VEDAT TÜRKALİ Asıl adı Abdülkadir Pirhasan. 1919 yılında Samsun da doğdu. İstanbul Üniversitesi Türkoloji Bölümü nü bitirdi. Maltepe ve Kuleli Askeri Lisesi nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1951 de siyasal eylemlerde bulunmakla suçlanarak tutuklandı. Askeri mahkeme tarafından dokuz yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yedi yıl sonra koşullu olarak serbest bırakıldı. Vedat Türkali 1944-1950 yılları arasındaki ağır baskı döneminde devrimci sanat çevrelerinde ilk kez el altında dolaştırılan gizli şiirleriyle (özellikle İstanbul şiiri ile) tanındı. Şiir uğraşlarını gizlilik döneminden sonra düştüğü hapishane süresince de sürdürdü. 1958 yılında cezaevinden çıktıktan sonra sinema alanında çalıştı. 40 ın üzerinde senaryo yazdı ve üç filmin yönetmenliğini yaptı. Senaryolarını Vedat Türkali takma adıyla yazıyordu. Film alanındaki emekleri günümüz Türk Sineması nda seçkin bir yer tutar. Geniş izleyici yığınlarını da saran bu çalışmalarının genç Türk Sineması nın oluşum ve gelişiminde etkin bir yeri olduğu bilinen bir gerçektir. Yazdığı dört tiyatro oyunu, ulusal gelenek ve değerlere dayanan oyunlar olarak (ikisi türkülerle işlenmiş epik yapıda) özgün öncü nitelikler taşır. 141. Basamak, 1970 de Ankara da sergilendi. Bu Ölü Kalkacak, 1976 yılında İstanbul Belediye Şehir Tiyatrosu nda sergilenirken yasaklandı. Dallar Yeşil Olmalı, 1985 te yayımlandı. Yazdığı son tiyatro oyunu olan Şeytanın Kaşık Oyunları (2000) deprem konusunu işlemektedir. Vedat Türkali, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Barış Derneği yöneticilik ve üyeliklerinde bulundu. Aydınlar Dilekçesi ve Barış Derneği davalarından yargılandı. İlk romanı Bir Gün Tek Başına, 1974 yılında yayımlandı. Bu roman sanatsal ve yazınsal görüşlerinden ödün vermeden sinematografik özelliklerin romana aktarıldığı üstün başarılı bir yapıt olarak heyecanla karşılandı. Türkali, Bir Gün Tek Başına da 27 Mayıs askeri darbesi öncesindeki Türkiye aydınlarının bunalımlı çıkmazını sergiler. İkinci romanı Mavi Karanlık ağır koşullarda aydınlar arası hesaplaşmaya dayanan umutsuz bir sevi romanı olarak 1983 te yayımlandı. Üçüncü romanı Yeşilçam Dedikleri Türkiye için Türk romanında bir dönüm noktasıdır denebilir. Bu yapıtında da Türkali, bir tarih parçasının karmaşasındaki Türkiye nin çelişkilerle yüklü acı tatlı serüvenini bölüşen tanıklarıyla yüzyüze getiriyor okuyanları. Bu Gemi Nereye (1985) adlı düzyazı, söyleşi ve soruşturmalarından oluşan kitabı, Türk Sineması üzerine araştırma yapacaklar için kaynakça niteliğindedir. Önsözlerinde Türk Sineması nın yapısı ile ilgili önemli açıklamaları içeren iki senaryo kitabı var: 1. Üç Film Birden-1979 (Bedrana, Kara Çarşaflı Gelin, Analık Davası) 2. Eski Filmler-1984 (Otobüs Yolcuları, Karanlıkta Uyananlar, Güneşli Bataklık, Umutsuz Şafaklar). 1990 da yayımlanan Tek Kişilik Ölüm, gerçek kişilere ve gerçek olaylara dayalı bir dönem romanıdır. Daha sonraki on yıl boyunca Türkiye Komünist Partisi nin tarihi niteliğindeki, İkinci Dünya Savaşı döneminin siyasal yapısının
sergilendiği Güven adlı iki ciltlik romanını yazar. Bu romanı rahat yazmak için 10 yıl Londra da kalır. Bunların dışında düzyazıları, söyleşileri, savunmaları Tüm Yazıları Konuşmaları (2001), Tüm Yazıları Konuşmaları 2 (2014) adlı kitaplarda toplanmıştır. Ayrıca yazarın Kürt sorunu ile ilgili yazıları Özgürlük İçin Kürt Yazıları (2002), Özgürlük İçin Kürt Yazıları 2 (2014) adlı kitaplarında yer almaktadır. Komünist (2001) adlı bir anı kitabı vardır. Bu kitap çocukluğundan ve tutuklanma sürecine kadarki yaşamından kesitler içerir. 2004 yılında yayımlanan Kayıp Romanlar adlı romanı ise 90 lı yıllar Türkiye sini, siyasi sürgünden ülkesine dönen emekli bir doktorun gözünden anlatır. Kayıp Romanlar ayrıksı bir aşk romanıdır da aslında. Bir İstanbul romanıdır ancak romanın akışı İstanbul dan Diyarbakır a, oradan da İsviçre ye kadar uzanır. Yalancı Tanıklar Kahvesi (2009), 12 Eylül e giden süreçte geçer. Kökleri o yıllara dayanan ve ağırlığını günümüzde çokça hissettiren toplumsal ve siyasal gelişmeler, çatışmalar, toplumsal güç olarak din ve sendikalaşmalar gibi konuların ve olayların sağlam bir fon oluşturduğu roman, 12 Eylül darbesine doğru giderken, kahramanlarının hayatları üzerinden farklı bir bakış açısı getiriyor. Vedat Türkali, senaryoları, oyunları ve romanları ile ulusal ve uluslararası alanda birçok ödül almıştır. Bir Gün Tek Başına adlı romanı ile 1974 Milliyet Roman ödülü ve 1976 Orhan Kemal Roman ödülü; Çekoslovakya da Carlovy Vary Film Festivali nde Bedrana filmiyle, 1982 Cidale, Güneşli Bataklık ile 1982 sendika ödüllerinden başka Dallar Yeşil Olmalı oyunu ile de 1970 TRT Sanat ödüllerini almıştır. 1 Mayıs 2004-1 Mayıs 2005 yılı, aydınların, sanatçıların, kültür sanat kurumlarının ve insan hakları savunucularının katılımı ile Vedat Türkali Yılı ilan edilmiştir. Çok çeşitli etkinliklerle geçen bu bir yıl, ilk kez yaşayan bir aydına armağan edilmiştir. Vedat Türkali, son olarak 2016 da Sarıyer Belediyesi nin düzenlediği, ilkini Yaşar Kemal in, ikincisini Zülfü Livaneli nin aldığı Beyaz Martı Edebiyat Onur Ödülü ne layık görüldü. Edebiyatın çeşitli alanlarında muntazam eserler yaratan Vedat Türkali, 29 Ağustos 2016 da aramızdan ayrıldı..
Vedat Türkali Bir Gün Tek Başına
Ayrıntı: 915 Türkçe Edebiyat Dizisi: 39 Bir Gün Tek Başına Vedat Türkali Son Okuma Zeynep Gençosmanoğlu Vedat Türkali, 2015 Bu kitabın tüm yayım hakları Ayrıntı Yayınları'na aittir. Kapak Tasarımı Gökçe Alper Kapak Fotoğrafı Jordi Elias / Illustration Works Getty Images Turkey Dizgi Esin Tapan Yetiş Baskı ve Cilt Ali Laçin - Barış Matbaa-Mücellit Davutpaşa Cad. Güven San. Sit. C Blok No. 286 Topkapı/Zeytinburnu - İstanbul - Tel. 0212 567 11 00 Sertifika No: 33160 Ayrıntı Yayınları'nda Birinci Basım: İstanbul, Eylül 2015 İkinci Basım: Eylül 2016 Üçüncü Basım: Ekim 2016 Dördüncü Basım: Ocak 2017 Beşinci Basım: Ağustos 2017 Altıncı Basım: Ocak 2018 Baskı Adedi 2000 ISBN 978-605-314-017-7 Sertifika No.: 10704 AYRINTI YAYINLARI Basım Dağıtım San. ve Tic. A.Ş. Hobyar Mah. Cemal Nadir Sok. No.:3 Cağaloğlu İstanbul Tel.: (0212) 512 15 00 Faks: (0212) 512 15 11 www.ayrintiyayinlari.com.tr & info@ayrintiyayinlari.com.tr twitter.com/ayrintiyayinevi facebook.com/ayrintiyayinevi instagram.com/ayrintiyayinlari
Vedat Türkali Bir Gün Tek Başına
VEDAT TÜRKALİ ESERLERİ BİR GÜN TEK BAŞINA / Vedat Türkali MAVİ KARANLIK / Vedat Türkali YEŞİLÇAM DEDİKLERİ TÜRKİYE / Vedat Türkali TEK KİŞİLİK ÖLÜM / Vedat Türkali GÜVEN-1 / Vedat Türkali GÜVEN-2 / Vedat Türkali KOMÜNİST / Vedat Türkali YALANCI TANIKLAR KAHVESİ / Vedat Türkali BİTTİ BİTTİ BİTMEDİ / Vedat Türkali FATMAGÜL ÜN SUÇU NE? / Vedat Türkali BEKLE BİZİ İSTANBUL / Vedat Türkali ÖZGÜRLÜK İÇİN KÜRT YAZILARI 2 / Vedat Türkali TÜM YAZILARI KONUŞMALARI 2 / Vedat Türkali
Birinci Bölüm
1 İkinci katın merdivenlerine gelince durdu. Bir yorgunluk vardı üstünde. Bir iş de yapmadım bugün, havalardan belki de. Basamakları ağır ağır çıkmaya başladı. Sağ eli alışkanlıkla cebine girdi, anahtarı çıkardı. Üçüncü kata gelmişti. Durdu, kapıya, zile, üstte çakılı 16 numaraya baktı. Ne sersem herifim ben, ilk geliyorum sanki. Anahtarı uzattı, yavaşça kilide soktu, döndürdü. Durdu. Kapı zilinin yanındaki adına takılmıştı. Heceledi. Böyleydi; içinde bir ağırlık duydu mu kendi adına kızardı en çok. Ne güzel adlar var dünyada. İçeri girdi, ağır ağır kapıyı kapattı. Kenan!.. Gözün aydın Nerminciğim, akşam oldu kavuştuk. 9
Benim... Tabak çanak tıkırtıları, yağ cızırtıları... Kusura bakma canım, gelemiyorum. Ellerim yağlı... Ses çıkarmadan terlikleri geçirdi ayağına. Bir şey mi dedim gelmedin diye? Severim seni Nerminciğim, biliyorsun; gelmesen de severim biricik karıcığım. Salona geçti, koltuğa bıraktı kendini. Soyunup dökünmeye, yıkanmaya gücü yoktu. Uzandı, raftan bir kitap aldı. Yararı olur böyle durumlarda. Bir şeyler okursun. Dalar gidersin. Her şeyi unutursun çoğu kez. Sadece okumaya yarıyorsa kitaptan iyi afyon yok!.. Saip derdi ama, en çok da kendi okurdu hergele. Başka ne işe yarasın kitap?.. Bedri Rahmi nin şiirleriydi elindeki. Boşuna da alabalık boşuna diyordu. Birkaç dize daha okudu isteksiz, yerine koydu. Ezbere biliyordu çoğunu. Boşuna da alabalık boşuna!.. Duvardaki Brueghel resmine takılıp kaldı. Bir dergiden kesmişti. Ne herif şu Brueghel!.. Nasıl alaylı bakar böyle acılı dünyaya?.. Şu iskeletlere bak!.. Merhaba canım... Nermin ellerini kurulamış, ovuşturarak geliyordu. Gülümseyerek baktı karısına. Nermin eğildi, dudağının kıyıcığından öptü karısını. Ne o? Bir şeyin var senin... Saklayamazsın ki kadınlardan. Soğuk mu kaçtı?.. Yorgunum biraz... Kuşkulu baktı Nermin. O kadar mı? O kadar... Başka ne olsun? Yorgunluk dendi mi iş güç, bulaşık, çamaşır senin için. Ya o hiç bitmeyecek sanılan şey. Brueghel resmine takılmıştı yine. Bir Kenan a, bir resme baktı Nermin. Uzandı, düzeltti eğri duran resmi. Gülerek döndü Kenan a: Hiçbir şey de kaçmaz gözünden, dedi. Kadın toz aldı mı hep böyle bırakır. Temizlik vardı bugün, biliyorsun... Nasıl da anlarsın!.. Kalkalım, çatışacağız yoksa. 10
Zeynep nerede? İçerde, ders çalışıyor. Gelir gelmez odasına kapandı. Sorma... Öğretmen ders vermiş!.. Ama ne şeker oldu Kenan. Siyah önlük, beyaz yaka... Gördüm... Yatak odasına yürüdü koridordan. Çabuk ol da yiyelim Kenancığım. Her şey hazır... Ses çıkarmadan geçti yatak odasına. Kapıyı kapattı. Yatağa uzanıvermek geliyordu içinden. Giysi dolabını açtı, aynada kravatını gevşetti ağır ağır. Tam çözüyordu ki Nermin kapıyı araladı. Soyunma Kenancığım, dedi çekingen, unuttum söylemeyi, Rasimler geliyor bu akşam. Refiş telefon etti demin. Önce anlamamış gibi durup baktı karısına. Dudaklarını oynattı, güçlükle çıkıyordu sözler. Olmaz demedin mi? Bu gece olmaz demedin mi? Bakıp duruyordu Nermin. Ne bileyim, sen... Sonunu getiremedi. Yavaşça çekti kapıyı. Kenan ne yapacağını bilmeden kaldı bir an. Sonra yürüdü kapıya; boynunda gevşemiş kravatı sallanarak koridoru geçti. Allah hepinizin belasını versin! Rasim inin de, Refiş inin de, senin de... Telefonu çevirirken sövgüler kızgınlığın yarısını götürmüştü. Rasim çıktı. Rasim!.. Sen misin? Söyle... Bize gelecekmişsiniz. Gelmeyelim mi? Gelmeyin... Ne bokun var yine? Hemen yatacağım, iyi değilim. Kalkma bir daha da... Eyvallah!.. Dur ulan kapatma. İki laf edelim. 11
Halim yok. Hay patla!.. Yarın uğra bana... Olur... Kapattı, kurtulmuştu. Hiç yoktan bir şey bu da... Yemek odasına baktı. Bekliyorlardır. Kravatını sıkıştırdı, odaya girdi. Yoktu kimse. Masaya oturdu. Biraz sonra Nermin, elinde yemekle göründü mutfaktan. Zeynep e seslendi. Gülümseyerek bakıyordu Kenan a. Niye böyledir bu kız? Gülümsemek zorunda mısın Nerminciğim? Senin gibi olamıyorum ben, dedi Nermin, Kenan ı över gibi. Nasıl diyeyim gelmeyin? Sakın olma benim gibi Nerminciğim; bir de sen oldun mu benim gibi, tamam. Zeynep girip de Kenan ın yanağından öpücükler alınca bir şeyler değişecek gibiydi, değişmedi yine de. Zeynep oralı değildi. Şişkin yanağını boşaltıp Kenan a baktı. Anlaşılıyor babacığım, dedi, sınıfı geçeceğim... Nermin güldü birden. Kenan da gülümsedi ilk kez. Nermin, bunu beklermiş gibi kesik bir kahkaha attı. Zeynep e baktı. Nasıl anladın kızım, dedi, ilk günden?.. Zeynep gülmüyordu. Çok seviyor öğretmen beni, dedi aynı inanmışlıkla. En öne aldı beni... Tabak, çatal sesi, ağız şapırtısı başladı yine. Nermin, sessizliği bölmek ister gibi: Yarın akşamüstü inelim de, dedi, bir şeyler alalım seninle. Zeynep in de pabucu yok... Kenan üzüm yiyordu dalgın. Yarın işim var, dedi soğukça, sen alıver... Sözünü bitirmeden telefon çalmaya başlamıştı. Zeynep fırlıyordu ki Nermin çekip oturttu. Sen yemeğini bitir bakayım... Nermin in yardımına yetişmişti telefon. Ağladı ağlayacaktı Kenan ın sözüne. Alışık değildi bu davranışlarına Kenan ın. Es- 12
kiden... Başını eğip kalktı masadan. Zeynep yemeği bırakmış, içerdeki konuşmaya kulak kesilmişti. İyiyiz anneciğim. Kenan da iyi, saygıları var... Sormayın, öyle şeker oldu ki anneciğim... Anneannem!.. diye fırladı Zeynep. Kenan yalnız kalmıştı. Kalktı, yatak odasına geçti çabucak... Ağır ağır soyunup ev giysilerini geçirdi. Ellerine baktı. Yıkanmamıştı eve gelince. Bu pis ellerle yemeğe oturduk. Neler derdik Zeynep yapsa!.. Her şeyimiz yalan... Yatarken yıkanırım artık. Ağır ağır salona geçti. Nermin bulaşık yıkıyordu. Çanak, tabak sesleri, su şırıltısı. Daracık ev. Daracık mı?.. Anadolu dan gelince Erenköy de, kaynanasının evinde oturmak zorunda kalmışlardı dört yıl. Nasıl bayram etmiştik bu beş odalı evi bulunca, hem de Şişli nin göbeğinde. Şimdi de ne daracık... Böyleyiz işte... Ne yapalım böyle olmayalım da?.. Değişeceğiz; yasa bu... Ne şiirler yazdık, ne söylevler çektik bir zamanlar. Değişmeyen tek şey değişmektir de bu ülke niye değişmez? Öööööyle durur! Değişmedi mi? Daha ne olsun? Değişti işte!.. Öfff, çileden çıkıyor adam... En iyisi düşünmemek!.. Kötü toprağa düşmüşüz bir kez. Başka ülkedekiler bizden daha mı güçlü sanki?.. Bu ülke... Başlama yine... Kitaplığın üstündeki Cumhuriyet i aldı. Amerika, Nato, Kızıllar, Vatan Cephesi, Menderes, İnönü... Resimler, yazılar, dizi dizi karalar... Bıraktı gazeteyi. Elinde tepsi ile Nermin görünmüştü kapıdan. Kahveyi uzatırken: Çok selam söyledi annem, dedi... Göreceği gelmiş, hafta sonu gelseniz, dedi. Kenan kahveyi yudumlamaya başladı ses çıkarmadan. Nermin bekler gibi durdu bir an, ağır ağır çıktı. Belli etmemeye çalıştı bir kırgınlığı var gibiydi. Kenan bir süre baktı ardından. Bu kız da bana küser. Ne yapsın?.. Bir-iki yudum kahve iyi gelmişti. Telefon çalmaya başladı birden... Sinirlenmeden kalktı, gitti telefona, koşarak giren Nermin i görmemiş gibi eğildi, duvar dibindeki fişi çekti yavaşça, oracığa bıraktı. Yine aynı 13
umursamazlıkla yerine dönerken dikilmiş kalan Nermin e baktı. Zeynep yattı mı? Bir an durdu Nermin yutkunur gibi. Yıkanıyor, dedi yavaşça, şimdi yatacak. Döndü, çabucak çıktı odadan. Kenan dalgın bakıyordu ardından. Ne yapalım Nerminciğim? Sen de kırgın ol biraz. Ben nasıl kırgınım biliyor musun? Her şeye, herkese, başta kendime. Ne suçun var senin? Bende iş yokmuş. İki tokatlıkmış demek bütün direncim, inancım... Bu kadarı da çok! Bir şey yitirmedim ki inancımdan. Tokat da vız gelir. İnandım mı, koydum mu aklıma, her şey vız gelir. Müfettişe nasıl direndim Konya da? Yalnız müfettişe mi? Bütün kente direndim tek başıma... Kentin kodamanlarına... Yıldırabildiler mi? Yolumu mu kesmediler, dövmeye mi kalkmadılar? Vız gelir bana... Bir not koparabildiler mi? Kimin oğlu olursa olsun, çakar, ne yapalım? Alır tasdiknamesini, o kadar. Bırak şimdi, o başka. O dayak da başka... Benzer mi... Polis müdürlüğündekine? Elin kolun bağlı, geçmiş karşına bir sürü namuzsuz herif; Vatanı satıyorsun ha, ulan puşt, ulan eşşoğlueşşek, diye. Şırraaak, şırraaak. Ayağa fırladı birden. On beş yirmi yıl önce genç bir üniversiteli iken yediği iki tokat ara sıra böyle yeniden patlıyor gibiydi yüzünde. Hele son günlerde öyle sıklaşmıştı ki çıldırmaktan korktu bir ara... Her seferinde de yirmi yıl öncesinin tam tersine, yılgınlık, ürkü değil, gittikçe artan bir kızgınlık, bir başkaldırma kaplıyordu içini. Hele biri, o namuzsuz, o kalın kaşlı polis, o orospu çocuğu... Yorgunlukla çöktü koltuğa yeniden, başını arkaya yasladı, gözlerini kapatıp kaldı öylece. Biraz sonra kapı açılıp da Zeynep iyi geceler demek için girdiğinde, dalmış gibiydi. Zeynep babasına doğru çekingen bir-iki adım attı. Arkadan gelen Nermin tuttu Zeynep i. Bırak canım, diye fısıldadı, baban yorgun, gel!.. 14
Yavaşça çektiler kapıyı. Kenan gözlerini açıp bir süre anlamsız baktı kapıya. Zeynep i de görmek istememişti ilk kez. Kalktı koltuktan, çabuk çabuk yürüdü, koridoru geçti. Yatak odasına girince hemen köşede, pencere yanındaki küçük çalışma masasına oturdu. Lambayı yaktı. Dün gece başladığı bir Dostoyevski romanına uzandı. Sonra birden elinin tersiyle itiverdi. Çekmeceden kâğıtları çıkardı. Baskıdaki bir muhasebe kitabının provaları idi bunlar. Matbaacı sıkıştırıp duruyordu. Bugün de gelmişti. Şunları bitirebilsem ne iyi olacak. Keşke ben almasaydım üstüme. Pekâlâ Matmazel yapıyordu. Ukalalık... Karıştırmaya başladı kâğıtları. Nermin in girdiğini duymamıştı. Nermin, ağır ağır bluzunu çıkardı. Yatağı açtı. Kenan bir baktı, kâğıtlarına döndü yine. Nermin, Kenan a doğru durdu. Çalışacak mısın?.. Şu düzeltmeleri bitireyim diyorum. Bir an sessizlik oldu. Nermin kararsızlık içinde bir kocasına, bir yastığa baktı. Tam soyunacağı sırada vazgeçmiş gibi Kenan a yaklaştı. Eğildi, arkasından, şakaklarından öptü birdenbire. Neyin var canım? Ne olursun biraz konuş benimle... Konuşalım. Eskiden seninle biz... Sonunu getiremedi. Üzüntüyü yenmeye çalışan bir sevecenlik vardı yüzünde. Kenan dönmüş bakıyordu. Ne konuşalım? Buz gibi soru karmakarışık etmişti Nermin in yüzünü. Ne mi konuşalım?.. Bir an bakıştılar. Kenan kararlı, sanki çok haklıymış gibi dimdik bakıyordu. Nermin in dudakları titredi. Hep böyle olurdu. Ağlamaktan korkarak başını çevirdi. Kenan ı da en çok kızdıran şeydi bu. En çirkin saldırış, derdi buna. Nermin de bildiği için bunu, saklamaya çalışır, beceremezdi. Döndü, yatak örtüsünü çekti, yorganı düzeltti. Sesindeki titrekliği örtmeye çalışıyordu. 15
Demek konuşacak hiçbir şeyimiz yok Kenancığım? Ne mutlu sana eğer gerçekten böyle düşünebiliyorsan, rahatsan böyle... Tıkanıyordu. Kenan umursamazlıkla baktı. O kadar çok konuştuk ki. Hepsi boşuna. Umudum kalmadı artık. Rahatım, rahatımın bozulmasını da istemiyorum. Ara sıra böyle çatıştıkları olurdu. Eskiden bıkkınlık kavgası derdi Kenan buna, alaya alarak. Fakat 1959 un sonbaharında başka nedenleri olduğunu da iyice anlamaya başlamıştı. Yalnız on dört yıllık evlilikle yıpranan değil, bu evlilikle birlikte bitti, yok oldu sandığı şeyler de kımıldıyor, aralarına giriyordu artık. Yine ölü gördün galiba... Acı bir alayla söylenen söz Kenan ı deliye döndürmüştü. Ayağa fırladı. Böyle korkunç anlarında olduğu gibi kekelemeye başladı. Evet... Ölü gördüm yine... Nermin ürktü, bu durumu yaratmak istememişti. Arkası dönüktü Kenan a. Düzeltme, önleme çabası içinde pek de düşünmeden: İstersen başka yere taşınalım, dedi. Şişli Camisi nin önünden geçtikçe ölü görür insan. Kenan bağırmaya başladı: Yolumuzu değiştirelim, rahat edelim. Biz görmedik mi tamam... Bizim rahatımızdan daha önemli ne var bu dünyada? Nermin döndü, kesik kesik soluyordu. Kenan la karşı karşıya gelmiş iki düşman gibiydiler. Ne demek istiyorsun anlamadım. Ben miyim rahatından başka bir şey düşünmeyen?.. Düşündüğünü mü sanıyorsun? Nermin kaskatı kaldı. Ne budalasın... Sen ne budalasın... Sen... Sonunu getiremedi. Birden döndü, hıçkırarak yatağa kapandı. Sarsıla sarsıla ağlıyordu. Kenan deliye dönmüştü. Fırla- 16