İnsanlar Yaşadıkça Mehmet Ünver Tavan arasında yaşamak O küçük odalarda hemen herkesten uzakta yaşamak nasıl bir duygudur? Yaşamının son günleri bir tavan arasında geçen talihsiz Anne Frank ın hatıralarını okuduğumda yüreğimden bir şeyler kopup gitmişti. İkinci dünya savaşı sırasında, Nazi lerin zulmünden kurtulmak için ailesiyle birlikte Amsterdam da bir binanın tavan arasına sığınmak zorunda kalan küçük kızın orada geçirdiği aylar boyunca yaşadıklarını okumak fazlasıyla hüzün vericiydi. Yakalandıklarında neyle karşılaşacaklarını çok iyi biliyorlardı. Gözü dönmüş Nazi ler ellerine geçirdikleri tüm Yahudileri toplama kampına gönderiyorlardı. Orada onları, açlık, hastalık ve akıl almaz işkencelerle dolu günlerin ve gaz odalarında ölüme mahkûm edilmenin beklediğini çoktan öğrenmişlerdi. Bu yüzden bir başka Yahudi ailesiyle birlikte o küçücük tavan arasında aylar boyu açlık ve yoklukla boğuşarak saklandılar. 147
BD ARALIK 2015 Ann Frank'ın Amsterdam'da müze olarak korunan evi ve odasından bir görüntü ve tuttuğu günlük (altta) Dış dünyayla tek bağlantıları pek çok riski göze alarak onlara yiyecek getiren dostları ve tavan arasının gökyüzüne açılan küçük penceresiydi. Ne yazık ki, aylarca o küçücük tavan arasında sıkıntılar içinde yaşamaları onları kurtarmaya yetmedi. Sonunda yakalandılar ve hep birlikte aslında birer ölüm kampı olan toplama kampına yollandılar. Her şeyin sonunda yalnızca baba Frank bu katliamdan kurtulabildi. Küçük Anne Frank dahil tüm aile 148 gaz odalarında ölüme terk edildiler. Sonraları, bir şans eseri kızının hatıra defterini bulan baba Frank, o hüzünlü günlüğün yayımlanmasını sağladı. İlk okuduğumda on yaşımdaydım. Talihsiz Anne Frank ın o tavan arasında bin bir sıkıntıyla geçirdiği günleri ve yaşadığı yoksunlukları yüreğimde duymuştum okurken. Bizim geniş bir bahçemiz vardı. İstediğimiz zaman dışarı çıkıp arkadaşlarımızla birlikte oynayabiliyor, canımızın istediği yere gidebiliyorduk. Peki ya aylarca hiç dışarı çıkmadan, başka insanlarla birlikte, avuç içi kadar bir tavan arasında yaşamak nasıl bir duyguydu. Bahçelerde koşup oynayamadan, sevdiği arkadaşlarıyla buluşamadan, parkları, caddeleri göremeden hep aynı kasvetli tavan arasına haftalar boyu tıkılmak insana neler hissettiriyordu. Kendimi Anne Frank ın yerine
koyuyor ve hiç dışarı çıkamadan evimizin tavan arasında haftalarca yaşamak zorunda kaldığımı düşündükçe tüylerim diken diken oluyordu. Üstelik Anne Frank ve ailesi, ölüm ve birbirlerinden kopmak korkusunu hep yüreklerinde duyarak yaşamışlardı o tavan arasında. Kim onların yerinde olmak isterdi ki? Umarım bir daha hiç yaşanmaz öylesi günler. Altmışlı yılların başında, evimizin tavan arasında minik oğluyla birlikte yaşamak zorunda kalan kimsesiz kadını da anlatmadan geçemeyeceğim: Korkunç bir fırtınayla birlikte sağanak yağmurun kenti esir aldığı bir gündü. Geç saatlere kadar sıcacık evimizde pencerenin önünde oturup dışarıda uğuldayan rüzgârın sesini dinleyip, camlara vuran yağmur tanelerini korkuyla izlemiştik. Fırtına o kadar şiddetliydi ki, her an camların kırılacağından korkuyorduk. Sonra bulabildiğimiz tüm havluları pencerenin önüne dizip, yataklarımıza çekildik. Tam uykuya dalmak üzereydik ki, kapımız güm güm çalındı. Önce neye uğradığımızı anlayamadık. Kapı yine çalınınca telaşla gidip açtık. Karşımızda denizden çıkmış gibi sırılsıklam genç bir kadın duruyordu. Kucağında en fazla iki yaşında görünen bir bebek vardı. O da sırılsıklamdı. Annem onları tanımıştı. İkisini de içeri aldık. Kısa bir süre sonra her şey anlaşıldı. Kadın, annemin eski bir BD ARALIK 2015 ahbabının kızıydı. Başından bir sürü talihsizlik geçmiş, sonunda kendisini minik bebeğiyle evsiz, barksız ve kimsesiz bir halde sokakta bulmuştu. O korkunç havada gidecek bir yeri olmadığı için bir süre sokaklarda dolaşmış sonra da annemi anımsayarak kucağında çocuğuyla birlikte sığınmak için kapımıza gelmişti. Annem onları sobanın başına oturttu, kurulanmaları için havlu verdi. Karınlarının aç olduğunu anlayınca yiyecek çıkarttı. Çay Karşımızda denizden çıkmış gibi sırılsıklam genç bir kadın duruyordu. Kucağında en fazla iki yaşında görünen bir bebek vardı. pişirdik. Biraz toparlanıp kendine gelince o güne kadar gördüğüm en güzel kadınlardan biri olduğunu anladım. Buna karşın ne denli talihsiz bir insan olduğu öylesine berbat bir gecede evsiz barksız bir halde sokaklara düşmüş olmasından anlaşılıyordu. Kim bilir neler yaşamıştı sonunda bize sığınana kadar. Acı öyküsünü sonra öğrenecek ve dehşete kapılacaktık. Evimizin topu topu iki odası vardı ve altı kişi, o iki odayı paylaşı- 149
BD ARALIK 2015 Tek çaremiz onları tavan arasına yerleştirmekti. 150 yorduk. Tanrı misafiri olarak bize sığınan kadınla bebeği geri çeviremeyeceğimize göre onları nereye yerleştirecektik? Annem bir süre düşündükten sonra tavan arasındaki odayı işaret etti. Kullanmadığız bazı eski eşyaları koyduğumuz ve denize bakan bir penceresi olan küçük bir odaydı. Tek çaremiz onları tavan arasına yerleştirmekti. Anne ve bebeğini sobanın başında bırakıp hep birlikte tavan arasına çıktık. Gecenin o saatinde el birliğiyle yerleri süpürüp, tozlarını aldık. Elimizden geldiğince ortalığı toparladık. Annem yüklükten bir yün yatak ve yorgan çıkarıp süpürdüğümüz döşemenin üzerine serdi. Yorganı temiz bir nevresimle kapladı. Küçük bir sehpa ve gaz lambasını yatağın yanına koyduktan sonra yalnız tavan arası odamız enikonu içinde yaşanacak bir yuva haline dönmüştü. O anneyle bebeği bir seneden fazla tavan aramızda kaldılar. Annem onlara bir mangal, ocak ve yastıklar vermişti. Kısa bir süre sonra bir aile gibi olduk onlarla. Geceler boyu tavandan gelen seslerini dinleyerek uyuduk. Bazı geceler bebek ağlıyor, annesinin, onu avutmak için söylediği ninniler uykularımızın içine kadar geliyordu. Onlarla her şeyimizi paylaştık. Bizde ne piştiyse onlara da verdik. Kışları, kömürümüzü, yazları, bahçemizi, çardağımızın gölgesini ve çiçeklerimizin kokusunu paylaştık. Artık onları kendimizden ayrı saymıyorduk. Mademki gelip bize sığınmışlardı, o zaman ne kadar kalırlarsa kalsınlar tanrı misafirimizdiler. Gün geldi o talihsiz kadının şansı döndü. Uygun bir kısmet bulup tavan aramızdan ayrılarak kendi yuvasını kurdu. Onlar gittikten sonra yeniden yalnız bir odaya dönüşen tavan arasına çıktım. Etrafa bakındım. Ortam bana bomboş ve çok acıklı geldi. O an başka çaresi
olmadığı için bir sene boyunca o tavan arasında minik oğluyla yaşamak zorunda kalan anneyi düşündüm. Benim birkaç dakikadan fazla kalmak istemediğim bir yerde nasıl olup da bir sene boyunca yaşamışlardı? Hiç sıkılmamışlar mıydı? Kavurucu yazı ve dondurucu kışı iliklerinde hissederken oğlunu korumak zorunda olan annenin belleğine çaresizliğin insana neler yaptırabileceği hiç unutamayacağı bir şekilde kazınmıştı muhakkak. İyi ki o fırtınalı gece bize gelip sığınmışlardı. Bir başka binanın tavan arası ise gençlik çağlarımda okuduğum bir romanın kahramanlarına yuva olmuştu. Biri çalışamayacak kadar Tüm zorluklara karşın başlarını sokacak bir tavan odaları olması ve kardeş dayanışması sayesinde mutluydular. BD ARALIK 2015 hasta olan iki erkek kardeş Paris te nehre bakan bir binanın küçücük tavan arasında yaşamak zorundaydılar. Kısıtlı bütçeleri ancak buna elveriyordu. Küçük kardeş bir okulda öğretmenlik yapıyordu. Hasta olan ağabey ise gün boyu nehirden geçen mavnaları izleyerek kardeşinin eve dönüşünü bekliyordu. Maaş günü geldiğinde küçük yuvalarında adeta bir şölen yaşıyorlardı. Çünkü öğretmen olan kardeş bir şarküteriden mezeler, meyve ve şarap alarak eve dönüyor, iki kardeş pencere kenarına kurdukları masada keyifle demleniyorlardı. Tüm zorluklara karşın başlarını sokacak bir tavan odaları olması ve kardeş dayanışması sayesinde mutluydular. Ne yazık ki bir süre sonra hasta olan kardeş ölmüştü. O bölümü okuduğumda gözyaşlarına boğulmuştum. Bugün bile ana caddelerde ya da arka sokaklardaki binaların önünden geçerken kafamı kaldırıp, tavan arası pencerelerine bakarım. Eğer o küçük pencerelerde renkli, şirin perdeler ve saksı çiçekleri varsa orada yaşayanlar olduğunu anlarım. Hep merak ederim onları. Büyük olasılıkla yalnız insanlar olduklarını düşünürüm. Bir kırlangıç yuvasına benzettiğim o küçük odalarda kentin çatılarına bakarak ve hemen herkesten uzakta yaşamak nasıl bir duygudur acaba? Bunu hep merak ederim. Kim bilir belki de günün birinde, bir tavan arasında yaşayan insanların konuğu olur ve bu duyguyu anlama şansına erişirim. mehmetunver@butundunya.com.tr 151