İslâmî Türk Edebiyatı Sempozyumu
Neclâ Hoca ile İlgili Hâtıralarım Emine Aksoy Neclâ Hanım ı uzun zaman önce tanıdım. Kaç senesiydi tam olarak şimdi hatırlamıyorum ama o zaman Erenköyü nde oturuyordu. Eşimin (Hasan Aksoy) tez hocasıydı. Hasan Bey, tez çalışması üzerinde konuşmak ve görüşünü almak için zaman zaman Hoca yı evinde ziyâret ederdi. Bu görüşmelere giderken çoğunlukla beni de beraberinde götürürdü. Bizi güler yüzle karşılar, beni de Hasan Bey den ayırmaz, sizler benim çocuklarımsınız derdi. Çok sonraları aynı şekilde bizim çocuklarımızı da benimsedi. Onlara da çocukları gibi davranır, onlarla konuşur, ilgilenir; çocuklarım da Neclâ Hoca yı severlerdi. Hasan Bey ile Hoca nın çalışması sohbet havasında geçerdi. Benim orada bulunmamdan memnun olduğunu hissettirir ve sohbete muhakkak beni de dâhil ederdi. Benim Neclâ Hoca konusunda hiç unutmadığım hâtıram şudur, bunu söylemek isterim. Kayınpederim vefat ettiğinde bize hemen gelmişti ve Emine Hanım, benim hazırda iki hatimim var, onlar kayınpederine benden hediye demişti. Bu benim çok hoşuma gitti. Daha sonra da hep hatimlerinin hazır olduğunu gördüm. Doğrusu o yoğun çalışma şartlarında ne zaman okuduğunu bilemiyorum ama her zaman hazırda hatimi olurdu. Neclâ Hanım misâfiri çok severdi. Kimseyi ikramsız göndermezdi evinden. Yemek yaptığını ya da yemek yapmayı sevip sevmediğini bilemiyorum ama yemeği hep olurdu. Yemeğini zannederim yardımcısı yapıyordu. Evinde, ziyârete gidene ikram edecek bir şeyler bulundururdu. Hoca yı biz de misâfir etmek ister, dâvet ederdik. O ise bizi dâimâ kendi evinde görmek, ağırlamak isterdi. Aşırı ısrarlarımız karşısında dâvetimizi nâdiren de olsa kabul ettiği olurdu. Bu şekilde birlikte kahvaltılarımız ve yemeklerimiz olmuştur. Evinden pek çıkmak istemezdi. Dâvetimizi de zâten bizi kırmamak için kabul ederdi. Yemekle pek arası da yoktu. Çok az geldiği için gelirken hediye de getirirdi. Meselâ bunlardan bir tanesini, getirdiği vazoyu onun bir hâtırası olarak yıllardır saklıyorum.
558 İslâmî Türk Edebiyatı Sempozyumu Neclâ Hoca nın kıyafetleri neredeyse bir forma gibi, hep sâdeydi. Yani pek şatafatlı giyinmezdi. Çalışma hayatı sebebiyle, genellikle etek döpiyes giyerdi. Meselâ saçlarını hiç boyalı görmedim diyebilirim, hep sâde ve doğal, kendi hâlindeydi. Hatırladığım bir diğer konu da başörtüsü meselesidir. Başörtüsü yasağı boyunca talebelerini hep destekledi, hattâ başörtüsü dâvâsını savundu. Bu konuda mağdur olan kız talebeler, dertlerini Neclâ Hoca ya rahatlıkla anlatırlardı. O da dinler ve talebelere moral destek verirdi. Talebelerden ihtiyâcı olanlara burs verdiğini biliyorum, tabi bunu kendisinden duymadım ama biliyorum. Sadece talebeleri ile değil, komşularıyla da iyi ilişkileri vardı. Apartmandaki herkesle görüşür, yan apartmandan da misâfirleri olurdu. Herhangi bir meclis yaptığında, Kur an ve mevlüd gibi duâ meclislerine komşularının hepsi katılırdı. Neclâ Hoca, ileri yaşında bir taraftan Fakülte deki derslerine devam ederken bir taraftan da evde kanser hastası olan ablasına bakıyordu. Ablasının çok duâsını aldı. Vefâtından sonra da hiçbir vazîfesini ihmal etmedi, duâsını yaptı, ikramda bulundu. Tabi bütün komşularıyla birlikte biz de bu meclislere katıldık. Bayram ziyâretlerimizi aksatmazdık. Mustafa (Uzun) beyler ve Hüsrev (Subaşı) beyler de gelirlerdi. Çok memnun olurdu Neclâ Hanım. Mutlaka ikramda bulunurdu. Bu özel günler dışında da Neclâ Hoca yı arar hâlini hatırını sorardım. Ama şunu söylemeliyim ki Hasan Bey benden daha çok ve sık sık hocasını arar, sağlık durumunu tâkip eder, bir şeye ihtiyâcı olup olmadığını sorardı. Aynı şekilde benim de aramamı ister, hatırlatır, belki bana söyleyemeyeceği bir şey olabilir, sen de mutlaka hatırını sor derdi. Eşim hocasına karşı son derece hürmetkârdı. Bunlar çok doğal şeyler olduğu için ayrıca anlatmaya gerek görmüyorum. Neclâ Hoca ile bir de kedi mâcerâmız vardır, onu da anlatmak isterim. Bildiğim kadarıyla hocanın hep kedisi olmuştur. Erenköyü ndeki evinde de vardı, Altunizâde deki evinde de. Evdeki kedisinin yavru hâlini de biliyorum, çok severdi kedisini. Bir gün beni aradı. Kedi hastalanmış, daha dorusu vaktinden önce hamile kaldığı için yavrulayamıyor, öylece yatıyormuş. Veterinere götürülmesi lâzım. Hiç unutmuyorum, günlerden cumartesi. Tatil günü olduğu için her yer kapalı, veteriner bulmak zor. Epeyce araştırıp Erenköyü nde bir yer bulduk, yeğeni Füsun Hanım, Neclâ Hoca ve ben birlikte götürdük. Kediyi o zor durumdan kurtardılar. Röntgeni çekildi her türlü
Necla Pekolcay 559 bakımı, muâyenesi yapıldı, eve getirdik. Neclâ Hoca da büyük bir sıkıntıdan kurtulmuş oldu. Sonuçta kedinin normal şekilde yavrulayamayacağı teşhisi konuldu, ama Hoca kediyi kısırlaştırmadı. Daha sonra aynı sıkıntılı durum yine yaşandı ve Hoca yine benden yardım istedi. Fakat bu defa tecrübeliydik ve sorunu biz hallettik. Hoca, Emine Hanım ın cesâreti bizim kedinin hayatını kurtardı diyerek memnuniyetini dile getirirdi. Araba kullanabildiğim için Hoca yı hastâneye götürdüğüm getirdiğim olmuştur. Bu konuda ihtiyaç hissettiğinde beni rahatlıkla arardı, ben de memnûniyetle elimden geleni yapardım. Vefatından bir sene kadar önce ciddî bir göz ameliyatı geçirdi. Bu ameliyat sırasında yanındaydım, daha sonra kontrollerinde de eşlik ettim. Aslında doktorlar diğer gözünden de ameliyat olması gerektiğini söyleyip ısrar etmişlerdi. Ben kendimi iyi hissetmiyorum ameliyat olmayacağım, ne olur ne olmaz diyerek ikinci göz ameliyatını kabul etmedi. Hoca da sanki hep bir kansere yakalanma korkusu vardı. Belki de hem annesini hem de ablasını bu hastalıktan kaybettiği için olabilir. Son hastalığında da beni aradılar. Daha doğrusu şöyle olmuş. Neclâ Hoca evde düşünce yanında yardımcısı varmış. Yanındakilere Emine Hanım ı arayın demiş. Beni aradılar, hemen gittim. Ambulansı da ben aradım, şoförü Marmara Üniversitesi hastânesine yönlendirdim. Hastânede Hoca ile güzel ilgilendiler. Hemen tedâviye başlandı. Zaten biz de ameliyata girerken çıkarken hep yanındaydık. Aslında ameliyat da başarılı geçti. Ayağa kalkması ve yürümeye çalışması gerekiyordu ama bunu yapamadı. Kısa bir süre sonra, devamlı yatmak zorunda kaldığı için kaslarının eridiği ve yürümesinin artık çok zor olduğu anlaşıldı. Çok zayıftı Hoca. Bu arada yara açıldı sırtında ve bir türlü kapanmadı. Hastânede kontrol ve gözetim altında nasıl o yarayı tedâvi edemediler bilemiyorum. Dediğim gibi, hoca da olduğu için ayrıca ihtimam gösteriyorlardı ama olmadı. Evde olsaydı belki iyi bakılamadı derdik, ama işte hastânede de maalesef durum böyle oldu. Hâlâ düşünürüm acaba eve mi çıkarılsaydı diye, ama öyle bir durumu da yoktu. Sonunda hepimizin bildiği gibi hastâneden çıkamadan vefat etti. Çok iyi bir çevrede yetişmiş, iyi bir eğitim görmüştü. Babasının doktor olması da bunda etkili olmuş olabilir. Meselâ Fransızca sı çok iyiydi. Ama bunlardan da önemlisi bence çok sabırlı bir insandı. Allah a bağlıydı, tevekkül sahibiydi. Hiçbir zaman hâlinden şikâyet ettiğini duymadım. Ne hastalığından ne yalnızlığından şikâyet etmezdi. Zaten
560 İslâmî Türk Edebiyatı Sempozyumu zorlanmaya başlayınca çalışma hayatını bıraktı, kendini her şeyden çekti. Evine çekildi. Neclâ Hanım âile büyüklerimizden birisi olarak duâlarımda her zaman aklıma gelir. Allah rahmet eylesin.