Türk ordusunun 'isyan' geleneği
|
|
|
- Aysu Hacıoğlu
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 Aydınlık 25 Nisan 2014 Cuma Yıl: 2 Sayı: 113 NECLA ARAT: Tesettürüme dokunma diyen pranga gönüllüleri OKTAY YILDIRIM İLE 'KUMPASTAN DİRİLİŞE' Türk ordusunun 'isyan' geleneği KAYA ÖZSEZGİN: ŞENOL ÇARIK: Tanpınar için bir güzelleme Saki den Dayanılmaz Bassington
2
3 Aydınlık DAMLA YAZICI 25 Nisan 2014 Cuma 3 Artık kitap dünyamız yok kitap piyasamız var P iyasa her yere olduğu gibi kitap dünyasına da adını 'altın harflerle' yazdırıyor. Artık Kitap Dünyamız yok Kitap Piyasamız var. Türkiye'de fuarlara bakınız, birer kitap AVM'si ile karşılaşacaksınız. Satış, satış ve satış üzerine kurulmuş yeni kitap piyasamız! Standlar yarışı ve bir sektör olarak panoculuk var. Dandik içerikler yüksek dozda görüntüyle sunuluyor, kaliteli misiniz yoksa kalitelileştirebildiklerimizden misiniz! Hava almaya ihtiyacımız var. Boğucu bir panayırda, güçlü palyaçolarımız var. İzliyoruz, gözümüz kamaşmış. Büyükler var, orta ölçekliler, bir de 'fakirler'. Evet, yayınevlerinden bahsediyorum. Büyükler parası olduğu için en güzel yerde, en büyük yerde. Parayı veren düdüğü çalar sistemi bu. Yeni Dünya Düzeni'nin adı bu. Her yere zehrini salıyor. Parası olan para kazanılacak yere geçer ve daha çok para kazanır. Daha çok para kazanırsa bir sonrakine gene daha çok para kazandıracak yeri parasıyla alır ve daha da çok kazanır. Ama sıkıntılar büyüyor. Orta ölçekli ve küçük yayıncıları yok sayarak, tekeller kuran sisteme karşı örgütlülük ihtimali artıyor. Alternatif yaratmaya bakıyor iş. Her alanda böyledir. Toplumsal hareketler teoriyi pratiğe dökmüştür tarihte. Kapitalizm, makyajıyla belli bir noktaya kadar ilerler ama örgütlülük onu patlatır. Bu, piyasanın değil, öncünün yasasıdır. Yayıncılık da buna doğru evriliyor. Piyasa eline geçirdiği her şeyi metalaştırıyor. Metalaşan her şey paradır çünkü. Kitap da her zaman metadır. Daha da kötüsü metalaşma yazara uzanmaktadır. Bu tehlike daha büyüktür. İnsanın nesneleştirilmesiyle, piyasa kuralları özne konumuna yükseliyor. Direnmek kaçınılmaz. Direnmek için Aydınlık Kitap'ı çıkarıyoruz. Butik yayıncılığa çıkarılan güçlükler gerici yayıncılığa pek fazla çıkarılmıyor. Kitabın aydınlanmacı yönünü her yönden eritiyorlar. Toplum novellalara, pembe dizi kitaplara boğuluyor. İyi ama yeni yazarlara yer yok. Yeni yazarın adı duyulmuş bir yayınevinden kitabı çıkarsa da o yayınevinin büyük yazarlarının altında kaynayıp gidiyor. Eski tadı yok lar çoğaldı. Eskiyoruz. Kitaplar sararıyor, kurşun kalem tarih oldu neredeyse, Seka kağıt fabrikası sosyal bilgiler dersinin sınav sorusuydu 90'larda, orada kaldı. Tüketiyoruz. Kurutuyoruz. Şehrin merkezlerinden kitabı uzaklaştırdık. Atıl yerlere gönderdik. Bir kafa var bunun altında. Alışveriş mağazalarını merkezlere taşıyıp, insan ilişkilerini esas alan küçük dükkancılığı ve esnaflığı bitiren bir zihniyet. Kitaplarımıza bunu yaptılar, kitapçılarımıza bunu reva gördüler. Çünkü aydınlanma, kitap ve insanla başlar. Bunu çürüten zihniyet, piyasa ile işbirliği yapan gericilik. Tek kitap, tek insan der. Direniyoruz. Kitaba insan gibi bakıyoruz. Biz hâlâ kitap dünyamızın peşinden koşuyoruz. Kitap piyasasına ölüüüüm! İzmir Kitap Fuarı'ndan kalma izlenimlerdi bunlar. Biz ortaya koyuyoruz. Kim ne derse, buyursun desin, seviniriz. Niteliği arıyoruz, gümbür gümbür içimize işleyen, gerçek niteliği arıyoruz. Cila, cila, cila... Gerçek değerlendirmelere ihtiyacımız var. Kitap dünyasında kurulan ağalık sistemine karşı özgürleşmeyi savunuyoruz. Biz bu çarka çomak sokmak derdindeyiz. Buyrunuz el veriniz. Aydınlık Sahibi Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Sorumlu Müdür Murat Şimşek Tüzel Kişi Temsilcisi Metin Aktaş Reklam Servisi Yayın Yönetmeni Haldun Çubukçu [email protected] Yazıişleri Müdürü Damla Yazıcı [email protected] Sayfa Sekreteri Katkı sunanlar Görsel Tasarım Alev Özgenç İrem Halıç, Murat Hatunoğlu, Deniz Toprak Hakan Uğurluay, Şener Soysal Reklam Müdürü Kamile Karakadılar [email protected] Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: [email protected] Baskı: Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. Tic. A.Ş Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:
4 25 Nisan 2014 Cuma 4 Aydınlık BUKET ŞAHİN Bolivarcı Devrim in beşiğinden ölümsüzlüğe Marquez Marquez'in ölümünün ardından, komşu ülke Ekvator devlet başkanı, sosyalist Rafael Correa şu mesajı yayınlar: Gabo bizi terk etti, yüzyıllık yalnızlığımıza tutunacağız, çünkü ondan arda kalan yapıtlar ve büyük yurdumuza olan aşkı var. Ulusal birliğimizi savunacağız, sonuna kadar zafer, sevgili Gabo muz." P ablo Neruda tarafından; Cervantes den bu yana İspanyol edebiyatının başına gelen en güzel insan olarak adlandırılan, gerçeküstü romancılığın dahi temsilcisi Gabriel Garcia Marquez in ölümü beni yüreğimden dağladı. Marquez sayesindedir ki, Latin Amerika nın büyüsüne kapıldım, romanlarının izini sürdüm Kolombiya nın Karayip kıyılarında, Meksika nın direnen topraklarında. Cartagena daki evinin önünden geçerken ole maestro! diye seslendim, onu sevgiyle anlatan at arabası şoför dostlarıyla şakalaştım, onun sayesindedir ki, Çingene Melquiades e, Memfis bilgelerine, kızgın toprakların anayurdu And dağlarına, nehirlerine sevdalandım, sevda kokan aşklarını kıskandım, hüzünlü orospularına üzüldüm. Büyük yazarın ölümünü duyduğum an, Karayip insanlarının gerçekliği en akıl almaz, gerçeküstü hayallerdir dediği, onun yapıtlarına esin veren Karayip kasaba ve köylerinde gördüğüm kara tenli, aydınlık yüzlü masal insanlarını anımsadım. Ak köpüklü Karayip denizinin, inci kumlu kıyılarına kara tenli ölü bedenlerin vurduğu, 500 yıllık yalnızlığın yurdu, sömürge limanı Cartagena da Karayip halkının etkisi ve güneş gölgeleriyle öylesine canlı bir sokak sanatı vardı ki, günlük yaşamın içinden gelen sanat, gerçeküstücülük her yerde tümleşmişti. Acıların yurdu: Kolombiya ÇİZİM: KÖKSAL ÇİFTÇİ Kolombiya çiçektir, ulu ağaç toprağıdır, kahvedir, şapkadır, en güzel atların özgürce şahlandığı diyardır, çiftliktir, yeleli sığırların ve kızıl atların ulu ağaçların gölgesinde şahlandığı ülkedir. Karayip ve Pasifik denizidir, And dağlarıdır, balıkçı köyleridir... Büyülü olduğu kadar acıların yurdudur. Süregelen sömürge politikası nedeniyle, ABD'nin uyuşturucuyla savaş bahanesiyle işgal ettiği bir ülkedir ne yazık ki Ülkenin, bağımlı dış politikasının özeti gibi, fahişeleri, meydanlarda geceleyen bağımlılar, sokakta domino ve kart oyuncuları, horoz dövüşçüleri, büyücüler, uyuşturucu çete savaşları, adım başı ölüm komandoları iç içe... Bu topraklardan en sevdiğim yazarlardan Marquez çıktı. Onun sayesinde bu insanları daha da çok sevdim, Cartagena nın arka sokaklarında onları anlayarak gözlemleme şansım oldu. Marquez in Kolombiya sı, Orta Amerika nın güneyinde, Güney Amerika nın kuzeyinde bir cennettir benim için: Bolivar ın düşüdür, devrim toprağıdır. Cartagena seyahatimde Simon Bolivar ın, Cartagena Manifestosu nu yazdığı müze evi de ziyaret ettim. Kolombiya benim için Bolivarcı Devrim in beşiği, Marquez in, Botero nun edebi sanatıdır... Türkiye kadar yakın: Marquez Muhteşem Yüzyıl dizisini büyülenmiş izliyoruz her birimiz insan kovanı tv ekranlarında. Ne zaman izlesem, beyaz sayfalardan aklımda kalan Süleyman ın çağrıştırdığı imgeleri anımsarım. Yüzyıllık Yalnızlık adlı anıt romanında, çocukluğunda büyükannesinden atalarına dair duyarak büyüdüğü muhteşem imgeleri buluşturan Marquez anlatır: Her yıl bir çingene obasını ağırlamaya başlayan kasabanın dış dünyayla olan tek bağlantısı bu çingeneler ve onların her yıl bir mucize gibi tanıttıkları icatlardır. Her yıl mart ayında, paçavralar içinde bir çingene obası köyün dışına çergi pazarı kurar. Çingenelerin heybetli lideri Melquiades tir. Sicilya da depremden, Çanakkale boğazında feci bir deniz kazasından sağ salim kurtulmuştu. Nostradamus un gizemli şifrelerini ele geçirdiği söylenen bu olağanüstü çingene Singapur limanında hummadan öldü, cesedi Java denizinin en derin yerine atıldı. Macodonlular her şeyi unutup Sultan Süleyman ın olduğu söylenen çadırın kekik kokan kapısında ilan edilen Memfis bilgelerinin yeni buluşunu görmeye gittiler. Çadırda gövdesi kıllarla kaplı, başı kazınmış, burnuna bakır halka, ayağına ağır bir demir zincir takılı devasa bir adam, bir korsan sandığının başında nöbet tutuyordu. Sandıkta, iğneciklerle güneş ışığını bölüp renkli yıldızlara dönüştüren kocaman, saydam bir kütle vardı. Jose Arcadia dünyanın en büyük elması bu! diye geveledi. Çingene hayır diye karşılık verdi, buna buz derler. Amazon sıcaklığında kavrulan Macondo lu Arcadia mürekkepbalıklarına yem olan Melquiades in cesedini unuttu ve kutsal kitaba el basarcasına elini buz kalıbına bastırarak haykırdı: İşte bu, çağımızın en büyük icadı. Bir gezgin olarak kentleri, müzeleri, insan dokusunu, mutfağını, o kente özgün bohem sanat yaşamını ve özellikle o ülkenin edebiyatçılarını karşılaştırmayı sevmeyenlerdenim. Ancak, dili, yurdu ve coğrafyasında iç sürgünü büyülü gerçeklik ekseninde lirik bir dille öne çıkaran yazarlardan Marquez in Yüzyıllık Yalnızlık eserini yine ve yeniden her okuyuşumda aynı efsane anlatımı Maya yerlilerini anlatan Asturias ın Guatemala Efsaneleri", Steinbeck in Gazap Üzümleri ve bizim güney Çukurova insanını anlatan Yaşar Kemal in Yer Demir Gök Bakır ve Fırat üçlemesinde anımsar, Güney, Orta ve Kuzey Amerika nın ve bizim güneyin göç edebiyatında insana dair bu efsane anlatıcıları düşsel bir şekilde buluştururum. Bu anıt eserlerdeki kahramanları kafamda tanıştırırım. Maconda lı Çingene Melquiades i, Trakya topraklarının Çingene zengini, Sultan Fatih in doğum yeri Malkara kasabasına götürür, bir Çingene panayırında düşlerim Bütün sürgünlerin başkenti: Acapulco 1960'lı yıllarda, Meksika'nın Acapulco kenti sürgün edebiyatçıların buluşma yeridir: Leon Troçki, Pablo Neruda, Luis Bunuel, Octavio Paz, Mario Vargas Llosa Ve genç gazeteci Marquez de bunların arasına katılmıştır. Emiliano Zapata'yı destekleyen yerli kökenli bir avukatın oğludur Octavio Paz. Ailesi iç savaş yüzünden parasal sıkıntıya düştüğü için zor koşullarda büyür. 17 yaşında, yenilikçi bir dergi kurar ve iki yıl sonra, ilk şiirleri Luna Silvestre'yi (Ormandaki Ay) yayımlar. Yıllar sonra, soyadı barış anlamına gelen Paz, 1980 Nobel Edebiyat ödülünü alır. Troçki nin Büyükada da Arap İzzet Paşa köşkünde geçen ilk sürgünü 4 yıl sürer. Stalin in ajanları tarafından öldürüleceği korkusuyla yaşayan Leon dostları Diego Rivera ve Frida Kahlo nun daveti üzerine Mexico City deki evlerinde konuk olarak sürgüne devam eder. Ancak Meksika nın başkentinde, korktuğu gibi çalışma masasında katledilecektir. Gerçeküstü deyince resim sanatında ilk aklımıza gelen Salvador Dali ve Federico Lorca nın yakın dostu Luis Bunuel, Franco diktatörlüğünden kaçarak Meksika da gönüllü sürgünlük yaşar. Gerçeküstü sürrealist sinemanın dahi yönetmeni Madrid li Bunuel, sinemasının sıkı takipçisi olan Latin yazarlarla Acapulco da sarısıcak buluşmalarda bir araya gelir. Bu buluşmalarda nice sinema projesi doğacaktır. Henüz sadece Yaprak Fırtınası ve Albaya Kimseden Mektup Yok kitapları yayınlanan Kolombiya lı Gabriel Garcia Marquez de Meksika yı sürgün vatanı olarak seçenlerdir. Marquez, Bunuel için: O kadar kolay ki erkekler bile yapabilir adlı bir feminist komedi senaryosu yazar. Carlos Fuentes, Luis Alcoriza gibi çağdaşı yazar dostlarının kendisini Don Luis çağırdıkları Bunuel maalesef ne Marquez in ne de İspanya ya dönüşünde Cortazar ın "Son Raunt" adlı kitabında yer alan Las Menades adlı öyküsünden uyarlamayı çekemez. Sonsuzluğa yaşayacak bir yazar: Marquez Marquez yazarlığının yanında, onurlu, dürüst gazeteciliği bırakmaz, çok sevdiği Neruda ile yeni yetme bir gazeteci gibi ter dökerek röportaj yapar yılında Rolling Stones dergisindeki yazısında, ABD işgalcilerinin Vietnam'da yarattığı gerçek yarayı, göçe zorlanan insanların dramasını yazar. Marquez'in ölümünün ardından, komşu ülke Ekvator devlet başkanı, sosyalist Rafael Correa şu mesajı yayınlar: Gabo bizi terketti, yüzyıllık yalnızlığımıza tutunacağız, çünkü ondan arda kalan yapıtlar ve büyük yurdumuza olan aşkı var. Ulusal birliğimizi savunacağız, sonuna kadar zafer, sevgili Gabo muz."
5 Aydınlık 5 ŞENOL ÇARIK [email protected] Gömülü hazineniz bu mu; kalbinizdeki ışık E sprili, bazen kaprisli ama çoğu zaman alaycı ve tuhaf öyküleriyle bilinen İngiliz öykücü Saki (Hector Hug Munro) nin "Dayanılmaz Bassington" eseri Alakarga Yayıncılık etiketiyle raflardaki yerini kısa süre önce aldı. Dilek Öykü Güneşli nin çevirisiyle okuyucuya sunulan bu roman Türkçe de ilk kez yayınlandı. Yapıtlarında 19. yüzyıl İngilteresine ironik, eleştirel bakışla yaklaşan Saki, bu çalışmasında da Aristokrat kahramanlarının günlük davranışları, kendi ilişkileri içinde yer aldığı konumlar, devlet adamlarının ve bürokratların çıkar savaşları, entrikacı kadınların gösterişli davetleri, uzun yemeklerden usta bir dille ve ruh çözümlemeleriyle bahsediyor. Dayanılmaz Bassington, usta öykücünün yeteneğini adeta konuşturduğu bir çalışma. Romanda ele alınan çevrelerin yaşamına o denli hâkim ki, romanının satır aralarında ölümsüzleşen ayrıntılar okuru büyük, yazınsal bir keyif yolculuğuna davet ediyor. Aristokrat Bassingtonların İngiliz üst sınıfı içinde yaşadıkları itibar kaybına odaklanan çalışmasında Saki, yalnız ana karakterleri değil yan karakterleri bile ustaca romana dahil etmiş. 19. yüzyıl insanının portresi Saki Hikaye anne ve oğul arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Francesca Bassington, kırklı yaşlarda bir kadındır. Gençlik yıllarında Güzel Bayan Greech olarak tanınan Francesca, henüz güzelliğini tamamen kaybetmemiş olsa da kırk yaşındaki sevgili Francesca olarak bilinmektedir. Oğlu Lord Comus için iyi bir gelecek kurma hevesindedir. Comus, büyüleyici ancak, oldukça inatçı bir kişiliğe sahiptir. Mali sorunları çözebilmek için zengin Elaine Frey e kendini sevdirmeyi umar. Ama bunun için bencil bir politikacı olan Courtenay Youghal ile rekabete girişmek zorunda kalır. Ve kahramanımız Comus istemeden de olsa gün gelir imparatorluk çağında Batı Afrika ya gider. Ustaca ve keskin bir mizahla anlatılan bu hikayede okuru öyle anlar bekliyor ki hüzünlü bir şiirle karşılaşmak mümkün. Tabii bunun yanı sıra hoş sürprizlere de hazır olmalısınız bence yılında yayınlanan bu romanda belki bir toplumun fotoğrafı çekilmiş. Ya da daha doğru bir ifadeyle toplumun bir portresi çizilmiş demek daha doğru düşer. Ahlaki vicdan ya da gerçek duygulardan sıkılmış, bencil insanların portrelerinin dokunaklı bir sonla örülmüş hikayesi. Kitaptaki bu yoğun duygu silsilesinin bu kadar kısa bir romana sığdığına hayret ediyorsunuz. Ha bu arada değinmeden bitirmeyelim. Saki, tüm bunların yanı sıra çizdiği portrenin unsurlarına alaycı bir üslupla yaklaştığını ve sosyal hiciv ustalığını sergilediğini belirtelim. Hem de bunu yüksek toplumun aptallık hallerini de tüm yalınlığıyla aktararak yaptığını DAYANILMAZ BASSINGTON Saki (H.H. Munro) Çev. Dilek Öykü Güneşli Alakarga Yayınları, 184 s.
6 25 Nisan 2014 Cuma 6 Aydınlık KAYA ÖZSEZGİN Tanpınar için üslubunca bir güzelleme Tanpınar'ın deyimiyle münevveri az, aydını çok bir ülkede ciddi bir tartışmaya tanık olamamak onu üzerken, mümkün olabilirse demokrat sosyalist bir teşekkül e girme isteği, ondaki düzeyli düşünme arzusunun bir göstergesi olarak karşımıza çıkar. Özellikle şiir konusunda edebiyatımıza ışık getirecek görüşlerini dile getirdiği yerlerde, bir edebiyat tarihçisinin titizliğine tanık oluruz GEÇ KALAN ADAM AHMET HAMDİ TANPINAR Sefa Kaplan Doğan Kitap, 563 s. E debiyatımızın ve düşünce dünyamızın çok yönlü bir kişiliğidir Ahmet Hamdi Tanpınar. Edebiyat kitaplarına şiiriyle (Bursa da Zaman) geçmiş olsa bile, tek şiir kitabının ölümüne (1962) yakın bir tarihte yayımlanmış olması da onun, şiirden çok mensur türe yatkınlığını belgeleyebilir. Bir düzyazı ustasıdır Tanpınar. Kendini, kendi deyimiyle zamanın ne içinde ne de büsbütün dışında saymış olması, varlık gerçeğine bakışındaki düşünsel içeriği yeterince yansıtıyor olmalıdır. Mektuplarında ve günlüklerinde açığa çıkan bu özelliği nedeniyle, daha çok da bu yönünün araştırma ve inceleme konusu yapılması üzerinde durulabilir. 50 li yaşlarında Paris te Luxembourg parkının geniş havuzu kıyısında otururken, kendine ve Paris e bu kadar geç kalmaktan yakınmış olması da gösteriyor ki, Tanpınar zamanın hızla değişen akışı karşısında birçok şeye yetişmeye ve aradaki boşluğu kapatmaya çalışırken, yaşamı boyunca her şeye esefle bakmaktan yorgun düşmüştür. Tanpınar a özgü bir çerçeve Onu incelediği ve düşüncesinin derinlemesine perspektifinden yorumlamaya çalıştığı kitabında da Sefa Kaplan, Tanpınar a bu pencereden yaklaşmayı tercih etmiş. Kitaba, onun ilk gençlik yıllarını hep meşgul etmiş olan Paris izlenimlerini, onun ifade çeşnisine bağlı kalarak neredeyse otobiyografi denebilecek türe yakın bir üslupla kaleme almış. Kitap boyunca, Tanpınar ın bakışına sadık bir hayranının gözüyle yaklaşıyor okur onun yazdıklarına. Dahası, Kaplan, Tanpınar la özdeş bir anlatım dili kullanmaktan bir an olsun uzaklaşmıyor. Sanırsınız ki, kitabın yazarı, Tanpınar ın duyup düşündüklerini, ikinci bir Tanpınar edasıyla yazıya döküyor ve okuru, bu özdeşlikten uzak tutmamaya çalışıyor. Tanpınar ın ihsasları, özlemleri, düşünüp de yaptıkları ya da yapamadıkları, kısaca bir yazar-düşünürün bütün içsel dökümleri, arka planda kalmıyor, okura Tanpınar üslubuyla, hiçbir özentiye yer vermeden yansıyor. Kuşkusuz, bu konuda Sefa Kaplan a rehberlik eden, Tanpınar ın günlükleri ve mektupları, daha da önemlisi onun izini sürüp durmuş olmasıdır. Değerlerin altüst olduğu bir ortamdan, bu değerlerin sağlam bir temele oturduğu Batı kültürü karşısında düşünülenler, bir Türk aydınlanmacısının yorumları açısından şaşırtıcı şeyler değil. Gene de Tanpınar ın teşhisinde, ona özgü bir çerçeve içine giriveriyor her şey. Paris te gördükleriyle İstanbul da gördükleri arasında mukayeseler yaparken, ortaya çıkan, salt bir mukayese olmanın ötesinde bir estetin titiz gözlemleridir. Yaşanılan kentin de hayatın da sahibi olabilmekle başlıyordu bütün sorun. Şifahi bir cemiyet olmanın bizim kent insanına yüklediği sorumluluğun sınırları oldukça geniştir Tanpınar a göre. Kendisinden bir hayli farklı bir gecikmişliğin diğer bir temsilcisi de, örneğin Fikret Muallâ dır. Onunla bir türlü karşı karşıya gelememiş olsa da Muallâ nın özellikle de resimlerinden taşan insan sıcaklığı, Tanpınar ın dikkatinden kaçmamıştır. Gerçek aydın vasfının özellikleri Kitabın ikinci bölümü, Aşiyan a mektuplar ın Sefa ve Kaplan Bey e yazılan mektuplardır bunlar- oluşturduğu içten hasbıhal lerdir. Aslında saf anlamıyla hiç kendisi olamamaktan dert yanarken, bu mektuplarda gerçekten de Tanpınar ın somut kişiliği açığa çıkar. Onun deyimiyle münevveri az, aydını çok bir ülkede ciddi bir tartışmaya tanık olamamak onu üzerken, mümkün olabilirse demokrat sosyalist bir teşekkül e girme isteği, ondaki düzeyli düşünme arzusunun bir göstergesi olarak karşımıza çıkar. Özellikle şiir konusunda edebiyatımıza ışık getirecek görüşlerini dile getirdiği yerlerde, bir edebiyat tarihçisinin titizliğine tanık oluruz. Medeniyetin tuhaf tezahürleri ne ise gene o tanık olmaktadır sık sık. Örneğin çocukluğunun hazin tesadüfleri, ona, her sevdiği şeyi, kendisinden çok uzakta, erişilmez bir âlemde düşünmek alışkanlığını verdiğinden, İstanbul un farklı semtlerinde içten dostuyahya Kemal le sohbetlerinin onda yarattığı etkiler, silinmez izler halinde yaşayıp duracaktır benliğinde. Özellikle sanatla ilgili sorunlarda, yürekten inandığı düşüncelerini yeri geldikçe açıp konuşmak, Tanpınar ın gerçek aydın vasfını ortaya seren özelliğidir. Pastoral senfoniyi ısrarla dinleme arzusunu sık sık hissederken, geleneksel müziğimizin seçkin eserleri de sıradaki yerlerini alırlar. Sanat müzemizin yabancı eserlerden yoksun oluşu karşısında da duyarlıdır. Örneğin Tanzimat tan beri her yıl dışarıdan on tablo satın alsaydık, bu yoksunluğu kırmış olurduk düşüncesindedir. Oysa Selahaddin Refik in her nasılsa Paris ten getirip Dolmabahçe Müzesi ne koyduğu beş-altı küçük tablo ve gravürden ibaret kalmıştır müzemizde bu türdeki eserler. Neredeyse bütün sanat dallarını, ortak bir kültür potası içinde kaynaştırıp etkili ipuçları elde ederek 1940 lı yıllarda ve daha sonrasında vardığı sonuçlar, ölümünden önce ve sonra yayımlanan kitaplarına yansımış olan görüşlerinin ürünü olarak bugün de gündemdeki yerini koruyabildiğine göre, Tanpınar ın kişiliğinde kültür adamı vasfını saptayabilmek zor olmasa gerektir. Yakınındakilerin ona taktığı Kırtıpil Hamdi yakıştırması, ilk bakışta bir aczin ifadesi gibi görünse de onu, bu yakıştırmanın üzerine çıkaran değerlerin derinlikli içeriği, aslında siyaset adamı, eğitimci ve aydın kimliğiyle, 1950 lerden ölümüne kadar sürdürdüğü notlarından da açığa çıkacağı gibi iliklerinde hissettiği sorumluluk duygusundan başka ne olabilirdi? Örneğin edebiyatla plastik sanatlar arasındaki ilişkiyi kendi hayatının şuuruna varmış bir insan olarak şiirden romana ve denemeye kadar uzanan yazarlık serüvenini, durmaksızın işleyip geliştirmişti. Onun açısından her kitap, bir yolculuğa çıkıştı. Notlarında ve mektuplarında, bu yolculukların ayrıntılarını bıkıp usanmadan yazmış, onun da ötesinde yazdıklarının hesabını ödemeye hazır bir yazar olmaktan haz duyduğunu itiraf etmekten kaçınmamıştı. Sefa Kaplan ın inceden inceye taradığı düşüncelerinde, Tanpınar ın bu çabaya bir gönül borcu gözüyle baktığına tanık olabilmekteyiz. Yahya Kemal dışında belki gerçek bir dostu olmamıştı, ama o, kendinin dostu olmayı bilmek gibi bir erdemle yaşamıştı. 60 yıllık hayatında, Meşrutiyet, Mütareke, Cumhuriyet ve Demokrasi gibi dönemlerini yaşamış olması, Kaplan ın deyimiyle realiteye tahammül duygusunun gelişmesinde etken olmuş olabilirdi. Sonuç olarak Sefa Kaplan daki Tanpınar hayranlığı, bu hacimli kitabın her satırına fazlasıyla yansıyor; okur ise, bu hayranlığın gerekçelerini, kitabı okudukça izleme olanağı buluyor.
7
8 25 Nisan 2014 Cuma 8 Aydınlık HALİT PAYZA Sözcüklerle yapılan resimler Şizofrenin ilk yaşamı sıradan her insanın yaşadığı gerçek gerçeklik ile ikinci dünyası olan ikinci gerçeklik olarak adlandıran gerçekdışı gerçeklik hep çatışır Şizofren ne ilkinde ne ikincisinde, yalnızca Araf tadır SÖZCÜKTEN RESİMLER Hasan Cüneyt Bozkurt Geniş Kitaplık 192 s. Hasan Cüneyt Bozkurt S ylvia Nasar, Akıl Oyunları romanında, otuz yaşında bir efsaneye dönüşen, meslek hayatı çok kısa süren ve otuz yıldır şizofreninin pençesinde kıvranan, Nobel Ödül'lü dahi matematikçi John Forbes Nash ın yaşam öyküsünü anlatır. Sıradan bir matematikçi değildir Nash, Oyunlar Teoremi, Cebirsel Geometri ve Doğrusal Olmayan Teori gibi matematiksel, rasyonel çalışma ve anlaşma teorisi gibi iktisadi teoremlerin kâşifidir. Ne var ki bu dâhinin aklı ve yaşamının büyük bir bölümü, kendi aklının şizofreniyle karartılmış oyunlarına yenik düşecektir. Sayrılanmamış ortalama bir yetişkinin beyni, Britannica Ansiklopedisi'ndeki bilgilerin beş yüz katı kadar bilgiyi saklayabilmektedir. Buna karşın insan; teknolojinin yaşama girmediği dönemde beyninin yüzde onunu, son bilimsel araştırmalarda da bu oranın binde beş ile yüzde bir buçuk arasında kullanabildiği belirlenmiştir. Kalanı, bilgilerin çürümeye terk edildiği, yaban otları ve çalıların arasında yitirilmiş bir mezarlıktır. Öte yandan aklı şizofreniyle bölünmüş bir insanın, binde beş ile yüzde bir buçuk arasında olan imgeleminin ne kadarını kullanabildiği, bu oranın sayrılanmamış bir akla göre daha fazla ya da daha az olup olmadığı bilinmemektedir. Bir şizofrenin daima iki yaşamı vardır ve şizofren bu iki dünya arasında, araftadır. Düşünüş, duyuş ve davranışsal bozuklukları yaşayan şizofren, kişiler arası ilişkilerden ve gerçeklerden kimi zaman bütünüyle uzaklaşarak, sayrılıklı imgeleminin var ettiği kendi dünyasında tutsaktır. Şizofreni Yunanca kökenli bir sözcük olup, şizo ve frenos sözcüklerinin bileşiminden oluşmuştur. Şizo; ayrık, bölünmüş; frenos, akıl anlamına gelmektedir. Yanlış algının aksine bir şizofren iki kişilikli değildir, o yalnızca iki ayrı gerçekliğe inanmaktadır. Bir şizofrenin yaşamının ilk aşaması, sıradan her insanın yaşadığı gerçeklik kadardır, şizofrenin ikinci dünyası ise ikinci gerçeklik olarak adlandırabilecek olan sayrılıklı imgeleminin yarattığı gerçekdışı gerçekliktir. İnsanların kaderlerini yazan kitap John Forbes Nash, imgelemiyle yarattığı sanrılarda; Rusların kendi ülkesini ele geçirmemesi için onların bıraktıkları gizli mesajları çözmeye adayan bir vatansever olduğunu düşünür. Hasan Cüneyt Bozkurt da Sözcükten Resimler kitabında kendini, tanrı olarak duyumsayan başka bir şizofreni anlatır. ''Sözcükten Resimler'' üç bölümden oluşur. Birinci bölümde; emekli felsefe profesörü Fikri Bey, eşi Sevim Hanım ve Kadir i tanırız. Hasan Cüneyt Bozkurt un romanında yaratıcı ve mutlak tanrı olan Kadir in sayrılı imgelemi gibi, Fikri Bey de sayrılıdır. Bir şizofrenin sözcükten resimlerle yarattığı insanlardan biridir Fikri. Sıklıkla Gülhane Parkı na gider ve orada Kadir le görüşür. Fikri, bu sayrılı imgesel gezilerinde kendi çocukluğunu, gençliğini de görür ve onlarla da ikinci kişiler gibi konuşur. Hatta geleceği değiştirmemek için, gerçeğin raydan çıktığı anlarda, yeniden olağan akışı sağlamak için elinden geleni yapar. Kocasının sayrılılığını bilen Sevim Hanım için Kadir diye biri yoktur. Kadir şizofreniyle sakatlanmış Fikri Bey in sayrılı imgeleminin ürünüdür. İkinci bölümde bu kez; sevdiği kadın Zeynep in ameliyathaneden çıkmasını bekleyen Kenan ın geçmişe ilişkin düşünceleriyle karşılaşırız. 'Sözcükten Resimler 'de şizofreniyle sakatlanmamış iki karakterden biri Kenan ve Zeynep. Kenan ve Zeynep i, Fikri, Sevim ve Kadir e bağlayan ortak geçmiş Fikri ve Sevim in kızları, Kadir in üniversiteden ortak arkadaşlıkları. Sağlıklı ilişkilerden söz etmiyor Hasan Cüneyt Bozkurt, sayrılıklı bir imgeleminin yarattığı roman kahramanlarını -Kadir yaratıcı tanrı olarak hepsini ve bütün insanlığı yaratmıştır- yazıyor Sözcükten Resimler de. Kadir i rahman ve rahim tanrı olarak değil, üniversitede okuyan, sahte paraları bozukluklar ile değiştiren, çıkaracakları dergi için taşınabilir baskı makinesi çalan bir yazın isteklisi olarak görüyoruz. Kendini yüz yirmi kiloluk bir patates çuvalı olarak gören Kenan da, Zeynep e olan ilgisinden, Kadir in emrivakisi ile bu soygunun içinde buluyor. Zeynep, ikinci karşılaşmalarında, kendini beğendirmek için zayıflamaya çalışan Kenan ın kollarına atlamakta sakınca görmüyor ve ertesi gün kazandığı bursla Fransa ya gidiyor. Üçüncü bölüm, Zeynep in anlatısını içeriyor. Bu bölümde de kahramanlar ortak olmasına karşın yaşanılanlar ilk iki bölümdeki kimi olayları hem doğruluyor, hem farklılaştırıyor. Bir şizofrenin ilk yaşamı sıradan her insanın yaşadığı gerçek gerçeklik ile şizofrenin ikinci dünyası olan ikinci gerçeklik olarak adlandıran sayrılıklı imgeleminin yarattığı gerçekdışı gerçeklik bir kez daha çatışıyor. Örneğin ikinci bölümde Kenan, Kadir le Zeynep in üniversitedeki arkadaşlıklarını anlatırken, üçüncü bölümde Zeynep Kadir i, Paris dönüşü ve bir sonraki karşılaşmalarında Zeynep in alkollü bir biçimde sürdüğü araçla trafik kazası geçirdikten sonra, hastanede dekorasyon işleri yapan biri olarak Kadir le tanıştığını anlatıyor Zeynep. Kadir Zeynep e kendi yazdığını söylediği bir kitap veriyor; insanların kaderlerini yazdığını belirttiği bir kitap Herkes duysun ben tanrının aynadaki suretiyim Hasan Cüneyt Bozkurt her ne kadar kitabı üç bölüm olarak yazmış ve Kadir in insanların kaderlerini yazdığını söylediği kitabı bu bölüm içinde kalmış olsa da, bence bu kitabın dördüncü bölümü olarak düşünülebilir. Bu bölüm binlerce anlamsız sözcüğün arasına yazılmış kırmızılı tümceler bir araya getirilerek yazılmış. Kadir in tanrısallaştığını anlattığı yaratılış süresi olarak adlandırılan bu bölüm, kutsal kitaptaki cüz biçiminde yazılmış. ''Oku'' ile başlayan kuranın ilk cüzü gibi, Kadir in Yaratılış süresi de Tanrım, Benim adımla oku demiştin ama senin adınla yazmaya başladım tümcesi ile başlıyor. Kadir in Fikri yi, Sevim i, Kenan ı, Zeynep i ve romandaki diğerlerini kendisinin yarattığı ikinci cüzle devam ediyor. Bu, aslında adı geçen romanı ve roman kahramanlarının hem kendisi de aynı romanın kahramanı olan Kadir in, hem de Kadir de dâhil ''Sözcükten Resimler'' roman yazarının kendisini simgeliyor. Kadir bir roman karakteri olarak, yaratıcı yazar-tanrı olarak insanların kaderlerini çizmekte, Hasan Cüneyt Bozkurt da yaratıcı-tanrı yazar olarak sözcükten yaptığı resimlerle Yaratıcı yazarın tanımlandığı bölümler, Kadir in ve dolayısıyla Hasan Cüneyt Bozkurt un Yaratılış Süreci olarak adlandırdığı son iki cüzde tanımlanır. 39. cüz Herkes duysun! Ben tanrının aynadaki suretiyim der ve bir sonraki 40. cüzle noktalanır; Sözüm gerçeğin gölgesidir. Hasan Cüneyt Bozkurt, ' Sözcükten Resimler de, sözcükten yazarak yarattığı resimlerden söz ediyor, gerçek gerçekle, ikinci gerçeğin gerçekdışı gerçeğinden
9 Aydınlık A.GALİP 25 Nisan 2014 Cuma 9 Başbakanın günlüğünden sayfalar yılında ilk serisini yayınlayan Atalay Girgin dördüncü romanıyla karşımızda. Kemeutopya denilen bir gezegenin Lağımpaşa, Ambarya gibi semtlerinde yaşayan küçük, kuyruklu, sevimli yaratıkların kıyasıya iktidar savaşları anlatılıyor. Romanlarda çizilen fantastik atmosfer şaşkınlık yaratacak bir biçimde günümüzle paralellik gösteriyor. Ortalıkta uçuşan günlükler, ses kayıtları için bir öngörü mü yoksa sanatçı imgelemi mi demek gerektiğini okuyuculara bırakıyorum. Aşağıda Atalay Girgin le sanatçı, gündelik hayat ve politik ilgi konusunda yaptığım bir söyleşiyi sunuyorum. n Kıranlar Kırılanlar Zamanı yayınlanan 4. romanınız. Önce, ilk üç romanınızdan, Mehdi ve Mesih, Lağımpaşalı ve Başbakanın Günlüğü nden söz etmek istiyorum. Kemeutopya dediğin bir coğrafya da yaşanan son derece tanıdık bir serüven. Aslında her biri bağımsız da okunabilecek romanlar. Aynı coğrafyada geçtiği için genişleyerek devam eden bir nehir roman olarak da değerlendirebilir miyiz? Kemeutopya bir kurgu gezegen ve o gezegendeki ülkeler, kişi ve olaylar da düşseldir. Kemeutopya başta olmak üzere, romanların evreninde var olan ülkelerin, kişilerden bazılarının yeni olaylarda boy göstermeye devam etmeleri, Kemeutopyalılar roman dizisinin bir nehir roman olarak değerlendirilebilmesine kapı aralamaktadır. Ancak, her biri bağımsız olarak da ele alınıp değerlendirilebilir. Örneğin; dizinin ilk romanı olan Mehdi ve Mesih te, kendisinin Mehdi olduğuna inanan bir anti-kahramanın çevresinde kurgulanıp anlatılıyor olaylar ve kişiler. Doğrudan açıkça söylenmese de her kutsalın ve kutsallaştırılan herkesin ve her şeyin ardın bir mutfak olduğu sergileniyor. Lağımpaşalı da ise, iktidarı kendi çıkarları için isteyen, her geçen gün tescilli bir yalancı haline gelen bir politikacının öyküsü anlatılıyor. Toplumun ve kendini seçenlerin kutsal değerlerini kendi amacı için hiç tereddüt bile etmeden harcayışı İktidarı bir zenginleşme aracı haline getirişi Başbakanın Günlüğü nde ise, seçim zaferi sonrası Lağımpaşalı nın kendinden geçişi sergileniyor. Kendini her şeyin hakimi sanırken, günlüğünün çalınıverişi En mahrem yaşantılarının olduğu özel odalarında görüntü ve ses aktarıcı mikro cihazların bulunduğunu Ve bunların çevresinde kurgulanan olay ve kişiler Kıranlar Kırılanlar Zamanı ise toplumun önemli bir kesiminin haysiyet isyanıyla ayağa kalkışını, işaret edilmeyi bekleyen Mehdi nin yaşadığı hayal kırıklığı ve kızgınlığı eşliğinde savruluşunu aktarıyor. Mehdi nin, efendisi Yoseuf un sözleriyle Kendi sözlerinin büyüsüne kapılışı Ve Başbakanın Mehdi yle Mehdi nin Başbakanla kavgası n Son derece tanıdık bir serüven. Biraz bu romanları esinlendiren olaylardan söz edebilir misin? Romanlardaki serüvenlerin tanıdık gelmesinin öncelikle iki nedeni vardır. Bunlardan birincisi her yazarın, çağının çocuğu olmasıdır. İkincisi de okurun, yazarla aynı toplumsal, siyasal zaman ve mekân koşullarında yaşamasına bağlı olarak, anlatıda var olanları çağrışımsal düzeyde gerçeklikle bağlamaya, ilişkiler kurmaya yönelen anlamlandırma ve değerlendirmeleridir. Ancak eser ortaya çıktığı zaman ve mekân koşullarından uzaklaştıkça, okur da yazar ve eserle aynı koşulları paylaşmaktan uzaklaştıkça anlatılanların tanıdık bir serüven olma niteliği giderek ortadan kalkar. Örneğin; G. Orwell in hem Hayvan Çiftliği hem de 1984 adlı romanlarının ilk yayımlandıkları yıllarda okurda yarattığı çağrışımsal tanıdıklık etkisiyle, günümüzdeki okurda yarattığı tanıdıklık etkisi aynı değildir. Çünkü zaman ve mekânın değişimine, aradan geçen yıllarla birlikte ortaya çıkan yeni okurlara bağlı olarak bu etki sürekli azalmıştır. Dolayısıyla kitaplarımdaki tanıdık bir serüven etkisi, yazarın, eserin ve okurun aynı zaman ve mekân koşullarında yaşıyor olmasından, benzer olaylara tanıklık ediyor olmasından kaynaklanmaktadır. Malzeme devşirmekten tarihsel romana n Bir romancının tarih ve güncellikle nasıl bir ilişkisi vardır? Her romancı, her insan gibi, belli bir toplumsal tarihsel çevrede yaşar. Yaşadığı zaman diliminde olup bitenler, tanıklıkları onun şimdisidir, güncelidir. Güncelde olup bitenler karşısında bazen sevinir, üzülür; bazen öfkelenir, taraf olur; duygu ve düşünceleriyle onların içinde ya da kenarında yer alır. Severken, aşık olurken, sevgilisinden ayrılırken, vb. Çünkü şimdi, her türlü eylemin ve etkinin yegane zaman dilimidir. Bu etki kimi yazarlarda kendine kaçışa, salt bireysel olana yönelişe neden olur. İçerisinde yaşadığı toplum ve dünya derinden bir alt üst oluş yaşarken, bilinen ya da bilinmeyen bir dizi nedenle bunları görmezlikten gelir. Kimileri ise küçücük bir olaydan, küçücük bir tanıklıktan bile, insana ve insanlık durumlarına ilişkin bambaşka bakışlara, değerlendirmelere uzanır. Düşsel ve düşünsel olarak bunlara işaret eden, bunları göstermeye algılatmaya çalışan yapıtlar üretir. Romancıların tarihle ilişkisinde de çok fazla neden rol oynayabilir. Bunların başında siyasal ve ideolojik bakış açısını dikkate almak gerek. Kim neyi neden, niçin ve nasıl göstermek istiyorsa, yaptığından ne umuyor ya da bekliyorsa ona göre bir ilişki kuracak ve anlamlandırıp sunacaktır. Örneğin; bazıları tarihsel roman la kendi siyasal ve ideolojik anlayışına malzeme devşirip sunmaya çalışırken, kimileri neyin nasıl olmadığını göstermeye yeltenecek; bir başkası pir uçmaz mürit uçurur anlayışıyla kalem oynatacaktır. Kimileri de gelecek kaygısının toplumu sardığı, geçmişten beslenmenin, geçmiş övgüsünün revaçta olduğu koşullarda tarihsel roman yazmayı bir gelir kapısı olarak değerlendirebilecektir. Dolayısıyla her romancının tarih ve güncellikle ilişkisi çok farklı açılardan değerlendirilebilir ve bu anlamda Nasıl? sorusunun tek bir yanıtı yoktur. Ancak her romancının tarihle ilişki söz konusu olduğunda, bir tarih felsefesiyle hareket etmesi gerekir, diye düşünüyorum. n Genelde edebiyatın özelde ise romanın ne gibi bir politik gücünden söz edilebilir veya böyle gücü var mıdır? Politik romanlar yazan biri olarak bu soruya Evet! Vardır demem beklenebilir. Ancak hem edebiyatın niteliğini hem de yaşanan toplumsal siyasal gerçekliği düşündüğümde yanıtım şudur: Genelde edebiyatın, özelde ise romanın, anda gerçekleşen, etkisini gösteren politik bir gücü yoktur. İster az satar olsun, isterse çok satar olsun, tek başına hiçbir roman politik olarak okurlarını bir taraftan bir başka tarafa yöneltmeye kadir değildir. Bir edebiyat yapıtından da bunu beklemek doğru değildir. Çünkü bir roman en iyi ihtimalle, gösterdiği insan ve insanlık durumlarıyla okuru düşündüren, karşılaştığı durumlara ilişkin yeni ve farklı değerlendirme olanaklarına işaret edişiyle etkide bulunabilir. Bunun yanı sıra düşünsel ufkunun genişlemesine katkıda bulunarak, mevcut tercihi ve yönelişini güçlendiren, pekiştiren bir etki sağlayabilir. Velhasıl genelde edebiyatın özelde ise romanın politik etkisini abartmamak gerekir. Atalay Girgin Atalay Girgin in romanlardaki serüvenlerin tanıdık gelmesinin öncelikle iki nedeni vardır. Bunlardan birincisi her yazarın, çağının çocuğu olmasıdır. İkincisi de okurun, yazarla aynı toplumsal, siyasal zaman ve mekân koşullarında yaşamasına bağlı olarak, anlatıda var olanları çağrışımsal düzeyde gerçeklikle bağlamaya, ilişkiler kurmaya yönelen anlamlandırma ve değerlendirmeleridir
10 25 Nisan 2014 Cuma 10 Aydınlık BEYAZIT KAHRAMAN Tesettürüme dokunma diyen pranga gönüllüleri Kadın ataerkil kültürün kıskacında FOTOĞRAFLAR: FAHRİYE ÜRKMEZ Kadınlarımızın çok büyük bir bölümünün politik bilinç kazanmaları için önce her anlamda özgürleşmeleri gerekiyor. Ama içinde yaşadığımız ataerkil kültür ve bu kültürü destekleyen olumsuz gelenek, görenek, töre ve dinsel önyargılar kadınları kıskaca almış durumda. ZAMANA AYKIRI YAZILAR Necla Arat Aya Kitap 144 s. İ stanbul doğumlu Prof. Dr. Necla Arat, liseyi burslu olarak gittiği California da bitirdi te İstanbul Üniversitesi Felsefe-Sosyoloji Bölümü nden mezun oldu, doktorasını Felsefe Bölümünde yaptı, Sistematik Felsefe Kürsüsünde doçent ve profesör oldu da kurulan ÇYDD nin, daha sonra Çağdaş Eğitim Vakfı nın, ANAÇEV in kurucularındandır. Türkiye deki ilk Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi ni İstanbul Üniversitesi nde kuran Arat, bu Merkez in Müdürlüğü ile yine ilk kez kurulan Kadın Çalışmaları Kürsüsü nün ve yüksek lisans programının başkanlığını yürüttü. Türk Kadınlar Konseyi, Felsefe Derneği, Öğretim Üyeleri Derneği, Kadın Araştırmaları Derneği gibi kuruluşlarda kurucu ve üye olan Arat, ayrıca 1995 te 35 kadın derneğinin bir çatı altında birleşmesiyle oluşan İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği nin kurucu başkanıdır ve koordinatörlüğünü yürütmüştür de CHP İstanbul Milletvekili olarak TBMM ye giren Prof. Arat evli ve üç çocuk annesidir. Toplumsal çalışmalarından dolayı çok sayıda ödül almış olan yazarımızın, son yıllarda yaşadığımız toplumsal ve politik olayları irdelediği birbirinden güzel yazıları, Aya Kitap tarafından yayımlanan Zamana Aykırı Yazılar adlı kitapta toplandı. Necla Arat la, son kitabında ele Prof. Dr. Necla Arat aldığı konuları ve yaşanan toplumsal olayları konuştuk. n Daha önce yayımlanan Susmayan Yazılar, Siyaset-Kadın ve İrtica, Geldikleri Gibi Giderler, Feminizmin ABC si adlı kitaplarınızdan sonra Zamana Aykırı Yazılar adlı bu kitabınızda da ülkemizdeki siyasal iklimi gerçekçi ve duyarlı bir yaklaşımla yansıtan, okuyanları çok etkilemesi, sarsması gereken yazılar var. Hemen hepsinde toplumsal sorunları, siyasal çalkantıları incelediğiniz yazılarınızın istendik sonuçlarını görebiliyor musunuz? Kuşkusuz, her yazar yazdıklarının okuyucularını etkilemesini ister. Ama bu gerçekçi bir talep değildir. Çünkü okuyucuları türdeş bir kitle olarak düşünemezsiniz. Sizi okuyanlar arasında görüşlerinizi paylaşanlar olduğu gibi çok sayıda karşıtınız da bulunabilir. Üstelik Türkiye gibi okur-yazarlık oranının düşük olduğu bir ülkede yazarların yazdıklarından bir sonuç beklemeleri fazla iyimser bir tutum olur kanısındayım. n Kadın sorunları üzerinde çok çalıştınız. İstediğiniz sonuçları alabildiniz mi? Kadın sorunlarına ilişkin çalışmalarımın yeterli olmasa da belirli kazanımları olduğunu söyleyebilirim. Örneğin bu sorun, akademik düzeyde kurumsallaştı. İstanbul Üniversitesi nde kurulan ilk Kadın Sorunları Merkezi nin ve Kadın Çalışmaları Anabilim Dalının diğer üniversitelerde de çok sayıda benzeri oluştu. Medeni Kanun da yapılmasını istediğimiz değişikliklerin bazılarını gerçekleştirebildik. Güçlü kadın birliktelikleri oluşturup medyada kadın sorunlarına ilişkin ilgi ve duyarlılığı artırabildik. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda adımlar atılmasına öncülük ettik. Kız çocukların ve kadınların eğitimi konusunda oluşturduğumuz modeller, çeşitli sivil toplum örgütleri tarafından kullanıldı. Hepsinden de önemlisi bütün kadınlarımızda olmasa bile, milyonlarca kadında cinsiyet ayrımcılığı, kadın-erkek eşitliği, kadınların insan hakları konusunda bir bilinç uyanıklığı ya da farkındalık yaratabildik. n Ülkemizdeki kadınların çok büyük bir bölümü özgürleşemiyor, politik bilinç kazanamıyor, kendi iradesini kullanamıyor dolayısıyla sömürülüyor, eziliyorlar. Bu olumsuz durumu değiştirmek için çok çalıştınız. Gözlemleriniz, deneyimleriniz, bu savaşımda karşılaştığınız engeller nelerdir? Kadınlarımızın çok büyük bir bölümünün politik bilinç kazanmaları için önce her anlamda özgürleşmeleri gerekiyor. Ama içinde yaşadığımız ataerkil kültür ve bu kültürü destekleyen olumsuz gelenek, görenek, töre ve dinsel önyargılar kadınları kıskaca almış durumda. Kadın, ancak iyi bir eğitim alabilirse, meslek sahibi olup ekonomik özgürlüğünü kazanabilirse eşit birey sayılıp politik bilinç de kazanabiliyor. Ama tüm kadınlarımızın bu donanıma sahip olmaları için yapılacak zorlu savaşımda bireysel çabalar, değiştirici-dönüştürücü sonuçlar alamıyor. Bu konuda devletin sivil toplum örgütleri ile çağdaş bir eğitim stratejisi oluşturup birlikte çalışması gerekiyor. Oysa iktidar, uygulamaya soktuğu eğitim sistemi ile ilk etapta 37 bin kız çocuğunun eğitiminin önünü kesiyor. n Milletvekili olarak görev yaptığınız yıllardan nasıl bir sonuç çıkarıyorsunuz? Yaşamımdaki milletvekilliği deneyimim bazı görüşlerimi değiştirmeme neden oldu. Örneğin Meclis e çok sayıda kadının girmesinin kadınların statüsünü değiştirebileceğine ilişkin inancım sarsıldı. Çünkü Meclis te kadın olarak bulunmak eğer kadınlık bilincine ve sorunlarına sahip çıkılmazsa bir şey ifade etmiyor. Yani mesele, nicelik değil nitelik. Öte yandan, gerek parti disiplini, gerekse Meclis içtüzüğünün getirdiği sınırlamalar, özgürlüğünüzü etkilediği gibi eleştiri ve katkılarınızı da engelleyebiliyor. Artık Meclis ten çok sivil toplum örgütlenmelerinde, Parlamento dışı muhalefet gücü olarak kadınlar için daha yararlı olunabileceğini düşünmekteyim. n Bir kadın olarak, bu toplum içinde Homongolosların varlığını çok iyi biliyorsunuz. TBMM de de Homongolos örneklerini gözlemlediniz mi? TBMM, kendilerine muhafazakâr diyen erkeklerin çoğunluğu oluşturduğu eril bir iklimin egemenliğinde. Bu erkekler arenasında kadınlara ilişkin olumsuz önyargıları içselleştirmiş, onları eşitleri olarak değil de ikincil varlıklar olarak gören bir zihniyeti temsil eden çok sayıda Homongolos örneği var. Bunlardan bazılarına kitapta değinmekteyim Örneğin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ın Milletvekili ve Meclis Başkan Yardımcısı bir kadına karşı tutumu tipik bir Homongolos tutumudur. Yine AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik in bir televizyon sunucusunun giysisi üzerinden kadın bedenine dil uzatması Homongolos sendromunun bir başka örneğidir. En güncel örnek ise AKP den Bingöl Belediye Başkanı seçilen Yücel Barakazi dir. O da kadınları aşağılayan hatta yok sayan zihniyetin temsilcilerinden biri olarak Kadınlara görev vermenin dinen ve örfen uygun olmadığını dile getirmiş ve yine kendi partisinden belediye meclisi üyesi bir kadının istifasına yol açmıştır. n Son 12 yılın muktedirlerinin özelliklerini nasıl özetlersiniz? Sayısız niteliksizlikler sıralayabilirim. Örneğin tutucu, baskıcı, gerici, bencil, kendini beğenmiş, eşitliğe karşı çıkan, siyasette sözel şiddeti yöntem olarak benimseyen, karşıtlarını düşman olarak görüp onlara ölüm dahil her türlü şiddeti reva gören, çağdaş sanata ve evrensel kültüre yabancı, erkler ay-
11 Aydınlık rılığına ve hukuka saygı göstermeyen, çevreye düşman, vb. n Son on yılda, ülkemizdeki kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığı haberlerini okuyoruz. Çağdaşlaşacağımız yerde geriliyor muyuz yoksa? Kadın cinayetlerinin artmasında giderek yoğunluğunu artıran tutucu-gerici iklimin etkisi yadsınamaz. Erkeğin üstünlüğüne inanan ve kadını özerk bir birey olarak değil de kendi malı olarak gören çağdışı-gerici anlayışı yenemediğimiz takdirde, ne kadın cinayetlerini durdurabilir ne de gerçek anlamında çağdaşlaşabiliriz. n Siz çok iyi bir felsefecisiniz. Ünlü filozof Thomas Hobbes un İnsan insanın kurdudur sözleriyle vurgulamaya çalıştığı insanın doğasındaki kötülük eğiliminin bastırılması ya da azaltılması için neler yapılabilir? İnsanın doğasında var olduğu öne sürülen kötülük eğiliminin azaltılması/bastırılması için çağdaş-laik eğitim en etkili ilaçtır. Ama bu ilacın önce yöneticilere içirilmesi gerekiyor. Çünkü onlar, TBMM nin çatısı altında ve tüm toplumun önünde birbirlerine söyledikleri ve yaptıkları ile âdeta Hobbes un Homo homini lupus görüşünün ete kemiğe bürünmüş örnekleri oluyorlar. Ama ben karamsar değilim. Bütün bunların değişeceğine, iyilikle kötülüğün, aydınlıkla karanlığın savaşımında eninde sonunda iyilik ve aydınlığın kazanacağına inananlardanım. Tesettür mülkiyettir n Tesettürün erkek bencilliğinin ürünü olduğu görüşünü örneklerle açıklar mısınız? Tesettür, mülkiyet kavramı ile yakından bağlantılıdır. İlkel insanın tarlasının etrafını ilk kez bir çitle çevirip Bu benim malım dediği gibi, tutucu erkekler de kadını kendi malları olarak gördüklerinden ve bencilliklerinden ötürü tesettürü desteklemekte hatta zorlamaktadırlar. Bu bencil yaklaşıma dinsel-ilahi bir gerekçe gösterilmeye çalışılarak kadınların beyinleri çok küçük yaşlardan itibaren yıkanmakta ve onlar da ne yazık ki Bu baş, bu bedende durdukça tesettürüme dokunamazsınız diyerek kendilerine vurulan pranganın gönüllüleri olmaktadırlar. n Toplumumuzda önemli bölünmeler yaşadığımız gibi kadınlar arasında da korkunç bir bölünme yaşanıyor. Bu bölünme neden, 11 nasıl ortaya çıktı ve nasıl önlenir? Çok önemli bir noktaya değindiniz. Günümüzde toplumun genelinde yaşanan bölünme kadınlar arasında da kendini gösteriyor. 90 lı yıllar, kadın hareketinin ve dayanışmasının altın yıllarıydı. Kadın haklarına ilişkin kazanımlar bu yıllarda örgütlü kadın çabaları ile gerçekleştirildi li yıllar ise, ABD ve AB den yönlendirilen proje fonları ile kadınları böldü. Şimdi kadın derneklerinin bir bölümü aldıkları büyük küçük fon paraları ile bağımsız (!) çalışmayı yeğliyor. Eskiden kadın olmak ve kadının insan hakları ortak paydasında birleşen kadınlar, artık cumhuriyetçi-laik, radikal-feminist, İslamcı, Kürtçü başlıkları altında anılıyorlar. Bu bölünmenin günümüz koşullarında önlenmesinin pek kolay olmadığını düşünüyorum. Okul öncesinden, aileden başlatılacak cinsiyet ayrımcı olmayan, eşitlikçi, çağdaş ve laik bir eğitim alacak kuşaklar bu bölünmeyi gelecekte aşabilir. Ne var ki iktidar, böyle bir eğitimi değil, dindar ve kindar kuşaklar yetiştirecek bir eğitimi öngörmekte n 30 Mart ta yapılan seçimlerde alınan sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz? 30 Mart seçimlerinin sonuçları, son 2530 yılda ekilen tohumların verdiği hasadın biçilmesidir. Ben Susmayan Yazılar başlıklı kitabımda 30 yıl öncesinden başlayarak yaşadığımız sancılı süreci, temiz toplum, laik ve çağdaş eğitim ve gerçek demokrasi için girişeceğimiz savaşımı ve koşullar ne olursa olsun susmamamız gerektiğini; ödünlerle değil ilkelerle yolumuza devam edebileceğimizi anlatmaya çalışmıştım. Bugün hâlâ aynı özlemleri duymamız, gerekli direnç ve çabayı göstermemiş olmamızdan, ilkelerimizi ve ideolojimizi yitirmiş bulunmamızdan kaynaklanıyor. Kısacası, sonuç benim için sürpriz olmadı. n Bu devr-i şeamet ten nasıl kurtulabiliriz? Bu devr-i şeamet ten kurtulmak için, Goethe nin sözcüklerini kullanarak Daha çok Işık lazım diyorum. İçine düştüğümüz bu girdaptan Cumhuriyet in Aydınlanma felsefesini yeniden ve daha büyük bir coşku ile yaşayarak, temel ilke ve ideolojimize sımsıkı sarılarak; her türlü karanlığın ve gericiliğin üstüne korkmadan, yılmadan giderek ve gerçek demokrasinin olanaklarını yaratarak kurtulacağımıza inanıyorum.
12 12 SELÇUK ÖZCAN 25 Nisan 2014 Cuma Aydınlık OKTAY YILDIRIM İLE 'KUMPASTAN DİRİLİŞE' ÜZERİNE 2014, Oktay Yıldırım Ergenekon çıkışı Aydınlık ta. 13 Türk ordusunun geleneği tek kelimede 'isyan'dır Bir rozet Atatürkçülüğü, bir ezber, bir dua öğretildi. Oysa Atatürk dogmalar bırakmadığını söylüyor. Atatürk'ün neyle ve nasıl kavga ettiğini anlatmadık. Neye isyan ettiğini anlatmadık. Ama artık savaştan gelen bir kuşak var. Cudi'de operasyon yaparken Amerikan helikopterlerinin teröristlere yol gösterdiğini gördüler. PKK ile çatışırken onlara Amerikan malı silahlarla ateş edildi. Bu kuşak geliyor. Yüksele yüksele geliyor. Önemli olan bu kuşağın korkmadan önündeki diğer o öncü aydınların açtığı yolu görmesi KUMPASTAN DİRENİŞE Oktay Yıldırım Destek Yayınları 280s. O ktay Yıldırım, Ergenekon operasyonunun ilk adımı olan Ümraniye bombalarının kritik ismi olarak medyaya yansıdı. Ergenekon operasyonunda yedi yıla yakın tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. O da cezaevini okul süreci haline çevirenlerden. Mücadelenin en yoğun biçimlerinden birini seçti: Gerçekleri açıklamak. Yöntemi olarak da yazmak."kumpastan Dirilişe" Yıldırım'ın beşinci kitabı. Yazar daha önce yazmış olduğu "Ergenekon Bombalarının Sırrı", "Savaşmadan Kaybetmek: Türkiye'nin Silahsız İşgali", "Mehmetçik", "Danıştay'dan Ergenekon'a Bir Suikastin İçyüzü" isimli kitaplarında Türk Ordusunun geleneklerini ve orduya yönelen operasyonlar üzerine yazdı. Oktay Yıldırım Türk Ordusu'nun köksüzleştirilmesini anlattığı son kitabında Kumpas'ın ideolojik ve siyasi arka planını sorguluyor. n Askerlik mesleğini seçiminiz nasıl oldu? Kuşkusuz buradan 15 yaşıma geri dönüp hangi saiklerle o kararı aldığımı söylemek zor. Ailedeki askerler bir yönlendirme nedeni oluyor. Bence o yaştaki çocukların çok ayakları yere basan nedenleri olmayabiliyor. Fakat bazıları doğuştan askerdir. n Bugün 15 yaşındaki çocukların asker olmak için benzer nedenler üretebilmesinin ortamı var mı? Hayır, yok. Ben Elazığ'da doğdum ve büyüdüm. Ben çocukken her cuma şehrin içine çok güzel tören kıyafetlerini giymiş bir askeri birlik uygun adımla yürüyerek Atatürk anıtına gider, orada bayrak töreni yapılırdı. Peşlerine takılırdık. Onlarla beraber yürürdük. Gururla izlerdik. n Peki ordu neden bayrak törenleri gibi törenler yapar? Bugünlerde pek yok. Annenizin elini neden öpersiniz? Babanızın elini niye öpersiniz? Türkiye'de şöyle bir şey var şimdi. Bir köksüzleşme, bir geleneksizleşme... Bunu sanki çok iyi bir şeymiş gibi sunan bir liberal-kendine sol diyen bir eğilim var. Annenizin elini saygıdan öpersiniz. Bayrak bizim kendimizi adadığımız bir semboldür. Vatan tellerle koruduğunuz toprak değildir. Karnını sabanla yardığınız tarla vatan değildir. Nöbet tuttuğunuz dağ başları vatan değildir. Vatan o dağ başları uğruna, o tarlalarda o sabanlar daha rahat çalışsın diye, o hudutlar daha emin olsun diye, o insanlar daha rahat yaşasın diye kendini oraya adamış yüreklerdir. Vatan kaburga kemiklerimizin içindedir. Sol mememizin altındadır. Ve o bayrak bütün bunların somutlaşmış şeklidir. Bu değerler için nöbet tutmaya yeminli, canından vazgeçmeye yeminli kaç tane yürek varsa vatan o kadardır. O yürek varsa o vatandır, o yürek yoksa vatan filan yoktur. Savaş alanında ordular savaşmaz, savaş alanında silahlar dövüşmez. Savaş alanında savaşma isteği dövüşür. Azim dövüşür. Girersiniz teknolojilerinizle, bombardıman uçaklarınızla, insansız robotlarınızla yerden bitme patlayıcılarınızla, tüm savaş araçlarınızla tarumar edersiniz, o savaşma isteğini yenemezseniz eğer o savaşı kazanamazsınız. Orada egemen olamazsınız, hiçbir zaman bunu sağlayamazsınız. Ancak savaş alanına düşme azmi kırılırsa eğer o zaman savaş kaybedilmiştir. n Bugün bilinen en eski ordu geleneği olan bizim ordumuzdaki geleneksizleştirmenin yarattığı tahribat nedir? Onu söyleyebilmem için içeriye girip içeride ne olduğunu görmem gerekir. Fakat dışarıdan da en azından tahmin edebiliriz. Bazı şeyleri söylemek benim için çok zor olabilir. Son 60 yıldır Türk Ordusunda fedai geleneği yok oldu. Kore Savaşı nda Türk askerleri diğer ordulardan farklı olarak başka bir iklime gittikleri için sıtma oluyorlar. Amerikan askerleri sıtma olmuş arkadaşlarını bungalov tipi barakalarının dışına atarlarmış. Bizim askerlerimiz o arkadaşlarını aralarına alırlarmış, kendi vücut ısılarıyla ona sarılarak onun vücut ısısını normale çekmeye çalışırlarmış ve başarırlarmış. Bunun tıbbi sakıncaları konuşabilir ama konumuz o değil. Konumuz o iki adamın onu kurtarmak üzere kendinden vazgeçmesi. n Bunun yerine kitapta belirttiğiniz yükselme hırsı mı geldi? Amerikan ordusunda yazılı olmayan bir kanun vardır. "Yüksel, neye mal olursa olsun". Bu da Anglosakson geleneğinden gelir. Anglosakson geleneğinde subay aristokrattır. Belli bir soy içinde bir birine devreder. Subay demek sadece savaş yöneticisi demek değildir. Subay aynı zamanda yaşam biçimi diğerlerinden daha yüksek olan yani avamdan daha iyi geçinen daha farklı bir sınıfın mensubu demektir. O yükseldiği zaman aynı zamanda o sınıfın mensubu oluyor. "Yüksel neye mal olursa olsun" kanunun altında yatan gelenek bu. Harbiye ruhu isyandır n Türk Ordusu'nda bir gelenekten bahsedilir mi? Harbiye ruhu isyandır. Türk Ordusu isyan ordusudur. Türk ordusunun geleneğini bir kelimede tarif et dersen "İsyan" derim İttihat ve Terakki'nin toplu resmi geçişlerde Sultan'ın sembolü yerine Ordu'nun sembolünü öne alarak birinci selamlamanın önce ona yapılmasını kanunlaştırdığı dönemdir ve burada sadakat önce orduyadır fikri hakimdir. İttihat ve Terakki'nin kadroları içinde kuşkusuz paşa çocukları da vardır ama Atatürk başta olmak üzere hepsi halk çocuklarıdır. Hacı Nazmi bey Yunan savaşında yararlılıkları nedeniyle kaymakam (yarbay) rütbesine terfi ettirilmiş bir birlik komutanı. "Fakat ben bu başarıyı tek başıma sağlamadım. Ben burada tek başıma savaşmadım. Diğer askerler ve subaylarda bu savaştaki başarılarının karşılığı olan ödülü ve terfileri almazlarsa ben bu rütbeleri takmayacağım" demiş ve 8 ay o rütbeleri takmamıştır. Sonunda direnci kırılamayınca hepsi birden yükseltilmiştir. Bir kere biz bu ruhu yitirdik Trablusgarp'tadır Türk Ordusu, saltanatın vazgeçtiği yerdedir. Devlet vazgeçsede o adam oradan vazgeçmez. Medine Müdafaası'ndaki Fahrettin Paşa üç defa isyan etmiştir. Tayyip Erdoğan Harp Akademilerinde Fahrettin Paşa'yı anıyor ama Fahrettin Paşa'yı bilmiyor. Üzerinden üniformasını bile çıkaramamışlardır. Yargılandığında Malta'ya İngilizler O'nu götürürken "ben harbiyeden beri üniformamı çıkarmadım, siz kim oluyorsunuz" demiştir. Şimdi kitaptaki örnek soruyu sorayım. Hükümet "Kıbrıs'tan vazgeçtik" dese, bir Fahrettin Paşa namzedi çıksa, ben askerlerimle konuştum gelmiyorum dese, bizim hükümet nasıl bakar O'na ya da bir Fahrettin Paşa çıkar mı şimdi? 1909 yine Türk Ordusu'nun devleti korumak üzere giriştiği bir isyan hareketidir. 1922, 1919'dan başlamak üzere... Atatürk'e 9. Ordu Müfettişliği için padişahın görmediği yetkileri oraya yazan, Genel Kurmay Başkanlığı'na o dönem için vekalet eden Cevat Çobanlı Paşa ben bunun altına imza atamam ama mühür basarım diyor. Ordu müfettişliği için aldığı yetkiler padişahın Atatürk'e verdiklerinden çok daha fazlası. O yetkiler oraya bir operasyon olarak yazılıyor. İngilizler farkına varıyor tertibin ama yetişemiyorlar. Bu da bir isyandır. Dolayısıyla biz önce bu köklerimizi tanımalıyız. Herkes vazgeçse de vatan topraklarından vazgeçmeyen bir gelenekten geliyoruz. Bu ülkeyi bir çırpıda apoletlerini söken bir kuşak kurdu. n Apoletlerini söküp gelmek için kim neyi bekliyor? 28 Şubat'ın bin yıllık kararlılığı neden bu kadar çabuk yenildi? Evet 28 Şubat doğruydu ama ben 28 Şubat'ın içinde de yönlendirmeye çalışan bir klik vardı. 28 Şubat'ta ordu düşmanı tam tespit edemedi. Ulus devlet çöktü diyenden komutan olur mu Kapak fotoğrafı 1999 Gomanetepe, Oktay Yıldırım n Edemedi mi? Etti ve korktu mu? Tam olarak edemedi. Ettiğini sandı. Tespit etti ama ayrıştıramadı. Orada gerçekten de hiçbir uluslararası ya da cemaat bağlantısı olmayan insanların da ilişiği kesildi. Karıştırıldı. Saldırının tam olarak kimden geldiğini anlayamadı. Bir başörtüsü ölçütü konuldu. Ona göre bir ayrım yapıldı. Ancak bin yıllık kararlılığın bozulduğu konusunda anlaşıyoruz. Hatalar yaptık. Biz Atatürk'ü bile düzgün anlatamadık. Orduda bir ideolojik kireçlenme oldu onun önüne geçemedik. Atatürk'ü öğretmek için şöyle yöntemler belirlendi orduda, maddeler yazıldı. Komutan geliyor 9. madde nedir diye soruyor. Bir rozet Atatürkçülüğü, bir ezber, bir dua öğretildi. Oysa Atatürk dogmalar bırakmadığını söylüyor. Atatürk'ün neyle ve nasıl kavga ettiğini anlatmadık. Neye isyan ettiğini anlatmadık. Iki olay anlatmak istiyorum. Atatürk'ün en sevdiği yemek yağlı fasülyedir. Bir de ekmeğin kıtır tarafını çaya basıp yemek istiyor. Var mı Atatürk'ün zevklerinde bohem. Atatürk Anadolulu, kuru fasülye seviyor. Ikincisi gösterişi hiç sevmeyen bir adam. Başkumandanlık yetkisi aldıktan sonra terzi soruyor apoletleriniz nasıl olsun diyor. Apolet istemez diyor. İzmir'e giriyor. Falih Rıfkı anlatır bunu. Atatürk Büyük Kramer oteline giriyor. Kimse O'nun Mustafa Kemal olduğunu anlamıyor. Içeriye giriyor. Garsona soruyor boş masa yok mu diye. Yok efendim diyor. Orada oturanlardan birisi tanıyor ve "İşte O" diyor. Böylelikle O'na yer bulunuyor. Ben bu anlayıştan koptuğumuzu düşünüyorum. Ulus devlet çökmüştür diyen komutan olur mu? Ordu neden var? Ordu neyi korur? Ordu düzeni korur, halkı korur. n Kumpas bittiyse, kumpası kuran ABD ise, bunun fikri arkaplanında Nato doktrini varsa, kumpas çözüldü demek Amerika'nın Türkiye'deki iradesi çözüldü demek değil midir? Amerikanın savaş iradesi çözülmemiş olabilir ama Amerika'nın savaşma gücü yok artık. Amerika Irak'ta kaybetti. Saddamı asan mukteda Maliki'ye döndü. Suriye'de, Ukrayna'da kaybetti. n Amerika'yı Türkiye'nin çevresinden tarif ediyoruz hep ama Türkiye'de bunlardan daha derin bir Amerikan varlığı var. Amerika Türkiye'den kolay vazgeçemez. Bunu biz belirleyeceğiz. Halk belirleyecek bunu. Türk halkı belirleyecek. Amerika'nın son çaresi Nato'nun son sınır kalesi olarak Türkiye'deki varlığını korumaya çalışmaktır. Amerika Türkiye'den atıldığı zaman dünyadaki jandarmalık rolü bitmiş demektir. Ortadoğu'da bir adım atamaz. Bunu bence halk belirleyecek. Bence bunu halk tehditin boyutlarını eylemli olarak gördüğü zaman belirleyecek. Halk bazı şeyleri geç görebilir, birazcık rahatmış gibi görünebilir ancak halk tehdidi doğru algıladığı ve ayağa kalktığı anda onu ezmeden oturmaz. Millet ordudur. Silahlı kuvvet bunun bir okulu gibidir. Savaşlardaki bütün kayıpları milletler verirler. Ordunun kaynağı millettir sonuçta. Türkiye'deki Amerikan varlığı günümüz iktidarıyla kaim. Onlar da yollarının sonundalar. n Kumpas sürecinde ordudaki Nato karşıtları mı tasfiye oldu? Orduda F örgütünün ne kadar gücü var bunu bilmiyoruz. Komuta kademesinde Nato eğilimi ne kadar var evet bunu bilmiyoruz. Fakat onların altında savaştan gelen bir kuşak var. Bunlar Cudi'de operasyon yaparken Amerikan helikopterlerinin teröristlere yol gösterdiğini gördüler. PKK ile çatışırken bunlara Amerikan malı silahlarla ateş edildi. Kuzey Irak operasyonu yapılırken Amerikan helikopterlerinden PKK'ya yardım malzemeleri atıldığını gördüler. Bu kuşak geliyor. Yüksele yüksele geliyor. Önemli olan bu kuşağın korkmadan önündeki diğer o öncü aydınların açtığı yolu görmesi. Bizim de biraz orduya yakın durmamız lazım. Bizim de biraz onlara hitap etmemiz lazım. Türkiye'de hep şöyle anlatılıyor. Askeri vesayet, ordu darbecidir. Orduyu milletinden ayırmaya çalışan özel kavramsal çalışmalar bunlar. Halkla ilişkiler çalışmaları, psikolojik savaşın özel araçları bunlar. Bizim bunun önüne geçmemiz lazım. Gençlik örgütlerimiz orduya yalnız olmadıklarını Silivri davalarında mahkeme kapılarına dayanarak gösterdi. Intihar edenin, ölenin cenazesine sahip çıkarak gösterdi. Eylemlerine sahip çıkarak gösterdi. Kuşkusuz bunu hala görevde olanlar gördü. Eminim hapse atılan arkadaşlarını görüp de yarın bizim de başımıza bunlar gelir mi diye düşünenler olduğu kadar bunlardan daha fazla verilen desteği görenler var. Ordudan ümidimizi hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz. Ben hiçbir zaman kaybetmedim. Çünkü ordudan ümidini kaybetmek aslında milletten ümidini kaybetmektir.
13 14 25 Nisan 2014 Cuma Aydınlık Yeni çıkanlar Periyodik Tablo Primo Levi, Çev: Feza Özemre, Kırmızı Kedi Yayınevi, 224 s. Periyodik Tablo, Primo Levi nin Auschwitz toplama kampından önceki ve sonraki yıllarını anlattığı otobiyografik öykülerinden oluşuyor. Türkçede ilk kez yayımlanan ve Levi nin berrak bir üslupla anlattığı öyküler, yazarın ait olduğu İtalyan Yahudi cemaatinin kültürüne, ırkçılığın neden olduğu yabancılaşmayla geçirdiği buhranlı öğrencilik yıllarına ve İkinci Dünya Savaşı nda onu Auschwitz e kadar götürecek koşullara edebi bir ışık tutuyor. Güçlünün Silahı Cihan Aksan, Metis Yayıncılık, 272 s. Terörizm derken neyi kastediyoruz? Devlet terörü nedir? Devletin terör eylemlerinin ahlaki içerimleri ve yasal sonuçları nelerdir? Amerikan devlet terörünün temel saikleri nelerdir? Güçlünün Silahı işte bu soruları siyaset, hukuk, felsefe, iktisat ve sosyal teori gibi çeşitli alanların önde gelen isimleriyle -Chomsky den Butler a, Falk tan Cohn a kadar- yapılan bir dizi söyleşi vasıtasıyla bambaşka açılardan analiz edip yanıtlamaya çalışıyor. Sinematografi Mike Goodridge, Tim Green, Çev: Müge Yalçın, Remzi Kitabevi, 192 s. Bir filmde yönetmenle en önemli işbirliğini yapan görüntü yönetmeni başlı başına usta bir sanatçıdır. Sinematografi kitabında dünyanın önemli on altı görüntü yönetmeni, gözlemlerini ve teknik başarılarını bir dizi özel söyleşiyle paylaşıyor. Hem sinema izleyicilerinin hem de sinema sektöründe çalışanların ilgisini çekecek olan bu kitap, çağımızın önemli sanatçılarıyla birlikte kameranın arkasında durmak için harika bir fırsat. Soğuk Çelik Paul Carson Altın Bilek Yayınları 398 s. Dublin'deki bir parkta genç bir kıza ait cansız bir beden bulunur. Kız, vahşice ölüme terk edilmiştir. Cesedin bulunuşunun ardından, olay yerine gelen ekipler, adli psikoloji uzmanının da katıldığı soruşturmayı derinleştirdikçe, bunun basit bir cinayet vakası olmadığı ortaya çıkıyordu. Bu gelişmeler hem Dublin polisi için hem de politikacılar için bir kâbusun başlangıcıydı. Bulunan kız, hükümetin en önemli cerrahlarından Amerikalı bir cerrahın kızıdır. Tel Dolaptaki Karpuz Artun Ünsal, Yapı Kredi Yayınları, 156 s lerin Kadıköy ünden Afganistan ına, 60 ların Paris inden 70 lerin Kıbrıs ına, aşklardan ayrılıklara, yollara ve yolculuklara... Anadolu nun geleneksel tatlarına dair lezzet kitaplarıyla tanınan Artun Ünsal, bu kez anılarıyla çıkıyor okurunun karşısına: Elinde eski hallerinden yıpranmış bir bavul, siyah beyaz fotoğrafların içinden bakıyor hayata; tel dolaplı bir mutfağı, limon çiçeklerinin kokusunu ya da bir gün batımını hatırlayarak... Etik Sürtük Dossie Easton, Janet W. Hardy, Çev: Kıvanç Güney, April Yayıncılık, 344 s. Yalanlara dayalı sessiz anlaşmalarla yürüyen ilişkiler yaşadığımız iddiasındalar. Bunu ispat etmek için Bir Özgürlük Manifestosu kaleme alıyorlar. Okuduklarınız sizi şaşırtabilir, hatta kızdırabilir. Ancak unutmayın: Kendinizle başbaşasınız. Alternatif yaşam tarzının el kitabı Etik Sürtük Türkçede! Bize sorarsanız; kendimizi sınamanın tam zamanı! Bu kitap var olan ilişkinizi korumak ve yeni ilişkiler geliştirmek için bir el kitabı. Hatasız Düşünme Sanatı 2 Rolf Dobelli, Çev: Itır Arda, NTV Yayınları, 180 s. Sayısız okur Rolf Dobelli nin en sık yapılan düşünce hataları hakkındaki zekice metinlerine hayran oluyor. Ancak Dobelli nin hatasız düşünme hakkındaki tavsiyelerini dikkate alanlar henüz düzlüğe çıkmış sayılmaz, çünkü bu yolda bizi hâlâ başka tuzaklar bekliyor. Ne mutlu ki, nasıl yapacağımızı bilirsek onlardan da kaçınabiliriz. Nasıl mı? Tabii ki Hatasız Düşünme Sanatı sayesinde... Evrenin Gizli Boyutları Vehbi Bardakçı, Ozan Yayıncılık, 240 s. Maddenin karanlık duvarlarıyla sınırlı hayatın ötesinde bilimsel olarak açıklayamadığımız başka yaşam boyutları mı var? Evrenin Gizli Boyutları nda bu soruların karşılığını bulacaksınız. Vehbi Bardakçı nın evrensel bakışı, akıcı, yalın, şiirsel diliyle, keyifli bir yolculuğa çıkacak, içinizdeki gizli güçleri keşfedeceksiniz. Bu yolculuk, hem evrenin gizli boyutlarına, hem de kendi içinize yapacağınız gizemli bir yolculuk olacak. İki Göçmen Yürek Sabit Sümer, Destek Yayınları, 360 s. Çerkes göçünden Rumeli mübadelesine, acı dolu sürgünlerden yeni topraklarda kurulan yeni yaşamlara, Anadolu nun ücra bir köyünden İstanbul daki şatafatlı köşklere, Cemal Paşa dan Ulu Önder Atatürk e, İkinci Dünya Savaşı ndan 1960 ve 1980 ihtilallerine uzanan, bu ülkede yaşayan herkesin bir ucundan dahil olduğu, etkilendiği veya kendinden bir şeyler bulacağı, gerçek bir öyküdür bu. Film Biçimi Sergie Eisenstein, Çev: Nijat Özön, Agora Kitaplığı, 464 s. Eisenstein bu kitabında öncelikli olarak sinemaya atılmadan önceki tiyatro deneyimlerine, Japon Kabuki tiyatrosunun etkilerine, sanatın temel kuralı olarak gördüğü kurguda çatışma anlayışına, kendisinin geliştirdiği kurgu kavramlarına, içinden konuşma tekniğinin özelliklerine, sessiz sinemadan sesli sinemaya geçişin getirdiği zorluklarla imkânlara, Sovyet sinemasının gelişimine, Griffith in kendisi gibi genç sinemacılar üzerindeki etkilerine ağırlık veriyor. Diktatörlüğün Psikolojisi Fathali M. Moghaddam, 3P Yayıncılık, 344 s. Toplumları, diktatörlük ve demokrasi arasında hiç durmadan gidip gelen bir sarkaca benzeten yazar, şartların gidişine göre diktatörlüğün de demokrasinin de her an değişebilir olduklarına dikkat çekiyor! Moghaddam a göre diktatörlük bazen bir darbeyle gelir, bazen de demokratik seçim sandığından toplumsal barış vaatleriyle çıkar ve adeta bir kanser gibi toplumu sinsice pençesine alır. Ölü Bir Adam Resmetmek Sarah Hall, Çev: Oğuz Nedirli, Tekin Yayınevi, 272 s. Cumbria da yaşayan Peter, tanınan bir manzara ressamı. Peter, sayesinde meşhur olduğu uçsuz bucaksız kayalık arazide sıkışıp kalıyor. Kızı Susan, fotoğrafçı ve Londra'da bir galeride küratörlük yapmakta. İkiz kardeşinin ölümüyle kendini karanlığa ve cinsel taşkınlığa bırakıyor. Sarah Hall un yarım bir yüzyılı kapsayan romanı, sanat ve sanatın yaşamımızdaki yeri üzerine sıkı ve parlak bir metin.
14 Aydınlık DUYGU KARA 25 Nisan 2014 Cuma 15 CENK KAYAKUŞ İLE PİRİ REİS'İN SIRRI ÜZERİNE... Sinema ve edebiyat bu topraklarda zirveye yükseliyor bağlayarak, çok katmanlı tek bir kurguda birleştirmek. Tarih hakkında bir şeyler öğrenmek için tarih kitaplarına gömülmek yerine popüler kültürden yararlanmak daha keyiflidir. Bunun ileriki dönemde daha da gelişeceğine inanıyorum. n Diğer romanlarınız gibi "Piri Reis in Sırrı" da Antalya'da başlıyor ve olaylar dünyanın farklı bölgelerine uzanıyor. Yıllarca yabancı bir film izlerken İstanbul adını duyunca bile sevinen bir millet olduk. Bu duyguyu hepimiz biliriz. Ama artık sinema ve edebiyat bu topraklarda hızla zirveye yükseliyor. Üstelik ülkeler arasında internet ve sosyal medya sayesinde inanılmaz ölçüde homojen bir yapı oluştu. Tıpkı biz nasıl her iki filmden birinde Türkiye'yi ve İstanbul'u izliyor ya da bir kitapta kendi kültürümüze dair pek çok detay okuyorsak, bir Türk de yaşadığı ülkenin sınırlarının ötesine uzanabilmesi şaşırtıcı değil. Ben aynı şehre veya kültüre saplanıp kalmak yerine okuyucuları farklı ülkeler ve kültürlerde gezdirmeyi seviyorum. Bence sahip olduğumuz seyahat etme arzusu, barınma, yemek ve uyku gibi ihtiyaçlarımızdan hemen sonra gelmelidir. Cenk Kayakuş Tarih hakkında bir şeyler öğrenmek için tarih kitaplarına gömülmek yerine popüler kültürden yararlanmak daha keyiflidir. Eski kafalara değil, her şeyin farkında olan taze zihinlere ihtiyacımız var T ürkiye'de genç yazarlar görmek, kuşağımızın takip edilmeye değer yazarlar çıkarması yüzümüzü güldürüyor. Cenk Kayakuş da bu genç yazarlardan. Geçtiğimiz günlerde dördüncü kitabı "Piri Reis in Sırrı" ile okuyucuyla buluştu. Piri Reis'in izinden bir gizemin peşine düşürüyor okuru. Biz de bu maceracı yazar ile kitabı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. n Daha önce kitaplarınızı hiç okumamış birine son romanınız "Piri Reis'in Sırrı"nı nasıl anlatırdınız? Tarih pek çok yönüyle kapalı bir kutu gibidir. Yakın tarihimizde bile bilinmeyen bir sürü olay varken birkaç yüzyıl geriye gittiğinizde bilinmeyenlerin sayısı hayli artar. Piri Reis'in 1513 tarihli ünlü haritası neden parçalanmıştır bilmeyiz mesela. Başarısızlıkla sonuçlanan Hürmüz Kuşatması'nda aslında neler olup bitmiştir ve Piri yi çok seven Kanuni Sultan Süleyman, neden başının vurulması emrini verecek kadar ondan nefret etmiştir? Yaptığım şey aslında farklı dönemlerde yaşanmış tarihi olayların uzantılarını günümüze Taze zihinlere ihtiyacımız var n Kitapta Piri Reis in beş yüz yıl önce yaşadıkları üzerinden hafif bir siyaset eleştirisi de yaptığınızı görüyoruz. Türkiye nin önümüzdeki dönemi ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Gezi ile birlikte bu ülkede pek çok insan mücadele etmeyi öğrendi. Sırf burada da değil, yakın dönemlerde dünyanın hemen her yerinde benzer eylemler yapıldı. Bireylerin gücü hiç olmadığı kadar üst düzeyde ve mevcut devlet sistemleri bu gücün altında eziliyor artık. "Piri Reis in Sırrı"nda söylemek istediğim, politika ve siyaset anlamında bazı şeylerin beş yüz yıldır değişmediğiydi. Ama özünü insanın binlerce yıl önceki algı düzeyinden alan her sistem değişmek zorundadır. Eski kafalara değil, her şeyin farkında olan taze zihinlere ihtiyacımız var. Bir anti-kahraman: Hakan Geda n Bir sonraki kitap da yine Hakan Geda nın başrolde olduğu bir macera mı olacak? Hakan, Batılı PİRİ REİS'İN SIRRI (BİR HAKAN GEDA MACERASI) Cenk Kayakuş Altın Bilek Yayınları 398 s. bir düşünce yapısına sahip, ama Batı ile Doğu nun da sentezini yapabilen bir karakter. Dogmalardan tamamen uzak ve herhangi bir düşünce sistemini savunmuyor. Nihilist biri. Bu anlamda Türkiye de bugüne kadar yaratılmış karakterler arasında en benzersiz olanı diyebiliriz. Ve bir anti-kahraman. Kendini olayların içine atmıyor ama bela onu bir şekilde buluyor. Sahip olduğu yetenekler ile bundan sonra da yaşayacağı hikâyeler için kafamda pek çok taslak var. n Kitaplarınız için hazırlanan tanıtım filmleri oldukça profesyonel. Hakan Geda yı bir gün sinemada görmek mümkün olur mu sizce? Aslında bu harika bir fikir olurdu. Romanlarımdaki bazı bölümler sinema sektörü için biraz yüksek maliyetli görünse de tarihin günümüzle iç içe geçtiği bir Hakan Geda filminin izleyicilere benzeri görülmemiş bir deneyim yaşatabileceğine inanıyorum. n Yeni romanı ne zaman okuyabileceğiz? Henüz sadece ilk bölümün taslağı bitti. Ama bir terslik olmadığı sürece önümüzdeki yılın ilk aylarında okuyucu ile buluşacak diyebilirim.
15 25 Nisan 2014 Cuma 16 Aydınlık AHMET YILDIZ Karabasan günlerde Karabasan öyküler Edebiyatımızın ana damarı 1980'den sonra girilen toparlanma sürecinde "postmodern" balyozla yeniden arzın merkezine gönderilmesine kimse karşı çıkamadı. Onları kimse durduramıyor. Bu kişiler kitaplardan hep "keyif!" alırlar; zevk için kitap okurlar; kitap yazmaktan "keyif!" aldıkları için yazdıklarını söyleyenler bile vardır KARABASAN Işık Kansu Bilgi Yayınevi 28 s. B ir yazısında Zülfü Livaneli "Edebiyat oyun mudur?" diye sormuştu. Edebiyatı oyun olarak algılayanları, "Gılgamış'dan, Manas'dan, Homeros'dan bu yana akıp gelen ve içinde Dante'lerin, Cervantes'lerin, Shakespeare'lerin, Yunus Emre'lerin yıkandığı ulu nehrin yatağını değiştirmek istiyorlar" diye ağır bir biçimde suçlamıştı: "Onlara göre edebiyat, insan soyunu ve onun psikolojisini anlamak, daha doğrusu doğanın insandaki uzantısını sezdirebilmek için ortaya çıkmış bir söz sanatı değil; sadece bir oyun. Yazarlar ve eleştirmenler arasında bir eğlence." Herkes her şeyi yazarak anlatabilir, ancak anlatmakla anlatmak arasında fark var! Sözcüklerle bir estetik bütün oluşturduğunuzda edebiyatın içine ancak girebilirsiniz. Estetik nosyonun sözcükleri uygun kullanmaktan öte eğlendirici bir gücü var mıdır; bilmiyorum. Livaneli'nin eleştirisi ne yazık ki bugün çoğu yayınevimizin ve dergilerimizin sahte yazar ve şairleri edebiyatımıza servis etmesini engellemedi, engellemiyor. Edebiyatımızın ana damarı 1980'den sonra girilen toparlanma sürecinde postmodern balyozla yeniden arzın merkezine gönderilmesine kimse karşı çıkamadı. Onları kimse durduramıyor. Bu kişiler kitaplardan hep keyif! alırlar; zevk için kitap okurlar; kitap yazmaktan keyif aldıkları için yazdıklarını söyleyenler bile vardır. Onlar büyük kurgu ustasıdırlar. Eleştirmenleri için de edebiyatın gerçeği başka gerçektir ve edebiyat kurgudur; yani oyundur. Elbette ki kurgulanmamış bir edebiyat yapıtı başarılı olamaz; kurgu önemlidir. Kimse bana bir binayı üst katından inşa etmeyi başarabileceğini söyleyemez; bu kadar ve bunun için önemlidir. Ancak yazar derdi olan adamdır! Yazmasa duramaz! Yazarı büyük yapan bu derdini diğer insanlara anlatmaktaki başarısıdır; bunu yaparken okurun kalbinde yarattığı o gizli tınıdır. Bunu salt kurguyla başarabilir misiniz? Gazeteci mi edebiyat yazarı mı Edebiyat türlerinden başka bir yazarlıkla uğraşanları edebiyat çevreleri hep görmezden gelir. Örneğin iyi bir şair ya da öykü yazarısınız ama dergi çıkarıyorsunuz; artık "dergicisin sen dergici kal!" muamelesi görürsünüz. Ya da gazetecisiniz, ama iyi bir öykü yazarısınız da; bu kalıbı kırmanız çok zordur: "Gazetecisin sen gazeteci kal!" İyi bir öykü yazarı olan Işık Kansu öykü kitaplarıyla bu tedirginliği yaşayan yazarlarımızdan. Son öykü kitabı Karabasan ı Kısa Dönem Öyküleri olarak adlandırmış. İlk öykü kitabı Çocukluğa Yolculuk u da (2002) 'Öyküsel röportajlar' olarak değerlendirmişti. Işık Kansu, Türkiye'nin en önemli gazetecilerinden biridir. TED Ankara Koleji'ni bitirdikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksel Okulu'nu bitirmiş, 1975 yılında Ankara Ekspres'de başladığı gazeteciliğe 1978'de Cumhuriyet'te devam etmiş ve halen devam ediyor. Cumhuriyet gazetesinin Ankara'sında nice gazeteciyle birlikte çalıştı, niceleri "gelip geçti", delip geçti ama o "Ankara Kulisi"nde kendini aratmıyor. Derdi olan yazarın öyküsü Karabasan adlı öykü kitabı derdi olan bir yazarın öykü kitabı. Ülkemizin tüm ilerici kazanımlarının diş sökülür gibi tek tek sökülüp hoyratça fırlatıldığı son on yıllık akıl almaz dönemde yaşananlar, yüreğinde bir derdi olmuş toplumun en duyarlı insanlarına bir karabasan gibi çöktü. Artık Batıya giden bir trende ileriye doğru da gitmiyoruz! (Çünkü tren yolunun makasları çoktan değiştirildi; hem de makinist tarafından!) Işık Kansu'nun öyküleri bu duruma ağlamıyor: Bir isyan! Gezi direnişçilerinin kullandığı o tarihsel zeka ürünü mizah ve 'humor'un Türkçenin olanaklarıyla harmanlandığı bir direniş. Karabasan daki öyküler dolayısıyla bir eleştirel bütün oluşturuyor. Bir sanat yapıtının insan tekinde yaratmak istediği bütün sarsıntıları, irkilmeleri Kafka'nın, Kleist'in dünyasına girmiş gibi duyumsuyorsunuz. Çuvaldızı kendine, kendimize, yanındakine, önündekine nereye olursa batırıyor Işık Kansu. Rastgele değil ama, kurguyla! Bu "Karabasan"ı yaratanların kökenine, ona çanak tutanların alçaklığına, işbirlikçilerine daha çok! Sağlam bir tarih bilinciyle, insanlık için atan bir kalple ve yazar yeteneğiyle. "Bitiş", "Sarnıçta", "Kestane", "Althusser Zafer", "İyilik", "Civelek" gibi adları olan 47 öykünün hemen hemen tümü tek sayfalık öyküler. Türkçenin imgesel zenginliği şiirsel bir öykü kervanı diziyor. Türkçe sözcüklerin zengin tarihi anlamı daha da koyulaştırıyor. En son öykü "Andımız" bugünkü karabasanı yaşatan güçlere oy veren vatandaş tekinin ruh dünyasına değil bilinç(siz) dünyasına giren eleştirileri içeriyor: "...Varlığım Türk varlığına filan armağan olmasın... Hangi varlığım? Benim bir kişiliğim yok ki varlığımdan söz edilsin. Hem olsa niye Türklere vereyim?(..)" Her öykünün karşı sayfasında Berk Danışman'ın bir deseni var. Giriş bölümünde "Karabasan Üzerine" yazan Ümit Sarıaslan öykülerle ilginç biçimde bütünleşen desenler için önemli değerlendirmeler yapmış. TADIMLIK PENÇE Kıl dönmüş, sivilce olmuştu. Kendisiyle çok oynayanların rengine uyum sağlamıştı. Sıkılmış iltihap yüzlüydü. Kıl bir herifti zati. Kıvananlara sorsan anlaşılmazdı, hikmetti, vahdet-i vücuttu ve dahi ululanmıştı. Ağzına bakıyorlardı. Üç sözcük, iki vızırtı, bir hıçkırık. Kakaçlanmış bağırsak gibi inliyordu kuloğlanlar. Yerden yere atıyorlardı bedenlerini, duvarlara vuruyorlardı kafalarını. Kafasız olmaları, çürümüş bedenlerinin iriniydi. Kulaklarından akıp gitmişti. Düştüğü yeri kanatıyor, acıtıyordu. Zehirliyor, bas bas bağırtıyordu. Fış fış ediyordu yürekler. Hırtapoz büyüdü,büyüdü, çıban oldu. Şirpençe" dediler. İç çekip tarihe geçirdiler."
16 Aydınlık EMİNE SUPÇİN 17 Soğuk-nemli-küflü Sebastian Barry irinci soru: İrlanda hakkında ne biliyorsunuz? Hani sokakta biri karşıma çıksa ve bana bu soruyu sorsa aklıma ilk gelen İRA örgütü olurdu. İngiliz dayatmasına karşı duran, topyekun savaşabilme kudretine sahip, İngiliz ırkından farklı, daha bıçkın bir millet. İkinci soru: İrlanda hakkında ne hissediyorsunuz? Ne hissedebiliriz ki, değil mi? Konu komşu değiller. Tanımıyoruz etmiyoruz. Tanısak, hemen kapıları açar Buyuruuun! derdik belki de. Bakın bizim partiye oy verecekseniz kapı gibi vatandaşlık veririz, yetmezse çocuklarınızı sınavsız üniversitelerimize yerleştiririz, o da yetmezse maaş bağlarız len! Yeter ki bizim partinin adamı olsunlar, canımızı yesinler(!) Da Acaba İRA örgütünün özgürlükçü üyeleri, bize güneyden giriş yapan Arap döküntüleri gibi midir? Üç kuruşa satarlar mı kendilerini? Satacak olsalar o savaşı verirler mi zaten? Öyle olsa koskoca İngiltere Kraliyeti satın alıvermez miydi onları? İrlanda siyasi tarihi bir yana, İrlanda denince benim aklıma yalnızca soğuk, nem ve küf geliyor. Oysaki İrlanda da bulunmadım. İrlandalı arkadaşlarım oldu ve hakikaten İngilizlerin soğuk nezaketinden öte daha içten insanlardı. Bende oluşan algının asıl sebebi, Frank McCourt ın "Angela nın Külleri" adlı anı kitabıdır. Fakirliğin İrlanda soğuğu ile el ele verip, duvarlara, giysilere, yatağa-yorgana yapışan ve küf kokan sefaletin bir çocuk muhayyilesinden aktarılışıdır eser. Okumadıysanız tavsiye ederim. Kötü geçen çocukluk anıları ancak bu kadar gerçekçi aktarılabilir. Hatta kitabın girişinde yazar, Kötü bir çocukluktu; mutlu bir çocukluğun pek kayda değer yanı yoktur zaten. Sadece mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak da, mutsuz bir İrlandalı çocuk olmak kadar kötü değildir. Bundan da kötüsü mutsuz bir İrlandalı katolik ço- B UZAK DİYARLARDA Sebastian Barry Çev: Nil Bosna Kafka-Epsilon Yayıncılık 243 s. cuk olmaktır der. Kötü geçen çocukluk döneminin ne demek olduğunu iyi bilenlerdenim. Bu yüzden o giriş tanımını da unutmamıştım. Tıpkı Jerzy Kosinski nin "Boyalı Kuş''ta anlattığı o acınası, o zavallı, o oradan oraya sürüklenen küçücük çocuğun yaşadıklarının da beynime kazınmışlığı gibi. Çocuktur, büyüyünce unutur. falan denir ya; mümkün değil! Kişi kaç yaşına gelirse gelsin, çocukluğunda yaşadığı yalnızlık ve çaresizlik duygusunun kendisinde bıraktığı izleri kolay kolay silemez. Büyüdükçe görmezden gelir ama bilir ki onlar içeride, orada bir yerde hep vardırlar. Tıpkı bedenin zayıf anını kollayan sinsi bir hastalık, karanlık bir sokaktan geçerken aniden arkandan saldırıya geçecek gözü dönmüş bir cani gibi Onlar hep oradadır Yarı yarıya bir İrlanda öyküsü Çocukluk anıları söz konusu olunca kopup koyuverdim, dağıldım. O kitap bu kitap derken iki güzel eserden de söz etmeden geçemedim. Gerçekten "Angela nın Külleri"ni tavsiye ederim ama "Boyalı Kuş" konusunda ısrar edebilirim. Okumamışsanız, emin olun nitelikli eser konusunda bir parçanız eksiktir Gelelim elimdeki, "Uzak Diyarlarda" adlı kitaba. Evet bu da bir anı kitabı. Evet bunda da çocukluk hatıraları var. Evet bu da yarı yarıya bir İrlanda öyküsü. Ama yukarıda söz ettiğim iki kitap gibi vurucu mu? Hayır. Küçük torununu kaybeden yaşlı bir kadının kendi içine, geçmişine, anılarına yolculuğu diyebiliriz. Anlatımdaki sadelik ve samimiyet sarıyor, okutuyor kitabı. Genel olarak anı kitaplarını seviyorsanız, duygu durumu ve ruh tahlilleri ilginizi çekiyorsa, İrlanda ya merakınız varsa, elinizde de dişe dokunur bir kitap yoksa okuyun derim.
17 18 25 Nisan 2014 Cuma Aydınlık Yeni çıkanlar İşkencenin Yamağı John Biguenet, Çev: Ümit Şenesen, Aylak Adam, 233 s. John Biguenet, memleketi New Orleans'ın ve o ele avuca sığmayan kentle akraba mekânların çok renkliliğini bütün klişeleri kırarak öyküleştirdiği başyapıtıyla Türkçede. Tanıdık bir tarihin, bildik yaşamların içinde saklanan dipnotları bir istiridye avcısı azmiyle bulup çıkardıktan sonra hınzır bir hayal gücünün kanatlarında beklenmedik noktalara taşıyor Biguenet İşkencecinin Yamağı nda. Arşipel'in Çocukları Nalan Tuntaş, Yitik Ülke Yayınları, 280 s. İnsan vardır, doğduğu limandan on beşinde miço olarak çıkar bir gemiyle; otuzunda kaptanıdır o geminin. Dünyanın bir ucunda, cehennemin sınırında, Tierra Del Fuego kayalıklarının San Diego Burnu'nda yelkenlerinde kuzey rüzgârı, attığı bir kavanço ile Atlas Okyanusu'ndan Büyük Okyanus'a geçmiştir. Üretken olmanın, yaşamın en derin haz ve heyecanını tatmanın sırrı tehlikeli yaşamaktır onun gibileri için. Cüneyt Arkın (Fakir Gencin Hikayesi) Cüneyt Arkın, Epsilon Yayınları, 208 s. Filmlerimde zalimin karşısında ezilen yoksulun, hakkı yenenin yanındaydım hep Güçlü, yiğit, cesurdum. Emeğin, alın terinin yanındaydım. Başıma gelecek belaları umursamadan, durmadan horlanan, hakkını arayamayan halkımın acılarını paylaşıyor, yenilmez görünen büyük, acımasız güçlerle ölümü göze alarak savaşıyordum. Peki, filmlerimde böyleydim de, özel hayatımda aynı doğrucu, halkını, yurdunu seven insan mıydım? Son Ziyafet Jonathan Grimwood, Çev: Özlem Yüksel, Kolektif Kitap, 350 s. Versailles Sarayı nda soylularla yaşamayı reddedip, açlığın pençesindeki köylülere elinden geldiğince yardım eden Jean-Marie bir yandan da kendi açlığını bastırmaya çalışır ama bu uğurda ödeyeceği bedeller ağır olacaktır. Jonathan Grimwood, devrimin ayak sesleri eşliğinde dostluk, aşk, haz ve saplantıyla örülen bir hayatı sade bir üslup ve müthiş bir duygu yoğunluğuyla aktarıyor. İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti Hagop Baronyan, Çev: P.Hilda Teller Babek, Can Yayınları, 136 s. İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti de XIX. yüzyılın ikinci yarısının İstanbul'unda 34 mahallenin toplum yaşantısı, mahalle hayatı oldukça kuvvetli bir mizahi dille anlatılıyor. Ermeni ileri gelenlerinin Ermeni toplumunun sorunlarına ilgisizliği, zengin fakir ayrımının yarattığı çelişkiler, kadın erkek ilişkileri, kilisenin mahalle hayatı üzerindeki hegemonyası, ince ve keskin gözlemlerle aktarılıyor. Köpeğimden Mektup Var Martin P.Levin, Çev: Zehra Tapunç, Altın Kitaplar, 144 s. Angel öldükten sonra onun yasını tuttuğumuz sırada tuhaf ve açıklanamaz bir şekilde bir dizi mektup almaya başladık. Her mektubu sakladık ve sayfaları okurken daldık gittik. Köpekler tıpkı insanlar gibi gittikten sonra kalplerimizde ve düşüncelerimizde yaşarlar ve bazı köpeklere sürükleyici bir hikâye yazma yeteneği verilmiştir. Buna inanıyorsanız ellerinizi birbirine vurun ve okumaya başlayın. Demir Taht Nesrin Baytok, Bilgi Yayınevi, 360 s. Vatarmi hamlesine başlarken Azzari gözlerini dikmiş, onu izliyordu. Elindeki hançeri görünce içgüdüyle kendini Kral'ın önüne attı. Hançer Azzari nin karnına saplandı. Yerde yatan Azzari kadının kanı giysisinden sızmaya başlamış, ince bir çizgi halinde taş zeminde akıyordu. Hattuşili savunma güdüsüyle kılıcını çekmiş, Vatarmi'nin boynunu vurmuştu. Savaş Hakpiş kalesinin kalbinde, Kral ın odasında başlamıştı. Amastris Üşümesin Güney Dinç, Cumhuriyet Kitapları, 260 s. Romanda, aynı kentte yaşayan iki genç insanın 12 Eylül darbesinin özgürlüksüz ortamında neleri yitirdiklerini bilemeden geleceklerini yönlendirme çabaları anlatılıyor Önceleri çocuksu bir oyun gibi başlayan ilişkileri, giderek ayrılmaz bir birlikteliğe dönüşüyor; ancak, yaşamları bekledikleri gibi gelişmiyor. Aralarındaki her şey koptuktan sonra ise, insanlığa karşı tarihsel bir sorumluluğu üstlenmek zorunda kalıyorlar. Şeytan Yıldızı Jo Nesbo, Çev: B. Gürün Muraben, Tacise Belge, Doğan Kitap, 472 s. Genç bir kadın evinin banyosunda ölü bulunur. Elinin parmaklarından biri eksiktir ve göz kapağının altında yıldız şeklinde kırmızı bir elmas vardır. Harry Hole polislikten atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Katilin kurbanlarına bıraktığı yıldız şeklinde kırmızı elmasın şifresini çözmek için tekrar işine sarılan Harry Hole, bu vakada beraber çalıştığı can düşmanı dedektif Tom Waaler'le de ciddi bir hesaplaşmaya girişmek zorunda kalacaktır. İnsan Suyu Zaman Nehrinde Akıyor Aydın Boysan, İş Bankası Kültür Yayınları, 282 s. Aydın Boysan Kaliforniya dan Sibirya ya kadar yedi iklim, beş kıtayı gezdi. Her eserinde insana ve yaşama, çevreye ve zamana, sanata ve bilime duyduğu saygıyı keskin bir zekanın ürünü olan mizahla renklendirdi. Bu kitapta da, bakışlarını çevirdiği her konuyu neşe ve kahkahalar arasında tartışmasız bir ciddiyet ve yurttaş sorumluluğuyla ele alıyor. Jack Kerouac ve Allen Ginsberg: Mektuplar Bill Morgan, Çev: Seda Ersavcı, İthaki Yayınları, 640 s. Allen Ginsberg 1944 yılında Columbia Üniversitesi nde öğrenciyken başlayan mektuplaşmalar, Jack Kerouac ın 1969 yılındaki ölümünden kısa bir süre öncesine kadar devam etmişti. Bu içten, çılgın, dürüst, bazen sevgi bazen de sövgü dolu mektuplar, yazarların ruhani keşiflerinin de eşsiz bir kaydı; derin, özel bir arkadaşlığın tarihe geçen sayfaları... Türk Ütopyaları Sadık Usta, Kaynak Yayınları, 408 s. Bu kitapta, 300 yıldır bilim dünyasının tartıştığı ütopya kavramının sosyal bilimler üzerindeki etkisi ortaya konulmaktadır. Bu kapsamda Marx, Gramsci, Bloch ve Mannheim gibi büyük teorisyenlerin ütopya kavramına ilgileri, devrim ve ütopya ilişkisi açısından incelenmektedir. Peki, Türklerin ütopyası olmamış mıydı? Olmaz olur mu? Bu kitapta bugüne kadar kütüphane raflarında bekleyen Türk ütopyaları ilk kez Osmanlıcadan günümüz Türkçesine aktarılmıştır.
18 Aydınlık AEIEIEIA 19 Türkiye'nin antik atlası Bütün kültür olayları coğrafi mekanlarda ortaya çıkar. Tarihi coğrafyanın özelliği de budur. Eski Dünya'nın kavşak yerinde bulunan ülkemiz, tarihi coğrafya açısından dünyanın en dikkate değer ülkesidir. Zeytin ve zeytinyağı. Üzüm ve şarap... Orman ürünleri. Gemi yapımında olmazsa olmaz bir madde: kereste. Çok çeşitli madenler obsidiyenden bakıra değin. Alışveriş... Paranın olmadığı dönemlerde takas, trampa. Dağlık bölgenin insanı hayvanını pazara indiriyor; veriyor; karşılığında tahıl alıp götürüyor. Bir delta üzerinde yaşayanlar kile biçim vermişler; çanak çömlek, testi bardak yapmışlar. Dağlık bölgelerde yaşayanlar evlerini taştan yükseltmişler. Ovalarda taş bulmak zor; onlar da kerpiç kesip güneşte kurutma yolunu bulmuşlar. Insanoğlu hiçbir zaman barınaksız kalmamış. Doğal mağara yoksa, volkanik tüflerde kendine ev kazmış; içine yerleşip ocak tüttürmüş, yaşam sürüp gelmiş bugünlere." "Bugün, mermer sütunları, bazı duvarları, yalnız döşemeleri kalmış caddelerde dükkancı esnaf, gezgin satıcılar, tüccarlar, dokumacı, terzi, marangoz, demirci gibi zanaatkarlar; gemiciler, öğretmenler, öğrenciler, ürünlerini pazarda satmaya çalışan köylüler canlı kılıyordu bu kentleri. Günümüzde kalıntılarını gördüğümüz yıkıntılar o dönemlerde bayındır birer kent idi." Türkiye'de bir yer ismi ya da yerin kendisi söz konusu olduğunda hangi medeniyetin birikimleri üzerinden yükseldiğini pek bilemiyoruz. Bugün bir kısmını kâr uğruna yok etmekte sakınca görmediğimiz bu medeniyet mirasını, zamansal ve mekansal gelişimini okumak salt tarih bilinç kazandırmıyor; hayata, insana, doğaya ve sonunda insanlığa ve onların ülkülerine bakışını da değiştiriyor. Zeytinciliği öldürürken onunla birlikte hangi kültürü öldürdüğümüzün ayırdına varmak için de okunması gereken bir kitap. Yöre insanının ve birkaç çevrecinin korumaya çalıştığı o Kazdağları'nda iki bin yıl önce kimler yaşıyordu, ne yapıyorlardı, hayata bakışları nasıldı? Günleri nasıl geçiyordu? Bu gibi soruların cevaplarını da kitapta bulmak mümkün. Prof. Dr. Emrullah Güney birçok edebiyatçıyı kıskandırabilecek bir sadelikteki türkçesiyle ve tarihi coğrafyanın merkezine toplumu ve insanı koyan bakış açısıyla her kütüphanede mutlaka bulunması gereken bir kitap ortaya çıkartmış. TRAKYA'NIN, ANADOLU'NUN TARİHİ COĞRAFYA BÖLGELERİ VE ANTİK KENTLERİ Emrullah Güney Edge Akademi Yayıncılık 341 s.
19 20 25 Nisan 2014 Cuma Aydınlık ELİF KORKUT Çocuk / Genç Ben bir AVM'yim! Biz sanırım sadece, trajik hayvanlarız... Kendini, kendi gerçeğini bu kadar kandıran, yalanlarla doyan, kim olduğundan bir haber başka bir tür olamayacak. Gitgide çirkinleşiyoruz İSTASYONDA VALS Burcu Aktaş Resimleyen: Mehmet Güreli Kırmızı Kedi Yayın 137 s. E n son ne zaman orman gördünüz, doğayı hissettiniz? Çocuklar, gençler, yetişkinler, yaşlılar! En son ne zaman bir çiçeğin kokusunu ciğerlerinize çektiniz? Güneşten kaçmadan, çimlerde uzanarak, ağaçların gökyüzüne uzanmış dallarını incelediniz? En son ne zaman doğanın bir parçası olduğunuzu hatırladınız? İşinizden, okulunuzdan, sevgilinizden, arkadaşlarınızdan, ailenizden, evinizden neden hep şikayet ediyorsunuz? İyimser olmak size neden sadece kişisel gelişim kitaplarını hatırlatıyor? Şu an Türkiye'de yaşamak çok mu zor, kapitalizm size insanlığınızı mı unutturdu, para aslanın tekelinde mi? HEPİMİZ ÖLECEĞİZ! Ne zaman yaşamaya başlayacağız? Bir an susup, tüm hayatı durdurup, akıldaki endişeleri bir kenarı bırakarak en son ne zaman kendimiz olmayı tercih ettik? En son ne zaman karşımızdaki insanı gerçekten dinledik, ne söyleyeceğimizi düşünmeden? Sorgulamak-farkındalık-okumak, insanı daha mı yalnızlaştırıyor her zaman? Peki biz ne zaman biz olarak yaşayacağız? Seçmediğimiz tüm sıfatlarımızdan arınıp; görünüşümüzü, adımızı, ırkımızı, cinsiyetimizi, ailemizi, DİLİMİZİ, kültürümüzü; hepsini bir kenarı bırakarak-arınarak ne kattık bizi biz yapan özümüze? Ne zaman kimliksiz kimliğimizin var olmasına izin verdik en son? Üstün ırk olduğunu var sayan insanoğlu, günümüzde doğadaki hiçbir canlının hayata sunduğu katkıyı sunamıyor, daha kötüsü VAR-OLA- MIYOR. Biz ne zaman kim olduğumuzu unuttuk? Çocuklukta sahip olduğumuz o berrak zihnimizi ne zaman bulanıklaştırıp, dibini göremediğimiz anda kusup içimizi boşalttık? Elimizde ne kaldı? Maaşımızı aldığımız gün ile, önceki günün ne farkı var? İlişkilerde mi arıyoruz kaybettiğimiz her ne varsa? Gerçek bunun neresinde? Ülke içinde ülke Aristoteles: ''İnsan toplumsal bir hayvandır.'' derken neyi kastediyordu? Ormanda doğup büyümüş ve ömrü boyunca insanla hiç karşılaşmadan yaşamış birinin senden benden ne farkı olurdu? Biz varolmak için başka insanlara, topluma ihtiyaç duyarız. Bu maddi anlamda değildir, bunu sürü psikolojisi olarak düşünebiliriz. İnsan, topluma bakarak ve onunla var olarak kendini tanır. Toplumun bir ''güzel'' anlayışı vardır, kişi kendini o anlayışa göre değerlendirir. Başarı, etik, ahlak, kültür gibi bizi biz yapan birçok etken de bu şekilde biçimlenir. Yaşadığımız toplumu görüyor muyuz 2014 Türkiye'sinde? Bu toplumla ne kadar şekilleniyoruz? Ama şu anda teknoloji, nüfus artışı ve ekonomik politikalar sebebiyle biz Avrupa ve Amerika kültürünü de çok iyi biliyoruz. Bu bize ne katıyor? Türkiye'de Amerika ne kadar yaşanır? Filmler gerçek olsa Herkes neden bir metropolde, zengin ve başarılı olarak yaşamak istiyor içinde gizli bir yerlerde? Bize bu dönemde sunulan ideal yaşam bu mudur? Şöyle bir sahne düşünün... ''Modern dizayn edilmiş bir evde sabah odaya vuran güneş ışığı, bembeyaz çarşaf ve yorganlar arasında uyuyan kadın/erkeği tatlı bir mahmurlukla uyandırıyor... Sonra kalkıp duş alıyor, giyiniyor ve hazırlanıyor. Sokağa çıktığında işine/okuluna giden diğer insanları görüyor, hepsi ışıl ışıl görünüyor, bir düzen içinde yürüyorlar. Hafif tempoda çalan şarkı, yürüyüşün temposuyla beraber neşeli ve ritmik bir hale bürünüyor. Sonra kadın/erkek kahvesini alıp işine gidiyor...'' Bu klişe kusan öykü ve tahmin edilebilecek devamı, bize hangi filmin hangi sahnesini hatırlatıyor? Neden hayal gücümüzle ulaşabileceğimiz en üst refah düzeyi bu klişelerle beslenip büyüyor? Türkiye'de aynı sahneyi yaşamak mı istiyoruz, bu düşünce neden bende bir gülme tepkisine dönüşüyor? Biz sanırım sadece, trajik hayvanlarız... Kendini, kendi gerçeğini bu kadar kandıran, yalanlarla doyan, kim olduğundan bir haber başka bir tür olamayacak. Gitgide çirkinleşiyoruz. Kulaklığımızdan gelen müziği bastırabilecek güçte bir ses duymadıkça, başımız kalkmıyor bizden akıllı telefonumuzdan. İstiklal Caddesi de tarihinde ilkleri yaşıyor bu yüzden. Balerin gibi, dansçı gibi kıvırarak, zıplayıp hoplayarak, aniden durup birden hızlanarak iki adım ilerliyorum yürürken. Tam düzene girdi yürüyüşüm dediğiniz anda, kocaman bir Arap ya da Suriyeli kadın, bebek arabasını, yatay açıdan bir ara sokağa doğru sürüyor; dümdüz bir çizgi üzerinde ve salyangoz yavaşlığı ile... Ne zaman bu kadar delirdik biz, bunun başlangıcı nerede? Güzel bir manzara gördüğümüzde, ya da dostlarımızla arkadaşlarımızla otururken hemen fotoğraf çekip ona telefondan bakıyoruz. Yahu karşında işte, gözünün içine baksana. ''Hayır ekrandan büyüteceğim, gözünü öyle göreceğim!'' Öfkelerimiz, şiddet yönümüz neden artık bu kadar ortaya çıktı ve en küçük tepkimede hırçınlığa dönüşüyor? Vee en sevdiğim konuya da değinmeden geçemeyeceğim: AVM! Sanırım bu, üzerinde bahsetmekten en çok hoşlandığım kısım. ''AVM! Hayatımızın vazgeçilmez bir parçası! AVM! Modernizmin ve gelişmişliğin biricik simgesi! AVM! Gitmeden duramıyorum... Alışverişimi yaptıktan sonra en üst katında -yemek bölümünde- bir yorgunluk kahvesi içmeden vallahi evime gidemem... Dur yer bildirimi yapayım... Yahu tatil günümü ne kadar da güzel değerlendirdim. Hem alınacak şeylerim vardı, onları aldım, hem insan içine çıktım, işlerimi hallettim, CİDDEN büyük kolaylık... Hele o yürüyen merdivenler... Hiç onları tırmanmak zorunda kalmıyorum, kendiliğinden gidiyor. Taksim'de var, ama meydanda da bir tane olsa ya; daha büyük kolaylık... Her yer AVM olsa... Tüm zamanımı işte harcasam, akşamları televizyon seyretsem, maaşımı aldığım zaman da AVM de hepsini harcasam... Sonra bir daha, sonra bir daha, bir daha... Hiç sonu gelmese... Beni AVM'ye gömün. BEN BİR AVM SEVİCİSİYİM. HAYIR! BEN AVM'YİM. Eskiden nasıl yaşıyormuşuz öyle yahu AVM falan yokken?'' Radikal Kitap Eki'nin editörü Burcu Aktaş, eskiden nasıl YAŞADIĞIMIZI, bize kitabında bir kasabada yaşayan insanların hikayesi ile anlatmış. İnsanların birbirini tanıyıp, herkesin bir lakabı olduğu, komün şeklinde yaşayan bir grup insanın hayatlarını sürdürürken; kimimizin çoktan unuttuğu samimiyet duygusunu, saygı duymayı, değer vermeyi, doğa ile iç içe yaşamayı nasıl tüm dürüstlükleri ve içtenlikleri ile yaşatıyorlar, bunu tadıyoruz. Çizimlerini Mehmet Güreli gibi bir sanatçının yaptığı kitabı okuyup bir an durup düşünelim; kapağını kapattığımız anda elimiz telefona değil etrafımıza, en önemlisi de kendimize baksın...
20 Aydınlık GÜNEŞ ÖZAYTEN 25 Nisan 2014 Cuma 21 GÖRSEL KİTAPLIK İnsan, doğa ve olağanüstü bir öykü: Ağıt Ü lkemizin yetiştirdiği en önemli sinemacı ve kültür adamlarından birinin, Yılmaz Güney in başyapıtlarından biri Ağıt. Bu yazımda, sadece film analizi yapmayacağım. Ağıt ı ele alırken, bir yandan da aynı coğrafyadan gelen iki halk çocuğunun öyküsüne değineceğim; bunlardan biri herkesin bildiği adıyla Yılmaz Güney, asıl adıyla Yılmaz Pütün Bugün Türk Sineması deyince, dünyada akla gelen ilk adlardan Diğerini ise, henüz kimse tanımıyor; Mardin in Dara köyünden Usta öğretici olan babasının aşıladığı merakla daha çok küçük yaşlarda başlamış yontmaya, diğer 10 kardeşi gibi Emrah Solmuş Emrah ın yaşantısında Yılmaz Güney in filmlerindeki sosyal adaletsizliklerin, sıkıntıların pek çoğunun izi var ve o her şeye rağmen gülen gözleriyle bütün bunları aşarak bulunduğu noktaya gelmiş bir halk çocuğu. Ağıt, Yılmaz Güney in 1971 de çektiği başyapıtı. Güney in senarist ve yönetmen olarak filmografisine bakıldığında, Yol, Umut gibi filmlerden sonra ilk akla gelen Ağıt tır. Yılmaz Güney sinemasının bütün klasik özelliklerini taşır. Sosyal gerçekçi anlatım, çarpıcı dramaturjik yapı, idealize edilmemiş, son derece gerçekçi karakterler ve çarpıcı bir görsellik. Yılmaz Güney, Ürgüp te çektiği Ağıt filminde Çobanoğlu ve beyaz donlu (şalvar) kader vurgunu adamlarının hikayesini anlatıyor olsa da, esasında kıraç Anadolu coğrafyasının ve insanının açmazlarını konu alıyor. Filmde doğanın görselliği, Orta Anadolu köylerindeki fakirliğin yarattığı çarpıcı görsellikle pekişiyor. Yöre halkı içinde ne kadar efsaneleştirilmiş olsa da, Çobanoğlu ve adamları yersiz yurtsuz olmaktan, sürekli oradan oraya savrulmaktan, jandarma korkusu ve kaya korkusu yaşamaktan bıkmışlardır. Bölgede çok sık heyelan olmaktadır ve dev kayalar yuvarlanarak önüne çıkan her şeyi dümdüz etmektedir. Ağıt filminin en önemli ve en kritik sahnelerinde doğanında önemli bir rolü vardır. Örneğin filmin sonlarına doğru olan jandarmayla çatışma sahnesinde olduğu gibi Her iki taraf da bir yandan çatışırken, bir yandan da üzerlerine doğru yuvarlanan kayalardan korunmaya çalışırlar. Bu sahne, sadece Türkiye de değil, dünya sinema tarihinde eşi benzeri olmayan bir sahnedir. Yılmaz Güney, coğrafyanın üzerinde yaşayan insanı şekillendiren en önemli unsur olduğunu biliyordu. Ağıt filminde hikayesini anlattığı kaçakçılar ve köylüler, tıpkı o kıraç arazide kayaların arasında var olmaya çalışan bir yılan ya da yükseklerde yuvası bulunan bir akbaba gibidirler. Bundan ötürü, filmin bir sahnesinde Çobanoğlu, kendini tedavi eden kadın doktora yerdeki yılanı göstererek; Korkma, zararsızdır der ve ekler; bir bu yaşlı yılan buraları bırakıp gidemiyor. Ağıt esas öyküsü dışında birçok yan öyküyü de barındıran son derece yalın anlatıma sahip bir film. Bu yan öykülere örnek olarak, başka kaçakçılardan, jandarma korkusundan, onlarla jandarma bölgesinden mal geçirmek için pazarlık eden ve sıkı komisyon alan aracılardan bıkmış çete üyelerinin çektiği özlemler, kendi hikayeleri ve okuyup, tıp eğitimi alarak doktor olup, doğup büyüdüğü köyüne gelen ancak halkına istemeden de olsa yabancılaşmış kadın doktorun öyküsü sayılabilir. Şermin Hürmeriç in canlandırdığı idealist kadın doktor tipi, her ne kadar içinden çıktığı halka yararlı olmak için yanıp tutuşsa da, köy halkı tarafından ötekileştirilmiş bir aydın tipidir. Çünkü halkın gelenek ve görenekleri de, en az doğa kadar çetin, sert ve ödünsüz Mardinli heykel ustasının 'putları' Babam yaparmış, Hacı dedem ise 'bunlar put!' diye kırarmış Hocam diyor Emrah Solmuş, babasının Mardin in Dara köyünde çocuk yaşta heykel yapmaya başladığını anlatırken... Bana göre, onun gülen gözlerindeki pırıltıyla, Yılmaz Güney in çakmak çakmak bakan gözlerindeki pırıltı arasında bir benzerlik var. Yaşanmışlıkların yarattığı buruk bir hissi saklayan aynı pırıltı sanki Emrah ın Mardin in Dara köyünde başlayan hikayesi, burada ancak çok kısa değinebileceğim bir çok filme, öyküye, romana konu olabilecek tanıklıklarla dolu bir yaşam ve başarı öyküsü. İlk dersini, bizden çok önce bir usta öğretici den, babasından almış. Bende, yontmaya 5-6 yaşlarında başladım diyen Emrah, aynı zamanda Mardinli bir taş ustası. Yapıyor, üretiyor Ne yaptığını, ne ürettiğini ise şimdi üniversitede öğreniyor. Pratiğin içinden geldiği için arkadaşlarından farklı olarak, teorik yanını, genel kültürünü geliştiriyor. Bir yandan sinema sohbetleri ediyoruz, Emrah a sinema genel kültürü kazandırma gayretine giriyorum. Dünya sinemasından örnekler gösteriyorum, başlangıçta pek ilgisini çekmiyor. Ardından Umut u gösteriyorum ve Ağıt ı Yılmaz Güney Ne de olsa aynı toprağın insanları diyorum. Bir süre sonra beklediğim soru geliyor: Bana senaryo yazmayı öğretir misiniz? Öğretirim, ama sıkı duracaksın, çünkü üzerine çok tartışırız. Çok geçmeden, yalın, sıcak bir öyküyle geliyor. Hayata dair umutları olan, kendisi gibi beş gencin hikayesiyle İlk eleştirimi yapıyorum, ee hocayız ya: Karakterleri iyice ete kemiğe büründürmen lazım.. Sen en iyisi, her karakterin birer analizini yaz, getir. Onlar üzerine tartışalım. Çok geçmeden geliyor karakter analizleri Ana karakterin, özellikleri arasında şöyle bir şey yazıyor: köyden bir kızı sevmektedir. Gel zaman git zaman hikayenin bu yönü üzerine konuşuyoruz ve yer yer aramızda bir espri konusu oluyor. Yılmaz Güney in sineması üzerine çok şey söyleniyor, yazılıyor, çiziliyor. Yapıtlarıyla, hayatın nabzını o kadar iyi tutan bir sanatçı ki, hâlâ Türkiye de yaşananların izdüşümlerini, filmlerinde görüyoruz ve Emrah gibi belki de sinemacı olacak sanatçı adaylarına örnek oluyor. Ağıt ta, Yılmaz Güney e, Şermin Hürmeriç, Hayati Hamzaoğlu, Bilal İnci, Attila Olgaç, Nizam Ergüder, Şahin Dilbaz ve Yusuf Koç eşlik ediyor. Filmin DVD sinin Özel Seçenekler başlığı altında, filme ait fotoğraf karelerini ve Can Dündar ın yapmış olduğu Yılmaz Güney belgeselini görebilme fırsatınız bulunuyor. AĞIT Yön: Yılmaz Güney Oyun: Yılmaz Güney, Şermin Hürmeriç 1972, Türkiye, 81 dak. DVD: Gala Film Jandarmayla çatışma sahnesinde her iki taraf da bir yandan çatışırken, bir yandan da üzerlerine doğru yuvarlanan kayalardan korunmaya çalışırlar. Bu sahne, sadece Türkiye de değil, dünya sinema tarihinde eşi benzeri olmayan bir sahnedir
21 25 Nisan 2014 Cuma 22 Aydınlık UMUT ERDOĞAN İnsanın insanlıktan çıkması nın uç hikayesi İnsanın insanlıktan çıkması üzerine hikayelere neredeyse açlık içinde bir dünya toplumuyuz. Ölümsüzlüğün ihtiyacının yanında olabilecek tüm felaketleri insanoğlunun yaşamasını görmeyi istiyoruz KEMİK TİTRETEN Cherie Priest Çev: Gülden Özbilun Karakedi Yayınları 460 s. Z ombi hikayeleri denilince aklıma ilk gelen isim George A. Romero'dur. Üstadın yeri geldiğinde insanı zombilerle empati yaptıracak kadar güçlü anlatımı ve insanın ebedi yalnızlığına göndermeler yüklediği klasikleşen tarzı, zombi hikayelerine karşı şu an sahip olduğum ilgiyi edinmemde temel oluşturan şeylerden birisidir. Bu temel üzerinde yeri geldiğinde beyaz ekranda, yeri geldiğinde - sıklıkla beyaz perdede ya da yazın alanında karşıma çıkan eserler ile de bir zombi kültürüne olan ilgim gittikçe artmakta. Ancak bunun yalnızca bana has bir özellik olduğunu düşünmüyorum. İnsanın "insanlıktan çıkması" üzerine hikayelere neredeyse açlık içinde bir dünya toplumuyuz. Vampire dönüşenler, zombiye dönüşenler, kurt adama dönüşenler hemen her mecrada sanat severlerin karşısına çıkıyor. Güçlü prodüksiyonlarla sunulan film ya da diziler ile aradaki bağ sağlamlaştırılırken, hikayelerin kitaplara yansıması ile doğan bu kültürün her yönden beslenmesini destekliyor. Ölümsüzlüğün ihtiyacının yanında olabilecek tüm felaketleri insanoğlunun yaşamasını görmeyi istiyoruz. Gündelik hayatın sıkıcılığı içinde, yaşama tutunmak için olmadık şeyler peşindeyiz ve zombiler, uzaylılar açlığımızı gideriyor. Bize "farklı" bir şey sunuyor. Bilmediğimiz, içinde yaşarsak heyecan dolu bir kitabın satırlarında koşacağımız bir gerçeklik sunuyor. Kontrolden çıkan bir icat Kasım 2012'de dilimize kazandırılmış olan "Kemik Titreten", Cherie Priest'in uzun zamandır okunmayı bekleyenler listemde yer alan bir kitaptı. Karakedi Yayınları tarafından, yayınladıkları diğer kitaplardan bir hayli farklı bir çizgiye sahip olan Kemik Titreten i okumakta bu denli geç kalmamı ise büyük bir kayıp olarak görüyorum. Kitabın arka kapağında, kitabı en doğru şekilde özetleyen bir yorum yer almakta. Mike Mignola'nın bu yorumunda kitabın Jules Verne ve George Romero'nun kafa kafaya vermesi sonucu oluşmuş bir eser tadında olduğu yazıyor. Kesinlikle katıldığım bir cümle olduğu için paylaşmadan edemedim. Eğer Romero'ya ilginiz varsa ve hemen herkes kadar bir Jules Verne okumuşluğunuz varsa, "Kemik Titreten"i okurken bu iki ismi anmadan geçemeyeceksiniz. Hikayemize dönersek: Kemik Titreten, Doktor Blue'nun buzu kırarak yer altındaki altınlara ulaşmayı sağlamak amacıyla yaptığı bir icat. Ancak kontrolünü kaybeden bu makine ile bir gün, 1900'lerin başlarında, Seattle kenti alt üst olur. Kentin altının üstüne gelmesi elbette yalnız bir deprem etkisi yaratmaz. Yıkımın haricinde yeraltından çıkan gazın da şehre daha büyük bir yıkım getirir; gaza maruz kalan insanlar "dönüşür", yani gazı soluyan herkes zombiye döner. Gazdan kaçabilenler ise şehrin etrafına bir duvar örer ve gazın şehre sızmasını engellemeye çalışır. Yıllar içinde yalıtılmış bir bölgeye çevrilen bu alanın dışında kalan ise tehlike ve bilinmezliktir; zombiler, tehlikeli gruplar, gazla ve zombilerle yaşamaya alışmış azınlıklar, gazdan elde edilen uyuşturucu ticaretini yapanlar duvarın öte yanında kalmıştır. "Kemik Titreten"in devamı ise felaketten 16 yıl sonra, Doktor Blue'nun eşi ve oğlunun hikayesi ile başlıyor. Oğul Ezekiel'in Hiç tanımadığı babasının anısını temize çıkarmak ve ortaya çıkan felaketteki rolünü/suçunu/suçsuzluğunu anlamak ve insanlara bunu kanıtlamak için duvarın öte tarafına gitmeye karar vermesiyle gelişen olaylar karşımıza çıkıyor. (Zira vaktinden önce test edilmesi için Ruslar'dan bir emir geldiği yönünde bir ipucu bulunursa, felaketi doğuran kararı babasının vermediği ortaya çıkacaktır). Annesi Briar ise aralarında büyük bir iletişim sorunu olan oğlunun peşinden, duvarların ötesine, tüm macera, tehlike ve bilinmezliğin kendilerini beklediği yere doğru yola koyuluyor. Girişte belirttiğim üzere, Romero ile temellendirdiğim zombi kültürüm Kemik Titreten gibi bir kitabı bağrına basacak şekilde. Sürekli oradan buradan saldıran zombiler yerine, hikayede "dozu iyi ayarlanmış" şekilde karşımıza çıkan zombiler var. Bu da beni kitaba bağlayan şeylerden biriydi. Tüm bu zombi hikayesinin yanında, buharlı makinelerin hikaye içindeki payı, gözünüzde canlandırdığınız karakterler ve dış görünüşleri, şehrin ve sistemin genel işleyişi, ulaşım vs gibi detaylarla karşınıza çıkan steampunk bir evren de sunuyor "Kemik Titreten". Zombi hikayelerine olan ilginiz ya da sevdiğiniz tarz doğrultusunda bir okuma keyfi yaşatacak bir kitap "Kemik Titreten". Anne-oğul arasındaki iletişimsizliğin, geçmişin gölgesinde ve neredeyse suçluluğu içinde geçen bir hikayenin işlenmesi, yıkılan bir dünya devi gücün, Amerika'nın duvarlar ardında gazdan saklanarak yaşayacak kadar acizleşmesi ve bunun ezeli rakipleri, Amerika'nın klasikleşen Rusya paranoyalarına değinecek şekilde Rusya elinden çıkma ihtimalinin varlığı hikayenin zombi sınırları dışında da anlatacakları arasında. Yaratılan karakterlerin okuyucuyla doğrudan bir sıcaklık kuracak kadar içten yazılması, her birine atfedilen farklılaştırıcı özellikler ve gereksiz karakter kullanımından kaçınan yazarın başarısı ile "Kemik Titreten", geç kalınmadan okunması gerekenler arasında yerine alıyor. İyi okumalar. Cherie Priest
22
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de
Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı
Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet
İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE NİN DEMOKRATİKLEŞME SINAVINI DERİNLEMESİNE TARTIŞTI!
İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE NİN DEMOKRATİKLEŞME SINAVINI DERİNLEMESİNE TARTIŞTI! Türkiye nin önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul Aydın Üniversitesi
Bahadın, 2 Ağustos 2014 Sevgili Yoldaşlar, Canlar, Yol Arkadaşlarım, Devrimciler Diyarı Bahadın da buluşan güzel insanlar,
Bahadın, 2 Ağustos 2014 Sevgili Yoldaşlar, Canlar, Yol Arkadaşlarım, Devrimciler Diyarı Bahadın da buluşan güzel insanlar, Anadolu coğrafyasında bazı yerler vardır... O yerler, şehirler, kasabalar, beldeler,
TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI
TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,
KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3
KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?
Dünyayı Değiştiren İnsanlar
Dünyayı Değiştiren İnsanlar Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim,
PROF. DR. ABDULLAH UÇMAN
PROF. DR. ABDULLAH UÇMAN İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü nden mezun olduktan (1972) sonra bir süre aynı bölümde kütüphane memurluğu yaptı (1974-1978). 1976 da Türk
JORGE LUIS BORGES PIERRE MENARD A GÖRE DON QUIXOTE & HOMER İN BAZI UYARLAMALARI. Hazırlayan: Rabia ARIKAN
JORGE LUIS BORGES PIERRE MENARD A GÖRE DON QUIXOTE & HOMER İN BAZI UYARLAMALARI Hazırlayan: Rabia ARIKAN JORGE LUIS BORGES (1899-1986) ARJANTİNLİ ŞAİR, DENEME VE KISA ÖYKÜ YAZARIDIR. 20. YÜZYILIN EN ETKİLİ
EDEBİYATIN İZİ 86. İZMİR ENTERNESYONAL FUARI NA DÜŞTÜ
EDEBİYATIN İZİ 86. İZMİR ENTERNESYONAL FUARI NA DÜŞTÜ Oya Baydar, Mine Söğüt, Özcan Yüksek, Ercan Kesal, Arif Keskiner ve Melih Güneş konuklarla sohbet etti 86. İzmir Enternasyonal Fuarı nda bu yıl ilk
Cumhuriyet Halk Partisi
1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı
"Nereden başlasam, nasıl anlatsam..."
Bu yaz Bodrum'suz geçmez! Turgutreis Lagina Bodrum Boutique Hotel'de bir gece çift kişilik konaklama, açık büfe kahvaltı ve akşam yemeği 240 TL yerine 119 TL! (15 Haziran - 27 Ağustos arasında geçerlidir.)
EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SORGULAMA PROGRAMI
3-4 Aile bireyleri birbirlerine yardımcı olurlar. Anahtar kavramlar: şekil, işlev, roller, haklar, Aileyi aile yapan unsurlar Aileler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar Aile üyelerinin farklı rolleri
MUĞLA GAZETECİLER CEMİYETİNDE GÖREV GENÇLERİN
MUĞLA GAZETECİLER CEMİYETİNDE GÖREV GENÇLERİN Muğla Gazeteciler Cemiyeti 12. Seçimli Genel Kurulu Konakaltı İskender Alper Kültür Merkezinde gerçekleşti. 23 yıldır cemiyet başkanlığını yürüten duayen gazeteci
Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin
Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz
TİYATRO AKADEMİ BAŞVURU FORMU
TİYATRO AKADEMİ BAŞVURU FORMU TARİH: / /2017 1. Öncelikle adınız nedir? Adınızın anlamı nedir? 2. Annenizden doğma, babanızdan olma, sizden başka evde yaşayan biri var mı? Varsa sizden büyük mü küçük mü?
2013 YILI Faaliyet Raporu
222 YILI Raporu YILI YILI R a proayili rpuo r u 223 İçindekiler 8 Mar t Dünya Emekçi Kadınlar Günü 10 Kasım Atatürk ü Anma G ı d a G ü v e n l i ğ i Pa n e l i ( 1 9 O c a k 2 0 1 3 ) P l a s t i k K a
Kadınlar kimsenin namusu değildir
Kadınlar kimsenin namusu değildir Son dönemlerde medyada namus cinayetlerine sıkça rastlanmaya başlandı. Kadınlarımız vahşice öldürüldü. Bu tür insan hakları ihlallerinin yapıldığı olaylar karşısında sessiz
Kahraman Kit Misafirlikte
Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project
Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan
Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu
KOLEJ - FEN LİSESİ - ÇAMLICA ORTAOKULU XXVI. EDEBİYAT ve KİTAP GÜNLERİ ETKİNLİK İÇERİĞİ Okuyan insan, yaşayan insan
KOLEJ - FEN LİSESİ - ÇAMLICA ORTAOKULU XXVI. EDEBİYAT ve KİTAP GÜNLERİ ETKİNLİK İÇERİĞİ Okuyan insan, yaşayan insan USTALARA SAYGI-ANMA SOKAK AÇILIŞI F.DOSTOYEVSKİ SÖYLEŞİ / DİNLETİ - İMZA ATAOL BEHRAMOĞLU
BAŞBAKAN YARDIMCISI HAKAN ÇAVUŞOĞLU, BATI TRAKYALI GENÇLERLE YTB DE BULUŞTU Cuma, 13 Nisan :47
Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığında, Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneğinin girişimleriyle Yunanistan'dan gelen Batı Trakyalı öğrencilerle
ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Betül Tarıman. Öykü GÖKYÜZÜ PRENSİ PO İLE KÜÇÜK KIZ. 2. basım. Resimleyen: Uğur Altun
Resimleyen: Uğur Altun Betül Tarıman GÖKYÜZÜ PRENSİ PO İLE KÜÇÜK KIZ ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü 2. basım Betül Tarıman GÖKYÜZÜ PRENSİ PO İLE KÜÇÜK KIZ Resimleyen: Uğur Altun Yayın Koordinatörü: İpek Şoran
SORU- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Bugüne kadar nerelerde görev aldınız?
Reşadiye Öğrenci Meclisi Başkanı Yücel Bolat: Asla kin tutamam bana yapılan kötülüğü unutur geleceğe bakarım geçmişe takılmam. Bu davranışlarım da bana çok dost kazandırdı iletişimimi geliştirdi. SORU-
BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN
1. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (30 Ekim - 15 Aralık 2017 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her
"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu
- Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender
ABDULLAH UÇMAN PROF. DR. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü nden mezun oldu.
PROF. DR. ABDULLAH UÇMAN İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü nden mezun oldu. 1976 da Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi nin yayın kurulunda görev aldı. 1981 de doktorasını
BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN
1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca
ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR
ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi
Akıl Fikir yayınlarından yeni kitaplar
On5yirmi5.com Akıl Fikir yayınlarından yeni kitaplar Akıl Fikir Yayınlarından çocuk kitapları ve hikaye kitapları. Yayın Tarihi : 24 Şubat 2016 Çarşamba (oluşturma : 1/5/2017) Akıl Fikir yayınları yeni
ÖZEL EGEBERK ANAOKULU Sorgulama Programı. Kendimizi ifade etme yollarımız
Disiplinlerüstü Temalar Kim Olduğumuz Bulunduğumuz mekan ve zaman Kendimizi ifade etme Kendimizi Gezegeni paylaşmak Bireyin kendi doğasını sorgulaması, inançlar ve değerler, kişisel, fiziksel, zihinsel,
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI Sayın Katılımcılar, değerli basın mensupları Avrupa Konseyi
İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi
FOTOĞRAF DLNDE BR SÖYLEŞ K R K Y L N B R K M BRAHM DEMREL brahim DEMREL, 1941 yılında Malatya Akçadağ ilçesi Durulova (Körsüleyman) köyünde doğdu. lkokulu köyünde okuduktan sonra Akçadağ Öğretmen Okulu,
Cumhuriyet Halk Partisi
1 SÖZCÜ / AKP de bir kişi konuşur, diğerleri asker gibi bekler! Tarih : 06.01.2012 CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu hem AKP deki tek adamlığı hem de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ın üslubunu ve liderliğini
EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI
EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak
FARELER VE İNSANLAR ADLI ROMAN ÜZERİNE DÜŞÜNCELER Fareler ve İnsanlar İnsan ilişkilerine ve alt tabaka insanların umut dolu
Sarıgül 1 Hasan Murathan SARIGÜL 21202808 TURK-102- Sec.13 Ahmet KAYA FARELER VE İNSANLAR ADLI ROMAN ÜZERİNE DÜŞÜNCELER Fareler ve İnsanlar İnsan ilişkilerine ve alt tabaka insanların umut dolu dünyasına
Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Cennet, Tanrı nın Harika Evi
Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Cennet, Tanrı nın Harika Evi Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: Lazarus Uyarlayan: Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children www.m1914.org 2010 Bible
Aç l fl Vural Öger Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son senesinde bizim de k
Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son 10-11 senesinde bizim de katkılarımızın olması bizi her zaman çok mutlu ediyor çünkü Avrupa da yaşayan
OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ
OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi
Cennet, Tanrı nın Harika Evi
Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Cennet, Tanrı nın Harika Evi Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: Lazarus Uyarlayan: Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children www.m1914.org 2010 Bible
Jale Baysal ( )
ÖZEL ARŞİVLER KOLEKSİYONU Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Jale Baysal Özel Arşivi Jale Baysal (1925-2009) Kütüphaneci, Yazar JALE BAYSAL ARŞİVİ Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi
Cesaretin Var Mı Adalete? Çocuklar günümüz haberleriyle, gündemle ne kadar iç içe?
Ekşi, 1 Buse Ekşi 21502152 TURK 101-74 Ali Turan Görgü Final Cesaretin Var Mı Adalete? Çocuklar günümüz haberleriyle, gündemle ne kadar iç içe? Yaşadıkları çevrenin sorunları ile ne kadar ilgili hiç düşündünüz
İÇİNDEKİLER. 1. BÖLÜM İSLÂMCILIK VE YENİ İSLÂMCI AKIM Yeni İslamcı Akımın Entelektüel Zemini Olarak İslâmcılık...17 Yeni İslâmcı Akım...
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...5 GİRİŞ...9 1. BÖLÜM İSLÂMCILIK VE YENİ İSLÂMCI AKIM Yeni İslamcı Akımın Entelektüel Zemini Olarak İslâmcılık...17 Yeni İslâmcı Akım...38 3 2. BÖLÜM ÖNCÜLER Necip Fazıl Kısakürek ve
Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015
Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Medya ve İletişim Merkezi İstanbul Enstitüsü İstanbul Enstitüsü
SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni
SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan
TÜRKİYE - AFRİKA EKONOMİ FORUMU AÇILIŞ TÖRENİ KONYA 9 MAYIS İş Dünyası ve STK ların Değerli Başkan ve Temsilcileri,
TÜRKİYE - AFRİKA EKONOMİ FORUMU AÇILIŞ TÖRENİ KONYA 9 MAYIS 2018 Afrika Ülkelerinin Değerli Büyükelçileri, Sayın Valim, Belediye Başkanım, İş Dünyası ve STK ların Değerli Başkan ve Temsilcileri, Değerli
Güzel Bir Bahar ve İstanbul
Güzel Bir Bahar ve İstanbul Bundan iki yıl önce 2013 Mayıs ayında yolculuğum böyle başladı. Dostlarım, sınıf arkadaşlarım ve birkaç öğretmenim ile bildiğimiz İstanbul, bizim İstanbul a doğru yol aldık.
SINIRSIZ ZİYARETLER. Nermin Er in ev atölyesi
34 SINIRSIZ ZİYARETLER Nermin Er in ev atölyesi 35 Nazlı Pektaş Fotoğraf: Elif Kahveci Sanatçı atölyesinde vakit geçirmek türlü hissi davet eder. Bir yandan sanatçının yaratma evreninin içine girip heyecanlanırsınız,
TURK101 ÇALIŞMA 6 ZEYNEP OLGUN MAKİNENİN ARKASI
TURK101 ÇALIŞMA 6 ZEYNEP OLGUN 21400752 MAKİNENİN ARKASI Fotoğraf uzun süre düşünülerek başlanılan bir uğraş değil. Aslında nasıl başladığımı pek hatırlamıyorum, sanırım belli bir noktadan sonra etrafa
Başbakan Yıldırım, 39. TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği ne gelen çocukları kabul etti
Başbakan Yıldırım, 39. TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği ne gelen çocukları kabul etti Nisan 20, 2017-11:17:00 Başbakan Binali Yıldırım, Çankaya Köşkü'nde, 26 ülkeden, "39. TRT Uluslararası 23 Nisan
Adı-Soyadı: Deniz kampa kimlerle birlikte gitmiş? 2- Kamp malzemelerini nerede taşımışlar? 3- Çadırı kim kurmuş?
ilkokul1.com ilkokul1.com ilkokul1.com ilkokul1.com ilkokul1.com ilkokul1.com ilkokul1.com ilkokul1.com ilkok Benim adım Deniz. 7 yaşındayım. Bu hafta sonu annem ve babamla birlikte kampa gittik. Kampa
KAHRAMANMARAŞ PİAZZA DA AYDİLGE RÜZGARI ESTİ
KAHRAMANMARAŞ PİAZZA DA AYDİLGE RÜZGARI ESTİ Türk pop ve rock müziğinin sevilen ismi Aydilge,mini konseri ve imza günü etkinliği ile Kahramanmaraş Piazza Alışveriş ve Yaşam Merkezi nde hayranlarıyla buluştu.
AŞKI, YALNIZLIĞI VE ÖLÜMÜYLE CEMAL SÜREYA. Kalsın. Mutsuz etmeye çalışmayacak sizi aslında, sadece gerçekleri göreceksiniz Cemal Süreya nın
Irmak Tank Tank 1 Vedat Yazıcı TURK 101-40 21302283 AŞKI, YALNIZLIĞI VE ÖLÜMÜYLE CEMAL SÜREYA Yalnız, huzurlu bir akşamda; şiire susadığınızda huzurunuzu zorlayacak bir derleme Üstü Kalsın. Mutsuz etmeye
Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?
Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil
...Bir kitap,bir mesaj!
...Bir kitap,bir mesaj! Bu dünyada ne yapıyorum sorusuna yanıt veren bir kitap Tüm soru ve şüphelerınize yanıt verebilecek bir kitap. Bu kitap sizin doğal olarak Tanrı dan ayrı olduğunuzu anlatacak, ancak
DTİK TÜRK GİRİŞİMCİLER KURULTAYI. Açış Konuşması. Ömer Cihad Vardan, DEİK Başkanı. 26 Mart 2016, İstanbul
DTİK TÜRK GİRİŞİMCİLER KURULTAYI Açış Konuşması Ömer Cihad Vardan, DEİK Başkanı 26 Mart 2016, İstanbul Sayın Başbakan Yardımcılarım; Bakanlarım; Saygıdeğer Protokol; Çok Değerli Başkanlar; Dünyanın dört
ilkokulu E-DERGi si 23 Nisan ın Önemi Sorumluluk Okulumuzda 23 Nisan Hedef Siir: Egemenlik Ulusundur 2017 Nisan Sayısı Bu Sayımızda:
ilkokulu E-DERGi si 2017 Nisan Sayısı Bu Sayımızda: 23 Nisan ın Önemi Sorumluluk Siir: Dünya Çocuk Bayramı Hikaye: Sagır Kaplumbaga Okulumuzda 23 Nisan Hedef Siir: Egemenlik Ulusundur Siir: 23 Nisan Söylediklerimiz
66 Fotoğrafçı Etkinlik Listesi. 52 Haftalık Fotoğrafçılık Yetenek Sergisi
66 Fotoğrafçı Etkinlik Listesi 52 Haftalık Fotoğrafçılık Yetenek Sergisi 2019 yılında kendimize daha fazla zaman ayırmak istiyoruz. Fotoğrafla olan iletişimimizi artırmak istiyoruz. Fotoğrafın bir sanat
KİMLİK, İDEOLOJİ VE ETİK Sevcan Yılmaz
KİMLİK, İDEOLOJİ VE ETİK Sevcan Yılmaz Adem in elması nasıl boğazında kaldı? Adem: Tanrım, kime görünelim kime görünmeyelim? Tanrı: Bana görünmeyin de kime görünürseniz görünün. Kovuldunuz. Havva: Ama
ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR
RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk
Benzetme ilgisiyle ismi nitelerse sıfat öbeği, fiili nitelerse zarf öbeği kurar.
Edatlar (ilgeçler) Tek başına bir anlam taşımayan, ancak kendinden önceki sözcükle birlikte kullanıldığında belirli bir anlamı olan sözcüklerdir.edatlar çekim eki alırsa adlaşırlar. En çok kullanılan edatlar
Bu kitabın sahibi:...
BİYOGRAFİ 1 3 Bu kitabın sahibi:... İçindekiler Bu Kitabın Konusu Benim, 9 Ben, Marie Curie, 13 Uçan Üniversite, 18 İlk Aşk, 23 Paris, 27 Aşk Göz Kırpıyor!, 31 Maddenin İçinden Geçen Işınlar, 35 Aşk,
Sevgili dostum, Can dostum,
Sevgili dostum, Her insanı hayatta tek ve yegâne yapan bir öz benliği, insanın kendine has bir kişiliği vardır. Buna edebiyatımızda, günlük yaşantımızda ve dini inançlarımızda çeşitli adlar vermişlerdir.
EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI 6. SINIF SOSYAL BİLGİLER DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU PLANI, KAZANIMLARI VE TESTLERİ
AY EKİM HAFTA DERS SAATİ KONU ADI OLAYLAR KİMLERİ NASIL ETKİLİYOR OLAYLAR KİMLERİ NASIL ETKİLİYOR OLGU VE GÖRÜŞÜ AYIRT EDİYORUM OLGU VE GÖRÜŞÜ AYIRT EDİYORUM ÇÖZÜM BULUYORUZ ÇÖZÜM BULUYORUZ 07-08 EĞİTİM
"ben sana mecburum, sen yoksun."
Ad-Soyadı: Kübra Nur Akkoç Numara: 21302138 Ders - Şube: Türkçe 101-19 Öğretmen: Başak Berna Cordan Tarih: 17.11.2014 "ben sana mecburum, sen yoksun." Kavuşulamayandı. Erişilemeyen hedefti, sonu mutlu
BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL
BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer
Yeşaya Geleceği Görüyor
Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Yeşaya Geleceği Görüyor Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: Jonathan Hay Uyarlayan: Mary-Anne S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children www.m1914.org 2010
Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında
Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren
BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN
1. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (31 Ekim- 16 Aralık 2016 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her
Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular
Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil
Yenilenen Geçici Hayvan Bakım Merkezi açıldı
Yenilenen Geçici Hayvan Bakım Merkezi açıldı Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, bakım ve rehabilitasyon çalışmaları tamamlanarak dünya standartlarında bir tesis haline getirilen Bodrum Belediyesi
ORDU SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI
ORDU SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI 1 40. KARADENİZ ODA BAŞKANLARI TOPLANTISI ORDU MALİ MÜŞAVİRLER ODASI EV SAHİPLİĞİNDE 29-30 HAZİRAN TARİHLERİNDE ORDU DA YAPILDI. Ordu'da düzenlenen ve mesleki
Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu
Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin
KADIKÖY ANADOLU LİSESİ
KADIKÖY ANADOLU LİSESİ KÜTÜPHANECİLİK KULÜBÜ OKUMA ANKETİ 1 İÇİNDEKİLER Kapsam 3 Sınırlamalar 3 Giriş 4 Anket 5 Bulgular 7 Analiz/Değerlendirme 9 Öneriler 10 2 KAPSAM Kadıköy Anadolu Lisesi öğrencilerinin
Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat
- şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.
NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.
Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci
MODÜLDE KULLANILAN SEMBOLLER
MODÜLDE KULLANILAN SEMBOLLER Disiplinler arası Sınıf İçi Uygulama Kavram Sınıf Dışı Uygulama Medya okur yazarlığı Etkinlik (Bireysel) Derin Düşünme Etkinlik (Grup) Yaratıcı Düşünme Konu Anlatımı Eleştirel
''Hepimiz Atatürk'üz''
''Hepimiz Atatürk'üz'' Mustafa Kemal Atatürk tüm yurtta anıldığı gibi Beşiktaş'ta da törenlerle anıldı. Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal Atatürk'ün 74. ölüm yıldönümünü anma gününde özel bir mesaj
1.Estetik Bakış, Sanat ve Görsel Sanatlar. 2.Sanat ve Teknoloji. 3.Fotoğraf, Gerçeklik ve Gerçeğin Temsili. 4.Görsel Algı ve Görsel Estetik Öğeler
1.Estetik Bakış, Sanat ve Görsel Sanatlar 2.Sanat ve Teknoloji 3.Fotoğraf, Gerçeklik ve Gerçeğin Temsili 4.Görsel Algı ve Görsel Estetik Öğeler 5.Işık ve Renk 6.Yüzey ve Kompozisyon 1 7.Görüntü Boyutu
Birbirimize anlatacağımız ne çok şey var; düşündünüz mü? İşte bu yazma nedenlerimden biri. İlki...
Bir şairin seyir defteri Prof. Dr. Göksel Altınışık Gelinciğin Yalnızlığı Bir ömrü damıtsak ne kalır geriye? Benimkinden, en azından şu ana dek yaşanan kadarından, sözcükler kalıyor. Bir mucize bu benim
MATBAACILIK OYUNCAĞI
Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com [email protected] Yayın Koordinatörü:
Hatta Kant'ın felsefesinin ismine "asif philosopy/mış gibi felsefe" deniyor. Genel ahlak kuralları yok ancak onlar var"mış gibi" hareket edeceksin.
Diğer yazımızda belirttiğimiz gibi İmmaunel Kant ahlak delili ile Allah'a ulaşmak değil bilakis O'ndan uzaklaşmak istiyor. Ne yazık ki birçok felsefeci ve hatta ilahiyatçı Allah'ın varlığının delilleri
BİR ÇOCUĞUN KALBİNE DOKUNMAK
BİR ÇOCUĞUN KALBİNE DOKUNMAK Ceylan Işık, Hacettepe Türkçe Öğretmenliği Biliyor musunuz, ben bir çocuğun kalbine dokundum? Hatta bir değil birçok çocuğun kalbine dokundum. Onların sadece ellerine, yüzlerine
KİTABININ GELİRİNİ, İHTİYACI OLAN KIZ ÇOCUKLARINA VERECEK
KİTABININ GELİRİNİ, İHTİYACI OLAN KIZ ÇOCUKLARINA VERECEK Sosyal ve siyasi yaşamda Bodrum un tanınmış simalarından biri olan Nuran Yüksel yaşamını kitap haline getirdi. Nuran Yüksel kitabının sadece kendi
7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ
7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik
ESTETİK (SANAT FELSEFESİ)
ESTETİK (SANAT FELSEFESİ) Estetik sözcüğü yunanca aisthesis kelimesinden gelir ve duyum, duyularla algılanabilen, duyu bilimi gibi anlamlar içerir. Duyguya indirgenebilen bağımsız bilgi dalına estetik
Halk Kütüphaneleri BBY Mezunlarından Neler Bekliyor?
Halk Kütüphaneleri BBY Mezunlarından Neler Bekliyor? BBY Mezunları Halk Kütüphanelerinde Nelerle Karşılaşacak? SONU GELMEYECEK BİR SERÜVENE HAZIR MISINIZ? Asuman Nesibe GÖK Bornova İlçe Halk Kütüphanesi
zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,
Yazar : Didem Rumeysa Sezginer Söz ola kese savaşı Söz ola kestire başı Söz ola ağulu aşı Yağ ile bal ede bir söz Yunus Emre
Hayatta, insanlar üzerinde en çok etkili olan şeyi arayan bir kız, bu sorusunu karşılaştığı herkese sorar. Çeşitli cevaplar alır ama bir türlü ikna olamaz. En sonunda şehrin bilgesi bir nineye gönderilir.
Bilim,Sevgi,Hoşgörü.
Bilim,Sevgi,Hoşgörü. Mehmet Akif Ersoy 20 Aralık 1873 27 Aralık 1936 Mehmet Akif Ersoy, Türkiye Cumhuriyeti nin ulusal marşı olan İstiklal Marşı nın yazarıdır. Vatan Şairi olarak anılır. Yahya Kemal Beyatlı
ACR Group. NEDEN? neden?
ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,
Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim
Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com [email protected] 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında
Bodrumlu seçmenden yoğun katılım
Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Kocadon ve CHP ye Demir, CHP ye katılan vatandaşlara rozet taktı CHP li Başkan Kocadon: Barışa en yakın parti CHP dir CHP li Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, CHP
KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF
KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF 1. Bir hikaye veya masalda geçen karakterleri öğrenir. 2.Tahminde bulunur. 3.Dinleme alışkanlığı kazanır. 4.Dinlediği hikaye/masalın özelliklerini
HALİDE EDİB ADIVAR VURUN KAHPEYE ROMAN
HALİDE EDİB ADIVAR VURUN KAHPEYE ROMAN 2 Halide Edib Adıvar ın Can Yayınları ndaki diğer kitapları: Sinekli Bakkal, 2007 Ateşten Gömlek, 2007 Handan, 2007 Mor Salkımlı Ev, 2007 Türk ün Ateşle İmtihanı,
Rut: Bir Aşk Hikayesi
Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Rut: Bir Aşk Hikayesi Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: Janie Forest Uyarlayan: Lyn Doerksen Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children www.m1914.org 2007 Bible
Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Kral Davut (Bölüm 2)
Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Kral Davut (Bölüm 2) Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: Lazarus Uyarlayan: Ruth Klassen Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children www.m1914.org 2007 Bible for
EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 8. SINIF TÜRKİYE CUMHURİYETİ İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ
KASIM EKİM 2017-2018 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 8. SINIF TÜRKİYE CUMHURİYETİ İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ Ay Hafta Ders Saati Bir Kahraman Doğuyor
Bir hedef seçtiğiniz zaman o hedefe ulaşmanın getireceği bütün zorluklara katlanmanız gerekir. Her başarım bana ayrı bir heyecan, ayrı bir enerji
Bir hedef seçtiğiniz zaman o hedefe ulaşmanın getireceği bütün zorluklara katlanmanız gerekir. Her başarım bana ayrı bir heyecan, ayrı bir enerji kaynağı olmuştur. Güzel bir şey ortaya koymanın heyecanı
