MÜCAHİT ÖZDEN HUN BABAM VE USTAM

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "MÜCAHİT ÖZDEN HUN BABAM VE USTAM"

Transkript

1 MÜCAHİT ÖZDEN HUN Mühendislik formasyonuyla yoğrulmuş birisiyim. Edebiyata ve yazı sanatına, mesleğimin izin verdiği kadarıyla yakın olmuş, ilgi duymuştum. Bu yüzden bir kitap yazma projesi önüme çıkınca, içimi bir korku almamıştı değil hani: Acaba bu işin altından kalkabilecek miydim? (20 yıl Türkçe yi konuşma, yazma ve okumadan uzak kalışım tabii çabası) Yazı tekniğini geliştirmek için özel dersler almaya ne zamanım ne de isteğim vardı. Bu işe kendi elimle bir yerden başlamalıydım. Tanınmış bir Fransız yazar, Hatırlamak için en kolayı fakat yazı diline dökülünce en zoru bir insanın kendi hayat hikayesidir der. Bu sözü kendime rehber edinip, çocukluk yıllarımdan kesitleri kaleme aldım. Aşağıda okuyacağınız yazının tamamı, Iğdır Sevdası nı yazmaya başlamadan önce kaleme alınmıştır. Eğer bu yazı denemesi olmasaydı kitap yazma girişimim hayata geçmeyebilirdi. Bu yüzden aşağıdaki yazı serisini kendi kendime vefa borcum nedeniyle yayınlamaya karar verdim. Umarım ilginizi çeker. BABAM VE USTAM Baba, kim? Herkesin gönlündeki baba tanımı farklıdır; herkes için aynı duygu ve sevgiyi uyandırmaz. Benim için babam kimdi? Böyle düşündüğüm zaman babamı bana anlatan olayların ne kadar sınırlı olduğu gerçeğiyle sarsılıyorum. Bunun birçok nedeni var: Babam ev ortamında, erişilmesi zor bir insan gibi hareket eder, kendisini ev halkından ve özellikle çocuklardan uzak tutardı. Evdeki kararlara müdahale etmezdi. Onun gerçek ve özlediği dünya, evin dışındaydı. Ev onun için hareketli bir günün sonunda, yorgun zihnini ve bedenini dinlendirebileceği bir mekan, yarının planlarını sakin sakin gözden geçirebileceği bir zaman dilimiydi. Biz çocuklara hiç zamanı yoktu. Evdeki bu sosyal kopukluk yetmezmiş gibi on beş yaşımda lise öğrenimim için Türkiye nin diğer ucuna İstanbul a gittim. Babamla çok daha seyrek görüşüyor ve zamanla onun fiziki ve sosyal varlığından uzaklaşıyordum. Baba fikri ve düşüncesi yüreğimde ve beynimde ütopik bir şekil alıyordu. 92

2 Iğdır Sevdası Artık O benim için mistik bir kavramdı. Başka ve uzak bir gezegenin bize gönderdiği bir misyoner gibiydi. Babamla ilgili bu muamma vefatına kadar devam etti. Onunla hiçbir zaman senli benli olamadım. O nun düşlerini, kaygılarını, sevgi ve duygularını paylaşamadım. O nun ani ölümüyle baba ve oğul arasında hep yarına ertelenen gerçek buluşma hayali de yarıda kalmıştı. Kırk yıllık bir zaman sürecinde babamı ne kadar kendi duyularımla tanıdım diye kendi kendimi sorguladığımda bir film şeridinin kareleri gibi birbirinden ayrı ve kopuk olaylar yığını ile karşılaşıyorum. Bu her bir kare onun bir özelliğini ve karakterini ön plana çıkarıyor. Birbirinden kopuk her film şeridinde, bana ve düşlerime yön veren bir büyük ustanın izlerini yakalıyorum. Kendimi ve kimliğimi borçlu olduğum babamı bana anlatan bu film karelerinden birkaçını sizlerle paylaşmak istedim lerden birisini kiralamış; bu arada kendi evini yaptırtmak için de kolları sıvamıştı. Doğduğum Ev yılları arasında Mecit Hun, Bağır Aras ın yukarda görülen evinde kirada oturur. Baba Evi Iğdır ın eski yerleşim yeri İğdırmava ya uzanan yol, çatal gibi ikiye ayrılır. Tam o noktada, etrafı iki metre yüksekliğinde killi topraktan bir duvarla çevrili bahçe içinde Bağır Aras ın iki katlı evi vardır. Bu evin arka bahçeye bakan odalarından birinde dünyaya gelmişim. Babam o yıllar grafiği hızla yükselen bir politikacıymış. Bağır Aras ın evi büyük bir bahçe içinde toprak briketten, iki katlı uzun bir dikdörtgen bine şeklinde inşa edilmişti. Bu binanın arka ve ön bahçesindeki ahşap ve hep yeşile boyalı merdivenler dört ayrı bölüme açılırdı. Babam arka bahçeye açılan, daire- Babam, çocukluğunun geçtiği Baharlı Mahallesine tutkunmuş. Bir yandan ağabeyi Hamit e ve onunu oturduğu baba evine yakın olmak, diğer yandan dallanmış budaklanmış akrabalarının orta yerinde kendini güven içinde hissetmek arzusuyla Baharlı Mahallesinde 2-3 dönümlük bir arazi satın almış; 1960 yılının ilkbaharında arazinin yola yakın ucunda, annemin yıllarca övünç payı çıkartarak tekrarladığı altınlarımı bozdurup de yaptırdığım dediği evin inşaatını başlatmıştı. 93

3 Yapı malzemesi olarak tamamen taşların kullanıldığı, ön cephesinin Ermeni taş evlerini hatırlatan bir dizaynla süslendiği düz damlı bu ev 1961 yılında tamamlanır. Evin ön cephesi küçük bir balkona açılır. İçeri girildiğinde uzun bir hol ve buraya açılan sağlı sollu kapılar eve tam bir simetri havası verir. Sağdaki tek kapı Misafir Odası dediğimiz geniş ve uzunca salona tam ortasından girer. Sol tarafta iki kapı vardır. Birincisi, Babamın Odası dediğimiz kutsal mekana; ikincisi, biz çocukların ve ev ahalisinin, babaannemize atfen Fatma Nenemin Odası diye adlandırdığımız ve bütün günlük aktivitenin yer aldığı diğer bir odaya açılırdı. Bu oda gündüzleri oturma odası, mutfak; akşamları yatak odası; haftanın belirli günleri de banyo odası olarak ailenin tüm yükünü taşırdı. Bu emektar oda on yıl boyunca çocukluk yıllarımın bütün hayallerini ve enerjisini kucaklamış, sıcak aile yuvası özleminin doğduğu yer olmuştu. Belleğimdeki İlk Baba. Hangi yıl hangi mevsim bilmiyorum. 2-4 yaşları arasında olmalıyım. Evin içinde bir odada mı yoksa bahçede bir yerde mi?... Çok kalabalık var.. Babam ve tanımadığım insanlar yere bağdaş kurmuş şark zevkine uygun arkalarını uzun minderlere dayamış zevkle bir köse oyunu izliyorlar.. Köse oyunu üç veya daha çok erkek tarafından oynanır. Erkeklerden birisi koca (köse) diğerleri de kadın kılığına girmiş sözde karılarıdır. Birlikte ağızlarından garip sesler çıkararak dans ederlerken köse birden bire boylu boyunca yere uzanır ve öldüm der. Karıları onu yerde çekiştirirler Bana ne veriyorsun ay koca? diye sorarak miras hakkı isterler. Çaresiz kalan köse malını mülkünü Sana eşeğimi, sana evimi, sana paramı diyerekten paylaştırır. Kadınlar hisselerinden hoşnut kalmazlar; oracıkta kavgaya tutuşurlar. O sırada köse canlanır, ayağa kalkar ve kendi yokluğunda mal mülk peşine düşmüş karılarını azarlar. Kendisi için içten gözyaşları döken küçük karısı dışındakileri boşar. Kösenin bağırarak şiddetli bir şekilde kendisini yere atması ve sözde karılarının ellerini başlarına götürüp bağırarak ağıt tutması beni çok korkutmuş olacak ki yavaşça babama sokuldum. Yardım ister gibi ona ve diğerlerine baktım. Babam benim korkumu azaltmak için sağ elini başımın üzerine yavaşça yerleştirdi, sıcaklığını hala hissettiğim parmaklarını alnımda gezdirdi. Babamın bu sihirli elleri tüm hayatım boyunca sadece iki kez beni 94

4 Iğdır Sevdası teselli etmek için saçlarıma ve alnıma konacaktı. Bu ilkiydi. Babamı ilk böyle hatırlıyorum. Kutsal Baba Babamız bizim için tam anlamıyla kutsal ve erişilmez bir insandı. Aynı evde birlikte oturuyorduk fakat O meditasyona oturan bir Budist bilge gibi odasına kapanır, kitaplarını ve gazetelerini okur, bazen de daktilosunun başına geçer ciddi yüz ifadesiyle bir şeyler yazardı. İki temel ihtiyaç onu bu kutsal sığınağından çıkmaya zorlardı:ya karnı acıkmıştır; bu durumda ağır adımlarla ev halkının oturduğu odanın kapısına dayanır, içerdekilere geldiğini belli etmek için kesik kesik fakat güçlü şekilde öksürürdü. Ev halkı hemen kendine çekidüzen verir, korku ve saygı dolu bir eda ile ayağa kalkarak açılan kapıdaki yabancı bilgeyi karşılardı. Sanki O, başka bir gezegenden gelmiş gibi bizlere şaşkın ve tedirgin bir göz atar yavaşça şaşkınlığından sıyrılarak bizleri rahatsız etmekten yarı üzgün konuşurdu. Söylenen söz kısa ve emirvari olurdu: Naciye, karnım aç bir şeyler getirsen! Böyle anlarda annemin yüzünü mutluluk duygusu sarar, bu koca bilgenin sonunda onun yardımına ihtiyaç duymasından anlaşılmaz bir övgü payı çıkartırdı. Ya da babamın tuvalete gitme ihtiyacı doğmuştur. O yıllarda bir kasaba görünümündeki Iğdır da bütün ahali tuvalet ihtiyaçlarını bahçe içinde uygun bir köşede inşa ettirilen tek odalı bir yapının içinde alaturka usule uygun olarak giderirdi. Azerilerin Aftafa, Kürtlerin Misin dediği bazen tenekeden bazen de ağır metal karışımından yapılan bir ibrikle bahçeye çıkılır aheste bir yürüyüşle tuvalete gidilirdi. Babam böyle anlarda ev ahalisinden kime ilk rastlarsa, Hele şu ibriği hazırla! der ve ön bahçeye açılan balkona çıkarak orada ibriğin kendisine sunulmasını beklerdi. Babam uzun boylu ve iri yapılıydı. Saçları kısa, dalgalı ve hep arkaya taralıydı. Saç modeli ve yüz hatları nedense bana hep sinema oyuncusu Kenan Pars ı andırırdı. Tanrının bahşettiği bu kusursuz fiziki özellikler ona yakışıklı bir erkek tanımını fazlasıyla hak kazandırabilirdi fakat onun asıl çekiciliği ne selvi boyunda ne de kusursuz yüz hatlarındaydı: O her şeyden önce son derece karizmatik ve bilge görünümlüydü. Çinliler, Buda nın kulakları gibi büyük ve uç memesi sarkık olanların bilge ruhlu olduğuna inanırlar. Belki de babamın bilgeliğinin bir sırrı da orada saklıydı: İnce uzun lotus yaprakları gibi yüzünün iki yanını boydan boya kaplayan kulakları ona alışılmışın dışında bir bilgelik ruhu veriyordu. Davranışları soyluluk emareti taşırdı. Yemek yemesi, içmesi ve konuşması adabı muaşeret kurallarını zorlayacak denli öz bilinçli ve kontrollüydü. Yarı-göçer bir Kürt aşiretinden böylesine ince ruhlu ve soylu davra- 95

5 nışlı bir centilmenin çıkmasına hep şaşırmışımdır. Babamın karizmasının asıl sırrı onun konuşma yeteneğinde saklıydı. Ana dili Kürtçe yi ve Türkçe yi kusursuz ve güzel konuşurdu. Babam sosyal ilişkiler kurmak ve onu korumak bakımından hem çok istekli hem de çok yetenekliydi. Zengin fıkra dağarcığı, etnik ve siyasi anekdotlarıyla herhangi bir insanı kendi karizma girdabına iter ve oraya düşen bir daha da oradan çıkamazdı. Babam giyim kuşamına son derece itina gösterirdi. Gençlik resimlerinde bunu açıklıkla görmek mümkün. Zamanın en moda elbiselerini giyinmiş, en iyi terzilerden diktirdiği takım elbiseleri gardırobunu süslemiş. Bu alışkanlığından bütün ömrü boyunca vazgeçmedi. Sabahları tıraşını olduktan sonra annemin bir gece öncesinden özenle ütülediği takım elbisesini bir İtalyan centilmeni gibi cakayla kendisine yakıştırır, dışarı öyle çıkardı. Iğdır ın diz boyu tozlu ve çamurlu yollarında inanılmaz çeviklik ve dikkatle yürür, gün boyu temiz kalmasını ustalıkla becerirdi. İlk Okuma Zevki Benim ilk okuma zevkim ne alfabeyle ne de okul kitapları ile olmuştur. Babamın her akşam eve tomar tomar getirdiği gazeteler, dergiler ve kitaplar bu görevi kendiliğinden üstelenmişti. Ünlü gazeteci Zekeriya Sertel ve bir grup arkadaşı 1932 yılında ciltlik Hayat Ansiklopedisini yayımlarlar. Cumhuriyet döneminin belki de ilk ciddi ansiklopedi çalışmasıdır. Babam daha gazetecilik yıllarında bu ansiklopediden 1934 İstanbul basımlı bir seriyi kitap koleksiyonuna dahil etmişti. Çıkan bir yangında bu koleksiyon büyük zarar görmüştü ama buna rağmen ciltlerin çoğu kullanılabilir haldeydi. Siyah sert kartondan cilt kapaklarının kenarlarında yangının bıraktığı sarı iz lekeleri ansiklopediyi olduğundan çok daha eski gösteriyordu. Babam bu seriyi kitaplığın en üstüne koyduğu için biz çocukların merak alanından uzaktaydılar. Zaten kalın ve ağır ciltler dışardan bakıldığında pek istek ve merak uyandıracak türden değildi yaşıma kadar bu ciltleri sadece yaşını başını almış, meslek sahibi kimselerin okuduğuna inanırdım. Bu inancım bir gün tamamen değişmişti. İlkokul 4. sınıfta Tarih dersi için ev ödev verilmişti. Her öğrenci bir konuyla ilgili bir tanıtıcı yazı hazırlayacak, sınıfta okuyacaktı. Benim payıma da Kanuni Sultan Süleyman ın Mohaç Meydan savaşı düşmüştü. Savaş kaç yılında olmuş, kimler arasında, nerede vb.. Gerekli bilgiler okuduğumuz Sosyal Bilgiler ders kitabında yoktu. Zaten öğretmenin amacı da bizi dış kaynaklar kullanmaya özendirmekti. O yıllar ne bir halk kitaplığı ne de okul kitaplığı vardı. Böyle bir araş- 96

6 Iğdır Sevdası tırmayı nasıl yapacaktım? Çaresizdim. Durumu anneme anlattım ve babamın yardımını istedim. Biz çocuklar babamızdan çekinir ve utanırdık. Annem de bunu bilir, isteklerimizi kendi gücü yettiğince babama iletirdi. Babamın odasına gider, eğer babam okumakla ve yazmakla meşgul ise bir kenarda oturup bekler, ilk fırsatta durumu özetlerdi. Babam çocuklarının okul çalışmalarına müdahale etmeyi sevmezdi. Ne veli olarak okula gider ne de ev ödevlerine yardımcı olurdu. Bunun tamamen çocuğun kendi öz sorunu olarak algılanmasını isterdi. Erzurum lisesini pekiyi dereceyle bitirmiş, hayatının iki üç yılını Iğdır Ortaokulunda Matematik ve Fen bilgisi öğretmeni olarak geçirmiş bir babanın çocuklarının eğitimine böyle uzak durmasını uzun yıllar anlayamamıştım, ta ki yaşam onu haklı çıkarıncaya kadar... Annem gözlerinde sevinç pırıltıları odayı girdi ve bana dönerek, Haydi gel! Baban ev ödevinde yardım edecek! dedi. Bu babamın bana bütün öğrenimim hayatım boyunca ilk ve son yardımı olacaktı. Elimde defter ve kitaplarım kutsal odanın kapısını açtım, korku ve saygı dolu ayakta dikili kaldım. Babam okuduğu kitabından başını kaldırdı. Sıkıntılı anlarında yaptığı gibi sağ elini kulağının arkasına atıp orada birkaç saniye tuttu, bana dönerek, Ne ödevi? diye sordu. Bildiklerimi ağzımda geveleyerek zorlukla anlatabildim. Ayağa kalktı biraz güç harcayarak üst raflardaki siyah ciltli ansiklopedilerden birine uzandı. Çekip çıkardı. Kimi sayfaları kopmuş ve sararmış olan koca kitabın sayfalarını ince uzun parmaklarıyla karıştırdı. Bir sayfada durdu. İşte oğlum! Bak hepsi burada yazılı dedi. Tekrar kitabının başına dönüp beni tamamen unuttu. Ansiklopediyi zorlukla taşıyarak odadan çıktım. Uzaktan soğuk ve kasvetli görünen ansiklopedinin renkli resimleri ve sararmış sayfaları beni gizemli bir yolculuğa götürmüştü. O günden sonra ciltleri elimden hiç düşürmedim. Babam bana balık vermemişti fakat balık tutmasını öğretmişti Bozkurt Dersi Iğdır Ortaokulu son sınıfında öğrenciydim. Sınıf arkadaşlarımın çoğu Azeri ydi. Azerbaycan ülkesi ve Turan ülküsü üzerine konuşmalar ve tartışmalar olur, milliyetçi marşlar okunurdu. Birkaç dakikalık teneffüs aralığında siyah tahtaya bozkurt resmi bile çizilirdi. En iyi arkadaşlarım Azeri ydi. Onların bozkurta olan tutkusu beni de etkilemişti. Resim defterimin bir köşesine bir bozkurt resmi çizmiş ve bir güzelce de renklendirmiştim. 97

7 Babam sabahları erkenden uyanır; tıraş olmak ve yüzünü yıkamak için çocukların yer yataklarında yattığı odaya gelir, bir köşede koca bir odun kütük üzerindeki mazot varilinden devşirme su tankından yıkanırdı. Okul kitaplarımız ve defterlerimiz ortalıkta dağınık dururdu. O gün her nedense resim defterim açık kalmış ihtişamlı bozkurt resmi gözler önüne serilmişti. Uyanıktım. Bir ara babamın hiçte alışık olmadığım bir dikkat ve ilgiyle bozkurt resmini seyre daldığını fark ettim. Birden derin bir suçluluk duygusu ile sarsıldım. Çok mahrem bir sırrımı ele vermiş gibi korkuya boğuldum. CHP ve sol çizgi için yıllarca sıkıntılı bir mücadele vermiş ve bu nedenle aşırı sağın boy hedefi durumuna gelmiş bir lider kendi öz oğlunun bu pervasızlığına sessiz kalmayacak diye düşündüm. Ama O hiçbir şey söylemedi. Küçük bir yüz aynasına bakaraktan tıraş makinesini köpüğe boğulmuş yüzünde gezdirdi. Sakin bir şekilde odadan çıkıp gitti. Ben bu sorunun artık kapandığına inanmıştım. Yanılıyordum. Soldan Sağa: Taşlıca köyü muhtarı Reşit Güven, Mücahit Hun ve Hamit Yalçın Bu olayı izleyen bir bayram günüydü. Ramazan veya Kurban bayramı. Bayramın birinci ve ikinci günleri geliş gidişler çok olur. İnsanlar telaş ve heyecan karışımı bir ruh haliyle birbirlerinin bayramını kutlar, yıllardır birbirlerinden uzak kalmışçasına derin hal hatır sohbetlerine dalarlardı. Bu temaşa üçüncü günden itibaren azalırdı. Bayramın son günlerinde uzak dağ köylerinden akrabalar gruplar halinde gelir heyecanı dinmiş misafir odamızı doldururlardı. Babam, kan bağıyla bağlı olduğu bu insanların hemen ayrılıp gitmesini istemezdi. Onca yolu çoğu zaman yürüyerek veya at sırtında gelmiş bu akrabalarla tatlı sohbetlere dalardı. Aşiret içi sorunlardan politikaya kadar her şey konuşulurdu. Böyle günlerde benim görevim misafirlere önce kolonya ve şeker, daha sonra çay ve baklava ikram etmekti. Bir gün konuşma dönüp dolaşıp politikaya gelmişti. Iğdır da yeni oluşan siyasi dengelere ilişkin bir konuyla ilgili olarak yaşlı amcalardan biri (Bekir Yalçın) babama dönerek, Niçin kurda tapıyorlar? dedi. Babamın yüz ifadesinden soruyu ciddiye aldığını anlamıştım. Bana dönerek, Oğlum, Tarih kitabını getir! dedi. İlk anda benim Tarih kitabımla bu soru arasında nasıl bir bağlantı var diye ikirciklendim. Getirdiğim Tarih kitabını eline aldı ve sanki sayfasını ezbere biliyormuş gibi bulduğu sayfayı sorunun sahibi amcaya göstermek için ayağa kalktı. Okur yazarı olmayan 98

8 Iğdır Sevdası yaşlı amca açılan sayfadaki bir resme dikkatle bakarken babam konuşarak koltuğuna geri geldi. Kurtlar, bir çok eski uygarlığın kuruluşuna ilham vermişlerdir. Elindeki resim Roma şehrinin ve dolayısıyla Büyük Roma İmparatorluğunun kurucusu iki kardeşin anneleri tarafından terk edilmesinden sonra nasıl bir dişi kurt tarafından beslendiğini gösteren temsili bir resimdir. Aynı şekilde Turancılar da Türk ırkının bir dişi kurt tarafından yol gösterilerek kurtarıldığına inanıyorlar. Bu cümleler babamın karakterini tam olarak ele veriyordu. Babam insanların etnik ve siyasi kimliklerine son derece saygılı idi. Dağ köylerinde dünyada olup bitenden habersiz yaşayan bir insana dahi doğru bilgiyi vermek için bu denli titiz davranabiliyordu. Çünkü o ruhunun gerçek derinliklerinde sınırsız bir tolerans ve hoşgörü ile doluydu. Onu korkutan cahil, bağnaz ve şımarık siyasal şiddetti. Yayla Günlerimiz Baba tarafından yarı göçer bir aileden geliyorum. Hayvancılık göçerlerin her şeyidir. Çok eski zamanlardan beri bölgedeki Kürt aşiretleri yazın sıcağından hayvanlarını korumak için yaylalara göçerler sığırımız vardı. Kışı Iğdır daki geniş bahçemizin uzak köşelerindeki ahırlarda geçiren inekler, yaklaşan sıcaklarla, Mayıs ayında yaylaya doğru yola çıkarlardı. Bu günler, babaannem ve annem neler yapılması gerektiğini beraber tartışır, gün boyu süren hummalı bir çalışmanın içine atılırlardı. Önce siyah kıl çadır depolandığı yerden çıkarılır, çimenler üzerine serilirdi. Çok eskimiş bölmeler yenileri ile değiştirilir, küçük delikler onarılırdı. Sıng denilen çadırı ayakta tutan uzun direkler sayılır, çadırın etrafını bir duvar gibi kapatan çitler yeni örgülerle sağlamlaştırılırdı. Bu hazırlık tamamlanır tamamlanmaz bir traktör ya da kamyon kapıya dayanır beş ay sürecek göçebe bir yaşam için neler gerekli ise yüklenilirdi. Bilir misiniz? Top mermisi niçin uzaklaşır Hayat ansiklopedisinin sayfaları arasında yıllarım geçti. Açmadığım, dokunmadığım sayfa kalmamıştı. İlgimi en çok resimler çekiyordu. Bir de her kırk elli sayfada tek bir sayfa olarak düzenlenmiş Bilir misiniz? deki sorulardı. Bu sayfada akla gelebilecek her soruya kısa bir cevap vardı. 99

9 Bu sorulardan hatırlayabildiklerim: Papağan konuştuğunu anlar mı?, İkisi de ot yedikleri halde niçin koyunların yünü, atların kılı vardır?, Balıkların niçin göz kapakları yoktur? vb. Her soruyu dikkatle okur kısa bir metin olarak eklenmiş cevabı mantık ölçülerime vururdum. Bu sayfalarından birinde şu soruyla karşılaşmıştım: Top mermisi niçin uzaklaşır? Alttaki kısa cevapta çok basit olarak bir topun nasıl işediği anlatılıyordu. Mekanizmayı tam olarak kavramıştım. Bu düşünceyi uygulamaya karar verdim. O yıllarda elektriğe ilgim çok fazlaydı. Her gün yeni bir şey icat etmekten mutluluk duyuyordum. Evdeki gömme dolaplar açıldığı zaman ışık veriyor, bahçe kapısı özel bir mekanizma ile açılıp kapanıyor bahçedeki tuvalet geceleri bile aydınlanıyordu!. Bu ünüm yakın aile çevresinde yaygın olduğu için bana bozuk radyo ve el fenerleri getiriliyor tamiri isteniyordu. Bir gün Hamit amcamın hanımı, Fatma yenge, halk arasında İran feneri olarak bilinen gerçekten de İran dan kaçak olarak getirilen beş pilli uzun bir el fenerini tamir için bana bırakmıştı. Epey uğraşmış fakat bir türlü fenerin kontak mekanizmasını seri çalışacak şekilde düzenleyememiştim. Oldukça uzun el fenerini bir köşeye atmış, dikkatimi başka uğraşılara çevirmiştim. Kendi topumu yapmaya karar verdiğim gün birdenbire bu el fenerini hatırlamış onun uzun kolunu bir top gibi kullanabileceğime karar vermiştim. Barut almak zor olmadı. Büyük torbalar içinde kiloyla satılıyordu. Peki, mermi olarak ne kullanacaktım? Bahçemiz de ki bostan henüz olgunlaşmamış irili ufaklı yeşil domateslerle doluydu. El fenerini ansiklopedinin tarifine uygun biçimde içine taş konmuş böylece patlamanın tepki gücünü dengeleyecek bir sandığın üzerine yerleştirdim ve iple sıkıca bağladım. Önce barutu sonrada sert, yeşil domatesi baruta yakın oturttum. Bir bez parçasını uzunca kesip barutla temasını kaybettirmeden birkaç metre gerisin geriye uzattım. Yaktığım kibrit, fitili hemen ateşledi, ortalığı yanık bir bez kokusu doldurdu. Ben heyecanla ateşin barutla temas anını bekliyordum. Birdenbire bir av tüfeğinin patlamasından çok daha kuvveti bir sesle irkildim. Korku ve sevinci aynı anda hissettim. Küçük domates fırlamış elli metre ilerideki ahırın beyaz kireçli duvarında patlamıştı. Sanki topu dünyada ilk ben icat etmişim 100 Soldan Sağa: Mehmet Hun, Ahmet Melek, Mücahit Hun, Süheyla Aksoy (Hun), Mehmet Emin Melek, Rabun Aksoy (oturan)

10 Iğdır Sevdası gibi gururlu edayla barut kokusuna boğulmuş halde zafer falsoları göndermeye devam ettim. Bütün bunlar olurken babam odasında yazı yazmakla meşgul imiş. Garip patlama sesleriyle irkilip arka bahçeye açılan balkona çıkmış, havadaki barut kokusuna bir anlam verememişti. Patlamanın geldiği yana doru hareketlenince göz göze geldik.yakayı ele vermiştim. Küçük kardeşim Leyla hemen ileri atıldı babama yaptıklarımı tek nefeste anlattı. Babamın ciddi yüzüne birdenbire tatlı bir gülümseme oturdu. Dikkat et oğlum! Barut tehlikeli olur! demekle yetindi. Korku? Iğdır ı Doğubeyazıt a bağlayan yolun 20 inci kilometresine yakın bir yerde birkaç yüz dönümlük bir arazimiz var. 60 lı yıllarda açılan ve Iğdır ı çepeçevre saran kocaman bir kanal bu araziyi tam ortasından ikiye bölerdi. Bu araziler tarıma elverişli olmadığı için ya mera olarak kullanılır, ya da barajdan (kanaldan) bir motopomp yardımıyla aktarılan Aras nehrinin lilli sularıyla çayır ekimi yapılırdı. Balyalanmış ve preslenmiş ot, Kars tan Trabzon a kadar alıcı bulurdu. Ailemizin geçim kaynağının bir kısmı da böylece sağlanırdı. Temmuz ve Ağustos ayının dayanılmaz sıcağında İtalyan Lombardi marka çayır biçer makinelerini, adam boyu yükselmiş çayırların içine sokar, benzin kokusunun ve kulakları sağır eden gürültünün eşliğinde ev ekonomisine katkıda bulunurduk. Böyle bir yaz günü çayırın orta yerindeki kuyudan su çeken motopomp arızalanmıştı. Babam beraberinde yeteneğine ve makineler konusundaki bilgisine herkesin saygı duyduğu Yusuf Beko adlı amcayı getirmişti. Yusuf Usta çok derin olmayan geniş ağızlı kuyunun içine girdi. Bir yandan motopompun etrafına göz atıyor, bir yandan da babamla tatlı bir sohbeti devam ettiriyordu. Konuşma nasıl bir yön aldıysa, babam, Hayatta üç şeyden korkmuşumdur dedi. Hep uzağında ve bir yabancı olarak büyüdüğüm babamın nelerden korktuğu beni ilgilendirmişti. Konuşmasına pür dikkat kesildim. Gençlik yıllarımda atla Alıköçek bir dağ köyü- mezrasında geziniyordum. Birden atımın huysuzlandığını ve terlediğini fark ettim. Atımı korkutan nedir, diye etrafıma bakınırken tam önümde beyaz bir yılanın kafasını kaldırıp beni izlediğini gördüm. Atın yönünü değiştirip gerisin geriye sürmek istedim. Yılan uçar gibi yer değiştirdi ve yine yolumu kesti. Yılanın her çeşidini görmüştüm ama böyle yarı uçanını ve saldırganıyla ilk defa karşılaşıyordum. Bu kez ben de at gibi anlamsız bir korkuya kapıldım. Cesaretimi 101

11 toplayıp atın yönünü tekrar değiştirdim ve ata hızlı bir tekme savurdum. Korkunun verdiği gerginlikle at dörtnala fırladı. Bu cehennemden kurtulmak için ikimiz de sabırsızlanıyorduk. Birkaç dakika tam hız yol aldık. Ben artık tehlikeden uzaklaştığımıza inandığım bir anda savrulan bir değnek gibi bir cismin omzumu sıyırarak geçtiğini fark ettim. Bu uçan beyaz yılandı! Atın yönünü bu kez hiç tereddüt etmeden yokuş aşağı çevirdim. Epey bir koşturmacıdan sonra ben ve atım kan ter içinde kalmıştık. O günden sonra yılanların her türünden korkar oldum. Bana korku veren diğer iki şey tabanca ve trafık kazasıdır. Okunan Kitaplar Babam kitap okumayı çok severdi. Bunca yıl sonra babamı hayalimde elinde bir kitap bir yandan önündeki masadan çok sevdiği tulum peyniri ile annemin ev tandırında pişirdiği lezzetli keteleri iç içe koyup yerken, diğer yandan kitabının sayfalarını özenle çeviren bir insan olarak hatırlıyorum. Böyle durumlarda dikkatinin bozulmasını istemez, yalnız bırakılmayı arzulardı. Annem bile küçük bir konuşma koparabilmek için çeşitli bahanelerle masanın etrafında dolaşır, kısa sorularla şehir havadislerini sorar, babamın ilgisiz kaldığını anlayınca da sessizce uzaktaki bir sandalyeye oturup, babamı seyre dalardı. Oda kapısının her açılışında, iri ve parlak gözlerini birkaç saniye kadar merakla gözlüğünün üzerinden bakarak kapıya çevirir, gelen ve gideni sayıyormuş gibi bir havayla ciddi bir yüz ifadesine bürünürdü. Sonra elindeki kitabın sayfalarına döner başka bir dünyaya yolculuk ediyormuş gibi etraftan uzaklaşırdı. Babam en çok biyografi ve otobiyografi kitaplarına meraklıydı. Özellikle yüzyıla damgasını vuran Stalin, Hitler, Roosvelt, Gandhi, Churchil gibi devlet adamlarıyla ilgili yazılmış her türden kitabı alır, zevkle okurdu. Şevket Süreyya Aydemir in Atatürk, İnönü, Enver Paşa ve Menderes le ilgili biyografi kitapları; Hasan İzzetin Dinamo nun Kutsal Barış, Kutsal İsyan serisi; Samet Ağaoğlu, Kazım Karabekir Paşa ve Dr. Rıza Nur un anı kitapları baş köşeye otururdu. Roman konusunda son derece seçiciydi. 19. yüzyılın büyük devleri Balzak, Dickens, Dostoyevski onu açmaz; daha çok Soljenitsin, Şolohov, Pasternak, Kazanackis gibi politik-sosyal içerikli kitaplara yönelirdi. Babamın kitaplarının raflarda sakin bir yaşamlarının oldukları söylenemezdi Askeri darbesini izleyen günlerdi Evi aranacaklar telâşına kapılanlardan birisi de babamdı. Aceleyle kitapları karıştırıyor, tehlikeli (!) 102

12 Iğdır Sevdası bulduklarını ağzını açık tuttuğum un torbalarına fırlatıyordu. Bunu da, onu da... diye kendi kendine mırıldanmasını bugün bile duyar gibi oluyorum. Torbalar bahçeye çıkarılıyor, orada açılmış derin bir çukura atılıyordu. Nemden çürümesinler diye de naylon örtülerle her taraftan kapatılıyorlardı. Kitap mezarlığı aile sırrı olarak saklanırdı. Birkaç yıl sonra birdenbire hatırlanıp da açıldığında sararmış ve yaprakları lime lime olmuş kitaplar kocaman bir sundurmanın altındaki bahçe ocağının yanında üst üste yığılacak, ocağı tutuşturmak için çıra gibi yavaş yavaş harcanacaktı. Kürsüde Babamı seçim kürsüsünde sadece bir kez gördüm yılı seçimleri olmalıydı. İlk okulda öğrenciydim. Şehir merkezine yakın ara bir sokakta telefon direklerine asılı hoparlörün birinden hiçte yabancısı olmadığım bir sesle irkilmiştim. Ritmik olarak yükselip azalan, tezahürat nedeniyle arada bir susan ses babamın sesiydi. Oldukça heyecanlanmış, hızlı adımlarla şehir merkezine yönelmiştim. İğdırmava ya giden yolun başında, Söğütlü kahvelerinin çevrelediği alanda büyük bir kalabalık vardı. Kürsüye yaklaştım. Babam sol eliyle mikrofonu tutuyor, boşta kalan sağ kolunu hararetle sallıyordu. Konuşması sona erince, bravo! sesleri eşliğinde kürsüden inip coşturduğu kalabalığın arasına dalıp kayboldu. Ağlarken 1974 yılının Ağustos ayında Iğdır trajik bir haberle sarsıldı. Çok sevilen Abdülbaki Barbaros bir trafik kazasında ölmüştü. Iğdır böylesine şok bir haberin ağırlığı altında suskundu. Ahali başsağlığı için ölü evine akın ediyordu. Ben de mahalleden arkadaşlarımla birlikte taziye yerine gitmiştim. Gün boyu kalabalığın arasında dolaşarak bu zamansız ölüm için üzülmüştük. Akşama doğru eve döndüğümde her yer ıpıssızdı. Böyle anlarda babamın kitaplarına heveslenir, sessizce odaya girer, rafları karıştırırdım. Kapıyı açıp içeri adımladığımda babamı iki eli şakaklarında hüngür hüngür ağlarken buldum. Benim varlığımı fark etmeyecek kadar kaybettiği arkadaşının üzüntüsüne boğulmuştu. Sessizce kapıyı kapatıp uzaklaştım. Tiyatroda Yatılı lise günlerimde babam birkaç kez beni okulda ziyarete gelmişti. Lise ikinci sınıfın ilk sömestrindeydim. Sonbahar yaklaşıyordu. İstanbul sisli ve yağmurlu günlerini yaşıyordu. Boğazın Ortaköy yakasında, 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en göz- 103

13 de binalarından birine kurulu Kabataş Lisesi, ciddi ve vakur bir eda ile yeni öğrenim dönemine devam ediyordu. İkinci katta, boğaz manzaralı, tavanı ve kapıları yüksek, iç dizaynı oldukça şatafatlı sınıfın kapısı Edebiyat dersinin orta yerinde açıldı. Babacan tavırlı nöbetçi hocamız içeri girdi. Gözlerini benden ayırmadan, ayakta elinde kitap dolaşan Edebiyat hocamıza bir şeyler fısıldadı. Mücahit ziyaretçin var! cümlesini duyduğumda yüreğimin hopladığını ve garip bir gurur duygusuyla dolduğumu hatırlıyorum. Bu benim gibi daimi yatılı bir öğrenciye verilebilecek en büyük ödüldü. Okuldaki öğrencilerin yarısı gündüzlü, yani ders bitiminde okuldan ayrılıp geceyi kendi ailesinin sıcaklığında geçirenler; diğer yarısı da yatılı, yani geceyi boğaza nazır geniş yatak odalarını dolduran iki katlı ranzalarda boğazın hırçın dalgalarını, vapurların ve yük gemilerinin acı böğürtülerini, bazen de bilinmeyen bir yerden yükselen hıçkırık seslerini dinleyerek geçirenler. Bu yatılı öğrencilerin önemli bir kısmı, evci yatılı yani hafta sonlarını aile içinde geçirenler oluştururdu. Benim de dahil olduğum daimi yatılılar demirbaş eşya gibi okulun bir parçasıydık. Cumartesi ve Pazar günleri dört beş saatlik şehir izni dışında okul kampusunu terk etmemize izin verilmezdi. Sınıftan çıkar çıkmaz gözüme Ağrı dağının beyaz zirvesi gibi, babamın kır saçları, ilişmişti. Uzatılan eli özlem ve saygıyla öperken o da alnıma dudaklarını değdirdi. O günü birlikte deli dolu geçirmiştik. Aksaray da, vitrininde kızarmış piliçlerin döndüğü bir lokantada öğle yemeğini yemiş; Piyerloti de salep içmiş; Çağaloğlu nda hemşehrimiz avukat Medet Serhat ı ziyarete gitmiştik. Bol balıklı bir akşam yemeğinden sonra da Altan Erbulak Tiyatrosunda günü tamamlamıştık. Korku mu? Şehir merkezini Baharlı mahallesine bağlayan yol; Asri Hamamın önünden geçer, içinde sık kavak ağaçlarının olduğu, halk arasında Meşe Kerem in Kalemeliği diye bilinen, geceleri insanı ürpertiye boğan sessiz ve karanlık geniş bahçenin yanından geçerek evimize doğru uzanırdı. Ta eskiden bu bahçe uğursuzluğa alamet sayılmış, sayısız hırsızlık ve cinayet olayına mekan olmuştu. Yanı başında, yıkık bir duvarla yoldan ayrılmış Mal meydanı vardı. Sabahları canlı hayvan borsasının kurulduğu, öğleden sonraları mahalle çocuklarına futbol sahası olan bu alanın bir ucu mezbahaya dayanırdı. Ruslardan kalma kocaman ve harabe bir binaya yerleşmiş mezbaha binasından 104

14 Iğdır Sevdası etrafa kan ve leş kokusu yayılırdı. Akşamları, ağır kokuyla soluyan karanlık sokakta tek başına yürümek korkuya meydan okumak anlamında gelirdi.. Sıradan bir insanın karanlık bastırdıktan sonra yüreğinin atışlarını dinleyerek geçeceği bu yolu, babam, siyasi cinayetlerin yoğunlaştığı ve kendisinin bir numaralı hedef olduğu zamanlar bile tek başına, koltuk altında gazeteleri, sanki bir şehrin geniş ve aydınlık sokaklarında yürüyormuş gibi adımlardı. Mahkeme tutanaklarına geçmiş nice itiraflar, elimizde silah Meşe Kerem in kalemeliğinde ya da Asri Hamamın arkasında Mecit Hun un gelmesini bekledik diye başlardı. O buna rağmen korkusuzdu. Azrail le anlaşma yapmış ve ne zaman öleceğini bilen insan gibiydi. Zifiri karanlık ortalığı doldurmuştu. Babamın dayısı oğlu, politikanın yükselen yıldızı Ali Yiğit, erkenden evimize gelmiş, hep birlikte babamı bekler olmuştuk. O gün yine önemli siyasi olaylar olmuş, günlük yaşamın huzuru bozulmuştu. Böyle anlarda evde tedirginlik artar; annem, sinirli ve düşünceli bir halde şimdi gelir diye söylenerek pencereden yolu gözlerdi. Az sonra kapının tokmağı vurulup, açılan kapıdan babam içeri girince, hepimiz rahatlamıştık. Kendisini dört gözle bekleyen ev halkının şaşkın bakışları arasında terliklerini giyinip odasına girdi. Ali Yiğit le oturup, annemin gün boyu özenle hazırladığı yemekleri atıştırmaya koyuldular. O anda hatırlamıyorum, annem mi yoksa Ali Yiğit mi babama sitem etti: Keşke bir taksiye binip de öyle gelseydiniz, yollar pek güvenilir değil dedi. Babam sofraya uzanmış eğik başını doğrultmadan, gülümsedi, Ölüm korkusu ile yaşamak bir insanın kendisine verebileceği en büyük cezadır. Böyle bir cezayı kendime vermeyi men ediyorum dedi. Bu söz bir cevaptan öte, bir yaşam anlayışını ele veriyordu. Gece Yarısı Misafiri 60 lı yılların ortalarına doğru Iğdır ı çevreleyen dağlar kendilerine kaçakcı ya da eşkıya denilen kanun kaçakları ile doluydu. Cafero, Toyut ve Ferzende bunların en ünlüleri idi. Kimi adam öldürmek gibi önemli bir suçtan, kimi kız kaçırma gibi olağan bir olayın bir aile dramına dönüşmesi yüzünden elinde mavzer dağların kuytularına çekilirlerdi. Sakin hayatlarında yoksul bir yaşam süren bu gönüllü kahramanlar, aşiret içi veya aşiretler arası bitmek tükenmek bilmeyen çatışmalarda istedikleri gibi taraf olurlar; yalnızlık dolu yaşamlarını renklendiren saygı ve para, böylece yanlarından eksik olmazdı. Bununla beraber, arada bir, dağlardaki vahşi rant yaşamına kendisini alıştıramayan veya gittikçe yaşlanan eşkıyalar adalete teslim olup yeni bir yaşama başlamak isterlerdi. Ya yaklaşan bir af 105

15 ümidi, ya da sıcak mahpus damlarını dağlara tercih duygusu onları saklandıkları yerlerden gün ışığına iterdi. Teslim olmadan önce belki cezalarını hafifletici bir unsur vardır diye, kendilerine yakın gördükleri insanlara fikir danışırlardı.bunlardan biri de babamdı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Garip seslere uyanmış, yatak odamızın loş bir köşesinde elinde mavzer pos bıyıklı bir amcayı oturur görmüştüm. Kemerine asılı paketler ve vücudunu dört yandan kuşatan fişeklikler mermiyle doluydu. Sakin edayla bağdaş kurmuş, elindeki mavzeri sağ dizine dayamış, annemin ikram ettiği çayı yudumluyordu. Tedirgin bir sesle annem Mecit birazdan gelecek, siz rahatınıza bakın dedi. Anlaşılan misafir az önce gelmişti. Babam pijamasının üstüne uzun bir yelek giyinmiş, mahmurlu yüz ifadesiyle içeri girdi. Kısa bir selamlaşmadan sonra anlamakta zorluk çektiğim Kürtçe yle konuşmalarını devam ettirdiler. Eşkıya amca, elindeki mavzerin sert görünümüne uymayan mahcup yüz ifadesiyle boynunu eğiyor, babama saygıyla, Siz nasıl isterseniz, Mecit Beg diyordu. Bazen de Allah için öyledir!, Allah için öyledir!, diyerek onaylıyordu. Bir ara her ikisi de kısa bir süre için sustular. Birden eşkıya amcanın, kesik hıçkırıklarla sarsıldığını, sakalına düşen gözyaşlarını eskimiş bir mendille sildiğini gördüm. Babam, Çocuk olma! Her şey düzelecek! deyip teselli etti. Yıllardır yalnızlığı yaşayan eşkıya amca, evinin sıcaklığına ve çocuklarına hasret, yorgun düşmüştü. Artık direnemiyor, teslim olmak istiyordu. Eşkıya amca, elinden hiç düşürmediği mavzeri ile açılan kapıdan gecenin karanlığına karıştı. Annemin, Mecit yardım et! sözlerini babam, Elbette, yarın avukat arkadaşlarla konuşup duruma hal çaresi bulacağız diye tamamladı. Babamın Ailesi Dedem Ahmed Şemo, babam evlenmeden önce vefat etmişti. Geride bıraktığı iki hanımı Zeynep ve Fatma ninelerimiz aile yaşantımızın ayrılmaz birer parçası olmuştular. Zeynep ninem, bir kız çocuğu doğurmuş, fakat aşiret yaşamının neredeyse zorunlu kıldığı ve dedemin çok arzuladığı oğlan çocuğu veremeyince de, kendi eliyle dedemi genç bir kızla, Fatma nenemizle evlendirmişti. Bu evlilikten, iki oğlan, altı kız dünyaya gelmişti. Zeynep ninemi, dört beş yaşındaki bir çocuğun hafıza gücüyle hayal meyal hatırlıyorum. Meşe ağacından yapılı, kırmızıya çalan ince bastonunun 106

16 Iğdır Sevdası üzerine abanarak yürürdü. Odaya girişinde bastonunu kapının yanındaki duvara dayar, yer yastığına kurulurdu. Çok sakin, sevecen ve neşeli bir kadındı. Oturduğu yerden kalkmak için ya biz çocuklara elini uzatırdı, ya da duvara dayalı bastonunu bizden isterdi. Bu görevi severek yapardım. Bir gün evimizin önüne gelen kocaman bir kamyonun üzerine bindirip götürdüler. Bu onu son görüşümdü. Anlattıklarına göre Zeyno ninemin yüreği bir çocuğunki gibi safmış! İnsanlar arasında ayrım yapmaz, kıskançlık, kin gibi duygulardan uzak sade bir kadınmış. Onun saflığına ilişkin bazı hikayeler anlatılır, gülerek yad edilirdi. Bunlardan birisi bunca yıl hala hafızamın bir köşesinde ilk anlatıldığı gibi saklı kalmış: 1900 lü yılların başında, Adetli köyü Rus yönetimi altında iken, bir sonbahar günü yöredeki aşiretler arasında yaralama olayları olur. Rus jandarmalar ev ev arama yapıp silah toplarlar. Dedem elindeki mavzeri kaptırmaya niyetli değildir. Soba borusunun içine saklar. Şüphe çekmemek için de tezek sobası yakılır, içine ıslak tezekler konur. Soba alevsiz bir dumanla yanar; çıkan dumanlar, içinde mavzerin saklı olduğu borudan geçerek bacada tüter. Jandarmalar evi köşe bucak ararlar, bir şey bulamayınca gitmeye hazırlanırlar. Zeyno nenem ileri atılır, İsterseniz boruların içine bile bakabilirsiniz! demiş. Dedemin benzi solmuş, yüreği sıkışmış. Bereket, ateşle barutu bir arada hayal edemeyen jandarmalar, bu sözleri gülerek karşılamışlar. Çıkıp gitmişler. Fatma ninemiz bısk denilen kılları uzun küçük bir yer halısının üzerine kurulur, elinden düşürmediği Bahar veya Yenice sigarasını hızlı hızlı içerdi. Gittikçe yaşlanan bedeni hareketlerini sınırlandırır; zorlukla abdest alır, namazını kıldıktan sonra mavi gözleri ışıl ışıl ev halkını seyre dalardı. Kuvvetli hafızası vardı. Annemle sohbet ederken, Sütün ateşini söndürdün mü, çobanlara yemek verdin mi? diyerek birşeyleri hatırlatırdı. İnek sağma, yoğurt mayalama, peynir ve tereyağı imalatı, tandırda ekmek pişirme, çamaşır yıkama, elbiseleri ütüleme, yemek pişirme gibi olağanüstü bir iş sorumluluğu altında bunalan annem için bu hatırlatmalar çok önemliydi. Babaannem Türkçe konuşamazdı. Basit cümleleri anlar, fakat Kürtçe cevaplardı. Arada bir çocuklar etrafını sarar, Benim ismim Fatma cümlesini Türkçe olarak söylemesini isterdik. Önce kesinlikle reddeder, ısrarlara dayanamayıp, hepimizi güldüreceğini bildiği garip bir ses tonuyla, Türkçe konuşmaya çalışırdı. 107

17 Hamit Amcam Hamit amcam, müstesna bir karakterdi. Edebiyattan tarihe, felsefeden dine, karikatürden nüktedanlığa bütün konularda söz sahibiydi. Çizdiği karikatürler inanılmaz derecede gerçekçi olur, hedef alınan kimseyi bir daha ilhak olmayacak şekilde halkın gözünde alaşağı ederdi. Hamit Hun un kalemine düşmektense, bir kurşuna hedef olmak daha hayırlı idi. Amcam her büyük şair gibi sofra düşkünüydü. Yemekler onu neşelendirir, kıpırdayan iştahı parmaklarını hareketlendirir ve açılışı beklemeden sabırsızca yemeklerden atıştırırdı. Yemek faslı hızla geçer, çay bardaklarının sıcak rengi ve yayılan ince buhar, sihirli bir şekilde ruhunu okşar, bu kez de ruhunun açlığına esir düşerdi. İçine çağlayan gibi dolan duygular patlar, izin falan dinlemeden, Ömer Hayyam dan Yahya Kemal e dünya şiir antolojisinden mısraları kendine özgü gür sesiyle okurdu. Eğer Osmanlıca bilmeyen veya şiirin taşıdığı mecazi anlamı yakalayamayan olursa, duraklar, kısa bir açıklama yapardı. En çok da nüktedanlığı ve hazır cevaplığıyla aranırdı. Konuştuğunda etraf pür dikkat kesilirdi. Anlatılan her fıkra söylenen her söz hafızalara kazınır, bir kasırga gibi meclisleri dolaşırdı. Kendi öz yaratısının ve hayal gücünün eseri olan fıkralar çoğunlukla doğaçlama ortaya çıkar, aktüel bir soruna yada konuya referans olurdu. Hastalık Zamanı Babam nadiren hastalanırdı. Hafif ve orta halli grip durumlarında bile, rutin yaşamını aksatmaz, erkenden kalkar, kendisini bekleyen sosyal ve siyasal yaşamın canlılığına ve cazibesine koşardı. Ancak bazen salgın hastalığın herkesi yokladığı soğuk günlerde şiddetli gribe yakalanır, boylu boyunca yatağa düşerdi. Annem telaşla odadaki odun sobasını yakar, maviye boyalı kocaman çinko çaydanlığımızı üzerine yerleştirir, kapağını da yarım aralardı. Kaynayan su buharlaşıp odayı doldurur, içerisi hamamdan farksız olurdu. Bu sıcağa ve üzerine örtülen yün yorganlara rağmen babam, hala soğuktan titrermiş gibi uzanırdı. Tedavinin ilk adımına annem karar verirdi. Ciddi ifadeyle Babanız hasta! der, bütün ev halkını tedavi için ayaklandırırdı. Herkes böyle bir günde görevinin ne olduğunu iyi bilirdi. Elimde paslı teneke, kalorisi yüksek koyun tezeklerini sobanın yanı başına taşır, üst üste yığardım. Sonra da bir sandalyeye oturup, ateşin sönmemesi için elimde maşa sobayı karıştırıp dururdum. 108

18 Iğdır Sevdası Birisi, küp denilen seramikten koca bir kupayı elinde tutar, dikkatle ayakta beklerdi. Annem doktor kararlığıyla babamın sırtını açar, yemek tabağı büyüklüğünde parmak kalınlığında hazırlanmış hamuru omza yerleştirir, içi tuz dolu ucu gazyağına banmış bez fitili hamurun ortasına yerleştirip ateşlerdi. Fitilden, kesif ve gazyağı kokulu siyah bir duman yükselirdi. Alevin yükselmesiyle kupayı ters çevirip, fitili kapatır; tüm ağırlığıyla kupaya abanır, beş on saniye öylece tutardı. Alev oksijeni tüketir, hava boşluğu küpü sıkıca deriye bağlardı. Böyle anda ağrının dayanılmaz olduğunu bilirdim. Babam,- Yeter Naciye! derdi ama annem, Olur, olur! diyerek zaman kazanmaya çalışırdı. Küpün ne kadar uzun süre kalsa, o kadar etkili olacağına inanırdı. Böylece beş altı siyah yada koyu kahverengi leke babamın sırtını süslerdi. Limonlu çaydan sonra, babam, tam anlamıyla baygın, derin uykuya dalardı. Eğer ateşi hala yüksek ve sayıklıyorsa, ayak ucuna toplanır, sırayla, nasırı olmayan iyi bakımlı ayaklarına masaj yapardık. Mantık Adamı Babamın bir insana verdiği değer, onun ne parasına, ne mevkisine ne de akrabalık ilişkisine dayanırdı. Aradığı tek koşul, tek kelimeyle mantık idi. Mantık ölçülerine uymayan her söz, her davranış onun kaşlarını çatar, Yahu, biraz mantıklı olun! Mantıksız mantıksız konuşmayın demesine neden olurdu. Fayton Sefası Babamın en severek bindiği taşıt aracı faytondu. Bunu yüzündeki mutluluktan anlamak mümkündü. Koltuğa özenle kurulur, iki dirseğini bacaklarına dayar, ellerini birbirine kavuştururdu. Öne eğik kafası, at nalının ritmine uygun sallanırdı. O bu şekilde kendisini, gözlerinin önünden yavaşça akıp giden manzaraya kaptırır, evleri ve insanları sağlı, sollu izlerdi. Arada bir sigara paketine uzanır, bir elinde tüten sigarası, diğerinde çakmağı ya da kehribar tespihi, tatlı düşüncelere dalardı. Parke taşlar üzerinde patlayan nal sesleri ve çalan klakson ruhunu okşar, onu dinlendirirdi. Bu yalnızlığı çok sürmezdi. Bir zevki başkalarıyla paylaşmak isterdi. Sürücüye Hele bir yavaşla! der, bir tanıdığı içeri davet ederdi. Çocukluk yıllarımda, yaygın binek aracı faytondu. Acil durumlarda rağbet edilen birkaç taksiyi saymasak, faytonlar köşe başlarını tutardı. Yazın, atları güneşinin yakıcı sıcağından korumak için, faytoncular, ana caddenin iki yanına, kocaman karaağaçların gölgesine dizilirlerdi. Bu da yetersiz kalın- 109

19 ca, şehir merkezini geçip Iğdırmava ya uzanan dereye yakın park ederlerdi. Bunun için de en uygun yer, eski polis karakolunun önü ya da köprünün iki yanıydı. Fayton, taksi gibi müşterisini hazır beklemezdi. Nihayet atta bir canlıydı, deh denilmeden önce biraz ilgi isterdi. Ya karnı acıkmıştır; bu durumda, koşumları gevşetilir, kafasına içinde saman ve arpa, yem torbası geçirilirdi. Açılıp kapanabilen körükleri, usta nakkaşların elinden çıkmış rengarenk desenleriyle faytonlar, atların gururlu tırıs adımlarıyla sokakları dolaşır dururlardı. Biz çocukların en büyük eğlencelerinden birisi, sürücüye ilgimizi belli etmeden, iyi aile terbiyesi görmüş çocuk havasında yol kenarında yürürdük. Sürücü gözden kaybolunca faytonun arkasından koştururduk. Marianne ve Mücahit (Hawaii 1993) Eğer, dikenli telden bir kapatma yoksa, arka tekerleri bağlayan uzun kollar üzerine oturur, bedava bir yolculuk yapardık. Çoğu zaman bu zevkimiz uzun sürmez, çocuklar, Emmi arkada adam var! diye bağırarak ihbar ederdi. Yüzümüzde şaklayan kamçıya aldırmadan tutunmaya çalışır, dayanamayınca da vazgeçip kendimizi tozlu yola bırakıverirdik. Bir gün körükleri kapalı bir fayton mahallemize doğru yol alıyordu. Bir grup kafadar, sürücüyü tongaya düşürüp arkaya tünemiştik. Fayton, dört beş çocuğun ağrılığıyla arkaya meyl etmişti. Durumu çakan tecrübeli sürücü seri halde kuvvetli kamçıları iki yandan şaklattı. Hepimiz şapır şupur yolun ortasına dökülmüştük. Yerden, toz toprağın içinden doğrulup sürücüye küfrediyor, faytonun siyah renkli körüğüne taş yağdırıyorduk. Fayton hızlanınca, biz de hızlandık. Yavaşlayınca biz de yavaşladık. Sürücüye iyi bir ders vermeye kararlıydık. Fayton evimizin önünde durdu, içinden babam çıktı. Babam tedirgingözlerle kızgın gençlere bakınca göz göze geldik. O an nasıl da utanmıştım Tanrım! Gazetecilik Gömme dolaplarda ya da ambarın karanlık köşelerinde hep garip me- 110

20 Iğdır Sevdası kanik aletler üst üste yığılı olurdu. Merakla izbe köşeleri karıştırır, aletleri incelerdim. 50 li yıllarda satın alınan traktör ve ot biçme makinesinin paslanmış parçaları; kulübe ait buzdolabı, meyve sıkma makineleri, anlam veremediğim daha nice aletler sanki ailemizin ekonomik tarihini gizliyordu. Bu aletlerin en gizemlisi gömme dolabın en üstünde, naylon örtüye sarılı teksir makinesiydi. Kimsenin etrafta olmadığı zamanlar, yasak bölme ye kaçamak yapar, örtüyü sıyırır, merakla incelerdim ama hayal gücüme rağmen ne olduğunu anlayamazdım. Bu merakım bir gün babam elinde ispirto şişeleriyle gelinceye kadar devam etti. Babam odasına geçip masanın üzerindeki kitapları, sigara tablasını bir kenara koydu. Teksir makinesini indirip temizledi. İspirtoyu hazneye boşaltıp ince plastik bir hortumu makineye bağladı. Daktiloda yazılmış kağıdı silindire sarıp, bir tomar kağıdı diğer uca yerleştirdi. Kolu dönderince, makinenin içinden geçen kağıtlar üzerlerinde mavimsi yazılarla çıkmaya başladı. Ayrıntılara o kadar dikkat etmiştim ki, ne zaman fırsat bulsam teksir makinesini çalıştırır, kendimce bir gazete çıkarırdım. Mahalle dedikodusunu yazar, direğe asardım. İnönü Sevgisi Babamda nerede ve nasıl başladığını bilmediğim İnönü sevgisi vardı. Daktilo kağıdı büyüklüğünde çerçeveli İnönü portresi odamızın duvarından eksik olmazdı. Resim, sol alt köşede İnönü nün dolmakalemden çıkmış bir imza taşırdı. Politikanın değişen rüzgarlarıyla bu resmin yanına arada bir başka liderlerin portreleri de eklenir veya inerdi ama İnönü gözden düşmezdi. Futbol Dayımızın Iğdır a gelişi sevinç ve heyecana neden olurdu. Dört kız kardeşi, sayısız yeğeni, anne babası, kısacası tüm ailesi, onun yolunu merakla beklerdik. İstanbul daki yaşamıyla ilgili haberler aile konuşmalarını renklendirirdi. Onun ardından öylesine sevgi ve özlemle konuşulurdu ki gelmeden haftalar önce, nerede ve hangi yatakta yatacağına, hangi gün hangi kardeşin evinde misafir edileceğine özenle karar verilirdi. O yıl dayımız gittikçe kalabalıklaşan yeğen ordusuna hediye olarak kocaman bir top getirmişti. Meşin top, koyu Beşiktaşlı dayımın sevdiği siyah beyaz renkteydi. Benim gibi 6-7 yaş grubundakilerin topa dokunmasına izin verilmezdi. Büyükler sokak aralarında oynar biz de seyrederdik. Bir gün top kamyon tekeri altında patladı. Dikişler açıldı, iç lastik 111

21 boydan boya yarıldı. Mahalle gençleri yasa boğulmuştu. Tamiri mümkün olmayan top bahçenin bir köşesine atıldı. İşte benim futbola ilgim bu deri yığınını sahiplenmemle başlamıştı. Yırtık parçaları tomar yığını halinde bağlıyor, yaşıtlarımla sağa sola tekmeliyorduk. Futbola ilgimiz artınca baba cebinden aşırdığım parayla plastik top aldık. Futbol birdenbire hayallerimi ve enerjimi en çok severek verdiğimiz bir oyun olmuştu. Bu tutku sorunsuz değildi. Komşular bağ, bahçe ve hayvancılıkla uğraşırdı. Toprakların ekimi, sulanması, hasat bozumu, hayvan bakımı, ahır temizliği, günlük alışveriş gibi sonsuz angarya çocukların üzerindeydi. Halbuki biz çocuklar futbolu her şeye tercih ediyorduk. Okulu zaten unutmuştuk. Böyle olunca ev ortamında kavga ve ceza kaçınılmazdı. Ben de kaçamadım: Yine bir gü akşam karanlığına uzayan maç sona ermiş; aç, yorgun eve dönmüştüm. Kapıyı açıp içeri girdiğimde annem kartal hışmıyla üzerime çöktü. Güçlü ve nasırlı ellerini boğazıma yapıştırdı. Kalbimin şıp diye duracağını zannetmiştim. Benzim solmuş, annemin elinde iki kat yere yığılmıştım. Bir fırsatını bulup pencereden atladım, ahırlara sığındım. O günden sonra futbol tutkuma bir çeki düzen vermek zorunda kalmıştım. Ve ismim kendimden önce doğar... Herkesin isminin bir hikayesi vardır. Benimkinin de öyle... Türk Dil Kurumu Mücahit kelimesini şöyle açıklar: Bir ülkü uğruna mücadele eden kimse Evet doğrudur bir ülkü uğruna mücadele edip durdum o da ismimi doğru telaffuz ettirme çaba ve gayreti oldu! Fransa da Mişel, Amerika da Mayk, Rusya da Mikail, Almanya da Muca vs. takma adlarını kullanarak Mücahit ismini rafa kaldırmak zorunda bırakıldım. İsmimin telaffuz zorluğu yetmezmiş gibi anlam olarak politik bir dünya görüşüne referans yapar. Eğer Türkiye de isem Mücahit Erbakan gibi sloganlardan dolayı bana yakıştırılan siyasi kimlik radikal İslamcılık tır. Düşünün daha hiçbir şey konuşmadan size bir siyasi kimlik verilmiştir bile! Kısacası Mücahit ismiyle hiçbir zaman barışık olamadım yılının Ocak ayında babam rahatsızlanmıştı. Bu nedenle Ankara ya gelmiş, babamla beraber olmuştum. Bir fırsatını bulup sormuştum: Mücahit ismini niçin verdiniz? Oğlum sana bu ismi İnönü verdi, diye cevaplamıştı. Bende ayrıntısını sormamış, bu bilgiyle yetinmiştim. 112

22 Iğdır Sevdası Kitap çalışmasına hazırlık yapmak için Iğdır a gitmiştim. Akrabam Şevket Aktaş amcamla sohbet ederken, bana sormuştu: Mücahit ismini size kim verdi, biliyor musunuz?. Evet, İnönü, dedim. Peki bunun hikayesin de biliyor musun? diye sorunca yüreğimin hopladığını hissetmiştim. Mele Şevket hikayeyi anlattı: Yıl 1957 veya 58 olmalıydı. Mecit Bey, partili arkadaşlarıyla CHP genel merkezine İnönü yü ziyarete gider. Konuşmanın bir yerinde İnönü, Mecit Beye döner, fakat sürç-i lisan edip, Nasılsınız Mecit Bey? yerine Nasılsınız Mücahit Bey? der. Etraftakiler Paşayı düzeltir. Mecit Bey, İnönü yü çok sevdiğinden orada, Efendim bir oğlum daha olursa adını Mücahit koyacağım diye söz verir. Adnan Şur ve Alettin Bayat İki çocukluk arkadaşım yüreğimde ayrı bir değere sahiptirler: Adnan Şur ve Alettin Bayat. Adnan Şur; Iğdır ın renkli tellâlı, köşe başlarının davetsiz misafiri, her gönlü hoş eden tok sedalı Mehmet Şur amcamın en büyük oğlu idi. Dostluğumuz futbolla başlamıştı. Ona kalecilik sanatının inceliklerini ben öğretmiştim. Ayaklar yerden kesik panter gibi havada uçmayı, rakip santrforun ayağına ölümüne atlayışı, penaltı hilesini ve daha nicesini... O çırak olup ustayı geçti. Uzun güçlü parmakları, güçlü fiziğiyle geçilmez bir kaleci olup çıkmıştı. Sonraki yıllar Iğdır Spor Kulübü, milli maçlar için kalesini birçok kez Adnan a teslim etmişti. Adnan ın yüreği sanatla yoğrulmuştu. Ablası Nuran ın karakalem çalışmasına ilgi duymuş, bu alandaki yeteneğini kanıtlamıştı. Müze duvarlarını süsleyecek güzellik ve estetikle portre çalışması yapar, sanatını bizimle paylaşırdı. İlgiden mahzun Adnan, boş durmaz, kendisi gibi karakalem çalışması yapan arkadaşlarını yarışmaya davet ederdi. Resimlerin gösterileceği yarışma mahali olarak çoğu kez mal meydanı tayin edilirdi. Aralarında benim gibi masum birkaç mahalle çocuğunun seçici kurulu oluşturduğu yarışma heyecanla başlardı. Özenle katlanmış kartonlar açılır, dev portreler gözlere takdim edilirdi. Adnan, hep kazanan taraf olurdu. Yıllar geçmiş, gençlik çağına ermiştik. Liseyi İstanbul da yatılı okuyunca Iğdır dan uzak kalmıştım. Ancak yaz tatillerinde gidebildiğim Iğdır da, fırsat buldukça Adnan la kol kola girer, Barakalar diye tabir edilen, deprem evlerinin kümeleştiği Baharlı mahallesinin bir ucuna doğru yol alır, kalabalık bir aileyi kucaklayan mütevazı evlerinde bir odaya kapanırdık. Anneleri Sebi- 113

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

6 YAŞ NİSAN AYI BÜLTENİ .İLKBAHAR HAFTASI .SAĞLIK HAFTASI .POLİS TEŞKİLATI HAFTASI .23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

6 YAŞ NİSAN AYI BÜLTENİ .İLKBAHAR HAFTASI .SAĞLIK HAFTASI .POLİS TEŞKİLATI HAFTASI .23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI 6 YAŞ NİSAN AYI BÜLTENİ.İLKBAHAR HAFTASI.SAĞLIK HAFTASI.POLİS TEŞKİLATI HAFTASI.23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI YARATICI ETKİNLİK: İlkbahar konumuz ile ilgili artık malzemelerden(su şisesi,pul,boncuk

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar?

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? 5 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile nedir? Aileyi oluşturan bireylerin

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

Siirt'te Örf ve Adetler

Siirt'te Örf ve Adetler Siirt'te Örf ve Adetler Siirt'te diğer folklor grupları gibi örf ve adetlerde ke NİŞAN Küçük muhitlerde görülen erken evlenme adeti Siirt'te de görülür FLÖRT YOK Siirt'te nişanlıların nişandan evvel birbirlerini

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN OKULLARI GÜNLÜK EĞİTİM PROĞRAMI 6YAŞ 20.EKİM.PAZARTESİ-25.EKİM.CUMA

Ö.Ç BİLFEN OKULLARI GÜNLÜK EĞİTİM PROĞRAMI 6YAŞ 20.EKİM.PAZARTESİ-25.EKİM.CUMA 20.10.2014 PAZARTESİ Ö.Ç BİLFEN OKULLARI GÜNLÜK EĞİTİM PROĞRAMI 6YAŞ 20.EKİM.PAZARTESİ-25.EKİM.CUMA Türkçe Dil Etkinliği: Sağlıklı olmak için neler yapıyoruz? Nasıl sağlıklı olabiliriz? Soruları sorularak

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz.

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. YARATICI OKUMA DOSYASI En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. MAVİŞ Mavişe göre Dünya nın ¾ nün suyla kaplı olmasının nedeni nedir?...... Maviş in gözünün maviden başka renk görmemesinin

Detaylı

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman:

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman: Hafta Sonu Ev Çalışması BALON Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını izleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl

Detaylı

2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÖZEL KIRAÇ ANAOKULU DEĞERLER EĞİTİMİ AİLEMİ,ARKADAŞLARIMI VE HAYVANLARI SEVMEK TEMASI FAALİYET SONU RAPORUDUR

2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÖZEL KIRAÇ ANAOKULU DEĞERLER EĞİTİMİ AİLEMİ,ARKADAŞLARIMI VE HAYVANLARI SEVMEK TEMASI FAALİYET SONU RAPORUDUR 2014-2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÖZEL KIRAÇ ANAOKULU DEĞERLER EĞİTİMİ AİLEMİ,ARKADAŞLARIMI VE HAYVANLARI SEVMEK TEMASI FAALİYET SONU RAPORUDUR 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılı Özel Kıraç Anaokulu Değerler Eğitimi

Detaylı

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce ÖDEV- 3 ADI SOYADI:.. HAYAT BİLGİSİ Tırnaklar, el ve ayak parmaklarının ucunda bulunur. Tırnaklar sürekli uzar. Uzayan tırnakların arasına kir ve mikroplar girer. Bu yüzden belli aralıklarla tırnaklar

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 01-05 HAZİRAN 2015 01 HAZİRAN PAZARTESİ SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ AYIN TEMASI: OKULUM BEN KİMİM? *Kendi isimlerimizi söyleyerek, arkadaşlarımızla tanışma. *Sınıfımızı ve öğretmenimizi öğrenme. *Arkadaşlarımızın isimlerini öğrenme. *Okula

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI Güneşli bir günün sabahında, Geyikçik uyandı ve o gün en yakın arkadaşı Tavşancık ın doğum günü olduğunu hatırladı. Tavşancık arkadaşlarına her zaman yardımcı oluyor, ben

Detaylı

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU PAPATYALAR SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU PAPATYALAR SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU PAPATYALAR SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası(10 Aralık) Yeni Yıl (31 Aralık-1 Ocak) Yerli malı Haftası SERBEST ZAMAN ETKİNLİKLERİ

Detaylı

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı?

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? Ve orada kötü kalpli olarak gösterilen Pers İmparatoru Darius u Diğer ismiyle Dara yı Tarih 300 lü yılları gösteriyor. Ama İsa henüz doğmamış.

Detaylı

AYLIK BÜLTEN MAYIS 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI

AYLIK BÜLTEN MAYIS 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI AYLIK BÜLTEN MAYIS 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI OKUL KURUCUMUZ : ASİYE ÖZTÜRK OKUL MÜDÜRÜMÜZ : F.BİLGE ÖZALP ANAOKULU BİRİMİ HAZIRLIK SINIFI ÖĞRETMENİ : TÜLAY DÖNMEZ 5 YAŞ SINIFI ÖĞRETMENİ : GÜLAY ÇELİKOK

Detaylı

I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri)

I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) I. BÖLÜM Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) Marifet, bize yâr olmayan sevgiliyi kalbimizin içinde öldürmek! İşte en haklı, en masum,

Detaylı

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır.

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır. 30.10.2015 DENİZATI ndan Herkese Merhaba! Haftanın ilk günü sohbet saatimizde herkes hafta sonu neler yaptığını anlattı. Duvarda asılı olan Atatürk resimlerine dikkat çeken öğretmenimiz onu neden asmış

Detaylı

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer,

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY Anneciğim ve Babacığım, Mektubunuzda sevgili bebeğinizin nasıl olduğunu sormuşsunuz, hımm? Ben gayet iyiyim, sormadığınız için

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

AYLIK BÜLTEN NİSAN 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI

AYLIK BÜLTEN NİSAN 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI AYLIK BÜLTEN NİSAN 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI OKUL KURUCUMUZ : ASİYE ÖZTÜRK OKUL MÜDÜRÜMÜZ : F.BİLGE ÖZALP ANAOKULU BİRİMİ HAZIRLIK SINIFI ÖĞRETMENİ : TÜLAY DÖNMEZ 5 YAŞ SINIFI ÖĞRETMENİ : GÜLAY ÇELİKOK

Detaylı

Deprem anında neler yapmalıyız?

Deprem anında neler yapmalıyız? On5yirmi5.com Deprem anında neler yapmalıyız? Evde, arabada, iş yerinde, sinemada, metro ve otobüslerde depreme yakalandığımızda neler yapmalıyız? İşte yanıtı... Yayın Tarihi : 26 Şubat 2014 Çarşamba (oluşturma

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Ali Aydın ALİ AYDIN Ali Aydın Hayatım 236

Ali Aydın ALİ AYDIN Ali Aydın Hayatım 236 ALİ AYDIN Iğdır da 40 lı veya 50 li yıllarda resim çektirmişseniz fotoğraf büyük ihtimalle Musa ve kardeşlerin imzasını taşıyordur. Iğdır a stüdyo anlamında ilk fotoğrafçı dükkanını kuran Aydın kardeşler,

Detaylı

VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM

VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM ÜNİTE 1 VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ - 1 Ad :... Soyad :... Vücudumuzu ayakta tutan, hareket etmemizi sağlayan ve bazı önemli organları koruyan sert yapıya iskelet denir. İskelet

Detaylı

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI 1 31 MART TEMA ÇALIŞMALARIMIZ Merakla ve sabırsızlıkla ilkbaharı bekliyoruz..gelir umuduyla.. Bu ay temamız İlkbahar.. Kışı gördük, iliklerimize kadar yaşadık aylardır..

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 03.11.2014 PAZARTESİ Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı. Müzik eşliğinde öğretmenin yönergelerine uygun ısınma hareketleri yapıldı.

Detaylı

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 2002 yılından beri Koç Üniversitesi nde lisans ve lisansüstü toplam 16 farklı dersi, 35 farklı şubede anlattım. 8-10 kişilik küçük sınıflara

Detaylı

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın!

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! Kendini Tanıma Testi Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! İnsanlar sizin hakkınızda sandığınızdan farklı izlenimlere sahip olabilir. Gerçekten nasıl algılandığınızı siz de bilmek istemez misiniz? Bu teste

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

Aşşk Kahve ve Laduree

Aşşk Kahve ve Laduree Aşşk Kahve ve Laduree Daha önce adını çok duyduğum; ama bir türlü gidemediğim Aşşk Kahve ye nihayet gitmeyi kafaya koydum. Hafta sonları sahil yolu çok kalabalık olduğundan eşimi ikna edip o yola sokamıyordum.

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

Türkçe. 1. Hafta. 1. Sınıfı Hatırlıyorum. 1 Bilgin, hangi özellikleriyle övünürmüş? 2 Bilgin, ne yapmaktan hoşlanmazmış? 3 Bilgin, nasıl bir çocukmuş?

Türkçe. 1. Hafta. 1. Sınıfı Hatırlıyorum. 1 Bilgin, hangi özellikleriyle övünürmüş? 2 Bilgin, ne yapmaktan hoşlanmazmış? 3 Bilgin, nasıl bir çocukmuş? 1. Sınıfı Hatırlıyorum Türkçe 1. Hafta Aşağıdaki metni iki defa okuyunuz. Verilen soruları cevaplandırınız. BİLGİN Bilgin, sürekli açıkgözlülüğü ile övünen bir çocuktu. Sinemada bilet alırken, otobüs,

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN

Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN Cömert, cefakâr, cana yakın bir insandır Musa Doğan (1923-1992). Dostlarını seven; vefa ve yardımını kimseden esirgemeyen örnek bir insandır o. Siyasete il genel meclisi

Detaylı

İSTEK ÖZEL ULUĞBEY ANAOKULU OKUANAOKULU

İSTEK ÖZEL ULUĞBEY ANAOKULU OKUANAOKULU İSTEK ÖZEL ULUĞBEY ANAOKULU OKUANAOKULU 2012 2013 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI KASIM KONULAR AYI VELİ BÜLTENİ KONULAR A) 10 KASIM ATATÜRK Ü ANMA HAFTASI 1) Atatürk ün Hayatı 2) Atatürk ün Yaptığı Yenilikler 3)

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ 1 SONBAHAR VE YAPRAKLAR Sonbahar Mevsimin de gözlemlediğimiz hava olaylarını isimlendirdik. Sonbahar mevsimine ait giysileri ayırt ettik. Rüzgâr

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ 10 KASIM ATATÜRK Ü ANMA ŞİİRLER 10 Kasım geldi işte Üzgünüz biz milletçe Atatürk! ü anarız O bizim kalbimizde 10 Kasım geldi işte Koşarız Anıtkabir e Atatürk ü anarız

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 13 NİSAN PAZARTESİ Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 13-17 NİSAN 2015 SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır.

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır. Dersin Adı Tema Adı Kazanım Konu Süre : İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi : İnsan Olmak : Y4.1.2. İnsanın doğuştan gelen temel ve vazgeçilmez hakları olduğunu bilir. : Doğuştan Gelen Haklarımız :

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest

Detaylı

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Çocukları çocuk bakım evi yolunda olan ebeveynlere Århus Kommune Børn og Unge Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Tyrkisk, Türkçe 2-3 yaşındaki çocuk hakkında durum ve gelişim görüşmesi Çocuk bakım

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü Henry Winker İllüstrasyonlar: Scott Garrett Çeviri: Bengü Ayfer 4 GİRİŞ Bu sendeki kitaplar Dyslexie adındaki yazı fontu kullanılarak tasarlandı. Kendi de bir disleksik

Detaylı

Eğitim Dizisi. Hazırlayanlar: Dr. Seçil Yücelyiğit - Bil. Uzm. Sibel Güler

Eğitim Dizisi. Hazırlayanlar: Dr. Seçil Yücelyiğit - Bil. Uzm. Sibel Güler Oyun gemisi Eğitim Dizisi Her cilt 24 cm x 30 cm - 110 gr. 1. hamur Bu eğitim dizisinde okul öncesi dönem çocuklarının hem bilişsel gelişimlerini, hem de sosyal ve duygusal gelişimlerini destekleyen zengin

Detaylı

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası Yerli Malı Haftası Yeni yıl (31 Aralık-1 Ocak) GÜNE BAŞLAMA ETKİNLİKLERİ Oyun

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

Tatilde Sanatla Uğraşalım

Tatilde Sanatla Uğraşalım Tatilde Sanatla Uğraşalım Bu kitapçığın sahibi 2 Yaz tatili sanat etkinlikleri yapmak için çok uygun bir zaman. Biz de bu yaz tatilinde yararlanmanız için bir sanat etkinlikleri kitapçığı hazırladık. Kitapçığın

Detaylı

Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir.

Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir. Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir. Görünümü Elbiseleri Hz. Peygamber çeşitli renk ve desenlerde elbiseler giymiştir. Ancak daha çok

Detaylı

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 3 YAŞ DENİZYILDIZLARI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 3 YAŞ DENİZYILDIZLARI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 3 YAŞ DENİZYILDIZLARI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI DİL BECERİLERİM VE BEN Hikâye / Öykü / Masal: Yardımlaşalım adlı hikayemizi biz hazırladık. Tekerlemeler:

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I. YAZILI SINAVI SORULARI Öğrencinin Adı ve Soyadı : Sınıfı: Numarası:

Detaylı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı AÇIKLAMALAR 1. Soruların cevaplarını kitapçıkla birlikte verilecek optik forma işaretleyiniz. 2. Cevaplarınızı koyu siyah ve yumuşak bir kurşun kalemle

Detaylı

REHBERLİK GRUP ETKİNLİKLERİ ETKİNLİK 1

REHBERLİK GRUP ETKİNLİKLERİ ETKİNLİK 1 Oyunun Adı: Ben Kimim? Amacı: Görsel algının gelişmesi Hedef kitle : 6-5 yaş REHBERLİK GRUP ETKİNLİKLERİ ETKİNLİK 1 Malzeme: Farklı tiplerde ve özelliklerde küçük oyuncaklar Kişi sayısı: 10-15 kişi. Oyunun

Detaylı