19 Mayıs Cad. Golden Plaza No. 1 Kat 10,34360 Şişli - İSTANBUL Tel. (212) / Faks (212)

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "19 Mayıs Cad. Golden Plaza No. 1 Kat 10,34360 Şişli - İSTANBUL Tel. (212) 373 77 00 / Faks (212) 355 83 16"

Transkript

1 USTAM VE BEN Yazan: EJifJafak Çeviren: Omca A. Korugan Yayın hakian: > Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş. Bu eserin bütün haklan saklıdır. Yayınevinden yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz, hiçbir şekilde kopya edilemez, çoğaitılamaz ve yayımlanamaz. T. baskı/ Aralık 2013 / ISBN Sertifika no: Kapak tasarım: Uğurcan Ataoğiu Kapak grafik tasarım: Handan Tepe Dijital illüstrasyon: Onur AynagÖz 8öiüm illüstrasyonları: Yiğit Karagöz Baskı: Mega Basım Yayın San. ve Tic A.Ş. Cihangir Mah. Güvercin Cad. No: 3/1 Baha İş Merkezi. A Blok Kat: Haramidere- İstanbul Tel. (212) Sertifika no: Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş. 19 Mayıs Cad. Golden Plaza No. 1 Kat 10,34360 Şişli - İSTANBUL Tel. (212) / Faks (212) / / Ustam ve Ben Elif Şafak

2 Çeviren: Omca A. Korugan (Yazarla birlikte) DOĞAN Getirdi acz, görüp aşk müşkül olduğun, Kamu hünerlere üstad gördüğün gönlüm. Fuzuli (16. yüzyıl Osmanlı şairi)... cümle âlemi gezdim de Bulamadım aşka değer bir nesne. Bu yüzden yabancıyım kendi halkıma, Ve sürgünüm onların arasından, Ermişlerin dostluğunu aradığımdan. Mira Bai (16. yüzyıl Hindu şairi) Ci«so Allah'ın yarattığı, şeytanın şaşırttığı bunca insandan sadece bir avucu keşfedebilmiş Arzın Merkezini - iyi ile kötünün, geçmiş ile geleceğin, ben ve sen ayrımının kalmadığı; zamanın hep bu an olduğu, kavgasız savaşsız bir asude diyar. Buldukları yer öylesine güzelmiş ki dilleri tutulmuş. Melekler hallerine acıyıp iki seçenek sunmuşlar. Şayet konuşma kabiliyetlerini geri almak istiyorlarsa, gördüklerini unutmaları gerekiyormuş. Her şey silinecek ama kalplerinde bir boşluk kalacakmış. Eğer

3 gördüklerini hatırlamayı tercih ediyorlarsa, o zaman da zihinleri bulanacakmış. Böylece, kimsenin bilmediği o beldeye varanların yarısı, yüreklerinde bir eksiklik duygusuyla dönmüş. Yarısı da akılları karışmış halde. Hasret çekenlere âşıklar denmiş; kafasında sorular olanlara da şâkirtler. Birinciler aşkı öğrenenlermiş, İkinciler ise öğrenmeye âşık. Böyle derdi ustam Sinan, biz dört çırağına. Başını yana eğip gözlerimizin içine bakardı, ruhumuzu görmek istercesine. Biliyorum doğru değildi böyle düşünmem; kimdim ki ben, cahil bir oğlan, ama ne vakit ustam bu hikâyeyi anlatsa, diğer üçünden ziyade bana hitap ettiği hissine kapılırdım. Sanki bir şey vardı benden, en genç çıkağından beklediği. Bakışları yüzümde oyalanırdı. Gözlerimi kaçırırdım onu hayal kırıklığına uğratmaktan korkarak. Kim bilir, belki de anlamıştı huyumu. Daha başından biliyordu ne kadar azimli bir öğrenci olacağımı ama iş sevmeye ve sevilmeye gelince kep geride, kep acemi kalacağımı. Keşke geçmişe bakıp diyebilsem ki, öğrenmeye sevdalandığım kadar sevmeyi de öğrendim şu hayatta. Ama yalan söylersem yarın bir gün cehennemde benim için de bir kazan kaynayabilir. Zira çok yaşlandım. Bir çınar ağacıyım; bir ayağım burada, bir ayağım çukurda. Biz altı can idik: Usta, dört çırak ve beyaz fil. Beraber yaptık her şeyi. Köprüler, camiler, medreseler, kervansaraylar inşa ettik. O kadar uzun zaman Önceydi ki hafızam hatıraları eritip som bir sızıya çevirdi. Yüzlerini bile unuttum. Ne tuhaf, sözleri hatırlıyorum oysa; verdiğimiz ve sonra tutamadığımız tüm sözleri. Etten kemikten yapılma suratları unutup, nefesten müteşekkil kelimeleri hatırlamak ne garip. Hepsi gittiler. Tek tek. Bir ben kaldım geride. Neden onlar öldü, bense bu yaşa kadar durabildim Tanrı bilir. Her gün düşünüyorum maziyi. Geride bıraktığım şehri. İnsanlar yürüyüp geçiyordur şimdi; görmeden, düşünmeden. Zannediyorlar ki etraflarındaki binalar ta Nuh Nebi den

4 beri orada. Halbuki biz yükselttik onları; günbegün, senebesene. İstanbul dediğin unutkanlıklar şehri. Orada her şey suya yazılmış. Ustamın eserleri hariç, onunkiler taşa kazınmış. O taşlardan birine bir str sakladık. Çok zaman geçti üzerinden, nice alametler birikti ama hâlâ orada olmalı, bıraktığımız noktada. Bilmem bulan çıkar mı? Bulsa bile anlar mı? Ustamdan geriye kalan yüzlerce eserden ve binlerce, binlerce taştan bir tanesi var ki, altında gizli Arzın Merkezi. Agra/Hindistan-ı 632

5 O İstanbul 122 Aralık 1574 Karanlığın derinlerinden gelen tok ve tehditkâr gürlemeyi duyduğunda vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Tanıyordu sesin sahibini: Kaplan. Yüz altmış okka ağırlığında, dört endaze boyunda kızıl-kahve kürklü bir Hazar kaplanı. Hayvanı kimin -veya neyintedirgin etmiş olabileceğini düşündü korkuyla. Şu anda cümle âlem uykuda olmalıydı - insanlar, hayvanlar ve cinler. Yedi tepeli şehirde, sokakları arşınlayan bekçiler hariç, sadece iki çeşit insan ayakta olurdu bu tekinsiz saatte: Ya ibadet edenler ya günaha meyledenler. Cihan da uyanıktı. Çalışıyordu. Çalışmak, bizim gibiler için ibadet sayılır derdi ustası. Biz duamızı da, niyazımızı da böyle ederiz. Peki ya Yaradan? O nasıl karşılık verir? diye sormuştu Cihan bir kez. Bize daha çok iş çıkararak tabii ki! Valla, şayet öyleyse senelerdir Kadiri Mutlak'a epey yakınlaşmış olmalıyım, diye geçirmişti aklından hınzırca. Zira bir değil, iki meşgalesi olduğundan, çifte ter döküyordu. Hem fil- bazdı, hem mimar çırağı. İki zanaatı vardı, iki tutkusu. Lâkin biricikti ustası. Hürmet ettiği, hayranlık beslediği ve içten içe, bir gün ondan daha mahir olmayı dilediği tek insandı Mimarbaşı Sinan. Haftada birkaç kez, ustası Cihan a ve diğer üç çırağına yeni bir vazife verirdi. Bazen tek göz bir kulübe resmetmek kadar basit olurdu ödevleri. Bazen daha çetrefil: Bir konağın sağlamlığından feragat etmeden içindeki sütunların nasıl azaltılacağım sorardı mesela; taşlan sıkıca tutan ama zamanla kuruyup çatlayan bir harcın yerine ne kullanılabileceğini; toprağın altından ve üstünden geçen su kanallannm zamanla tıkanmasına nasıl mâni olunabileceğini... Tüm bu sorulan kendi başlarına cevaplamalan gerekiyordu. Aralann- da fikir alışverişinde bulunabilir ama katiyen birbirlerinin taslaklanna göz atamazlardı. Mimari takım işidir derdi ustası. Çıraklık ise tam tersidir

6 14 maalesef Gene bir sefer dayanamayıp sormuştu Cihan: Neden müsaade etmezsin birbirimizin yaptıklannı görmemize? Çünkü karşılaştırırsınız. Şayet berikinin yaptığını kendinizinkinden hakir bulursanız, kibir düşer kalbinize. Yok eğer diğerininki daha âlâ gelirse, bu sefer de başlar haset içinizi kemirmeye. Her halükârda zehirdir bünyeye. Bir çırak için en hayırlısı, hiç bakmamaktır diğer çıraklann işlerine. Hassa mimarlarının başı olarak Üstat Sinan ın yüzlerce talebesi, binlerce işçisi ve bir o kadar ona bağlı neferi vardı. Fakat senelerdir hep aynı dört çırakla yakından çalışırdı. Gerçi birer birer hepsi kalfalık mertebesine ermişti ama herkes onlardan hâlâ çar-çırak diye bahsederdi. Nasıl ki dört maddeden oluşmuşsa kâinat -su, ateş, hava ve toprak onlar da kendi evrenlerinde anasır-ı erbaa idi. Dördünün de karakteri farklıydı. Adeta ayrı unsurlardan yapılmışlardı: cam, metal, tahta ve mermer. Kimse bunu dillendirmese de herkes bilirdi ki gün gelip, ustalarının fani ömrü tükendiğinde, onun yetiştirdiği bu dört oğlandan biri yerini alacaktı. Cihan, Sinan ın çıraklarından biri olduğu için mutluydu ama inanmakta güçlük çekiyordu bu kadar yükselebilmiş olmasına. Elinin altında o kadar kabiliyetli içoğlam odaları talebesi varken ustası tutup onu -basit bir hizmetkâr, sıradan bir hayvan terbiyecisiseçmişti. Bunu bilmek Cihan a gurur değil, endişe ve evham veriyordu. Hayatında hiç kimse ona Sinan gibi destek çıkmamıştı. Bunca zamandır emrinde çalışıyordu ama ona inanan bu insanı hüsrana uğratmaktan hâlâ korkuyordu. Bu haftaki görevleri, pencereleri sivri kemerli ve üstü kubbeli bir hamam resmetmekti. Üstadın talebi gayet açıktı: Sekizgen göbektaşı yüksekçe olacak, altına yerleştirilecek kazan dairesinin hararetiyle ısınacak; duvarların içine gizlenmiş dehlizler vasıtasıyla duman tahliye edilecek; girip çıkan erkeklerle kadınlar birbirlerini görmesin diye hamamın iki ayn kapısı olacak ve bunlar iki ayn sokağa açılacaktı. İşte gecenin o geç vaktinde Cihan, Topkapı Sarayı nın

7 hayvanat bahçesindeki barakasında, kabaca yontulmuş bir masada oturmuş, bununla uğraşmaktaydı. Arkasına yaslanarak çatık kaşlarla resmini inceledi. Zarafetten ve ahenkten mahrum buldu eserini. Halvetlerin üzerindeki küçük kubbeleri oturtamamıştı. Hep böyleydi, kubbe tasarlamakta zorlanıyordu. Binalar değil, tepeleriydi onu uğraştıran. Damlarla cebelleşeceğine tırnaklarıyla temel kazmayı tercih ederdi. Çatılardan hepten kurtulmanın bir imkânı olsaydı keşke - âdemoğulları, havvakızlan gökyüzünün altında apaçık ve özgürce yaşayabilseydi; yıldızları seyredip, yıldızlarca seyredilmeyi göze alarak. Tam yeniden çizmeye başlayacakken -saray kâtiplerinden kâğıt aşırmıştı- bir kez daha kaplanın sesini duydu. Tüyleri diken diken oldu. Nefesini tutup kulak kabarttı. İnsanın kanını donduran cinsten bir ihtar sesiydi işittiği. Görünmeyen bir düşmana, daha fazla yaklaşmaması için savrulmuş bir tehdit! Cihan kapıyı usulca açtı ve etrafı saran kesif karanlığa dikti gözlerini. Bir hırlama daha yükseldi o anda, diğerlerinden de tehditkâr. Aniden öteki hayvanlar da başladı feryada: Papağan bir çığlık attı kuytuda; gergedan böğürdü; ayı öfkeyle homurdandı; aslan kükredi; leopar tıslayarak gözdağı verdi. Tavşanlar, ne vakit korkuya kapılsalar yaptıkları gibi ayaklarıyla pat pat yere vuruyordu. Maymunlar, sayıları beş olmasına rağmen bir orduya bedel patırtı çıkarıyordu. Bu arada atlar ahırlarında huzursuzca kişnemekteydi. Bütün bu curcunanın orta yerinde kısa, kesik bir homurtu çalındı kulağına; gürültüye dahil olmak istemezmiş gibi gönülsüzce bir çıkış. Beyaz filin sesiydi bu. Sevgili Çota! Belli ki bir şey ürkütmüştü bütün bu mahlukları. Bu her neyse, hâlâ etrafta, hatta yakında olabilirdi. Yağ kandilini eline alıp avluya çıktı. Otlardan ve bitkilerden yükselen baygın bir rayiha hâkimdi serin havaya. Daha iki adım atmıştı ki bir ağacın altına toplaşmış, fısıldaşan hayvan terbiyecilerini fark etti. Geldiğini görünce başlarını kaldırıp baktılar. Kaygılan yüzlerinden okunuyordu. Neler oluyor?' diye sordu Cihan. Hayvanlar gergin dedi zürafa terbiyecisi Dara, kendi daha da

8 16 gergin. Belki kurt dadanmıştır dedi Cihan. Ne de olsa daha evvel başlanna gelmişti. Takriben iki sene evveldi. Bıçak gibi keskin ve soğuk bir kış gecesi kurtlar şehre inmiş; Yahudi si, Müslüman ı, Hıristiyan ı demeden tekmil mahalleleri basmışlardı. Bir iki tanesi, nasıl olduysa, sarayın kapılanndan içeri sızmış, haşmetli sultanın ördek, kaz, kuğu ve tavus kuşlanna musallat olmuştu. Amma kargaşa çıkmıştı. Günlerce çalıların altından kanlı kuş tüyleri toplamışlardı. Fakat şimdi ne kar vardı ortada, ne de öyle fevkalade bir ayaz. Hayvanlan huylandıran şey, sarayın dışından değil, içinden geliyordu. Her köşeye bakın dedi aslan terbiyecisi Olev - yukarı kıvrılan bıyıklan ve alev rengine çalan uzun saçlanyla iriya- n bir adamdı. Bu cıva gibi hareketli, adaleli hizmetkâr, herkesten hürmet görürdü. Olev in haberi olmadan kimse adım atamazdı. Aslanlara ve kaplanlara söz geçirebilen kişi, sultanın dahi az biraz gıpta ettiği biriydi. Sağa sola dağılıp ahırları ve ağılları, kümesleri ve kafesleri yokladılar; kaçak hayvan var mı diye baktılar. Sultanın yaban hayvan koleksiyonundaki cümle mahlukat yerli yerinde görünüyordu. Aslanlar, maymunlar, sırtlanlar, leoparlar, yassı boynuzlu erkek geyikler, tilkiler, kakımlar, vaşaklar, yabankeçileri, yabankedileri, ceylanlar, tavus kuşlan, yabani katırlar, dev kaplumbağalar, karacalar, devekuşları, ördekler, kuğular, kazlar, kirpiler, kertenkeleler, tavşanlar, yılanlar, zebralar, zürafa, kaplan ve fil. Cihan Çota ya bakmaya gittiğinde, ağırlığı doksan kantan aşkın, boyu neredeyse beş arşın olan beyaz fili ürkmüş ve huzursuz buldu. Koca kulaklan rüzgârla dolmuş yelkenler gibi açılmıştı. Huyunu suyunu gayet iyi bildiği hayvana gülümsedi. Ne oldu? Tehlike kokusu mu aldın? diye sordu Cihan. Her daim kuşağının içinde hazır bulundurduğu bademlerden bir avuç uzattı. Hayatında bir ikramı reddettiği vaki olmayan Çota gözlerini

9 kapıdan bir an olsun ayırmadan hortumunu kıvırdı, bademleri ağzına attı. Devasa ağırlığını yere sabitlediği ön ayaklarına vererek durdu; uzaklardan gelen bir sese kulak kabarttı. Sakin ol! Korkacak bir şey yok dedi Cihan tatlı tatlı, ama söylediğine ne kendini inandırabildi, ne fili. Tekrar bahçeye çıktığında Olev in sesi çalındı kulağına. Her yere baktık! Hiçbir şey yok! Ama hayvanlar durmuyor... diye itiraz edecek oldu birisi. Olev adamın lafını keserek Cihan ı işaret etti. Hintli doğru söyler. Kurttu zaar. Veya çakal. Her halükârda belli ki gitmiş. Hayvanlarınızı sakinleştirin. Beceremezseniz zıbarıp yatın. Haydi, uzatmayın. Bu defa kimse itiraz etmedi. Başlarım sallayıp mırıldanarak dağıldılar. Hatır hutur sert, üstelik bitli pireli de olsa, bildikleri tek sıcak yerdi ottan döşekleri. Oraya döndüler ayaklarını sürüye sürüye. Bir, Cihan kaldı geride. Sen gelmiyor musun Hintli? diye seslendi timsah bakıcısı Kato. Birazdan dedi Cihan. îç avludan yükselen bir inilti dikkatini çekmişti. Aldı yanm bıraktığı çizimdeydi. Ertesi gün ustasına teslim etmeliydi. Buna rağmen barakasına gitmek için sola döneceğine sağa, iki avluyu birbirinden ayıran duvara doğru seğirtti. En uçtaki leylağa yöneldi. Ne çok hatırası vardı bu ağacın altında. Onun ve sevdiceğinin. Yüreği sızladı. Şu dalların dili olsa da anlatsalardı. Bunu düşünmesiyle pişman olması bir oldu. îyi ki yoktu ağaçların ağızlan. İsmini bile anamadığı o sevgiliyle arasında geçen her şey bir sırdı ve hep öyle kalmalıydı. Az ötede duran bir gölge fark etti. Eli ayağı buz kesti. Az kalsın arkasına bakmadan kaçıp gidecekti. Ancak tam o anda dönüp yüzünü gösterdi karaltı: Sibiryalı Taraş. Bin musibetten, kırk illetten, her felaketten sağ çıkmayı başaran bu adamcağız herkesten daha eskiydi buralarda. Yaşını bilen yoktu. Kendi dahil. Neler görmemişti ki. Kudretlilerin devrilişine, en azametli kavukları

10 18 taşıyan kafaların çamurlarda yuvarlanışına şahit olmuştu. Sadece iki şey bakidir, derdi hizmetkârlar. Bir, Sibiryalı Taraş, bir de Osmanlı saltanatı. Gerisi fanidir... Sen misin Hintli? diye sordu Taraş. Hayvanlar uyandırdı seni de, ha? Öyle. Bir ses duydun mu az evvel? İhtiyar adam cevap vermedi. Şuradan geldi diye ısrar etti Cihan, boynunu uzatarak. Önü sıra kara akikten bir kütle gibi dikilen duvara baktı. Sarayın üstüne çöken sis, aralarında fısıldaşan hayaletlerle doluymuş gibi geldi birden. Tüyleri ürperdi. Kof bir çatırtı aksetti avlunun beri tarafından. Ardından ayak sesleri dökülüverdi şelale gibi, sanki bir sürü insan koşuşturuyordu sağa sola. Derken bir âdemoğlundan çıkamayacak kadar vahşi bir feryat yükseldi sarayın bağrından. Hızla sustu ya da susturuldu; boğuk bir hıçkırığa dönüştü. Bir köşeden başka bir çığlık yırttı geceyi. Belki de ilkinin kayıp bir yankısıydı, kim bilir? Sonra aniden her şey sessizliğe gömülüverdi. Cihan gayriihtiyari duvara doğru hamle etti. Nereye gidiyorsun çılgın? diye fısıldadı Taraş, gözleri çakmak çakmak. Yasak! Neler oluyor merak ediyorum. Bizi alakadar etmez dedi ihtiyar. Uzak dur. Cihan bir an tereddüt etti. Gidip bir bakayım. Eğer bir şey göremezsem hemen dönerim. Taraş iç geçirdi. Yapma desem, dinlemezsin biliyorum. Aman ha, içerilere girmeye kalkma evlat. Duvara yakın kal. Anlıyor musun? Tasalanma, gitmem bir yere. Ey, peki. Ben burada beklerim seni. Dönene kadar uyumam. Tapma desem, dinlemezsin biliyorum dedi Cihan muzip bir tebessümle. Bir avludan berikine geçmek o kadar kolay değildi. Ama Cihan

11 etrafına hâkimdi. Ne de olsa geçenlerde ustasıyla beraber saray mutfaklarının onarımında çalışmıştı. Birlikte haremin bazı kısımlarını da büyütmüşlerdi. Son zamanlarda hatırı sayılır şekilde artmıştı ya saray nüfusu, ha bire eklemeler yapmak gerekiyordu. Tadilat esnasında işçiler esas kapıyı kullanmamak için duvarda bir delik açıp kestirme yol yaratmıştı. Çini sevkiyatında gecikme olunca burayı pişmemiş tuğla ve kille geçici olarak kapatmışlardı. Çiniler teslim alınır alınmaz devam edecekti inşaat ve tamirat. Bir elinde kandil, öbür elinde sopa, duvara vura vura ilerledi. Bir müddet hep aynı tok sesi işitti. Tak-tak-tak. Derken, boş bir yankı geldi. Durdu. Dizlerinin üstüne çökerek en alttaki tuğlaları itti var gücüyle. Duvar önce mukavemet gösterdi. Sonra geçit açıldı. Dönüşte almak üzere kandili oracığa bira Atı ve sürünerek delikten içeri daldı. Dirsekleri ve ayak bilek leri çizilse de iç avluya geçmeyi başarmıştı. Ay m şavkıyla esrarengiz bir aydınlığa bürünmüştü bahçe. Gün ışığında kırmızı, pembe ve yeşilin en parlak tonlarına sahip kış bitkilerine şimdi adeta madeni bir cila vurulmuştu. Gümüşi bir deniz gibi çalkalandı toprak. Cihan m kalbi öyle hızlı ve yüksek atıyordu ki bilileri duyacak diye ödü patladı. Dinlediği birbirinden korkunç hikâyeler geldi aklına: Zehirlenen haremağalarına, kellesi uçurulan vezirlere, Boğaz m sulanna atıldıkları esnada hâlâ kıvranmakta olan çuvallara dair rivayetler üşüştü zihnine. Ürperdi. İstanbul da nice mezarlık tepelerde ve yamaçlarda, nicesi de denizin yedi kulaç altında değil miydi? Usulca ilerledi. Az ötede, dallarından eşarplar, mendiller, kurdeleler, kolyeler ve danteller sallanan bir ağaç vardı: Adak Ağacı. Haremdeki cariyeler ve halayıklar, ne vakit Allah tan başka kimseye aşamayacakları bir sırları olsa, ha- remağalanndan birini kandırıp kendilerine ait bir nesneyi buraya yollarlardı. Bu eşya bir dala bağlanırdı; ister istemez, bir başkasımnkinin hemen yanına. Bir kadının gönlünden geçenler ekseriya bir başkasmınkine taban tabana zıt olduğundan, çelişen dilekler ve çekişen dualarla yüklüydü ağaç.

12 20 Gene de akşam esintisinin kıpırdattığı yapraklarıyla huzurlu görünüyordu şu an. Öylesine huzurlu ki hatta, Sibiryalı Taras a daha fazla ilerlemeyeceğine dair söz verdiği halde, ağaca doğru yürümekten kendini alamadı Cihan.

13 Buraya kadar gelmişken, arkasındaki taş binaya bakmamak olmazdı. Otuz adımdan az bir mesafe vardı ikisinin arasında. Ağacın gövdesinin ardına saklanarak yavaşça başını uzattı ve derhal geri çekti. Bir daha bakabilmek için cesaretini toplaması gerekecekti. Gördü ki takriben bir düzine sağır-dilsiz, telaş içinde sağa sola seğirtmekte, bir girişten diğerine koşturmaktaydı, içlerinden bazıları ipek çuvallara benzer bir şeyler taşıyordu. Ellerindeki meşaleler karanlıkta iplik iplik patikalar bırakıyordu. Ne vakit iki meşalenin yolu kesişecek olsa duvarlara vuran gölgeler katmerleniyor, büyüyordu. Bu manzarayı neye yoracağını bilemedi Cihan. Toprağın kokusunu içine çekerek binanın arka tarafına hamle etti. Soluduğu hava kadar hafif ve sessizdi adımlan. Bir yarım daire çizerek avluyu kat etti ve en nihayetinde yan kapıya ulaştı. Tuhaf bir şekilde, hiç muhafız yoktu girişte. Düşünmeden içeriye daldı. Ne yaptığını düşünmeye başlasa dehşetten eli ayağı tutulurdu. içerisi rutubetli ve serindi. Ensesi terden sırılsıklam olmuştu. O kadar kasılmıştı ki farkında olmadan, çenesi ağn- yordu dişlerini sıkmaktan. Yan karanlıkta el yordamıyla ilerledi. Pişman olmak için çok geçti. Bundan sonra dönüş yoktu, bir tek ileri gidebilirdi. Duvarın dibinden adım adım devam etti. Karşısına çıkan ilk odaya kendini attı. Etrafa şöyle bir bakındı: Üstlerinde billur kâseler olan sedef sehpalar; minderlerle kaplı uzunca sedirler; Frenk diyanndan hediye gönderilmiş, tavandan asılmış süslemeli duvar halılan ve yerde gene o şişkin çuvallar. Arkasından kimsenin gelmediğinden emin olmak için ikide bir geriye bakarak ağır ağır çuvalları seyretti, ta ki kanını donduran o şeyi seçene kadar - hafifçe yırtılmış çuvaldan çıkan bembeyaz bir eldi bu. Kumaş yığınının altında, vurulmuş bir kuş gibi solgun ve cansız yatıyordu soğuk mermer üstünde. Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı Cihan; kalbinin çoktan kavradığını görmeyi reddetti gözleri. Derken kabullendi. El, bir kola bağlıydı; kol da küçümen bir gövdeye. Çuval değildi bunlar. Cesetti her biri. Çocuk cesetleri.

14 Titreyerek yaklaştı Cihan. Üzerlerindeki kumaşları yarı bellerine kadar indirince gördü ki hepsi de oğlandı; yan yana yatırılmışlardı, en uzun boylusundan en kısasına. En büyükleri neredeyse delikanlıydı, en küçükleriyse bebeklikten yeni çıkmıştı, ağzında süt kokusu. Saraylılara has kıyafetleri özenle düzeltilmişti, şehzadelere layık bir asalet içinde olsunlar diye. Huzurlu görünüyorlardı. Tenlerinin içinde bir mum saklıymışçasına parlıyordu çehreleri. Öyle ki bir an öldüklerinden şüphe etti. Kıpırdamıyor, konuşmuyorlardı ama belki de aklının hayalinin almadığı varlıklara dönüşmüşlerdi. Böyle zannetti bir an. Sonra aniden olanca çıplaklığıyla iniverdi hakikat. Dördü de boğulmuştu. İçi acıdı. Gözleri doldu. Dizlerinin bağı çözülmüş halde öylece kalakaldı. Hareket edemedi bir müddet. Ancak yaklaşan ayak seslerini duyunca silkip atabildi sersemliğini. Hızla düzeltti ölülerin örtülerini. Zar zor kuvvetini toplayarak fırladı. Ne bir dolap, ne bir sandık, saklanacak hiçbir yer yoktu. Çarnaçar, tavandan yere kadar uzanan saf ipekten rengârenk bir duvar halısının arkasına gizlendi. Bir dakika sonra sağır-dilsizler içeri girdi. Bir ceset daha getirmişlerdi. Onu da dikkatlice yerleştirdiler diğerlerinin yanma. Böylece cesetler beşe tamamlandı. îşte o an katillerden en dikkatli ve şüpheci olan, ölülerden birinin üzerinin yarım yamalak kapanmış olduğunu fark etti. Yavaşça yaklaştı. Emin olamadı acaba onlar mı bu halde bırakmıştı, yoksa biri mi arkadan gelip açmıştı. Eliyle bir işaret çaktı arkadaşlarına. Onlar da durdular. Şüpheyle etrafı süzmeye başladılar. îpek halının arkasında, duvardaki oyukta, Cihan soluğunu tuttu. Canilerle arasında incecik bir katman vardı, içle

15 rinden birisi elini kaldırıp şu halıyı aralamaya kalksa, yanmıştı. Saatlerce gizlenmeyi başarsa bile bu odadan sağ çıkması imkânsızdı. Öyle bir belaya sokmuştu ki dertsiz başını, onu kimse kurtaramazdı. Demek buraya kadarmış, diye düşündü acı acı; bütün hayatı, bunca çabası boşa gitmişti. Her ikisi de olaylardan habersiz, sıcak yuvalarında muhtemelen uyumakta olan sevgili filini ve saygıdeğer ustasını düşündü. Sonra âşık olduğu kadına gitti aklı. Çoktan yatmış olmalıydı. Hayatındaki bu üç kıymetli varlık kim bilir hangi tatlı rüyaları görürken, o burada, olmaması gereken bir mekânda bulunduğu ve görmemesi gereken cinayetlere şahitlik ettiği için öldürülecekti. Ve bunların hepsi bu kadar meraklı olduğu için başına gelmişti - öteden beri gem vurulmaz, uslanmaz bu huyundan ötürü. Sessizce sövdü kendine. Mezar taşma şunu yazsalar isabet olurdu: Burada merakı yüzünden canından olan bir gafil yatmakta Hem filbaz hem kalfa Cesur ve cahil ruhuna el fatiha Ne yazık ki bu son dileğini dahi tembihleyebileceği kimse yoktu yanında. Halının arkasına sindi sinebildiğince. Bildiği tekmil dualan okumaya başladı dehşet ve ter içinde. csvo Aynı gece İstanbul'un bir başka ucunda, geniş ve ferah bir konakta, kâhya kadın oturmuş tespih çekiyordu. Yanakları kuru üzüm gibi buruş buruş, zayıf gövdesi kamburdu. Gözleri ihtiyarlıktan kör olmuştu. Yine de, efendisinin evinin hudutları içinde olduğu müddetçe her şeyi mükemmelen görebiliyordu. Her köşe bucağı, her gevşek menteşeyi, merdivenlerde gıcırdayan her basamağı biliyordu. Bu çatının altını onun kadar iyi tanıyan ve evin efendisine onun kadar bağlı kimse yoktu. Bundan emindi kadıncağız. Hizmetkârların odalarından gelen horlama sesleri dışında çıt

16 24 çıkmıyordu koca mekânda. Arada bir, kütüphanenin kapalı kapısının ardından alçacık, belli belirsiz bir nefes duyuluyordu, o kadar. Yine geç saatlere kadar çalışmış olan Sinan orada uyuyordu. Genellikle akşam yemeğinden evvel, karısıyla kızlarının ikamet ettiği ve çıraklarıyla talebelerinin katiyen girmediği haremine çekilir, akşamlarını ailesiyle geçirirdi. Ama bu gece, pek çok kez olduğu gibi, kitaplarının ve kâğıt tomarlarının arasında uyuyakalmıştı. Kâhya kadın da halının üstüne bir döşek sermiş, yatak yapmıştı. Haddinden fazla çalışıyordu usta. Onun yaşındaki bir adamın çocukları ve torunlarıyla oturup dinlenmesi, doğru düzgün yemek yemesi ve bol bol ibadet etmesi gerekmez miydi? Kolunda bacağında ne takat kalmışsa onu da hacca gitmek için kullanmalıydı. Neden ahirete hazırlanmıyordu acaba? Yok şayet hazırlanıyorsa, o halde ne diye hâlâ inşaat sahalarında dolaşıp güzelim kaftanlarını toza çamura buluyor, kendini heba ediyordu? Kâhya kadın, efendisine içerlemekle birlikte esas onu bu kadar çalıştıran sultana ve vezirlere sitem etmekteydi içten içe. Hele o çıraklar yok mu! Ustalarının omuzlarındaki yükü hafifletmeyen o tembellere kızıyordu. Cahil oğlanlar! Artık oğlan filan sayılmazlardı ya. Dördünü de biliyordu kâhya. Nikola en iyimserleriydi ve rakamların diline de bir o kadar vâkıftı; Davud, kararlı ve ağırbaşlıydı ama bir o kadar inatçı; dilsiz olan Yusuf, geçit vermez bir orman gibi esrarlıydı; bir de şu Hintli filbaz Cihan vardı, bu niye böyle, şu nasıl çalışır, onu nasıl yaparız, diye daima sorular sorar, fakat verilen cevaplan nadiren dinlerdi, aklı bir kanş havada. Derin bir nefes alarak, gözlerinin içindeki uçurumu seyre daldı kâhya kadm. Derken, tespihin tanelerini çeken parmaklan yavaşladı. Elhamdülillah, Elhamdülillah... Mırıldanışı azaldı. Başı önüne düşüverdi. Uyku baldan tatlıydı. Bir an mı geçti, yoksa bir saat mi bilemedi sıçrayarak uyandığında. Uzakta bir gürültü vardı. Kaldıran taşlannm üstünde takırdayan nalların ve dönen tekerleklerin yankısını ayırt etti. Son sürat bir at arabası gelmekteydi; hem de sesinden anlaşıldığı kadarıyla onlara doğru. Üstat Sinan ın evi bu çıkmaz sokaktaki tek

17 konaktı. Araba köşeyi döndü mü onlardan başka gideceği yer yoktu. Hava birden soğumuş gibi bir üşüme geldi kâhya kadına. Dualar ederek, yaşından beklenmedik bir çeviklikle ayağa firladı. Yolunu bulmak için ne ışığa ihtiyacı vardı, ne yardıma. Tez adımlarla indi merdivenlerden, sofayı geçti, avluya çıktı. Setlere bölünmüş, bir havuzla süslenmiş ve her daim tatlı rayihalarla buram buram kokan bu bahçe, gelen her misafirin kalbini neşeyle doldururdu. Sinan, evine su taşımak için sultandan izin almış, her şeyi kendisi yapmıştı - düşmanlarının hasedini üzerine çekmek pahasına. Usulca dönüyordu şimdi su değirmeni. Hiçbir şeyin tekin olmadığı bu evrende az biraz da olsa istikrar vaat edercesine. Yukarıda, gümüşten bir orağa benzeyen ay bir bulutun arkasına saklandı. Bir an için gök ile yer aynı kurşuni renge bürünüp birbirine aktı. Kâhya kadının sağ tarafında kalan patikanın sonunda genişçe bir ağaçlık alan vardı; yamacın aşağısında da muhtelif sebze ve otları yetiştirdikleri bir bostan. Kadıncağız diğer yolu seçti; yukarıdaki büyük avluya doğru yürümeye başladı. Yolun bir yanında, suyu yaz kış buz gibi bir kuyu mevcuttu. Karşı köşede ise kenefler duruyordu. Onların uzağından geçti, her daim yaptığı gibi. Geceleri cin taifesi helaların etrafında toplanır, düğün yapardı. Onları rahatsız eden gafil öyle bir çarpılırdı ki yedi ceddi kurtulamazdı lanetten. Karanlıkta helaya gitmeye çekinirdi kâhya kadın. Lazımlık kullanmayı da sevmediğinden, mesanesinin insafına kalmamak için, akşam ezanından sonra ne bir şey yer, ne de içerdi. Sokağa açılan kapıya vardığında dışarıdaki sesler artmış, endişesi ikiye katlanmıştı. Şu hayatta kimseye hayır getirmeyeceğinden emin olduğu üç şey vardı: Ruhunu iblise satan adam; güzelliğiyle böbürlenen kadın ve sabahı bekleyemeye- cek kadar acil olan haber. Araba çok geçmeden gelip yüksek parmaklığın öbür yanında durdu. Atların soluması duyuldu evvela; akabinde sert ayak sesleri. Kâhyanın burnuna ter kokusu çalındı ama hayvanlardan mı geliyordu, adamdan mı bilemedi. Ziyaretçinin kim olduğunu öğrenmek için acele etmiyordu. Evvela Felak Suresi ni okuması lazımdı. Tam yedi kere. Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya

18 26 çıkaran Rabb'e, yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyip tüküren kadınların şerrinden... Bu arada ulak kapıya vurmaya başlamıştı. Nazik ama ısrarlı. Tez cevap verilmezse şiddetlenip yumruklamaya kadar varabilecek bir çalma tarzı. Nitekim öyle oldu. Bunun üzerine uyanan hizmetkârlar, ellerinde kandiller, geceliklerinin üstlerine aldıkları şallarıyla birer ikişer koşturdular bahçeye. Olacağı daha fazla geciktiremeyeceğini anlayan kâhya kadm kapının sürgüsünü çekti, Bismillahirrahmanirrahim. Aynı anda ay bulutların arkasından sıynlıverdi. Bir yabancı zuhur etti. Kısa boylu, tıknazdı; gözlerinin şekline bakılırsa Tatar olmalıydı. Omzuna astığı deri bir matarası, pek kasıntı bir hali vardı. Karşısında bu kadar çok insan bulmaktan hoşlanmadığı aşikârdı. Saraydan geliyorum diye beyan etti, lüzumundan yüksek sesle. Kimse bir şey demedi. Efendinizle konuşmam gerek dedi ulak. Omuzlarım dikleştirip tam içeri girecekti ki kâhya kadın elini kaldırarak durdurdu adamı. Sağ ayağınla mı giriyorsun? Ne? Şayet bu eşiği aşacaksan evvela sağ ayağım atmalısın. Bir an şaşkınlıkla ayaklarına baktı ulak. İhtiyatlı bir adım attı, doğru ayakla. İçeri girince, kendisini padişahın yolladığını, vazifesinin ehemmiyetini ifade etti. Bunca lakırdıya lüzum yoktu aslında. Saraydan geldiğini de, sultan tarafından gönderildiğini de herkes tahmin etmişti zaten. Başka kim bu saatte, böyle bir azametle dikilirdi ki tanımadığı insanların kapısına? Sermimar efendiyi saraya götürmem emrolundu dedi. Kâhya kadının suratı asıldı. Rengi ruhsan soldu. Boğazını temizledi, söyleyemediği kelimeler ağzım doldurdu. Daha yeni uyumuş olan efendisini kaldıramayacağını anlatmak isterdi, yapabilseydi. Ama böyle bir şey demedi elbette. Onun yerine mırıldandı: Bekle hele burada. Gözlerini boşluğa doğru kırpıştırarak başım çevirdi. Kerim,

19 haylaz oğlan, gel benimle. Kokusundan tanımıştı genç hizmetkârı. Kâhya önde, çocuk elinde kandiliyle peşi sıra eve girdiler. Merdivenler ayak- lanmn altında gıcırdadı. Kadıncağız kendi kendine gülümsedi. Yakın, uzak demeden her yere muhteşem binalar yapan efendisi, kendi evinin basamaklarını tamir etmekten âcizdi. Kütüphaneye girdiklerinde, huzur veren bir koku yaladı yüzlerini - kitapların, kâğıtların, mürekkebin, derinin, balmumunun, meşe rafların ve sedir ağacından sehpaların kokusu. Efendi, uyan hele diye fısıldadı kâhya kadın. Sesi ipek gibi yumuşacıktı. Yataktaki adamın nefes alışverişine kulak verdi. Bir daha seslendi, bu defa daha yüksek sesle. Bu arada, efendiye ilk defa bu kadar yaklaşma imkânı bulmuş olan oğlan da fırsat bu fırsat adamı inceliyordu. Uzun, kemerli burnuna, alnındaki derin çizgilere, düşünceli olduğunda çekiştirip durduğu, ağarmış gür sakalına baktı. Ellerine kaydı bakışları. Kuvvetli, kemikli parmaklan, nasırlı sert avuçlanyla, dışanda çalışmaya alışmış bir insanın elleriydi bunlar. Üçüncü seslenişte gözlerini açtı Sinan. Başucunda dikilenleri görünce bir gölge düştü yüzüne. Mühim bir hadise çıkmadıkça yahut şehir cayır cayır yanmadıkça bu saatte onu uyandırmaya cesaret edemeyeceklerini biliyordu. Bir ulak geldi dedi kâhya kadm. Saraydan beklerlermiş. Usulca kalktı Sinan. Hayırdır inşallah. Bir eliyle bir leğen tutup öbür eliyle ibrikten su dökerek ve kendini gayet önemli hissederek efendisinin yüzünü yıkamasına ve ardından giyinmesine yardım etti oğlan. Açık renk bir mintanın üstüne bir kaftan geçirdi Sinan; eski, kahverengi bir kaftandı bu, kalın ve yakası kürklü. Sonra üçü merdivenlerden indiler paldır küldür. Geldiklerini gören ulak başını eğdi. Affedin, sermimar efendi, rahatsızlık verdim, ama sizi saraya götürmem emro- lundu. Hazırım dedi Sinan. Kâhya kadın araya girdi. Oğlan da gelsin, yardım eder.

20 28 Kaşlarını çatan ulak dosdoğru Sinan a bakarak cevap verdi. Maalesef, sadece sizi götürmem emrolundu. Öfke, safra gibi doldurdu kâhyanın ağzını. Neredeyse adama çıkışacaktı ki Sinan elini kadının omzuna koydu. Merak etme. Bir şeycik olmaz Sinan ile ulak avludan çıkıp gecenin içine yürüdüler. Etrafta kimsecikler yoktu Sokak köpekleri bile ortalarda değildi her nasıl olduysa. Sinan arabaya yerleşince ulak kapıyı kapattı ve tek kelime etmeyen arabacının yanma oturdu. Atlar silkinerek hareketlendiler. Çok geçmeden son sürat mahallelerin içinden geçmekteydiler. içindeki sıkıntıyı hafifletmek için kadife perdeleri aralayıp dışarıyı seyre koyuldu Sinan. Haliç in yanındaki Yahudi mahallesini, ardından Arapların, Ermenilerin oturduğu muhitleri kat ettiler. Müslüman ı, gayrimüslimi, ne çok hayat vardı şu şehirde dillendirilmeyen. Daracık ve yamru yumru sokaklar boyunca dörtnala giderken, hüzünle boyun bükmüşçesine eğik dalların altından geçerken, hanelerinde uyuyan insanları düşündü konaklarındaki kodamanlan, kulübelerindeki fukaraları. En zenginlerin evleri bile ucuz malzemeden, ahşaptan, kireçten ve iyi fırınlanmamış tuğladan inşa ediliyordu. Yeterince kaya ve mermer getirilemiyordu İstanbul a. Bütün ömrü yağmur duasına çıkarcasına taş duası etmekle geçmişti. Nihayet durdu araba. Saray kâhyası, becerikli hareketlerle yardıma geldi. Sinan ile ulak devasa bir kapıdan geçerek avluya girdiler. Biraz geride, şikâyeti olanlann dilekçelerini sunduklan Deavi Kasn vardı. Orta Kapı dan sonra saray mektebinin hastanesini gördüler. Karanlıkta bir hayalet gibi parlayan oymalı çeşmenin yanından ilerlediler. Daha geçenlerde saray mutfaklarım tamir etmiş ve haremi genişletmiş olan Sinan civara aşinaydı. Hava serin ve duruydu. Mersin ağacı ve biberiye kokuları geliyordu hafiften. Akşamüstü yağmur yağmıştı; otla kaplı toprak, yumuşacık bir halı gibiydi ayaklarının altında. Muhafızlar kenara çekilerek geçmelerine izin verdiler. Fırtına bulutlarının rengine boyanmış binaya vardılar; rüzgârda titreşen meşalelerin aydınlattığı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Server Dede. - Server baba şu Bektaşilerin bir sırrı varmış nedir? Diye takılır, sula sorarlardı.

Server Dede. - Server baba şu Bektaşilerin bir sırrı varmış nedir? Diye takılır, sula sorarlardı. Server Dede Sultanahmet Meydanı nda Tapu ve Kadastro Müdürlük binasının arka tarafına geçerseniz, bir incir ağacının altında 1748 tarihli enteresan bir mezar görürsünüz. Mezarın baş kitabede buradan yatan

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

İLK OK UMA KİT APLARI

İLK OK UMA KİT APLARI İLK OKUMA KİTAPLARI Bu kitabın sahibi:... Altı yaşındaki Ugo bir sabah uyanmış ve bir de bakmış ki karnının üzerinde yeşil bir aslan oturuyor! Aslan şişman değilmiş ama pek ufak tefek de sayılmazmış.

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

5. Et et içinde, et fit içinde Dünya dümeni, onun içinde.

5. Et et içinde, et fit içinde Dünya dümeni, onun içinde. 1. a) Bende yapışık, sende yapışık Çam ağacı çamda yapışık. b) Sende de var, bende de var Bir kuru çöpte de var. c) Arifsiniz, zarifsiniz Kendinizi neden bilirsiniz? 2. a) Ağzı var, dili yok Canı var,

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana.

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana. Konu: "Woyzeck ve "Matmazel Julie Adlı Eserlerde Kullanılan İmge ve Simgelerin Eserlerin Tezlerine Katkısı Adı-Soyadı: Halil İbrahim Yüksel No: 149 Sınıfı: 11-D WOYZECK VE MATMAZEL JULIE DE İMGE VE SİMGE

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ

HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ Gürol Sözen HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ illüstrasyon: Gözde Bitir S. DESTANLAR VE MASALLAR Tarihsel Öykü Gürol Sözen HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ illüstrasyon: Gözde Bitir S. Bir Anadolu Masalı... Yayın

Detaylı

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde Tuğrul Tanyol Beyaz at Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde Karanlık avlularda oturdum İçimde vahşi tamtamları inlerken ölümün Tüm putların

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU UĞUR BÖCEKLERİ SINIFI KASIM AYI BÜLTENİ

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU UĞUR BÖCEKLERİ SINIFI KASIM AYI BÜLTENİ ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU UĞUR BÖCEKLERİ SINIFI KASIM AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR Kızılay Haftası (29 Ekim 4 Kasım) Atatürk Haftası (10-16 Kasım) Öğretmenler Günü (24 Kasım) SERBEST ZAMAN

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü Henry Winker İllüstrasyonlar: Scott Garrett Çeviri: Bengü Ayfer 4 GİRİŞ Bu sendeki kitaplar Dyslexie adındaki yazı fontu kullanılarak tasarlandı. Kendi de bir disleksik

Detaylı

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK HEYECANLI KİTAPLAR Serüven Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Kapak

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

Yayınevi Sertifika No: 14452. Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS

Yayınevi Sertifika No: 14452. Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS Yayınevi Sertifika No: 14452 Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS Genel Yayın Yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi Editörü: Ömer Faruk Paksu İç Düzen ve Kapak: Cemile Kocaer ISBN: 978-605-9723-51-0 1. Baskı:

Detaylı

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ AYIN TEMASI: OKULUM BEN KİMİM? *Kendi isimlerimizi söyleyerek, arkadaşlarımızla tanışma. *Sınıfımızı ve öğretmenimizi öğrenme. *Arkadaşlarımızın isimlerini öğrenme. *Okula

Detaylı

Delal Arya HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ. 5 Basım SIRLAR OTELİ. 2. Kitap

Delal Arya HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ. 5 Basım SIRLAR OTELİ. 2. Kitap Delal Arya Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ SIRLAR OTELİ HEYECANLI KİTAPLAR Serüven 5 Basım 2. Kitap Delal Arya Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ SIRLAR OTELİ 2. Kitap Yayın Koordinatörü:

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman:

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman: Hafta Sonu Ev Çalışması BALON Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını izleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl

Detaylı

I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri)

I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) I. BÖLÜM Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) Marifet, bize yâr olmayan sevgiliyi kalbimizin içinde öldürmek! İşte en haklı, en masum,

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN "Biz apartmanlara yabancıyız. Bir ailenin hayatında ev ocak en esaslı bir unsurdur. Bir odanın kapısını açtığım zaman, burada babam doğmuştu, bir sofaya çıktığım zaman, burada halam gelin olmuştu, bahçeye

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar?

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? 5 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile nedir? Aileyi oluşturan bireylerin

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ASLAN KRAL KORK. Resimleyen: Sedat Girgin

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ASLAN KRAL KORK. Resimleyen: Sedat Girgin Süleyman Bulut ASLAN KRAL KORK ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü Resimleyen: Sedat Girgin Süleyman Bulut ASLAN KRAL KORK Resimleyen: Sedat Girgin Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Son

Detaylı

TEHLİKELİ YOLCULUKLAR

TEHLİKELİ YOLCULUKLAR TEHLİKELİ YOLCULUKLAR Maun masanın sahibi, ciddi bakışlarını üstümden çekmiyordu. O izin verse ben de gözümden birkaç damla yaş çıkmasına izin verecektim. Doktorumun karşısında oturmuş, son sözlerini kavramaya

Detaylı

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer,

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY Anneciğim ve Babacığım, Mektubunuzda sevgili bebeğinizin nasıl olduğunu sormuşsunuz, hımm? Ben gayet iyiyim, sormadığınız için

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Çok Mikroskobik Bir Hikâye

Çok Mikroskobik Bir Hikâye Çok Mikroskobik Bir Hikâye ÜMMÜŞ PÖRTLEK İlköğretim Okulu nda sıradan bir ders günüydü. Eğer Hademe Kazım, yine bir gölgelikte uyuklamıyorsa, birazdan zil çalmalıydı. Öğretmenimiz, gürültü yapmadan toplanabileceğimiz

Detaylı

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır.

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır. Dersin Adı Tema Adı Kazanım Konu Süre : İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi : İnsan Olmak : Y4.1.2. İnsanın doğuştan gelen temel ve vazgeçilmez hakları olduğunu bilir. : Doğuştan Gelen Haklarımız :

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı

KONSTANTİNOPOLİS, 12 NİSAN 1204

KONSTANTİNOPOLİS, 12 NİSAN 1204 GÍRÍş KONSTANTİNOPOLİS, 12 NİSAN 1204 Başta onları duymadı. Bizans İmparatoru 5. Aleksios un, Hipodrom a yukardan bakan balkonundan yalnızca nal seslerini duydu. Belirsiz sürücüleriyle savaş arabaları

Detaylı

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 Düzenleyen Administrator Salý, 15 Haziran 2010 Mersin Gazetesi KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 YAZIK Abidin GÜNEYLÝ-Mersin Küfürün adýný günah koymuþlar Etsem bana yazýk etmesem

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

HİKÂYELERİMİZ FEN VE MATEMATİK ETKİNLİĞİ

HİKÂYELERİMİZ FEN VE MATEMATİK ETKİNLİĞİ HİKÂYELERİMİZ Annecim Anneler günü Paf ile Puf Tasarruflu olmalıyız İlk hediyem Dinozorun Evi İki inatçı keçi Karne heyecanı Geri dönüşüm Uzun zürafa Becerikli karınca Rapunzel Kırmızı başlıklı kız Hansel

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Kirpiklerimin Gölgesi

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Kirpiklerimin Gölgesi ŞEBNEM İŞİGÜZEL Kirpiklerimin Gölgesi ŞEBNEM İŞİGÜZEL 1973 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi nde antropoloji okudu. İlk kitabı Hanene Ay Doğacak 1993 yılında yayımlandı. Aynı yıl Yunus Nadi Öykü Ödülü

Detaylı

YAPACAĞIMIZ SANAT ETKİNLİKLERİ

YAPACAĞIMIZ SANAT ETKİNLİKLERİ KONULAR VE FAALİYETLER ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜLÜK Bu ünitede ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ün hangi şehirde doğduğunu, evini, annesinin ve babasının adlarını, soyadının neden olmadığını, ilk adının Mustafa

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

Kızım, evde köpek. bu köpeği eve? dedi. annesi. Zaten hep beni suçlarsın! dedi Cimcime. Mıyk! diye sızlandı köpek. Hemen gidecek bu köpek!

Kızım, evde köpek. bu köpeği eve? dedi. annesi. Zaten hep beni suçlarsın! dedi Cimcime. Mıyk! diye sızlandı köpek. Hemen gidecek bu köpek! Kızlar, ben geldim, dedi Gönül Hanım. Hav! Cimcime! Bu köpek nereden geldi? Sen zaten hiç köpek sevmiyorsun! dedi Cimcime. Evde köpeğin ne işi var? Miyav! Miyav! Miyav! diye ağladı kedi Köfte dığı odadan.

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK Resimleyen: Vaghar Aghaei cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri İç ve Kapak Tasarım: Gözde Bitir Tasarım Uygulama: Güldal

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın!

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! Kendini Tanıma Testi Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! İnsanlar sizin hakkınızda sandığınızdan farklı izlenimlere sahip olabilir. Gerçekten nasıl algılandığınızı siz de bilmek istemez misiniz? Bu teste

Detaylı

Almanya'da Yaşayan Trabzonsporlu Taraftarın 61 Plakanın İlginç Azmin Hikayesi

Almanya'da Yaşayan Trabzonsporlu Taraftarın 61 Plakanın İlginç Azmin Hikayesi Almanya'da Yaşayan Trabzonsporlu Taraftarın 61 Plakanın İlginç Azmin Hikayesi Yüksekova ve Cizre nin il yapılacağı duyuldu, 70 küsur ilçe Ben de istiyorum diye ayağa kalktı. Akhisar, Tarsus, Nazilli, Alanya,

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ 1 SONBAHAR VE YAPRAKLAR Sonbahar Mevsimin de gözlemlediğimiz hava olaylarını isimlendirdik. Sonbahar mevsimine ait giysileri ayırt ettik. Rüzgâr

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu nun bir kuruluşudur. Mahmutbey mh. Deve Kald r mı cd. Gelincik sk. no:6 Ba c lar / stanbul, Türkiye

Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu nun bir kuruluşudur. Mahmutbey mh. Deve Kald r mı cd. Gelincik sk. no:6 Ba c lar / stanbul, Türkiye Zehra Aydüz, 1971 Balıkesir de doğdu. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü nü bitirdi. Özel kurumlarda Tarih öğretmenliği yaptı. Evli ve üç çocuk annesi olan yazarın çeşitli dergilerde yazıları

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

KAYBEDİLENLER. Birkaç sene sonra iki nokta üst üste işaretini kaybetti ve davranış sebeplerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.

KAYBEDİLENLER. Birkaç sene sonra iki nokta üst üste işaretini kaybetti ve davranış sebeplerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. KAYBEDİLENLER Bir gün insan virgülü kaybetti; o zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise, ünlem işaretini

Detaylı

Özkan Öze. illustrasyonlar: Sevgi İçigen. Ö Z K A N Ö Z E 1974 yılında Adapazarı nda doğdu. Milli Eğitim. yayın no: 120 Elveda Ağustos Böceği / deneme

Özkan Öze. illustrasyonlar: Sevgi İçigen. Ö Z K A N Ö Z E 1974 yılında Adapazarı nda doğdu. Milli Eğitim. yayın no: 120 Elveda Ağustos Böceği / deneme Ö Z K A N Ö Z E 1974 yılında Adapazarı nda doğdu. Milli Eğitim hayatı lise son sınıfa kadar sürdü. Bütün bu süre içinde okumak ve yazmaktan daha önemli bir şey öğrenemedi. Lise yıllarında Zafer Dergisi

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Türkçe. 1. Hafta. 1. Sınıfı Hatırlıyorum. 1 Bilgin, hangi özellikleriyle övünürmüş? 2 Bilgin, ne yapmaktan hoşlanmazmış? 3 Bilgin, nasıl bir çocukmuş?

Türkçe. 1. Hafta. 1. Sınıfı Hatırlıyorum. 1 Bilgin, hangi özellikleriyle övünürmüş? 2 Bilgin, ne yapmaktan hoşlanmazmış? 3 Bilgin, nasıl bir çocukmuş? 1. Sınıfı Hatırlıyorum Türkçe 1. Hafta Aşağıdaki metni iki defa okuyunuz. Verilen soruları cevaplandırınız. BİLGİN Bilgin, sürekli açıkgözlülüğü ile övünen bir çocuktu. Sinemada bilet alırken, otobüs,

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı