan çıkan kitabı "Darağacına Mektuplar" oluşturmakta. Kitap, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ın idam kararları konusunda yerli ve yabancı basında yer alan bazı yazılardan oluşuyor. Yerli basında, dönemin cunta yandaşı ve gerici basın organlarında çıkan düzeysiz yazılar, koro halinde, canhıraş bir biçimde, idamlara alkış tutuyor. Buna karşın, demokrat- sol siyasal görüşü benimsemiş, hatta liberal sayılabilecek gazetecilerin onurlu / bağımsız bir duruşu benimsedikleri, demokrasi ve insan hakları düzleminde idam cezasına ve idamlara karşı çıktıkları gözleniyor. Aynen bugün olduğu gibi, mahkemelere, Anayasa Mahkemesine "yol" gösteren milletvekili / yazarlar ve basın mensuplarının da eksik olmadığı görülmekte. "Darağacına Mektuplar"da, Deniz, Yusuf ve Hüseyin in babalarının TBMM Karma Komisyonu Başkanlığına yazdıkları dilekçe, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ye, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay a çektikleri yıldırım telgraf, Yusuf Aslan ın babası Beşir Aslan ın Anayasa Mahkemesi başkanlığına yazdığı mektup ve Nihat Erim in Cemil Gezmiş ve Beşir Aslan ın babalarının mektuplarına yanıtı ve Yusuf Aslan ın babası Beşir Aslan ın Ankara İnfaz savcılığına verdiği dilekçe gibi yeni belgeler yer almakta. İdamlara engel olmak için ülkenin en seçkin aydınları tarafından verilen binlerce imza da kitaba eklenmiş. Yargı sürecinin ayrıntılı bir kronolojisinin de bulunduğu kitap, Can Dündar ın sunuşuyla birlikte, 12 Mart ın değerlendirilmesini içeren bir önsöz de içermekte. Bugün "demokrasi havarisi" kesilen sağ basın mensuplarının darbe ve idam yanlısı tutumları, gerçekten ibret verici bir karşılaştırma sağlıyor okura. ARKADAŞIM DENİZ İN ÖNSÖZÜNDEN

15 ARAKABLO Aydınlık KİTAP 4 MAYIS 2012 CUMA 15 SEYY T NEZ R Şiir polemikleri yaygınlaşıyor Z. Betül Yazıcı ya göre Bayıldıran ın önerisi dilimize aykırıdır: Şaire, işlevsiz ve ölü bir sözcüktür. Kadınlar adına kabul edilemez gerici bir zihniyetin taşıyıcısıdır. Geçtiğimiz haftalarda Mart ayı dergileri üstüne izlenimlerimi okurlarla paylaşırken iki aylık dergileri daha sonraya bırakmıştım. Bu arada TÜYAP İzmir Kitap Fuarı nda edindiğim 4 sayfalık Dize nin 197. sayıya geldiğini, Haziran daki 200. sayı hazırlıklarının Veysel Çolak tarafından sürdürüldüğünü belirtelim. Elimizdeki sayıda, Nurullah Ataç ın Yeni Şiir yazısı 60 yıl sonra yeniden ve kapaktan verilmiş: Yeni şiir ise eskidir. H. Deniz Ünal, Kadın ve Şiir başlıklı yazısında, Arife Kalender in Silahımı Bıraktım şiirinden yola çıkarak Şeref Bilsel in Kadın şairlerin biyografisinde hep bir erk(ek) vardır yargısını tartışıyor. Ogün Kaymak ın şiiri öne çıkıyor: Tuz bırakan bir hiçtir aralarından sızan oysa / Pantolon ve gömlek giyerler Salı ve perşembeleri. Eliz de (S: 39) bu ay el yazıyla kapaktan Hilal Karahan ın şiiri veriliyor. Hilmi Haşal, şairin Şiir ve Kuantum kitabından (Mühür Y., 2012) şu cümleyi alarak övgüyle karşılıyor, şairin zaman zemin konumundan soyutlanamayacağı nın kanıtı olarak gösteriyor:... şairleri birbirinden ayıran, aynı sözcükleri farklı yazım şekilleriyle, kendilerince özgün kullanma becerisidir. Şairler, özgün kullanım la bozdukları yazımı bir de kendilerince pekiştiriyorsa yapılan şeyi anlamak büsbütün zorlaşıyor... Mühür (S: 39), dolu bir sayı olarak çıkmakla kalmayıp Mustafa Fırat ın hazırladığı Şair Dağın Doruğunda adlı 2011 (yıllık) Şiir Seçkisi ni de ek olarak verdi... Haydar Ergülen, Poetika da yayımladığı (1985) bir yazısını eleştirel okuma işlemi niteliğinde eklerle bu sayıda yeniden yayımlamış... Bâki Ayhan T., Not Alınız! - XV" yazısında şaşırtıcı ve düşündürücü saptamalarını sürdürüyor. Beş Diyalog adlı şiiri üstüne söyledikleri, Tarık Günersel in aynı adlı şiirini çağrıştırıyor. Bu bağlamda, Ustaların şiiri, nasıl şiir yazılması gerektiğinin değil, nasıl şiir yazılmaması gerektiğinin örneğidir yargısı daha bir ilginçleşiyor (Ayşe Yıldırım ın Bâki Ayhan T. yle yıllık konusundaki söyleşisine ileriki haftalarda yıllıkları ele alırken değinmeyi düşünüyorum)... Tuncer Uçarol, kimi verilere dayanarak şiirlere notlar da verdiği yazısında Ahmet Telli nin Nidâ sını inceliyor... Derginin Şir Dili - Şiirin Dili adlı dosya konusunu Uluer Aydoğdu, Ozan Öztepe, Ece Ürkmez, Şeyda Üzer, Gökben Derviş, Serhat Uyurkulak, Utku Kaygusuz, Aslıhan Tüylüoğlu, Özkan Satılmış, Hilal Karahan işlemiş... Mehmet Akif Ertaş, Ali Galip Yener, Aydan Yalçın, Osman Günay, Fatma Kılıç, Cemil Okyay şiir üstüne kalem oynatan öbür yazarlar. Mehmet Sümer, Gonca Özmen in doğayla iç içe gelişen şiirinde, şairin belirlemelerinden de yararlanarak, sessizlikle oluşan gerilimi irdeliyor... Tuğrul Tanyol, Şubat şiirini şöyle bitiriyor: ben unutma sanatını / kendi üzerimde denedim / kimse yoktu, suyu öptüm / yalnızlığım acıdı... Arife Kalender, kundakçının kadın olduğunu belki de ummadılar dizesiyle bir özgünlük avcısı olarak beliriyor... S. Uyurkulak ın yer yer çapaklar taşısa da öyküsel ve rahat bir söyleyişi var: bütün yalanları temize çekecek tek bir yalan... Mehmet Narlı, kendimi çıkaramadığım o fotoğraftan dönüyordum gibi çok doğal ve yalın anlatımını geliştirdikçe özgünlüğü de yakalayacak... Kenan Bıyıklı, kim salladı içime bu upuzun ipi dizesiyle şiirde ritmik buluş gücünün düzeyli örneğini veriyor. Özgür Edebiyat ta (S: 32) Sina Akyol un bilmece tarzında sözcük oyunlarıyla hünere dayalı şiirini, Veysel Çolak ın Boşlukta şiiri izliyor. Düzyazı ve şiirlerinde birçok kez yer vermekten kaçınmadığı hayat kadar dağınık, hayat kadar örgütlü dizesinin bu şiirinde de yer alışını, şairin dağınık örgülü bir şiire yaslanmasına mı yormalı? Yine de, her zamanki gibi, şiire karamsar, kışkırtıcı ve etkili bir bitiş aramaktan hiç vazgeçmiyor: Bir başına, inatla izleyip kaya resimlerini / Deniz Gezmiş leri düşünüyor geride kalan / o günden beri doğan her çocuğun boynundaki ip izi. Esin kaynağını sordurmaktan da geri kalmıyor... Salih Bolat ın bunca yıldan sonra, avluda dolaşan annemin elleri mi / güneşi saksılara dağıtan? dizeleriyle, bakımsız bir bulut geçiyor üstümüzden dizesine aynı şiirde yer verişi, efendimiz acemilik fetişizminden mi kaynaklanıyor?.. Şeref Bilsel in Uzakları anlamak için şiiri, başka şiirlerle ilişkisi açısından önem kazanırken, şair kişinin gelip dayandığı trajediyi de etkili biçimde vurguluyor: ölüm konuşurken, kendimizden tek celsede / apansız kaydığımızı gördüm... Dergide önemli yazılar da var: Veysel Çolak, Bir şiire nereden girilir? yazısında, Arif Damar ın Kartacalı Yıkıntı şiirini merkezde tutarak şiirin bütünsellik içinde algılanması gereğini somut ve çarpıcı ayrıntılarla vurguluyor... Baki Asiltürk - Mehmet Sümer in diyalojik okuma sında, Orhan Koçak ın Bahisleri Yükseltmek: Turgut Uyar Şiirinde Kendini Yaratma Deneyimi kitabı (Metis Y., 2011), imrendiren bir çalışma olarak değerlendiriliyor, İkinci Yeni şiirinde Uyar ın şiirsel ve düşünsel ağırlığı tartışılıyor... Özdemir İnce, Ne var ne yok (XIV) notlarında Ece Ayhan ın marjinal ve muhalif bir şair olduğu savının tutarsızlığını sergiliyor, kendi şiir ve yazılarının statükoyu asıl zorlayan kitaplar oluşunun gençlerce görülmek istenmeyişine dikkat çekiyor. Sözcükler de (S: 36) Küçük İskender, yüzümüzdeki ölülerden hiç medet ummasın güzellikler dizesiyle günümüz dünyasına pankart açıyor. Leylâ Şahin Agos a Gidelim de özlediğimiz şiirine götürüyor bizi... Dergide Cevat Çapan, Oğuzhan Akay, Roni Margulies, Turgay Fişekçi, Ferruh Tunç, Hakan Savlı, Tozan Alkan, Selahattin Yolgiden, Burcu Yılmaz, Bahar Döner, Akın Art, Velicem Yılmaz ın da şiirleri var... Selahattin Yıldırım, Mahmut Derviş le yaptığı 40 sayfalık derin ve kapsamlı söyleşiye Vasiyetim İmkânsız adını vermiş. Söyleşide yalnızca şairin dünyasına her yönden girmekle kalmıyor, Ortadoğu dan Doğu ya ve Batı ya açılan bir dünyada şiiri kuşatan temalar üstüne enine boyuna düşünme olanağı buluyorsunuz... Cevat Çapan, Ahmet Telli yi okurken yazısında şairin Yangın Yılları ndan Nidâ ya geldiği süreci şiirinden örneklerle sergiliyor. Varlık ta (S: 1254) Mektubunu Aldım şiirine odaklanan yazılarla Süreyya Berfe tartışması açılmış. Yücel Kayıran, onun şiirini nihilist toplumculuk açısından irdeliyor. Dergide aynı konuda Ali Galip Yener, İsmail Mert Başat, Yaşar Güneş, A. Galip imzalı yazılar yayımlanmış... Veysel Çolak, Şiir geldi çekim eklerine dayandı yazısının sonlarında, kararlı biçimde hedefine yürürken istemediği bir durumla karşılaşma endişesiyle olduğu yerde oyalanmayı seçiyor sanki... Nizamettin Uğur un düzanlam - yananlam konulu yazısı, sözcüğü farklı boyutlarda kavrama yönünden önemli... Gültekin Emre, Şiir Günlüğü nde şiirin güncel sorunlarına da değinerek soruyor: Unutulmuş ozanlar bizi nereye götürür? Dergide Cihan Oğuz un kendiyle dalga geçerek hesaplaşan şiiri cesur ve güzel örneklerden biri... Yasakmeyve de (S: 55) Gonca Özmen in Metin Celâl le yaptığı geniş söyleşi şairi birçok yönüyle sergiliyor... Murat Üstübal ın Postmodern Şiirde Özerklik yazısı, insanın ve şiirin yeni dönüşümlere açık yönlerini ele alıyor... Sina Akyol, Gültekin Emre nin sorularına Kurşunkalem dergisinde Baki Ayhan T. nin verdiği yanıtlar üzerinden, şairlerin birbiriyle söyleşilerini etik açıdan tartışıyor... Baki Ayhan T., o değilden, bu kez Yasakmeyve de Murat Hacıoğlu nun da yıllık üstüne sorularını yanıtlıyor... Tahir Abacı, Şiir Kitaplar Sözlüğü nün 41. bölümünü verirken, Z. Betül Yazıcı, kadın şair, şaire kavramlarından yola çıkarak Sabit Kemal Bayıldıran la kapsamlı bir polemiğe giriyor: Şaire, günümüzde birey olma yolunda kendi özerk dilini bulmaya çalışan, erkek egemen dilin taşıdığı anlamın dışında kendilerini özgürce var edebilecekleri bir anlam arayan, bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini önceleyen kadın şairleri temsil etmez. İşlevsiz ve ölü bir sözcüktür. Kadınlar adına kabul edilemez gerici bir zihniyetin taşıyıcısıdır. [ARAKABLO da değinilmesini istediğiniz yayınları (Cağaloğlu, Ankara Cd., Pamir Han, 22/14, Sirkeci-İST.) adresine gönderebilirsiniz.]

16 16 4 MAYIS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Türkiye nin felaketini hazırlayan programlar Prof. Dr. Yasemin Özdek, " irket Egemenli i Ça " kitab yla Türkiye deki sürekli kar devrimin maddi kaynaklar n de i ik boyutlar yla tart maya aç yor. Türkiye nin tasfiyesini amaçlayan bu vah ete dönü programlar n n bilimselli inin alt nda neler yatt n sorguluyor ORHAN SADIK Çalışmalarını, gerçekten sorunlu ve büyük ölçüde de çürümüş Türk akademyasında ısrarla sürdüren yeni bir aydın kuşağı var. Bu genç kuşak, sadece ülkemizi değil, tüm bölgemizi kurtuluşçu ve ilerici bir dünyaya taşımakta kararlı görünüyor. En ağır baskılar altında bile, Martin Luther in 5 asır önce Kilise nin egemenlerine karşı sarf ettiği ve modern zamanların devrimcilerine miras kalan ünlü Buradayım, burada duruyorum. Başka türlü yapamam sözünü hatırlatırcasına ve inatla yeni bilgiler üretiyorlar. Bu kuşağın çalışkan isimlerinden biri Prof. Dr. Yasemin Özdek, bir süre önce NotaBene Yayınları ndan çıkan son derece derli toplu ve konusunu iyi işleyen bir kitap yayımladı: Şirket Egemenliği Çağı. Altbaşlığı Sosyal Devletten Ceza Devletine olan bu kitabında Dr. Özdek, neoliberal, dinci ve her türlü ilericilikten intikam almaya yeminli son derece kirli bir Türkiye ve dünya manzarası vermekle kalmıyor, asıl önemlisi, bu kirin hangi ekonomik, siyasi, hukuki, cezai temeller üzerinde yükseldiğini tartışıyor. Gayet duru bir dille, ortamın tüm umutsuzluğuna rağmen, genç arkadaşlarını bilime çağırıyor. Bu çağrısının yanıtsız kalmayacağı anlaşılıyor. Sosyal devletin yükseliş ve düşüşünü somut örnekler üzerinden, ayrıntısıyla, üstelik hiç sıkmadan anlatmayı başaran bu genç bilim kadınına göre, halkların nefes alma koşullarıyla sermayenin özgürlüğü artık hiçbir biçimde örtüşemez. Biri varsa öbürünün yok edileceği iki yoldan söz ediyoruz. Bu kaçınılmaz cepheleşmenin ardında, Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Özdek e göre, şu süreç yatıyor: 20. yüzyıl, işçi sınıfı hareketinin siyasallaştığı, toplumsal devrimlerin patlak verdiği ve kapitalist sistemle sosyalist sistemin yan yana var olduğu bir yüzyıldır. Sosyal devlet modelinin doğuşu, sosyalist sistemin varlığına ve kapitalist ülkelerde işçi hareketlerinin güçlenmesine sık sıkıya bağladır: (...) Sosyal devleti doğuran etken, emek-sermaye arasındaki sınıflararası mücadelede güç dengesinin emekçi sınıflar lehine değişmesi ve kapitalizme karşı gerçek bir alternatifin tarihsel olarak kendini göstermesidir." (Y. Özdek, Şirket Egemenliği Çağı, s. 87) Kitabı boyunca fazla vurgulamasa da, gerekli yerlerde kısa 20 nci yüzyılın, reel sosyalizmle somut bir tehdit kaynağına ev sahipliği yaptığını kaydeden Prof. Dr. Özdek, yeni sömürgeciliğin başarısıyla sosyalizmin Avrupa dan tasfiyesi arasında paralellikler kurmamıza olanak veriyor. Yeni liberal devletin yalnız sosyal hakları ihlal ederek değil, yurttaşların siyasal ve yargısal haklarını da ihlal ederek (s. 92) geldiğini savunan sorumlu hukukçumuz, yeni sömgürgeciliğin maddi temellerini özellikle yatırımcı konseyleri modelinden hareketle tartışmaya açıyor. Yönetişim kavramını çağdaş gericiliğin kilit silahları arasında gören ve açımlayan Prof. Dr. Yasemin Özdek, Türkiye Yatırım Danışma Konseyi ve Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu gibi kurumların kaynaklarını ve uzantılarını, yoksul "Güney" ülkeleriyle kader bağlarını da öne çıkarıyor. Sosyalizmden arta kalan topraklar gibi Türkiye nin de dünya gericiliğinin yeni senaryolarına pilot ülke olarak hizmet verdiğini hatırlatan yazar, tüm kurumların özel sermayenin eline geçtiğini veya geçmek üzere olduğunu gösteriyor. Yatırımcı konseylerinin nasıl bir sömürge silahı olduğunu değişik cephelerden irdeleyen kitapta, yazar, zengin ve emperyalist Kuzey deki yatırım konseyleri uygulamasıyla yoksul Güney ülkelerindeki uygulamanın birbirini nasıl tamamladığını çözümlüyor: Ancak Güney in yatırımcı konseylerinin farkı, sömürgeci bir doğaya sahip olmalarıdır. Japonya gibi Kuzey ülkelerinin şirketleri ise, Güney in sömürgeci konseylerine yayılmıştır ve yatırım iklimini iyileştirme adına ülkelerin kamusal varlıklarını talan programlarıyla Güney den topladıkları sermayeyi yine Kuzey e taşıyarak Güney i yoksullaştırırken sermayeyi Kuzeyli merkezlerde biriktirmeye devam etmektedir. (s. 116) Kitabın en önemli yanlarından biri, bu tür genellemelere gereğinden fazla yer ayırarak teori tuzağına düşmeyip, somut yaşamdaki karşılıklarını ve işleyiş mekanizmalarını okurun algısına sunmasıdır. Türkiye Yatırım Danışma Konseyi nin mimarlarının IMF ve Dünya Bankası olduğunu, bu konuda AB nin yoğun müdahalesi bulunduğunu hatırlatan Yasemin Özdek, bu konseyin üye bileşimini yabancı sermaye+ Türkiye hükümeti+imf ve Dünya Bankası formülüyle özetliyor. Özetliyor ve Yasemin Özdek, gerçekten de bir sürekli karşıdevrim ortamının kaynaklarını gözler önüne sermeyi başarıyor. Nitekim Türkiye deki Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) Başkanı ve Devlet Bakanı Ali Babacan ın 7 Mart 2006 daki YOİKK toplantısını açarken yaptığı konuşma, Özdek e göre, yatırım iklimi reformlarının dayandığı mantığı sermayenin gözünden gayet iyi bir biçimde özetlemiş sayılmalıdır. Prof. Dr. Özdek, Babacan ların sancağına kazınmış bu acımasız ve sürekli karşıdevrim programını, kendi sözleriyle şöyle aktarıyor: Küreselleşmiş bir piyasada sermayeyi çekebilmek, ancak rekabet gücüne sahip olmakla mümkündür. Rekabet gücünü artırmak ise, sürekli olarak sermayeye yeni destekler, teşvikler, avantajlar tanımakla, en düşük maliyetli üretim ortamını yaratmakla, emek gücünü en ucuza ve güvencesiz koşullarda çaıştırmakla, sermaye için en kârlı, en kayırmacı, en korunaklı yatırım rejimini kurmakla olacaktır. (...) O nedenle, sermayenin devamlı yenilenen yasalara mimarlık edeceği, sürekli bir düzenleme süreci gereklidir. (s.153) Gelinen nokta Türkiye gibi ülkeler için acıdır. Çünkü OECD, AB gibi birkaç yıl öncesine kadar yabancı sermayeye eşit muamele ilkesinin tanınması için bastıran emperyalist kampın bu hükümetlerarası kurumları, artık eşit muamele ile yetinmemekte ve yabancı sermayeye ayrıcalık talep etmektedir. (s. 154) Bu taleplerin yerine getirildiğini ve yaşadığımız felaketin de zaten bu taleplerin bir sonucu olduğunu okur olarak sadece eklemekle yetinebiliriz. Yasemin Özdek, AB solcularına da göndermelerde bulunduğu kitabında, Avrupa Birliği Eşleştirme Projesi çözümlemeleriyle gerçekten yeni kapılar aralıyor. Özellikle Almanya nın rolünü öne çıkarmak durumunda kalan yazarımız, Türkiye ye önerilen Singapur modelinin nasıl bir yıkım anlamına geldiğini de tartışmaya açıyor. Kitaptaki ayrıntılar, hangi felaketin içine itildiğimizi yeniden ve yeniden gösteriyor. Sendikalar üzerindeki komünist etkinin kırılması ve işçilerin yabancı yatırımları çekecek şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmesi gerektiğini, ayrıca güvenlik ve istihbarat teşkilatlarının da sürece dahil edilmesini Türkiye ye öneren böyle bir projenin, nasıl bir yıkımın hazırlayıcıları arasında yer aldığını kitaptan okumak mümkün. Türkiye nin yeni egemenlerinin ülkenin her şeyini yabancı sermayeye satmasının geri planında, Böylece bizi kolay kolay kubura atmazlar, atarlarsa kendileri de para kaybeder diye özetlenebilecek bir zihniyet yattığını görebiliyoruz. Bu cahil, neoliberal, badem bıyıklı tüccar imamlar siyasetinin çok kanlı sonuçlar doğuracağını eklemek bile gerekmiyor. Aslında Yasemin Özdek, birbirini tetikleyen iki aşamalı bir karşıdevrim sürecini ayrıntılı olarak analiz ediyor ve orada Kemal Derviş adı da dikkat çekiyor. Prof. Özdek in vurgularından hareketle söylemek istediğimiz bir şey var: larda neoliberal politikaların ilk dönemini yaşayan Türkiye, 2000 lerde hızla ikinci kuşak yapısal reformları uygulama sürecine girmiştir. Düzenleyici reformların uygulamaya sokulmasında, 2011 de Dünya Bankası ndan Türkiye hükümetinin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığına transfer olan Kemal Derviş önemli rol sahibidir. (s. 163) Bizim, bugün elimizdeki bilgilerle, Kemal Derviş i sadece zihniyet olarak değil şahsen de Türkiye deki sürekli karşıdevrim ortamını kuran adamlar arasında sayma hakkımız var. Aydınlık gazetesi yazarı ve çalışkan yurttaş iktisatçımız Nazif Ekzen yıllar önce Kemal Derviş in 1980 deki 24 Ocak ve 12 Eylül darbesindeki rolüne dikkat çekmişti. Ekzen, sosyal demokrat Derviş in, arkadaşı S. Robinson ile birlikte, 1978 tarihli The Foreign Exchange Gap, Growth und Industrial Strategy in Turkey: başlıklı raporunda Türkiye nin bugününü nasıl hazırladığını irdelemişti. Derviş in aynı havada 1981 ve 1983 tarihli rapor-kitaplarının da bir zihniyet damgası olduğunu, Türkiye nin başına boşuna bela sarılmadığını hatırlatmakla yetinelim. Özdek, ilerici iktisatçımız Nazif Ekzen in hatırlatmalarını başka düzlemlerde adeta doğrulamaktadır ve buradan bizim çıkaracağımız bir başka sonuç da, Türkiye nin kurtuluş ve yeniden kuruluşunun değişik düzlemlerdeki Türkiye ilericiliğinini ortak çalışmalarına bağlı olduğudur. Dr. Özdek, devletin üç kuvveti de (yasama-yürütme-yargı) özelleşme yolundadır diye yazarken, sermaye sınıfının kapitalizmin başlangıç dönemindeki insiyaklarına döndüğünü, 20 nci yüzyıldaki emekten yana tüm kazanımların çöpe atıldığını, bu yolun hangi beyinlerden çıktığını da hatırlatmış oluyor. Yönetişim, kalkınma ajansları tipi kurumsallaşmaların temsili demokrasi modelini de çürüttüğünü belirten çalışkan yazarımız, hapishanelerin rollerini de ayrı makaleler halinde irdeliyor. Dikkatli bir akademisyen diliyle, yeni ortaçağımızı taşıyan çok ağır ve acı bir gerçeğin resmini veriyor: 20. yüzyılda hükümetlere gizli kapılar ardında politika dikte eden büyük kapitalistlerin neoliberal dönemde perde arkasından çıkarak devlmetin denetiemini doğrudan ellerine almaya başlaması, kapitalist devletin siyasal sisteminin de açık oligarşik bir doğrultuda dönüşüm geçirmekte olduğunu düşündürüyor. (s. 209) Türk akademyası çürüyor dedik, ama görünen o ki, doğanın diyalektiği de işliyor: Bu çürümenin içinden yepyeni kurtuluş ve yeniden kuruluş filizleri uç veriyor. Yasemin Özdek ve kitabı herhalde bu müjdelerden biridir. Felaketimizi bir kurtuluşa çevirmek için çalışırken umutsuzluğa kapılmamamız gerektiğini buradan çıkarabiliyoruz.

17 Aydınlık KİTAP GRASS IN ROMANI, SCHLÖNDORF UN F LM : TENEKE TRAMPET Büyümek istemeyen çocuk Büyümek istemeyen, trampet çalan, ç l k att nda cam çerçeveyi tuzla buz edebilen bu küçük adam n öyküsü, Alman ruhuna yönelik, neredeyse mazo izme varan keskin bir ele tiri içerir TUNCA ARSLAN Nobel ödüllü Alman yazar Gunther Grass ın 1959 da yayımlanan ilk romanı Teneke Trampet, özellikle Hıristiyan derneklerinden büyük tepkiler almış, hatta meydanlarda yakılmıştı. Alman edebiyatının geleneksel destan-roman yapısına sahip ama gene de alışılmadık bir yapıt ortaya koyan Grass, öykünün Oskar adlı kahramanı üzerinden, İkinci Dünya Savaşı yıllarında büyümek istemeyen bir çocuğun serüvenini ve Alman toplumunu anlatır. Oscar ın büyümek istememesinin başlıca nedeni, dünyaya acı ve savaştan başka bir şey sunmayan yetişkinlerin dünyasına dahil olmak istememesidir. Trampet çalan, çığlık attığında cam çerçeveyi tuzla buz edebilen bu küçük adam ın öyküsü, Alman ruhuna yönelik, neredeyse mazoşizme varan keskin bir eleştiri içerir da Volker Schlöndorf tarafından sinemaya aktarılan Teneke Trampet, en iyi yabancı film dalında Oscar ödülünün yanı sıra Cannes da da Kıyamet le birlikte Altın Palmiye kazanmıştı. Schlöndorf, Grass ın romanına temelde sadık kalmakla birlikte farklı bir final tercih etmiş, sinemaya aktarılması imkansız bazı olayları es geçmiş, başlangıçta Sekiz saat sürecekmiş gibi görünen film, 142 dakikayla sınırlanmıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse, sinemasal anlatıma hiç de uygun olmayan bir öyküsü vardır Teneke Trampet in lerden başlayarak kapsadığı dönemin genişliği ve olan bitenin üç yaşında görünen, ergenlik dönemine gelse de büyümeyen bir çocuğun gözünden anlatılması belli başlı dezaavantajlardır. Ama en önemli sorun, 1966 doğumlu oyuncu David Bennett ın varlığıyla mükemmel biçimde aşılmış durumda. Nazi Partisi nin giderek güçlenmesi, katliamlar, yakınlarının ölümü, ilk cinsel deneyimini yaşlı bir adamın metresini yapan gencecik Maria yla yaşaması, cücelerden oluşan ve Nazilere hizmet sunan bir gösteri topluluğuna tesadüfen katılması gibi gelişmeler, bir yandan Oskar ın olgunlaşması nı resmederken bir yandan da dönem Almanya sını farklı açılardan gözler önüne seriyor. Grass romanda, Schlöndorf filmde aslında kabusa benzeyen bir atmosfer çiziyorlar. Bu atmosferde Oskar da kendi içine kapanarak, trampet çalarak, çığlık atarak benliğini ortaya koyuyor. Büyümeye karar verdiğinde ise sular durulmuş oluyor. Okurun da seyircinin de herhangi bir karakterle özdeşleşme yaşamasının pek mümkün olmadığı, bir at kafasıyla yılan balığı avcılığı gibi bazı sahnelerin açıkça rahatsız edcilik taşıdığı, buna rağmen görsel açıdan hayli zengin bir film Teneke Trampet. Kimi bölümlerin tıpkı sessiz sinema dönemindeki gibi hafif hızlandırılmış ve komik bir çekim tekniğiyle kotarılmış olduğunu da belirtelim.

18 18 4 MAYIS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP YENİ ÇIKANLAR Leonardo dan Hegel e Batı Düşünce Tarihi Yine Bana Döneceksin Ethica Hayalet Tugay B. Mazlish, Jacob Bronowski, Say Yay nlar, Çev: Elvan Özkavruk Adan r, 696 s. Yaklaşık 350 yıllık bir dönemde yaşamını düşüncelere adayan sanatçı, tarihçi, bilim insanı ve filozoflardan; bilimsel devrimden sanayi devrimine kadar nirengi noktalarını oluşturan devrimlerden söz eden kitap, günümüze kadar uzanan düşünce tarihinin temel taşlarını ele almakta. Kitabın yazarları, bu dönemin düşünce ustalarını, fikir mimarlarını zamanın politik ve sosyal bağlamı içerisinde değerlendirerek, Avrupa ya ve buradan yayılarak tüm dünyaya yön veren düşünce ve tasarımlarının öykülerini anlatıyor. Ortaya çıkan insanlar, olaylar ve fikirlerle örülmüş ayrıntılı fakat bütünsel düşünce haritası, Batı düşünce sistemini ve bu sistem üzerinden günümüze uzanan süreçte oluşturulmuş kavram ve kurumları anlamayı açık ve anlaşılır bir hale dönüştürüyor. Nedim Gürsel, Do an Kitap, 284 s. İlk aşkın, ilk kadının coğrafyası Yunanistan... Ve olası bir savaşın eşiğinde Türk-Yunan ilişkileri. Anadolu dan sarhoş bir gemi gibi Akdeniz e açılan, hâlâ çözülmemiş sorunlarıyla Kıbrıs... Üç dinin paylaşamadığı Kudüs... Beyrut tan Fas a, Mayorka dan Rodos a, Korsika dan Saraybosna ya, Barselona dan Paris e, Berlin den Moskova ve Rio ya uzanan bir yolculuk güncesi... Nedim Gürsel bir roman tadında okunan bu kitabında gittiği her ülkeye kendini götüren değil, gittiği her yerde kendini bulan bir yazar portresi çiziyor. Uzağın çağrısı na adeta kulak kesilerek, bu çağrıya yanıt vererek, edebiyat ve tarihin izinde farklı diyarlara götürüyor bizleri; küreselleşen dünyamızla olduğu kadar kendi yazarlık serüveni ve anılarıyla da buluşturuyor. Benedictus de Spinoza, Kabalc Yay nevi, Çev: Çi dem Dürü ken, 420 s. Türkçeye ilk kez Latince özgün metinden çevrilen Batı Felsefesi nin klasiği Spinoza nın Ethica sı, ele aldığı Tanrı, İnsan, Zihin, Beden, Akıl, Duygular, Özgürlük gibi felsefi konulara matematiksel bir düşünme yöntemiyle ve mantık kuralları çerçevesinde yanıt arayan, zorlu, çarpıcı ve kışkırtıcı bir eserdir. Tanımlarla, açıklamalarla, önermelerle, önerme sonuçlarıyla, kanıtlamalarla ve notlarla örülü içeriği, insanın bu eseri çoğu felsefe kitabından ayrı bir rafa yerleştirmesini, zihninin en açık ve en berrak anında o raftan alıp okumaya başlamasını, hatta bütün kitabı bitirdikten sonra tekrar başa dönüp bu kez daha ayrıntılı bir bakış açısıyla okumasını gerektirir. Bu yüzden belki de ancak Spinoza yla karşılıklı oturup konuşarak, tartışarak, dura dura, sindire sindire okununca kavranabilecektir. O vakit görülecektir ki, aslında Ethica nın o yoğun mantık örgüsü içine gizlediği tek bir hedefi vardır: insan aklını varlığın en üst bilgisine erişecek kıvama getirmek ve bu şekilde insana sonsuz bir mutluluk yaşatmak... John Scalzi, thaki Yay nlar Çev: Cihan Karamanc, 336 s. Hayalet Tugay, Koloni Savunma Güçlerinin Özel Kuvvetleridir. Bu seçkin askerler ölülerin DNA sından yaratılır ve KSG nin en zorlu operasyonlarına çıkacak mükemmel savaşçılar haline getirilir. Genç, hızlı, güçlü ve normal insan çekincelerinden bütünüyle yoksundurlar. Jared Dirac Boutin in DNA sından yaratılan bir süper insan cevapları temin edebilecek yegane kişidir. Jared ın beyninin Boutin e ait elektronik anılara erişebilmesi gerekmektedir, fakat anı nakli başarısız olunca Jared, Hayalet Tugay a teslim edilir. Jared ilk başta mükemmel bir askerdir. Fakat Boutin in anıları yavaş yavaş yüzeye çıktıkça Jared onun ihanetinin sebeplerini ve insanlığın düşmanlarının basit bir yenilgiden çok daha feci şeyler planladıklarını anlamaya başlar. Paris, Ecekent Aşka Veda Devrimci Şiddet Kopuk Zincir Enis Batur, Remzi Kitabevi, 280 s. Paris i bir edebiyatçının gözünden tanımak için.. Modern Zamanlar, Baudelaire den başlayarak, büyük şehrin aylâğı olma koşulunu neredeyse bir poetik duruş haline getirmiştir. Bulvarlar, meydanlar, köprüler, ara sokaklar gece gündüz yürüyen, avâre dolaşan, şehrin kesintisiz biçimde farkında kalan yerli ve yabancı âşıklarıyla donandı, bir buçuk yüzyıldır. O şehirlerin içi tıkabasa öyküler, dramlar, tutkular, taşkınlıklarla doluydu. Paris, XIX. yüzyıldan beri bu bağlamda öncülüğü üstlendi: Beş kıtadan sökün etmiş meraklılarıyla kendi mitolojisini büyüttü, benzersiz kıldı. Türkler, şehri Yirmisekiz Mehmet Efendi ile keşfetti. O gün bugün, her kuşak birkaç temsilcisiyle büyüyü tazeledi. Enis Batur, otuz yılı aşkın bir süredir ikinci şehri kabul ettiği Paris için bir içyolculuk kitabı kurarken, yanından geçmişin hayaletlerini eksik etmedi. Can Dündar, Can Yay nlar, 208 s. Aşka Veda, Can Dündar ın aşka dair yazılarını bir araya getiriyor. Körkütük, sırılsıklam aşkları, özlemi, yalnızlığı, ayrılığı ve terk edilme acısını; kâh içten içe kabaran kâh gürül gürül çağlayan o deli nehri, anlatıyor. Siyasetten ve popüler kültürden kadın ve erkeklerin zaman içinde değişen yüzlerine bakıyor. Söylenmemiş o iki sözcük yüzünden heba olup gitmiş nesiller ile nihayet kavuşan ama mutsuz mu mutsuz olan günümüz gençliğini karşılaştırıp şiirini kaybeden zamane ilişkileri sorguluyor. Şehvet sevdadan soyunduğunda, Eros okunu kırdığında, piyasa duruma el koyduğunda aşkın nasıl can çekişmeye, körelip çirkinleşmeye başladığını sergiliyor. Aslında bir türlü veda edemediğimiz, her daim ihtimal dahilinde olan aşkı anlatıyor Can Dündar, Aşka Veda da. Ve olası bir sevda kuraklığı tehlikesine karşı, okurları uyarıyor... Isabelle Sommier, leti im Yay nevi Çev: I k Ergüden, 149 s ların ortalarından itibaren dünyanın birçok yerinde, eş zamanlı olarak, şiddete, yani silahlı mücadeleye yönelen toplumsal hareketler ortaya çıktı. Şiddet ve toplumsal hareketler uzmanı Isabelle Sommier burada özel olarak sanayileşmiş, kapitalist ve demokratik ülkeleri ve bu ülkelerdeki silahlı örgütleri ele alıyor: İtalya da Kızıl Tugaylar (BR), Almanya da Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF), Japonya da Japon Kızıl Ordusu (ARJ), Fransa da Doğrudan Eylem (AD), ABD de Weather Underground Organization (WUO). Devrimci Şiddet böylece, demokrasi kültürünün en gelişmiş biçimde yaşandığı bu ülkelerdeki siyasi durumla, bugün var olan iletişim kanallarının sözünün bile edilemeyeceği o günlerde özellikle üniversite öğrencisi gençlerin, Japonya dan ABD ye, aynı anda ve hayatları pahasına toplumu kurtarmak için eyleme geçmeleri arasında da bir bağlantı kurmuş oluyor. Orhan Koçak, Metis Yay nlar, 288 s. Kopuk Zincir Koçak ın yılları arasında şiir üzerine yazdığı 19 makaleyi bir araya getiriyor. Nâzım Hikmet, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, İlhan Berk, Ece Ayhan, Süreyya Berfe, Mehmet Taner, İzzet Yasar, Abdülkadir Budak, Enis Batur, Haydar Ergülen, Mahmut Temizyürek, Komet, Necmi Zekâ ve Bedirhan Toprak ın şiirleri/kitapları vesilesiyle kaleme alınmış ve çeşitli dergilerde uzun bir zaman aralığında yayımlanmış bu yazılar, Orhan Koçak ın eleştiri tarzının ayırt edici çizgilerini ve Türkçe modern şiirin estetik ve teorik çerçevesini göstermesi açısından son derece kıymetli bir kaynak.

19 YENİ ÇIKANLAR Aydınlık KİTAP 4 MAYIS 2012 CUMA 19 Friedrich Engels'in Asi Gençliği Denizin Kanı Filistin Komünist Partisi Kara Keşiş Walter Baumert, Agora Kitapl, Çev: Saliha Nazl Kaya, 592 s. Devrim orkestrasının ikinci kemanıydı Engels ve hayatı hep aynı melodiyi mırıldanmıştı. İsyanın ve değişimin melodisini. Engels, bir yandan sözcükleriyle isyan ve eşitliğin ideolojisini inşa ederken öte yandan da ifadenin önemini ortaya seren bir portre çiziyordu. Engels'in hayatının pek de bilinmeyen kısmıyla ilgili olan bu roman, Genç Engels'in ailesinin ait olduğu sınıftan kopuşunu ve bu kopuş sürecinde hakikatle tanışmasını anlatıyor. Romanı okurken bir yandan Engels'in ideolojik gelişimini anlayacak, öte yandan da Engels'in yaptığı seçimlerdeki tavrına ve karakterine farklı bir açıdan yaklaşma şansı bulacaksınız... Tar k Dursun K., Yap Kredi Yay nlar, 328 s. Ege kıyısındaki küçük bir kasaba. Acımasız, gözü doymak bilmez, azgın bir deniz. Ekmeklerini canları pahasına denizden çıkaran deniz tutkunu sünger avcıları ve gözleri denizde onları bekleyen kadınlar. Denizin Kanı, Türkiye'nin çok partili bir düzene geçtiği 1945 sonrasında, emeklerine sahip çıkmak isteyen sünger emekçilerinin kendilerine denizden daha acımasız davranan bir sünger ağasına karşı giriştikleri mücadelenin çarpıcı anlatımı. Roman konusu kadar yer yer mitolojik göndermeler ve şiirsel doğa betimleriyle beslenen üslubuyla da dikkat çekiyor. Musa Budeiri, Yordam Kitap, Çev: ükrü Alpagut, 352 s. Filistin Komünist Partisi tarihi, Filistinli Araplar ile Yahudi göçmenlerin sınıf dayanışması temelinde ortaya koydukları politik çabanın tarihidir. Bu kitap, bir parti tarihi olmanın ötesinde; Arap ve Yahudi komünistlerin İngiliz Mandası olan Filistin topraklarında yürüttüğü enternasyonalizm mücadelesini, tarihe not düşmektedir. Filistin tarihinin ihmal edilen ya da unutulan bir dönemi aydınlatılırken, aslında İsrail Devleti'nin nasıl yaratıldığı da anlatılmaktadır. Kitap hazırlanırken, İngiliz ve İsrail arşivlerindeki konuya ilişkin belgeler titizlikle incelenmiş, gazete ve dergiler taranmış ve hepsinden önemlisi, anlatılan olayların tanığı olmuş parti üyeleriyle yüz yüze yapılan görüşmelerden yararlanılmıştır. Filistin Solunun tarihi ile ilgilenenler için bir kaynak olan bu kitap, yazar Musa Budeiri'nin yeni bir giriş yazısı ile okurlara sunuluyor. Anton Çehov, Everest Yay nlar Çev: Mehmet Özgül, 385 s. Everest Yayınları, edebiyat dünyasının tartışmasız en büyük isimlerinden biri olan Anton Çehov un tüm yapıtlarını yayımlamaya devam ediyor. Mehmet Özgül ün Rusça asıllarından yaptığı çevirileriyle kronolojik olarak yayımlanan Çehov kitaplığının yedinci cildi Kara Keşiş, yılları arasında yazılmış 13 öyküyü kapsıyor. Yazar Kara Keşiş te, kadın erkek hikâyeleri üzerinden giderek yaşam bunalımlarıyla boğuşan karakterlere eğiliyor. Üzerlerine çiğ damlaları düşmüş gür çiçeklerin boy attığı parkı, bahçeyi, saçaklı kökleriyle başı göklere eren çam ağaçlarını, çavdar tarlasını, geliştirdiği bilimi, gençliğini, cesaretini, sevinçlerini, güzelliğine doyamadığı yaşamı yardıma çağıracaktı... Halının üzerinde, yüzünün yanında oluşan kan birikintisini görüyor, bağırmak istediği halde duyduğu dermansızlık yüzünden bir şey söyleyemiyor, ama anlatılması zor, sınırsız bir mutluluk bütün bedenini dolduruyordu. Lütfiye ve Komşusu Beraber Ölü Şehrin Radyosu AKP ve Yeni Rejim Güney Dinç, Cumhuriyet Kitaplar, 278 s. Roman, yeryüzünün kana boğulduğu II. Dünya Savaşı yıllarında, barışın egemen olduğu aydınlık ve duru bir kentte geçiyor: İngilizlerden kaçan bir İtalyan kruvazörünün İzmir Körfezi'ne sığınmasıyla başlayan romanda, biri Türk, diğeri Levanten iki komşu ailenin birbiriyle kesişen öyküleri anlatılıyor. Bir yanda, 20. yy.'ın başında Osmanlı'nın çöküşüyle birlikte Midilli Adası'ndan Anadolu'ya göçen ailelerin yeni yurtlarında Yunan egemenliğine girmelerinin yarattığı şaşkınlık, diğer yanda gizemli Doğu'nun ticari olanaklarının çekiciliğine kapılarak İzmir'e yerleşmiş bir Levanten ailenin anıları... Çanakkale'de şehit düşen Mülazımıevvel Nail Bey'in, eşi Lütfiye'ye gönderdiği tarihi belge niteliğindeki mektuplar... İtalyan kruvazörünün komünist makine subayı ile Levanten ailenin kızı arasındaki sevgi... Ve savaş sonrasında yaşanacak toplumsal ayrışmanın ilk belirtileri... Richard Sennett, Ayr nt Yay nlar, Çev: lkay Özküralpli, 352 s. Bir üçleme olarak tasarlanan kitaplardan ilki Zanaatkâr dan sonra, ikinci kitap Beraber de Richard Sennett günümüzün son derece kabileci, yarışmacı ve benmerkezci dünyasında işbirliği yapmayı, ortaklaşmayı nasıl öğrenebileceğimizi sorguluyor. Irksal, etnik, dinsel ya da ekonomik olarak çok farklı insanlarla bir arada yaşamak bugünkü medeni toplumların karşısına dikilen en önemli sorunlardan biridir. Genel olarak bizim gibi olmayan insanlarla ilişkiye girmekten kaçarız ve modern politikalar bir kent politikasından çok bir kabile politikasına yakındar. Richard Sennett, görünenin ötesini düşünmeye kışkırtan bu kitabında, kabileciliğin, bencilliğin nedenleri üzerinde dururken, bu konuda neler yapılması gerektiğini de tartışıyor. enol Erdo an, Alt k rkbe Yay nlar, 128s. Bu kitabın yazarı, elinde olmayan nedenlerden dolayı militarist yaşamının bir bölümünü Kuzey Irak olarak adlandırılan bölgede, (Zaho, Zap vs.) mevkilerinde geçirmek zorunda kaldı. Geri kalanını ise bu coğrafyanın etekleri kadar yakın diğer benzer coğrafyalarda (Şemdinli, Çukurca vs gibi). Bu kitabın yazarı, bahsettiği dönemi yaşarken İsevi takvim 1997 tarihini gösteriyordu. Bu kitabın yazarı, 15 yıldır tarif edemediği hislerle yaşıyor ve bunlar en nihayetinde ne kadar ötelemeye çabalarsa çabalasın harflere evrilip cümlelere dönüştü. O aslında zihnine kaydettiği ve ne denli uğraşsa da silemediği görüntüleri parçalar halinde bir araya getirme denemesinde bulundu. Mevzu ettiği süreçte hiç not almadı, hiç yazı yazmadı, hiç fotograf çekmedi, hiç kayıt yapmadı. Ama beynine kim dokunabilirdi ki yaşadıkça... Fatih Ya l, Tan Kitabevi Yay nlar, 362 s. Fatih Yaşlı'nın kitabı, AKP'nin ve yapmak istediklerinin ne olduğuna ilişkin 2011 sonrasında alevlenen bu tartışmaları bir anlamda öngören ve bu tartışmalara siyasi/kuramsal bir müdahalede bulunma çabasının ürünü olan yazılardan oluşuyor. Yaşlı, 2008 yılından bu yana çeşitli gazete, dergi ve haber sitelerinde kaleme aldığı yazılarında, "yeni rejim inşası" olarak adlandırdığı sürecin iç siyaset, ideolojiler alanı, dış politika, Kürt sorunu, Türkiye'de siyasi yaşamın farklı kanatları ve işçi sınıfı üzerindeki etkilerini ele alıyor öncesi dönemi bir tür kurumlar arası çatışma ya da vesayetin tasfiyesi olarak gören yaklaşımlara yönelik erken bir eleştiri niteliği taşıyan bu yazılar, söz konusu sürecin adını kurumları kesen bir iç savaş olarak koyuyor.

20 20 4 MAYIS 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ÇOCUKLAR İÇİN Hacer Kılcıoğlu nun Günışığı Kitaplığı ndan çıkan son kitabı Aydede Her Yerde, aynı gökyüzü altında yaşayan çocukların farklı öykülerini anlatıyor. Çinli Hong Chu dan Mısırlı Muhammet e, Mostarlı Mustafa dan Gıprıslı Salih e bütün çocukların ortak bir noktası var bu öykülerde: Aydede Aydede Her Yerde İREM HALIÇ Perşembeleri Çok Severim, Bugün Adım Kaktüs Benim, İzmir de Üç Çocuktuk gibi çocuk ve gençlik kitaplarıyla tanınan Hacer Kılcıoğlu nun Günışığı Kitaplığı ndan çıkan son kitabı Aydede Her Yerde, aynı gökyüzü altında yaşayan çocukların farklı öykülerini anlatıyor. Çinli Hong Chu dan Mısırlı Muhammet e, Mostarlı Mustafa dan Gıprıslı Salih e bütün çocukların ortak bir noktası var bu öykülerde: Aydede İlk olarak bostan bekçiliği yapan Diyarbakırlı Fırat çıkıyor karşımıza. OTURAN BO A YA DERT YANMAK Gece yarısı bostanı beklerken kurtların ulumalarından korkup dedesinin anlattığı masalları hatırlayarak sakinleşmeye çalışıyor, iyi niyetli yılanlar, kurtlara karşı mücadele eden inekler. Ah be diyor Fırat şimdi Diyarbakır da değil de dayıoğlu gibi Amerikalarda olmak vardı. Ardından hemen Amerikalardaki kuzen Derrin den Fırat a gelen mektubu okuyoruz. Onun hayatı Fırat ınki kadar zor değil tabi. Peşi sıra Çinli Hong Chu nun babaannesinin, ödev yapmamak için ağlamaya başlayan torununa verdiği öğütleri, mezar kazıcılığı yapan Mısırlı Muhammet in korkularını, babası gibi gondol kullanabilmeyi isteyen İtalyan Massimo nun turistlerle komik diyaloglarını okuyoruz. Kızılderili bir kız çocuğu olan Sıcak Gecenin Ayışığı nın annesi de meğer Ayışığı na kardeş getiriyormuş, çocukcağız annem hasta diye Oturan Boğa ya dert yanıyor. Kitabın sonuna doğrutarihi bir karakter çıkıyor karşımıza. Talihsiz bir devirde doğan savaş mağduru Anne Frank. Aylardır çıkmadığı sığınakta Kitty adını verdiği günlüğüne şöyle yazıyor: Sevgili arkadaşım Kitty, insanlar bir yandan savaş uçakları yapıyor, öte yandan hastaneler Ama o savaş uçakları o hastaneleri bombalıyor. Bari hiçbirini yapmasalar. Hayat güzel, yaşamak güzel, insanlar güzel. Korku kötü, korkarak yaşamak çok çok kötü Jose ve Maria ile de tanıştıktan sonra yazar bir sürpriz hazırlamış. Bir nesli yetiştiren, yeni neslin ancak kayıtlardan izleyebileceği, özlediğimiz dedemiz Barış Manço ya yer vermiş. 7 den 77 ye ekibiyle Atatürk ün doğduğu evi ziyaret ediyorlar. Çocuklar televizyondan, Aydede de yukardan izliyor. TE BAHÇE İşte Ata nın hayata ilk ıngaa sını sunduğu, Ali Rıza Bey le Zübeyde Hanım ın yatak odası. Nenni neni neni bebek oy! İşte mutfak; bembeyaz işli perdeler, tertemiz kalaylanmış bakır kaplar. Ne kadar mütevazı bir yer. Domates biber patlıcaaaaan! İşte bahçe! Çocuk Ata nın koşup durduğu, türlü çeşit oyunlar oynadığı bahçe. Ayrılık geldi başa katlanmak gerek Seni çok çok özledim arkadaşım eşşeeeeek Arkadaşım eş arkadaşım şek arkadaşım eşşeeeeeek Eğlenceli okumalar diliyoruz. (Aydede Her Yerde Hacer Kılcıoğlu Resimleyen: Reha Barış Günışığı Kitaplığı, s.143.) Çöp Plaza Miyase Sertbarut, Tudem Yay nlar, 152 s. Çocuklarını her türlü tehlikeden koruyarak yapay fanuslar içinde büyüten Elit City sakinlerinin çocuklarının sağlıkları büyük tehdit altındadır. Bağışıklık sistemleri çökmeye başlayan çocuklar yüksek yaşam standartlarına rağmen bitkin ve hastadır. Bunun üstesinden gelebilmek içinse tek bir çare vardır: kan nakli. Peki ama kimlerin kanı bu hastalıklı çocukların derdine deva olacaktır? Elit City başhekimi ve çocuk kliniği şefinin yaptıkları adice bir planla gereken tedavi yöntemi bulunur. Çözüm iki kilometre yakınlarındaki Gülova Mahallesi'nde saklıdır ve bu tedaviyi uygulayabilmek için mahalle çocuklarının yardımına ihtiyaç vardır. Yiyecek yemeklerini bile çöpten çıkaran bir mahalle halkının çocuklarıyla böylesi bir tedavi yönteminin nasıl bir ilişkisi olabilir? Yasa dışı yollarla başlatılan bu tedavi ne şartlarda uygulanacaktır? Measle ve Kötü Büyücü Ian Ogilvy, Epsilon Yay nlar, Çev: Buket Y lmaz, 208 s. Issız bir mahallede kimsenin yaşamadığı bir sokakta yalnızca bir evden zayıf bir ışık görünüyordu: Korkunç Tramplebone malikanesi! Burası, on buçuk yaşında, zayıflıktan kemikleri sayılan ve oldukça garip bir çocuğun, Measle'ın eviydi... Anne ve babasını yıllar önce kaybeden Measle, ona bakmakla yükümlü olan Basil'in koruması altındaydı ama macera dolu bu hikayede; başına ne geliyorsa hep bu adamın yüzünden geliyordu... Kılçık Uçurtma Handan Durgut, Can Çocuk, 208 s. Zeugma'dan çıktı yola, Kılçık adlı bir uçurtma! Sudan çıkmış bir balık ne bilir ki? Uçurtma balığının bütün bildiği, Zeugma'ya gelenlerden duydukları ve Okeanos'un anlattıklarıyla sınırlıydı. Ne zaman ki Fırat'tan çıktı, gökyüzüne yükselip yeryüzüne bakmaya başladı, Kılçık Uçurtma oldu adı. Rüzgâr esti o gezdi. Gördüklerini seyir defterine kaydetti. Öğrenmek hoşuna gitti. Bilgi sahibi oldukça merakı eksileceğine arttı. Bütün yolculuklara aslında kendimizi tanımak için çıktığımızı işte böyle anladı... Balaban ile Şakrak Arslan Sayman, Yap Kredi Yay nlar, 40 s. Her güne mutlulukla başlayan Marangoz Balaban bir sabah çok üzgün uyanır. Neden mi? Yapacak çok işi vardır. Prensese bir yatak, şaire masa, padişaha bir asa, çobana oturak, padişahın soytarısına bir kayı... Böyle uzayıp gitmektedir liste... Ama Balaban'ın elinde bir parça bile ağaç kalmamıştır... Doğayı çok seven Marangoz Balaban kara kara düşünmeye başlar, çünkü ormana gidip ağaç kesmek istememektedir. Derken gördüğü bir rüya sonrası ormanın karanlık bölgelerine doğru yola koyulur... Balaban ile Şakrak kitabına resimleriyle Cansu Kaykaç eşlik ediyor.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları.

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları. HASTA İŞİ İnsanların içlerinde barındırdıkları ve çoğunlukla kaçmaya çalıştıkları bir benlikleri vardır. O benliklerin içinde yaşadıkları olaylar ve onlardan arta kalan üzüntüler barınır, zaten bu yüzdendir

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Ertesi gün hastaneden taburcu olma vakti gelmi ti. Annesi odaya gelerek Can haz rlarken, babas hastane lemlerini yap yordu. Vitaboy hastaneden ç kman

Ertesi gün hastaneden taburcu olma vakti gelmi ti. Annesi odaya gelerek Can haz rlarken, babas hastane lemlerini yap yordu. Vitaboy hastaneden ç kman TABOY HASTA Vitaboy çok kötü bir rüya görüyordu. Rüyas nda karanl k bir yerdeydi. Kimse onun sesini duymuyordu. Yata nda k vran yordu. Birden uyand. Bütün bunlar bir rüyayd. Fakat kendini çok yorgun hissediyordu.

Detaylı

Cümlede Anlam İlişkileri

Cümlede Anlam İlişkileri Cümlede Anlam İlişkileri Cümlede anlam ilişkileri kpss Türkçe konuları arasında önemli bir yer kaplamaktadır. Cümlede anlam ilişkilerine geçmeden önce cümlenin tanımını yapalım. Cümle, yargı bildiren,

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA...

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... http://www.dw.de/müslüman-kadın-futbolcular-berlinde-buluş... GÜNDEM / ALMANYA ALMANYA Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu 'Discover Football'

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

Okulumuz Bilgisayar Programcılığı Bölümü öğrencilerinden Gizem COŞKUN Çanakkale Şehitlerine adlı şiiri okudu.

Okulumuz Bilgisayar Programcılığı Bölümü öğrencilerinden Gizem COŞKUN Çanakkale Şehitlerine adlı şiiri okudu. BASIN BÜLTENİ Selçuk Üniversitesi Akören Ali Rıza Ercan Meslek Yüksekokulunda 01.04.2015 tarihinde 100. Yılında Çanakkale yi Anlamak adlı konferans düzenlendi. Şehitlerimiz anısına yapılan saygı duruşu

Detaylı

BİR ÖMRÜN HİKÂYESİ. Erkek Öğrenci. Yıl 1881 Ilık rüzgarlar esiyordu Selanik ovalarında ; Dağ başka, sokaklar başka başka ;

BİR ÖMRÜN HİKÂYESİ. Erkek Öğrenci. Yıl 1881 Ilık rüzgarlar esiyordu Selanik ovalarında ; Dağ başka, sokaklar başka başka ; 1 BİR ÖMRÜN HİKÂYESİ Yıl 1881 Ilık rüzgarlar esiyordu Selanik ovalarında ; Dağ başka, sokaklar başka başka ; O gece en güzel yıldızlar kaydı, Nereden geliyordu bu aydınlık? Neydi insanları bu denli mutlu

Detaylı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı DÜNYA - SİYASET 2012 yılının Şubat ayında Tunus ta yapılan Suriye nin Dostları Konferansı nın ikincisi Nisan 2012 de İstanbul da yapıldı. Konferansta Esad rejimi üstündeki uluslararası baskının artırılması,

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu - Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

KASIM AYI VELİ BÜLTENİ

KASIM AYI VELİ BÜLTENİ 2010-2011 KASIM AYI VELİ BÜLTENİ Kasım Ayı ndan herkese Merhaba Sonbahar Mevsimi nin kendisini iyice hissettirmeye başladığı dopdolu bir Ekim Ayı nı geride bıraktık. Kasım Ayı nda yepyeni öğrenmelerin,

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

DUA ETTİĞİNİZDE. J. Robert Ashcroft. ICI Elemanlarıyla İşbirliği İçinde Hazırlanmıştır Resimler: David Cahill Çeviren: Hande Taylan ICI

DUA ETTİĞİNİZDE. J. Robert Ashcroft. ICI Elemanlarıyla İşbirliği İçinde Hazırlanmıştır Resimler: David Cahill Çeviren: Hande Taylan ICI DUA ETTİĞİNİZDE J. Robert Ashcroft ICI Elemanlarıyla İşbirliği İçinde Hazırlanmıştır Resimler: David Cahill Çeviren: Hande Taylan ICI Yeni Yaşam Yayınları İsteme Adresi: ICI P.K.: 33 Bakırköy İstanbul

Detaylı

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları ÇALIŞMA KAĞIDI - 1 Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına, yanlış olanların başına ise çiziniz. İlk cümle size yardımcı olmak için örnekte gösterilmiştir.

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir. Şiirlerin

Detaylı

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 Düzenleyen Administrator Salý, 15 Haziran 2010 Mersin Gazetesi KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 YAZIK Abidin GÜNEYLÝ-Mersin Küfürün adýný günah koymuþlar Etsem bana yazýk etmesem

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı. Filistin ile yatıp, Gazze ile kalkıyoruz.

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı. Filistin ile yatıp, Gazze ile kalkıyoruz. - Günlük siyaset acının üstünü nasıl örter? - Gazze yi ve Filistin i içselleştirmek yerine farz olarak görenlerin destansı trajik hali - BM Genel Sekreteri, AKP Kadın Kolları ve Hrant Dink Ortak paydası

Detaylı

Öğrencilerimiz TED Kayseri Kolejinde Ulusal Sorunları ve Çözümleri Tartıştılar

Öğrencilerimiz TED Kayseri Kolejinde Ulusal Sorunları ve Çözümleri Tartıştılar 2013 / 2014 SAYI: 04 Öğrencilerimiz TED Kayseri Kolejinde Ulusal Sorunları ve Çözümleri Tartıştılar Haftanın Bazı Başlıkları Sağ ve Sol Beynin Şifreleri Öğrencilerimiz TED Kayseri Kolejinde Ulusal Sorunları

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

BAŞINI BİRAZ DAHA YUKARI KALDIR

BAŞINI BİRAZ DAHA YUKARI KALDIR BAŞINI BİRAZ DAHA YUKARI KALDIR 1 Aralık 2008 de hilal şeklini almış ay ile Venüs yıldızı birbirlerine o kadar yaklaştılar ki, tam bir Türk Bayrağı görüntüsü oluştu. Ay ve Venüs ün bu hali bana hemen Üsküp

Detaylı

Walt Whitman. - şiirler - Yayın Tarihi: 9.4.2004. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Walt Whitman. - şiirler - Yayın Tarihi: 9.4.2004. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Walt Whitman - şiirler - Yayın Tarihi: 9.4.2004 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yasal Uyarı: Bu ekitap, bilgisayarınıza indirip kayıt etmeniz ve ticari olmayan kişisel kullanımınız için yayınlanmaktadır.

Detaylı

TÜRKÇE MODÜLÜ BİREYSEL EĞİTİM PLANI (TÜRKÇE DERSİ) (1.ÜNİTE) GÜZEL ÜLKEM TÜRKİYE

TÜRKÇE MODÜLÜ BİREYSEL EĞİTİM PLANI (TÜRKÇE DERSİ) (1.ÜNİTE) GÜZEL ÜLKEM TÜRKİYE (1.ÜNİTE) GÜZEL ÜLKEM TÜRKİYE KISA DÖNEMLİ MATERYAL YÖNTEM- i doğru kullanır. 1 2 3 4 Söylenen sözcüğü tekrar eder. Gösterilen ve söylenen nesnenin adını söyler. Gösterilen nesnenin adını söyler. Resmi

Detaylı

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma İÇİNDEKİLER Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma 1. FELSEFE NEDİR?... 2 a. Felsefeyi Tanımlamanın Zorluğu... 3 i. Farklı Çağ ve Kültürlerde Felsefe... 3 ii. Farklı Filozofların Farklı Felsefe Tanımları... 5 b.

Detaylı

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Detaylı

KAVRAMLAR. Büyüme ve Gelişme. Büyüme. Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır.

KAVRAMLAR. Büyüme ve Gelişme. Büyüme. Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır. KAVRAMLAR Büyüme ve Gelişme Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır. Büyüme Büyüme, bedende gerçekleşen ve boy uzamasında olduğu gibi sayısal (nicel) değişikliklerle ifade edilebilecek yapısal

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Minti Monti. Kızak Keyfi. Kızak Bir Kış Eğlencesi KIŞIN SOKAK Yeni Yıl Kartı Hazırlayalım Kar Hakkında Neler Biliyorsun?

Minti Monti. Kızak Keyfi. Kızak Bir Kış Eğlencesi KIŞIN SOKAK Yeni Yıl Kartı Hazırlayalım Kar Hakkında Neler Biliyorsun? Minti Monti Çocuklar için eğlenceli poster dergi Ücretsizdir Kış 2014 Sayı:12 ISSN: 2146-281X Kızak Keyfi Kızak Bir Kış Eğlencesi KIŞIN SOKAK Yeni Yıl Kartı Hazırlayalım Kar Hakkında Neler Biliyorsun?

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

Puslu Manzaralar. Yazar Volkan DURMAZ Cuma, 16 Ağustos 2013 09:35 - Son Güncelleme Cuma, 16 Ağustos 2013 09:44 1 / 9

Puslu Manzaralar. Yazar Volkan DURMAZ Cuma, 16 Ağustos 2013 09:35 - Son Güncelleme Cuma, 16 Ağustos 2013 09:44 1 / 9 1 / 9 2 / 9 "Ağır ağır hiçliğe giden bir salyangozum." Yazar: Volkan Durmaz Yunan Yönetmen Theo Angelopoulos un 1988 yapımı filmi Landscape in the Mist-Puslu Manzaralar [1], belirsizlik içerisinde beliren

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul Mustafa ŞAHİN 29 Eylül 2015 Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul Geçtiğimiz hafta İngiltere de Londra nın güneydoğusunda şirin bir kasaba ve üniversite şehri olan Greenwich teydik. Kasabadan adını

Detaylı

Yanlış Anlaşılan Faizci

Yanlış Anlaşılan Faizci Yanlış Anlaşılan Faizci Aslam Effendi Başka bir gün Tota 1, faizci Sherzad ile karşılaştım. Bu herif hasta olmalı. Düşünsene, para ödünç vererek faiz temin ediyor. Din bu işi yasaklıyor ama yine de aramızda

Detaylı

T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ

T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ DANIŞMAN:Özer YILMAZ HAZIRLAYAN: Erşad TAN,Tacettin TOPTAŞ İÇİNDEKİLER GİRİŞ I-İNANÇ TURİZMİ A- İnanç Kavramı

Detaylı

Mitosta, arkaik anaerkil yapı Ay tanrıçalığı ile Selene figürüyle sürerken, söylencenin logosu bunun tersini savunur. Yunan monarşi-oligarşi ve tiran

Mitosta, arkaik anaerkil yapı Ay tanrıçalığı ile Selene figürüyle sürerken, söylencenin logosu bunun tersini savunur. Yunan monarşi-oligarşi ve tiran Ay tanrıçası Selene, Yunan mitolojisinde, Güneş tanrısı Helios un kız kardeşidir. Ay ı simgeler. Selene de Helios gibi bir arabayla dolaşırdı. Selene nin arabasını iki at, katır ya da boğa çekerdi. Zeus

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

skandinav mesleki güvenlik ortam anketi

skandinav mesleki güvenlik ortam anketi NOSACQ-50- Turkish skandinav mesleki güvenlik ortam anketi Bu anketin amac bu i yerindeki güvenlikle ilgili görü lerinizi almakt r. Cevaplar n z bilgisayara i lenecek ve güvenilir biçimde tutulacakt r.

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

a 3 -<» rt3 ft3 Ö o\3 CO o\3 Ö o\3 CO v-< 0x3 Ö V-i -i» 3 Gezi / İlgaz Anadolu'nun Sen Yüce Bir Dağısın 0x3 Ö 0x3 Kitap / Kayıp Gül

a 3 -<» rt3 ft3 Ö o\3 CO o\3 Ö o\3 CO v-< 0x3 Ö V-i -i» 3 Gezi / İlgaz Anadolu'nun Sen Yüce Bir Dağısın 0x3 Ö 0x3 Kitap / Kayıp Gül ft o\ I V-i :p --( a * > Gezi / İlgaz Anadolu'nun Sen Yüce Bir Dağısın Kitap / Kayıp Gül Röportaj / Dr. Süleyman Ozüpekçe El Sanatları / Geleneksel Sanatlarımız/

Detaylı

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK HEYECANLI KİTAPLAR Serüven Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Kapak

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL Tel: 0216 492 0504, 0216 532 7545 Faks: 0216 532 7545 freex@superonline.com www.antenna-tr.org "Düşünce Özgürlüğü için 5. İstanbul

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU Yaş Dönem Özellikleri BÜYÜME VE GELİŞME Gelişme kavramı düzenli, sürekli ve uyumlu bir ilerlemeyi dile

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

CMK 135 inci maddesindeki amir hükme rağmen, Mahkemenizce, sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitine karar verildiği görülmüştür.

CMK 135 inci maddesindeki amir hükme rağmen, Mahkemenizce, sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitine karar verildiği görülmüştür. Mahkememizin yukarıda esas sayısı yazılı dava dosyasının yapılan yargılaması sırasında 06.05.2014 günlü oturum ara kararı uyarınca Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ndan sanık... kullandığı... nolu,

Detaylı

Devleti tarihsel bağlamında iki ayrı örnekte incelemek. Prof. Dr. İlyas DOĞAN, Sivil Toplum Anlayışı ve Siyasal Sistemler, Astana Yayınları, 2013

Devleti tarihsel bağlamında iki ayrı örnekte incelemek. Prof. Dr. İlyas DOĞAN, Sivil Toplum Anlayışı ve Siyasal Sistemler, Astana Yayınları, 2013 Devleti tarihsel bağlamında iki ayrı örnekte incelemek Prof. Dr. İlyas DOĞAN, Sivil Toplum Anlayışı ve Siyasal Sistemler, Astana Yayınları, 2013 Devlet tarihi bir gerçekliktir İşbölümünün en basit düzeyde

Detaylı

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ Prof.Dr.Coşkun Can Aktan Demokrasi konusunda hep Batı demokrasilerini örnek gösterir ve bu ülkelerde demokrasinin gerçekten işler olduğundan sözederiz.

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana.

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana. Konu: "Woyzeck ve "Matmazel Julie Adlı Eserlerde Kullanılan İmge ve Simgelerin Eserlerin Tezlerine Katkısı Adı-Soyadı: Halil İbrahim Yüksel No: 149 Sınıfı: 11-D WOYZECK VE MATMAZEL JULIE DE İMGE VE SİMGE

Detaylı

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri 1950 Sivas Gürün'de doğdu. 10 yaşlarında saz çalıp, türkü-deyişler okudu. 15 yaşında kendi yapıtı ilk plağıyla büyük üne kavuştu. Konser turneleri, kasetler, plaklar, uzunçalar, long playler ve günümüz

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

Dikkat! ABD Enerji de Yeni Oyun Kuruyor!

Dikkat! ABD Enerji de Yeni Oyun Kuruyor! Dikkat! ABD Enerji de Yeni Oyun Kuruyor! Dursun YILDIZ topraksuenerji 21 Ocak 2013 ABD Petrol İhracatçısı Olacak. Taşlar Yerinden Oynar mı? 1973 deki petrol krizi alternatif enerji arayışlarını arttırdı.

Detaylı

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri Dil Gelişimi Yaş gruplarına göre g temel dil gelişimi imi bilgileri Çocuklarda Dil ve İletişim im Doğumdan umdan itibaren çocukların çevresiyle iletişim im kurma çabaları hem sözel s hem de sözel olmayan

Detaylı

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdürlük Seçme Sınavlarına Hazırlık El Kitabı

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdürlük Seçme Sınavlarına Hazırlık El Kitabı T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdürlük Seçme Sınavlarına Hazırlık El Kitabı Ana Başlık Alt Başlık Sayfa Soru Düzeltme Olayları Ad Aktarması 6 - Ad Aktarması (Mecazı Mürsel) Kinaye 8 - Kinaye

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum ARTI YÖN ARTI YÖN Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum Hadan Türkal: Hayat adına kimse vazgeçmemeli S. 115 BAŞARI ENGEL TANIMAZ!

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

19 ARALIK 2011 PAZARTESİ

19 ARALIK 2011 PAZARTESİ DUYGU UYSAL 0852051 19 ARALIK 2011 PAZARTESİ Bugün sabah 9 dan akşam 10 a kadar dışarıda kalacaktım. Bu yüzden evden çıkmadan çok fazla parfüm sıkmıştım. Evden çıkarken ablam bütün evin benim parfümüm

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ - Basın Toplantısı Haber Küpürleri - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel 13.01.2015 Salı Adana İşi nde acayip soygun Bir Acayip Soygun Adana İşi adlı uzun metraj filmin çekimleri

Detaylı

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiyenin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ V GİRİŞ 1 A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 BİRİNCİ BÖLÜM: AVRUPA SİYASAL TARİHİ 1 2 I.

Detaylı

Başkan Acar Bursa da Sosyal Güvenlik Reformunu Anlattı

Başkan Acar Bursa da Sosyal Güvenlik Reformunu Anlattı Başkan Acar Bursa da Sosyal Güvenlik Reformunu Anlattı SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI FATİH ACAR: - 2008 YILINDA SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNİN TEMELLERİ ATILDI - İLAÇ VE TIBBİ MALZEME KONUSUNDA

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ 1 SONBAHAR VE YAPRAKLAR Sonbahar Mevsimin de gözlemlediğimiz hava olaylarını isimlendirdik. Sonbahar mevsimine ait giysileri ayırt ettik. Rüzgâr

Detaylı

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Mustafa Köz Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Resimleyen: Yasemin Ezberci Yayın Koordinatörü:

Detaylı

ABİDİN DİNO 1913-1993

ABİDİN DİNO 1913-1993 ABİDİN DİNO 1913-1993 Abidin Dino 23 Mart 1913,İstanbul`da doğdu. Ressam, karikatürist, yazar, film yönetmeni. Çok yönlü bir kültür adamı olan Abidin Dino, çağdaş Türk resminin öncülerindendir. 1933 yılında

Detaylı

Türkiye de çocuk, çocuk olmak ve. Türkiye de Çocuk Çalışmaları Konferansı 25.01.2013, ODTÜ Emrah Kırımsoy

Türkiye de çocuk, çocuk olmak ve. Türkiye de Çocuk Çalışmaları Konferansı 25.01.2013, ODTÜ Emrah Kırımsoy Türkiye de çocuk, çocuk olmak ve Türkiye de Çocuk Çalışmaları Konferansı 25.01.2013, ODTÜ Emrah Kırımsoy Türkiye de çocuk, çocuk olmak ve Mitler «Gelecek nesil!» «Bugünün küçüğü yarının büyüğü.» «Çocuklar

Detaylı

Panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymaktır.

Panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymaktır. Panel Nedir? Özellikleri Nelerdir? Nasıl Yapılır? Toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası içinde, uzmanları tarafında n tartışıldığı konuşmalara panel denir. Açık oturum ile

Detaylı

J. MELLAART ÇATALHÖYÜK Ü BULUNCA, TARİH DEĞİŞTİ

J. MELLAART ÇATALHÖYÜK Ü BULUNCA, TARİH DEĞİŞTİ J. MELLAART ÇATALHÖYÜK Ü BULUNCA, TARİH DEĞİŞTİ J. Mellaart, M.Ö. 7000 e uzanan Çatalhöyük ü 1958 de keşfetti. Çatalhöyük, tarım yapılan ilk köylerden biri olduğu için dünya tarihi yeniden yazıldı. James

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı