Dini Milli değerleri uğruna Feda yı can eden aziz şehidimiz Bekir ÇİFTER in babası Sabit Amca ve Annesi Hayriye Anamıza; ülkücü gönüldaşlarımızın

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Dini Milli değerleri uğruna Feda yı can eden aziz şehidimiz Bekir ÇİFTER in babası Sabit Amca ve Annesi Hayriye Anamıza; ülkücü gönüldaşlarımızın"

Transkript

1 Dini Milli değerleri uğruna Feda yı can eden aziz şehidimiz Bekir ÇİFTER in babası Sabit Amca ve Annesi Hayriye Anamıza; ülkücü gönüldaşlarımızın mücadelesini kitaplaştırıp tarihi belge olarak sunulmasında teşvik ve gayretlerinden dolayı kendilerine teşekkür ederiz 1

2 KAYSERİ TÜRK-İSLAM ÜLKÜCÜSÜ ŞEHİTLER ALBÜMÜ ÜLKÜCÜ HAREKET İN ÜLKÜLERİ VE TARİHİ GEÇMİŞİ Mehmet Esat Halit ŞAHİN Ne mutlu onlara ki Bir küfür batağının Şerrine Dur dediler

3 KAYSERİ TÜRK-İSLAM ÜLKÜCÜSÜ ŞEHİTLER ALBÜMÜ ÜLKÜCÜ HAREKET İN ÜLKÜLERİ VE TARİHİ GEÇMİŞİ ARAŞTIRAN-YAZAN Mehmet Esat Halit ŞAHİN YAYIN KURULU Mete EKE İsmail ÜLGER Sabit ÇİFTER Mustafa ÖZTÜRK Necati ŞAHİN Mustafa SOLMAZ Resul ŞAHİN Ali BENLİ Alim GERCEL Ahmet KAPLAN Erhan SOLMAZ Mustafa TÜRKARSLAN Mehmet Esat Halit ŞAHİN YAYIN YÖNETMENİ Resul ŞAHİN- Mustafa TÜRKARSLAN-Ali ÇELİK-Yaşar ATİLLA İLETİŞİM KAYSERİ MHP İL TEŞKİLATI KAYSERİ ÜLKÜ OCAKLARI Mehmet Esat Halit ŞAHİN Çorakçılar Mah. Cengiz Topel Cad. 25/A Melikgazi/ KAYSERİ

4 BİRİNCİ BASKI: ISBN: X AĞUSTOS 2002 KAYSERİ ÜLKÜ OCAKLARI ADET BASILMIŞTIR İKİNCİ BASKI: ISBN NİSAN ADET BASILMIŞTIR HUKUK DANIŞMANI Avukat Tamer TANYELİ KAPAK-SAYFA DÜZENİ Mehmet Esat Halit ŞAHİN YAYINLAYAN MHP KAYSERİ İL TEŞKİLATI KAYSERİ ÜLKÜ OCAKLARI YAYINEVİ BİLGİLERİ Seyit Burhanettin Bulvarı Çınar Apt. No: 32/2 KAYSERİ Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayıncı Sertifika Numarası:16862 MATBA BİLGİLERİ Bu Kitap; Ücretsizdir Kayseri Milliyetçi Hareket Partisi İl Teşkilatı ve Kayseri Ülkü Ocakları Yayınıdır. 4

5 ŞEHİTLER HAKKINDA KUR ANI KERİM DEN AYET-İ KERİME LER Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz (Bakara, 154) Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları (dünyalıkları) ndan daha hayırlıdır. Andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de Allah'ın huzurunda toplanacaksınız (Al-i İmran, ) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, rab'leri katında rızıklanmaktadırlar. Allah'ın lütfundan verdiği nimetle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiç bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler. Onlar, Allah'ın nimetini, keremini ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelerler. (Âl-i İmran, ) Müminlerdendir o erler ki Allah'a verdikleri ahde sadakat gösterdiler. Kimi adağını ödedi (canını verdi), kimi de beklemektedir. Onlar, ahidlerini hiç değiştirmediler (Azhap, 23) 5

6 Rableri onlara şu karşılığı verdi ben erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler... Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükâfat Allah katındadır". (Âl-i İmran, 195) O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükâfat vereceğiz. (Nisa, 74) Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da, İncil de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah'dan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alış-veriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur. (Tevbe, 111) Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, elbette Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır (Hac, 58) 6

7 7

8 8

9 ASİL TÜRK UNUTMA! Muhterem milletime tavsiye ederim ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanlarında ve vicdanlarındaki asil cevheri tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin. Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 9

10 Ey Müslüman Türk Oğlu! UYARI VE İTHAF Bu eline aldığın kitabın başlığında Kayserili Türk İslam Ülkücüsü Şehitler Albümü olarak yazılı ise de bunu bir ailenin resim albümü gibi algılayıp düşünme lütfen! Dinimizi, milletimizi, vatanımızı bölüp parçalayıp yok etmek için dıştaki hain düşmanlarımızın içerde kandırıp, aldatıp; parayla, silahla donatıp satın aldığı komünist uşakların Müslüman-Türk çocuklarına karşı hedefi belli, cephesi olmayan gayri-nizami cenkte hayatının baharında şahadet şerbetini içip; ebedi âleme yürüyenlerin destanlaşmış efsaneleşmiş cenk hatıralarını anlatan yazılı tarihi şeref ve iftihar belgesidir. Yazılı olmayan tarihi olaylar unutulmaya mahkûmdur. Tarihi belgelerden milletler ibret, ders ve hız alırlar, şeref ve iftihar duyarlar veya hüzün, acı duydukları da tarihi bilinen bir gerçektir. Büyük Türk milletine Cenab-ı Hak bir daha böyle acılı hüzünlü tarih nasip etmesin. Âmin! İthaf: Bu kitabı; dinimiz, milletimiz, cennet vatanımız uğruna şahadet şerbetini içip Cenab-ı Hakk a yürüyen canımız, gülümüz, göz nurumuz, gönül süruru yiğitlerimiz olan bütün kahraman aziz şühedamıza armağan ediyoruz. Ruhları şad olsun. Âmin! Güllerin ateşini onu derenler bilir. Yüreğin atışını kalbe girenler bilir. Bilmez gülün kadrini pervane-veş yanmayan. Kıymetini güllerinin sırra erenler bilir. Yeter temiz gönüllerin anması, Toprak ana uyuturken koynunda bizi. Yarınkiler biçecektir ektiğimizi. Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır. İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır. 10

11 Aziz Dava Arkadaşlarım Size, ailenize ve aziz milletimize huzur ve esenlikler diler, en iyi dileklerimle sevgi ve saygılarımı sunarım. Sevdalısı olduğumuz büyük Türk Milleti'nin asırlık Türk milliyetçiliği düşüncesini bir siyasal yönetim projesi haline getirerek, siyasi imtihan sahasına çıkışımızın üzerinden kırk uzun yıl geçmiştir. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin 8-9 Şubat 1969 tarihinde yapılan kongresi; bugün artık Türkiye siyasetinde sağlam bir zemin bularak derinlere kök salmış olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin doğuşunu müjdeleyen çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten itibaren, yürekleri vatan ve millet için çarpan milliyetçiler, siyasal temsil yönünden aradıkları kimliği, kurumu ve kucaklamak istedikleri gönülleri "üç hilâl"in etrafında bulmuşlardır. Partimizin siyaseten tutunması elbette kolay gerçekleşmemiş; millet sevgisinden başka sevdası ve sermayesi olmayan fedakâr kadroların yıllarca ve en ağır şartlar altında verdikleri muhteşem bir şerefli mücadelenin adım adım ulaşılan neticesi olmuştur. İlk yıllarında, kurucusu ve lideri merhum Alparslan TÜRKEŞ Bey ve dava arkadaşlarının eseri olan milliyetçi-ülkücü gençliğin 11

12 Türkiye'miz için duydukları milli kaygıları, apartman dairelerinde, düğün salonlarında, yurt odalarında buluşarak paylaştıkları heyecanlı ve uzun sohbetlerden, sabırla ve inançla sürdürülen çözüm arayışlardan bugünkü seviyelere iftiharla ulaşılmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi'nin kararlı, onurlu ve ilkeli yolculuğunda, bugün inkâr edilemeyecek bir siyasal güç haline gelmiş olması, bu kırk yıl içerisinde harekete gönül vermiş, omuz vermiş, emek vermiş ve elbette ki öncelikle can vererek şehit olmuş aziz kahramanların eseridir. Yıllar önce yalnızca bir ilden ve sadece bir milletvekilinden başlayan zorlu siyasallaşma süreci bugün ne mutlu ki, Türkiye'nin tamamını kapsayan bir derinliğe ulaşmış, parlamentoda ise ciddi ve kalıcı bir temsile kadar yükselmiştir. Elde ettiğimiz bu birikim, tecrübe ve kazanım artık partimizi, ülkemiz ve milletimiz için duyduğumuz sevgiyi ve heyecanı ancak tek başına iktidarla gerçekleşecek bir siyasal hedefe kilitlemiştir. Bu hedefe ulaşmak; öncelikle kurucu dava büyüklerimize olan gönül borcumuz; sonra aziz milletimize layık olduğu refah ve huzuru, kutlu devletimize ise ihtiyacı olan gerçek bağımsızlık ve liderliği sağlamak için vazgeçilmez inancımızdır. Tarihin hep haklı çıkardığı siyasi vizyonumuzu rehber aldığımızda, bugün beka düzeyinde vahim bir süreçten geçen ülkemizi yaşadığı buhrandan bir an önce çıkartabilmek görevi de, ruhu ve benliği Türkiye sevdası ile yanan Milliyetçi Harekete düşmektedir. Milletler mücadelesinin küresel boyutlar kazanarak alabildiğine tırmandığı günümüzde, milletimiz ve devletimize yönelik her tehlikenin ve tehdidin şuurundayız. Fakat dibi görünmeyen kuyulardan su çekmekten ısrarla kaçınan siyasetimizin doğru zamanda, doğru adımlarla ve doğru yerde yapılırsa anlam kazanacağına inanıyoruz. Doğru zamanda uygulayacağımız yanlış bir siyasetin bizleri ve bize umut bağlamış milletimizi felakete götüreceğini biliyoruz. Yanlış zamanda uygulayacağımız doğru siyasetin de bize ve bize inanlara zarar vereceğinin farkındayız. Bu tarihi harekete, kırk yıllık süre içinde ve hangi süreçte olursa olsun gönül vermiş, elini taşın altına koymuş bütün kardeşlerimi doğru yerde, doğru zamanda, doğru fikirler ile yeniden buluşmaya davet ediyorum. 12

13 Böylesi bir kucaklaşma, eminim ki bir dönüm noktası olacak, milliyetçi-ülkücü irade bu katılımlardan alacağı güçle, Türklüğün makûs talihini de yenmek üzere çıktığı yolda hedefe daha hızlı ulaşarak milliyetçilik meşalesini ülkü yolunda gururla taşımaya devam edecektir. Bağımsızlığı zedelenen, değerleri hırpalanan, şerefi ve haysiyeti yara alan, yorgun ve yoksul düşürülmüş milletimiz, tek güvencesi olan Milliyetçi Hareket'ten yükselen sese kulak vermekte, onurlu ve aydınlık bir geleceğin müjdesini hasretle beklemektedir. Bugün, geçmişte yaşanan kırgınlıkları ve küskünlükleri aşma günüdür, gönül ve ülkü birliği yaparak, omuz omuza yürüme zamanıdır. Çünkü as olan millet varlığının devamlılığıdır. Bu itibarla, aziz vatanımızı ve büyük milletimizi temiz ve içten duygularla seven herkesin yerinin Milliyetçi Hareketin safları olması gerektiğine samimiyetle inanıyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi 40 yıllık siyasal birikimin temsilcisi olarak, her arkadaşımızın bu eşsiz emanet üzerinde ödenemeyecek manevi hakları olduğunu düşünmektedir. Burası sizlerin baba ocağı ve ana kucağıdır. Milliyetçi Hareket, bu kutlu davaya inancını ve sadakatini yüreğinin bir köşesinde saklayan bütün kardeşlerini yuvalarına dönmeye ve geleceğin Türkiye'sinin inşasına taş koymaya çağırmaktadır. Türk milletini ebediyete taşıyacak bu yolculukta, bize yol arkadaşlığı yapacak bütün dava arkadaşlarımı, ülküdaşlarımı ve vatansever yürekleri Milliyetçi Hareketin bayrağı altında toplanmaya davet ediyorum. Siyasetimiz, milletin ve devletin bekasını merkeze alan bütün vatandaşlarını toplayacak kadar bütünleştirici; hareketimiz ise bir vesile ile ayrı düşerek üç hilâlde gönlü kalan bütün arkadaşlarını kucaklayacak kadar kapsayıcıdır. Konuyu takdirlerinize sunar, daha nice kırk yıllara ulaşacak olan Milliyetçi Hareket Partisi'ne ve asırları aşacak olan Türk milliyetçiliğine vereceğiniz destek için yüreğinizin ve bahtınızın açık olmasını, 2010 yılının ise hayırlar getirmesini dilerim. Saygılarımla 13 Dr. Devlet BAHÇELİ Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı

14 Mete EKE Milliyetçi Hareket Partisi Kayseri İl Başkanı 14

15 Bayrak inmesin, ezan dinmesin, bu aziz vatan bölünmesin, Türk Milleti ilelebet payidar kalsın ülküsüyle hareket eden henüz bıyığı ter tutmamış, fidan gibi yiğitler, inandıkları ülkü uğruna canlarını feda ettiler. Onların sevdası, onların duygusu, onların dünü geleceği Türk Milletiydi. Onun içindir ki bu uğurda can vermeyi, şehit olmayı kendilerine mübarek bir görev sayıyorlardı. Çünkü ataları da öyle yapmıştı. Hoca Ahmet Yesevi nin gönül erlerinin keşfettiği, Sultan Alparslan ın fethettiği, yani vatan yaptığı, 1071 tarihinden günümüze kadar canından aziz bildikleri bu mübarek topraklar uğruna baş koymuş ve can vermişlerdir. Onlar vatan deyince mamur şehirleri, işlek caddeleri, verimli toprakları, mümbit ovaları olan yerler olmadığını, her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmış şairin ifade ettiği gibi şu heda toprağı sıksan şu heda olarak biliyorlardı. Böylesine büyük bir mirası devralmışlar, böylesine yüce bir davayı omuzlamışlar dı. Onlar ataları gibi gönül erleriydi. Onlar da kin yoktu, nefret yoktu. Sevgi vardı, muhabbet vardı. Yaratılanı yaradan dan ötürü seviyorlardı, sevgi tohumları ekmek istiyorlardı, gül bahçesine. Eller silah değil, kalem tutmalı diyorlardı. 15

16 Ülkü ocağının ateşini, gönül ocağında yakmak istiyorlardı. Gerçekten de hamdılar, piştiler ve yanmışlardı. Tek dert ve düşünceleri vatanım ve milletim diyerek, onların başı dik, karnı tok, onurlu duruşuyla dünya ya örnek bir millet olmalarını istiyorlardı. Üzerlerindeki vebalin bu olduğunu biliyor, her türlü sömürücü emperyalizmin bu topraklarda yeri yoktur diyerek bütün dünyaya haykırıyorlardı. Bu ulvi gayeleri kendilerine şiar edinen yiğitleri birer birer şehit ettiler. Ruhi Kılıçkıran la başlayan hazan rüzgârında beşbine yakın ana kuzularını şehit ettiler, ama onlar hakka yürüdüler. Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyuruyor. Allah yolunda ölenlere ölüler demeyiniz, gerçekte onlar diridirler fakat siz göremezsiniz evet onların ruhaniyeti bizler le her yerde beraber. Ne güzel söylemiş şair vurulup anlından tertemiz uzanmış yatıyor, bir hilal uğruna yarab ne güneşler batıyor. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Mete EKE Milliyetçi Hareket Partisi Kayseri İl Başkanı 16

17 Türk Milleti tarih boyunca pek çok defa sıkıntılı dönemler yaşamıştır. Ve ne zaman zora düşse kendi içerisinden kahramanlar çıkarmıştır. Bilinen ilk Türk Hükümdarı Mete Handan bugüne kadar yazılı kaynaklarda ve destanlarda bunu görmek mümkündür. İşte bu kahramanların son halkası 1980 öncesi ülkemizi kuşatan kominizim illetine karşı canlarını ortaya koyan Ülkücü Şehitlerimizdir. Rahmetli Başbuğumuz Alparslan TÜRKEŞ in liderliğinde Ülkücü Gençlik, vatanımızın Sovyetlerin uydusu olmasına müsaade etmemiştir. Türk İslam davasının çok acılı sancılı günleri olmuştur. 12 Eylül ve öncesi; uğruna mücadele verdiğimiz bütün değerleri ateşten gömlek yapıp üzerimize giydiğimiz ve öylece Cenab-ı Allaha yürüdüğümüz bir dönem olarak hala zihinlerde yerini korumaktadır. 17

18 Onlar; emirlerini Moskova dan alan, yurdumuzda din adına, milli değerler adına her şeyi kökten söküp yok etmek isteyenlere karşı, vatanın ve bayrağın savunucusu olmuşlardır. Onlar; ebed müddet olarak gördüğümüz devletin egemenliğini, hiçbir dönem devletsiz kalmamış bir milletin bölünmezliğini savunan Yusuf Yüzlülerdir. Merhum Başbuğumuz Alparslan TÜRKEŞ diyor ki: Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan insandır. İşte o yiğitler ülküleri için yaşamış, bu yola baş koymuş, ant içmiş, ahdetmiş, hem anadan, hem babadan, yardan, serden geçmiş vatan evlatlarıdır. Saygıdeğer Şehit yakınlarımızın da şunu bilmesini istiyorum ki; Sizler bir evladınızı toprağa verdiniz ama binlerce evlat kazandınız. Bir ölüp bin dirilen bir davanın şanlı sayfalarında yerinizi aldınız. Bizlerde sizin evlatlarınız olarak sizleri ve aziz şehitlerimizi unutmadık unutmayacağız. Bizlere düşen görev Şehitlerimizi ve onların verdiği mücadeleyi anlamak, unutmamak ve unutturmamaktır. Çünkü biz inanmaktayız ki; Unutmak Tükenmektir! İşte bu amaca uygun olarak Kayserili Ülkücü Şehitlerimizi ve onların uğruna can verdikleri kutsal değerlerimizi unutturmamak ve tarihe not düşmek adına bu çalışma yapılmıştır. Bu eserin hazırlanmasında maddi, manevi yardımda bulunanlara şahsım ve Kayseri Ülkü Ocakları adına teşekkür ediyorum. İsmail ÜLGER Ülkü Ocakları Kayseri İl Başkanı 18

19 Şehitlere ölüler demeyiniz, onlar bilakis diridirler. Türk Milleti ve Türk Devleti ülkücü şehitlere çok şey borçludur, onlar milletin ve devletin bekası ve varlığı için canlarını verdiler. Onları unutmadık unutmayacağız. Onları unutmayan ve unutmamak amacıyla bu kitabı hazırlayanları ve emeğini esirgemeyenleri tebrik ediyorum, onlara teşekkür ediyorum. Kitap uzun bir çaba ve gayretli bir çalışmanın ürünüdür. Kitap Ülkücü şehitleri konu almaktadır. Ülkücü şehitler her türlü emperyalizmin hedeflerine engel olabilmek için inandıkları dava uğruna canlarını çekinmeden vermişlerdir. Kimdir bu ülkücüler ve ülkücülük? Kısaca belirtecek olursak; Ülkücülük veya idealizm insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır. 12 Eylül öncesinde emperyalizm çeşitli kollardan ülkemizi yutmaya çalışırken, emperyalizmin yerli işbirlikçileri tarafından ülkemiz "emperyalizmin zayii halkası" ilan edilmiş; devlet varlığımıza, millet ve vatan bütünlüğümüze karşı bir örgütlü istila hareketi başlatılmıştı. Bu hareketin karşısında birtakım devlet güçleri çaresiz, şaşkın, kararsız bir halde bulunurken bir kısım yerli işbirlikçiler bunlara destek oldular. İşte bu noktada bir tek milliyetçiler, Milliyetçi Hareketçiler, Ülkücüler devlet 19

20 varlığına, millet ve vatan bölünmezliğine sahip çıkmanın davacıları olarak ortaya çıktılar. Millet hayatımız ve milli tarihimiz açısından şerefle hatırlanacak ve yazılacak bir mücadeleyi yürüttüler. Ve o günlerde den fazla şehit verdiler. Bugün ülkemizde saldırı noktaları, yolları, türleri, araçları yerli işbirlikçileri değişmiş ve çeşitlenmiş olarak benzer tehlikeler vardır. Bu benzer tehlikeler karşısında ülkücüler yine tam bağımsızlık, devlet ve millet bekası için dimdik ayakta duracaktır. 21. yüzyılda lider ülke Türkiye hedefine ulaşmak için Milliyetçi hareketi iktidara getirmek için çabalarını harcayacak, güçlerini birleştirecektir. Ülkücü ve ülkücülük her şeyden önce Türk Milletinin ahlakta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması, yaşaması ve ilimde, teknikte dünyanın en ileri gitmiş varlığı haline gelmesi ve ekonomik açıdan kalkınmış, tarımını modern tekniğe göre geliştirmiş ve modern sanayinin kurmuş, refahlı bir toplum haline gelmesi, Türk toplumu için bir Türk milliyetçisinin düşüneceği ülkünün esaslarından mühim bir kısmını teşkil etmektedir. Ülküsüz insan dümensiz, pusulasız bir gemi gibidir. Bunun için her Türk milliyetçisi mutlaka ülkücü olacaktır, mutlaka ülkü sahibi bulunacaktır. Hem milli ülkü sahibi olacaktır, hem insani ülkü sahibi olacaktır, hem de kendi mesleğiyle ilgili ülkücü bir kişiliğe sahip olacaktır. Ülkülerin gerçekleşmesi yolunda bir takım hedefler vardır. Türk tarihinde bu hedefler her zaman olmuştur ve "kızılelma" sözüyle ifade edilmiştir. "Kızılelma" ülkü yolunda kat edilmesi gereken mesafeyi, alınması gereken hedefi gösterir. Ülküler bir insanın ömrü içinde gerçekleşmeyebilir. Fakat milletin hayatı içinde bu hedeflere varılabilir. Milliyetçi Hareket, milli devlet ülküsüne inanır. Milli devlet, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan her Türk vatandaşını kucaklayan, bağrına basan bîr devlet biçimidir. Bizim gözümüzde, Türk milleti; bölge, mezhep veya parti ayırımı kabul etmeksizin, bölünme kabul etmez katsal bir bütündür. Milli devlet, vatandaşları bölge, mezhep farkı gözetmeksizin Allah'ın birer mukaddes emaneti olarak görür, milli devlet, her türlü, sosyal, ekonomik, siyasi imtiyazlara karşıdır. Milli Devlette, bölücülük yok; birlik, bütünlük vardır. Milliyetçi Hareket, milli devlet ülküsü içinde tüm vatandaşlarımızı bütünleştirecek Türklük ülküsü ile yoğuracaktır. Sonuç olarak Ülkücülük hatırlamaktır düsturu ile, ''Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Onlar hayattadırlar lakin sizler hissetmezsiniz''(bakara,154) ayetini hatırlatıyor; ülkücü şehitlerimizi unutmayan ve hatırlatan kitabı hazırlayan tüm emeği geçenlere tekrar teşekkür ediyor, bu dava uğrunda can veren şehitlerimize Allahtan Rahmet Diliyorum. Ruhları Şad Olsun! Serkan TOK Milliyetçi Hareket Partisi Kocasinan İlçe Başkanı 20

21 Şan ve şerefle dolu bir mazi ve Türk milletinin evlatları olarak bu maziden gurur duyduk ve gurur duymaya devam edeceğiz. Türk İslam Ülkücüleri bedel ödemiş bir hareketin mensupları olarak, bedel ödeyen, kanları ile, canları ile bu kutlu davaya ışık tutan şehitlerimizi ve onların şanlı mücadelelerini nesilden nesil e taşıyacağız. Bu kutlu davaya can veren şehitlerimiz, gazilerimiz, emin olsunlar, son nefes, son nefer, son damla kana kadar mücadelemiz devam edecektir. Bu kutlu davaya can verenler ve onların şanlı mücadeleleri hep yolumuzu aydınlatacak, her dara düştüğümüzde onların onurlu şahsiyetlerinden ve mücadelelerinden fey z alacağız. 21

22 Tarih bütün cihana, Ülkücü hareketin engellenemeyeceğini ve Milliyetçi Hareketin durdurulamayacağını gösterecektir. O yiğitler, bu vatanı, bu milleti karşılıksız sevdiler ve onun için hizmet ettiler, bunu da canları ile ödediler. Tıpkı geçmişte atalarının şuheda vatan toprağının her karışını şehit kanı ile sulayıp vatan yaptığı gibi. İçerisinde bulunduğumuz dönem ve bizden sonraki dönemlerde, yetişen yeni nesil bilmelidir ki, bu davaya can veren Ülkü devleri, onlardan, davalarını yaşatmalarını ve yüceltmelerini beklemektedir. Şehitlerimiz, davaları muzafferiyete erdiği anda ruhları rahata erecektir. Ey bu davaya can veren, kan veren Ülkü devleri; Sizin uğrunda canınızı verdiğiniz bu davayı yüceltmek için uğraşacağız. Bize bıraktığınız bu yüce davayı yüceltmek bizim boynumuza borçtur.başbuğ un izinden gitmeyi ve davayı yaşatmayı Cenab-ı Allah bize nasip eder inşallah. Allah bütün Ülkücü şehitlere gani gani rahmet eylesin. Unutmak tükenmektir, unutmak ihanettir. Yılmadan, yıkılmadan başarana kadar mücadelemiz sürecek, şehitlerim, gazilerim, nur içinde yatsınlar. Emanetin sahipleri olan bizler, emaneti biliyor, bunun gurur ve onuru ile bu kutlu davayı onlara yakışır şekilde temsil etmek için gayret sarf ediyoruz. Mekânları cennet olsun, nur içinde yatsınlar. Dr. Güven HOCAOĞLU Milliyetçi Hareket Parti Melikgazi İlçe Başkanı 22

23 ÜLKÜCÜ HAREKET Mustafa ÖZTÜRK Ülkücü hareket kavramı, milliyetçi lider Alparslan TÜRKEŞ in CKMP nin genel başkanı seçildiği tarihten itibaren başlayan ve günümüzde de aynı ilke ve hedefler doğrultusunda devam eden hareketi ifade için kullanılan bir kavramdır.1965 te başlayan hareket, 12 Eylül 1980 darbesiyle kesintiye uğramış, ciddi yaralar almış ama kısa sürede toparlanarak yoluna devam etmiştir. Ülkücü hareketi başlatan lider, Alparslan TÜRKEŞ tir. Bunu tartışmak bile doğru değil. Ancak, hiçbir siyasi ve ideolojik hareket birdenbire başlamamıştır. Dolayısıyla, ülkücü hareketin de bir kökü ve temeli olması gerekir. Ülkücü hareket in dayandığı ve benimsediği fikir, Türk milliyetçiliğidir. Bu nedenle, ülkücü hareket, Türk milliyetçiliğinin tarih boyunca kazandığı değerleri ve tecrübeleri bünyesinde toplamış bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. İşte bu yüzdendir ki Türk ülkücüleri, Bilge Kağan dan ATATÜRK e tüm Türk milliyetçilerine sonsuz bir sevgi duymuşlardır. 23

24 Ülkücü Hareket in fikri ve ideolojik kökü Orhun Anıtları na kadar gitmekle beraber; Osmanlı Devleti nin dağıldığı dönemde ortaya çıkan Türkçülük akımından çok etkilendiği bir gerçektir. Türk ülkücüleri, her zaman, Ziya Gökalp ı Türk milliyetçiliğinin fikirdeki önderi kabul etmişlerdir. Ülkücülerin en çok sevdiği, hatta hayran olduğu bir başka şahsiyet de Hüseyin Nihal ATSIZ dır. ATSIZ ın davası için her çileye katlanan kişiliği onları çok etkilemiştir. Ülkücülerin Alparslan TÜRKEŞ i bir lider olarak benimsemelerinde, 3 Mayıs 1944 Türkçülük Hareketi içinde yer alıp tutuklanmasının büyük rolü olmuştur. 27 Mayıs 1960 ta Türkiye radyolarında Alparslan TÜRKEŞ adını duyan Türk milliyetçileri, hemen 3 Mayıs 1944 ü hatırladılar. Hindistan dan döndükten sonra da büyük bir inanç, güven ve karalılıkla peşinden gittiler. 3 Mayıs 1944 ün kadrosunda yer alıp ATSIZ la ülküdaş olması yanında Türk Silahlı Kuvvetleri nden gelmesi ona güvenmek için yeterliydi. Rahmetli TÜRKEŞ çok geniş bilgi birikimi olan, Türk tarihini çok iyi bilen ve ondan dersler çıkaran, dünya ve Türkiye deki olayları günden güne izleyen bir liderdi. O na önceleri Albayım diye hitab ederdik. Daha sonra; O ndan bahsederken Başbuğ denilmesi, O nun tüm Türkleri toparlayacak, kurtarıcı bir lider olarak görülmesindendir. diye düşünüyorum. Ülkücü Hareket, Alparslan TÜRKEŞ in esaslarını belirlediği 9 ışık Doktirini ni bir kalkınma yolu olarak benimsemişti. Liberal kapitalizm ile marksist sosyalizmin kıyasıya çatışıp Türkiye ye dayatıldığı bir devirde 9 Işık Doktrini, milli ve yerli bir doktrin arayanlara bir ilaç gibi yetişti. 9 Işık bir ilkeler demetidir. Bu ilkeler: milliyetçilik; ülkücülük; ahlakçılık; ilimcilik; toplumculuk; köycülük; hürriyetçilik ve şahsiyetçilik; gelişmecilik ve halkçılık; endüstricilik ve teknikçilik tir. 24

25 Dikkat edilirse, ATATÜRK ilkelerinin biraz daha genişletilmiş, çağa uyarlanmış şeklidir. 9 Işık ilk yayınlandığında küçük bir kitapçıktı. Ancak etkisi çok büyük oldu. Artık Marksistlere ve liberal-kapitalizme karşı bizim de bir doktrinimiz vardı. Türkiye nin sorunlarını nasıl çözeceğimizi biliyorduk. Göğsümüzü gere gere: Ne kapitalizm ne komünizm- Milliyetçi Toplumcu yol diyebiliyorduk. Türk toplumuna, Marksizm ve kapitalizm dışında üçüncü yol önerimiz böyle başladı. Küçük bir risale olan 9 Işık üzerine makaleler, kitaplar yazıldı. Milliyetçi fikir adamlarının da katkılarıyla 9 Işık Doktrini kitlelerin dilinde ve gönlünde yer etti i takip eden yıllarda milliyetçi neşriyat kapış kapış satılırdı. Onları okuyarak gelişmeleri takip eder, ne yapmamız gerektiğini de milliyetçi yazarların yazılarındaki mesajlarla belirlerdik. Önceleri örgüt ve örgütlenme diye bir şey yoktu. İlk olarak Genç Ülkücüler Teşkilatı kuruldu. Sınırlı sayıda şubesi vardı. Sonra, özellikle üniversitelerde Ülkü Ocakları kuruldu ve hızla yayıldı. Çünkü kendilerini devrimci diye adlandıran ve Marksist komünist ideoloji yi benimseyen gençler, kendileri gibi düşünmeyen gençleri okullara sokmuyorlardı. Bu gençler de örgütlenmek ihtiyacı duyuyorlardı. Ülkü Ocakları işte böyle bir ortamda adını duyurdu ve Türkiye nin her yerinde örgütlendi. O günkü siyasi iktidarlar gençler arasındaki, zaman zaman, öldürmelere varan mücadeleyi hep yanlış değerlendirdiler, bir sağsol kavgası olarak gördüler. Hâlbuki öyle değildi. Marksist sosyalistler devrim yoluyla Türkiye de komünist diktatörlük kurmak istiyorlardı. Bunun için de 1917 de Rusya da olduğu gibi bir devrimi adım adım oluşturmaya çalışıyorlardı. Devrim kanla yazılır diye silaha sarılıyor ve terörü metod olarak benimsiyorlardı. Bu nedenle kendilerine baş eğmeyen ülkücülere saldırdılar ve binlercesini şehit ettiler. Ülkücüler ise nefsi müdafaada kaldılar.12 Eylül ihtilali nden 25

26 sonra Marksist-leninist örgütlerden ele geçirilen silahlar, onların işi hangi noktaya götürdüklerinin kanıtıdır öncesinde aşırı sol veya komünist kesim hiç millici-uluscu değildi. Marks, Engels, Lenin, Troşki, Mao önder kabul edilir, ATATÜRK bile üst yapı devrimcisi diye tenkit edilirdi. Belli başlı sloganlarından biri de Yaşasın Türkiye halklarının özgürlük savaşı sloganıydı. Ülkede kanlı bir kardeş kavgası çıkararak özledikleri devrimi gerçekleştireceklerini ummuşlardı. Ancak emellerine ulaşamadılar. Çünkü ülkücüler tüm oyunları bozdu. Ülkücü Hareket in yaptığı en büyük görev de bu noktada ortaya çıktı: Türkiye nin Sovyetler Birliğinin güdümündeki komünist bir ülke olmasını Türk ülkücüleri engelledi. Bu basit veya önemsiz bir olay değil; Türkiye nin bağımsızlığının; milli birliğinin; demokrasinin korunması hadisesidir. Ülkücüler devletin askeri ve polisiyle mücadele etmedi devleti devirmeye; ülkeyi parçalamaya çalışmadı. Bunları yapan teröristlere imkânları ölçüsünde karşı koydu, kendini feda etti. Bu yüzden 12 Eylül yönetiminin ülkücülere kötü muamelele yapmaları, hiç adil olmamıştır. 12 Eylül ün mahkemelerinde ülkücülere en çok söylenen söz şudur: Siz bu ülkenin polisi misiniz, jandarması mısınız? Vatanı, devleti korumak size mi kaldı? Bu sözleri söyleyenler ve siyasi iktidarlar görevlerini hakkıyla yapsalardı, komünist tedhiş ve terörü engelleselerdi, bir ülkücünün can havliyle ortaya atılıp vatan müdafaası yapmasına gerek kalır mıydı? Ülkücüleri bu şekilde suçlayanlar, acaba bugün de böyle mi düşünüyorlar; çok merak ediyorum arasındaki ülkücü nesil gibisi bir daha gelir mi bilemiyorum. Ancak, Batı emperyalizminin dayattığı Kürt açılımı ile Türkiye nin yine bir kargaşa ve çatışma ortamına sürüklenmek istendiğini üzülerek görüyor ve biliyorum. Çünkü ABD ve AB, Türkiye yi etnik temelde yeniden tanzim etmek ve İstiklal savaşıyla 26

27 kurduğumuz milli-üniter devleti yıkmak istiyor. Bunu nasıl yapacak? Türk ü kürd ü birbirine düşman edip ayrıştırarak, etnik farklılıkları kaşıyıp abartarak, iç savaş ve ayaklanmalar çıkararak yapacak. Türkiye hızla bu felakete sürükleniyor. Bu meseleyle ilgili olarak, Milliyetçi Hareket in Lideri Devlet Bahçeli, Kürt açılımı nı gündemine alan AKP Hükümetini uyarmış ve tarihi bir tepkide bulunmuştur. Hükümet bu yanlıştan dönmez ise, Milliyetçi Hareket tepkisine, mutlaka devam edecektir. Mücadelenin giderek sertleşeceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Paha biçilmez tecrübeler yaşayan Türk ülkücüleri, herşeye rağmen, yine milli ve üniter devletin, vatan ve milletin bölünmez bütünlüğünün yanında yerlerini alacaklardır. Ancak, Türk ülkücüleri olarak isteriz ki başta siyasi iktidar olmak üzere herkes; Anayasa ya ve diğer yasalara saygı göstersin, uysun, kimse devletin temelleriyle oynamasın. Aksi halde, öyle bir fırtına geliyor ki bu fırtınadan herkes zarar görecek, sadece biz Türkler değil. Ülkücü Hareket, meşruiyetçidir, yasalara uyar ve saygı duyar. Bu nedenle, mücadelesini yasalar çerçevesinde ve yasalara dayandırarak yapacaktır. Ülkücü Hareket, Türk milletinin hakkını korumak için vardır. Bu yönüyle Milli Mücadeleyi başlatan Müdafa-i Hukuk hareketine benzer. Ülkücü Hareket; gücünü Türk milletinden ve onun değerlerinden alır. ABD ve AB fonlarıyla beslenen ve sonra da Türklüğe saldıran örgütlerden değildir. Ülkücü Hareket Türk milletine dayandığı ve onun hukukunu savunduğu için haklıdır. Haklı olduğu ve Hakk ı savunduğu için her zaman güçlü olmaya mecburdur. 27

28 KAYSERİ DE ÜLKÜCÜ HAREKET Mustafa ÖZTÜRK Ülkü (ideal, mefkûre), ulaşılmak istenen hedef; ülkücü, ülküye çıkar gözetmeden bağlı olan kişi; ülkücülük de ülkünün belirlediği fikir ve davranışları, bir yaşama biçimi olarak benimseme halidir. Türkiye de ülkü, ülkücülük denildiği zaman, Türk millî ülküsü ve buna inanan insanların yaptığı mücadele akla gelmelidir. Türk ülküsü tarihte Kızılelma diye adlandırılmıştır.20 nci yüzyılın başında, Türkçülük akımının güç kazanması üzerine Türklerin birliği anlamını taşıyan Turan sözcüğü ile ifade edilir olmuştur. Konuya bu açıdan bakıldığında, Türk ülkücülüğünün kökleri çok eski çağlara kadar dayanır. Ancak, Türk ülkücülüğünün bir siyasi partinin programına girmesi ve temel ilkelerinden birisi olarak öne çıkarılması 1965 te Alparslan TÜRKEŞ in siyasete atılmasıyla başlamıştır. Türk ülkücülerinin Başbuğ ünvanını uygun görüp içtenlikle bağlandıkları Alparslan TÜRKEŞ, kaleme aldığı Millî Doktrin: 9 Işık ta ülkücülük ilkesine geniş yer vermiş, hatta bu millî doktrini, Türk milletinin birliğini sağlamak amacıyla yazmıştır. Bu nedenle, ülkücü hareket denildiği zaman, 1965 te Alparslan TÜRKEŞ le başlayan, bugün Milliyetçi Hareket Partisi ile devam eden siyasi aksiyon ile buna kalben bağlı kişi ve kuruluşların faaliyetleri anlaşılmaktadır. Kayseri de Türk ülkücülüğünün ilk filizlendiği yer Türk Kültür Derneği dir yılında Kayserili aydınların kurduğu bu dernek, Belediye İş hanının ikinci katında yer alıyordu. Orada milletin sorunları konuşulur, tartışılır, anma toplantıları yapılırdı. Buraya gelen her genç, o zamana kadar hiç duymadığı millet, milliyetçilik, millî ülkü gibi kelimelerle tanışır, sanki yeni bir dünyaya dalardı. Türk Kültür Derneği nde en çok Hüseyin Nihal ATSIZ, Nejdet SANÇAR, Peyami SAFA, Mümtaz TURHAN, Osman TURAN, 28

29 Osman Yüksel SERDENGEÇTİ gibi yazar ve fikir adamları okunurdu. Türk Kültürü, Türk Yurdu, Orkun, Toprak, Millî Yol, Ötüken, Fedâi, Yol dergileri ellerden düşmezdi. Türk Kültür Derneği bir okul gibi pek çok Türk ülkücüsü yetiştirdi. Bunlar, hem milliyetçi-ülkücü kuruluşlarda, hem de devlet kademelerinde memur ve bürokrat olarak davaya hizmet ettiler ve etmektedirler i takip eden yıllarda önce Genç Ülkücüler Teşkilatı, sonra bunun yerine Türk Ülkücüler Teşkilatı kuruldu. Her ikisi de mekân olarak Türk Kültür Derneği nin yerini kullandılar. Çünkü, bu derneklerin mali gücü oldukça sınırlıydı öncesinde Ülkücü Hareket in hızla örgütlendiği kentlerden birisi de Kayseriydi. Bu durum, Başbuğ tarafından da takdir ediliyordu. Bunun bir sonucu olarak, genel merkezi Kayseri olan Büyük Ülkü Derneği kuruldu ve Türkiye nin her yerine şubeler açıp örgütlendi. Büyük Ülkü Derneği, Ülkü Ocakları kurulana kadar görev yaptı; ülkücülük bayrağını şan ve şerefle taşıdı. Ülkücü hareket, elbette ki, gençliğe hitap eden derneklerden ibaret değildir. Merkezde parti olmak üzere çeşitli meslek ve sosyal grupların oluşturduğu dernek ve sendikalar da ülkücü hareket in bütünlüğü içinde yer almışlardır. Bu dernek ve sendikalar şunlardır: Ülkücü Öğretim Üyeleri ve Öğretmenler Derneği (ÜLKÜ-BİR) Ülkücü Teknik Elemanlar Derneği (ÜLKÜ-TEK) Ülkücü İşçiler Derneği Ülkücü Memurlar Derneği Ülkücü Esnaflar Derneği Ülkücü Köylüler Derneği Ülkücü Hanımlar Derneği Tıbbiyeliler Birliği Milliyetçi İşçi Sendikalar Konfederasyonu (MİSK) 29

30 Genel merkezleri Ankara da olan bu kuruluşların hepsinin de kendilerine has yayın organları bulunuyordu. Şubelerin de ayrıca kendi imkânlarıyla çıkardıkları bülten, gazete ve dergileri vardı. O yılların en çok okunan yayınları, haftada bir çıkan Devlet gazetesi, aylık Töre ve Bozkurt dergileriydi. Daha sonra Hergün yayın hayatına girdi. Önde gelen yazarlar da Prof.Dr. Erol GÜNGÖR, Galip ERDEM, Dündar TAŞER, Necdet SEVİNÇ idi. Yukarıda adlarını belirttiğimiz dernekler arasında organik bir bağ yoktu, birbirlerine müdahale etmezlerdi, ama hepsinde ortak olan şey, amaç birliğiydi. Herkes millî ülkü yolunda bir ara hedef olarak belirlenmiş olan milliyetçi iktidar a koşuyordu. Bu hedefte her ülkücü, sanki önceden anlaşmış gibiydi. Ülkücü Hareket, komünizm ve kapitalizmin antitezi olan fikirlerden öte kendisine özgü düşüncelerle bir tezdir. Ülke sorunlarını çözmek üzere önerdiği görüşler, çeşitli kitap ve makalelerde yer almıştır. Ancak bu görüşler, ülkücü-milliyetçi hareket iktidarı gelemediği için, uygulama olanağı bulamadı yılları arasında Türk ülkücüleri çok acı çektiler. İmkânlar çok sınırlıydı. Özellikle maddî yetersizlik, her zaman kendini gösterirdi. Derme çatma mobilyaların yer aldığı dernek mekânları, yeni gelenlere hiç cazip gelmezdi ama sıcak ülküdaşlık ortamı herkesi o mekâna mıh gibi bağlardı. O yıllarda ülkücü derneklerde en sık yapılan faaliyet, fikrî sohbet ve konferanslardı. Konuyu işleyecek bir bilen, bir büyük yok ise bir genç görev alarak o konuya hazırlanır ve arkadaşlarına anlatırdı. Her derneğin bir kitaplığı mevcuttu. O yıllarda, ülkücülerin çok sevdiği fikrî eğitim, zaman zaman sekteye uğramıştır. Çünkü terörü bir metod olarak uygulayan aşırı sol örgütlerin saldırıları, fikir mücadelesini fizikî mücadeleye dönüştürdü. Dernekler kendilerini savunmak için tedbir almak zorunda kaldılar. Toplantıları azalttılar veya iptal ettiler. Zemin katlardaki dernek binalarındaki pencereler, kurşunlama ihtimaline karşı, saç levhalarla 30

31 kapatıldı. Tüm bu tedbirlere rağmen, Kayseri de ülkücü hareket pek çok şehit verdi. Onları şimdi minnetle ve şükranla anıyoruz. Aynı milletin evlatlarının birbirine düşman olmaları, daha doğrusu düşman yapılmaları ne kadar acıdır. Allah biliyor ya, bu karşılıklı düşmanlık ve mücadelede ülkücülerin şuçu hemen hemen yoktur. Çünkü Devrimler kanla yazılır diye saldıranlara karşı ülkücüler, sadece kendilerini ve millî değerleri savunmuşlardır. 12 Eylül 1980 Darbesi, Ülkücü Hareket in üzerinden bir silindir gibi geçti. Lider ve önde gelen tüm kadrolar tutuklandı. Binlerce genç cezaevlerine dolduruldu. Ülkücü Harekete büyük haksızlık yapıldı: Ülkücüler, sanki anarşinin bir tarafıymış gibi muameleye tabi tutuldu. Oysa ülkücü hareket, Türk milletinin nefsi müdafaasını temsil ediyordu. Öte yandan, ülkücü hareket, meşru yollardan iktidara gelmek istiyordu; 12 Eylül de yolu kesilerek iktidarına engel olundu. Ülkücü Hareket, 1980 öncesinde Sovyet yanlısı komünistlerin kanlı bir ihtilâlle Türkiye de iktidara gelmelerini engelleyerek tarihî bir görev yaptı; Türklük bilincinin geniş halk kitleleri arasında yayılmasını sağladı, millî bilinç sahibi kuşakların yetişmesine önayak oldu. Bunlardan bir tanesi bile ülkücü hareketin büyüklüğünü ispata yetecektir. 12 Eylül 1980 ihtilâli, Ülkücü Hareketi oluşturan kurumları kapatmıştır ama Ülkücü Hareket in dayandığı fikirlere bir şey yapamamıştır. Fikir ve ülkü öldürülemediği için Ülkücü Hareket kısa zamanda toparlanmış ve eski gücüne kavuşmuştur. Kapatılan örgütlerin yerine yenileri açılarak haklı ve meşru dava yolculuğuna şuurla devam edilmektedir. Öyle ki bugün Ülkücü Hareket, küresel emperyalizmin kışkırttığı bölücülüğe karşı Türkiye nin en büyük sigortası konumundadır. 31

32 ÜLKÜCÜ ŞEHİTLERİMİZ 49 yıllık gazetecilik hayatımda kaç bin yazı yazdım bilemiyorum. Ama o yazılardan hiç birinin yazılmaya başlanış ve bitiş tarihleri bu yazının yüzde biri kadar zamanımı almamıştır. Bu kitab hakkında yazı yazma görevi bana verildikden sonra günlerce düşündüm; geçmiş yıllarımızı; arkadaşlarımızın mücadelelerini ve hele fidanlarımızın gül bahçesine girercesine şu kara toprağa girdikleri günleri kaç kez yeniden yaşayarak bir şeyler yazmak ve onlara göndermek istedim ama nafile: İçimdeki bin mektuptan birini gönderemem, yazar yazar şehidim! Diyerek hepsini yetersiz buldum. Onların; bedenen bir şehit babası, kardeşi, yakın akrabası değildim ama hepsinin manevi babaları, ağabeyleri, amcaları sayılırdım. 32

33 O dönemin Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanı olarak kimini kendi ellerimle indirdim o soğuk mezarlara, kimine Fatihalar gönderdim, yaşlı gözlerimi etrafımdan saklayarak! Burada; Kayseri deki ilk ülkücü şehidimiz; Eğribucakta ki sınır komşumuz Nimet anne nin yeğeni, Ali Rıza beyin-yüksel hanımın oğulları; mavi gözlü, aslan yapılı Mustafa MARAŞLI yı. Kurşunlanışından hemen sonra Devlet Hastanesine gönderilen ve fakat acilen Ankara ya yetiştirilmesi söylenilen ama sonunda Ankara dan cenazesi gelen Arif YILMAZ ı Ve Benim yazdığım Vahşetin Mesulleri! başlıklı bildiriyi bir ramazan günü-18ağustos oruç ağzıyla dağıtırken kahpe kurşunlara hedef olan Fevzi KÖSEAYDIN ı; kırk yıllık kadim dostum Sabit ÇİFTER in oğlu Bekir le diğer bütün yüreklerimizi saygı ve rahmetle anmak istiyorum. Ciltlere sığmayacak, okyanusları taşıracak hatıraları, duyguları buraya sığdırmak ne mümkün. Yüce Allah hepsine rahmet eylesin ve devletimizi, milletimizi koruyup; göklerden bayrağımızı, göklerde ezanımızı eksik etmesin. Âmin! Hasan Sami BOLAK Yıllarında MHP Kayseri İl Başkanı 33

34 SUNUŞ Mehmet Esat Halit ŞAHİN Kayserili Türk İslam Ülkücüsü Şehitler Albümü nü hazırlamakla gecikmiş bir vefa borcunu yerine getirmeye çalıştık; fakat kendimizi manevi sorumluluktan kurtarmış saymıyoruz. Cenab-ı Hakk ın ve aziz şehitlerimizin affına sığınıyoruz. Bu asil Müslüman-Türk çocukları, ülkücü gençler hayatının baharında bir gül bahçesine girer gibi cengin ortasına mübarek vücutlarını gözlerini kırpmadan pervasızca atıp; serini, canını, kanını verip ebedi âleme yürüyüp şehit oldular. Bunları niçin yaptılar ve onları bunu yapmaya mecbur eden, kuvvetler ve güçler kimlerdi. Ne yapmak istiyorlardı? Nereden çıkmışlar ve nasıl bu hale getirilmiştik? Bu cennet vatanımızda, bu bir iç savaş mıydı? Bir isyan mıydı? Yoksa, devleti yönetenlerin koltuk kavgası için mi bu milletin insanları birbirleriyle cenk ettiriliyor, birçok aile yuvası yıkılıyor, birçok can mal kaybına sebep olunuyordu? Bunları, siyasi iktidarlarındaki makamları ele geçirmek için birer basamak mı yapmak istiyorlardı? Bu olayları doğru değerlendirmek her Müslüman Türk ün asli görevidir. Doğru değerlendirme görevini tarihimizin derinliğinden, 34

35 geçmişimizdeki olayları ve devletimizi yönetenlerin icraatlarını, fikir ve inançlarını bilerek yaparsak hem milletimiz hem de devletimizin geleceği için doğru kararlar alınmasına yardımcı oluruz. Devletimiz (Türkiye Cumhuriyeti) 6 Ekim 1923 tarihinden sonra cephe savaşından sonra kurulmuştu de Mustafa Kemal Paşa nın vefatıyla yılları döneminde iktidar ve devlet İnönü ve onun yandaşlarının eline tamamen geçmişti. Devletimizin yüksek kademeleri komünistlikten yargılanmış ve tescillenmiş kişilerle dolduruldu. Aziz Türk Milletinin İnancına, milli duygu ve düşüncelerine yüzde yüz ters bir ideolojiye sahip kişilerden; bakanlar, valiler, genel müdürler; üniversite, lise, ortaokul öğretmenleri her kademeden kişiler görev aldı. Bunlardan, Hasan Ali YÜCEL, Hakkı TONGUÇ, Vedat Nedim TÖR, Behice BORAN vs. bunlar bulundukları makamlarında kendi ideolojisinin dışında olan Müslüman Türk çocuklarını çeşitli tertip ve desiselerle; mahkemelerle ve idari zulümlerle, baskılarla; sindirmeye, yıpratmaya çalışıyorlardı. Bu olaylardan bir tanesi 3 Mayıs 1944 olaylarıdır. 23 kişiden oluşan çeşitli meslek sahibi öğrenci, öğretmen, subay Türk milliyetçisi oldukları için vatan haini olarak yargılanmıştır. İşte o günün savcısı; Kazım ALÖÇ Mahkemede Müslüman Türk çocuklarını şöyle itham ediyordu: Efendiler biz bunları yüksek mahkemenin huzuruna hükümeti devirmeye kalkışan vatan hainleri olarak çıkarmış bulunuyoruz demişti. Bu asil Müslüman Türk çocukları da hep bir ağızdan Biz vatan haini değil Türk Milliyetçisiyiz bu sözleri savcıya aynen iade ederiz diyorlardı. Türk milliyetçilerini o zaman savunan Avukat Prof. Kenan ÖNER dir. Bu avukat aynı zamanda Mareşal Fevzi ÇAKMAK ın Mili Eğitim Bakanı olan Hasan Ali YÜCEL e; Sen komünistsin ve komünistleri koruyorsun sözlerinin de sebep olduğu davanın avukatıdır. Türk milliyetçilerine vatan haini diyen savcıya, mahkeme heyetine Av. Kenan ÖNER in cevabı şu olmuştur: Efendim huzurunuzda mahkeme edilmekte olan 35

36 vatandaşlarımız henüz hükümlü olmayıp sadece sanık durumundadır. Savcının böyle konuşmaya hakkı yoktur.. Mustafa Kemal ATATÜRK zamanında; yıllarında başlatılan ezanın Türkçe okunması düşüncesi, İnönü zamanında bir din düşmanlığına ve dindarları (Dinine bağlı kişileri) yıpratma, sindirme, cezalandırma dönemi olmuştur. O zaman çıkarılan 4055 sayılı kanunla bu kişilere 30 ay hapis cezası getiriliyordu. Hükümetin bu düşünce ve icraatına karşı bilgi almak için dilekçeyle müracaat eden Prof Ali Fuat BAŞGİL ve gazeteciyazar Eşref Edib e Hükümetin Matbuat Umum Müdürü Vedat Nedim TÖR ün 1943 yılında verdiği cevap yazısı şöyleydi Biz, her ne şekilde ve surette olursa olsun memleket dâhilinde dini neşriyat yapılarak, dini bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dini zihniyet fideliği vücuda getirmesine taraftar değiliz. Günün bu kabil neşriyata tahammülü olmadığını siz de takdir edersiniz. Bu adam 1925 yılında Türkiye Komünist partisini kuranlardandı ve aynı zamanda partinin genel sekreteri idi. İnönü hükümetinde matbuat umum müdürü oldu. Türk çocuklarının askere gitmelerine vurgu yaparak, yine bir gün şöyle söylüyor: Savaşırsanız erkekliğinizden olursunuz, nişanlınıza kavuşamazsınız. Vedat Nedim TÖR, bu sözleriyle Türk çocuklarının dini milli duygularını yıkmaya çalışıyordu. O zamanda hükümetin yarı resmi gazetesi olan Ulus ta şöyle bir başlık çıkıyor: İnönü ve Stalin başımızdadır Başyazarı Rus liderine ve Ruslara övgü yağdırıyor. Zamanın Ankara valisi olan Nevzat TANDOĞAN, Türk Milliyetçisi Osman Yüksel SERDENGEÇTİ yi huzuruna getirip şöyle söylüyor: Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz yaparız. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi çiftçilik yapmak, ikincisi askere çağırdığımda askere gelmek. Alın bu iti götürün! İşte, asil Müslüman Türk Çocuğu Rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTİ YE, 36

37 Nevzat TANDOĞAN denilen Arnavut devşirmesi vali, Türkoğlu Türk e, Türk demekten korkuyor, ürküyor, onu aşağılıyor. Türk devletinin asli sahibi olan Türk çocuklarının, devletin hiçbir makamında olmalarına; yükselmelerine; meslek sahibi olmalarına tahammül edemiyor. İt diyerek, ona hayvan muamelesi yaparak; alçaltıp, hakaret ediyor. Komünistlikle, Türk milliyetçiliğinin; birbiriyle yüzde yüz zıt iki ideolojinin de kendi tekelinde olduğunu belirtip, Arnavut devşirmesi kızıl olduğunu gizlemiş oluyor. Sorarım size: Büyük Türk devletini yöneten zihniyeti bozuk bu adamlar, milli duyguya sahip olabilirler mi? Devletimize, milletimize dıştaki düşmanlardan daha fazla zarar vermezler mi? Bunun üzerinde uzunca düşünmek lazımdır. Mareşal Fevzi ÇAKMAK ın, komünistlikle suçladığı Hasan Ali YÜCEL, Türk milliyetçileri için şöyle söylüyor: Bir avuç ırkçı, ellerine palayı alıp iktidarı devirecekler. Hemen, Türk milletini atlara bindirip; başlarına bir börk, omuzlarına birer ok çıkını yerleştirecekler. İran üzerinden Rusya ya sefer. Bütün Türkleri birleştirip, Turan kuracaklar. Tabii bu hayallerinde muvaffak olamayacakları için; Dimyata pirince giderken, evdeki bulguru da kaybedecekler. Türkiye yi de mahvedecekler. Uçan kuşa komünist diyorlar. İşte, İnönü nün Milli Eğitim Bakanının kime çalıştığını, bunların yetiştirdiği nesillerin, Türk milletine, devletine ne gibi zararlar vereceğini iyi düşünmek; Asil Müslüman Türk çocuklarını vuranları, imha etmeye çalışanlarını, düşmanın beşinci kol kuvvetlerine hizmet edenleri iyi tanımak gereklidir yılları arasındaki Bayar Menderes yönetiminde baskı ve şiddet, kısmen, Müslüman-Türk milletinin üzerinden kalkmış veya hafiflemiş görünse de, Türk milliyetçileri İnönü döneminde olduğu gibi baskı, şiddetten ve ihanetlerden kurtulamadı. Dönmelerin, bölücülerin, komünistlerin; aynı hızla devlet düşmanlığı, din düşmanlığı devam etti. Vatansever Müslüman-Türk çocuklarının başlattıkları, milli ve siyasi her çalışma en kısa zamanda 37

38 yok edildi. Türk milliyetçilerinin kurduğu, Milliyetçiler Derneği dönemin reisi cumhuru, başvekili ve onun bakanları tarafından 1953 yılında, IRKÇI TURANCI PANİSLAMİST faaliyetlerde bulunuyor gerekçesiyle, bir gecede 75 şubesiyle birlikte kapatıldı. Yöneticileri mahkemeye sevk edilerek para cezasına çarptırıldı. Reisicumhur, başvekil ve bakanları şöyle beyanat vermeğe başladılar: Dışarıda Türk kalmamıştır, onlar komünist olmuştur Bu söylemleriyle dışarıdaki Türkleri sahipsiz bırakarak, Türk varlığına ve Türk devletine ihanet etmişlerdir. Yine, General Cevat Rıfat ATİLHAN ın kurduğu İslam-Demokrat Partiyi de, Amerika devletinin ve Yahudilerin baskısı ile kapattılar. Celal BAYAR ı bu hizmetinden dolayı; Amerika seyahatinde Yahudiler, gümüş madalya ile taltif ettiler. Çünkü General Cevad Rıfat ATİLHAN Yahudi düşmanı olup; 1948 de, Türkiye den topladığı 300 gönüllü serdengeçti ile Filistin e Yahudilerin yerleşmesine karşı çıkmış ve Yahudilerle savaşıp başarılar elde etmişti. Bayar Menderes dönemi de Türk milleti ve milliyetçileri için bir yıkım dönemi olarak tarihe geçmiştir. 27 Mayıs 1960 İhtilal cuntası dönemi sürerken 13 Kasım 1960 tarihinde, 14 kişilik Türkçü grup, yurt dışına görevli-sürgüne gönderilir. Solcu ihtilal grubu öyle azıtmıştır ki, harp okullarında Türkçü yayınlar okudukları için, öğrenciler hemen okuldan atılır. Diğer okullardaki baskı, şiddet, sindirme hareketi bu dönemde de devam etti. Daha sonra yapılan seçimlerde, iktidar yine İnönü nün ve yandaşlarının eline geçti. Üniversitelerde komünist öğretim üyeleri ve öğrenciler; Bilimsel, ileri, çağdaş eğitim, Bağımsız Üniversite sloganları ile hocaları önlerinde sokaklarda yürüyorlardı. Fakat milliyetçi öğrencileri katlediyorlar, okullara sokmuyorlardı Süleyman Demirel dönemi başladı. Aynı zihniyet devam etti. Milliyetçi Türk çocuklarına karşı 1971 de askeri müdahale oldu. Bu müdahaleyle, Nihat Erim dönemi başladı. Aynı solcu zihniyet, Ferit Melen, Naim TALU dönemleri ile devam etti. Ve sonra 38

39 1974 seçimleri, bu kez iktidar Ecevit- Erbakan ikilisinde. Bu hükümet dönemi de Türk devleti ve ülkücüler için imha yok etme dönemi olarak adlandırılabilir. Bunun akabinde iktidar 1975 yılında Süleyman Demirel in milliyetçi cephe hükümetine geçer yıllarında iktidarda Bülent Ecevit vardır da Süleyman Demirel tekrar hükümeti ele geçirir. Askeri darbe ile 12 Eylül 1980 de Kenan Evren ve Devşirme Cuntası iktidara gelir. Milliyetçi-ülkücü Türk çocuklarına, devletin her kademesinde, baskı ve sindirme; imha ve zindanlar dönemi başlar. Bu, 1985 yılına kadar bütün şiddeti ile devam etmiştir. Müslüman - Türk çocukları ülkücülere yapılan zulüm, işkence, imha ve özel yargılamalar dönemini en ince ayrıntılarıyla yazacağız. İhtilalden sonra ABD büyük elçisi Spain şöyle söylüyor: Türkiye, Alparslan TÜRKEŞ e teslim edilmediği için sevinçliyiz Amansız düşmanlarımızın Büyük Türk Devleti ve Büyük Türk Milleti üzerinde bir hesabı varsa; onun asli sahiplerinin iktidara gelmelerine, devletlerine sahip olmalarına karşı her türlü düşmanlıklarını yapanlara karşı da kudret, kuvvet ve mülkün sahibi olan Cenab-ı Hakkın da bir hesabı vardır düşüncesindeyiz. Şüphesiz ki, mülk onundur; dilediğine verir, dilediğinin elinden alır. Ey yüce Rabbimiz olan Yüce Allah! Asil Müslüman-Türk çocuklarını mahcup etme, düşmanlarımızı sevindirme. Bir gün bize, Devlet (iktidar) sizindir. dendiği günü göster. Senden bunu istiyoruz. Lütfeyle, kerem eyle, ihsan eyle. Son olarak; Türk-İslam ülküsü uğrunda ser, kan, can veren ülküdaşlarıma rahmetler dilerim. Ruhları şad olsun. Allah, büyük kahraman Türk Milletine bir daha böyle acılı, hüzünlü günler göstermesin. Bütün dava arkadaşlarımı ve gönüldaşlarımı saygı ile selamlıyorum. 39

40 AÇIK TEŞEKÜR Milliyetçi Hareket Partisi Kayseri İl Başkanı Mete EKE Bey; Kitabın baskısının gerekli finansmanını tek başına karşılayıp, çok güzel bir vefa örneği göstermiştir. Kendisine, yapmış olduğu maddi ve manevi yardımlarından dolayı bütün ülkücü gönüldaşlar adına teşekkür ediyor; kendisini saygı ve sevgi ile selamlıyoruz. KAYSERİ MHP İL TEŞKİLATI- KAYSERİ ÜLKÜ OCAKLARI Dini Milli değerleri uğruna Feda yı can eden aziz şehidimiz Bekir ÇİFTER in babası Sabit Beyi; ülkücü gönüldaşlarımızın mücadelesini kitaplaştırıp tarihi belge olarak sunulmasında teşvik ve gayretlerinden dolayı kendisine takdir ve teşekkür ederiz KAYSERİ MHP İL TEŞKİLATI- KAYSERİ ÜLKÜ OCAKLARI Kitabı hazırlarken Müslüman Türk ün yüksek ruhlu has evladı samimiyet ve gayretiyle destek olan Resul ŞAHİN bey e teşekkür ederim. Mehmet Esat Halit ŞAHİN Çalışmalarım esnasında yardımını benden esirgemeyen; Sabit Çifter, Necati Şahin, Mustafa Öztürk, Hasan Sami Bolak, Ahmet Kaplan, Faik Şahintürk, Seyit Tayfur, Nevzat Taşkın, Baki Tekatlı, Hacı Öztürk, Ömer Yaşar, Zafer Yazgan, Aydın Eylen, Mehmet Odak, Çetin Başpınar, Volkan Erişen, Bekir Akbulut, Duran Parlak, Selami Koç, Yıldıray Çiçek, Buğrahan Eravşar Necati Çayır, Alper Köseoğlu, Kürşat Açıkgöz, İsmail Karakoç, Nuri Şencan, Bektaş Akbaş, Hakkı Yıldız, Hayrullah Sundu, Bilgehan Hatip, Mehmet Güç, Mustafa Kaya, İsmail Durmuş Kingir, Burak Kılıç, Çağrı Aydın, Mehmet Fatih Şahin, Mehmet Genç, Mustafa Genç, Ahmet Acar, İsmail Hakkı Şahin, Ali Çelik, Rıfat Ateş, Musa Çankaya, İsmail Şahin, Hasan Gürpınar, Alper Yıldız, Kemal Bozdoğanlı, Mehmet Erkahya, İbrahim Kayademir, Ayhan Teltik, Onur Bayraktar, Mehmet Dadaloğlu, Ali Osman Çelik Beylere; teşekkür ederim. Mehmet Esat Halit ŞAHİN Kayseri Ülkücü Teşkilat mensuplarından Memduh ÖZARSLAN beyi ve ahrete intikal etmiş ülküdaşlarımızı rahmetle minnetle anıyoruz. Mekânları nur ala nur olsun. 40

41 KÜRŞAD Kürşad, 621 senesinde Çinli eşi İçing Katun tarafından zehirlenerek öldürülen Doğu Göktürk Devleti kağanı Çuluk Kağan'ın küçük oğludur. Çuluk Kağan'ın ölümünden sonra kardeşi Bağatur Şad, Kara Kağan adını alarak hükümdar oldu ve ağabeyinin Çinli eşi ile evlenerek Ötüken'deki Türkler arasında huzursuzluğa yol açtı. Bir tarafta Çinliler, diğer yanda da Sırtarduş Bayurku, Dokuz Oğuz, Uygur gibi Türk boylarının Göktürklere başkaldırıp savaşmaları ve ayrıca İçing Katun'un Ötüken'de esir durumda yaşayan Çinli azınlığa destek çıkarak bunların zenginleşmesini sağlaması sayesinde giderek zayıflayan ve kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya kalan Türkler, 629 senesinde Çinlilerle yaptıkları savaşta tuzağa düşerek yenilince Doğu Göktürk Devleti yıkıldı. Başta Kara Kağan ve Kürşad olmak üzere binlerce Göktürk Çinlilere esir düşerek Çin'in başkenti Siganfu'ya götürüldüler ve orada kendilerine tahsis edilen bölgede yaşamaya mecbur edildiler. Türkleri asimile edebilmek amacıyla Göktürk soylularını hassa ordusunda subay olarak görevlendiren Çinlilerin bu taktiği bir işe yaramamış, Türkler bağımsızlıklarına kavuşup yeniden devlet kurmak amacıyla fırsat kollamaya başlamışlardır. Kürşad da Çin hükümdarının ordusunda subay durumundadır fakat kılıcını milletinin özgürlüğü için çekeceği günü beklemektedir. Esaretin beşinci yılında Kara Kağan kahrından ölür. Esaretin onuncu yılında, yani 639 senesinde, Bozkurt soyunun en büyüğü konumundaki Kürşad durumun iyice kötüye gittiğini görerek kırk çerisi ile birlikte ihtilal yapmaya karar verir. Geceleri kılık değiştirerek Siganfu sokaklarında tek başına dolaşma adeti olan Çin hükümdarı Tay-tsung'u yakalayarak rehin almaya ve bu sayede Çin sarayına girerek orada bulunan Kürşad'ın ağabeyinin oğlu Urku Tigin'i kurtarıp, toplayabildikleri kadar Türk ile birlikte Ötüken'e giderek tekrar devlet kurmaya, Urku Tigin'i de kağan ilan etmeye karar verirler. Bu uğraşta başarılı olurlarsa budun (millet) kurtulacak, başaramazlarsa da dökülecek kanları geride kalanlara ödevlerini hatırlatacaktır. Fakat ihtilal için harekete geçtikleri gece sağanak halinde yağan yağmur yüzünden Çin hükümdarı sarayından dışarı çıkmaz. İhtilali ertelemenin sakıncalı olacağını düşünen Kürşad, kırk çerisiyle birlikte Çin sarayına yürür, amacı sarayı basarak hükümdarı esir almaktır. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında yüce dileğe doğru yürüyen kırk bir Türk yiğidi sarayın kapısına vardıkları anda cenk başlar. Yüzlerce Çinli askeri öldürürler ama binlercesi üzerlerine saldırmaya devam eder. Göktürklerin bir kısmı sarayın içinde savaşırken şehit olur, sağ kalanlar ise Kür Şad'ın önderliğinde saraydan çıkarak Vey ırmağına doğru ilerlerler, niyetleri ırmağı geçerek Ötüken'e doğru at koşturmaktır. Ama sağanak halinde yağan yağmur yüzünden yükselen sular köprüyü sürükleyip götürdüğü için karşıya geçemezler ve peşlerinden gelen Çin ordusu ile son kez cenge tutuşurlar. Binlerce Çinli askere karşı savaşan bir avuç Türk yiğidi birer birer ecel şerbetini içerler. Sadece Kürşad sağ kalmıştır, tek başına Çin hükümdarlığına karşı savaşmaktadır. En sonunda O da şehit olur fakat elinde kılıcıyla atının üzerinde durmaktadır, öldüğü halde yere düşmemiştir. Kürşad ölmüş fakat yenilmemiştir (635). Kürşad ve kırk çerisinin yaptıkları ihtilalden sonra korkuya kapılan Çinliler, Siganfu'daki bütün esir Göktürkleri mecburen serbest bırakırlar. Göktürkler kırk üç yıl boyunca dağınık bir şekilde yaşarlar, bazı Göktürk soyluları yeniden devlet kurma girişiminde bulunsalar dahi başarılı olamazlar... Fakat 682 senesinde Bozkurt başlı sancak tekrar kaldırılır ve Kutluk Şad (İlteriş Kağan) ile Bilge Tonyukuk İkinci Göktürk Devleti'ni kurarlar... 41

42 EN BÜYÜK TÜRK KAHRAMANI KÜRŞAD (Hüseyin Nihal ATSIZ) Türk tarihi, dünyanın en hamasî şiiri, Türk kahramanları da o şiirin berceste mısralarıdır. Bir zafer şehrâhını dolduran heykeller gibi 26 asrı süsleyen bu ölmezler tümeni arasında bir teki bir millete şeref verecek ne büyük faniler gelip geçti. Tanrının Türk Tanrısı olduğuna, mavi gökle kara toprak arasındaki insanoğullarının yalnız Türklerden ibaret bulunduğuna, kendi ırklarının başkalarına hâkim olarak yaratıldığına inanan atalarımız için kahramanlık bir tabiat, fazilet bir huydu... Şimdi büyük adını saygı ile andığımız Kür Şad işte o kahramanlıkla faziletin şahlanmış örneği olan büyük Türk kahramanıdır. Millî ızdırapların şahlandığı ve şahsî ızdıraba karıştığı son yıllarda, ölmezler tümeninin zafer ve şeref şehrâhında hayalen çok dolaştım. Yarı masallaşmış çehresiyle Alp Er Tunga'dan, kahraman kadın Tomiris'ten başlayarak Pilevne kahramanı Gazi Osman Paşa'ya, Edirne kahramanı Şükrü Paşa'ya ve kurtuluş savaşının meçhul, fakat meşhur şehidine kadar bütün ölmezlerin önünden ihtiramla geçtim. Eskiden olduğu gibi yine Kür Şad'ı hepsinden büyük buldum. Çünkü o birçok büyüklerde görülen bazı küçüklüklerden uzak, birçok büyüklerde rastlanan menfaat duygusundan sıyrılmış, bazı büyüklerde bulunan yanlış hareketlerden beride kalmış kaya gibi aşılmaz bir devdi. Kür Şad, tarihimizde alevlerin, ışıkların, mehtapların ve yanardağların yanında gerçi parlamasıyla sönmesi bir olmuş geçici bir şahap gibidir. Fakat o geçici ışık tarihin gidişini değiştirmiş, kısa aydınlığında bize en büyük hakikati görebilecek fırsatı vermiştir. Bu hakikat ezeli ve ebedi kahramanlıktır. Tarih acayip bir ihtiyardır. Bazılarına tam hakkını verir. Bazı değersizlerden çok bahseder. Bazı büyükleri hiç anmaz. Bazılarından da yalnız bir kaç kelime söyler. Kür Şad bu sonuncularındandır. Onun hakkında bütün bildiğimiz: Türk milletini kurtarmak ve esir olan yeğenini Türk kağanı yapmak için kendisi gibi esir 40 arkadaşıyla birlikte Çin imparatorunun sarayına saldırdığı, fakat pek nispetsiz bir savaştan sonra can ve baş verdiğidir. Bu muhteşem saldırışın muhteşem kahramanlarını bilip tanısaydık ne hoş olurdu! Adlarını bile bilmediğimiz bu örneksiz fedailer acaba nasıl insanlardı? 42

43 Kaç yaşlarında idiler? Hangileri hangi savaşlardan arta kalmışlardı? Anaları, babaları yaşıyor mu idi? Çocukları var mıydı? Seviyorlar mıydı? Karıları, sevgilileriyle son defa neler konuşmuşlar, neler düşünmüşlerdi? Yazık, hiçbirini bilmiyoruz. Bildiğimiz yalnız şu: Yanardağ ruhlu, çelik iradeli kahraman Kür Şad... Bozkurt hanedânından yani kağanlar soyundan olduğu halde yeğenini tahta çıkararak Türk milletini diriltmek için kılıca sarılan Kür Şad... Bu nispetsiz çarpışmada zaferi sağlayacak tek yola giderek, yani düşmanın kalbine saldırarak ruh ve irade kuvveti kadar muhakeme gücüne de sahip olduğunu belirten Kür Şad... Başarılamayan bir ihtilâle rağmen düşmanın yüreğine korku ve dehşet salarak ırkı mahvolmaktan kurtaran Kür Şad... Sonra onun 40 şanlı arkadaşı... Bir hareketin değeri, verdiği sonuca göre ele alınırsa Kür Şad'ın hareketi Türklüğü yok olmaktan kurtardığı için Kür Şad büyüktür. Yapanın fedakârlığı ve kahramanlığı ile ölçülürse Kür Şad yine büyüktür. Velhasıl o çok büyüktür. Hiçbir kıskançlığın erişemeyeceği kadar büyük... Biz, bugünün Türkçüleri bu "kaybolmuş güneş"imizi 13 asrın karanlıklarından çekip çıkararak başımıza taç ettik. Şimdi o, büyük yarınımızı aydınlatıyor. Onun boşa gitmemiş okları 13 asrın ötesinden bize 41 kahramanın selamlarını getiriyor. Ve onların ruhları kendilerine doğru çelik ve kan tufanlarıyla yapılacak büyük bir yürüyüşü bekliyor yıl önce dökülen Kür Şad'ın kanı ırkımızı yabancılar arasında erimekten kurtarmıştı. Bugün de onun hatırası Türklük ruhunu eriyip sönmekten kurtaracaktır. Vaktiyle onun at koşturduğu yerlerdeki meçhul mezarlardan bize gelen sesler "daha ne kadar bekleyeceğiz?" diye sorarken bizim yayladan "yakında geleceğiz" diye yükselen haykırışlar onlara karşılık veriyor... Sefil ihtirasların ve baykuş seslerinin söndüğü yarınki Türkelinde Kür Şad için ulu bir anıt düşünüyorum. Gösterişsiz, sade fakat metin, kayadan bir anıt... O anıtın önünde Kür Şad'a ve arkadaşlarına saygı olarak börk ve çizme giymiş, kılıç ve sadak takmış Türk gençlerinin, birbirine perçinlenmiş sarp bir yığın gibi dik adımlarla geçit resmi yaptığını düşünüyor ve 1300 yıllık gençler olan Kür Şad'la arkadaşlarının da, yaralarından hâlâ dinmeyen kanlar sızdığı halde, kendilerine çevrilen başlara gülümseyerek selam aldıklarını görür gibi oluyorum... Kürşad Dergisi, 1947, Sayı: 1 43

44 MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Mustafa Kemal ATATÜRK 1881 yılında Selanik te Kocakasım Mahallesi, Islahhane Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selanik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. ATATÜRK'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı. Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rafla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selanik e dönüp okulunu bitirdi. Selanik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti yıllarında Manastır Askeri İdadi sini bitirip, İstanbul'da Harp 44

45 Okulunda öğrenime başladı yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu. Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi. Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü yılında Sofya Ateşemiliterliği ne atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık şehit veren Türk milleti onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size 45

46 taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşlarından sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Veliaht Vahdettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezareti nde (Bakanlığında) göreve başladı. Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı. Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'i işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu 46

47 kurdu, Kuvâ-yi Milliye millet- ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı. Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır: Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı. Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları ( ) I. İnönü Zaferi (6-10 Ocak 1921) II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921) Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921) Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922) Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, ATATÜRK oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı. ATATÜRK Türkiye'yi 47

48 "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi İnkılâplar yaptı. Bu İnkılâplar beş başlık altında toplayabiliriz: 1. Siyasal İnkılâplar: Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922) Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923) Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924) 2. Toplumsal İnkılâplar: Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi ( ) Şapka ve kıyafet inkılâbı (25 Kasım 1925) Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925) Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934) Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934) Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü ( ) 3. Hukuk İnkılâplar: Mecellenin kaldırılması ( ) Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi( ) 4. Eğitim ve Kültür Alanındaki İnkılâplar: Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924) Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928) Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması ( ) Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933) Güzel sanatlarda yenilikler. 48

49 5. Ekonomi Alanında İnkılâplar: Aşârın kaldırılması Çiftçinin özendirilmesi Örnek çiftliklerin kurulması Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması I. ve II. Kalkınma Planları'nın ( ) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "ATATÜRK" soyadı verildi. ATATÜRK, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve ATATÜRK ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM ATATÜRK'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti. ATATÜRK sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu. ATATÜRK özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven ATATÜRK Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı. 49

50 1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kız kardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık ATATÜRK Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu. ATATÜRK'ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ ATATÜRK'ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı yılı başlarında Yalova'da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara'ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana'ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran ATATÜRK, çok yorgun düştü. Ülkü edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs'ta Ankara'ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul'a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu. Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı'nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul'a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi ATATÜRK'ü çok sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona'da kalan ATATÜRK'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini 50

51 diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat çok arzuladığı hâlde, Ankara'ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı. 29 Ekim 1938'de kahraman Türk Ordusu'na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. "Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk Ordusu'nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda "Türk vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve şerefini, dâhilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır" diyerek Türk Ordusu'na olan güvenini belirtmiştir. ATATÜRK 1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. ATATÜRK bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi'nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi'nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu'nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. ATATÜRK, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı. ATATÜRK'ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk'ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı'nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, 51

52 hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal ATATÜRK aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü ATATÜRK'ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı'nın büyük tören salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı'na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara'ya getirilmek üzere hareket edildi. ATATÜRK'ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra ATATÜRK'ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe'de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesinden alınan ATATÜRK'ün naaşı Anıtkabir'e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi. 52

53 ATATÜRK ÜN BAZI SÖZLERİ Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim. Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir. Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen payidar kalacaktır. Bir Türk dünyaya bedeldir. Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Ne mutlu Türk'üm diyene! Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. Türk! Öğün! Çalış! Güven! Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur. 53

54 Türk demek dil demektir. Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır Dünya üzerinde Türk ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir Türklerin yaşadıkları her yer misak-ı milli hudutları içindedir. Bu ülke, tarihte Türk tü, bugün de Türk tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır Taş kırılır, tunç erir. Ama Türklük ebedidir. Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Türk, çetin işler başarmak için yaratılmıştır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur. Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir. 54

55 55

56 ALPARSLAN TÜRKEŞ Milletimizin yetiştirdiği son Başbuğ un hayat hikâyesi yıl 1917 Kasım ın 25'i, öğle vakti. Yer, Lefkoşa. Haydarpaşa Mahallesi Kirlizade Sokağı 13 numaralı mütevazı evde, Kıbrıs a yerleşen Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve eşi Fatma Zehra Hanımın Ali Arslan adını verdikleri oğulları dünyaya gelir. Yıl 1921 ve 4 yıl 4 ay 4 günlük Ali Arslan, annesi tarafından yıkanır, yeni elbiseler giydirilir ve devrin âdetince fesi mücevherler ile süslenerek Sarayönü ilkokul'una (Sıbyan Mektebi) gönderilir. Sarıklı ve mübarek bir Osmanlı Uleması olan Hoca Efendi'nin dizi dibine çöken Ali Arslan'ın ağzından çıkan ilk söz bir euzü besmeledir. Ey Rahman ve Rahim olan Allah ım, annem beni yetiştirdi bu mektebe yolladı, okuyup yetişip, milletime hizmet etmek istiyorum dermişçesine bir besmeledir, Ali Arslan'ın ağzından dökülen. Birbirinin ardı sıra gelen ilkokul ve Rüştiye yılları ve her biri birbirinden daha değerli Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asım Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş birer hançer olan hocalarından feyz alır. Onlar, ona müfredatın yanı sıra Kıbrıs Türklerinin yalnız olmadığını, Devlet-i Ali 56

57 Osman bakiyesi hür ve müstakil Türkiye'nin yanı sıra yeryüzünde kendileri gibi bahtsız esaret altında milyonlarca Türk olduğunu da öğretirler. Dahası Osman Zeki Bey Ali Arslan'ın adını adeta senin adın "Alparslan olsun" ve Sultan Alpaslan'a denk bir yiğit Türk ol, diyerek değiştirir. Küçük Alparslan ın doğup, yetiştiği o yıllarda, Piyale Pasa yadigârı Kıbrıs, sevgili Yeşil Ada mızın tamamı İngiliz işgali altındadır ve Türk'ün istiklâlini kaybetmesinin ne demek olduğu onun ruhunun derinliklerine şuurunun uyanmağa başladığı günden, çocukluk yıllarının başlangıcından başlayarak siner. O her gece Türkiye'ye gidip asker olmayı ve gelip ata-baba ocağını kurtarmanın düşüyle uyur, uyanır. Yıl 1933 ve Alparslan ın artık işgal altında, esaret altında yasamaya dayanacak gücü kalmamıştır. Babası Ahmet Hamdi Bey'i ve Annesi Fatma Zehra Hanım ı ikna eder, aile mallarını satıp savar yanlarında oğulları Alparslan ve kızları Dervişe olduğu halde, ak toprakların, hür toprakların, Türk'ün Türk olduğundan utanmadığı, boynunun eğik olmadığı toprakların, anavatanın, Türkiye'nin yoluna düşerler; Viyana vapuru ve ver elini İstanbul... Ailesi İstanbul a yerleşince Alparslan ın ilk işi Kuleli Askeri Lisesine kayıt olmak olur. Artık o yüreğinin onu çağırdığı yerde ve düşlerinin peşindedir. O düşlerini düşleyen başkaları da vardır İstanbul da... Derlenip toparlanmışlar, Türklük, Türkçülük ülküsünün O bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlardır. O Yüce Dilek, O aziz Ülkü, O muhteşem düşler, özellikle, bir Ülkü devi olan ATSIZ Hoca nın can evinde, ocağında pişer ve sohbetlerle, şiirlerle, dergilerle, romanlarla mektuplarla Türk aydınlarının gönlüne cemre cemre düşmekte ve yayılmaktadır. Onlarla tanışır, buluşur, Alparslan TÜRKEŞ. Yıl 1936 Kuleli Askeri Lisesi'ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitirince Ankara ve Harp Akademisi yılları başlar. 1938'de Harbiye'den mezun olur, artık O Türk Ordusu'nun genç bir teğmenidir ve Türk Milleti'nin emrindedir. Yıl 1940 Isparta'da gönlünü Muzaffer Ana'ya kaptırır ve evlenirler. Ayzıt, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adli çocuklarla çiçeklenir bu evlilik ve bozkurtların Muzaffer Ana sının 1974 yılında elim kaybından sonra 1976 yılında, Sevâl 57

58 Hanım la yaptığı ikinci evliliğinde de Tanrı Onu Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adli iki evlât daha vererek sevindirecektir. Yıl Mayıs. Ankara'da eski tabirle bir nümayiş yani gösteri veya yürüyüş vardır. Türk'ün, Türklüğün ölmediğini, ölmeyeceğini ve yükselen Türkçülük bayrağının bir daha hiçbir şekilde inmeyeceğini gösteriyorlar. Hem dosta hem düşmana... Hem devlet hizmetindeki gafillere hem de yurda sızmaya çalışan hainlere, Asya bozkırlarında yaratılan bozkurt soyluların bozkurt torunlarının, bir kaç çakalın günü birlik menfaatleri için göz yumdukları kızıl yılanın farkında ve onun başını ezme azminde olduklarını gösterirler. Şairin öz yurdunda garipsin, öz yurdunda parya dediğince tutuklanır Türkçüler... Devrin dalkavuk iktidarının uyduruk nedenlerle açtığı Türkçülük-Turancılık Davası başlar. Türkçüler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Türkiye'de Türk Milliyetçisi olmanın bedelidir bu... Genç Üsteğmen Alparslan TÜRKEŞ de bunlar arasındadır. 20 Ekim 1944'te kendisini "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan mesnetsiz Savcıya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği isnat edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanimi severim." diye haykırır. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve bir yıldır hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen cezada daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2 numaralı mahkemede beraat eder. Bu onun Türk Milliyetçisi olduğu için zindanlara ilk atılışıdır ve son olmayacaktır. Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil. O da Türklük Ülküsü için zaman zaman şiddeti artan çileyi bir ömür boyu bir an bile tereddüt etmeksizin ve yakınmaksızın, çekmiş ve çile çekmeyi şeref bilmiştir. Yıl 1947 Alparslan TÜRKEŞ ve 15 diğer Türk subayı, ABD Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıllık bir süre eğitim görürler. Bu arada ülkemizden Kars ve Ardahan civarıyla Boğazlardan üs talep eden Sovyetler Birliği nin Komünizm maskesi ardına saklanmış, o eski ve değişmez "Moskofluğu" ayan beyan ortaya çıkar. Bu atmosferde yurda dönen Alparslan TÜRKEŞ Gelibolu ve Çankırı daki görevlerinden sonra 1951 yılında Kurmaylık 58

59 sınavını kazanır ve 1955 yılında Harp Akademisi'nden Kurmay Binbaşı olarak mezun olur. Yıl 1955 dış görev için açılan sınavı kazanarak ABD Pentagon'da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanır. Bu arada... Uluslararası Ekonomi eğitimi görür yılında Türkiye'ye döner yılında Almanya'ya Atom ve Nükleer Okulu'na gönderilir ve bu okulu başarıyla bitirir. O artık bir Kurmay Albaydır. Yıl 1960, tarih 27 Mayıs öteden beri örgütlenen ve memlekette kardeş kavgasını önleyerek bazı reformlar yapmayı hedefleyen Milli Birlik Komitesi'nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve "ihtilâl'in kudretli Albayı dır. Kurmay Albay Alparslan TÜRKEŞ ihtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet istatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurar. Ancak Milli Birlik Komitesi arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13 Kasım 1960'ta Kurmay Albay Alparslan TÜRKEŞ ve "ondörtler" olarak bilinen arkadaşları Komite'nin diğer üyelerince emekliye sevk edilerek tasfiye edilirler ve zorla evlerinden alınıp yurt dışında görevlendirilmek suretiyle sürgün edilirler. O da 19 Kasım da Türkiye'nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderilir yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan TÜRKEŞ in Türkiye'ye dönmesine müsaade edilmez. Yıl 1963 tarih 23 Mart Alparslan TÜRKEŞ sürgünden yurda döner. Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adli bir dernek kurar. Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder. Tarih 31 Mart 1965 saat de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne katılır. Tarih 1 Ağustos 1965 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultay ında Genel Başkanlığına seçilir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili seçilir. Yıl 1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin adi Milliyetçi Hareket 59

60 Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili olarak seçilir. İlki, 31 Mart Haziran 1977 yılları arasında ve ikincisi de 1 Ağustos - 31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar. Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler başlar Yılından itibaren Marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu haline getirerek "Komünist Devrim" için üs haline koyarlar. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin'in Stalin'in Mao'nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri "şehir gerillası"mı "kır gerillası"mı tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakkı tanımamaktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan TÜRKEŞ toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmaya ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeye başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar. Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama her yerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket'e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980'e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet'in zaaf içinde olduğu düşünülen "zinde güçler de bir şeylerin yani ihtilâlin şartlarının "olgunlaşması" için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler. Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları birçoğunu bizzat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının Komünist çetelerce katledildiğini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmediği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ızdırap dolu 60

61 yıllardır. 12 Eylül 1980 sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar. Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ ve Türkiye'nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5'ler bu sürecin şekillendiği mekânlardır. Başbuğ 12 Eylül'den üç gün sonra teslim olur. Cunta tarafından tutuklanan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada da daha sonra da Ankara Askeri Dil Okulu'nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenir, 9 Nisan 1985'de tahliye olur ve beraat eder. Tarih 6 Eylül Yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır. Tarih 4 Ekim Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkanlığa seçilir. Tarih 20 Ekim Genel seçimlerde MÇP'nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez TBMM dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi o gerçekleştirir. Tarih 27 Aralık On iki Eylül'ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan Milliyetçi Hareket Partisi'nin son kurultay delegeleri, Milliyetçi Hareket Partisi'nin isim ve amblemini MÇP'nin kullanabilmesine karar verirler. Tarih 24 Ocak 1992 MÇP'nin 4. Olağanüstü kurultayı toplanır ve partinin adını Milliyetçi Hareket Partisi, amblemini Üç Hilal olarak değiştirir. Yıl tarih 4 Nisan... Başbuğ kalp krizi sonucu Ankara'da vefat etti. Cenazesi, devlet töreni ile kaldırıldı Allah rahmet eylesin mekânı cennet olsun. Âmin! Başbuğ un Asil Türk Milletine Bıraktığı En Güzel Eser Ülkücü Gençliktir 61

62 ALPARSLAN TÜRKEŞ İN ESERLERİ Milli Doktrin 9 Işık; ( Kamer Yayınları; İstanbul, 1997 ) Dokuz Işık; ( Berikan Elektronik Basım Yayın) 9 Işık; ( Hamle Yayınevi; İstanbul ) Dokuz Işık ve Türkiye; ( Hamle Yayınevi; İstanbul ) Ülkücülük; ( Hamle Yayınevi; İstanbul, ) 12 Eylül Adaleti (!) : ( Savunma; Hamle Yayınevi; İstanbul, ) 1944 Milliyetçilik Olayı; ( Hamle Yayınevi; ) Modern Türkiye; ( İstanbul ) Milliyetçilik Olayları; ( Berikan Elektronik Basım Yayın ) 27 Mayıs ve Gerçekler; ( Berikan Elektronik Basım Yayın ) 27 Mayıs, 13 Kasım, 21 Mayıs ve Gerçekler; ( İstanbul, 1996 ) Ahlakçılık; ( Berikan Elektronik Basım Yayın ) Etik (Ahlak Felsefesi), Etik; Bunalımdan Çıkış Yolu; Türk Edebiyatında Anılar, İncelemeler, Tenkidler, Anı-Günce-Mektup; Bunalımdan Çıkış Yolu; ( Hamle Yayınevi; İstanbul, 1996 ) Dış Meselemiz; ( Berikan Elektronik Basım Yayın ) İlimcilik; ( Berikan Elektronik Basım Yayın ) Kahramanlık Ruhu; ( İstanbul, 1996 ) Temel Görüşler; ( Kamer Yayınları ) Sistemler ve Öğretiler; ( İstanbul, 1994 ) Türkiye'nin Meseleleri; ( Hamle Yayınevi; İstanbul, 1996 ) Yeni Ufuklara Doğru; ( Kamer Yayınları ) Sistemler ve Öğretiler; ( İstanbul, 1995 ) Gönül Seferberliğine; ( Kamer Yayınları; İstanbul; 1994 ) 62

63 BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ İN ÖZLÜ SÖZLERİ Hepiniz birer Türk Bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin. Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dava başarıya ulaşamaz. Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Davamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır. İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir. Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır. Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır. İslâmiyet i ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir. Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır. İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya asla müsaade, müsamaha etmezler. Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir. Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddini bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız. Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. 63

64 Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak... Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur. Fikir, iman, ülkü aşkı... İnsanları güçlü yapan bunlardır. Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür. Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir. Gençliğimizi büyük bir savaş beklemektedir. Bozgunculuğa, tembelliğe, ahlaksızlığa, cehalete, yalancılığa karşı büyük bir savaş. Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır. Ülkücülerden, Allah ın ve Kanunların yasakladığı hiçbir şeyi yapmamalarını istiyorum. 64

65 65

66 DEVLET BAHÇELİ 1948 yılında Osmaniye'de doğdu. Yörede Fettahoğulları olarak bilinen geniş bir Türkmen ailesine mensuptur. İlköğrenimini Osmaniye'de, orta öğrenimini İstanbul'da tamamlayan DR. BAHÇELİ, üniversite öğrenimini Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisinde yapmıştır. Başlangıcından itibaren Ülkücü Hareket'in her kademesinde görevler üstlenerek Büyük Ülkü Davası'na hizmet etti. Dr. BAHÇELİ, 1967 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde öğrenci iken Ülkü Ocağı Kurucusu ve yöneticisi olarak görev aldı yıllarında Türkiye Milli Talebe Federasyonu Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu. Dr. Bahçeli, bir yandan aktif olarak Ülkücü Hareket'te yer alırken, diğer yandan da ilmi alandaki çalışmalarını devam ettirmiştir yılından itibaren Ankara İktisadi ve Ticari İlimler akademisi ve bağlı Yüksek Okullarda İktisat Bölümü asistanı olarak görev almıştır. Dr. BAHÇELİ, yine 1970'li yıllarda Ülkücü Maliyeciler 66

67 ve İktisatçılar Derneği'nin (ÜMİD-BİR) kurucularından, Üniversite Akademi ve Yüksekokullar Asistanları Derneği'nin (ÜNAY) kurucularından ve Genel Başkanlarındandır. İyi derecede İngilizce bilen Dr. Devlet BAHÇELİ, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde İktisat Doktorası yapmış ve aynı üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Politikasında Ana Bilim Dalı'nda 1987 yılına kadar öğretim üyeliği görevini sürdürmüştür. Dr. BAHÇELİ yine bu süre içerisinde Türk-İslam âlemi, Türkiye ve Dünya Ekonomisi, Türk Tarihi ve Dış Politika konularıyla ilgilenmiş ve bu alanlarda çalışmalar yapmıştır. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra cezaevlerine doldurulan Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri ile mensuplarının haklı davalarının her platformda savunulmasında takdirle karşılanan çalışmalarda bulunmuştur. Ülkücü kadroların yetişmesinde önemli görevler de üstlenen Dr. BAHÇELİ, Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ tarafından göreve çağırılması üzerine 17 Nisan 1987 tarihinde üniversitesindeki öğretim üyeliği görevinden istifa etmiş, 19 Nisan 1987 tarihinde yapılan MÇP Büyük Kurultay'ında parti yönetimine seçilmiş ve Genel Sekreterlik görevine getirilmiştir. MÇP ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin yönetim kadrolarındaki görevi, günümüze kadar kesintisiz olarak sürmüştür. Çeşitli zamanlarda Genel Sekreterlik, Genel Başkan Yardımcılığı, Merkez Yürütme Kurulu Üyeliği, Merkez Karar Kurulu Üyeliği, Genel Başkan Baş-Danışmanlığı görevlerinde bulunan Dr. Devlet BAHÇELİ, 6 Temmuz 1997 tarihli 5'nci Olağanüstü Kongre sonrasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı görevini üstlenmiştir. 05 Kasım 2000, 12 Ekim 2003, 19 Kasım 2006 akabinde 08 Kasım 2009 tarihlerindeki Milliyetçi Hareket Partisi Olağan Kongreleri'nde tekrar Genel Başkan seçilmiştir. 67

68 DEVLET BAHÇELİ NİN ÖZLÜ SÖZLERİ Burası Türkiye dir bu kutsal vatanın adı, köyümüz, kentimiz, bölgemiz ne olursa olsun, Türkiye dir. Türkiye de yaşayan herkesin, ailesi sülalesi, aşireti, kabilesi, etnik kökeni, ne olursa olsun, müşterek adı Türk tür. Türkiye cumhuriyeti tektir ve üniter bir devlettir. Türk milleti ayrılık kabul etmeyen bir bütündür. Milli devletimiz olan Türkiye cumhuriyeti ebedi yurdumuzdur. Al Bayrağımız bağımsızlığın, egemenliğimizin sembolüdür. Türkçemiz bizleri bir arada tutan resmi dilimizdir. İstiklal Marşımız, kahramanlık ve bağımsızlık destanıdır. Milli birlik ve bütünlüğümüzün temelleri tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil ülküsüdür. 68

69 DÜNDAR TAŞER Büyük Türk milliyetçisi, ülkü ocaklarının kurucusu dava adamı ve gönül eri Dündar TAŞER 1925 yılında Gaziantep'te doğdu. Köklü ve gelenekli bir aileye mensuptur. Aile ve aile çevresinde köklü ve derin bir Türk terbiyesi almış. Çocukluk ve okul yıllarını burada geçirmiştir. Ailesinin desteği ve kendi isteği ile Kara Harp Okuluna girmiş, bu okulun tank sınıfından teğmen olarak mezun olup ordu saflarına katılmıştır. Bilahare kurmay subay imtihanını başarı ile vererek kurmay olmuştur. Ordu saflarında başarı ile hizmet vererek kurmay tank binbaşılığına kadar yükselmiştir. Türk-İslam Ülküsü'nün örnek bir şahsiyeti, yılmaz bir savaşçısıydı. Milletinin derin ve saf kültürü ile mücehhez, insan sevgisiyle dopdolu, asil davranışlarıyla, efendiliği ve engin kültürüyle, bilge bir dava adamıydı. İslam'a, Türklüğe, Türk'ün teşkilatçılığına ve büyük devlet kurma hassasiyetine hayran, keskin görüşlü, kıvrak zekâlı büyük bir Türk milliyetçisiydi. Geniş tarih bilgisi, milletine olan inanç ve güveniyle meselelere fevkalade isabetli teşhisler koymuş, çözümü yine milletinde bulmuştu. Müstesna şahsiyetiyle davasını yaşayan yılmaz bir mücadele adamı olarak, Ülkücü Hareket'in şerefli mazisi ve 69

70 mücadele geleneğinde önde gelen isimlerden biri olarak hak ettiği yeri almıştır. İlk gençlik yıllarından beri milliyetçi ruha ve aksiyona sahiptir. 3 Mayıs 1944 olaylarında Türk milliyetçilerine karşı düzenlenen "Haçlı Seferi'nde" ATSIZ ve arkadaşlarının tabutluklarda, hücrelerde işkencelerden geçirilip, zindanlara atıldığı tek parti döneminin faşist diktatörlüğünde baskılara ve zulümlere kargı çıktığı için Harp Okulunda okuyan birçok genç Türkçü gibi, soruşturmaya maruz kalan kişilerden biri olmuştur. Taşer ismini, kamuoyu ilk defa 27 Mayıs Hareketi'yle birlikte duydu. Hiç beyanat vermediği, kendini tanıtıcı faaliyet göstermediği için hakkında bilinenler çok azdır. Onun hayat çizgisini takip edenler ağırbaşlı, mütevazı, zamanında konuşan ve davanın en çok kendisine ihtiyacı olan mevkilerinde yer alan sabırlı, metin ve cesur üslubuyla, Bozkurtların Bögü Alp'ini hatırlar. Taşer'in Ömrü "Taş yerinde ağırdır" sözünün tefsiri gibidir. 27 Mayıs Darbesi'nden vefatına kadar fikir birliği, kader birliği yaptığı Alparslan TÜRKEŞ'le birlikte olmuştur. Bu darbeye katılmasının sebebi ise, ülkenin içinde bulunduğu bunalım ve kaçınılmaz bir şekilde geliyorum sinyalleri veren askeri bir darbede ülke yönetimini CHP yanlısı İnönü taraftarı güçlere ve zihniyete yönetimi bırakmamaktı. TÜRKEŞ'le beraber ihtilal komitesinin içinde yer alarak CHP yanlısı güçlerin iktidar oyunlarını bir süre bozdular. Fakat daha sonra ihtilal komitesi içerisinde yer alan MBK üyeleri arasında komiteci oyunlar başlayacaktı. Komite içerisindeki 13 Kasım Darbesi'yle, sürgüne gönderilen 14 kişinin içerisindeydi. 13 Kasım hadisesi onu çok üzdü. Bu hadiseyi hayatı boyunca hoş görmedi. Sürgün yıllarını Fas'ta geçirdi. Taşer, iki yıl süren sürgün hayatından sonra yurda dönüşlerin serbest bırakılmasıyla, 1963 yılında, çok sevdiği vatanına ve toprağına kavuşacaktı. Onun gerçek değeri, yurda döndükten sonra yer alacağı siyasi hayatta çok çabuk fark edilecekti yılında Alparslan TÜRKEŞ, Muzaffer Özdağ, Ahmet Er, Numan Esin, Rıfat Baykal gibi darbede yer alan, birlikte sürgüne gittikleri arkadaşlarıyla, CKMP'de siyasi hayata girdi. CKMP'nin Temmuz 1965 tarihlerinde yapılan kurultayında, partinin GİK üyeliğine seçildi. 70

71 1967 Kurultayı'ndan sonra Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Partide Başbuğ TÜRKEŞ'ten sonra gelen ikinci isimdi. CKMP'nin yeni döneminde fikri ve siyasi gelişiminde çok büyük hizmeti emeği vardır. Gecesini gündüzüne katarak, partinin Anadolu'da kök salması da. Milliyetçi Hareket Bayrağı'nın bir uçtan bir uca dalgalanmasında daima önde koşanlardandı. Taşer 1965'de Gaziantep'den milletvekili adayı, 2 Haziran 1968 seçimlerinde senatör adayı 1969 Genel Seçimleri'nde İstanbul'dan milletvekili adayı oldu. İstanbul'daki adaylığında seçimi çok az bir farkla kaybetti. AP iktidarının milli bakiye seçim sistemini kaldırarak, yerine daha avantajlı çıkacağını düşündüğü nispi seçim sistemini getirmesiyle, birçok Milliyetçi Hareket Partisi'li gibi milletvekili olamadı. Taşer siyaseti bir gaye olarak değil, milletine ülkesine hizmet yolunda bir araç olarak görürdü. Siyasette dürüstlüğü, erdemliliği şiar edinmiş gerçek bir dava adamıydı. Politik hayatta Taşer, fazileti, inancı ve fedakârlığı, sevgiyi, tevazu ve ülkücülüğü temsil etmiştir. Siyasi arenadaki dostları da muarızları da onun engin tarih, kültür, siyaset bilgisine ve zekâsına hayrandılar. Onun yapmış olduğu tespitler ve değerlendirmeler bütün kesimler tarafından dikkate alınırdı. 1970'ler Türkiye'sine baktığımızda onun yapmış olduğu tahlillerin ve tespitlerin ne kadar doğru olduğunu bugün bile görüyoruz. Meseleleri ele alırken kendine mahsus, sağlam ve rahat bir üsluba sahipti. Milliyetçi Hareket'in sözcülüğünü yapan Milli Hareket ve daha sonra yayına başlayacak olan Devlet Gazetesinde yazmış olduğu başyazılar ve parti sözcüsü olarak beyan ettiği ülke ve dünya meseleleriyle ilgili görüşler, hareketin ideolojik çizgisine de yön verirdi. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dündar Taşer, 13 Haziran 1972 gecesi bir trafik kazası sonucunda ebedi âleme göç etti. Geri manevra yapan ekmek kamyonunun arkasından çarpmasıyla ağır bir şekilde yaralanan Taşer, kaldırıldığı Numune Hastane'sinde bütün çabalara rağmen kurtarılamamıştı. Acı haber kısa zamanda tüm Türkiye'ye ulaştı. Cenazesi 15 Haziran 1972 Perşembe günü Hacı Bayram Camii'nde kaldırıldı. Ruhu Şad; Mekânı Cennet Olsun.! 71

72 DÜNDAR TAŞER VE ÜLKÜCÜ GENÇLİK 1965'li yıllardan itibaren Avrupa'da esen sol rüzgârlar ve sosyalizm modası Türkiye'yi de etkiledi Anayasası'nda sağlamış olduğu siyasi haklarla birlikte çok sayıdaki komünist ve sol gruplar, illegaliteden legaliteye dönerek su yüzüne çıkacaklardı. İhtilalci sol hareketlerin fikri ve siyasi açıdan faaliyetlerini yoğun bir şekilde sürdürüp kitleselleşme çalışmalarıyla, milleti ve devleti tehdit edecek yıkıcı ve bölücü çalışmalarının ayyuka çıktığı bir dönemde, Türk Milleti'nin millî refleksi olan Türk Milliyetçileri sessiz kalamazdı. Taşer, Alparslan TÜRKEŞ'in de bulunduğu CKMP'nin bir toplantısında ülkede yaşanan durumla ilgili; "Mutlak mana da millî, manevî, İslamî değerlere bağlı gençliği ülkü ve fikirler etrafında toplayacak aksiyoner bir hareketi oluşturmak zorundayız." diyordu. Taşer kolları sıvayarak, kendini parti çalışmalarından çok gençlik çalışmalarına ayırdı. Üniversitelerde ve Anadolu'da, Ülkücü Hareket ismiyle siyasi kimliğe kavuşacak olan ülkücü gençlik teşekküllerinin kurulma çalışmalarında öncülük ve önderlik etti. Gençlerle sadece bir arada oturarak dernekçilik yapmadı. Türkiye'nin istikbali ve geleceği olarak gördüğü milliyetçi, ülkücü gençliğin faaliyetlerinde bir ışık gibi duruyor, yön gösteriyordu. Ortaya çıkan problemler veya zorluklar karşısında ise, meselelerin nasıl çözüme kavuşacağını, bir taktisyen gibi öğretiyordu. İçtimai yapıdaki bozukluğun sebeplerini ve kaynaklarını iyi bilirdi. Milliyetçi Hareket'in geleceğini ve Türkiye'nin kurtuluşunu Ülkücü gençliğin yetişmesiyle mümkün olacağına inanırdı. Gençliğin üzerine titrerdi. Türk Milleti'nin bekasının teminatı olan Ülkücü gençliğin düşmanların bütün oyunlarını bozacak kudretteki ruh sağlamlığında ve teşkilatlanma gücünde onun damgası vardır. Gençliğin yetişmesinde, şahsiyetini bulmasına önem vermesi sebebiyle, yöneticisi olduğu partiden bağımsız olarak bir araya gelmelerini arzu etmiş, dolayısıyla zaman içinde gücü, cesareti, şecaati milletçe takdir edilen, gençlik üzerindeki muesseriyetini geniş çevrelere göstermesini başarmıştır yılları arasında kurulmaya 72

73 başlayan Genç Ülkücüler ve Ülkü Ocakları'nın kurdurulmasında ve eğitiminde önemli görevler ifa etmiştir. Milliyetçi Hareket ve milliyetçi gençliği parçalanmışlıktan, bölünmüşlükten kurtararak, onun birleşik millî bir güç haline gelmesinde oynadığı rol Milliyetçi Hareket Partisi içinde önemli yer tutmaktadır. İlk gençlik hareketlerinin başladığı yıllar içerisinde, onun en önemli özelliklerinden biri, gençliği millî, manevî değerlerle yetiştirecek, onları her türlü anarşist, materyalist düşüncelerden koruyacak bir teşkilatın nasıl kurulacağını bir tarihçi, sosyolog ve psikolog gibi düşünmesiydi. Kendini bir siyasi parti yöneticisinden çok, mefkûre insanı olarak görüyordu. Gençliğin siyasi kadroların programlan etrafında değil, fikirler ve ülküler etrafında toplanması gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden gençlik çalışmalarını parti çalışmalarından hep ayrı tutmuştur. Dündar Taşer bir ülkücünün yaşama ve hareket şevkini net çizgilerle ortaya koyarken, millî şuur sahibi münevverlerimize de en güzel örneklerden biri olmuştur. Memleketin içinde bulunduğu şartların bir varolma kavgası olduğunu biliyor ve ülkenin, Akif in "Asım'm nesli" dediği dinine, milliyetine, kültürüne ve tarihine sahip vatanperver ülkücü kadrolarla kurtulacağına inanıyordu. Taşer, temellerini oluşmasına katkıda bulunduğu, öncülük ettiği Genç Ülkücülerin ve Ülkü Ocakları'nın düzenlemiş olduğu sohbetlerde en çok aranılan ve değişmez isimlerindendi. Onun aydınlattığı sohbetlerde Ülkücü gençler geleceği ümitle bakarlardı. Bazen gece yarıları başlayıp sabahlara kadar devam eden konuşmalar uzadıkça uzar ama hiç kimse sohbetlerin bitmesini istemezdi. Onun sıcaklığı, içtenliği bütün genç Ülkücülerin yüreğini ısıtırdı. Hele Osmanlı'yla başlayıp cumhuriyetle devam eden konulara girildi mi, sanki tarihin derinliklerinden gelen bir insan konuşuyor gibi, pür dikkat dinlerlerdi. O sanki yaşayan bir Osmanlı'ydı. Kökü mazide olan âtinin tâ kendisiydi ve hali heyecanla yaşardı. Son derece gerçekçiydi. Günün hadiselerini en umulmadık yanlarından kavrar gerek teşhis gücü, gerekse değerlendirilişteki üstünlüğüyle zevkle dinlenirdi. Türk tarihini çok iyi bilişi ve parlak zekâsının hadiseleri millî tarih 73

74 şuuruyla yorumlayışı, mükemmel bir kafa yapısına sahip oluşunun işaretiydi. Ülkücü gençlerle olan sohbetlerinde tarihi gelişmelerimizi bir sarkacın hareketine benzetirdi. Türk tarihinde sarkacın son noktasına gelindiğini ve artık zaruri olarak kabarıp taşma, büyüme istikametinde gelişeceğini söylerdi. Anadolu'ya bu halimizle sıkışıp kaldık, artık daha fazla küçülmemiz mümkün değildir. Sarkaç genişleme istikametinde hareket etmeye mecburdur. Bu hem maddî hem de manevî gelişmelerimize şamil bir ifadeydi. Sürekli bir şekilde Ülkücü gençlere hitaben "Biz kaybedilmiş medeniyetin çocuklarıyız o kaybedilmiş medeniyeti yeniden kuracak olan sizlersiniz" diyerek onlara ufuk açardı yılından itibaren vefatına kadar her yıl Osmanlı Devleti'nin kurulduğu yer olan Söğüt'te düzenlenen Ertuğrul Gazi Törenleri'ne partinin ve gençlik kollarının da katılmasında önemli etkisi olmuştur. Düzenlenen törenlere katılımlarda Ülkücü gençliğin kalabalık bir şekilde yerini almasına, toplantılarda hazır bulunmasına özen gösterirdi. Söğüt'te düzenlenen bu ziyaretlerle gençliğin tarih ve milliyetçilik şuuruna, tarih sahnesinde büyük rol oynamış ecdadımız Osmanlı'nın daha iyi anlaşılması noktasında Ülkücü gençliğin misyonunun öneminin altını çizer, hedefler gösterirdi. Kafasındaki güçlü, millî bir devletin adı, tarihteki Osmanlı'ydı. Yeni bir Türk-İslam medeniyeti kurmanın yolunun Osmanlı'yı kavramaktan geçtiğine inanıyordu. Fena Fi'd- Devlet, (Devlette fani olmuş, onda erimiş) bu sıfat arkadaşları tarafından onun için kullanılıyordu. Devlet mi mühim, yoksa hürriyet mi? Devlet olmadan hürriyeti ve meşrutiyeti ne yapacaksınız inancındaydı. Resmi ideolojinin zihinlere nakşettiği, hala tartışmaları süren Kurtuluş Savaşı tezine karşı çıkarak; "Ne geri kalmış milletlerin birisi, ne de kurtuluş savaşı yapan kavimlerin birincisiyiz. İstiklalini son elli yıl içinde bizden almış on-dokuz ülkenin efendisiydik. Yüzelliyıldır her türlü uygulanan şekil kavgalarını terk zamanı gelmiştir. Millî şuur, milliyetçi hareket 'doğurmuştur. Bu hareket Şeyh Edebali gibi gönül pirleri, Çandarlı Hoca gibi ilim ülkücülerini beklemektedir" diyordu. Taşer, bizim tarihimizde ki 74

75 'Veli" ve "Alp" tiplerini her ikisinin de özelliklerini üzerinde taşıyordu. Gençler ve tabii yaşlılar onu kendilerine bu kadar yakın bulurken, efsane devirlerden bugüne kalmış bir kahraman gibi onu bütün benliklerine bağlarken, bu vasıfların tesiri altındaydılar. Türk siyasi hayatına damgasını vuran, Türkiye'nin en güçlü sivil hareketi olan Ülkücü Hareketin gerçek manada kurucularından ve öncülerinden olan Taşer, gençliğe üç önemli temel esası öğretmeye çalışmıştır. 1. İslam ahlâk ve fazileti 2. Türklük ve tarih şuuru 3. İla'y-ı Kelimetullah için Nizam-ı Âlem İşte, bütün hayati boyunca yapmış olduğu konuşmalar, yazmış olduğu makaleler ve o meşhur sohbetlerinde her şeyin özeti, bu esaslarda yatmaktaydı. MİLLİYETÇİ HAREKETÇİLER; 1. Munis ve terbiyelidirler. 2. Nazik ve yumuşaktırlar. Bu vasıflarını görüp de böbürlenmeye kalkanları pişman ederler. 3. Büyüklerine karşı mutlak saygılıdırlar. Saygıları zillet değildir. Kanaatleri sağlam, imanları bütün, fikirleri berraktır. Serttirler, ama odun gibi değil: Elmas gibi pırıl pırıl. 75

76 BİZ KİMİZ Dündar TAŞER Biz, dünyanın en büyük imparatorluklarını kurmuş ve hâkimiyetini eski dünyanın bilinen her köşesinde yürütmüş bir milletiz. Bu imparatorlukların sonuncusu, varisi olduğumuz Osmanlı Devleti'dir. Osmanlı Devleti Söğüt'te kurulduğu 1299 yıllarında 40 atlıya sahip bir uç beyliği iken, 1326'da Bursa'nın fethi sırasında Orhan Bey süvariye kumanda ediyordu. Bu asker artışı, nereden geliyordu? Fethedilen topraklardan toplanamazdı. Zira bu yerin ahalisi Türk değildi. 400 çadırlık bir aşiret, 27 senede bu kadar çoğalamazdı. Selçuk Sultanlığı, asker yardımı yapacak halde değildi. O halde artış nereden geliyordu? Öyle anlaşılıyor ki, Bizans ucundaki bu beylik bütün Türk âleminin ülküsünü temsil ediyor. Türklük âleminin, fetret devrinde bile asla vazgeçmediği, İstanbul fethinin ve dünya hâkimiyetinin mümessili sayılıyordu. Millî şuur ve ülkü Horasan'dan İzmir'e kadar her yerdeki Türk'ü Ertuğrul sancağına çekiyor, şeyhler, müftüler, müderrisler eli kılıç kabzasına yakışan her yiğidi, gönlü fazilet aşkı ile dolu her mümini, kafası salim düşünceye açılmış her talebeyi Söğüt Beyliği'ne sevk ediyordu. Küçük beylik az zamanda Türk âleminin otağı haline geldi. Sultan-Medrese - Sipahi muvazenesi ile ne anarşi ne de despotluğa fırsat vermeyen bir devlet kuruldu. Başta hanedan olmak üzere bütün- insanların devlete can borcu vardı ve bu borcu bütün tebaa hükümdarlar dâhil tereddütsüz ödediler. Küçük devletin, fazileti büyük, müsamahası büyük, ideali büyüktü. Bu manevi azamet devletin topraklarım çok kısa zamanda kendi seviyesine getirdi. Bu devir 1699'a kadar sürdü. Bu dört yüz senenin macerası şöyle özetlenebilir. Her yaz 3 ay sefere çıkılır, 3 gün 3 saat kılıç çekilir. Bir ülke bir vilayet olarak devlete katılırdı. Her güz batıya, kuzeye doğru bir koşu asırlarca devam etti. Bu koşu, talan, istismar koşusu değil, müsamaha, adalet ve huzur tesisi içindi. Bu devrede Osmanlı hünkârı "Hakan-ı Berri ve Bahrin", "Sultan-ı İklimi Rum", "Halife-i Ruyi Zemin" sıfatları ile yeryüzünde kendine muadil otorite tanımadı. Karlofça bu uzun koşuda tökezlenen bir nokta oldu. 1699'dan sonraki bütün çabalar, bütün 76

77 düşünceler, o noktayı geçmek, o engeli aşmak için aranan çareler, ileri sürülen fikirlerin kavgasıdır. Ne tedbirler düşünülmedi: Sünnet adına Kadızade ile ortaya çıktı. Çakşır haram, kavuk haram, kaftan haram bunlardan soyunursak her iş yoluna girer dediler. Avrupacılar türedi: Pantolon giyer, pelerin taşır, fes vurursak mesele çözülür dediler. Ne Kadızadeler İslamı anlamıştı, ne de Avrupacı'lar batıyı. 25 milyon kilometre karelik vatanı birleşik tutmak için taklitten başka tedbir düşünen olmadı. İsyanlar, ihtilaller, sokak kavgaları oldu. Birbirimizi kırdık, sultanları kestik, nihayet kendi ordumuzu top ateşine tuttuk. Mısır gitti, Cezayir gitti, bu yitirme devri 150 yılda bizi Sakarya sahiline getirdi. Bugün hainlerin kandırdığı gençlerin bir kısmı hangi sebeplerle sosyalizmi istiyorsa, dün onlar kadar samimi kimseler liberalizmi istemişlerdi. Bugün demokrasinin yeter olduğunu sananlar gibi dün Tanzimat'ı yeter sayanlar vardı. Velhasıl 300 senedir kandaki mikrobun deride açtığı yarayı tedavi ile uğraşıyoruz. Biz bu cihan devletinin kalıntısı üstünde cihan hâkimlerinin evladan olarak utanıyoruz. "Rüyama girdi bir gece bir fatihane zan" diyen şair kendini söylediği kadar bizi de söylemiştir. Ne geri kalmış milletlerin birisi, ne de kurtuluş savaşı yapan, kavimlerin birincisiyiz. İstiklalini son elli yıl içinde bizden almış 19 ülkenin efendisi idik "Azizi vaktîdik, o da zelil kıldı bizi."bu zilletin sebebini çıplak gözlerle aramalı ve açık yürekle ortaya koymalıyız. 150 yıldır her türlü uygulanan şekil kavgalarını terk zamanı gelmiştir. Milli şuur, Milliyetçi Hareketi doğurmuştur. Bu hareket Şeyh Edebali gibi gönül pirleri, Çandarlı Hoca paşa gibi ilim ülkücülerini beklemektedir. Bu bekleyiş demiri eritene kadar sürecektir. Ergenekon'dan demiri eritince çıkmıştık. Binlerce yıl önceki efsaneler tutulacak yolu göstermiştir. Demiri eritinceye kadar sabır. Şekil kavgaları ile "go home" çığlıkları ile grevlerle, öldürülecek vaktimiz yoktur. Sokaktan mektebe, kahveden fabrikaya koşmalıyız. Sanayimizi kurmalı, büyük milletin imkânlarını, büyük geleceği kurmak için seferber etmeliyiz Devlet / 7 Nisan 1969 / Sayı: 1 77

78 DÜNDAR TAŞER DEN SEÇMELER Örfle kanun ayrı membalardan (Kaynaklardan) gelirse yani kanun başka bir cemiyetin örfünden doğmuşsa cemiyette kanun dışına çıkma yaygın hale gelir ve düzen bozulur. Çok zamanlarda örf kanunun amir hükmünü yener ve onu uygulamaz kılar. Milliyetçilik ile Hürriyetçilik eş manalıdır. Mülkiyetle hürriyet arasında reddedilmez bir bağ vardır. Din, millet, vatan gibi mevhumlar yaşamaya devam edecektir. Kökünün bin yıllara dayanması dalının bin yıllar ötesine uzanacağının delilidir. Tarih boyunca Türk devleti Rusya nın tehdidine uğramıştır. Rusya batı ile ittifak kurabildiği zamanda, Türkiye batı ile birleştiği zamanda Rusya ya karşı toprak bütünlüğünü muhafaza etmiştir. Biz, bir cihan devletini kalıntısı üzerinde, cihan hâkimlerinin evlatları olarak oturuyoruz. Sokaktan mektebe kahveden fabrikaya koşmalıyız, sanayimizi kurmalı, büyük milletin imkânlarını büyük geleceği kurmak için seferber etmeliyiz. Cesaret, hadiselerin arasından sıyrılmaktır. Himaye kabul edenin hamisine karşı fazla dik olamayacağı bir bedahettir. Milliyetçi hareketin temel vasfı: Türk e zarar Vermeyeni müsamaha, Türk e fayda vereni himayedir. Milli Şuur Milliyetçi Hareketi Doğurmuştur Bu hareket Şeyh Edebalı gibi gönül pirleri, Çandarlı Hoca paşa Gibi ilim ülkücülerini beklemektedir. Bu bekleyiş demiri eritene kadar sürecektir Ülkücüler İpeğe Sarılmış Çeliktir Biz BOZKURTLAR demiştik. Halk komandolar dedi. İş sözde değil özdedir. Komünizm bir kudurmuş it, gericilik bir kötü bittir. Büyük milletlerin zaferleri ve ızdırapları da büyük olur. Dünya sulhunu, dünya nimetini paylaşanlar düşünsün. 78

79 Lideri tarihi şartlar hazırlar, her aklına esen lider olamaz. Ordular her şeye karşı olabilirler de, milliyetçiliğe olamazlar, imanın namaza bankerin paraya karşı olmadığı gibi. Aklı başında bir savaşçı; kendini tehdit eden kuvvetleri, riyazî bir mantıkla tahlil etmeli; bu kuvvetlerin en tehlikelisini tayin edip bütün kudretini onu bertaraf etmeye yöneltmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi komünizmin metot ve gelişme zemini hakkında en erken teşhisi koymuş ve mücadele içinde, Türk milliyetçiliğini yeniden diriltmiştir. Ülkücüler Türk milliyetçisidirler. Milliyetçilerin hasletlerini devam ettirmek isterler. Zulme, haksızlığa eğilmezler, kanun ve nizamlara itaatlı, büyüklerine saygılıdırlar. İtaat olmazsa birlik olamaz; birliğin olmadığı yerde de devletten söz edilemez. Doğruda birlik doğrudur. Yanlışta dahi birlik doğrudur. Çünkü bizatihi birlik doğrudur. Türk milleti için bayrak devlettir. Devlet nizam demektir. Adaletin kudreti, kahramanlık ve cesaretin mihrakı, sanat ve medeniyetin inkişafını hazırlayan örgü ve örtü azametin müşahhas (somut) varlığıdır. Allah Türk ün bu bayrağını temsil ettiği işte böyle bir devlet için yaratılmış ve vazifelendirmiştir. Allah Türk milletinin istikbalinin hükmünü vermemiştir. Ülkücü gençlik gösteriyor ki Allah bu milletin fena bulmasını dilememiştir. O halde Türk milleti yaşayacaktır. Türkler yiğitler topluluğudur, filozoflar topluluğu değildir. Ülkücüler İpeğe Sarılmış Çeliktir 79

80 GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN TARİHİ GELİŞİM SÜRECİ Milliyetçilik, milletten türetilmiş bir kelimedir. Arapça olan millet kelimesi "din topluluğu", manasına gelmektedir. Dilimizde millet "nation" kelimesine karşılık olarak kullanılmaktadır. Lâtince bir fiil olan "nasci" den gelen "nation" aynı yerde doğmuş bir insan topluluğu manasını ifade etmektedir. İngilizcede milliyet anlamına gelen "nationality" kelimesinin varlığı 1691'den itibaren tespit edilmişse de, bunun bugünkü anlamda ilk kullanılışı 19. yüzyılın başlarındadır. Fransızcada da aynı anlama gelen "nationalite" kelimesi ilk defa 1885'te Akademi Sözlüğü'ne girmiştir. Milletin tanımı, tartışmalı bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları'nda milleti "dilce, dince, ahlâkça ve bediiyatça müşterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir zümredir" şeklinde tanımlamaktadır. Yusuf Akçura'ya göre ise millet, "ırk ve dilin esasen birliğinden dolayı içtimaî vicdanında birlik hâsıl olmuş bir cemiyet-i beşeriye"dir. Sadri 80

81 Maksudi Arsal'a göre milleti teşkil eden unsurlar şöyle sıralanabilir; "milleti teşkil eden kişilerin bir devlet içinde yaşaması veya yaşamış olması, nüfus, coğrafi alan, bağımsızlık, dil birliği, örf ve âdetler birliği, ortak dinî inançlar, millî seciye, çoğunluğun aynı ırktan olması". Mehmet Gönlübol, milliyetçiliği "millî devletleri siyasî örgütlenmenin ideal birimi olarak kabul eden, milletlerin yaratıcı kültür enerjisinin ve ekonomik refahın kaynağı olduğuna inanan görüşün ve duyuş ve düşünüş havasının geniş halk kitlelerine yayılmış biçimidir" diye tanımlamaktadır. Halk arasında milliyetçilik ile insanın üyesi olduğu millete duyduğu derin bağlılık duyusu anlatılır. Diğer bir ifade ile milliyetçilik, millet olmanın eyleme dönük bilincidir. Seton-Watson'a göre milliyetçiliğin iki esas anlamı vardır. İlk anlamıyla milliyetçilik milletlerin karakterleri, çıkarları, hakları ve görevleri ile ilgili doktrini ifade etmektedir. Diğer anlamıyla milletlerin ileri sürdükleri amaçları ile çıkarlarını ilerletmeyi amaç edinen örgütlenmiş siyasî bir akımdır. Bu akımın gerçekleştirmeyi istediği iki ana amaç bulunmaktadır. Bunlar; milletin hâkim olduğu bağımsız bir devletin yaratılması ile millî birliktir. Mehmet Nihat ve Emre Cemiloğlu'na göre "millet ve milliyetçilik, temelde, bir mensubiyet şuurunu ve şuurun icaplarının yerine getirilmesini" ifade eder. Ernest Gellner'e göre "Milliyetçilik en genel ve basit anlamıyla, siyasî birim ile millî birimin çakışmalarını, örtüşmelerini öngören siyasî bir ilkedir". Marksistlere göre ise millet, milliyetçilik ve din, birer sahte bilinçler olup sahici ilişki ve kimlikleri tayin eden sınıf ilişkileridir Millet ve milliyetçilik evrensel değildir ve aşılması gereken geri unsurlardır. Çünkü insanlık tarihi bir ilerleme tarihidir. Burada Marksistler, sınıf ilişkilerinin ve sınıf kimliğinin tek etken olduğunu ve millet ile din kimliklerini yok eden bir mahiyet taşımadığını ileri sürerek ve insanlık tarihinde dinin ve milletin medenileşme hareketlerinde oynadığı rolü göz ardı etmişlerdir. Genellikle milliyetçiliğin ana kavramları, ana vatan ve millî sınır, ana dil ve yazı, din, tarih ve 81

82 eğitim, ırk ile sınırlandırılmıştır. Bunlar milliyetçiliği şekillendiren millî karakteri oluştururlar. Buna göre her milletin müşterek bir karakteri vardır. Bazıları millî karakteri ırk ve kanın tayin ettiğini belirtmişler; bazıları ise iklimin, siyasî-dinî- sosyal-ekonomik şartlarla değişen âdetlerin millî karakteri tayin ettiğini belirtmişlerdir. Elie Kedourie milliyetçiliği açık ve kapalı olmak üzere iki kısma ayırmıştır. Açık milliyetçilik ırk ve etnik kökeni göz önüne almadan vatandaşlardan meydana gelen siyasal bir toplumu, bir toprak teşkilâtını ifade eder ve idealini gelecekte arar. Kapalı milliyetçilik ise, milletin millî karakteri olan kan ve ırk gibi ortak kökenler ve ana vatanlarında köklü bir şekilde bulunmuş olma gibi konuları işler. Bu şekilde millî karakterin saflığını ileri sürerek bunun yabancı etkiler altında bozulmamasına çalışır ve ideallerini kavmi ve eski geçmiş üzerine kurar. Türkiye'de bu adla anılan bir partinin, Milliyetçi Hareket Partisi'nin kurucusu ve genel başkanı olan Alparslan TÜRKEŞ'e göre milliyetçilik "Türk milletini sevmektir. Türk milletini sevmek ise, Türk milletinin iyiliğini istemek, onun yüceltilmesi için çalışmak, onun hakkını, hukukunu çiğnetmemek ve milletimizi kısa zamanda dünyanın en çok refaha ermiş, en zengin, en güçlü toplumu hâline getirmek; dağınıklığı gidermek, esaret altında bulunanların esaretten kurtulmasını sağlamaya çalışmak ve Türklerin kendi aralarında sıkı bir sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasî iş birliğinin gelişmesini sağlamak demektir. Türk milliyetçiliğinin ilk izlerini 8. yüzyılın ilk yarısında yazılmış bulunan Orhun Abideleri'nde görmekteyiz. "Türk" adı da yazılı olarak ilk defa bu abidelerde zikredilmektedir. Abidelerde Türk adı, yalnızca Türk kavminin adı değil Türk devletini karşılayan geniş bir deyim olarak kullanılmıştır. Göktürk Hakanı Bilge Kağan, "Çin milletinin sözü tatlı, hediyesi yumuşak imiş, Çin milleti tatlı sözü, yumuşak kumaşıyla Türk milletini kendine yakınlaştırmış, kendine yakınlaşmayanı da öldürmüş. Pek çok Türk milleti bu tatlı sözlere ve yumuşak hediyelere kanarak öldünüz" diye milletini uyarmış; "Türk milletinin adı, sanı 82

83 yok olmasın diye gece uyumadım, gündüz oturmadım. Tanrı buyurduğu ve bahtlı olduğum için ölecek hâle gelen milleti dirilttim. Aç milleti tok, az milleti çok hâle getirdim" diyerek milleti için çalışmanın gerekliliğini belirtmiş; "Ey Türk, Oğuz Beyler, millet işitin! Yukarıda mavi gök çökmezse, aşağıda yağız yer delinmezse, senin ilini töreni kim bozabilir? -Ötüken ormanında kalırsan, yurdunu ebediyen elinde tutacaksın" diyerek ülkenin ve törenin önemini belirtmiş; "Türk beyler Türk adını bıraktı, gelinlik kızların cariye, yiğit erkeklerin köle oldu" diyerek Türk adının önemini vurgulamış; "Ey Türk titre ve kendine dön!" diyerek de millî şuurun ve benliğin önemini belirtmiştir. Türklerin İslâmiyet ile tanışmasından hemen sonra 11.yy. Kaşgarlı Mahmut tarafından Araplara Türkçe öğretmek için yazılan ilk Türkçe sözlük Divanü Lügati't-Türk'te Kaşgarlı Mahmut "Gördüm ki Yüce Tanrı devlet güneşini Türklerin burçlarından doğdurmuş, onlara Türk adını kendisi takmış, hakanlığı onlara kendisi vermiş. Zamanımızın padişahlarını hep onlardan teşkil etmiş. Cihan halkının dizginlerini onların ellerine bırakmış. Her kim onların diline sığınırsa onu kendinden sayıyorlar, her türlü korkudan kurtarıyorlar. Bunun içindir ki Türk olmayanlar da Türk diline sığınmakta, bu vesileyle zarar ve ziyandan kurtulmaktadır" diye Türk milletini övmüş ve "Türk dilini öğreniniz çünkü onların uzun sürecek saltanatları vardır" diye bir hadisi belirtmiştir. Hadis doğruysa, Türk dilini öğrenmenin dinî bir vazife olduğunu, eğer hadis doğru değilse böyle bir hadisin uydurulmasının Türk dilini öğrenmek veya öğretmek ihtiyacından doğduğunu belirtmiştir. 12.yy'da yaşayan Fahrettin Mübarekşah, Türk ve İslâm büyüklerinin şeceresini belirtmek için yazdığı "Secere-i Ensâb" adlı eserinde Türk sedef içinde deryada bulunan bir inci gibidir. Kendi yurdunda bulunduğu zaman kadir ve kıymeti yoktur. Lâkin oradan çıkınca denizden ve sedeften çıkmış inci gibi kıymetlenir. Arapçadan sonra Türkçeden daha iyi ve daha heybetli hiçbir dil yoktur" demiştir. Daha sonra aynı şuuru Hindistan'da bir Türk İmparatorluğu kurmuş olan Babür'ün 83

84 Hatıraları'nda, Çağatay döneminde Hüseyin Baykara ve Nevâî'nin eserlerinde görmekteyiz. Hatta Nevâî, Farsça ve Türkçenin mukayese edildiği Muhakemetü'l- Lügateyn adlı bir eser de yazarak, bu eserinde "Türkler Sartlardan daha keskin zekâlı, daha üstün anlayışlı, daha pak ve daha saf yaratılışlıdır. Türklerin küçükleri, beyleri kölelerine kadar Farsçayı öğrenmelerine rağmen, Şartlar, Türkçeyi öğrenememişlerdir. Türkçede incelikler, derinlikler yükseklikler çoktur. Bugüne kadar hiç kimse bunları inceleyerek meydana çıkaramadığı için gizli kalmışlardır. Türk'ün bilgisiz ve zavallı gençleri güzel sanarak Farsça şiir yazmaya özenirler. Ana dilin üzerinde düşünmeye koyuldum. Türkçenin derinliklerine dalınca gözlerime on sekiz bin âlemden daha yüksek bir âlem göründü" gibi ifadelerle Türklerin ve Türk dilinin yüceliğini belirtmiştir. Özbek hanlarından Yadigâr Han'ın torunu Hive Hanı Ebü'l-Gazi Bahadır Han, milletin tarihi ile şuurlu bir övünç duymuş, Tanrı tarafından Türk olarak yaratılmayı bir şeref bilerek 17.yy.da Şecere-i Terâkime ve Şecere-i Türkî adlı eserlerini vermiştir. Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Farsçanın edebiyat ve sanat dili, Arapçanın ilim dili olarak geliştiğini, Türkçe'nin ise halk arasında konuşulduğunu, kullanılmaya kullanılmaya köreldiğini görmekteyiz. Buna rağmen XIII. yy. Âşık Paşa, Garibnâme adlı eserinde; Türk diline kimse bakmaz idi Türklere hergiz gönül akmaz idi Türk dahi bilmez idi bu dilleri İnce yolu ol ulu menzilleri Gibi mısralarla, Türkçenin o çağlarda nasıl ihmal edilmiş olduğunu, bu yüzden Türklere bile gönül verilmediğini, hatta bizzat Türklerin bile bu güzel ve ince dili bilmediklerini söylemektedir. 17.yy. yaşamış olan Vanî Mehmet Efendi "Arâisü'l-Kur'an ve Nefâisü'l- Furkan" isimli Kur'an tefsirini kaleme almış, Türk ve Oğuz kelimelerini rahatlıkla kullanan bir Türk milliyetçisidir. Vânî Mehmet Efendi, Arap medresesine intikal eden ve muhtelif ırklardan mürekkep Osmanlı uleması tarafından körüklenen Arap hayranlığı ve 84

85 Türk düşmanlığı cereyanına sırf ilmî sebeplerle isyan etmiş, Arap tefsircilerinin Ye'cüc ve Me'cüc'ü Türkleştirmelerine mukabil "Türkler, Kur'an'da bahsi geçen Zülkarneyn'den maksat Oğuz Han olduğunu söylerler ki, bu hususta tereddütü mucip olacak bir nokta yoktur" ifadesiyle aksini müdafaa etmiş; Ye'cüc ve Me'cüc'e karşı demir ve bakırdan bir set yaptıran Zülkarneyn'i Türkleştirmiştir. 18. ve 19.yy. batıda Türkoloji çalışmaları artmış, Orhun Abideleri ve Kutadgu Bilig gibi Türklerin temel kaynakları çözülmüştür. Bir taraftan da Osmanlı Devleti devamlı toprak kaybediyordu. Eflâk ve Bûdan kaybedilmiş, Sırplar, Yunanlılar ve en nihayet Bulgar da müstakil birer devlet kurmaya muvaffak olmuşlar, gayri Türk unsurlar, Türk olmadığını söyleyen kendi soyundan insanlarla birleşip teşekküller kurmaya başlamışlardı. İşte bu dönemde cılız da olsa Edirneli Nazmî ve Mahremî gibi yazarlar Türkî-i Basit adı verilen cereyanla sade Türkçeyle eserler vermişlerdir. Bu cereyandan sonra Fransız İhtilâli'nin etkisi altında kalarak eski edebî ananelere karşı bir aksülâmel yapmak için lisanın sadeleşmesini ortaya atan Tanzimat'ın ilk neslini yani, Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa ekolünü görmekteyiz. Bu nesil eski şiir kalıplarını ve tertipleri reddederek, vatan, millet, halkçılık mefkûresine hizmet eden ve tamamen Fransız edebiyatından mülhem bir edebiyat yaratmak istiyorlardı. Şinasi 1860 yılında çıkardığı Tercüman-ı Âhval gazetesinin mukaddemesinde "Türk yurdunda gayrimüslim tebaanın kendi lisanlarıyla birer gazete çıkarmakta oldukları halde millet-i hâkimeden hiç kimsenin Tercüman-ı Ahval'in intişarına kadar böyle bir teşebbüse girişmediğini" söylerken Türk milletini diğerlerinden ayırarak aslî unsur olarak belirtmiştir. Namık Kemal ise "Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten" diyerek millet yolunda çalışmanın yüceliğini belirtmiştir. Ziya Paşa'da da dil ve edebiyat alanlarında Türkçü bir tutum görülür. Bunu Hürriyet gazetesinde yayımladığı "Şiir ve İnşa" makalesinde görmekteyiz. Ziya Paşa, bu makalesinde "Türk edebiyatında öteden beri kullanılan şiir ve nesir lisanın tabii bir lisanın olmadığını, tabiî Türk şiirinin halk şairleri 85

86 arasında yaşadığını; Türk dilinde edebî eser yazmanın lâfız oyunlarına uymak mecburiyeti yüzünden bir kat daha zorlaştığını ileri sürmektedir. Tanzimat'ın en renkli siması Namık Kemal'dir. Namık Kemal'in kendini Arnavut sayması yer yer Osmanlı tabiriyle Türk kelimesini yer değiştirerek kullanmış olması, bazı şüphelere yol açtıysa da Osmanlı Devleti'nde hâkim millete mensup bir vatanperverin kavimci bir millet ilkesi izlemesinin tasavvur dışı olduğu muhakkaktır. Namık Kemal'in en önemli tarafı, Tanzimatçılar karşı tepkisi, Tanzimatçıları batılılaşma içinde kendi benliklerini kaybetmelerini ve gayrimüslim tebaaya verilen haklarla Türk- Müslüman hâkimiyetini sarstıkları yolundaki itirazıyla, vatan-millethürriyet gibi kavramları bu konuda hiçbir terbiye almamış topluma sokarak daha sonraki milliyetçi gelişme için bir nebze yönlendirilmiş bir kitle hazırlamıştır. Bu yüzyılda Avrupa'daki Türkoloji çalışmaları Türkiye'de de etkisini göstermiş Ahmet Vefik Paşa'yla başlayan ilmî milliyetçilik Süleyman Paşa, Özbekler Tekkesi Şeyhi Süleyman Efendi, Ali Süavî, Ahmet Cevdet, Ahmet Mithat Efendi, Veled Çelebi, Şemseddin Sami ve Bursalı Tahir'le devam etmiştir. Lise tahsilini Fransa'da yapan Ahmet Vefik Paşa, birçok doğu ve batı ülkesinde elçilik yapmış, maarif nazırlığı, dâhiliye nazırlığı ve sadrazamlık(başbakanlık) görevlerinde bulunmuş, Avrupa'daki Şarkiyat çalışmalarını yakından takip etmiş bir milliyetçiydi. Önce Ebülgazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türk adlı eserini Çağatayca Türkçesinden Osmanlıca Türkçesine aktarmıştır. Bu suretle Orta Asya tarihinin bilinmeyen bir kısmını Türkiye Türklerine tanıtmak ve bizim millî tarihimizin Osmanlılarla başlamadığını, Türk'ün çok daha eski ve asil bir tarihi olduğunu ortaya koymuştur. Daha sonra Lehçe-i Osmanî isimli lügat kitabını yayımlayarak ilk defa Türkçe kelimeleri Arapça ve Farsça kelimelerden ayrı telâkki etmiş, muhtelif Türk lehçeleri hakkında bazı bilgiler vermiş, bu lehçelerin yayılış sahalarını belirtmiş, Türk maddesinde bazı Türk kavimlerinin isimlerini saymıştır. A.Vefik Paşa'nın diğer bir hizmeti 86

87 de içinde 6-7 bin atasözümüzün toplandığı Darb-ı Mesel Mecmuası'dır. Bu atasözlerini muntazam bir hat sırasıyla toplayan ilk ve zengin bir kaynaktır. İlmî Türkçülüğün ikinci siması bir asker ve devlet adamı olan Süleyman Hüsnü Paşa'dır. Süleyman Paşa Mekteb-i Harbiye Nazırı iken Harp Okulu'nda okutulacak olan ders kitaplarıyla bizzat ilgilenmiş, hatta bir kısmını da kendisi telif etmiştir. Bu kitaplardan birisi İlm-i Sarf-i Türkî adlı gramer kitabıdır. O'na göre "Dilimize Osmanlı dili, milletimize Osmanlı milleti denemez. Çünkü Osmanlı tabiri devletin adıdır, milletimizin adı ise sadece Türk'tür. Bu sebeple lisanımıza Türk dili, edebiyatımıza da Türk edebiyatı dememiz lâzımdır". Süleyman Paşa'nın dikkati çeken diğer bir eseri de Tarih-i Âlem'dir. Yazar, ilk defa Türk tarihinin eski çağlarına 159 sayfalık bir bölüm ayırarak eski Türkler hakkında önemli bilgiler vermiştir. Ölümünden sonra oğlu tarafından basılan Hiss-i İnkılâp adlı risalesinde "Türk milletinin Avrupa'daki her türlü yeni ve medenî hareketleri kolayca kabul edebilecek ve hatta örneklerini de geçebilecek kabiliyette olduğunu, bu milletin ilerlemek için sadece hükümetin teşvikine muhtaç olduğunu" belirterek o dönemde Batı karşısında tezahür eden sosyal aşağılık kompleksine karşı çıkmıştır. Buhara'da doğarak 1847'de İstanbul'a gelen ve Özbekler Tekkesi'ne Şeyh olan Süleyman Efendi 1877'de bir heyetle Macaristan'a gitmiş ve 1882'de meşhur Çağatay Lûgatı'nı neşretmiştir. İçinde 8 bin kadar kelime bulunan sözlük, Nevâî, Ahmet Yesevî ve Munis'in şiirlerinden seçilen örneklerle süslenmiştir. Şeyh Süleyman Efendi Çağatay Türkçesi ve Osmanlı Türkçesinin bir büyük dilin iki kolu olduğunu ve birliğini belirtmiştir. Tarihî eserleriyle şöhret kazanmış olan Ahmet Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet'inde bazı önemli olayları aktarırken Türklüğe önem verdiğini açıkça ortaya koymuş, Kısas-ı Enbiya'sında aruzun Türk diline yabancı olduğunu, Türk dili için tabiî veznin parmak hesabı olduğunu ileri sürmüştür. Eserlerinde kullandığı sade ve güzel Türkçeyle halka inebilen, belki de üslûbunda en çok Türkçülük bulunan Ahmet Mithat Efendi, velût şahsiyetiyle Türkçeyi halka sevdirmiştir. 87

88 23 Aralık 1876'da başlayan I. Meşrutiyet Devri, 13 Şubat 1878'e kadar devam etmiştir. Bundan sonra imparatorluk 30 yıl sürecek Abdülhamit Devri'ne girmiştir. Bu dönemde meşrutiyeti savunan birçok aydın Avrupa'ya kaçmak zorunda kalmıştı. Abdülhamit yönetimi esas itibariyle Tanzimat'la başlayan Osmanlılık politikasını savunmuştur. 1890'dan itibaren de Panislâmizm e kaymıştır. Burada asıl gaye ülkeyi böldürmemektir. Abdülhamit döneminde tarihle ilgili kitapların arttığını, bunların gazetelerde tefrika edilerek halka inme imkânına da kavuştuğunu görmekteyiz. Bu dönemde Şemseddin Samî, Necip Asım, Veled Çelebi gibi şahsiyetler ortaya çıkmıştır. Aslen bir Arnavut olan Şemseddin Sami ilmî Türkçülük alanında eserler vermiş olup onun en önemli eseri üç sütun üzerine 1574 sayfa tutan Kâmûs-ı Türkî adlı eseridir. Ona göre "Lisan ve cinsiyet Sultan Osman'dan ve devletin kuruluşundan eskidir. Bu lisanı konuşan kavmin ismi Türk'tür. Lisanın ismi de Lisan-ı Türkî'dir. Türk ismi ise Adriyatik sahilinden Çin hududuna ve Sibirya'nın iç taraflarına kadar yayılmış bir milletin adıdır. Bunun için bu unvanı küçük görmek şöyle dursun, onunla övünmek ve sevinmek lazımdır. Bu eserin dışında Şemseddin Sami, Rodloff neşrinden faydalanılarak Orhun Abideleri'ni satır satır tercüme etmiştir. Kutadgu Bilig'i de Vambey neşrinden faydalanarak ilk defa inceleyen araştırmacı olmuştur. Bursalı Tahir Bey ilmî Türkçülük faaliyetlerine daha çok bir biyografi ve bibliyografi âlimi olarak hizmet etmiştir. Tahir Bey, "Türklerin Ulûm ve Fünûna Hizmetleri" adlı biyografik eseriyle tarihteki Türk büyüklerini, hatta o zamana kadar Türk oldukları bilinmeyen ilim ve fikir adamlarını Türk kamuoyuna tanıtmıştır. Onun diğer bir hizmeti de bugün hâlâ temel kaynak olarak kullanılan Osmanlı Müellifleri isimli 3 ciltlik ansiklopedik eserdir. Necip Asım (Balhasanoğlu), Askerî Rüştiye'de hocalık yaptığı zamanda tarih, coğrafya ve gramer kitapları yazmış, İkdam gazetesinde Türk dili ve tarihi hakkında çeşitli makaleler yazmıştır. Onun Türk dili alanındaki çalışmaları Türkiye dışında da ilgi uyandırmış. 1895'te Paris'teki Societe Asitiqu'e aza seçilmişti. Necip Asım, Karahanlı dönemi eserlerinden 88

89 Edip Ahmet'in Atabetül-Hakayık adlı eseri okuyarak 1918'de Hibetü'l-Hakayık adıyla neşretmiş, daha önce Şemseddin Sami tarafından hazırlanan Orhun Abideleri'ni ilk defa alarak 1921'de yayımlamıştır. Velet Çelebi (İzbudak), 1925 yılında Mevlâna'nın oğlu Sultan Velet'in Türkçe şiirlerini bir araya toplayarak "Divan-ı Türkî-i Sultan Velet" adıyla neşretmiştir. Onun diğer önemli çalışması Orhun Abideleri'nden başlayarak, Türk dili ve edebiyatıyla ilgili eserlerin taranması suretiyle oluşturduğu 8 ciltlik Büyük Türk Dili Lügatı'dır. Ahmet Hikmet Müftüoğlu, 1908'den sonra başlayan Türkçülük hareketlerinde faal görevler almış, Türk Derneği, Türk Ocağı gibi teşekküllerin kuruluşunda yer almıştır. Onun Gönül Hanım adlı tarihî romanıyla, Çağlayanlar isimli tamamen millî hislerle dolu sade Türkçeyle yazdığı hikâyelerini ve nesirleri önemlidir. Ayrıca Macaristan'da büyükelçilik yaparken müsteşriklerle tanışmış, Macar- Türk Dostluk ve Kültür Birliği'ni kurmuştur. 19. asrın sonunda ise milliyetçilik inancını şiir sahasına naklederek Türk edebiyatında açık bir şekilde Türkçülüğü ilk defa bir sanat ideali hâline getiren Mehmet Emin Yurdakul'dur. Yeni Türk şiirinde sade ve tabiî bir halk dili kullanmayı ülkü edinen şair, bilgi ve şuuruyla edebiyatta Servet-i Fünunculardan siyasette ise Osmancılık güden İttihat ve Terakkicilerden ayrılmıştır. Şair sesini ilk defa 1897'de yazdığı; "Ben bir Türk'üm, dinim, cinsim uludur, Sinem, özüm ateş ile doludur" Mısralarıyla edebiyat tarihine girerek sesini duyurmuştur. 1899'da şiirlerini topladığı Türkçe Şiirler adlı kitabı içte ve dışta büyük aksüâmel bulmuş, hatta 1903'te Rus Türkoloğu Minorskiy tarafından Rusça'ya aktarılmıştır yılında Türk Yurdu dergisinin imtiyazını alan şair Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Turana Doğru gibi eserlerde yayımlamıştır. Bu arada 19.yy.'ın 2. yarısında Osmanlı Devleti'ndeki milliyetçilik hareketlerine eşanlamlı uyanışları Türk dünyasının diğer bölgelerinde de görmekteyiz. Azerbaycan da millî edebiyatın 89

90 kurucuları olarak Mirza Fethali Ahunde ile Sabir'i görmekteyiz. Mirza Fethali, Azerbaycan Türklerine Avrupa kültür ve medeniyetini tanıtmak suretiyle kalkındırmak istiyordu. Bu amaçla birçok sahne eseri yazan yazarın eserleri Temsilât-ı Kabudan Mirza Feth Ali Ahundizade adıyla Tiflis'te 1859'da basılmıştır. Ahundzade bütün şark dünyasının kalkınması ve batı medeniyetine girmesi için Arap alfabesinin ıslâh edilmesini düşünüyordu. Bu amaçla İstanbul'a gelerek ilim adamlarıyla temaslarda bulunmuş, çalışmalarını devrin sadrazamı Fuat Paşa'ya vermiş, Fuat Paşa da eseri incelenmek üzere "Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniye"'ye göndermiş, Cemiyet Ahundzade'yi çağırarak bir toplantı yapmış ve teklifi incelemişse de bir sonuç alamamıştır. Sabir ise vatan konusundaki ilhamı Namık Kemal'den almış, hatta Kafkas Türklerine hitaben acı bir nazirede kaleme almıştır. Onun asıl ünü Molla Nasreddin dergisinde neşredilen mizahî şiirleriyle yayılmıştır. Şiirleri Hophopname adı altında birçok kez basılmıştır yılında ilk defa olarak Rusya'daki Türkler arasında Hasan Bey Zerdebi tarafından Ekinci adında Türkçe bir gazete çıkarmış, fakat 2 yıl sonra Rusların Türklerle savaşa girmeleri sonucunda kapatılmıştır. Bundan sonra Tiflis'te Ziya-yı Kafkasya adlı haftalık bir gazete yayımlamıştır. Her ne kadar Kazan'da 1801 yılından beri Arap harfleriyle bir matbaa kurmuşsa da bu matbaa daha çok Kur'an ve dinî eserler basmıştır. Bir taraftan dinî eserler basılırken, bir taraftan da medreseler kurmuştur. Bu medreselerde ders veren müderrislerden Abdülkayyum Nasirî, hemen hemen her alanda eser vermiş, daha çok Tatarlık çevresinde kalan bilmece, mani, türkü, tarihî manzume ve atasözü toplayarak neşretmiştir. Şahabettin Mercani ise tarihî eserler kaleme alarak millî uyanışa vesile olmuştur. Yalnız Rusya Türkleri arasında değil, bütün Türklük âleminde büyük bir tesir yaparak Türkçülük cereyanına hız vermiş olan Kırımlı İsmail Gaspıralı Beydir. İsmail Bey uzun müddet öğretmenlik 90

91 yaptıktan sonra 1874'te İstanbul'a gelerek Türk ordusuna zabit olarak katılmak istemiş, fakat isteği geri çevrilince tekrar Kırım'a dönmüştür. İsmail Bey, Türk kavimlerinin kültür seviyesini yükseltmek, eski ve geri kalmış zihniyet veya müesseseleri yıkmak, Türk milleti arasında müşterek kültürü kurmak düşüncesiyle "Dilde, Fikirde, İşde Birlik" şiarıyla 1883 yılında Rusça-Türkçe Tercüman gazetesini çıkarmıştır. Tercüman birkaç yıl içinde Sibirya'dan İstanbul'a kadar okunan en büyük gazete olmuştur. Bu gazetenin etkisiyle Usul-i Cedit hareketi doğmuştur. Usul-i Cedit hareketi Avrupa tarzında düzenlenmiş ilkokullarda ilk eğitimin mahalli lehçelerle olmasını ve bunun 3 sene sürmesini, dördüncü seneden itibaren eğitimin umumî, edebî Türk dili olan sadeleştirilmiş İstanbul şivesiyle yapılmasını savunuyordu. Bu hareket, hayatın bütün safhalarına yayılarak Türkler arasında okuma yazma oranı artmış. Bilâhare Azerbaycan ve Kazan'da millî kültürüne sahip, yabancı dil bilen ve batı medeniyetlerine vakıf bir aydın kitlesi ortaya çıkmıştır. Mesala millî hayattan konular alarak eser yazan muharirler arasında Ayaz İshaki, birçok hikâye, roman ve tiyatro eserleri ortaya koymuştur. Ayaz İshaki'nin Türkiye'de de neşredilmiş eserleri vardır. Kazan'da başlayan mahallilik cereyanı Fatih Kerimi, Ali Aysar Kemal, Fatih Emir Han, Alemcan İbrahim, Hüseyin Feyizhan gibi yazarların çalışmalarıyla zenginleşiyordu. Şiir sahasında hakikî Kazan şivesiyle şiir yazmayan fakat şiirleri oldukça müteessir olan Ak Molla'dan sonra Mecit Galari, 1905 Rus İnkılâbı sırasında millî duyguları harekete geçiren güzel şiirler yazmış ve bundan dolayı Millet Muhabbeti adlı şiir mecmuası hükümetçe toplatılmıştır. Kazan Türklerinin en büyük şairi Abdullah Tukay kısa sürede şöhret kazanmış, yazmış olduğu şiirler her sınıf halk tarafından okunarak büyük bir ilgi görmüştür. 1905'teki Japon-Rus savaşında Rusların mağlup olmasıyla Rusya'da vuku bulan ihtilâl hareketleri üzerine Çarlık Rusya'daki Türklere karşı biraz daha serbest davranılmıştır. Bunun üzerine 1905 senesinde Kazan Muhabiri adlı bir gazete çıkarmış olan ve daha sonra 91

92 geniş bir şekilde bahsedeceğimiz Yusuf Akçura da bu gazetede yazmıştır. 1905'te Kazan'da bir millî tiyatro kurulmuş, tarihe ve edebiyata dair eserler verilmiştir. Bunların içinde Türk tarihini bir bütün olarak gören Hasan Ata'nın Tarih-i Kavm-i Türkî adlı eseri önemlidir. Bundan sonra yazılan en önemli eser Başkurt Türklerinden daha sonra Türkiye'ye gelecek olan Zeki Velidi (Togan)'nin Türk ve Tatar Tarihi adlı eseridir. Zeki Velidi ayrıca Kazan'da Ali Zahir ile beraber Yurd Mecmuası'nı Taşkent'te Kireş gazetesini çıkarmış, bugünkü Türkistan adıyla bir eser yayımlamıştır. Bu dönemde Hadi Atlasi, Kazan Hanlığı ve Sibir Tarihi adlı eserle şöhret kazanmış, Kazan Türkleri adlı eseriyle milliyetçilik tarihine girmiş olan Abdullah Battal (Taymas)'da yalnız siyasî faaliyette değil, aynı zamanda kültür sahasında da çalışmalarda bulunmuştur. 1905'ten sonra Azerbaycan da milliyetçilik hareketi şuurlu bir şekilde artmaya başlamıştır. Bu yıl da Ali Merden Topçubaşı tarafından neşre başlayan Hayat Gazetesi, Ahmet Ağaoğlu ve Hüseyinzade Ali Bey gibi iki mühim şahsiyeti de ortaya çıkarmıştır. Artık bundan sonra İrşad, Füyuzat ve Taze Hayat gibi gazeteler de neşredilmeye başlanmıştı. Hüseyinzade Ali Bey, daha önce Kahire'de yayımlanan Türk Gazetesi'nde Akçuralı Yusuf'un yazdığı bir makaleyi tenkit etmiş ve "Tatar diye bir kavmin olmadığını, Kazanların, Kırımların ve diğer yerlerde bulunanların hep Türkoğlu Türk olduğunu yazmıştır. Ali Beyin Türkçülük fikrine katkıda bulunan ve Gökalp ı de etkileyen "Bize Hangi İlimler Lâzımdır" makalesinde savunduğu görüşlerdir. Ona göre Türklere muasır ilimler lazımdır, O asrilik telkin eder ve Müslüman Türk kavimleri için Türkleşmek, İslâmlaşmak ve Avrupalılaşmak iddiasını ileri sürer. Siyaseten Osmanlı Devleti'ni, Osmanlı Türklüğünü müstakil Türklüğün nüvesi telâkki eder. Onun Füyüzat'ta dikkat ettiği diğer bir konu da Şiî-Sünnî mezhep anlaşmazlığıdır. Ali Bey 1908 Meşrutiyeti'nden sonra Türkiye'ye dönerek Tıp Fakültesinde hocalık yapmış, hemen hemen bütün Türkçü faaliyetlere katılmıştır. Ağaoğlu Ahmed Bey, ise aslen 92

93 Erzurum'dan Karabağ'a hicret eden bir ailedendir. Ağaoğlu, Azerbaycan dan Avrupa'ya giden ilk Türk'tür. Avrupa'dan yurda döndükten sonra önce Kasbi ve Hayat gazetelerinde çalışmıştır, daha sonra İrşad adlı bir gazete çıkarmaya muvaffak olmuştur. Ağaoğlu, bir taraftan Türklerin hukukunu savunmaya çalışırken, bir taraftan da İran ve Rusya'nın körüklemeye çalıştığı mezhep anlaşmazlığını izoleye çalışmıştır. Ermenilerin Türklere karşı hareketlere girişimleri üzerine Fedaî adlı gizli bir cemiyet kurmuştur. Bütün bu faaliyetlerin sonucunda takip ve baskıya uğrayınca 1908'de İstanbul'a kaçmıştır. Ağaoğlu, İstanbul Darülfünun'una profesör olmuş, İttihat ve Terakki Partisi'nde rol olarak mebus seçilmiş, Türk Ocakları ve Türk Yurdu dergisinin kuruculuğunda bulunmuş ve Cumhuriyet döneminde de Serbest Fırka faaliyetlerine katılmış renkli bir simaydı. Ağaoğlu'nun 20'ye yakın kitabı ve sayısız makalesi vardır yılları arasında Rusya Türkleri arasında baş gösteren milliyetçilik hareketleri Türkiye'yi de olumlu bir şekilde etkilemiştir. Öncelikle aydınlar "Tercüman"ın kullandığı sadeleştirilmiş İstanbul Türkçesini tercih etmişlerdir. Böylece aradaki lehçe farkının giderilmesi için önemli bir adım atılmıştır. Aydınların karşılıklı geliş-gidişlerinin yanı sıra zengin aileler veya Cemiyet-i Hayriyeler kabiliyetli Türk çocuklarını İstanbul'a göndermişlerdir. A.Cevdet gibi pek çok öğretmen İstanbul'dan Rusya'nın çeşitli şehirlerindeki okullara ve medreselere davet ile istihdam olunmuş, özellikle Azerbaycan daki mektep ve medreselerin teşkilât yapısı, Osmanlı mektep ve medreselerinin teşkilât yapısına uydurulmuştur. 1905'ten sonra başlayan kongreler dönemi Rusya Türklerinin Osmanlı İmparatorluğu'na duydukları sevgi ve bağlılık hislerinin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. 1912'deki Balkan Savaşı sırasında Tercüman, Vakit, Yıldız gibi yayın organlarında Bulgarlar, Sırplar ve Yunanlılar tarafından acımasızca katledilen Türklere dair dramatik haberler ve Osmanlı Devleti'ni haklı çıkaran yazılar yer almakta, Hilal-i Ahmer (Kızılay) için yardımlar toplanmaktadır. Bu yardımların büyük bir kısmı Türkiye'ye ulaşmıştır. Rusya'daki Türkler, Osmanlı 93

94 savaş esirleriyle yakından ilgilenmiş, hatta onlarla ilgili raporlar göndermişlerdir. İsmail Gaspıralı, İstanbul'a geldiği zamanlar konferanslar vermiş, "Türk Yurdu" dergisine yazılar yazmışlar, 1911'de İttihat ve Terakkî Partisi'nin genel merkez üyeliğine seçilmiştir. Aynı şekilde İsmail Bey, damadı Nasip Yusufbeyli ile birlikte İstanbul'da Türkçülerin ilk resmî derneği olan Türk Derneği'nin üyesi idi İhtilali sonrası kurulan genç Türk Cumhuriyetinin yıkılmasıyla Türkiye, Ahmet Ağaoğlu, Prof. Yusuf Akçura, Prof. Sadri Maksudi Arsal, Prof. Abdülkadir İnan, Dr. Hamit Zübeyr Koşay, Prof. Dr. Reşit Ahmedi Arat, Prof.Dr. Akdes Nimet Kurat, Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu, Prof.Dr. İsmail Ertaylan, Prof.Dr. Zeki Velidi Toğan ve daha birçok aydına kucak açmıştır. Bu aydınların hemen hepsi Türkiye'deki Türkçü derneklerin kurulmasında rol almışlardır. Bunlardan en önemlisi Türk fikir hayatına imzasını atan Yusuf Akçura'dır. Akçura, 1897'de Tataristan'da doğmuş, babası öldükten sonra annesiyle İstanbul'a gelmiş, tahsilinin büyük bir kısmını İstanbul'da yapmıştır. Yazları Kazan'a giderek eniştesi İsmail Gaspıralı'nın yanında kalıyor ve Ondan feyz alıyordu. Türkiye'de Harbiye'ye giren Akçura Jön Türkler hareketine katılınca okuldan atılarak Trablusgarp'a sürgüne gönderilmiştir. Buradan Paris'e kaçan Akçura, Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirince 1903 yılında Kazan'a dönmüş, burada Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasını önleyecek tedbirleri içeren "Üç Tarz-ı Siyaset" adlı makalesini kaleme almıştır. Daha sonra kitap hâline getirilen bu makalede: "Osmanlı ülkelerinde garptan feyz alarak, kuvvet kazanmak ve terakki arzuları uyanarak, belli başlı üç siyasî yol tasavvur ve takip edildi sanıyorum. Birincisi, Osmanlı hükümetine tabii muhtelif milletleri temsil ederek ve birleştirerek bir Osmanlı milleti vücuda getirmek; İkincisi, hilâfet hakkının Osmanlı Devleti hükümdarlarında olmasında faydalanarak, bütün İslâmları söz konusu hükümetin idaresinde siyaseten birleştirmek; Üçüncüsü, ırka dayanan siyasî bir Türk milleti 94

95 teşkil etmek" ifadeleriyle genel durumu belirten Akçura'ya göre Osmanlıcılık ve İslâmcılık bir zamanlar Osmanlı Siyasetine ağırlığını koymuş, 1870'den sonra Osmanlıcılık görüşünün yerini İslamcılık almaya başlamış, Türkçülük ise son zamanlarda ortaya çıkmıştır. Akçura, aşağıdaki ifadeleriyle Türkçülüğe siyasî bir anlam da kazandırmıştır. "Bir Türk millet-i siyasisi husule getirmek fikri pek yenidir. Gerek şimdiye kadar Osmanlı Devleti'nde gerekse gelip geçen diğer Türk devletlerinin hiç birisinde bu fikrin mevcut olduğunu zannetmiyorum.. Türk Birliği Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Türkleri din ve ırk bakımından birleştirecek, ayrıca Türk aslından olmayan bir derece Türkleşmiş unsurlar da Türklükle temsil edilecek ve hiç temsil edilmemişlerle daha millî bir vicdana sahip bulunanlar da Türkleştirilecektir. Asıl önemli olan dünyaya yayılmış bulunan Türklerin birleşmesi ve büyük bir millet-i siyasîye meydana getirmesidir, bu Türkçülük sayesinde olacak ve Türk toplumlarının en kuvvetlisi, en ileri ve uygar olan Osmanlı Devleti bu işte esas rolü oynayacaktır. Asıl kaygısı İmparatorluğun dağılmaması olan Akçura 1908 II. Meşrutiyeti ile İstanbul'a gelmiş, Harbiye, Mülkiye ve Darülfünun'da hocalık yapmıştır. Daha sonra İstiklâl Savaşı'na katılan, İstanbul ve Kars mebusu olan Akçura Ankara Hukuk Fakültesi'nde dersler vermiş, Türk Tarih Kurumunun başkanlığını yapmış ve 11 Mart 1935 günü vefat etmiştir. Akçura'nın Ulûm ve Tarih, Türk Germen ve İslavların Münasebat-ı Tarihiyeleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun Dağılma Devri, 18. ve 19. Asırlar, Zamanımız Avrupa Siyasî Tarihi gibi eserleri önem arz etmektedir. 1908'de başlayan II. Meşrutiyet tamamıyla Jön Türklerin eseri olmuştur. Jön Türkler ve kuruluş amacıyla Osmanlılık siyasetini izleyen İttihat ve Terakkî daha sonraları kısmen Türkçülüğe meyletmişler, fakat siyaseten Akçura'nın Üç Tarz-ı Siyaset'i arasında gidip gelmişlerdir. Meşrutiyet havasıyla ve Rusya'dan gelen Türk aydınlarının da katılmasıyla Kasım 1908'de Türk Derneği kurulmuştur. Dernek, Yusuf Akçura, Necip Asım (Yazıksız), Velet Çelebi (İzbudak) önderliğinde başka milliyetçi aydınlarla Mülkiye 95

96 Mektebi Müdürü Mehmet Celâl'in odasında kurulmuştur. Dernek daha sonraki faaliyetlerine Ahmet Mithat'ın yardımıyla Yeni Gazete İdarehanesi'nde devam etmiştir. Dernek Türk Derneği Dergisi adı altında ancak yedi sayı çıkarabilmiştir. Derneğin nizamnamesinin ilk maddesine göre dernek ilmî bir kuruluştur. İkinci maddede derneğin amacı "Türk diye adlandırılan bütün kesimlerinin tarihini ve bugünkü durumlarını, eserlerini araştırmak, böylece ortaya çıkan sonuçları dünyaya tanıtmaktır. Derneğin üyeleri arasında İsmail Gaspıralı'dan Bursalı Mehmet Tahir'e, Rıza Tevfik'e, Mehmet Emin Yurdakul'a hatta Agop Boyacıyan'dan, Vilademir Gordicuski'ye, Antuan Tıngır'a, Rahip Karaçun'a kadar değişik yelpazedeki ve inançtaki şahısların bulunması, derneğin ilmi ve medenî milliyetçilik prensiplerinden hareket ettiğini göstermektedir. Dernek Necip Asım ve Fuat Kösearif'in vazife icabı ayrılmaları ve 1911 yılında fiilen Türk Ocağının kurulmasıyla kapanmıştır. Bu tarihlerde İstanbul'da bunlar olurken Selanik te 1911 yılında Genç Kalemler adıyla bir dergi çıkarılmaya başlanmıştır. Genç Kalemler, Ömer Seyfettin ve Ali Canip'in gayretleriyle çıkmaya başlamış, daha sonra bu gruba Ziya Gökalp, Aka Gündüz, Mehmet Fuad'ın katılmasıyla güçlenmiştir. Ömer Seyfettin'in derginin ilk sayısında kaleme aldığı "Yeni Lisan" adlı uzun makalesi geniş akisler uyandırmış, Tanzimat'la başlayan dil milliyetçiliği akımının mihenk taşlarından biri olmuştur. Dergide Tevfik Sedat, Demirtaş, Gökalp, mahlasıyla önce Turan ve Altın Destan şiirleri yayımlanan Ziya Gökalp, bugün bile unutulmayan "Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan, Vatan büyük ve bir ülkedir: Turan!" Mısralarını kaleme alarak fikirleriyle ön plâna çıkıyordu. Aynı zamanda İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin genel merkez üyesi olan 96

97 Gökalp, Cemiyet merkezinin 1912 yılında İstanbul'a taşınmasıyla buraya gelmiş, bu yıllarda İstanbul'da coşkun bir şekilde başlayan Türkçülük faaliyetlerine aktif bir şekilde katılmıştır. İstanbul'un işgaliyle Malta'ya sürülmüş, 1921'de Malta esaretinden kurtularak Diyarbakır'a gelmiş ve Küçük Mecmua'yı neşretmiştir. Bir müddet sonra Ankara'ya dönerek Maarif Vekilliği telif ve tercüme encümeni reisi olmuştur. Türk Töresi, Türkçülüğün Esasları ve Türk Medeniyeti Tarihi adlı eserlerini bu dönemde kaleme almıştır. Bunların dışında Malta Mektupları adlı eseriyle, Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altun Işık gibi şiir kitapları vardır. Daha sonra 25 Ekim 1924'teki vefatına kadar Diyarbakır milletvekilliği yapmıştır. Türkçülüğe önce Turancılıkla başlayan Ziya Gökalp, Türkçülüğün sosyolojik temellerini ortaya atan ilk şahsiyettir. Darülfünun'daki ilk sosyoloji enstitüsünü de o kurmuştur. Ziya Gökalp' göre "Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir. Millet, ne ırkî, ne kavmi, ne coğrafî, ne siyasî, ne de idarî bir zümredir. Millet, lisanca, dince, ahlâkça ve bediiyatça müşterek, aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bir harsî zümredir." Z. Gökalp'e göre Türkçülüğün üç büyük mefkûresi (ülküsü) olmalıdır: "Bunların hakikate en uygun olanı Türkiyeciliktir. İkinci mefkûre Oğuzculuk veya Türkmenciliktir. Çünkü kültür bakımından birleşmesi en kolay olan Türkler, Oğuz Türkleri yani Türkmenlerdir. Nihayet üçüncü bir mefkûre daha vardır ki, bu da istikbalde diğer Türklerin Oğuzlarla bütünleşeceği Kızılelma'dır. Bu, bir hayal dahi olsa Türkçülük için kuvvet menbaıdır. O Turan ki mazide bir hakikatti. Mete'ler, Göktürk hükümdarları bir zamanlar bütün Türkleri birleştirmemişler miydi?" Ziya Gökalp'in içtimaî mefkûresi, "Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, garp medeniyetindenim" cümlesiyle özetlenebilir. Gökalp'in bu fikri terkibinin arkasında onun "hars" (kültür) ile "medeniyet" kavramlarına atfettiği farklı anlamlar yatmaktadır. Buna göre, medeniyet Avrupa'dan alınabilir, çünkü insanlığın ortak malıdır. 97

98 Hars ise millîdir. Ziya Gökalp ın milliyetçilik anlayışı şoven veya mutaassıp değildir. Gökalp ın kültürel temeller üzerin oturttuğu millet ve milliyetçilik anlayışı kapsayıcı ve gelişmeci bir muhtevaya sahiptir. Türk milletinin atlattığı badirenin toplum içinde dayanışmayı ve iş birliğini zorunlu kıldığına inanmış ve bunu ülkeler düzeyinde izah etmeye çalışmıştır. Gökalp, bu çerçevede millî devletin, millî kültürün ve eğitimin önemine dikkat çekmiştir. Türkçülerin temel vazifesini, millî kültürü öğrenmek ve korumak ile garp medeniyetini halka götürmek olarak belirlemiş olması bu sebepledir yılında Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Dr. Akil Muhtar ve Yusuf Akçura tarafından Türk Yurdu adlı bir cemiyet kurulmuş ve bu cemiyet aynı adla bir dergi çıkarmıştır. Bu dergi daha sonra Askerî Tıbbiye talebeleri tarafından 1911 yılında kurulma kararı alınan 25 Mart 1912'de resmen kurulan Türk Ocakları Derneği'nin resmî yayın organı olacaktır. Türk Ocağı'nın kurucuları Şair Mehmet Emin, Ağaoğlu Ahmet, Dr. Fuat Sabit Beylerdir. Derneğin ilk başkanı Ahmet Ferit (Tek)'tir. Daha sonra Hamdullah Suphi başkan, Yusuf Akçura ikinci başkan olacaktır. Derneğin hars ve ilim heyetinde ise Halide Edip, Hamdullah Suphi, Mehmet Emin, Ağaoğlu Ahmet, Ziya Gökalp, Mehmet Fuat, Hüseyinzade Ali Bey gibi maruf ilim adamları bulunmaktaydı. Türk Ocağının amaçlarının ifade edildiği temel kaynak nizamnameleridir. Ocak nizamnamesinin 2. ve 3. maddelerine göre derneğin amacı ve faaliyetler şöyle belirtilmiştir. "Cemiyetin maksadı, akvam-ı İslâmiye'nin bir rükn-i mühimi olan Tüklerin millî terbiye ve ilmî, içtimaî, iktisadî seviyelerinin terakki ve ilâsıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktır... Cemiyetin maksadını elde etmek için Türk Ocağı adlı kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitap ve risaleler neşr edecek mektepler açmaya çalışacaktır." 98

99 Türk Ocağı, dağılma aşamasındaki imparatorluğun içinde Arapların Ahailü'l-Arabî, Kürtlerin Hivi, Arnavutların Başkum, Yahudilerin Makabi, Ermenilerin Hınçak ve Taşnak gibi azınlık örgütlerinin bölücü faaliyetlerinin yaygın olduğu bir zamanda kurulmasıyla millî birlik açısından önemli bir rol oynamıştır. Türk Yurdu dergisi ise etrafında topladığı aydınlarla Cumhuriyetin ilmî temelini ve kadrosunu oluşturmuştur. Nitekim ATATÜRK, yeni kurulan Cumhuriyetin milletvekili ve bakanlarını bu aydın kadrodan seçmiştir. Türk Ocağı ekibinden bir kısmının 1913 yılında Türk Bilgi Derneği adlı bir dernek kurduklarını fakat derneğin, 1914 yılına kadar faaliyetini sürdürdüğünü görmekteyiz. Bilgi adlı bir mecmua da çıkaran dernek Türkoloji Enstitüsü gibi çalışmaktaydı. 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi sonucunda Osmanlı Devleti'ni yok olmaya doğru sürükleyen gelişmeler, yalnız politikacıları ve bürokratları değil aydınları da bir yol ayrımının eşiğine getirmiştir. Bu problemlerin faturasının İttihatçı Talat, Enver ve Cemal Paşalara çıkarılması ve bunların yurt dışına kaçmak zorunda kalmalarıyla İttihat ve Terakki kendini resmen feshetmiştir. Bu dönem İzmir ve İstanbul başta olmak üzere Anadolu'nun fiilen işgaliyle aynı zamana rastlamaktadır. Türk Ocaklılar İzmir'in işgaliyle büyük mitingler tertipleyerek halkı uyandırmışlar, İstanbul'un işgaliyle Anadolu'ya geçerek Müdafa-i Hukuk teşkilâtlarında çalışmışlar, İstanbul'dan Anadolu'ya silâh kaçıran "Karakol" teşkilâtında fiilî rol oynamışlardır. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının çabaları daha önceden başlamış olan mahallî teşkilâtlanmaları ve direnişleri birleştirerek tek merkez altında toparlanmak üzere yoğunlaşmıştır. Bu büyük ölçüde başarıldıktan sonra millî mücadeleden zaferle çıkmak mümkün olmuştur. Anadolu'daki bu hareket, batıda modernleşmeci ve demokrat bir muhtevaya sahip olarak gelişen milliyetçiliğin bozularak emperyalizme dönüşmesine karşı kalkınmacı ve bağımsızlıkçı bir milliyetçiliğin gelişimini simgeliyordu. İçerde ise biraz da tarihî zorunluluk olarak millî bir devletin inşasına yöneliniyordu. Milliyetçi/Türkçü aydınlar bu yeni durumun Türk 99

100 milletinin yaşama ve kalkınma azmini temsil ettiğine ve bunun da son tarihî fırsat olduğuna inanarak yeni kurumların ve politikaların savunucuları olmuşlardır. Buna bağlı olarak Cumhuriyetin kurucularının öncelikli amacı yeni millî devlete ve bu devletin hedeflerine meşruiyet sağlayacak bir ideolojinin yaratılması ve Osmanlının son döneminden itibaren gelişmeye başlayan millî bilincin kökleştirilmesi olmuştur. Ziya Gökalp ile Yusuf Akçura'nın öncülüğündeki Türkçü/Milliyetçi fikir akımı bu açıdan belli başlı esin kaynaklarıydı. 1920'lerin ikinci yarısında oluşmaya başlayan ve 1930'larda giderek netleşen "Kemalizm" batıcı lâik yönü ağır basan entelektüellerin katkılarıyla yeni bir milliyetçilik ve modernleşme anlayışı yaratmıştır. Nitekim 1931 ve 1935 CHP programlarıyla resmileşen milliyet anlayışı, dil ve kültür birliği ile bir ülkü etrafında toplanmayı içeriyordu. Milliyetçilik ise millî birliği sağlamayı ve yeni Cumhuriyeti korumayı temel almaya başlamıştı. Biraz da konjektörün zorlamasıyla, bağımsızlığın ve sınırların korunması hemen hemen tek nihaî hedef gibi görünüyordu. Türk milliyetçiliğinin önemli bir parçası olan Anadolu dışındaki Türklerle ilgilenmek, kültür birliğini ve dayanışmayı geliştirmek şeklindeki "Turan idealleri" gözle görülmez olmuştu. Milliyetçilik anlayışının bir diğer önemli parçası olan din olgusu için de aynı şey geçerliydi. Bunlara son olarak Osmanlı devrinin yok sayılması da eklenmiştir. Bu program İsmet İnönü zamanında devlet yönetimi içerisinde daha çok istihdam edilen eski Marksist ve hümanist kadrolar tarafından geliştirilmiştir. Bu düşünceler ve radikal kültürel reformlar gerek ATATÜRK'ün bir kısım silah arkadaşları (Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay) gerekse Ziya Gökalp ve Sadri Maksudi Arsal gibi milliyetçi aydınlar tarafından farklı bir siyasetle karşılanmış, bu durum "batıcımilliyetçi" ve "muhafazakâr-milliyetçi" gibi kavramlarla tanımlanabilecek bir yol ayrımına sebep olmuştur. Neticede Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurulması ve bu fırkada Türk 100

101 Ocaklarının yer alması Tek Parti iktidarınca hoş karşılanmayarak Türk Ocakları 1931 yılında kapatılmış, bütün malları CHP'nin gençlik kolları gibi çalışan Halkevleri'ne devredilmiştir. Türk Ocaklarının kurulmasından hemen sonra 1923 yılında İstanbul Darüfünunu Talebe Cemiyeti kurulmuş, daha sonra bu dernek diğer talebe birliklerinin katılımıyla Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) adı altında birleşmiştir. Birliğin başkanlığına Tahsin Bekir (Balta), sekreterliğine ise İbrahim (Öktem) Bey getirilmiştir. MTTB, Tek Parti yönetimince kapatılana kadar ve bilâhare Tevfik İleri zamanında tekrar açılınca öğrenci hareketlerinin büyük bir kısmını sevk ve idare etmiştir. Dernek 1933 yılında bozkurt u kendine amblem olarak seçmiştir. MTTB, "Vatandaş Türkçe Konuş/Yabancı Tramvay Şirketine Boykot/Yerli Malı Kullanma Haftası/Türk Mezarlığına Saldıran Bulgaristan Gençlerini Telin/Nazım Hikmet'e Af Kampanyasına Karşı Çıkma" gibi millî hareketlerin hep içinde bulunmuştur yıllarının başında Tek Parti yönetiminin dışında kalan ve yukarıda belirttiğimiz resmî milliyetçilik anlayışı yetersiz bulan, Turan idealini canlı tutmaya çalışan Hüseyin Nihal ATSIZ ve arkadaşları Adsız Mecmua girişiminde bulunmuşlardır. ATSIZ ve arkadaşları İslamiyet'ten önceki Türk tarihine sık sık atıfta bulunmuşlar, ırk kavramını daha ön plânda değerlendirmişlerdir. Bu mecmuanın yaklaşık 1 yıl süren yayın hayatından sonra ATSIZ 1933 yılında Orhun Mecmuası'nı çıkarmış fakat bu da uzun sürmemiştir. Bu dönemde milliyetçi yayınlar olarak Hıfzı Oğuz'un çıkardığı "Çığır Mecmuası"nı, MTTB'nin çıkardığı "Birlik Mecmuası"nı, Reha Oğuz Türkkan'ın yönettiği "Gökbörü" dergisini görmekteyiz yılının başlarında Reha Oğuz Türkkan'ın Ankara'da Türk kültürüne hizmet vermek amacıyla "Kitap Sevenler Kurumu"nun kurulduğunu ve başta Ziya Gökalp ın eserleri olmak üzere milliyetçi yayınları bastırdığını görmekteyiz. Bu kurum kısa bir süre sonra CHP tarafından Halkevlerine katılmaya zorlanmıştır. ATATÜRK'ün ölümünden sonra Tek Parti yönetiminin dış politikası, bağımsızlık anlayışı ve millî kültür politikalarının 101

102 değişmesi ve devlet idaresinde sol bürokratların kadrolaşması tepkilere yol açmıştır. Bu dönemdeki Marksist faaliyetlerin asıl hedefleri dışında ülke politikalarını etkilemek ve yönlendirmek; milliyetçi fikir ve akımları karalayarak geriletmek ve Türkiye'nin Sovyet Rusya ile ilişkilerini geliştirmesini teşvik etmek gibi ara hedefleri vardı. Nitekim o dönemin Marksistleri bazen hümanizm, bazen batıcılık ve ilimcilik adı altında birçok faaliyette bulunmuşlar, askeriyeye ve eğitim camiasına sızarak kadrolaşmaya başlamışlardır. Hükümette Millî Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel'in de teşvikiyle başta Köy Enstitüsü olmak üzere eğitim kurumlarında yuvalanmışlardır. Bu gelişmeler sonucunda Hüseyin Nihal ATSIZ, Orhun Dergisi'nde ilki 1 Mart 1944, ikincisi 21 Mart 1944'te olmak üzere dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu'na iki açık mektup göndermiştir. ATSIZ, ilk mektubunda tehlikeye dikkat çekmiş, ikinci mektubunda ise, isim isim bazı komünistlerin faaliyetleri üzerinde durmuştur. ATSIZ mektuplarında; Solculuk, gördüğü müsamaha ve kayıtsızlıktan faydalanarak sinsi sinsi ilerliyor. Öğretim kurumlarında bu fikre saplanmış hastalar görülüyor. Bu hastalık arasına gayri memnunları ve Türk olmayanları da alarak büyüyor. Yalnız düşünce hâlinde kalmayarak hareket hâline geçiyor. Boy boy dergileri çıkıyor. Bu dergilerde aynı teranelerle ahlakâ, vatan ve şeref duygusuna, millet hakikatine saldırıyor. Taassupla mücadele ediliyormuş gibi gözükerek mukaddesatla eğleniliyor... Bu vatan düşmanı fikrin bazen devletçi, bazen vatancı, bazen insancı, bazen ilimci kılıklarda Türk milletini zehirlemesine niçin müsaade ediyorsunuz?" gibi samimî fakat sert üslûplar kullanması iktidarı rahatsız etmiş, sonucunda Sabahattin Ali, ATSIZ'ı mahkemeye vermiştir. İlk mahkeme 26 Nisan 1944 günü milliyetçi gençlerin aşırı izdihamından yapılamamış ve 3 Mayıs'a ertelenmiştir. Bu süre zarfında milliyetçi gençler İstanbul ve Ankara'da gösteriler yaparak ATSIZ'ı desteklemişler, nihayet mahkeme günü büyük bir gösteri yapmışlardır. Bu Türkçülük adına yapılan ilk tepki ve gösteri 102

103 hareketiydi. Nitekim 3 Mayıs günü hâlâ Türkçüler/Milliyetçiler günü şekliyle anılır. Bu davanın sonucunda aralarında Zeki Velidi Togan, Hasan Ferit Cansever, Hüseyin Nihal ATSIZ, Alparslan TÜRKEŞ, Reha Oğuz Türkkan, Hüseyin Namık Orkun, Nejdet Sançar, Hikmet Tanyu, Fethi Tevetoğlu, Sait Bilgiç gibi şahsiyetlerin bulunduğu 23 kişi hakkında dava açılmış, sonunda hepsi berat etmişlerdir. Burada dikkati çeken bir husus Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün 19 Mayıs dolayısıyla yaptığı konuşmada bu hareketleri "zararlı, fesatçı, yanlış" gibi sıfatlarla değerlendirmesi ve bunun sonucunda komünistlerin şımarmasıdır. Nitekim bütün solcu yazarlar bunu fırsat bilerek Cumhuriyet, Ulus, Tan, Tanin, Vatan, Akşam gibi gazetelerde sözde bu davayı ele alarak Türk milliyetçiliğini mahkûm etmeye ve karalamaya çalışmışlar, devlet idaresinde daha da kadrolaşmışlardır. İktidarın bu tavırları milliyetçileri sindirememiş, Türk milliyetçileri Özleyiş, Toprak, Altınışık, Meşale, Hareket, Millî Birlik, Ergenekon, Türkeli, Türke Doğru, Bayrak, Kürşad gibi yirmiye yakın dergi çıkartmışlardır. Türk milliyetçileri teşkilâtlanmalarını dergileşmenin yanı sıra dernekleşmeyle de sürdürmüşlerdir. Aralarında Şevket Akçalı, Faruk Sükan, Turgut Atasoy, Faruk Kadri Timurtaş, Bekir Berk gibi gençlerin de bulunduğu bir grup üniversite öğrencisi 1946 Nisanında "Türk Kültür Ocağı"'nı; 1946 Eylülünde Fethi Gemuhluoğlu, Osman Nedim Tuna, Celâl Sungur, İlhan Darendelioğlu, Nuri Killigil gibi milliyetçilerin bulunduğu grup "Türk Kültür Çalışmaları Derneği"'ni; 1947 yılında Mehmet Emin Alpkan, Gökhan Evliyaoğlu, Galip Erdem, Arslan Topçubaşı, Mehmet Metin Ören, Şadi Pehlivanoğlu, Necati Tanrıkulu gibi bir kısım milliyetçi üniversiteli "Türk Gençlik Teşkilâtı"'nı kurmuşlardır. Bunlardan özellikle Türk Gençlik Teşkilâtı diğer dernekleri pasif bularak, komünist faaliyetlere set koymaya çalışmıştır. "Tanrı Türkü Korusun" sloganını ilk defa yayan bu teşkilât Tanrıdağ diye bir dergi de çıkartmış ve çok hızlı bir şeklide teşkilâtlanmıştır yılında 103

104 Türk Ocakları tekrar faaliyete geçmiş fakat eski fikirlerine göre daha ılımlı bir tablo ortaya koymuştur yılında MTTB tekrar faaliyete geçmiştir. Ayrı ayrı dernek ve teşkilâtlarda da olsalar Türk milliyetçileri Nazım Hikmet'e Af Kampanyası, "Kıbrıs Olayları", "Çiçek Palas Olayları" gibi hadiselerde hep müşterek ve ortak tavır koymuşlardır. Türk milliyetçileri arasında dağınıklıktan şikâyet etmek, birlikte hareket etmek ve birleşmenin gerekliliği yüksek sesle tartışılmaya başlayınca Türk Kültür Ocağı, Türk Gençlik Teşkilâtı, Türk Kültür Çalışmaları Derneği, Türk Kültür Derneği, Kayseri Türk Kültür Birliği ve Genç Türkler Cemiyeti müşterek hareket etme noktasında 1950 Nisanında bir araya gelerek Milliyetçiler Federasyonu'nu kurmuşlardır. Federasyon bir yıllık geçiş ve hazırlık döneminden sonra 1951 Nisanındaki Büyük Kongrede oy birliğiyle birleşme kararı alarak adını da Türk Milliyetçiler Derneği olarak değiştirmiştir. Türk Milliyetçiler Derneği çok teferruatlı bir program hazırlayarak hareketinin adını Türk Milliyetçiliği olarak belirlemiştir. Türk Milliyetçiler Derneğinin milliyetçilik tanımı ve önemi şu şekildedir. Milliyetçilik, Türk vatan ve milletinin selâmeti, yükselişi ve payidar olması için her Türk'ün tabiî olarak benimseyeceği, millî bir mefkûre olarak kabul edeceği bir vasıta olduğu cihetle, Dernek çalışmaları evvel emirde milliyetçilik potası içinde yoğrulmuş Türk gençliğini çoğaltmak gayesine matuf olacaktır." Türk Milliyetçiler Derneği çok hızlı bir şeklide teşkilâtlanmasını tamamlayarak şube sayısını bir yılda 60'a ulaştırmıştır. Derneğin halkın teveccühünü kazanması ve telkin faaliyetlerde bulunması hem solcuları, hep DP'lileri ürkütmüş Adnan Menderes, tarihinde Antep'te yaptığı konuşmada tıpkı İnönü'nün yaptığı gibi milliyetçilik faaliyetlerini yarı gizli ve ayırımcılık güden 1944'te kapatılmış ırkçı birliğin devamı faaliyetler olarak nitelemiştir. Bunun sonrasında savcılık harekete geçerek derneği günü kapatmış, mallarına da el koymuştur. Hatta derneğin Genel Başkanı DP. Isparta milletvekili Sadettin 104

105 Bilgiç ve Tahsil Tola partiden ihraç istemiyle Haysiyet Divanına verilmişlerdir. Derneğin kapanmasından sonra aralarında Ferruh Bozbeyli, Hüsnü Demirkıran, Cemal Külâhlı, Orhan Okay, Celâl Erçıkan'ın bulunduğu milliyetçi öğrenciler Milliyetçiler Derneği'ni kurmuşlardır. Dernek fiilen 1953 yılında, resmen 1954 yılında faaliyete geçmiş; çalışmalarını daha çok seminer, konferans ve yayın neşretme yolunda sürdürmüştür. 7 Aralık 1956 yılında da Altan Deliorman, Demir Arslan, Ekrem Marakoğlu gibi şahsiyetler tarafından İstanbul'da Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği kurulmuştur. Derneğin gayesi; "Millî bünyemizi meydana getiren ve kuvvetlendiren, millet olarak yaşamamızı sağlayan unsurları takviye ederek komünizmle fikir yoluyla mücadele etmek ve bu gayeye ulaşabilmek için tarihe, vatana ve Allah'a bağlılığı kökleştirmektir." Bu dernekler 1960 İhtilâli'ne kadar Kıbrıs ve Irak Türklerine yapılan baskılara ortak tepki göstermişler, siyasî faaliyetlere fazla katılmamışlardır. Siyasî plânda ise DP 'den ayrılmak zorunda kalan bazı milliyetçi politikacıların 1952 yılında Remzi Oğuz Arık'ın başkanlığında Türkiye Köylü Partisi'ni kurdukları görülmektedir. Parti daha sonra Cumhuriyetçi Millet Partisi ile birleşerek Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ni(CKMP) meydana getirmiştir İhtilâli'nden sonra teşekkül ettirilen Millî Birlik Komitesi'nin üyelerinin bir kısmı 1944 Olaylarında ismi ön plâna çıkan Alparslan TÜRKEŞ'in liderliğinde "Milliyetçi-Türkçü eğilimleri, bir kısmı da batıcı ve sol eğilimleri temsil ediyorlardı. Komite, fikirlerin uygulama alanında ayrıntıya indikçe farklılıklar çoğalmaya başlamış; CHP'nin de desteğiyle çoğunluğu oluşturan grup, 14'ler olarak anılan TÜRKEŞ'in liderliğindeki grubu 'ta tasfiye ederek, yurt dışında değişik görevlere göndermiştir. Düşük bir oyla kabul edilen 1961 Anayasası'nın getirdiği serbestlik ortamından faydalanan sol grup ve örgütler faaliyetlerini arttırırken siyasî alanda ise CHP, 1961 seçimlerinde istediğini bulamamıştır. CKMP milletvekili sayısını arttırmasına rağmen siyasî ağırlığını giderek kaybetmiş, 1962'de 105

106 Osman Bölükbaşı ve arkadaşlarının da ayrılmasıyla iyice zayıflamıştır. DP'nin devamı olarak görünen Adalet Partisi'nde ise milliyetçi muhafazakâr kanadın lideri Sadettin Bilgiç başkanlık yarışının kaybetmiş ayrıca Türk Ocakları genel başkanlığı yapmış bulunan Prof. Dr. Osman Turan, AP içindeki mücadelede yenik düşmüştür. Bu siyasî ortam içinde TÜRKEŞ ve arkadaşları tarihinde yurda dönmüştür. Alparslan TÜRKEŞ, Mayıs 1963'teki Talat Aydemir'in darbe girişimine karıştığı iddiasıyla tutuklanmış fakat beraat etmiştir. TÜRKEŞ ve arkadaşları Türk Ocaklarında konferanslar vermişler Türkiye Huzur ve Yükseltme Derneği adlı bir derneğin kurulmasını kararlaştırmışlar. 8-9 Şubat 1969 tarihinde toplanan CKMP Kongresinde bu partiye katılmışlardır. Partiye katılan diğer isimler arasında Muzaffer Özdağ, Dündar Taşer, Mustafa Kaplan, Ahmet Er, Numan Esin, Rıfat Baykal gibi 14'lerin tanınmış simaları bulunmaktaydı. TÜRKEŞ, bu partide genel müfettiş sıfatıyla görev almış bu sayede teşkilâtlarla da sıkı ilişki kurmuş nihayet 1 Ağustos 1965'te yapılan genel kurulda partinin genel başkanı seçilmiştir. TÜRKEŞ ve arkadaşları program meselesine büyük bir önem vermişler ve 257 maddelik bir programla ortaya çıkmışlardır. Parti 1967'ye kadar 61 il ve 435 ilçede teşkilâtlanmış ayrıca 1967'deki kongrede 9 Işık olarak tanımlanan yeni bir doktrini Türk milliyetçililerine sunmuştur. Parti, 8-9 Şubat 1969 tarihinde Adana'da toplanan genel kurulunda adını Milliyetçi Hareket Partisi amblemini de üç hilâl olarak belirlemiş, gençlik kolları için de hilâl içindeki kurt amblemi benimsenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, bu tarihten itibaren o zamana kadar ağırlıklı olarak fikrî ve kültürel faaliyetler şeklinde devam edegelen milliyetçi hareketin temel değerlerinin ve amaçlarının siyasî hayatta aktif bir şekilde savunulması rolünün üstlenmiştir. 106

107 Milliyetçi Hareket Partisi'nin ideolojisinin iki sacayağı vardır. Bunlardan birincisi daha önce Ziya Gökalp tarafından "Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak" şeklinde formüle edilen Türk milletinin kültürel ve millî değerlerini koruma ülküsünün Türk-İslâm Ülküsü etrafında sembolize edilmesidir. Böylece Milliyetçi Hareket Partisi, dinin toplum içindeki önemini belirterek bu sentezi Ziya Gökalp tan sonra teori alanından eylem plânı içine aktarmıştır. Partinin ikinci sacayağını ise, sosyal, siyasî ve ekonomik yapıya ve problemlere ait bakış açısını belirleyen 9 temel prensipten müteşekkil "Millî Doktrin- 9 Işık" oluşturur. 9 Işık'ın umdeleri şunlardır; 1)Milliyetçilik, 2)Ülkücülük, 3)Ahlâkçılık, 4)İlimcilik, 5)Toplumculuk, 6)Köycülük, 7)Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik, 8)Gelişmecilik, 9)Endüstricilik ve Teknikçilik Birbirine yakın gibi görünen ilk üç madde şöyle özetlenebilir. Milliyetçilik, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye Devletine sadakat ve hizmettir. Ülkücülük ise, Türk milletini en ileri, en medenî ve en kuvvetli varlık hâline getirme ülküsü ve gayretidir. Yani, ülkücülük milliyetçiliğin aksiyoner bir şekli ve bir tavır alışlar bütünüdür. Ahlâkçılık ise, Türk milletinin ruhuna, geleneklerine uygun ve yüksek varlığını korumayı ve geliştirmeyi amaçlar. Milliyetçi Hareket Partisi'nin temel kavramları içinde "Millî Devlet- Güçlü İktidar" kavramı önemlidir. Millî devlet, tek millet-tek devlet'in yanı sıra bağımsızlığı konusunda olabildikçe hassas, milletin çıkarlarını en iyi temsil eden ve devletlerarası camianın onurlu bir üyesi olmayı hedef seçen ve bunu becerebilen devlettir. Güçlü iktidar ise, kuvvetli-adil ve hızlı bir icrayı belirtir. Tek Meclis-Tek Başkanlık sistemi ise devlet başkanının halk tarafından seçilmesini ve yürütmenin tek başlı olmasını sağlayacağı için bugün bile tercih edilmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi'nin ortaya attığı "Tarım Kentleri", "Millet Sektörü" gibi kavramlar birleşince ortaya 107

108 Milliyetçi Demokratik Devlet" çıkmaktadır. Bu devlet, milletin bütün fert ve sosyal dilimlerinin yükselmesi, ekonomik ve moral açıdan kalkınması amacını taşır. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus da bu fikirleri benimseyen gençlerin üniversitelerde kurdukları daha sonra dernekleşen, öncelikle fikrî ve kültürel çalışmalar yapan Genç Ülkücüler Teşkilâtı ve Ülkü Ocaklarıdır. Fakat komünistlerin 1968'den itibaren üniversitelerde gittikçe artan, baskıyla bağlantılı siyasî faaliyetleri ve ülkücü gençleri okullara sokmama gayretleri ülkücüleri nefs-i müdafa konumuna düşürmüştür. "Vatanım! Uğruna Ha Ekmek Yemişim Ha Kurşun" diyebilecek bir seviyede millet ve vatan sevgisiyle dolu bu gençler 12 Eylül öncesi komünistlerin kurtarılmış okullar/bölgeler stratejisine set çekmek uğrunda başta bayraklaşan Ruhi Kılıçkıran, Dursun Önkuzu ve Süleyman Özmen olmak üzere "Bir gül bahçesine girercesine" dört bine yakın şehit vermişlerdir. Ülkü Ocakları ve bu kurumun mensubu Ülkücüler bugün bile hayret uyandıran bir şekilde Türkiye'de neredeyse köy bazında teşkilâtlanarak milliyetçi-mukaddesatçı gençliğin tek adresi olmuşlardır. Bugün ülkücülerin iade edilmeyen bir hakları da komünistlerin üniversitelerde yuvalanmalarına set çekmeleri ve karşılarında gördükleri ülkücü tepki sonucunda komünistlerin bir ihtilale teşebbüs edememeleridir. Ülkücüler üniversite öncesi gençliğe dönük olarak da Büyük Ülkü Derneği'ni kurmuşlardır. Ülkü Ocakları Derneği, zaman zaman bilhassa CHP'nin iktidar olduğu dönemlerde faaliyetlerini Ülkücü Gençlik Derneği, Ülkü Yolu Derneği gibi adlarla sürdürmek zorunda kalmıştır. 12 Eylül 1980'deki ihtilâlin neticesinde Millî Güvenlik Kurulu, birçoğu C-5 adıyla anılan işkencehanelerde alınan ifadelerle açılan ferdî suçlarla ilgili davalara Milliyetçi Hareket Partisi ve ülkücü kuruluşların yöneticileri de dâhil edilerek "Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar Davası" adı altında bir dava açmış, fakat idarecilerin tamamı beraat etmiştir. Hareketin lideri dört yıl altı ay tutuklu kalmıştır. Alparslan TÜRKEŞ savunmasında 108

109 iddianameyi yalan ve iftira dolu bularak ülkücülerin yaptıkları konusunda şunları söylemiştir; Türkiye'nin maruz kaldığı ideolojik nitelikteki ve gayrinizamî harp metodları ile yürütülen en büyük hıyanet saldırısı karşısında, dün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bağımsızlığını, ülkesi ve milletiyle bölünmezliğini, insan haysiyetine uygun yegâne rejim olan hukukun üstünlüğüne dayalı hür demokratik rejimi savunma yolunda her gün birkaç arkadaşımızı Hakkın rahmetine tevdi ederek, şehit vererek meşruiyetten kıl payı ayrılmaksızın siyasî bir mücadele verdik" 12 Eylül hareketi en çok Milliyetçi Hareket Partisi'ne zarar vermiş, ülkücüler haksız suçlamalarla, en ağır işkencelere maruz kalmışlardır. Ayrıca 12 Eylül Anayasası, daha önceki milliyetçilik ilkesini "ATATÜRK Milliyetçiliği" şekline dönüştürerek Milliyetçi Hareket Partisi'nin temsil ettiği milliyetçilik anlayışının meşruiyet zemini yok etmeye çalışmıştır. 12 Eylül darbesi sonucunda dışarıda kalan bir grup milliyetçi 7 Temmuz 1983 tarihinde Muhafazakâr Parti(MP)'yi kurmuş, fakat seçim öncesi Millî Güvenlik Konseyi tarafından iki ayrı veto yiyen parti ve yöneticileri seçime katılamamışlardır. MP'nin 30 Kasım 1985 tarihinde yapılan büyük kongresinde genel başkanlığa Ali Koç getirilmiş ve partinin adı Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) olarak değiştirilmiştir yılında Ali Koç'un istifası üzerine Abdülkerim Doğru genel başkanlığa seçilmiştir. 6 Eylül 1987 tarihinde yapılan referandum sonucunda siyasî yasakların son bulmasıyla Alparslan TÜRKEŞ, MÇP ye girmiş ve 4 Ekim 1987 tarihindeki Olağanüstü Kongre'de yeniden Alparslan TÜRKEŞ genel başkan, Devlet Bahçeli genel sekreter seçilmiştir. 20 Ekim 1991 Genel Seçimlerinde ülke barajı sebebiyle MÇP, Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi'yle bir seçim ittifakı yapmış, bunun sonucunda barajı aşarak parlamentoya 19 milletvekili sokabilmiştir. Fakat 1992 Temmuzunda başını Sivas milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu'nun çektiği altı milletvekili MÇP'den ayrılarak Büyük Birlik Partisi(BBP)'ni kurmuşlardır. BBP, başlangıçta büyük 109

110 hedefler göstermesine rağmen sonraları ideolojik arayış ve varlığını ispatlama gayretine düşmüştür. Milliyetçi Hareket Partisi'nin yeniden açılması tartışmaları devam ederken 27 Aralık 1992 günü toplanan Milliyetçi Hareket Partisi'nin son kurultay delegeleri Partinin feshine, isminin ve ambleminin de MÇP tarafından kullanılabileceğine karar vermiştir. Bu gelişme üzerine, 24 Ocak 1993 günü toplanan MÇP 4.Olağanüstü Kongresi, MÇP'nin isminin Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmesine ve amblem olarak da üç hilâlin kabulüne karar vermiştir. Böylece Milliyetçi Hareket Partisi, Türk siyasî hayatında yeniden doğmuştur. 27 Mart 1994 mahallî seçimlerinde %7,9 oy oranıyla 118 belediye başkanlığı kazanan Milliyetçi Hareket Partisi, ne yazık ki aynı başarıyı 1996 Genel Seçimlerinde gösteremeyerek parlâmentoya girememiştir. Fakat Milliyetçi Hareket Partisi ve Lideri Alparslan TÜRKEŞ her zaman siyasetin merkezinde olmuşlardır. Ülkücülerin gözünde Türklerin Başbuğu olan Alparslan TÜRKEŞ'in 4 Nisan 1997 günü vefat etmesiyle Milliyetçi Hareket Partisi uzun süren bir kongreler dönemine girmiş, neticede Dr. Devlet Bahçeli genel başkanlığa seçilmiştir 110

111 TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİN PARTİLEŞME SÜRECİ ( MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ ) İlham kaynakları Orhun kitabelerine kadar uzanan Türk milliyetçiliği anlayışının modern fikir hareketi hüviyeti kazanması, 19. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiştir. Türk milliyetçiliğinin bir kadro ve fikir partisi yapısına dönüşerek siyasî hayatımızdaki güzide yerini alması ise Milliyetçi Hareket Partisi'nin doğup gelişmesiyle mümkün olmuştur. Başka bir ifadeyle, Türk milletinin hürriyet, bağımsızlık ve gelişme mücadelesiyle iç içe giden milliyetçilik, Ülkücülerin Başbuğ'u Alparslan TÜRKEŞ'in liderliğinde teorik ve pratik bir bütünlüğe kavuşmuştur. İşte bu bütünün ürünü Milliyetçi Hareket Partisi'dir. Böylece Türk milliyetçiliğinin partileşmesi ve dolayısıyla demokratik sisteme siyasî bir organizasyon olarak da katılması Milliyetçi Hareket Partisi'yle birlikte gerçekleşmiştir. Millet Partisi'nden Cumhuriyet Köylü Millet Partisi'ne (CKMP) kadar gelen parti silsilesi, Milliyetçi Hareket Partisi'nin "ön tarihini" oluşturmaktadır. Millet Partisi, 1948 yılında Mareşal Fevzi Çakmak ve 111

112 Osman Bölükbaşı önderliğinde bir grup milliyetçi-muhafazakâr siyasî elit tarafından kurulmuştur. Millet Partisi, iki siyasî seçeneğe sıkıştırılmış millete üçüncü bir seçenek sunmak istemiş, fakat ideolojik örgüsünü ve teşkilatlanmasını tamamlayamadığından milliyetçi parti olma vasfını tam olarak kazanamamıştır genel seçimlerinde % 3,1 oy alarak sadece Osman Bölükbaşı milletvekili seçilebilmiştir. Demokrat Parti iktidarının, aşırı solda yaptığı tevkife bir denge olması ve kendi siyasî geleceğini garantilemek maksadıyla Millet Partisi'ni 1954 yılında resmen kapattırmasının ardından, bu partinin eski kurucuları kısa bir süre sonra Osman Bölükbaşı'nın genel başkanlığında aynı yıl Cumhuriyetçi Millet Partisi'ni kurmuşlardır yılında Türkiye Köylü Partisi'nin iltihakı üzerine Cumhuriyetçi Millet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adıyla siyasî hayatını sürdürmeye devam etmiştir. CKMP, 1961 genel seçimlerinde % 14 oy alarak CHP ve AP'den sonra üçüncü parti olmuştur. 1962'de CKMP'nin ikiye bölünmesiyle Osman Bölükbaşı bu partiden ayrılarak Millet Partisi'ni ikinci defa kurmuştur genel seçimlerinde ise aynı başarıyı yakalayamamış, ancak % 2,2 oy alabilmiştir. Milliyetçi dünya görüşünü benimsemiş siyasetçiler, Alparslan TÜRKEŞ'in siyaset sahnesine çıktığı tarihe kadar aktif partileşme sürecini başarıyla tamamlayamamışlardır. Milliyetçiler çeşitli siyasî partiler içinde, sivil toplum kuruluşları etrafında ve ayrıca entelektüel çalışmalar çerçevesinde faaliyette bulunmuşlardır. 1963'te Hindistan sürgününden dönen Alparslan TÜRKEŞ, Türk siyasî hayatının liberal-muhafazakâr popülizm ile materyalist-komünist jakobenizme boğulduğunu gördükten sonra, milleti bu çıkmaz sokaktan kurtarmak için siyasete atılmayı bir mecburiyet telakki etmiştir. Bu maksatla Şubat 1964'te yapılan CKMP Kongresi'nde başta Dündar Taşer olmak üzere diğer arkadaşlarıyla birlikte bu partiye katılmış ve kısa süre içinde partide etkin bir konuma gelerek 1965'te yapılan CKMP Büyük Kongresi'nde Genel Başkan seçilmiştir. Yeni Genel Başkanıyla birlikte CKMP'nin 1965'ten sonraki çalışmaları, bir program ve teşkilat inşa etme ve benimsetme 112

113 çabalarına odaklanmıştır. 1970'li yıllar ise yeni bir ad ve imajla birlikte kendini bütün milliyetçi camiaya kabul ettirme ve kitleselleşme sürecini ifade edecektir Kasım 1967 tarihindeki CKMP Kongresinde "9 Işık" olarak tanımlanan yeni doktrin, parti teşkilatına ayrıntılı olarak tanıtılmış ve parti programının çerçevesini belirlemiştir. CKMP'nin 8-9 Şubat 1969 Olağanüstü Büyük Kongresi'nde delegelerin büyük desteğini alan "Milliyetçi Hareket Partisi" adı kabul edilmiştir. Büyük Kongreden sonra toplanan ilk genel idare kurulunda partinin amblemi "Üç Hilâl" olarak kararlaştırılmış ve aynı toplantıda Milliyetçi Hareket Partisi Gençlik Kolları için de "Hilâl içinde Kurt" amblemi benimsenmiştir genel seçimlerine Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ liderliğinde yeni adı, yeni amblemi ve yeni ideolojisiyle katılan Milliyetçi Hareket Partisi, % 3 oy almış ve Alparslan TÜRKEŞ ilk kez milletvekili seçilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, 14 Ekim 1973'teki genel seçimlerde oy oranını %3,4 e çıkararak 3 milletvekili çıkarmıştır. CHP ve MSP'nin kısa süren koalisyonunun ardından 213 gün süren hükümet krizinden sonra 31 Mart 1975'te Süleyman Demirel Başbakanlığında Milliyetçi Hareket Partisi'nin içinde iki bakanlıkla yer aldığı yeni bir koalisyon hükümeti kurulmuştur. Bu koalisyon hükümetinde başbakan yardımcılığı ve iki devlet bakanlığı ile temsil edilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi'nin fikri kararlılığı ve sistemli teşkilatçılığı, Adalet Partisi ve diğer sağ partiler dışında Milliyetçi Hareket Partisi önemli bir siyasî güç haline getirmiştir. 5 Haziran 1977 milletvekili seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi % 6,4 oy alarak 16 milletvekili çıkarmış ve ülke genelindeki oy oranlarına göre 4. parti olmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi, 21 Temmuz 1977'de yine S. Demirel Başbakanlığında kurulan koalisyon hükümetinde 5 Bakanlıkla yer almıştır. 12 Eylül 1980 askerî müdahalesiyle demokratik süreç kesintiye uğramış ve bütün siyasî teşekküllerin faaliyette bulunması uzun bir süre engellenmiştir. Siyasî bir teşekkül olarak Milliyetçi Hareket Partisi'nin varlığına son verilmek istenmiş ve Ülkücü kuruluşların dağılması için çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. 113

114 Kurulduğu andan itibaren Türk devletinin ve milletinin çıkarları doğrultusunda faaliyette bulunmayı temel ilke edinmiş olan Milliyetçi Hareket Partisi, diğer partilere kıyasla daha fazla mağdur edilmiş ve büyük zorluklarla karşılaşmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, 1970'li yıllar boyunca ülkemizde millî devlet, millî kültür, toplumsal dayanışma gibi kavram ve değerlerin öneminin kavranması ve toplumun bütününe mâl olması yönünde çok hayatî bir görevi yerine getirmiş, iktidarda bulunduğu dönemlerde de dürüst ve başarılı yönetim örnekleri sergilemiştir. Ayrıca, Türk gençliğinin bölücü-yıkıcı örgütler ve faaliyetlerin etkisi altında kalmaması, vatansever ve idealist duyarlılıklarla yetişmesi için "siyasî okul" işlevi görmüştür. Milliyetçi Hareket'in 12 Eylül 1980 müdahalesinin etkilerini atlatarak yeniden partileşme süreci 7 Temmuz 1983'te Muhafazakâr Parti'nin kurulmasıyla başlamıştır. Ne var ki Muhafazakâr Parti, 6 Kasım 1983'te yapılan seçimlere Milli Güvenlik Konseyi'nin engellemeleri yüzünden katılamamıştır. 30 Kasım 1985'te Muhafazakâr Parti'nin Birinci Kongresi yapılmış ve Parti'nin adı değiştirilerek "Milliyetçi Çalışma Partisi" olmuştur. Parti amblemi de değişmiş kırmızı zemin üzerinde beyaz bir hilâl ve etrafında "9 Işık"ı temsilen 9 yıldızdan oluşan amblem kabul edilmiştir. Kongrede tek aday olan Ali Koç genel başkan seçilmiştir. 19 Nisan 1987'te Olağanüstü Kongre yapılarak Genel Başkanlığa Abdülkerim Doğru seçilmiş ve Devlet Bahçeli Genel Sekreter olmuştur. 6 Eylül 1987 tarihinde 12 Eylül Askeri yönetiminin getirdiği yasaklar son bulmuş ve 4 Ekim 1987'de düzenlen ikinci Olağanüstü Kongre'de Alpaslan TÜRKEŞ Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanı seçilmiştir. 27 Kasım 1988'de yapılan MÇP Olağanüstü Kongresi'nde Alparslan TÜRKEŞ yeniden Genel Başkanlığa seçilmiş, Devlet Bahçeli ise ikinci kez Genel Sekreterliğe getirilmiştir. Ayrıca bu kongrede yeni parti programı kabul edilmiştir. MÇP, çok zor şartlar altında girdiği 29 Kasım 1987 genel seçimlerinde %2,9 oy oranına ulaşmıştır. 26 Mart 1989'teki mahalli seçimlerde ise oy oranı biraz daha artarak % 4,2 ye ulaşmıştır. Özellikle Orta Anadolu'da MÇP, Milliyetçi Hareket Partisi'nin 1980 öncesi oy 114

115 oranlarına yaklaşmış, Milliyetçi Hareket Partisi'nin siyasî coğrafyasında yeniden doğmuştur. 20 Ekim 1991 genel seçimlerinde RP ve IDP ile ittifak yapılmış ve bu ittifak % 16,9 oy almıştır. Seçimden kısa bir süre sonra ittifak dağılmış ve Alparslan TÜRKEŞ ile birlikte 18 milletvekili 29 Aralık 1991'de MÇP 3. Olağan Kongresinde MÇP ye katılmış ve Alparslan TÜRKEŞ Genel Başkan olmuştur. MÇP'den Milliyetçi Hareket Partisi'ne geçiş ise, ancak 1992 yılı sonunda başlayan gelişmelerle birlikte mümkün hale gelmiştir. 27 Aralık 1992 günü toplanan Milliyetçi Hareket Partisi'nin son (1980 öncesi) kurultay delegeleri, partinin feshine, isminin ve ambleminin de MÇP tarafından kullanılabileceğine karar vermiştir. Bu gelişme üzerine, 24 Ocak 1993 günü toplanan MÇP 4. Olağanüstü Kongresi, MÇP'nin isminin Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmesi ve amblem olarak da Üç Hilâl'in kullanılmasını kararlaştırmıştır. Böylece "Milliyetçi Hareket Partisi'nin ikinci doğuşu" gerçekleşmiştir. 20 Aralık 1995 genel seçimlerinde % 8,2 oy alan Milliyetçi Hareket Partisi, % 10'luk seçim barajını aşamadığı için milletvekili çıkaramamıştır. 4 Nisan 1997'de Ülkücülerin Başbuğu ve Türk dünyasının hamisi Alparslan TÜRKEŞ Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. Alparslan TÜRKEŞ'in vefatından sonra 18 Mayıs 1997'de yapılan Olağanüstü Kongre'de sonuç alınamadığı için 6 Temmuz 1997'de ikinci Olağanüstü Kongre toplanmıştır. Bu Kongre'de Devlet Bahçeli, delegelerin büyük bir çoğunluğunun desteğini alarak Alparslan TÜRKEŞ'ten sonra Milliyetçi Hareket Partisi'nin ikinci Genel Başkanı olmuştur. Geçiş süreci, 13 Kasım 1997'de yapılan olağan kongre ile tamamlanmış; Devlet Bahçeli yeniden Milliyetçi Hareket Partisi'nin genel başkanı seçilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, 18 Nisan 1999 milletvekili seçimlerinde %18 oy alarak tarihinin en büyük başarısını elde etmiştir. Demokrasi tarihimizin en kritik seçimlerinden biri olan bu seçimlerde Türk milleti Milliyetçi Hareket Partisi'ne büyük bir teveccüh göstermiş ve Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye'nin her bölgesinden, her köşesinden oy alıp milletvekili çıkaran en yaygın parti olmuştur. 115

116 Seçimlerden güçlü çıkan bir siyasî partinin iktidarın dışında düşünülmesinin her şeyden önce milletin tercihine saygısızlıkla aynı anlama geleceği kabul edilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, bunun için iktidara gelmek konusunda tamamen milletin yolunu takip etmiş ve onun isteğini dikkate alarak DSP ve ANAP ile koalisyon kurarak zor şartlar altında iktidar sorumluluğunu paylaşmayı tercih etmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi 12 Bakanlık alarak ikinci büyük koalisyon ortağı olmuş ve Türkiye'nin geleceğinin şekillendiği bir dönemde millî hassasiyetlerin iktidarda temsilini mümkün kılmıştır. İktidara geldikten sonra 5 Kasım 2000 tarihinde 6. Olağan Büyük Kongresi yapılmış ve bu kongre hem organizasyonuyla, hem de mesajlarıyla Türk siyasî hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Kongre'de belli başlı kritik sorunlar ele alınmış ve yeni ufuklara uzanmanın önemi ve gerekliliği vurgulanarak Türk milletinin geleceği adına "yeni yüzyılla sözleşme" yapılmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi'nin bu iddiası, ülkemizin ve dünyanın geldiği bugünkü noktanın çok yönlü bir muhasebesini yaparak, milletimizin ilgisini yeniçağın dinamiklerine ve insanlığın ortak geleceğine yöneltme düşünce ve çabasını yansıtmaktadır. Ayrıca bu görüşler doğrultusunda yenilenen parti programı ve parti tüzüğü oybirliğiyle kabul edilmiştir. Aynı Kongre'de Devlet Bahçeli delegelerin oylarının tamamını alarak Genel Başkan seçilmiştir NERDE HAREKET ORADA BEREKET MİLLİYETÇİ HAREKET 116

117 ÜLKÜ NEDİR ÜLKÜ: (mefkûre, ideal, gaye, amaç, hedef) Kişilerin millî, dinî duygu düşünceleri ile almak, varmak, ulaşmak istediği son noktadır. (Yer veya düşüncedir). Bu dinî millî strateji (politika) uygulayarak veya savaşarak alınır. Kızılelma, Turan da Türk Milletinde ülkünün geniş ve değişken bir ifadesidir ÜLKÜCÜLÜK NEDİR ÜLKÜCÜLÜK: Türk gençlerinin dinî, millî hedeflere ulaşmak için seçtikleri yolda başını, kanını, canını, malını onun uğrunda gözünü hiç kırpmadan seve seve feda eden kara sevdalılara Ülkücü, bu yola da ülkücülük denir. Herkes ülkücü olamaz. Ben ülkücüyüm demekle ülkücü olunmaz. Bu Müslüman Türklerde kahramanlığın, Alperenliğin, serdengeçtiliğin, dalkılıçlığın günümüzdeki ifadesidir. Sözle kazanılan bir unvan (işaret, sembol, yafta) değildir. Nasıl ben Müslüman ım demekle gerçek Müslüman olunmuyor. İmanda (Akaid de), amelde ihlâslı (samimi) olan gerçek Müslüman olur. Yoksa kâfir veya münafık olur. Ülkücülük de öyledir. Yukarıda tarif ettiğim vasıfları taşıyanlar yapay ülkücü olur. Bu, piyasadaki sahte para ve altına benzer. Milletimizde, devletimize, davamıza yararı olmaz, zararı olur. Bunların vereceği zarar, düşmanlarımızınkinden daha fazladır. Allah korusun. Gerçek ülkücü olacak kişilerde belirgin vasıfların biyolojik ve ruhî yapısında bulunması lâzımdır. Kuvvetli bir İman, cesaret, sabır, metanet, akıl, bilgi ve yenilgiyi katiyen kabul etmeyen ya hedefi almak ya da şehit olmak duygu ve düşüncesinde olan gerçek ülkücü olur. Bu özellikler halis Türk çocuklarına doğuştan Cenab ı Hakkın verdiği hiç bir millete vermediği vasıftır. Allah a sonsuz hamd-ü senalar olsun ki bizi bu vasıfları taşıyan büyük Türk Milletinden yaratmıştır. Tarih boyunca aziz milletimizin millî ülküleri olmuştur. Bunlara ulaşmak için dinî, millî politika ile birlikte, kanla, kılıçla, dövüşerek, şehitler vererek ve savaşarak ulaşmışlardır. Türk 117

118 Milletinin tarihi boyunca ulaşmak için savaştığı millî ülkü (Kızılelma)lardan bazılarını; Evliya Çelebi şöyle belirtmektedir: 1. İstanbul 2. Engerus (Kızılelması) :Budin 3. İkinci Engerus (Kızılelması) :İstoni Belgrad/İstolni Belgrad Szekesfehervar/stuk/Weissenburg 4. Orta Macar (Kızılelması) :Usturgan/Estergon 5. Küçük Macar (Kızılelması) :Yahut Alman (Kızılelması) : Veyahut (Beç Kızılelması) :Viyana 6. Rum-Papa (Kızılelması) :Roma 7. Yavuz Sultan Selim in :İslâm Birliği ve Turan Ülküsü (Acem Hind Sind ve Mısır seferi) 8. Genç Osman ın Kızıl Elması (ülküsü) a. Kuzey Baltık denizine ulaşıp orada büyük bir Türk donanması kurmak: Bunun için Lehistan Seferi (Hotin Seferi). b. Afrika kıyılarında (Cezayir) bulunan Türk donanmasıyla Baltık denizinde kuracağı donanmayı birleştirip Amerika kıtasındaki Kızılderilileri İslâm la şereflendirmekti. Ülküleri uğruna canını feda eden şehit padişahlar şunlardır; 1. Sultan I. Murat Han: 1389 Birinci Kosova savaşında savaştan sonra savaş alanını gezerken bir Sırplı tarafından hançerlenerek şehit edildi. 2. Fatih Sultan Mehmet Han: 3 Mayıs 1481 yılında kişilik bir ordu ile Roma seferine giderken Papa nın, sarayına soktuğu özel doktoru Yahudi dönmesi Yakup Paşa tarafından Gebze de zehirlenerek şehit edildi. 3. Genç Osman: Dâhi padişah düşüncesini gizli tutmadığı için, en güvendiği kişilerden devşirme, türedi paşaların ihanetine uğrayıp, büyük ülküsü uğrunda çok acılı ve hüzünlü bir cinayetle şehit edildi. ( ) Makamı cennet olsun. Âmin! 118

119 4. Ülküsü uğruna şehit edilen padişahlardan Sultan III. Selim Han: Vatanperverdi; fakat saf oluşu, devlette yenilikçilik hareketi ve tecrübesizliğinin kurbanı oldu. Çok feci bir ölümle şehit edildi. İçli, dertli, şair ruhlu, müzikşinas padişahtı. 5. Ülküsü uğruna şehit olan padişahlardan Sultan Abdülaziz Han: Donanmamızı dünyada İngiliz-Rus donanmasından daha büyük yapma çalışmaları, İngiliz, Rus ve Fransızları telaşlandırdı. Onlar da içerideki hain Mithat, Hüseyin Avni gibi paşaların suikastları sonucu, ilk önce tahtından ettiler. Sonra da bileklerini keserek hayatına son verip şehit ettiler ( ). Makamı cennet olsun. Türk Tarihinden İbretli iki Serdengeçtilik (Ülkücülük) Olayı; Yıl Balkan savaşları eyaletimiz durumundaki (Yunan, Bulgar, Sırp, Karadağlılar) Rus ve diğer Avrupa devletlerinin teşvik ve yardımıyla Balkan savaşlarını başlattılar: Bulgarlar İstanbul kapılarında o günkü adı YALOZ, bugünkü adı KÂMİLOVA olan köyün batısındaki Bulgar karargâhına baskın yapılacak; Devrin en güçlü tahrip araçlarıyla yapılacak baskında geri dönebilmek büyük şans... Ama Kumburgaz ın güneyinde üslenmiş Bulgar Kumandanlık karargâhı berhava edilebilirse ulaşım yolu kesilecek, düşmanın arkasını sarmak mümkün olacak. Onuncu kolordu komutanı Hurşit Paşa sorumluluğu üstüne almak istemiyor. Bulgar generali SAVOF, kendisini Cenup Slavlarının Çarı ilan eden Ferdinand ı, en çok beş gün içinde İstanbul a zafer ordusunun başında girmeye davet ediyor. Durum düşman için böyle ümit verici bir mucizeye benzer iş yapmak şart... Kolorduda yarbay (kaymakam) olan Enver Bey ikinci dünya savaşında Japonların tatbik ettikleri intihar uçaklarının vazifesini bedenleriyle yapacak fedailere vazife veriyor : Teşkilat-ı Mahsusa (özel kuruluş) denen canını adamışlar olarak hazırdılar. Bulgar karargâhına iki koldan saldıracaktır. 119

120 Birincisinin Başında: SELİM (HACI) SAMİ, ikincisinin başında MEHMET MUHSİN (BİLLURSOY) Bey var. Kendisi yirmi dört yaşında ve mülâzım-ı evvel (üsteğmen). Her ikisi de başına geçeceği birliğin erlerini kendi seçiyor: Bunları; gözünü daldan, budaktan sakınmaz, bir bir maceraya girip çıkan fedailer... Hepsi ölmek, var dönmek yok felsefesine inanmış kişiler... Şafak sökerken sızdıkları düşman mevziine öylesine isabetli yerlerden ani baskın yapıyorlar ki savof un pek güvendiği Çarın : Hassa Taburu bir anda eriyor ve Mehmet Muhsin in başında olduğu Fedai (ülkücü) grup, karargâhı havaya uçuruyor. Bu kolda 110 serdengeçtiden 97 şehit var. Ötekiler yaralı ve içlerinde ümit kesilecek kadar ağır olanı da Mehmet Muhsin Bey. Bulgar perişan halde geri çekilirken, cenâhlardan taarruza geçen kuvvetlerimiz Savof hattını yarıyor ve ilerliyor. Bulgar kumandanı uzun zamandır reddettiği barış masasına oturuyor. Teşkilat-ı Mahsusa nın Reisi Eşref Sencer Kuşçubaşı kumandasındaki öncüler Batı Trakya yı kurtarıp ilk Türk Cumhuriyeti ni kuruyorlar. Başkent Gümülcine de. Mehmet Muhsin Beyin yaşaması, alınan netice ölçüsünde mucizedir. Çene dağılmıştır, çehre tanınmaz hâlde, nefes borusu ezilmiştir. Padişah SULTAN MEHMET REŞAT HAN bu serdengeçtilerden geride kalanlara Fevkal beşer (insanüstü) cesaret ve hamâset netice-i meşkûresini sine-i asâletine (temiz göğsüne) gâzilik nişân-ı zişanı ile (onur veren nişanla) taltif ediyor (değerlendiriyor). Resim; Mehmet Muhsin BİLLURSOY un intihar saldırısından sonraki ağır yaralı hali 120

121 Tarihimizin en büyük kahramanlarından, Kahramanlar kahramanı Volkan Yürekli Çelik bilekli yüksek ruhlu KÜRŞAD ın düşmanın (Çini n) kalbine yaptığı saldırının aynısını yapan torunlarından Anadolu beylerbeyi Kahraman yiğit ve Mehmet Billursoy da hayatını hiçe sayarak mübarek Ülküsü uğruna düşmanın kalbine saldırması ve Gazi olması destanlaştırmıştır, Bayraklaştırmıştır. Tarihimizin seçkin Ülkücülerindir (Dalkılıç). Mehmet Muhsin BİLLURSOY un hayat mücadeleleri zaferleri gelecekteki Asil Müslüman Türk Çocuklarına ilham kaynağı ve hız olsun, kahraman Türk ırkı sağ olsun Türk çocuklarının cenkleri mücadeleleri devamlı olsun âmin. Resim; Mehmet Muhsin BİLLURSOY Teşkilatı Mahsusa da ki (İstihbarat) bulunduğu zamanki değişik kıyafetteki resimleri 121

122 VARNA SAVAŞINDA KARACA PAŞA (1444) Tarihimizin imha savaşlarından biri olan Varna savaşı (1444), II. Sultan Murad Han 12 Temmuz da on sene süre ile Macar-Leh kralı Ladislas la Segedin antlaşmasını yaptı. Tahtı, oğlu II. Mehmet e bıraktı. Bunu fırsat bilen Avrupa devletleri (Macaristan, Almanya, Venedik, İspanya, Fransa vs.) hemen papa; kardinal Juelien Scezarini yi peştiye gönderdi Hıristiyanların din ve tebaasının menfaatleri icap ettirdiği zaman Müslüman a verdiği sözü geri alabileceğini bildirdi. Macar Kralı 1 Eylülde Seğedin den hareket etti. Macar-Leh-Çek zırhlı şövalyeleri ile arkadan gelen haçlı ordusu ile 16 Eylül 1444 te ORSOVA ya erişti Eylül 1444 Tuna yı aşıp Edirne üzerine yürümekteydi. Fakat Jan Hunyad ise VARNA yı almalarını önerdi. Osmanlı ordusu ise 40 bin kişilik Anadolu askeri ile Anadolu beylerbeyi Karaca Paşa ve topçu komutanı Sarıca Bey de Varna ya doğru ilerliyordu. Haçlı ordusu 3 Kasım 1444 te Varna ya ulaştı. Fakat Türk Hakanını karşılarında bulunca şaşırdılar. Türklerin azlığından dolayı hemen savaşa başlamak için harp meclisini topladılar. Macar kralı Ladislas ile başkumandanlığa getirilen Jan Hunyad düz ovada savaşı tercih ettiler. Varna nın güneyinde ki zor bataklıklarda Türk 122

123 ordusunu bozarlarsa, burada imha etmeyi düşünüyorlardı. Türk ordusu bin kişi, haçlı ordusu ise bin kişi civarındaydı. 10 Kasım 1444 Salı günü savaş Türk taarruzu ile başladı. Sağ kanatta Rumeli beylerbeyi Şahabettin Şahin Paşa, sol kanatta ise Anadolu beylerbeyi Karaca Paşa kumandanlık ediyordu. Padişah orta bir tepenin üzerinde savaşı idare ediyordu. Haçlı atlıları zırhlı oldukları için çok az telefat veriyorlardı. Bizim akıncılarımız ve azeplerimizde şehit fazla idi. Boğaz boğaza bir cenk yapılıyordu. Anadolu yu beylerbeyi Karaca Paşa, serdengeçtilerin önünde güneş batana kadar kılıç salladı. Düşmanın sağ kanadı önce durdu, sonra geriledi, fakat Karaca Paşa gördü ki Macar Hassa şövalyeleri padişahın otağına doğru yol alırken yıldırım hızıyla padişahına erişti. Ve Şevketlü padişahım... Zinhar yerinden oynama tedbir dahi olsa bir adım gerilemeyiz. Maazallah- Teâlâ izmihlal olur. Cenkçilerin cümlesi gözleri ilerde, gönülleri otağ-ı hümayunda dur. Var yeniçeri kullarını hücuma kaldır. Cenk boruların emret öttür, Karaca kulun şahadet şerbetini nûşa (içmeye) gider Karaca Paşa düşman otağına dalkılıç salacaktı ve padişahla kucaklaştılar. Padişah; Osmanlı Türklerinin savaş taktiğine göre harbin en kritik anında VAR KUVVET İN ortaya konulması idi. Padişah, Rumeli beylerbeyi Şehabettin Şahin paşaya Anadolu sipahilerini piyade ile takviye etmesini emretti. Karaca Paşa dalkılıç atlıları ile Jan Hunyad ın arkasına düşüp Ladislas ı savaşa zorladı. Haçlı otağına doğru yürüdü. Kral Ladislas balta darbesiyle ayağından yaralanarak yere düştü. Koca HIDIR ihtiyar yeniçeri Macar kralının başını kesip Murad Hana götürdü. Gökyüzü kararırken Varna ovaları düşman ölüleri ile doluydu. Fakat Karaca Paşan ın mübârek naaşı da yerde idi. Fakat zafer Türk ordusunundu. Zaferden sonra padişah II. Sultan Murad Han Varna da dört gün kaldı. Karaca Paşa oraya defnedildi (Varna-Pravadi yol üzerine). Burası sonra PAŞAKÖY ismini alarak büyük bir yerleşim beldesi oldu. KARACA PAŞA, tarihimizin seçkin DAL-KILIÇ (ÜLKÜCÜ) kahramanlarından biridir. Diğer şehitlerimizle birlikte ruhu şâd olsun. Kahramanlığı, mücadelesi, Müslüman Türk çocuklarına hız ve kuvvet olsun. Âmin

124 ÜLKÜCÜ KİMDİR İslami hayat nizami olarak seçen, bu nizami tavizsiz bir şekilde yaşamaya çalışandır. Türk olmanın gururunu faziletiyle bütünleştiren, Türk-İslam Ülküsü'nü yaşayandır. Allah için seven, Allah için savaşan, Allah ın rızasına koşan, Allah nizami için yanan, Allah için buğz eden kahramandır. Semalarda dalga dalga yayılan ezan susmasın diyerek toprağın kara bağrına düşen candır. Kimi zaman Derviş Yunus, kimi zaman Yavuz, kimi zaman surlarda üçhilal li sancak elinde Ulubatlı Hasan dır... "Ben"i aşarak, "biz" diyerek nefsini kör kuyulara, çıkarmamak üzere atandır. Dağlarıyla, taşlarıyla, ırmaklarıyla, ovalarıyla ve yollarıyla bir kara parçasını vatan yapandır. Türklük deyince 300 milyonluk Türk Dünyasını kucaklayan, anne şefkatiyle evlatlarını bağrına basan; kimi yerde Kıbrıs, Kırım, Kırgız; kimi yerde Bişkek, Bakü, Kerkük, Doğu Türkistan, Kerkük,... Velhasıl kocaman bir vatandır. En zor şartlarda, en buhranlı zamanlarda, en müşkül alanlarda, Türk'e yol gösteren, akıl veren, umut olan Dede Korkut Han dır. Haksızlık karşısında susmayan, davasından taviz vermeyen, korkaklığı, pısırıklığı, nemelazımcılığı, lügatinden çıkarıp atandır. Yiğidin başında KÜRSAD, il derleyip vatan tutan İLTERİŞ, bilgelikte TONYUKUK, AKŞEMSEDDİN, Malazgirt Ovasında ak kefen içerisinde ALPARSLAN DIR. 124

125 Türk'ün töresini, Türk'ün ilini İslam la yoğuran, İslam la kaynaştıran, Ahmed Yesevi Ocağında kaynayan, pişen, kavrulandır. Bir Bozkurt tur esaret zincirlerini kıran. Türkçe konuşan, Türkçe yazan, Türkçe düşünen, Türk müziği dinleyen, Türk ün ürettiği malı kullanan, Giyimi, kuşamı, saçı, sakalı ile Türk gibi yaşayandır. Ülkücü budur Ülkücü budur... Ülkücü budur Bunun dışındakiler küllü yalandır! 125

126 KENDİNİ TANI! SEN Altay dağlarından kopup gelen tufansın SEN Tuna'da Volga'da atını sulayansın SEN Bayrağı mübarek kanınla sulayansın SEN Mohaç'ta Varna 'da tarihe geçen şansın SEN Şairler dilinde şiirleşen destansın SEN Şehitler, gaziler yurdunu kurtaransın SEN İstanbul önünde akan kansın SEN Bir hilal uğruna Güneş gibi batansın SEN Fatih'in askeri Ulubatlı Hasan sın SEN Bağdat kapısında şan veren Genç Osman sın SEN Mehmet'sin, tarihe hükmeden kahramansın SEN ALLAH IN yolunda feda edilmiş cansın SEN Zulmü yere seren, hakka doğru koşansın SEN Nice krallara diz çöktüren imansın SEN Türksün; doğru, fakat unutma: MÜSLÜMANSIN 126

127 ÜLKÜLERİMİZ Türk Birliği; Türk Milletinin yoğun olarak yaşadığı bütün yurtların birleşerek ismi Turan olan devletin kurulmasıdır. Tek Vatan, Tek Devlet, Tek Millet ilkesinin gerçekleştirilebilmesidir. Bazıları buna 'Ütopya' olarak baksa da, Bütün Türk Milleti bunu birkaç defa gerçekleştirmiştir; dolayısıyla yine GERÇEKLEŞTIRECEĞİZ!. Turan Ülkümüz gerçekleştiğinde dünyanın en güçlü devleti olacağımız gün gibi aşikârdır. Çok büyük bir coğrafya üzerine kurulu, yer altında ve yer üstünde müthiş zenginliklerle dolu olan Turan'da Türkler bütün dünyaya hükmedecektir. (ADALETLE!) Turan antiemperyalist bir devlet olacaktır. Devlet Türk'ün essiz insanlığıyla dünyadaki tüm mazlum milletlerin umudu olacaktır. İslam Birliği; Büyük Turan gerçekleştirildikten sonra Türk olmayan diğer Müslüman milletler de ümmet kardeşliği inancımıza uygun olarak birliğimize katılacaktır ve Türk İslam birliği gerçekleşecektir. En güçlü Müslüman devlet biz olacağımızdan, bizim bayrağımızın altında birleşecektir. Nizam-ı Âlem ve İlay-i Kelimetullah; Nizam-ı Âlem; Bütün vasıtaların, bütün kadroların, bütün anlayışların, bütün fikirlerin velhasıl yeryüzünün, İslâm a ve onun ölçülerine göre kıvamlanması, ilahî kalıplara oturtulması ve âdem-i beşerin hayatını, Hakk ın (C.C.) tanıdığı serbestiyet ve yasaklar dâhilinde idame ettirmesini sağlayacak meşru düzeni sağlamaktır. İlay-i Kelimetullah; Tevhid inancını yükseltip dünyaya hâkim kılmaktır. Yükseltmek, yüceltmek=ilâ kelimesi ile Allah ın sözü manasındaki Kelimetullah tan bir terkipte yer alan Kelimetullah ın tevhid inancının esasını teşkil eden : Lâ İlahe İllallah (Allah tan başka Tanrı yoktur) sözünü ifade eder. 127

128 Kelimetullah: Allah ın dinini ve tevhid inancının yüceltip yaygınlaştırılması yönünde gösterilen gayret ve faaliyettir. Bu da cihad ve savaş yapmakla olur. Cihad: Allah yolunda (Fi-sebililllâh) onun dininin (İslâm ın) yayılmasına karşı olan düşmanlarıyla yapılan savaşa cihâd denir. Allah Kur an-ı Kerim de; Hem bir fitne kalmayıp, din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Vazgeçerlerse, düşmanlık ancak zalimlere karşıdır (Bakara Suresi: /193) Cennet mekân ecdadımız, hayatları boyunca yaptıkları mücadele (savaşları, fetihleri) Allah ın dinini yüceltmek, yaymak, onun rızasını kazanmak için yapmışlardır. Onların bize ulaşan söz ve beyanlarından bazıları bizlere hız, şevk, heyecan, ilhâm kaynağı olması açısından aşağıda belirtilmektedir; Cennet mekan ceddimiz; Osman Gazi oğlu Orhan Gazi ye şöyle vasiyette bulunmuştu; Allah ın buyruğundan gayrı iş işlenmesin. Bilmediğini, şeriat ulemasından sorup anlayasın, iyice bilmeyince bir işe başlamayasın. Sana itaat edenleri hoş tutasın. Askerine iman ve ihsanı eksik etmeyesin, ihsanın kulcağızadır. Zalim olma, âlemi adaletle şenlendir. Cihâdı terk etmeyerek beni şâd et, ulemaya riayet eyle ki, şeriat işleri nizam bulsun. Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet ikbal ve hikmet göster. Askerine ve malına gurur getirip şeriat ehlinden uzaklaşma. Bizim maksadımız, kuru bir kavga ve cihangirlik davası değildir. Yolumuz Allah yoludur. Maksadımız Allah ın dinini yaymaktır. Sultan II. Beyazıd yaşlılığından dolayı sağ iken saltanatı, oğlu Yavuz Sultan Selim e teslim ederken ona verdiği öğüt şöyledir: 128

129 Biz seni yeryüzünde halife yaptık. Öyle ise insanlar arasında Adalet ile hükmet (Kur an-ı Kerim 38/36). Yüce emrini okuduktan sonra dedi ki: Ey gözümün nûru ve gönlümün süruru, bugün Allah ın izni ve takdiri ile tahta çıktın. Sana gerektirir ki adımızı ve şanımızı gözetip ecdadımızın yolunu takip edesin. Geçmiş ecdadımızın yaptığı gibi zalimlerin zulmünü halk üzerinden kaldırasın. Dünyada güzel isim bırakasın. Zevk ve eğlenceye dalmışlara uyup, huzur diye gaflete, sürur diye eğlenceye dalmayasın. İdaren altındaki olanları yânetine cebânete, korkaklığa, emânetini hıyânete değişmeyesin. Mala ve mevkiine gururlanıp kalmayasın. Halkını ayaklar altına alarak (ezerek ve zulmederek), askerleri gayesi ve hedefi dışında kullanarak hevâ ve heves denizine dalmayasın. Yavuz Sultan Selim in Hanın Devlet Erkânına ve Askerlerine Yaptığı Konuşma; Ecdadımız Allah yolunda savaşmayı en büyük görev saymışlardır. Savaşsız değil bir yıl, hatta ayları geçmemiştir. İşte ben de Allah ın (c.c.), işte bunlar Allah ın doğru yola eriştirdikleridir. Onların yolunu tut (Enam 90) emrine uyarak Allah ın kelamını yüceltmeye ve O nun Resulü nün sünnetini diriltmeye kuvvetimi harcayacağım. Ta ki dünyada iyilik ve anılmaya ahirette bol ecir elde etmeye vesile olsun Cennet mekân Fatih Sultan Mehmed Han ın Trabzon seferine giderken Uzun Hasan ın annesi Sâre Hatunla arasında şöyle bir konuşma geçiyor; Bu da onun maksadının ne olduğunu en iyi anlatan tarihi bir olaydır. Şöyle ki: Trabzon seferi esnasında, yolları sarp ve aşılmaz doğu Karadeniz dağlarından geçerken Fatih atından inerek eteklerini beline sokup dağa yaya olarak tırmandı. Öyle yoruldu ki alnından akan terler burunları ucundan ve sakalından Nisan yağmuru gibi yere dökülüyordu. Fatihin bu hâlini gören Sâre Hatun: Trabzon nedir ki, savaş meydanlarının şehsüvarı attan inerek yaya yürür ve 129

130 yorulur? deyince, Fatih Sâre Hatunun yüzüne hışm ile bakarak; Bizim buralara gelişten maksadımız yalnız kale fethetmek ve servet kazanmak değildir. Buraları Müslümanlara vatan yapmaktır. Allah ın rızasını ve cihad sevabını kazanmaktır. İslâm ın kılıcı bizim elimizdedir. Eğer bu zahmeti çekmez isek bize gazi demek yalan olur. Bundan dolayı çektiğimiz sıkıntılardan daha çoğunu çeksek yine azdır. Ben padişah olursam gayem Arabistan ı, Çerkezistan ı biladı (beldeler) acemi şia dan tathir (temizlemek) dir. Hatta İslâmi bir noktaya Cem (toplanmak) için Hind ve Turan a gideceğim. Şark ve garbda İlâ-yı Kelimetullah a çalışacağım. Zalimlere, evladım olsa merhamet etmeyeceğim. Zamanımda rahat varmak ve ahaliye tasallut etmek mümkün olmaz. İşte benim hâlim budur. Muradınız itaatsizlikte devam etmekse haber verin, şimdi nefsimi hükümetten halledeyim. Ben bu saltanatı mücerred İslâm a hizmet için pederimin elinden aldım. Ve biraderlerime fedâ eyledim. Biat teklif ettim, kabul ettiniz. Ben uykularımı rahat ve huzurumu terk ile din-i mübinin te yidine uğraşıyorum. Eğer İslâm ı ihya etmek maksudumuz değilse benim de nefsü l emirde saltanata kat a hevesim yoktur. 130

131 ÜLKÜCÜLER NE DEDİ ÜLKÜCÜLER; EZANIMIZ DİNMESİN DEDİLER Bir yerin adına denince Türk ülkesi Gözüm bayrak arar kulağım ezan sesi Ezan: Farz namazlarının vakitlerinin geldiğini bildirmek için okunan İlahi bir nağmedir (çağrı - nidâ). Vakitler Cenab-ı Hakkın ilahi nimeti olan namazlar için zahiren sebep gaybi icabı için alâmet olduğu gibi ezan da vakitlere alâmet olmuştur. Ezan ilam (bildirim)dir. Vakitlerin ilâmı havassa ve ezanın ilâmı umumadır. Ezan için vaktin girmesi ezan için aynı zamanda şarttır. Ezan okumak vakti bildirmektir. Okuyana müezzin denir. 131

132 Allah Kur an-ı Kerimede; ve siz namaza çağırdığınız zaman (Maide suresi: ayet:58) namaza çağırıldığınız zaman (Cuma suresi: ayet:9) ve Allah tarafından bir ilandır (Tevbe suresi ayet:3) Ayeti Kerimeleriyle emir buyurmaktadır. Ezanın dinimiz (İslam)da dört mezhep imamlarının âlimlerinin bildirdiklerine göre bazıları Sünneti Müekkede, Vacip veya Farzı Kifaye olarak kabul ederler. Bu ilahi mesaj Namaza İslam a çağrıdır. Allah ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Ululamaktır. (Şanını Yüceltmek). Kurtuluşun ahiret mutluluğunun islamda olduğunu ifade eder. Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) (Sözlerin en güzeli Allah a davet eden kimsenin sözleridir) Burada aynı zamanda; Namazın şanını büyültüp yüceltmektir. Ezan ve kamet bir zikirdir. Ezanı ilk Abdullah Bin Zeyid rüyasında okumuş ve Hz. Ömer (R.A.) rüyasında okumuş ikisininki de aynı olması Peygamberimiz tarafından tasdik edilmesi ile namaz vakitlerinde okunmak üzere İslam âlemine tebliğ edilmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Müezzinin sesinin işitildiği yere kadar cin insan ve eşya kıyamet günü onun hakkında şahadet eder ve onu işiten kuru ve yaş her şey onun için istiğfar eder buyuruyor. İstiklal marşı şairimiz Mehmet Akif te Ezanı şöyle ifade etmektedir; Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli; Değmesin mâbedimin göğsüne nâmahremeli; Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli Ebedi yurdumun üstün de benim inlemeli 132

133 Şairimiz burada ezanı İslamın temeli olduğunu ifade etmekte okunduğu yerdeki insan varlığının (milletin) Müslüman olduğunun sembolüdür. Tarih boyunca ecdadımız yaptığı savaşlarda Fetih olunan beldelerinde (şehir kasaba köylerin) Fetih müjdesi olarak ezan okutur. Bu ezan fethi nasip eden Allah a bir hamd (Şükür) ve sena (övgü) ifadesidir. Müslüman Türk Milleti yeni doğan çocukların kulaklarına ezan ve kamet okumaları çocuğun ilahi namenin manevi nuru ile iman üzere yaşamasını sağlar. Allah ın insanlara verdiği en büyük güzel nimet iman(islam) nimetidir. Yani İslam üzere yaşamasıdır. Bundan daha büyük bir nimet yoktur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyuruyor Her çocuk doğarken İslam fıtratında doğar bunu anne baba kendi dini üzere (İslam hiristıyan mecusi) büyütür. Allah Müslüman Türk çocuklarını islâmın nurundan mahrum bırakmasın. Âmin. Kitabullahımız ve Ezanımız okunurken göklere yükselen nur-u ilahi ruhani nağmeler gönüllere kulaklara yansımasıyla dolan ilahi nurla katı gönüller yumuşar gönüller sürur bulur. İmanın ve milli ruhun doğmasını ve kuvvetlenmesini sağlar. Bunların verdiği etkilerin yani söz ve hareketlerimizin dışarıya yansıyanı Dini Milli terbiyemizi oluşturur. Bu ruhtan uzak büyüyen Müslüman Türk çocukları Rayihası (güzel kokusu) alınmış yâda uçmuş gül çiçeğine benzer. Güzel kokusu olmayan gül çiçeği bir dikenli renkli yeşil dal parçasından farksız olur. Buda hayvanlara yem olur. İnsanlarda dini milli ruh tan mahrum büyümesi hayvani hislerin esiri insanların ve milletlerin oluşmasını sağlar. O Milletler huzursuz ve sağlıksız devamsız olmalarına yani tarih sahnesinden silinip gitmelerine sebep olur. 133

134 Ezanın faydaları; Ezan korkuyu giderir. Bir beldenin (şehrin kasabanın köyün ) Fetih edildiğinin müjdecisi olur. Bağımsızlığın sembolüdür. Ezan okunan yerin İslam beldesi olduğunu ifade eder. Ezan okumak Cesareti artırır. Ezan okumak Allah a zikir olur, Allah a yaklaştırır. Ezan okuyunca çevresindeki ve içindeki Cinlerin şeytanların zararlarından korunmuş (uzaklaşmış) olur. Ezan insanların, Cinlerin (Müslüman olanlarının) ruhlarını besler kuvvetlendirir. Peygamberimiz Hz. Muhammed in asrısaadet zamanında müezzini Hz. Bilali Habeşi ve Halifesi Hz. Ebu Bekir (R.A.) çok güzel yanık etkileyici bir sesle okurlar. Bundan kâfirlerin (iman etmemiş olanlar) ve çocukları bu ilahi nağmenin etkisinden hemen etkilenip taş yüreklerinin (katı yüreklerinin) yumuşayıp erimesiyle imanla müşerref olurlardı. Bunu bilen bazı inatçı kâfirler çocuklarının etkilenmemesi için ezan dan uzak yerlere çocuklarıyla birlikte göç ederlerdi. Allah Müslüman Türk çocuklarını İslam dan ezanımızdan mahrum etmesin Türk çocuklarını ezansız büyütmesin. Ezanımızı dindirmesin kalbimizi onun ilâhi nuru ile doldursun. Âmin! Bende âşıktım ezan nağmesine Bir koşardım ki o Allah sesine 134

135 ÜLKÜCÜLER; BAYRAĞIMIZ İNMESİN DEDİLER 135

136 BAYRAK Bayrak: Bir milletin varlığın ve bağımsızlığını temsil eden renk ve şekli özelleştirilmiş milli ve manevi değeri çok yüksek bir semboldür. (Nişan) Bayraklar bir kumaş bez ipek parçasından yapıldığı gibi Madenlerden yapılmış metal parçaları da olabilir. Tarihimizde bayrakların üzerlerindeki renkler şekiller değişiklik geçirerek bugünkü Ay yıldız bayramız İmparatorluğumuz zamanından bugüne kadar gelmiştir. İlk önce hilalli olan bayrağımız sultan III Selim zamanında Sekiz köşeli (1793) yıldız ilave edilmiş daha sonra bu beş köşeli Şimdiki haline dönüştürülmüştür. Abdülmecit zamanında 1842 de II Abdülhamit zamanında bazı ilave ve değişikler yapılarak kullanılan Sancaklar olmuştur. Renkleri Siyah Beyaz Al renkler kullanılmıştır. Siyah renk Peygamberimiz Hz. Muhammed in Bayrağı (Ukâb) rengi siyahtı. Mezhep İmamımız Hz. Ebu Hanifenin ki Beyaz renktedir bu bayrak aynı zamanda Sünniliğin bayrağı olarak tarihe geçmiştir. Zamanla Yeşil ve Al rengi bayrağımızın rengi olmuş. Al rengi Şehitlerimizin kanından Hilalde Allah İsmini beş köşeli yıldızda Peygamberimizin Hazreti Muhammed Mustafa nın Muhammed ismini Arapça beş köşeli şeklinden ilham alınarak bayrağımıza konulmuştur. Hilâl Yıldız aynı zamanda tevhid-i (Lâ ilâhe illallah Muhammedin Resulallah) ifade eder. Genel olarak İslam ülkeleri bayraklarında ay yıldız kullanmışlardır. Yani o devletin İslam ülkesi olduğunu ifade eder. Bir yerin adına denince Türk ülkesi Gözüm ay yıldızlı Bayrak arar kulağım ezan sesi Türk kültüründe bayrak hükümdarlığın Siyasi ve bağımsız olmanın bir simgesidir. Bayrak dikmek bir yerin mülkiyet ve kanun sahasını almak olduğundan savaşta ordunun önünde Devlet bayrağı veya bayraklar gider. Eski Türklerde (Türklerin İslâmiyeti 136

137 kabulünden önce) ucu yerde olarak göklerde dalgalanan aya ve güneşe kadar uzanan bayrak yer ile birleştiren kutsal bir varlık sayılmıştır. Arap tüccarları Kırgızların kırmızı renk bayrak kullandıklarından bahsetmişlerdir. Bir Arap seyyahı da Peçeneklerin muhtelif renkte bayrakları olduğunu Dokuz oğuzların siyah renkli bayraklar kullandıklarını yazmıştır. Kıpçakların İgor Destanında kırmızı ve beyaz renkte bayrakları olduklarından bahsedilmektedir. XIII yüzyılda Kuman kabilelerinin mavi renkte ve üzerinde aslan ve (ay - yıldız) bulunan bir bayrakları olduğu söylenmektedir. Gök Tanrı İnancına dayanan eski Türk dininde yeryüzü gökyüzündeki Güneş Ay Yıldız Dağ Deniz gibi tabiat varlıkları kutsal sayılmış. Hükümdarları tahta Gök Tanrının geçirdiğine inanılmıştır. Müslüman Türk devletlerinden Karahanlı Devleti nin paralarında hilâl (ay) resimleri görüldüğü gibi, Gazneliler ve Gurlulardan sonra Hindistan a hâkim olan Türk devletlerinin paralarında Hilâl ve yıldız bulunmaktadır. Hilâl ve yıldız motifleri Selçuklular ve Harezmşehliler tarafından da kullanılmıştır. Hilalin Müslümanlığın simgesi olarak kabul edilmesi ( ) Haçlı seferleri sırasında olmuştur. Haçlılara karşı büyük fedakârlık kahramanlık gösteren Müslüman Türk Eyyübilerin bayrağındaki Hilal işareti Hıristiyanlarca Müslümanlığın bir sembolü gibi görülmüş ve kabul edilmiştir. Osmanlı bayraklarında hilâl şeklinde kullanılması hakkında tarih yazarları tarafından çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre; Selçuklu Sultanı tarafından Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey e gönderilen beyaz sancağın tepesinde bir hilâl bulunmaktadır. Bu sancak Osmanlılarca bağımsızlık işareti kabul edildiğinden Hilâl hürlük sembolü olarak kullanılmıştır. XVII yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı saltanat sancaklarında dini yazılar ve zülfikâr resminin yanı sıra güneş hilâl ve yıldız motifleri kullanılmıştır. Güneş hükümdarın ay da milletin simgesi sayıldığı ifade edilmektedir. III Selim zamanında hilâl ve sekiz köşeli yıldız kullanılmış (1793) 1842 yılında Sultan Abdulmecid zamanında beş köşeli yıldız kullanılmağa başlanılmıştır. 137

138 Bayrakların renkleri siyah beyaz al renkleri kullanılmıştır. Ekseriyeti siyah renk Peygamberimiz Hz. Muhammed in Bayrağı (Ukâb) rengi siyahtı. Mezhep İmamımız Hz. Ebu Hanife ninki Beyaz renktedir. Bu bayrak aynı zamanda Sünniliğin bayrağı olarak İslâm tarihine geçmiştir. Zamanla Yeşil ve Al rengi bayrağımızın rengi olmuştur. Al rengi şehitlerimizin kanından Hilâlde Allah ismini beş köşeli Yıldız da Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa nın Muhammed isminin Arapça beş köşeli yazılış şeklinden İlhâm alınarak bayrağımıza konulduğu ifade edilmektedir. Hilâl Yıldız aynı zamanda Tevhid (Lâ ilâhe illallah Muhammedin Resulallah) ifade eder. Genel olarak İslam ülkeleri bayraklarında ay yıldız kullanmışlardır. Aynı zamanda İslam ın (Müslümanlığın) simgesidir. Bağımsızlığımızı Tevhîd inancımızı (İslâmı) ve Şehidimizin mübarek kanını temsil eden ay yıldızlı bayrağımızı Cenab-ı Hak Cennet Vatanımızın üzerinden ebediyete kadar indirmesin. Âmin. 138

139 ÜLKÜCÜLER; VATAN BÖLÜNMESİN DEDİLER Birbirinize de girmeyin ki maneviyatınız sarsılmasın Devletiniz gitmesin (Kur an-ı Kerim) Hali görür geleceği sezerdik! Bir zaman tâ Vistül de gezerdik! Haritayı biz kendimiz çizerdik! Fetheyledik deryaları çölleri Biz neyledik o koskoca elleri? 139

140 Ya Muhammed deki Ey mülkün sahibi olan Allah ım, Sen mülkü dilediğine verirsin; sen mülkü dilediğinin elinden alırsın; sen dilediğini aziz edersin; sen dilediğini zelil edersin hayır yalnız senin elindedir. Sen hiç şüphe yoktur ki her şeye kadirsin (Kur an-ı Kerim İsra Sûresi) Türk Evladı yurdu olan toprağı. Ana ırzı bilerek yâd ayağı bastırmaz Bir yabancı bayrağı. Ezan sesi duyulan hiçbir yere astırmaz. Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu; Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu? Üç kıtada yer yer kanayan izleri şahid. Dinlemedi bir gün o büyük nesli mücahid 140

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI

KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI Kahramanmaraş ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95. Yıldönümü törenlerle kutlandı. Valilik Kavşağında gerçekleştirilen kutlama törenleri, Sağlık Bakanı Dr. Mehmet

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

Bir Kadın 3 Sanat Sergisi açıldı

Bir Kadın 3 Sanat Sergisi açıldı Bir Kadın 3 Sanat Sergisi açıldı Muğla Valisi Amir Çiçek in katılımı ile Menteşe Belediyesi nin katkıları ile Konakaltı Kültür Merkezi nde gerçekleştirilen törenle sanatçı Eda Özdemir in Bir Kadın Üç Sanat

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ.

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. Osmaniye de yaşayan Kahramanmaraş lılar tarafından kurulan Osmaniye Kahramanmaraşlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği nin

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti: Türk Ocakları Genel Merkezi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Efendi BARUTCU, Türk Ocakları nın 100 üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Sönmeyen Ocak Türk Ocakları ve Türkiye nin Geleceği konulu

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN

Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN Cömert, cefakâr, cana yakın bir insandır Musa Doğan (1923-1992). Dostlarını seven; vefa ve yardımını kimseden esirgemeyen örnek bir insandır o. Siyasete il genel meclisi

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

GÜL-AY Basın-Meslek İlkelerine Uyar. Yazı ve ilanlar imza sahiplerine aittir. Köşe yazılarına ücret ödenmez. Makalelerinden kendileri sorumludur.

GÜL-AY Basın-Meslek İlkelerine Uyar. Yazı ve ilanlar imza sahiplerine aittir. Köşe yazılarına ücret ödenmez. Makalelerinden kendileri sorumludur. 06 EKİM 2014 REKLAM HABERLER Gül-Ay - Sayfa 3 06 EKİM 2014 Gül-Ay - Sayfa 5 HABERLER Erdemli de üzüm festivali yapıldı Erdemli'ye bağlı Üzümlü köyünde Üzüm festivali yapıldı. Erdemli Belediyesi tarafından

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN. www.odemisto.org.tr. Kurban Bayramınızı en içten dileklerimizle kutlar; sağlık, mutluluk ve. esenlikler dileriz.

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN. www.odemisto.org.tr. Kurban Bayramınızı en içten dileklerimizle kutlar; sağlık, mutluluk ve. esenlikler dileriz. Kutlu Olsun 5 www..com www.yerelgrup.com www.yerelajans.net ÖDEMİŞ TİCARET ODASI ı en içten dileklerimizle kutlar; sağlık, mutluluk ve www.odemisto.org.tr Üçeylül Mah. Gençlik Cad. No:2 Ödemiş İZMİR 35760

Detaylı

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır.

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır. 30.10.2015 DENİZATI ndan Herkese Merhaba! Haftanın ilk günü sohbet saatimizde herkes hafta sonu neler yaptığını anlattı. Duvarda asılı olan Atatürk resimlerine dikkat çeken öğretmenimiz onu neden asmış

Detaylı

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

TED AİLESİ, ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI VE PLAKET TÖRENİ İÇİN DÜZENLENEN YEMEKTE BİR ARAYA GELDİ

TED AİLESİ, ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI VE PLAKET TÖRENİ İÇİN DÜZENLENEN YEMEKTE BİR ARAYA GELDİ TED AİLESİ, ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI VE PLAKET TÖRENİ İÇİN DÜZENLENEN YEMEKTE BİR ARAYA GELDİ Geleceğe ışık tutan, Başöğretmen Atatürk ün emanetine sahip çıkıp, eserinin üzerine imza atan, bilgiyi öğretmekten

Detaylı

Ýçindekiler Kayseri Ýli Yardým Derneði Ýstanbul Þubesi Adýna Sahibi, Dernek Baþkaný Yayýn Yönetmeni Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü M. Orhan CEBECÝ Dergi Komisyonu Gamze POSTAAÐASI Rýfat DEDEMAN Danýþma Kurulu

Detaylı

IUA. Ortak yönetim kültürünü paylaşan ülkelerdeki devlet taşra temsilcileri arasında bilgi birikimi ve. Uluslararası. İdareciler Birliği IUA

IUA. Ortak yönetim kültürünü paylaşan ülkelerdeki devlet taşra temsilcileri arasında bilgi birikimi ve. Uluslararası. İdareciler Birliği IUA Uluslararası IUA İdareciler Birliği Ortak yönetim kültürünü paylaşan ülkelerdeki devlet taşra temsilcileri arasında bilgi birikimi ve tecrübe paylaşımına zemin hazırlamak amacıyla 21-23 Kasım 2012 tarihlerinde

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI

TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI TES-İŞ ten 6. okul: Kayseri Veteriner Fakültesi Genel Başkan Kumlu nun acı günü Seydişehir ETİ Alüminyum a Danıştay dan iptal TES-İŞ ten 6 ncı okul: Kayseri

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

NO ADI SOYADI AİDATLAR GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00

NO ADI SOYADI AİDATLAR GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 NO ADI SOYADI GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 3 SELMAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

EĞİTİM SAATİ PROGRAMINA KONUK OLDUK

EĞİTİM SAATİ PROGRAMINA KONUK OLDUK EĞİTİM SAATİ KONUK OLDUK PROGRAMINA 13.11.2015 s aat:20.00 İle 21.30 arasında ulusal kanallarımızdan biri olan tv 1 de,kayseri İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Bahamettin KARAKÖSE nin hazırlayıp sunduğu

Detaylı

Cocuklari icin cirpinan ogretmenleri gordukce hem cok seviniyoruz, hem de onlara yonelik daha fazla birseyler yapabilme derdine dusuyoruz...

Cocuklari icin cirpinan ogretmenleri gordukce hem cok seviniyoruz, hem de onlara yonelik daha fazla birseyler yapabilme derdine dusuyoruz... Kemal Ogretmen fotograflari karne gunu gecince hemen paylasmaliyiz heyecani yasadik, tipki 1 onceki hafta sevgili Selda Ogretmenimizden gelen fotograf ve mektuplari aldigimiz geceki heyecana benzer...

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

Ak Parti 14.Dönem Siyaset Akademisi Ödül Töreni Yapıldı

Ak Parti 14.Dönem Siyaset Akademisi Ödül Töreni Yapıldı Ak Parti 14.Dönem Siyaset Akademisi Ödül Töreni Yapıldı 14. Dönem Siyaset Akademisi Lider Ülke: Türkiye Yerel Yönetimler-II programında dereceye girenler ödüllerini Sayın Başbakanımızın elinden aldı. Mart

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

Rize de Kutlu Doğum Haftası Kutlama etkinlikleri başladı. Bugün Rize Lunaparkı tüm çocuklara ücretsiz hizmet verecek...

Rize de Kutlu Doğum Haftası Kutlama etkinlikleri başladı. Bugün Rize Lunaparkı tüm çocuklara ücretsiz hizmet verecek... 14 Nisan 2013 Pazar 11:57 Haydi Çocuklar Lunaparka... Bugün Lunapark Ücretsiz Rize de Kutlu Doğum Haftası Kutlama etkinlikleri başladı. Bugün Rize Lunaparkı tüm çocuklara ücretsiz hizmet verecek... 14-20

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve 04.10.2010 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sayın Cumhurbaşkanı, Muhterem Konuklar, 40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve yönetici olarak içinde yer aldığım Ankara

Detaylı

Sizleri şahsım ve TOBB adına saygıyla selamlıyorum. Biliyorsunuz başkasına gönderilen selam kişinin üzerine emanettir.

Sizleri şahsım ve TOBB adına saygıyla selamlıyorum. Biliyorsunuz başkasına gönderilen selam kişinin üzerine emanettir. Sayın Sizleri şahsım ve TOBB adına saygıyla selamlıyorum. Biliyorsunuz başkasına gönderilen selam kişinin üzerine emanettir. Başkanımız Rifat Hisarcıklıoğlu TUSAF yönetimi başta olmak üzere, kongremizin

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Kocadon ve CHP ye Demir, CHP ye katılan vatandaşlara rozet taktı CHP li Başkan Kocadon: Barışa en yakın parti CHP dir CHP li Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, CHP

Detaylı

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm: Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

ÇOK AMAÇLI SALONUMUZA KAVUŞTUK OKUL MÜDÜRÜMÜZ TURGAY YOLCU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILINI DEĞERLENDİRDİ. Hazırlayan: MÜCAHİT KARAKUŞ Sayfa: 1

ÇOK AMAÇLI SALONUMUZA KAVUŞTUK OKUL MÜDÜRÜMÜZ TURGAY YOLCU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILINI DEĞERLENDİRDİ. Hazırlayan: MÜCAHİT KARAKUŞ Sayfa: 1 Y A K A M O Z G A Z E T E S İ HAZİRAN 2013 EĞERCİ İLKOKULU / ORTAOKULU YIL: 2 SAYI: 4 OKUL MÜDÜRÜMÜZ TURGAY YOLCU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILINI DEĞERLENDİRDİ Saygıdeğer öğretmenlerimiz, sevgili öğrenciler

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

7. Yayınlar 7.1 Uluslar arası hakemli dergilerde yayınlanan makaleler (SCI & SSCI & Arts and Humanities)

7. Yayınlar 7.1 Uluslar arası hakemli dergilerde yayınlanan makaleler (SCI & SSCI & Arts and Humanities) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Veli Yılmaz 2. Doğum Tarihi : 25.11.1948 3. Unvanı : Yrd. Doç. Dr. 4. Öğretim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Subay Kara Harp Okulu 1969 Y. Lisans Kurmaylık Kara Harp

Detaylı

( Mesnevi den 8 şirli) r H i k â y ele

( Mesnevi den 8 şirli) r H i k â y ele 8 Mesnevi den (şiirli) r l e H i k â e y ÖNSÖZ Hoşgörülülükte deniz gibi ol Mevlâna Celâleddîn Geleceğimizin teminatı olan kıymetli çocuklarımız, Geçmişimizde atalarımızın yaşadığı ve bu günlerde kaybolma

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Fatih Akbaba, "Kişi bir bütündür. Fakat biz. ailenin, mutlu etme ve Dedi. Aileyi, mutlu etme ve mutlu olma kurumu

Fatih Akbaba, Kişi bir bütündür. Fakat biz. ailenin, mutlu etme ve Dedi. Aileyi, mutlu etme ve mutlu olma kurumu KAYA Alüminyum Demir Doğrama Ahmet KAYA Kapı - Pencere - Panjur - Daraba Sineklik - Çatı - Korkuluk ve Ferforje İşleriniz İsteğinize Göre İtina ile Yapılır Gsm: 0535 845 42 41 Küçük Sanayi Sitesi / GÜLNAR

Detaylı

Divriği Çiğdemli Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği (Köy Sülale Listesi)

Divriği Çiğdemli Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği (Köy Sülale Listesi) ADAR AİLESİ 1 Sadık ADAR 2 Hikmet ADAR ZEHRA ADAR AKAN AİLESİ 1 Hasan AKAN HATİCE AKAN GÜLDANE AKAN AKIŞ AİLESİ 1 Muharrem AKIŞ 2 Ahmet AKIŞ Ahmet AKIŞ Haydar AKIŞ Mustafa AKIŞ İbrahim AKIŞ Güllü AKIŞ

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Sosyal Güvenlik Haftası Çeşitli Etkinlik ve Ziyaretlerle Kutlandı

Sosyal Güvenlik Haftası Çeşitli Etkinlik ve Ziyaretlerle Kutlandı Sosyal Güvenlik Haftası Çeşitli Etkinlik ve Ziyaretlerle Kutlandı Sosyal Güvenlik Haftası 11-15 Mayıs tarihleri arasında çeşitli etkinlik ve ziyaretlerle kutlandı. Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) Başkanı Yadigar

Detaylı

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği BİRİ MATEMATİK Mİ DEDİ? BİZ KİMİZ? Yüce Rabbimiz dünya hayatını insanoğluna imtihan yeri kılmış, sırat-ı müstakim olarak göndermiş olduğu dinin yaşanabilmesi ve birbirlerine ulaştırılabilmesi için Müslümanları

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (9) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme Bürosu

Detaylı

Destek Personeli Eğitimleri

Destek Personeli Eğitimleri 2.Dönem eczane çalışanlarının Destek Personeli Eğitimleri 28 Aralık 2009 tarihinde başladı 9 Valimiz Sayın Zübeyir KEMELEK 15 Aralık 2009 tarihinde Yönetim Kurulumuzu ziyaret etti.. İstanbul Ecza Koop'la

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

Cemil Meriç Yılı Muhteşem Bir T örenle Tamamlandı

Cemil Meriç Yılı Muhteşem Bir T örenle Tamamlandı Cemil Meriç Yılı Muhteşem Bir T örenle Tamamlandı Mustafa Kemal Üniversitesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğünce yürütülen 2012-2013 Cemil Meriç Yılı etkinlikleri kapanış töreni Hatay Kültür Merkezi nde geniş

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar.

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar. MESLEĞE VEDA From: Güney Dinç Sent: Wednesday, April 16, 2014 1:56 PM To: Subject: [ÇEHAV] Mesleğe Veda Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum.

Detaylı

Günlük Ulusal Gazete. yapılar da elbette bu işi bitirmemek için kendilerince bir şey yapacaklardır'' diye konuştu.

Günlük Ulusal Gazete. yapılar da elbette bu işi bitirmemek için kendilerince bir şey yapacaklardır'' diye konuştu. 2-3 MART 2013 www.reisgida.com.tr Hedefimiz terör... BAŞBAKAN Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Çözüm sürecinin hedefi, terörü sona erdirmek, mili birlik ve beraberliği kuvvetlendirmek, gündemimizden terör belasını

Detaylı

ANATOLIA GLOBAL YOUTH-BUSINESS SUMMIT

ANATOLIA GLOBAL YOUTH-BUSINESS SUMMIT ANATOLIA GLOBAL YOUTH-BUSINESS SUMMIT 23 27 TEMMUZ 2010 GELECEĞĠN LĠDERLERĠ ĠSTANBUL DA BULUġUYOR. AIESEC İstanbul Tomtom mah. İstiklal Cad. Nuru Ziya sok. NO:32/5 Beyoğlu İstanbul Tel: +90 212 293 8836,

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

final in başarı geleneği final temel liseleri ile sürüyor...

final in başarı geleneği final temel liseleri ile sürüyor... Sevgili öğrenciler, değerli veliler... Dershanelerin dönüşüm sürecini kamuoyundan takip ettiniz. Biz de final dergisi dershaneleri olarak artık final liseleri ne dönüşüyoruz. final liseleri Hiçbir başarı

Detaylı

Şöyle ki ; Etnik köken olsaydı Bir şiir yüzünden yere düşen yiğidi %85 oy ve Üç Millet Vekili ile Parlamentoya gönderilmezdi,

Şöyle ki ; Etnik köken olsaydı Bir şiir yüzünden yere düşen yiğidi %85 oy ve Üç Millet Vekili ile Parlamentoya gönderilmezdi, BELEDİYEDE II.SELİM DÖNEMİ Merhabalar ;Bildiğiniz gibi genelde mali konularda yazılar yazarak sizleri bilgilendirmekteyim Ancak;Bu günkü konumu siyasi içerikli olarak yerel seçim sonuçlarına ayırdım, Öncelikle

Detaylı

UYAP Bilişim Sisteminde yer alan bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden Y0LXKdY - V+EvJ// - k6oylhi - 8Ri/oM= kodu ile erişebilirsiniz.

UYAP Bilişim Sisteminde yer alan bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden Y0LXKdY - V+EvJ// - k6oylhi - 8Ri/oM= kodu ile erişebilirsiniz. UYAP Bilişim Sisteminde yer alan bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden Y0LXKdY - V+EvJ// - k6oylhi - 8Ri/oM= kodu ile erişebilirsiniz. 04.12.2004 TARİH VE 5271 CEZA MUHAKEMESİ KANUNUN 64.

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Öğretmenliği Gazi Üniversitesi KEF 1999 Y. Lisans Türkiye Cumhuriyeti Tarihi

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Öğretmenliği Gazi Üniversitesi KEF 1999 Y. Lisans Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Mustafa MÜJDECİ 2. Doğum Tarihi-Yeri: 30.07.1978 - Yerköy 3. Unvanı: Yrd.Doç.Dr. (Çankırı Karatekin Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) 4. Medeni Durumu: Evli

Detaylı

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı.

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ. Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı. İSTİKLÂL MARŞI'MIZ Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı. Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı. Kimisi yazılmış bilmem hangi krala; lorda, barona. Küçümsemem ama, benzetirim

Detaylı

Şahsım ve Öz Taşıma İş Sendikası adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Şahsım ve Öz Taşıma İş Sendikası adına sizleri saygıyla selamlıyorum. Mustafa TORUNTAY Genel Başkan 13 Eylül 2015 Ankara /Latanya Otel Öz Taşıma İş Sendikası 2. OLAĞAN GENEL KURUL Sayın TBMM İdare Amiri ve Değerli Eski Genel Başkanım, Sayın Milletvekillerim, Sayın Büyükşehir

Detaylı

TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI TRABZON ŞUBESİ NDEN BASIN AÇIKLAMASI

TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI TRABZON ŞUBESİ NDEN BASIN AÇIKLAMASI TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI Trabzon Şubesi ELEKTRONİK BİLGİ FÖYÜ Cumhuriyet Mah. Nemlioğlu Cemal Sok. No:13 TRABZON Tlf: (462) 326 73 99 Faks: (462) 321 59 38 E-POSTA : imotrabzon@imo.org.tr WEB :

Detaylı

2014 YILI AİLE VE DİNİ REHBERLİK BÜROSU FAALİYETLERİ ELAZIĞ KADIN KONUK EVLERİ VE SEVGİ EVLERİNDE AİLE SEMİNERLERİ DEVAM EDİYOR

2014 YILI AİLE VE DİNİ REHBERLİK BÜROSU FAALİYETLERİ ELAZIĞ KADIN KONUK EVLERİ VE SEVGİ EVLERİNDE AİLE SEMİNERLERİ DEVAM EDİYOR 2014 YILI AİLE VE DİNİ REHBERLİK BÜROSU FAALİYETLERİ ELAZIĞ KADIN KONUK EVLERİ VE SEVGİ EVLERİNDE AİLE SEMİNERLERİ DEVAM EDİYOR Elazığ İl Müftülüğü Aile İrşat ve Dinî Rehberlik Bürosu görevlilerinden İl

Detaylı

İSTANBUL VALİLİĞİ «İSTANBUL UN ÇOCUK YAZARLARI» PROJESİ SELİMPAŞA AHMET ZİYLAN İLKOKULU PROJE SINIFI 3/A

İSTANBUL VALİLİĞİ «İSTANBUL UN ÇOCUK YAZARLARI» PROJESİ SELİMPAŞA AHMET ZİYLAN İLKOKULU PROJE SINIFI 3/A İSTANBUL VALİLİĞİ «İSTANBUL UN ÇOCUK YAZARLARI» PROJESİ SELİMPAŞA AHMET ZİYLAN İLKOKULU PROJE SINIFI 3/A İçerik: Hikâye, masal, anı, şiir, gezi yazısı, kompozisyon vb. Yazı içerikleri, milli, manevi ve

Detaylı

Kırıkhan Ticaret ve Sanayi Odası. 2014 Yılı Faaliyet Raporu

Kırıkhan Ticaret ve Sanayi Odası. 2014 Yılı Faaliyet Raporu Kırıkhan Ticaret ve Sanayi Odası 2014 Yılı Faaliyet Raporu BAŞKANDAN Odamızın kurumsal yapısı ve yarım asırlık tarihinden elde ettiği tecrübe ve birikim sayesinde, son derece sağlam temeller üzerinde yapılanmıştır.

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

AFYONKARAHİSAR TİCARET VE SANAYİ ODASI E- BÜLTEN KASIM-ARALIK

AFYONKARAHİSAR TİCARET VE SANAYİ ODASI E- BÜLTEN KASIM-ARALIK AFYONKARAHİSAR TİCARET VE SANAYİ ODASI E- BÜLTEN KASIM-ARALIK 2014 0 İLİMİZ İHRACAT RAKAMI 2014 EKİM / AFYONKARAHİSAR İHRACATI İlimizin Ekim ayı ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,6 artışla

Detaylı

Seyir Defteri 10. YIL ÖZEL SAYISI. 1999 akyurt vakfı YAŞAMEVLERİ. Akyurt Vakfı tarafından 4 ayda bir yayımlanır. Aralık 2009 Sayı: 15

Seyir Defteri 10. YIL ÖZEL SAYISI. 1999 akyurt vakfı YAŞAMEVLERİ. Akyurt Vakfı tarafından 4 ayda bir yayımlanır. Aralık 2009 Sayı: 15 1999 akyurt vakfı YAŞAMEVLERİ Seyir Defteri Akyurt Vakfı tarafından 4 ayda bir yayımlanır. Aralık 2009 Sayı: 15 10. YIL ÖZEL SAYISI 1999 akyurt vakfı YAŞAMEVLERİ GÖNÜL DOSTLARIMIZ SUMMA A.Ş. AKIN GÖKYAY

Detaylı

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI!

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! Türkiye nin önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul Aydın Üniversitesi

Detaylı

Hac - Umre Kültür Turları Uçak Bileti

Hac - Umre Kültür Turları Uçak Bileti Hac - Umre Kültür Turları Uçak Bileti Kataloğumuz içerisine Kâbe-i Muazzama ve Mescid-i Nebevî fotoğrafları hürmeten konulmamıştır. İnanç odaklı bir firma olarak biz, Hz. Allah ın ve Resûlullah Efendimiz

Detaylı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı T.C. GAZİEMİR KAYMAKAMLIĞI İLÇE YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ SAYI :BO54VLK4354802.880,01/ 1462 08.09.2010 KONU :19 Eylül 2010 Gaziler günü... GAZİEMİR Gaziemir İlçesi 19 Eylül 2010 Gaziler Günü Anma Tören Programı

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

2012 2013 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÇALIŞMA TAKVİMİ

2012 2013 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÇALIŞMA TAKVİMİ T.C. SAMSUN VALİLİĞİ İl Millî Eğitim Müdürlüğü 2012 2013 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÇALIŞMA TAKVİMİ SAMSUN Ö N S Ö Z 2012 2013 eğitim öğretim yılına sizlerle başlamanın heyecanı ve mutluluğu içindeyim. Tüm eğitim

Detaylı

23 Mart Dünya Meteoroloji Günü Kutlandı

23 Mart Dünya Meteoroloji Günü Kutlandı 1 23 Mart Dünya Meteoroloji Günü Kutlandı Dünya Orman, Su ve Meteoroloji Günü kutlamaları, Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Sayın Veysel Eroğlu, İstanbul Valisi Sayın Vasip Şahin, Emniyet Müdürü Sayın

Detaylı

T.C. KAFKAS ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ DEKANLIĞI KARS 25/08/2015. SERVİS : Öğrenci İşleri SAYI : KONU : Okul Deneyimi

T.C. KAFKAS ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ DEKANLIĞI KARS 25/08/2015. SERVİS : Öğrenci İşleri SAYI : KONU : Okul Deneyimi Uygulama Okulunun : Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu Okul Müdürü : Şentürk SAMGAR Müdür Yrd. :Cantürk BARMANBERK Grup No :1 120401001 SEÇİL KAZAKLI 120401002 HANIM KARAKOÇ 120401003 ESMA NUR ERENKARA 120401004

Detaylı

"RUSYA İLE TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDEKİ KRİZE KARŞIN, KÜLTÜRLERARASI UYUM BAŞARISINI ARTIRICI BİR ÖNLEM OLARAK BİREYSEL KOÇLUK ETKİNLİĞİ"

RUSYA İLE TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDEKİ KRİZE KARŞIN, KÜLTÜRLERARASI UYUM BAŞARISINI ARTIRICI BİR ÖNLEM OLARAK BİREYSEL KOÇLUK ETKİNLİĞİ ANTALYA DA YAŞAYAN RUSYA FEDERASYONU VATANDAŞLARINA YÖNELİK: "RUSYA İLE TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDEKİ KRİZE KARŞIN, KÜLTÜRLERARASI UYUM BAŞARISINI ARTIRICI BİR ÖNLEM OLARAK BİREYSEL KOÇLUK ETKİNLİĞİ" Proje Düşüncesinin

Detaylı

ARHAVİ SPOR KULÜBÜNE ANLAMLI DESTEK

ARHAVİ SPOR KULÜBÜNE ANLAMLI DESTEK ARHAVİ SPOR KULÜBÜNE ANLAMLI DESTEK Artvin ilini temsilen Bölgesel Amatör Liginde (BAL) mücadele eden ve ilin tek temsilcisi olan Arhavi spor kulübü almış olduğu başarılı sonuçların meyvesini maddi ve

Detaylı

OCAK 14-ŞUBAT 14-MART 14 AYI İÇERİĞİDİR. ÜNYE TİCARET BORSASI e-dergi Sayfa 1

OCAK 14-ŞUBAT 14-MART 14 AYI İÇERİĞİDİR. ÜNYE TİCARET BORSASI e-dergi Sayfa 1 OCAK 14-ŞUBAT 14-MART 14 AYI İÇERİĞİDİR e-dergi Sayfa 1 1. SEÇİMLERİNİ TAMAMLADI 2. NDAN Rifat HİSARCIKLIOĞLU NA ZİYARET 3. AKREDİTE BORSA OLDU 4. YÖNETİMİNDEN ANKARA ZİYARETLERİ 5. YÖNETİM KURULU BAŞKANIMIZ

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı