Kapak Resmi: El Vedûd



Benzer belgeler
1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar


11. Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma

GÜLZÂR-I MA RÝFET ELL HACC HÜSEYÝN VEDAD. Ýstanbul

İbadetin Manası ve Çeşitleri

İLİ : GENEL TARİH : Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

Gizlemek. أ Helak etmek, yok etmek أ. Affetmek. Açıklamak. ا ر اد Sahip olmak, malik olmak. Đstemek,irade etmek. Seçme Metnler 25

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

GENEL YAYIN YÖNETMENÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ TALÝP ARSLAN

KURAN YOLU- DERS 3. (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti)

Siz, Kimi Seviyorsunuz? Perşembe, 07 Ekim :38

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal

Herkes bir arayış içinde

AİLE DİNİ REHBERLİK BÜROSU

EHL-İ SÜNNET'İN ÜSTÜNLÜĞÜ.

İLİM ÖĞRETMENİN FAZİLETİ. Bu Beldede İlim Ölmüştür

Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205)

Question. Masumların (Allah ın selamı üzerlerine olsun) velayet hakkına sahip olduklarının delili Nedir?

Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu

Peygamberimizin (sav) Ramazan Ayı nı İhya Edişleri

GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

Wessalatu wesselamu ala Rasuluna Muhammedin we ala alihi we sahbihi ecmain. Allahumme Rabbena ya Rabbena takabbel minna inneke entessemiul alim.

SEÇİM VE GEÇİM Perşembe, 31 Ekim :31

M VE NAZARDAN KORUNMA VE KURTULMA YOLLARI. lar aha beteri. dir veya 7 2. Y. 4. a bakarak " " dersek h 6. olarak sadaka verme.

Kur an ın Bazı Hikmetleri

"Biz senden önce de hiçbir beşere dünyada ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar baki mi kalacaklardır?" (3)

İmam Humeyni'nin vasiyetini okurken güzel ve ince bir noktayı gördüm ve o, Hz. Fatıma

GÜNAH ve İSTİĞFAR. Israr etmek kişiyi nasıl etkiler

Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.

TEVRAT VE İNCİL DE İSLÂM A UYGUN ABDEST, NAMAZ, ORUÇ, HAC, ZEKAT, KURBAN İBÂDETİ VE ÎMAN ESASLARI

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

İslamiyet in dirilmesi bizden fidye ister. Cenab-ı Hak:

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Tefsir II ILH

Muhammed Salih el-muneccid

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu büyük şeyhi Muhammedi Bakibillah'a yazmıştır.

Şeyh den meded istemek caizmidir?

AİLE KURMAK &AİLE OLMAK

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

Asr-ı Saadette İçtihat

EY İMAN EDENLER! Allah ın emrine uygun yaşayın

5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ

Istılah olarak;peygamber Efebdimiz zamanında yaşamış ve de Peygamber Efendimizi görerek ona inanmış olan kişilere denir.

Rahmân ve Rahîm Ne Demektir?

EUZU - BESMELE. Kovulmuş Şeytan dan Allah a Sığınırım. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla KUR AN EUZÜ - BESMELE İNSAN

Gerçek şudur ki bu konu doğru dürüst anlaşılmamıştır; hakkında hiç derin derin düşünülmemiştir. Ali-İmran suresinde Allah (c.c.) şöyle buyurur; [3]

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

AYRILMAMAK ÜZERE İNKIYAD ETMEK.

AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL

Düzelti Ömer ÇETİNKAYA 1. Baskı, Haziran Baskı:... Ofset Tel: Y0003- ISBN: Diyanet İşleri Başkanlığı


Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI

tarafından yazıldı. Pazartesi, 13 Ağustos :33 - Son Güncelleme Pazartesi, 13 Ağustos :52

Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23)

TİN SURESİ. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ. 3 Bu güvenli belde şahittir;

Asiye Türkan MÜ MİNLERİN ANNESİ HZ. AİŞE

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız


Kur an Kerim ayetlerinde ve masumlardan nakledilen hadislerde arş ve kürsî kavramlarıyla çok

Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesin olarak inanırlar. Bakara suresi, 4. ayet.

Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim :03


ISLAM Kim, Îslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.

ÞÝÝR YAZARKEN NELERE DÝKKAT EDÝLMELÝ? / Kadir ÇETÝN

Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir.

Hac ve Umre İle İlgili Mekânlar

Nasrettin Hoca ya sormuşlar: - Kimsin? - Hiç demiş Hoca, Hiç kimseyim. Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca: - Sen kimsin?

Seyyid Abdülkadir Geylâni hazretleri küçük yaşta iken, annesinden Bağdat a giderek ilim öğrenmesi için izin ister.

Adeta Rabbimiz Efendimizi taltif ve teskin etmek,şevk ve gayretini arttırmak amacıyla huzuruna almıştır.

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.

Edeb Ya Hu! Cumartesi, 03 Ocak :31

KUR'ANDAN DUALAR. "Ey Rabbimiz, Bize dünyada bir iyilik, ahrette bir iyilik ver. Bizi ateş azabından koru." ( Bakara- 201 )

İÇİNDEKİLER. Takdim... 9 İTİKAD ÜNİTESİ. I. BÖLÜM Din Din Ne Demektir? Dinin Çeşitleri İslâm Dini nin Bazı Özellikleri...

M. Sinan Adalı. İllustrasyonlar: Sevgi İçigen. yayın no: 114 NASIL MÜSLÜMAN OLDULAR? / 2

MİRÂC-I NEBİ. - Sen kimsin? - Ben Cebrail'im. - Yanındaki kim?

SON GÜN. için/içinde KURAN-HABER DE EZAN MUCĐZESĐ

HAYATIN GAYESİ ASİYE TÜRKAN

Sunabihi (Rah Aly.) anlatıyor: Ölüm döşeğinde yatmakta olan Ubade b. Samit'i (R.A.) ziyarete gittim. Onu gürünce ağladım. Ubade, "Dur biraz!

Gençlik Eğitim Programları DAVET

Hafta Konu Ön Hazırlık Öğretme Metodu

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK

Kur'an ve Anlam. Yazarlar Mürsel Ethem Yusuf Topyay Mehmet Akın. Editörler İsmet Eşmeli Mehmet Akın ISBN:

1- Aşağıdakilerden hangisi suhuf gönderilen peygamberlerden biri değildir?

Yýldýz Tilbe 1 ADAM OLSAYDIN. Söz-Müzik: Yýldýz Tilbe. Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar. Kendini arattý, beni bulmadý yar

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu an hayatta ve yeryüzünde hazır mıdır? Abdulkerim el-hudayr

ZEKÂTIN FARZ KILINMASININ HİKMETİ

İÇİNDEKİLER. Maide Suresi 116 Ve 117. Ayetlerinin Manası Nedir? Teveffi Kelimesi Ve Arap Dili. Teveffinin Manasıyla İlgili Hodri Meydan

İmanda Mürakebe Bilinci - Akaid - Dr. Mehmet Sürmeli'nin kişisel web sitesine hoşgeldiniz.

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

Dua ve Sûre Kitapçığı

TÂĞUT KELİMESİNİN ANLAMI

Transkript:

Kapak Resmi: El Vedûd

SOHBETLER II ELL HACC HÜSEYÝN VEDAD Ýstanbul 2015

SOHBETLER II E L L H A C C H Ü S E Y Ý N V E D A D Editör: Þafak TUNÇ Redakte/Tashih: Hýzýr ERCAN Baský Tarihi 1436 /2015 Ýletiþim Web: http://huvallahu.com e-mail: ellhuve@hotmail.com Basým Yeri: Seçil Ofset Matbaacýlýk ve Ambalaj Sanayi Ltd. Þti. Tel: (90) 212-629 06 15 pbx ISBN 978-605-64367-5-8

Ý Ç Ý N D E K Ý L E R DÎBÂCE...1-2 MÝSAK...3-43 Bezm-i Elest........3-20 Her Ýnsan Topluluðu Ýmamlarý Ýle Davet Edilecektir... 20-23 Hüve'yi Tam Manasý Ýle Ýdrak Etmek Ebedi Olarak Mümkün Deðildir...24-25 Nebilerden Hz. Muhammed'e Misak Alýnmasý...... 26-33 Hz. Yahya'nýn Hz. Ýsa'dan Misak Almasý...33-35 Misak-ý Galîz........35-38 Hz. Muhammed'in Þahitliðini Kabul Edenin Misaký Tamamdýr....38 Hüve'nin "Ben Yeryüzünde Bir Halife Kýlacaðým" Arzusunun Tam Açýlmasý Hz. Muhammed'dir....38-40 Sâk Sýrrý Açýldýðýnda....... 40-43 SABÝÎLER...45-48 MUHKEM MÜTEÞABÝH...49-57 Muhkem-Müteþabih Konusunda Ulemanýn Ýdraki...50-51 Muhkem-Müteþabih Konusunda Velâyetin Ýlhamý...51-52 Zamanýn Sahibi ve Muhkem-Müteþabih...52-55 Zamanýn Sahibi ve Ümmül Kitap...56-57

NASÝH-MENSUH......59-66 ALTIN ORAN...67-91 Tarihte Geçmiþ Medeniyetlerin Býraktýklarý Belgelerde Altýn Oraný Gösteren Hususlar...72 Ýnsanda Altýn Oran'ý Gösteren Hususlar.....72-73 Ýnsan Bedeninde Altýn Oran Örnekleri... 73-74 Bir Erkek Ve Bir Kadýn Yapý Ve Düþünce Olarak Deðiþik Olmalarýna Raðmen Allah'ýn Nizamýnda Birlikte Olurlarsa Altýn Oran'ý Yerine Getirmiþ Olurlar... 74-77 Allah'ýn Yaþamdaki Nizamý Bütün Âlemlerin Bir Kudretten Meydana Geldiðini Bildirmektedir... 77-79 Ayetlerde Ýþaret Edilen Bütün Varlýklar Ve Her Þey Bir Hesap Üzere Meydana Gelmiþlerdir...79 Süre-i Mülk.....79-85 Ýbadet Bir Ölçü Ve Nizamdýr... 85 Velâyet Anlayýþýnda Altýn Oran....85-90 Altýn Oran Ve Ebedilik... 90-91 RAKAMLAR...93-104 Rakamlar Rabbimizin Sýfat Arzularýndandýr... 94-98 Rakamlar Allah'ýn Programýný Ýþaret Etmektedir.....98-102 Ýbadetler ve Rakamlar... 103-104 HÂTÎME...105-107 YAYIMLANMIÞ ESERLER...109-111

DÎBÂCE B i s m i l l a h i r r a h m a n i r r a h i m Allah ýmýz ilk günden beri birçok peygamber ve uyarýcý yollamýþtýr. Böylelikle kullarýn bilgi alarak yaþama uymalarýný ve terakki etmelerini arzu buyurmuþtur. Ancak insanlarýn çoðu yaþadýklarý hayatý esas alarak hüküm vermeye çalýþmýþlardýr. Bu da hakikati bilmede eksik kalmak demektir. Bu kitapta bazý konulardaki hususiyetlerden bahsettik. Çünkü Allah ýmýz her an bütün âlemleri terakki ettirmektedir. Bu hususa dikkat etmek ve ona göre hareket etmek icap eder. Bu kitapta zikredilen konular bu kadar mýdýr? Denirse, her geçen zaman içinde Rabbimizin arzularý ve her zaman içinde o zamana uygun anlatýmlar olabilir. Ýnsanlar samimi olarak maneviyata yaklaþmalýdýr. Dinde zamana uymayan anlatýmlar inanç üzerinde menfi etki etmiþtir. Maneviyattaki bazý konularý günümüz anlayýþý içinde ifade etmek icap ettiði görülmektedir. Maneviyat anlayýþýný zamanýmýza göre idrak etmek iman bakýmýndan makbuldür. Her inanç sisteminde birçok yanlýþ anlamalar olmaktadýr. Bu kitapta ele alýnmýþ konular bugüne kadar tam olarak aydýnlatýlamamýþ konulardýr, bu bakýmdan bu konularý seçtik. 1

Zamanýmýzda din ve maneviyat anlayýþýnýn çok deðiþtiðini söylemek isteriz. Bu þartlar altýnda insanlarýn doðru bir yol bulmasý zor görünmekle beraber Allah ýn rahmetinin gadabýný geçtiðini düþündüðümüzde bütün insanlar için Allah ýmýzýn rahmetini talep ederiz. Hüve t Tevfiku r Refîk ELL HACC HÜSEYÝN VEDAD 2

MÝSAK B Ý S M Ý L L A H Ý R R A H M A N Ý R R A H Ý M BEZM-Ý ELEST Bezm-i Elest, Farsça ve Arapça iki kelimeden oluþmuþ "elest toplantýsý" manasýna gelen bir tabirdir. A'râf Sûresi'nin 172 âyetinde, Allah'ýmýz kendisinden teþkilatlandýrmýþ olduðu ruhlara; "Eles-tü bî-rabbiküm/ Ben sizin Rabbiniz deðil miyim?" buyurduðunda, ruhlar, "Belâ! / Öylesin, Rabbimizsin!" dediler. Böylece Allah ile ruhlar arasýnda "misak" vuku bulmuþtur. A'raf sûresi 7/172. âyetinde; Ve hani Rabbin Âdemoðullarýndan, onlarýn zuhurlarýndan zürriyetlerini tutmuþtu ve "Sizlerin Rabbiniz deðil miyim?" diye onlarý nefisleri üzerine þahit eylemiþti. "Evet, þahidiz," dediler. Böyle yapmamýz Yevm-i kýyamette "Biz bundan gafil olmuþtuk" dememeniz içindir." buyrulmaktadýr. Ruhlardan nefisleri üzerine misak alýnmasý daha sonra ahirette, bizim bu misaktan haberimiz yoktu denmemesi içindir. 3

Hakikat âlemindeki misakýn dünya âlemindeki sureti, her zamanýn insanlarý olan peygamberler ve veliler ile onlara tâbi olan insanlar arasýndaki ahidleþmedir. O halde Bezm-i Elest teki bu misak tatbikatý peygamber ve velilerin bir vazifesi olup, her Zamanýn Ýnsaný Allah adýna kullara bu teklifi yapar. Rabbimizin yaratma tertibinde kendisinden baþka bir varlýk olmadýðý için halkettiði bütün varlýklar kendisini iltizam eder. Bu yaratýlýþ tertibinde evvela ruhlar yaratýlmýþtýr; yaratýlan ruhlar da kendisidir. Asliyyetin bir parçasý olan varlýða bir "isim" lütfedildiðine göre, isim alan o varlýk Hakk ý temsil eder. Misak, bu idrak ile deðerlendirildiðinde Allah'ýn kendisinden kendisine yapacaðý tatbikatýn hususiyetlerini ihtiva etmektedir. Ruhlardan nefisleri üzerine misak alýnmasý, Allah'a iman için söz alýnmasýdýr. Bu sözün alýnmasý "menfi" tatbikatýnýn da baþlayacaðýný iþaret etmektedir. Müspet ve menfi tatbikatý ile ilgili imtihan olacaktýr. Onun da tecellisi Âdem'de zuhur etmiþtir. Bütün mesele, verilen misakta sabit kalmaktýr. Bu misaka uyulmadýðý takdirde ne olacaktýr? 4

Rabbimiz arzu ettiði ruhlara bir isim ve muhtariyet lütfetmektedir. Ancak muhtariyetin yani serbest kalmanýn bir mes uliyeti olduðu bilinmelidir. Allah ýn nizamýna uymak icap eder. Bir misal olarak orkestrada pek çok müzik aleti içinde birisinin çatlak bir ses vermesi ahengi bozar. Ahengi bozanýn akýbeti düþünülmelidir. Allah ýn bir nebze rýzýklanmak için yaratmýþ olduðu bu âlemde bu rýzkýn peþinde olmayanlar, yaratýlma gayelerini boþa çýkarmýþ ve nefislerine zulmetmiþ olurlar. Fetih sûresi 48/18. âyetinde; Hakikaten, aðacýn altýnda sana biat etmiþ olan müminlerden Allah razý olmuþtur. Kalplerinde olaný bildi ve onlarýn üzerine sekînet indirdi ve onlara yakýn bir fethi sevap olarak verdi." buyrulmaktadýr. Ýslam tarihinde Hudeybiye de Peygamberimiz ile ashabý arasýndaki Rýdvan Biatý, ayný zamanda, "Bezmi Elest"teki ilk ikrar ve biatý temsil etmektedir. Allah, kudret ve rahmet elini kendine yakýn olanlarýn üzerinde tutar. Bu tatbikat, bütün kullarýn Allah isminde birleþmelerini de iþaret etmektedir. Hüve'nin açýldýðý mümessil nokta olarak velâyet gönüllerinde toplanan mü'minler esasta Allah'ýn zâtîyetinde cem olmuþ olmaktadýrlar. 5

Hz. Süreyya þöyle buyurmuþlardýr: Ru-be-ru yevmi elestte ahd ü misak eyledik Öyle baðlandýk ki asla koymadýk hiç bir gedik Tâ ebed mal eyledik yekdiðere kendimizi Allah ýmýzýn Bezm-i Elest teki hitabýna hemen evet diyen ruhlar yeryüzünde de bu teklife muhatap olduklarýnda hemen kabul ve tasdik ederler. Allah'ýn lütfettiði gönül noktasýna hemen iman etmek, Allah'a bir iman ve ikrar olsa gerektir. Hemen ikrar etmek hali insanlarýn 'bezm-i elest'te verdiði sözün paralelinde hemen ikrar etmelerini iþaret etmektedir ki, onlar mümin olarak vasýflandýrýlmýþlardýr. Bugün her insan kendisini tam mânâsý ile biliyor mu? Duygularý her zaman ayný mýdýr? Ýnsan varlýðý Allah'ýn bir görünmesi olduðuna göre onda da namütenahi hususiyetler vardýr. Ýnsan dýþýndaki varlýklarý düþündüðümüz zaman, her varlýk kendi programýnda olan ve kendisine tayin edilen vazifeyi yerine getirmektedir. Onlarda da müspet menfi cereyaný vardýr ama insan ile mukayese edilemeyecek kadar azdýr. Allah'ýmýz; "Ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim ve âlemleri yarattým buyurmuþtur, O halde 6

Allah ýn bu arzusu ve takdiri ile sonsuz isimler yaratýlmýþ ve âlemlerde tatbikat bulmuþtur. bu durum, Allah ýn sonsuzluðunu iþaret etmektedir. Hz. Süreyya bir varidatlarýnda þöyle buyurmuþtur: Bin can ile bîhab u huzur özlediðim yar Ben olmýyayým mý buna billah þaþýverdim Bu beyan Hüve'nin kendisinden kendisine bilinçli olduðunun aþikâr kýlýnmasýdýr. Bu bilinçteki husus nedir? Bu bilince gelmiþ olan insan ile bu bilince ulaþamamýþ insanýn durumu nedir? Hüve'nin kendisinden kendisine bilici olma irfaniyetini yaratmýþ olduðu insanda bilince getirmesi insan için ulaþýlacak son makam mýdýr? Yoksa daha var mýdýr? Hüve'nin arzu buyurduðu ve yarattýðý ruhun terakkisinde bir sonsuzluk vardýr. Bu dünya, "bir nebze rýzýklanma" yeri olduðuna göre bu dünyanýn fevkinde namütenahi rýzýklarýn insaný beklediði düþünülebilir. Meryem sûresi 19/62. âyetinde; Orada boþ lâf iþitmezler illâ selâmdýr. Ve orada, sabah ve akþam, rýzýklarý kendileri içindir" buyrulmaktadýr. 7

Âyette "sabah akþam rýzýklarý verilir" buyrulmasýndaki mânâ, manevi terakkiye iþaret etmektedir. Sabah ve akþam yani sürekli ve devamlý olarak lütfedilen rýzýklarý ile manevi terakki ölçüsüne iþaret buyrulmuþtur. Ýlâhî âlemde de manevi ilim ve terakki vardýr, âyette buna iþaret edilmiþtir. Buradaki rýzýk hem manevi hem maddi rýzýk ile ilgili olsa gerektir. Ýlâhî âleme göre "an" mesabesinde olan dünya yaþamýnda insanýn yetiþmesi sadece bu dünya ile mukayyet olmasa gerekir. Sonsuzluk karþýsýnda bu dünya yaþamý neredeyse hiç mesabesindedir. Ýnsan bu dünya yaþamýnda "madde"yi tahsil etmektedir. Yani bizler bu âlemde cismani bir varlýk olarak cismaniyetin terakkisini aðýrlýklý olarak yaþýyoruz. Ruh, Allah'ýn arzusudur. Ruh Allah'tan ayrý görülmemelidir. Allah'ýmýzýn ruhlarý yaratmasýnda ne arzusu varsa, o arzu bu dünyada mer'iyyette olacaktýr. Ýlk yaratýlýþta Musa imaný taþýyan ruhun mazhariyeti ile Firavun arzusu olarak yaratýlan ruhun mazhariyeti Allah için malumdur ve bu arzular kendileri için tayin ve tespit bulunmuþ olaný bu dünya yaþamýnda tatbik edeceklerdir. Rabbimizin; "bilinmekliðime muhabbet eyledim ve bu âlemleri yarattým" arzusunun tahakkuku için ruhlarýn nefisleri üzerine verdikleri þahitliði unutmalarý icap ediyordu. Bu tertip kendisindeki namütenahiliði 8

ayan kýlmak içindir. Burada "bilinmeklik" arzusunun kendinden kendine olduðu görülmektedir. Peki, insan bu dünyaya geldiði zaman neden Elest meclisinde; "nefisleri üzerine verdikleri þahitliði" unutuyor? Buradaki hususiyet nedir? Âdem'in de ahdini unutmasý ve insanýn dünyaya geldiði zaman Allah'a verdiði ahdini unutmasýnda namütenahi hikmetler vardýr. Bezm-i Elest'te Rablerine verdikleri ahidlerini unutan insanlar için Allah'ýmýz peygamberler ve veliler göndermiþtir. Her zamanda ve her ortamda zuhur eden vazifeli gönüller insanlarý aslýmýz olan Allah'ýmýza davet etmiþlerdir. Bu durum Allah'ýmýzýn kullarýna olan rahmetini göstermektedir. Ruhlardan nefisleri üzerine misak alýnmasýna raðmen dünya hayatýnda insanlar Rablerine verdikleri misaký unutmaktadýrlar. Çünkü dünya hayatýnda nefis daha galiptir. Bezm-i Elest'te verilen misak nefisler üzerinedir. Dünya hayatýnda nefislerin imtihaný söz konusudur. O halde Allah'ýmýzýn peygamberler ve veliler göndererek insan nefislerini terbiye etmesi ve ruhun galip gelmesi ile kullar, Bezm-i Elest te verdikleri misaklarýna uygun olarak terakki ederler. Ve böylece ruh nedir, nefis nedir sorularýnýn cevaplarýný tatbikat ile bilmiþ olurlar. Bu durumda artýk insan varlýðýnýn hata ve nisyanlara düþmeden 9

cennetlerde yaþayacak terakki ve makama gelmesi mümkün olur ki, bu durum Allah'ýmýzýn rahmetindendir. Ýnsanlarýn ahidlerini unutmalarý Allah'ýmýzýn "rahmet" isminin "gadab" ismine galip gelmesini iþaret eden bir hususiyettir. Ýnsan unutacak ki, Allah'ýn rahmet isminin galibiyeti tecelli etsin. Bu program insana zahmet olsun diye deðil rahmet olsun diyedir. Ýnsan kendisini yaratan Allah için-hâþâ-hata ve kusur aramamalýdýr. Bu þekilde düþünenler düþüncelerini doðrultmalýdýr. Yaratan ilâhî kudrette hata ve kusur olmaz. Seven, sevdiðinde hata ve kusur aramaz. Allah'a âþýk olan, Allah'ýn programýnda eksiklik görmez. Allah'ý samimi bir kalb ile sevenler daha ileri terakki eder ve selamet bulurlar. Allah'ýmýz sonsuzdur, yaratmýþ olduðu sonsuz âlemlerde her âlemin bir makamý vardýr. Allah'a ne kadar iltica edilirse, Allah'ýmýz o kadar rahmet lütfeder. Allah'ý kendi idrak ve makamlarýna göre mahdut düþünenler kendi nasiplerini tahdit ederler. Velâyet, Allah'ý asla mahdut düþünmez. Allah'ýn zâtiyet-i ilâhîyesini zikredenler âlemler üstü bir idrak ve anlayýþla Allah'ý idrak etmeye çalýþýrlar. Velâyet, Allah'ý âlemler üstü olarak ve hiçbir varlýk ile kýyaslamadan zikreder, Allah'ýn sonsuzluðunun ihata edilemeyeceðini idrak eder. 10

Hac sûresi 22/74. âyetinde; Allah'ýn kadrini hakkýnca takdir edemezler. Muhakkak ki Allah elbette kavîdir, azizdir." buyrulmaktadýr. Sevgili Efendimiz bir hadisinde; "Allah'ýn yarattýklarýný/sanatýný düþünün, Onun zâtýný düþünmeyin" (Taberani, Beyhakî) buyurmuþlardýr. Velâyet, Allah'ýn zâtýný düþünmekle bilmez, çünkü yaratýlmýþ olan O nun sonsuzluðunu tam olarak idrak edemez. Velâyet gönülleri Allah'ý Allah'ýn bildirmesi ile bildiler, tanýdýlar. Allah'ýn sonsuz tecellilerine mazhar oldular. Düþünmekle, akýl ile bilmediler, bizzat Allah'ýn öðretmesi ile tatbikat ile bildiler. Hz. Muhammed Allah'ý düþünmekle mi bildi? Akýl ile mi gördü? Hayýr! Allah'ýn bildirmesi ile bildi. Allah'ýn lütfettiði tecelliler ile hissetti. O halde hadis-i þerifi bu þekilde anlamak daha doðru olur. Tekmil peygamberan ve evliyayý kiram, Allah'ýmýzýn lütfetmesi ile namütenahi tecelliler ile Allah'ýmýzýn bildirmesi ile Allah'ý tanýdýlar ve bildiler. Ýnsan aklý bu dünya yaþamý ile ilgilidir. Ýlâhî âlemi bile bilmeyen insan, düþünmekle Allah'ýn zâtýný nasýl bi- 11

lebilir? Ýnsan, ilâhî âlem ile ilgili olarak kendisine ne lütfedilirse onu bilebilir. Velâyet Allah'ý, Allah'tan aldýðý ruhî beyanlara göre tasdik eder. Akla göre deðil gönle göre deðerlendirme yapar, buna da ÝLÂHÝ AÞK derler. Allah'ýmýz kuluna yakýnlýk verme hususiyetini velâyet ile açmýþtýr. Allah'ýn bilinme arzusu velâyettir. Hatmül Velâyet ile bu yakýnlýk hususiyetinin kendisinden kendisine "Vedud" sýrrýnýn tecellisi ile olduðunu ayan etmiþtir. Hatmül Velâyet, Allah'ýn bu tertibini ve tatbikatýnýn zuhur ettiði noktadýr. Allah'ýmýzýn; "Ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim ve âlemleri yarattým" arzusundan ÝNSAN yaratýlmýþtýr. O halde Allah'ýn bu arzusu ve takdiri ile sonsuz isimler yaratýlmýþ ve âlemlerde tatbikat bulmuþtur. Bu durum, Allah'ýn sonsuzluðuna iþaret etmektedir. "Bilinmeklik" arzusunun insandaki tecellisi, Hakk ile Hakk olmaktýr. Allah'ýmýz bunu Hatmül Velâyet ile haber veriyor. Ýnsan ruhu "ve nefahtu fiyhi min ruhî - ve ona ruhumdan nefhettiðimde" (Sâd Sûresi 38/72.) âyeti ile lütfedilen, Allah'ýn nefhettiði ruh olduðuna göre, ÝNSAN, Allah'ýn bilinmeklik arzusunun görünme noktasýdýr." 12

Allah'ýn bu idrakteki velâyet arzusunun Hatmül Velâyet ile izharý, Allah'ýn kendisinden kendisine bilici olmasýndaki hususiyeti çaðrýþtýrmaktadýr. Allah'ýn zâtiyetindeki "TEK"liðin tam olarak idrak edilmesi mümkün deðildir. Bu teklikteki yalnýzlýða sadece Allah tahammül eder. Âdem, Allah'ýn tekliðine nazire olarak tek yaratýlmýþtýr. Ancak Âdem buna tahammül gösterememiþ ve "Ben neden yalnýzým" diye iltica etmiþtir. Bunun üzerine Allah'ýmýz, Âdem'in kendi varlýðýndan Havva'yý yaratmýþtýr. Hiçbir varlýk Âdem'in künhünde ve ayarýnda olmadýðý için, Havva Âdem'in varlýðýndan yaratýlmýþtýr. "Sen olmasaydýn Sen olmasaydýn Ben âlemleri yaratmazdým'"(levlake...) (Acluni, II: 164; Hakim el Müstedrek, II: 615) hadis-i kudsîsinde Allah'ýn arzularýnýn Deryayý Nuru Muhammed ile tecelli edeceðini bilmek icap eder. Allah'ýn, Ýnsan varlýðýnda tecelli ettireceði hususiyetler Âdem'in yaratýlmasýnda tamam deðildi. Hz. Muhammed ile Allah'ýmýzýn insan varlýðý için arzu buyurduðu hakikat idrake gelmiþtir. Ýnsan varlýðý, insanlýðýný Allah'ýn Deryayý Nuru Muhammed tecellisine göre idrak etmiþ olur. 13

"Lâ mevcude Ýllâ Hû / Hû'dan baþka mevcut yoktur" esas alýndýðýnda biz mi Allah'ý biliyoruz? Yoksa bizden görünen Allah, kendini mi biliyor? Allah göründüðü noktadan arzu buyurduðu idraki lütfeder. Bu biliþte kuldan Allah'a gidiþ deðil, Allah tan kula bir gidiþ vardýr. Allah, kulunda kendisini bildirirse bilinebilir. Bu da Allah'ýn bildirdiði nispet kadardýr. Hangi kulda ne arzu ettiyse o kadar bilinir. Allah'ý bilmek þekil ve suret olarak düþünülür ve tahdit edilirse bu doðru olmaz. Velâyet dýþýnda olanlar Allah'ý bilmeyi sadece tek bir idrakte toplamak olarak düþünür ancak bu doðru deðildir. Ýnsan varlýðýnda müspet de var menfi de var. Ama müspet ve menfi cereyanýn olduðu insan varlýðý pek çok ulvî hasletler de taþýmaktadýr. Bütün varlýklar insana nazire olarak yaratýlmýþtýr; her þey insana müsahhar kýlýnmýþtýr; bütün varlýklar insanýn emrine verilmiþtir. Ýnsanda hem ruhaniyet, hem cismaniyet, hem maneviyat, hem maddiyat, hem ulviyyet, hem sufliyyet... hepsi var; yaratýlan her varlýðýn bir özeti insanda var. Allah'ý en güzel ve en kamil temsil eden varlýk insandýr. Ýnsan kendi varlýðýna lütfedilen bu hususiyetleri düþünmeyip kendi mazhariyetinin altýnda olarak yaratýlan "maddeye kulluk etmesi" elbette makbul olmamaktadýr. 14

Allah'ýn irsal eylemiþ olduðu nebiler ve veliler insanlarýn Bezm-i Elest'te vermiþ olduðu misaký hatýrlatmak vazifesini yüklenmiþlerdir. Velâyet, Allah'a olan ahdi ikrar ettirmek içindir. Allah'tan hüccet ve vazife almadan Allah adýna insanlara Mürþidlik yapanlarýn nasýl büyük bir mes'uliyet altýna girdiklerine dikkat etmeleri icap eder.. O mes'uliyetin altýna girenlerin makamý neyse, onun peþinden gidenler de onu önder ittihaz ettiðinden, onunla birlikte deðerlendirilir. Böylelikle her nefis say ettiðinin karþýlýðýný görür. Velâyet fiiliyattýr, insan ruhlarýný ilâhî âleme hazýrlamak vazifesini yüklenmiþtir ki, bu insanýn dünyaya gönderilmesindeki esas gayeyi iþaret eder. Velâyetten lütfedilen sohbet ile ruhlar huzura kavuþur ve memnun olur. Ruhun memnuniyetinin nedeni Bezm-i Elest'te misakýn ruhlardan nefisleri üzerine alýnmasýdýr. Misak, ruhlardan nefisleri üzerine alýnmýþtýr. Ruh verdiði misaka sadýktýr, nefis ise bu kesret âleminde dünyaya meyillidir. Nefsin dünyaya meyletmesi insaný menfi olana sürüklemektedir. Ýnsan, Bezm-i Elest'teki misakýný dünyanýn gulgulesine kapýlarak unutmuþtur. Allah, insaný tapma duygusu ile yaratmýþtýr. Tapma duygusu, ruhun verdiði misakýn 15

yansýmasýdýr. Bütün mesele bu duygunun Allah'ýn makbul tuttuðu bir þekilde deðerlendirilmesidir. Âdem ve Havva'nýn Allah'a verdikleri sözü unutmalarý gibi insan da Bezm-i Elest'teki misakýný unutmuþ gözükmektedir. Bu, Allah'ýn ilâhî programýnýn icabýndan kaynaklanan bir husustur. Ýbn-i Abbas'dan gelen bir rivayet þöyledir: "Âdem, Allah'a olan ahdini unuttuðu için ÝNSAN ismini almýþtýr." Peygamber Efendimiz; "Âdem unuttu, evlâdý da unutur" buyurmuþtur. Nitekim Rabbimiz Kur'ân-ý Kerîm'de þöyle buyurur: Ve andolsun daha önce Âdem'e ahid vermiþtik de unuttu. Ve onda azim bulmadýk" (Tâhâ: 115). Her sýfatý yaratan Allah, insan varlýðýnda sonsuz sýfatlar yarattý ve o sýfatlara isimler verdi. Ýnsandaki bu isimlerin zatiyete yani ruha secde ve itaat etmeleri gerekiyordu ki, zât bilinsin. Ýþte; bilinmekliðimi arzu buyurdum sýrrýndaki bir mânâ da budur. 16

Ve iþte insandaki nefs-i emmare, þeytan, mekir, gadap... gibi menfi sýfatlarýn terbiye olup ruha yani zâta secde ve itaat etmeleri için ruhlardan nefisleri üzerine misak alýndý. Ruh için itaat etmemek olmaz. Nasýl ki Allah'ýn sýfatlarý var; melekler, iblis, þeytan her þey Allah'a baðlý olarak icraat yaparlar ve Allah'a itaat ederler... Þeytanýn þeytanlýðý bile izinle deðil midir? Ýþte Âdem ruhunun da sýfatlarý var ve Âdem'e itaat ederler. Yani Âdem varlýðýndaki nefis, irade, akýl, düþünce... gibi insanî sýfatlar, Âdem in ruhuna itaat ederler. Ýþte böylece Âdem in, Allah'ýn halifesi olduðu da bilinmiþ oldu. Ýnsan kendisindeki tatbikatýn aslýnýn Allah olduðu nu, vücud ve kuvvette Allah a muhtaciyetini idrak ettiyse bilinmekliðimi arzu buyurdum arzusu kendisinde tecelli etmiþ demektir. Bu idrake gelen fiilen de hakikati bilmiþ olur. Bu idrakte olana Allah ýmýz makbul tutmadýðý bir fiili iþletmez. Bütün varlýðýný, düþüncesini ve fikirlerini Allah a teslim eden için herþey ulvî olur. Mücâdele 58/6 âyetinde; O gün Allah onlarýn hepsini diriltecek ve yaptýklarýný kendilerine haber verecektir. Allah onlarý bir bir saymýþtýr. Onlar ise 17

unutmuþlardýr. Allah her þeye þahittir. buyrulmaktadýr. Böylece insanýn Rabbine verdiði misaký hatýrlatmak için peygamberler ve veliler irsal olunmuþtur. Bu, Allah'ýn insanlar üzerine büyük bir rahmetidir. Ýnsan nefsinin terbiye olmasý için böyle bir tertibe ihtiyaç vardýr. Ýnsanýn nefsinin terbiye olmasý ve ruhun vücuda hâkim olmasý için Mürþid elinde yetiþmek lazýmdýr. Çünkü insan unutkandýr; unutmamak yalnýzca Allah'a mahsustur. Kur'an'da; Ve Rabbin unutkan deðildir." (Meryem 19/64) "Rabb'im dalâlete düþmez ve unutmaz." (Tâ hâ 20/52) buyrulmuþtur. Kur'an'da Sevgili Efendimize hitaben; Sana okutacaðýz artýk unutmayacaksýn" (A'lâ 87/6) buyrulmaktadýr. Sevgili Efendimiz en güzel örnek olduðuna göre, Rabbimiz de Peygamberimize "artýk unutmayacaksýn" buyurduðuna göre insanýn da hiç unutmamasý icap eder. Ama dünyanýn alayiþine kapýlýp unutulan misak, Allah'ýmýzýn programýný iþaret eden bir hususiyet taþýmaktadýr. 18

Sevgili Efendimiz bir hadis-i þeriflerinde þöyle buyurmuþlardýr: 264) "Her çocuk fýtrat üzere doðar" (Ebu Dâvud c/2. sf: Allah insaný hangi fýtrat üzere yarattýysa o varlýk o fýtratýn mazhariyetini yerine getirecektir. Ancak þu da bir hakikattir ki; insan eðer bir ehl-i gönüle rastladýysa ve o gönül sahibi ona karþý bir sevgi beslediyse Allah ýn arzu su ile onun kaderi deðiþir. Maide sûresi 5/7. âyetinde; Allah'ýn üzerinize nimetini ve kendisiyle vesîka ettiðiniz mîsakýný zikredin. Hani "iþittik ve itaat ettik," demiþtiniz. Ve Allah'a takva edin. Muhakkak ki Allah gönüllerde olaný zâtý ile bilicidir." Rabbimiz insanlardan Allah'ý ikrar edeceklerine dair söz almýþtý. Bu bakýmdan her varlýk doðuþtan tapma ve iman duygusu ile doðar. Misak, insan ruhunun asliyetinde olan bir husustur. Allah'ýmýz kendisinden teþkilatlandýrmýþ olduðu ruh ile yapmýþ olduðu misaký hatýrlatmak için pek çok peygamberler ve veliler göndermiþtir. 19

Allah'ýmýz kullarýna, "el-hâdî" ismi ile "Bezm-i Elest"te vermiþ olduklarý misaký hatýrlatýr ve hidayet lütfeder. Allah, bütün peygamberleri ve velileri ile insanlara hidayet teklif eder. "Size bir uyarýcý gelmedi mi?" (Mülk, 67/8) âyetinin bir mânâsý da bu olsa gerekir. Hz. Ömer, tavaf ederken, Hacer-ü l Esved e karþý; Sen bir taþsýn, birþey yapamazsýn, ama Resûlullah seni öptüðü için seni öpüyorum dediðinde Hz. Ýmam-ý Ali; Ey Ömer! Resûlullah ýn Hacer-ü l Esved bizim Bezm- i Elest teki misakýmýzýn bir suretidir buyurduðunu ben iþittim sözü üzerine Hz. Ömer; "Ey Ali! gerçekten de sen ilim þehrinin kapýsýsýn" buyurmuþtur. HER ÝNSAN TOPLULUÐU ÝMAMLARI ÝLE DAVET EDÝLECEKTÝR Ýslam tarihinde 'Hudeybiye' ismi ile anýlan bir olayda, mü'minler ellerini uzatarak Hz.Muhammed'e (s.a.v) biat etmiþlerdir. Onlarýn ellerinin üzerinde Hz.Peygamberimiz ellerini uzatmýþ ve "Yedullahi fevka eydihim / Allah'ýn eli onlarýn elleri üzerindedir" (Fetih, 48/10) ayeti nazil olmuþtur. Allah, Peygamberimizin elini kendi eli olarak vasýflandýrmýþtýr. Bu, Hüve'nin açýlýþýdýr. Hüve sýrrý açýlmýþ olan, Reisü'l Mürþidîn noktasýndaki gönüllere baðlýlýk ve teslimiyeti Allah makbul tutmaktadýr. 20

Bütün eller Allah'a aittir? Bütün yaratýlmýþ varlýklardaki icraat Allah'a aittir. Allah sýfat olarak görünür, ancak sýfatý Allah yerine ikâme etmek mümkün deðildir. Mürþid e yapýlan biat, "Yedullahi fevka eydihim/ Allah'ýn eli onlarýn elleri üzerindedir" tatbikatýna muzaftýr. Kiþi bir yere baðlýysa, baðlý olduðu nokta onu güzel bir noktaya getirmek için çalýþýyorsa ve o da güzel bir noktaya geldiði idraki içindeyse, o zaman ilâhî âlemde de ona o gönül yardýmcý olacaktýr. Çünkü ilâhî þahit odur. Nitekim Hz. Süreyya þöyle buyurmuþlardýr; "Geçit baþýnda bir kimse sana sormaz ki kimsin sen Verirsin ismimi yahu görürsün ki ne þeyim ben" Hz. Süreyya, "Þey" kelimesi ile isimden münezzeh olaný iþaret etmekte ve evladýna müzahir olacaðýný iþaret etmektedir. Verirsin ismimi buyurmasý aldýðý biata þahid olduðunu iþaret etmektedir. Sevgili Efendimiz sadece Hudeybiye deki Rýdvan Biatý ile kalmayýp, müslüman olan bütün erkeklerden ve hanýmlardan biat almýþtýr. 21

Mumtehine sûresi 60/12. âyetinde; Ey Nebi, inanmýþ kadýnlar sana gelip Allah'a hiçbir þeyi ortak koþmamalarý, hýrsýzlýk etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarýný öldürmemeleri, elleriyle ayaklarý arasýnda, bir bühtan ile iftira uydurup gelmemeleri, marufta sana asî olmamalarý hususunda sana biat ederlerse, onlarýn biatlarýný al ve onlar için Allah'tan maðfiret dile muhakkak Allah gafurdur, rahimdir. buyrulmaktadýr. Derviþ, Mürþid e tâbi olduðu ve bu tâbiyet kabul gördüðü zaman derviþ Mürþid inin sesini kalbinden alýr. Mürþid ini rüyasýnda görür. Yani kendi vücudundan tasdik alýr. Bu, misakýn kabul edildiði mânâsýna gelmektedir. Bu noktadaki derviþlerin Mürþid e uygun hareket etmeleri kendi menfaatleri icabýdýr. Ýsrâ sûresi 17/71. âyetinde; Her insan topluluðunu imamlarý ile davet edeceðimiz gün..." buyrulmaktadýr. Ýmam kimdir? Ýmam; Rabbimizin lütfu ile hakikati bulmuþ taht-ý temkin e oturmuþ, tâc-ý telvîn i giymiþ, irþad için Mürþid olarak halka dönmüþ gönül noktasýdýr ki, Allah tarafýndan vazifeli kýlýnmýþtýr. 22

Allah, insanlarý imamlarý ile birlikte kabul edecektir. Allah ýmýz her topluluðun imamýnýn olmasýný arzu buyuruyor. Onun için pek çok peygamberler ve veliler vazifelendirilmiþtir. Bu tertibi inkar etmiþ olanlar misak vermemiþ olur. Allah ýmýz misak nizamýnýn gerçekleþmesini arzu etmektedir. Kim o gönül noktasýna ve ilâhî kemalata uyarsa ilâhî rahmete müncer olur. Çünkü o makamda "Ýmam," görünen kiþi deðil, o gönülde açýlan ilâhî kemalat noktasýdýr. Mürþid, misaký Allah adýna alýr. O noktaya teveccüh eden, Allah'ýn imametini kabul etmiþ muamelesi görür. Bu ilâhî sýrrýn açýlmasý asarý da kýyamete bir iþarettir. Misaký kabul edilen insan, manevi terakkiye baþlýyor. Misak bir anahtardýr, bu anahtarla kapýnýn açýlmasýndan murat, maneviyatta yetiþmeye baþlayan kimsenin Allah tan manevi enerji almaya baþlamasýdýr. Bu manevi enerji terakkiyi doðurmaktadýr. Onlar ilâhî âlemde tefrik olunacaklardýr. Maneviyatta yetkisi olmayan ve Allah tan vazife almadan evlat yetiþtirmeye kalkanlar bu enerjiyi nasýl verecektir? O zaman kendisine tâbi olanlarý dünya-ahiret aldatmýþ olmaz mý? Manevi yetiþme, Allah a ait bir konudur. Manevi yetiþme ancak Allah ýn vazifeli kýldýðý gönül noktasý ile ünsiyyet edilerek olur. 23

HÜVE'YÝ TAM MÂNÂSI ÝLE ÝDRAK ETMEK EBEDÝ OLARAK MÜMKÜN DEÐÝLDÝR Rabbimizin "bilinmeklik" arzusu kendinden kendinedir. Bütün varlýklar Hüve yi kendilerindeki tecelli kadar idrak edebilir Her insan kendisine lütfedilen makam mesabesinde Allah ý idrak eder. Bir veliye intisap etmekten murat, terakki ederek ileri makamlara gelmek ve Allah ý daha ileri tanýmak içindir. Ýnsan, Allah ismini tanýyor, ama Hüve yi yani Allah ýn zâtîyet-i ilâhîyesini tam olarak bilmek mümkün deðildir. Ýnsanlar bilinmesi mümkün olmayan þeyleri sonsuz kelimesi ile ifade etmiþtir. Sonsuzluðu idrak etmek mümkün deðildir. Bir misal olarak insan kendi varlýðýný düþündüðü zaman kendisini ne kadar tanýmaktadýr? Bir insan hadiseler karþýsýnda bazen öyle davranýþlar sergiliyor ki, kendisi bile kendi haline þaþýrýyor. Bütün isimler Hüve'nindir. Ve bizler Hüve'nin bize verdiði ismin doðrultusunda ve o isme lütfedilen makam mazhariyeti kadar onu düþünüyoruz. Bizler bize verilen ismin mazhariyeti kadarýz. Ancak Hüve bütün isimlerin sahibi ve maliki olduðuna göre onun kendisini düþünmesi sonsuzdur. 24

Hüve'yi en ileri tanýyan Hz. Muhammed; "Ya Maruf! Künhü hakikatini arif olamadýk sen kendini övdüðün gibisin" (Müslim: 486; Ebu Davud: 879; Tirmizi: 3491) buyuruyor. Ýnsan yaþadýðý müddetçe dünya hayatýný baki görüyor, öyle zannediyor. Ancak insanýn bu dünya yaþamýnýn ötesini düþünmesi ve ona göre hareket etmesi icap eder. Ýnsanýn ilâhî âleme hazýrlanmasý için de peygamberler ve veliler irsal olundu. Peygamberler ve veliler menfi hareket etme potansiyeline sahip insana doðru yolu göstermek ve müspeti tercih etmesinde ona rehberlik etmek ile vazifelidir. Dünyadaki insanlar arasýnda Allah anlayýþýnýn namütenahi olduðu düþünülürse, diðer seyyarelerdeki Allah anlayýþýnýn da namütenahi olduðu düþünülmelidir. Misakýn sadece bizim âlemimizdeki "insan" varlýðýný deðil, bütün âlemlerdeki varlýklar üzerindeki tecellisini de düþünmek icap eder. Rabbimiz Elest Meclisi'nde; "Ben Sizin Rabbiniz deðil miyim?" buyurmuþ Arasat'da ise; "Ben sizin Rabbiniz deðil miydim?" sualini açacaktýr. Neticede her nefis say ettiðinin karþýlýðýný bulacaktýr. 25

NEBÝLERDEN HZ. MUHAMMED E MÝSAK ALINMASI Hz.Muhammed'in zuhuru ile kudret tatbikatý ve anlayýþý da deðiþmiþ, çok ileri bir anlayýþ zuhur etmiþtir. Ýnsanlarýn kudret atfettikleri varlýklarýn hakikati ayan olunca misakýn hakikati de ortaya çýkmýþtýr. Âl-i Ýmran 3/81. âyetinde; Ve hani Allah nebîlerin "Sizlere kitaptan ve hikmetten bahsettim. Sonra sizlere yanýnýzda bulunaný tasdik eden bir resul geldiðinde ona muhakkak iman edecek ve ona yardým edeceksiniz, diye misakýný almýþtý. Bunu ikrar ettiniz mi? Ve böylece üzerinize isrimi aldýnýz mý?" "Ýkrar ettik," dediler. "Artýk þahit olun, dedi. Ben de sizinle beraber þahit olanlardaným." buyrulmaktadýr. Âyette; "Ýkrar ettik dediler" onaylatma amacýna yöneliktir. "Ýkrar" bilindiði gibi, kabul etme, onaylama anlamýný ifade eder. Ayetin arapçasýnda geçen "isr" ise, "ahit" demektir ve cümle içinde "almak" fiilinin mef ulü konumundadýr. Ahit almak, "alan"dan ayrý olarak, "kendisinden ahit alýnan" birini gerektirir. Burada kendilerinden ahit alýnanlar ise, ancak peygamberlerin ümmetleri olabilir. Buna göre âyetin anlamý þöyle olur: "Demiþti ki: 26

"Siz misaký ikrar ettiniz mi ve bu hususta ümmetlerinizden ahdimi aldýnýz mý?" Onlar; "Ýkrar ettik." demiþlerdi." Bu tatbikatta ikrarý alan HÜVE dir; þahid ALLAH týr. Ed-Dürr-ül Mensûr adlý eserde, Ýbn-i Cerir, Ali b. Ebi Talib'ten (r.a) rivayet eder: "Yüce Allah, Âdem'den þimdiye kadar gönderdiði bütün peygamberlerden Hz. Muhammed hakkýnda kesin söz almýþtýr. Þayet onun gönderiliþi sýrasýnda yaþýyorlarsa, kesinlikle ona inanacaklar, ona yardým edeceklerdir, ona inanmayý emredecek ve kavimlerinden bu hususta söz alacaklardýr." Hz. Ali bunlarý söyledikten sonra Âl-i Ýmran 81. âyetini okudu: "Hani Allah peygamberlerin misakýný almýþtý: "Size kitap ve hikmet verirsem..." (c.2, s.47, Beyrut baskýsý) O halde Hz. Muhammed bir dönüm noktasýdýr. Çünkü O na misak alýnmaktadýr ki bu, Allah'ýmýzýn kabul ettiði misaktýr. Bu misakta þahid olan Allah'týr. Hüve adýna alýnan misaka Allah þahiddir. Peygamber, Hüve'den görünen noktadýr. Misak, Hüve'nin göründüðü nokta-i mümessile olan Hz. Muhammed'e, Allah adýna alýnmaktadýr. Bu misaka Allah þahittir. Tekmil peygamberan Hüve'nin göründüðü gönül 27

noktasýna misak vermektedir. Bütün peygamberlerden misak istendiðine göre Hz. Muhammed'in zuhuru ile büyük bir tebeddülat olduðu görülmektedir. Hüve irsal eylemiþ olduðu bütün peygamberlerin Hz. Muhammed makamýndan nur almasýný arzu etmektedir. Hz. Muhammed'in tekmil peygamberlere haber verilmesi ve misak alýnmasý onlarý ileri bir idrak ve makama yükseltmiþtir. Hz. Muhammed miraç yapmýþ tek peygamberdir. Miraç, büyük bir etaptýr. Miraç ruhun terakkisidir. Hz. Muhammed'in miracý hiçbir þey ile kýyaslanamaz. Hz. Muhammed miraç yapmýþtýr, peygamberimizden sonra zuhur eden Ýslam evliyasý da Hz. Muhammed'e muzaf olarak miraç yapmýþlardýr. Bu hususiyet Hz. Muhammed ile açýlan kemalatý kabul ve tasdik edenlerin ne kadar ileri bir yakýnlýk bulacaklarýný da iþaret etmektedir. Miraç, kulluðun da Allah'a ait olduðunu idraktir. Rabbimiz bu âlemi Deryayý Nuru Muhammed ismi ile teþkilatlandýrmýþtýr. Bütün peygamberler ve veliler de o nurdan görünürler. Allah'ýmýzýn Deryayý Nuru Muhammed arzusu sonsuzdur. Bunu tam olarak bilmek mümkün deðildir. Tekmil velâyet ve peygamberan Deryayý Nuru Muhammed'den görünür ve o gönüllerde Deryayý Nuru Muhammed temsil olunur. Hz. Muhammed, O deryadan mümessil nokta olarak görünmüþtür. Hz. Muhammed'in miraç hususiyetleri 28

daha önce hiçbir gönle lütfedilmemiþtir. Hz. Muhammed ile beraber Hz. Muhammed'i tasdik eden evliyasýna da ayný hususiyetlerden hissementlik lütfedilmiþtir. Hüve'nin hususiyetleri sonsuzdur ve asla tahdit edilemez. "Her insan topluluðunu imamlarý ile davet edeceðiz" (Ýsrâ 17/71) âyeti düþünüldüðünde geçmiþ peygamberlerin misak vermekle Hz. Muhammed'i imam kabul ettiklerini anlaþýlmaktadýr. Nitekim miraçta Sevgili Efendimiz bütün peygamberlere imam olarak namaz kýldýrmýþtýr. Kim Hz. Muhammed'i imam olarak kabul eder o makamdan terakki eder ve yüksek derecelere yükselir. Bizler Hz. Muhammed'i Hüve'nin göründüðü gönül noktasý olarak kabul ve tasdik ediyoruz. Bu kabul ve tasdik Hüve'nin bütün âlemleri Deryayý Nuru Muhammed'den yarattýðýný ve her varlýðýn asliyet-i ilâhîyesinin HÜVE olduðunu iþaret etmektedir. Kur'an'da Peygamberimize hitaben; "Kitapta Ýdris'i de an" (Meryem 19/56) Kitap'ta Ýbrahim'i de an (Meryem 19/41) âyetlerinde olduðu gibi peygamberlerin isimlerinin zikredilmesi söz konusudur. Hatmül Velâyet tatbikatýnda da geçmiþ velâyet gönüllerinin zuhur etmesi vardýr. Bu durumda velâyet gönüllerinin Hüve'nin her zamandaki ileri açýlmasýný talep ettikleri ve bu ileri idrak ve kemalattan nasiplendikleri düþünülmelidir. 29

Tekmil peygamberlerin Hüve'nin göründüðü noktaya misak vermeleri onlardaki terakkiyi de iþaret etmektedir. Peygamberlerin Hz. Muhammed'i tasdik etmeleri ve misak vermeleri Hz. Muhammed'in zuhurunun peygamberlik tatbikatýnýn büyük bir aþamasý ve hatemi olduðunu göstermektedir. Bu tasdik önemli bir dönüm noktasýdýr. Hz. Muhammed'den sonra zuhur eden velâyet gönülleri de Hz. Muhammed'i kabul ve tasdik ederek yürürler. Hz. Muhammed'i kabul etmeyen yerden bir karýþ dahi yükselemez. Hatmül Velâyet noktasýnda da geçmiþ peygamberlerin ve velâyet gönüllerinin tasdiki vardýr. Hatmül Velâyet'i kabul ve tasdik, Hüve'yi kabul ve tasdik mânâsýna gelmektedir. Hatmül Velâyet'i tasdik etmek, Hüve'nin ilâhî programý icabý zuhur eden bütün velâyetini kabul ve tasdik etmek manasýna gelir ki, bu tam bir iman noktasýný göstermektedir. O zaman Allah'ýn insaný ne kadar yüksek makamlara kadar terakki ettireceðini ve sonsuz rahmetini düþünmek icap eder. Hatmül Velâyet kemalatýnda Hz.Muhammed'in Hüve'nin göründüðü nokta olarak kabul ve tasdik edilmesi, Allah'ýn zâtîyet-i ilâhîyesini kabul ve tasdik etmek mânâsýna gelmektedir. Hüve'nin bu zamandaki açýlmasýndaki arzuyu ilâhî böyledir. 30

Hüve'nin Hatmül Velâyet makamýndan tasdik edilmesi de artýk nihayete gelindiðini iþaret etmektedir. Takdir Allah'a aittir. Allah'ýmýz namütenahi arzularýndan olan Deryayý Nuru Muhammed arzusu ile âlemleri yarattý, bizler Deryayý Nuru Muhammed'den yaratýldýðýmýz için Nuru Muhammed'e tâbiyiz. Hz. Muhammed, Miraç ile ilgili olarak Âlem-i Âmâ hususiyetlerini açmamýþ sadece Âlemi âmâ yý iþaret buyurmuþtur. Hz. Muhammed hiçbir peygambere nasip olmayan miraç devletine mazhar kýlýnmýþtýr. Peygamberlerin kendi varlýklarý için, hâsýl olduklarý asýl varlýktan yani Deryayý Nuru Muhammed e misak vermeleri icap ediyordu. Deryayý Nuru Muhammed'e misak vererek Ona olan baðlýlýklarýný ve tâbiyetlerini ikrar etmiþlerdir. (Levlâke Levlâke sýrrý) Çünkü bütün tertip Deryayý Nuru Muhammed'den hâsýldýr. Bütün evliya ve enbiya Deryayý Nuru Muhammed'den göründüðüne göre onlarýn kendi asliyetleri için misak vermeleri söz konusudur. Kelime-i þahadet getirenler kimi zikrediyor? Allah ý ve Hz. Muhammed'i zikrediyor. Her Müslüman kelime-i þahadet getirmekle Deryayý Nuru Muhammed'i tasdik etmiþ olur. 31

Varlýklardan misakýn alýnmasý kelime-i þahadet iledir. Müslümanlara kelime-i þahadet in teklif edilmesi, yani Allah tan baþka bir ilah olmadýðýna ve Hz. Muhammed in Allah ýn Resûlu olduðuna yapýlan þahitlik Allah ýn, Hz. Muhammed için varlýklardan misak almasý olsa gerekir. Bu, Sýrr-ý Âdem noktasýný iþaret etmektedir. Allah a yol bulmak isteyen Sýrr-ý Âdem e secde edecektir. Peki, ÂDEM kimdir? Âdem, Allah ýmýzýn HALÝFE arzusunun tam temsil noktasýdýr. O nokta Deryayý Nuru Muhammed noktasýdýr. O noktada Ruh ve Nefis birlik halindedir. O nokta Allah ý temsil etmektedir. O noktanýn Allah tan ayrý görülmesi ve itiraz edilmesi kiþiyi Ýblis in makamýna düþürür. Allah'ýn bildirmiþ olduðu Zamanýn Ýmamý da Allah adýna bu ikrarý kabul eder. O zamanki ikrar, Bezm-i Elest'te yapýlan ikrarýn bir tescili olsa gerekir. Allah'ýmýz o zamanki þeriat üzere bu biatý kabul buyurur. Allah'ýmýz, Sevgili Efendimiz hatemen nebiyyin olarak zuhur edeceði için bütün peygamberlerden misak almaktadýr. Bu misak; Artýk nice olur her ümmetten bir þahit getirir ve seni de bunlar üzerine þahit ge- 32

tirdiðimizde?" (Nisa 4/ 41) âyetinde izhar olunan hakikati iþaret etmektedir. Zamanýn gönlünü kabul etmek, Hz. Muhammed'e muzaftýr. Her Zamanýn Sahibi üzerine Hz. Muhammed þahiddir çünkü her Zamanýn Sahibi; Ene Deryayý Nuru Muhammed ilhamýný alýr. Deryayý Nuru Muhammed den kelam eyler. Her zaman için Hz. Muhammed'in fiiliyatta olduðu aþikârdýr. Hz.Muhammed bugün de fiiliyatta ve icraattadýr. O halde kýyamete kadar gerçek imam Hz. Muhammed'dir. Bu çok hususi bir idraktir. Bugün diyoruz ki; "Yine O nun zamanýdýr" bugün de O'nun yolundan yürüyerek manevi güzelliklere kavuþuyoruz. Öyleyse onun hükmü devam ediyor demektir. Hz. Mevlana nýn: "Bugün Ahmed benim ama dünkü Ahmed deðil..." ve; "Mustafa geldi yine cümleniz iman ediniz." sözleri bu hususiyeti de iþaret etmektedir. HZ. YAHYA'NIN HZ. ÝSA'DAN MÝSAK ALMASI Hz. Yahya, "Erdel" nehrinde insanlarý vaftiz ederken Hz. Ýsa gelir. Hz. Yahya;" Ya Ýsa, sen bana geliyorsun ama senin beni vaftiz etmen gerekir. Çünkü senin geliþin daha üstün ve daha faziletlidir" bu- 33

yurur. Hz. Ýsa cevaben; "Sen vazifeni gereðince yapmalýsýn," diye cevap verir. Nitekim Kur'an-ý Kerîm Meryem Sûresi 15. âyetinde Hz. Yahya için; "Ve selâmdýr ona doðduðu günde ve öldüðü günde ve hayy olarak baas ettirildiði günde," buyrulmaktadýr. Hz. Ýsa için ise, ayný sûrenin 33. âyetinde; "Ve selâmdýr bana doðduðum günde ve öldüðüm günde ve hayy olarak baas ettirildiðim günde," buyrulmaktadýr. Hz. Yahya'nýn doðduðu günde, öldüðü günde ve 'hayy' olarak baas ettirildiði günde Allah ýn O na selâm vermesi, o isim ile selâmete ulaþýlacaðýný iþarettir. 'Hayy' olarak baas etmekten murad ise kýyamette ve Hatmül Velayet noktasýnda Yahya ismindeki sýrrýn da açýlmasý olsa gerektir. Bu durumda teslik hakkýnýn ve Ýsm-i Azam hususiyeti taþýyan gönlün Hz. Yahya olduðu iþaret olunmaktadýr. Hz. Yahya da bunun üzerine Hz. Ýsa yý vaftiz etmiþtir. Hz. Yahya'nýn Hz. Ýsa'yý vaftiz etmesi ayný zamanda teslik hakkýnýn (Hakka götürmede ilâhî yetki) Hz. Yahya'dan sonra Hz. Ýsa ile devam edeceðinin bir iþaretidir. Bu da Allah ýmýzýn ilâhî programýný iþaret eden bir konudur. 34

Hz. Yahya'nýn Hz. Ýsa'yý vaftiz etmesi, Misak hususiyeti de taþýmaktadýr. Hz.Yahya nýn vaftiz yapmasý, Allah adýna misak almasý mânâsýnadýr. Hz. Yahya misak almýþtýr, Hz. Ýsa da kendi taraftarlarýndan misak almýþtýr. MÝSAK-I GALÎZ Ahzab sûresi 33/7-8. âyetlerinde; Ve hani nebîlerden misaklarýný almýþtýk... Ve senden ve Nuh'tan ve Ýbrahim'den ve Musa'dan ve Meryem oðlu Ýsa'dan... Ve onlardan Misak-ý Galîz (aðýr bir söz) almýþtýk...allah, doðrulardan (sadýklardan) doðruluklarýný (sýdký) sormak ve inkârcýlara can yakýcý azap hazýrlamak için bunu yapmýþtýr." buyrulmaktadýr. Rabbimizin, Hz. Muhammed'e kadar irsal eylemiþ olduðu nebilerden almýþ olduðu ahid "RAB" ismi üzerinedir. RAB ismi esasýnda HÜVE'yi iþaret etmektedir. Hz. Muhammed ise Hüve'nin göründüðü gönül noktasýdýr. Allah'ýmýz Hz. Muhammed'den HÜVE adýna misak almaktadýr. Sevgili Efendimiz Hüve'yi açmýþtýr. Hatmül Velâyet ise bu zamanda bu konularý vuzuha kavuþturmaktadýr. O halde "Hatim" bir þeyin sonu olarak deðil, bir hususun tam mânâsý ile "bilinmesi" olarak deðerlendirilmelidir. 35

Hz. Muhammed, Hüve'nin görünmesidir. O'nun ahdi geçerlidir. Hz. Muhammed Hüve'yi açtý ama, "Ya Maruf! Künhü hakikatini arif olamadýk, Sen kendini övdüðün gibisin" buyurdu. Efendimizin bu ifadesi Hüve'nin sonsuz olduðunu, tam olarak bilinmesinin mümkün olmadýðýný iþaret etmektedir. Allah'ýn varlýðýnýn dununda Allah'a nazar edecek bir varlýk olmadýðýna göre tam olarak bilmek mümkün deðildir. Yaratýlan varlýk için yaratýcýsýný tarif etmek ebeden mümkün deðildir. Bu husus denizin içindeki balýðýn denizi tarif etmesindeki acziyeti çaðrýþtýrmaktadýr. Allah sonsuzdur. Her varlýktan Allah görünür ama asliyyeti ile deðil. Her varlýk Allah'ýn arzu buyurduðu ve takdir ettiði makam nispetince sýfatlar âleminde çehre gösterir. Âdem'in yaratýlýþý, Allah'ýn "tapýlma" arzusundaki tatbikatý iþaret etmektedir. Ýnsan kendisinde ruh olduðunu biliyor ama ruhunu mücerred olarak göremiyor. Ruh, Allah'ýn kendisinden lütfettiði bir hususiyettir. Ýnsan, Allah'ý kendisine lütfedilen ruh ile bir nebze idrak etmelidir. Tekmil varlýklar Deryayý Nuru Muhammed'den hâsýl olmuþtur ancak Hüve'nin sonsuzluðu Deryayý Nuru Muhammed ile bilinir. Deryayý Nuru Muhammed in asliy- 36

yeti ise HÜVE'dir. Diðer varlýklar da O'ndan isim almýþ ve o deryadan görünen varlýklardýr. Bütün varlýklarýn Deryayý Nuru Muhammed'i zikretmesi kendi asliyyetlerini zikretmeleridir. Dikkat edilirse bazý anlatýmlar Allah ýn sonsuzluðu dikkate alýnmadan yapýlmaktadýr. Çünkü insan hep bir ölçü ve benzetme getirerek anlamaya çalýþmaktadýr. Ancak Allah ve Muhammed noktasýnda hiçbir tahdid kabul edilemez. Mücadele sûresi 58/5. âyetinde; Allah'ý ve Resulünü tahdid edenler rüsva olacaklardýr kendilerinden öncekilerin rüsva olduklarý gibi..." buyrulmaktadýr. Ra'd sûresi 13/19-22 âyetlerinde; Sana Rabb'inden nazil olanýn el Hakk olduðunu bilen 'Hüve'ye âmâ olan gibi midir? Muhakkak ki gönül sahibi tezekkür eder. Allah ýn ahdine vefa gösteren ve MÝ- SAKI BOZMAYANLAR ve Allah'ýn kendisine vasýl olunmasýný emreylediðine vasýl olurlar ve Rabblerine huþu ederler ve en kötü hesaptan korkarlar. Ve Rabblerinin vechini arayarak sabýr gösterenler ve 37

salâtý ikame edenler ve onlarý rýzýklandýrdýðýndan sýrren ve alenî olarak infak edenler ve kötülüðü hasene ile defedenler... Böyleleri... Onlaradýr diyarýn akýbeti" buyrulmaktadýr. HZ. MUHAMMED'ÝN ÞAHÝTLÝÐÝNÝ KABUL EDENÝN MÝSAKI TAMAMDIR. Allah, Peygamberler den aðýr ahid almýþtýr. Peygamber Efendimizin Veda Haccý esnasýnda irad buyurduðu Veda Hutbesi nin sonunda üç kere; "Þahid ol Ya Rab!" buyurmasý da ümmetinden bu misaký almasýdýr. Allah'ýn aðýr ahdini yüklenen Hz. Muhammed, bu ahdi kavmine ve âlemlere teklif etmiþ ve Allah'ý buna þahid tutmuþtur. Kim bunu kabul eder ve ikrar ederse o da þahid olmuþ olmaktadýr. HÜVE'NÝN "BEN YERYÜZÜNDE BÝR HALÝFE KILACAÐIM" ARZUSUNUN TAM AÇILMASI HZ. MUHAMMED'DÝR. Hüve nin halife kýldýðý varlýða hitabý, KUL ismi ile olmuþtur. Kul ismi ile hitap olunan HALÝFE, Allah ý temsil eden noktadýr. Yakýnlýk bulmuþ gönüllerdeki ilâhî icra Hakk a muzaftýr. Kul, bütün iradesini Hakk a verdiðinde gerçek kulluðu idrak etmiþ olur. 38

Âyetlerimizden 'Hu'ya göstermek için kulunu Mescid-i Aksa ya bir gece isra ettiren sübhandýr." (Ýsra 1) âyeti ile iþaret edilen hususiyet de kendisinden kendisinedir. Velâyet; kulluðu ile iftihar eden insan demektir. Gerçek kul idrakinde olan bir gönül ile ahz-ý feyz etmek icap eder. Ýmamý Ali miracýnda Rabbimizin; Kimsin hitabýna; Sensin! diyerek gerçek kulluðu ifade etmiþtir. Sevgili Peygamberimizin miracýnda Rabbini, Ýmamý Ali gibi bir genç simasýnda müþahede etmesi velâyetin Ýmamý Ali ile devam edeceðini iþaret etmektedir. Bu husus Hz. Peygamberimizin kendisindeki ilâhî tecellinin yani Deryayý Nuru Muhammed hususiyetinin bir neticesi olarak mütalaa etmek icap eder. Hz. Muhammed ilâhi ruhtur. Onun gitmesi gelmesi diye bir þey söz konusu olamaz. "Beni gören muhakkak ki Hakk ý görmüþtür" buyuran bir peygambere geldi gitti demek onu idrakten eksik kalmak demektir. Maneviyatta kalbleri Hakk ile zinde olan gönüller Hz. Muhammed'in sadasýný her an duyarlar. Hakk yakýnlýðý bulanlar gönlünden; "Ene Muhammed Mustafa" beyanýný alýyorlar. Bu, Rabbimizin o gönülden; "Muhammed Benim" buyurmasýdýr. 39

Bugün velâyet Hz. Muhammed'in ilâhi programýnda yürüyor. Onun evliyasý olan gönüller maneviyat yolundan feyz daðýtýyor. "Ahir zaman peygamberi" sözünden ne anlaþýlýyor? Kýyamete kadar baþka bir peygamber gelmeyeceðine göre demek ki kýyamete kadar onunla gidilecektir. Geçmiþ bütün peygamberler ahir zamanda zuhur edecek ve nübüvvetin hatemi olacak olan Hz. Muhammed'i iþaret etmiþlerdir Rabbimiz bütün peygamberlerden Hz. Muhammed adýna misak almýþtýr. Hz. Muhammed'in bu dünyadan uful etmesinden sonra ise evliyasý hep Hz. Muhammed'e muzaf olarak dini anlatmýþlardýr. O halde evvel ve ahir Hz. Muhammed'e baðlanmaktadýr. SÂK SIRRI AÇILDIÐINDA Kalem sûresi 68/42-43. âyetlerinde; O gün sâk (sýrrý) açýlýr ve secdeye davet edilirler; fakat güç yetiremezler...gözleri haþyet içindedir, zillet bürür onlarý... halbuki kendileri sað salim iken secdeye davet olunuyorlardý..." buyrulmaktadýr. Hadis-i þerifte þöyle buyrulmaktadýr: "Âlemlerin Rabbi Allah onlara, orada gördükleri en yakýn bir 40

sýfatta tecelli eder ve bu muvahhidlere: Ya siz ne bekliyorsunuz? Her ümmet ibadet ettiði þeyin ardýna düþüyor, buyurur. Onlar da: Biz dünyada iken, kendilerine çok muhtaç olmamýza raðmen bu insanlardan ayrý yaþadýk ve onlar ile arkadaþlýk etmedik, derler. Bunun üzerine: Ben sizin Rabbinizim, buyurur. Onlar: Biz senden Allah'a sýðýnýrýz (iki yahut üç defa da) Allah'a hiç bir þeyi ortak koþmayýz, derler. Hatta bir kýsmý dönecek duruma yaklaþýr. Sizinle o (Rabbiniz) arasýnda bir alâmet var mý ki bunun sayesinde onu tanýyabilesiniz, der. Onlar: Evet, derler (O Sak'týr). Sak'ýn bir kýsmý açýlýr, yürekten Allah'a secde eder olanlarýn hiç biri kalmaksýzýn Allah onlarýn her birine secdeye izin verir. Gizlenme veya riya olarak secde eder olanlardan her birinin sýrtýný Allah muhakkak tek bir tabaka hâline getirir. Secde etmek istedikçe ensesi üzerine düþer. Sonra baþlarýný kaldýrýrlar. Ýlk defa görmüþ olduklarý suret (sýfat) deðiþmiþ olarak: "Ben sizin Rabbinizim", buyurur. Onlar da: "Bizim Rabbimiz Sensin", derler. Sonra Cehennem üzerine bir köprü kurulur ve þefaate izin verilir." (Ebu Saîd Hudrî) Rabbimiz Elest meclisinde ruhlarý ilk yarattýðý zaman onlara; "Ben Sizin Rabbiniz deðil miyim" buyurmuþtur. Her varlýkta görünen kendisi olduðuna göre Bu sual Allah'ýn kendi varlýðýndan halkettiði varlýklarýn gönüllerinde tecelli etmiþtir. Bu da, insan varlýðýnýn ilk yaratýlýþta Miraç tatbikatýna mazhar olarak yaratýldýðýný göstermektedir. Rabbimiz; "Semavat ve arz Beni sýð- 41

dýramadý Ben mümin kulumun kalbine sýðdým" (Keþfü'l Hafâ: 2256) hadisi kutsideki hakikat tecellinin kalbde olacaðýný iþaret etmektedir. Ýnsan hem ruh hem beden olarak yaratýlmýþtýr. Bu dünya yaþamýna geldiðimizde cismaniyet aðýr basmaktadýr ama bütün bu maddi âlemler ruhun tekâmülü için yaratýlmýþtýr. Bütün âlemler hepsi bir tertiptir. Neden Âlem-i Âmâ bilinmiyor? Çünkü Hüve'deki arzular sonsuzdur. Hangi arzularý var, ancak kendisi bilir. Haþr sûresi 59/22-24. âyetlerinde; Hüve kendisinden baþka ilâh olmayan Allah'týr. Âlimidir gaybýn ve þahid olunanýn. Hüve'dir er-rahman er-rahîm. Hüve kendisinden baþka ilâh olmayan Allah'týr. El-Melik'tir, el Kuddüs'tür, es-selam'dýr, el-mümin'dir, el-müheymin'dir,el- Aziz'dir,el-Cebbar'dýr,el-Mütekebbir'dir. Sübhan'dýr Allah þirk koþtuklarýndan. Hüve, el-halik, el-barî, el-musavvir olan Allah'týr. Hû'nundur Esmâ-ü'l Hüsnâ. Tespih eder Hû'yu semavatta ve arzda olanlar. Ve Hüve'dir el-aziz, el-hakim " buyrulmaktadýr. 42

Âyette Hüve'nin namütenahi arzularý ve tatbikatlarý olacaðý iþaret edilmiþtir. Allah ne lütfetmiþse, Allah'ý ancak o idrakle tanýyabiliriz. Allah kullarýna "Rabb" hususunda ne idrak vermiþse insanlar o arayýþ içerisindedirler. Velâyet ise her görünmeye haktýr der. Çünkü velâyet gönlünden tasdik alýr. Rabbimizin; "Ben sizin Rabbiniz deðil miyim" suali kendisinden kendisinedir. Kendi varlýðý içinde, kendi varlýðýna tevcih olunmuþtur. Rabbimiz ilâhî tertibi icabý, kendi varlýðýndan halk eylediði insan varlýðýndaki hedefi sabit kýlmak için ruhlarý bu suale muhatap kýlmýþtýr. Allah'ýn kendi ruhundan nefhettiði insan varlýðýnda "Ben bilinmez bir hazine idim, bilinmekliðimi istedim ve bu âlemleri yarattým" (Aclûnî, II, 132) arzusunun yansýmasý vardýr. Ýnsan da kendi varlýðýnýn bilinmesini ister. Bu arzuda herkes kendisini müspet tanýtmak ister; hiç kimse kendisini menfi tanýtmak istemez. 43

SABÝÎLER B Ý S M Ý L L A H Ý R R A H M A N Ý R R A H Ý M Maide sûresi 5/69. âyetinde; Muhakkak ki iman edenler, Yahudiler ve Sabiîler ve Nasranîlerden kim Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amel iþlerse, artýk onlar için korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar." Âyette zikredilen Sabiîler in kimler olduðu hakkýnda müfessirler deðiþik görüþler ileri sürmüþlerdir. Esasýnda Sabii kelimesi her zaman diliminde deðiþik insan ve inanç topluluklarý hakkýnda kullanýlmýþtýr. Bu bakýmdan alimler arasýnda çok farklý tarifler yapýlmýþtýr. Ancak âyet-i kerimeden anlaþýldýðý kadarý ile insan ve inanç topluluklarýnýn isimlerinden ziyade kiþinin "inanç ve ameli" Allah katýndaki deðerini belirlemektedir. Yani hangi topluluk veya inanç ismi ile isimlendirilirse isimlendirilsin eðer bir insanda Allah'a ve ahiret gününe iman varsa ve salih ameller iþlemiþse ahirette o kiþinin ecri ziyan edilmeyecektir. O halde asýl olan kiþinin kalbî durumudur. Nitekim buyrulur ki; "O gün, ne mal fayda verir ne de evlât, ancak Allah'a kalb-i selîm ile gelenler hariç" (Þuara 88-89) 45

Kur an da Hz. Ýbrahim için; Hani Rabb'ine kalb-i selîm ile gelmiþti. (Saffat 37/84) buyrulmaktadýr. Burada samimi bir iman ve inançtan bahsedilmektedir. Hz. Ahmed Süreyya Emin; An samimil kalb sarýl ki ben anýn damanýyým buyurmuþlardýr. Kýyamete yakýn olacak fitnelere uymayýp samimi bir inanç içerisinde olmak makbuldür. Âyette zikredilen Sabiî lerin kimler olduðu hakkýnda müfessirler deðiþik görüþler ileri sürmüþlerse de bazý Sabiî topluluklarýnýn Allah'ýn makbul tuttuðu bir iman üzerine olduklarýný görmekteyiz. Ýslâm Ansiklopedisi nde Sâbiîler ile ilgili olarak þu bilgiler verilmektedir: Sâbiîliðin tarihçesi günümüzden yaklaþýk iki binyýl önce baþlar. Sâbiîlik, milâttan önce son iki yüzyýl içinde Filistin-Ürdün bölgesinde mevcut olan heterodoks (farklý düþünen) Yahudi akýmlarý arasýnda filizlenmiþtir. Sâbiîler tarafýndan büyük bir önder ve ýþýk peygamberi diye adlandýrýlan Hz. Yahyâ Yahudi olarak doðmuþ, ancak peygamber olunca Yahudi kralýnýn davranýþlarýný kabul etmeyip Kudüs dýþýnda kendi cemaatini kurmuþtur. 46

Hz. Îsâ'nýn, risâleti öncesinde zaman zaman Yahyâ'nýn vaazlarýný dinlemeye gittiði, hatta bir defasýnda bizzat onun eliyle suya dalýp çýkmak suretiyle vaftiz edildiði bilinmektedir (Matta, 3/13-15). Hz. Yahyâ'nýn faaliyetlerinden telâþa kapýlan resmî Yahudilik taraftarlarý Roma'nýn bölgedeki valisi Herod Antipas'ý kýþkýrtarak onu tutuklattýlar. Yahyâ baþý kesilmek suretiyle idam edildi, taraftarlarý da sýký bir takibata ve katliama tâbi tutuldu. Olaya geniþ yer veren Sâbiîliðin kutsal kitaplarýndan Ginza'ya göre (s. 341) Yahudiler aralarýnda 365 ileri gelenin de bulunduðu binlerce nasýrayý katlettiler. Katliamdan kurtulanlar Arsakid kralýnýn himayesinde Kuzey Mezopotamya'ya doðru kaçtýlar. Sâbiî kutsal kitaplarý bunlarýn sayýsýnýn 60.000 civarýnda olduðunu kaydeder. Bir müddet sonra Nasuralar / Sâbiîler Güney Mezopotamya'ya göç edip buraya yerleþtiler. Mecûsîliðin Ýran'da resmî din olarak kabul edildiði milâttan sonra 3. yüzyýlýn ilk yarýsýna kadar Sâbiîler bu bölgede huzur içinde yaþadýlar. 7. yüzyýlda Irak'ýn müslümanlarca fethedilmesi üzerine diðer yöre halký gibi Sâbiîler de zimmî statüsüyle Ýslâm hâkimiyeti altýna girdiler. Günümüzde 80-100 bin civarýnda bir topluluk olan Sâbiîler tefekküre ve sezgiye dayalý öðretileri ve kendilerine has dilleri ile oldukça zengin bir dinî literatüre sahip- 47

tir. Genellikle Güney Irak'ta Fýrat ile Dicle'nin birleþtiði bataklýk bölgelerde, Basra ile Baðdat gibi þehirlerde ve Ýran'da Kârûn nehri boyunca yer alan yerleþim birimlerinde yaþarlar. Ayrýca baþta Ýsveç, Danimarka, Amerika Birleþik Devletleri, Avustralya ve Kanada olmak üzere birçok Batý ülkesinde yerleþmiþ Sâbiî cemaatleri bulunmaktadýr. (Kaynak: Ýslâm Ansiklopedisi Yýl: 2008, cilt: 35; sayfa: 341-342) Arapçada "Sabiî" kelimesi, bir dinden çýkýp baþka bir dine giren kimse anlamýndadýr. Bunun için müþrikler, Resûlullah ý Sabiî diye isimlendirmiþlerdir. Çünkü o, dinlerini reddedip yeni bir dine baðlanmýþtý (M. Hamdi Yazýr, Hak Dini Kur'ân Dili, Ýstanbul 1936, I I,1750). Bu tarife göre Sabiîler Hz.Muhammed'in risaletinden önce kavimlerinin puta tapmasýndan hoþlanmayarak, gönüllerine hitap eden ve samimiyetle baðlanabilecekleri bir itikat arayan Araplardýr. Bunlar tevhid dinini kabul etmiþlerdi ve ilk haniflerin yani Hz.Ýbrahim in dini üzere ibadet ediyorlardý. Müþrikler, bu kimselere "Atalarýnýn dininden dönenler" anlamýnda sabiîler adýný vermiþlerdi. Sonradan müslümanlara sabiî demelerinin sebebi budur" (Fi Zilalil-Kur'ân, Terc. Kurul, Ýstanbul 1972, I, 156-157). Geçmiþ ümmetler, peygamberlerin getirdiklerine önce iman etmiþken sonradan peygamber sözlerini deðiþtirmiþlerdir. Sabiiler demek peygamberlerin getirdiklerine imanda saflýðýný bozmamýþ ve imanda sabit kalmýþ olanlar anlamýnda olsa gerekir. 48

MUHKEM MÜTEÞABÝH B Ý S M Ý L L A H Ý R R A H M A N Ý R R A H Ý M Âl-i Ýmran sûresi 3/7. âyetinde; "Sana 'el Kitab'ý inzal eyleyen 'Hüve'dir. HU dan muhkem (hâkim kýlýnmýþ) âyetler vardýr ki, onlar 'ümmül kitab'dýr. (ana kitap) Ve diðerleri de müteþabihattýr (benzeþen ayetlerdir). Artýk kalplerinde kayma olanlar fitneyi ve HU nun tevilini arayarak, HU dan teþbih olunanlara (benzetilenlere) tâbi olurlar. HU nun tevilini ancak Allah bilir. Ve ilimde ileri gidenler (râsih olanlar) derler ki: "HU nun tamamýnýn Rabbimizin katýndan olduðuna iman ederiz ve ancak gönül sahipleri (gönlünden emir ve ilham alanlar) tezekkür ederler buyrulmaktadýr. Âyette "el Kitab" ifadesi zamanýn risâlet noktasýnýn mümessili olan "el-ýnsan" ilâhi noktasýný iþaret etmektedir ki, Allah'ýn kendi zât-ý ilâhisidir. Ýnzâl olunan el-kitab'tan murat, Hazret-i Muhammed'in vücûd-u ilâhisidir. 49

Kur'an-ý Kerîm'de Allah'ýmýzýn zat, sýfat ve ef'ali nin bildirildiði âyetler Muhkem, zamanýn yaþam ve tatbikat anlayýþý ile ilgili bildirilen hükümler Müteþâbih âyetlerdir. Muhkem-Müteþabih konusunda farklý tarifler ve anlayýþlar vardýr. Kur an da; Þüphesiz Rabbin kýyamet günü, üzerinde ayrýlýða düþmekte olduklarý þeyler konusunda onlar arasýnda hüküm verecektir. (45/17) buyrulmasý bu fikir ayrýlýklarýnýn da Allah ýn bir tertibi olduðunu iþaret etmektedir. MUHKEM-MÜTEÞABÝH KONUSUNDA ULEMANIN ÝDRAKÝ Kur'an âyetleri muhkem ve müteþabih olarak lütfedilmiþlerdir. Muhkem kelimesi ile kesin ve deðiþmez hüküm bildiren âyetler iþaret edilirken, müteþabih kelimesi ile benzeþen ayetler iþaret buyrulmuþtur. Ancak bu âyetlerin tesbitinde resmi ulemanýn tefsirleri ile velâyetin ilhamý arasýnda pek çok farklar vardýr. Ulemaya göre muhkem kabul edilen âyet ve hadisler çoðunlukla dünya yaþamýna hitap eden fýkýh kurallarýdýr. Ticaret, miras, evlenme-boþanma ve benzeri dünya yaþamýyla ilgili kurallar hep muhkem kabul edilmiþtir. Kur an da Hüve her an yeni bir þandadýr (Rahmân 55/29) buyrulduðuna göre dünya ve yaþamla ilgili hü- 50

kümler zamana göre deðiþebilir. O halde, yaþamla ilgili konular her zamanda Allah tarafýndan yetkili kýlýnan gönüller ile yorumlanmalýdýr. Onun için ulemanýn muhkem kabul ettiði âyetleri velâyet müteþabih olarak deðerlendirmiþtir. MUHKEM-MÜTEÞABÝH KONUSUNDA VELÂYETÝN ÝLHAMI Kur an da Allah ýn zât,sýfat ve ef alini bildiren âyetler ulema tarafýndan müteþabih olarak düþünülmüþtür. Ancak velâyet Allah ýn kendisini bildirdiði deðiþmez âyetleri muhkem âyetler olarak kabul ve tasdik eder. "Muhkem" âyetler; Allah'ýmýzýn zât, sýfat ve ef'aline ait olan âyetlerdir. Allah'ýmýzýn kendisini tarif ve tavsif buyurduðu âyetlerdir. Allah kendisine "Rahman", "Rahim" diye bir tarif yaptýðý zaman bunun tersini söylemek mümkün deðildir. Allah'ý Allah'ýn tarif ettiðinin dýþýnda deðerlendirmeye kalkmak makbul deðildir. Allah'ýmýz kendisini yaratmýþ olduðu varlýklara bildiriyor ve tanýtýyor. Yaratýlmýþ olan varlýklarýn bu konuda fikir yürütmeleri mümkün deðildir. Allah'ý Allah'ýn bildirdiði þekliyle idrak etmek en doðru olandýr. Muhkem olaný baþka bir hâle tahvil etmek veya benzetmek mümkün deðildir. 51

Velâyete göre, muhkem âyetler ve hadisler, Allah'ýn zât, sýfat ve efaliyetini bildiren kesinlik ve katiyet arzeden deðiþmez hükümlerdir. Velâyete göre, Kur an daki yaþama ait hükümler müteþabih sayýlmaktadýr. Çünkü bu kurallar zaman ve zemine göre deðiþiklik gösterebilir. Deðiþik þartlara göre yine Kur'an ve hadisler örnek alýnarak benzer hükümler getirilebilir. Onun için benzeþen anlamýnda müteþabih denilmiþtir. Velâyet, Allah'tan aldýðý ilham ve beyana göre her zamandaki Hakk arzusunu bildirir. Sevgili Efendimizin tavsiyesi üzere dini kolaylaþtýrýr. Her zaman ve þartlarda müminlerin Hakk rýzasýný nasýl kazanacaklarýnýn öðretim ve eðitimini yapar; nefisleri olgunlaþtýrýr, ruhlarý kemâle erdirir. Her zamanýn velilerinin hayatlarý ve eserleri incelendiðinde bu sözümüz daha iyi idrak edilecektir. Hz. Abdülkadir Geylani, Hz.Mevlana, Hz.Yunus Emre gibi velâyet gönülleri aradan asýrlar geçmesine raðmen hala insan gönüllerine seslenmekte, Hakk sevgisini ve dostluðunu bahþetmektedir. ZAMANIN SAHÝBÝ VE MUHKEM-MÜTEÞABÝH Kur an da; ilimde rasih olanlar dan (Âli Ýmrân- 3/7) bahsedildiðine göre ilimde rasih olmayanlar da olabilir. Yaratýlan her insanýn idrak ve makamý ayný deðildir. insanlarda elbette fikir ayrýlýklarý olacaktýr. 52

Ýlimde râsih olanlar, Allah'ýn yetki ve makam verdiði gönüllerdir. Teþbihat zamana ve zemine hitap eder þekilde olmalýdýr. Allah ýn yetki lütfettiði gönle baðlananlar daha ileri bilgi alarak daha ileri bir idrak noktasýna gelirler. Rabbimiz her zamanda nasýl tanýnmayý arzu buyurursa o Zamanýn Ýnsaný'na o feyzi verir. O arzu, insan gönüllerinde mazhariyetleri ölçüsünde yansýr. Zamanýn Ýnsaný'ný kabul etmeden tam mânâsý ve kemali ile idrake gelinemez. O, geleceði de ima eder. Bu zamandaki bilim ve teknolojik geliþmeleri din adýna kim yorumlayacaktýr? Müteþabih âyetler deðiþen zaman dilimlerinde ilâhî hükümlerin nasýl tatbik edileceðini iþaret eden âyetlerdir. Her zamanýn kendisine mahsus bir yaþam hususiyeti vardýr. Buna dikkat ederek yürümek lazýmdýr. Müteþâbih âyetler Allah'ýn yakýnlýk verdiði gönül tarafýndan yorumlanýrsa rahmet zuhur eder. Yoksa bu âyetin hükmü kalktý demek doðru olmaz, çünkü Kur an her zaman diliminde o güne hitap eder olarak yorumlanýr ve tatbik edilir. Tatbik olunan hükümler her zamanýn yaþamýna göre deðiþebilir. Deðiþik zamanlarda tatbik olunan hükümler benzeþebilir ancak ayný olmayabilir. O zaman öy- 53

le yapýlmýþ bu zaman da böyle yapýlabilir þeklinde bir benzetme olabilir. Âyetlerin ruhuna müdahale etmeden, iþaret etmiþ olduðu hedefi ve düsturu bozmadan tatbik edilebilen âyetler anlamýnda müteþabih denilmiþtir. Âyetler zamana göre tefsir edileceði yerde bin sene evvel o zamanda yaþayan insanlarýn ihtiyaçlarý gözetilerek yapýlan tefsirleri bu zamanda manen ve maddeten terakki etmiþ bir topluma zorla kabul ettirmeye çalýþmak doðru olmasa gerekir. Dinin buyurduðu ilme ve yaþama göre hareket etmek medeniyettir. Ýlerleyen zaman içinde ve deðiþen þartlar karþýsýnda dünya yaþamýna hitap eden kurallarý kesin ve deðiþmez yani muhkem kabul etmek ne kadar gerçekçi olabilir? Asýrlar öncesinin mezhep kurallarý ile bugün ticaret yapmak, sosyal yaþamý sürdürmek mümkün müdür? Yaþamýn günümüzdeki sürati karþýsýnda dini kurallarýn da zamanýmýza ve yaþamýmýza hitap edecek þekilde düzenlenmesi zaruri bir ihtiyaç olmaktadýr. Zamana göre teþbih edilen bazý âyetler de vardýr ki, onlarý ancak muhaddesundan olan Zamanýn Sahibi gönül noktasý, Rabbimizin o zamana uygun lütfettiði ilhamlar ile açar. Her zamana uyan âyetler yani teþbih edilen âyetler insanlarýn makamlarýný belirler. Kur'an âyetleri çok 54

mânâlýdýr. Onbeþ asýrdýr her zamana, her topluma ve her insana hitap etmiþtir. Kur an kýyamete kadar yürürlükte olduðuna göre, bütün âyetler kýyamete kadar tatbik edilebilir. Ancak tatbikatta zamana ve zemine göre yorumlar olabilir. Kur'an kýyamete kadar geçerlidir. Kur'an'da zikredilen her mevzu o günden kýyamete kadar olan zaman içinde o mevzunun geçireceði safhalarýn mazhariyetini de içinde taþýmaktadýr. O halde muhkem-müteþabihte, her zaman dilimine göre adapte edilir anlamý vardýr. Aslýnda her insanýn bir anlayýþý vardýr, ancak Kur an ile bildirilen ilâhi anlayýþýna sadýk kalýnarak idrak edilmesi gerekir. Ulemanýn "içtihad" ederek zamanýmýza hitap eden kurallar getirmesi ve dini hükümleri Sevgili Peygamberimizin; "kolaylaþtýrýnýz güçleþtirmeyiniz" tavsiyesi mucibince yumuþatmasý beklenirken, içtihad kapýsý kapatýlarak belki de en büyük hata yapýlmýþ olmaktadýr. Resmi ulemanýn müteþabih olarak tanýmladýðý idrak ve ifadesinde eksik kaldýðý âyet ve hadisleri her devirde yetkili velâyet gönülleri gayet açýk ve anlaþýlýr þekilde izah etmiþlerdir. Çünkü bu âyet ve hadisler Rabbimizin; "beni böyle biliniz ve tanýyýnýz" buyurduðu muhkem hükümlerdir. (bu konuda daha geniþ bilgi için kitaplarýmýz bkz. web sitemiz HUVALLAHU.COM) 55

ZAMANIN SAHÝBÝ VE ÜMMÜL KÝTAP Ümmül kitap; Sýrr-ý Âdem hususiyetinin ayan olduðu el-ýnsan ý iþaret eder. Allah ve din hakkýnda ilim ve bilgi lütfeden yetkili gönül noktalarý, 'Ümmül Kitab'dýrlar. Zamanýn Halife-i Hakk sýrrýna sahip gönül noktasý olan Ümmül Kitab, Kur an-ý Kerim hakkýnda ilim ve bilgi lütfeder. Kur an ý o noktadan tahsil edenler o zamanýn idrak ve anlayýþýndaki Ümmül Kitab idrakine gelirler. Kur an da namütenahi mânâlar vardýr, ancak Kur an ýn o zamanda Ümmül Kitap olan gönlün anlattýðý mânâ üzerine anlaþýlmasý icap eder. Allah ýmýzýn Bilinmekliðini arzu buyurmasý ve bu âlemleri yaratmasýnda namütenahi arzularýnýn ayan olacaðý düþünülmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken husus þu olsa gerekir: Ruhaniyet, zâtîyet, sýfatiyet, cismaniyet hepsi Allah ýndýr. Varlýklarýn hususiyetlerini idrak etmek için varlýklarý Allah a baðlamak icap eder. Her þey Allah ýn namütenahiliðini iþaret etmektedir. Ýnsan, Allah ýn namütenahiliðini bir nebze olsun idrak ettiði zaman güzel bir makama gelmiþ demektir. Peygamberimizin sakaleyn hadisinde iþaret buyurduðu "Size iki emanet (aðýrlýk) býrakýyorum Allah'ýn Kitabý (Kur'an-ý Kerîm) ve Ehl-i Beyt'im 56

(velâyetim). Bu ikisine sarýlýrsanýz asla yolunuzu þaþýrmazsýnýz" beyaný Kur an ý Ümmül Kitab hususiyeti taþýyan Zamanýn Ýnsaný ile mütalaa ederseniz yolunuzu asla þaþýrmazsýnýz mânâsýnadýr. Allah ýmýz kullarýný yaratmýþ ve hepsine dereceler ve makamlar lütfetmiþtir. Allah ýmýz yaratmýþ olduðu her insana þans eþitliði tanýmýþ ve ona uyarýcýlar göndermiþtir. Bunu takdir edenler terakki edip selamet bulurken, edemeyenler nefislerine zulmedenlerden olmuþtur. Nefislerine zulmedenler kendilerini haklý çýkarmak adýna uyarýcýlarda kendi düþüncelerine göre eksiklik ararlar. Kalplerinde iman noktasý zayýf olanlar teþbihâtý yanlýþ yaparak müteþâbih âyetleri kendi menfaatlerine uydurmaya çalýþýrlar. Kur'an âyetleri birbirini nakz etmez. Kalplerinde hastalýk olanlar "Kur'an da þarap yasak, viskiye, rakýya bir yasak getirilmemiþ" diyerek teþbihâtý yanlýþ yapmakta ve kendi nefislerine zulmetmektedirler. Bunlar âyetleri kendi menfaatlerine göre yorumlamak isteyen kiþilerin uydurmalarýdýr. Kalplerinde eðrilik olanlar müteþabih âyetlerin peþinden giderek uydurma tefsirlere uyarlar. 57

NASÝH MENSUH B Ý S M Ý L L A H Ý R R A H M A N Ý R R A H Ý M "Nasih" kelimesi, "silme, ortadan kaldýrma" anlamlarý taþýmaktadýr. "Mensuh" kelimesi ise "silineni, ortadan kalkaný" ifade eder. Bir kýsým ulema, Kur'an'ýn içinde nasih-mensuh olduðunu, bir kýsým âyetlerin, diðer bazý âyetlerin hükmünü ortadan kaldýrdýðýný düþünmüþlerdir Nasih-mensuh konusunda delil olarak kabul edilen Bakara sûresi 2/105-106. âyetlerinde; Ehl-i Kitaptan (Yahudilerden ve Hristiyanlardan) kâfirler ve putperestler Rabbinizden size bir hayýr indirilmesini istemezler. Hâlbuki Allah rahmetini dilediðine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. Biz bir âyetin daha hayýrlýsýný ya da benzerini getirmedikçe nasih yapmayýz ya da unutturmayýz" buyrulmaktadýr. Bu âyetlerden anlaþýldýðý þekliyle nasih-mensuh yapýlan âyetlerden kastedilen ayný zamanda geçmiþ peygamberlerin þeriatlarýdýr. Yahudi ve Hristiyan þeriatleri, Ýslâm þeriatinin zuhur etmesi ile mensuh olmuþtur yani geçerliliðini yitirmiþlerdir. 59

Âyetteki hayýrdan murat, Allah ýn insanlarý terrakki ettirmek için lütfettiði risalet noktalarýdýr. O peygambere iman edenler, Allah ýn arzusu paralelinde hayýr bulurlar. Ne gariptir ki, din birliði çalýþmalarý ile hükmü kaldýrýlmýþ þeriatlar ile birlik yapmaya çalýþýlmaktadýr. Bu hareketleri ile gayr-i müslimler inananlar için hayýr istemezler. Kur an âyetlerin hükmü kalkmaz, tefsiri zaman içinde deðiþebilir. Kur an ýn buyruðu bu kadar açýk iken geçerliliði Allah tarafýndan kaldýrýlmýþ olan (nesih edilmiþ) inanç topluluklarý ile din birliðine gidilmek istenmesi müslümanlarýn kendi kitap ve inançlarýna ters düþmesi deðil midir? Allah'ýmýz ayetlerde fâil olarak zaten kendi zâtýný zikrediyor. Allah kelamýnýn hükmünü kim kaldýrabilir? Bir þeriatýn hükmünü ancak Allah deðiþtirebilir. Âl-i Ýmran sûresi 3/64. âyetinde; De ki, Ey ehl-i kitap aramýzda ve aranýzda müsavi olan bir kelimeye gelin. Ýllâ Allah'a ibadet edelim ve ona hiçbir þeyi þirk koþmayalým. Ve kimimiz diðerimizi Allah dûnunda Rabler edinmeyelim." Eðer dönerlerse artýk "Þahit olun ki bizler müslümanlarýz," deyin. buyrulmaktadýr. 60

Geçmiþ bütün peygamberler Hazreti Muhammed'i iþaret etmiþken, kendi peygamberlerine uyduklarý iddiasýnda bulunan ehl-i kitab'ýn Hazreti Muhammed'e uymamalarý Allah dininde eksik kaldýklarýný göstermektedir. Allah'ýmýzýn; "Sizinle bizim aramýzda müþterek olan bir kelimeye geliniz" hitabýnda ifade buyrulan noktalar yalnýzca Allah'a ibadet edilmesi, O'na þirk koþulmamasý ve Allah'ýn dununda Rabler edinilmemesidir. Ehl-i Kitaba yapýlacak teklif din birliði deðil Allah'ýn dinini teklif etmektir ki, âyette "Þahit olun ki bizler müslümanlarýz," buyrulmasý Allah'ýn din arzusunun Hz. Muhammed ile kemal bulduðunu ve ancak bu noktaya tâbi olanlarýn makbul olacaðýný iþaret etmektedir. Bir kýsým müfessirler de Kur'an'daki içki içmenin yasaklandýðý âyetleri nasih-mensuh uygulamasýna delil olarak getirirler. Nisa sûresi 4/43. âyetinde; "Ey iman edenler sekir (sarhoþ) halindeyken ta ki ne söylediðinizi bilinceye kadar namaza yaklaþmayýnýz" Maide sûresi 5/90. âyetinde; "Ey iman edenler muhakkak ki þarap ve kumar ve abide taþlarý ve fal oklarý þeytan 61

amellerinden pisliklerdir. Artýk bunlardan kaçýnýn ki felâha eresiniz." buyrulmaktadýr. Bu ayetlerden anlaþýldýðýna göre içki içmek daha önce ancak namaz için yasaklanmýþken daha sonra tamamen yasaklanmýþtýr. Ýçki yasaðýnýn tedrici olarak getirildiði doðrudur. Yani içki en baþtan beri yasaklansaydý içkinin hayatlarýnýn bir parçasý olduðu toplumlarda Ýslâm dininin kabul edilmesi zorlaþabilirdi. Nitekim Ýslâm'daki bu uygulama daha sonra eðitimdeki tedrici yani derece derece artýrma metodu olarak da benimsenmiþtir. Maneviyatta ilk önce yasaklardan baþlanmaz. Ýnsan ilim ve bilgi kazandýkça, imaný kuvvetlendikçe, terakki ettikçe makbul olmayan alýþkanlýklarý da terk eder. Ýçki içmenin yasaklanmasý ile "sarhoþ iken namaza yaklaþmayýnýz" âyetinin mensuh olduðu görüþüne de katýlmadýðýmýzý belirtmek isteriz. Çünkü Kur'an ayetleri sonsuz anlamlarý ihtiva eder. Sarhoþ olmak sadece içki ile midir. Bütün gün yaþam koþturmacasýnda olan iþ sahipleri adeta sarhoþ gibidirler. Stresin ve telaþýn içinde ne kadar huzurlu bir ibadet yapabilirsiniz. O halde bu âyetin bir anlamý olarak da namazlarýnýzýn huzur bulacaðýnýz bir ortamda ve zamanda kýlýnmasý daha güzel olur þeklinde ifade bulmasý daha uygun olur kanaatindeyiz. 62

Peygamberimizin hadisleri Kur'an âyetlerini açýklayýcýdýr. Kur'an ayetleri ile Peygamberimizin sözleri arasýnda bir uyumsuzluk söz konusu dahi deðildir. Ancak birtakým uydurma rivayetler karþýsýnda sanki böyle bir durum varmýþ gibi gösterilmesi de önce Kur'an'a aykýrýdýr. Çünkü Kur'an'da Peygamberimizin sözleri için, "O peygamber havadan konuþmaz ancak vahyedilen bir vahiy ile konuþur" (Necm, 3/4) buyrulmaktadýr. Hz. Muhammed'den önce hiçbir peygamber getirdiði þeriatýn kýyamete kadar geçerli olacaðýný söylememiþtir. Kur'an kýyamete kadar þeriatý ve hükümleri devam edecek bir kitaptýr. O yüzden kýyamete kadar bütün zamanlara, toplumlara ve insanlara hitap edecektir. O halde Kur'an âyetleri bütün zamanlara hitap eden ilâhî bir hususiyet taþýrken bazý âyetlerin nesih olduðunu iddia etmek doðru deðildir. Allah'ýn sözleri zaman kaydýna tâbi olmadýðýndan nesih olmaz. Velâyet, Kur'an söz konusu olduðunda O'na toz kondurmayacak bir saygý ve hürmet gösterir. Hz. Muhammed in vaz ettiði din Allah' a vasýl olacak kadar yakýnlýk lütfeden bir hususiyetten zuhur etmektedir. Çünkü sadece Hz. Muhammed mirac yapmýþtýr ve esfele safilin aleminden uruc etmiþtir. Böylece Âlem-i Âma ya varan, esfele safilinin üzerine çýkan bir din anlayýþýný tarif buyurmuþtur. 63

Hz.Musa Seni göreyim diyerek esfele safilin içindeki bir din anlayýþýný tarif etmiþtir. Ancak Hz. Muhammed zatüz zat noktasýndan; Beni gören Hakk ý görmüþtür buyurarak Allah'a ne kadar yakýnlýk bulunacaðýnýn tebþiratýný yapmýþtýr. O yüzden ancak Hatemen Nebiyyin olan Hz. Muhammed ile irsal olunan þeriat kýyamete kadar bakidir. "Biz bir âyetin daha hayýrlýsýný ya da benzerini getirmedikçe nasih yapmayýz ya da unutturmayýz" (Bakara 2/106) âyeti hükmünce geçmiþ peygamber þeriatlarýnýn hükmü kaldýrýlmýþtýr yani nesih olunmuþtur. Bu âyetin öncesi ve sonrasýna dikkat edildiðinde Hýristiyanlar ve Yahudilerin Müslümanlara kitap verilmesinden dolayý kýskançlýk içinde olduklarýný ihtar eder ve Allah'ýmýz artýk geçmiþ kitaplarýn hükmünün kaldýrýldýðýný yani nesih edildiðini bildirir. Bu sebeple bizler o peygamberlerin þeriatýna iman ediyoruz daha sonra zuhur eden ahir zaman peygamberinin þeriatýný kabul etmiyoruz demek doðru bir iman noktasý deðildir. O halde din birliði yapmak konusundaki fikirleri savunanlarýn düþüncelerini onlarýn takdirine býrakýrýz. Velâyet, ehl-i zahirin tarifindeki nasih-mensuh konusunu kabul etmez. Çünkü Kur'an'ýn her harfinin, her kelimesinin sonsuz manalar taþýdýðýný bilir. Ulema arasýnda kat i olarak nasih-mensuh âyetleri þunlardýr diye bir ittifak olmamasý da nasih mensuh konusunun farklý deðerlendirildiðini göstermektedir. 64

Nasih ile o âyetin hükmü kalktý ise devir hatimlerinde neden okunuyor? Hükmü ortadan kalkan bir âyetin tilavetinin insanlara ne faydasý olacaktýr? Kaldý ki, hükmü kalktýðý söylenen âyetlerin bu zamana da feyz verdiði görülmektedir. Kelâm-ý Ýlâhî de hiç bir boþluk ve mânâsýzlýk yoktur. Âyetler her zamana hitap eder þekilde irsal olunmuþtur. Bin beþ yüz senedir her zamana uyan, feyz veren, hitap eden bir kitap olabilir mi? Bu, Kur an-ý Kerîm in bir hususiyetidir. Velâyet, Kur'an'ý anlamaya ve anlatmaya gayret etmiþtir. Velâyete göre Kur'an âyetlerinin sonsuz anlamlarý vardýr. Her âyet zaman ve zemine göre farklý anlamlar ile insanlara hitap eder. Kur'an donuk bir kitap deðildir. Kur'an canlýdýr, hayydýr, (diridir). Ancak Kur'an'ý anlayan ve halka açýklayan "gönül sahipleri" gerekmektedir. Bu konu, Peygamberimizin; "Size iki emanet býrakýyorum; Allah'ýn kitabý (Kur'an-ý Kerim) ve Ehl-i Beytim (velâyetim) Bu ikisine sarýlýrsanýz asla yolunuzu þaþýrmazsýnýz" hadisinde gayet açýk ve net olarak ifade edilmiþtir. Kur'an her zamanýn sahipleri olan velâyet gönülleri ile okunduðunda insanlarý sýrat-ý müstakime yani Allah'ýn doðru yoluna yönlendirir. 65

Kur'an çok þümullü bir kitaptýr. Ancak Allah'ýn lütfettiði ilahi ilham sahibi bir gönül noktasý Kur'an'dan ilahi arzuya uygun mana çýkarabilir. Nasih-mensuhu bir âyetin hükmünün iptal olmasý olarak deðil, âyetlerin zamana ve zemine göre tatbik edilmesi olarak deðerlendirmelidir. Âyetler kýyamete kadar geçerli olan hükümlerdir, ancak mânâlarý her zamana hitap edecek þekilde anlaþýlmalýdýr. Kur'an, kýyamete kadar her topluma her zamana hitap eder. Kur'an, Peygamberimizin iþaret buyurduðu Muhaddesun olan gönüllerden tefhim edilseydi elbette ki daha güzel olurdu. 66

ALTIN ORAN B Ý S M Ý L L A H Ý R R A H M A N Ý R R A H Ý M Altýn oran ile ilgili olarak yapýlan bu çalýþma teknik deðil manevidir. Kâinattaki her varlýk Rabbimizin ilâhî aþký ile vücud bulmuþ ve sýfatlar âleminde görünmüþtür. Her varlýk bu aþkýn neticesinde bilmediðimiz ruhî, maddî, fizikî hususlarý ihtiva etmektedir. Altýn oran, matematik ve sanatta, bir bütünün parçalarý arasýnda gözlemlenen, uyum açýsýndan en yetkin boyutlarý verdiði söylenen geometrik ve sayýsal bir oran baðýntýsýdýr. Altýn orana uygun olduðu düþünülen Fibonacci sayý serisi en basit ve temel büyüme (ve küçülme) modelidir. Seriyi oluþturan sayýlar; her ardýþýk elemaný, önceki iki elemanýn deðerinin toplamý alýnarak bulunur: 0, 1, 1(1+0), 2(1+1), 3(2+1), 5(3+2), Bu dizinin ileri elemanlarýnda, bir sonraki elemanýn bir öncekine oraný Altýn oran adý verilen ve yaklaþýk 1,618 (1:0,618) deðerine eþit bir sayýyý verir. Ardýþýk sayýlarýn oraný, altýn oran olarak bilinen yüzde 61.8'e yakýnsar. 67

Ýnsan kitleleri toplu davranýþlarýnda hep bu oranlarla ayrýþmaya eðilimlidir. Dahasý, tüm süreçler genellikle Fibonacci sayýlarý kadar sürer. Bir örnek vermek gerekirse; bir malýn fiyatýnýn önce yükseldiðini sonra düþtüðünü varsayalým. Bu malý almak isteyen alýcýlar fiyatýn yüksek olmasýndan dolayý alamamýþ olsunlar. Fiyatýn düþmeye baþladýðýný varsaymýþtýk. Bu malýn fiyatý en yüksek tepesinden %61,8 kadar düþtüðünde alýcýlarda artýk fiyat düþtü uygun seviyelere geldi bu fiyattan alalým düþüncesi oluþur. Bu fiyat ayný zamanda fibonacci sayýsý olan altýn orana tekabül eder. Peki alýcýlarda "artýk fiyat uygun seviyelere geldi alalým" düþüncesi nasýl oluþmaktadýr? Bu düþüncenin oluþmasýnýn altýn oran ile ilgisi nedir? Bütün bunlar yaþamdaki her þeyin "belli bir program" dahilinde oluþtuðunu göstermektedir. Bunun bir program dâhilinde olduðunu, davranýþlarýn matematiksel olarak ifade edebilmesi ispat etmektedir. Eðer davranýþlar bir program dâhilinde olmasaydý, tesadüflere baðlý olsaydý onlarý matematiksel olarak ifade edemezdik, formülleþtiremezdik. Ýnsanlarýn "alalým satalým" kararlarý dahi belirlenmiþ ilâhî yasalar tarafýndan oluþturulmaktadýr. Nitekim ticaret borsalarýnda Fibonacci sayýlarý kullanýlarak alým satým sistemleri oluþturulmuþtur ve çoðunlukla baþarýlý da olmaktadýr. 68

Yaþamdaki her þeyi Allah'a baðlamak, zerre nispetinde de olsa hiç bir þeyi Allah'tan ayýrmamak imanýn olgunlaþtýðýný gösterir. Altýn oran, kudret-i ilâhîyenin kainatý ve bütün âlemleri yaratmasýndaki oran ve programý da iþaret eder. Bu durumda her þeyin hesaplý ve bilinçli olarak meydana geldiði görülmektedir. Âlemlerin Big Bang denilen tesadüfi bir patlama ile deðil sonsuz kudret tarafýndan bilinçli bir þekilde halkedildiði düþünülmelidir. Yedi semavat (boyut) ve yaratýlmýþ bütün varlýklar hepsi birbiri ile koordineli çalýþýr bu da bütün âlemlerde tek bir nizamýn mer'iyette olduðunu iþaret etmektedir. Allah kendi nur-u varlýðýndan yani Deryayý Nuru Muhammed den bütün mevcudatý hâsýl eyledi. O yüzden her yaratýlmýþ varlýk birbiri ile koordineli çalýþýr. Enbiya Suresi 21/22. âyetinde; Eðer (arzda ve semada) Allah'tan baþka ilahlar bulunsaydý, (arz ve sema) kesinlikle bozulup gitmiþti. Arþ'ýn Rabbi olan Allah, onlarýn yakýþtýrdýklarý sýfatlardan münezzehtir." buyrulmaktadýr. Semavatta ve arzda ve atom boyutunda hatta atom altý âlemde geçerli olan bir nizam vardýr. 69

Altýn oran, Allah'ýmýzýn arzu ettiði programdýr. Bütün varlýklar Allah'ýn ilâhî nizamýna göre yürümektedir. Allah'ýmýz bütün âlemleri bir programa göre yaratmýþtýr. Bütün varlýklar da bu programa göre yaþamýný sürdürmektedir. Allah'ýn nizamýna nazar eden bunu bir nebze idrak edebilir. Her varlýk kendi mecrasýnda Allah'ýn lütfettiði nizam üzerine yürümektedir. Varlýk âlemi kendi kendine tesadüfen ortaya çýkmamýþtýr. Allah'ýmýz bütün varlýklarý kendi varlýðýndan bir nizam üzere teþkilatlandýrmýþtýr. Madde olarak deðerlendirilen varlýðýn asliyyeti, Allah'tan ayrý olarak görülmemelidir. Her geçen zaman içinde bilimin ilerlemesi ile birlikte varlýklarýn en küçük zerresinde bile bir nizam olduðu hakikati ortaya çýkmaktadýr. Sadece maddenin yapýtaþý olarak görülen atom ve atomaltý âlemlerde deðil, semavatta da ilâhî bir nizamýn yürürlükte olduðu görülmektedir. Allah'ýmýzýn bilmediðimiz âlemlerinde farklý ölçüler ve hesaplar olabilir. Ancak o farklýlýk da bir hesaptýr. Allah'ýn yaratmasý namütenahidir. Yâsîn suresi 36/79. âyetinde; " Ve Hüve her yaratýþý alîmdir" buyrulmaktadýr. 70

Her âlemin, her yaþamýn fizik kuralý deðiþik olduðuna göre Allah'ýn yaratmasýndaki namütenahilik dünyadaki veya uzaydaki yaratýlýþ ile kýsýtlanamaz ve müdahale olamaz. Allah'ýn ilâhî varlýðý hiçbir þey ile kýyaslanamaz. Kýyas iki varlýk arasýnda olur. Allah'ýn varlýðýndan baþka bir varlýk söz konusu olmadýðýna göre "bir" Allah'ý ve O'nun nizamýný düþünmek yerinde olur. Bir Allah var ve o Allah da hepimizde... Ýnsan Allah ý kendi varlýðý ile beraber mütalaa ettiðinde ilâhî güzelliði temaþa eder. Bizler bilimsel geliþmeler oldukça Rabbimizin kudret-i ilâhîyesini idrak edip þükrediyoruz. Ancak baþka düþüncede olan kimseler bu geliþmeleri insanlarý dinden uzaklaþtýrýp demoralize etmek için kullanmaya kalkmaktadýrlar. Bütün varlýklar en ince teferruata kadar belli bir hesaba göre yaratýlmýþtýr. Ýnsanlar altýn oraný tabiatýn bir mecburiyeti olarak mütalaa etmektedir. Biz altýn oraný Allah'ýmýzýn Kur'an-ý Kerîm'de bildirdiði muntazam yaratma hususiyeti olarak deðerlendiriyoruz. 71

TARÝHTE GEÇMÝÞ MEDENÝYETLERÝN BIRAKTIKLARI BELGELERDE ALTIN ORANI GÖSTEREN HUSUSLAR Altýn oran, eski Mýsýrlýlar ve Yunanlýlar tarafýndan keþfedilmiþ, mimaride ve sanatta kullanýlmýþtýr. Doðada en belirgin örneklerine insan vücudunda, deniz kabuklarýnda ve aðaç dallarýnda rastlanýr. Platon'a göre kozmik fiziðin anahtarý bu orandýr. Mýsýrlýlarýn piramitleri yaparken de altýn oran benzeri bir sistemden yararlandýklarý keþfedilmiþtir. Mýsýr daki Büyük Piramit in yapýmýnda altýn oran ölçülerinin kullanýldýðý bilinmektedir. Ayný þekilde Yunanlýlar da heykel yapýmlarýnýn çoðunda bu orandan yararlanmýþlardýr. Rönesans Döneminde ise birçok sanatçý resimlerinde altýn oraný kullanmýþtýr. Bu þekilde özellikle insan heykellerinde ve insan çizimlerinde arzu edilen sonuçlar elde edilmiþtir. ÝNSANDA ALTIN ORAN'I GÖSTEREN HUSUSLAR Ýnsanýn simasýna ve bedenine nazar ettiðimizde onun da altýn orana uygun yaratýldýðýný müþahede etmekteyiz. Ýlâhî bir nizam içinde gözle görülmeyen atom ve mikroplarda da ilâhî bir düzen vardýr. Þimdiye kadar yaratýlmýþ hiçbir insan diðerinin aynýsý deðildir. Varlýklarýn ve insanlarýn kendi kendine oluþtuðunu iddia etmek büyük yanýlgýdýr. 72

Yaratýlmýþ bütün insanlar tekâmül esasýna göre yürümektedir. Bu, Allah'ýn rahmet-i ilâhiyesidir. Ýnsan varlýðýnýn terakki etmesi Allah ýmýzýn ilâhî programýn bir icabýdýr. Maneviyatta her beyan her ilham terakkiye sebep olmaktadýr. ÝNSAN BEDENÝNDE ALTIN ORAN ÖRNEKLERÝ Parmak ucu-dirsek arasý / El bileði-dirsek arasý, Omuz hizasýndan baþ ucuna olan mesafe/ Omuz hizasýndan baþ ucuna olan mesafe, Göbek-baþ ucu arasý mesafe / Omuz hizasýndan baþ ucuna olan mesafe, Göbek-diz arasý / Diz-ayak ucu arasý. Ýnsanýn iç organlarý da bir nizam ve ölçü içerisinde yaratýlmýþtýr. Ýnsan vücudundaki her organýn belirli bir oran taþýdýðý, diðer organlar ile uyum içerisinde çalýþtýðý muhakkaktýr. Hakikat anlamýnda insandaki altýn oran, Allah'ýn insan ile beraber olmasýdýr. Ýnsaný Allah'tan ayýrmak altýn oraný bozmaktýr. Esasta altýn oraný maddeye deðil de mânâya baðlamak daha doðru bir düþünce olmalýdýr. Manevi insan yaþlanýr ama yýllar geçtikçe olgunlaþýr, kemal bulur. Kemal sahibi insan da altýn orandýr. Ýlmi ve kemaliyle diðer insanlara yol gösterir. 73

Altýn oran insandýr. Çünkü Allah'ýmýzýn yeryüzünde insaný halife kýlmasý ile altýn oranýn, "Allah'ýn halifesi insan" olduðu hakikati belli olmuþtur. Allah'ýn halifesi olan insan Allah'tan ilham alýr. O halde ilham alan gönül altýn orandýr. Ýnsan, Allah'ýn arzusuna baðlý olarak hareket eder. Allah'ýn lütfettiði ilham ile icatlar, keþifler yapar. Medeniyetleri kuran insandýr ve bunu Allah'ýn lütfettiði ilham ile yapar. O halde Allah'ýn ilham lütfettiði insan altýn orandýr. Allah'ýn halifesi olan insan bütün varlýklarýn üzerindedir ve varlýklara hitap eder. O halde insan, altýn orandýr. BÝR ERKEK VE BÝR KADIN YAPI VE DÜÞÜNCE OLARAK DEÐÝÞÝK OLMALARINA RAÐMEN ALLAH'IN NÝZAMINDA BÝRLÝKTE OLURLARSA ALTIN ORAN'I YERÝNE GETÝRMÝÞ OLURLAR Evlilik tatbikatýnda erkek ve kadýn arasýnda olmasý gereken uyum altýn oraný çaðrýþtýrmaktadýr. Eþlerin birbirlerine saygý gösterip Ýslâm ahlâký ile ahlâklanmalarý güzel yürümelerine vesiledir. 74

Evlilikte altýn oran aslýnda Efendimizin buyurduðu Müslüman kadýnlarla evlenin düsturundaki altýn oraný yakalamak içindir ve ilâhi nizamý yerine getirmektir. Eþlerin ayný imanda olmasý altýn oraný gösterir. Allah'ýn buyurmuþ olduðu programa göre yürüyorsan altýn oraný tatbik ettin demektir. Altýn oran aslýnda Allah'ýn arzuyu ilâhisidir; iþte o zaman saadet olur; çocuklar da güzel yetiþirler. Bunlar altýn oraný iþaret eden manevi konulardýr. Nitekim Peygamber Efendimiz evlenmek isteyen delikanlýya bir hanýmý tavsiye buyurduðu zaman o delikanlý da tamam kabul ettim der. Sevgili Efendimiz neyi kabul ettin buyurur. Sen onu kabul edersin, o seni kabul etmeyebilir. Git kendisi ile anlaþ, ondan sonra evlen buyurur. O halde erkek kadýný, kadýn da erkeði araþtýrmalýdýr, ona göre evlenmelidir. Anadolu'da halk arasýnda beþik kertmesi ile evlenenler, büyükler böyle münasip görmüþler derler. Ancak bu tip evlenmeler Allah'ýn ilâhi nizamýna uygun düþmemektedir. Bu bakýmdan gençlere emir deðil bilgi verilmelidir. Bugünkü aile ve toplum bozukluklarýn temelinde bunlar olduðu görülmektedir. Eþlerin birbirlerine saygý gösterip Ýslâm ahlaký ile ahlâklanmýþ olmalarý, birbirlerine saygý duymalarý arzu edilir. Eþler bazý noktalarda birbirlerine uygunsuzluk gösterseler de, kurduklarý 75

ailenin nizamý hürmetine birbirlerine saygý duyar ve iyi geçinmeyi denerlerse o zaman altýn oraný yerine getirmiþ olurlar. Þu unutulmamalýdýr ki, altýn orana uyan taraf muhakkak ki, Allah'ýn rahmeti ile mükâfatlanacaktýr. Bu altýn orana yani Allah'ýn nizamýna uymayan kiþilerin ise makbul olmayacaðý düþünülmelidir. Dikkat edilirse son zamanlarda pek çok insan saðlýk mecburiyeti olmaksýzýn estetik ameliyat olup Allah'ýn verdiði þekli deðiþtirmekle meþgul olmaktadýr. Bu durum Allah'ýn lütfetmiþ olduðu þekli beðenmemektir. Ancak kadýnlarýn süslenmesi ile ilgili bir kýsýtlama yoktur. Altýn oran ile ilgili söylenenler dünyaya aittir. Asýl mesele insanýn fikir, düþünce ve imanda birleþmesidir. Ýnsanlar sadece maddi deðil manevi olarak "bir imanda" olmalýdýrlar. Allah'ýn her kulundaki tecellisi deðiþiktir. Allah'ý Allah'ýn bildirdiði þekilde bilmek altýn orandýr. Âdem, Allah'ýn ilk yarattýðý insandýr. Havva da Âdem'den yaratýlmýþtýr. Evlilik ilk yaratýlýþtan beri vardýr. Eþler birbirlerinin kýymetini bilmelidirler çünkü ikisi bir araya geldiði zaman Allah'ýn arzusunu yerine getirmiþ olurlar. Böylece ilâhî vazifeyi yerine getirmiþ olurlar. Bu, Allah'ýmýzýn; "Ben yeryüzünde bir halife kýlacaðým" (Bakara 2/30) arzusunun tahakkukudur. 76

Elhac Ahmed Süreyya'ül Kadiri þöyle buyurmuþlardýr: "Kim bildi eþin kýymetini buldu saadet Kim bilmedi baþýn kese þimþir-i celâdet" ALLAH'IN YAÞAMDAKÝ NÝZAMI BÜTÜN ÂLEMLERÝN BÝR KUDRETTEN MEYDANA GELDÝÐÝNÝ BÝLDÝRMEKTEDÝR Altýn oran, kudret-i ilâhîyenin dünyayý, kâinatý ve bütün âlemleri yaratmasýndaki oran ve programýný iþaret eder. Bu durumda her þey hesaplý ve bilinçli olarak meydana gelmiþtir. Âlemler Big-Bang ile deðil sonsuz bilinçli bir kudret tarafýndan yaratýlmýþtýr. Herþey ilâhî fizik kurallarý içindedir. Ancak her varlýðýn fiziksel özellikleri deðiþiktir. Buna raðmen hepsi de birbiriyle koordineli ve uyumlu çalýþmaktadýr. Maddenin en küçük halinden uzaya kadar altýn oranýn tatbikatý görülmektedir. Bu da ilâhî kudreti iþaret eden bir hususiyettir. Bakara 2/31-33 âyetlerinde þöyle buyrulmaktadýr: "Ve Âdem'e isimlerin küllîsini öðretti, sonra onlarý meleklere arz etti de, "Eðer sadýklarsanýz þunlarýn isimlerini bana haber verin," dedi. "Sübhansýn, dediler, bizde 77

illâ senin bize öðrettiðin kadar ilim vardýr. Muhakkak ki sen 'el Alîm'sin, 'el Hakîm'sin. "Ey Âdem, dedi, onlara kendi isimleri ile nübüvvet et" O da bunlara onlarýn isimlerini haber verince, "Ben sizlere 'muhakkak ki ben semavatýn ve arzýn gaybýný bilirim ve sizin açýkladýðýnýz ve gizlediðiniz þeyleri de bilirim,' dememiþ miydim?" buyurdu." Semavatýn ve arzýn gaybý Allah'a aittir. Âdem'e isimlerin küllisini öðretmiþtir. Sýrr-ý Âdem noktasýnda olan gönülden ilim tahsil edenler için sýrlar açýlýr. Târýk sûresi 86/9. âyetinde; "Sýrlarýn ortaya çýkacaðý gün" buyrulmaktadýr. Bütün varlýðýn Hakk a ait olduðu hususiyetinin sýrren ve ilmen açýldýðý zaman artýk sýr diye bir þey kalmaz. Bütün varlýklarýn asliyyet-i ilâhiyesi olan Hüve'nin açýklanmasý ile de o gün yaklaþmýþ olur. Nitekim velâyet, Hüve ile dua etmiþtir. Hz. Süreyya þöyle buyurur: "Mekþuf idi bana bilcümle serair Hiç sýrra hafî olur mu ola esrar," 78

Halk içinde sýr olarak deðerlendirilen sýrrý-ý ilâhîye ermiþ gönül için sýr deðildir. Altýn oran her zamanda bir ölçü ile tatbikattadýr. Her sýfat varlýk meydana gelir yaþar ve ölür. Kimisi enerji olur, kimisi Allah'a kalbolur. Ýnsanýn doðumu, yaþamasý ve Hakk a intikali de hepsi bir ölçü ve nizam içinde tatbikattadýr. AYETLERDE ÝÞARET EDÝLEN BÜTÜN VARLIKLAR VE HER ÞEY BÝR HESAP ÜZERE MEYDANA GELMÝÞLERDÝR. Altýn oraný vurgulayan bazý çevreler altýn oran'ýn Allah tarafýndan deðil, tabiat tarafýndan meydana geldiðini iddia etmektedirler. Her þey o kadar muazzam hesaplar ile yaratýlmýþtýrki, maymundan gelip ileri teknolojiler kurmayý iddia etmekte hiçbir dayanak yoktur. Yaratýlýþ öyle muazzam bir iþtir ki, bugünün ileri teknolojisi yaratýlýþý ancak hayranlýkla izlemektedir. SÜRE-Ý MÜLK Mülk, her türlü varlýk demektir. Mülkün birinci manasý "Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard / semavatýn ve arzýn mülkü Allah ýndýr". (Âl-i Ýmrân 3/189) Bu þu demektir ki, semavat ve arz, yani âlemler sahipsiz deðil- 79

dir. Bu durumda insanlarýn kendi baþlarýna karar verip hareket edeceklerine, mülkün sahibi olan Allah'a müracaat ederek hakikati mülkün sahibinden bilip öðrenmesi doðru olmaz mý? Fakat bu kadar açýk ve sarih olmasýna raðmen insanlar bu hakikati idrak edemediklerinden dolayý gaflete düþmektedirler. Mülk sûresi 67/2. âyetinde; "O'dur hanginizin amel bakýmýndan ahsen olduðunu tecrübe etmek için ölümü ve hayatý halkeden. Ve Hüvedir El Aziz El Gafur" buyrulmaktadýr. Hüve nin Hâlik-i Mutlak ismi ile icraat yaptýðý Kur an da ifade edilmektedir. Amellerin hangisinin ahsen olduðunu tecrübe ile ayana getirmek için ölümü ve hayatý halkeden Hüve'dir. O öyle izzet sahibidir ki, Gafur ismi ile yaydýðý maðfiretinden varlýklar nasiplerini alýrlar. Hüve'nin rahmeti herþeyi sarmýþtýr. Her varlýk diðer varlýklarla koordineli olarak birbirinden enerji ve kuvvet alarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Mesela ilkbaharda nebatat, rüzgâr vasýtasýyla tozlaþma yapar. Tohumlar rüzgarlar ile en ücra yerlere taþýnýr. Güneþ ýþýðýndan her varlýk nasibini alýr. Denizlerin buharlaþan sularý bulutlar ile taþýnýr kýtalara rahmetler olarak yaðar... 80

Fizik, kimya, matematik, biyoloji... bütün ilimler Allah'ýn emridir. Kýyamet de bir emirler zinciridir. Allah'ýmýzýn yaratmýþ olduðu her varlýðýn taþýdýðý frekans üzerine onlara tesir eder. Ama emir her þeyin üzerine olduðuna göre o emirden her varlýk kendisine ait olaný alýr. Emir tektir ve her varlýða hitap edecektir. Emir her varlýðýn hususiyetlerini ihtiva eden bir emirdir. Ýnsanýn ölümü ile aðacýn ölümü bir deðildir. Bütün varlýklar ilâhî emir icabý öldüðü zaman insanlar ilâhî âlemde gözünü açar. Ýnsan dýþýndaki diðer bütün varlýklar da ilâhî enerjiye dönüþür. O ilâhî enerjiye Allah'ýmýz aðaç olsun buyuruyor, aðaç oluyor; bulut olsun buyuruyor bulut oluyor. O enerjinin hangi þekli alacaðýný kudret-i ilâhîye belirliyor. Ýnsan ruhu Allah'ýn bir emridir. Rabbimiz ruhu nerede arzu buyurursa o ruh orada suret alýr ve görünür. Dünyayý arzu etti dünyayý yaþadýk; kendi huzurunda dilediðinde O'nun huzurunda oluruz. Asliyyet Allah ýn kendisi olduðuna göre insan, Allah ýn takdir buyurduðu yerdedir. Mülk sûresi 67/ 3-4. âyetlerinde; "O dur yedi semavatý tabakalar halinde halk eden. Göremezsin Rahman'ýn halkedi- 81

þinde bir eksiklik. Sonra tekrar tekrar bak; bakýþlarýn (aradýðý çatlak ve düzensizliði bulamayýp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir." buyrulmaktadýr. Yedi semavat (boyut) her biri diðeri ile uyum içerisinde yürüdüðü halde insanýn yaratanýna itiraz etmesi ne kadar yanlýþtýr? Ýleri teknoloji sayesinde insanlar yedi semanýn hiçbirinde uygunsuzluk olmadan yürüdüðünü gördükleri halde itiraz ve huzursuzluk içinde olmalarý izah edilemez. Bu durumda uygunsuz olarak görülenin de esasta bir nizam içinde olduðu idrak edilmelidir. Semavat ve arz sahipsiz deðildir. Hiçbir varlýk kendi baþýna deðildir. Bu durumda insanýn mülkün sahibi olan Allah'a müracaat ederek hakikati mülkün sahibinden öðrenmesi daha doðru olur. Yedi samavatý tabakalar halinde halkeden Hüve'dir ki, bu husus ayný zamanda "Seb'an minel Mesani"yi iþarettir. Yedi semavatta Rahman ýn halkediþinde bir eksiklik görülemez. Zira; "rahmetim gadabýma sabýk oldu" hükmünce onlarda gadabýn bir unsuru olan kusur olmaz, Rahman ve Rahim isimlerinin asarý ayan olur. Tabakalar halinde yarattýk beyanýnda taba- 82

kalar Samanyolu mudur? Yoksa bir baþka boyut mudur ki, Cern'deki deneyde boyutun yýrtýlmasýndan çekinmektedirler. Hüve, cennet ve cehennemi yediþer kat inþa buyurduðu gibi, semavatýn yedi tabaka olduðu âyet-i kerimede beyan edilmiþtir. Ayrýca, Hüve'nin sonsuz yaratýcýlýðý düþünüldüðünde her tabakada nice deðiþik yaþam ve tatbikatlarýn olduðunu ifade edebiliriz. Eksiklik görmek için nazarý iki kere rücu ettirmekten murat, ulvî/süfli, dünyevî/uhrevî ilh. bakarak incelemek mânâsýný da ihtiva eder. Bu iki yönlü bakýþ kiþiye yorgun olarak döner. Zira sadece kendi düþüncesini görmeye istekli olan ve tevhidi görmeyen göz yorulur ve tevhide gelmek mecburiyetinde kalýr. Allah ýn rahmet-i ilâhîyesini sýfatî deðerlendirmeler ile kýsýtlamamak icap eder. Allah ýn rahmeti namütenahidir. Bu sonsuzlukta göz kesretten hem zahir, hem de ruhani olarak yorulur ve vahdet âlemine dönmek mecburiyetinde kalýr. Furkan sûresi 25/2. âyetinde; "HÛ nundur semavatýn ve arzýn mülkü ve asla çocuk edinmemiþtir ve mülkte HU'nun þeriki olmamýþtýr. Ve herþeyi hal- 83

keylemiþ ve (her þeye) bir takdir mukadder eylemiþtir." Furkan sûresi 25/3. âyetinde ise; "Ve HU'nun dýþýnda, hiçbir þey halketmemiþ ve kendileri halkedilmiþ olan ve nefisleri için ne bir zarar ne de bir faydaya malik olmayan ve ne ölüme ve hayata ne de ölümden sonra diriltmeye malik olmayan ilâhlar edindiler." buyrulmaktadýr. Semavatýn ve arzýn mülkü Hu'nundur ve çocuk edinmemiþtir. HU nun göründüðü nokta da kendisidir. Mülkte þeriki yoktur zira mülk olarak görünen de O'dur. Herþeyi halkeylemiþ ve ilahi takdir ile her varlýða kader tayin eylemiþtir. Kader, O'nun arzusunun zuhurudur. Allah nurunun istediði þekilde görünmesinin neticesinde ortaya çýkan "halaka"(yaratma) kelimesindeki mânâdýr ki, her þeyin cevher-i esrarý kendi olduðu için, varlýklar O'nun görünme arzularýnýn tezahürleridir. Çocuk ittihaz etmesi dünyevi miras gibi olur. Ýlâhi nizamýn dünyevi miras gibi olmayacaðý da bu âyette sabittir. Eðer böyle olsa idi ilâhi nizam þaþar ve bozulurdu. Allah'tan baþka bir mevcut olmadýðýna göre, O'nun takdir-i ilâhisi icabý icraata koymuþ olduðu ilâhi isimlerin haricinde, bir baþka isim ile bütün bunlarý fiiliyata koymak mümkün deðildir. 84

Ýnsan özel olarak yaratýldýðýna göre her durumu bir hususiyet taþýmaktadýr. Üstelik her þeyin insana tâbi olarak yaratýlmýþ olmasýna da dikkat gerekir. Çünkü dünya varlýklarý insanlar için var demektir. Tabiidir ki, en ince hesaplar insan varlýðýný tetkik ettiðimiz zaman karþýmýza çýkýyor. Her þey insana göreyse, ayný hesaplar varlýklar için de geçerli demektir. ÝBADET BÝR ÖLÇÜ VE NÝZAMDIR Allah'ýmýz insanýn yaratýlýþýna ters gelecek bir ibadet þekli emretmemiþtir. Çeþitli inançlarda insan yaratýlýþýna uymayan pek çok hareket ibadet olarak deðerlendirilmiþtir. Genç kýzlarý kurban edenler, kendilerini uçurumdan atanlar, çarmýha gerenler, sýrtlarýný kamçýlatanlar, vs. gibi hareketler ibadet midir? Allah'ýn nizamýna uymayan söz ve hareketler hem Allah'ýn nizamýna hem de dünya yaþamýna ters düþmektedir. Allah'ýn yaratmýþ olduðu âlem ve düzen bir oran ve ölçüyledir. Allah ýn bildirdiðinin dýþýndaki ibadetler Allah'ýn ölçüsüne ve nizamýna uymamaktadýr. VELÂYET ANLAYIÞINDA ALTIN ORAN Ýnsanlar manevi gönüllere kendi akýllarýyla makam 85

ve mevki vermeye kalkarlar. Velâyete makamý Allah tayin eder. Velâyet dua ederken, manevi ve maddi bütün varlýklarý bir bütün olarak kabul eder. Altýn oran "lâ mevcude illa Hu" dur. Allah tan baþka bir mevcut olmadýðýna göre bütün hesaplar, oranlar, rakamlar her þey Allah'ýn hesabý üzerine yürür. Deryayý Nuru Muhammed'den halk olduðumuza göre, O na benzemek icap eder. Peygamberimize benzemekle Allah'a göre altýn oraný yerine getirmiþ oluruz. Her þey dinin âmir olduðu makama göre deðerlendirilirse altýn orana uyulmuþ olur. Altýn oran sadece madde deðildir. Madem ki insanda ruh ve nefis vardýr, o halde bu durum altýn oranýn manevî ve ruhî yönünün de var olduðunu gösterir. Her inanç anlayýþýnda, kendi inancýna uygun bir kurtarýcý beklentisi vardýr. Hz. Muhammed'den sonra kýyamete kadar baþka peygamber gelmeyecektir. Dikkat edilirse Ýslâm'da kýyametten önce Mehdi gelecek, diyorlar. Ancak insanlarýn bekledikleri gibi bir Mehdi gelmez. Mehdi hidayet kökünden gelen bir kelimedir. Peygamberimizden sonra kýyamete kadar gelecek Evliyayý Kiram kendisine inananlarý hidayete erdirmek için çalýþmýþlardýr. O günden 86

bugüne gelinceye kadar insanlara imaný öðretenler Mehdi sýrrýndan hissement olmuyor mu? Nitekim Mehdi sýrrýnýn hususiyetini anlatan Mürþidimiz Mehmed Ali Bey dahi, benden sonra kimse gelmez demedi. Çünkü bu takdir Hüve'ye aittir. Çünkü velâyet Hüve'den görünüyor, kararý O verecektir. Her insan hayýr da düþünür þer de düþünür. Ancak onu tatbik etmesi kudretle kâimdir. Ancak Rabbimizin arzularý kudreti ile tatbikat bulur. Kullar düþündüðü her þeyi tatbik edemez, tatbik ettiði ise Allah'ýn programýdýr. Peygamberimizin Allah üç kiþiye güler yani hoþuna gider hadisindeki üç olay üç altýn orandýr. Cihad esnasýnda düþman karþýsýnda kaçmayan kahramanca savaþan cihad eden mücahide güler bu, altýn orandýr. Geceleri namaz kýlan abide güler o halde bu, altýn orandýr. Kýtlýk zamanýnda herkes kendi derdinde iken açlarý doyurmak altýn orandýr. Allah'ýn hangi amelde hangi isimde makbuliyeti varsa altýn oran odur. Peygamber ve veli isimleri altýn oranlardýr. Oran demek kýyaslamak demektir. Madem ki Kur an da Peygamberimiz için en güzel örnek olduðu buyrulmaktadýr o halde altýn oran Peygamberimizdir. Her müslüman kendisini Peygamberimiz ile kýyaslamalýdýr, yani hâl ve hareketlerinde Peygamberimizi örnek almalýdýr. 87

Ahzab sûresi 33/21. âyetinde; "Andolsun ki, sizin için, Allah'ý ve âhiret gününü ümid eden ve Allah'ý çokça anan kimseler için, Resûlullah'ta güzel bir örnek vardýr." buyrulmaktadýr. Hz. Muhammed þekil ve surette deðil, düþünce ve hedefte örnek alýnmalýdýr. Hz. Muhammed'in söylediði hadisi þerifler örnektir. Hz. Muhammed'e benzemek demek, bize lütfettiði ilâhî mesaja itaat etmek demektir. Peygambere uymak onun ayak izlerine basmakla deðil, onun idealini takip etmekle olur. Peygamberin fikriyatýna ve hedefine uyan sünnetine uymuþ olur. Allah'ýmýz her varlýðý belirli bir hesap ve oranda yaratmýþtýr. Yaratýlmýþ olan cismaniyet haddizatýnda Allah'ýmýzýn ruhanî terakki arzusundaki bir araç vazifesini yüklenmiþtir. Altýn oran Allah'ýn varlýklarý terakki ettirmesindeki nispetler ve oranlardýr. Cismaniyet ona hizmet eder. Ruhaniyetteki programý býrakýp cismaniyetteki programý esas almak doðru olmasa gerek. Cismaniyet dünya ile ilgilidir, dünyada kalacak olan da baki deðildir. 88

Bakara sûresi 2/138, âyetinde; "Allah ýn rengi... Ve renk bakýmýndan kim Allah'tan daha güzel olabilir ki? Ve bizler 'Hu'ya kullarýz" buyrulmaktadýr. Bütün renklerin en güzeli Allah'ýn rengidir. Kullarýn 'Hüve' sýrrýnýn nokta-i mümessilesine tâbi olmasý icap etmektedir. Ýþte o zaman Allah dininde tevhide gelinmiþ olurlar. Altýn oran, Allah'ýn makbulü olan orandýr. O halde her tecellide, her hal ve davranýþtaki Allah'ýn makbuliyeti altýn orandýr. Kur an ve hadisler ile Allah'ýn makbuliyeti bildirilmiþtir. Her Kur an âyeti ve Peygamberimizin her sözü altýn orandýr. O halde her müslümanýn kendi davranýþlarýný Allah'ýn makbuliyetine göre deðerlendirmesi gerekir Her zamanda Zamanýn Sahibi olan veliler altýn oranlardýr. Ýnsanlar zamanýn velâyet isimlerine uyduklarý zaman altýn orana uymuþ olurlar. O halde Allah'ýn her velisi altýn orandýr. Ýnsanlar altýn oraný tek bir rakam ile tesbit etmiþler ancak, Allah'ýn yaratmýþ olduðu her varlýkta, her tecellisinde, her isminde her tatbikatýnda altýn oran deðiþik tezahür eder. 89

Allah'ýn sonsuz arzularý ile yarattýðý varlýklarda altýn oran vardýr ama bunu tek bir rakama baðlamak mümkün deðildir. Altýn oraný tek bir rakam ile sabit kýlmak, Allah'ýn sonsuzluðunu kayýt koymaya kalkýþmak gibi olur. Altýn oran, bir nizam ve programdýr. Her þeyin bir nizam içinde olduðunu gösterir; her þey kendi içinde bir nizamdýr. Ýnsanlar altýn oraný hep maddede arýyorlar mânâda aramýyorlar. Halbuki esas olarak mânâda altýn oran vardýr. Her mânâdaki altýn oran Allah'ýn makbuliyetidir Allah'ýn rýzasýdýr. O halde her þeyde Allah'ýn rýzasýný aramak altýn oraný aramak demektir. ALTIN ORAN VE EBEDÝLÝK Allah'ýmýz insana ebedilik lütfetmiþtir. Mademki insan için altýn bir orandan bahsediliyor onda ebedilik olmalýdýr. Ýnsan varlýðýna ebedilik kazandýran altýn oraný iþaret eder. Allah'ýmýz Kur'an'da Hz. Muhammed'i "usve-i hasene/en güzel örnek" olarak vasfederken O'na benzemeye çalýþmamýz için örnek göstermiþtir. Allah'ýn insanlara altýn oraný Hz. Muhammed'dir. Kim Hz. Muhammed'e benzemeye gayret ederse altýn orana uymuþ olur ki, Allah'ýmýz o kuluna ebedilik lütfeder. 90

Hatýrlanýrsa Ýblis de ebedilik aðacý ile insana yaklaþmýþtýr. Ýnsan varlýðýna en büyük müjde ebedilik kazanmasýdýr. Bu da Allah yakýnlýðý ve rýzasý kazanmakla mümkündür. Her þeyi idrak edecek kabiliyet ve hususiyette yaratýlan insan varlýðý için en büyük korku ölümdür. Ölmek ve bir daha var olamamak korkusudur. Ýnsandaki gizli duygu ölüm korkusu ve ebedilik arzusudur. O halde bu korkudan kurtulmak ancak ebediyet kazanmakla mümkündür. Allah'ýmýz bizlere altýn oran olarak Hz. Muhammed'i ve o deryadan görünen peygamberlerini ve velilerini göndermiþtir. Onlara uyanlar ebedilik kazanýr. Ýþte altýn oran o gönüllerdir. Altýn oraný suretlerde deðil, mânâda ve asýlda aramak icap eder. Allah'ýn rahmet-i ilâhîyesi maddeye baðlanamaz. Yaratýlan varlýklar içerisinde deðerli olanlar vardýr. Altýn, madenler içerisinde deðerlidir. Taþlarýn içinde elmas deðerlidir. Bütün yaratýlmýþ varlýklarýn içinde en kýymetli olan insandýr. Nasýl ki kýymetli cevherler sarraf elinde daha da kýymetli hale gelirse insan da Mürþid elinde iþlenerek en kýymetli varlýk olur. 91

RAKAMLAR B Ý S M Ý L L A H Ý R R A H M A N Ý R R A H Ý M Âdem, Allah'tan; Havva, Âdem'den hâsýl olmuþtur. Âdem ve Havva dan hâsýl olan insan zürriyeti bu zamana kadar gelmiþtir. Rakamlardaki hususiyet, yaþamýn tesadüfî deðil bir ölçü ile Allah'ýn arzusu mucibince yaratýldýðýný göstermektedir. Allah'ýmýz bütün varlýklarý yarattýðýný beyan buyuruyor inkâr edenler ise bunu reddediyor. Bugün kýyamete yakýn fizik, matematik, týp, genetik vs her bilim adeta Allah'ýn varlýklarý üzerindeki tasarrufunu haykýrýyor gören gözler ve iþiten kulaklar için. Antik dönem eserleri incelendiðinde, birbirlerinden habersiz olan topluluklarýn yapmýþ olduklarý eserlerde kullanýlan ölçülerin birbirleri ile uyum içinde olduklarý görülmektedir. Yaratýlmýþ bütün varlýklar her an ve her saniye Allah'ýn kudret elindedir. Allah'ýn arzuyu ilâhîsi o zamandaki Sýrr-ý Âdem hususiyetinde olan insandan bütün dünya insanlarýna yayýlýr. O noktadan zuhur eden arzu bütün insan kalplerine yayýlmýþ ve hepsi ayný ilhamý al- 93

mýþtýr. Ýnsanlarýn ilhamlarýný Allah'tan almalarý tarihi olaylarýn da Allah'ýn programý olduðunu aþikâr kýlmaktadýr. Allah ýn arzusuna hiçbir þekilde tahdit getirilemez. Allah'ýn velâyet gönüllerinden tekellüm buyurduðu sözler de deðiþmez, ancak anlamalar her zamana ve idrake göre deðiþir. Allah'ýn sözlerini duraðan olarak deðerlendirenler insanlarýn deðiþik meþrep ve idrakte yaratýldýðýný unutmuþ gözükmektedirler. Kur'an-ý Kerîm'in bin beþ yüz senedir her zamana ve her idrakteki insana cevap vermesi ve kýyamete kadar da cevap verecek olmasý, Allah'ýn sözlerinin sýnýrlandýrýlamayacaðýný ve "herkes ayný mânâyý anlamalýdýr" sözünün hakikati yansýtmadýðýný göstermektedir. RAKAMLAR RABBÝMÝZÝN SIFAT ARZULARINDANDIR. Matematikte sonsuzluk ile yapýlan iþlemler tanýmsýz olarak kalmýþtýr. Demek ki sonsuzluk dünyaya deðil ilâhî âleme ait bir konudur. Matematik ise dünya ile ilgilidir; sonsuzluk ahirete, müddet ve sýnýrlýlýk dünyaya aittir. Her varlýkta Allah'ýn tecellisi deðiþiktir. Bazý þeyler rakamlar ile tarif edilebilir. Bazý þeyler var hudutsuzdur. 94

Ýsra sûresi 17/12. âyetinde; "Biz, geceyi ve gündüzü birer âyet (delil) olarak yarattýk. Nitekim, Rabbinizin nimetlerini araþtýrmanýz, ayrýca, yýllarýn sayýsýný ve hesabý bilmeniz için gecenin karanlýðýný silip, gündüzün aydýnlýðýný getirdik. Ýþte biz, her þeyi açýk açýk anlattýk." buyrulmaktadýr. Âyetten anlaþýldýðý gibi sayýlarý ve hesabý Allah dünya iþlerinin kolaylaþtýrýlmasý için lütfetmiþtir. Sayýlar dünyaya aittir, geçen zamanýn hesap edilmesi için lütfedilmiþlerdir. Ebediliðin hakim olduðu ilâhî âlemi sayýlar ile tahdit etmek mümkün olmasa gerekir Rakamlar dünyaya aittir, sayýlarýn kendilerine mahsus hususiyetleri vardýr. Rakamlar yaþam ile ilgili hususiyetlerdir. Ancak o zaman yaþam kýsýtlýdýr. Bugün bazý bilim insanlarý fizik, kuantum, Cern.. diyerek sonsuzluðu kendilerine mal etmeye kalkýþmaktadýrlar. Ancak insanlar ne sonsuzu ne de sonluyu kendisine mal edemez. Bunlar Allah'a ait konulardýr. Hiçbir þey Allah'ýn nizamýnýn dýþýnda olamaz. Çünkü Allah'ýn dýþý diye bir þey yoktur. Ýnsan ilâhî âlemde bir meyveyi yemeye kalktýðýnda her ýsýrýþýnda baþka bir tat alacaksa bu sonsuzluk nasýl ifade edilebilir? 95

Bugün DÝN ve ÝNSAN arasýnda kaos vardýr. Mesele insanlardaki din duygusunu yok etmektir. Ýnsanlarý imansýzlýða sürüklemek için bilimi de araç olarak kullanmaktan çekinmeyen kesimler vardýr. Tevbe sûresi 9/36. âyetinde; "Muhakkak ki Allah indinde aylarýn adedi semavatý ve arzý halk eylediði gün itibariyle Allah kitabýnda on iki aydýr. Bunlardan dördü haramlardýr. Ýþte budur din-i kayyim." buyrulmaktadýr. Rakamlarý Allah'ýn tertib-i ilâhîsindeki hususiyetleri idrak etmek için anlamak yerine, dünyevi güç ve kudret elde etmek için astroloji, sihir ve falcýlýk esas alýnarak deðerlendirenler insanlarý hakikatten uzaklaþtýrmaktadýrlar. Rakamlarýn kullanýlarak dualar virdler vs. okunmasý ve sanki hâþâ Allah bunlarý yapmaya mecbur gibi bir havaya girilmesi makbul deðildir. Allah hiç birþey ile icbar edilemez. Dua ve zikir taleptir, kabul edilip edilmemesi takdire baðlýdýr. Ýstek baþka, tatbikat baþkadýr. Allah'ýn arzusu dýþýnda hiçbir þey cereyan etmez. Allah'ýn takdiri hiçbir zaman kýsýtlanamaz. 96

Bakara sûresi 2/102. âyetinde; KELÂM-I MANEVÝ "Ve Süleyman Mülkü hakkýnda þeytanýn tilâvet ettiðine tâbi oldular. Ve Süleyman kâfir deðildi ve lâkin þeytanlar kâfirdirler: Nas'a sihri ve Babil'deki iki melek olan Harut ve Marut'a inzal olaný öðretmiþlerdir. Ama o ikisi "Biz ancak bir fitneyiz, fakat siz kâfir olmayýn," demeden kimseye bir þey öðretmezlerdi. Lâkin onlar, o ikisinden, erkekle zevcesinin arasýný ayýracak þeyi talim etmiþlerdir. Ve Allah'ýn izni olmadýkça onunla kimseye zarar veremezlerdi. Ve kendilerine faydalý olaný deðil zarar vereni talim ettiler. Ve andolsun onu satýn alanýn ahirette hayýrdan bir nasibi olmadýðýný bilmekteydiler. Ve nefislerini sattýklarý þey ne kötüdür. Keþke bilmiþ olsalardý." buyrulmaktadýr. Her varlýkta müspet de menfi de vardýr, ancak yaratýlýþ mazhariyetlerine göre kimisinde müspet, kimisinde menfi cerayaný galiptir. Âlemlerin yedi sema ve bir hesap üzere yaratýlmasý ortaya rakam konusunu çýkarmaktadýr. Rakamlar yaratýlmýþ varlýklar için lüzumlu bir husustur. 97

Hüve'nin zâtý müstesna olmak üzere rakam tatbikatý vardýr. Rakamlar varlýklardaki tecelliyi ve manayý açýklar. Varlýklarýn her türlü münasebetleri için zaman ve rakam tatbikatlarýna ihtiyaç vardýr. Ýlâhî âlemde ise rakamlar, dünya yaþamý ile baðdaþmayacak bir hususiyet taþýyacaktýr. Ýlâhî âlem sonsuz olduðuna göre deðerlendirme nasýl yapýlacaktýr? Rakam kýsýtlý bir âlem için geçerlidir. Ýlâhî âlemde o âleme uygun baþka þeyler vardýr. Hz. Süreyya ilâhî âlemden bahsederken; "Yarýn öyle bir sanayi-i ilâhîye ile karþýlaþacaksýnýz ki " buyurmaktadýr. RAKAMLAR ALLAH'IN PROGRAMINI ÝÞARET ETMEKTEDÝR Rakamlar ayný zamanda Allah'ýn programýný iþaret etmektedir ki, Allah her þeyi bir hesap üzere yaratmýþtýr. Nitekim Rabbimiz Kur'an da; "... Her þeyi yaratan ve bir ölçüye göre düzenleyen Allah'týr" (Furkan 25/2) "...Onun katýnda her þey bir ölçü (miktar) iledir. (Rad 13/ 8) 98

"Biz her þeyi bir ölçüye göre yarattýk" (Kamer 49) buyurmuþlardýr. Kur'an'ýn yazýlýþý ve surelerin diziliþi hepsi bir hesap üzerinedir. Rabbimizin herhangi bir hesaba ihtiyacý yoktur ancak hesap ve rakamlar varlýklarýn zahmetsiz ve bilinçli yaþamasý için bir kolaylýk olmak üzere lütfedilmiþtir. Kur'an nazil olduðu zaman bir anlatým þeklinde idi. Ancak daha sonra kýraat etmede kolaylýk olsun diye rakamlandýrýlmýþtýr. Her þey bilinçli bir hesap üzere yaratýlmýþtýr. Varlýklarýn hususiyetini idrak için hepsinin bir rakamla ifadesi vardýr. Rakamla tespit olunmasý her varlýðýn bilinçli olarak yaratýldýðýný tesadüfen olmadýðýný iþaret etmektedir. 1(bir) rakamý sayma sayýlarýnýn ilkidir. Allah birdir denince, bir rakamý düþünülüyorsa bu doðru olmasa gerek, çünkü Allah sayý ile ifade edilemez ve sayý ile tespit olmaz. Allah bir demek Allah'ýn birliðini iþaret etmek demektir, yani Allah'ýn vahdaniyetini iþaret eder. Bütün varlýklarýn Allah'a ait olduðunu iþaret eden bir mana daha doðru olsa gerekir yoksa pek çok varlýklar var bunlardan bir tanesi de Allah'týr demek ne akla, ne mantýða, ne dine, ne de maneviyata uyar. 99

Birin "bir"liðini ancak O bilir, yani Hüve Yaratýlmýþ varlýklar kendilerine verilen vazife ve hususiyetleri ihtiva etmekle beraber hepsi de birbirinden farklýdýr. Ancak halkolunan varlýklar ortak varlýktan neþet etmiþtir. Felsefe her þeyi müspet ve menfi olarak deðerlendirir. Maneviyatta ise her þey O'dur. Hz. Süreyya; "Söyle yahu þey deðilse tapmayým evsan nedir" buyurmaktadýr. Her varlýðý O olarak görüyorsan ve müspet olarak idrak ediyorsan menfiyi nasýl deðerlendireceksin? "Bî vücuda demem asla vucudu þeytan nedir" buyuran Hz. Süreyya, "Lâ mevcude illa HU" yu iþaret etmektedir. 2 (Ýki) rakamý ise Kur'an'da; "Ve herþeyden iki eþ halkeyledik ki tezekkür edesiniz" (Zariyat 51/49) âyeti ile iþaret buyrulmuþtur. Eþler bir bütünün iki parçasý gibidirler. Havva da Âdem'den yaratýlmýþ olduðuna göre ikisi bir bütündürler. Nefislerin birleþmesi kadýnýn erkekte fanî olmasý manasýna gelir. Herþeyin iki eþ olarak yaratýlmasýndan murad olunan düþünüldüðü takdirde, esasen eþlerin meydana geliþindeki kaynak noktanýn bir olduðu anlaþýlýr. Bu da insaný tevhide getirici bir unsurdur. Dört büyük peygamberden, dört büyük melekten bahsedilir. Kâbe'nin dört duvarý vardýr. Allah dört mevsim dört cihet halketti, dört kadýn ile evlenmeye müsaade etti. 100

Eski zamanlarda rakamlar basit olarak zikrediliyordu ve büyük rakamlardan bahsedilmiyordu. Ancak bugün milyarlar trilyonlar ve daha fazlasý zikrediliyor. Bu bir terakkiyi gösterir. Müslümanlar ilmi esas almak yerine insanlarýn hususi hayatlarýný esas almaya baþladýktan sonra medeniyette geri kalmýþlardýr. Din, insanlarýn terakki ederek Allah'ýn arzu ettiði noktaya gelmeleri için lütfedilmiþtir. Maneviyat ruhsal terakki içindir. Herþey sonunda Hüve'ye dönülecektir. Böylece Allah'ýn kendisinden kendisine "Ýnsan" varlýðýný yaratmasýndaki hususiyet ayan olacaktýr. Burada aðýrlýk insanýn tekâmülüdür. Ýmanýnýn kat'iliði nispetinde insan, Allah yakýnlýðý bulur. Ýnsan, bir Mürþid'e giderse imanýnda kat'iyet kesbeder. Bir Mürþid'e mülâki olmayan kiþilerde seyyaliyet vardýr, iman tam oturmamýþtýr, kalp içinde þüphe ve tereddütler bulunur. Vesveseden kurtulamaz. Mürþid'e mülâki olup iman kat'iyet kesbettikten sonra Allah'ýn varlýklar üzerindeki tatbikatýnýn idraki zuhur eder. Yaratýlýþ tertibinde her þey fasýl fasýldýr. Allah'ýmýzýn her bir arzusu yaratýlan bir varlýk olarak 101

görmek lazýmdýr. O varlýðýn bir rakamsal deðer taþýdýðý ve çok ince hesaplar içinde var olduðu görüldüðünde, insanýn imaný itminan mertebesine ulaþýr. Böylece varlýk âleminin tesadüfen yaratýlmadýðý bir ölçü ve bir hesap üzere yaratýldýðý belli olup, Allah'a olan iman sonsuzluk kazanýr. Ra'd sûresi 13/8. âyetinde; "Ve 'HU' indinde her þey bir miktar iledir." buyrulmaktadýr. Ýslam inancý dýþýnda olanlar ýsrarla varlýk âlemini tesadüflere ve tabiata baðlamaya kalkmaktadýrlar. Tabiatýn bunlarý yapabilmesi için aklý olmasý gerekir. Ancak tabiatýn kendi baþýna bir aklý yoktur. Tabiat, Allah'ýn arzuyu ilâhîsine tabidir. Ateþ yakýyor ancak; "Ey ateþ! Ýbrahim'e karþý serin ve esenlik ol" (Enbiya 69) emr-i ilâhîsi zuhur edince yakmýyor. Demek ki tabiat kendi baþýna iþ yapmýyor. Geçmiþ peygamberler devrinde tabiat kuvvetleri imanlý olanlara dokunmazken iman taþýmayanlarý helâk etmiþtir. Tabiat insaný tanýyor ancak insan tabiatý tanýyamýyor. Bu tatbikatlar gerçek bir iman taþýyan insanlarýn imanýný artýrýrken gerçek bir iman taþýmayan kiþilerin de inancýný yok ediyor. 102

ÝBADETLER VE RAKAMLAR Dini tatbikat bir inancýn ifadesi ve ikrarýdýr. Ýman eden herkes ibadetlerini yapmaya çalýþýr ancak burada mühim olan husus inancýn olmasýdýr. Rakamlarýn hususiyetleri göz önüne alýndýðýnda hayatýn bir tesadüf deðil, Allah'ýn arzusu ile ve bir ölçü ile yaratýlmýþ olduðu hakikati ortaya çýkacaktýr. Allah'ýmýz dünya yaþamýný rakamlarla orantýlý kýlmýþtýr. Herhangi bir þey tekrarlanabiliyorsa fizik kuralýdýr. Rakamlara dökülüyorsa matemetik kuralýdýr. Rabbimiz beþ vakit namaz kýlýnmasýný arzu buyurmuþtur. Eðer bir ölçü olmasaydý sýnýrsýz mý kýlýnacaktý? Burada sonsuz bir rahmet vardýr. Rabbimiz beþ vakit namaz kýlanýn namazýný kabul edeceðini iþaret etmektedir. Beþ vakit namaz için ayrýlan süre toplamda 15-20 dakikadýr, ilâhî âleme göre ise yok hükmündedir. Burada esas olan Allah'ýn arzusunu yerine getirmektir. Bazý kesimler insanlarý namaza zorlamaktadýr. Ancak namaz, Allah'ýn arzusunun yerine getirildiðinin idrakinde olan için makbuldür. Rakamlar sadece tesbit içindir, sayýlar sadece saymak içindir. Zikredenler rakamlarý mý zikrederler? Sayanlar sayýlarý mý sayarlar? Hayýr! Zikredenler Allah ý zikrederler; sayanlar Allah ý sayarlar. O halde Allah ne rakamlara sýðar, ne de sayýlarla karþýlanýr. 103

Allah âlemlerin Rabbidir, Allah ýn âlemleri sayýlarak bitirilemez. O halde kim ki Allah a aþk duyarak Allah ý zikrederse, kim ki Allah ýn hoþnutluðunu ararsa iþte o, Allah ý sayar, çünkü Allah hamdin ta kendisidir. 104

HÂTÝME B Ý S M Ý L L A H Ý R R A H M A N Ý R R A H Ý M Her geçen zaman içinde Rabbimizin arzusu ve programýna uygun olarak o zamana hitap eden anlatýmlar olabilir. Ýþ ki, insanlar samimi bir þekilde maneviyata yaklaþsýnlar. Kur an, her geçen zaman içinde o zamana uygun bir þekilde idrak edilip anlaþýlmalýdýr. Yanýlmalar geçmiþ zamana göre yapýlmýþ anlayýþ ve tefsirleri bugüne taþýmak ve tatbik etmeye kalkmaktan kaynaklanmaktadýr. Þurasý unutulmamalýdýr ki, din ve maneviyat anlayýþý her zaman için terakki etmektedir. Aslýnda ne kadar insan varsa o kadar da din ve maneviyat anlayýþý vardýr. Bu, Allahýn sonsuzluðunu ve insanlarýn manevi makamlarýný gösterir. Bilgi ve malumatlý olmayý herkesin üzerinde olmak için kullanmak egoizmdir. Diðer insanlarý küçük görmek demektir. Hakk yakýnlýðý bulmuþ Mürþid kendisine Allah rýzasý için gelen insanlarý, Allah'ýn misafiri olarak görür, ona göre muamele eder. Ancak Hakk ile ünsiyeti olmayanlar kendilerini bilgili ve üstün göstermek adýna kendisine gelenleri cahil olarak deðerlendirir. Bu, doðru bir bakýþ deðildir. 105

Bilgi sahibi olan insanlar bu bilgilerini baþkalarýna karþý silah olarak kullanmamalýdýr. Allah'ýn yakýnlýk verdiði gönlün sözü baþkadýr. Çünkü Allah'ýmýz yakýnlýk verdiði gönle "tekellümü lisanü'l kýdem" makamýný lütfeder. O gönül, Allah lisanýný tekellüm etmeye (konuþmaya) yetkili kýlýnmýþ olan gönüldür. Bu noktada artýk söz Hakk a aittir. O söze muhatap olan herkes, kendi yaratýlýþ mazhariyetine göre o sözden hisse ve nasip alýr. Allah, yakýnlýk verdiði gönülden tekellüm edilen sözleri dinleyenin kalbine indirir. Sevgili Peygamberimiz dini bilgi bakýmýndan son derece geri bir toplumda zuhur etmiþtir. Cahiliye toplumunda tamamen dünyevî yaþayan insanlar, Peygamberi dinledikten sonra temizlenmiþ, beþ vakit namaza baþlamýþ, çok ileri terakki etmiþtir. Kýdem lisaný lütfedilmeyenler ise etraflarýna topladýklarý insanlara çeþitli yasaklar, kýsýtlamalar getirerek ve korkutarak kendilerini empoze etmeye çalýþýrlar. Bu kiþiler herhangi bir yerden okuduklarý bilgileri insanlara kabul ettirmeye çalýþýrlar. Peki ya o bilgi yanlýþsa? Bu gibi yanlýþlýklar dini istismar etmektir. Kur'an'dan kendi anladýklarýný "Allah böyle emrediyor" diyerek insanlara dayatanlar insanlardaki samimi inancý yozlaþtýrmaktadýrlar. 106

Bakara sûresi 2/79. âyetinde; "Artýk o kimselerin vay haline ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için: "Bu, Allah tarafýndandýr." derler. Artýk vay o ellerinin yazdýklarý yüzünden onlara! Vay o kazandýklarý vebal yüzünden onlara!" buyrulmaktadýr. Bugün en çok sýkýntý bu konudadýr. Bu dayatmalar insanlarý dinden uzaklaþtýrmaktadýr. Bu durum, mukadder akýbete gidiþi göstermektedir. Dünyada hâlâ samimi imanda olanlar vardýr, ancak onlar da büyük bir süratle tükeniyor. Allah tan, bütün kullarý için daha ileri güzelliklere kavuþmalarýný nasip etmesini niyaz ederiz. AMÝN Elhamdu Lillâhi Rabbil Âlemîn. Huve t Tevfik-u r Refîk ELL HACC HÜSEYÝN VEDAD 107

YAYIMLANMIÞ ESERLER 1.KURBU NEVAFÝL (DUA KÝTABI) 2.HÝDAYET-Ý ÝLMÝYE 3.ÝSLÂMDA MANEVÝ HAKÝKATLER VE YOLLAR 4.SÜREYYA DÝVANI (Ýlaveli Ýkinci Basým) 5.FETHÜL AHFA 6.ZÝKÝR VE NEFÝS MERTEBELERÝ 7.EHL-Ý BEYT 8.RÝSALET-Ý GAVSÝYYE 9.YÝRMÝ ÜÇ YIL 10.HATMÜL VELÂYET 11.HAKÝKAT KÖÞESÝ 12.ÝLÂHÝ ÝKAZ 13.KELÂM-I MANEVÝ SOHBETLER -I- 14.ESMÂ-Ý CELÎLE-Ý ÝLÂHÝYE ÝSM-Ý AZAM-I HUSUSÝ 109

15.HZ. FÂTÝME 16.EL MUSAVVÝR 17.MEKTÛB-Ý TÝRMÝZÎ 18.SEB'AN MÝNEL MESANÝ 19.MUHABBETLÝ GÖNÜLLERE BÝR TEZKÝRE 20.RUHULLAH 21.VAHDET -Ý VÜCUD 22.VAHÝY VE AKIL 23.DÜSTUR 24.MÜRÞÝD-Ý MUHKEM DERVÝÞ-Ý SADIK 25.ÂYETLER VE HADÝSLER 26.ÝNKILÂB-I KEBÝR ASLA KALBOLUÞ 27.DERYAYI NURU MUHAMMED 28.SIRR-I HATMÜL VELÂYET 29. GÜLZÂR-I MA RÝFET 110

30. NAME-Ý HUSUSÝYE 31. EL HÜVE 32. KUR AN-I SIRR-I ÝLÂHÎ 33. HAZRETÝ HATÝCE 34. EHL-Ý BEYT-Ý MURTEZA 35. ÂDEM DEN GÜNÜMÜZE ALLAH DÝNÝ 36. ÂDEM DEN GÜNÜMÜZE DÝN VE DEVLET 37. SIRR-I CUMA 38. MÝRAÇ 39. ASR-I SAADET 40. RUH VE NEFÝS 41. ZAMAN 42. KELÂM-I MANEVÝ SOHBETLER -II- 111