FAİK GÜNEY Faik Güney Tarihte her kavmin her ulusun bir mitos kahramanı olmuştur: Iran ırkının Zal oğlu Rüstem i, Turan ırkının Tarkan ı, Musevi kavminin Davut u (David), Yunan mitolojisinin Herkül ü vs. Bunun gibi her Kürt aşiretinin de bir silahşoru ve kahramanı olmuştur. Aşiret bu isimleri bilir, saygıyla yad eder. Her insanın ve her toplumun zayıf düştüğü, yok olmakla var olmak arasında gidip geldiği kritik anlar vardır. Biraz zayıflık Faik Güney ölüm, biraz cesaret yaşam demektir. İşte bu kahramanlar cesaret ve yetenekleriyle aşiretlerini ve toplumlarını badireden atlatır, onların varoluş ve yaşam güvencesi olurlar. 20 yy. da Gêloi aşiretini ayakta tutan üç silahşoru burada saygıyla anmak isterim: Mıhemmede Hesen (Mehmet Naz), Temıre Medet (Hacı Medet Güney) ve Evdılleye Yusuf (Abdullah Aktaş) Hayatım 1944 yılında Iğdır a bağlı Taşlıça köyünde dünyaya gelmişim. Altı çocuklu bir ailenin en küçüğüyüm. Babamın adı Medet annemin Wardê (Verdek) dır. Babam Hacı Medet in doğum tarihinin kesin olarak bilinmemesine karşın yapılan tahminler bu tarihin 1895-1900 yılları arasına denk geldiğini öngörmektedir. Babamın nüfusa kayıtlı olduğu köy, Aralık ilçesine bağlı Karahacılı dır. Ağrı Dağı İsyanı ndan sonra bu köyün yasak bölge içinde kal- 720
Iğdır Sevdası ması nedeniyle, babam ve akrabaları Iğdır Karakuyu köyüne yerleşmişlerdi (1930). Bilahare babam ve kardeşi Hacı Temır, Taşlıça köyünü kendilerine yeni mekan yapmışlar. Okul Hayatım Henüz 1.5-2 yaşımdayken Iğdır merkezde amca çocuklarıyla aynı evde büyüyerek köy yaşamından ve öz ailemden ayrı kaldım. İlkokulu 12 Kasım da okudum. Otoriter ve disiplinli Hamza Mızrak sınıf öğretmenimdi.. Ortaokulda öğrenci olduğum yıllar okul müdürümüz Veli Orkun idi. Eşi Hikmet Hanım da hocamdı.. Liseye Kars ta başladım. Dönem arkadaşlarım arasında Sabri Aras, Nihat Çetinkaya, Zeki Korkmaz ve Türköz Karasu nun isimlerini sayabilirim. Ne yazık ki liseyi bitirmeden ikinci sınıftan terk edip Iğdır a döndüm. İş Hayatım Uzun yıllar Aziz (Güney) Bey in sinemasında çalıştım. İnşaatçılık sektöründe tecrübe edindim. 1972 yılında da Vakıflar Bankasında memur olarak yeni bir kariyere atıldım. Bankanın Bitlis, Ağrı ve Van şubelerinde müdürlük görevlerinde bulundum. Emekliyim. Şehirleşen Iğdır Iğdır hızla şehirleşiyor. Ancak şu andaki görünümü ne yazık ki bir beton yığınından öteye bir şeye benzemiyor. Iğdır ın planlı ve dört başı mamur metropol olarak gelişmesine uygun fırsat 1962 depremi sonrasında ele geçmişti. Bayındırlık Bakanlığı deprem tehlikesini göz önüne alarak şehir merkezinin tedricen Suveren köyüne kaydırılması yönünde rapor hazırlatmıştı. İlçe merkezinde geniş emlâk sahibi eşraftan kimseler projenin uygulanmasını engellediler. Proje konusunda geç kalınmadığına ve yeni yerleşim birimlerinin Suveren e doğru kaydırılması gerektiğine inanıyorum. Babam Hacı Medet (Medete Gulê) 1920 li yıllarda Geloylu aşireti içinde nişancılıkları ve cesaretleriyle üç kişi ön plana çıkmıştı: Mıhemmede Hesen, Evdılle (Abdullah Aktaş) ve babam Hacı Medet. Babam, orta boylu, sakin yaratılışlı, kendi halinde birisiydi. Adalet duygusu ağır basardı. İnsanlara haksızlık edilmesine tahammül edemeyen bir yaratılışı vardı. Bu nedenle kendisine aşiret içinde Hz. Ömer lakabı takılmıştı. Yoksul insanlara yardım elini uzatmayı severdi. Her gün üç dört fakir 721
Faik Güney evine kendi eliyle yemek götürmeden akşam sofrasına oturmazdı. Şahit olduğum iki olay babamın insan sevgisini güzel anlatıyor: Köyün hayvanları buğday tarlasına girip epeyce zarar vermişti. Hayvanları önüme katıp ahıra kapattım. Amcam, Sahipleri tahıl zararını ödemeden hayvanları sakın teslim etme! diye beni iyice tembihlemişti. Durumdan haberdar olan babam, hayvan sahiplerine para verip, Gidin hayvanlarınızı bu parayla kurtarın! demez mi! Yıl 1967-68 olmalıydı. Köy yerinde namus meselesi yüzünden iki aile karşı karşıya gelmişti. Böyle durumlarda zamanında müdahale olmazsa, kavga dallanır budaklanır, iftiralar çoğalır. Nitekim babam da iftiradan nasibini almıştı. Olay çok geçmeden adliyeye intikal etti. Bir kadın, babamın aleyhinde savcılığa ifade verince hakim altı ay ceza istemiyle babam hakkında dava açtı. Duruşma günü mahkeme salonu gergindi. Herkesin sevdiği ve iyi karakterinden şüphe etmediği babam hakkında yapılan iftira, bizde intikam duygularını kamçılamıştı. Kalabalık grup halinde her an kadına ve kocasına saldırmaya hazırdık. Babam bize doğru gelip, Eğer bir eylem yaparsanız hiç birinizi affetmem, o kadın düşüncesizce hareket etti ama biz aynısını tekrar edemeyiz. Onların pişmanlık duyup özür dilemelerini beklemekten başka çaremiz yok! dedi. Bir ay kadar zaman geçti. Bir gün kadın, üzgün ve pişman babamdan özür diledi. Babam, hoşgörü ve sevgisini esirgemeden, Ben size hiçbir zaman kırgın olmadım ki! dedi. Babamın Vefatı Babam erkenden uyanır, namazını kılar, aç karnına çayını içer, kahvaltıyı çok sonra yapardı. Vefat ettiği gün de erkenden uyanmış, anneme her günkü gibi, Çayı koydun mu? diye tembihlemiş; sükunet ve gönül rahatlığıyla sabah namazına durmuştu. Secdeye varırken ani bir kalp krizi kendisini yoklamış, tek söz etmeden yığılıp kalmıştı. (1970) Keklik Avı Babam silaha düşkündü ama boşa mermi yakmaya da tahammülü yoktu. Soğuk kış günleri keklik avına çıktıklarında iki kekliği yan yana görünce, Bir mermiye sadece iki keklik mi! diyerek ateş etmezdi. Sabırlıydı. Bir köşeye çekilir, keklik sayısının çoğalmasını bekler, 10-15 keklik bir araya toplanınca tek mermiyle beş-altısını haklardı. 722
Iğdır Sevdası Bu iş beceri işi Iğdır aşiretleri sonbahar aylarında Patnos a gidip yıllık ihtiyaçları buğdayı yük hayvanlarının sırtında köylerine getirirlermiş. Bir gün babam ve dayım Abdullah (Aktaş) yüze yakın öküzü önlerine katıp Patnos a doğru yola çıkmışlar. (1925-28 arası) Akşama doğru Diyadin yakınındaki handa mola vermişler. Han sahibi ve dostları bunları çok iyi karşılamış, öğle yemeğini birlikte yemeye davet etmişler. Sofranın orta yerine kocaman sinide et ve pilav konmuş. Han sahibi ve akrabaları iştahla yemeğe koyulmuşlar. Kocaman elleriyle pilavı avuçlayıp yiyorlarmış. Buna karşılık babam ve dayım ellerindeki tahta kaşıkla ölçülü ve usulce atıştırıyorlarmış. Yemekten sonra söz oradan burada açılmış, derken silah kullanımı ve nişancılık üzerine bir tartışma peyda olmuş. Babam, İsterseniz birkaç atış yapalım! demiş. Cemaatin içinden birisi, Sizin yediğiniz yemek ne ola, atacağınız mermi ne ola! diye imalı şekilde babamı alaya almış. Babam bu terbiyesiz çıkışı gülümseyerek karşılamış. Uzaktaki bir duvarın üzerine şişeler sıralanmış. Han sahibi ve dostları yarı alaylı babama dönerek, Önce siz buyurun! demişler. Babam mavzerini eline almış, bir nefeste, hiçbir atışını boşa atmadan şişeleri isabet ettirmiş. Ortalığı sessizlik kaplamış. Sıra dayıma gelmiş. O da aynı mükemmellikte şişelere tam isabet ettirince sessizlik daha da derinleşmiş. Sıra han sahibi ve dostlarına gelmişti. Atışları epey zaman devam etmiş, kan ter içinde kalmışlar, ama şişeler hâlâ yerli yerinde duruyormuş. Babam, söz sırasının kendisine geldiğine inanarak, Nişan almak beceri işidir. Bunun yemekle ilgisi yok! demiş. Doğru bu iş bir beceri işi, yemekle ilgisi yok! deyip babamı onaylamışlar. Hanım sen demedin mi? Hamit Hun bir cemaat toplantısında şu hikayeyi anlatmıştı: Helikan aşireti lideri Halit Ağa bir gün çok sevdiği Azeri dostu Pena Han a misafir olmuştu. Pena Han, Halit Ağa, çiftlik işlerini yönetmek için kâhyaya ihtiyacım var. Eğer tanıdığınız iyi halli birisi varsa bana gönderin! demiş. Halit Ağa da dostunun bu isteğine Olur! demiş. Halit Ağa vedalaşıp ayrıldıktan sonra yolda iri cüsseli, dev yapılı birisine rastlamış. Halit Ağa, Sen ne iş yaparsın? diye sormuş. 723
Faik Güney İşim gücüm yok! demiş yabancı adam. Adın ne? Evdo Sen hiç vakit kaybetmeden Pena Han ın çiftliğine git, Halit Ağa nın selamı var, bir kâhya istemişsiniz beni gönderdi, diyin. Olur! Evdo zaman kaybetmeden Pena Han ın çiftliğine gitmiş. Kendisini karşılayan Pena Han a, Beni Halit Ağa gönderdi! demiş. Pena Han, İyi oğlum, demiş, yanına 5-10 kişi al, 100-150 ton odun var, buraya taşıyın, kırıp ambara dizin! Evdo sakin bir sesle, Olur ağam! demiş. Evdo iş konusunda başkasının yardımına ihtiyaç duymayacak kadar kendisine güvenirmiş. Eline aldığı warısla (keçi kılından ip) sabaha kadar çalışarak tek başına odunları sırtlayıp çiftliğe taşımış, parçalayıp ambara istiflemiş. Sabah olunca Pena Han durumu teftiş için ambardan içeri girmiş, verilen görevin yerine getirildiğini görünce de neşelenmiş. Yaman adam doğrusu! diye düşünmüş. Hemen Evdo yu yanına çağırıp: Oğul, git evini yükle getir. Kâhya evi artık senin demiş. Evdo kendisine söyleneni yapmış, ailesini çiftliğe getirip eve yerleşmiş. Çiftliğin uzak bir köşesinde, önünde havuzu saray gibi evde de Pena Han ve ailesi yaşıyorlarmış. Aradan birkaç ay geçmiş. Evdo nun iş sevgisi ve söyleneni ne pahasına olursa olsun yerine getirme becerisi Pena Han ı ve ailesini çok mutlu ediyormuş. Bir gün Pena Han ın hanımı Evdo ya, Git 5-6 tane patlıcan al getir! demiş. Hayatında patlıcanın ne demek olduğunu bilmeyen Evdo merakla, Hanım, patlıcan nasıl bir şey? diye sormuş. Altı kara, üstü yeşil Evdo çarşı merkezinde bir binanın önünden geçerken, siyah cübbeli, yeşil fötrlü insanlarla karşılaşmış. Tam da hanımın söylediği gibi altı siyah, üstü yeşil herhalde patlıcan bunlar olmalı! demiş kendi kendine. Bir gruba yaklaşarak, Pena Han ın hanımı sizi çiftliğe davet etti! demiş. Axuntlar bunun bir yemek daveti olduğuna inanarak çok sevinmişler. Evdo önde hep birlikte çiftliğe doğru yola çıkmışlar. Evdo, havuza açılan mutfak penceresini tıkırdatarak, Hanım, istediğiniz patlıcanları getirdim demiş. Mutfakta yemek pişirmekle meşgul Hanım başını kaldırmadan, 724
Iğdır Sevdası Patlıcanları soy havuza at! demiş. Evdo axuntların yanına dönerek, Soyunun ve havuza girin! diye emretmiş. Dev yapılı Evdo nun karşısında fazla söyleyecek lafı olmayan axuntlar sessizce soyunup havuza girmişler. Aradan bir saate yakın zaman geçmiş. birisi durumdan şikayetçi olmuş: Yeter artık, şiştik axır! Evdo mutfak penceresine yaklaşıp, Hanım patlıcanlar şişti! demiş. İyi, iyi!, demiş Hanım, şimdi kafalarını kes ben birazdan gelip içlerini dolduracağım Kendisine verilen emirleri eksiksiz yerine getirmeye alışkın Evdo eline aldığı baltayla kafaları gövdelerden ayırmış. Mutfak penceresine gidip, Hanım kafaları kestim! demiş. Hanım dışarı çıktığında karşılaştığı manzara karşısında dili tutulmuş. Havuzun içi kan gölüne dönmüş, insan kafaları suda yüzüyormuş. Hanım, Bu ne hal? diye çığlığı koparmış. Evdo, Hanım ın bu şekilde çığlık atıp üzülmesine anlam verememiş. Hanım, sen demedin mi git patlıcan getir? Altı siyah üstü yeşil patlıcandan? Sen demedin mi patlıcanları soy havuza at? Ben de soydum attım. Ben patlıcanlar şişti dedim, sen de kafalarını kes demedin mi? Ben de kafalarını kestim Hanım oracığa yığılıp kalmış. Vallahi bu 25 kuruşa tasdik olunmaz Bir bayram günü Mecit Hun un öğle yemeğine davetliydik. Balkonda pişen kebabın kokusu ortalığı doldurmuştu. Mecit Hun kendi elleriyle terbiye ettiği ve pişirdiği şişleri sofraya koyduğunda hepimiz iştahla ileri atılıp karnımızı bir güzel doyurduk sonra da neşeyle bir köşeye çekilip çaylarımızı yudumlamaya başladık. Sohbetin bir yerinde Hamit Hun şöyle dedi: Geçenlerde Ziraat Bankası ndan kredi almaya gitmiştim. Müdür 725
Faik Güney vereceği krediye karşılık kendisine kristal akım hediye etmemi istedi. Ali Yiğit le Ankara ya gittiğimde birlikte bir mağazadan içeri girdik. Müdürün istediği gibi kristal takım bulduk. Ama oldukça pahalıydı. 120 bin lira kristal takım tutuyordu alacağımız kredi de 100 bin lira! Hamit Huni konuşmasını böyle noktalayınca kimse anlatılana inanmamış gibi donuk gözlerle bakakaldı. Hamit Hun inandırıcılığını pekiştirmek için yanındaki Ali Yiğit e dönerek, Sen de şahitsin, değil mi? dedi. Ali Yiğit tam ağzını açıp onaylamaya hazırlanırken Aziz Güney araya girip Ali sen sen ol, Hamit in söylediklerini bir sigaraya tasdik etme! dedi. Kimse bu sözden bir şey anlamayınca Aziz Güney hikayeyi anlattı: Bir gün Kars ta yalancılık yarışması yapılıyormuş. En güzel yalanı anlatıp, buna oradakileri inandıran ödülü sahiplenecekmiş. Bir Iğdırlı da bu yarışmaya katılmak için yola çıkmış ama giderken yanında bir de tasdikçi götürmeyi ihmal etmemiş. Ben ne dersem sen vallahi öyle diyeceksin, bu görevin için sana 25 kuruş vereceğim Yarışma başlamış. Sıra Iğdırlıya gelince bizimki şu yalanı anlatmış: Iğdır da Kellehemo denilen bir köy var. Orada kışlar son derece soğuk geçer. Bir keresinde bir köpek bir kedinin peşine düştü. Kedi dama atladı, köpek de onun arkasından. Kedi can havliyle damdan havaya sıçradı. Ama hava öyle soğuktu ki kedi ne yukarı ne aşağı boşlukta öylece asılı kaldı Iğdırlı yarışmacı inandırıcılığını artırmak için hemen yanındaki tasdikçisine dönüp: Sen senin dinine imanına öyle değil miydi? demiş. Tasdikçi hiç tereddüt etmeden, Bu hikaye 25 kuruşa tasdik edilmez. 50 kuruş isterim diyerek pazarlığa girişmiş Aziz Güney hikayeyi bitirip Ali Yiğit e döndü, Aman Ali, eğer Hamit i onaylayacaksan önce pazarlığını yap! dedi. 726