Bunun üzerine genç olan biteni anlattı.
|
|
|
- Irmak Gülistan Özkul
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 Manevi buhrandan Hakk ın urhan ına Hz. Ömer (r.a) zamanında ibadete çok düşkün, mescitten ayrılmayan bir genç vardı. Hz. Ömer onu çok severdi. Gencin bir de yaşlı babası vardı, her akşam yatsı namazını kıldıktan sonra babasının yanına giderdi. Yolu üzerinde evli bir kadın ona tutulmuştu. u kadın her gece gencin yolunu bekler, ona takılırdı. Yine bir gece genç oradan geçerken, kadın onu baştan çıkarmak için hayli uğraştı. Sonunda genç nefsine hâkim olamayarak arkasından gitti. Ancak kapıdan içeri girerken Allah ın azabını hatırlayıp ayıldı. Peşinden: Allah tan korkan takva sahipleri, şeytan tarafından bir vesveseyle karşılaşınca Allah ı hatırlayıp hemen gerçeği görürler (A raf 201) mealindeki ayet-i kerime diline geliverdi. O anda bayılıp yere düştü. unun üzerine genç olan biteni anlattı. abası: - Oğlum sen hangi ayeti okumuştun, diye sordu. Genç ayeti tekrar okuyunca bir daha bayıldı. Fakat bu sefer ayılamadı. Ruhunu teslim etmişti. Aynı gece onu defnettiler. Sabah olunca hadiseyi Hz. Ömer (r.a) a haber verdiler. O da gencin babasına gelip taziyede bulunduktan sonra, kendisinin niçin cenazeye çağrılmadığını sordu. aba cevap verdi: - Ey müminlerin emiri! Vakit gece idi, sizi rahatsız etmek istemedik. - Öyleyse gelin, birlikte mezarına gidelim. Kadın hizmetçisini çağırıp birlikte onu yerden kaldırdılar. abasının kapısına kadar götürüp oturttuktan sonra kapıyı çaldılar. Gencin babası kapıyı açınca baygın oğlunu gördü. Elbirliği ile onu içeri aldılar. Gece yarısına doğru genç ayıldı. abası sordu: - Oğlum neyin var, ne oldu sana? - ir şey yok baba, hayırdır. - Allah için bana doğruyu söyle! irlikte mezara gittiler. Hz. Ömer (r.a) seslendi: - Ey falan! Ve limen hâfe mekâme Rabbihi cennetân. ( Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. ) (Rahman Suresi, 46) Ve cevap geldi: - Ya Ömer! Rabbim bana cennette o ikisini de verdi.(ibn Asâkir : Tarîhu Medîneti Dımaşk, 45/450)
2 İçindekiler AYLIK İLİM KÜLTÜR DERGİSİ Yıl: 9 Sayı: SAHİİ urhan asın Yayın Eğitim ve Tur. Ltd. Şti. SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Serdar TAŞAR YAYIN DANIŞMANLARI Prof. Dr. İbrahim AYRAKTAR Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN Yard. Doç. H. Murat KUMASAR YAYIN KURULU Yusuf ELİOL Ramazan ÇAKIR Aydın AŞAR Salih AYDIN Musa KARACA GRAFİK TASARIM urhan Ajans DAĞITIM ORGANİZASYONU Asım AYDOĞDU Gsm: Fiyatı Tek Sayı: 6 TL 1 Yıllık (12 Sayı) Abone: 72 TL Yurtdışı 1 Yıllık Abone: 75 Euro Abonelik İçin Hesap Numaraları Posta Çeki No: Türkiye Finans Sultanbeyli Şubesi urhan asın Yay.Eğt.Tur.Ltd.Şti. Müşteri No: IAN:TR Ziraat ankası Sultanbeyli Şubesi Hesap No: IAN:TR YAYIN VE İLETİŞİM ADRESİ Mehmet Akif Mah. Kuran Kursu Cad.No: 87 Sultanbeyli / İST. Tel: +9 (0216) Faks: +9 (0216) İNTERNET ADRESİ [email protected] ASKI Milsan A.Ş YAYIN TÜRÜ Aylık Süreli Yayın Gönderilen yazılarda editör ve yayın kurulu değişiklik yapabilir. Gönderilen yazılar iade edilmez. Yazılardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Allah ı Zikretmek En üyük İbâdettir 4 Allah ı Çokça Zikredin 7 En güçlü silah: Zikir! 8 Ebedi ve Edeb-i Muhabbet 11 Ruhun Gıdası 14 Arzularsın (Şiir) 17 Kalpler Niçin Mühürlenir? 18 Allah ın Rızası En üyüktür 20 İslamî İlimlerin Varlık Sebebi 28 Kader e İman Etmemek Küfürdür 2 35 Asım Yekeler: İnsanların özel günlerinde. bulunmak, insanların gönlünü fethetmek. için çok önemlidir. 40 Hacı Şaban Efendi Hz. (II) 44 Geç Kalınmış Yolculuk 2 49 Din Samimi Olmaktır 50 Kömür Karası Duygular 53 İlahiyat Fakültelerinde Din Alimi Yerine. Din Tenkitçisi Yetişiyor 56 Merhametli Yiğitler - Hayâlı Kadınlar 60 Peygamberi Cenneti,. Allah ı Cehennemiyle mi Anlatıyoruz? 62 İki Kabrin Arasındasın;. Artık Sen ilirsin! 66 İznik Ayasofya Camii nde 68 urhan Çocuk 71 Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN Elif ALACA Nureddin YILDIZ Emre TOPOĞLU Prof. Dr. Ali AKPINAR Niyazi Mısrî Yrd. Doç. Dr. İsmail ALTUN Ahmet YAŞAR Yard. Doç. Dr. Ebubekir SİFİL Hüseyin AVNİ Röportaj Halit EŞKAN Ubeyd ZELİL Yrd. Doç. Dr. Mustafa KARAACAK Hasan AŞAR Yusuf KARAGÖZOĞLU Abdullah ÇAKIR M.Emin KARAACAK Fuat TÜRKER Aydın AŞAR Musa KARACA Yayınlanan reklamlardaki ürün ve hizmetlerin sorumluluğu reklam verene aittir.
3 4 Allah ı Zikretmek En üyük İbâdettir Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN 28 İslamî İlimlerin Varlık Sebebi Yard. Doç. Dr. Ebubekir SİFİL 56 İlahiyat Fakültelerinde Din Alimi Yerine Din Tenkitçisi Yetişiyor Yusuf KARAGÖZOĞLU 68 İznik Ayasofya Camii nde Aydın AŞAR
4 Allah ı Zikretmek En üyük İbâdettir Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN unun üzerine Allah ın Rasûlü şöyle buyurdu: en size inanmadığım için yemin vermiş değilim. Fakat bana Cebrâil gelerek Allah Teâlâ nın meleklere sizinle iftihar ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim Tırnak içerisinde başlığa aldığım ve büyük harflerle yazdığım cümle, Kur ân-ı Kerim den bir âyetin bir bölümünün meâlidir. Âyetin tamamının meâli şöyledir: Rasûlüm Ya Muhammed!) Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah ı zikretmek elbette (ibâdetlerin) en büyüğüdür. Allah, yaptıklarınızı bilir. (el-ankebût sûresi, 29/ 45) Yüce Allah, bu âyet-i kerîmede günaha götüren isteklerin baskısından kurtulmanın ve ruh yüceliğine erişmenin en sağlam yolunu göstermektedir. Şüphesiz bu en geniş mânada Allah ı zikretmek tir. Kur ân okumak ve namaz, bunun en başta gelen şekilleridir. Gerçekten mânasını düşünerek okunan Kur ân, kişiyi ulvî bir âleme götürür. Hakkı verilerek kılınan namaz da, ruhu ulvîleştireceği ve mutlaka kötülükten alıkoyacağı, bu âyette ve birçok hadiste ısrarla belirtilmektedir. İyiliğe sevketmeyen, kötülüklerden alıkoymayan bir namaz ise, İslâm büyükleri tarafından sırtta taşınan bir vebal olarak nitelendirilmiştir. Zikir, Allah ı anmak demektir. Müslümana Yüce Allah ı hatırlatan her şey zikirdir ve dolayısıyla ibâdet- 4
5 tir. Yukarıdaki âyet meâlinden öğrendiğimiz kadarıyla en büyük zikir de Kur ân okumak ve namaz kılmaktır. Kur ân-ı Kerîm de zikirle alakalı olan âyetlerden birkaçını meâli şöyledir: Siz beni (ibâdetle) anın ki, ben de sizi anayım. ir de bana şükredin, sakın bana nankörlük etmeyin! (el-akara sûresi, 2/152) Sabah-akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini zikret! Sakın gâfillerden olma! (el-a râf sûresi, 7/205) Ey îmân edenler! Allah ı çok zikredin. Sabah-akşam O nu tesbih edin! (el-ahzâb sûresi, 33/41-42) Hz. Peygamber efendimiz, Kur ân okumanın ve namaz kılmanın dışında günün belli saatlerinde Rabbini zikrederek O nunla baş başa kalırdı. Özellikle de âyette emredildiği gibi sabah akşam Rabbini zikrederdi. Câbir b. Semûre den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber, sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar oturur ve Allah ı zikrederdi. O nun namaz dışındaki zikri, Kur ân-ı Kerîm okumak ve tesbihattan ibaretti. Hz. Âişe radıyallahu anhâ dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), her hece yatmadan önce Secde ve Mülk sûrelerini okurdu. Yolculuk sırasında bile bunu ihmal etmezdi. (Tirmizî, Fezâilü l- Kur ân, 91) Abdullah b.mes ud (r.a.) dan: Cenaze kabre konduğu zaman, azab melekleri ölünün ayak taraflarından gelmek isteyince ayaklar: uradan gelemezsiniz, çünkü sahibim Mülk sûresini okurdu. derler. Melekler göğüs tarafından gelmek isteyince, göğüs veya karın: uradan gelemezsiniz, çünkü sahibim Mülk sûresini okurdu. derler. u defa melekler baş tarafından gelmek isterler, fakat baş: uradan gelemezsiniz, çünkü sahibim Mülk sûresini okurdu. der. İşte böylece Mülk sûresi, kabir azabına mani olur. Mülk sûresi, Tevrat ta da vardı. Geceleri Mülk sûresini okuyanlar, büyük servete kavuşurlar ve çok güzel bir amel işlemiş olurlar. (Nesâî, Müstedrek) Hz. Sevban (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir yolculuğa çıkmıştık. ir ara muhâcirler şöyle dediler: Altın ve gümüş hakkında âyetler indirildi. u durumda hangi malın daha hayırlı olduğunu bilmek isteriz. unun üzerine Hz. Ömer İsterseniz Rasûlullah (s.a.v.) a sorayım. dedi. Hep birden İyi olur. dedik. Hz. Ömer de devesini Hz. Peygamber e doğru sürdü. en de devemi peşinden sürdüm. Hz. Ömer, Hz. Peygamber in yanına varınca şöyle dedi: Ey Allah ın elçisi! Muhâcirler, altın ve gümüş hakkında inen âyetlerden sonra, hangi malın daha hayırlı olduğunu bilmek istiyoruz, diyorlar. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Allah ı zikreden bir dile, şükreden bir kalbe ve imanınızda size yardımcı olacak mümin bir hanıma sahip olun. (Tirmizî, İbn Mâce) Hz. Ömer den: Geceleri akara, Âli İmran ve Nisâ sûrelerini okuyanlar büyük servete kavuşurlar ve çok güzel bir amel işlemiş olurlar. (Ebû Dâvûd) Ebû Mûsâ el-eş arî radıyallahu anh den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir. (uhârî, Deavât 6) Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir: İçinde Allah ın anıldığı ev ile Allah ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir. (Müslim, Müsâfirîn 211) Ebû Hüreyre radıyallahu anh den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Allah Teâlâ nın yollarda dolaşıp zikredenleri tespit eden melekleri vardır. unlar Cenâb-ı Hakk ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine Gelin! Aradıklarınız burada! diye seslenirler ve o zikredenleri 5
6 dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. unun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara: Kullarım ne diyor? diye sorar. Melekler: Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar. derler. Konuşma şöyle devam eder: Peki onlar beni gördüler mi ki? Hayır, vallahi seni görmediler. gelip oturmuştu, deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur: eni görselerdi ne yaparlardı? Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi. Kullarım benden ne istiyorlar? Cennet istiyorlar. Cenneti görmüşler mi? - Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler. Ya cenneti görseler ne yaparlardı? Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarfederlerdi. Peki cehennemi gördüler mi? Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler. unlar Allah a neden sığınıyorlar? Cehennemden sığınıyorlar. Ya görseler ne yaparlardı? Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı. unun üzerine Allah Teâlâ meleklerine: Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım buyurur. Meleklerden biri: Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz. (uhârî, Deavât 66. Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, , Ebû Saîd el-hudrî radıyallahu anh şöyle dedi: Muâviye radıyallahu anh mescidde halka halinde oturan bir cemaatin yanına geldi ve: urada niçin böyle toplandınız? diye sordu. Allah ı zikretmek için toplandık. diye cevap verdiler. O tekrar: Allah aşkına doğru söyleyin. Siz buraya sadece Allah ı zikretmek için mi oturdunuz? diye sordu. Evet, sadece bu maksatla oturduk, dediler. unun üzerine Hz. Muâviye: en sizin sözünüze inanmadığım için yemin vermiş değilim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem e benim kadar yakın olup da benden daha az hadis rivayet eden yoktur. ir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir ilim halkasında oturan sahâbîlerinin yanına geldi de onlara: urada niçin oturuyorsunuz? diye sordu. ize İslâmiyet i nasip ederek büyük bir lütufta bulunması sebebiyle Allah ı zikretmek ve ona hamdetmek için oturuyoruz, diye cevap verdiler. Rasûl-i Ekrem: Gerçekten siz buraya sadece Allah ı zikretmek için mi oturdunuz? diye sordu. Evet, vallahi sadece bu maksatla oturduk, dediler. unun üzerine Allah ın Rasûlü şöyle buyurdu: - en size inanmadığım için yemin vermiş değilim. Fakat bana Cebrâil gelerek Allah Teâlâ nın meleklere sizinle iftihar ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim buyurdu. (Müslim, Zikir 40. Ayrıca bk. Nesâî, Kudât 37) 6
7 Allah ı Çokça Zikredin Elif ALACA Allah ı çokça zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza) kavuşmuş olursunuz. (Cuma Suresi, 10) Mümin, varlığını ve hayatını Rabbine adar. eklentisi sadece O nun rızasına, rahmetine ve cennetine kavuşmaktır. Dünya hayatında yine Rabbi için sabreder, O na güvenip dayanır. ilir ki; gökten yere her işi düzenleyip kontrolü altında tutan, gizlinin gizlisini ve içindekini görüp bilen Yüce Allah tır. Her işinde, izlediği her görüntüde Allah ın üstün aklını, hayranlık uyandıran benzersiz yaratma sanatını ve sonsuz gücünü görüp, üzerinde derin düşünür. İnsan için tüm bunları görebilmek, tefekkür etmek, dile getirmek de büyük bir nimet ve ibadettir. Allah ı anmak, insanı tüm kötülüklerden arındıran, kalbe güven duygusu ve huzur indiren, ebedî hayatta da Allah ın dilemesiyle-insanın kurtuluşa ulaşmasına vesile olacak olan en önemli yollardan biridir. Çünkü;... Allah ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür... (Ankebut Suresi, 45) İnsanı, Allah la dost kılacak önemli ibadettir Allah ı zikretmek. Allah ın nimetini ve rahmetini hatırlayıp O na yöneldikçe, sürekli ibadet durumunda olur, Allah a daha yakınlaşırız. Olaylar karşısında paniğe kapılmaz, öfkelenmez, üzülmeyiz. O ndan gelen her şeyi sabırla ve nezaketle karşılarız. Gafillerden olmamak için Kur an ın, Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. (Araf Suresi, 205) emrine itaat ederiz. Yapılan her işin hikmeti, onun, Allah rızası amaçlanarak yapılması iledir. Müminler bu ahlâkı korumaya çalışırlar. (Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten tutkuya kaptırıp alıkoymaz (Nur Suresi, 37) İnsan, hayat boyunca mutluluğu yakalamak amacıyla birçok yönteme başvurur. Tatil yapar, eğlenir, arkadaşlarıyla buluşur, güzel mekânlarda lezzetli yemekler tadar. Kendisini bunlarla oyalar ama huzur ve mutluluğa kavuşamaz. Dünyevî, nefsanî yollar insanı suni mutluluklara götürür. O mutluluk da geçicidir, sonludur; insan ruhu bundan lezzet almaz aksine daralır. Ruh ancak Allah aşkıyla can bulur. O zaman beden de canlanır, dirilir. İnsanın Kur an dışı davranışlarının altındaki sebep, Allah ı zikretmede gösterdiği gevşekliktir. Allah ın emirlerine karşı titiz olmayan kişi, zaman zaman öyle hatalar yapar ki, bir süre sonra kendisi bile nasıl yaptığına hayret eder. u olmadık hatalar, kişinin o an Allah ı unuttuğunun işaretleridir. Allah ı anma konusundaki gafletin boyutları, iman için büyük tehlikedir. Kendileri Allah ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir. (Haşr Suresi, 19) Kulluğunun bilincinde olan insanın zikri de gönüldendir, derindir. Allah ı sürekli hatırında tutmak, O nun ayetlerini tefekkür etmek insanın aklını ve şuurunu açık tutar. Allah ı anmadığımız an zayıf düşeriz. O nu anmak kalbimize hoş gelir, ruhumuzu açar. Allah ın zikri insanın beyin hücrelerine işler; huzur ve bereket gelir. Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle! (Ebû Dâvûd, Vitir 26-Nesâî, Sehv 60) 7
8 Nureddin YILDIZ En güçlü silah: Zikir! Yatmadan önce ayetelkürsi ve muavvizeteyn okunmalıdır. u okumaları da tam bir iman ve ihlâs ile yapmalıyız ki bereketi hâsıl olsun. Vesvesenin en belirgin alanı ve iman açısından en tehlikelisi Allah Teâlâ hakkında olan vesvesedir. Kimi zaman tefekkür kılığında, kimi zaman hakikati araştırma adı altında farklı sorularla Allah Teâlâ nın zatını, insan beyni ile şekillendirmekten O nun emirlerini ve yasaklarını irdelemeye kadar bir yığın sorular etrafında bocalamanın adı tam anlamı ile vesvesedir. Sonunda bu vesvese, imandan ve iman davasından şüphe etmeye, dinin içeriğini sorgulamaya, Allah ın vaadi olan cennet ve cehennemi tartışmaya kadar ulaşabilir. Ancak bu noktadaki vesveseye karşı mü minin tam bir teslimiyetle Rabbine sığınıp, şüphe kapılarını Şeytan ın yüzüne kapatması tam bir cihaddır. öyle psikolojik bir savaşta Şeytan ı yenmesidir. Vesvesenin tehlike olduğu ikinci alan ise ibadetlerdir. Taharet, abdest, namaz en çok vesveseye düşülen alanlardır. aşka bir açıdan da vesvesenin göz- 8
9 le en rahat izlenebilecek bölümü bu bölümdür. Çünkü Şeytan için önemli olan, kulun Rabb inden uzak kalmasıdır. Eğer bu uzak kalma, imandaki bir şüphe ile sağlanmış ise maksat hâsıl olmuştur. İmanda bir şüphe oluşmadı ise imanın bir eseri olarak yerine getirilen abdestte, namazda veya benzeri bir yerde oluşmasında da Şeytan açısından kazanç vardır. Mü min ziyanda olsun da nasıl olursa olsun! Temizlikte titizlik ve daha temiz olmak, namazda kusur yapmamak gibi aslında güzel olan gerekçeler sadece bir pusu olabilir. u tip gerekçeler yerine fıkha uygun, hadise-ayete uygun gibi prensiplerin sahibi olmak gerekmektedir. Fıkıh esas alındıktan sonra gerisine aşırılık olarak bakabiliriz. u da iyi bir ilmihal bilgisinin ne kadar gerekli olduğunu anlatır. Vesvesenin en yaygın olduğu üçüncü alan masiyetlerdir. Salih düşünceler ve amellerle dolu olmayan beyinleri haramlara yönlendirinceye kadar vesvese devam edebilir. Gelecek endişesi, menfaat kaybı gibi tehditler vesvese ile beyne sokulur. Önce basit kuruntular olarak girer ardından da gece gündüzün yekûnunu dolduran düşüncelere dönüşür. Dördüncü alan unutturmadır. Sürekli zihinde tutulması gereken şeyleri en kritik anlarda unutturarak İslamî ve insanî görevlerimizde ihmalkârlığın nedeni olur. Ümmetin büyüklerine büyüklerine ve ve değerlerine karşı hafife almalar, tehlikeli bir başlangıç olabilir! aşta Allah ın Resûlü aleyhisselam olmak üzere, ashabı kiram, onların ardından gelen hayırlı nesil ve mü minlerin gözünde asırlardan beri örnek şahsiyetler olarak bilinen isimler saygınlıklarını yitirmemelidirler. Onların yıpranması, önden gidenlerin kaydığı buzlu bir zeminden gitmek gibi olur. Şeytan şahsiyetler üzerinde bir vesvese üretebilir. Mukaddesat olarak bilinen kavramlar da sulandırılmamalıdır. Kavram olarak sulanmış bir amelin ihlasla eda edilmesi artık zor gerçekleşebilir. Vesvese asla basit değildir! Onurlu bir hayat ve akıbeti cennet bir ölüm uman insan için vesvese hedeften kaymadır. Çünkü vesvese: Allah a itaat yerine Şeytan a itaattir. En değerli varlık olan vakti israftır. İbadette eksikliktir. Sünnete aykırılıktır. Su ve benzeri değerlerin israfıdır. İnsan onurunun zedelenmesi, cemaat ve kardeş ortamından dışlanmadır. Elbette çaremiz var! Çareye muhtaç olmadan önce vesvesenin oluşmaması için gayret etmeliyiz. Vesvesenin kaynağını tanımalıyız. Şeytanla mücadelemizin derinliklerini, onun en eski ve en güçlü düşmanımız olduğunu bilmeliyiz. ir anlamda vesvese ile mücadele Şeytanla olan mücadele olarak görülmelidir. Şeytanın vesvesesine en uygun tiplerin zayıf iradeliler olduğunu hiç unutmamak gerekir. İstikrarlı düşünememek ve zafiyete teslim olmak, onu kabullenmek iradesizliğin nedenlerindendir. Ümmeti Muhammed den olmak gibi bir meziyete sahip insanın ufkunda gökler ve feza küçücüktür. Derin düşünceler ve yoğunluğu bitmez çalışmalardan Vesvesenin yoğunlaştığı zamanlarda istiazeyi tekrar edip sol tarafına üç defa tu, tu, tu! yapmak, Peygamber aleyhisselam efendimizin öğrettiği bir sünnettir. Allah ın izni ile de güzel bir çaredir. 9
10 Her sabah en az on defa la ilahe illallahu vahdehu la şerike lehu lehulmulkü ve lehul hamdü ve huve ala külli şeyin kadir denmelidir. vesveseye vakit kalmamalıdır. Keyfinden taviz vermeyen, zevklerini adeta putlaştıran, dediğini ikiletmemeyi prensip edinenler genelde vesveseye daha yakın dururlar. Vesveseye yakalanan şüpheye değer vermemelidir. Yalnızlık tehlikelidir: İnsan yalnızlığı, düşünce yalnızlığı, çevre yalnızlığı tehlikedir. Salihlerle beraber olmak, zikir ve ilim meclislerinde bulunmak, muhakkak camide cemaatle namaza önem vermek güçlü bir silahtır. oş vakit ve boş yer vesvesenin kuluçkası olabilir. Geniş bir düşünce ağı kurmalıyız: Nefsimizin kusurları, çevremizde olup bitenler, ümmet olarak içinde bulunduğumuz hal, iman davamıza katkımız gibi durumları tefekkür etmeliyiz. Küçük ve bireysel işlerde eriyip gitmeyi engelleyecek büyük düşünceler şarttır. Kısır bir döngü içerisinde kalan, evinden işine işinden evine tarzında ifade edilebilecek basit düşünceli hayatlar, doğal bir sonuç olarak değersiz şeyleri tekrarlayıp büyütmeye mahkûm insanların hayatıdır. Allah ın razı olacağı ve kullarının hayır duasına vesile olacak işler bulup üretmeliyiz. Hayırlara koşuşturan, kendisini insanların hizmetinde efendileştirenlerden olmalıyız. Vesvesenin Şeytan dan olduğu bir gerçektir. Ne var ki, Şeytan ın kendisine maşa olarak kullandığı insanları da vesvesenin bir nedeni olarak bilmeli ve ona göre tedbir almalıyız. Şeytan a savaş açtıktan sonra ona neredeyse rahmet okutturacak odaklarla beraber olmak veya onların yörüngesinde olmak tehlikedir. Vesvesenin yoğunlaştığı zamanlarda istiazeyi tekrar edip sol tarafına üç defa tu, tu, tu! yapmak, Peygamber aleyhisselam efendimizin öğrettiği bir sünnettir. Allah ın izni ile de güzel bir çaredir. u mücadelede dua ve zikir en güçlü silahımızdır. Her sabah en az on defa la ilahe illallahu vahdehu la şerike lehu lehulmulkü ve lehul hamdü ve huve ala külli şeyin kadir denmelidir. Yatmadan önce ayetelkürsi ve muavvizeteyn okunmalıdır. u okumaları da tam bir iman ve ihlâs ile yapmalıyız ki bereketi hâsıl olsun. elirli ayet ve zikirlerden bir vird edinip onu hiç ihmal etmeden istikrarlı bir şekilde sürdürmeliyiz. 10
11 Ebedi ve Edeb-i Muhabbet Emre TOPOĞLU il ki, içi ilâhî aşk ve muhabbetle dolu olmayan insan ne kadar zavallıdır; belki de hayvandan daha aşağıdır. Zira Ashab-ı Kehf in köpeği dahî aşk ehlini aradı, buldu. Rûhânî bir safâya erişti ve o has kullarda fânî olarak cenneti kazandı. Muhabbetsiz bir muhakemenin bir anlamı yoktur. Evet, muhabbetsiz olmaz. Ancak muhakemeden yoksun bir muhabbet de müridi edep dışına itebilir. demişti bir büyüğümüz. O zamana kadar hiç düşünmediğim bir gerçek ile karşı karşıya kaldığımı hissettim. Hani çok bilinen bir reklam repliği vardır ya, işte aynen onun gibi bir şey; kontrolsüz güç, güç değildir! İşte bu bağlamda, müridin mürşidine, hak dostlarına olan muhabbeti, onun tasavvufi anlamda tekamülünü sağlamaya elbette yardımcı olacaktır. Ancak muhabbet noktasında da muhakemenin diri olması gerektir. Yoksa tüm akli melekelerden yoksun bir muhabbet, sarhoşun sağa sola yalpaladığı gibi istikamet üzerinde istikrar ile kalınmasını bertaraf edebilir. Şu muhavere aşıklar arasındaki mertebe farklılığına işarettir; İlahî aşk mensuplarından Yahya b. Muaz, ayezid-i istami ye şöyle der: Muhabbet kadehinden o kadar içtim ki, sonunda mestoldum. ayezid, şu anlamlı cevabı verir: Muhabbet şarabını 11
12 Hak dostları, içinde bulundukları her muhit için rahmet ve bereket vesîlesidirler. Toplumun bütün kesimlerine rahmet saçan bir şefkat ve muhabbet menbaıdırlar. kase kase içtim. Lakin ne şarap bitti, ne de benim hararetim geçti. (Tahiru l-mevlevi, 1, 72) Elbette yukarıda belirttiğimiz ifadelerden muhabbetin sakıncalı olduğu gibi bir çıkarım, oldukça yanlış bir algılama olacaktır. Zira Hak dostlarına olan muhabbet, ilahi muhabbete vesile olacak bir yoldur. u hususu Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi şöyle ifade etmektedirler; Peygamber vârisi Hak dostları, nebevî irşad ve davranış mükemmelliğinin zamanlara yayılmış zirveleridir. Yani onlar, Hazret-i Peygamber i ve ashâbını görme şerefine nâil olamayanlar için, örnek alınacak yüksek şahsiyetlerdir. Onların, rahmet lisânıyla gönülleri ihyâ eden irşad ve nasîhatleri de, esâsen nebevî menbâdan süzülüp gelen rûhâniyet şebnemleri mâhiyetindedir. Hak dostları, içinde bulundukları her muhit için rahmet ve bereket vesîlesidirler. Toplumun bütün kesimlerine rahmet saçan bir şefkat ve muhabbet menbaıdırlar. Gönülleri bütün mahlûkâtı kucaklayan bir dergâhtır. Toplum için sanki bir mânevî rehabilite mezkezidir. Ayrıca onlar, îmân ehli için bir mıknatıs gibi câzibe merkezi hâlindedirler. Zira Cenâb-ı Hak, kendi ahlâkıyla ahlâklanmış olan bu sâlih kullarını sevmiş ve sevdirmiştir. u sebepledir ki Hak dostları, fânî vücutlarından sonra da mâzî olmazlar, unutulmazlar, sevenlerinin gönüllerinde yaşamaya devam ederler. Şâir Fuzûlî, muhabbetin merkezinin gönül olduğunu ve muhabbette fânî oluş hâlini şu misâl ile sergiler: Mecnûn, Leylâ nın köyünde âvâre âvâre gezerken bir yabancı gelir, Leylâ nın evini sorar. Mecnûn: «Onun evini boşuna arayıp yorulma!» der ve kalbine işâret ederek: «Çünkü Leylâ nın mekânı burasıdır!» karşılığını verir. izler de bu misâlde sergilenen derin hikmet üzerinde düşünerek gönlümüzün ne kadar nazargâh-ı ilâhî hâlinde olduğunu muhâsebe etmek durumundayız. Yâni gönlümüz ne kadar Allâh ve Rasûlü nün muhabbeti ile dolu hâlde? Îman vecdi, ibâdet ve davranışlarımızda tecellî ediyor mu? Yoksa muhabbet, dillerimizden yüreklerimize inmeyen kuru bir iddiâdan ibâret mi kalıyor? Kalb atışlarımız, hâl ve tavırlarımız, ne kadar Kur ân-ı Kerîm istikâmetinde ve Sünnet-i Seniyye muktezâsında? Fânî nîmetleri ne kadar ilâhî muhabbete bir vâsıta hâline getirebiliyoruz? 1 Evet, muhabbet ve neticesinde aşk-ı ilahi, sırlarla dolu bir yolculuk. u yolculukta aşk ile dolu mahsun bir gönül gerek. Gönlü diri tutacak olansa, edep ve dolayısıyla ebedi ve edeb-i bir muhabbet ve muhakeme olacaktır. u husus ile alakalı olarak, aşk ile yanıp tutuşmuş Hallac-ı Mansur gibiler, kendilerini tamamen yok farz edip Ene l-hak bile demişlerdir. Şüphesiz, böyle aşıkların bu gibi sözleri, şerîatın zahirine aykırıdır. Manen sarhoş iken böyle söylemişlerdir. Mevlâna, böylelerin halini, kıpkızıl hale gelen demirin ben ateşim demesine benzetir. Ancak, şu mühim hatırlatmayı da yapmadan edemez: Sen, sarhoş olanlardan kılavuzluk arama!. Aşık, gamdan da, sürurdan da hâlîdir. aharsız, hazansız daima yeşil ve tazedir. Onun hali, şu manaları terennüm eder:
13 Hoştur bana Senden gelen Ya gonca gül, ya da diken Ya hil atu ya da kefen Narın da hoş, nurun da hoş. Aşık, Allah tan gelen lütfu da ve kahrı da, lütuf olarak görür. Mevlâna, buna şöyle dikkat çeker: Gerek âlim olsun, gerek cahil olsun, isterse aşağılık biri bulunsun, herkes lütuf ile kahrı fark eder. Lakin, kahırda gizlenmiş lütfu, yahut lütuf içindeki kahrı az kimse bilir. 2 Sonuç olarak, tasavvuf, dini ayrı bir neşe içinde tatbik ve takdimi hedeflemiştir. unun için en büyük sermayesi ilâhî muhabbettir. Tasavvuf terbiyesi muhabbet, ihlas ve teslimiyete dayanır. İlâhî aşk ve edeb olmadan bu yolda muvaffak olunamaz. Tasavvuf, kalp ayağı ile yol alır. Kalp temizlenmeden mâneviyatın tadına varılamaz. Kalblerin tabibleri olarak tanıtabileceğimiz kâmil mürşidler, itikad olarak, Ehl-i Sünnet ve l-cemaat çizgisinde ve sırât-ı müstakim dairesindedirler. Mânevi terbiye işine gelince ârifler, bu konuda değişik metod ve farklı meşrebleri tercih ettiler. Kalbin mânevî hastalıklardan, dünya muhabbetinden ve nefsin esâretinden kurtulması için Kur an ve Sünnetin târif ettiği usülleri, tasvip ettiği prensipleri, teşvik ettiği edebleri ortaya çıkardılar. Yine Kur an ve Sünnetin işâretlerinden yola çıkarak, bir takım metodlar geliştirdiler. u terbiyenin bizzat tâlim edildiği yerler ve müesseseler inşâ ettiler. Terbiye yollarını ve hallerini ifâde eden bir takım özel tâbir ve terimler kullandılar. öylece, dinin diğer ilimlerinde olduğu gibi, mânevî tezkiye ve terbiye alanında da bir çok yollar ortaya çıktı. ütün bu yollarla varılmak istenen nokta, kalbin ıslâhı ve dinin gerçek mânasıyla yaşanmasıdır. Tasavvufun üstlendiği ve hedeflediği de budur. 2 Şadi Eren, tasavvufi-anlamda-ask-nedir.html İmam Rabbânî (K.S.) tasavvuf terbiyesinin bu hedefini şöyle ifâde etmiştir; Tasavvuf ve hakikat menzillerini aşıp geçmekten maksad; rızâ makâmı için gerekli olan ihlasın tahsilidir, başka şey değildir. u yola girmekten maksat, hakiki imâna ulaşıp, ilâhî emir ve hükümleri muhabbetle uygulamaktır. 3 Son söz olarak belirtmek gerekir ki, kâinat ve bütün varlıklar, ilâhî muhabbetle meydana gelmiştir. Onun için kâinâta gönül gözü ile bakabilenler, bütün eşyâyı, varlıkları aşk ve muhabbetin bir tezâhürü olarak görürler. İdrâk ederler ki, Allah Teâlâ, bütün varlıkları kendisinin sanat ve kemâline delil olarak yaratmıştır. İlâhî bir sanat harikası olan insanın varlığı da, aşk ve muhabbetin kâmil bir tezâhürü olmuştur. Hazreti Mevlânâ, aşk ve muhabbetin insan için ehemmiyetini Mesnevî sinde şu şekilde îzâh eder: il ki, içi ilâhî aşk ve muhabbetle dolu olmayan insan ne kadar zavallıdır; belki de hayvandan daha aşağıdır. Zira Ashab-ı Kehf in köpeği dahî aşk ehlini aradı, buldu. Rûhânî bir safâya erişti ve o has kullarda fânî olarak cenneti kazandı İlahî aşk mensuplarından Yahya b. Muaz, ayezid-i istami ye şöyle der: Muhabbet kadehinden o kadar içtim ki, sonunda mestoldum. ayezid, şu anlamlı cevabı verir: Muhabbet şarabını kase kase içtim. Lakin ne şarap bitti, ne de benim hararetim geçti. 13
14 Prof. Dr. Ali AKPINAR Ruhun Gıdası Dindar insan, asıl kaynağı olan yaratıcısı ile tanışık ve barışık kimsedir. Yine dindar kişi, iç dünyası ile barışık olan kimsedir. Yaratıcısı ile barışık olan, kendisi ile barışık olur, kendisi ile barışık olan hem cinsleriyle barışık olur. u yüzden dindar kişi ölçülü, dengeli, verimli ve uyumlu kişidir. İnsan, ruh ve bedenden oluşmuş bir varlıktır. O, ne sadece ruhtur, ne de sadece bedendir. edenimizin huzurlu bir şekilde varlığını sürdürebilmesi, onun sağlıklı, dengeli, düzenli ve devamlı beslenmesi ile mümkündür. Aynı şekilde ruhumuzun huzurlu bir biçimde varlığını sürdürebilmesi de onun sağlıklı, dengeli, düzenli ve devamlı beslenmesine bağlıdır. Mahiyeti tam olarak kavranamasa da ruhun beslenmesi konusunu biraz açalım. Soyut bir kavram olan ruhun ilahî bir yönü vardır. Ruh, Rabdendir ve O nun en önemli ayetlerinden biridir. [1] Zira Yüce Yaratıcı bu konuda şöyle buyurmuştur: en onu ellerimle yarattım [2], ona en güzel şekil verdim ve ruhumdan ona üfürdüm. [3] u yüzden ruh, demirin mıknatısa meyilli olduğu gibi yaratıcısına meyillidir. Ruhun mutlu olması, Yaratıcısı ile irtibatlı olmasına bağlıdır. Ruh, aslından kopmamalı, onunla bağlantıyı kesmemelidir. u yüzden ruhun temel gıdası vahiydir, yani onun Yüce Allah ile iletişim halinde olmasıdır. İnsan, Yaratıcısı ile olması gereken bu iletişimi Peygamber aracılığı ile kurar. Peygamberin insanlığa 14
15 getirdiği kutsal kitap, Allah sözü olup yaratıcı ile insan arasındaki iletişimi sürdürür. O, doğru bir şekilde anlaşıldıkça ve gerekleri yerine getirildikçe iletişim devam ediyor demektir. Kitabın terk edilmesi ise iletişimin kesilmesi anlamına gelir. Yüce Allah, kullarını imtihan etmek için gönderdiği dünyada onları başıboş bırakmamıştır. Yeryüzüne gönderdiği ilk insanla birlikte onun hayat programını da göndermiştir. u yüzden ilk insan, aynı zamanda ilk peygamberdir. Vahye muhatap olmuş, ilk kitabın/sahifelerin sahibi olmuştur. u da, insanın yeryüzünde vahiysiz/ilahi hayat programı olmadan huzur içinde yaşamasının imkânsızlığını göstermektedir. Meleklerle birlikte tabi tutulduğu sınavı başaran, Allah ın her şeyi kendisine öğrettiği ve cennet kültürü ile dopdolu üstün bir zeka ile dünyaya gelen Hz.Adem de vahye muhtaçtı. İnsan aklı, vahye dayanan hayat programını layıkıyla uygulayabilmek için mutlaka gereklidir, ama yeterli değildir. Hz.Adem den sonra da kulların Rabb ile irtibatları sürdü. Yüz dört kitabın sonuncusu olan Kur ân ın gelişine kadar da devam etti bu durum. Geçerliliği kıyamete kadar devam edecek olan Kur ân ile insanlığın Rabb ile olan bu irtibatı yenilendi ve pekişti. Sahip olduğu üstün zeka (fetanet) sıfatıyla Hz. Peygamber@ de, Kur ân ile hayatını programlamakla yükümlü tutuldu. Üstün zekası, soyunun asil oluşu, zenginliği ve insanlar katında onaylanmış itibarı dahi O nu vahye/kur ân a muhtaç olmaktan kurtaramadı. Çünkü Yüce Allah ın mesajı geneldi: Ey insanlar! Sizler Allah a muhtaçsınız. Allah ise, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve övülmeye layık olandır. [4] Evet, bütün insanlar Yüce Allah a muhtaçtır, o nun maddî nimetlerine muhtaç oldukları gibi, O nun manevî nimetlerine de muhtaçtırlar. Onlar, O nun sevgisi ve yardımı olmadan mutlu bir hayatın adamı olamazlar. O na inanıp güvenmekle huzur bulurlar. u yüzden her insan inanmak, Yüce Yaratıcıya bağlanmak zorundadır. Yaratıcı ile yaratılan insan arasındaki söz konusu iletişimde önemli olan, iletişimin çift yönlü olmasıdır. Yüce Allah ın bize bahşettiği bunca nimetlere karşı, kul olarak bizim de O na sunabileceğimiz bir şeylerimiz olmalıdır. Olmalı ki O na ait olduğumuzu gösterebilelim ve O nun nimetlerini hak edebilelim. Allah ile insan ilişkisini şu cümle ile özetleyebiliriz: Yaratıcıdan kullara ilahî mesaj ve ilahî yardım; kuldan yaratıcıya bu mesaja gönül kulağını açmak ve yardıma layık olmak. u ise O nu tanımak, O nun ölçüleri doğrultusunda bir hayat yaşamak, kısaca dua ve kulluk yapmaktır. en insan ve cinleri, bana kulluk yapsınlar diye yarattım [5], Sizin duanız/kulluğunuz olmasa Rabbim sizi neylesin/ size ne diye değer versin! [6] ayetlerinin vermek istediği mesaj da budur. İşte ruhun sağlıklı beslenmesi, bu iletişimin sağlıklı bir zemine oturmasına bağlıdır. u ise dini, temel kaynağından doğru bir şekilde öğrenmek, onu gerçek anlamda bilen kimselerden almakla mümkündür. İlk emri Oku olan Kur ân ın ilmiyorsanız zikir ehline sorunuz [7] emri ile İbn Sirin in hadis ilmi için söylediği u ilim din işidir, dininizi kimden aldığınıza dikkat edin [8] sözü burada tam yerini bulmaktadır Ruhun dengeli ve düzenli beslenmesi, temel ibadetlerin yerli yerince ve zamanında yapılması ile gerçekleşir. Dinin sahibinin belirlediği esasları aş- O halde topluma yararlı, verimli insan yetiştirmek için dinden kaçmak ve korkmak çare değildir. 15
16 unsurlardır. Nitekim pek çok gelişmiş ülkede insanlar, işlerine gitmeden yahut başlamadan önce yogalarla yoğunlaşmaya çalışarak iş hayatındaki verimi artırmayı hedeflemektedirler. Ruhun devamlı beslenmesi ise, enerji kaynağı ile bağlantının kesintisiz devam etmesidir. Kur ân, bu süreyi şöyle belirler: Sana yakın/ölüm gelinceye kadar Rabb ine kulluk et. [12] Kulun Rabbi ile irtibatının kesildiği anda yabancılaşma başlayacak, ışık kaynağı ile bağlantı koptuğu için karanlıklarda kalınacaktır. İşte o zaman günah ve isyan bataklıklarında bocalama, stres ve buhranlara düşme söz konusu olacaktır. Çare ise yeniden Rabbe dönmek, bağlantıyı yenilemek, bir daha kaynaktan Çare doğru dini anlayıp, gereğini yapmaktır. Ruhun gıdası dindir, ama öneli olan bu gıdayı sağlıklı, düzenli, devamlı ve dengeli bir biçimde alabilmektir. madan, onun koyduğu sınırları çiğnemeden, o ne kadar ve nasıl istemişse öylece yerine getirmek. Ne eksiltmek ve ne de fazlalaştırmak. Zaten O, bizim için kolaylık dilemiştir zorluk değil. [9] O, her şeye bir ölçü koymuş, her şeyin de ölçülü olmasını bizden istemiştir. Altından kalkamayacağımız şeyleri bize yüklememiştir. [10] Hz. Peygamberin Siz, gücünüz yetecek ibadetleri yapın. Allah a yemin ederim ki siz ibadetten bıkıp usanmadıkça, Allah kabul etmekten bıkıp usanmaz. Allah katında ibadetlerin en makbul ve en sevimlisi, az da olsa devamlı olarak yapılanıdır [11], sözü bu dengeye işaret eder. Günlük olarak belli vakitlerde kılmamız istenen namaz, bizi disiplinli olmaya alıştıran en önemli ibadettir. Namaz, insanı hayata ayarlayıp kuran bir saattir adeta. u saate göre kendisini programlayan insanın hayatında, vakit israfı en aza inmiş demektir. Eskilerin zamanlarını, namaz vakitlerine göre ayarlamaları ne kadar anlamlı bir uygulamadır. Onlar çalışma saatlerini ve randevularını namazdan önce, namazdan sonra gibi ölçütlerle tayin ederlerdi. Yine onlara göre saatin gelmesi, vaktin olması demek, namaz vaktinin gelmesi ile aynı idi. ugün bazı çevrelerin sandığı gibi namaz ve diğer ibadetler, çalışma düzenini bozan değil; aksine çalışma düzenini en anlamlı şekilde belirleyen ve çalışma verimini artıran kopmamaya azmetmektir. Tövbe de bu değil midir zaten? Ey inananlar! İçtenlikle O na dönün. [13] Rabbinize a dönün ve O na teslim olun.. [14]. Kur ân insanı, Rabbini tanıyan, O nunla irtibatı kesmeyen ve hep O nunla olan kimsedir. O, O na güvenip inanan, O na bağlanan, içini O na döken, O nu anmakla huzur bulan kimsedir. u ise ibadeti O na hasretmekle ve duayı yalnızca O na etmekle gerçekleşir. Dindar insan, asıl kaynağı olan yaratıcısı ile tanışık ve barışık kimsedir. Yine dindar kişi, iç dünyası ile barışık olan kimsedir. Yaratıcısı ile barışık olan, kendisi ile barışık olur, kendisi ile barışık olan hem cinsleriyle barışık olur. u yüzden dindar kişi ölçülü, dengeli, verimli ve uyumlu kişidir. O halde topluma yararlı, verimli insan yetiştirmek için dinden kaçmak ve korkmak çare değildir. Çare doğru dini anlayıp, gereğini yapmaktır. Ruhun gıdası dindir, ama öneli olan bu gıdayı sağlıklı, düzenli, devamlı ve dengeli bir biçimde alabilmektir.... [1] kz. 17 İsra 85., [2] kz. 38 Sâd 75, [3] kz. 15 Hıcr 29, 38 Sâd 72, 32 Secde 9., [4] 35 Fâtır 15., [5] 51 Zariyat 56., [6] 25 Furkan 77., [7] 16 Nahl 43, 21 Enbiya 7., [8] Müslim, Mukaddime 7., [9] kz. 2 akara 185., [10] kz. 2 akara 233, 286; 6 Enam 152; 7 Araf 42; 23 Müminun 62., [11] Nesâî, Kıyamü l-leyl 17., [12] 15 Hıcr 99., [13] 66 Tahrim 8, 24 Nur 31., [14] 39 Zümer
17 Arzularsın Nâdânı terk etmeden, yârânı arzularsın Hayvanı sen geçmeden insanı arzularsın. Men arefe nefsehu kad arefe rabbehu Nefsini sen bilmeden Sübhan ı arzularsın. Sen bu evin kapusun henüz bulup açmadan İçindeki kenz-i bî-pâyânı arzularsın. Taşra üfürmek ile yalınlanır mı ocak Yönün Hakk a dönmeden ihsanı arzularsın. Dağlar gibi kuşatmış benlik günahı seni Günahını bilmeden gufranı arzularsın. Sen şarabı içmeden serhoş-u mest olmadan Nicesi Hak emrine fermanı arzularsın. Cevzin yeşil kabuğunu yemekle tad bulunmaz Zâhir ile ey fakih Kur an ı arzularsın. Gurbetliğe düşmeden mihnete satışmadan Kebap olup pişmeden püryanı arzularsın. Yabandasın evin yok, bir yanmış ocağın yok Issız dağın başında mihmanı arzularsın. en bağ ile bostanı gezdim hıyar bulmadım Sen söğüt ağacından rummanı arzularsın. aşsız kabak gibi bir tekerleme söz ile Yunusleyin Niyazi irfanı arzularsın. Niyazi Mısrî ( ) Nâdân : Haddini bilmez, cahil, Yârân : Dost(lar), Men arefe nefsehu, kad arefe rabbehu : Nefsini bilen, Rabbini bilir,. Kenz-i bî-pâyân : itmez tükenmez hazine, Taşra üfürmek : Dışarıya üflemek, Yalınlanmak : Parıldanmak, ateşin harlanması, Gufran : Allah ın affı, Serhoş-u mest : Manevi lezzet sarhoşu, Mihnet : Çile, sıkıntı, Püryan : Yanık, yanmış, Mihman : Misafir, Rumman : Nar, Yunusleyin : Yunus gibi 17
18 Kalpler Niçin Mühürlenir? Yrd. Doç. Dr. İsmail ALTUN Allah Teâlâ nın, kâfirlerin kalplerini durup dururken değil, onların inkâra saplanmaları, haddi aşmaları, kibretmeleri, hakikate ve doğruya talip olmaları gerekirken nefislerinin arzularına uyarak hakikatlerle alay etmeleri, kısacası samimiyetsiz olmaları sebebiyle ilahî bir bilgiye istinaden mühürlendiği anlaşılmaktadır. Kur ân-ı Kerîm de Şüphesiz ki o küfre saplanıp kalanları uyarsan da, uyarmasan da onlara göre birdir; inanmazlar. buyrulmaktadır. 1 Hâlbuki bilinen bir husustur ki, kâfirlerin bir kısmı hidayete ermekte bu gün kâfir olsa da yarın Müslüman olabilmektedir. Öyle anlaşılıyor ki bu ayet-i kerimede kelimesinin başında yer alan takısı istiğrak için değil, ahd içindir. Yani ayette, kâfirlerin tamamı değil, inkâra son verme niyeti olmayan ve dolayısıyla küfür üzere ölmeleri mukadder olan belli bazı kâfirler kastedilmektedir. Tabir caizse inkârcılardan bir kısmı, hakkı görseler de görmeseler de, doğruyu bilseler de bilmeseler de inkârlarından vazgeçmeyeceklerine dair Allah Teâlâ ya dilekçe sunmuşlardır. Allah Teâlâ da bunların dilekçelerini kabul etmiş ve kalplerini mühürlemiştir. Nitekim bu ayet-i kerimeyi takip eden ayette; Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerine de bir perde inmiştir. 18
19 unların hakkı büyük bir azaptır. buyrulmuştur. 2 Görüldüğü gibi bu ayet-i kerimede kalpleri mühürlenen kimselerden bahsedilmekte ve bu kimseler için büyük bir azap olduğu belirtilmektedir. Ancak Allah Teâlâ nın kalpleri mühürlemesi sebebiyle onlar inkâr etmiş değil, tam tersine inkâra saplanmaları sebebiyle Allah Teâlâ onların kalplerini mühürlemiştir. ir başka ifadeyle birinci ayet, ikinci ayetin sonucu değil sebebidir. Yani bir kişi doğruyu görüp bildiği, hak ve hakikati anlayıp idrak ettiği halde doğruyu kabule yanaşmaz, sahtekârlık yapar ve yanlışta ısrar ederse Allah Teâlâ o kişinin kalbini mühürler. Kişi, imansızlığının faturasını Rabbine kesemez. İmansızlığından bizzat kendisi sorumludur, vebalini başkasına yükleyemez. Allah Teâlâ kimseye zerre kadar zulmetmez. 3 O, kulunun kalbini mühürleyip sonra da iman etmemesinden dolayı kuluna azap etmekten münezzehtir. u sebeple hiç kimse ikinci ayetin, birinci ayetin sebebi olduğu vehmine kapılmamalıdır. İkinci ayet, birinci ayetin sebebi değil sonucudur. İşte konuyla ilgili birkaç ayet-i kerime: Verdikleri sağlam sözü bozmalarından, Allah ın ayetlerini inkâr etmelerinden, peygamberleri haksız yere öldürmelerinden ve kalplerimiz muhafazalıdır demelerinden dolayı (başlarına türlü belalar verdik. Onların kalpleri muhafazalı değildir), tam aksine inkârları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar inanmazlar. 4 Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz. 5 Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah ın ayetleri hakkında tartışan kimselerdir. u ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler. 6 Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman (alay ederek), kendilerine bilgi verilmiş olanlara, Az önce ne söyledi? derler. İşte bunlar, Allah ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir. 7 Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah ın; (halini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız? 8 u ayet-i kerimeler dikkatle incelendiğinde, Allah Teâlâ nın, kâfirlerin kalplerini durup dururken değil, onların inkâra saplanmaları, haddi aşmaları, kibretmeleri, hakikate ve doğruya talip olmaları gerekirken nefislerinin arzularına uyarak hakikatlerle alay etmeleri, kısacası samimiyetsiz olmaları sebebiyle ilahî bir bilgiye istinaden mühürlendiği anlaşılmaktadır. 1 akara, 2/6. 2 akara, 2/7. 3 Nisa, 4/40. 4 Nisa, 4/ Yunus, 10/74. 6 Mümin, 40/35. 7 Muahmmed, 47/16. 8 Casiye, 45/23. 19
20 Ahmet YAŞAR Allah ın Rızası En üyüktür Rahman ve Rahim Allah ın adıyla Allah Zülcelâl e hamd ü senâlar, Rasulüne (s.a.v), âline, ashabına, tâbiîn ve tebe-i tâbiîn ile kıyamet sabahına kadar Kur an ve Sünnet üzere yaşayanlara salât ü selamdan sonra; Keşke ayağımın altındaki yerler yarılıp cehenneme gitseydim de Âlemlerin Rabbinin huzurunda böyle mahcup ve perişan bir duruma düşmeseydim. ilmeliyiz ki, dünya fâni bir âlem ve aynı zamanda da bir gurbet hayatıdır. Gurbete çıkan bir kimse bir gün gurbetten döneceği gibi bizler de çıktığımız bu fâni gurbet âleminden bir gün muhakkak geri döneceğiz. Önümüzde sonsuz ve hayatı ebedi olan bir âlem vardır. O âleme bu âlemden neler götürebilirsek orada onları bulacağız ve onlardan faydalanacağız. u hususu Allah Zülcelâl Hazretleri Necm Süresi nde O âlemde insanoğlu için sadece çalıştığının karşılığı vardır. buyurarak bizlere bildirmektedir. Allah Zülcelâl Hazretlerinin ebedi âlem için vaat ettiklerini ve kazandıklarımızı bu âlemde göremediğimiz için ihmalkârlığa kapılmaktayız. 20
21 Allah Zülcelâl Hazretleri bizleri bu hususta uyarıp, çalıştıklarımızın karşılıklarının en güzel şekilde bâki âlemde görüleceğine dikkatimizi çekerek bizleri uyarmakta ve bizleri imtihan dünyası olan bu fani âleme gönderdiğini haber vermektedir. izler de bir ferd olarak öncelikle nereden gelip nereye gitmekte olduğumuzu düşünürsek ve gittiğimiz yerde de ancak çalıştıklarımızın karşılığını göreceğimizi bilirsek dünya hayatında en büyük sermayemiz olan ömrümüzün kıymetini daha güzel takdir eder ve bu ömrü sadece fâni hayatı kazanmak için sarf etmenin hiç de doğru olmadığını anlarız. Allah Teâlâ Hazretlerinin bizlere verdiği sayısız nimetler karşılığında bizlerden neler istediğini de düşünmeliyiz. Peygamber (s.a.v) Efendimiz bir hadis-i şerifinde Hiç kimse hesap âleminde dört sorunun cevabını vermeden ayağını yerinden kımıldatamaz. buyurmaktadır. a. Ömür a. Ömür sermayeni sermayeni nerede nerede harcadın? Rabbimiz, Ey kulum dünya hayatında ne kadar yaşadın ve bu hayatı ne şekilde yaşadın? diye sorar. Kul buna bir şekilde cevap veremez. unun üzerine kula hayatının raporu okunmaya başlar. Kul büyük bir mahcubiyet, şaşkınlık, pişmanlık ve hasretlik içerisinde boynu önüne eğilmiş bir şekilde okunanları dinleyince: Keşke ayağımın altındaki yerler yarılıp cehenneme gitseydim de Âlemlerin Rabbinin huzurunda böyle mahcup ve perişan bir duruma düşmeseydim. diye düşünür. Allah Zülcelâl de: Ey kulum bir ömür boyu aldığın nefeslerin şu kadarını hevâ ve heveslerinin peşinde koşup boşu boşuna harcayarak fani dünya hayatının peşinde tükettin. enim huzuruma benim için ise nefeslerinin çok azını veya hiç birini harcamadan niçin geldin? buyurur. Rabbimizin hesap günü soracağı bu soruları şimdiden düşünerek sahip olduğumuz en büyük nimet olan ömür sermayemizi boşu boşuna zayi etmekten nasıl kurtulacağımızı öğ-renmeliyiz. unun için de Allah ın (c.c) kitabındaki emir ve yasakları ile Rasulullah ın (s.a.v) hayatını öğrenip aynı şekilde hayatımıza tatbik etmenin gayretinde olmalıyız. Öğrenmeliyiz ki bu fâni dünya âleminde neler yaptığımızı, yaptıklarımız sebebi ile neler kaybettiğimizi veya kazandığımızı anlayabilelim. Ve kaybettiğimiz ve bir daha bulamayacağımız ömür sermayesinin hasretliği ile bir an önce daldığımız gafletten uyanıp toparlanıp, ihmalkârlıklarımızı terk ederek tövbekârlardan olalım. u hususta bizleri uyaran Rasul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz bir hadis-i şerifinde: Sonra tevbe ederim diyenler helak olmuştur. buyurmaktadır. ilmeliyiz ki ancak yaşadığımız an bizimdir. Sonraki anlar bizim değildir. Şunu da bilmeliyiz ki Allah Teâlâ nın bize vermiş olduğu ömür sermayesinin kıymetini sadece aklımızla takdir edemeyiz. unun sebeple sahip olduklarımızın kıymetini hakkıyla bilebilmemiz için Allah Teâlâ (c.c) Hazretleri nebiler, rasuller ve onlarla birlikte kitaplar yollamıştır. Efendimiz bir hadis-i şerifinde: Sonra tevbe ederim diyenler helak olmuştur. buyurmaktadır. ilmeliyiz ki ancak yaşadığımız an bizimdir. Sonraki anlar bizim değildir. 21
22 Kul, Allah Teâlâ tarafından kendisine ikram edilen bu ömrü nerelere sarf edersem veya ne ile değiştirirsem karlı çıkarım araştırması ile hayata başlayamadı ise bu anda kendisine çekilip Allah Teâlâ nın bana vermiş olduğu bu ömür sermayesini nerelere sarf ediyorum neler kazanıp neler kaybediyorum? diyerek tefekkür edip zaman kaybetmeden yaratılış gayesine dönüş yapmalıdır. Çünkü ömür sermayesini sarf edeceğin bir şey muhakkak sahip olduğun ömür nimetinden daha kıymetli olmalı ve az veya çok muhakkak bir sermaye elde etmelisin. Eğer ömrünün karşılığında bir şey kazanamıyorsan hiç değilse zarar etmeye başladığını düşünüp anlayarak gerekli tedbirleri almaya ihtiyaç hissetmezsen; Allah Teâlâ nın buyurduğu gibi son nefeste Eyvah! aşıma gelen hasretlik günleri diye feryat etmekten başka yapacak bir şeyin olmaz. Dünya hayatını hakkıyla değerlendiremeyerek sonsuz hayata göç edenlerin eyvah sedalarının sonu gelmeyeceği inancıyla bakarsak, dünya hayatının bütün varlığıyla insanların hak ile batıl mücadelesi verdikleri bir sahne olduğunu görürüz. Şimdi ömrünüzü en çok sevdiklerinizle mukayese ediniz ve bunlardan hangisiyle öm-rünü değiştirirsen karlı çıkacağının, hangisiyle değiştirirsen zarar edeceğinin hesaplarını bir an evvel yapmanın gayretinde olunuz. Eğer insanlar ömür sermayesini nerelerde kazanıp nerelerde kaybedeceğini düşünebilirse dünyevî menfaatler için kavgalar, gürültüler, davalar, itişme ve tartışmalar, huzursuzluklar meydana gelmez. O zaman dünya cennet misali bir hayatın yaşandığı bir âleme dönüşür. unu düşünemeyen insanlar ömürlerini heva heveslerinin peşinde sarf etmek için harcamaya başlayınca menfaat çatışmaları meydana gelir. u insanların bazıları makam ve mevkilere haris olurlar ve bunları elde etmek için her türlü mücadeleyi verip insanları öldürmekten çekinmezler. Kimileri kapitalist düşünceye sahip olurlar ve servet sahibi olmak için insanlarla mücadele etmekten ve bu hususta zâlimleşmekten asla çekinmezler. Şahsi menfaatlerini düşünmekten başka dertleri olmayanlar için menfaat çatışmaları kaçınılmazdır. İçinde yaşadığımız dünya bunu ispat eden hadiselerle doludur ve hepimiz etrafımızda yaşanan bu hadiselerin şahitleriyiz. İnsan akl-ı selim sahibi olarak düşünecek olursa; insanoğlunun bu âlemde bir bekçi olduğunu veya yolcu olduğunu anlar. Her makamdaki insan o makamın bekçisidir ve o makamdaki işlerden mesuldür. ir gün gelir bulunduğu makamda yaptıklarının hesabını verir. Dünyanın yaratıldığı ilk günden bu güne menfaat kavgaları sürmekte ve bu uğurda yani makam, mevki, menfaat ve güç elde etmek için kavgalar ve dövüşler meydana gelmekte. İnsanlardan ölenler ve öldürenler olmaktadır. Eğer bizler de onlar gibi bir hayat yaşayarak bu dünyadan gidersek eyvah diye feryat edenlerden oluruz. u duruma düşmemek için kâr ve zararımıza dikkat ederek bu âlemden kâr hanesi dolu olarak ayrılmanın gayretinde olmalıyız. Dünya hayatındaki her ferdin vazifelerini hakkıyla yerine getirmesi dünya için huzur ve saadetin anahtarıdır. u aynı zamanda cennetin de anahtarıdır. Allah Teâlâ nın bana vermiş olduğu bu ömür sermayesini nerelere sarf ediyorum neler kazanıp neler kaybediyorum? diyerek tefekkür edip zaman kaybetmeden yaratılış gayesine dönüş yapmalıdır. 22
23 İnsan ne düşünürse düşünsün bu âlemden dünya saadetinin ve cennetin anahtarını kaybederek giderse evvela Âlemlerin Rabbinin huzurunda nasıl mahcup duruma düşeceğini düşünmeli ve bunu aklından bir an dahi olsa çıkarmamalıdır. Kul bilmelidir ki dünya hayatında sahip olduğu ömür sermayesinin karşılığı olarak dünya metaından eşit olan hiç bir şey yoktur. Mü min kullar bu sorunun cevabı için de hazırlıklarını yapmalıdır. Allah Zülcelâl Ey kulum sana ne güzel ve değerli azalar vermiştim bunları nerelerde kullandır. Sana göz vermiştim, kulak vermiştim, dil vermiştim. O gözünle nerelere baktın, kulağınla neleri dinledin ve dilinle neler konuştun? buyurur. Ne makamınız, ne mal ve mülkünüz, ne de sahip olduğunuz varlıkların hiç biri zayi edilen bir ömürle asla mukayese edilemez. Demişler ki: Ömür mü kıymetlidir, yakutlar mı? Ömür kıymetlidir. Çünkü ömür varsa yakutlar kazanılır. Ömür biterse yakutlar hiç bir işe yaramaz. unun için yaşadığımız hayatın değerini bilelim. Fâni ve belirli bir hayat için ömrümüzü heba etmeyelim. b. b. edenini nerelerde heba heba ettin? ettin? Rabbimizin bize ömür sermayesinden sonra ihsan buyurduğu nimetlerin birisi de bedenimizdir. Hesap günü sorulacak olan ikinci sual ise bedeninizi nerelerde çürüttüğünüzdür. Kul bilmelidir ki dünya hayatında sahip olduğu ömür sermayesinin karşılığı olarak dünya metaından eşit olan hiç bir şey yoktur. Ayrıca Rabbimiz bizlere dünya hayatında bütün ihtiyacımızı karşılayacak olan âzâlar vermiştir. ütün bu âzâlarımızı nerelerde kullandığımızın hesabını bir gün muhakkak vereceğiz. Rabbimiz bizlere insan olmamız hasebi ile akıl ve kalp de vermiştir. Hesap günü aklımızı nasıl kullandığımızın ve kalbimizle neler düşündüğümüzün hesabını da soracaktır. u sorunun cevabını da bu âlemde düşünmeye, öğrenmek için araştırmaya gayret etmeliyiz. ütün bu hususları düşünürsek, bizlere ihsan edilen ömür ve beden nimetini asla boşa harcamamamız gerektiğini anlarız. u kıymetli sermayemizi değersiz ve fâni düşünceler uğruna heba etmeyiz. u âlemden ebedi âleme göçen gerek cennet gerekse cehennem ehlinin hasretlik rüzgârlarını hissedebilsek fâni dünya nimetlerine karşı olan bu arzularımız sona ererdi. Allah Teâlâ Hazretleri bizlere akıl nimetini ihsan buyurmuş ve dünyayı da fâni bir hayat olarak bizlere tanıtmıştır. Ayrıca sonsuz hayatımızı da insanoğlunun yaratılış gayesi olarak bizlere bildirmiştir. İnsanoğlu dünya hayatında zarûrî ihtiyaçlarını helalinden kazanmaya çalışınca hem dünyasını hem de ahiretini kazanmış olur. öylece dünyanın saadetine ererken ebedi hayatın da saadetine kavuşmuş olur. u düşünceyi kaybetmeden yaşarken bize ömür sermayemizi yani bize ihsan edilen hayat nime- 23
24 timizi neyle değiştirirsek karlı çıkarız sorusuna verecek cevabımız Allah rızasıdır. u cevap, bu sorunun tek ve doğru cevabıdır. unun dışındaki hiçbir şey asla ömür sermayemizin, hayat nimetimizin ve bizlere ihsan edilen bedenimizin karşılığı olamaz. ütün arzumuz, Gayretimiz, Himmetimiz, İlim tahsilimiz, Sadece Allah rızasını kazanmak için olmalıdır. Allah Zülcelâl Hazretleri de Zerre kadar Allah rızası (her şeyden) daha büyüktür. buyurmaktadır. izler en büyük Allah tır inancının sahibiyiz. Allah ın rızası en büyüktür. buyurarak ömür sermayemizi Allah ın rıza yolunda harcayabilirsek dünya ve ahiretin mükâfatlarına sahip oluruz. O zaman kazanırız. O zaman sevinç ve müjde ile bu âlemden göçeriz. Eğer Allah rızasını kazanamazsak hasretlik ve pişmanlık içerisinde yola çıkarız. Allah (c.c) Hazretleri bizleri her şeyi olduğu gibi anlamaya, yaşamaya gayret edenlerden kılsın. Her yerde hayatının hedefini Allah ın rızası olarak düşünenlere ve yaşayanlara selam olsun. c. c. Sahip Sahip olduğun olduğun ilimle ilimle nasıl nasıl amel amel ettin? ettin? İnsanoğlunun hayatı, beden sağlığı ve sıhhatinden sonra en faziletli ve değerli sermayesi ilimdir diyebiliriz. İlahi huzurda tevhid ilminden gafil olmanın mazereti kabul edilmez. Cehaletin mazeret olarak kabul olunmayacağı o âlemde sıkıntıya düşmemek için tevhid ilmi ile ilgili meseleleri bir an evvel öğrenmeli, öğrendiğimiz hususları tefekkür ederek hayatımıza aktarmanın gayretinde olmalıyız. Akıl sahibi mü min ilk olarak, Allah Zülcelâl ı tanımak, sıfatlarını, esma ve fiillerini öğ-renmekte cehaletin mazeret olarak geçerli olmayacağının hesabını yapmalıdır. Çünkü insan kendisine lütfedilen akıl nimeti ile kendisinin ve bütün kâinatın yaratıcısını bulmaya mecburdur. İnsan ancak bu şekilde kendisine ihsan edilen akıl nimetinin şükrünü eda edebileceği için Allah Zülcelâl ın zatına, sıfat ve ef aline ait olan ilmi tahsil etmesi iman esaslarındandır. undan dolayı ilim imanın sıhhat şartlarından biri olmuştur. Hesap günü ilahi huzurda kulun Allah Teâlâ Hazretlerine Seni tanıyamıyordum, esma ve sıfatlarını bilmiyordum, işlerini öğrenmemiştim demesinin hiçbir geçerliliği olmadığı gibi kendisine hiçbir faydası da yoktur. Allah Teâlâ Hazretleri bu hususu Onlar af dilemek isteyecekler ama bu istekleri geçerli olmayacaktır. buyurarak bizlere bildirmiştir. ilmeliyiz ki ilim; Allah Teâlâ Hazretleri tarafından her zerre ve kürenin, her güzel ve kötü ahlakın, her doğru ve yanlışın, her faydalı ve zararlı şeyin, olduğu gibi anlaşılması için koyulmuş ilahi bir ölçüdür. İlahi huzurda tevhid ilminden gafil olmanın mazereti kabul edilmez. Cehaletin mazeret olarak kabul olunmayacağı o âlemde sıkıntıya düşmemek için tevhid ilmi ile ilgili meseleleri bir an evvel öğrenmeli, öğrendiğimiz hususları tefekkür ederek hayatımıza aktarmanın gayretinde olmalıyız. 24
25 İlim tahsil edenler eğer Allah (c.c) tarafından konulan bu ilahi ölçüleri bularak hakkıyla kavrayabilirseler; gördüklerini ve dinlediklerini doğru anlar, doğru anlatır ve doğru olarak yaşarlar. Demek oluyor ki bu ilahi ilimde asla bir ayrılık yoktur. Tevhid inancını ifade eden la ilahe illellah kelimesi, ilmin bütün dallarını bir araya toplamış ve Allah ın koymuş olduğu ölçüde birleştirmiştir. Tevhid kelimesi kişiyi Allah Teâlâ nın zatında tevhide ulaştırdığı gibi ilmin her meselesinde de insanları tevhid noktasında birleştirir. Mü minler olarak bunu idrak edebilirsek ilahi ilimde değişken ve farklı hükümler olmadığı inancına varırız. O zaman ilimdeki hakikate eren insanlık âlemi birlik ve beraberlik içerisinde yaşar. ilmelisiniz ki sadece Allah Teâlâ nın birliğini ispat ederek ehli tevhid olup kurtulacağını düşünenler yanılmıştırlar. u düşüncede olanlar hem kendilerini hem de dünyayı bir felaket çukuruna sürüklemiştirler bundan sonrada sürükleyeceklerdir. Öncelikle sadece Allah ı tevhid etmek için bağırıp, çağıran ve nefsin hevası peşinde koşanları âlim kabul ederek peşlerine koşmanın ne büyük felaket olduğunu yaşadığımız dünyada her gün seyretmekteyiz. ütün arzumuz, Gayretimiz, Himmetimiz, İlim tahsilimiz, Sadece Allah rızasını kazanmak için olmalıdır. âlime illellah sırrı ortaya çıkardı. O zaman ferler, aileler ve cemiyetlerde la âlime illellahın tecellileri aşikâre olarak görülürdü. undan dolayı tevhid ilmini mana ve mahiyetini çok iyi düşünmeli ve her şeyin ölçüsünü Allah ın (c.c) koyduğu gibi öğrenmeye çalışmalıyız ki hesap günü Allah Zülcelal ın Niçin ilim için koymuş olduğum ölçülere göre yaşamadın? sorusuna vereceğin cevabın ne kadar zor olduğunu anlayabilelim. Ahmet böyle demişti, Mehmet böyle demişti, falancı da şöyle demişti diye sayıp durmaya başladığın vakit Allah Zülcelal e ilim sıfatında ortaklar göstermeye başlamışsın demektir. Allah a hangi sahada olursa olsun ortak koşmaya başlayan insanlar, acaba ehli tevhitten midir yoksa ehl-i şirkten midir diye düşünmeliyiz.. İlimdeki hesap bu noktanda başladığı için çok dikkatli olmalıyız. Eğer insan ilmini Allah Teâlâ nın koyduğu ölçülere göre öğrenmiş ise o zaman hesabın ikinci kademesine geçilir. u merhalede Gel bakalım ey kulum, sahip olduğun ilminle nasıl ameller yaptın? sorusunun muhatabı oluruz. Her kes Allah ın koyduğu ölçülere göre ilim tahsil etmiş olsaydı la ilahe illellah derken la u sorunun karşılığındaki cezayı da Rasul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz aşağıdaki hadis-i şerifte hatırlattığı gibi düşünmeliyiz. Rasul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz: İnsanların içerisinde en şiddetli azap çekecek olan bildiklerini yaşamayan âlimdir. buyurmuştur. u hususta hesap günü önümüze iki mühim ve büyük ilmi mesele ve bunların suali çıkmaktadır. irincisi sahip olduğumuz veya öğrenmeye çalıştığımız ilmin kaynağının Allah ın koyduğu ölçülere uygun olup olmadığı. İkincisi ise Allah ın koyduğu ölçülere uygun ise onunla amel edip etmediğimizdir. 25
26 unların hesabını şimdiden en ince noktasına kadar düşünmeye mecburuz. ilmeliyiz ki Allah ın koyduğu ölçülere uygun olmayan hususları ilim zannedersek öncelikle kendimiz aldatırız, ardından insanlık âlemini aldatarak dünyamızı bir felaket çukur haline getiririz. Aynı zamanda ahiretinde en büyük cezasına muhatap oluruz. Gaflet içerisine düşünce zannederiz ki en iyi bilen, en doğru konuşan benim. Sonra zanlarımızın ilahi rızaya uygun olmadığını öğreniriz. u zannımız sebebi ile dünya hayatında iyilikler yaptığımızın kanaati ile yaşayarak dünyadan göçünce elimizde bir şey kalmadan ilahi huzurda hesaba doğru yolcu olduğumuzu görürüz. Eğer mü minler olarak bu iki seviyedeki ilmi mesuliyetin altından kalkamazsak Allah Zülcelal in en şiddetli azabına muhatap olacağımızı Rasulullah ın (s.a.v) bizlere hatırlattığı gibi anlamaya ve anlatmaya gayret etmeliyiz. ilmeliyiz ki tevhid ilminin ölçüsü de Rasul-i Ekrem in (s.a.v) sünnet hayatıdır. Eğer ilmi Rasulullah ın (s.a.v) hayatından Allah Teâlâ (c.c) Hazretlerinin koyduğu ilahi ölçüleri öğrenebilirsek, öğrendiklerimizi en güzel şekilde kavrayıp yaşayabilirsek asr-ı saadetteki gibi birlik ve beraberlik içerisinde bir hayat yaşayarak ilimde de tevhide ermiş oluruz. İlimde tevhide ulaşınca Allah ın (c.c) dünyevi ve uhrevi azaplarından da kurtulmuş oluruz. Onun için Allah Zülcelal Hazretleri bir hadis-i kudside La ilahe illellah benim hisarımdır. Her kim bu hisarın içerisine girerse azabımdan emin olur. buyurarak bu hakikati bizlere bildirmiştir. Allah Zülcelal Hazretlerini sadeceı zatında tevhid edip esma ve sıfatları ile efalinden haberi olmayan insanlar tevhid ilmine ulaşamadıkları için kendi seviyesindeki mahlukun peşine koşarlar Peşlerine koştukları bu insanların onları insanlıktan, tevhidden, İslam dan, Peygamberden, Kur an dan uzaklaştırdıklarının farkında olmazlar. u hususların farkında olmayan insanları bir an evvel uyararak içinde bulundukları yanlışlara dikkatlerini çekmeliyiz. Tevhid akidesini tamamlayan toplum ile tevhid dışı olan toplumu bir görerek diyalog sözünü lisanlarına alanlar ve insanlara bunun doğru olduğunu anlatma gaflet ve hıyanetliğinde bulunanlar maalesef tevhidden hiçbir haberi olmayan gafillerdir. u gibi kimseler hesap âlemine gitmeden, dünya hayatında yanlışlarını ilan ederek hem Rabbimizden af dilemeli hem de yanlış yola sürükledikleri insanlara yaptıkları işlerin yanlış olduğunu ilan ederek, mahşer günü bütün insanlığı aleyhlerinde şahit tutup biz ehl-i tevhid olmadan, sapıklık içerisinde bu âleme geldik diye ikrar ederek ilahi huzura dikileceklerini şimdiden düşünerek; hem kendilerine hem de insanlık âlemine karşı insaflı davranarak hiç olmazsa Allah Zülcelal in zatını, sıfat-ı subutiyelerini, esma ve efallerini öğrenerek yüzleri kara, boyunları bükük bir şekilde ilahi huzura gitmesinler. Onun için hesap âleminde ilminizi nerelerden öğrendiniz, nerelere sarf ettiniz sorusu tevhid inancı ile eşit olduğunu düşünerek kendimize çekilip halimizi tefekkür etmeliyiz. İlme olan ihtiyacımızın sınırsız olduğu inancı ile ilm-i halimizi öğrenmenin de farz olduğunu bilerek tevhid ilmini öğrenerek her gün önümüze çıkan hadiselere karşı, konuşulanlara dikkat edelim. İlahi ilimle hiç alakası olmayan sözlere ve bunları ifade etme ilmeliyiz ki tevhid ilminin ölçüsü de Rasul-i Ekrem in (s.a.v) sünnet hayatıdır. 26
27 edepsizliğini gösterenlere karşı nasıl cevap vererek mesuliyetten kurtulacağımızı bir an evvel öğrenmeliyiz. Saatler geçmeden, dakikalar geçmeden değişen hadiseler karşısında Müslümanların da ilm-i halleri (hallerinin ilmi) değişmektedir. unun için sürekli ilim tahsilinin gayretinde olalım, çevremizde olup biten hadiselere karşı gafil kalmayarak huzur-ı ilahide eli boş, yüzü kara cahiller gibi dikilmekten kurtulmaya gayret edelim. unlardan sonra başka bir cemaat onlara da aynı soru sorulur. Onlarda Ya Rabb. izler yanıldık malımızı haramdan kazandık ama helale sarf ettik derler. Onlar içinde cehennem hükmü verilir. Onların ardından bir başka cemaat gelir. Onlara da aynı soru sorulur. Onlarda Ya Rabb biz helal kazandık ama gafletimiz sebebi ile harama sarf ettik derler. Onlar içinde cehenneme hükmedilir d. d. Servetinizi nerelerden kazanıp nerelere harcadın? Dördüncü ve son hususa gelirce; Evet, Allah ın Resulü (s.a.v) ilimden sonra malınızı nerelerden kazanıp nerelere sarf ettiğimizin sorusuna muhatap olacağımızı da bizlere haber vermiştir. u soruda diğer sorular gibi çok önemli olup üzeninde hassasiyetle durulması icap etmektedir. Tevhid akidesini tamamlayan toplum ile tevhid dışı olan toplumu bir görerek diyalog sözünü lisanlarına alanlar ve insanlara bunun doğru olduğunu anlatma gaflet ve hıyanetliğinde bulunanlar maalesef tevhidden hiçbir haberi olmayan gafillerdir. Arkasından bir cemaat daha gelir. Onlara da aynı sorular sorulur. Onlarda Ya Rabb biz helalden kazanıp helale sarf ettik derler. Onlara cennetle hükmedilmeden evvel fakir, fukara ve komşuları çağrılır. Onlar Ya Rabb bunlar tok yatarken bizler açtık. unlar komşuluk haklarını yerine getirmediler deyince Allah Teâlâ (c.c) Hazretleri bunları getirin hesaplarını versinler buyurur. Cebrail in (a.s) Allah Teâlâ dan servetin hesabının nasıl olacağı hakkında getirmiş olduğu bir haberi Resul-ü Ekrem (s.a.v) Efendimiz duyunca üzülüp ağlamıştır. Hesap âlemine bir topluluk gelir. Onlara malınızı nerelerden kazanıp nerelere harcadınız diye sorulur. Onlarda büyük bir pişmanlık içerisinde Ya Rabb biz hata ettik. Haramdan kazandık haram olan işlere harcadık diye cevap verince haklarında cehennemle hükmedilir. Son olarak bir cemaat daha gelir. unlar bütün vazifelerini yerine getirmiş, kazançlarını helalinden kazanıp yerli yerine harcamışlardır. Allah Teâlâ (c.c) Hazretleri vazifeli meleklere akın bu kullarım servetlerini kazanırken feraiz-i ilahiye riayet etmişler mi, bazı hususları terk etmişler mi diye emir verir. Onlarda o ağır mesuliyetin hesabını vermek üzere giderler. Demek oluyor ki haramın cezası varken helalin de hesabı vardır. ütün bu hadiseleri düşünerek tevhid ilmini ve ilm-i halimizi öğrenmenin ve emredildiği şekilde yaşamanın gayretinde olarak gerekli tedbirlerimizi alalım. Hayat nimetimiz elimizde iken o büyük günün hesabına hazırlanalım. Allah Teâlâ (c.c) Hazretleri cümlemizi hesabında başarıya ulaşmak için dünya hayatında çalışanlardan eylesin. Allah ın selamı rahmeti ve bereketi bu ağır hesaptan kurtulmak için çalışanlar üzerine olsun. 27
28 İslamî İlimlerin Varlık Sebebi Yard. Doç. Dr. Ebubekir SİFİL Alimlerin ve onların geliştirip sistemleştirdiği İslâmî ilimlerin, Allah ın Kitabı ile inananlar arasına girdiğini, İslâmın saf, arı-duru halini bozduğunu söylemek hayli zamandır pek moda. u görüşe göre alimler, imamlar, ilimler olmasa, İslâm en katıksız haliyle anlaşılacak, yaşanacak. Acaba sahiden öyle mi olacak? Kur an ı gereği gibi anlamak, başta Hz. Peygamber s.a.v. in açıklamaları olmak üzere, kıraat vecihleri, Sahabe nin izahları, Arap dili, nüzul sebepleri ve daha pek çok hususu bilmeye bağlıdır Yazıya, günümüzde hemen hepimizin sıklıkla karşılaştığı bir söylemden hareket ederek başlayalım: Elimizde Kur an (bazıları buna görünüşte Sünnet i de ekler) varken başka bir şeye ihtiyacımız yoktur. Kur an, ihtiyacımız olan her şeyi açık biçimde ihtiva etmekte iken, araya sokulan başka unsurlar bizi asıl kaynağa doğrudan ulaşmaktan alıkoymakta ve kaynakla aramızda birer engel teşkil etmektedir. Din anlayışımızı yeni baştan şekillendirmemizi teklif eden bu söylemde yer alan başka unsurlar ın iki anlamı vardır: 1) Ulema, 2) Kur an ve Sünnet i hakkıyla anlayabilmek için ulemanın geliştirdiği İslâmî ilimler. Ne zaman Kur an ve Sünnet i gereği gibi anlayabilmek için ulemaya ve İslâmî ilimlere ihtiyaç bulundu- 28
29 ğu söylense, yukarıdaki görüşü dillendirenler buna şiddetle itiraz etmekte, hatta işi şirk ithamı na kadar vardırmaktalar. Akademik ünvanların desteğinde cazip bir dil ve parlak bir üslup kullanıyor, halkın şöyle düşünmesini istiyorlar: Adına alim denen insanlar geçmiş devirlerde Din i kendi şartlarında anlamış ve yorumlamışlardır. Onların bu anlayış ve yorumları İslâmî ilimleri oluşturmuştur. Günümüz dünyasında o alimlerin söyledikleri miadını doldurmuş durumdadır. Şimdi değişen şartlar ve ahval doğrultusunda Din i yeniden yorumlamak gerekir. Üstelik onların yaptığı, büyük ölçüde Din i zorlaştırmaktan, Din in ana kaynaklarıyla aramıza engeller koymaktan ibarettir. Değil mi ki Kur an kendisini apaçık bir Kitap olarak nitelendirmektedir? Şayet onu anlamak için özel bir eğitimden geçmek veya birtakım ilimleri bilmek gerekliyse, onun kendisini bu şekilde tavsif etmesinin ne anlamı olabilir? enimseyenlere, geleneğe başkaldırma nın keyfini yaşatması, birtakım kayıt ve bağlardan kurtulup özgürlüğe kavuşma hissini tattırması dışında bu söylemin kıymet-i harbiyesi nedir? Cevabını arayacağımız soru bu. Kur an ın apaçık bir Kitap olması ne demek? ahse konu ettiğimiz söylemin en gözde delillerinin başında, Kur an ın, kendisini apaçık bir Kitap olarak tavsif etmesi geliyor. Meselenin böyle mutlak bir ifadeyle kapatılamayacak kadar önemli açılımları bulunduğunu söylemeye kalkıştığınızda hemen Kur an a muhalefet etmek ve Allah ın mesajıyla insanlar arasına engeller koymaya çalışmak la suçlanıyorsunuz. Acaba işin doğrusu ne? Kur an ın kendisini apaçık bir Kitap olarak tavsif ettiği doğru (mesela bkz. akara, 99; Hicr, 1; Şuarâ, 2 ). Ama bizzat Kur an da müşahede ettiğimiz başka doğrular da var. unları maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: 1. Kur an, nazil olduğu dönemden bu yana insanoğlunun karşılaştığı her türlü problemin birebir çözümünü açık bir şekilde ihtiva etmekte midir? u soruya evet cevabı vermek mümkün olmadığına göre, Kur an ın apaçık bir Kitap olmasının, insanoğlunun karşılaştığı ve karşılaşacağı bütün meselelerin birebir çözüme kavuşturduğu anlamına gelmediği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. urada muhtemel bir yanlış anlamanın önüne peşinen geçmiş olmak için hemen bir parantez açalım: Yukarıda, Kur an, insanoğlunun meselelerine birebir çözüm getirmemektedir dedik. u, meselelerin çözümünün Kur an da kimi zaman somut biçimde, kimi zaman da ilke düzeyinde verildiği gerçeğini göz ardı ettiğimiz anlamına gelmemektedir. urada kasdımız, her türlü meselenin somut çözümünün bir şablon olarak Kur an da yer almadığını anlatmaktır. 2. ir önceki maddede ifade ettiğimiz gerçek karşısında şöyle bir muhtemel itiraz ileri sürülebilir: Kıyamete kadar vuku bulmuş ve bulacak bütün meselelerin tek tek çözümü Kur an da mevcut değildir, bu doğru. Ama bu durum, Kur an ın kendisini apaçık bir Kitap olarak tarif ettiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. u demektir ki, Kur an da hiçbir kapalılık, anlaşılmazlık yoktur ve Kur an da yer alan her ayet, herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilir yapıdadır. u itiraza şöyle mukabele ederiz: Kur an ın kapağını açıp sureler ve ayetler arasında arı-duru bir zihin yapısıyla gezinmeye başladığımız vakit göreceğiz ki, bu apaçıklık durumu, bütün ayetler için geçerli değildir. Söz gelimi Kur an da bazı surelerin başında huruf-u mukattaa dediğimiz birtakım harfler bulunduğunu biliyoruz ve bunların anlamı konusunda insanlar tarafından son söz hiçbir zaman söyleneme- Ulema, Kur an ın doğru anlaşılması için vazgeçilmez olan bu ilimleri Sahabe döneminden başlayarak belli bir tedricî gelişim içinde sistemleştirmiş ve uzun yıllar, hatta yüzyıllar süren gayretler neticesinde İslâmî ilimler bugünkü kıvamına kavuşmuştur. 29
30 yecektir. Demek ki Kur an, huruf-u mukattaa noktasında apaçık bir Kitap değildir. Yine Kur an, ihtiva ettiği ayetler arasında muhkem olanlar yanında müteşabih olanların da bulunduğunu (bkz. Âl -i İmran, 7) haber vermektedir. Eğer Kur an ın apaçık bir Kitap olduğu vakıasını, ihtiva ettiği her ayet hakkında geçerli kabul edersek bu durumu nasıl açıklayabiliriz? İlgili ayetin ifadesinin nerede bittiği konusundaki ihtilaftan sarf-ı nazar ederek konuşacak olursak, ister müteşabih ayetlerin anlamının sadece Allah Tealâ tarafından bilindiğini söyleyelim, isterse ilimde rüsuh sahibi olanlar ın da bu ayetlerin anlamına vakıf olabileceği görüşünü kabul edelim, problem varlığını sürdürmeye devam edecektir. Zira ikinci ihtimali kabul ettiğimiz takdirde bile Kur an ın bazı ayetlerinin sadece belli insanlar tarafından anlaşılabilecek bir yapıda olduğunu söylemiş oluruz ki, bu da Kur an ın apaçık bir Kitap olmasının her ayet hakkında geçerli bir durum olmadığını itiraf etmek demektir. 3. Kur an ın apaçık bir Kitap olduğu söylenirken, ilmî ve kültürel seviyesi ne olursa olsun her okuyanın Yüce Allah ın muradını tam olarak rahatlıkla anlayabileceği kasdedilir ki, konu hakkında işlenen en önemli hata belki de budur. Mesela Hz. Ömer r.a. gibi büyük bir sahabinin bile bazı ayetlerin/kelimelerin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda başkalarının görüşüne müracaat etmek zorunda kaldığını biliyoruz. Kaynaklar onun, Abese, 31 ayetindeki ebbâ, Nahl, 47 ayetindeki tahavvuf ve Nisâ, 12 ve 176 ayetlerindeki kelâle kelimelerinin ne anlama geldiğini bilmediğini ve başkalarına sorduğunu nakletmektedir. (elirttiğimiz ayetlerin tefsirlerine bakılabilir.) Yine tefsirlerde ve Ulûmu l-kur an kitaplarında Sahabe den pek çok kimsenin, manasını anlamadığı kelimeleri/ifadeleri bizzat Efendimiz s.a.v. e sorarak öğrendiğini anlatan rivayetlerin varlığından haberdarız. Konuyu fazla uzatmış olmamak için ayrıntıya girmeyeceğiz. ütün bunlar bize açık bir şekilde göstermektedir ki, Sahabe gibi Hz. Peygamber s.a.v. in eğitim ve terbiyesinde yetişmiş, fasih Arapça konuşan ve Arap dilinin bütün inceliklerine vakıf olan neslin bile bazı ayetlerin (veya ayetlerdeki kelimelerin) manasını anlamadığı oluyordu. Öte yandan Kur an da mücmel (tafsilatı verilmeyen) ayetler bulunması da konumuz açısından önemli bir vakıadır. Mesela namazı ve zekâtı emreden ayetler böyledir. Namazın nasıl, ne vakit ve kaç rekât kılınacağı ile zekâtın ne miktar, ne zaman ve ne şartlarda verileceği soruları Kur an da açıklığa kavuşturulmamıştır. Öyleyse bu ve benzeri konulardaki mücmel ayetlerin apaçık olduğunu söylemenin pratik bir anlamı bulunmadığını kabul etmek zorundayız. Kur an bizi Kur an neye bizi yönlendiriyor? neye yönlendiriyor? Meselelerimizin birebir somut çözümü için kendimizi Kur an ayetleriyle sınırlandırmanın doğru olmadığını ve Allah Tealâ nın da bizden böyle bir şey istemediğini hem bizzat Kur an a dayanarak, hem de pratikten hareketle söylemek zorunda olduğumuza göre, başka hangi kaynaklara başvurabiliriz? Kur an da Hz. Peygamber s.a.v. e itaati emreden ve O na muhalefeti yasaklayan pek çok ayet bu konudaki en temel açılımı önümüze koymaktadır. ir diğer ifadeyle, Kur an ın ya hiç değinmediği veya Kur an ın apaçık bir Kitap olduğu söylenirken, ilmî ve kültürel seviyesi ne olursa olsun her okuyanın Yüce Allah ın muradını tam olarak rahatlıkla anlayabileceği kasdedilir ki, konu hakkında işlenen en önemli hata belki de budur. 30
31 değindiği halde kısa/kapalı geçtiği hususlarda yine bizzat Kur an ın emir ve yönlendirmesiyle Sünnet e başvurmak durumundayız. Hadis kaynaklarında Hz. Peygamber s.a.v. in Kur an ayetlerinin izah, tefsir ve beyanı sadedinde varit olmuş pek çok rivayet bulunduğunu biliyoruz. u rivayetler bize Kur an ın en yetkili müfessiri olan Efendimiz s.a.v. in, vahyin ilk elden muhatabı ve vahyi açıklamakla görevli elçi olarak Kur an dışı bir vahiy türüyle Kur an ı tefsir ve beyan ettiğini göstermektedir. uradaki Kur an dışı vahiy kaydı son derece önemlidir. Kıyâme Suresi ayetlerinde Kur an ın beyanının bizzat Yüce Allah tarafından yapılacağı vurgulanmaktadır. eyana muhtaç Kur an ayetlerinin tümünün yine bizzat başka Kur an ayetleri tarafından beyan edildiğini söyleyemeyeceğimize göre, bu ayetlerin beyanının Kur an dışı bir vahiyle Efendimiz s.a.v. e bildirilmiş olduğunu söyleme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Keza Kur an ın beyan edilmesinin Hz. Peygamber s.a.v. e verilmiş bir görev olduğunu ifade eden ayetler (örnek olarak bkz. Nahl, 44) de burada zikredilmelidir. Eğer Kur an ın apaçık bir Kitap olmasını, bütün ayetlerin herhangi bir izah ve beyana gerek duyulmadan herkes tarafından anlaşılabileceği şeklinde anlamak doğruysa, o zaman Hz. Peygamber s.a.v. e Kur an ı beyan etme görevi veren ayetlerin ne anlamı olabilir? Dolayısıyla burada ya Hz. Peygamber s.a.v. in, zaten açık olan ayetleri yeniden açıklamak gibi fuzuli ve gereksiz bir işle iştigal ettiğini -hâşâ- söyleyecek, ya da Kur an ın bazı ayetlerini ancak O nun açıklamaları sayesinde gereği gibi anlayabileceğimizi itiraf edeceğiz demektir. Mesela Hz. Ömer r.a. gibi büyük bir sahabinin bile bazı ayetlerin/kelimelerin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda başkalarının görüşüne müracaat etmek zorunda kaldığını biliyoruz. Kur an ın bizi yönlendirdiği ikinci önemli merci alimler /bilenler dir. (Zümer, 9; Nahl, 43; Fâtır, 28 ) Kur an ın, Yahudi ve Hristiyan alimlerin Tevrat ve İncil üzerinde yürüttüğü tahrif faaliyetini sık sık gündeme getirmesi, ilim adamı sınıfının öneminin tersinden vurgulanması anlamına da gelir. Yani kitleleri doğruya sevk eden de, yanlışa yönlendiren de, rehber konumundaki ilim sahipleridir. İşte bu gerçek, dikkatlerimizi, Kur an ın hakkıyla anlaşılması meselesinde ulemanın fonksiyonuna, yani İslâmî ilimlere çekmektedir. İslâmî ilimlerin ortaya ortaya çıkışı çıkışı ve ve vazgeçilmezliği Yukarıdan beri (olabildiğince kısa bir şekilde) özetlemeye çalıştığımız durum muvacehesinde şu tesbitleri yapmak kaçınılmaz olmaktadır: Kur an ı gereği gibi anlamak, başta Hz. Peygamber s.a.v. in açıklamaları olmak üzere, kıraat vecihleri, Sahabe nin izahları, Arap dili, nüzul sebepleri ve daha pek çok hususu bilmeye bağlıdır Ulema, Kur an ın doğru anlaşılması için vazgeçilmez olan bu ilimleri Sahabe döneminden başlayarak belli bir tedricî gelişim içinde sistemleştirmiş ve uzun yıllar, hatta yüzyıllar süren gayretler neticesinde İslâmî ilimler bugünkü kıvamına kavuşmuştur. Tefsir ilmi Yukarıda da belirttiğimiz gibi Hz. Peygamber s.a.v., vahyin kendisine yüklediği tebliğ görevine paralel olarak vahyi beyan görevini de yerine getirmiştir. İşte bu beyan görevi, aynı zamanda Kur an ın ilk 31
32 ve bağlayıcı tefsirinin Hz. Peygamber s.a.v. tarafından yapıldığı anlamına gelmektedir. Müfessirler, gerek Hz. Peygamber s.a.v. in açıklamaları, gerekse Kur an ın anlaşılması için zaruri olan diğer disiplinlerden istifade ederek Tefsir ilmini oluşturmuş ve bu sahada ölümsüz eserler bırakmışlardır. Tefsir ilminde yukarıda zikrettiğimiz hususlar yanında Sahabe görüşleri ile müsbet ilimler de devreye sokulmuş ve böylece rivayet tefsiri ve dirayet tefsiri şeklinde ikiye ayırdığımız tefsir ilmi vücut bulmuştur. Arap dilinin yapısından kaynaklanan bazı durumlarda bir kısım ayetlerin birkaç anlama gelebildiğini, ayetler ve sureler arasında belli bir uyum, insicam ve ahenk bulunduğunu, ayetler arasındaki nasih-mensuh ilişkisini, ayetlerin delalet şekilleri ve gramatik özellikleri gibi daha pek çok meseleyi Tefsir ilmi sayesinde kavrayabiliyoruz. Hadis ilmi Hadis ilmi ilindiği gibi Hz. Peygamber s.a.v., Kur an ın yönlendirmeleri doğrultusunda hayatın her alanını kucaklayan evrensel bir önderlik ve örneklik ortaya koymuştur. İtikadî ilkelerden, birey ve toplum hayatına ve edep/ahlâka kadar İslâm dininin çerçevelediği bütün hususlar Sünnet te en ideal şekliyle fiilî olarak ortaya konmuştur. Müminler, bizzat Kur an ın direktifleri doğrultusunda Hz. Peygamber s.a.v. e uymakla ve hayatı O nun örnekliğinde yaşamakla mükellef olduğuna göre şunu söylemek zorundayız: Allah Tealâ nın bizden istediği hayat tarzı, ancak Hz. Peygamber s.a.v. in ortaya koyduğu pratiği izlemekle mümkündür. Yukarıda da söylediğimiz gibi Kur an ın, Hz. Peygamber s.a.v. e yüklediği beyan görevi sebebiyle O nun açıklamaları olmadan Kur an ın murad-ı ilahîye uygun olarak anlaşılması mümkün değildir. Hz. Peygamber s.a.v. in hangi konuda ne söylediği ve neyi nasıl yaptığı ancak Hadis rivayetlerinin belli bir ilmî disiplin çerçevesinde ele alınması ile öğrenilebilir. Dolayısıyla Kur an ın hakkıyla anlaşılması, Sünnet in hakkıyla anlaşılmasını zorunlu kılmaktadır. Kelam/Akaid ilmi Amellerimizin ve yaşantımızın makbul ve ebedi kurtuluşumuza müncer olabilmesi, hiç şüphesiz sahih/doğru bir inanca/itikada sahip olmamıza bağlıdır. Kısaca Amentü cümlesi ile formüle edilmiş olan itikad ilkeleri İslâm ın temelidir ve itikad alanı en küçük bir yanlışı kaldırmayacak kadar hassastır. Hicri II. yüzyılın ortalarından itibaren birçok itikadî fırkanın İslâm dünyasında boy göstermeye başlamasıyla birlikte Akaid/Kelam sahasında yüzyıllar süren ateşli tartışma ve cedel ortamlarının varlığını müşahede ediyoruz. Ehl-i Sünnet Kelam alimlerinin ortaya koyduğu ölmez eserler sayesinde, sözünü ettiğimiz (Haricîlik, Şia, Mu tezile, Cebriye gibi) bid at fırkaların görüşleri tesirsiz hale getirilmiş ve etkileri kırılmış, böylece Ümmet in günümüze kadar sırat-ı müstakim üzere yürümesi sağlanmıştır. u bid at fırkaların istisnasız her birinin, kendi görüşlerini dayandırdığı Kur an ayetleri mevcuttur. u durum önümüze şöyle bir manzara koymaktadır: Kaynaklar onun, Abese, 31 ayetindeki ebbâ, Nahl, 47 ayetindeki tahavvuf ve Nisâ, 12 ve 176 ayetlerindeki kelâle kelimelerinin ne anlama geldiğini bilmediğini ve başkalarına sorduğunu nakletmektedir. 32
33 Eğer Kur an ayetleri herkesin aynı şekilde anlayacağı kadar açık ise, bu kadar itikadî fırka nasıl olup da birbirine zıt görüşlerini Kur an ayetleriyle destekleyebilmiştir? Fıkıh ilmi Kur an ve Sünnet in bizden istediği hayat tarzının yaşanması, öncelikle bu iki kaynağın doğru biçimde anlaşılmasına bağlıdır. u doğru anlama faaliyeti ise sistemli ve bilinçli bir gayreti gerekli kılar. Ulema bunun için, anlama metodu demek olan Usul-i Fıkıh ilmini ortaya koymuş, bu ilmin kriterlerini ve ilkelerini belirlemiştir. urada iki yönlü bir faaliyetin varlığı dikkat çekmektedir: irincisi Kur an ve Sünnet nasslarının yapısı, hitap şekilleri, doğrudan ve dolaylı anlatım tarzları ile hükümlere delalet biçimleri üzerindeki çalışmalardır. İkincisi ise hakkında belli ve özel bir nass (ayet, hadis) bulunmayan hususlarda nasıl hareket edileceğini belirleyen ilkelerin tayinidir. Daha sonra bireysel ve toplumsal alanlara tekabül eden nasslardan Usul-i Fıkıh ilmi doğrultusunda hüküm çıkarma faaliyeti gelir ki, Fıkıh ilmi nin iştigal sahasını bu nokta oluşturmaktadır. Fıkıh sahasında faaliyet gösteren ulemanın kendi aralarında dereceleri vardır ki, bunların en başında Mutlak Müçtehid olan alimler, en sonunda ise Taklid Ehli ulema gelir. unların ve aralarındaki kademelerde yer alan alimlerin her birinin fonksiyonları belli kitaplarda açıklığa kavuşturulmuştur. Kur an ın ihtiva ettiği ahkâm ayetleri nin nasıl anlaşılması gerektiği, mesela şunu yapın tarzındaki emirlerin kesin vücubiyet mi, yoksa teşvik mi ifade ettiği; keza şunu yapmayın tarzındaki yasakların haramlık mı, yoksa daha hafif bir sakındırma mı ifade ettiği ancak Usul bilgisi ve Fıkıh melekesi ile bilinebilir. izler, evlerimizin dış görünüşünün güzel olmasına dikkat ederiz; ancak evin bize lazım olan esas kısmı içerisidir. Hayatımızın büyük bir bölümünü iç mekânlarda geçirdiğimiz için asıl süslenmesi ve yaşanabilir hale getirilmesi gereken yer, iç mekânlardır. İlgi çekici bir örnek zikredelim: ir ilahiyat profesörü Kur an da yer alan bütün emirler farziyet ifade eder demişti. u tesbit doğru kabul edildiğinde, Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için (akara, 187) ayetinde yer alan emir ifadesi gereğince, sahur yemeği yemenin farz olduğunu söylememiz gerekir. Oysa sahur yemeğinin farz olmadığı herkesin malumudur Tasavvuf ilmi Şüphesiz bir biçimde biliyoruz ki Kur an-ı kerim bize itikadî ve amelî konular kadar ruh terbiyesi, edep, ahlâk ve takva ile ilgili hususları da öğretmiştir ve bunların önemi diğerlerinden aşağı değildir. İslâm, ancak bütün yönleriyle hayata aksettiği zaman tam anlamıyla yaşanmış olur ve yine ancak bu takdirde hayatımızda kendisinden beklenen tesiri icra edebilir. Kur an ayetleri arasındaki zahir-batın dengesinin keşfi ve kalbî/ruhî hayatın tanzimi ancak konuya belli bir sistem dahilinde bakılması ile mümkün olur. Tefsir, Hadis, Kelam ve Fıkıh ilimleri hayatımızın dış cephesinin ilahî rıza doğrultusunda şekillenmesini sağlarken, Tasavvuf ilmi de içimizin, kalbî ve ruhî hayatımızın arzu edilen kıvama gelmesini temin eder. Dolayısıyla Tasavvuf suz bir hayat, sadece dış cephesi süslenmiş bir binaya benzer. izler, evlerimizin dış görünüşünün güzel olmasına dikkat ederiz; ancak evin bize lazım olan esas kısmı içerisidir. Hayatımızın büyük bir bölümünü iç mekânlarda geçirdiğimiz için asıl süslenmesi ve yaşanabilir hale getirilmesi gereken yer, iç mekânlardır. 33
34 Kelam ve Fıkıh gibi ilim dallarının ilgi sahasına giren ayetler nasıl ancak bu ilim dallarının sistemleri vasıtasıyla anlaşılabiliyorsa, Tasavvuf un ilgi sahasına giren ayetler de ancak bu ilim dalının ortaya koyduğu sistemle bir bütün olarak anlaşılabilir. Diğer ilim dallarında olduğu gibi Tasavvuf ta da ilgili ayetlerin anlaşılması, Hz. Peygamber s.a.v. in Sünneti ve hadisler temelinde olacaktır. Sonuç Her biri hakkında kütüphaneler dolusu müstakil kitaplar yazılmış bulunan bu ilim dalları hakkında yukarıda verdiğimiz son derece kısıtlı malumat doğrultusunda konu hakkında kısa bir değerlendirme yapalım. Şurası bilinmelidir ki, İslâm alimlerinin bütün bu ilim dallarında ortaya koyduğu birikim, tesadüfen oluşmuş ya da tarihin belli bir döneminden sonra kendiliğinden ortaya çıkmış değildir. u ilim dallarının her biri, temel metot ve hareket tarzlarını Hz. Peygamber s.a.v. in, ashabına yönelik yönlendirme ve uygulamaları oluşturmuştur. u itibarla söz konusu ilim dallarının her birinde gördüğümüz hoca-talebe ilişkisi, kesintisiz biçimde Sahabe ye ve onlar vasıtasıyla Hz. Peygamber s.a.v. e kadar uzanır. Dolayısıyla bu ilim dallarının her biri, Kur an ın doğru anlaşılmasını ve yaşanmasını temin eden alternatifsiz vasıtalardır. Onlar olmadan Kur an ın, murad-ı ilahîye uygun biçimde anlaşılması da yaşanması da mümkün değildir. İslâm akıl dini değil, nakil dinidir şeklindeki söz de ancak bu şekilde doğru bir zemine oturabilir. u ilim dallarında faaliyet göstermiş olan ulemanın tümü (hepsini minnet ve rahmetle anıyoruz) sadece Allah Tealâ nın rızasını gözeterek hareket etmiş ve O nun muradını keşfetmenin peşinde olmuştur. Günümüzde siyasî/ideolojik saiklerle ya da şöhret ve etiket hırsıyla hareket eden birtakım zevatın, bu ilim dalları hakkında muhtelif söylemlerle şüphe ve tereddütler oluşturmaya çalıştığı hepimizin malumu. Kur an ın, bu ilim dalları ve onlara vücut veren ulema olmaksızın da anlaşılıp yaşanabileceği (hatta ancak onları aradan çıkararak doğru biçimde yaşanabileceği) iddiası, bu ilim dallarının mahiyet ve karakteri hakkında bir parça malumat sahibi olan hiç kimse tarafından ciddiye alınmamaktadır. Ortaya çıkış biçimleri, mahiyetleri ve orijinaliteleri hakkında pek çok şey söylemek mümkün olmakla birlikte bu ilim dalları hakkında oluşturulmaya çalışılan şüphelere karşılık burada bir tek şey söylemeyi tercih edeceğiz: Acaba Kur an ın ilahî koruma altında olması demek, sadece metninin tahriften korunması demek midir? Kur an ayetlerinin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda ortada yüzlerce-binlerce farklı yorumun bulunması halinde önümüzde şöyle bir manzara bulunacaktır: Elimizde metni korunmuş, ama bize ne dediği belli olmayan bir metin var; herkes onu dilediği biçimde anlayıp yorumluyor!!. Allah Tealâ nın bize Kur an ı gönderirken murad ettiği gerçekten bu mudur? Yoksa onun nasıl anlaşılması gerektiği konusunda (mesela Sünnet e ve bilenler e müracaat etmek gibi) bazı sabit ölçüler mi vardır? Elbette Kur an ın korunması demek, sadece metninin korunması demek değildir. Aynı zamanda onun murad-ı ilahîye uygun olarak nasıl anlaşılabileceği ve nasıl yaşanabileceği de değişmez ilkelere bağlanmıştır. İşte İslâmî ilimlerin vücut bulduğu nokta burasıdır Şurası bilinmelidir ki, İslâm alimlerinin bütün bu ilim dallarında ortaya koyduğu birikim, tesadüfen oluşmuş ya da tarihin belli bir döneminden sonra kendiliğinden ortaya çıkmış değildir. u ilim dallarının her biri, temel metot ve hareket tarzlarını Hz. Peygamber s.a.v. in, ashabına yönelik yönlendirme ve uygulamaları oluşturmuştur. 34
35 Kader e İman Etmemek Küfürdür 2 Hüseyin AVNİ Âlimi ve câhiliyle koca bir Ümmet de aynı kanaatte olmasına rağmen, birileri olanca câhillik ve geri zekâlılığına rağmen kalkacak bu hadîslerin uydurma olduğunu şu âyetlerin de başka manalara geldiğini iddiâ edecek ve Mü minler onun ictihad sahibi olduğuna inanacaklar, Ümmet in imamlarının tamamının önüne geçirecekler ve Mü min kalacaklar(!)... Vallahi yalan Evet, Nebimiz sallallâhu aleyhi ve sellem i susturmaya çalışan ve çarpık bir kader anlayışına sâhib olan şu pis müşriklere Ne mübarek adamlar demeyiz ve vay ahlaksızlar vay deriz, hatta daha da fazlasını deriz; lâkin, onlar kadar bile olamayan kader inkârcılarına daha da yakışıklı sözler söyleriz. Kaderle alakalı otuz civârında rivâyeti bulunan uhârî yi, kırk civârında rivâyeti olan Müslim i, diğer bütün muhaddisleri, Müsned i Kader e Îmân ı da bulunduran iki hadîsle başlayan ve bunlardan birincisi Kader e îmân etmeyenden uzak olunmasını bildiren İmâm A zam Ebû Hanîfe yi, Muvatta sında, Kader hakkında on rivâyet bulunan İmâm Mâlik i, Müsnedi Mükerrerler hâric (45) Kader hadîsini içine alan İmâm Ahmed İbnü Hanbel i ve diğer imâmlarımızı müşriklerle bir kefeye koyan, Onları en temel bir meselede, îmân noktasında müşrik kafalı i lân eden bir vatandaşın Mü minlerin gözündeki yer neresi olmalıdır?... Elbette ki en baş köşe(!) Gayretleri böylesine sönmüş bir Mü min ler topluluğu içinde bulunmak, Allah a ve Resûlüne göre Mü min olanları nasıl kahretmesin?... öyle bir kafa sahibinin ben mezheb İmâmlarına saygılıyım, onlar 35
36 aleyhinde konuştuğumu kim duymuş? demesi sahtekarlık ve yalancılık değil de nedir? Kur ân ın köküne kiprit suyu döktüğü müşrik inancı nı bulunduran şu imâmların güvenilir hangi yanı kalabilir?... Hele, işine gelen yerlerde onca hadisleri -hâşâ- uydurup Ümmet e sunanlardan hadîs rivâyet etmek, hokkabazlıktan başka ne ile açıklanabilir? İslamoğlu: Aslında Kur an bu inancın temeline yönelik kibrit suyu döküyor, biliyor musunuz? Çünkü bu sakat inanç, Allaha iftiradır, iradeyi yok ediyor. Cevâb: Yok Kur ân(ın) bu (Kader) inancın(ın) temeline yönelik kibrit suyu döküyor olduğunu bilmiyoruz. Çünki yok böyle bir şey. Tam aksine bu iftirâ iddiâsının da, sık sık yapıldığı gibi Kur ân a yapılan bir iftira olduğunu biliyoruz. Kur ân ile, Kur ân dan câhilce ve sapıkça çıkarılan yanlış manalar karıştırılmış Evet, bu inanç, ilahlaştırılan sınırsız iradeyi yok ediyor ama, mükellefiyet ve mesûliyete gölge düşürmeyecek kadar bir irâdeyi bırakıyor. Kader Nedir, Ne değildir? İslamoğlu: O nedenle kadere iman nedir, önce kaderi bir anlamak lazım. ( ) Kur an da geçen bu tür ibareler Allah ın bütün bir varlığı, bütün bir mahlukatı ölçüsüz yaratmadığına imandır. Eğer buysa sakıncası yok, buysa sakıncası yok değil, zaten buna iman etmeden olmaz. Allah ın hiçbir şeyi ölçüsüz yaratmadığına iman ettik. Onun için Amentü yü öyle okumamız ve kaderi böyle anlamamız halinde hiç bir beis yok devam edelim. Evet devam edelim. Ama kadere imandan ne anladığımızı çok iyi bilelim. Cevâb: Müşrikler de dahil, Allah ın bütün bir varlığı, bütün bir mahlukatı ölçüsüz yaratmadığı na kim itirâz ediyor?. Müşriklere ve felsefecilere varıncaya kadar, Allah ın var olduğunu kabûl edenlerin tamamı Allah, yarattıklarını ölçüsüz yarattı demezler. Aksine Allah ın bütün bir varlığı, bütün bir mahlukatı ölçüsüz yaratmadığı na inanırlar. O halde, onlara bu hakikati ilzam yoluyla söylemenin bir manası yoktur. Çünki onların buna hiçbir itirazı yoktu. u doğru, Allah ın varlığını kabûl etmeyenlere ise hiç denmez. Zîrâ onlar, başta Allah ın varlığını kabul etmezlerken yaptıklarını ölçülü veya ölçüsüz olmasını bahse bile mevzu etmezler. O halde, onlara denilecek ve gösterilecek olan, Allah ın varlığının delilleridir, yaptıklarının ölçülü olduğu değil. Halbuki bu âyette onlara her bir şeyin bir kader le yaratıldığı söylenmektedir. İslamoğlu: Allah ın verdiği aklı kullanmadık, gittik günahı işledik. İşlediğimiz günah başımıza bela oldu. Onu temizlemek yerine o günah başka günaha sardırdı bizi ve yara bere içinde kaldı imanımız. Cevâb: İşte burası doğru. u dedikleriniz kendiniz için bir i tirâf olduğundan kabûl edilebilir; hattâ müşâhedelere de dayanarak bunların sizde zirvede olduğu söylenebilir Ancak bu çamuru, ondan uzak olan başkalarının da suratlarına sıvamaya hakkınız yoktur. Çünki bunlar başkaları için ithamdır ve kabulü içün yeterli delile muhtâcdır. Oysa böyle bir delil bilinmemektedir. İleri sürülen vehimler ise isbatta bir işe yaramaz Hâsılı, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem in, Ashâb ının, Mü minlerin ve İmamlarının anladığı manada bir Kader e îmân, Mü min olabilmek için alâ küllî hâl lâzım olan bir îmân esâsıdır. Onu inkâr etmek, yahud başka taraflara sündürmek Kur ân ı, Sünnet i ve dolayısıyla Mukaddir olduğunu haber veren Allah ı ve Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem i yalanlamaktır. 36
37 İslamoğlu: Oraya çıktık, kaderimmiş, Allah yazmış ne yapalım günah işlemeyi. Haşa, bu kader midir, bu kadere iman mıdır?, u Allah a iftira değil midir? Cevâb: u mazereti şeytan ve peşine takılan sapık Cebriye Mezhebi ileri sürmekle müdhiş bir sapıklık sergilemişti. Evet, şu sözün bile ilk kısmı kaderimmiş, Allah yazmış kadarı doğrudur. Lâkin o doğruya dayandırılmak istenen mes ûliyyetten kurtulmak çabaları mahiyetindeki ne yapalım kısmı ise yanlış O bakımdan, Allah ın, kâfirlerden olduğunu haber verdiği şeytanın kaderimmiş, Allah yazmış sözü doğru olsa da, bu doğru bölünme kabûl etmeyen îmân esasları içinde bulunmadığından Kadere îmân değildir. Ne yapalım (?) demesi ise Allah a iftirâdır. Çünki bu günahlar, Allah celle celâlühû yazdığı için işlenmemiştir; işleneceği için yazılmıştır. Kader, Allah ın bir şeyi ilmine dayalı olarak yazmasıdır, felsefecilerin ve peşlerinden gidenlerin dediği gibi Kaderin (veya Kaza nın) ilim nev inden olması, İlmin de ma lûma/ bilinene tâbi olması, Allah ın sadece ezelde olacakları bilmesinden ibâret [40] değildir. una ilâve olarak ezelde yazması dır. Nitekim, Kadızâde Ahmed Şemsüddîn şöyle demektedir: Ebû Hanîfe radıyallâhu anhü, lâkin ketebehû bi l-vasfı lâ bi l-hükmi [41] / Lâkin Allah yazdıklarını hüküm ile değil, vasıf ile yazdı demiştir. Yani Hak sübhânehû ve teâlâ Levh-i Mahfûz a vasıf yoluyla yazdı. Yani her şey hakkında fülâh şey şöyle olacak, fülân kimseler, kendi tercîhleriyle kâfir olacaklar, falan kimseler kendi tercîhleriyle mü min olacaklar ve diğer şeyler şöyle olacaklar diye her şeyin vasıfları ve halleri ve kulların irâdeleri ve kasıdları îcâda sebeb olur. Yoksa, fülân kimseler şöyle olsunlar, fülân şeyler böyle olsunlar diye hüküm emir ve nehiy yoluyla değildir. [42] Hâsılı, İmâm A zam, meâlen Allah celle celâlühû yazdıklarını yapın diye değil de, yapılacak diye yazdı demekle anlatmaya çalıştığımız ince noktayı ortaya koymakta ve açıklamaktadır. Allah celle celâlühû da şöyle buyurmaktadır: - u yüzden Allah onu bir ilme dayalı olarak şaşırttı, [43] - Allah ın işi takdîr olunmuş bir kaderdir, [44] - Şübhesiz ki, kavminden (Allahın ilminde) îmân edenlerden başkası asla îmân etmeyecektir, [45] - Ancak çok küfredici bir fâcir doğuracaklardır, [46] - ilin ki, Allah kişi ile kalbi(ndeki îmânı) arasında perde (mâni ) olur (da îmân edemez), [47] - De ki, bize ancak Allah ın bizim için yazdıkları isâbet edecektir, [48] - Allah bize hidâyet etmeseydi, biz hidâyete erecek değildik. [49] İmâm uhârî, yukarıdaki âyetleri, Sahîh indeki Kader Kitâbı nın bâb/mevzû başlıkları yaptıktan sonra, onları şu başlıkların altında Kader le alâkalı olarak u îmân, zamâne zındıklarının iddiâ ettiği gibi -hâşâ- asılsız bir şey değil, Kur ân ve Sünnet delîlleri yanında Ümmet in üzerinde İcmâ ettiği bir esasdır. u Kader îmânını bulundurmayan ise şeksiz ve şübhesiz kâfirdir. 37
38 rivâyet ettiği onlarca hadîsle desteklemiştir. Yani zikri geçen âyetleri -belki de tefsîre ihtiyâc bırakmayacak kadar açık bir şekilde Kader e îmân ı göstermelerine rağmen- bu hadîslerle de tefsîr ve îzâh etmiştir. Açıktır ki, Kader e îmân etmenin aslında bu âyetler ve benzeri başka âyetlerle sâbit olduğunu, bu âyetleri Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem in böyle anladığını ifâde etmek istedi. Âlimi ve câhiliyle koca bir Ümmet de aynı kanaatte olmasına rağmen, birileri olanca câhillik ve geri zekâlılığına rağmen kalkacak bu hadîslerin uydurma olduğunu şu âyetlerin de başka manalara geldiğini iddiâ edecek ve Mü minler onun ictihad sahibi olduğuna inanacaklar, Ümmet in imamlarının tamamının önüne geçirecekler ve Mü min kalacaklar(!)... Vallahi yalan Mezheb imamlarına, saygılı imiş ama, onları taklîd etmezmiş; Mezheb imâmları da böyle söylüyorlarmış. u kadar -hâşa- hurafeci olan, hurâfecilikleri îmândan olmayan hattâ şeytanın ve müşriklerin inançları olan bir inanışı îmân esâsı hâline getirecek kadar ileriye varmış, âyetleri bu kadar tahrîf edecek seviyede yanlış anlayacak geri zekâlılara, hakîkaten hürmet ve saygı duyan, kesinlikle katıksız bir ahmak, yalandan böyle diyen de münâfıktır. u kadar -hâşa- hurafeci olan, hurâfecilikleri îmândan olmayan hattâ şeytanın ve müşriklerin inançları olan bir inanışı îmân esâsı hâline getirecek kadar ileriye varmış, âyetleri bu kadar tahrîf edecek seviyede yanlış anlayacak geri zekâlılara, hakîkaten hürmet ve saygı duyan, kesinlikle katıksız bir ahmak, yalandan böyle diyen de münâfıktır. Evet imâmlarımız, delilleri bilinmeden taklîd edilmelerini yasaklamışlardır, doğru Ama bu yasağın muhâtabları kimlerdi?... u sözün herkese nisbetle söylendiğini iddiâ etmek ise kuyruklu bir yalandır. İmâm Nevevî ve başkaları bunların ictihâd ehliyetini bulunduranlar olduğunu söylemişlerdir. Vasatın çok altında dil/arabça, sıfır seviyeye yakın Şer î ilimler, sıfırın altında Mantık, kifâyetsiz akıllar ve dibe vurmuş idrâkler ile meflûc, kör ve sarhoş olmuş zavallı zamâne müctehidler i(!) elbette bu yasağın dışındadırlar. unlar birilerini taklîde bile ehil olmayan, hattâ elinden tutulup helâya götürülen körler misâli husûsî müşâhade altına alınması gereken kimselerdir. Avâm onlara nisbetle çok daha üstün mertebelerin sâhibleridirler Çünki onlar, hiç değilse, her bakımdan kifâyetsiz olduklarının farkındadırlar İslamoğlu: Onun için bakın şu etrafınıza bakın, afâkî bir şeyden sözetmiyorum gidin mahallenize, oturun beş kişiyle konuşun. Cevâb: Evet, mahallede oturan Mü mine ihtiyar nineler bile, kadere îmân eder ama, suçu Allah celle celâlühû ya yükleyerek suçsuzluğunu iddiâ etmezler İslamoğlu: Evet bir de kader mahkumu var değil mi?. Ama gerçekten kader mahkumu var, o ayrı bir mesele. Fa kat insan iradesinin dahiline, alanına giren hususlarda insanın kaderi seçmektir. Allah bu kaderi koymuştur ve Allah bunu söylemiştir: ( ) De ki, Hak Rabbinizden açıkça ortaya gelmiştir. ( ) İsteyen îmân etsin, isteyen inkâr etsin. Cevâb: Şükür ki, burada İnsân irâdesinin ve mükellefiyetinin dışındaki bir kaderin varlığı kabûl ediliyor gibi. Lâkin insan iradesinin dahiline, alanına giren hususlarda insanın kaderi seçmektir denilirken ne denilmek isteniyor? İnsânın mes ûl tutulması için çok az da olsa bir parça irâdesinin bulunması ve kullanılması lâzım gelir. Ancak, Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz [50] denilirken, bir takım suçlarımız ve hikmetler yüzünden bazen dilememizin Allah Teâlâ tarafından dilenmeyebileceği anlatılıyor. Yani Allah celle celâlühû, bir yanda yapacağımızı bildiği yanlış- 38
39 lıkları ve isyanları yazarken, öte yandan da bunlara veya başka sırlara istinâden -adâleti ve hikmeti çerçevesini taşmayacak bir şekilde- başka şeyleri de yazar. İslamoğlu: Tamam bitti, değil mi? Ne diyor Kur an? Açıkça diyor, açıkça diyor: ( ) İnsanın yaratılışından bahseden bir paket, bir pasaj içindedir, biliyor musunuz? İnsanı Allah ın yarattığını, tesfiye ettiğini, ta dil ettiğini söylüyor, ondan sonra ne yaptı diyor bakınız: İçine fücur tohumunu da koydu, takva tohumunu da koydu. İster fücur tohumunu sular cehennem çıkarır, ister takva tohumunu sular cennet çıkarır. Daha ne desin Kur an? Onun için bütün bu paketi birbiriyle anlamalıyız değerli dostlar. Şimdi sert mi oluyorum? (Katılımcılardan birisi: Aksine hocam, aksine! ) Onu sen diyorsun, başkaları neler diyor bir bilsen. Cevab: Allah celle celâlühû nun insana takvasını da fücûrunu da ilham etmesi dahî, şübhesiz ki Allah ın Kaderi nin bir îcâbı ve parçasıdır. Kader e îmân etmemek de fücûr tohumunu ekmek kaderidir ki Allah onu kulu hakkında bilgisine dayanarak yazmıştır. Netîce Kâinâtın ezelî bir proje ve plânının olmadığını ve buna göre yaratılmadığını iddiâ etmek, sunturlu bir geri zekâlılıktır. Kullar, Âlemin çok küçük bir parçasıdırlar. Onların mükellefiyet ve mes ûliyyetle alakalı ışleri de hayatlarının irâdeye dayalı olan yine küçük bir kısmını teşkîl etmektedir. u küçük parça içindeki küçük parçada -hak etmeseler bile- hidâyete mazhar olmaları, veya saptırılmayı hak edip de İlâhî irâde îcâbı saptırılmamaları yanıyla bir şey demeye gerek yok. u bir ihsândır, -her noktada olduğu gibi- bilhassa bu noktada dahi Allah a hesâb sorulamaz. Kısmen ihtiyârî ve irâdî olan noktalardaki sapma ve saptırmaya gelince Kader inkârcısı geri zekâlıların, kelin karışık hâle gelen saçları misâli, olmayan akıllarını karıştıran işte bu nokta u işlerdeki saptırmanın büyük bir kısmı, doğruyu görmesini kolaylaştıracak yolların -değişik sebeb ve hikmetlerle- gösterilmemesi demek olan hızlân mahsûlü Kalanı da nihâyet, ilâhî ilimde malûm ve gizli bir takım vukû bulacak cinâyetler, günahlar ve kusurlar yüzünden insana hak yolun kapatılıp bâtıl yolun da açılmasıyla olan saptırma ütün bunlar, kulun fiilleri içinde çok az ve bir bakıma siparişe göre olmasına rağmen, yaratılanların hepsinden bu takdîri nefyetmek, kader yoktur demek, insana hür ve sınırsız irâdeyi bağışlamak, yaratıcıyı müdâfaa edeyim derken, O nu devre dışı bırakıp kulu bu güç ve yetkiyle donatmak yaratıcı yapmaktır. u da değişik bir şirktir. İnsanda, mes ûl değilim diyemeyeceği ve Allah ı -hâşâ- adâletsizlikle ithâm edemeyeceği kadar çok cüz î bir irâde vardır. unun nisbeti ise, bütün bir hayatına göre binde bir midir, on binde bir midir, milyonda bir midir? ilmiyoruz Hâsılı, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem in, Ashâb ının, Mü minlerin ve İmamlarının anladığı manada bir Kader e îmân, Mü min olabilmek için alâ küllî hâl lâzım olan bir îmân esâsıdır. Onu inkâr etmek, yahud başka taraflara sündürmek Kur ân ı, Sünnet i ve dolayısıyla Mukaddir olduğunu haber veren Allah ı ve Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem i yalanlamaktır. u îmân, zamâne zındıklarının iddiâ ettiği gibi -hâşâ- asılsız bir şey değil, Kur ân ve Sünnet delîlleri yanında Ümmet in üzerinde İcmâ ettiği bir esasdır. u Kader îmânını bulundurmayan ise şeksiz ve şübhesiz kâfirdir. Kaynaklar: [40] Kadı eyâdî, İşârâtu l-merâm:265; Şerhu Mevâkıf dan naklen Keşşâfu Is- tılâhâti l-fünûn:2/1235, [41] Kadı eyâdî eyâdî, el-fıkhu l-ekber den naklen İşârâtu l-merâm:278, [42] Ferâidü l-fevâid:293, (1220 baskısı), [43] Câsiye:23, [44] Ahzâb:38, [45] Hûd:36, [46] Nûh:27, [47] Enfâl:24, [48] Tevbe:51, [49] A râf:43, [50] İnsan:30 39
40 Asım Yekeler: İnsanların özel günlerinde bulunmak, insanların gönlünü fethetmek için çok önemlidir. Röportaj: Aydın AŞAR İnsan ilişkileri ve kişisel gelişim konularında vermiş olduğu seminerlerinden tanıdığımız araştırmacı yazar Asım Yekeler ile insan ilişkilerinde dikkat edilmesi gereken hassasiyetler üzerinde konuştuk. urhan Dergisi okurları için Diyorlar ki öteki sürekli balta sallıyordu, sen ise ara sıra oturuyordun, bu yarışı nasıl kazandın? Onun verdiği cevap çok manidar: Kim demiş oturduğumu ben o yirmi dakikada baltamı bileyliyordum. Değerli Hocam, öncelikle kısaca kendinizi tanıtır mısınız? 1956 Sivas doğumluyum, aslen Kafkas kökenliyim yılında Kara Harp Okulu nu bitirdim yılında kıdemli binbaşı rütbesi ile emekli oldum yılında kişisel gelişime yöneldim ve bu konuda profesyonel eğitimler aldım. O yıldan beri de Türkiye de bu konuda bin iki yüz konferans verdim, yetmiş beş ile gittim. Konferans konularım, mutlu olmanın yolları, insan ilişkileri, zaman yönetimi, gençler ve çocuklarla iletişim, kişisel sağlığı koruma yöntemleri gibi konular. İnsani ilişkilerde başarılı olmak için, bu konuda verilen seminerleri takip etmenin önemi nedir? 40
41 Müsaadenizle seminerlerimde anlattığım bir hikâye ile bunun önemini açıklamak istiyorum. İki tane ormancı iddiaya giriyorlar. irisi diyor ki ben daha çok ağaç keserim, öteki diyor ki ben daha çok keserim. İkisine de aynı kalınlıkta ağaçlar gösteriliyor, ikisine de aynı malzemeler veriliyor. Yarışma sabah saat sekizde başlıyor, akşam on sekizde bitecek. Kim fazla ağaç keserse en büyük ödül de ona verilecek. Hakem ekibi, gözlemciler yerine oturuyor ve zil sesiyle yarışma başlıyor. Yarışmacılardan birisi sürekli balta sallarken, yarışmacılardan diğeri kırk dakika çalışıyor, yirmi dakika dinleniyor. Diyorlar ki bu nasıl yarışmacı; süresinin bir kısmını oturarak geçiriyor. Akşam olup süre dolduğunda o kırk dakika çalışıp yirmi dakika dinlenen diğerinin tam iki katı ağaç kesiyor. Diyorlar ki öteki sürekli balta sallıyordu, sen ise ara sıra oturuyordun, bu yarışı nasıl kazandın? Onun verdiği cevap çok manidar: Kim demiş oturduğumu ben o yirmi dakikada baltamı bileyliyordum. İşte ben bu tip seminerleri baltamızı bileylemek olarak değerlendiriyorum. İnsanın kendini geliştirmesi için bu seminerlerin son derece elzem olduğunu düşünüyorum. Kendimizi geliştirmemiz neden önemlidir? İnsan denen varlık bilgi duvarına her gün bir tuğla koyması gereken varlıktır. Dinimiz öyle demiyor mu? Kur an da; Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu buyuruluyor. Sevgili Peygamberimiz de İki günü eşit olan ziyandadır diyor. O halde diyorum ki hayatımızın sonuna kadar bir gün öğretmen, bir gün öğrenci olacağız. Gün gelecek doksan yaşındaki bir amcamıza bir şey öğreteceğiz gün gelecek dokuz yaşındaki bir çocuktan bir şey öğreneceğiz. İnanın illere gittiğimde seminerler için, orada ilanlara, afişlere bakıyorum, eğer benim de vaktim müsaitse konferanslara gidiyorum. Neden? ir şeyler öğrenebilir miyim diye. ugün ülkemizde dört yüz bin kahve var. u kahveye giden insanlar hepimizin derdi olmalı. u kahve bize ne veriyor? Hem paramızı alıyor, hem sağlığımızı alıyor hem de hiçbir şey ortaya koymuyor. İnsani ilişkiler konusuna eğitim camiasının yeteri kadar önem verdiğini düşünüyor musunuz? Hepimiz yaptığımız işte başarılı olmak istiyoruz. Hepimiz insan ilişkilerinde başarılı olmak istiyoruz. Çünkü mutluluğumuz bir ölçüde buna bağlı. İnsan ilişkileri, iletişim gerçekten de çok önemli konular. Hepimiz çeşitli mesleklerdeyiz. Ve biz dağ başında yaşamıyoruz, insanlarla iletişim halindeyiz. Hangi meslekten olursak olalım, insanlarla iyi iletişim kurmak zorundayız. Hayatımız insanlarla geçtiği halde, hayatımızda o kadar okullar okuduk ama bir cümle insan ilişkileri ile ilgili bir şey öğrenmedik. Okul sonrasındaki hayatımızda bu eksikliğimizi telafi etmeye çalıştık. u bizim dikkatle üzerinde durmamız gereken bir konudur. İnsani ilişkilerde başarılı olmanın altın kuralı nedir? ir kere insanlarla iyi iletişim kurmak için önce insanı sevmemiz lazım. Diyor ya Yunus Emre; Yaratılanı severim yaratandan ötürü. ir insanda insan sevgisi yoksa o insan diğer insanlarla iyi iletişim kuramaz. Eksiği ile kusuru ile hatası ile günahı ile bütün insanları seveceğiz. Neden? Çünkü O yaratmış, onun yarattığına hürmetimiz sonsuz olmalı. O halde insanlara değer vermemiz lazım. unu bir örnekle açıklamak istiyorum. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu öldüğünde herkes çok üzülmüştü. Onun bu kadar sevilmesini anlamak lazım. ir gün rahmetlinin odasına gittim; en bir sanat gecesi yapacağım, istiyorum ki bu gecedeki onur konuğum siz olun. ana bir tarih verin ben de ona göre bu tarihte programı organize edeyim dedim. Özel kalem müdürünü çağırdı; Komutana hangi günümüz uygunsa ona bir gün verin dedi. iz verilen gün iliyorsunuz başlangıçta İstiklal marşı adayları jüriye gidiyor, yavan bulunuyorlar Diyorlar ki: Mehmet Akif neden bu yarışmaya katılmıyor? 41
42 üzerine her şeyi hazırladık, davetiyeleri bastık, sanat gecemizin olmasına on gün kala falan Muhsin başkana davetiyeyi götürdüm. Davetiyeye bir baktı; iz o gün müsait miyiz acaba? dedi. Tereddüt etti. Hemen özel kalem müdürünü çağırdı. iz komutana söz vermiştik. akın bakalım o günde bir şey var mı? dedi. Özel kalem müdürü; O gün Adana da mitingimiz var dedi. Muhsin aşkan; Nasıl olur? Komutan ta iki ay önce geldi bizden gün istedi. iz de ona gün verdik. Nasıl bu tarihe miting koyarsınız? dedi. iraz kızdı. Dedi ki: O mitingi iptal ediyorsunuz, biz komutanın programına gideceğiz. öyle der demez inanın şok oldum ben. Dedim ki; aşkanım bu sözünüz, sizin o programımıza gelmeniz kadar değerli. Siz mitinginizi iptal etmeyin, bizim başka bir programımıza gelirsiniz. İnanın zor kabul ettirdim bunu. İşte Muhsin Yazıcıoğlu bu gibi erdemlerinden dolayı değerliydi. Kendinizi insanlara armağan etmek, insanların özel günlerinde bulunmak, insanların gönlünü fethetmek için çok önemli bir olaydır. İnanın bir genç gidip de; aşkanım nikâhımızda sizi de görmek istiyoruz dediğinde vakti müsaitse hiç kimseyi geri çevirmezdi. On beş dakika da olsa gider o gençlerin nikâhında bulunurdu. İnsanlara değer vermenin öneminden bahsettiniz. unu karşımızdakine nasıl belli ederiz. Mesela karşınızdaki insan çok iyi bildiğiniz bir fıkrayı bile anlatsa, onu hiç bilmiyormuş gibi dinleyerek bunu gösterebiliriz. İmam-ı Azam büyük bir âlim olduğu halde iyi bildiği bir dini meseleyi sanki hiç bilmiyormuş gibi başkasından dinliyormuş. ir de şu husus vardır ki insanlara değer verdiğimizi en güzel onları adam yerine koyarak gösterebiliriz. unu da yine bir örnekle açalım isterseniz. Altmışlı yıllarda Esenboğa Havaalanı yapılırken mühendisler Çubuk taki o alanı ölçüyorlar biçiyorlar. O sırada yaşlı bir çoban yanlarına geliyor. urada ne yapıyorsunuz diyor. Diyorlar ki: uraya tayyare meydanı yapacağız onun ölçümlerini alıyoruz. Çoban diyor ki: Evladım ben burada kırk yıllık çobanım. u alanda kışın haftada üç gün sis olur. urada uçaklar kalkamaz. Tabi onun kimse dinlemiyor, havaalanını oraya yapıyorlar. ugün gidin o havaalanına bir bakın, gerçekten de kışın haftanın üç günü sis var. Devlet şu anda bu sisten dolayı milyarlarca para harcıyor. Halbu ki bu çobanı dinleseler, adam yerine koysalar, gidip yetkili birisiyle tanıştırsalar böyle olmayacak. Ama biz ne yazık ki bir insanın parası varsa, makamı varsa, mevkii varsa onu adam yerine koyuyoruz. u da çok yanlış bir şey ilir misiniz Yaşar Reyhani vardır Erzurum da. enim asker gecelerine gelirdi. Geldiği zaman oturur sohbet ederdik. ana dedi k; Komutanım bir gün bizim mahallede bir fakir öldü. Cenazesine gittim üç beş kişi vardı. ir de zengin öldü, onun cenazesi ise kalabalıktı. Sonra bunu şöyle bir dörtlük yapmış: il ki cemaati az ise ölen garip fakir fukaradır/ il ki cemaati çok ise ölen insan değil paradır Yani herkesin herkesten öğrenebileceği bir şey vardır diyebilir miyiz? Hiç ummadığınız birisinden sizin bilmediğiniz bir şeyi öğrenebilirsiniz. unun bir misalini anlatayım. ir gün bir adam ailesiyle pikniğe gidiyor. İleri- Arkadaşı; Ödül olduğu için buna talip olmadı ama size söz veriyorum yazacak diyor... 42
43 de bir koyun sürüsü ve çoban var. Çobanın yanında küçük bir köpek var. Köpek oraya bir yere çömelerek çişini yapıyor. Adam çobana soruyor: u hayvanın ayağına mı vurdun sen, bu köpek niye ayağını kaldırarak çişini yapmıyor? Çoban; eyim sen kimsin diyor. Adam en köpekler üzerine kırk kitap yazmış bir bilim adamıyım diyor. Çoban; eyim sen bu köpeklerle ilgili kırk tane kitap yazmış olsan da bu köpekler benim kucağımda doğar, benim kucağımda büyür, benim kucağımda ölürler. ilmiş ol ki erkek köpek yavruları bir yaşından sonra ayağını kaldırarak çişini yaparlar. Kırk kitap yazmış ama o ayrıntı gözünden kaçmış. Demek ki bilim adamı da olsanız yemek yiyecekler, sohbet edecekler Fakat cumartesi akşamından sonra bir fırtına çıkıyor, deniz dalgalı; yağmur, rüzgâr hepsi var... O günkü şartlarda cep telefonu falan da yok ki arayıp da gelemeyeceğim desin Tabi arkadaşı bu fırtınada karşı yakadan bu tarafa kimse gelmez diye düşünüyor. Hatta kimse gelmez diye evde pijamalarını bile değiştirmiyor. Kapı çalıyor, bir bakıyor ki Mehmet Akif terin suyun içinde Arkadaşı Akif e; u havada kimse gelemedi, sen nasıl geldin diyor. Mehmet Akif de diyor ki: İnsan verdiği sözü yapmaması için ölmesi lazım. Demek ki ona göre insan olmanın en emli vasıflarından bir tanesi verdiği sözü tutmak. İşte Mehmet Akif sözünde duran ve güven veren birsi her şeyi bilemeyebilirsiniz. Ama o çoban o köpeklerle daha içli dışlı olduğu için bu işin ayrıntılarını daha iyi biliyor. Sözünde durma ve güven verme gibi erdemlerle Sonra arkadaşı Akif in yanına gidiyor ve en senin adına söz verdim, katılacaksın ve istiklal marşını yazacaksın diyor. olduğu için insanlarla başarılı bir iletişim kuruyor. u sayede sağlam dostluklar elde ediyor. Onun dostluğunun kalitesiyle ilgili de şöyle bir anekdot anlatmak istiyorum: iliyorsunuz başlangıçta İstiklal marşı adayları insani ilişkilerde başarı arasında ne gibi bir ilgi vardır? jüriye gidiyor, yavan bulunuyorlar Diyorlar ki: Mehmet Akif neden bu yarışmaya katılmıyor? Sözünüzde durduğunuz zaman karşınızdaki size daha çok güveniyor. u da insanlarla iletişimde bir artı kazandırıyor. u konuyu Mehmet Akif ten bir anekdotla anlatmak istiyorum. ir gün bir arkadaşı Mehmet Akif i ve diğer arkadaşlarını evine davet ediyor. Pazar günü buluşmak için sözleşiyorlar. eraber Arkadaşı; Ödül olduğu için buna talip olmadı ama size söz veriyorum yazacak diyor... Sonra arkadaşı Akif in yanına gidiyor ve en senin adına söz verdim, katılacaksın ve istiklal marşını yazacaksın diyor. Size soruyorum şimdi: Acaba kaç tane arkadaşınız var ki onun adına birilerine söz verebiliyorsunuz? İnsanın öyle arkadaşları olmalı ki onlar adına birilerine söz verebilmeli. u neyi gösterir? O arkadaşlığın kalitesini gösterir. Değerli Hocam. Vermiş olduğunuz kıymetli bilgilerden dolayı size çok teşekkür eder, hayırlı faaliyetlerinizin devamını dilerim. u konuya dikkat çektiğiniz için ben teşekkür ederim. 43
44 Halit EŞKAN Hacı Şaban Efendi Hz. (II) u yazının derlenip, kaleme alınmasının sebebi olan Rufai tarikatının mürşidi merhum Hacı Şaban Efendi rahmetullahi aleyh (k.s) hüsnü zannımızdır ki arifandan bir insan-ı kâmildi. Saliha bir kadın olan annesi tarafından çok sevilen ve annesine büyük bir sevgi, bağlılık ve saygısı olan Hacı Şaban Efendi (k.s) annesinin çokça duasını almış. Annesi ona; Seni Hacı Şaban Efendi olasın, tuttuğun altın olsun, ayağın taşa dokunmasın şeklinde çokça dua edermiş. Hacı Şaban Efendi 1901 yılında ayburt ta doğmuştur. aba adı Mustafa, annesi Fadime hanımdır. Dedesi Temur Ağa ayburt eşrafındandır. Hacı Şaban Efendi (k.s) 12 yaşındayken babasını kaybetmiş. Geriye iki kız kardeşi ve annesi kalmış. abasının ölümü ile çocuk yaşta ailenin geçim yükü onun omuzlarına binmiş. u sıkıntılı dönemde ayburt Ruslar tarafından işgal edilince birde muhacirlik zaruret olmuş. Muhacir olarak gittikleri Ankara nın Keskin nahiyesin de çobanlık etmeye başlamıştır. Keskin de kaldıkları zaman zarfında peygamber mesleği olan çobanlıkla iştigal etmiş. u arada ağırda bir hastalık geçirmiştir. Zaman içerisinde memleket hasreti yüreğini bir kor gibi öylesine dağlamış ki, bu hasret ateşi, onun bir kuş olsam da uçup ayburt a gitsem şeklinde hayal kurmaya başlamasına sebep olmuştur. 44
45 Rusya da olşevik devrimi ile çarlık Rusya sı yıkılmış. Sonuçta Ruslar ayburt tan çekilmek zorunda kalmışlar. unun üzerine geriye doğru göç başlamış, onlarda tekrar ayburt a dönmüşler. Ancak geçim sıkıntısı peşlerini bırakmamış. Amcasının çok zengin olmasına rağmen kendilerine yardımcı olmadığını üzülerek anlatırdı. unun üzerine Hacı Şaban Efendi (k.s) şehirden köye, köyden şehire alış verişe (çerçilik) başlamış. ilahare taş mağazalardan kiraladığı dükkânda bu ticareti sürdürmüş. Taş mağazalar satışa çıkarılınca önce 4/9 zunu daha sonra tamamını satın almıştır. Anne Duası ve Hilafet Saliha bir kadın olan annesi tarafından çok sevilen ve annesine büyük bir sevgi, bağlılık ve saygısı olan Hacı Şaban Efendi (k.s) annesinin çokça duasını almış. Annesi ona; Seni Hacı Şaban Efendi olasın, tuttuğun altın olsun, ayağın taşa dokunmasın şeklinde çokça dua edermiş. u arada tasavvufa karşı duyduğu ilgi yüzünden Hacı Mehmet efendinin sohbetlerini takip etmiş, onun ilminden faydalanmış, hatmelerine katılmaya devam etmiştir. Gördüğü bir rüyayı Hacı Mehmet efendiye anlatınca, Hacı Mehmet efendi ona senin bu kapıda nasibin yok şeklinde yorumlamış. unun üzerine Hacı Şaban Efendi (k.s) Kaleardılı Ahmet aba Hz. den ders alarak onun dervişi olmuş senesinde kendisine halifelik görevi verilmiş ve Ahmet aba Hz. (k.s) bekletmeden dervişanın şahadeti ile kendisine emaneti tevdi etmiş. u arada hilafet bekleyenlerin hasetleri zahire vurunca Ahmet aba (k.s), izim elimizde bir şey yok. iz emanetçiyiz ve emaneti sahibine vermekle görevliyiz. Eğer bizim elimizde bir şey olsaydı o zaman hilafeti oğlum Yakup a devrederdim diyerek haset edenleri kınamıştır. Ahmet aba (k.s) kısa bir zaman sonra da rahmet-i Rahman a kavuşmuştur. Hacı Şaban Efendi (k.s) kendisine verilen hilafet görevi ile birlikte ticari hayatını da sürdürmeye devam etmiş. ir gün dükkânın da iken Ahmet aba Hz. (k.s) zahiren zuhur etmiş ve kendisine; Hem tüccar hem şeyh. Ohh ne güzel. İkisi birlikte nasıl yürür şeklinde ikazda bulunmuş. unun üzerine ticareti tamamen terk ederek postuna oturmuş ve Hakk a yürüyünceye kadar irşad görevini eksiksiz yerine getirme çabası içinde olmuştur. Özellikle kış aylarında köylerden gelen davetlerin hiç birini reddetmez, ders almak isteyenleri mahrum bırakmazdı. Rüyasında yaşı 63 olarak gösterilmiş ancak 6 rakamı ters çevrilerek 93 şeklinde değiştirilmiş olduğunu, sohbetleri sırasında anlatır ve yaşayana değil yaşatana bakmak gerektiğini ilave ederdi. Nitekim 15 Eylül 1992 günü hicri 93 yaşında iken Hakk ın rahmetine kavuşmuştur. Son Anında ile Namaz 15 Eylül günü hastahaneye kaldırıldığını duyunca ikindi yakınında ziyaretine gittim. Yatakta oturmakta bile zorlanıyordu. Kolunda serum vardı. O haldeyken bile Kardaş namazımızı kılalım emrinde bulundu. Koltuklarına girilerek güçlükle ayağı kaldırıldı. Abdest aldı, kıbleye yöneldi. ende o arada ikindi namazını kılıp tekrar yanına gelmeyi düşünüyordum ki çok farklı bir şekilde bana baktı. O bakışın tasvirini yapmaktan acizim. O haldeyken ben yanından ayrıldım. Eve geldim ikindi namazı için abdest almaya hazırlanırken acı haber geldi. Öğle namazını eda etmiş ikindi namazının vakti girmeden Hakk a yürümüştü. Vefatından önce 16 Eylül öğle namazını müteakiben cenazesinin kaldırılmasını vasiyet etmiş, 16 Eylül günü cenazesi musalla taşına konulması ile birlikte inceden bir yağmur başlamış, ta ki defin işlemi tamamlanıncaya kadar rahmet yağmaya devam etmiş, defin işlemi ve duanın bitiminden hemen sonra yağmur kesilmiştir. Cenazeye büyük bir katılım olmuş, cami avlusu cemaate yetmemiş, cemaat cad- ir gün dükkânın da iken Ahmet aba Hz. (k.s) zahiren zuhur etmiş ve kendisine; Hem tüccar hem şeyh. Ohh ne güzel. İkisi birlikte nasıl yürür şeklinde ikazda bulunmuş. 45
46 deye taşmıştı. Cenaze Yakutiye camisinden alınarak, yine büyük bir cemaat ile Kaleardı mezarlığına kadar omuzlarda taşınmış ve yine vasiyeti gereği Ahmet aba (k.s) hemen arkasına defnedilmiştir. Allah rahmet eylesin, kabri pür nur olsun. Mekânı cennet, makamı yüce olsun. Himmeti ali ve üzerimizde daim olsun. Rabbim şefaatine nail eylesin. izleri şeriattan tarikattan ayırmasın. Şaşan kardeşlerimizi, cemi cümlemizi sıratı müstakime hidayet etsin ve ayaklarımızı tarik-i müstakimde sabit kılsın. Cümlemize ihlas ve hidayet, ihsan eylesin Amin. Hacı Şaban Efendi; hilmi ile cahilin öfkesini gideren, cömertliğiyle kalpleri satın alan, bela ve musibetlere karşı sabırlı, zalimler karşısında vakur, sırrında ketum, halk ile iyi geçinen, gazabı şecaat, şehveti iffet, taatı ile aziz, kanaatiyle zengin, asaletiyle edepli, ameli yakın, kalbi mütevazi, yemesi, içmesi ve uykusu az olan, kötülükleri unutan, doğruluğunun gereği, iyilikleri ve ihsanı hep hatırlayan, hoş sohbet, güzel huylu ve fazilet erbabı olan, tasadduk etmeyi kendisi için borç bilen, herkese aklına göre hitap eden, kimsede kusur aramayan, komşularına, yakınlarına, müridana, misafirlerine ikramda bulunan, dünyalık olan şeyleri elinde tutan, ahiret işlerini kalbinde saklayan, halk içinde Hak kı düşünen, gönlü muhabbetullah ile dolu olan, isyanı nefsine, itaati Rabbine olan, dünya veya ahiret için faydalı ise konuşan, değilse sükût eden, kendisine emanet edilen her şeyi koruyan, neşesi yüzünde, kederi kalbinde olan, dünya hayatının iç yüzünü iyi bildiğinden kalben onu terk eden, sukutu tefekkür, konuşması hikmetli, gülmesi tebessüm şeklinde olan, dili gıybetten, kalbi hasetten, midesi haram lokmadan, davranışları riyadan salim olan, zulme maruz kaldığında Allah intikamını alıncaya kadar sabreden, ölmeden evvel ölen, dostunu düşmanını bilen, Allah için salihleri seven, Allah için fasıklara buğuz eden, amelleri davasız olan, reddetmeyen, biriktirmeyen, istemeyen, kendisi veren bir Allah dostu idi. Sohbetleri Kur an Ve Sünnetti Kaleardılı Sultan Hacı Ahmet aba (k.s) Hazretleri Hacı Şaban Efendinin sohbetleri Kur an ve sünnete dayalı idi. Çünkü Kur an-ı Kerim en kuvvetli bağdır. Allah ın ipidir. u ipin bir ucunda Allah ın, diğer ucunda ona tutunan müminlerin elleri vardır. O inanları Allah a ulaştıran yegâne dosdoğru bir yoldur. Ona sımsıkı sarılıp mucibince amel edenler dalalete düşmezler. Kur an kıyamet gününde şefaatçidir, kalp gözünün açılmasında vasıtadır. İnsanlar için öğüttür. Söz tutmayan, nasihat dinlemeyen, zalimdir. Kur an kalpler için şifadır. Kalpleri küfür ve nifaktan arındırır. Müminler için hidayettir. İki cihanda saadet yollarını gösterir. Müminlere ebedi mutluluğu kazandırması yönüyle rahmettir. O na bağlı olanı korur. O nu önünde tutanın yolu aydınlık olur. O sözlerin en doğrusudur. Çünkü O Allah kelamıdır. Kur an ın devamlı olarak vicdan da bir örneği, akılda bir delili vardır. Kur an, insanları zorla değil, kendi hür iradeleriyle seve seve iyilik yapmaya sevk eden ve istediğini yapmakta tamamen hür olan, davranışlarından hesaba çekileceğini bilen, sorumluluk yüklenen insanlar yetiştiren, bir terbiye ve ahlak nizamıdır. Ahlak geniş anlamda dindir. Peygamber efendimiz (s.a.v) in ahlakı Kur an dır. Kur an insanları kendi hür iradeleri ile tahkiki imana çağırır. Ey iman edenler, iman edin. mukallit Allah ın hidayetine ısınmadığı için, nefsinin ve küfrünün peşinde gider. Yine Kur an Allah a şirk koşmayan inanıp ta imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya işte güven onlarındır. İnandığı gibi yaşamaya( hak yolunda hakikate vasıl olmak inandığı gibi yaşamakla mümkündür.) Allah a kulluk unun üzerine ticareti tamamen terk ederek postuna oturmuş ve Hakk a yürüyünceye kadar irşad görevini eksiksiz yerine getirme çabası içinde olmuştur. 46
47 etmeye iz insanları ve cinleri bize kulluk etsinler diye yarattık. adil olmaya, ir kavme düşmanlığınız sizi adaletten ayırmansın. Ve sevgi temelli kardeşliğe Müminler ancak kardeştir. ayeti kerimeleri ile davet eder. Mutlu olan yalnız seven bir ruhtur. Sevgi, merhamet etmeyi, fedakârlığı, vefakâr olmayı gerektirir. Merhamet öylesine bir cevherdir ki yüce Allah onun yüz parçada, doksan dokuz parçasını kendisinde tutmuş, bir parçasını bütün canlılara paylaştırmıştır. Herkesin payına düşende farklıdır. Merhamet insanın kendi kendisini aşmaya yarayan yegâne cevherdir. Merhameti olmayana merhamet edilmez. Hiç kimse ameli ile cennete giremez. Kul ancak Allah ın fazlıyla, merhametiyle cennete dâhil olabilir. Rabbimiz Hesap gününde her kim azaptan kurtulacak olursa, hiç şüphe yoktur ki Allah rahmet ve merhametiyle ona muamele etmiştir. İşte en büyük mutluluk budur. buyurmaktadır. Din insanı menfaatlerinden fedakârlık etmeye, din dışı her sistem ise menfaate çağırır. Onun için fedakârlık inandığı gibi yaşayan insanın şiarıdır. Sevgi insanın vefalı olmasını gerektirir. Halik ve mahlûk ile dostluk ancak vefalı olmakla mümkündür. İnsanı değerli kılan sadakat ve inançtır. İnançsızlık, zayıf, sınırlı, gerileyen, kendini aşamayan, sorumsuz insanların özelliğidir. Sevgi en üst seviyede hürriyettir. Hürriyet manevi kaynaklı ve Rabbani karakterlidir. Allah için salihleri seven, Allah için fasıklara buğuz eden, amelleri davasız olan, reddetmeyen, biriktirmeyen, istemeyen, kendisi veren bir Allah dostu idi. Hürriyet müminlere Kur an ın verdiği bir haktır. Müminlerin hürriyetlerini kendi kusurları ve liyakatsizliklerinden başka hiçbir kuvvet ne daraltabilir, ne de tehdit edebilir. Hürriyet sorumluluktur. İnsan yüklendiği sorumluluklarla orantılı olarak hürdür. Allah a karşı sorumluluğumuz ahde vefadır. Vefa imandandır. Nitekim Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah a biat etmektedirler. Allah ın eli onların elleri üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecek. Ayeti kerimesinden mülhem olarak Hacı Şaban Efendi (k.s) Mümin dininde ve ahdinde sadık olacak ikazında bulunurdu. Dindeki sadakat müminin iradesini dine hizmet doğrultusunda kullanmasıdır. Kim Allah ın dinine yardım ederse Allah ta ona yardım eder. O zaman her güç ona boyun eğer. Ahde sadakat ezeli ervahta Allah a verdiğimiz kulluk sözüne alem-i dünyada vefa göstermektir. İnsanı değerli kılan sadakat ve inançtır. Kim ahdini yerine getirir ve sakınırsa şüphesiz Allah onu sever. Öyle ben Müslümanım demekle iş bitmez. Din duvar değildir ki yıkılınca ses çıkarsın. Din, namus gider insanın haberi olmaz. Mümin önünü görür önümüz kabirdir. Dünyaya dalıp ahireti unutmak gaflettir. Kalbinde Kuru ir Hasırın Sevgisi Olan Dünyacıdır ir ölüm var bizim için her zaman, ilmeyiz ki geleceği ne zaman, Elde fırsat dilde ruhsat, Kıl tedarik her zaman. Lokman (a.s) ın nasihatıdır. İki şeyi unut; bir yaptığın iyiliği, iki sana yapılan kötülüğü. İki şeyi de unutma; bir Allah ı unutma, iki ölümü unutma. Düşman dörttür; dünya, nefis, şeytan, heva. Dünya sevgisi hataların başıdır. Özel bir nesneye bağlılık köleliktir. Öyle ki kalbinde kuru bir hasırın sevgisi 47
48 olan dünyacıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Her ümmetin bir fitnesi vardır. enim ümmetimin fitnesi dünya malıdır. buyurmaktadır. İnsan öyle iman etmelidir ki kurtuluşu aradığı imanda sefaletin batağına saplanmamalıdır. Dünyevi varlığa ve iktidara neredeyse dini bir vecd ile tapınanlar, dünyevi başarıların tezahürlerine tanrısal bir nitelik yakıştıranlar, kendilerine Allah tan başka tanrı edinenlerdir. Mal ve makam hırsı sefih bir debdebe içinde yaşama arzusu ve tutkusu gaye olunca her vasıta mübah sayılır. Sonuçta nefis ilah, mal veya makam gaye, haliyle islam da düşman olur. Dünya kendine yar olanları eğlendirir. Onlara hazinelerini açar, onlara malı sevdirir, zengin eder fakat yedirmez. Üstelik ihtiyaç içinde kıvrandırır. Onlar ise yüksekte olduklarına inanırlar ve sevinirler. Oysaki adı üstünde yer, besler büyütür, sonra yer. Dünyanın vefası yoktur. Nicelerini tıngına vurmuştur. Peşinde koşanları hep yormuştur. Aldanmamak lazım. Gam değildir gide dünya kala din, gam odur ki kala dünya, gide namus, gide din. Dünyayı terk eden yani ölmeden evvel ölen, Allah ın sevgilisi, halkın elindekileri terk eden, kalplerin sevgilisi olur. Helalin hesabı, haramın azabı vardır. Esasen taksimat yapılmıştır. Herkesin hissesi bellidir. Hiç kimse hissesini arttıramaz. Mümin bilir ki kendisi için ayrılan bir başkasına gitmez. Zenginlik Allah vergisidir. Allah malı dilediğine, ilmi dileyene verir. Dolayısıyla zenginlik akıl ve ilimle ulaşılabilecek bir hedef değildir. Dünya fanidir. Emanet gözüyle bakılmalıdır. Hırs ebedi köleliktir. Onun için insan kendisine zulmetmemelidir. Kendisine acımalıdır. Malının hesabını yapıp, zekâtını vermelidir. Malının zekâtını veren, o malın şerrinden kurtulmuş olur. Mal sahibi, mülk sahibi, Hani bunun ilk sahibi, Malda yalan, mülkte yalan, Var birazda sen oyalan. Şu hadis-i kutsiyi unutmamak gerek. Ey dünya, bana hizmet edene sende hizmet et. Sana hizmet edeni ise yor. Yine Efendimiz Dünya için orada kalacağın kadar çalış, ahiret için de orada kalacağın kadar amel et. buyurmaktadır. Kim dünyaya tabi olursa felah bulamaz, ahirette de kurtuluşa eremez. Nefis için; müminler nefislerinin zorbalıklarına karşı daima cihad halinde olmalıdırlar. Nitekim Efendimiz bir muharebe dönüşünde Küçük cihad bitti, büyük cihad başladı. buyurmuştur. Nefis insanı inkâra, Haktan yüz çevirmeye, isyana yani günaha dalıp, tövbeyi unutmaya, münakaşa etmeye teşvik eder. Nefsin arzuladığı şeylerde, nefse uymak zulümdür. Zalimin vefası olmaz. Onun için nefse muhalefet mümin için bir görevdir. En akıllı insan Allah tan en çok korkan insandır. Allah korkusundan nefsi muhasebe, nefis muhasebesinden nefsi murakabe, nefsi murakabeden Allah ile birliktelik yani otururken, yatarken, ayaktayken Allah ı zikir vücut bulur. Zikreden Hakkın meclisinde oturan kişidir. ir düşman da şeytandır. Rabbimiz şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır. buyurmaktadır. Şeytan ancak kendisine tabi olanları saptırır. Muhlis olanlara yaklaşamaz. Mümine düşen görev şeytana düşman olmaktır. İnsan kendi kendisinin şeytanıdır. Cennetten kendi kendisini kovar. Heva ise imanın ve ibadetin tam tersidir. oş arzular ve aslı olmayan şeylere bağlanmaktır. Onlar heva ve heveslerini ilah edindiler. Ayeti kerimesi, heva ve hevesleri peşinde koşanların, heva ve heveslerini ilah edinmek tehlikesine maruz kalabilecekleri ikazında bulunurdu. Lokman (a.s) ın nasihatıdır. İki şeyi unut; bir yaptığın iyiliği, iki sana yapılan kötülüğü. İki şeyi de unutma; bir Allah ı unutma, iki ölümü unutma. 48
49 Ubeyd ZELİL GEÇ KALINMIŞ YOLCULUK 2 GEÇ KALINMIŞ YOLCULUK 2 Rahmet Esintileri Esintileri Daha üç-beş gün olmuştu mübarek topraklara kavuşalı ama sanki orada doğup, büyümüş, geride kimsesi kalmamış gibiydi. İlk günlerin hüznü, şaşkınlığı, özlemi, yerini tatlı bir huzura bırakmıştı. Sürekli eytullah ta vakit geçiriyorlardı. İlk günler karıştırdığı sokaklar, sanki şimdi mahallesinin tozlu yolları gibiydi. Kendisini oraya ait hissediyor, müthiş bir cazibenin, çekim merkezinin tam ortasında hissediyordu... Günlerin geçmesi yavaş yavaş hüzün yüklüyordu yorgun kalbine. Hiç bitsin istemiyor, zamanı sımsıkı kavrayıp tutmak istercesine, günleri ve geceleri kovalıyordu yakalamak için. Nadiren yemek ve dinlenmek için kullandığı oteline her gelişinde, gününü hakkıyla geçirememenin verdiği elemle, çok fazla duramayıp, yalın ayakla geldiği otel yolundan, hızlı adımlarla tekrar Harem e gidiyor, ayaklarının yanması ve şişmiş olmasına aldırış etmeden vaktini orada geçirmeye gayret ediyordu. Tüm bu hüznün yanında aklının bir köşesinde de kalbinin hızla çarpmasını sağlayan, Medine yolculuğu vardı. irkaç gün sonra Efendimiz i (SAV) görmeye gidecek, O na misafir olacaktı. Hayatındaki en güzel misafirlikleri yaşıyordu. Küçükken bayramlarda cebine harçlık sıkıştıran büyüklerinin yanına gitmek bile bu kadar keyif vermemişti ademoğluna... Aman Allah ım, nasıl bir duygu bu, bir daha yaşayacak mı? İşte bu düşünceler sarmışken tüm benliğini, kafile ile birlikte Mekke turuna çıktılar. Turun ilk durağı Arafat ve ardından Hira Mağarası idi. Rehberler, yol kenarına yanaşan otobüslerin yanında kafileye Hira Dağı nı ve yaşananları anlatıyorlardı. Ademoğlu, yukarı çıkılmayacağını anladığı an, soluğu rehberin yanında aldı. Yukarı neden çıkılmadığı konusunda, kafilenin ekseriyetle yaşlı ve hasta kimselerden oluştuğu noktasında ikna edici bir kaç cümle sonunda, izin isteyip kafileden ayrıldı ve orada bulunan, yukarı çıkmak isteyen birkaç kişi ile birlikte başladı uzun bir tırmanışa... Şu an merdivenler ile döşenmiş olan bu uzun yol, hiç bitmek bilmeyecek gibiydi. Efendimiz döneminde, merdivensiz buraya nasıl çıkıldığı sorusu zihninde yer etmişken, bacakları kasılmış, hali kalmamıştı. Nihayet bir, bir buçuk saat sonra zirveye ulaştılar. Ciddi bir kalabalık var zirvede. Küçük deliklerden geçerek mağaranın girişine yaklaştıkça muazzam bir koku sarıyordu etrafı. Kimseye eza vermemek için içeride belki 3-5 saniye ancak kaldı, zira arkasında bekleyen onlarca mümin var ve onların hakkına girmek istemedi. elki 3-5 saniye orada bulundu ama o anı en az 3-5 yıl aklından çıkaramazdı. Efendimizin ayak bastığı taşlara yüz sürmüştü... Girdiği yerden çıktığında büyük bir zafer kazanmış gibi hissediyordu kendisini. Yüzünü okşayan hafif serin esintiye bıraktı kendisini... Gün ışığında tırmandığı zirvede hava kararmıştı şimdi. Zirveden aşağıya doğru baktı. Muazzam bir yükseklik ve ötelerde derin bir boşluk. Tam orada, karşısındaki derin uçurumun kenarında akşam namazını eda etti. Çok lezzet almıştı bu namazdan... Kendisini farklı hissediyordu, hemen irkildi ve ellerini boşluğa kaldırdı, kendisine bu nimeti nasip eden Rabb ine yöneldi ve hamdolsun diyebildi... Elleri havada, gözleri sonsuz boşlukta ve tüm bedenini okşayan buralarda meltem diye tabir ettiğimiz hafif bir Rahmet esintisi... Rabbim ne güzeldi burada olabilmek... Vakit tamam olmuş, artık Mekke den Medine ye hicreti yaşamanın vaktine az kalmıştı. Veda tavafını gözyaşları ile tamamlayıp, hazırlıklarını yaptılar. Şimdi Hicret vakti... Ayrılmak zor ama gidilecek yer de muazzam. Tekrar gelebilmek ümidi ile vedalaştı Mekke nin her taşı, her karesi ve her anı ile... Şimdi yolculuk zamanı, haydi ismillah. 49
50 Din Samimi Olmaktır Yrd. Doç. Dr. Mustafa KARAACAK* Temim ed-dârî den rivayet edildiğine göre, Rasûlüllah (s.a.v.) Din samimi olmaktır. deyince sahabeden bazıları Kime karşı samimi olmaktır (Ey Allah ın Rasûlü?) diye sordular. O da Allah a, Kitabına, Rasûlüne, Müslümanların önderlerine ve bütün Müslümanlara karşı buyurdular. 1 İçimizle dışımızın bir olmasıdır samimiyet. Allah ın utanan bir varlık8 olmadığını; fakat utanmaya en layık kişinin Allah olduğunu bilmektir samimiyet. Hadisin bazı rivayetlerinde Rasûlüllah ın (s.a.v.) Din samimi olmaktır. sözünü tekitli ve üç defa tekrarladığı belirtilmiştir. 2 Hadise göre Müslümanın temel özelliğinin samimiyet olduğu ve bunun da beş aşamada gerçekleşeceği bildirilmektedir. Âlimler bu hadisin dinin dörtte birini oluşturduğunu belirtmişlerdir. 3 Hatta Nevevî diğer üçüne de gerek kalmadan bu hadisin İslamı özetlemeye yetebileceğini 4 belirtmektedir. Hadise göre Müslüman için samimiyetle bağlanılması gerekenler beş olarak sayılmasına rağmen belki bunları üç grupta toplamak mümkündür. unlardan birisi Allah a, Kitabın a ve Rasûlün e karşı samimi olmaktır. İkincisi idarecilerine karşı samimi olmaktır. Üçüncüsü de bütün Müslümanlara karşı samimi olmaktır. 50
51 Allah a, Kitab ına ve Rasûl üne karşı samimi olmak bir yerde Allah ın Kur andaki emirlerine, Rasûlünün sünnetine de şeksiz şüphesiz sarılmakla olur. Çünkü Allah ve Rasûlünün karar verdiği bir konuda onların tercih hakkı yoktur: Allah ve O nun Rasûlü bir işe hükmettiklerinde, mü min bir erkek ve mü min bir kadının, o işlerinde kendileri için tercih-seçim hakkı yoktur. Kim Allah a ve O nun Rasûlü ne isyan ederse, gerçekten apaçık bir dalaletle sapmıştır. 5 Allah ın (ve Rasûlü nün) verdiği kararda inanmışların tercih hakkı olmamakla birlikte onlara daha içten davranmak belki kalitelerini ortaya koymaktadır. Allah a karşı samimiyet aynı zamanda Cibril (a.s.) hadisinde de belirtildiği gibi ihsan 6 seviyesinde yani her ne kadar biz onu görmesek de Allah ın bizi her an gördüğünü bilerek hareket etmektir. Allah ın bize şah damarından daha yakın olduğunu bilip ona göre hareket etmektir samimiyet. Andolsun ki insanı biz yarattık; nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz. iz, ona şah damarından daha yakınız. 7 İçimizle dışımızın bir olmasıdır samimiyet. Allah ın utanan bir varlık 8 olmadığını; fakat utanmaya en layık kişinin Allah olduğunu bilmektir samimiyet. Allah insanlardan daha çok kendisinden utanılmaya layık olandır. 9 Samimiyet emredilen aşamalardan birisi de yöneticilerdir. unun karşılıklı olması gerektiği unutulmamalıdır. irincisi yönetilenlerin yani halkın sorumluluğu, işi ehline vermek ve meşru otoriteye itaat etmektir: Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. 10 Ey İman Edenler! Allah a itaat edin, Peygamber e itaat edin ve sizden olan yöneticilere de 11 Yöneticilerin sorumluluğu ise çalışıp halkına karşı samimi olmak ve işlerini danışarak yürükmektir: Eğer bir idareci Müslümanların işini üzerine alır, sonra onlar için çalışıp samimiyet göstermezse onlarla birlikte cennete girmez. 12 Onlar işlerini aralarında danışma ile karara bağlarlar. 13 İş konusunda onlara danış. 14 Müslüman bütün hal ve davranışlarında samimi olmalıdır. Samimiyetin zıttı olan riya, ikiyüzlülük, münafıklık, yalan, aldatma ve kandırma gibi niteliklerin samimiyetle bağdaşmayacağı bilinmelidir. Allah Teâlâ, Mü minûn suresinde kurtulan Mü minlerin özelliklerinden bahsederken ilk sırada namazları hususunda samimi/huşû içinde olanları saymaktadır. 15 Namazlarda gösteriş yapanları ise kınamaktadır. 16 Müslüman, Allah a, Kur an a, Rasûlüllah a (s.a.v.) ve bütün inananlara karşı söz, fiil ve davranışlarında samimi olmalı ve yalnızca Allah ın rızasını gözetmelidir. Hâlbuki, onların da, yalnız hakka ve tevhide yönelerek, (Allah ın dinini ve düzenini içtenlikle benimseyerek samimiyetle toplumlarında uygulayıp) Allah a kulluk ve ibadet etmeleri, (O nun şeriatına bağlanmaları, O na boyun eğmeleri, namazı âdâbına riâyet ederek, aksatmadan âşikâre kılmaları, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan) zekatı vermeleri emredilmişti. İşte, (sağlıklı bir toplumun dini, insanlığı, insanî değerleri ayakta tutacak) hak din, (zamanla değişmeyen tabiî hukuk kurallarını içeren şeriat, düzen, medeniyet) budur. 17 Samimiyet emredilen aşamalardan birisi de yöneticilerdir. unun karşılıklı olması gerektiği unutulmamalıdır. irincisi yönetilenlerin yani halkın sorumluluğu, işi ehline vermek ve meşru otoriteye itaat etmektir. 51
52 Müslüman bütün hal ve davranışlarında samimi olmalıdır. Samimiyetin zıttı olan riya, ikiyüzlülük, münafıklık, yalan, aldatma ve kandırma gibi niteliklerin samimiyetle bağdaşmayacağı bilinmelidir. Müslümanın niyeti ve samimiyeti sayesinde evinde otursa dahi sevap kazanacağını efendimiz belirtmektedir. O, Tebük Gazvesi ne katılamayan bazı sahabiler hakkında şöyle demektedir: Medine de bizden geride kalan öyle kimseler vardır ki, bir dağ yoluna, bir vadiye girdiğimizde onlarda bizimle yürüyormuş gibi sevap kazanırlar. Çünkü onları bir takım mazeretleri alıkoymuştur. 18 İslamiyette sayı önemli olmakla birlikte sayıdan daha çok içinde samimiyetin olduğu keyfiyetin daha önemli unutulmamalıdır. Nice az topluluklar daha fazla topluluklara Allah ın izniyle galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir. 19 Rasûlüllah (s.a.v.) bir kudsî hadiste Allah ın en sevdiği ibadetin, kulun Allah a karşı samimi olması olarak belirtilmiştir. Allah buyuruyor ki; Kulumun en çok sevdiğim ibadeti, bana karşı samimi olmasıdır. 20 Hatta samimiyetle yapılan az ibadetin kurtuluş içinde yeterli olabileceği belirtilmiştir. Dininde samimi olursan az ibadet de sana yeter. 21 Kendin için istediğini kardeşin için de istemektir 22 samimiyet. Kardeşini aldatmaktansa aldanmaktır samimiyet. Mevlana nın deyimiyle olduğu gibi görünmektir veya göründüğü gibi olmaktır samimiyet. İlkeleri çiğnememe uğruna hapisi göze alabilmektir: Ey Rabbim! u kadınların istedikleri şeyi yapmaktansa hapiste çürümeyi yeğlerim. 23 Samimiyet Cerîr b. Abdullah ın yaptığı gibi Müslümanlara samimi davranacağımıza Rasûlüllah a (s.a.v.) söz verebilmektir: en Rasûlüllah a, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek ve her bir Müslümanın samimiyetle hayrını istemek üzere bey at ettim. 24 Doğruluk ve samimiyet müslümanın yirmi dört saatini kapsamalıdır. Hatta onun karakteri olmalıdır. O, Allah Rasûlü nün öğrettiği şu duayı kendisine hayat düstüru edinmiş olmalıdır: Ey Rabbim, (girişeceğim her işe ve gireceğim her yere) doğruluk ve samimiyetle girmemi; (bırakacağım her işten ve çıkacağım her yerden) doğruluk ve samimiyetle çıkmamı bana nasip eyle. 25 Selam ve dua ile... *Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi, 1 uhârî, İman, 42; Müslim, İman, Ebû Dâvûd, Edeb, 59;Tirmîzî, ir, 17; Nesâî, ey at, 31 3 Kalan dörtte üçünü de şu hadisler oluşturmuştur: Ameller niyetlere göredir, Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğini gösterir, Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe olgun mü min olamaz. Miras, Kâmil, Tecrîd-i Sarîh Tercümesi ve Şerhi, VI, Davudoğlu, Ahmed, Sahîhı Müslim Tercüme ve Şerhi, II, el-ahzâb, 33/36., 6 uhârî, İman, 37; Müslim, İman, 1,5., 7 Kâf, 50/16., 8 el-akara, 2/26., 9 Tirmîzî, Edeb, 39., 10 en-nisâ, 4/58., 11 en-nisâ, 4/59., 12 Müslim, İmâre, 22., 13 eş-şûrâ, 42/38;, 14 Âl-i Imrân, 3/159., 15 el- Mü minûn, 23/2., 16 el-mâûn, 107/6., 17 el-eyyine, 98/5, 18 uhârî, Megâzî, 81, Cihad 35; Ebû Dâvûd, Cihad, 19; İbn Mâce, Cihad, 6., 19 el-akara, 2/249., 20 Ahmed b. Hanbel, el-müsned, V,254, 21 Hâkim, el-müstedrek,, 22 uhârî, İman, 7; Müslim, İman, 71-72; Tirmizî, Kıyamet, 59; Nesâî, İman, 19,33., 23 Yusuf, 12/33., 24 uhârî, Mevâkîtu s-salat, 3; Müslim, İman, , 25 el-isrâ, 17/80. 52
53 Kömür Karası Duygular Hasan AŞAR Televizyonda o taşkınlık yapanları her gördüğümde çok kızıyor, bağırıyor, çağırıyor, öfkeleniyorum. Sonra sabır diyorum. Kendime dönüyorum. Senin bunda hiç mi sucun yok diyorum. Sonuçta onlarda bizim evladımız ve onların bu hale nasıl geldiklerini sorgulamakta bizlere düşüyor. u yazıyı kaleme aldığımda herkes gibi çok karmaşık duygular içindeydim. Hiç bu kadar karmaşık duyguları bir arada yaşamamıştım. Üzüntü, acı, keder, çaresizlik, dayanışma, kızgınlık, öfke gibi birbiri içine girmiş bir sürü duyguyu aynı anda yaşadık. Nedeni Soma daki maden kazası. 301 tane Anadolu insanını Soma da maden faciasında kaybettik. Ailelerine helal rızık götürmek için yerin yüzlerce metre altında çalışan Anadolu nun güzel yüzlü insanlarıydı onlar. Ve millet olarak derin bir kedere büründük. u facia geride gözü yaşlı evlatlar, eşler, anneler, babalar, kardeşler bıraktı. Her ölüm arkasında büyük acılar bıraktı. Toplum olarak ekranda onları yani ölenleri ve yakınlarını gördükçe gözyaşı döktük. Millet olarak yediden yetmişe herkes derin bir üzüntüye kapıldı. Günlerce bulunamayanlar için sağ salim çıkmaları için dualar ettik. Ölenler içinde yüce Allah rahmeti ile muamele etsin diye dualar ettik. u facia bizlere insanların çaresizliğini gösterdi. İnsanların zor şartlar altında, emeklerinin çok altında 53
54 ücretlere çalıştırıldıklarını gösterdi. İnsanların emeklerinin ve çaresizliklerinin nasıl sömürüldüğüne şahit olduk. Aynı zamanda insan hayatının nasıl ucuz olduğunu öğrendik. Ama en önemlisi insanların acılarının nasıl suiistimal edilmek istendiğine şahit olduk. Acılar üzerinden siyasi çıkarlar peşinde koşan zavallıları gördük. Ölenler için iyi oldu, hak ettiler diyecek kadar zavallılaşan vicdan yoksunu insanları tanıdık. Dayanışmayı da gördük, ayrılığı da gördük. Vicdanı da gördük, vicdansızlığa da şahit olduk. azı zamanlar, bazı anlar vardır, yaşadığımız acılar, kederler bizi birbirimize bağlar. öyle zamanlarda her zamankinden daha fazla yardımlaşmaya ve dayanışmaya ihtiyaç duyarız. u zamanlarda kişisel hesaplar bir kenara bırakılır. Kavgalar, küslükler unutulur. öyle durumlarda suçlu suçsuz ayrımı yapmayız. iliriz ki bu zamanlar suçlu suçsuz ayrımı yapılacak zamanlar değildir. u günleri ancak ve ancak dayanışma ile atlatabiliriz. İşte millet olarak böyle bir dönemi 13 Mayıs ta yaşadık. Peki, millet olarak nasıl bir sınav verdik? en bu milleti seviyorum. Allah için seviyorum. Çünkü bizim milletin basireti sağlam ve hakikaten sabır ehli insanlar. ütün kışkırtmalara, saldırılara rağmen vakarından taviz vermiyor. Son zamanlarda sistematik şekilde başlayan psikolojik baskı gezi olaylarında tavan yapmasına rağmen halkımız sabırla sükûnetini bozmamıştır. Şer güçleri her fırsatta kışkırtmaya kalkışsa da halkımız sükûnetle onlara cevabını vermiştir. Ve vermeye de devam etmektedir. İşte son olay Soma da yaşanmıştır. u millet 301 evladını kaybederken şer güçleri yine boş durmamış, halkı kışkırtarak sokaklara dökmek istemiş, insanların acılarını kullanarak toplumsal kargaşa ve siyasi çıkar peşinde koşmuşlardır. Ama bu millet yine onlara gerekli cevabı vermiş, onlara uymayarak oyunu bozmuştur. Halkın büyük çoğunluğu böyle duyarlı iken her olumsuz olaydan sonra onları kışkırtmaya çalışanlar için ne demeli? izim insanımız nasıl oldu da bu hale geldi? iz böyle bir millet değildik. izler bu kadar vicdansız değildik. izler insanların açıları üzerinden çıkar sağlayacak kadar alçalmadık. Daha yerin altında çıkmayı bekleyenler varken, insanımız nasıl olurda yukarıda kirli oyunların peşinde koşar. İnsanlar cenazelerini beklerlerken bu vicdansızlığı nasıl yaparız? Mal bulmuş mağrip gibi nasıl saldırırız? u millet böyle değildi, ne ara böyle oldu? İnsani yönlerimizi nasıl kaybederiz anlamıyorum. Televizyonda o taşkınlık yapanları her gördüğümde çok kızıyor, bağırıyor, çağırıyor, öfkeleniyorum. Sonra sabır diyorum. Kendime dönüyorum. Senin bunda hiç mi sucun yok diyorum. Sonuçta onlarda bizim evladımız ve onların bu hale nasıl geldiklerini sorgulamakta bizlere düşüyor. Evet, benim tek başıma bir suçum yok belki. Ama ben kendimi Müslüman kimliğimle genellersem yani beni, ben olarak değil, bir Müslüman olarak değerlendirirsem -bu durumda kastettiğim bütün Müslümanlar oluyor- o zaman bende sorumlu ve suçluyum. İnanın bağırmak, çağırmak, hakaret etmek, kızmak en kolay olanı. Zor olanı, insanı kazanmak, onlara doğruyu göstermektir. Kardeşler biz Müslümanlar zora talip olmadık mı? Evet, benim tek başıma bir suçum yok belki. Ama ben kendimi Müslüman kimliğimle genellersem yani beni, ben olarak değil, bir Müslüman olarak değerlendirirsem -bu durumda kastettiğim bütün Müslümanlar oluyor- o zaman bende sorumlu ve suçluyum. 54
55 Elbette her şey takdiri ilahidir. Ama bizler beşeri aklımızla bütün tedbirleri alacağız. Takdir Cenap-ı Allah ındır. Her şey takdir i ilahidir demek insanları sorumluluktan kurtarmaz. Sorumlular bulunmalı ve gerekli cezaları almalılar. Üniversite de okurken bir tiyatroya gitmiştim. Şimdi oyunun adını hatırlamıyorum ama bir sahnesi var ki hiç aklımdan çıkmıyor. Oyun sağ sol ideolojinin çatışması üzerine kurulmuştu. ir profesör kendi gibi düşünen öğrencilere propaganda yaparken şunu söylüyordu: Karşıt görüşlü öğrenciler, sağlam bir kasa elmanın içindeki çürük elmadır. Eğer o çürük elmalar temizlenmezse bütün kasa çürür. Onun içindir ki o çürük elmalar temizlenmeli. Temizlemekten kasıt öldürülmeleridir. Öğrencilerden bir tanesi hocasına itiraz etti ve şöyle dedi: Hocam iyi de o elmalar niçin ve nasıl çürüdüler? İşte bu soru, o gündür bugündür aklımdan çıkmıyor. izim için her bir elma çok kıymetli. Çürütülüp atılacak bir tek elmamız yok. İnsanın canı, emeği bu kadar ucuz olmamalı. İnsanların çaresizliğini sömürmemeliyiz. Peygamberimiz ne diyor: İşçinin emeğinin karşılığını teri kurumadan vermelisin. Gariban Anadolu insanı çoluna çocuğuna üç kuruş ekmek parası götürmek için canını dişine takıp çalışırken, onların sırtından milyonlar kazananlar acaba onlar için ne düşünüyordur. Merak ediyorum, onları insan olarak görüyorlar mı acaba? Yoksa kendileri için çalışan birer köle mi? İnsan, diğer insanlar hakkında tasarrufta bulunma hakkını kendinde nasıl görür. aşkalarının hayatına müdahale etme hakkına sahip olma hakkını kendinde görmek. Kendini onun üstünde görüp, onun hakkında karar vermek, hükümde bulunmak. Allah muhafaza insan böyle düşünmeye başlarsa vahşi bir yaratık haline dönüşür. Artık insan insanın kurdudur. İnsan zenginleştikçe ve güçlendikçe kendisinde psikolojik bir takım değişiklikler meydana gelirmiş. İlk önce cinsel dürtüleri gelişiyormuş. En son Allah muhafaza, haşa, kendilerini yarı ilah olarak görmeye başlıyormuş. Artık kendisi dışındaki insanlar değersiz ve onların hayatına istedikleri gibi müdahale etme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlarmış. Onun içindir ki insanlar milyonlarca insanın ölümüne bir anda karar verebiliyorlar. Merak ediyorum son dönemin zalimi Esad, yüzbinlerce insanın ölmesine ve milyonlarca insanın hayatının zehir olmasına karar verirken kendini ne olarak görüyor ve ne hissediyor? u duygu kırıntısı kaç kişi de var? eni korkutan ve ürküten şey de bu. ugün yaşadığımız facianın temelinde de yatan bu duygudur. u duygu sadece Soma da ki maden ocağı sahibi için geçerli değil. İnanın bunlara benzeyen bir sürü insan dolaşıyor aramızda. İşte bize, yani Müslümanlara düşen de bu duygu ve düşüncelerle mücadele etmektir. u duygu ve düşüncelerle mücadele etmenin yolu, insan sevgisi ya da cezadır. Eğer insanda, insan sevgisi varsa bir şey demeye gerek yok, o zaten insanlık için elinden gelen her şeyi yapar. Ya yoksa! İşte o zaman ceza devreye girecek ve hak ettikleri şekilde cezalandırılacaklardır. Yaptıklarının hesabını versin, cezasını çeksin ki bir daha böyle büyük açılar yaşanmasın. Elbette her şey takdiri ilahidir. Ama bizler beşeri aklımızla bütün tedbirleri alacağız. Takdir Cenap-ı Allah ındır. Her şey takdir i ilahidir demek insanları sorumluluktan kurtarmaz. Sorumlular bulunmalı ve gerekli cezaları almalılar. Hak edenler hak ettikleri cezaları alsınlar ki mağdurların ve toplumun vicdanı rahatlasın. Yapanların yaptıkları yanlarına kar kaldığı müddetçe böyle facialar yaşanmaya devam eder. 55
56 İlahiyat Fakültelerinde Din Alimi Yerine Din Tenkitçisi Yetişiyor Yusuf KARAGÖZOĞLU Türkçe anlatımı yokmuş gibi onu tercüme etmeden Kuran, uydurulmuş bir hadis değildir şeklinde ayeti tercüme etmiş ve sanki hadislerin uydurma olduğunu (diğer konularda oluğu gibi) bir daha vurgulamak istemiştir. Oysa bu ayette hadis kelimesi herhangi bir söz, bir haber anlamındadır. Türkiye de ilahiyat fakültelerinin eğitimi hep tartışılagelmiştir. Nitekim son zamanlarda burada yetişenler toplumdaki dini duyguları güçlendirmeleri gerekirken, birde bakarsınız ki, kendileri lakayt davranıp umursamaz bir tavır içinde halkın dini hissiyatıyla oynayıp küçüğünden büyüğüne toplumda her kesimi yakinen ilgilendiren temel inanç esaslarını yok sayarcasına zihinlerde şüphe ve ortalığı bulandırma gayreti içindeler. Aslında tam da bu noktada Ali Fuat aşgil in konuya neşter vurduğu Ankara İlahiyat için söylediği, uradan din alimi değil, din münekkidi (tenkitçisi) yetişir sözü ne kadar da manidardır. Muhteva ve metod açısından da yetişen eleman açısından da Osmanlı medreselerinin asla yerine tutamayacağı günümüz ilahiyat fakülteleri eski alimlerini eleştiri yağmuruna tutup itham edici ve gayri ilmi bir üslup takınarak sözüm ona ilahiyatçı geçinen zevatla doludur. Mesela ilk akla gelen isimleri Hayri Kırbaşoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Mustafa İslamoğlu, İhsan Eliaçık, ayraktar ayraklı, Abdulaziz ayındır, Süleyman Ateş, Mustafa Öztürk vb olarak sayabiliriz. Tabii ki hemen belirtelim içlerinde çok kaliteli selefi salihin yolundan giden münevver ilahiyatçılarımız da mevcut. unlara da örnek olarak Ebubekir 56
57 Sifil, İhsan Şenocak, Mustafa Ağırman, Orhan Çeker, Nureddin Yıldız, Raşit Küçük, Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, vb isimleri verebiliriz. Selefi Salihin in yolundan gitmek demek Kuran ve Sünneti, sahabe, tabiun ve tebeuttabiunun anladığı şekilde anlayıp yaşamaktır, yani Ehl-i Sünnet vel-cemaat üzere olmak demektir. Hiç şüphesiz ki, bu yolun dışında kendilerine başka yol edinen kişi yada topluluklar bidat üzeredirler. Geçmişte olduğu gibi şimdide bidatçilerin fikirlerini şeri delillerle çürütmek alimlerimize düşüyor. Delillerle çürütmeden kasdımız kitap ve sünnet, sahabe, tabiun ve tebeuttabiun sözlerinden ortaya konan delillerle, meselenin hakikatını açıklığa kavuşturmaktır. Yakın tarihimizde Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Cehennem azabının kâfir ve müşrikler için ebedi değil geçici olduğunu savunan Rahmet-i İlâhiyye urhanları adlı eserinde, âhirette daimi azabın İlâhî rahmete uygun olmayacağını ve İlâhî rahmetin herkesi kapsadığını söyleyen Kazanlı Musa Carullah igiyef e, reddiye olarak Yeni İslam Müctehidlerinin Kıymet-i İlmiyesi adlı eserini yazarak cehennemin ebedi ve sonsuz olduğunu kitap, sünnet ve icmayla tafsilatlı bir şekilde açıklamıştır. Yine aynı şekilde Allame Muhammed Zahid el - Kevseri de Nazra Âbira isimli eseriyle, Mısırlı Mahmut Şeltut un nüzul-u İsa yı inkar eden fetvası ile beş makalesine reddiye vermiştir. Kevserî, nüzul-u İsa(as) ile ilgili Kuran dan ayetleri delil getirip hadislerin manevi mütevatir olduğunu ve icmanın ise kati olduğunu bildirerek Ehl-i Sünnetin bu konudaki görüşünü ikna edici bir üslupla ortaya koymuştur. Günümüz Türkiyesi ndeyse reddiye olarak yazılmış elbette birçok kitap mevcuttur; mesela Mustafa İslamoğlu nun Hayat Kitabı Kuran Gerekçeli Meal-Tefsiri adlı eserine reddiye olarak Mehmet Emin Akın ın yazmış olduğu Tevil in Tahrife Dönüşmesi Muhammed Esed ve Mustafa İslamoğlu Örneği adlı kitabını, Prof. Dr. İbrahim Canan ın Fethullah Gülen in Sünnet Anlayışı adlı eserine reddiye olarak Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş un yazmış olduğu Sünnet Anlayışı mı, Sünnet e Yabancılık mı? adlı kitabını, Yaşar Nuri Öztürk ün Kuran daki İslam adlı eserine reddiye olarak Mustafa Varlı nın kaleme almış olduğu Hangi İslam adlı kitabını, Mustafa Öztürk ün Kuran ın Tarihsel ir Hitap Oluş Keyfiyeti adlı makalesine reddiye olarak Salim Öğüt ün kaleme almış olduğu Modern Düşüncenin Kuran Anlayışı ir Zihniyet Eleştirisi adlı kitabını ve son olarak Alaaddin Palevi nin günümüzün sünnet inkarcıları, mealci, tarihselci, modernist, akılcı ilahiyatçı ve yazarların düşüncelerine reddiye olarak kaleme almış olduğu Peygambersiz ir Din Akılcılık Akımlarına Reddiye adlı kitabını örnek verebiliriz. en saydığım bu kitapların son ikisinden kısaca bahsetmek istiyorum. Her bir kitabın bana ilginç gelen taraflarını sizinle paylaşmak istiyorum. Öncelikle dilerseniz Mustafa Varlı nın yazmış olduğu Hangi İslam adlı kitabından bahsetmek istiyorum. Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı olan Mustafa Varlı Hoca, dini aklına ve şartlara göre yorumlayan Yaşar Nuri Öztürk ün Allah elçisinin 23 yıllık peygamberlik dönemi boyunca okuma yazma öğrenememiş veya öğrenmemiş olduğunu iddia etmek hem yanlıştır hem de ayıptır (Kuran daki İslam; syf,110) ifadelerine cevaben Hangi İslam adlı kitabının 114. sayfasında şunları söyler: u ifadelerle(yaşar Nuri Öztürk ün açıklamasını kastediyor) Hz. Peygamber e, O nun Oysa bu ayette hadis kelimesi herhangi bir söz, bir haber anlamındadır. Hz. Peygamberin sözü (hadisi) anlamında değildir. 57
58 tebliğ ettiği Kuran a ve O nu gönderen Allah a karşı ayıp ve yanlış yapılmıştır. Zira Kuran-ı Kerim de de Hz. Peygamberin ümmi olduğu belirtilmiştir. Ümmi ise okuma yazma bilmeyen öğrenim görmemiş anlamına gelir. (Mü cemül-vasit c.1,s.27 vs.) Hangi İslam adlı kitabının sayfalarında Varlı hoca meallere yanlış anlam veren sayın Öztürk hakkında şu ifadeleri kullanır: Yazar (Yaşar Nuri Öztürk) sayfa 214 te Yusuf Suresinin 111.ayetinin (12/111) mealini verirken söz anlamına gelen hadis kelimesini Türkçe anlatımı yokmuş gibi onu tercüme etmeden Kuran, uydurulmuş bir hadis değildir şeklinde ayeti tercüme etmiş ve sanki hadislerin uydurma olduğunu (diğer konularda oluğu gibi) bir daha vurgulamak istemiştir. Oysa bu ayette hadis kelimesi herhangi bir söz, bir haber anlamındadır. Hz. Peygamberin sözü (hadisi) anlamında değildir. una göre sözkonusu ayetin meali u Kuran uydurulmuş bir hadis değildir yerine u Kuran uydurulmuş bir söz değildir şeklinde olmalıdır. Sayfa 367 de inanç temellerini kendine göre ayetten yorumlayıp kurtuluş reçetesi çıkaran Öztürk akara Suresi 62. ayeti göstererek bu üç şartı taşıyanlar (Allah a iman, ahirete iman ve barışa yönelik hizmetler sergilemek) ister Müslüman, ister Yahudi, ister Hristiyan, ister Sabii olsun ölüm sonrası kurtuluş elde ederler ifadesini kullanmış, buna karşılık Mustafa Varlı Hoca, Hangi İslam adlı kitabının 178. sayfasında şu ifadeleri kullanmış: u görüş bizzat Kuran ayetlerine terstir. Zira sadece bu üç madde kurtuluşun reçetesi olamaz. Allah a ve ahirete inanıp diğer inanç temellerini inkâr etmek insanı asla kurtuluşa götürmez. u konuda Kuran ın pek çok ayetinden sadece bir tanesini bile bilmek yeterlidir. Yüce Allah Nisa Suresi ayet 136 da şöyle buyurmaktadır: Kim Allah ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkar ederse tamamıyla sapıtmıştır. (Nisa;4/136 )Hal böyle iken Hz. Muhammed in peygamberliğini ve O na indirilen Kuranı inkâr eden Yahudi, Hristiyan veya Sabii nasıl kurtuluşta kabul edilebilir? Muhalefet meşhur olursun sözü herhalde medyatik ve sosyete hocası olan Yaşar Nuri Öztürk için olsa gerek çünkü Kuran daki İslam kitabında; Kuran-ı Kerim in hayızlı haldeyken bile abdestsiz tutulabileceği, namazın üç vakit olduğu, oruç kefareti diye birşeyin olmadığı, riba ile faizin aynı şey olmadığı, iki kadının şahitliğinin bir erkeğinkine denk olmadığı, müslüman kadınların da ehl-i kitap erkeklerle evlenebileceği vb. tutarsız ve cahilce açıklamalar yapmış. Şimdi de Salim Öğüt ün yazmış olduğu Modern Düşüncenin Kur an Anlayışı ir Zihniyet Eleştirisi adlı kitabından biraz bahsedelim. Sıradışı bir ilahiyatçı aynı zamanda Ehl-i Sünnet in gür sesi olan rahmetli Salim Öğüt Hoca Modern Düşüncenin Kuran Anlayışı ir Zihniyet Eleştirisi adlı kitabının sayfalarında Kuran ın Hz. Peygamber e genelde Arap toplumunu özelde de Kureyş kabilesini diğer bir deyişle Mekke ve çevresinde yaşayan müşrik arapları uyarması için gönderildiği belirtilmektedir ifadesini kullanmasına karşılık cevaben: Müellifin (Mustafa Öztürk) iddiasını dayandırdığı kaynak Enam Suresinin 92. ayetidir. u Kitap (Kur ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Hemen belirtelim ki bu ayette müellifin tasrih ettiği gini Mekke adı geçmemekte onu yerine Ümmü l - Qura denilmektedir. u kullanımın önemi büyüktür. Çünkü Ümmü l Qura şehirlerin anası u görüş bizzat Kuran ayetlerine terstir. Zira sadece bu üç madde kurtuluşun reçetesi olamaz. Allah a ve ahirete inanıp diğer inanç temellerini inkâr etmek insanı asla kurtuluşa götürmez. 58
59 veya bütün kentlerin atası anlamına gelmektedir. u duruma göre ayeti kerimede geçen Onun çevresi tabii olarak bütün bir dünya dolayısıyla bütün bir insanlık olmaktadır. Nitekim Taberi Onun çevresini yorumlarken, doğudan batıya kadar ifadesini kullanmaktadır. Ayrıca İbn-i Abbas ın da sözkonusu çevreyi bütün bir yeryüzü olarak tefsir ettiğini nakletmektedir. (Taberi, VII, 271) Evet açıkça görülmektedir ki, müellifin kendi zannını ayete söyletme gayreti içinde açıkça iki önemli tahrife yönelmiştir. irincisi, Ümmü l Qura kelimesini gizlemek suretiyle onun zımnında mündemiç olan anlamı örtmeye çalışmasıdır. İkincisi, işine geldiği yerlerde Taberi ve Kurtubi nin yorumlarına cömertçe başvururken, bu konuda her nedense o kaynaklarda geçen yorumları gözardı etmiş olmasıdır. u tutum ve davranış ilmi emanete riayet prensibiyle kabil-i telif değildir. Kuran ya tüm beşeri durumları göz önünde bulunduran tarih üştü bir kitaptır veya tarih-üstü mesajları belli bir tarihte belli bir kitleye onların anlayacağı bir dil dizgesi içinde yine onların tecrübe dünyasına ait örneklerle aktaran tarihsel bir hitaptır ifadesiyle tarih-üstü mesaj ve tarihsel hitap ayrımına giden müellife Salim Öğüt Hoca şunları söyler: Kuran-ı Kerim in hitabını tarih-dışı Kuran-ı Kerim in hitabını tarihdışı saydıktan sonra mesaj diye birşey icat edip onu tarih - üstü saymak, bizim açımızdan anlaşılabilir bir açıklama değildir. Çünkü kanaatimze göre bu yaklaşım bizi hitabın kendisi olan Allah ın kelamını tarih - dışılıkla nitelemeye bizim değerlendirmelerimizden başka birşey olmayan mesajı tarih - üstü saymaya götürür ki, bunun makul ve mantıklı görülmesi mümkün değildir. saydıktan sonra mesaj diye birşey icat edip onu tarih - üstü saymak, bizim açımızdan anlaşılabilir bir açıklama değildir. Çünkü kanaatimze göre bu yaklaşım bizi hitabın kendisi olan Allah ın kelamını tarih - dışılıkla nitelemeye bizim değerlendirmelerimizden başka birşey olmayan mesajı tarih - üstü saymaya götürür ki, bunun makul ve mantıklı görülmesi mümkün değildir. Tarihselci argümanlarla Kuran-ı Kerim in hitap ve mesajı üzerinde tebdil ve tağyir etmeye kalkışarak ilahi hükümleri modern şartlara uydurmaya çalışma işi, boş ve batıl gayretlerden başka bir şey değildir. öyle oryantalist söylem içeren tarihselci-akılcı yaklaşım ihdas edilerek ilahi kelamın tahlili yapılamaz, ancak Selefi Salihin in yolundan giderek ilahi kelamın hitap ve mesajının yanısıra ayırt etmeksizin hükümlerinin de evrenselliği kabul edilerek sahih bir okuma ve anlama yapılabilir. Aksi takdirde böyle yapmakla bu düşünceyi savunanların modern din tasavvuru inşa etmeye yönelik niyetleri ortaya çıkmaktadır. Kendisini ilahi hitabın değil, ilahi mesajın muhatabı olarak gören kuran tarihselciliğinin savunucularından Mustafa Öztürk makalesinde ahkam ayetlerinin doğrudan o günün Arap toplumuna indiğinden dolayı doğal olarak onların örfü, kültürü ve sosyal şartlarını içinde barındırdığını, bu yüzden de onların ihtiyaçlarına cevap veren o günkü hükümlerin bugünün modern toplumuna uygulamanın yersiz olduğunu savunuyor. Ayrıca makalede bugünkü topluma uyarlanamayacağı savunulan tarihsel olduğu iddia edilen söz konusu muamelat hükümleri arasında çok eşlilik, hırsızlık, zina, süt emzirme, zıhar, mehir, haram aylar meselesi vb. gibi hükümler yer almaktadır. Hakikaten cüretkar davranarak Kuran daki bazı hükümlerin tarihsel olduğu tezini savunarak o hükümlerin günümüzdeki geçerliliğini yitirdiğini söylemekle, O nun çöl kanunu olduğunu söylemek arasında üslup açısından fark olsa da mahiyet açısından fark olmadığı kanısındayım. 59
60 Merhametli Yiğitler - Hayâlı Kadınlar Abdullah ÇAKIR Merhametin erkekte, hayanın kadında kayboluşuyla ailede vefakarlık, fadakarlık, sadakat, sevgi ve saygı da göçer gider. Aile birlikte yaşayabilme sanatının en iyi icra edilebileceği huzur adacığıdır. ir erkeğin ya da kadının sığınabileceği en güvenli limandır aile. Huzur ve emniyeti orada hisseder insan. Ailesi olmayanlar hüznü ve korkuyu bir arada yaşarlar. Zira Allah ın emri, Resulü nün kavli ile kurulan aile ile neslin devamı ve günahlardan korunma hedeflenir. öylece fıtratımızdaki en önemli iki duygu yüce Allah ın koymuş olduğu sınırlar dahilinde meşru bir zemine çekilir. Aile kurmak huzuru yakalamak için bir araç olabilir. Ancak aile saadeti için asıl iş kendimizde bitiyor. Nefsimizde Peygamberimiz in ahlakını tahakkuk ettirebildik mi? Nasıl biriyiz? aşkalarını geçtik de kendimizi tanıyabiliyor muyuz? Yoksa kendimize yabancı ve yalancı mıyız? Modern yaşam biçimleriyle birey olarak kaybettiğimiz hasletler Müslüman bir toplumun büyük kaybı olarak nelere dönüşüyor, tekabül ediyor? Örneğin İslam ahlakı ve düşüncesiyle inşa edilmiş Osmanlı toplumunda Osmanlı erkeği dediğimizde onun 60
61 Ailenin üzerinde bulunduğu bu fay hattında korkunç depremler oluyor. Asıl bu noktada bir şeyler yapılmazsa aileyi ve milletimizi ayakta tutan bu direkler yıkılır ve çöken çatının altında bütün tolum kalır. Çare ise özümüz de gizli. ayırıcı iki vasfı vardı. irincisi, alp yani yiğit oluşuydu. Kafirlere karşı izzetli ve onurlu bir duruşu vardı. Kibirli değil ancak vakurdu. Sözümüz senettir der, dürüstlüğü, vefayı ve mertliği ruhunda yaşatırdı. Din, İslam, ezan, vatan, namus dendiğinde onun için akan sular dururdu. unun için yapamayacağı hiçbir şey yoktu. İkinci vasfı ise merhametli oluşuydu. Taşı bile mübarek elinde yumuşak tutan Peygamberi (sav) gibi Allah ın yarattığı her şeye karşı merhametli bir duruş sahibi olan bu erkek, eşini sarıp sarmalar, ailesini muhafaza altına alırdı. Sevgi onda merhameti, merhamet de aşkı doğuruyordu. Sert görünüşünün arkasında hanımını aşkla severek çarpan bir yüreği vardı. Yeri geldiğinde merhametinden ağlamasını bilebilecek kadar İşte bu onun ermişlik ve kâmillik tarafıydı. Yüreği sevgi dolu bu ermişlerin gönüllerinde herkesin oturabileceği bir sandalye vardı. öylece o bey oluyor, efendi oluyordu. Onlar yürekli ve gönüllü insanlardı. Osmanlı hanımının ise ayrıcı vasfı eşine olan sadakati ve haya duygusuydu. Kadın utandığında yüzünde hasıl olan kızarıklıkla tarif edilirdi. ununla birlikte haya en çok Osmanlı erkeğine yakışırdı. Haya onlarda letafeti, nazikliği, nazeninliği, naifliği, nezafeti, zerafeti ve iffeti vücuda getiriyordu. Eşine saygı duyuşuyla onlar sultan oluyor ve bu sultanlara saygı duyuluyordu. Kısacası Osmanlı kadını haya, edeb, iffet ve namus doğuruyordu. Temeli böyle muhkem atılan aile bu surette devam eder ve kemaline ererdi. Toplumumuzu besleyen irfan pınarları kesilince Allah korkulu bu insanların yerini şimdilerde daha çok Allah tan korkmaz kuldan utanmaz arsızlar, nakıslar; içi mana dolu o vakur asaletin yerini ise kabalık, sertlik, duygusuzluk ve haşinlik aldı. Artık Allah korkusu taşıyan merhametli erkeklerden söz edilmiyor aksine eşini döven, hırpalayan salon erkeklerinden hatta canilerden söz ediliyor. Haya ve iffet duygusunu kaybedince de kadın asaletini yitirdi. Gönül verilecek bir iffet timsali değil gönül eğlendirilecek bir meta derecesine düşürdü kendisini ve saygı telkin ettirmiyor. Sözün özü aileye nokta düştü ve ğaile oldu. Merhametin erkekte, hayanın kadında kayboluşuyla ailede vefakarlık, fadakarlık, sadakat, sevgi ve saygı da göçer gider. Ailenin üzerinde bulunduğu bu fay hattında korkunç depremler oluyor. Asıl bu noktada bir şeyler yapılmazsa aileyi ve milletimizi ayakta tutan bu direkler yıkılır ve çöken çatının altında bütün tolum kalır. Çare ise özümüz de gizli. 61
62 Peygamberi Cenneti, Allah ı Cehennemiyle mi Anlatıyoruz? M.Emin KARAACAK Evin küçük oğlu Emre, bir gün mutfakta yemek yapan annesine: Anneciğim bu dünya da en çok anne-babamızı sevmeliyiz değil mi? diye sorar. Korkutarak anlatıyoruz çocuklara Allah ı; ama O nu sevmesini istiyoruz. Arpa ekiyoruz, buğday biçmek istiyoruz. Korku ekiyoruz; fakat sevgi biçmek istiyoruz. En kötüsü de bunu Allah adına yapıyoruz. Ne kadar çelişki değil mi? Anne de yemek yapmayı bırakır, iyi bir fırsattır diyerek çocuğu kucağını alır ve başlar anlatmaya: Önce bizi en güzel şekilde yaradan Allah ı, sonra bize dinimizi öğreten Peygamberimizi (s.a.v), daha sonra da bizim dünyaya getiren ve bizi büyüten anne babamızı sevmeliyiz. der. Annenin bu sözü üzerine çocuk: Ama ben Peygamber i Allah tan daha çok seviyorum. der. una şaşırıp sebebini soran anneye çocuk: en yaramazlık yaptığımda ya da yalan söylediğimde; Allah yaramazlık yapan ve yalan söyleyen çocukları cehenneminde yakar diyorsunuz ya. Hem Allah ın cehennemi var; Peygamberin (s.a.v) ise cenneti var. en onun için Peygamberi (s.a.v) daha çok seviyorum der. 62
63 Çocuğun anlattıkları aslında bizlerin çocuklara Allah ı ve Peygamberi nasıl anlattığımızı ve onların bilinçaltlarını nasıl doldurduğumuzu göstermektedir. Çocuklara Peygamber Efendimizi (s.a.v) Nasıl Anlattığımıza ir akalım: Çocuklar doğduğunda kulaklarına ezan okuduğunu (Tirmizî, Edahî,16), çocuklar doğdukları zaman ağzında yumuşattığı hurma suyundan ağızlarına damlattığını (uhâri, Deavât,3), onlara güzel isimlerden koyduğunu ve onlar için dua ettiğini (Edebü l-müfred,i,61), yine hastalanan Yahudi bir çocukta olsa ziyaretine gittiğini (uhari,cenaiz,79) anlattık. Çocuk kokusunu cennet kokularına benzettiğini (uhârî, Menâkıp;22), Küçüklerine şefkat göstermeyen bizden olmayacağını (Ebu Davud, Edeb,66 ) ve oğlu İbrahim ölünce gözünden yaşlar damladığını (uhârî, Cenâiz,33) anlattık. Kız çocuklarının diri diri gömülmesini yasakladığını, ağlayan bir çocuk duyunca namazı kısa kestiğini (Riyazüs Salihin,233), çocukluk çağında yapılan hatalardan dolayı günah yazılmayacağını buyurduğunu anlattık. Çocuklarla karşılaştığı zaman onlara selâm verdiğini, onların saçlarını okşayıp ikramda bulunduğunu ( Edebü l-müfred, I,461), çocuklara karşı bir çocuk gibi davrandığını ve onların dünyalarına girerek empati yaptığını, çocuklara Öf bile demediğini (uhârî, Savm,53), Çocuklarınıza iyi bakınız! Onları güzel terbiye ediniz. ( İbn-i Mâce, Edep,3) diye buyurduğunu anlattık. Çocuklarla şakalaştığını, onları omzuna aldığını, Mahmud Rebi (r.a); beş yaşında iken kovadan ağzına su aldığını ve Rebi ye püskürttüğünü (uhârî, İlim;8), kuşu ölen Ebu Umeyr e Küçük kuşun ne oldu? diye latife edip saçını okşadığını (uharî, Edeb,81), çocukları öpüp saçlarını okşamasını yadırgayan bedeviye Merhamet etmeyene merhamet olunmaz ( uhârî, Edep; 18) buyurduğunu anlattık. Torunları Hz. Hasan-Hz. Hüseyin ve diğer çocuklarla çokça oyunlar oynadığını ve; Çocuğu olan onunla çocuklaşsın. (Deylemi) buyurduğunu ve anne babalara da en güzel şekilde model olduğunu anlattık. Kızı Hz. Fatıma (r.anha) nın evine sık sık gidip torunlarıyla oyun oynadığını hatta Peygamber Efendimiz (s a v) namaz kılarken Hasan ile Hüseyin veya onlardan birisi gelip sırtına bindiğini, başını (secdeden) kaldırdığında düşmesinler diye onları eliyle tuttuğunu ve namazı tamamladıktan sonra da: Ne güzel binittir sizin binitiniz! (Kenzul Ummal,VII,106) diye buyurduğunu anlattık. Yine Hz Peygamberimiz (s.a.v) dilini çıkarıp torunu Hasan a doğru uzattığını, çocuk dilin kızıllığını görünce neşe ile dolduğunu anlattık. (Suyuti) Anne babalara çocukları sevme konusunda adaletli olmaları için: Allah öpücüğe varıncaya kadar her hususta çocuklar arasında adaletli davranmanızı sever. (Sahih-i uhârî,ii,411) tavsiyesini anlattık. Normal zamanlarda çocukların yaramazlıklarını sıkıntı ederken, iyi zamanlarda gurur duyma adına: O bir peygamberdi ve çocukları çok severdi. Peki ya onu bize peygamber olarak gönderen ve ona çocukları çok sev diyen Allah ı ise çocuklara nasıl anlattığımızı bir kez daha anne baba olarak düşünmek gerekir. 63
64 Yaramazlık yapan çocuklara hemen müdahale etmeyiniz. Çocukların küçüklüğündeki yaramazlığı, büyüdüğü zaman aklının çok, zeki olacağına bir alamettir. (Münâvî,IV,310) hadisini anlattık. ir gün bir kız çocuğu bir kenarda oturmuş ağlıyordu. Sebebini soran Peygamber Efendimiz (s.a.v) e çocuk: Eve bir şey almak için babasının vermiş olduğu parayı kaybettiğini söyler. Peygamberimiz de (s.a.v) çocuğun elinden tutarak alacağı şeyleri alıverir. Fakat çocuk yine ağlamaya başlar. Tekrar sebebini soran Peygamber Efendimiz (s.a.v) e çocuk: Efendin bu seferde babam geç kaldığım için beni dövecek. der. unu üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) çocuğu elinden tutarak evine kadar götürür ve kapıya açan çocuğun babasına; Çocuğu dövmemesini tembih eder. Kapısında Peygamber Efendimiz (s.a.v) i gören adam: Kapıma kadar sizi şereflendiren bu çocuğu bir daha dövmeyeceğim. (İbn-i Kesir, Ş ü r-resul, s.78) diye söz verdiğini anlattık. Hurma ağaçlarını taşlayan Rafi ye; Yavrucuğum ağaçları niçin taşlıyorsun? diye sorduğunda; Ya Rasülullah aç idim ondan deyince; ir daha ağaçları taşlama yavrum, altına düşenleri alıp ye! (İbn Mâce,Ticârât,67) buyurarak hem çocuğa yavrucuğum diyerek çocuğun ruhunu okşadığını hem de çocuğun olumsuz davranışına karşı tepki göstermek yerine seçenekler sunduğunu anlattık. O bir peygamberdi ve çocukları çok severdi. Peki ya onu bize peygamber olarak gönderen ve ona çocukları çok sev diyen Allah ı ise çocuklara nasıl anlattığımızı bir kez daha anne baba olarak düşünmek gerekir. Peygamber Efendimizi (s.a.v) çocukları ne kadar sevdiğini gösteren yaklaşımlarla anlatılırken; Cenab-ı Hakk ı ise çocukların yaramazlık ve olumsuz davranışlarına karşı cehennemi ve taş yapmasıyla anlattık. Peki, burada sıkıntı nerden kaynaklanmaktadır. Soyut zekâsı (Piaget e göre; 11yaş ve yukarısı) gelişmemiş çocuklar, anlatılanları zihinlerinde somutlaştıracaklarından Allah ve peygamber tasavvuru da farklı olacaktır. Somut zekâ devresinde (Piaget e göre; 3-11yaş) olan bu çocuklar, anlatılanları görsellikten yararlanarak ve zihninde somutlaştırarak algılayacaklarından zihinlerinde algılamaları da yine farklı olacaktır. Soyut zekâları gelişmemiş ve somut zekâ evresindeki çocukların olumsuz davranışlarına karşı Allah ile korkutarak yapıldığı zaman, çocukların bilinçaltlarında Allah ı; cehennemi olan ve çocukları yakan biri olarak tasavvur edeceklerdir. Annenin sözünü dinlemeyeni Allah taş yapar. Yemeğini tabağında bırakanı cehenneminde yakar. Kötü söz söyleyeni dilsiz yapar gibi cümleler kurulur çocukların hatalarına karşı. ilerek veya farkında olmadan Allah, korkutucu bir araç veya tehdit unsuru olarak kullanılmaktadır. Allah ı azabı ve cehennemi ile korkutularak değil, cennetiyle ve çocuğun kalbine Allah sevgisi yerleştirilerek eğitilmeye çalışılmalıdır. Her anne ço- Peygamber Efendimiz (s.a.v) uluğa erinceye kadar çocuktan kalem kaldırılmıştır (yani ona günah yazılmaz) (Ebu Davud, Hudud,16) buyurmaktadır. 64
65 cuğuna: Yavrum, Allah yaramazlık yapmayan ve uslu çocukları daha çok sever. Annesinin babasının sözünü dinleyenleri Allah cennetine koyar gibi ifadelerle yaklaşarak onları eğitmelidirler. Yani çocuğun Allah tan korkması değil, O nun sevgi, şefkat ve merhametinden istifade etmesi gerektiği öğütlenmelidir. Korkutarak anlatıyoruz çocuklara Allah ı; ama O nu sevmesini istiyoruz. Arpa ekiyoruz, buğday biçmek istiyoruz. Korku ekiyoruz; fakat sevgi biçmek istiyoruz. En kötüsü de bunu Allah adına yapıyoruz. Ne kadar çelişki değil mi? ileride hissiz ya da dinsiz olabilecekleri. için çocukların ilerde farklı bir inançla karşımıza çıkmamaları için anne babaların neyi nasıl anlattıklarını bir kez daha düşünmeleri gerekir. Allah ı Cennetiyle Anlatmalı ir gün ilkokul 1.sınıfa giden bir çocuk: aba; insanlar ölünce nereye giderler? diye sorar. aba da: Oğlum, İyiler cennete, kötüler cehenneme giderler. der. Çocuk tekrar: Peki babacığım; çocuklar ölünce cennete mi cehenneme mi giderler? diye sorar. Çocuklardan Allah u Teâlâ yı sevmelerini istiyoruz; fakat çocuğa verilen eğitim şeklimiz sevgi yerine korkudur. Soyut zekâlarının gelişmeyen çocuklara yanlış verilen Allah korkusu; Allah ı cezalandırıcı, affetmeyen kötü birine benzeteceklerdir. Anne babalar için önemli olmayan ve söylenmesi çok kolay; fakat sonucunun nereye varacağını bilmediği bir sözün ilerde çocukta neler yapabileceğini tahmin etmek hiçte zor olmasa gerekir. Slazmann: dediği gibi: Çocukları yüce tanrıdan korkutarak yetiştirildiği zaman Yaramazlık yapan çocuklara hemen müdahale etmeyiniz. Çocukların küçüklüğündeki yaramazlığı, büyüdüğü zaman aklının çok, zeki olacağına bir alamettir. aba da: Oğlum Allah çocukları çok sever. Onun içinde çocuklar, cennete giderler. der. Çocuklarda genelde Allah ı; cehennemi olan ve cehennemde kötü insanları yakan kişi olarak algılamaktadırlar. u da anne babaların çocukların bilinçaltlarını nelerle doldurduklarını göstermektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) uluğa erinceye kadar çocuktan kalem kaldırılmıştır (yani ona günah yazılmaz) (Ebu Davud, Hudud,16) buyurmaktadır. O halde çocuklar cehennem girmeyeceklerine göre onlara cenneti olan Allah ı anlatıp sevdirmeliyiz. Cenneti olan Allah a da çocuklar, korkuyla değil sevgiyle bağlanacaklardır. Çocukların dini değerlerle barışık olmaları için cennetin güzelliklerinden bahsedilmelidir. Cenab-ı Hak Kur an-ı Kerim de cenneti şu şekilde tarif etmektedir: Takva sahiplerine va dedilen cennetin misali şöyledir: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rablerinden de bağışlama vardır (Muhammed,15) 65
66 Fuat TÜRKER İki Kabrin Arasındasın; Artık Sen ilirsin! Yavrum! Gençlikte, nefsin arzuları insanı kapladığı gibi, ilim öğrenilecek, ibâdet yapılacak en kârlı zaman da gençliktir. Gençlikte şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, dînin bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibâdetten çok üstün ve kıymetli olur. Evet bu cisim ebedî değil, demirden değil, taştan değil.. ancak et ve kemikten ibaret bir şeydir. Âni olarak senin başına yıkılıyor, altında kalıyorsun. ak zaman-ı mazi senin gibi geçmiş olanlara geniş bir kabir olduğu gibi, istikbal zamanı da geniş bir mezaristan olacaktır. ugün sen iki kabrin arasındasın; artık sen bilirsin!... (Mesnevi-i Nuriye) Gençlik döneminde insanlar eğitim ve kariyerini tamamlar, meslek edinir, geleceklerini ve yaşlılıklarını garantiye almaya çalışırlar. Dünya hayatında tüm bu yapılanlar gençlik dönemine rastlar. İnsanın fiziksel ve zihinsel yönden en sağlıklı olduğu, en zinde, en gözü pek ve en enerjik dönemidir bu yıllar. İnsanın kişilik yapısı gençlik dönemde oluşur; iyi ve kötü alışkanlıklar bu dönemde kazanılır. Genç, cahiliye toplumunda yerleşmiş katı alışkanlıklara ve görüşlere, yani sisteme tam olarak dâhil olmamış, din dışı telkinler onda henüz kemikleşmemiştir. Karakteri henüz yerleşmekte olduğundan, en güzel ahlâk özelliklerini kazanabilir, Allah ın sınırları içinde hayat sürebilir. 66
67 Gençler giderek kulluk bilincinden uzak, sınır tanımayan, aşırı ve ahlâk dışı davranışlardan çekinmeyen, bencil tutkularının ardı sıra yaşayan, sorumsuz bir kişiliğe sahip oluyorlar. Toplumda ise gençlik döneminin, deli dolu geçirilen ve kontrolsüz yaşanan bir dönem olduğu düşünülür. Oysa gençlik, din ahlâkına en iyi hizmet edilebilecek, Allah yolunda ciddi çaba gösterilebilecek, açık zihinle derin düşünülebilecek çok değerli hayat dilimidir. Günümüzde gençler, âdeta bir boşluk içinde yaşıyor. Pek çoğunun başlarındaki yöneticilerden, ülkenin savunmasından, eğitim, hukuk ve sosyal sistemlerinden haberleri dahi yok. Kendi ülkelerindeki gelişmelerden haberi olmayan gençler, doğal olarak dünyada yaşanan olayların da pek çoğunu bilmiyor, bilimsel gelişmeleri takip etmiyor, amaçsız ve umursuzca günlerini geçiriyor. Yazılı ve görsel medyanın da önemli etkisiyle gençler, dünyanın hızla değişiyor olması ileri sürülerek, modern, çağdaş, cesur ve özgür olmak adına ahlâksızlığa özendiriliyorlar. Televizyonlarda, gazete ve dergilerde gençlere, evlilik dışı ilişkilerin, sorumsuzca yaşamanın ve sapkın hayat tarzlarının propagandası yapılıyor. ilinçsiz gençler, medyanın dayattığı ünlüleri kendilerine örnek alıp, onların giyimlerini, hayat felsefelerini, konuşma tarzlarını taklit ediyorlar. öylece ailelerine ve çevrelerine ters düşüyor, zamanla da onlardan kopuyorlar. Gençler giderek kulluk bilincinden uzak, sınır tanımayan, aşırı ve ahlâk dışı davranışlardan çekinmeyen, bencil tutkularının ardı sıra yaşayan, sorumsuz bir kişiliğe sahip oluyorlar. Aldıkları telkinler sebebiyledir ki, sürünmenin, hayatın gerçeği olduğunu zannediyor birçok genç. Hayatın gerçeklerini kendince çok iyi biliyor ancak bildikleri, inancın gerçeklerinden çok farklı. Oysa fıtratına uygun olarak inancın gerçeklerine göre yaşasa, genç-yaşlı her insanın hayatı -Allah ın dilemesiyle-cennete benzer. Yaşadığımız dönem, Kur an ahlâkının gerçek anlamda öğrenilmesine ve öğretilmesine en fazla ihtiyaç duyulan dönemdir. Özellikle îmânı kalbine yerleştirmiş gençler bu dönemde, Kur an ahlâkına hizmette katkı sağlamak için cesaretle çaba göstermelidirler. İnsan, ön yargılarını kırıp hayatını daha gerçekçi düşünmelidir. Zaman çok hızlı geçmektedir ve yaşanan her gün, insanı yaşlılığa biraz daha yaklaştırmaktadır. Yaşlılık dönemi ise insanın zayıf olduğu dönemdir. Allah, yaşlılığında, insanda eksiklikler yaratarak, dünyanın geçiciliğini hatırlatır. Dünyadaki eksiklikler de görebilenler için, gerçek yurt olan cennete olan özlemi artırır. Gençler, dünyanın dört bir yanında yaşanan çatışmaların, savaşların, acıların sürmesinden, insanların zulüm görmelerinden kendilerini sorumlu hissetmelidirler. Müminlerin en önemli görevlerinden olan iyiliği emredip kötülükten sakındırma ve Kur an ahlâkını yayma ibadetini, kınayanın kınamasından korkmadan, cesaretle yerine getirmeli, çarpık görüş ve sapkın felsefelerle fikir mücadelesi yapmalıdırlar. Toplumun dayattığı idol leri örnek alarak, küreselleşen dünyada top gibi nereye vursan oraya yuvarlanmak yerine, Allah yolunda malını ve canını satmış samimi müminleri kendilerine örnek almalıdırlar. u çabalar Allah ın dilemesiyle- insanlığın aydınlık günler yaşamasına vesile olacaktır. Genç ya da yaşlı; yaşımız kaç olursa olsun, hepimiz ölüme aynı yakınlıktayız. İnsanların bir taraftan ölürken, diğer taraftan yenilerinin dünyaya geliyor olması bizi gaflete düşürmemeli. Hiç doğan olmasa, sürekli ölümlere şahit olsak ve çevremizdeki insanların sayısı gittikçe azalsa, nasıl panik oluruz... İşte bu ruh haliyle yaşayalım, ölümü sıkça düşünelim. Yaş 35, yolun yarısı eder der şair. Oysa 35 yaş yolun sonu bile olabilir hatta insan 35 yaşını hiç göremeyebilir. Geriye dönüp baktığımızda, yaşadığımız yılların ne kadar da çabuk geçtiğini düşünürüz. Yaşayacağımız yıllar da aynı hızla geçecek unutmayalım. Ki yavaş da geçse ölüm sonunda bizi bulacak... Yavrum! Gençlikte, nefsin arzuları insanı kapladığı gibi, ilim öğrenilecek, ibâdet yapılacak en kârlı zaman da gençliktir. Gençlikte şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, dînin bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibâdetten çok üstün ve kıymetli olur. (Sa dî-i Şîrâzî) 67
68 Aydın AŞAR İznik Ayasofya Camii nde ursa dan kalkan İznik minibüsündeyim ir tarafta Allah ın kevnî ayetlerinden İznik Gölü, diğer tarafta yol boyunca hiç bitmeyen zeytin ağaçları Ön koltukta oturmak bu güzellikleri daha geniş bir açıyla seyretmemi sağlıyor İslam öncesi çağlardan Orhan ey dönemine gittiğimde ise 1331 tarihinden itibaren beş yüz yıldır bu camide ibadet eden müminleri aklıma getirdim. Sonra başta Eşrefoğlu Rumi hazretleri olmak üzere güzel sımalı veliler aklıma geldi... Minibüste tatilciler ve İznik ve köylerinde oturan halktan kimseler var... Görüntü itibari ile göçmen olduklarını tahmin ettiğim bu insanların şiveleri de oldukça farklı Genelde neşeli ve yumuşak huylu olduklarını gözlemlediğim yöre halkı sohbete ve muhabbete yatkın insanlar... Yol boyunca şoförle konuşan köylü abimiz bunun tipik bir örneği u muhabbetin ortasında bir saatlik yolumuz çabucak geçiyor ve yolun kenarındaki İznik tabelasını görüyoruz... Daha önce de birçok sefer geldiğim İznik gözüme yine güzel ve şirin görünüyor Tarihi kökleri çok derinlerde olan bir ilçeye giriyor olmanın da ayrı bir tadı var İznik in çok eski bir tarihi var İznik in çok eski bir tarihi var 68
69 İlçenin resmi internet sitelerinden aldığım bilgiye göre ilçenin tarihi Osmanlılara, Selçuklulara, izans a, Roma ya ve hatta daha öncesine dayanıyor. İlçe ilk olarak M.Ö. 316 da Makedonya Kralı üyük İskender in komutanlarından Antigonius tarafından kurulmuş... Antigonius şehre kendi adını vermiş üyük İskender in diğer bir komutanı olan Lysimakhos M.Ö. 301 de Antigonius u mağlup etmiş ve şehri ele geçirmiş. Şehre karısının ismi olan Nicaea ismini vermiş... u dönemde ithynia Krallığına başkentlik eden şehir bir müddet sonra Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine girmiş. Roma İmparatorluğu, M.S. 476 yılında ikiye ayrılınca İznik Doğu Roma olarak bilinen izans İmparatorluğuna bağlanmış Daha sonra Selçuklular zamanında Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından 1075 tarihinde fethedilen Nicaea 1080 yılında Selçukluların başkenti olmuş. öylece Türklerin Anadolu daki ilk başkenti olmuş. İznik ismi nereden geliyor diye soracak olursanız, fetihten sonra şehrin ismi Nicaea nın izi anlamında İznik olarak değiştirilmiş 1097 yılında Haçlı ordusu tarafından geri alınan şehir tekrar izans yönetimine katılmış. Daha sonraki yıllarda 57 yıl kadar da izans a başkentlik yapmış. Nihayet 1331 tarihinde Orhan ey tarafından yeniden fethedilen İznik artık o tarihten itibaren yeniden Osmanlı hâkimiyetine girmiş Orhan Gaziyi unutmadan girelim İznik e İşte böyle büyük bir tarihi olan İznik e bir kez daha gelmek benim açımdan şükre mucip bir şeydi unun için hamt ettikten sonra başta şehri fetheden Orhan Gazi olmak üzere, burada yatan mübareklerin ve diğer Müslümanların ruhlarına birer Fatiha okuyarak şehre girmiş oldum Her senekinden farklı olarak bu sefer İznik e geliş sebebim farklıydı İznik merkezde bulunan Ayasofya Cami nin ibadete açıldığını duymuştum. Müze olarak kullanılan ve doksan yıldır ezan sesine hasret olan bu mabedin son halini mutlaka görmeliydim unun bizim için çok büyük bir anlamı vardı. Şehrin tam ortasındaki Ayasofya Camii ne ulaştığımda öğle namazı kılınmış ve cemaat yeni dağılmıştı. İçeriye girdikten sonra ilk olarak mihrabın yakınında bir yerde namazımı kıldım. Malum ramazan olduğu için, bir de havanın sıcak vakti olduğu için biraz yorulmuştum... Namazdan sonra biraz uykumun geldiğini hissettim. Acaba bu tarihi kokuyu içime çekerek biraz uzansam, uyandıktan sonra da caminin fotoğraflarını çeksem nasıl olurdu? Ne de olsa artık burası bir camiiydi ve bizimdi Camilerde uyumak ise sonuçta hiç yapmadığım bir şey değildi.,, Ana sütunlardan birinin dibinde uzandım ve kıbleye bakarak yarım saatten biraz fazla bir süre güzelce uyudum iraz daha uyumak istiyordum fakat sinekler ancak bu kadar müsaade ettiler. Kalktığımda yerli turistler camii geziyorlardı. Aralarında geçen konuşmalarından caminin ibadete açılmasından memnuniyet duymadıkları hissediliyordu. Anlaşılan bu insanların ruhları da turistti Duyduğuma göre İznik halkı içinde de bazı memnuniyetsizler varmış fakat halkın geneli beş yüz yıldır cami olarak kullanılan bu mabette yeniden ezan ve Kur an sesini duymaktan memnunmuş Heyecan verici bir mabet İçeride biraz uyudum eşir Ayvazoğlu nu dinlediğimde tarihi bir mekâna gittiğinde orada durup o mekândan kimlerin 69
70 geçmiş olabileceğini hayal ettiğini söylemişti. öylece o mekânla yakınlık kurduğunu ifade etmişti. en de bunu bu caminin içinde denemeliydim İlk olarak İslam dan önceki döneme gittim. u yolculuk zor olmadı çünkü caminin içinde Hıristiyanlığa ait semboller yoktu ama bir bölümünde vaftiz kuyusu hala duruyordu. Aslında caminin içi boydan boya halı döşenmiş de değildi. Sadece orta kısmına halı döşenmiş etrafı ise toprak bir taban olarak bırakılmıştı. Camiye giren turistler o bölgede ayakkabılarını çıkartmadan gezebiliyorlardı Çok eski bir yapı olduğu için restore çalışmalarında bazı hassasiyetlere dikkat edildiği belliydi. Orijinal hali muhafaza edilmeye çalışıldığı için tamiratın dışında herhangi bir boyama ve yenileme çalışması yapılmamıştı. Hatta orijinali bozulur diye pencerelere çerçeve bile takılmamış camlar duvara monte edilmişti. Mihrabın iki tarafına asılı olan Arapça yazılı Allah ve Muhammed levhaları ve mihrabın üstündeki hat yazısı dışında camiye herhangi bir süsleme yapılmamıştı. IV. yy da inşa edilmiş Sultan hazretleri de mutlaka gelmiştir ve burada namaz kılmıştır diye düşündüm Devlet büyüklerine Devlet büyüklerine teşekkürler teşekkürler Camiden çıkarken tekrar caminin girişindeki Ayasofya Camii yazan tabelaya tekrar baktım. u tabelaya bakmak insanı inanılmaz derecede mutlu ediyor. Çünkü geçen sene burada Ayasofya Müzesi yazılı bir tabela vardı... Çok şükür bu günleri de gördük. Caminin ibadete açılma süreci ise şöyle gelişmiş: İlk olarak Diyanet İşleri aşkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğüne caminin ibadete açılması için bir talepte bulunmuş. u talep camiinin vakfiyesine de uygun görüldüğünden talep Genel Müdürlük tarafından kabul edilmiş ve cami ibadete açılmış. Her iki kurumun yöneticilerini de tebrik ettikten sonra böyle kararların daha büyük bir iradenin onayı olmadan alınamayacağını da hesaba katarak devlet büyüklerine de teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim. Hakları ne ise teslim edelim ki bundan sonraki adımı atmakta tereddüt etmesinler Tarihe yaptığım yolculuk esnasında M.S. 325 yılında yapılan İznik Konsülü de aklıma geldi. Fakat İncillerin dörde indirildiği bu konsülün bu mabette yapılıp yapılmadığını bilmiyorum Çünkü içerdeki asılı olan yazıda bu mabedin ilk olarak M.S. IV yy da inşa edildiği yazıyor ama kesin bir tarih yazmıyor. Fakat daha sonraki yapılan konsüllerin bu mabette yapıldığı bilgisine internette rastlamıştım. İslam öncesi çağlardan Orhan ey dönemine gittiğimde ise 1331 tarihinden itibaren beş yüz yıldır bu camide ibadet eden müminleri aklıma getirdim. Sonra başta Eşrefoğlu Rumi hazretleri olmak üzere güzel sımalı veliler aklıma geldi... ursa dan da Emir İstanbul Ayasofya Cami de açılacak Türkiye de İstanbul da iki tane, Trabzon ve İznik te de birer tane olmak üzere toplam dört tane Ayasofya Camii var. İznik Ayasofya Camii ve İstanbul daki Küçük Ayasofya Camii ibadete açıldı. Peki bu bizim için ne anlama geliyor? Demek ki sırada Trabzon Ayasofya Cami ve İstanbul Ayasofya Camii var inşallah. iz iyi müminler olursak Allah bunu da bize nasip edecektir. -- iz Müslümanlar mucizelere inanırız. Selam ve dua ile... 70
71 urhan Çocuk Musa KARACA Âmanın Kur an Okuması Yoksul bir şeyh, kör bir ihtiyarın evine misafir olur. Evin duvarında asılı duran bir Kur an vardır. Şeyh bu duruma hayret eder. Çünkü evde kör bir ihtiyardan başka kimse yaşamıyordu. Kendi kendine, urada kör bir ihtiyardan başka kimse yok. u Kur an ı kim okur? diye düşünür. u durumu ev sahibine sormak ister fakat uygun olmayacağı fikrine kapılır. u işin sebebinin kendiliğinden ortaya çıkıncaya kadar sabretmeye karar verir. u düşünceyle yatıp uyur. Gece yarısı Kur an sesiyle yatağından sıçrayıp uyanır. Gördüğü manzara karşısında şaşırır kalır. Kör ihtiyar, Kur an ı önüne almış okuyordu. Okuyuşunda en ufak bir yanlış da yoktu. ir yandan da parmağıyla okuduğu satırı takip ediyordu. Şeyh daha fazla dayanamayarak sordu: Kör olduğun halde Kur ân-ı Kerîm i böyle nasıl okuyabiliyorsun? Parmağınla takip ettiğine göre harfleri görmemen imkânsız. Kör ihtiyar, misafir şeyhe tatlı bir tebessümle cevap verir. Dostum, Allah ın kudretinin büyüklüğü yanında, benim halimin şaşılacak nesi var? O diledi mi sebepli veya sebepsiz yaratır. Allah ıma (c.c) yalvardım. Yâ rabbi! en Kur an okumayı, her şeyden çok seviyorum. Kur an okuduğum zaman gözlerime nur ver. Âyetlerini duraklamadan, yanlışsız okuyabileyim. Rabbim duamı kabul etti. Ne zaman Kur an ı elime alsam, Rabbimin lutfuyla gözlerim açılır. Harfleri görürüm. Mesnevi Haydi! Çocuklar Yaz Kursuna Sevgili arkadaşlar, okulların tatiline az kaldı. Tatil ile birlikte yeni bir heyecan başlıyor. Yaz Kur an Kursları. Okul döneminde ihmal ettiğimiz veya unuttuğumuz dini bilgileri hatırlamak ve yeni bilgiler öğrenmek için Kur an Kurslarına gideceğiz. Kur an-ı engüzel şekilde okumayı, tecvidi, ilmihal bilgilerini öğrenmek her müslümana farzdır. u yaştan itibaren beş vakit namazı kılmamız gerekir. Namazlarımızı eksiksiz kılabilmek ve diğer ibadetlerimizi tam yapabilmek için bilgiye ihtiyacımız vardır. Tatil dinlenme değil mi? dediğinizi duyar gibiyim. Tatil; hiçbir iş yapmadan yatmak, oynamak değildir. Oyun da oynayacaksınız ama dini eğitimi de ihmal etmemeniz gerekir. Gününüzü planlayın. Oyun saati, kurs saati ve dinlenme saati diye. Zamanı iyi kullanamayanlar zaman yetmediğinden şikayet eder. Zamanı planlarsanız her şeye yetecek kadar zamanınız olur. Peygamber Efendimiz: Muhakkak ki Allah, gençliğini Allah a itaat yolunda harcayan genci sever. buyurmuştur. İlim öğrenirken aynı zamanda Allah u Teâlanın sevdiği kul olmak ne büyük mutluluktur. Müjdeler olsun geçliğini ibadetle geçiren gence.
72 İLMECE 1- Ülkesi var insanı yok denizi var suyu yok? 2- ir adam gökdelenden atlayacakmış bir şey geçmiş adam atlamamış ne geçmiş? 3- Suya düşüpte ıslanmayan şey nedir? 4- İstanbul un en küçük ilçesi 5- Öğretmenler ne zaman güneş gözlüğü takarlar? 6- Hangi ülkede çok kazak satılır? 7- iz niye okula gideriz? Cevaplar: 1.Harita 2. Vazgeçmiş 3.Gölge 4.ebek 5. öğrencileri çalışkanlıkları ile göz kamaştırınca 6.Kazakistan 7.Okul bize gelmediği için ULMACA 1-Kur an ı baştan sona okuyup tamamlamak? 2-Kur an da kaç tane sure vardır? 3- Kur an ı tam ezberleyen kişi? 4- Kur an ı ilk defa Mushaf halinde toplatan halife? 5- Kur an ı çoğaltan halife? 6- Kur an-ı Kerim in peygamberimize indirildiği ay? 7-Hangi surede iki besmele vardır? 8- Kuranı Kerimde en uzun sure? 9- K. Kerim de ismi geçen tek kadın kimdir? 10- Allah ın (c.c) bir olduğuna dair en büyük delil olarak bilinen sure? Cevaplar:1.Hatim 2.Yüzondört 3.Hafız 4.Ebubekir 5.Osman 6.Ramazan 7.Neml 8.akara 9.Meryem 10.İhlas Kalbinde Kur an dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir. Hadis Kur an okuyunuz. Çünkü Kur an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçı olarak gelecektir. Hadis Kur an okuyan ve okuduğuyla amel eden mü minin örneği, tadı güzel kokusu güzel turunç meyvesi gibidir. Hadis Cimri Subaşı ya Tazı Köpeği Nasreddin Hoca cimri Subaşı yı hiç sevmezmiş. ir gün Subaşı, Hoca ya tazı ısmarlamış. - Hoca Efendi, senin tanıdığın çoktur. ana bir tazı bul. Tavşan kulaklı, karınca belli olsun. ir kaç gün sonra Hoca, tombul bir sokak köpeğinin boynuna ip takıp Subaşı ya götürmüş. Subaşı kızmış : - Hoca Efendi, ben senden ince belli tazı istedim, sen kocaman tombul bir sokak köpeği getirdin! demiş. - Merak buyurmayın demiş, Hoca. Nasıl olsa sizin yanınızda bir aya varmadan tazıya döner.
En güçlü silah: Zikir! Perşembe, 26 Haziran :40
Vesvesenin en belirgin alanı ve iman açısından en tehlikelisi Allah Teâlâ hakkında olan vesvesedir. Kimi zaman tefekkür kılığında, kimi zaman hakikati araştırma adı altında farklı sorularla Allah Teâlâ
Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205)
Zikir, hatırlayıp yâd etmek demektir. İbâdet olan zikir de Yüce Allah ı çok hatırlamaktan ibârettir. Kul, Rabbini diliyle, kalbiyle ve bedeniyle hatırlar ve zikreder. Diliyle Kur ân-ı Kerim okur, duâ eder,
Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.
BÜYÜKLERİN HİKMETLİDEN SÖZLERİ Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır. Buyruldu ki; Faziletli kimseler için (hiçbir yer) gurbet sayılmaz. Cahilin ise
TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla
TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla (Farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Sizden kim, (o günlerde) hasta veya seferde ise o, (tutamadığı) günler sayısınca başka günlerde
1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar
1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar İÇİNDEKİLER KUR AN NEDİR? KUR AN-IN AMACI? İNANÇ NEDİR İBADET NEDİR AHLAK NEDİR KISSALAR AYETLER KUR AN NEDİR? Kur an-ı Hakîm, alemlerin Rabbi olan Allah ın kelamıdır.
Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları
Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine
İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.
dinkulturuahlakbilgisi.com amaz dinkulturuahlakbilgisi.com Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com
amaz Memduh ÇELMELİ NAMAZ: AYET ve HADİSLER «Namazı kılın; zekâtı verin ve Allah a sımsıkı sarılın...» (Hac, 78) Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber e itaat edin ki merhamet göresiniz. (Nûr, 56) «Muhakkak
KUR'ANDAN DUALAR. "Ey Rabbimiz, Bize dünyada bir iyilik, ahrette bir iyilik ver. Bizi ateş azabından koru." ( Bakara- 201 )
KUR'ANDAN DUALAR "Ey Rabbimiz Bizi sana teslim olanlardan kıl, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar, bize ibadet yerlerimizi göster, tövbemizi kabul et zira tövbeleri kabul eden, çok merhametli
Edeb Ya Hu! Cumartesi, 03 Ocak :31
Dünya bilimde altın çağını yaşarken insanlıkta yerlerde sürünüyor. Hayâ kalmamış, saygı kalmamış, sevgi kalmamış, büyüğe hürmet kalmamış. Hayatımızda ne eksik biliyor musunuz? Edeb. Edebe hiç önem vermiyoruz.
ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN
KUR AN KARANLIKLARDAN AYIDINLIĞA ÇIKARIR Peygamber de (şikayetle): Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur an ı (okumayı ve hükümlerine uymayı bırakıp hatta menedip onu) terkettiler. dedi. (Furkân /30) Elif, Lâm,
Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için
3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler
3. ÜNİTE: EN GÜZEL ÖRNEK HZ. MUHAMMED İN İBADETLERİ 3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler KAZANIMLARIMIZ O Bu ünitenin sonunda öğrenciler Hz. Muhammed'in: O 1. Öncelikle bir kul olarak davrandığını kavrar.
2. Haramı ve helali tayin etmek Allah ın hakkıdır. Bir harama helal demek vebal olduğu gibi helale haram demek de vebaldir.
Duası müstecap, günü bereketli, kalbi mutmain, huzurlu, umutlu, salih bir mü min olabilmek için helal yeme-içme ve helal yaşama ölçülerimizin bilinmesi gerekiyor. Her imtihanımızda ve hayatımızın her kesitinde
İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler
İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler Hani, Rabbin meleklere, Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti. Onlar, Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamd
İBRAHİM (a.s) MAKAMINI NAMAZ YERİ EDİNMEK Salı, 02 Şubat :47
Hani Evi (Kâ'be yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin (Bakara Suresi, 125) Yüce Allah ın hoşnutluğunu, sevgisini ve yakınlığını kazanabilmek
Allah a Allah (ilah,en mükemmel, en üstün,en yüce varlık) olduğu için ibadet etmek
1.VE EN YÜCESİ: Allah a Allah (ilah,en mükemmel, en üstün,en yüce varlık) olduğu için ibadet etmek 2.SEVİYE: Allah ın rızasını ve sevgisi kazanmak için 3.SEVİYE: Allah ın verdiği nimetlere(yaşam-akıl-yiyecekler
Bir selam ile selamlandığınızda ondan daha iyisiyle veya aynısıyla selamı alın (Nisa 86)
1) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: Bir selam ile selamlandığınızda ondan daha iyisiyle veya aynısıyla selamı alın (Nisa 86) 2) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: Müslüman ın Müslüman üzerindeki hakkı
HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI
HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDİN EL-ELBANİ 1 KİTAB VE SÜNNETE DAVET YAYINLARI 1435 HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDİN EL-ELBANİ irtibat [email protected]
NAMAZI, MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE KILMANIN HÜKMÜ. Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid. Terceme edenler. Muhammed Şahin. Tetkik edenler Ümmü Nebil
NAMAZI, MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE KILMANIN HÜKMÜ حكم الصلاة مع الجماعة ] باللغة التركية [ Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid ألفه الشيخ: محمد صالح المنجد Terceme edenler Muhammed Şahin ترجمه: محمد
URL: Hazırlayan: Mehmet Fatih Bütün. Dua. Dua İbadetin Özüdür. Niçin ve Nasıl Dua Edilir? Kur'an'dan ve Hz. Peygamber'den Dua Örnekleri BÖLÜM: 2
Hazırlayan: Mehmet Fatih Bütün URL: Dua Dua İbadetin Özüdür Niçin ve Nasıl Dua Edilir? Kur'an'dan ve Hz. Peygamber'den Dua Örnekleri BÖLÜM: 2 Dua Arapça kökenli bir kelime olup «istemek, davet etmek» demektir.
Ezan Vakti/Kuran-ı Kerim Pro [Faydalı Android Uygulamalar]
Ezan Vakti/Kuran-ı Kerim Pro [Faydalı Android Uygulamalar] Ezan Vakti uygulaması sadece bir ezan vakti icin yola baş koymuş zamanla gelişerek farkli ozelliklere sahip olmuş çok faydalı ve önemli bir
Haydin Câmiye Pazartesi, 31 Ekim :26
Hz. Peygamber Efendimiz, Mekke den Medine ye hicret ettikten sonra ilk iş olarak, Mekke den Medine ye hicret eden muhâcirlerle Medine nin yerlisi olan Ensâr ı birbirine kardeş yaptı. Bu iki şehrin Müslümanlarını
İLİM ÖĞRETMENİN FAZİLETİ. Bu Beldede İlim Ölmüştür
İLİM ÖĞRETMENİN FAZİLETİ Bu Beldede İlim Ölmüştür Rivayet edildiğine göre Süfyan es-sevrî (k.s) Askalan şehrine gelir, orada üç gün ikamet ettiği halde, kendisine hiç kimse gelip de ilmî bir mesele hakkında
Güzel Ahlâkı Kazanmak
Ramazan, Allah a yakınlaşma vesilesidir. Oruç tutan insan Allah ın beğendiği davranışlar sergilemeye, nefsinin tutkularından sakınmaya çalışır. Şeytana karşı dikkatli ve şuurludur, vicdanının doğruyu fısıldayan
Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:
Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına
Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.
Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece
Nasrettin Hoca ya sormuşlar: - Kimsin? - Hiç demiş Hoca, Hiç kimseyim. Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca: - Sen kimsin?
Nasrettin Hoca ya sormuşlar: - Kimsin? - Hiç demiş Hoca, Hiç kimseyim. Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca: - Sen kimsin? - Mutasarrıf demiş adam kabara kabara. - Sonra ne olacaksın? diye
GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya
GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (10) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme
URL: Hazırlayan: Mehmet Fatih Bütün. Teravih Namazı. Namazı Bozan Durumlar. Namazın İnsana Kazandırdıkları. Kunut Duaları ve Anlamları BÖLÜM: 3
Hazırlayan: Mehmet Fatih Bütün URL: Teravih Namazı Namazı Bozan Durumlar Namazın İnsana Kazandırdıkları Kunut Duaları ve Anlamları BÖLÜM: 3 o Teravih namazı ramazan ayında kılınır. o Yatsı namazının son
Dua ve Sûre Kitapçığı
Dua ve Sûre Kitapçığı Hazırlayan: Melike MÜFTÜOĞLU instagram.com/oyunveetlinliklerledinogretimi SÜBHANEKE DUASI Allah ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin
Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):
Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): - Yavrum ne oldu, niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Çocuk da: - Efendim, namaza gidiyorum.
5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.
TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu
Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir.
1- Ramazan ayının birinci gecesi kılınacak namaz: Bu gecede bir kimse 2 rekat namaz kılsa, her rekatta da KADİR SÜRESİNİ okursa; ALLAHÜ Teâlâ ( cc ) o kişiye 3 türlü kolaylık verir. Bu ay içinde orucu
Hz.Resulüllah (SAV) den Dualar
Hz.Resulüllah (SAV) den Dualar Camiye Girerken Allah ın adıyla, Allah ın Resulüne salat ve selam olsun. Allah ım, hatalarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç. Camiden Çıkarken Allah ın adıyla, Allah
Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):
Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,
Muhammed Salih el-muneccid
KABİRDEKİ HAYATIN TABİATI NASILDIR? [ Türkçe ] طبيعة الحياة في القبر [باللغة التركية [ Muhammed Salih el-muneccid محمد بن صالح المنجد Terceme eden : Muhammed Şahin ترجمة: محمد بن مسلم شاهين Tetkik eden
KEŞKE (ŞAYET/EĞER) KELİMESİNİ KULLANMANIN HÜKMÜ
ب[ KEŞKE (ŞAYET/EĞER) KELİMESİNİ KULLANMANIN HÜKMÜ [ Türkçe ] حكم استعمال كلمة ) لو ( اللغة التركية [ Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye لشيخ الا سلام ابن تيمية Terceme eden : Muhammed Şahin ترجمة: محمد بن مسلم
Kur an-ı Kerim i Diğer Kutsal Kitaplardan Ayıran Başlıca Özellikleri
Kur an-ı Kerim i Diğer Kutsal Kitaplardan Ayıran Başlıca Özellikleri 1 ) İlahi kitapların sonuncusudur. 2 ) Allah tarafından koruma altına alınan değişikliğe uğramayan tek ilahi kitaptır. 3 ) Diğer ilahi
2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN
2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 1.01.2016 Cuma Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Mermerler Camii SORUMLU
ALLAH TEÂLÂ'NIN ARŞA İSTİVÂ ETMESİ
ALLAH TEÂLÂ'NIN ARŞA İSTİVÂ ETMESİ استواء االله عرشه ] تر [ Türkçe Turkish Abdurrahman el-berrâk Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 00-43 استواء االله عرشه» باللغة ال ية «عبد الر ن ال اك
Mirza Tahir Ahmed Hazretleri Cuma Hutbesinde, duanın aşağıdaki bahsedilen durumda şartsız olarak kabul edileceğini söyledi;
Mirza Tahir Ahmed Hazretleri Cuma Hutbesinde, duanın aşağıdaki bahsedilen durumda şartsız olarak kabul edileceğini söyledi; 1) Güçlük içinde ve çok zor durumda olan insanın, 2) Savaş altındaki insanın
1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.
İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.
Kur'ân'da, Rabbimiz Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını verdi (Hac 78), buyurmaktadır.
Biz, Elhamdülillah Müslümanız. Kur'ân'da, Rabbimiz Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını verdi (Hac 78), buyurmaktadır. İMAN: İnanmak. Îtikad. Hakk ı
TİN SURESİ. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ. 3 Bu güvenli belde şahittir;
Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla 3 Bu güvenli belde şahittir; 1 4 1 İNCİR AĞACI ve zeytin (diyarı) şahittir! 4 Doğrusu Biz insanı en güzel kıvamda yaratmış, 2 İncir ile Hz Nuh un tufan bölgesi olan
GÜNAH ve İSTİĞFAR. Israr etmek kişiyi nasıl etkiler
GÜNAH ve İSTİĞFAR Israr etmek kişiyi nasıl etkiler Peygamber (s.a.v) Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Hiçbir küçük günah yoktur ki, ısrarla işlenilmeye devam edildiği halde büyümesin. Ve
Bir insan, nefs kılıcını ve hırsını çekip hareket edecek olursa, akıbet o kılıçla kendi maktül düşer. Hz. Ali
Marifet nefsi silmek değil, bilmektir. Hacı Bektaş-ı Veli Nefsin, azgın bir binek atından daha çok şiddetle gemlenmeye muhtaçtır. Hasan Basri Bir insan, nefs kılıcını ve hırsını çekip hareket edecek olursa,
Senin için gelmesi mukadder olan şeylere hırs göstermen yersizdir. Senin için olmayan, başkasının hakkı olan şeylere, hasret çekmen yakışıksızdır.
Ciddi olarak Allah a isyan etmekten kaçın. O nun rahmet kapısına devam et. Bütün gücünü ve kuvvetini Allah için harca. Taatında sarfet. Yalvar, ihtiyaçlarını O na arz et. Başını önüne eğ, kork, Hak kın
Fırka-i Naciyye. Burak tarafından yazıldı. Çarşamba, 09 Eylül 2009 22:27
İslâmî akideyi en net ve sağlam şekliyle kabul eden topluluk. Bu deyim iki kelimeden meydana gelmiş bir isim tamlamasıdır. Terkibin birinci ismi olan fırka kelimesi için bk. "Fırak-ı Dalle". Naciye kelimesi
7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız
4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir
Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti
Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler
Dua Dua, insan ile Allah arasında iletişim kurma yollarından biridir. İnsan, dua ederken Allah ın kendisini işittiğinin bilincindedir. İnsan dua ile dileklerini aracısız olarak Allah a iletmekte ondan
Orucun hükmü ve hikmeti nedir? ما حكم الصيام وحكمته. Abdurrahman b. Nâsır es-sa'dî
Orucun hükmü ve hikmeti nedir? ما حكم الصيام وحكمته ] تر [ Türkçe Turkish Abdurrahman b. Nâsır es-sa'dî Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 2010-1431 1 ما حكم الصيام وحكمته» باللغة ال ية «عبد
NİÇİN EVLENMEDEN ÖNCE İNSANIN KENDİNİ TANIMASI ÇOK ÖNEMLİDİR? YA DA KENDİNİ TANIMAK NEDİR?
Asiye Türkan NİÇİN EVLENMEDEN ÖNCE İNSANIN KENDİNİ TANIMASI ÇOK ÖNEMLİDİR? YA DA KENDİNİ TANIMAK NEDİR? İNSAN NEDEN EVLENİR? İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsen Bu nice okumaktır.
Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.
Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur an-ı Kerim de yasaktır. Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor.
KIRŞEHİR MÜFTÜLÜĞÜ 2018 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI
29 Şevval Mehmet YAMAN İl Müftüsü Hoca Ahmet Yesevi Camii 15.5.2018 Salı Yatsıdan Önce RAMAZAN AYI VE ORUCUN FAZİLETİ 1 Ramazan Halil YILMAZ Vaiz Cacabey Camii 16.5.2018 Çarşamba Öğleden Önce ORUCA AİT
TEMİZLİK HAZIRLAYAN. Abdullah Cahit ÇULHA
TEMİZLİK HAZIRLAYAN Abdullah Cahit ÇULHA TEMİZLİK MADDİ TEMİZLİK MANEVİ TEMİZLİK İslam dini, hem maddî, hem de manevî temizliğe büyük bir önem vermiştir. Bu iki kısım temizlik arasında büyük bir ilgi vardır.
Kur an ın Bazı Hikmetleri
Kur an ın Bazı Hikmetleri Allah Teala kıble hususunda derin tartışmalara giren insanların görüşünü: İyilik, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. ayetiyle reddetmiştir. Ki onların bir kısmı,
SAYILI ADIMLARLA ELDE EDİLEN MİLYONLARCA SEVAPLAR
Bu broşürün dağıtımı, tercümesi veya basımına katkıda bulunun. Zirâ iyiliğin yapılmasına vesile olan, o iyiliği yapan kimse gibi ecir alır. SAYILI ADIMLARLA ELDE EDİLEN MİLYONLARCA SEVAPLAR ملايني احلسنات
1 Ahlâk nedir? Ahlâk; insanın ruhuna ve kişiliğine yerleşen alışkanlıklardır. İki kısma ayrılır:
1 Ahlâk nedir? Ahlâk; insanın ruhuna ve kişiliğine yerleşen alışkanlıklardır. İki kısma ayrılır: 1. Güzel ahlâk 2. Kötü ahlâk 2 Güzel ahlâk neye denir? Allah ın ve Resulü nün emir ve tavsiye ettiği, diğer
Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti
Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Hz. Ali (kv) bildiriyor: Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı: "Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir.
HLM ye göre İÇ HUZURU
HLM ye göre İÇ HUZURU 1 Dr. Ö. Üyesi Hayrullah Yazar Saü Helal Yaşam Tıbbı Öğrenci Topluluğu 1439/2018 helallifemedicine.com helallifemedicine.org helalyasamtibbi.com [email protected] Not: Sunumdaki
İlim gıda gibidir. Ona her zaman ihtiyaç vardır. Faydası da herkesedir.
İlmi olmayan kimsenin dünyada da ahirette de hiç kıymeti yoktur. Ahmed-i Bedevî İlim gıda gibidir. Ona her zaman ihtiyaç vardır. Faydası da herkesedir. Abdülvehhab-ı Müttekî İnsanlar, ilmi büyüklerinden
Peki, bu bayramın bizlere nasıl hediye edildiğini biliyor musunuz? Dilerseniz bu kıssayı hep birlikte hatırlayalım.
Bayramınız Mübarek Olsun Görülür sevgi seli, kokar bahçenin gülü, Bayram günü gelince öpülür büyüklerin eli. Sevgili arkadaşlar kurban bayramı yaklaştı hepimizi tatlı bir heyecan sardı. Şimdiden bayramlıklarımız
Anlamı. Temel Bilgiler 1
Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,
5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ
5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ Allah İnancı Ünite/Öğrenme Konu Kazanım Adı KOD Hafta Tarih KD1 KD2 KD3 KD4 KD5 KD6 Allah Vardır ve Birdir Evrendeki mükemmel düzen ile Allahın (c.c.) varlığı ve birliği
Siz, Kimi Seviyorsunuz? Perşembe, 07 Ekim 2010 07:38
Bütün mesele tam bir sevgi meselesidir. Sevgi kalpte başlar kalpte biter. Sevgi gönlün, kalbin eylemidir. Allah ın bir ismi de Vedud dur. Allah yarattıklarını sever ve bu dünya sevgi ile ayakta durur.
Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.
Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır. Kur'an-ı Kerimde bir kimseye hayat vermenin adeta bütün insanlara hayat verme gibi
Abdullah b. Abdurrahman el-cibrîn
RAMAZAN GECELERİNDE KILINAN NAMAZIN CEMAATLE EDÂSININ MEŞRULUĞU ] ريك Turkish [ Türkçe Abdullah b. Abdurrahman el-cibrîn Terceme: Muhammed Şahin Tetkik: Ali Rıza Şahin 2011-1432 وعية اجلماعة يف قيام رمضان»
ALLAH IN EVLERİNDE MİSAFİRLİK: İTİKAF MESCİDLER ALLAH A YAKLAŞMA YERLERİDİR
MESCİDLER ALLAH A YAKLAŞMA YERLERİDİR Şüphesiz ki (bütün) secde edilen yerler/mescidler Allah( a yaklaşmak ve O na teslimiyeti göstermek) içindir. O halde Allah ile beraber (başka) birine (sığınıp) yalvarmayın.
KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ
KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya
HACCA. Manevi Hazırlık
HACCA Manevi Hazırlık HACCA MANEVİ HAZIRLIK HELALLEŞMEK Hacca gitmeden önce kırgın olduğumuz akraba, arkadaş,komşularla helalleşmeli ve gönülleri alınmalı.kimseye karşı kalbimizde kin bırakmadan hac yolculuğuna
OKUNMAMIŞ ÜÇ MESAJINIZ VAR
RABBİMİZDEN ÇAĞRI Ey iman edenler! (Peygamber,) sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah a ve Resûlü ne uyun. Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer (sözünüzle niyetinizin aynı olup olmadığını
Ramazanda Devamlı Kur ân Okuyalım Pazartesi, 31 Temmuz :47
Ramazan ayı Kur ân ayıdır; Kur ân-ı Kerîm in indiği aydır. Hz. Peygamber efendimiz, her Ramazan ayında Kur ân-ı Kerîm i baştan sona okur, Hz. Cebrâil de dinlerdi. Vefatından önceki Ramazan ayında Hz. Peygamber
DOMUZ ETİNİN HARAM KILINMASININ HİKMETİ
DOMUZ ETİNİN HARAM KILINMASININ HİKMETİ حكمة ريم م ا ير ] تر [ Türkçe Turkish Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ümmü Nebil 2009-1430 1 حكمة ريم م ا ير» باللغة ال ية «مد صالح
2016 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI
TARİH GÜN VAKİT ADI-SOYADI UNVANI VAAZIN VERİLECEĞİ YER VAAZIN KONUSU AHMET ERDEM İL MÜFTÜSÜ ALİPAŞA CAMİİ Oruçlunun Dikkat Etmesi Gereken Hususlar ÜNAL TAN İL MÜF. YARD. ŞEHİTLER CAMİİ Oruçlunun Dikkat
Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir?
On5yirmi5.com Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir? Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir? Muharrem orucunun önemi nedir? Yayın Tarihi : 6 Kasım 2013 Çarşamba (oluşturma : 1/22/2017) Hayatın bütün
3 Her çocuk Müslüman do ar.
TAHR C * 1 Sözlerin en güzeli Allah ın kitabı, yolların en güzeli Muhammed in yoludur. Buhari, Edeb, 70; tisam, 2. z Müslim, Cuma, 43. z Nesai, Iydeyn, 22. z bn Mace, Mukaddime, 7. z Darimî, Mukaddime,
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de
ALLAH TEÂLÂ'YA ÎMÂN. Muhammed Şahin. ] تر [ Türkçe Turkish. Tetkik : Ümmü Nebil
ALLAH TEÂLÂ'YA ÎMÂN الا يمان باالله تعا ] تر [ Türkçe Turkish Muhammed Şahin Tetkik : Ümmü Nebil 2009-1430 1 الا يمان باالله تعا» باللغة ال ية «بن مسلم شاه مد مراجعة: أم نبيل 2009-1430 2 Allah Teâlâ'ya
Bilmeceli-Bulmacalı-Oyunlu. Namaz Kitabım. Bilal Yorulmaz
Bilmeceli-Bulmacalı-Oyunlu Namaz Kitabım Bilal Yorulmaz İstanbul 2012 DEĞERLER EĞİTİMİ MERKEZİ YAYINLARI Eserin Her Türlü Basım Hakkı Anlaşmalı Olarak Değerler Eğitimi Merkezi Yayınlarına aittir. ISBN
EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 12. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ
EKİM 2017-2018 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 12. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ Ay Hafta Ders Saati Konu Adı Kazanımlar Test No Test Adı Hayat Amaçsız
TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI
S.NO TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN TARİH ADI SOYADI UNVANI YERİ VAKTİ KONUSU Tepebaşı Camii 1 05.06.2016 29 Şaban Nalbant Camii Rahman Camii Ramazan'a
1. EÛZÜ ÖĞRENELİM ANLAMI. 1. Kovulmuş Şeytan dan Allah a sığınırım.
SÛRELERİMİZİ tefekkürle ÖĞRENİYORUZ 1. EÛZÜ ÖĞRENELİM ANLAMI 1. Kovulmuş Şeytan dan Allah a sığınırım. Benim adım Eûzü. İsmimin anlamı Sığınırım, yardım isterim. Bir tehlike ile karşılaştığınızda güvenilir
1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.
İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler
Kültürümüzden Dua Örnekleri. Güzel İş ve Davranış: Salih Amel. İbadetler Davranışlarımızı Güzelleştirir. Rabbena Duaları ve Anlamları BÖLÜM: 3 URL:
Hazırlayan: Mehmet Fatih Bütün URL: Kültürümüzden Dua Örnekleri Güzel İş ve Davranış: Salih Amel İbadetler Davranışlarımızı Güzelleştirir Rabbena Duaları ve Anlamları BÖLÜM: 3 Kültürümüzde birçok dua örneği
SEÇİM VE GEÇİM Perşembe, 31 Ekim 2013 09:31
Tarih boyunca hayatın her alanında özellikle de evlilik-aile hayatı ve yönetim-iktidar alanında seçim ve geçim çok önemli unsurlardır. Seçim ile geçim iç içedir, geçim seçime bağlıdır. Geçim yani nasıl
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ
T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖLÇME, DEĞERLENDİRME VE SINAV HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 2016-2017 5. SINIF DEĞERLENDİRME SINAVI - 1 2016-2017 5. SINIF DEĞERLENDİRME SINAVI - 1 DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ
ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI
Sıra No ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN ADI SOYADI ÜNVANI YERİ TARİHİ GÜNÜ VAKTİ KONUSU Dr. İbrahim ÖZLER İlçe Müftüsü
Teravih Namazı - Gizli ilimler Sitesi
Niçin Teravih Namazı denilmiştir? Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan namaz. "Teravih" kelimesi Arapça, "Terviha"nın çoğuludur ve "oturmak, istirahat etmek'" anlamına gelmektedir. Teravih namazı
Hz. Adem den Hz. Muhammed (s.a.v.)e güzel ahlakı insanda tesis etmek için gönderilen dinin adı İslam dır.
Necip Fazık Kısakürek in gençliğe hitabındaki aynı manadır yazımın başlığında ki kim var? 'Kim var? ' diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert 'ben varım! ' cevabını verici, her ferdi 'benim
CİHADA DENKTİR Evet, içinde savaş olmayan bir cihad var ki hac ve umredir Küçüğün, büyüğün, zayıfın, kadının cihadı hac ve umredir.
UMRE DİNİ SUNUM UMRENİN FAZİLETİ CİHADA DENKTİR Hz. Aişe (r.a) Efendimiz e (s.a.v) sorar: Ey Allah ın Resulü, kadınlara da cihad var mıdır? Efendimiz (s.a.v): Evet, içinde savaş olmayan bir cihad var ki
Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesin olarak inanırlar. Bakara suresi, 4. ayet.
BULUŞ YOLUYLA ÖĞRENME ETKİNLİK Ders: DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ Sınıf: 9.Sınıf Ünite: İslam da İman Esasları Konu: Kitaplara İman Etkinliğin adı: İlahi Mesaj Süre: 40 dak + 40 dak Yine onlar, sana indirilene
Ramazan: Hicri takvimin dokuzuncu ayıdır. Ramazan-ı Şerif veya Oruç Ayı da denilir.
Hoş Geldin Ya Şehri Ramazan Recep ve Şaban ayını mübarek kılıp bizi ramazan ayına ulaştıran rabbimize hamd olsun. Bu yazımızda sizinle ramazan ayıyla ilgili terimlerin anlamını inceleyelim. Ramazan: Hicri
HOŞ GELDİN RAHMET AYI RAMAZAN!
HOŞ GELDİN RAHMET AYI RAMAZAN! Size bir hediye geliyor. Çok uzaktaki, en sevdiğin arkadaşın gönderiyor. İçerisinde neler mi var? Sevdiğin herşey. Arkadaşın önceden haber veriyor. Beklemeye başlıyorsun.
Kur ân da Dua Ayetleri
Kur ân da Dua Ayetleri (1) Bizi doğru yola ilet; Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil. (Fatiha Suresi 6-7) (2) (Musa) Cahillerden olmaktan Allah a sığınırım
Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.
İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara
Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?
Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu an hayatta ve yeryüzünde hazır mıdır? Abdulkerim el-hudayr
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu an hayatta ve yeryüzünde hazır mıdır? ] تريك Turkish [ Türkçe Abdulkerim el-hudayr Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 0-43 هل لرسو صىل الله عليه
UMRE YAPMANIN FAZİLETİ
UMRENİN FAZİLETİ UMRE YAPMANIN FAZİLETİ İbn Mâce deki rivayet şöyledir: Hz. Aişe (r.a) der ki: Ey Allah ın Resulü, kadınlara da cihad var mıdır? Efendimiz (s.a.v): Evet, içinde savaş olmayan bir cihad
