BİZİ ARAYIN SORULARINIZI CEVAPLAYALIM! 0216 465 7353 S.S.KORU SİGORTA KOOPERATİFİ KASIM 2012 Yıl:2 Sayı:13 TÜRKİYE KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GAZETESİ 2017 IDF Dünya Süt Zirvesi'nin Ev Sahibi Türkiye Uluslararası Sütçülük Federasyonu'nun (IDF) Güney Afrika'nın Cape Town şehrinde düzenlediği Dünya Süt Zirvesi 2012'de, Türkiye'nin başarısı konuşuluyor. 4 Kasım'da başlayan zirvede, 57 ülkenin oy birliği ile 2017 Dünya Süt Zirvesi'nin (IDF World Dairy Summit 2017) ülkemizde ve dünya kültür başkenti olan İstanbul'da yapılması kararlaştırıldı. Alınan karar, Türkiye'nin IDF Ulusal Komite üyeleri ve IDF Ulusal Komite Sekreteri Prof. Dr. Nevzat Artık a bildirildi, Genel Kurul'da da tüm üye ülkelere duyuruldu. Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) önderliğinde 2009 yılında Berlin de yapılan IDF Dünya Süt Zirvesi nde Uluslararası Sütçülük Federasyonu na (IDF) üye olan Türkiye, 2010 Yeni Zelanda ve 2011 Parma Süt Zirveleri ne etkin katılım sağlamıştı. ASÜD, zirvelere etkin katılımın yanı sıra yapılan görüşmeler sonrası IDF Dünya Süt Zirvesi için adaylık başvurusunda da bulunmuştu. IDF nezdinde Türkiye nin temsilinin Ulusal Süt Konseyi ne devredilmesinin ardından IDF Ulusal Süt Komitesi kurulmuş ve USK tarafından 2017 Dünya Süt Zirvesi için resmi adaylık başvurusu gerçekleştirilmişti. Türkiye nin Dünya Süt Zirvesi için başvurusu, 4-9 Kasım 2012 tarihlerinde Güney Afrika nın Cape Town şehrinde düzenlenen Dünya Süt Zirvesi 2012 kapsamında toplanan IDF Genel Kurulu nda sonuçlandırıldı. 2017 Dünya Süt Zirvesi nin ülkemizde toplanacak olmasının süt sektörüne önemli bir ivme kazandıracağını belirten Prof. Dr. Artık, genel kurulda alınan kararın, Türkiye Süt Sektörü nün uluslararası arenada tanınması ve sektörün gelişmesi açısından çok önemli olduğunun altını çizdi. ASÜD ün Genel Sekreter Dr. İsmail Mert tarafından temsil edildiği Güney Afrika daki Dünya Süt Zirvesi ne IDF üyesi ülkelerden 2.500 civarında kişi katıldı. Delegeler, sütçülük sektörünün küresel düzeyde gelişimi için ortak akıl platformu oluşturan zirve kapsamında, süt ve süt ürünleri konusunda her türlü bilgi ve veri paylaşımı yoluyla gelecek öngörülerini ortaya koydular. Koop Haber Gazetesi olarak 1.yılını geride bırakmanın mutluluğu içersindeyiz.» Syf 2 de Kooperatif Yöneticileri Eğitim Semineri Köy-Koop Burdur Birliği ve Köy-Koop Muğla Birliği tarafından düzenlenen Kooperatif Yöneticileri Eğitim Semineri 1-4 Kasım 2012 tarihleri arasında Antalya Manavgat ta gerçekleşti. IPARD Programı Tanıtım Semineri Yapıldı Avrupa Birliği Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü ne bağlı Teknik Destek ve Bilgi Değişimi Ofisi (TAIEX) tarafından Ankara da bir seminer düzenlendi. 15-16 Kasım 2012 tarihleri arasında Ankara Plaza Oteli nde yapılan Seminerde; Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Yatırımları Hibe Programı (IPARD) Türkiye uygulamasında çiftçilerin yaşadıkları sorunlar, IPARD Polonya deneyimi ve IPARD ın tanıtımı yapıldı.» Syf 7 de Çiçekçilik Sektörü Ödemiş'te Buluştu Ödemiş 8. Süs Bitkileri Sergisi, 15-18 Kasım 2012 tarihinde Belediye Fuar Alanı'nda ziyaretçileriyle buluştu. Ödemiş Süs Bitkileri Üreticileri Birliği(SÜSBİR) nin organize ettiği Süs Bitkileri Fuarı nın açılış törenine, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdür Yardımcısı Yunus Şeker, Orman ve Su Bakanlığı Ağaçlandırma Daire Başkanı İbrahim Yüzer, İzmir Orman Bölge Müdürü İbrahim Aydın, İzmir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ahmet Güldal, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tohum Daire Başkanı Ziya Çavdar, İstanbul Peyzaj ve Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Eyyüp Karahan, Ödemiş Kaymakamı Abdullah Dölek, Belediye Başkanı Bekir Keskin, konuk belediye başkanları, çevre il ve ilçelerin çevre ve orman müdürleri, oda ve dernek başkanları ile çok sayıda davetli katıldı. Dört gün süren ve 10 bini aşkın ziyaretçinin gezdiği Fuara, üretici olarak 81 il ve İtalyadan gelen 2 grup olmak üzere; 77 firma ve 110 stant yer aldı.» Syf 4 de 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı etkinlikleri kapsamında Köy-Koop Burdur ve Köy-Koop Muğla Birliğinin ortaklaşa düzenlediği seminere; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından, Tarım Reformu Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Gülsever, Seminere eğitimci olarak; Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Çalışma Grup Sorumlusu Ziya Okumuşoğlu, Sami Turan ve Tahsin Tüfekçi, ve Kontrolör Ercan Aktaş Semineri düzenleyen Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız ve Köy-Muğla Birlik Başkanı Eray Çiçek, Konuk olarak da Köy-Koop Denizli Birlik Başkanı Mehmet Varol, Köy-Koop Zonguldak Birlik Başkanı Bayram Cura, Köy-Koop Ankara Birlik Başkanı Yurdaer Uçar, Üretici Gazetesi Sahibi Tuncer Beybağ, DGRV Tarımsal Eğitim ve Danışmanlık Ekibi Lideri Prof.Dr. Selahattin Kumlu, Burdur, Muğla, Denizli, Isparta, Ankara bölgesi kooperatif yöneticileri katıldı. Kooperatiflerde Denetim, Kooperatiflerde Muhasebe, Yönetim Kurulu Görev ve Yetki Sorumlulukları, Kooperatiflere Proje Uygulama ve Krediler ile Uygulamalı Genel Kurul Toplantısı seminerin temel konu başlıklarını oluşturdu.» Syf 6 da Hadi İLBAŞ Dünden Bugüne Kooperatifçilik -12-» Syf 2 de Prof.Dr. MUSTAFA KAYMAKÇI Atatürk ve Çiftçilerin Örgütlenmesi Tevfik Fikret CENGİZ IPARD Programında Gelişmeler ve Öneriler» Syf 19 da Esengül ERDEM Mısır: Herşeyin İçindeyim... Dr. Umut TOPRAK Bir Uğur Böceğinin Günlüğü -IV-» Syf 9 da Dr. Erhan EKMEN Doğru Sanılan Yanlışlar Azimli bir ziraatçı Vehbi Sözeri nin Organik Tarımdaki Başarı Öyküsü Röportaj» Syf 12 de» Syf 4 de Erol AKAR Kooperatiflere Farklı Bir Bakış Açısı» Syf 5 de» Syf 15 de Ali Rıza GÜNAL Uluslararası Bir Böcek Domates Güvesi» Syf 17 de» Syf 10 da Ünal ÖRNEK Kooperatifler Birbirinin Rakibi Değil İş Ortağıdır» Syf 18 de
Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Biṙliği 2 KOOPERATİFÇİLİK DÜNDEN BUGÜNE KOOPERATİFÇİLİK -13- Yatırımların üretime geçirilmesi gibi işler için Mahmut Türkmenoğlu tarafından yapılacak etüt, projelendirme, uygulama, yönetim, denetim, sürveyyans ve mühendislik hizmetleri karşılığı olarak Mahmut Türkmenoğlu na yıl sonu hesaplarına göre, kooperatifçe o yıl içinde yapılmış yatırımların toplam tutarı üzerinden YÜZDE ON hesabı ile bir mühendislik ücreti ödenmesine, Olaya gönül gözüyle bakmayı ihmal edecek olursanız ortada bir çarpıklık var gibi görünebilir. Mahmut Türkmenoğlu na kooperatiften yüzde on komisyon ödenecek. Bu olacak iş mi? Ancak, olaya Türkmenoğlu açısından bakmayı deneyin. Onun durumun düşünün. Köyüne ve köylüsüne bilgisinden, becerisinden bir şeyler verebilmek için İzmir deki kurulu düzenini bırakmıştır. Bu köyü yoksulluğun kucağından çekip çıkarmayı amaçlamıştır. Ancak, etkin ve yetkin ortaklar yap da görelim demektedirler. Peki, Türkmenoğlu ne yapacaktı? Ve neyle yapacaktır? Yönetim kurulunun kararına bakınız, nasıl hükümler var. Kooperatif hizmetlerinin görülmesi sırasında yurt içinde ve yurt dışında bu işlerle ilgili iş gezileri sırasında Bademler e, İzmir, İstanbul, Ankara ya gidip gelme ve oralarda yeme içme geceleme gibi Mahmut Türkmenoğlu tarafından yapılacak her türlü masraf ile sigortanı tamamının kendisine ait olmasına ve Türkmenoğlu nun aldığı ücretler için kendi firmasına ait mühendislik hizmet faturası kesmesine oy birliği ile karar verildi. Ortada elle tutulur, gözle görülür bir sonuç olmayınca köylüler ona para vermek istemiyorlar. Yap, çat, kazandır, kazandırdığının şu kadarını sana verelim diyorlar. Olay bu kadar basit iken kötü niyetli bir takım kimseler, gerçeği çarpıtarak bu konuyu ısıtıp ısıtıp gündeme getirmeyi hüner sayacaklardır. Seralarımız Mehmet Hadi İLBAŞ Köy-Koop Eski Genel Başkanı Aslında, Bademler Kooperatifinde seracılık 1969 Mayısından beri gündemdedir. Yalnız kış ortasında domates pek inandırıcı bulunmadığından konu sürekli savsaklanmaktadır. İnsanlar bunu Türkmenoğlu nun hayallerinden biri diye bilmektedir. Şimdi olayın önemini kavramış görünüyorlardı. Türkmenoğlu Yönetim kurulunun önerilerini kabul etti. Hemen çalışmaya koyuldu. Öncelikle Almanya da kurulu Gabler adlı firmanın bu işi nasıl yaptığına bakmak gerekiyordu. Gabler le bir anlaşmaya girebilirler miydi? Ne de olsa, sera yapımı konusunda Avrupa da söz sahibi bir firmaydı. Amcasının oğlu Kasım Gönül burada çalıştığından Türkmenoğlu bir gidişinde bu tesisleri gezmişti. Ancak kooperatif yönetim kurulu temkinliydi. Şayet kooperatifin başvurusu Devlet Planlama Teşkilatınca uygun görülürse ve istenen kredi kabul olunursa, Türkmenoğlu nun masraflarının, proje masrafları da dahil olmak üzere kooperatifçe karşılanmasına, yok eğer kabul edilmezse, kooperatifçe sorumluluk kabul edilmemesine oy birliği ile karar verildi. Ne demekti bu? Türkmenoğlu Almanya dan sonuç alamazsa, ya da hazırlanacak projeyi Devlet Planlama ya onaylatamazsa bütün masraflar cebinden gidecekti. Kumar değil de neydi bu? Türkmenoğlu Almanya dan olumlu sonuçla döndü. Ziraat Bankası ile Devlet Planlama ya da evet, dedirtti.bununla da yetinmedi Yönetim Kurulu üyeleri için topluca bir Antalya gezisi düzenledi. Gittiler, gördüler ve öğrendiler. Türkmenoğlu sürekli şöyle derdi.: Bizim insanımıza Şu taşın altında altın var, deseniz taşı kaldırıp bakmaz. Ama, taşı kaldırır da altını gösterirseniz, orayı yerin merkezine kadar kazar. Mahmut Türkmenoğlu projeyi hazırladı. Bademler Köyü Kalkınma Kooperatifi Turfanda Sebze Seraları İşletmesi Yatırım Projesi adı altında 40 daktilo sayfası tutan önemli bir eserdir bu. Projeyle toplam olarak 198 bin metrekare genişliğinde sera yapımı öngörülüyordu. Seraların bir kısmı kooperatifin olacak, bir kısmı da üyeler arasında pay edilecekti. Böylece, dileyen kendi serasını işletecek, dileyen kooperatif işletmelerinde çalışacaktı. Projeye, Ankara, İstanbul, İzmir, Viyana ve Münih toptancı sebze hallerinde son üç yılın kış aylarında sera ürünü domatesin gösterdiği fiyat hareketini içeren ayrıntılı listeleri de eklemeyi ihmal etmemişti. Seraların yapımına baskın biçiminde başlandı.ege Üniversitesi Ziraat Fakültesiyle ve Yalova Bahçe Kültürleri Enstitüsüyle sürekli temas halindeydiler.biraz Almanya dan, biraz Türkiye den sağlanacak katkılarla kurulmakta olan seraların ülkemizde benzeri yoktu. Dört dönüm genişliğinde olduğu için Dörtlü diye anılan sera insanlar üzerinde heyecan yaratmıştı. Bu gün her şey kolay ve normal geliyor. O zamanda içinde traktör işleyen, kamyonlar dolaşan tam dörtbin metre kare genişliğinde bir camekan inanılır şey miydi? Üstelik kaloriferliydi. Yazları da üst kısmındaki boydan boya kanatlar kendiliğinden açılıp kapanarak sera içindeki sıcaklığı istenen düzeyde kendi kendine ayarlayacaktı. Gabler le iş birliği halindeydiler. Camı İstanbul dan, cam macununu Almanya dan getirtiyorlardı. Gabler bir de montör göndermişti. Bademler de yiyip içen ve Birol Hüseyin Oral ın kullanmadığı evinde yatan uysal bir Alman genciydi.hatta, o günlerde İzmir de yayınlanan Expres gazetesinde İnsanımız Almanya da işçi olabilmek için çırpınırken, Bademler köyü Almanya dan işçi getirdi, başlığı altında Zeynel Kozanoğlu nun hazırladığı resimli bir haber röportaj da yayınlamıştı. Bir yandan seralar monte edilirken, öte yandan da toprağı iyileştirme çalışmaları sürüyordu. Uzmanların işe yaramaz bulduğu araziyi işe yarar hale getirmek zorundaydılar. Yapım bitmek üzere bulunan her seranın tabanını seksen cm. derinlikte kazarak toprağı dışarı taşıdılar. Traktörle ya da kamyonla yeni toprak getirdiler.izmir de Çiğli önlerinde çöpten gübre üreten bir fabrika vardı. Bu fabrikadan kilosuna bir kuruş ödeyerek 500 kilo gübre satın aldılar. Yakın köylerin ağıllarından aldıkları koyun gübresi ile bunu karıştırarak toprağı zenginleştirdiler.sonra uzman kişileri yeniden çağırdılar. Uzmanlar bu kez ne diyecekti bakalım. - Bu toprağa taşı dikin, taş bitsin, dediler. sürecek Kooperatiflerin Tarımsal Üretim ve Verimliliğe Katkıları Kooperatifler, gıda üretiminde ve dağıtımında çok önemli bir rol oynamaktadır. Hindistan da, 157 milyondan fazla tarımsal/kırsal üreticiye hizmet veren yaklaşık 150,000 temel tarım ve kredi kooperatifi bulunmaktadır. Kore Cumhuriyeti nde, tarım kooperatifleri 2 milyondan fazla çiftçinin üyeliğine sahiptir (tüm çiftçilerin yüzde 90 ını temsil etmektedir). Japonya da, tarım kooperatifleri tüm çiftçilerin yüzde 90 ını kapsamaktadır. Fransa da, tarımsal girdilerin yüzde 60 ına, tarımsal üretimin yüzde 57 sine ve tarımsal islemenin yüzde 35 ine tekabül etmektedirler. Örneğin, Brezilya da kooperatifler, tarımsal GSYH nin yüzde 40 ından ve tarımsal is ihracatlarının yüzde 6 sından sorumludurlar. Fakat bazı çok büyük üretici kooperatifleri, tekelci gibi davranarak, üretimi kısıtlama yoluyla sosyal refah maliyeti yüklemektedirler ve bu durum tüketiciler için daha yüksek fiyatlarla sonuçlanmaktadır. Bazı tarım kooperatifleri, düşük maliyetle girdiler elde ederek ve sürdürülebilir çiftçilik tekniklerini benimseyerek ve üyelerinin yönetimi ve örgütsel gelişmesi yoluyla çiftlik verimliliklerini iyileştirmektedirler. Kooperatifleri, gıda üretimine katkıda bulunmak için küçük ve asgari düzeyde geçinen çiftçilerine teşvik primleri vererek, gıda güvenliğine yardımcı olmaktadır. Sulama için ayarlama yapma, çiftlik girdileri için kredi verme ve eğitim elde etmede ölçek ekonomileri yoluyla kooperatifler, bu çiftçilerin verimliliklerini iyileştirmelerini ve çıktıyı arttırmalarını sağlamaktadır. İyileştirilmiş pazarlama sayesinde, kooperatifler bu çiftçilerin pazar yerinde daha iyi fiyatlar elde etmelerini sağlamakta ve fazlalık için üretim amacıyla onlara düzenli teşvikler vermektedir. Tarım kooperatifleri, ekonomik üretime kadınların katılımını da teşvik etmekte ve bu da gıda üretimine ve kırsal gelişmeye yardımcı olmaktadır. Kooperatifler yoluyla kadınlar, dayanışma içinde birleşebilmekte ve ticari ya da ekonomik faaliyetlerin izlenmesindeki kültürel kısıtlamaların üstesinden gelmek için bir karşılıklı destek ağı sağlayabilmektedirler. Nijerya da yapılan bir anket, kooperatife üye olmayanlar ile kıyaslandığında, kooperatif faaliyetlerde bulunan kadınların hem verimlilik hem de ekonomik bakımından daha iyi durumda olduklarını göstermiştir. Buna rağmen, kadınların tarım kooperatiflerine toplam katılım seviyesi düşük kalmaya devam etmektedir. Birçok Asya ülkesindeki tarım kooperatiflerinde, kadınlar toplam yüzde 10,5 lik üyeliğin sadece yüzde 2 sine tekabül etmektedirler. Kooperatiflere düşük katılım oranı, kaynak ve bilgi eksikliğine ve kültürel kısıtlamalara atfedilmektedir. Köy-Koop Haber Gazetesi 1 Yaşında Yayın hayatına 1 sene önce başlayan Köy- Koop Haber gazetesi olarak gazetemizin 1.yılını geride bırakmanın mutluluğu içersindeyiz. Tarımda, kooperatifçilikte üreticinin sesi olmaya çalıştık. Tarımsal haberler, kooperatifçilik-birlik haberleri, dünyada kooperatifçilik, hastalıklar, organik tarım, spor, mevzuat, kadınlarımız, çocuklarımızla ilgili haberlerimizle sizlere ulaşmaya çalıştık. Gazetemiz herkezin okuyacağı, okuyup bilgilenebileceği bir gazete olsun istedik. Amacımız daha iyiye gitmek. Üreticimiz, kooperatifçimiz, tarıma ve kooperatifçiliğe ilgi duyan, emek veren, buradan geçimini sağlayan tüm insanlara bilgi veren bir gazete olmak için çalışmaya devam edeceğiz. Gazetemizin BM tarafından 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı ilan edildiği bir dönemde kooperatifleri ve kooperatifçiliği tüm yurda duyurmak amacıyla yayın hayatına başlaması ve devam edebilmesi bizler için gurur kaynağı olmuştur. Tüm yılların kooperatif camiası için kooperatif yılı olmasını ve daha ileri, demokratik bir kooperatifçilik anlayışı ile büyümesini, ilerlemesini diliyoruz. Çıkan birçok gazete, derginin aksine ücretsiz olarak dağıtımını yaptığımız gazetemiz, ilk günden bugüne istekler üzerine tirajını artırmış bulunmaktadır. 81 ilimize gönderilen gazetemize her geçen gün talep artmakta, bu da bizleri memnun etmektedir. Gazetemizin hazırlanmasında emeği geçen ve katkılarını esirgemeyen başta A.Ü.Ziraat Fakültesi Dekanına, Dekan Yardımcısına, öğretim üyeleri ve görevlilerine, özellikle Yayın Kurulu Üyelerimize, çok değerli katkıları bulunan saygıdeğer hocalarımıza, dünden bugüne ve bugünkü kooperatifçilik hakkında bilgi veren değerli kooperatifçi dostarımıza, kooperatifçiliğin içinde olmamalarına rağmen gazetemiz ile birlikte kooperatifçiliği benimseyen ve her ay bize katkı veren çok değerli yazarlarımıza teşekkür ederiz. Tarımın, kooperatifçiliğin daha fazla önemsenerek hak ettiği yerde olacağı nice yıllar dileğimizle, Emel TUĞRUL Genel Yayın Yönetmeni KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu na göre kurulan Köy- Koop Merkez Birliği; Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerin merkezi kuruluşudur. Tarıma ait farklı çalışma alanlarında (Hayvancılık-Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık, halı kilim üretimi, zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal, çeltik üretimi ve işlenmesi, çiçekçilik, fidan, salça, reçel, konserve üretimi v.b.) etkinlik gösterir. Prof.Dr. Lütfü ÇAKMAKÇI Dr. Bediha DEMİRÖZÜ Dr. Caner KOÇ Dr. Tuba ŞANLI Dr. Güray AKDOĞAN Dr. Levent DOĞANKAYA YAYIN KURULU Dr. Yener ATASEVEN Dr. Hilal TUNCA Dr. Özdal KÖKSAL Dr. Alper Serdar ANLI Dr. Umut TOPRAK Gazetemizin Yayın Kurulu Üyeleri Fahri Olarak Görev Yapmaktadırlar. KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ İmtiyaz Sahibi ve Yayınlayan: S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği KÖY-KOOP Adına Yakup YILDIZ Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Mehmet VAROL Genel Yayın Yönetmeni: Emel TUĞRUL Haber Müdürü: Turgay SOLMAZ Haber Koordinatörü: Ayhan ELMALIPINAR Reklam Müdürü: Yasemin ACAR Merkez Adres: Paris Cad. 24/7 Kavaklıdere-Ankara Tel: 0312.419 63 95-96 Faks: 0312. 419 63 95-96 Web: www.koy-koop.org E-posta: info@koy-koop.org Yayın Türü: Yaygın Süreli Yayın Aralık 2012 ANKARA Baskı: Atalay Matbaacılık Ltd. Şti. Elif Sk. Sütçü Kemal İşhanı No:7/236-237 İskitler - ANKARA Tel: 0312. 384 41 82 Yazıların Sorumluluğu yazarlara, ilanların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir.
Köy-Koop Merkez Biṙliği Kasım 2012 BİRLİKLERDEN HABER 3 Muğla da Kooperatifler Bilgi Yarışması Düzenledi 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı kapsamında, 7 Kasım 2012 tarihinde Muğla'daki Tarım Kooperatifleri arasında bilgi yarışması düzenlendi. Muğla da ilk defa yapılan bilgi yarışmasında Kooperatifler, birbirleriyle kıyasıya yarıştı. Konakaltı Kültür Merkezinde yapılan yarışmada Fethiye Belediyesi Mehter Takımı bir gösteri yaptı. 2012 yılının Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Kooperatifler Yılı olarak kutlanması kararı doğrultusunda bir dizi etkinlikler yapıldı. Yapılan bilgi yarışmasına İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Nazif EKİCİ, İl Müdür Yardımcıları Muhammet SEVİNÇ, Mustafa YEŞİLKAYA, Şube Müdürleri, Köy-Koop Başkanı Eray ÇİÇEK, Or-Koop Başkanı Ahmet ÇE- TİNER, Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı Osman DEMİRKOL, Birlik Başkanları, Muğla ve Milas Ziraat Odası Başkanları, sivil toplum örgüt temsilcileri, üreticiler ile basın mensupları katıldı. Uluslararası Kooperatifler Yılı kutlamalarının ana teması olarak da Kooperatif İşletmeler Daha İyi Bir Dünya Kurar ifadesi kabul edilmiş, bu amaçla İl Müdürlüğü ve Üst Birliklerimiz ile birlikte yapılan kutlama çalışmaları çerçevesinde ilimizde kooperatiflerimizi tanıtmak, toplumdaki önemli rollerini anlatmak, toplumda farkındalık oluşturmak, sosyal gelişmelerdeki rollerini vurgulamak ve kooperatiflerin kendi güçlerini görmelerini sağlamak amacıyla bir dizi etkinlikler yapıldı. Eğitim çalışmalarının yanında ödüllü resim ve kompozisyon yarışması ve yapılan teknik geziler yanında böyle bir bilgi yarışması düzenlendi. Tam bir kutlama havasında geçen yarışma öncesi Fethiye Belediyesi Mehter takımı bir gösteri yaptı. Kooperatifler de kendilerine ait birer stant açarak, ürünlerini sergilediler. Yarışmaya Merkez Özlüce, Kavaklıdere Nebiler, Bodrum Akyarlar, Dalaman Elcik, Datça Sındı, Marmaris Selimiye, Köyceğiz Ekincik, Fethiye Seki, Ula Kızılyaka, Milas Kurudere ve Yatağan Bozarmut Kooperatif Başkan veya temsilcileri yarışmacı olarak katıldı. Açılış konuşmasını yapan Köy- Koop Birlik Başkanı Eray Çİ- ÇEK 2012 yılının kooperatifler yılı olması nedeniyle İl Müdürlüğümüz ile bir dizi etkinlik yaptık. Bize verilen destek için Şube çalışanlarına teşekkür ediyorum. Bu yarışmada kesinlikle bir sınama yapma amacımız bulunmamaktadır. Birliklerimizin asli görevleri arasında eğitim de var. Yarışma da bunun bir parçası. Şahsım ve tüm üst birlikler olarak katılan yarışmacılara başarılar diliyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum dedi. Daha sonra söz alan Or-Koop Başkanı Ahmet ÇETİNER, herkesin kooperatifçilik yılını kutlarken, Kooperatiflerin olmadığı bir yerde başarının olamayacağı, bu nedenle herkesin bu kurumlara sahip çıkarak destek vermesini temenni ediyorum dedi. İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürümüz Nazif EKİCİ konuşmasında; Birleşmiş Milletlerin verdiği tarihi karar neticesinde kooperatiflere ekonomik ve sosyal kalkınmada önemli görevler düşüyor. İl Müdürlüğü olarak biz de üst birliklerimiz ile kutlama programları çerçevesinde çalışmalar yaptık. Bakanlığımız, geçmiş yıllardan bu yana birçok projeyle kooperatiflerimizin ekonomik anlamda güç kazanmalarını sağlamıştır. Bu anlamda yapılan bazı çalışmalar yazılı ve görsel olarak yukarıdaki stantlarda sergilenmiştir. Ayrıca verilen desteklerin kooperatifler üzerinden alınmasını sağlayarak hem kooperatifleşmeyi teşvik etmiş hem de kooperatifleşmemize ortak sayısının artması şeklinde olumlu geri dönüşümü olmuştur. Amacımız kooperatifçiliği yaymak ve var olan kooperatiflere desteklerimizi arttırarak daha güçlü kooperatif olmalarını sağlamaktır. Bu vesileyle kooperatiflerimize sahip çıktığımızı göstermek amacıyla yaptığımız bu etkinliklerin ve kooperatif yılının hepimiz için yeni başlangıç olmasını diliyor ve hepimizin 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılınız kutlu olsun diyorum. dedi. Yapılan müzik dinletisinden sonra yarışmaya geçildi. Yarışmaya Merkez Özlüce TKK Başkanı Şahin SAĞ- LAR, Kavaklıdere Nebiler TTK Başkanı Sezai TELLİ, Bodrum Akyarlar Su Ürünleri Kooperatifinden Serhan KOZİNOĞLU, Dalaman Elcik TKK Başkanı Ömer Faruk ÖZDEN, Datça Sındı TTK Başkanı Ömer OHAN, Marmaris Selimiye TKK üyesi ÇE- TİN, Köyceğiz Ekincik TKK üyesi Vedat KESER, Fethiye Seki Sulama Kooperatifi üyesi Nihat KARAYIL- MAZ, Ula Kızılyaka İkinci Başkanı Salih YAYLALI, Milas Kurudere TTK Başkanı Mustafa GÜCE ile Yatağan Bozarmut Sulama Kooperatifi Başkanı Dursun GÜLDURAN katıldı. Sunuculuğunu Selma EREZ in yaptığı yarışmada yarışmacılar büyük mücadele verdiler. Levent UYAN ve ekibinin müziği ile renk kattığı yarışma sonrasında birinciliği Kavaklıdere temsilcisi Sezai TELLİ, ikinciliği Bodrum temsilcisi Serhan KOZİNOĞLU alırken, üçüncülüğü de Milas temsilcisi Mustafa GÜCE de üçüncülüğü aldı. Yarışma sonucunda yarışmacılara plaket ve ödülleri verildi. 6. Manisa Tarım ve Hayvancılık Fuarı Yapıldı Manisa da üreticileri pazar ve teknolojiyle buluşturmak amacıyla düzenlenen Tarım ve Hayvancılık Fuarı, 9-11 Kasım 2012 tarihleri arasında gerçekleşti. Belediye Fuar Merkezi nde düzenlenen ve 102 firmanın katıldığı fuara, Köy- Koop Manisa Birliği ne bağlı S.S. Manisa Merkez Tarımsal Kalkınma Kadın Kooperatifi de katıldı. Açılış töreninde konuşan Vali Halil İbrahim Daşöz, Manisa'nın çok önemli bir tarım şehri olduğunu söyledi. Türkiye genelinde tarımın çok önemli olduğunu, tarihte de değerli bir yere sahip bulunduğunu herkesin bildiğini belirten Daşöz, Tarım sadece bizleri besleyen bir sektör değildir, aynı zamanda sanayi ve hizmet sektörüne de en önemli girdiyi sağlar. Dolayısıyla ülkemiz için tarım vazgeçilemez ve aynı zamanda sosyal güvenlik anlamına gelen bir sektördür. dedi. Manisa nın Türkiye tarımında oluşturduğu katma değerle sadece kendi halkının değil, bütün ülkenin önemli bir ihtiyacını karşıladığını vurgulayarak, Tarım da çok hızlı gelişmelerin, özellikle mekanizasyon ve biyoteknoloji anlamında bütün dünyada hızlı gelişmelerin yaşandığı bir sektör. Bunların yakından takip edilmesi ve değerlendirilmesi şarttır. Bu bakımdan fuar büyük bir fırsattır, büyük bir değerdir. Burada hem kendi çiftçilerimiz ülkemiz çiftçileriyle tecrübelerini paylaşacak hem de dünyada olup bitenleri daha yakından gözleme şansı bulacaklar. Bu fuarı her geçen yıl daha da güçlendirerek yaşatmalıyız. diye konuştu. Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Hasan Çebi de fuarın tarım sektörünün ivme kazanması açısından çok önemli olduğunu söyledi. Üreticileri pazar ve teknolojiyle buluşturacağını dile getiren Çebi, Manisa nın yanısıra bölge için de önemli olduğunu kaydetti. Konuşmaların ardından Vali Daşöz, Belediye Başkanı Cengiz Ergün, İl Genel Meclisi Başkanı Hayrullah Solmaz, Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Çebi ile İl Emniyet Müdürü Yunus Çetin, birlikte kurdele keserek fuarı açtı. Daha sonra beraberce stantlar gezildi. Manisa için Tarım ve Hayvancılık Fuarının çok önemli olduğunu, bu fuara katılan tek kooperatif olduklarını belirten S.S. Manisa Merkez Tarımsal Kalkınma Kadın Kooperatifleri Başkanı Nilgün Beşirik, El Sanatları alanında ve Manisa'nın hediyelik yöresel ürünlerini üreten Kadın Kooperatifimiz 2012 Tarım fuarında kadın ortaklarımızın üretmiş olduğu ürünleri tanıtarak, ziyaretçilerimize kooperatifimiz hakkında bilgi verdik. Özellikle Gönüllü Tarım danışmanızmız çiftçilerimizle bir çok sorunu konuşarak fikir alışverişinde bulundu. Hem hediyelik eşya, hemde sosyal alanda verdiğimiz bir çok hizmet konusunda basında yer alan haberlerle tanınmış olmak bizi çok memnun etti. Fuarda kooperatifimiz oldukça ilgi gördü. Çok sıkıntılı şartlarda dar bütçelerle hizmet vermeye çalışan kooperatifimizi çeşitli etkinliklerde destekleyen Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Hasan Çebi ye, Manisa Valisi Halil İbrahim Daşöz e, Belediye Başkanı Cengiz Ergün e, Köy Koop Manisa Birlik Yönetim Kurulu na, SNS Fuarcılık Tanıtım Organisazyon yetkililirine, Ziraat Odası başkanımıza, Pazarcılar odası başkanımıza, Damızlık Birliği Yönetim Kurulu Üyelerimize, Ziraat Mühendisleri Odasına, Tarım İl Müdürlüğü personeline, Kırsal Turizm Derneğine, Türk Kadınlar Birliği Derneğimize, basın mensubu arkadaşlarımıza ve dostlarımıza, diğer Kooperatif Yönetim Kurulu Üyelerimiz Erdem Kutlar ve Dilek Uzhan adına teşekkür ediyoruz. dedi. Ocak 2013 tarihine kadar, kadın kooperatifimizi tanıtmak amacıyla ''Verilirse El Ele Ulaşılır Her Yere'' kampanyası başlatacaklarını söyleyen Beşirik, bu kampanya ile hem kooperatif faaliyetlerimizi tanıtacağız, hem de kooperatifimizin gelirini artıracağız. Elde edilecek gelir ile El Sanatları Üretim Atölyesi oluşturup, en az 50 kadının istihdam edilmesini sağlayacağız. Hedefimiz, Manisa'nın yöresel hediyelik eşyasını daha profesyonel bir şekilde üretimini sağlamak. Yaşadığımız sıkıntıları yerel yönetimlerimizdeki yetkililerle paylaştık. Umuyoruz ki, 2012 yılın Dünya Kooperatifçilik Yılı olması sebebiyle; hem Kooperatifçi, hem de Kadın dostu olan Manisa'mızın bizlere verdikleri destekle, hedefimize ulaşacağımızı düşünüyoruz dedi. Mahmut Türkmenoğlu Anısına Panel 2012 dünya kooperatifçilik yılı kapsamında Cumhuriyet Halk Partisi İzmir il teşkilatının Mahmut Türkmenoğlu anısına CHP Kooperatiflerle Buluşuyor paneli Urla Bademler köyünde yapıldı. CHP İzmir il yönetiminin ve ilçe teşkilatlarının teşvikiyle gerçekleşen etkinliğe; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, ilçe ve belde belediye başkanları, CHP İzmir milletvekilleri, İzmir Köy-Koop Birliği Yönetim Kurulu Üyeleri ve İzmir Köy-Koop Birliğine bağlı S.S. Çaylı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, S.S. Kaymakçı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, S.S. Buca Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, S.S. Birgi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, S.S. Orhanlı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, S.S. Gereli Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, S.S. Bademler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, S.S. Adagüme Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, S.S. İğdeli ve Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve bir çok kooperatif ortağı katıldı. İzmir Köy-Koop Birlik Başkanı Muhittin Akbulut yaptığı konuşmada; kooperatiflerin üretim mekanizmaları içinde çok büyük bir paya sahip olduklarını belirterek, yerel yönetimlerin kooperatiflere destek vermesinin önemine değindi. 1992 yılında vefat eden, İzmir Köy Kooperatifleri Birliği Başkanlığı, 4. ve 5. dönem İzmir Milletvekilliği ile Gümrük ve Tekel Bakanlığı yapan Mahmut Türkmenoğlu mezarı başında anıldı. Anı konuşmalarının ardından köy meydanında düzenlenen etkinlikte ev sahibi olarak CHP İl Başkanı Ali Engin ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu birer konuşma yaptılar. Panelde, kooperatifçiliğin ülke ekonomisine olan katkıları ve dünya üzerindeki önemine değinilerek kooperatiflere desteklemelerin artırılması gerekliliğine vurgu yapıldı. İzmir Köy-Koop Birlik Başkanı Muhittin Akbulut İzmir ve ülke kooperatifleri hakında katılımcılara açıklamalarda bulundu. Panel Yolcu Bilgiç in türküleriyle son buldu.
Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Biṙliği 4 TARIM Atatürk ve Çiftçilerin Örgütlenmesi Atatürk ü sonsuzluğa uğurladığımızdan bu yana 74 yıl geçti.dışta emperyal ülkelerin, içte onlarla işbirliği yapan gericilerin saldırılarına karşılık, kurduğu Cumhuriyet varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bu ay yazımızda, O nun üzerinde önemle durduğu, Türkiye nin üreten kesimlerinden çiftçilerin örgütlenmesi üzerine eylemlerini kısaca aktarmaya çalışacağım. Cumhuriyet in başında Tarımsal Görünüm Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman toplam 13.6 milyon nüfusun 10.3 milyonu kırsal kesimde yaşıyordu. Eğitimsiz Türk köylüsü, en ilkel araçlarla tarım yapıyordu. Gübre kullanımı ve zararlılarla mücadele neredeyse bilinmiyordu. Nadas egemendi. Tahıl ekimi, elle yapılıyordu. Adaletsiz bir toprak dağılımı vardı. Ailelerin yüzde 5 i toprakların yüzde 65 ine, yüzde 95 isi ise toprağın yüzde 35 ine sahipti. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde feodalitenin, Batı Anadolu da ise büyük çiftlik sahipliğinin egemenliği gözlenmekteydi. Toprakların azına sahip ancak çok sayıda küçük köylü işletmeleri ise asgari geçim gelirini bile elde edemiyorlardı. Az topraklı ve topraksız köylülerin bir kesimi de büyük çiftlik sahiplerinin yanında ortakçılık ya da kiracılık yapıyorlardı. Kısaca,Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan köylüler, boğaz tokluğuna çalışan, gelecekleri belirsiz, eğitim ve sağlık hizmetleri olamayan yığınlardı. Bu görünümü değiştirmek için Cumhuriyet in kurucu ideolojisinde egemen rol oynayan Mustafa Kemal Atatürk ün tarıma yönelik uygulamaları ve eylemleri başlıca; Köylülere Toprak Dağıtılması ya da Toprak Devrimi, Çiftçilerin Örgütlenmesi, Tarımsal Eğitim Çalışmaları, Tarımsal Ar-Ge, Tarımsal Desteklemeler başlıklarında toplanabilir. Çiftçilerin Örgütlenmesi Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi mustafa.kaymakci68@gmail.com Atatürk, 1920 den ölümüne kadar geçen süreç içersinde Çiftçilerin Örgütlenmesi bağlamında Türk kooperatifçilik hareketine önderlik yapmıştır. Kooperatifleşmesi konularında konuşmalar yaparak yol göstermiş ve yasaların çıkarılmasında egemen rol oynamıştır. Atatürk bunlarla da yetinmemiş, eylemiyle de kooperatifleşme hareketine katkıda bulunmuştur. Örneğin iki kooperatifin kurucu ortağı olmuştur. Bunlardan biri, tarımsal amaçlı bir kooperatif olan Tarım Kredi Kooperatifi dir. Diğeri ise, Ankara Memurları Tüketim Kooperatifi dir. Atatürk döneminde çiftçilerin örgütlenmesi ve kooperatifleşmesi doğrultusunda çıkarılan yasaların kimileri şunlardır; 1924 yılında Zirai Birlikler Kanunu çıkarılmıştır. Aynı yıl, kooperatiflerin ticari şirketlerden sayılmasına ilişkin fıkra, Ticareti Beriye Kanunu na eklenmiştir. 1925 yılında tüketim kooperatifçiliğiyle ilgili yasal bir düzenleme yapılmıştır. 1926 da 856 sayılı Türk Ticaret Kanunu nda kooperatiflerin diğer şirketler arsında yer almasına ilişkin bir değişiklik gerçekleştirilmiştir. 1929 yılında ise Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu kabul edilmiştir. Daha sonra 1935 yılında da, 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri Kanunu ile 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu çıkarılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, kurucusu olduğu Cumhuriyet Halk Partisi Programları na da kooperatifçilik konularında maddeler koydurmuştur. Örneğin, 1935 yılında yapılan CHP 4. Büyük Kongresi nde kooperatifçilikle ilgili 10. madde şöyle kabul edilmiştir; Partimiz, kooperatifçiliği ana prensiplerinden sayar. Kredi kooperatifleri ile toprak ürünlerinin hakiki değerlerinden üretmelerini faydalandıracak olan satış kooperatiflerinin kurulmasına ve çoğaltılmasına önem vermekteyiz. Türkiye Tarım Bankası, tarım kooperatiflerinin ana bankasıdır. Atatürk, kooperatifçilik konularında çalışma yapmak üzere bir derneğin kurulmasını da gerçekleştirmiştir. 1931 yılında İstanbul Üniversitesi ne bağlı Türk Kooperatifçiliği Derneğini kurdurmuştur. AB de Binlerce Süt Üreticisi Eylem Yaptı Avrupa nın değişik ülkelerinden gelen binlerce çifçi Brüksel de bulunan Avrupa Parlamentosu nun önünde eylem yaptı. Avrupa Süt Birliği nin çağrısıyla, artan süt arzının talebe göre fazla olması, yüksek üretim maliyetlerini ve sütü düşük fiyata satmak zorunda bırakılmalarını Bin traktörlü protesto ya katılarak gösterdiler. Belçikalı, Alman, Fransız, İspanyol, Hollanda, Danimarka ve Polonyalı üreticiler, traktörleri ve inekleriyle konvoylar oluşturarak Brüksel deki AB kurumlarının önünde protesto gerçekleştirdiler. Süt üreticileri sütün alım fiyatının tüm Avrupa da litre başına 27 cent ten 40 cent e çıkarılmasını talep ediyor. AB üyesi ülkelerin tarım bakanları konuyu tartışmak ve çiftçilerin önerilerini değerlendirmek için Fransa nın özel çağrısı üzerine Brüksel de olağanüstü toplantı için bir araya geldi. Toplantıya başkanlık eden İsveç Tarım Bakanı Eskil Erlandsson Avrupa süt ve mandıra sektörü için orta ve uzun dönemli olasılıkların konuşulacağını açıkladı. Fransa ve Almanya düşen fiyatlara karşı ihracatın artırılmasını savunurken İngiltere buna karşı çıkıyor. 27 AB üyesinden 20 si ise süt, tereyağı ve peynir fiyatlarının yükseltilmesini destekliyor. Almanya ve Fransa dan Brüksel e geçen çiftçiler, AB Konseyi binasının önünde traktörleriyle korna çalarak, yollara süt dökerek ve polise yumurta atarak protesto gösterisi yaptı. Üreticiler, üretim maliyetinin süt fiyatının iki katı olduğunu belirtiyor ve bunun sorumlusu olarak mandıra ürünleri pazarının sebestleştirilmesini gösteriyor. Süt üreticileri pazardaki aşırı serbestleşmenin sektörü öldüreceğini savunuyor. Eskil Erlandsson ise, problemin çiftçilerin elde ettikleri kârın yüzde 40 düşmesine karşılık süt fiyatının yüzde 1-2 azalması olduğunu belirtiyor. Avrupa Süt Komitesi ise, üreticilerin kilo başına 18-24 Euro kazandığını ve bunun giderlerin ancak yarısını karşıladığı açıklamasını yapıyor. Sabırlarının tükendiğini, Avrupa kurumlarının seslerini duyana kadar bulundukları yerden ayrılmayacaklarını söyleyen süt üreticileri temsilcileri, toplantı öncesinde Erlandsson ile biraraya gelerek, acil önlem alınması için çağrıda bulundular. Mevcut durumun sürdürülemez olduğunu, süt fiyatlarının bir yılda yüzde 30 oranında düştüğünü, sorunu çözmek için önlem alınmazsa kayıplarının 14 milyar dolara ulaşacağını belirten üreticiler, fiyat artışının sektörün devamlılığı için bir şart olduğunu vurguladılar. Avrupa Milletvekili Jose Bove ise Ortak Tarım Politikası reformu bu konuda somut biz çözüm üretemezse, burada gördüğünüz çiftçilerin yarısı yarın yok olacak. Çiftçiler aslında yaptıkları eylem ile işimize devam etmek istiyoruz mesajını veriyor. dedi. Türkiye'nin Çiçekçilik Sektörü Ödemiş'te Buluştu Ödemiş 8. Süs Bitkileri Sergisi, 15 Kasım 2011 tarihinde Belediye Fuar Alanı'nda açıldı. Sertifikalı Fidan Kullanımı Destekleme Müracaatları Başladı Yurt içi sertifikalı fidan/çilek fidesi ve standart fidan kullanımı desteklemesi ve çiftçilere yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları belirleyen Tebliğ 22.06.2012 tarih ve 28331 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sertifikalı fidan/fide ile standart fidanda aranacak şartlar: a) Sertifikalı fidan/fide ile standart fidan; yetkili fidan/fide üreticisi veya tohumluk bayisinden temin edilmiş olmalıdır. b) Kullanılacak sertifikalı fidan/fide ile standart fidan yurt içinde üretilmiş ve sertifikalı fidan/fide veya standart fidan belgesine sahip olmalıdır. c) 2010 yılında standart/sertifikalı fidan olarak belgelendirilmiş tüplü fidanlar; 2012 yılı yaz ve güz dikimlerinde geçerli bitki muayene raporuna sahip olmalıdır. Açılışta yapılan törene, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdür Yardımcısı Yunus Şeker, Orman ve Su Bakanlığı Ağaçlandırma Daire Başkanı İbrahim Yüzer, İzmir Orman Bölge Müdürü İbrahim Aydın, İzmir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ahmet Güldal, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tohum Daire Başkanı Ziya Çavdar, İstanbul Peyzaj ve Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Eyyüp Karahan, Ödemiş Kaymakamı Abdullah Dölek, Belediye Başkanı Bekir Keskin, konuk belediye başkanları, çevre il ve ilçelerin çevre ve orman müdürleri, oda ve dernek başkanları ile çok sayıda davetli katıldı. Açılış konuşmasını yapan Ödemiş Süs Bitkileri Üreticileri Birliği Başkanı Selahattin Bağlı; Üretici ile tüketicinin buluşma noktası olan bu sergimize bu yıl 5 bin kişinin ziyaret etmesini bekliyoruz. 10 bin kişiye iş istihdamı 800 sektörel bazda işletmelerle yıllık üretim kapasitemiz çalı grubunda 25 milyon, ağaç grubunda 15 milyon ile yıllık 3 milyon dolarlık bir gelir elde ediyoruz. Azerbaycan, Türkmenistan, Gürcistan, Kazakistan, Rusya ve Irak gibi ülkelere ihracat gerçekleştiriyoruz. dedi. Ödemiş Belediye Başkanı Bekir Keskin ise Ödemiş ve Küçük Menderes havzası, yıllık 15 milyon çalı türü otsu bitkiler, 5 milyon adet ağaç ve 3 milyon adet ibreli bitki üretimi ile Türkiye de söz sahibidir. Fuarlar üreticilerin ve tüketicilerin buluştuğu bir noktadır. Eğer üreticilerimiz de çağdaş pazarlama tekniklerinin hayata geçirilmesi konusunda katkı verirse, Ödemiş, Yalova ve Türkiye nin diğer bölgeleri ile hatta İtalya, İspanya, Hollanda gibi dünyanın diğer park bahçe bitkileri üreten bölgeleriyle yarışır hale gelecektir. dedi. İzmir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ahmet Güldal, ülkemizin 6.500 dekar alan ile süs bitkileri üretiminde İzmir in 1.sırada oluğunu vurguladı. Güldal, kesme çiçek üretim alanlarında ise ilk sırayı % 38 ile Antalya, 2.sırayı % 35 ile İzmir ve 3.sırayı %10 ile Yalova aldı dedi. Ülkemizde yaklaşık 20 yıllık bir geçmişe sahip olan süs bitkileri ihracatının her yıl hızla artan bir gelişme gösterdiğini, 2000 yılında yaklaşık 13 milyon Dolar olan ihracat miktarının 10 yılda yaklaşık 6 kat artarak 2011 yılında 76,5 milyon Dolar a ulaştığını vurguladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ağaç A.Ş Genel Müdürü Eyüp Karahan, Belediye olarak Ödemiş ve Bayındır dan çiçek ve süs bitkileri, ağaç alarak destek olmaya başladıklarını, Ödemiş in ülke içinde değil, yurtdışı pazarlarda da yarışır hale gelmesi gerektiğini söyledi. Orman Genel Müdür Yardımcısı Yunus Şeker, fuarların pazar payının güçlendirilmesinin önemini belirterek, 1959 yılında kurulan fidanlıklar, üreticilerimize sektörde gelişmelerinde öncülük yapmıştır. Sektöre 15 milyon lira kredi desteği sağlanmıştır. Bu sene üreticilerimizden 17-18 milyon liralık alışveriş yaptık. Kooperatiflerimizin ve birliklerimizin desteklenmesi amacıyla yine önümüzdeki dönemde 3-5 milyon liralık daha alışveriş yapmayı hedefliyoruz. dedi. Ödemiş Kaymakamı Abdullah Dölek yaptığı konuşmasında, Bizler insanlar nasıl güzel giyiniyorsak, kentleri de güzel giyindirmek zorundayız. Kentlerin güzel giyinmesi, peyzajla, ağaçla, süs bitkileri ile ve çiçeklerle donatıldığında olur. Bunlar kentin güzelliğine renk katar. Hedefimiz Türk markalarını dünyaya yaymak olmalı diye konuştu. Törede, Ödemiş efeleri Zeybek gösterileri sundu. Daha sonra protokol üyeleri serginin açılış kurdelesini keserek, stantları gezerek sektör temsilcileri ile bilgi alışverişi yaptılar. ç) 2011 yılında standart/sertifikalı fidan olarak belgelendirilmiş açık köklü ve tüplü fidanlar kullanıldığında; beyanname yılı 2010 ise, 2012 yılı güzlük dikimler için kullanılan fidanlar geçerli bitki muayene raporuna sahip olmalıdır. d) 2012 yılında üretilen açık köklü ve tüplü fidanlar kapama bağ/bahçelerde kullanılması halinde sertifika veya standart belgesine sahip olmalıdır. e) Çilek bahçelerinde kullanılacak çilek fidesinin 2012 yılı sertifikasına sahip olmalıdır.
Köy-Koop Merkez Biṙliği Kasım 2012 GÜNDEM 5 Kooperatiflere Farklı Bir Bakış Açısı Ülkemizde, gerek tarımsal alanda, gerekse hizmet alanlarındaki faaliyetleri sınırlamak ve kategorize etmek mümkün değildir. Çünkü ekonomik ve sosyal gelişmeler, ihtiyaçlar ve köyden kente yaşanan göç nedeniyle süratle değişen demografik yapı buna müsaade etmeyecektir. Kooperatifler, hangi konularda faaliyet yürütürlerse yürütsünler, sonuç olarak bir kooperatif statüsü içerisinde faaliyet yürütmektedirler. Dolayısıyla kooperatiflerin işlevsel özellikleri ön plana çıkmaktadır. 1163 sayılı yasa kooperatiflerin faaliyet konularını belirlememiştir. Bakanlıklar kendi yetkileri çerçevesinde değişik ihtisas konuları belirlemiştir. İşte esas yanlışlık kooperatiflerin belli faaliyet konularına göre kategorize edilmesindedir. Erol AKAR Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı Bu gün, konu bazında ihtisaslaştırılmaya çalışılan kooperatifçiliğimizin geldiği nokta bellidir. Merkez birliklerinin, bölge birliklerinin ve kooperatiflerin maalesef arzuladığımız noktada olmadığı bir gerçektir. Çünkü tabanda üretim yapan çiftçi ihtisaslaşmamıştır. Gelişmiş ülkelerde dahi ürün veya üretim bazında kooperatifçilik yoktur. Kaldı ki; olaya sadece kooperatifçilik bazında bakıldığında, kooperatiflerin istediklerinde veya gerekli olduğunda, belli konularda ihtisaslaşmalarına bir engelde bulunmamaktadır Mevcut durum ihtisaslaşmayı getirmemiştir. Tam aksine destekleme ve kredilendirme argümanlarının yanlış kullanılması nedeniyle veya farklı mülahazalarla, birçok üretici örgütü oluşmuştur. Faaliyet alanlarının sınırlandırılması veya görev ve sorumluluk alanlarının örtüşmesi nedeniyle Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımızın bizzat kendi ifadesi ile örgüt kirliliği oluşmuştur. Kooperatiflerin faaliyet konularına göre ayrıştırılması sonucu, her Bakanlık kendi faaliyet konularında iştigal eden kooperatifleri ve birlikleri kendi bünyesine almak istemektedir. Nitekim yakın geçmişte yapılan düzenleme ile yapı kooperatifleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlanmıştır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Orman üretimi yapan kooperatifleri kendi bünyesine almak istemektedir. Yarın faaliyet konularına göre diğer Bakanlıklarında bu talepleri veya çalışmaları olabilecektir. Sonuçta her Bakanlığın kendi bünyesinde kooperatifçilik birimi oluşturması zorunluluğu doğacak, bu durum farklı bir karmaşaya neden olacak, kooperatif politikalarının belirlenmesi daha da güçleşecektir. Gelişmiş ülkelerdeki kooperatifçilik incelendiğinde genelde kooperatiflerle ilgili tek bir yasa bulunduğu, bölge birliklerinin güçlendirildiği, Milli Birliğin Devletle beraber kooperatifçiliğin politikalarını oluşturdukları, Birliklerin etkin bir denetim faaliyeti yürüttüğü ve tek bir Bakanlığın sorumlu olduğu görülecektir. Kaldı ki, gerektiğinde kooperatiflerin farklı Bakanlıklardan veya kuruluşlardan hizmet veya destek almasında bir engel olmadığı gibi, hizmet vermesinde de bir engel yoktur. Strateji belgesinde kooperatiflerin yapısal olarak güçlendirilmesi ve kurumsallaşması hedeflenmiştir. Bu hedefe ulaşılmasının, mevcut yapılandırma çerçevesi içerisinde gerçekleşmesi zor görünmektedir. Sonuç olarak; Kooperatiflerin ihtisaslaşma adı altında kategorize edilmeden, bir iktisadi işletme olarak görülmesi halinde sorunların çözümü daha da kolaylaşacaktır. Okul sütü ihalesi 20 Aralık'ta yapılacak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 'Okul Sütü Programı' ihalesinin 20 Aralık'ta tarihinde yapılacağını açıkladı. Türkiye Kooperatifler Fuarı Yapılacak Türkiye Kooperatifler Fuarı 21-23 Aralık 2012 tarihlerinde Ankara Ticaret Odası Kongre Merkezinde düzenlenecek. 2012 yılının Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Kooperatifler Yılı olarak ilan edilmesi ardından ülkemizde düzenlenecek etkinlikler planlamak ve koordine etmekle görevli Ulusal Komite tarafından kooperatifçiliğin tanıtımına yönelik çalışmalar devam ediyor. Bu kapsamda, hazırlık çalışmaları tamamlanan Türkiye Kooperatifler Fuarı 21-23 Aralık 2012 tarihleri arasında Ankara Ticaret Odası Kongre Merkezinde düzenlenecektir. Fuara katılacak kooperatif işletmelerin ürünlerini sergileyebilecekleri bu etkinlikle ülkemiz kooperatiflerinin ürettikleri ürün ve hizmetlerin ete kemiğe bürünmüş şekilde toplu olarak sergilenmesi, esnafından çiftçisine, üreticisinden müteşebbisine tüm halkımızın bilinçlendirilmesi ve ortak iş yapabilme kültürünün artırılarak kooperatifçiliğin geliştirilmesi ve kooperatiflerle ilgili farkındalığın ve kooperatifçilik bilgincinin tüm geniş kesimlere yayılması hedeflenmekte. KOOP 2012 nin Amacı: Kooperatifçilik sektörünün büyüme ve gelişmesinin desteklenmesi, ülkemizde kooperatif farkındalığın artırılması, ticari gelişime için yeni iş imkanlarının sağlanması ve gerekli bağlantıların yapılması, yerel ekonominin desteklenmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlanması, bireylere sorumluluk kazandırılması, son profesyonel trendlerin ve teknolojilerin sergilenmesi, uygun ve destekleyici ulusal politikaların teşvik edilmesi, kooperatif işletmeler ve kuruluşların büyümesinin sağlanması, kırsal kalkınmanın geliştirilmesine destek verilmesi, yaşam şartlarının iyileştirilmesine, ekonominin güçlendirilmesine ve bu sayede sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleşmesine imkan tanınması. 1. Ulusal Bitki Sağlığı Sebze, Endüstri ve Süs Bitkileri Çalışma Grubu Toplanıyor Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türkiye' nin örtü altı sebze üretiminin sorunlarının ve çözüm önerilerinin ele alınacağı '1.Ulusal Bitki Sağlığı Sebze, Endüstri ve Süs Bitkileri Çalışma Grubu Örtüaltı' konulu toplantıyı 28-29 Kasım ayında düzenleyecek. Organizasyonda, Bakanlığa bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü, Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanlığı koordinasyonu ve Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitü Müdürlüğü yer alacak. Toplantıda, örtü altında sebze yetiştiriciliğinde sorun olan hastalık ve zararlıların mücadelesine yönelik çözüm öneriler, biyolojik mücadelenin önemi ve geleceğine dönük yaklaşımlar, örtü altı sebze üretiminin önemi ve bugünkü durumu ile üretim aşamasında karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri tartışılacak. 28-29 Kasım günlerinde Antalya'da düzenlenecek olan toplantıya, Antalya Vali Yardımcısı Hakkı Loğoğlu, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanı Doç. Dr. Birol Akbaş, Antalya Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl ve ilçe Müdürlüğü temsilcileri, Üniversite Öğretim Üyeleri, Araştırmacı Mühendisler, Sivil Toplum Kuruluş Temsilcileri, tarım danışmanları ve üreticiler katılacak. Yapılan açıklamada, Türkiye'de geçen yıl örtü altı ve açıkta toplam 27,5 milyon ton sebze üretildiği, 728 milyon dolarlık ihracat yapıldığı, süs bitkileri ihracatının ise 76 milyon doları aştığı belirtildi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı nca yapılan yazılı açıklamada, 'Okul Sütü Programı' kapsamında özel okullar dâhil, 30 bin 752 okulda 6 milyon 171 bin 692 anasınıfı ve ilkokul öğrencisinin tamamına, pazartesi, çarşamba ve cuma günlerinde 200 ml UHT süt dağıtılacağı belirtilerek, "Okul sütü dağıtımı okulların açıldığı 11 Şubat 2013 tarihinde başlayacak ve 2012-2013 eğitim öğretim yılının ikinci dönemi boyunca devam edecektir. Okul Sütü Programı ile öğrencilere, süt içme alışkanlığını kazandırmak ve dengeli beslenme suretiyle sağlıklı gelişmelerini sağlamak amaçlanmıştır. Okul Sütü temini 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 19/a maddesine göre açık ihale usulüyle 20 Aralık Perşembe günü saat 14.00'te Bakanlığın 4. kat toplantı salonunda yapılacaktır. İhale dokümanları "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Hayvancılık Genel Müdürlüğü 4. kat 417 nolu oda Eskişehir Yolu 9. kilometre Lodumlu-Ankara" adresinde ve https://ekap.kik.gov.tr/ekap/ internet adreslerinde istekliklerce görülebilecek olup Hayvancılık Genel Müdürlüğü'nde satışı yapılacaktır." açıklaması yapıldı. Bursa Tarım İl Müdürü Köy-Koop Bursa Birliğini 6 Kasım 2012 tarihinde Ziyaret Etti Aynı Makinada 0,2 0,25 0,5 ve 1Lt. Paketleme Yapılabilmektedir. Elecster Poşet Hem Kazaçlı, Hem de En Çevreci Çözümdür. Bursa İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ömer ÇELİK, S.S.Bursa Bölgesi Tarım Kooperatifleri Birliğini ziyaret etti Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının tarımsal vizyonu olan "Tarladan Sofraya Sağlıklı Üretim" ilkesini hayata geçirmek için başta çiftçi örgütleri ve üretici birlikleri olmak üzere tüm sektör paydaşları ile sıcak temaslar kuran İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ömer ÇELİK, Sivil Toplum Kuruluşlarına yönelik ziyaretlerde bulundu. Bu çerçevede, 06 Kasım 2012 tarihinde S.S.Bursa Bölgesi Tarım Kooperatifler Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan YILDIZ'ı makamında ziyaret etti. Tarım ve Hayvancılık sektörünün durumu üzerine karşılıklı bilgi alış verişinin yapıldığı ziyaretde, Köy-Koop Bursa Birliği ve bağlı kooperatiflerin sorunları hakkında İl Müdürü Ömer Çelik e bilgi verildi. İl Müdür Yardımcısı Ömer ÇEY- LAN ve Şube Müdürü Serdar KAVASOĞLU' da hazır bulundular. ELECSTER OYJ ASO 2. Organize Sanayi Bölgesi 2032. Cad. No:1 Temelli ANKARA Tel:(312) 641 32 52-394 77 94 Fax: (312) 394 77 95 gemak@gemak.com.tr ELECSTER OYJ PL 39 37801 TOIJALA FINLAND Tel: +358 201 541 211 Fax: +358 201 541 400 e-mail: sales@elecster.fi www.elecster.fi www.gemak.com.tr
Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Biṙliği 6 KOOPERATİFÇİLİK Kooperatif Yöneticileri Eğitim Semineri Köy-Koop Burdur Birliği ve Köy-Koop Muğla Birliği tarafından ortaklaşa düzenlenen Kooperatif Yöneticileri Eğitim Semineri 1-4 Kasım 2012 tarihleri arasında Antalya Manavgat ta gerçekleşti. 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı etkinlikleri kapsamında Köy-Koop Burdur ve Köy-Koop Muğla Birliğinin ortaklaşa düzenlediği seminere; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından, Tarım Reformu Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Gülsever, Seminere eğitimci olarak; Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Çalışma Grup Sorumlusu Ziya Okumuşoğlu, Sami Turan ve Tahsin Tüfekçi, ve Kontrolör Ercan Aktaş, Semineri düzenleyen Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız ve Köy-Muğla Birlik Başkanı Eray Çiçek, Konuk olarak da Köy-Koop Denizli Birlik Başkanı Mehmet Varol, Köy-Koop Zonguldak Birlik Başkanı Bayram Cura, Köy-Koop Ankara Birlik Başkanı Yurdaer Uçar, Üretici Gazetesi Sahibi Tuncer Beybağ, DGRV Tarımsal Eğitim ve Danışmanlık Ekibi Lideri Prof.Dr. Selahattin Kumlu, Burdur, Muğla, Denizli, Isparta, Ankara bölgesi kooperatif yöneticileri katıldı. Kooperatiflerde Denetim, Kooperatiflerde Muhasebe, Yönetim Kurulu Görev ve Yetki Sorumlulukları, Kooperatiflere Proje Uygulama ve Krediler ile Uygulamalı Genel Kurul Toplantısı temel konu başlıklarının yer aldığı eğitim seminerinin açılış konuşmasını yapan Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, Köy-Koop olarak, 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılında birçok etkinliklerde bulunduk. Kooperatifler olarak; üretim, pazarlama, finansman, örgütlenme ve eğitim konularında sıkıntılarımız var. Gerçek anlamda kooperatifçilik, üreten ve ürettiğini pazara arz edebilen kurumlar olması gerekiyor. Bu anlamda kooperatif ortaklarımızın eğitimi kaçınılmazdır. Kooperatif Yöneticilerinin Eğitim Semineri ile kooperatif ortaklarımızın bu açıklarını kapatmak için bir fırsat olduğunu düşünüyorum. dedi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Gülsever, Kooperatif yöneticilerinin eğitiminin önemine dikkat çekerek, kooperatiflerin payına düşen sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini belirtti. Gülsever, Kooperatife katılım ortaklık ile başlar. Ortaklık, kârın ve zararın paylaşılması anlamını taşır, sermayesi ve sermayesinin sorumluluğunu belirten, yıllık müsbet gelir-gider farkından payını alan, menfi sonuçlarının, bilanço açıklarının, kapatılmasında da herkese eşit bir rol alan yapıdır. dedi. Denetimlerin yalnızca tüzel kişiliklere, kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan denetim olarak algılanmaması gerektiğini, dile getiren Gülsever, kooperatif yöneticilerine seslenerek; Kooperatif ortakları için en yetkili denetim, genel kurullarınızdır. Birinci denetim, genel kurullarınıza çok ortaklı katılım sağlayarak başlar. Denetim dediğimiz, genel kurulu kooperatif yönetim kurulu faaliyetlerinin ibra edip etmemesidir. İç denetim budur. Bunun değişik yöntemleri vardır. Genellikle ortakların bir kısmı genel kurula katılmak istemezler, bu sebeple de faaliyetler tam olarak irdelenmez, konuşulmaz. Genel kurullara katılımın yüksek olduğu durumlarda, yönetimin yaptığı tüm faaliyetler daha detaylı irdelenirler. dedi. Kooperatiflerde Muhasebe ve Ön Muhasebe konulu eğitimi serbest muhasebeci Murat Akbaba gerçekleştirdi. Kooperatiflerde muhasebinin önemine dikkat çeken Akbaba, Kooperatifler vergi kanunları bakımından tüzel kişilik olarak değerlendirilirler. Bu nedenle kooperatif muhasebesine çok önem verilmelidir. Çünkü son yıllardaki maliye bakanlığının ve sanayi bakanlığının çıkarmış olduğu tebliğlerle yapılan değişiklikler ile yapılacak işlemlerdeki en ufak dikkatsizlik ve hatalar büyük cezayi müeyyideleri içermektedir. dedi. Kooperatiflerde çalışmakta olan muhasebe elemanları ya da kooperatiflerde yönetim kurullarında muhasip üye olarak atanan kişilere bu konuda büyük görevler düştüğüne dikkat çeken Akbaba Tabiî ki kooperatifin Mali Müşaviri bu konularda yönetim kurulunu bilgilendirir. Başlıca dikkat etmemiz gereken konuları maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz. dedi. 1- Gelir ve Gider evraklarımızı zamanında ve düzenli bir şekilde Mali Müşavirimize ulaştırmamız gerekir. Her ayın KDV beyannamesi Takip eden ayın 24. Akşamına kadar verilmekte olup bu süre sonrası ise önceki aya ait Ba Bs formları da ayın son gününe kadar gönderilmektedir. Bu KDV mükellefleri olan Kooperatiflerde geçerlidir. Bu süreler sonrasında yapılacak işlemlerde beyanname ve formların düzeltilmesi yada ilk defa gönderilmesi durumunda özel usulsüzlük cezaları uygulanır. 2-8.000,TL ve üstü Satış Faturalarımız ve alış faturalarımızda ise yapılan bu işlemler de fatura tutarlarının kesinlikle banka ödemesi yada tahsilatı olarak yapılması gerekir. Bu tutarlar üzerinden elden yapılan tahsilat ve ödemeler de tespiti halinde işlem başına özel usulsüzlük cezaları uygulanır. 3- Ba ve Bs formlarında da dikkat etmemiz gereken hususlar vardır. Bunlar her bir kişiden almış olduğumuz mal ve hizmetler karşılığı faturalar toplamı ile satmış olduğumuz mal ve hizmet tutarlarının karşılığı faturaların toplamı firma firma 5.000,00 TL geçiyor ise bu beyan edilmelidir. Bu sorumluluk Mali Müşavire aittir. Ancak Mali Müşavire bu konuda eksik gidecek herhangi bir fatura özel usulsüzlük cezası kesilmesine neden olur. 4- Kooperatiflerde tutulması gereken defterler de çok önemlidir. Bunlar Yevmiye defteri, Defter-i Kebir, Envanter Defteri, Karar Defteri, Ortaklar Pay Defteri olarak sıralanabilir. Bu defterlerin açılış tasdikleri önceki yılın son gününe kadar yani 31.Aralık tarihine kadar yapılmalıdır. Yeni Türk Ticaret Kanununa göre artık Kapanış Tasdikleri de yapılası gerekir. Kapanış Tasdikleri ise ilgili döneme ait defterlerin takip eden yılın Mart ayının son gününe kadar yapılması gerekir. (Kapanış tasdikleri yapılacak defterler Yevmiye Defteri, Defteri Kebir Envanter Defteri, Karar Defteri ve ortaklar Pay defteri) 5- Genel kurularla ilgili olarak ise genel kurulun yapılmasının ardından genel kurulun Ticaret sicilinden Genel kurul Toplantı gününden itibaren 15 gün içerisinde yapılası gerekir. Uygulamalı Genel Kurul Toplantısı konulu eğitimde ise Köy- Koop Muğla Birlik Başkanı Eray Çiçek ve Köy-Koop Genel Müdürü Turgay Solmaz eğitici olarak katıldı. Kooperatiflerin Her yıl 1.ocak-30 Haziran tarihleri arasında Genel Kurullarının yapılması kanuni bir zorunluluk olduğu belirtildi. Genel Kurul Toplantısının, nasıl yapılacağı ve müracaat şekli yönetim kurulunun alınması gereken kararları uygulamalı olarak anlatıldı Genel kurul öncesi ve sonra tanzim edilecek belgeler açıklanarak, hazırlanan temsili gündem gereği eğitime katılan ortaklara genel kurul toplantısı uygulamalı olarak yapıldı. Seminer sonunda eğitim çalışmalarına katılan konuşmacılar ve katılımcılar tarafından ileri sürülen görüş ve önerileri kapsayan bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Sonuç bildirgesinde şu konular yer aldı. 1163 Sayılı yasanın düzenlenme çalışmalarına kooperatif üst birliklerini aktif katılımı sağlanarak bir an önce tamamlanması ve yürürlüğe konulması, Kooperatiflerin piyasalardaki rekabet koşullarının iyileştirilmesi ve daha adil rekabet koşullarının sağlanması, Farklı kooperatif üst birliklerinin birbirleriyle çatışmaları önleyecek şekilde görev tanımlarının bir an önce yapılması, Aynı sektörde faaliyet gösteren farklı kanunlarla kurulmuş örgütlerin birbirleriyle çatışmaları önleyecek şekilde görev ve sorumluluk alanlarının belirlenmesi, 5996 Sayılı yasanın gözden geçirilerek kooperatiflerin süt soğutma merkezlerinin onaylı işletme statüsünden çıkarılmasının sağlanması, Kooperatifçilik Strateji Belgesine ilişkin uygulama esaslarının bir an önce hazırlanıp uygulamaya konulması, Kooperatiflerin kalifiye eleman ihtiyacının karşılanması için acilen önlem alınması, Kooperatif üst örgütlerince kooperatif ortaklarına girişimci kooperatifçilik konusunda eğitimler vermesi ve bu eğitimlerin kamu tarafından desteklenmesinin sağlanması, Kooperatif yönetim veya denetim kurullarında görev alan ve alacak olan ortakların girişimci kooperatifçilik alanında sertifika eğitimlerinin hemen başlatılması, bu eğitimlerin kooperatif üst birliklerince organize edilmesi ve kamu tarafından aktif biçimde desteklenmesi, Kooperatifçilik alanında ihtiyacı karşılayacak kapsam ve kalitede bir elektronik veri tabanı oluşturulması konusunda üst birliklerin yetkili ve sorumlu tutulması ve bu konuda kamu desteklerinin sağlanması, Tarımsal destekleme politikalarının çiftçi örgütlerini güçlendirecek biçimde hazırlanması ve uygulamaya konulması, Üst birliklerin kendi ortaklarını denetleyecek denetim ve danışmanlık birimlerini kurması ve bu konuda üst birliklere her türlü kamu desteğinin verilmesi, Şeffaflığın sağlanması ve arttırılması amacıyla 2013 yılından itibaren tüm üst birliklerin internet sayfası hazırlaması ve bu sayfada ortaklarını ve paydaşlarını ilgilendiren güncel bilgilerin yayınlanması, Tarımsal kooperatiflerin tamamen kâr amaçlı ticari şirketlerle bir tutulmasının önlenmesi, Yeni Türk Ticaret Kanunu na göre şirketlerde TC vatandaşı sayısı en az 1 olmalıdır. Kooperatif ana sözleşmelerinin TC vatandaşı sayısının çoğunluk sağlayacak şekilde hazırlanması sağlanmalıdır. Kooperatif Yöneticileri Eğitim Sertifikalarını aldılar.
Köy-Koop Merkez Biṙliği Kasım 2012 TARIM 7 Ipard Programı Tanıtım Semineri Yapıldı Avrupa Birliği Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü ne bağlı Teknik Destek ve Bilgi Değişimi Ofisi (TAIEX) tarafından 15-16 Kasım 2012 tarihinde, Ankara Plaza Oteli nde seminer düzenlendi. Seminerde Türkiye de IPARD uygulamasında çiftçilerin yaşadıkları sorunlar, IPARD Polonya deneyimi ve IPARD ın tanıtımı yapıldı. Avrupa Komisyonu tarafından 2008 tarihinde onaylanarak uygulamaya konan Kırsal Kalkınma (IPARD) Programının tanıtımı amacıyla Avrupa Birliği Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü ne bağlı Teknik Destek ve Bilgi Değişimi Ofisi (TAI- EX) tarafından düzenlenen seminere, IPARD ın uygulanacağı 42 il, 84 oda başkanı, Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Yönetim Kurulu üyeleri, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Avrupa Birliği bürokratları ve bankaların temsilcileri katıldı. TZOB Genel Başkan Danışmanı Hasan Hüseyin Coşkun, yaptığı konuşmasında, Birlik olarak, kırsal kalkınmayı, ülkemizin uzun dönemli sosyal ve ekonomik istikrarı açısından çok önemli bir faaliyet alanı olarak gördüklerini, IPARD Programının amacının genişleme paketinde belirtildiği üzere; hedeflenen yatırımlar vasıtasıyla, tarım sektörünün sürdürülebilir modernizasyonuna katkı sağlanması, gıda güvenliği, veterinerlik, bitki sağlığı, çevre ve diğer standartlara ilişkin AB müktesebatının üstlenilmesinin teşvik edilmesi, kırsal alanların sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlanması olduğunu anlattı. Coşkun, Avrupa Birliği tarafından Türkiye ye tahsis edilen 874 milyon avroluk hibe desteğinin kırsal kalkınma faaliyetlerinde, tarımda yatırım yapacak girişimciler için kullanılmasını çok önemsediklerini belirtti. AB Delegasyonu Birim Başkan Vekili Mario Caivano, seminerdeki konuşmasında, TZOB un IPARD programının bir parçası olarak programın tasarımında önemli katkıları bulunduğunu bildirdi. Avrupa Komisyonu nun bir takım esneklik, değişiklik isteklerini kabul ettiğini belirten Caivano, Finansal işbirliğini içeren IPARD-II programı da başlayacak. 2014-2020 dönemini kapsayacak. Mali yardımların ulusal öncelikleri gerçekleştirebilmesine yönelik olacak. Önümüzdeki aylarda bu programı konuşacağız dedi. Tarım Reformu Genel Müdürü Gürsel Küsek, Türk tarımının Avrupa için de önemli olduğunu söyledi. Küsek, Rızai taksimleri de dahil ettiğimizde çiftçimizin 28 milyon parselde üretim yaptığını görüyoruz. Büyük işletmeler kar azalınca işi bırakıyor ama tarımdan başka bir işi olmayan küçük işletme zarar eşiğinde olsa da üretime devam ediyor. Bu da ülke çapında üretimi garanti altına alıyor. Tarımda örgütlü yapıya ve küçük işletmelerin korunmasına büyük önem veriyoruz, buna mecburuz. dedi. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Başkanı Kerem Akgündüz IPARD ın başka hibe programlarından farklı olduğunu, çünkü belli standartlar istediğini belirten Akgündüz, İnşallah tüm sektörlerde bu standartlar yakalanır. Güçlü organizasyon yapısı olan TZOB a çok ihtiyacımız var. Programın anlatılması, çiftçinin bilgilendirilmesi ve eğitim faaliyetleri bizim için çok önemli. Ülkemiz standartlarını bu program seviyesine çekme mecburiyetimiz var. Bu programda herhangi bir fon kaybına Türkiye nin tahammülü yoktur. dedi. IPARD Programı Türkiye Sorumlusu Iwona Lisztwan da Avrupa Birliği nin IPARD için 1 milyar 80 milyon avro fon ayırdığını, bunun yüzde 80 inin Türkiye nin kullanımına açıldığını, Programın başarısının Türkiye ye bağlı olduğunu söyledi. Lisztwan, Zaman tükeniyor. 3 yılda bu para kullanılmazsa tekrar Brüksel e döner. Çiftçiler projelerini iyi hazırlamalı, iyi projeler olmalı, projelerin gerçekleştirilmesi için makine ekipman gibi gerekli alımlar yapılmalı. Faturalar Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu tarafından Brüksel e gönderilmeli. Şu ana kadar bu programdan çok az para harcandı. Elimize fatura gelmedi. Daha çok iyi projeye ihtiyacımız var. Komisyon olarak, vergi mükelleflerinin olan bu paranın doğru harcanmasından sorumluyuz. Çiftçinin proje bedelinin yüzde 50 sini karşılaması için bir kredi sisteminin olması gerekiyor. Ziraat odaları çok önemli. İhtiyaçları ve zorlukları en iyi onlar biliyorlar. Ziraat odalarıyla iletişim içinde olmalıyız. Programı tanıtmak Ziraat Odalarının görevi. dedi. Polonya Ziraat Odaları Eski Başkanı Jan Krzysztof Ardanowski ise Polonyada uygulanan kırsal kalkınma projesini anlattı. Polonyanın AB ye girdikten sonra tarım ürünleri ihracatının hızla artarak geçen yıl 15 milyar dolara ulaştığını belirtti. Seminerin ikinci gününde ise Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Teşkilatlanma Daire Başkanlığı Projeler ve Dış İlişkiler Çalışma Grubu Sorumlusu Dr.Erhan Ekmen Tarım Üreticisinin Temel Sorunu: Rekabet Zayıflığı - Rekabet için: Güçbirliği konulu bir sunum gerçekleştirdi. IPARD Programı ve Tedbirler, Polonya da kırsal kalkınma programlarındaki başarı ve problemler, Çiftçilere yönelik danışmanlık ve yayım hizmetleri, Türkiye de IPARD ın desteklenmesinde Ziraat Odalarının rolü, ve IPARD uygulamalarında sunulacak dokümanlar konu başlıkları altında konuşmalar yapıldı. Akaryakıta Biyoyakıt Katma Zorunluluğu EPDK nın yayımladığı yönetmeliğe göre 2016 yılında benzin ve mazota yüzde 3 oranında bitkilerden elde edilen biyoyakıt katılmasının zorunlu hale gelecek. Samsun Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Enerji Tarımı Araştırma Merkezi Bölüm Başkanı Mustafa Acar, EPDK'nın yayımladığı yönetmeliğe göre 2016 yılında benzin ve mazota yüzde 3 oranında bitkilerden elde edilen biyoyakıt katılmasının zorunlu hale geleceğini belirterek, "Bitkisel yağ fiyatlarında artış yaşanmasından endişe ediliyor." dedi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'na bağlı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü'- nün kararı ile Samsun Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesinde 2011 yılında hizmete giren Enerji Tarımı Araştırma Merkezi'nin Bölüm Başkanı Mustafa Acar yaptığı açıklamada, geçtiğimiz yıl Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun(EPDK) yayımladığı ve 2016 yılının başında yürürlüğe girecek yönetmeliğe göre, mazot ve benzine yüzde 3 oranında biyoyakıt katılmasının zorunlu hale geleceğini söyledi. 480 Bin Ton Bitkisel Yağa İhtiyacı Var Türkiye'de yıllık olarak 16 milyon ton mazot, 3 milyon tonun üzerinde benzin tüketimi olduğuna işaret eden Acar, biyoyakıt elde edilmesi için yıllık 480 bin ton bitkisel yağa ihtiyaç duyulacağına dikkati çekti. EPDK'nın yönetmeliğine göre ham bitkisel yağ ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanmasının zorunlu olduğunu söyleyen Acar, "Kyoto sözleşmesi ve AB'ye üyelik müzakereleri çerçevesinde EPDK, akaryakıta yüzde 3 oranında biyoyakıt dahil edilmesini zorunlu hale getirecek. Ancak Türkiye'nin yıllık bitkisel yağ üretimime bakıldığında bu rakam 600 bin ton. Bu durumda direk olarak ithalatçı durumundayız. Birçok kaynağa göre Türkiye petrolden sonra en fazla dövizi bitkisel yağa ödüyor. 2011 yılı rakamlarına göre bitkisel yağa harcanan rakam 3 milyar doların üzerine çıktı. Bu sebeple ihtiyaç olan bitkisel yağ ihtiyacının karşılanması için, alternatif yağlı tohumların devreye alınması, mevcut yağlı tohum üretiminin artırılması, hatta gerekirse sözleşmeli tarım modeline geçilmesi gibi şartlar gündeme gelecek. 2016 yılında yürürlüğe girecek olan yönetmelik öncesi, bitkisel yağ fiyatlarında gözle görülür bir artışın yaşanacağı endişesi var." dedi. 4.Ulusal Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı 7-13 Ocak 2013 tarihleri arasında İstanbul'da, toplumda enerji kültürü oluşturmak, verimlilik ve çevre bilincini geliştirmek amacıyla bu yıl 32. si düzenlenecek Enerji Verimliliği Haftası kapsamında 4. Ulusal Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı düzenlenecektir. Forum ülkemizdeki ve dünyamızdaki gelişmelerin izlenebilmesi, sorunların ve buna karşılık üretilen çözüm önerilerinin değerlendirilmesi, yeni ve yenilikçi ürün, teknoloji ve uygulamaların tanıtıldığı bir platform olarak değerlendirilmektedir. Detaylı bilgi için http://www.uevf. com.tr/uevf/30/4_uevf.htm adresini ziyaret ediniz.
8 Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Birliği GÜNDEM Zeytinde 6 Yılda Liderlik Seferberliği Ulusal Anlık Süt Kayıt Sistemi Faaliyete Geçti Devlet zeytin ve zeytinyağı için ilk kez strateji belirleyince, sektör çıtayı yükseltti. Zeytin ve zeytinyağı sektörünün hedefi artık 6 yıl içinde dünya lideri olmak. Sektör belirlenen strateji ile yüksek maliyetler, düşük kâr marjı, markalaşmada yetersizlik gibi sorunların çözümünden umutlu. Ulusal süt kayıt sistemindeki veriler artık aylık değil, anlık gelecek. Türkiye de, hangi ilde, hangi köyde, hangi üretici ne kadar süt üretiyor anlık olarak takip edilebilecek. İstanbul Ticaret Odası (İTO) zeytin ve zeytinyağı sektörünün sorunlarının masaya yatırıldığı bir panel gerçekleştirdi. Panelde sektör için belirlenen stratejiler ve yurtdışı tanıtım atağı da tartışıldı. Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren İTO Genel Sekreter Yardımcısı Selçuk Tayfun Ok, bu toplantının diğerleri gibi zeytinyağı ile ilgili kamuoyunun dikkatini çektiğini ve karar vericileri etkileyeceğini dile getirdi. Oturuma Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Pala başkanlık etti. 6 Yılda Çok Şey Oldu Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) Başkanı Dr. Mustafa Tan, sektörün son altı yılda önemli ve olumlu değişiklikler yaşadığını söyledi. Tarım Kanunu nun ardından UZZK nın kurulduğunu söyleyen Dr. Tan, Türkiye de ilk kez zeytin ve zeytinyağında devlet politikası geliştirildi. Üretim artışı hedeflendi. 100 milyon ağaca ek 63 milyon ağaç daha dikildi. Başka hiç bir ülke kısa zamanda bu kadar çok ağaç dikmedi dedi. Zeytinyağında iç tüketimin 800 gramdan 2 kilograma çıktığını söyleyen Dr. Tan, Türkiye nin en geç 6 yıl içinde zeytin ve zeytinyağında dünya liderliğine oynayabileceğine vurgu yaptı. 500 Bin Aile Geçiniyor Marmara Birlik Genel Müdürü İbrahim Minareci de, Türkiye de 500 bin ailenin geçimini zeytin ve zeytinyağından temin ettiğini dile getirdi. Sofralık zeytin üretiminde Türkiye nin İspanya dan sonra ikinci sırada olduğunu söyleyen Minareci, sektörün tarımsal desteklerinin, ihracat desteklerinin yetersiz olduğuna dikkat çekti. Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin ise Akdeniz gurmesinin önemini gündemde tutmalıyız. Turizm Bakanlığı nın sektörle ilgili projelerde mutlaka yer alması gerekiyor. Üretici maliyetin altında çalışmamalı. Uzakdoğu, özellikle Japonya bize benzi- yor. Bu pazarlarda Türkiye sempatisi var; markalaşmalıyız dedi. Milli Ekonomi Kayıpta Ant Gıda A.Ş Genel Müdürü Muammer Güngör de Milli ekonominin maruz kaldığı kayıp inanılmaz oranda. Zeytin çiftçisinin devletçe desteklenmesi gerekir. Yaşlı ağaçlara da destek verilmeli. Eski bahçelerin rehabilitasyonuna destek verilmeli ki gen kaynaklarımız korunabilsin. Kültür ve Turizm Bakanlığı Şube Müdürü Fatih Büyükerdal da bakanlığının Geleneksel Türk Mutfağının Zeytin ve Zeytinyağı ile Ahengi isimli projesi ile Türk zeytinyağının turistik açıdan da öne çıkarılacağını anlattı. Olumlu gelişmeler Devlet ilk kez zeytin ve zeytinyağı sektörü için politika belirledi. Devlet sektöre 40 milyon TL yardım yaptı. Türkiye, geçen yıl 63 milyon zeytin ağacı dikerek bir rekora imza attı. Türkiye son iki yılda yıllık zeytin üretimini 100 bin tondan 180 bin tona çıkardı. Zeytinyağında iç tüketim 800 gramdan 2 kilograma çıktı. Olumsuz gelişmeler Maliyetin altında çalışan üretici çok dertli. Merdiven altı üretim, taklit, tağşiş oranı yüksek. Sektörün istatistik verileri eksik. Yüzlerce yıllık gen kaynakları korunamıyor. Bilinçsiz zirai mücadele ve depolama verimi düşürüyor. Türkiye nin marka sayısı az. İhracat ve tarımsal destekler yetersiz. AB ve DB nedeniyle kalp krizi yaşadık Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Başkanı Dr. Mustafa Tan, Sektörün en önemli sorunu, tarım satış kooperatifleri ve birliklerin Dünya Bankası ve AB politikaları nedeniyle desteklerden yoksunlaştırılması oldu. Bu bir kalp kriz yaşattı zeytinciliğe dedi. Dünyadaki en zengin genler ağaçlarımızda Marmara Birlik Genel Müdürü İbrahim Minareci, 600 yıllık ve daha yaşlı zeytin ağaçlarımızın dünyada eşi yok. Son derece lezzetli ve dünyanın en kaliteli zeytinlerinin ve zeytinyağlarının kaynağı olan bu anıt ağaçlar ölümsüz. Bu ağaçlar dünyanın en zengin genlerine sahip dedi. ZZTK Agrofood-Irak Fuarı na katılacak ZZTK Irak a ihracatı arttırmak için fuar atağı yapacak. Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Komitesi sofralık zeytin ve zeytinyağı ihracatında hedef ülke olarak belirlediği Irak-Erbil de 26-29 Kasım 2012 tarihleri arasında düzenlenecek olan fuara katılarak tanıtım yapacak. Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Komitesi Başkan Vekili Davut Er yaptığı açıklamada, 2012-13 yılı ihracat sezonunda 455 bin ton sofralık zeytin ve 201 bin ton zeytinyağı rekoltesi beklediklerini, son yıllarda dikilen 80 milyon zeytin ağacıyla Türkiye nin 170 milyon zeytin ağacı varlığına ulaştığını, yeni dikilen ağaçların ürün vermesiyle, Türkiye nin zeytin ve zeytinyağı rekoltesinin daha da artacağını, artan üretimin daha fazla ihracatla katma değere dönüşeceğini söyledi. Er, Irak, Türkiye nin zeytinyağı ihracatında dördüncü büyük pazar konumuna yükseldi. Irak a zeytinyağı ihracatımızı çok daha yukarılara taşıyabilecek bir potansiyel var, AgrofoodIrak Fuarı bu anlamda itici güç olacak dedi. ZZTK Yönetim Kurulu Üyesi M. Kadri Gündeş ise Irak ın, Türkiye nin hem zeytin, hem de zeytinyağı ihracatında önemli artış kaydettiği birkaç ülke arasında yer aldığını, Türkiye nin sofralık zeytin ihracatında Irak ın son yıllarda gösterdiği gelişme ile en fazla ihracat yaptığı ikinci ülke konumuna geldiğini vurgulayarak, Türkiye nin sofralık zeytin ihracatı 2011-12 sezonunda miktar bazında yüzde 0,4 oranında, değer bazında ise 5,6 oranında gerilediği bir ortamda, Irak a olan sofralık zeytin ihracatımız miktarda yüzde 22,4 oranında, değer bazında ise yüzde 28,7 oranında artarak 18.409 tonluk ürün karşılığı 23.7 milyon dolarlık tutara ulaştı. dedi. Gündeş, zeytin ve zeytinyağı sektörünün 2023 yılı için 3.8 milyar dolar hedef yapacağına inandıklarını ZZTK olarak Irak ve diğer hedef pazarlardaki payı artırmaya çalıştıklarını, Irak-Agrofood fuarına ülkemizi, sektörümüzü ve ürünlerimizi daha iyi tanıtmak ve bu pazardaki olumlu imajımızı perçinlemek için katılacaklarını söyledi. The 5th International Exhibition For Agriculture, Food, Food Processing And Packaging 26-29 NOVEMBER, 2012 Erbil International Fairground Erbil, Kurdistan Region - Iraq www.iraqagrofood.com Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği tarafından 23 Kasım 2012 tarihinde Ankara Swiss Otel'de düzenlenen, "Ulusal Anlık Süt Kayıt Sistemi ve Hijyen Eğitimi Tanıtım Toplantısı"na Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Kırgızistan Tarım ve Islah Bakanı Çıngızbek Uzakbaev, eski Tarım Bakanı Musa Demirci, Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Genel Başkanı Ali Koyuncu ile Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen süt üreticileri katıldı. Toplantın açılış konuşmasını yapan Süt Üreticileri Merkez Birliği Genel Başkanı Koyuncu, Gerçekleştirdiğimiz bu proje ithal değildir. Anadolu çocuklarının kollektif bir çalışma sonucunda gerçekleşmiştir. Sistem nedir diye sorarsanız, bugün şunu yapmaya çalışıyoruz, Türkiye nin hangi bölgesinde, hangi ilinde, hangi ilçesinde, beldesinde, köyünde kim ne kadar inek sütü, keçi sütü, koyun sütü, manda sütü üretiyor bunu anlık olarak görebileceğiz. dedi. Toplantıda konuşan Bakan Eker, Türkiye'de üreticilerin daha organize olarak sütün daha iyi şartlarda toplandığı, kayıt edildiği ve nakledildiği bir sisteme geçildiğini belirtti. Türkiye'de uygulanacak sistemin imzalanan protokolle Kırgızistan'a da ihraç edileceğine dikkat çeken Eker, "Türkiye'de süt üretimi 15 milyon tonu aştı. Son 10 yıl içerisinde yüzde 100'e yakın bir artış sağlandı. 8 milyon tonlardan 15 milyon tonlara çıkıldı. Ancak üretim artışının yanında süt üretiminin verimli kılınması, hijyenik olması, sağlıklı olması ve hedeflediğimiz AB'nin sağlık standartlarında olmasıdır" dedi. Türkiye genelinde süt üreticilerine hijyen eğitimi verileceğini belirten Eker, verilecek eğitimin içeriğinde genel hijyen bilgileri, sütte bozulmaya sebebiyet veren faktörler, sağım hijyeni, işletme alt ve ekipmanlarının hijyeni, personelin hijyeni, toplama merkezlerinin hangi şartları taşıması gerektiği, sütün nakliyesi, numune alınması ve kayıtların tutulması gibi derslerin bulunduğunu anlattı. Bakan Eker, sütü toplayan kişilerin de hijyen açısından eğitilmesinin çok önemli olduğunu dile getirdi. "Türkiye'de üvey evladın da üveyi hayvancılıktır" diyen Eker, daha önce desteklemeler açısında hayvancılığın çok geride kaldığını ifade ederek, "Hayvancılığı üvey evlat olmaktan çıkardık. Artık hayvancılığın tarımsal desteklemedeki payı yüzde 4'lerde değil yüzde 27'lerde ve bu pay giderek artacak" dedi. Türkiye'de hayvancılığın ölmediğini belirten Eker, Türkiye'de bugüne kadar içinde 50'den fazla büyükbaş hayvan bulunan çiftliklerin sayısının sadece 4 bin 300 olduğunu hatırlatarak, bu sayının bugün 27 bin 800'e ulaştığını ve yaklaşık 24 bin büyük çiftliğe ulaşıldığını kaydetti. Türkiye'de toplam büyükbaş hayvan sayısının 12 milyon 400 bine çıktığına dikkat çeken Eker, koyun ve keçiciliğin de önceki dönemlerde geriye doğru gittiğini ancak bugün itibariyle küçükbaş hayvancılıkta da 10 yıl öncesinin sayısını geçtiklerini söyledi. Bakan Eker, 2009 yılında çiğ süt ve süt tozuyla ilgili destekleri ayrı bir noktaya getirdiklerini hatırlatarak, "Çiğ süt desteği daha önce 1 yıl sonra ödeniyordu. Biz bunu 3'er aylık dönemlere getirdik ve kalite göre farklılaştırdık. Şimdi süt soğutması olan kuruluşlara 6 kuruş, soğutma olmayanlara ise 4 kuruş destek veriyoruz" dedi. 2011 yılında verilen ödemeyle birlikte 6.4 milyon ton süt için 421 milyon lira destekleme ödemesi yapıldığını hatırlatan Eker, bu şekilde Türki- ye'deki süt üretiminin yarısına yakının kayıt altına belirtti. Geçen yıl başlatılan "Okul Sütü Projesi"ni de hatırlatan Eker, "Maalesef çocuklar zehirlendi' şeklindeki sunulan haberlerin gerçeği yansıtmadığını ve dağıtılan hiçbir sütte bozulma olduğu sonucu ortaya çıkmadı. Biz bu programa devam ediyoruz. Projenin 20 Aralık'ta ihalesi yapılacak. Sadece devlet okulları değil özel okullarda bu program kapsamında" ifadelerini kullandı. Et ile sütün birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Eker, "Türkiye artık gelişmiş ülkelerdeki gibi bir siyaset uygulamak durumunda. Aksi takdirde biz bir yandan sütü teşvik etmeye devam ederken diğer yandan etle ilgili problemle karşı karşıya kalırız, bu durum kaçınılmaz olur. O nedenle bizim sütü dünyanın en iyi sütçü hayvanlarından, eti de etçi ırklardan almamız lazım. Yeni Zellanda'sı, Avrupa'sı ve Amerika ülkeleri bu işi bu şekilde yapıyor. Türkiye'de etçi ırklarla sığır yetiştiriciliğinin geliştirilmesiyle ilgili bir çok tedbir aldık" dedi. Türkiye'nin 62 milyar dolarlık tarım hasılasıyla dünya ülkeleri içerisinde 11. sıradan 7. sıraya yükseldiğini belirten Eker, "Bu bakımdan Avrupa ülkeleri arasında ise 4. sıradaydık ve bugün 1. sıraya yükseldik. Önümüzde sadece Çin, Hindistan, Brezilya, ABD ve Endonezya gibi büyük gıda ülkeleri var ama verimimizi, gelirimizi artırarak çiftçimizin refah seviyesini daha da yukarılara çıkaracağız. Birçok tarımsal ürünün anavatanı olan Anadolu'yu yeryüzünün ve gıda güvenliğine katkı sağlayacak bereketli bir ülke haline getirmek için çalışıyoruz" diye konuştu. Eker, Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Ali Koyuncu'nun, "Anlık Süt Kayıt Sistemi için hizmet bedeli" isteğine karşılık, "Hiçbir çabayı gereksiz bırakmayız" cevabını verdi. Vatan Şaşmaz'ın sunuculuğunu yaptığı toplantıda, daha sonra Konya, Tekirdağ, Aydın ve Diyarbakır'a bağlanılarak Anlık Süt Kayıt Sistemi'nin ilk uygulaması gerçekleştirildi. 4 ile yapılan telekonferans bağlantısıyla sütler tartılarak, sisteme geçirildi ve üreticinin telefonuna mesaj olarak iletildi. Ardından Bakan Eker, "Süt Toplayıcıları Hijyen Eğitimi" kapsamında eğitimlerini tamamlayanlara sertifikalarını verdi. www.marking.com.tr teknolojidegisimyenilikbilgiçözümfaydastratejigelecekeglenceodaktasarımdeger
Köy-Koop Merkez Biṙliği Kasım 2012 TARIM 9 Ekonomik işbirliği Teşkilatı (EİT) 5. Tarım Bakanları Toplantısı Yapıldı Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) 5. Tarım Bakanları Toplantısı, Antalya Belek teki Rixos Premium Otel de yapıldı. Antalya Serik ilçesine bağlı Belek turizm merkezindeki Rixos Premium Otel de gerçekleşen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 5. Tarım Bakanları Toplantısı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker başkanlığında yapıldı. Toplantıya İran Tarım Bakanı Sadegh Khalilian, Afganistan Tarım Bakanı Mohammad Asif Rahimi, KKTC Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Ali Çetin Amcaoğlu, Tacikistan Tarım Bakanı Qosim Qosimov, Azerbaycan Tarım Bakanı İsmet Abbasov, Kırgızistan Tarım Bakan Yardımcısı Dzhumaliev Akylbek ile Ekonomik İşbirliği Teşkilatı na üye 8 ülkenin Tarım Bakanlığı yöneticileri katıldı. Bakan Eker, bu toplantıda gıda güvenliği alanında bölgesel ihtiyaçlara cevap verecek bir program hazırlanmasının karara bağlandığını, önümüzdeki 10 yılda gıda güvenliğinin hem küresel anlamda hem de bölgede önemi daha da hissedilir hale geleceğini söyledi. Eker, Artan gıda fiyatları özellikle gelişmekte olan ülkelerde mali ve siyasi istikrarı bozmakta, güvenlik sorunlarına neden olmaktadır. Huzurlu ve istikrarlı bir dünya ancak gıda güvenliğinin sağlanması ile mümkündür dedi. Bakan Eker, gıda güvenliğini tehlikeye düşürecek risklerin önceden tespit edilerek güvenlik ağlarının oluşturulması için EİT üyelerinin çalışmalarını artırması gerektiğini, bu doğrultuda üye ülkelerin milli programları çerçevesinde Gıda Güvenliği Bölgesel Programı, FAO ile işbirliği halinde bir Teknik İşbirliği Projesi hazırlandığını belirtti. Tarımsal ürün ve gıda fiyatlarındaki dalgalanmalarının en büyük nedeninin spekülatif hareketler Bakan Eker ayrıca, 2012 fiyatlarının 2011 yılı seviyesinden düşük olduğuna değinerek, "Son dönemde farklı kuruluşlarca açıklanan fiyatlar incelendiğinde ciddi bir kriz durumu olmadığını görmekteyiz. Bu durum, tarımsal ürün ve gıda fiyatlarındaki dalgalanmalarının en büyük nedeninin spekülatif hareketler olduğunu düşündürmektedir. Bu süreçte karar alıcılar olarak bize düşen, suni bir krize neden olmadan piyasaları rahatlatacak tedbirleri almaktır. Bu kapsamda bölgesel ve küresel işbirliği ve ortak hareketin önemini vurgulamak istiyorum." şeklinde konuştu. 2012 yılında dünyada tahıl üretiminin yüzde 2,6 azalarak 2 milyar 286 bin ton olarak gerçekleşeceğinin tahmin edildiğine işaret eden Eker, "Önümüzdeki 40 yıllık dönemde gıda ihtiyacının karşılanması için tarımsal üretiminin en az yüzde 70 ile yüzde 100 arasında artması gerekmektedir. Bunun anlamı 2050 yılına kadar her yıl 200 milyon ton et ve 1 milyar ton hububat üretilmesi gerekmektedir" dedi. Kastamonu Köy-Koop dan Eğitimlere Devam DGRV (Alman Kooperatifleri Konfederasyonu) ile birlikte 2005 yılından beri yürütülen Tarımsal Amaçlı Kooperatif Örgütlerinin Desteklenmesi Projesi kapsamında 1-7 Kasım 2012 tarihleri arasında 2013 yılı eylem planı hazırlama çalıştayı Antalya nın Kemer ilçesinde düzenledi. Proje kapsamında yine Antalya- Kemer de 17-24 Kasım 2012 tarihleri arasında Girişimcilik, Modern İletişim Teknikleri ile Pazarlama konularını içeren Sertifika Programı düzenlendi. Köy-Koop Kastamonu bölge birliğinden 30 kişilik bir ekip eğitime katılarak sertifikalarını aldı. Acaba bende mi koopeatifçi olsam!!! Köy-Koop Kastamonu Birliği 01-08 Aralık 2012 tarihleri arasında ise Kooperatifçiliğe Giriş, Kooperatif Muhasebesi ve iletişim konularında Antalya Kemer de ikinci kez düzenlenecek eğitime bölgeden 40 kişilik bir ekip katılacaktır. Bir Uğur Böceğinin Günlüğü -IV- ORGANİK TARLA DA HAYAT Geçen ayki sayıda kahramanımız Uğur Böceği Dobi ve arkadaşları organik tarlada çalışabilmeleri için üç günlük bir organik tarım eğitimine başlamışlardı. Organik tarlanın koordinatörlerinden Mantis amca açılış konuşmasıyla başlayan eğitim ilk gün Leptomastix dactylopii Arı Hocanın organik tarıma giriş konulu dersiyle devam ederken, ikinci gün ise Dr. Syrphus torvus organik tarımın prensipleri konulu dersiyle sürmüştü. Dobi ve arkadaşları tarlalara dağılmadan önce son gün eğitimin en önemli kısmı olan ve Uğur Böceği Prof. Tobi tarafından verilecek olan Organik tarımda Bitki Koruma stratejileri alacaktı. İşte Dobi nin günlüğü üçüncü gün eğitimi ve tarlaya çıkışları ile devam ediyor. 15 Temmuz Pazar Bugün eğitimimizin en önemli kısmı için erkenden ağaç okula gittik. Yarın ise büyük gündü ve tarlada çalışmaya başlayacaktık. Ağaç okul yine çok kalabalıktı ve dersliklerden pek çok böceğin uğultusu gelmekteydi. Kendi sınıfımıza girdiğimizde kürsü kenarında Mantis Amca ile konuşan hafif kambur, gözlüklü ve dağınık beyaz saçlı birisini gördüm. Bu Prof. Tobi olmalıydı. Mantis amca sınıfa şöyle bir baktı: Sevgili arkadaşlarım, Tekrar hoş geldiniz. Dün konuştuğumuz üzere bugün eğitiminizin son ama en önemli günü. Bugün Organik tarımda Bitki Koruma stratejileri ile tarlada neler yapacağınız konusunda önemli bilgiler edineceksiniz. Hocamız Uğur Böceği Prof. Tobi bu konuda oldukça tecrübeli bir uzman. Şimdi sözü Tobi hoca ya bırakıyorum. Prof. Tobi yavaşça yerinden kalkarak kürsüye geldi. Sakin ve babacan bir sesi vardı. Sevgili Uğur Böceklerim, Öncelikle sizin gibi istekli ve genç uğur böceği kardeşlerimizle bir araya gelmekten çok mutluyum. Yarından itibaren hepiniz tarladaki görev yerlerine dağılacaksınız. Organik tarımdaki tarımsal mücadelenin önemli bir dayanağı insanların tabiriyle Biyolojik mücadele dir. Biyolojik mücadele siz faydalıların, yani avcıların, parazitoitlerin ve patojen olarak tabir edilen etmelerin birebir rol aldığı bir tarımsal mücadele stratejisidir. Biyolojik mücadeleyi diğer mücadele yöntemlerinden ayıran ise ekip ruhudur yani sizler bir ekip ruhu içerisinde diğer arkadaşlarınızla birlikte çalışacaksınız. Yani biyolojik mücadelenin temeli koordinasyondur, işte sizlerin uyumu bunun için önemlidir. Biz elimizden geldiğince koordinasyon konusunda size yardımcı olacağız. Ekip içerisinde hepinizin belli sorumlulukları olacak fakat dediğim gibi diğer faydalılarla koordineli bir şekilde çalışacaksınız. Bu nedenle sizleri öğleden sonra diğer faydalı gruplarıyla tanıştıracağım. Sevgili Uğur Böceklerim, Sizin göreviniz yaprak bitleri ile mücadele olacak. Ancak diğer avcılardan Syrphus sinekleri ve Chrysopid sinir kanatlılarının larvalarıyla birlikte bu işi yapacaksınız. Bu noktada yaprak biti parazitoidi olan bazı Braconid ler de sizden sonra devrede olacak. Tabi organik tarlada trips, beyaz sinek, akar ve kelebek tırtılları gibi diğer başka zararlı türlerinin olduğunu da az önce bal arılarının yaptığı hava gözlemleriyle öğrenmiş bulunmaktayız. Amacımız burada zararlı böcekleri tamamen bitirmek değil. Dr. Syrphus un da dün anlattığı üzere organik tarımda sürdürülebilirlik esastır ve her canlının bu dünyada yaşama hakkı vardır. Kaldı ki her canlı besin zincirinin önemli bir parçasıdır. Bir canlının tamamen yok olması demek bu zincirin de kırılması demektir. Dr. Syrphus ne demişti? Yaprak bitlerinin tamamen yok olması demek sizin de uzun vadede yok olmanız demektir Dolayısıyla biz yok etmeyi değil korunmasız durumda olan bitkilerimizin de yaşamına devam edecek şekilde bir tarımsal üretim modelini gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bu bağlamda bazı yaprak bitleri ve tırtılların da alternatif bir alana çekilerek yaşamlarına devam etmelerini sağlamış durumdayız. Sevgili Uğur Böceklerim, Ekibimizin diğer bir grubu ise daha önceden sizlere bahsedilen faydalı mikroorganizmalar olarak bilinen entomopatojenlerdir. Organik tarlada bu konuda çalışan bakulovirüsler ve faydalı nematodlar diğer çalışma arkadaşlarınızı oluşturacaktır. Yalnız endişelenmeyin, bu arkadaşlar sizler de bir hastalığa yol açmaz! Dr. Umut TOPRAK Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü utoprak@agri.ankara.edu.tr Onlar da sadece zararlılarda hastalığa yol açar. Sevgili Arkadaşlar, Şimdi öğle yemeği için bir ara vereceğiz. Öğleden sonra diğer tüm arkadaşlarla tanışmak üzere 13:30 da çayır meydanda buluşalım. Hızlı bir yemeğin ardından saat 13:30 da çoktan çayır meydandaki yerimizi aldık. Meydan çok geniş olsa bile, iğne atsanız yere düşmeyecek kadar kalabalıktı. Binlerce böcek toplanmıştı. Biz uğur böcekleri meydanın sağ kısmında toplandık. Sağ tarafımızda ise Chrysopid ler yer almaktaydı. Onların yanında ise arıya benzeyen bir grup böcek ve Dr. Syrphus gibi kurtçuklar yer almaktaydı. Bizim sol tarafımızda ise bir sürü küçük arıcık tam sıra halinde abdomenlerini sallayarak beklemekteydi. Her bir sırada farklı boyutlarda pek çok parazitoidin olduğunu gördüğümde bunların tek bir tür olmadığını anladım. Onların yanında ise çok minik kurtçukları zorlukla gördüm, bunlar faydalı nematodlar olabilir miydi acaba? Ben bile çok zor görürken bir insanın onları görmesine olanak yoktu! Onların yanında ise onlar kadar küçük yuvarlak yapılı başka canlılar vardı. Bunlar kim olabilir diye düşünürken, bir yandan da gözlerim phytoseid arkadaşım Charlotte yi arıyordu. Kalabalık o kadar genişti ki daha ileride kimlerin olduğunu göremedim. Kalabalığın yarattığı uğultu bir koro gibiydi! Derken meydanın önündeki kürsüde, Mantis amca, Prof. Tobi, Dr. Sryphus, ve Leptomastix dactilopii arı hocayı gördük. Prof. Tobi öne doğru çıktığında, kalabalığın uğultusu kesilmiş, sadece annelerin kucağındaki bebek böceklerin ufak ağlamaları ve mızırtıları duyulmaktaydı: Sevgili Arkadaşlar, Artık tarlaya dağılım öncesindeki son gündeyiz. Az sonra birbirinizle tanışacaksınız. Aslında eğitiminizin başında Mantis Bey sizleri kısaca birbirinizle tanıştırmıştı ama bugünü resmi bir geçit töreni ile daha anlamlandırmak istiyoruz. Birbirinizle bir uyum içerisinde çalışmanızın organik tarlada ne denli önemli olduğunu hep vurguladık. Sizler biyolojik mücadelenin birer neferlerisiniz artık!. Şimdi daha fazla uzatmadan sizleri tanıtalım. Adı bahsedilen grup bir sıra halinde lütfen buraya gelsin ve ardından meydanın en solundan arka tarafa yürüyerek tekrar yerlerine geçsin - Evet, Uğur böcekleri! Çok heyecanlıydım. Hep beraber kürsünün önüne geldik. Ve şapkalarımızı çıkartarak kalabalığı selamladık. Alkışlar arasında kalabalığa bakarken sandığımdan çok daha fazla böceğin meydanda olduğunu gördüm. - Sinir kanatlılar-chrysopidler. Chrysopidler de büyük bir coşkuyla ağır ağır kürsüyü ve kalabalığı selamladı. Bazı bebek Chrysopidler annelerinin kucağında şaşkın şaşkın etrafına bakınmaktaydı. Çiçek sinekleri-syrphuslar denildiğinde arıya benzettiklerimin birer sinek olduğunu anladım! Syrphusların geçidi diğerlerine göre daha uzun sürüyordu. Derken sırasıyla yumurta parazitoidi Trichogramma lar, afit parazitoidi Braconidler, tırtıl parazitoiti Braconid ve Ichneumonid ler ve parazitoid Tachinid sinekleri anons edildi. Phytoseiidler anonsu yapıldığında grubun en önünde coşkuyla yürüyen Charlotte yi görmem bir oldu. Charlotte coşkuyla bizlere dört elini salladı! Bu sırada havada kalabalık bir sürü tombul arının geçit törenini izlediğimi fark ettiğimde bunların bitkilerin döllenmesini sağlayan Bombus arıları olduğunu babam söyledi. Meydan bir karnaval yerini andırıyordu! Geçit töreni entomopatojenlerle devam ederken gözle benim zor gördüğüm kurtçukların nematodlar olduğunu anladım. Arkalarından yuvarlanarak gelenlerin ise bakulovirüsler olduğunu tahmin ettim. Nitekim eğitimin başında tanıştığım virüs arkadaşım OB u sıranın önünde görünce tahminim doğru çıkmıştı. Geçit töreni bitmiş ve müzikli kokteyle geçilmişti. Sahneye çıkan ağustos böcekleri şarkılarını söylerken kalabalık çoktan kaynaşmış ve yemek sıralarında tatlı bir telaşla karınlarının doyurma derdine düşmüştü. Bir sürü karınca ise kalabalığa yemek yetiştirme peşinde oradan oraya koşuşturuyordu. Bebek ve çocuk böcekler çayır meydanda koşarak oyun oynarken, büyükler müziğin ritmine kendilerini çoktan bırakmıştı. Charlotte, OB, ben ve kardeşim Yobi sahnede ağustos böceklerinin ezgileri eşliğinde dans ederken, organik ovada gün batmıştı bile. Ateş böceklerinin gösterisiyle son bulan gece de yıldızlar altında evin yolunu tuttuk. Artık beklenen gün gelmişti Devam edecek
Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Biṙliği 10 AB - KOOPERATİFÇİLİK Kadın Çiftçi Eğitimi Tanıtım Toplantısı Yapıldı Toplantı, 6 Kasım 2012 tarihinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Veteriner Hekim Mehmet Akif Ersoy Konferans Salonu nda gerçekleşti. Kadın çiftçilerin yeniliklerden haberdar edilmesi, karşılaştıkları sorunlara çözüm bulma, alternatif geçim kaynakları sunma, geleneksel yöntemlerle modern yöntemlerin karşılaştırılması, insan sağlığı ve kadının sosyo-ekonomik hayattaki önemi hakkında bilgilendirilmesini amaçlanan toplantıda; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar birer konuşma yaptılar. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye'de her 4 kişiden birinin tarımda çalıştığını, ülkede 3 milyon 100 bin civarında çiftlik bulunduğunu, burada çalışanların çok büyük bölümünü kadınların oluşturduğunu söyledi. Eker, tarımda, kırsal alanda çalışan kadınlarımızı eğitim yönünden güçlendirirsek, onlara yaptıkları iş hakkında daha çok bilgi verebilirsek, daha çok donanım sahibi olmalarına katkı sağlarsak o zaman hem yaptıkları işten daha büyük bir haz alırlar, milli ekonomiye daha büyük oranda katkı sağlarlar. Türkiye'nin kalkınmasındaki rolleri, etkinlikleri artar diye konuştu. Bakanlığının "Kırsal Alanda Kadının Güçlendirilmesi Ulusal Eylem Planı" hazırladığını, bu plan doğrultusunda kırsal alanda kadının eğitilmesine yönelik bir dizi projeyi hayata geçireceğini, planda hangi kuruluşlarla hangi faaliyetlerin hangi ne zaman zarfında tamamlanacağının bulunduğunu söyleyen Eker, "Amacımız kırsal alandaki bütün sektörlerde kadın müteşebbis sayısını artırmaktır" dedi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin bu yıl mayıs ayında "Kadın Çiftçi Eğitimi" işbirliği protokolünü imzaladıklarını belirten Eker, "Bugün bismillah deyip uygulamaya geçiyoruz. Eğiticilerin eğitimleriyle başlıyoruz. Eğitimcilere çeşitli dersler verilecek. Bugün burada eğittiğimiz sınırlı sayıdaki eğitimci bunu binlerle on binlerle nasıl buluşturacak, o çalışma yapılacak" dedi. Eker, "Kadına hizmet, topluma hizmet, insanlığa hizmettir. Eğer biz topumdaki erkeklerin daha sağlıklı, ruh ve beden sağlığı yerinde bireyler olarak, mutlu ve müreffeh bireyler olarak topluma katkılarını bekliyorsak bunun en doğru, en sağlıklı yolu bu alanda kadınlarımızın eğitimine gerekli önemi vermekten geçer. Sadece kadınların hakları açısından değil bu. Toplumun bütününün geleceği açısından da son derece önemlidir. Geç kalınmış bir çalışmadır, geç kalınmış bir çabanın, projenin hayata geçirilmesidir. Çok geç kalınmıştır ama zararın neresinden dönülürse kardır derler. Biz bugün bu çalışmayı başlatıyoruz." diyerek projede emeği geçenlere teşekkür etti. KOOPERATİF Doğru Sanılan Yanlışlar Dr. Erhan EKMEN Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma Daire Başkanlığı Projeler ve Dış İlişkiler Çalışma Grubu Sorumlusu Sevgili Kooperatifçi Dostlar; Sizlerle bu ay Avrupa Birliği nin lokomotif ülkelerinden İngiltere nin Manchester şehrinde geçtiğimiz Kasım ayında düzenlenen Kooperatifçilik Fuarı (ICA EXPOCOOP) ile ilgili izlenimlerimi paylaşmak istiyorum. Dünya Kooperatifleri Örgütü (ICA) tarafından iki yılda bir yapılan ve bu sene üçüncüsü yapılan fuara 88 ülkeden, 925 kooperatif katıldı. Bir festival havasında geçen fuara 12 bine yakın ziyaretçi geldi. Bildirildiğine göre, 12,8 milyon Sterlin (39 milyon TL) tutarında kazanç sağlandı.umarım iki yıl sonra fuar ülkemizde yapılır. Dünya çapındaki bu büyük organizasyonda, birçok ülkenin kooperatifçiliğe verdiği önemi ve kooperatifçilik alanında ileri bir düzeye geldiğini görmek gerçekten heyecan ve mutluluk verici bir tecrübe oldu. Tabii biraz da kıskançlık hissi oldu. Yine de bu ortamda Türkiye nin de yer alması gerçekten gurur verici. Fuarda üç gün boyunca katılımcılar arasında heyecanlı bir telaş görülüyordu. Sorunlarına çözüm arayan insanlar, kooperatifi nasıl anahtar olarak kullanacaklarını keşfetmişler ve bunun coşkusunu herkesle paylaşma telaşına düşmüşlerdi. Adeda bir panayır yeri, başarının coşkusuyla paylaşıldığı bir bayram havası hakim olduğu ortamda, gençlerin ve çocukların yoğunluğu dikkat çekiciydi. Gençlik kooperatifleri adı altında yapılanlar gençliği iyi hedeflere yöneltmek isteyen ülkeler için güzel örnekler oluşturduğunu söyleyebilirim. Çocukların ise; neredeyse daha ana kucağında başlayan ve ilkokullarında devam eden kooperatifle tanışma etkinlikleri eskiden ülkemizde yapılan ve şu günlerde unuttuğumuz milli eğitim müfredatına konulmasının kooperatifçilik açısından yol gösterici olduğunu düşünüyorum. Fuarın düzenlendiği binadan dışarı çıktığınız zaman, karşınıza sanki kooperatifler üzerine kurgulanmış bir şehir geliyor. En büyük bulvar ve caddelerinin adı kooperatif olarak konulmuş. Bulvar üzerinde üçüz bir gökdelen ve yanında büyük tarihi binalar bulunuyor. Bunlarında üzerinde yine kooperatif yazıyor. Sadece bu binalar değil, şehrin başka yerlerinde de birçok büyük binanın üzerinde kooperatif tabelası bulunuyor. Binaların içlerine girdiğiniz zaman, bunların İngiltere deki kooperatif üst teşkilatına ya da onun altındaki sektörlerin kendi merkezlerine ait oldukları anlaşılıyor. Mağazalara baktığınızda çoğu bizim ülkemizde olan tanıdık markalar var. Ama bir mağazalar grubu var ki, her köşe başında çok yaygın ve üstünde yine kooperatif yazıyor. Tedarik kooperatiflerinin mağazalar zinciri bütün ülkeyi sarmış ve piyasaya egemen olmuş. Çocuk bakıcılığından eğitime, cenaze işlerinden aşçılığa, turizmden iş bulmaya, gıdadan ev eşyası tedarikine kadar birçok meslek grubu çalışanları hep kendi kooperatiflerini kurmuşlar ve her yerde bunu belirtmişler. Çocuk oyunu monopoly(borsa) bile değiştirilmiş ve Coopoly (Kooperatif Borsası) adıyla yeniden düzenlenmiş. Sanki kooperatif ekmek, su gibi bir yaşam bicimi olmuş. ''Kadınlar Başımıza Neler Örüyor'' Projesi Manchester kentinin tarihine baktığımız zaman aslında bu durumun doğal bir süreç olduğunu görüyoruz. Kooperatifçilik hareketinin, 19. Yüzyılın ikinci yarısında Dünya da ilk ortaya çıktığı yer bu şehrin Rochdale Kasabası olmuş. Rochdale Haksever Öncüleri Derneği ismiyle 1816 yılında tüketici örgütlenmesi olarak başlayan bu ilk girişim 1844 yılında 28 girişimcinin bir araya gelmesiyle, ilk tüketim kooperatifi olarak kendisini göstermiş. Bu dönemlerde İngiltere de yaşanan Sanayi Devrimi, kooperatifçilik düşüncesinin bu şehirde gelişmesinde oldukça etkili olmuş. Sonuçta önce İngiltere ye, sonra da bütün Dünya ya bu akım yayılmış. Bu gün ekonomik buhran ile çalkalanan Avrupa Birliği nde, buhrandan daha az etkilenen ülkelerinden biri olan İngiltere de, kooperatifçiliğin bu kadar çok gelişmiş olması gerçekten ilgi çekiyor. Genellikle komünist işi olduğu sanılan kooperatifçiliğin, sanayileşmenin temellerinin atıldığı, liberal ekonominin merkezi olarak kabul edilen bir ülkeden çıkması, bütün dünya da özelikle kapitalist ülkelerde yaygın ve başarılı olması, kooperatifçilik ile ilgili doğru sandığımız bir yanlışlığı ortaya koyuyor. Sermayenin tabana yayılmasının en önemli unsurlarından biri olan kooperatifçilik diğer birçok etkenin yanında belki de İngiltere nin bugünkü başarısının arkasında yatan temel unsurlardan biri olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Fuarda ilgi çekici bir başka konu ise, Kooperatif Partisi oldu. Yetkililer ile yaptığımız görüşmede, ülke genelinde % 4-6 oranında oy potansiyeli olan partinin ülke siyasetinde politikalar belirlenirken önemli bir pazarlık gücünün olduğunu öğrendik. Bizler Kooperatifleri özellikle politika uygulama aracı olarak kullanmaya çalışırken, kooperatiflerin önemli bir politika belirleyici olduğunun canlı bir örneğini görmek birçok kooperatifçi dostumuzu yeni ufuklara götüreceğini sanıyorum. Gelecek ay ufkumuzu genişletecek yeni fikirleri ile görüşmek üzere Bodrum Kadın Dayanışma ve Eğitim Merkezi (KADEM) tarafından Kadınlar başımıza neler örüyor adlı proje başlatıldı. TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar yaptığı konuşmasında, çiftçilerin tarımsal alandaki yenilikler konusunda bilgilendirilmesi için kadın çiftçilerin eğitiminin gerekliliğine vurgu yaptı. İmzaladıkları protokolle kırsal alanda yaşayan ve çiftçilikle uğraşan kadınların tarımsal konularda eğitimini amaçladıklarını, kadın çiftçi eğitiminin temel konularını "iklim değişikliği ve kadın, kooperatifçilik ve kadın, girişimcilik, liderlik ve kadın, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddet, Türkiye'de kadının durumu, kadın erkek eşitliği alanında ulusal mevzuat ve sosyal güvenlik" olarak belirlediklerini söyledi. 750 Ziraat Odasında kadın birimleri oluşturmayı planladıklarını, tarımda çalışan kadınların sosyal güvenlik primlerinin yüzde 50-60'ının devlet tarafından karşılanmasını beklediklerini belirten Bayraktar, "Bu, tarımda istihdam edilen kadınlarımızın sosyal güvenlik kapsamına alınmasını kolaylaştıracaktır. Bu desteğin verilmesi durumunda, kadın çiftçilerimizin sağlık harcamaları eşleri yerine kendi sigortalarınca karşılanacağından, desteğin büyük kısmı devlete geri dönecek, kayıt dışılık da önlenecektir" diye konuştu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, bilinçli bir şekilde toprağı, aileyi yönetmek, sosyal hayatın, ekonomik hayatın bir parçası olmanın eğitimden geçtiğini, kırsalda kadınıyla erkeğiyle, çocuğuyla herkesin yaşam kalitesini yükseltmek ve kente gitmeye ihtiyacı kalmayacağı modelleri hayata geçirmek zorundayız diye konuştu. Bodrum Kadın Dayanışma ve Eğitim Merkezi bünyesinde el işi üreten 35 kadın, yaptıkları ürünleri yurt dışına pazarlamayı amaçlıyor. Proje kapsamında merkez bünyesinde faaliyet gösteren 35 kadın yaptıkları şapka, atkı ve buna benzer çeşitli ürünleri üreterek, yurt dışında yaşayan tanıdıkları vasıtasıyla satmayı amaçlıyor. Projeye destek veren 35 kadın 1.5 ayda 300 şapka örerek projeye destek verdi. Bodrum Belediyesi KADEM Sorumlusu Banu Kalkan, gazetecilere yaptığı açıklamada, büyük bir heyecanla projeyi başlattıklarını söyledi. KADEM bünyesinde Muğla Valiliği'nin izniyle kooperatif kurmayı amaçladıklarını anlatan Kalkan, ''Bu proje tamamen üreten kadınlar pazarı ve KADEM'in kurulan bir merkezi ile ev kadınlarına yön vermek, kariyer sahibi yapmak, girişimci olmalarını sağlamak üzere başladı. Kadınlar buraya gelip kendilerini geliştiriyor. Sonra kooperatif sayesinde satış yapabilecekleri bir zemine sahip olacak. Evinde üreten bayanların satış yapabileceği bir zemini yarattığımıza inanıyoruz'' dedi. Kalkan, projeye destek veren kadınların 1.5 ay içerisinde 300 şapka ördüğünü kaydederek, ''Kadınlar neler örüyor' projesi ortaya çıktı. Çünkü şapka örmeye karar verdiler. Bu kadar süre içinde de 300 şapka örüldü. Çok keyifli bir çalışma sürüyor'' diye konuştu. Kadınların sadece örgü değil farklı becerilerini de merkez bünyesinde sergilediğini dile getiren Kalkan, ''35 kadın, farklı ürünleri üretmek ve becerileri doğrultusunda kümeleniyor. Ören grubumuzda 12 kadın var. Yemek yapan 8 kadınımız var. Gümüş takı üretmek isteyen kadınlarımız var, evde çocuk bakımı ve dikiş konusunda yol almak isteyen kadınlarımız var. Yıl sonuna doğru sayımız artacak. Ürettiklerini farklı yerlerde satışa sunmak için yollar arıyorlar. İstedikleri şey kendilerine aylık küçük bir gelir yaratmak bu doğrultu da çalışmalar yapıyoruz.'' dedi. 8 sene önce İstanbul'dan Bodrum'a yerleştiklerini ifade eden Hilal Karakaş ise ''KADEM adı altında kurulan merkezde 1.5 yıldır çalışmalarımız var. Bir araya gelerek bir kooperatif oluşturduk. Bu kooperatif altında ilk etapta şapka örmeye karar verdik. 1.5 ayda hedefimiz 300 şapkaydı ve buna ulaştık. Bundan sonra projemiz devam edecek. Ürettiğimiz ürünleri yurt dışına tanıdıklarımız vasıtasıyla satmayı planlıyoruz'' dedi. Servet Yıldız da yaptıkları projenin kendilerine çok şey kazandırdığını belirterek, destek veren merkez yetkililerine teşekkür etti.
Köy-Koop Merkez Biṙliği Kasım 2012 RÖPORTAJ 11 ADATÜB den İspanya Çıkarması İspanya nın Valencia kentinde düzenlenecek olan Citrus Congress kongresine ADATÜB organizasyonunda yaklaşık 40 turunçgil üreticisi katılıyor. Adana Turunçgil Üreticileri Birliği (ADATÜB) organizasyonunda yaklaşık 40 üretici, 4 yılda bir gerçekleştirilen ve turunçgildeki son gelişmelerin ele alındığı Citrus Congress''a katılmak için İspanya ya gidecek. Kongreye katılacak olan üreticiler, Adana Çiftçiler Birliği nde düzenlenen toplantıda genel bir değerlendirme yaptı. Çiftçiler Birliği İkinci Başkanı Mutlu Doğru nun da katıldığı toplantıda kongre süreciyle ilgili görüş alış verişinde bulunuldu. ADATÜB Başkanı Remziye Karabucak, toplantıdaki konuşmasında, dünyanın her bölgesinden gelen turunçgil üretici ve uzmanların, son 4 yıl içerisindeki gelişmeleri, yeni türleri, dünyadaki pazar durumları gibi turunçgil ile ilgili her türlü konuyu katılımcılara aktardığını bildirdi. Karabucak, ADATÜB olarak, Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB) ile birlikte Citrus Congress gibi önemli bir organizasyona 2020 yılında Çukurova olarak ev sahipliği yapmak için şimdiden girişimlere başladıklarını da dile getirdi. Karabucak, bunun için İspanya da lobi çalışmalarında bulunacaklarını, bu nedenle fuarı önemsediklerini ifade etti. Üreticilerin kongreden edinecekleri bilgi ve deneyimleri, daha sonra Adana daki diğer üreticiler ile paylaşmaları amacıyla ADATÜB olarak geniş katılımlı bir toplantı düzenleyeceklerinin bilgisini verdi. Balıklar Milli Piyango Biletlerinde Milli Piyango nun 29 Kasım 2012 tarihindeki çekilişteki biletlerde, Su Ürünleri Tanıtım Grubu (STG) sloganları ve logosu yer aldı. Su Ürünleri Tanıtım Grubu'nun, "Haftada iki gün balık, yaşam boyu sağlık" ve "Ailenizin sağlığı ve çocuğunuzun gelişimi için omega 3 deposu balığı sofranızdan eksik etmeyin" sloganlarıyla Milli Piyango biletleri üzerinden gerçekleştirdiği tanıtım kampanyası ile kamuoyunun bilinçlendirilmesi, balık tüketiminin artırılması ve daha sağlıklı bir nesil hedefleniyor. Milli Piyango Genel Müdürlüğü'nün 29 Kasım 2012 tarihinde yapacağı Milli Piyango çekiliş biletini satın alanlar, Su Ürünleri Tanıtım Grubu'nun sağlıklı nesil için halkı bilinçlendirici mesajlarını içeren sloganlar ile STG logosuyla karşılaştı. Su Ürünleri Tanıtım Grubu'nun iki sloganı ile logosunun yer aldığı, 29 Kasım 2012 tarihinde çekilişi yapıldı. STG'nın tanıtım faaliyetlerinin güzel bir parçası olarak hayata geçirilmesinden dolayı duydukları gururu dile getiren Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, "Türkiye'de maalesef hala balık tüketmeyen insanlar var. Daha sağlıklı bir nesil için ülkemizde bolca bulunan balığı yedirmek için birçok faaliyet yapıyoruz. Milli Piyango İdaresi ile Su Ürünleri Tanıtım Grubu'nun yaptığı bu ortak çalışma, STG faaliyet halkasının güzel sonuçlar vereceğine inandığımız bir parçasıdır" dedi. Gıda takviyelerinde yanıltıcı reklamlara savaş açıldı Kooperatifçilik Kavramı ve Bu Kavramın Doğru Kullanılmasının Önemi Kooperatif, kavram olarak Latince kökenli Co ve Operation kelimelerinin birleşmesinden meydana geldiği söylenebilir. Her iki kelimenin birleşmesinden oluşan Cooperation kelimesinin, birlikte iş yapmak anlamı ile özdeşleştirildiği bilinmektedir. Demek oluyor ki, Cooperation yani dilimizdeki telaffuzu ile kooperatifçilik-kooperasyon veya kooperatifleşme de benzer şekillerde kullanılmaktadır. Co-operative şeklinde kullanılan kelime, İngiliz literatüründe buna ilaveten society olarak ta kullanılmıştır. Bu ve benzeri kavramlar, Fransızca da association ve Almanca da genossenchaft olarak ta ifade edilmiştir. Batı dillerinde kooperatifleşmenin yoğun olarak birlik, cemiyet, arkadaş ve yoldaş anlamlarına gelecek şekilde yaygın olarak kullanılmıştır. İnsanoğlu, geçmişten günümüze değin tek başına yapamadığı işleri birlikte yapmaya çalışmış ve bu birliktelik aile, küçük toplum veya bazı meslek örgütlenmelerinin de temelini oluşturmuştur. Bu durum sadece yardımlaşma ile değil birlikte mücadele etmek ile de kendisini göstermiştir. Bu yüzden kooperatifleşmenin yardımlaşmadan daha uzak bir birlikteliği yani bir mücadeleyi ihtiva ettiği söylenebilir. Batı kökenli bir kavram olan kooperatifleşmenin Türkçedeki kullanılışında bazı sorunlarla karşılaşıldığı bilinmektedir. Bu yüzden 1913 yılına kadar kullanılmayan HAL VE GİDİŞ Yrd.Doç.Dr. Ertuğrul GÜREŞÇİ Ahi Evran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bu kavram bu yıldan sonra Arapça kökenli teavün kelimesi ile ifade edilmiştir. teavün kelimesi de Arapçada yardımlaşma anlamına gelse de cemiyet ve şirket tabirleri ile birlikte kullanılmaktadır. Benzer şekilde geçmişte tesanüd kelimesinin de kooperatif yerine kullanıldığı söylenebilir. Batı kökenli bir kavramın Türkçede kusursuz olarak kullanılması ve tam anlamını karşılaması elbette beklenemez. Bu yüzden benzer kelimeler ile kooperatifleşmeye atıf yapılarak bu alandaki boşluk giderilmeye çalışılmıştır. Kooperatifleşme zamanla başta Avrupa olmak üzere diğer ülkelerde de yaygınlaşmaya başlamış ve birçok ülkede kooperatifleşme kendi dillerindeki telaffuzu ile cooperative kelimesi olarak kullanılmıştır. Günümüz Türkiye sinde artık kooperatifleşmenin Arapça kökenli olarak karşılığı kullanılmamakta ve Latince kökeninin Türkçe ile telaffuzu ile ifade edildiği söylenebilir. Elde kalan kurbanlıkları EBK satın aldı Kavram olarak kooperatifçiliğin ne anlama geldiğinin çok iyi anlaşılması gerekmektedir. Bu anlaşılma, kooperatifleşme hareketinin boyutunu ve fonksiyonlarının da tanımlanmasına neden olmaktadır. Çünkü kooperatifleşme, çeşitli boyutları ile birçok ülkede legal bir örgütlenme biçimindedir. Ülkelerin ekonomik ve siyasi hayatına olumlu katkılarından dolayı desteklenen bu hareketin neyi nasıl ihtiva ettiğinin iyi anlaşılması gerekmektedir. İyi anlaşılan bir kooperatif kavramının dernek, vakıf, sendika veya şirketlerden belirgin bir ayrımının yapılması gerekir. Mevcut hukuk düzenin veya ekonomik sitemin, kooperatifi diğer ekonomik ve sosyal örgütlenme biçiminden ayırt etmesi önem arz etmektedir. Kooperatifçilik kavramının tam ve doğru bir biçimde algılanması bu tür bir faaliyetin ekonomik ve sosyal amaçlarına daha kolay ulaşmasına da neden olacağı bir gerçektir. Amaçları ve fonksiyonları yasalarla sınırlandırılan kooperatiflerin bu sınırlandırılmada, gerçek anlamda kooperatifçilik kavramına bağlı kalınması oldukça gerçekçi bir yaklaşım olacaktır. Kooperatifleşmenin dilimdeki karşılığının kullanılmaya çalışılması yerine bu kavramın içinin doldurulması ve içeriğinin eğitim mekanizmaları ve faaliyet ortamları ile doldurulması ve buralardan elde edilen çıktıların yasal düzenlemelere ışık tutabileceği de söylenebilir. Et ve Balık Kurumu (EBK) Kurban Bayramında, elde kalan kurbanlıkları EBK'ya başvurulması halinde satın alındığını söyledi. Et ve Balık Kurumu (EBK) Genel Müdürü Bekir Ulubaş, bayramdan sonra EBK'ya 5 bin 140 büyükbaş hayvan için başvuru yapıldığını belirterek, ''Bunun bin 74'ünü kestik. Kesim için sıra bekleyen 4 bin 66 büyükbaş hayvan var. 150 küçükbaş hayvan için başvuru yapıldı. Bunların da 49'unu kestik. Besiciler bu hayvanları, kurbanlık satış sürecinde kaybettikleri kiloyu almaları için bekletiyorlar. Hayvanının getiren besiciyi geri çevirmiyoruz. Parasının yüzde 10'unu aynı gün, geri kalanını 30 gün içerisinde hesabına yatırıyoruz. EBK'nın finansman sorunu yoktur. 150 tane de küçükbaş hayvan için müracaat oldu.'' dedi. En çok müracaatın Erzurum, Sakarya ve Van kombinalarına yapıldığını kaydeden Ulubaş, ''Bize gelen bir başı da bin başı da geri çevirmeyeceğiz, alacağız. Bu Sayın Bakanımızın talimatıdır. EBK, besiciye sürekli, düzenli ve garanti pazar olsun diye kuruldu'' dedi. Sait MUNZUR Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, gıda takviyesi olarak satışına izin verdiği ürünleri ilaç gibi satışa sunarak tüketiciyi yanıltanlara savaş açtı. Bakanlık yetkilileri, gıda takviyesi üretim izni aldıkları halde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ndan izinli diyerek hastalıkları iyileştirici özelliği olduğu iddiasıyla ürün satışı yapan 120 televizyon programı ile 638 internet sitesini Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ve Reklam Özdenetim Kurulu na bildirdi. Reklam aracılığı ile tüketiciyi aldattığı tespit edilen internet siteleri, gazete, dergi, ürün broşürleri ve televizyonları Reklam Kuruluna bildirdi. Bildirilen internet siteleri, gazete ilanları ve televizyon programlarına reklam durdurma cezası ile toplam 570 bin 106 lira idari para cezası uygulandı. Diğer taraftan takviye edici gıdalarla ilgili kamuoyunu bilgilendirmek ve yanıltılmasını önlemek amacıyla kamu spotları ve diğer tanıtımlarla, söz konusu ürünlerin ilaç olmadığına ve bu amaçla kullanılmaması gerektiğine yönelik Bakanlıkça çalışma başlatıldı. Gıda Takviyesi Nedir? Gıda takviyeleri, Bitki Danışma Kurulu nca oluşturulan Bitki Listesi ve Zehirli Bitki Listesi dikkate alınarak Türk Gıda Kodeksi ne göre üretiliyor. Bu ürünler vitamin, mineral, protein, karbonhidrat, lif, yağ asidi, amino asitler gibi besin ögeleri ile bunların dışında besleyici veya fizyolojik etkileri olan bitki, bitkisel kaynaklı maddeler, biyoaktif maddeler ve benzeri maddelerin konsantre veya ekstrelerinin tek başına veya karışımları şeklinde bulunuyor. İlaç olmayan ve normal beslenmeyi takviye amacıyla üretilen gıda takviyelerinin hastalıkları tedavi edici, cinsel gücü artırıcı, sigara bıraktırıcı gibi işlevleri bulunmuyor. Bu niteliklerdeki hiçbir ürünün üretimine ve ithaline Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin verilmiyor.
Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Biṙliği 12 RÖPORTAJ Azimli Bir Ziraatçı Vehbi SÖZERİ nin Organik Tarımdaki Başarı Öyküsü Röportaj: Ziraat Mühendisi Şahin TATLI, sahin_tatli@hotmail.com - Ziraat Mühendisi. Hatice Hilal MORAN, hilal1989_0605@hotmail.com Vehbi Bey, kendinizi tanıtır mısınız? Ben Vehbi SÖZERİ, 7 Haziran 1950 Malatya doğumluyum. Babam fotoğrafçı ve teship sanatçısı, annem ev hanımıdır. Arazisi olan bir aileyiz. 1958 yılında şehir merkezinde otururken ailemizin aldığı bir kararla arazimizin üzerine bir bahçe evi yapmak suretiyle taşındık ve çiftçilik hayatımız da bu şekilde başladı. Babamın tüberküloz (verem) hastası olması nedeniyle bütün tarım faaliyetlerini hemen hemen annem yapıyordu. Malatya da yaklaşık 25 dönüm kadar bir bahçemiz oldu. Arazimizin bir kısmı kayısı bahçesi bir kısmı da hububat tarlasıydı. Arazimizin etrafı kavak ve iğde ağaçları ile çevrili çok güzel bir bahçeydi. Biz tarımla ilgili ilk deneyimlerimizi, ilk aşılarımızı ve ilk ürünlerimizi bu bahçede gördük. 1966 senesinde ortaokulu bitirince rahmetlik babam beni ziraat okulu imtihanlara yazdırdı. Malatya Ziraat Okulu nu görünce çok beğendim. O okula muhakkak girmem gerektiğini düşündüm ve bu okula girdim. Ziraat okulu 3 senelik çok ağır müfredatı ve uygulamaları olan bir okuldu. Biz bu okuldan gerekli teknik bilgilere sahip olarak mezun olduk. Mecburi hizmetimiz vardı. Kura çekildi. Kura neticesinde Bilecik in Söğüt İlçesi nde göreve başladım. Ben bu kura ile kendimi çok şanslı hissettim. Çünkü Söğüt, her türlü tarımın yapıldığı mikroklima bir sahadır. Ayrıca hem Söğüt te hem Sakarya da polikültür tarım yapılmaktaydı. Burada arazilerin çok fazla bölünmüş ve parçalanmış olduğu için küçücük arazilerde vatandaşlar senede 2-3 mahsul alabilmek için, daha doğrusu daha iyi gelir temin edebilmek için, büyük çabalar sarf ediyorlardı. Biz de tarımın inceliklerini nispeten bu bölgede öğrenmiş olduk. Ayrıca bu bölgede görev yaparken Antalya da çiftçilerle beraber seracılık ve turfanda sebzecilik kursuna katıldık. Bu kurs sonucunda da bölgenin ilk seralarını kurmak üzere faaliyete geçtik. Sakarya Vadisi nin ilk seralarını Sarıcakaya ilçesi ile İnhisar da beraber yaptık. Daha sonra vatani görev yapmak için önce İstanbul sonra Siirt e gittim. Siirt çok bakir bir yerdi ve orada arkadaşlarımızla beraber binlerce fidan diktik yani oradaki sahanın ilk ağaçlandırılmasında gayreti geçen bizler olduk. Daha sonra ben Siirt e gidemedim ama Siirt e giden arkadaşlarımız diktiğimiz fidanların büyük bir kısmının yeşerdiğini ve oranın tam bir yeşil saha haline geldiğini söylediler. Askerlik dönüşü babam hasta olduğu için özellikle Malatya da görev almak istedim ve Malatya nın Akçadağ İlçesi nde göreve başladım. Akçadağ da o zaman afyon ekilişi durmuş, afyona alternatif yeni ürünler gündeme gelmişti. Bunların başında da kayısı geliyordu. Bizler burada iyi bir ekip kurarak özellikle tesis edilmiş kayısı bahçelerinin ıslahı ve yeni kayısı bahçelerin kurulması, ayrıca bu bahçelerdeki hastalık, zararlı ve yabancı otların mücadelesi ve ağaçların budanması konusunda büyük çabalar sarf ettik ve fevkalade güzel sonuçlar aldık. Akçadağ da 4 yıl meyvecilik konusundaki uğraşımız, bize büyük bir tecrübe sağladı. Daha sonra Malatya Tarım İl Müdürlüğü Bağ Bahçe Bölümü nde çalışmaya başladım. Burada da güzel çalışmalar yaptık. Daha sonra Malatya Meteoroloji Bölge Müdürlüğü ne geçiş yaptım. Burada 1990 yılında bölge müdürü oldum. Bir yıl kadar bölge müdürlüğü yaptıktan sonra Ankara merkeze geçtim. Ankara da Karakuş denilen radyo vericilerinin olduğu tepede ağaçlandırma çalışmaları başlattım. Daha sonra orada bazı muhalefetlerle karşılaşınca 1995 senesinin Eylül ayında Ankara nın Akyurt ilçesinin Cücük köyü yakınlarındaki şu anda faaliyet gösterdiğimiz araziyi çok ucuz bir fiyata satın aldım. Burada Türkiye de herhalde ilk defa olmak üzere su tutucu bir madde ile tamamen susuz şartlarda bir meyve bahçesi kurdum. Bu konuda büyük bir başarı kazandık ama 2006-2007 senesinde meydana gelen aşırı kuraklık bu ağaçların büyük bir kısmını kaybetmemize sebep oldu. 2008 yılında sondaj yapmak suretiyle 127 metreden su çekecek bir sistem kurduk. Kaybettiğimiz ağaçların yerine susuz ve soğuk şartlara daha dayanıklı olan kiraz, vişne ve elma ağırlıklı dikimler yaptık. Şu anda 22 dekar arazi üzerinde yeni diktiğimiz kiraz, vişne, armut ve elma ağaçlarıyla karışık meyve bahçemiz mevcuttur. Ayrıca 3 dekar bir alanda da sebze tarımı yapmaktayız. Üretim yaptığınız arazinin özellikleri nelerdir? Yerimiz 40. paralelin 21 derece kuzeyinde, denizden yükseklik 1160 metredir. Dolayısıyla arazimiz hem yükselti olarak hem de kuzeyde olması nedeniyle soğuk bir bölgede yer almaktadır. Fakat biz bu bölgede zor da olsa meyve ve sebze tarımı yapmaya çalışıyoruz. Arazimizin toprağı koyu kahverengi siyaha yakın bir renkte, çok fazla taşlı, yaklaşık 20 cm kalınlığında altı parçalı yapıda kaya ile doludur. Biz buradaki meyve ağacı dikimlerimizi traktör kepçeleriyle çukurlar açmak suretiyle yaptık. Kepçe ağızları 70-80 cm derine indi. Üstten çıkan toprağı bir tarafa alttan çıkan toprağı bir tarafa yığdık. Daha sonra üsten çıkan toprağı alta, alttan çıkan toprağı üste koyduk ve bahçemizi böyle kurduk. Biz 2001 yılına kadar kendi imkanlarımızla, kendi uygulamalarımızla bir dizi tarımsal işlemler yapıyorduk, yaptığımız bu tarım şeklini de organik zannediyorduk. Fakat 2002 senesinde Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma bölümü hocalarımızdan Prof. Dr. Cem ÖZKAN ile temas kurmak suretiyle 2002 yılından itibaren bilinçli bir şekilde organik tarıma başlamış olduk. Organik tarımın inceliklerini ve neler yapılması gerektiğini hocamızdan öğrendik. Hocam bizden desteğini hiç esirgemedi. Hocamızla devamlı irtibat kurmak suretiyle kuralına uygun organik ürünler yetiştirmeye devam ettik. 2008 yılından sonra sondaj ile su çıkarınca sebze tarımı gündeme geldi. Böylece 2002 yılında başladığımız organik tarım faaliyetlerine 2008 yılında organik sebze tarımını ekleyerek bugünlere geldik. Organik tarıma geçme nedeniniz nedir? Bunun için öncelikli olarak organik tarımın tanımını yapalım. Organik Tarım Kanunu nda belirtildiği üzere üretimin tüm aşamasında sentetik (yapay) kimyasal girdiler (sentetik gübre, sentetik tarım ilacı ve hormon) kullanılmadan organik tarım yönetmeliğinde tarif edilen bir şekilde kurallara uyarak yapılan, üretim sürecinde insan ve çevre sağlığını önemseyen, çok katı kuralları olan, üreticinin sürekli denetlendiği, sertifikalandırılmış bir yetiştirme sistemidir. Organik tarıma geçiş sebebim ise eşimin pestisitlere karşı olan duyarlılığıdır. Evimize turfanda meyve ya da sebzeyi doğru düzgün götüremedik. Götürdüğümüz takdirde eşimin rahatsızlanması, hatta hastanelik olması bizi mümkün olduğu kadar ilaçsız ürünler tüketmeye sevk etti. Bu araziyi aldıktan sonrada gösterdiğimiz gayret tamamen bu yönde oldu. Yani biz organik tarıma eşimin pestisitlere karşı göstermiş olduğu hassasiyet sonucu başladık. 2002 yılından sonra hocamız Prof. Dr. Cem Özkan ın bize verdiği talimatlarla işi bilimsel ve teknik bir şekilde halletme yoluna gittik ve bugüne kadar da ara vermeden devam ediyoruz. Daha önce konvansiyonel (geleneksel) tarım yapan biri olarak, konvansiyonel tarımın size ve çevrenizdekilere olumsuz bir etkisi oldu mu? Ziraatçılığa başladıktan sonra çiftçiler ile beraber arazi üzerinde bulunmak ve onlara teknik yardım yaparken bizzat bu uygulamanın da içinde bulunmak gibi bir yükümlülüğümüz vardı. Çiftçiye eğer ilaç veriyorsak bu ilacın kullanılmasında da bizzat pompayı sırtımıza alıp biz yapıyorduk. Eğer budama gerekiyorsa ilk önce biz yapıyor daha sonra üretici bizden gördüğüyle bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Kimyasal gübre kullanımı, mibzer kullanımı konusunda durum hep böyle olmuştur. Mesleğimiz gereği ister istemez insektisitlerle (böcek öldürücü ilaçlar), herbisitlerle (yabancı ot öldürücü ilaçlar) ve fungisitlerle (fungus öldürücü ilaçlar) muhatap oluyorduk. Bizim zamanımızda bilmemize rağmen ilaçlama esnasında gözlük, eldiven, maske, tulum ve çizme gibi unsurları pek bulamadığımız gibi yanımızda taşıma imkanımız da yoktu. Dolayısıyla bu zehirlerin kullanımı çıplak elle ve hiçbir önlem alınmadan yapılan işlemlerdi. Biz pestisitlerden (tarım ilaçlarından) nasibimizi fazlasıyla aldık. Bunun sonucu olarak da sağlığı çok ciddi bozulan arkadaşlarımız oldu. Özellikle bazı kabuklu bitlere karşı kullanılan insektisitlerden (böcek öldürücü ilaçlar) ben de dahil bazı arkadaşlarımızın ön dişleri döküldü. Şu anda benim bu tür ilaçların bulunduğu yerlere dahi bir alerjim var. Çoğu zaman ilaç bayisi olan arkadaşlarımızın dükkanlarına, işyerlerine bile ziyaret yapamıyorum. Şu anda hangi tarımsal ürünleri yetiştiriyorsunuz? Alanımızda 22 dönümde meyve bahçesi, 3 dönüm de sebze bahçesi mevcuttur. Meyvelerden 40 adeti yarı bodur kiraz, 20 adeti elma, 10 adeti armut, 6 adeti kayısı, ayrıca yaklaşık 10 dekarlık bir alanda 600 kadar yeni dikim elma çeşitleri (Granny Smith, Fuji, Gala, Misket) mevcuttur. Sebze bahçesinde her yıl artmakla birlikte bu yıl 16 çeşit domates, 6 çeşit fasulye, 6 çeşit biber, beyaz ve siyah olmak üzere 2 çeşit patlıcan, 2 çeşit salatalık, 3 çeşit börülce, 3 çeşit kereviz, 1 çeşit közlemelik tatlı mısır mevcuttur. Ayrıca kendi evimizin ihtiyacı için pırasa, rezene, Fransız kıvırcık maydanoz, reyhan, mor renkli Amaranthus, mor renkli brüksel lahanası, mor Burgandi bamyası üretiyoruz. Özellikle antikanserojen olduğunu bildiğimiz için renkli sebze çeşitlerin bahçemizde olmasını istiyoruz. Yine balıkçı soğanı, mor renkli normal soğan, geniş yapraklı İtalyan maydanozu, siyah İspanyol turbu, kırmızı renkli pazı ve kırmızı pancar, kırmızı fındık turbu, kahvaltılık Fransız turbu, roka, tere ve lavanta ve ısırgan otu yetiştirdiğimiz diğer ürünlerdir. Bu ürünlerin tamamını organik olarak yetiştiriyoruz. Yetiştirdiğimiz bu çeşitlere de her yıl ilaveler yapıyoruz. Organik tarımda olması gereken bu üretim şekliyle hem biyolojik çeşitliliğimize katkı sağlıyoruz hem de sağlıklı ürünler üretiyoruz. Üretimde en çok karşılaştığınız sorunlar nelerdir? En büyük sorunumuz yabancı ot problemidir. Bulunduğumuz yer çok rüzgarlı bir bölge. Rüzgar ile gelen yabancı ot tohumları, siz ne kadar titiz olunsanız olun, üretimi olumsuz etkiliyor. Hastalık, zararlı ve yabancı otların çözümünde organik tarımda kullanılmasına müsaade edilen organik kökenli bazı ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçların büyük bir kısmı ülkemizde bulunmamaktadır. Bu da sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır. Daha başka problemlerimizde var sulama problemimiz var. Üretim yerimizde elektrik yok. 26 dekarlık bir yerde saniyede 3 litre su her ne kadar yeterli gibi görünse de biz suyu dizel jeneratörlerle çektiğimiz için ekonomik olarak bazı zorluklar yaşıyoruz. 15 kw lık bir gücümüz var burada, saatte 2,5 litre mazot harcamaktadır. Saatte 2,5 litre mazot yaklaşık bugün 10 lira, Bunu günde 4-5 saat bastığınız zaman ayda 1500 TL yi buluyor. Bu rakam elektrikle su elde edilen yerin 15 katı daha fazla bir maliyettir. O yüzden eğer yapabilirsek, bulabilirsek solar yani güneş enerjisine geçmeyi düşünüyoruz. Şu anda bu sistemin fiyatları da makul görünüyor. Bulunduğumuz yer çok rüzgar almakta. Bir süre öncesine kadar evin aydınlatmasını rüzgar pervanesiyle karşılıyorduk fakat bazı nedenlerden dolayı pervanemiz tahrip oldu ama ilerleyen dönemlerde rüzgar enerjisini tekrar düşünüyoruz. Bahçenizde kaç kişilik bir ekiple çalışıyorsunuz? Burada en büyük yardımcım, emekli öğretmen olan eşimdir. İşlerin yoğun olduğu dönemde örneğin fide dikim döneminde 2-3 bayan işçi çalıştırdık. Büyüyen fidelerin askıya alma döneminde 3 işçi çalıştırdık. Ayrıca bahçemizin korunması gerekiyor bu yüzden bahçenin tellerinin yapım ve tamirinde 15-20 gün süre boyunca 5-6 kişi çalıştırdık. Hasat döneminde ise sadece biz ve Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi nden gelen öğrencilerle çalıştık. Ziraat Fakültesi ile ilişkilerimiz çok iyi. Ziraat Fakültesi nde özellikle organik tarım konusunda yüksek lisans yapan arkadaşlarımız pratiklerini geliştirmek için bahçede bize yardımcı oluyorlar. Bizde bu durumdan çok memnun oluyoruz. Mesleğinizden dolayı meteoroloji ile iç içesiniz. Arazinizde tarım için önemli meteorolojik verileri nasıl sağlıyorsunuz ve bunun için ne gibi uygulamalar yapıyorsunuz? Meteorolojinin, zirai açıdan ne kadar önemli olduğunu bilenlerdenim. Bu yüzden bahçemin bir köşesinde toprak sıcaklıklarını, toprak üstü sıcaklığını, yağışı, ph ı ve toprağın su isteklerini gösteren aletlerim var. Bu arada tarımsal yönden meteorolojik haberler veren bir telefon sisteminin abonesiyim. Aynı zamanda meteoroloji genel müdürlüğü ile organik ilişkilerimden dolayı oradaki arkadaşlarımın birikimlerinden yararlanıyorum. Hem bulunduğum yer itibariyle hem de dünya ve Türkiye deki meteorolojik olayları takip ediyor, burası için tespitler yapıyorum. Çünkü yayın organlarında verilen meteorolojik veriler, yerden 1.5 metre yükseklikte yarı kapalı siper içindeki değerlerdir. Ben bunlara turistik değerler de diyorum. Bunlar tarımsal değerler değildir. Tarımsal değerleri bizzat tarımsal olarak değerlendirmiş fakat yayınlanmayan yerlerden almak gerekir. Buradan aldığımız bilgileri, kendi yaptığımız ölçümler ve tecrübelerimizle birleştirerek iyi kötü don tahminlerinde bulunmaya, yağış miktarlarını ve toprağın su ihtiyacını tespit etmeye çalışıyoruz. Organik tarımda hastalık, zararlı ve yabancı otlarla nasıl mücadele ediyorsunuz? Organik tarımda hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadele, başlı başına bir iştir. Organik tarımda hastalık, zararlı ve yabancı otlara karşı kullanılan yöntemlerin önceliği konvansiyonel tarımın önceliğinden farklıdır. Organik tarımda özelikle yabancı otlara karşı herhangi bir ilaç kullanımı söz konusu olmadığı için tamamen mekanik olarak elle yapılan bir mücadele veya çapayla ya-
Köy-Koop Merkez Biṙliği Kasım 2012 RÖPORTAJ 13 pılan bir mücadele söz konusudur. Biz zararlılara karşı organik kökenli birkaç çeşit preparat kullanıyoruz ki bunların başında bizim kendi yaptığımız preparatlar gelmektedir. Örnek verecek olursak tütün suyu, papatya suyu, soğan-sarımsak suyu, acı biber suyu, arap sabunu vb. materyallerle hazırladığımız preparatları bizzat pompalara koyup atmak suretiyle mücadelenin içinde oluyoruz. Bunun dışında yine bazı bitkilerin insektisit(böcek öldürücü ilaçlar) içeren hammaddeleri ile hazırlanmış organik ilaçlar var. Bu bitkileri kullanarak ya da piyasada bu bitkilerden elde edilmiş organik ilaçlar ile birçok sorun çözülmektedir. Yine organik tarımda müsaade edilen miktarlarda organik bakırlı preparatlar ve beyaz yağlar kullanılıyor. Yavaş yavaş organik tarımın önemi arttıkça yurt içindeki imalatçılar veya ithalatçılar da ihtiyacımız olan bu preparatları yurdumuza getirmek suretiyle işlerimizi kolaylaştıracaklar diye düşünüyorum. Şu an organik ilaçların temininde büyük sıkıntı çekiyoruz. Organik tarımda tercih edilen ilaçlardan bir tanesi de elma iç kurdu ve ceviz iç kurdu mücadelesinde kullanılan Bacillus thrungiensis ile hazırlanan bir ilaçtır. Zararlı canlıya karşı faydalı canlıyı bulaştırmak suretiyle bir mücadele söz konusudur. Bu mücadele yöntemi Biyolojik Mücadele olarak bilinir. Bu anlamda böceklerle mücadelede en büyük yardımcılarımızdan bir tanesi de zararlı yaprak bitlerinin temizlenmesinde bizlere yardımcı olan Uğur Böcekleri dir. Yaprak bitlerin temizlenmesinde kullandığımız diğer bir canlı da serçedir. Arazimizde serçeler için 15-20 tane yuva yaptım. Gözlemlemiş olduğum bu serçeler, özellikle kuluçka sonrası, yavru beslenmesinde tamamen canlı böcekleri kullanmaktalar. Bunlar çekirge, tırtıl ve buna benzer canlılardır. Hiçbir serçe ailesi yavrusunu yağlı tohumlarla veya dane ile beslemiyor, bu amaçla tamamen canlı materyal seçiyorlar. Bu da arazi üzerindeki zararlıların temizlenmesi demektir. Bu hususta serçeler bize çok yardımcı oluyorlar. Arada biraz serçelerden dolayı tohum tahribatı var. Ama yaptıkları hizmete karşı bu zarar bizim için çok da önemli değildir. Diğer yaptığımız uygulama ise sarı yapışkan ve mavi tuzakların kullanımıdır. Biz ilkbaharın ilk döneminde ve çiçeklenme zamanı kirazların ve armutların çiçeklenmesinde Bakla Zınnı veya Çiçek Zınnı da denilen büyük, hantal, tüylü böceklere karşı feromon tuzaklı mavi renkli malzemeleri kullanmak suretiyle bunları cezbedip çekiyoruz. Dişilik kokusuna gelen erkek böcekler suya batmak suretiyle bir daha uçamıyorlar veya damacana içine düşüyorlar. Döllenmeyen dişiler biraz tahribat yapsalar bile gelecek döneme yumurtlamayacağı için popülasyonları giderek azalıyor. Bunun dışında kiraz sinekleri için de sarı yapışkan tuzakları kullanıyoruz. Bu tuzakların kullanımı daha yaygındır. Özellikle kirazlara ben düşme döneminde sarı yapışkan tuzaklar ve bunlara bağlı feromonlar dallara asılmak suretiyle yine dişilerin yumurtlaması engelleniyor. Sebze aralarına yapışkan tuzakları kullanarak Beyaz Sinek ve Tripslerin yakalanmasını sağlayarak bunların önemli zararlarından kurtuluyoruz. Diğer bir mücadele uygulamamız da kiraz yapraklarında kiraz sülüğü dediğimiz bir zararlıya karşı ağaçların kök bölgelerine tütün yapraklarının kırıklarını kullanılması ile gerçekleşiyor. Bu bölgede yağmur suları ile birlikte tütünde bulunan nikotinin toprak altına inmesini ve burada kiraz sülüklerinin pupalarını olumsuz etkilenmesini sağlıyoruz. Buradan tavsiyem organik tarım yapan üretici kardeşlerime bahçesinin bir köşesine (50-100 m2 alanda) arazinin yüksek nikotin oranına sahip tütün dikmeleri ve bunlardan elde etmiş oldukları yapraklar ile de mücadele işlerinde kolaylık sağlamalarını temenni ediyorum. Ürettiğiniz ürünleri nerede pazarlıyorsunuz? Ürettiğimiz ürünlerin pazarlanması biraz zor. Biz özellikle ürünlerimizin pazarlanmasını bahçeden doğrudan yapmak arzusundayız. Yani tüketiciler, müşteri demek istemiyorum, misafirlerimiz, gelip buradan ürünleri bizzat elleriyle hasat ettikleri takdirde bitki ile, toprak ile temas etmiş oluyorlar. Görerek koklayarak, dokunarak daha tatmin edici bir şekilde hasat etmiş oluyorlar. Biz bu yolla daha hesaplı ürün arzı yapıyoruz. Bunun dışında ürünlerimizi organik pazarlarda (pazar günü Aşağı Ayrancı ve Çayyolu ndaki organik pazarlara) arz ediyoruz. Hasadımız, 2-3 güne bir toplama esasına dayanıyor. Haftada bir toplamak bize yetmiyor. Yeni çıkan yönetmelikte, belediyelerin denetledikleri pazar yerlerinde organik ürünler için ayrı bir stand açma yükümlülükleri var. Biz bu yükümlülüğün yerine getirilmesini istiyoruz. En azından Ankara nın ciddi büyük pazarlarında eğer belediyeler hafta içindeki günlerde organik tarım ürünleri için stant açmaya izin verirlerse, piyasaya olan ürün arzımız daha da rahatlayacak ve kolaylaşacaktır. Çünkü organik ürünler yeteri kadar piyasaya arz edilmediği durumda, ürünler taze tüketim yerine kurutma, salça yapma, meyve suyu çıkarma yöntemleriyle muhafaza ediliyor. Dolayısıyla organik pazarlar hafta içi 2-3 gün daha olursa, hem üretici hem de tüketici için daha tatmin edici bir durum söz konusu olacaktır. Ürünlerinizi hasat zamanı bahçenizden temin eden kişi, kurum ve kuruluşlar var mı? Varsa bu tüketicilerin memnuniyet durumu nedir? Evet, son yıllarda bahçemizi ziyaret ederek organik ürün talep edenlerin sayısında ciddi artışlar var. Bunlar arasında gıda güvenliği konusunda hassas kişiler yanında özellikle lezzete önem veren ve gurmeleri olan büyük lokantalar da mevcuttur. Fakat buradaki iklim şartlarından dolayı biz ancak 1-1.5 aylık bir dönemde hizmet verebiliyoruz. Bizden doğrudan ya da pazarlar kanalıyla ürün alanlar, memnuniyetlerini bildiriyorlar. Örnek verecek olursak bizim geliştirdiğimiz ve lanse etmeye çalıştığımız Gürcü Güzeli domatesimize Türkiye çapında isim yapmış 63 gurme tam puan verdiler. Bu domatesimiz ince kabuklu, iri, kahvaltılık, çok lezzetli fakat yola az dayanan narin bir domatestir. Toplaması ve nakledilmesi özel itina istiyor. Yani bu domatesi Antalya, Adana, Mersin üretse, bu ürün Ankara ya gelene kadar dayanmaz. Gerçekte organik ürünlere tüketici tepkileri ile ilgili birçok anım var. Örneğin Çayyolu organik pazarında ilginç bir olayla karşılaştık. Hamile bir bayan büyük bir hassasiyetle alacağı sebzeleri seçerken ben de bir espri yaptım. Sizi tebrik ederim, doğacak çocuğunuzu şimdiden sağlıklı yetiştirmeye çalışıyorsunuz diye. Bayan ise Hayır dedi, 5 yaşında bir oğlum var ve pestisitlere karşı alerjisi var. Biz onun için bu alışverişi yapıyoruz. Biz çareyi organik pazarlarda bulduk, çocuğumuz buradan aldığımız ürünlere karşı hiçbir olumsuz tepki göstermiyor, özellikle sizin domateslerinize de bayılıyor deyince çok mutlu oldum. Gerçekte böyle bir rahatsızlığın olduğunu her ne kadar eşimin alerjisinden bilsem de çocuklarda da bu tür rahatsızlıkların görüldüğünü ilk defa öğrendim. Çok önemli bir olaydı bu benim için. Bir başka olay da kanser olan bir arkadaşım ile ilgili. Geçenlerde bu arkadaşıma organik domates göndermiştim. Daha sonra bana telefon açarak organik ile konvansiyonel arasında tat farkı bu kadar mı olur diyerek tebriklerini sunuyordu. Yani bu ürünler özellikle hassasiyeti ve hasta olanlar için çok elzem ürünlerdir. Toplumsal bir görevi yerine getirmiş olmanın zevkini ve mutluluğunu da yaşamış oluyorum. Diğer taraftan bazı Avrupa ülkelerinde, sağlıklı nesiller yetiştirme adına, 0-6 yaş çocuklarının organik ürünlerle beslenmelerinin zorunlu olduğunu biliyoruz. İleride böyle yaklaşımların ülkemizde de olmasını toplum olarak arzulamalıyız diye düşünüyorum. Organik tarımda bundan sonra neler hedefliyorsunuz? Mümkün olduğu kadar daha fazla çeşit ve özelliklede yöremizde fazla bilinmeyen çeşitleri üretmeyi düşünüyorum. Ayrıca çevremizdeki çiftçilerin bizim kazanımlarımızı gözleyerek daha fazla organik tarıma yönelmelerini istiyorum. Akyurt un iklimi her ne kadar sert olsa da suyu içilebilen, toprağı da işlenebilen bir yerdir. Bu bölgede organik tarımın gelişmesini istiyorum. En azından Ankaralı tüketicilerin ihtiyaçlarını bu bölgede elleriyle toplayarak temin etmelerini istiyorum. Genelde çiftçiler bol miktarda hormon, bol miktarda kimyasal gübre ve bol miktarda ilaç kullanma suretiyle kaliteyi bozarak, çok ucuza piyasaya mal arz ediyor. Organik tarım gelişince ister istemez bu olumsuzluklar ortadan kalkacaktır. Biz özellikle bu bölgede organik tarımın gelişmesini, halk sağlığı ve toprak sağlığı açısından istiyoruz. Son zamanlarda çok sık görüyoruz: çiftçiler şikayette bulunuyorlar, artık eskisi gibi mahsul alamıyorum diye. Biz onların hormon kullandıklarını biliyoruz. Ama hormonların adı hormon olarak geçmiyor. Örneğin bu hormonlar piyasada Bitki Gelişim Düzenleyicileri olarak pazarlanıyor. Ülkemizde yaklaşık 60 kadar organik tarım eğitimi veren yüksekokul var. Buralarda eğitim gören öğrencilere neler öneriyorsunuz? Öğrenciler pratik konularda çok az zaman geçiriyorlar. Uygulamalı eğitim sürelerinin uzatılması gerekir. Yani teorik bilgilerin yanında muhakkak şekilde fide döneminden dikim dönemine, dikim döneminden hasat dönemine tüm uygulamalar önemlidir. Özellikle tarladaki bitkilerde koltuk alma çok ciddi bir işlem, bunun yanı sıra boğaz doldurulması, bitkilerin askıya alınması çok önemli, diğer yandan erken çiçeklerin icabında temizlenmesi, mevcut hastalık, zararlı ve yabancı otların tespit edilmesi ve zamanında müdahale yapılması çok ciddi birer işlemdir. Bütün bunların bilinerek yaparak, yaşayarak yapılması öğrencilerde fevkalade gelişmeye neden olacak ve bilgiyi burada pişirip oturtacaktır. Yani pratikle teorinin birleşmesi ancak arazide (sahada) mümkündür. Ben bütün ziraat öğrencilerinin özellikle sahada bulunmalarını, teoriği olduğu kadar pratikleri de çok iyi öğrenmelerini istiyorum. Diğer bir yandan öğrencilerin staj dönemlerini dalga geçme dönemi değil, gerçekten yetiştirmeyi, korumayı bilme dönemi olarak algılamalarını istiyorum. Stajların nasıl geçtiğini az çok biliyoruz. Stajlar, öğrencilere büyük bir angarya ve yük gibi gelebiliyor. Tabi oradaki görevlilerin muamelesi de çok önemli. Onlar da öğrencileri çok ciddiye almayabiliyorlar. Arada bir çekişme, çatışma, çıkışma Halbuki bir aile ortamı içinde öğrencilerin bu pratikleri öğrenmesi ve resmen hazmetmesi, gelecekleri açısından da çok önemlidir. Çünkü staj yerleri küçük bir laboratuvar gibidir. Her öğrencinin büyük düşünmesini istiyorum. Ziraat ile ilgili okullarından mezun olan öğrencilerin en az 500-1000 dekarlık sahaları kontrol edebilecek kapasitede olmalarını, üretim aşamalarını hem çiftçilerden hem de oradaki görevlilerden daha iyi bilmeleri gerektiğine inanıyorum. Organik tarımda çözülmesini istediğiniz sorunlar var mıdır? Organik tarımda en önemli sorunların başında tohum temini geliyor. Şu anda Türkiye organik tarıma çok hazırlıklı değil. Yönetmelik gereği kullanmamız gereken tohumları bulamıyoruz. Kendi ürettiğimiz tohumlarda yeterli olmuyor. Piyasada 1 e 20, 1 e 30 ürün veren mahsuller varken benim ürünlerim 1 e 5, 1 e 10 ile verimlilik yönünden onlarla rekabet edemiyor. Bu yüzden araştırma kuruluşlarının organik tarım üreticilerine daha fazla organik üretim materyalleri üretmesini istiyorum. Biz bu tohumları temin etmede çok büyük sıkıntı çekiyoruz. Geleneksel tohumlar zaten elimizde çok az var ayrıca bunları üretmek için de çok büyük gayret sarf ediyoruz. Diğer bir sorun olarak organik gübrelerin kullanımı konusunda yönetmelikte çok sıkıntılı durumlar söz konusudur Çünkü GDO lu ürünlerin yem hammaddesi olarak ithaline izin verildiği için kimin kullanıp kimin kullanmadığı konusunda bilgi sahibi değiliz. Yem fabrikaları bunları alıyor ve istedikleri gibi çiftçilere satıyor. Hangi çiftçinin GDO lu ürünlerle üretilmiş yem hammaddesi kullanmış olup olmadığını bilmiyoruz. İster küçükbaş olsun, ister kanatlı olsun, ister büyükbaş olsun bu hayvanların beslenmelerinde eğer GDO lu yemler kullanılmışsa ki bugün çok miktarda kullanılıyor, bu hayvanların gübrelerini organik tarımda kullanmak uygun değildir. Bu yemlerin takibinin iyi yapılamaması, hayvansal gübrenin organik tarımda kullanımını kısıtlıyor. Diğer yandan doğal kaynaklara zarar veriliyor düşüncesiyle hümik asit, fülvik asit ve leonarditin kullanılması yasaklandı. Kime yasaklandı, tabi ki organik tarıma yasaklandı. Bu tarım şeklinin genel tarım içindeki payı oldukça küçüktür (% 1). Konvansiyonel tarıma yasaklanmayan bu doğal bir ürünler organik tarıma neden yasaklanıyor anlamış değilim. Gösterilen sebep çok basit: doğal kaynakların zarar görmemesi. Konvansiyonel tarımda bu doğal kaynaklar, en az 50-60 kat daha fazla tükeniyor. O zaman bu yasakların esasen konvansiyonel tarımda yasak olması gerekir diye düşünüyorum. Daha önce konvansiyonel üretim yapan biri olarak organik üretimle konvansiyonel üretim arasındaki önemli farklılıklar nelerdir? Öncelikli olarak çok ciddi verim farkı vardır. Örneğin organik domates üretiminde sentetik tarım ilaçlarını kullanmadığımız için kültürel önlemlere daha fazla önem veriyoruz. Sıra üzeri ve sıra arası bitki dikimini mümkün olduğu kadar seyrek tutuyoruz. Yani 1 dekara düşen bitki sayısı konvansiyonel üründe çok fazla, bizde ise çok azdır. Bitki sayısını az tutmak suretiyle güneş ışığından daha fazla istifade ediyoruz, bitkilerin arasından daha fazla rüzgar geçmesini temin ederek bitkilerin hastalanmasını önlüyoruz. Ancak alandaki bitki sayısı az olduğu için daha az ürün almak durumundayız. Örneğin konvansiyonel üretimde 33 cm olan sıra üzerini organik üretimde 66 cm ye çıkartıyoruz. Sıra arası ise konvansiyonel üretimde 100 cm olmasına karşın organik üretimde biz bunu 150 cm ye çıkartıyoruz. Dolayısıyla konvansiyonelde bitki sayısı fazla ve daha fazla ürün kaldırılıyor. Bunun yanında konvansiyonel tarımda fenni gübre, sentetik kimyasal ilaç ve hormon kullanımı var. Hormon çiçeklenmeyi arttırdığı için ister istemez ürün fazla oluyor. Bu durumda çevre ve insan sağlığı riske ediliyor ama konvansiyonel tarımda verim organik tarıma göre çok daha fazla olabiliyor. Verimlilik dışında bu iki tarım şekli arasında birçok farklar bulunmaktadır. Bu farkları; doğal kaynakların kirlenmesi, biyoçeşitliliğin korunması ve insan sağlığının önemsenmesi başlıkları altında toplayabiliriz. Organik tarım verimlilikte olduğunun aksine tüm bu başlıklarda konvansiyonel tarıma göre tartışılmaz olarak avantajlıdır.
14 Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Birliği TARIM Neden Keçi Sütü? Prof.Dr. Asuman Gürsel KIRAL A.Ü. Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü gursel@agri.ankara.edu.tr Ülkemizde süt endüstrisinin temel hammaddesini inek sütü oluşturmakta, koyun, keçi ve manda sütlerinden kısıtlı düzeyde yararlanılmaktadır. Bu sütler arasında keçi sütünün ayrı bir yeri ve önemi bulunmasına karşın, keçiye ormanın ve taze sürgünlerin düşmanı gözüyle bakıldığı için, keçi sütünün toplam süt üretim hacmindeki payı arzulanan düzeyde değildir. Keçi yetiştiriciliği, Akdeniz havzası ve Orta Doğu da yer alan birçok ülkede ekonomik açıdan önemli görülmekte ve başta Fransa olmak üzere İtalya, İspanya ve Yunanistan ın keçi sütü üretimi, işlenmesi ve pazarlanması konularında endüstriyel açıdan iyi bir organizasyona sahip ülkeler oldukları kabul edilmektedir. Son yıllarda ülkemizde de keçi sütünün daha fazla değer kazandığı ve keçi yetiştiriciliğinin çiftliklerde yürütülecek şeklinde organize olmaya başladığı anlaşılmaktadır. Keçi sütünü değerli kılan nedenlerden birisi, keçinin kırsal alanda yaşayan bireylerin süt ve et ihtiyacını diğer memeli hayvanlardan daha fazla karşılayan bir tür olmasıdır. İkinci neden, gelişmiş ülkelerde bazı bireylerin sadece keçi sütünden yapılan peynir, yoğurt gibi ürünlere olan özel talebidir. Nedenlerden sonuncusu ve belki de en önemlisi, keçi sütünün inek sütü alerjisi ve sindirim sistemi rahatsızlıklarında kullanılabilecek bir süt olmasıdır. İnek sütü alerjisi, vücut için tehdit oluşturabilen süt proteinlerine (kazeinler ve serum proteinleri) karşı bağışıklık sisteminin gösterdiği bir reaksiyondur. İnek sütünde alerjen potansiyele sahip 20 den fazla protein bulunduğu ve bunlar arasında α-kazein ve β-laktoglobülin in başlıca alerjenler olduğu bildirilmektedir. Alerjik reaksiyonun görüldüğü bireylerin %80 nin serum proteinine, %60 nın ise kazeine karşı hassasiyet gösterdiği ve üç yaşına kadar olan çocuklarda %2.5, 1-2 aylık bebeklerde de %12-20 sıklıkla süt proteini alerjisine rastlandığı çeşitli araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Keçi sütünde, alerjen proteinlerden αs1-kazein inek sütündekinden daha düşük oranda bulunmakta ya da hiç bulunmamaktadır. Bu durum, inek sütündeki αs1kazeine karşı aşırı duyarlık gösteren çocukların keçi sütünü daha iyi tolere edebilmelerini sağlamakta ve keçi sütü tüketimiyle alerjinin %30-40 oranında tedavi edilebileceği belirtilmektedir. Keçi sütünden, süt proteini alerjisi yanısıra, kronik nezle, saman nezlesi, egzama, astım gibi rahatsızlıklarda da yardımcı gıda olarak yararlanılmaktadır. Keçi sütündeki kazeinlerin ortalama boyutlarının daha küçük, kalsiyum ve fosfor içeriklerinin daha yüksek ve ısıl işleme karşı dayanımlarının zayıf olması daha gevşek yapılı pıhtı oluşturmalarını, buna bağlı olarak keçi sütünün daha hızlı sindirilmesini ve amino asitlerinin bağırsaktan daha etkili bir şekilde emilmesini mümkün kılmaktadır. Keçi sütünün serbest amino asitlerden tavrin yönünden zengin olması da, kalp, göz ve beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesi, organizmanın toksik maddelerden arındırılması ve yağ asitlerinin özümlenmesi gibi faaliyetlerde yararlı olmasını sağlamaktadır. Sütün kolay ve hızlı bir şekilde sindirilebilmesinde etkili faktörlerden birisi süt yağının tanecik boyutu ve yağ asitleri kompozisyonudur. Keçi sütünde küçük çaplı yağ taneciklerinin oranı inek sütündekinden daha yüksektir ve süt yağının bileşiminde kısa ve orta zincirli tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri yüksek miktarda bulunmaktadır. Orta zincirli yağ asitlerinden, özellikle kaprilik (C8:0) ve kaprik (C10:0) asitler, emilim ve metabolizma bozuk- lukları, kolesterol problemleri ve yetersiz beslenme bulguları sergileyen hastalarda tedavi edici nitelikler taşımaktadır. Bu özellik, orta zincirli yağ asitlerinin (C6-C14) uzun zincirli olanlardan farklı bir metabolizmaya sahip olmasından ileri gelmektedir. Orta zincirli yağ asitleri, mide ve onikiparmak bağırsağındaki lipaz enzimlerinin etkisiyle trigliseritlerden açığa çıkmakta ve esterleşmeye uğramadan bağırsak hücrelerinden doğrudan emilmekte, daha sonra ana toplardamar yoluyla karaciğere iletilerek hızlı bir şekilde okside olmaktadır. Böylece, vücudun enerji ihtiyacı hızlı bir şekilde sağlanmaktadır. Bu da, yetersiz beslenen ya da yağ sindirim güçlüğü çeken bireyler açısından önemli görülmekte, ayrıca toplam ve özellikle düşük yoğunluklu kolesterol düzeyinin azalmasına katkıda bulunabilmektedir. Diğer taraftan, hızlı metabolizmanın yemek sonrası enerji harcamasını artırarak obeziteyle savaşmaya yardımcı olduğu belirtilmektedir. Ek olarak, keçi sütünün anne sütündekinden daha yüksek miktarda esansiyel yağ asitleri içermesi emziren kadınlar açısından önem taşımaktadır. Keçi sütünün inek sütüne göre önemli bir farklılığı da kolesterol düzeyinin düşük olmasıdır. Yağ tanecik zarında bulunan bir fosfolipit olan kolesterol, koroner kalp rahatsızlıklarında risk faktörleri arasında yer aldığı için, keçi sütü düşük kolesterol düzeyi ile bu alanda biyoaktif bir özellik göstermektedir. Sütte fospolipitler ya da yağ asitleriyle esterleşmiş halde bulunan diğer bir minör bileşen alkil gliseroldür. Çeşitli enfeksiyonları ve tüberküloz hastalığını önleyici bir işleve sahip olan bu bileşen özellikle keçi kolostrumunda yüksek miktarda bulunmaktadır. Keçi sütünün, enfeksiyonları engelleyici etkisi üzerinde alkil gliserol dışında, oligosakkarit olarak bilinen 20-25 kadar karbonhidratın da payı bulunduğu belirtilmektedir. Gıdaların üretimi ve işlenmesi sürecinde ve midede sindirim faaliyeti sırasında süt proteinlerinden açığa çıkan ve biyoaktif peptitler olarak adlandırılan özel protein parçalarının kalp-damar, sinir ve sindirim sistemleri üzerinde düzenleyici ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkiler gösterdikleri bildirilmektedir. Keçi sütü ve keçi peynirlerinde bu peptitlerden antihipertansif ve antimikrobiyel aktivitelere sahip iki bileşenin varlığı ortaya konulmuştur. Keçi sütünde inek sütündekinden daha yüksek miktarda kalsiyum, fosfor, potasyum, magnezyum ve klor, daha düşük düzeyde sodyum ve kükürt mevcuttur. Kalsiyum ve fosfor içeriği anne sütündekinden de daha fazladır. Bu yönüyle, keçi sütünün az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, hayvansal protein açığının giderilmesi yanı sıra kalsiyum ve fosfor ihtiyacının karşılanmasında, dolayısıyla hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, osteoporoz ve kanser tedavisinde kullanılabilecek önemli bir kaynak olduğu ileri sürülmektedir. İnek ve keçi sütü aynı miktarda demir içermesine karşın, demirin sindirim sisteminden emilimini kolaylaştıran nükleotidlerinin fazlalığı nedeniyle keçi sütündeki demirden daha yüksek düzeyde yararlanılmaktadır. Ancak, B12 vitamini ile hemoglobin sentezi için gerekli olan folik asitin inek sütündekinin 1/5 i düzeyinde bulunması, bazı durumlarda, bebeklerde keçi sütü anemisi olarak adlandırılan kansızlığa yol açabilmektedir. Sütte, özellikle, yeni doğan bebeklerin gastrointestinal sisteminin gelişmesinde önem taşıyan ve büyüme faktörleri olarak adlandırılan bileşenler mevcuttur. Büyüme faktörleri mide asidine karşı dayanım gösterebilmekte ve sindirim sisteminden emilerek faaliyetlerine devam edebilmektedir. Keçi sütü, büyüme faktörleri bakımından zengin bir kaynak olması nedeniyle sindirim sistemi rahatsızlıklarının önlenmesi ve tedavisinde yarar sağlayan bir ürün olarak kabul edilmektedir. "Peynirde Hayvan İç Yağı Yok" Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 'peynire hile karıştı' haberleri üzerine yaptığı incelemeyi tamamladı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bazı basın yayın organlarının 'peynire hile karıştı' başlıklı haberleri üzerine yaptığı incelemeyi tamamladı. Bakanlık, peynirin ağırlığını artırmak için hayvan iç yağı kullanıldığı iddiaları üzerine ülke genelinde peynir üreten ve satan yerlerden 134 numunenin alındığını ve incelemeler sonucunda hiçbir numunede hayvan iç yağına rastlanılmadığını bildirdi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, konuyla ilişkin şu ifadelere yer verildi: "Ekim ayı içerisinde bazı basın yayın organları ile internet medyasında 'peynire hile karıştı' başlığıyla verilen haberlerde 'Peynire, ağırlığını artırmak amacıyla hayvan iç yağı (don yağı) katılabildiği ve yapılan analizlerde de bunun saptanamadığı' yönünde iddialar yer almıştır. Söz konusu iddialar üzerine harekete geçen Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü ekipleri, ülke genelinde peynir üreten ve satan yerlerde muhtelif peynirlerden 134 numune almıştır. Bakanlığımız gıda kontrol laboratuvarlarında yapılan analizler sonucunda hiçbir numunede hayvan iç yağına rastlanılmamıştır." Metot ve cihaz yönüyle bakanlık laboratuvarlarında bu ve benzer analizlerde kullanılan yöntemlerin uluslararası geçerliliği olan yöntemler olduğu da vurgulanarak, haberlerde iddia edildiği gibi iç yağı saptanamadığı ve güvenilirlik açısından herhangi olumsuzluğun söz konusu olmadığı belirtildi. Bakanlık, rutin kontrol ve denetimlerin aynı hassasiyetle sürdürüleceğinin altını çizdi. Kayısı Üreticilerinin Dikkatine! Kayısı ağaçlarında görülen (Çil) yaprakdelen hastalığına karşı sonbaharda yaprakların % 75-80 ni döküldüğünde ilaçlama yapınız. Bu hastalığın etmeni fungus olup; başta kayısı olmak üzere sert çekirdekli meyve ağaçlarının yaprak, meyve tomurcuk ve sürgünlerini hastalandıran çil hastalığı büyük oranda verim kaybına ve kalite düşüklüğüne neden olmaktadır. Yaprak üzerinde oluşan lekeler belli bir süre sonra dökülür. Etmen yaprak saplarını da enfekte eder. Meyvelerde oluşan lekeler ise meyvenin büyümesini engeller ve pazar değerini büyük oranda düşürür. Tomurcuklara bulaşan hastalık onların kurumasına neden olur. Sürgünlerde zamk çıkar ve küçük kanserler oluşur. Bu hastalık ile mücadele yapılmaz ise % 30-60 oranında verim kaybına neden olur. Bu nedenle Sonbaharda yaprakların % 75 döküldüğünde % 2 lik bordo bulamacı veya 100 lt suya 800 gr dozunda % 50 bakırlı ilaçlardan biriyle ilaçlama yapılmalıdır. Ayrıntılı Bilgi almak için; İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürlüğüne başvurunuz. Birikim ve deneyimden doğan büyük güç. Pamuk küspesi üretiminde lider kuruluş. 322 4591212 www.serinler.com
Köy-Koop Merkez Biṙliği Kasım 2012 TARIM 15 Mısır: Herşeyin İçindeyim... 2013 yılında yine milyonlarca dönüm mısır ekilecek, bunların boyları uzamaya, koçanları oluşmaya ve büyümeye başlayacak, hasat edilecekler ve mısırı tüketen milyarlarca insanın çoğu bunun farkında bile olmadan yaşamaya devam edecek. Binlerce insan mısır tarlalarının üzerinden uçup giderken orada neler olduğunu asla göremeyecek. Belki birkaç insan kısa mesaj yazmayı ya da internette sörf yapmayı bir süreliğine bırakarak dünyada neden bu kadar çok mısır üretildiğini merak edecek. Tablonun tamamına baktığımızda yine insanların çoğu mısırın hayatımızda ve geleceğimizde oynadığı önemli rol hakkında herhangi bir ipucu bulamayacaklar. Mısır sözcüğünün kökeni nedir hiç düşündünüz mü? Etimoloji bir dildeki kelimelerin kökenleri araştıran ve bundan hareketle o dilin diğer dillerle ve o dili konuşan topluluğun tarih boyunca diğer topluluklarla ilişkilerini araştıran bilim dalıdır. Bazen sürekli kullandığımız şeylere o kadar yabancılaşırız ki onlarla ilgili en temel şeyleri düşünmeyiz nedense. Tabi bu yazıda amacımız sadece kelimenin kökenini anlatmak değil; hayatımızda bir çok alana girebilmeyi başarabilmiş böyle güzel bir bitkiyle olan samimiyetimizi artırmaya çalışmak olacak. Bitkinin kültüre alınma serüvenine baktığımızda, bu ıslah sürecinin başlangıcı Amerika nın New Mexico eyaletinde yapılan arkeolojik kazılarda 5000 yıl öncesine kadar uzanırken, Meksika nın başkenti Mexico City de yapılan kazılarda toprağın derinlerinde bulunan mısır çiçek tozlarının 7000 yıllık olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak mısırın 8000-10000 yıllık bir tarihi olduğu düşünülmektedir. Mevcut bilgilere göre Amerika kıtası keşfedildiği dönemlerde kıtanın birçok bölgesinde mısır tarımı yapılıyordu ve günlük beslenmede kullanılan en önemli bitki durumundaydı. İspanyol kaşifler Rodrigo de Jerez ve Luis Torres mısır diye bir bitkinin varlığını kaydeden ilk Avrupalılar sayılmaktadır. Kaşiflerden birinin 2 Kasım 1492 tarihli günlüğünde Küba yerlileri tarafından kendilerine mısır ve tütün hediye edildiği yazılmıştır. Değer bir rivayete göre ise yine aynı yıl mısır taneleri ilk defa Kristoph Kolomb tarafından Küba'dan İspanya'ya getirilmiştir. Fakat ilk olarak bahçelerde bir süs bitkisi olarak yetiştirilirken çok zaman geçmeden besleyici özelliği farkedilerek yaygın olarak tarımı yapılmaya başlamış buradan Portekiz, Fransa, İtalya ve bütün güneydoğu Avrupa ve kuzey Afrika ya doğru yayılmıştır. O dönemde yeni sömürge arayışlarında olan Portekizliler sayesinde mısır Çin in batısında üretilmeye başlamış ve Filipinler ve Batı Hint Adaları na da taşınarak buralarda önemli hale gelmiştir. Mısır yüksek çoğalma oranı ve yüksek verim potansiyeli sayesinde bütün dünyaya hızla yayılmış ve ülkemize girişi ise Kuzey Afrika üzerinden olmuştur. Mısır olarak isimlendirilmesi ile ilgili yaygın düşünce de Mısır ve Suriye üzerinden giriş yaptığından dolayı bu ismin verildiğidir. Mısırın evrimsel macerasına bakacak olursak; hikayeye göre Meksikalı meraklı çiftçilerin mısır bitkilerindeki farklılıkları (kiminin boyu daha uzun, bazılarının taneleri daha lezzetli, bazılarının öğütülmesi daha kolay gibi) farketmeye başlamalarıyla birlikte yapay seleksiyon başlamış ve çiftçiler beğendikleri mısır Esengül ERDEM Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü e.erdem@comu.edu.tr Ali Kürşat ŞAHİN Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü aksahin@comu.edu.tr türlerinin tohumlarını bir sonraki hasat dönemi için yoğun bir şekilde ekmeye başlamışlardır. Böylelikle zaman içerinde mısır modern formunu almaya yani koçanlar büyümeye, dane sıraları artmaya başlamıştır. Bununla birlikte mısırın yabani atalarının kimliği yüzyıllar boyunca bir gizem olarak kalmıştır. Buğday, pirinç gibi diğer tahılların yakın akrabaları olan bitkiler varken, mısır gibi muntazam bir şekilde dizilmiş yumuşak ve nişastalı tanelere sahip koçanları olan hiçbir yabani bitki bulunmamaktadır. Yapılan arkeolojik çalışmalar da bu belirsizlik durumunu pekiştirmiş ve kazılarda modern mısırın ani bir şekilde ortaya çıkışı bilimadamlarını çok şaşırtmıştır. Evrimin genellikle yavaş yavaş meydana gelen küçük değişikliklerle ortaya çıktığı düşünülür. Peki mısır neden böyle ani bir şekilde ortaya çıkmıştır? Kavram Yanılgısı: Evrim her zaman yavaş ve aşamalıdır. Gerçeklik: Etkili genler üzerindeki küçük değişiklikler hızlı evrimsel değişimler meydana getirebilir. Genetik çalışmalar sayesinde mısırın yabani atasının Teosinte isimli bitki olduğunu artık biliyoruz. Teosinte özellikle daneleri mısırla karşılaştırıldığında, mısıra hiç benzememekle birlikte, mısırla DNA düzeyinde şaşırtıcı iki benzerlikleri vardır. Bunlar aynı kromozom sayısına sahip olmaları ve genlerinin bariz bir şekilde benzer düzenlemeye sahip olmasıdır. Teosinte, modern mısır varyeteleri ile, doğal olarak çoğalmaya devam edebilen mısır-teosinte hibrid formlarına melezlenebilmektedir. Bilim adamları genetik arkeoloji aracılığıyla mısır-teosinte melez döllerini çalışmışlar ve bu mısır ve teosinte arasında DNA düzeyindeki farklılığı anlamaya yardımcı olmuştur. Böylelikle genetik ve arkeolojik ipuçları birleştirilerek mısırın evrim hikayesinin parçaları biraraya getirilmiştir. İlkel İlkel ----------------------- Modern Mısır Hibrid Döl Teosinte Mısır ıslahındaki ilk gelişmeler tek bir gende meydana gelen küçük değişimlerin dramatik etkisinden kaynaklanmaktadır. Tabi küçük değişimlerin meydana getirdiği dramatik etkiler arkeolojik kayıtlarda mısırın aniden ortaya çıkmasını da açıklamaktadır. Bu güzel örnek bize evrimin her zaman, zaman içerisinde aşamalı olarak meydana gelmediğini de göstermektedir. Modern mısırın evrimindeki son değişimler binlerce genin küçük etkisiyle ilişkilidir. Bu küçük değişiklikler arasında: Nişastanın üretim tipi ve miktarı, Farklı iklim ve toprak türlerinde büyüyebilme yeteneği, Tane sıralarının sayısı ve uzunluğu, Tane boyutu, şekli ve rengi, Zararlılara karşı direnç gibi büyük farklılaşımlar bulunur. Bu örnekler geleneksel evrim görüşü (uzun zaman içerisinde aşamalı olarak meydana gelen değişimler) ile de uyumludur. Sonuç olarak binlerce yıl boyunca devam eden seçici yetiştirme ile bugün üretmekte olduğumuz geniş mısır çeşitleri yelpazesi oluşmuştur. Mısır, tropik, subtropik ve ılıman iklim kuşaklarında yetiştirilebildiği için Antartika hariç hemen hemen dünyanın heryerinde tarımı yapılabilmektedir. Bu özelliğinden dolayı modern dünyanın gıda bitkisi ve çok yönlü kullanılan dane bitkisi haline gelmiştir. Dünyada ekim alanı bakımından buğday ve çeltikten sonra 3. sırada yer alırken üretim miktarı bakımından ilk sırada yer almaktadır. Ayrıca, dekara 492.4 kg ile, tahıllar içerisinde en fazla verim sağlayan bitki durumundadır. Dünyada en çok mısır Amerika kıtasında üretilmektedir. A.B.D, tek başına dünya toplam mısır üretiminin % 40-45 ini karşılamaktadır. Günümüzde mısırın doğrudan veya dolaylı olarak üretimine katıldığı binlerce farklı ürün bulunmaktadır. Bunların başlıcaları; hayvan yemi olarak, taze tüketim, konserve, mısır unu, nişasta, cips, çerez, yağ, tatlandırıcı, şekerleme, çiklet, çikolata ürünleri, bebek mamaları, salata sosları, alkol, yüksek fruktozlu mısır şurubu, diş macunu, etanol üretiminde ve otomotiv sanayi, temizlik malzemeleri, tekstil ve kozmetik sanayi olarak sayılabilir. Tam olarak kesin olmamakla birlikte dünya mısır üretiminin yaklaşık %60 ı hayvan yemi, %20 si insan gıdası (doğrudan tüketim), %10 u işlenmiş gıda ve %10 u diğer tüketimler ile tohumluk olarak kullanılmaktadır. Yıllara göre Türkiye mısır ekiliş alanları, üretim miktarı ve verime baktığımızda 1983 yılından bugüne kadar ekiliş alanında sadece 55000 hektarlık bir artış olmasına rağmen, üretim miktarı yaklaşık dört kat artmış, hektardan alınan verim ise neredeyse üç katına çıkmıştır. Gelecek sayıda: Mısır Tarımının Yurdumuzdaki Dünü, Bugünü ve Geleceği Anadolu nun küçük bir ilçesinde demokrasi arayışı Bu küçük ilçenin adı Mesudiye. Türkiye nin 957 ilçesinden biri. Bağlı olduğu Ordu iline, 1871 de Halil Rıfat Paşa tarafından açılan yoldan ulaşılıyor. Mesafe yaklaşık 120 km. ama süre 120 dakikadan fazla. Fakat güzel mi güzel!.. Prof.Dr. Aziz EKŞİ Ankara Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Başkanı aeksi@ankara.edu.tr Devlet kayıtlarına göre nüfusu 1960 larda 39 000 dolayında. Ya şimdi derseniz Yaklaşık 13 000. Yani üçteikisi yok. Nerede derseniz, İstanbul da, Ankara da, Almanya da Nedenini biliyorsunuz. Hangi Anadolu ilçesi yaşamadı ki bu göç olgusunu İşte bu ilçede tuhaf bir şey oluyor.1991 yılında ilçe halkı, kalanı ve göçeni ile geleceğini tartışmaya, yazgısını sorgulamaya başlıyor. Doğrudan demokrasi karakteri taşıyan Mesudiye Kurultayı; Her yıl TEMMUZ ayının ilk CUMARTESİ, SAAT 10.00 da çağrısız olarak gerçekleşiyor, İlgi duyan herkese açık, katılan herkesin eşit söz ve oy hakkı bulunuyor, Politik olmayan bir yaklaşımla yörenin kalkınmasını amaçlıyor. 1991 den bu yana her yıl tekrarlanan ve 2012 de 22 incisi gerçekleşen Mesudiye Kurultayı, kalıcılığını kanıtlıyor. Yöreye somut katkılar sağlanıyor. Öyle olmasa zaten kalıcı olamazdı. İşte bu küçük Anadolu ilçesinde, Türkiye Cumhuriyeti nin 100. Yılı olan 2023 te, Dünya Demokrasi Forumu nu düzenleme kararı alınıyor. Neden demokrasi derseniz Güvenli bir kaynağa göre dünya halkının ancak %11 i gerçek demokrasi ile yönetiliyor. Buna karşılık %38 i baskıcı yönetimlere boyun eğiyor. Kalanı ise bu ikisi arasında bocalayıp duruyor. Ve kalkınma, ancak demokrasi ölçüsünde sağlanabiliyor. Dünya Demokrasi Forumu; 2013 Türkiye Demokrasi Forumu, 2018 Avrasya Demokrasi Forumu ve 2023 Dünya Demokrasi Forumu Olmak üzere biribirini izleyen ve giderek genişleyen 3 halkadan oluşuyor: Türkiye Demokrasi Forumu (TDF 2013), 6-8 TEMMUZ 2013 tarihleri arasında MESUDİYE de gerçekleşecek. Bu yılın konusu; doğrudan demokrasi ve yerel kalkınma çabaları olarak belirlendi. Amaç; katılımlı yerel kalkınma çabalarının sesinin duyurulması, yerel kalkınma deneyimlerinin karşılıklı paylaşılması, benzeri çabaların yaygınlaştırılması, yeni sentezlerin oluşması ve böylece demokrasinin güçlenmesidir. 2013 te birincisi yapılacak olan Türkiye Demokrasi Forumu nun ikincisinin hangi tarihte, hangi ilçede yapılacağı da bu toplantıda demokratik yolla belirlenecektir. TDF 2013; örnek başarıları olan belediyelere, kooperatiflere, meslek odalarına, vakıflara, derneklere, kalkınma ajanslarına ve benzeri toplumsal oluşumların tümüne açıktır. Kuşkusuz bilim dünyasına da. Demokrasi için sivil örgütlenmelerin tümü kuşkusuz önemlidir. Ancak, demokratik işleyişi, dayanışma yaklaşımı ve kalkınma odaklılığı ile kooperatiflerin bu forumdaki yeri bir başkadır Demokrasi için Mesudiye de buluşmak dileği ile
Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Biṙliği 16 HAYVAN SAĞLIĞI Üçgün Hastalığı-Bovine Ephemeral Fever Üçgün hastalığı sığırlarda yüksek ateş, depresyon, titreme, yeme-içmenin durması, göz-burun akıntısı, solunum güçlüğü, süt veriminde azalma; ilerleyen dönemde topallık ve ayakta kalamama gibi klinik bulgularla seyreden viral bir hastalıktır. Yaz aylarında enzootiler halinde görülen ve üç günlük ateşli devresi olan viral bir enfeksiyondur. Öldürme oranı düşük (% 5-15) hastalandırma oranı oldukça yüksek (%100) olan hastalıkta, düşükler olabildiği gibi, süt verimi düşmesine neden olduğu için ekonomik önemi vardır. Ayrıca mastitis e karşı duyarlılığı artırır. Östrusu geciktirir. Üç gün hastalığı Avustralya dan Avustralya da hastalığın ilk raporları 1936 Martında üç geniş yayılmış bölgeden: Batı Avustralya nın Kimberley alanı, Kuzey karada Barkly yaylasında, Queensland da Burketown dan gelmiştir. Hastalık Carpenteria körfezine yakın bölgelerden sonraki eylülü takiben Townsville ya yakın sahile ulaşarak doğuya doğru hızla yayılmıştır. Aralıkla birlikte, üç gün hastalığı Queensland New South Wales sınırına bitişik alt sahil bölgelerine yayılmıştır. Güneye hızlı yayılma devam etmiştir ve 1937 martında, Victoria nın doğu bölgelerinde rapor edilmiştir. Hastalığın yayılması Genelde üç gün hastalığına neden olan virüs ün uçucu insektler tarafından sığırlar arasında bulaştırdığına inanılır. Taşıyıcı insektler (vektörler) kesin bir şekilde tesbit edilememiş bulunmaktadır. fakat sivrisinek ve ısırıcı tatarcıkların (kumsinekleri) sorumlu olduğu düşünülmektedir. Hastalığın yayılması hava şartlarına bağlıdır-yağmur ile doğu ve güneye doğru hakim rüzgarlar vektörlerin yaşamı ve dağılması için gereklidir. Hastalık Ülkemize nasıl bulaşmıştır? Üçgün Hastalığı, ülkemizde ilk olarak 1985 yılında tespit edilmiştir. Daha sonra hastalık 1999, 2001, 2003 ve 2008 yıllarında görülmüştür. Hastalığın hayvanlara bulaşması sinekler aracılığıyla olmaktadır. Hastalığın komşu ülkelerden sinekler vasıtasıyla ülkemize bulaştığı düşünülmekle birlikte Avustralya gibi ada ülkesinde de hastalık görülebilmektedir. Risk altındaki hayvanlar Virüse bir kere maruz kalan, sığırda uzun süren bir bağışıklık gelişir. Buzağılar altı aylık yaşa kadar üç gün hastalığına nispeten bağışıktırlar. Yaşlı sığırlar hastalığı geçirdiklerinden dolayı bağışıklığa sahiptirler, hastalığa ilk kez maruz kalan veya genç büyüme dönemindeki sığırlar çok hassas bulunmaktadır. Bununla birlikte, tüm yaşlardaki sığırı etkileyen hastalığın patlak vermesi bir dizi kurak geçen yılların sonunda baş göstermektedir. Klinik belirtiler Tipik olarak, hastalığın üç safhası tanımlanmıştır; Akut ateşli dönem, özellikle süt sığırlarında aniden ortaya çıkmaktadır. Sığırlar ateşle birleşik semptomlar gösterir. Rectal ısı genelde 40 derecenin üstündedir. Hasta hayvanların ortalama %50 si titrer. Hasta sığırlar sırtlarını kamburlaştırırlar ve burunlarından ve ağızdan akan salya ile kafalarını aşağıda tutarlar. Sık sık göz ve burun akıntısı vardır. Yeme ve geviş getirme durmuştur, özellikle süt sığırlarında süt verimi düşmüştür. İkinci safha bir ya da daha dazla bacaklarda kas güçsüzlüğü ve topallıktır. Topallık bacaklar arasında değişebilir. Eklemlerde gözle görülebilen şişlik olabilir. İyileşme döneminde, etkilenen hayvanların büyük çoğunluğu yem yemeye su içmeye devam ederler. Hastalıktan çok etkilenmiş iyi kondisyonlu ağır hayvanlar kilo kaybedebilirler. Bazı hayvanlar kas hasarından veya dirençli mücadeleden dolayı spinal kanala zarardan dolayı yerde kalabilir. Genellikle, yaklaşık 1% ölüm ya da yıkımlanma olur çünkü ayağa kalkamazlar, hatta bu durum 10% kadar çıkabilir, üç gün hastalığından kurtulan bazı hayvanlar bel omurunun zarara uğramasından dolayı sendeleyeceklerdir. Bazı gebe inekler abortus yapabilir. Yanlış yutma sonucu aspirasyon pnömoni şekillenmesi de olagandır. Ender olarak deri altı empysemi ve akciger emphysemi ile de komplike olabilir. Etiyoloji ve Epidemiyoloji: Rhabdovirüslar dan bir virus tarafından meydana getirilir. Virüsün 4 serotipi vardır. Deneysel olarak hamster ve farelere nakledilebilir. Kontak suretiyle bulaşma olmaz. Virüs sokucu sinekler tarafından nakledilir. Bir çok bölgede, sokucu sineklerin bol olduğu Temmuz-Ekim ayları arasında görülür. Hastalığın yeni girdiği yerlerde morbidite %100 dolaylarında çıkar. Enzooti bölgelerinde %5-10 dolayında görülür. Sadece sığırlara mahsus bir hastalıktır. 6 aylıktan büyük danalarda ve her yaştaki sığırlarda rastlanır. Kolostrum antikorları buzağıları en az 3 ay korur. Besili hayvanlar zayıflara kıyasla hastalığı daha şiddetli geçirir. İnkubasyon süresi 2-10 gündür. Virüs lenf yumruları, akciğer ve dalakta ürer. Viremi devresini takiben, lenf yumrularına ve kaslara lokalize olur. Otopsi Bulguları: Lenf yumruları şiş, ödemli, serozalar hiperemik, yer yer peteşilerle bezeli, abomazum hiperemik, barsak mukozası hiperemik, eklemlerde synovial membranlarda dejeneratif bozukluklar, bazen akciger emphysemi ve brochiolitis tablosu saptanır. Tedavi Anti enflamatuar ilaçlar ile tedavi hastalığın ilerlemesini azalttığını göstermiştir. İlaçlı et ve sütün kullanılmayacağı dönemi göz önünde bulundurarak, uygun bir anti-enflamatuar ilaç için en yakın veteriner hekiminize başvurun. Çoğu hayvanlar su, gölgelik yer ve yem sağlanırsa iyileşecektir. Üç gün hastalığına yakalanan hayvanların boğaz kaslarının felci nedeniyle sıvılar soluk borusunu geçerek Akciğerlere kaçıp pneumoniye neden olmasından dolayı ağızdan su içirilmemeli, yaz mevsiminde sokucu sineklerle mücadele edilmelidir. Ephemeral fever e karşı ölü ve adjuvantlı atenue virus aşıları geliştirilmiştir. Bu aşılar sinek mevsiminden önce 2 defa uygulanmalıdır. Korunma Üç gün hastalığından korunmak için iki tür aşı geliştirilmiştir. Sadece altı aylıktan daha büyükler aşılanmalıdır. 1.Değiştirilmiş bir canlı BEF aşısı 1980 lerin sonundan beri mevcut bulunmaktadır. Uygulama öncesi kuru dondurulmuş aşı ile soğuk sıvı yağlı aşının karışımından oluşan iki aşıdan ibarettir. Bu aşı BEF e karşı iyi düzeyde koruma sağlamaktadır. Orta şiddette bir hastalığın aşılama sonrası bile aşılı hayvanlarda gelişebileceğini saha incelemeleri göstermiştir. Bununla birlikte, hastalığın şiddeti ve süresi aşılanmamış sığırlardakinden çık daha azdır. Eğer büyük bir fayda elde edilmek isteniyorsa bu aşıya çok özen gösterilmelidir. Uygulama öncesi soğuk zincirinde muhafaza edilmeli ve daha sonra hemen karıştırılmalıdır. Aşı sadece veterinerlerde mevcuttur. 2.İnaktive BEF aşısı 1998 in sonun da serbest bırakılmıştır. Ölü aşı üç gün hastalığına karşı altı ay koruma sağlar. Canlı aşının yaptığı aynı derecede korumayı sağlamaz fakat kullanım açısından daha uygundur. Aşı dondurulmamalı, sadece soğukta muhafaza edilmesi gereken 1-içinde 5 olarak kullanım için hazır yastık paketlerde gelir. Her iki aşı, boyun derisi altına 4 hafta ara ile iki enjeksiyon uzun süren koruma için gereklidir. Teknik tavsiye bir dizi aşılama stratejilerindeki gibi herhangi bir aşılama programı öncesi araştırılmalıdır, üç gün hastalığına karşı ya uzun dönem ya da kısa dönem korumaya bağlı kullanılabilen aşı gereklidir. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Üçgün Hastalığı Hakkindaki BASIN AÇIKLAMASI (2012/28) Son günlerde bazı basın yayın organlarında ve internet medyasında Üç gün hastalığı ile ilgili çeşitli iddialar yer almıştır. Söz konusu iddialar kamuoyunda yanlış anlaşılmalara neden olacağından bakanlığımızca aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Üç gün hastalığı Haziran-Eylül döneminde görülen ve sinekler aracılığı ile hayvanlara bulaşan mevsimsel bir hastalıktır. Bu sene sıcakların Ekim ayı ortalamalarının üzerinde seyretmesi sonucu görülme süresi uzayan hastalığın görülme dönemi sona ermiştir. İnsan sağlığı için herhangi bir risk oluşturmayan Üç gün hastalığı, ayrıca hayvandan hayvana bulaşmamaktadır. Sığırlarda yüksek ateş, titreme, iştahsızlık, göz-burun akıntısı, solunum güçlüğü, süt veriminde azalma, ilerleyen dönemde aksama ve ayakta kalamama şeklindeki klinik bulgularla kendini gösteren viral hastalık belirtileri; hayvanlar aynı anda başka hastalığa yakalanmamışlarsa birkaç gün içinde ortadan kalkmakta, bazı hayvanlar tedaviye gerek duyulmaksızın iyileşmektedirler. Adana, Mersin, Osmaniye ve Hatay da kısmen de Şanlıurfa ilinde görülen ve haberlere konu edilen hastalıkla ilgili olarak; şu ana kadar 2 bin 200 ölüm vakası meydana gelmiş olup, bu hayvanlar veteriner hekim kontrolünde imha edilmiştir. Diğer yandan hastalık belirtileri görülen ancak antibiyotik kullanılmadığı kesim öncesi ve kesim sonrası muayeneleri ile resmi veteriner hekimlerin kontrolü ile kesinleşen 722 hayvan kombinalarda kesilmiştir. Kesimhaneye kesim için gelen, ancak hastalık şüphesi taşıyan ve ikincil enfeksiyonlar için antibiyotik kullanılan canlı hayvanların ilaç atım sürelerinin dolmadığı tespit edilen hayvanların kesime gönderildiği iddiaları kesinlikle doğru değildir. Tüm dünyada zaman zaman görülen bu hastalıkla mücadelede koruyucu aşılama yöntemi uygulanmaktadır. Üç gün hastalığının gelecek yıl da görülmemesi için aşılama çalışmaları sürdürülmektedir. Sonuç olarak; Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı (OIE) tarafından bildirimi zorunlu olmayan Üç gün hastalığından dolayı çok sayıda hayvanın telef olduğu ve bu hayvanlara ait etlerin tüketime sunulduğu şeklindeki açıklamaların gerçekle ilgisi bulunmamaktadır. Hastalıkla ilgili her türlü takip ve tedbirler Bakanlığımızca ivedilikle sürdürülmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Brusella hastalığı ülkemizde yaygın olarak görülmekte ve Tarım Bakanlığı tarafından gerekli görülen bölgelerde aşı uygulaması yapılmaktadır. Brusellozis ülkemizde hem hayvanlarda hem de insanlarda ihbarı mecbur bir hastalıktır. Tarım Bakanlığının 1998 1999 yıllarında 79 ilden toplam 13458 adet sığır kan serumu ve 30433 adet koyun kan serumu incelenmesi sonucu sığırlarda % 1.43 koyunlarda % 1.97 olarak hastalık tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda hayvan hareketlerinin fazla olmadığı ve atık vakalarının nadir olduğu Orta ve Doğu Karadeniz sahil şeridindeki iller dışında, ülke genelinde hastalığın yaygın olduğunu göstermektedir. Özellikle hayvan sevklerinin yoğun olduğu sınır bölgelerde (doğuanadolu, güneydoğu vb.) hasatlık çok daha sık görülmektedir.
Köy-Koop Merkez Biṙliği Kasım 2012 BİTKİ SAĞLIĞI 17 Domatesi Hepimizden Çok Seven Uluslararası Bir Böcek Domates Güvesi Bilindiği üzere domates hemen hemen herkesin vazgeçilmezi, mutfağımızın olmazsa olmazı bir sebzemizdir. Bu sebze gelişmiş örtü altı yetiştiricilik tekniklerinin de kullanılmasıyla 12 ay sofralarımızdan eksik olmaz. Ülkemizde, yıllık toplam 10.745.572 ton domates (Lycopersicon esculentum Mill.) üretim ile dünyada domates üretiminde Çin, ABD ve Hindistan dan sonra 4. sırada yer alması bu bitkinin ülkemiz ekonomisinde ki yerini de anlatmaya yeterli bir istatistiktir. İnsan sağlığında ki önemine değinmiyorum bile Her gün yeni bir faydası çıkıyor, yetişemiyoruz bu sebzenin hızına. Belki de bu sebzenin içeriğinde ki bol likopen ile anti kanserojen olduğunu belirtmek bile kafi. Domatesin önemine kısaca değindikten sonra gelelim böceğimize; uluslararası dolaşımda olan bu Tuta absoluta (Domates güvesi) isimli kelebek zararlısı Güney Amerika kökenli olup, Avrupa da ilk olarak İspanya da 2006 yılında görülmüş, hızla yayılarak 2006-2011 yıllarında diğer Avrupa ülkelerinin yanı sıra, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde de saptanmıştır. Birçok ülkede olduğu gibi bizim ülkemiz de de bu zararlı Akdeniz ve Ege kıyılarından girerek ülke geneline yayılmıştır. Bu durum bir karantina zafiyeti olup olmadığını da ayrıca akıllarımıza getirmektedir. Bizler arazideyken çiftçiler bize bu böcek nerden geldi? Daha önce bu zararlıyı hiç görmemiştik gibi sorular yöneltmektedir. Bu sorulara verdiğimiz cevap ise Güney Amerika dan ya da Avrupa dan geldi olunca, çiftçimiz; ben gitmek istesem oralara gidemem, bu melet (böcek) nasıl gelmiş buralara? demesi sorunun trajikomik bir hal aldığını göstermektedir. Ali Rıza GÜNAL A.Ü. Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü 3. Sınıf Öğrencisi ren zararlı başlangıçta 0.9 mm boyunda iken olgunlaştığında 8 mm ye ulaşır (Şekil 3). Larva dönemini tamamlayan zararlı, oluşturduğu ipliksi ağ ile pupa olmak için kendini toprağa atar. Pupa yaklaşık 5-6 mm boyundadır. Pupa dönemi 9-11 gün sürmektedir (Şekil 4). Pupa dönemini, oluşturduğu beyaz bir kokon içinde yaprakta veya bitkide oluşturduğu galeriler içinde ya da toprakta geçirir Tuta absoluta kelebekleri gündüz yaprakların arasında gizlenip, geceleri ya da alacakaranlıkta hareket ederler. Üreme kapasitesi oldukça yüksek olan zararlı, Akdeniz iklimine sahip yerlerde koşullar uygun olduğu sürece yılda 10-12 döl vermektedir. Yaşam çemberini çevre koşullarına bağlı olarak 28-29 günde tamamlar. Bir dişi yaşam süresi boyunca 250-260 adet yumurta bırakabilir. Larva besin bulduğu sürece diyapoza girmez. Kışı yumurta, pupa veya ergin olarak geçirir. Örtü altında koşullar 12 ay uygun olduğundan her mevsim de zarar vermesi mümkündür. Peki nasıl zarar verir bu böcek? Tuta Tabi ki de teşhisi yapmak ile bitmiyor, asıl iş bundan sonra başlıyor. Fakat mücadele yöntemlerini anlatmaya geçmeden Tuta absoluta nın konukçu grubundan bahsetmek gerekir. Tuta absoluta isimli kelebek sadece domatesle değil aynı zamanda biber, patlıcan, patates, tütün, pepino, altın çilek gibi kültür bitkileri ile birlikte birçok yabancı ot ve süs bitkisinde de bulunur. Buradan anlıyoruz ki birçok üreticinin ürettiği bitkiler Tuta absoluta nın konukçusu konumunda. Üreticinin söz konusu bu ürünlere karşı kullandığı mücadele yöntemlerinin insan sağlığı ve çevreye olan etkisi bakımından tüketicilerimizde yakından ilgilenmektedir. Bu durum bizlere bu zararlıya karşı kullandığımız mücadele yöntemimizin çok önemli olduğunu göstermektedir. Yani yapacağımız mücadele bir yönden sorunu çözmeli diğer yönden de öyle hassas olmalı ki hem insan sağlığı hem de çevre sağlığı önemsenmeli. Bitki Koruma Bölümü Böcek Üretim Merkezinde de uzun yıllardır başarıyla yetiştirilen Bracon hebetor, Trichogramma pintoi ve Chelonus oculator bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar bu parazitoitlerin Domates güvesine ne karşı etkili bir şekilde kullanılabileceğini göstermiştir. Ülkemizde daha önceki çalışmalarda Ege ve Akdeniz Bölgesinde sebze alanlarında saptanmış olan, Macrolophus caliginosus (Wagner) ve Nesidiocoris tenuis Reut. (Hem.:Miridae) Tuta absoluta ile biyolojik mücadelede etkin olan predatörlerdir. Ayrıca T. absoluta nın larvalarını hastalandırarak öldüren bir bakteri Bacillus thuringiensis de mücadelede başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Biyoteknik mücadele olarak eşeysel çekici feromon tuzaklar kullanılmaktadır. Bu yöntem, dişi bireyin kimyasal olarak sentezlenmiş hormonlarını içeren dispenserlerin erkek bireyleri cezbetme esasına dayanmaktadır. Feromon tuzaklar zararlının varlığının saptanması ve pupalarını yok etmek için kullanılan etkili bir yöntemdir. Bu yöntemde, nemli toprağın güneş ışığının en yoğun olduğu Temmuz- Ağustos aylarında, kullanımı önerilmektedir. Bu zararlı ile mücadelede en son tavsiye edilen yöntem kimyasal mücadele yöntemi olmalıdır. Kimyasal mücadeleye karar verilmeden önce tuzaklar kullanılarak gözlem yapılmalı, bunla beraber yapılan gözlemlerde 100 bitkiden 3'ü yumurta ve larva ile bulaşık ise, mücadeleye karar verilmektedir. Zararlının ilaçlara dayanıklılık oluşturmaması için ilaçlama öncesi kalibrasyonun yapılması, ilacın dozunda kullanılması, farklı etki mekanizmasına ait ilaçların dönüşümlü kullanılması önerilmektedir. İlacın bitkinin tüm aksamına Bu nedenle öncelikli olarak çevre dostu mücadele yöntemleri bizim için ilk sırada yer almalıdır. Bu mücadele yöntemleri kültürel önlemler, biyolojik mücadele, biyoteknik mücadele ve fiziksel mücadele yöntemidir. Böceğin morfolojik tanımını yapmak gerekirse ergin yaklaşık 6-7 mm boyunda, kanat açıklığı 10 mm olan bir kelebektir. Kanatlar üzerinde karakteristik siyah noktalar bulunur (Şekil 1). Yumurta oval, krem-sarı renkli, oldukça küçük olup, 0.4 mm boyunda, 0.2 mm genişliğindedir. Yumurtalar, daha çok yaprak altına, sap, gövde, tomurcuk ve olgunlaşmamış domates meyvelerinin çanak yapraklarına bırakılır ve koşullar uygun olduğunda 4-5 gün içinde açılır (Şekil 2). Dört larva dönemi geçi- absoluta nın zararını anlatmak için kök haricinde bitkinin bütün aksamını tüketme kapasitesine sahiptir demek yanlış olmaz. Ancak yine de Tuta absoluta nın oluşturduğu zarardan ayrıntılı bahsetmekte fayda var. Yumurtadan çıkan larva; yaprak, sap sürgün ve meyveye girerek beslenmeye başlar. Yaprağın iki epidermisi arasında beslenerek şeffaf galeriler oluşturur (Şekil 5). Bu şeffaf boşluklar daha sonra nekrotikleşerek kahverengiye dönüşür ve kurur. Bitkinin yeşil aksamında açılan galeriler nedeniyle bitki tamamen kuruyabilir. Özellikle yapraklarda açılan galerilerde kümeler halindeki siyah renkli dışkıları oldukça dikkat çekicidir. Galeri içinde larvaları da görmek mümkündür. Beslenmek için genellikle taze sürgün uçlarını çiçek ve yeni meyveleri tercih eder. Domates meyvesinin her döneminde zarar yapabilir. Olgunlaşmamış yeşil domates meyvesinde çanak yaprakların altındaki giriş delikleri oldukça tipiktir. Bu böcek konusunda tecrübesi olan herkes ilk görüşte teşhisi yapabilir. Kültürel önlem olarak sera ve fideliklerde giriş ve havalandırma açıklıklarının zararlının giremeyeceği incelikte (462 µm) tül ile kapatılması, bulaşmanın önüne geçmek için girişlerin çift kapılı olması, zararlının konukçusu olduğu yabancı otların yok edilmesi, zararlıdan ari fide kullanılması, zararlı ile bulaşık yaprak ve meyvelerin üretim alanından uzaklaştırılıp imha edilmesi, ürün münavebesi ve topraktaki pupaları öldürmek için derin sürüm yapılması olarak sıralanabilir. Bunların yanında bitki artıklarının imha edilmesi de tavsiye edilen kültürel önlemler arasında yer almaktadır. Zararlının mücadelesinde biyolojik mücadeleden de faydalanabiliriz. Tuta absoluta nın önemli parazitoit ve predatörleri bulunmaktadır. Ayrıca Tuta absoluta nın parazitoitleri arasında A.Ü.Ziraat Fakültesi izlenmesi (monitor) amaçlı kullanıldığı gibi zararlının kitlesel olarak yakalanmasında kullanılmaktadır. Bu tuzaklar dışında feromon+su+ışık tuzakları, feromonlu şeffaf yapışkan ve feromonlu sarı renkli yapışkan şerit tipi tuzaklar da yurtdışında seralarda kullanılmaktadır. Feromon ve insektisit karışımının kullanıldığı çek-öldür yönteminde ise feromon ve insektisit karışımı, serada ip, yaprak ya da bir levha üzerine belirli sayıda damlalar halinde dağıtılmakta, erkek bireyin feromon ile çekilip insektisite dokunması sonucu ölmesi sağlanmaktadır. Fiziksel mücadelede ise solarizasyon uygulaması yapılmaktadır. Solarizasyon Tuta absoluta ile bulaşık seralarda topraktaki ulaşması ve bitkide iyi bir kaplama sağlanması da kimyasal mücadelenin başarısında etkili olabileceği göz ardı edilmemelidir. Sonuç olarak Türkiye, domates üretiminde ve ihracatında dünyanın önde gelen ülkeleri arasındadır. Domateste önemli zararlara neden olan Güney Amerika kökenli Tuta absoluta (Domates güvesi) ilk kez 2009 yılında ise ülkemizde saptanmıştır. Gerek seralarda gerekse açık alanda Tuta absoluta zararı oldukça yüksektir. Zararlının mücadelesinde çevreyle uyumlu mücadele yöntemlerinin tercih edilmesi; bir yandan üreticilere mevcut sorunun sürdürülebilir çözümüne önemli katkılar sağlarken diğer yandan da hem ekolojik dengenin korunması hem de gıda güvenliği açısından son derece önemli katkılar sağlayacaktır. Bu nedenle kimyasal ilaçlarla mücadele, uzun dönemdeki riskleriyle, üreticiler tarafından düşünülmesi gereken en son mücadele yöntemi olmalıdır.
Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Biṙliği 18 KOOPERATİFÇİLİK Kooperatifler Birbirinin Rakibi Değil İş Ortağıdır Kooperatifçilik adı üstünde işbirliği demektir. İnsanların bir hedef doğrultusunda birlik ve dayanışma ruhu içinde güçlerini birleştirdikleri bir harekettir. Benzer yaklaşım kooperatifler arasında da geçerlidir. Kooperatifler birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısı ve iş ortağıdırlar ve öylede olmalıdırlar. Zaten kooperatiflerden de Kooperatifçilik ilkeleri çerçevesinde, birlik beraberlik ve dayanışma ruhu içinde güçlerini birleştirerek hareket etmeleri beklenir. Gelişmiş ülkelerdeki kooperatifleri başarıya götüren onların sektörel olarak güçlü kooperatifler oluşturmaları, tüm kooperatiflerin tek çatı altında birlikte olma istekleri ve uygulamalarıdır. Bu çatılar altında kooperatiflerin birbirine rakip olmaları, bir konuda rekabet etmeleri görülen bir durum değildir. Böylesi bir kaynak kaybını da gerçek kooperatifçilerin kabul etmesi mümkün değildir. Gelişmiş ülkelerdeki kooperatiflerin üst örgütlerine baktığınızda her sektörden kooperatifi bir arada uyum içinde tek bir vücut gibi görürsünüz. Hepsi bir araya gelen kooperatifler fabrikaları işleme ve paketlenıe tesisleri, AVM Ieri, satış yerleri bankaları hastaneleri, eczaneleri, bakım evleri, okulları, özel eğitim kurumları ile tek marka altında ya da belirli kooperatif markaları ile başta yerelde olmak üzere ülke genelinde devletin, halkın ve ortaklarının gurur duydukları işleri başarırlar. Ünal ÖRNEK Ziraat Yüksek Mühendisi uno58@hotmail.com Genci, yaşlısı ve engellisi ile tüm insanlar kooperatiflerin sosyal hizmetlerinden faydalanırlar. Geniş profesyonel kadroları ile çevreye ve insana en saygın hizmeti verirler. Bu ülkeler tabii ki globalleşme adı altında ülkedeki kamu hizmetlerinin özele devredilnıesinden çekinmezler. Çünkü bu konuda halkın ve devletin güvencesidirler. Ülkeye gelecek yabancı sermayenin hatta yerli yatırımcının en ufak ekonomik kayıpta bulundukları bölgeyi ve hatta terk etme eğilimi kooperatif yatırımları için geçerli değildir. Ülkenin her yerinde yatırım yaparlar, o toprakları da terk etme lüksü bulunmamaktadır. Böylesi bir hizmeti de özel sektörün vermesi sizce mümkün müdür? Güçlü ve her türlü alt yapısını tamamlamış kooperatif üst örgütleri bırakın ülkelerini, sınırları aşarak birçok ülkede çeşitli konularda başarılara imza atmaktadırlar. Sosyal amaçlı ekonomik faaliyetlerde bulunmakta, ya kuruluşları ya da o ülkelerdeki kooperatiflerle işbirliği içinde faaliyette bulunmaktadırlar. Kooperatifçileri dünyada ilk defa bir sivil toplum örgütü kurmaya iten ve bir çatı altında toplayan da onların bu paylaşımı ve işbirliği ruhu olmuştur. Tabii böylesi bir çatı örgütünü oluşturulmasında hiç şüphesiz o ülkelerdeki kamunun kooperatiflere yaklaşımın da payı büyüktür. Çünkü bu ülkelerde devlet kooperatiflerin çalışmalarını destekleyen onlara müdahale etmeyen, kooperatifçilik ilkeleri çerçevesinde çalışmalarını kolaylaştıran, hatta kooperatifçilik hareketinin ülkenin kalkınması için gerekli olduğuna yürekten inanan ve kooperatiflerin çalışmalarına sıcak bakan bir çizgide durmuştur. Devletin bu yaklaşımı karşısında kooperatif liderleri de gerek yönetim, gerekse yaşam tarzı ile ortaklarına örnek davranışlar sergilemişler. Şahsi çıkarlarını ve menfaatlerini düşünmemişler, kendilerine mütevazı yaşamları, profesyonel kadrolarla etkin çalışmaları ile ortağa ve ülke değerlerine saygılı şekilde başta ortaklarının olmak üzere kamuoyunun güvenini kazanmışlardır. Kendilerine duyulan güveni suistimal etmemişlerdir. Üstlendikleri misyon çerçevesinde ülkede kooperatiflerin üst örgütlerinin temel taşlarını sağlam şekilde yerine koymuşlardır. Aynı zamanda dünyanın en büyük kapitalist ülkeleri olan bu ülkelerde, sistemin açtığı yaraların onarılmasında kooperatifçilik modeli kullanılmıştır. Çağımızda yaşanan ekonomik krizde de kooperatifçilik hareketinden beklenen budur. Nitekim bu ülkelerde Birleşmiş Milletler 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı vesilesi ile yapılan toplantılarda ve heyet kabullerinde devlet başkanları ve yetkili bakanların kamuoyuna ve dünyaya verdikleri mesaj bu yöndedir. İş dünyası da kooperatiflerin model olarak öneminin farkındadır. Çünkü kooperatifler bulundukları yerde zenginlik üretmekte toplumsal refahı ve satın alma gücünü artırmaktadır. Kırsalda ve ülke genelinde Türkiye'de Kooperatifçiliğin Doğuşu ve Gelişimi kalkınmanın temelini oluşturmaktadır. Yerelin gücünü ortaya çıkarmakta, emeğin hakkını korumakta, her kesim için güvence olmaktadır. Kooperatiflerin bu sihirli gücü sadece kıta Avrupasında değil, Avrupa nın kaşiflerinin yeni bulduğu topraklara göç hareketinde ve dünyanın diğer bölgelerinde oluşturulan kolonilerde kullanılmıştır. Göçmenler geldikleri yenidünyada mal ve can güvenlikleri için sigorta kooperatifleri kurmuşlar, yerleştikleri bölgelerde kredi üretim ve tüketim için kooperatifler kurmuşlardır. Kooperatiflerin çatısı altında her biri başka bölgelerden gelen göçmenler arasında işbirliği, dayanışma, demokrasi ve insan hakları ruhunu geliştirmişler ülkelerin kuruluşunda öncü rol oynamışlardır. ABD, Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya kooperatifçilik hareketinin ilk öncüleri bu göçmenler olmuştur. Onlar da geldikleri yenidünyada kooperatiflerin bir çatı altında hareket etmelerini sağlamışlardır. Aslında geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde de izlenmesi gereken kooperatiflerin tek çatı altında toplanması zorunludur. Çünkü kaynakların dar olduğu bu ülkelerde kooperatiflerin parçalı olması kaynak israfi olduğu gibi, güç kaybına da neden olmaktadır. Ayrıca, kooperatiflerin etkin çalışmalar yürütmesini engellemekle gelişme sürecini zayıflatmaktadır. Sonrada gelişmiş ülkelerdeki gibi biz de -bu kooperatifçilik neden gelişmiyor?- sorusu karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada geçmişte yapılan uygulamaları ve sonuçlarını çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Kooperatifleri zayıflatmak parçalamak ve devre dışı bırakmak ülkeye faydadan çok zarar getirmiştir. Ortaya çıkan boşluk özel sektör tarafindan doldurulamadığı gibi, özellikle kırsal yörelerde telafisi güç ekonomik ve sosyal yaralar açılmıştır. Mevcut kooperatiflerin dağınık ve parçalı yapı nedeniyle oluşturulamayan eğitim, denetim ve finans birlikteliği kooperatiflerin önünü kapattığı gibi sahiplenme ve güven sorunlarını da artırmıştır. Bugün dünyanın içine girdiği kriz ortamında krizin daha da derinleşmesi riskini de iyi okumamız gereklidir. Dünyanın adeta yeniden keşfettiği kooperatifçilik hareketinin toplumsal ve ekonomik getirileri iyi değerlendirilmelidir. Ülkemiz kooperatifçilik hareketi bugüne kadar edindiği bilgi ve deneyimle sorunları aşacak ve gelişmiş ülkelerdeki kooperatiflerin düzeyine erişecek güçtedir. Hatta kooperatiflerimiz yaşanan sıkıntılara rağmen dünya kooperatifçilik hareketi için örnek hizmetlerde bulunacak avantajlara sahiptir. Her türlü engele ve zorluğa karşı ayakta kalan ve ülkemizin en büyük sanayi ve ticaret kuruluşları arasında yer alma başarısını gösteren kooperatif kuruluşlarımız yatırımları ve hizmetleri ile ortaklarına ve ülke ekonomisine yapmış oldukları katkıları ile bunu çok iyi ispatlamaktadırlar. Kooperatiflerimiz birlik olmalıdır. Toplumun güvenini kazanmalıdır. Bir bütünün parçaları gibi aynı çatı altında durmalıdır. Türkiye'de (Osmanlılar) kooperatifçilik hareketinin Mithat Paşa 'nın kurmuş olduğu Memleket Sandıklarıyla başlamış olduğu kabul edilmektedir. S.Sedat AKGÖZ Ahi Evran Üniversitesi Mucur Meslek Yüksek Okulu Kooperatifçilik Bölümü Öğretiim Görevlisi sakgoz@ahievran.edu.tr Emre ERCAN Ahi Evran Üniversitesi Mucur Meslek Yüksek Okulu Kooperatifçilik Bölümü Mithat Paşa Memleket Sandığı adını verdiği ilk tarım kredi organizasyonu 1863 yılında o zaman valisi olduğu Niş şehrinin Pirot Kasabasında kurmuştur. İlk denemeden olumlu sonuçlar almış ve dolayısıyla bu şekildeki sandıkların bütün ülkede kurulmasının çok faydalı olacağını düşünmüştür. Düşüncelerini uygulama amacıyla hazırladığı bir nizamname hükümetçe kabul edilmiş ve memleket sandıkları adı verilen bu teşkilatın ülkenin her tarafında kurulmaları bütün valilere görev olarak verilmiştir. Bu şekilde devlet tarımsal işlerini de kendi idari işleri arasına almıştır. Mithat Paşa 'nın hazırlamış olduğu bu nizamname hükümetçe 1867 yılında kabul edilmiştir. Bu nizamname 29 maddeden ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sermaye, idare, ikraz ve kazanç, ikinci bölümde ise sandık tarafından izlenecek muhase- be usulü belirtilmiştir. Mithat Paşa 'nın bu nizamnamesi ile Türkiye de tarım kredi kooperatifçiliğinin temeli atılmış olmaktadır. Memleket sandıkları köylere kadar gitmemiş ve yalnız kaza merkezlerinde kurulmuştur. Memleket sandıkları başlangıçta köylüler tarafından pek iyi karşılanmamıştır. Sonra gelişme göstermiş ve benimsenmişlerdir. Birçok kazada kurulmuş olan memleket sandıkları, her tarafta arzu edildiği gibi gelişmemişler ve iyi işleyen sandıkların sayısı gitgide azalmaya başlamıştır. Sandıkların bu durumları karşısında onları tekrar canlandırabilmek için 1883 yılında bazı önlemler alınmıştır. O zamana kadar sandıkların sermaye birikimine yarayan imece ve çift hayvan başına 15 kg. buğday toplanmasının hem zor, hem de eşitlikten uzak olması sebebiyle sandıklara daima ve eşitliği sağlayacak bir gelir yolu aranmıştır. Bunun içinde sandıklara sermaye olarak verilmek üzere aşar vergisinin bir miktar çoğaltılmasına karar verilmiş ve 1883 den başlamak üzere aşar vergisi onda bir oranında artırılmıştır. Bu şekilde o zamana kadar %10 olan aşar vergisi %11 e çıkarılmıştır. Aşara yapılan bu ilaveye Menafi Hissesi adı verilmiş ve memleket sandıkları da bundan böyle menafi sandıkları ismini almıştır. Aynı zamanda sandıkların idaresinde de bazı değişiklikler yapılmış ve sermayelerinin toplanışındaki değişiklikten dolayı menafi sandıkları adını alan bu teşkilat doğrudan doğruya devletin denetimi altına girmiştir. Fakat o zaman ülkenin her tarafına dağılmış bulunan bu sandıkların kontrolü devlet tarafından kolaylıkla sağlanamamış ve çeşitli nedenlerden dolayı devam ede gelen aksaklıklar artmış ve yarım önlemlerle sandıkların iyileştirilmeleri mümkün olmamıştır. Menafi sandıklarının tekrar normal bir şekilde faaliyete geçirilememesi tarımda kredi ihtiyacının sürekli artması yeni bir kredi mekanizmasının kurulmasını gerektirmiştir. Böylece sandıklar tamamen kaldırılarak yerine 1888'de Ziraat Bankası kurulmuştur. O zamanlarda menafi sandıklarının 250 kadar olduğu tahmin edilmektedir. Menafi sandıklarından Ziraat Bankasına geçen sermaye ise 2 milyon altın lira olmuştur. Menafi sandıklarından sonra daha bilinçli ve daha aktif kooperatif hareketlerine Ege bölgesinde rastlanmaktadır. 1913 de Kazım Nuri ve Topçuoğlu Nazmi öncülüğünde Kooperatif Aydın İncir Müstahsilleri kurulmuştur. Daha sonra üreticiye kredi temin edebilmek ve kurulan bu ilk tarım satış kooperatifine mali yardımda bulunabilmek amacıyla 1914'de Milli Aydın Bankası kurulmuştur. 1926 da çıkarılan Türk Ticaret kanununun bir bölümüne konulan hükümlerle kooperatiflerin kurulması yoluna gidilmiştir. 1929 da çıkarılan zirai kredi Kooperatifleri Kanunu ile Raiffeisen ilkelerine uygun tarım kredi kooperatiflerinin kurulması yoluna gidilmiştir. Cumhuriyet döneminde tarımsal örgütlenmeye verilen önem 1935 yılında kabul edilen Tarım Satış Kooperatifleri Ve Birlikleri Kanunu ile 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri kanunudur. Ancak 1969 yılında kabul edilen 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu nun, Türk Kooperatifçilik mevzuatı içinde önemli bir yeri ve boşluğu doldurduğunu söylemek mümkündür. 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu önce 1985'de 3186 sayılı yasa ile, sonra da 2000'de 4572 sayılı yasa ile; 2836 sayılı Tarım kredi Kooperatifleri Kanunu önce 1971'de 1581 sayılı yasa ile, sonra 1985'de 3476 sayılı yasa ile yeniden düzenlemeye tabi tutulmuştur. 1163 sayılı kooperatifler kanunu ise 1988'de 3476 sayılı yasa ile 23 maddesi tamamen veya kısmen değiştirilmiş, 2 ek ve 2 geçici madde eklenmiştir. 1961 ve 1982 tarihli anayasalara kooperatifçilik hakkında Devlete önemli görevler yükleyen hükümler konmuştur. 1973'de ilk defa bir bakanlığın başına kooperatif kelimesi eklenmiştir; ancak bu kelime daha sonra kaldırılmıştır.
Köy-Koop Merkez Biṙliği Kasım 2012 KIRSAL KALKINMA 19 BM Bin Yıl Kalkınma Hedefleri Değerlendirme Toplantısı Yapıldı Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından organize edilen Gıda Güvencesi ve Beslenme Tematik Grup toplantısı 23 Kasım 2012 tarihinde Ankara da FAO Binası Toplantı Salonunde gerçekleştirildi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Akın ın başkanlığındaki toplantıya; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Temsilcileri, Sivil Toplum Örgütleri katılım sağladı. Açılış konuşmasında toplantının amaç ve yönetimine ilişkin bilgilendirmeyi, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Bülünt Gülçubuk yaptı. FAO Türkiye Temsilici Yardımcısı Ayşegül Akın, toplantının temel amacı olarak, Bin Yıl Kalkınma Hedefleri içerisinde Türkiye, Gıda Güvencesi ve Beslenme hedefine ne kadar ulaşabiliyor, ya da ulaşıldı mı? Bu konudaki durumunu, görüşünü, yol haritasını belirlemek ve bundan sonra yapılması gerekenleri belirlemek olarak açıkladı. Toplantı katılımcılarına; Birleşmiş Milletler Bin Yıl Kalkınma Hedeflerinde 2015 sonrası dönemde Gıda Güvencesi ve Beslenme konusuna ait bir değerlendirme formu sunuldu. Prof.Dr. Bülent Gülçubuk, Bu formun amacı öncelikle Bin Yıl Kalkınma Hedeflerine ilişkin olarak Gıda Güvencesi ve Beslenme konularında ülkemizin içinden geçmekte olduğu süreci değerlendirmek ve buradan çıkacak sonuçlara göre 2015 sonrası süreçte Bin Yıl Kalkınma Hedeflerinde Gıda Güvencesi ve Beslenme konularında yeni fikirler, görüşler, öneriler, olası çözümler oluşturmak diye konuştu. 2 Bin 500 Tarım Danışmanı Alınacak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, 2 bin 500 yeni tarım danışmanı alınacağını açıkladı. Temel tartışma; Türkiye de Gıda Güvencesi ve Beslenme açısından ön plana çıkan temel konular nelerdir? Türkiye de Gıda Güvencesi ve Beslenme konusundaki sorunların temel nedenlerikaynakları nelerdir? Türkiye nin 2015 sonrasında Gıda Güvencesi ve Beslenme konusunda Yeni Bin Yıl Kalkınma Hedefleri ne olmalıdır? Türkiye de herkes için gıda güvencesinin sağlanabilmesi için 2015-2025 yılları arasında neler yapılmalıdır? Türkiye nin 2015-2025 yılları arasında Gıda Güvencesi ve Beslenme konularındaki politika sonuçlarının değerlendirilmesindeki temel göstergeler neler olmalıdır? soruları olarak sıralandı. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu nda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı nın bütçe görüşmeleri başladı. Bakan Mehdi Eker, burada yaptığı konuşmada, 2 bin 500 yeni tarım danışmanı alınacağı müjdesini verdi. Daha önce 7 bin 500 tarım danışmanı alındığını hatırlatan Eker, Bunlar kırsalda köylerde çalışacak. Köylerde çiftçinin yanında, bahçesinde, merasında, ahırında, onun yanı başında hizmet sunacak. Böylece sayı 10 bin kişiye ulaşmış olacak. lım süreci başladı. ÖSYM yakın tarihte ilana çıkacak. Prosedür tamamlanıp en geç 2013 Ocak ayına kadar bunlar çalışmaya başlamış olacak. diye konuştu. Okul sütü programında ihale sürecinin başlatıldığını hatırlatan Eker, Bu sene özel okullar da buna dahil edildi. ifadesini kullandı. Eker, Et ve Balık Kurumu nun et ve süt piyasalarını düzenleyen bir kuruma dönüştürüleceğini aktardı. Ekmek israfının önlenmesi için proje başlatacaklarını söyleyen Eker, dünyada tarımsal ekonomik büyümede ilk 5 ülke arasına girmeyi hedeflediklerini söyledi. Eker, Tarımsal ihracatı 40 milyar dolara ulaştırmayı amaçlıyoruz. şeklinde konuştu. Bakanlığın 2013 yılı bütçesinin 13 milyon 116 bin 230 TL olarak öngörüldüğünü kaydeden Eker, Bütçede geçen yılın başlangıç ödeneğine göre yüzde 25 oranında artış öngörülüyor. dedi. Dünyada Tarım Sektörüne Genel Bakış Dünya tarım pazarındaki büyüme coğrafi olarak gelişmekte olan ülkelere doğru kayıyor. Tarım sektörü, gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tüm ülkelerin ekonomik hayatlarında önemli bir yere sahiptir. İnsanların beslenmesi için gerekli gıda maddesi ve hammadde üreten bu sektörün ikame kaynağı bulunmamaktadır. Sektör toplam istihdam içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Dünyada gelirlerin artması ve ticaretin büyümesiyle birlikte kişi başına düşen tüketim artmaktadır. Bu yüzden tarım üretiminin önümüzdeki on yıl içinde düzenli olarak, ancak önceki yıllardan daha yavaş bir oranda artması beklenmektedir. Dünya tarım pazarındaki büyüme, coğrafi olarak gelişmekte olan ülkelere doğru kaymaktadır. Bu ülkelerde üretim maliyetlerinin daha düşük olması önemli bir etkendir. Gelişmekte olan ülkelerde tarım politikasındaki reformlar tarımsal üretime verilen desteğin niteliğinde değişikliğe yol açarak, üretim miktarı ve yeri üzerinde etkilerde bulunmaktadır. Bu ülkelerde amaç üreticiyi tarım sektörünün içinde tutabilmektir. ABD ve AB başta olmak üzere gelişmiş ülkeler, Brezilya, Hindistan, Çin gibi gelişmekte olan ülkelerin yükselişine karşı durmaya çalışmaktadırlar. ABD AB Brezilya Tarım Nüfusunun Toplam Nüfusa Oranı %2 %5,6 %21 İstihdam Payı %2 %5 %17 Tarım Alanının Toplam Yüzölçümü Oranı %45 %45 %31,6 Tarımsal İhracat Tutarı (Milyar $) 115,8 135 %80 Tevfik Fikret CENGİZ Köy-Koop Merkez Birliği Proje Koordinatörü tfikretcengiz@yahoo.com IPARD Programında Gelişmeler ve Öneriler Ankara da düzenlenen IPARD Programı Tanıtım Hizmetlerinde Sivil Toplum ve Üretici Örgütlerin Rolü konulu toplantı Ankara da 15-16 Kasım tarihlerinde yapıldı. Toplantı konusundaki haberleri gazetemiz sütunlarında bulabilirsiniz. Bu toplantıda aldığımız bilgiler ve izlenimlerimiz aşağıda aktarılmıştır. 1. Halen 20 ilde uygulanan program 2013 yılında 42 il e çıkacaktır. Ancak yeni illerin program kapsamına alınması akreditasyon sürecinin tamamlanmasından sonra olacağından başlama tarihi bazı iller için Mart ayını bulabilir, 2. Mevcut uygulamada il bazında yapılan analizlere göre hangi sektörün destekleneceği belirlenmiş ve sadece o sektörlere destek verilmektedir. Yapılan açıklamalardan anladığımız kadarıyla yeni uygulamada her ile her tedbir başlığı altındaki proje tekliflerinin verilebileceği anlaşılmaktadır. Yani il bazında farklılık olmayacaktır. 3. IPARD prosedürlerinin çok fazla olduğu konusundaki genel görüşe istinaden bazı şeylerin basitleştirilebileceği ifade edilmiştir. Ancak neyin basitleştirilebileceği konusu net değildir 4. IPARD -1 uygulamasının 2013 sonunda biteceği, eğer yeterli proje teklifi gelmezse ayrılan kaynakların kullanılmadan uygulamanın biteceği, 5. IPARD-2 uygulaması için, 2014 yılından başlamak üzere çalışma başladığı ancak gerek finansman şeklinin ve gerekse sektörel bazı değişmelerin olacağı, Konularında açıklamalar yapılmıştır. Görünen o ki bu programın uygulamasında zorluklar vardır. Bu çerçevede IPARD Proje uygulamasına baktığımızda şu tesbitleri/önerileri yapmak mümkündür. 20 il veya 42 il olması önemli değil, bu programın tüm illerde uygulanması gerekir. Hepimiz biliyoruz ki değer iller için kırsal kalkınma projeleri gerekmez demek mümkün değildir. Kent ve Kırsal tanımının proje için yeniden yapılması gerekir, İl bazında desteklenecek sektörlerin kaldırılıp her ilde her tedbirin desteklenmesi kesinlikle yanlış bir uygulama olacaktır. Belki illerden gelen baskılar bu yönelime neden olmuştur. Ancak il bazında farklı sektörlere destek uygulaması bilimsel bir çalışmaya dayanıyorsa kesinlikle taviz verilmemelidir. Görünen o ki bu programın uygulamasında zorluklar vardır. Bunun tek nedeni Türkiye de girişimciler detaylı analizlere dayanan proje çalışması yapmaktan kaçınmaktadır. Ancak unutulmaması gereken husus ülkemizde proje yapma/yazma kapasitesi AB proje uygulamaları ile yükselmiştir. IPARD projelerinde de bazı kolaylaştırmalar yapılsa bile (uygulama projelerinde olabilir, bazı evraklarda olabilir) projelerin özünde geriye adım atılmaması gerekir. 2012 yılında Tarım Banlığının uyguladığı Kırsal Kalkınma Yatırımları Destekleme Proğram ında ilk kez uygulanan il bazında sektörel öncelikler tarafımızca şiddetle desteklenmiştir. Dolayısıyla IPARD proğramında da aynı bakış açısının devam etmesi dileğimizdir. Kooperatiflerin IPARD proğramına proje teklifi vermelerinin önü açılmalıdır. Aslında yapılacak olan en öncelikli konu Bakanlığın uyguladığı KKYDP proğramı ile IPARD proğramını aynı çatı altında toplamak, mekansal, sektörel ve finansal uygulamalarda farklılıklar yaratmak ile uygulamanın tüm ülke geneline yaygınlaştırılması en verimli çözüm olacaktır. Üreticilere 68,5 Milyon Liralık Destek Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 25 Kasım 2012 tarihinde bir basın açıklaması yaparak; tarımsal destekleme ödemeleri kapsamında, 55 bin 41 çiftçi ile 21 yetkilendirilmiş tohumculuk kuruluşuna toplam 68 milyon 578 bin lira ödeme yapılacağını bildirdi. Bakanlık 2012 yılı tarımsal destekleme ödemeleri kapsamında, hububat ve baklagil için 29 bin 236 çiftçiye 40 milyon 400 bin lira, yağlı tohumlu bitkiler için 7 bin 399 çiftçiye 9 milyon 429 bin lira, sertifikalı tohum kullanan 18 bin 406 çiftçiye 14 milyon 602 bin lira, sertifikalı tohum üreten 21 yetkilendirilmiş kuruluşa da 4 milyon 148 bin lira ödeme yapacak. Ödemeler, Kasım ayının son haftasında üreticilerin bankadaki hesaplarında olacak. Hayvancılık Desteklemeleri Hakkında Uygulama Esasları Tebliği nde Değişiklik Yapıldı 15/6/2012 tarihli ve 28324 sayılı Resmî Gazete de yayımlanan Hayvancılık Desteklemeleri Hakkında Uygulama Esasları Tebliği (Tebliğ No:2012/49) nin 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, üçüncü fıkrasının (b) bendi ve yedinci fıkrasının (ç) bendinde değişiklik yapıldı. Buna göre; a) Desteklemeden yararlanmak isteyen üreticilerden; yıllık beş baştan fazla sayıda destekleme şartlarını karşılayan erkek sığır kestirenler, kırmızı et üretici birliklerinin kurulu olduğu yerlerde bu birliklere, olmayan yerlerde ve yıllık en fazla beş baş kesim yaptıranlar il/ilçe müdürlüklerine, ekinde 3 üncü fıkrada belirtilen belgeler bulunan dilekçe ile müracaat eder. 2012 yılı içinde yapılan kesimler için son başvuru tarihi 28/2/2013 b) Aşağıdaki belgelerden biri; Mezbaha kesim ücreti faturasının aslı, Kesilecek sığırın veya bunun karkasının alım satımına dair faturanın nüshası ya da mal müdürlükleri, vergi daireleri, noter ya da il/ilçe müdürlüğü onaylı fatura dip koçan fotokopisi, Müstahsil makbuzunun aslı veya mal müdürlükleri, vergi daireleri, noter ya da il/ilçe müdürlüğü onaylı dip koçan fotokopisi, ç) Sığırlar, kesim tarihten itibaren geriye dönük olarak besi süresinin son 90 gününü Türkvet kayıtlarına göre müracaatçının işletmesinde veya eşine ait işletmede tamamlamış olmalıdır.
Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Biṙliği 20 SAĞLIK Nurgül KARAGÜL Fizyoterapist fizmer@fizmer.com.tr Refleksoloji Refleksoloji; ayaklarda vücudun tüm bölgelerine karşılık gelen refleks noktalar olduğu ve özel tekniklerde bu noktalara uygulanan basının bedende fizyolojik değişikliklere sebep olduğu bir alternatif tedavi yöntemidir. Refleksoloji e göre bir organ işlevini yapamıyorsa, o organda enerji bloke olmuştur ve kullanılan tekniklerde bu enerji akışı sağlanarak, organın işlemini yapması sağlanır. Bu terapi; beden fonksiyonlarını normalleştirmek vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirir. Hangi rahatsızlıklarda uygulanabilir: Migren, baş ağrısı Kabızlık (konstipasyon) sindirim problemleri Astım - solunum problemleri Panik atak - depresyon Reflü (mide) Serebral palsi Otizm Dikkat dağınıklığı hiperaktivite Konuşma algı problemleri Salya kontrolü Spastisite Tedavi süresi-sıklığı: Haftada 2 kez olmak üzere; hastalığın seyrine göre tedavi süresi kişiden kişiye göre değişir. Tedavi sırasında neler hissedilir: Refleksoloji sırasında bazı organ ve sistemlerin harekete geçmesi doğaldır. Terleme, baş dönmesi ve bir miktar ağrı hissedilebilir. Ağız Sağlığınız İçin 10 Öneri Sağlıklı gülümseme her yaşta önemlidir, ağız ve diş sağlığının temellerini öğrenmek için ise hiçbir zaman geç değildir. Günde sadece 5 dakikanızı ağız bakımına ayırın. Komple ağız bakımınızı 3 adımda tamamlayın. Sadece fırçalamak ve diş ipi kullanmak komple ağız bakımı için yetmez, beraberinde bakteri plağına karşı etkili bir sıvı ağız bakım ürünü ile ağzınızı çalkalayın. Dişlere faydalı yiyecekleri tüketin. Elma, armut, kereviz, havuç, karnabahar, çilek gibi meyve ve sebzelerin içeriklerindeki doğal liflerin tükürükle birleşmesi sonucunda diş temizliğine yardımcı olur. Ağzınızdaki bakterilerden 24 saat korunun. Bakterilere karşı etkisi klinik çalışmalarla kanıtlanmış olan ağız bakım ürününü, günde 2 kez 30 saniyelik kullanmak bakteri plağı oluşumuna ve diş eti problemlerine karşı 24 saat koruma sağlar. Asitli ve şekerli gıdalar dişlerin çürüme sürecini başlatır. Bu gıdaları tükettikten sonra etkin bir ağız temizliği sağlayın. Bol su tüketimi ağzınızı nemli tutar. Özellikle sigara içenlerin, sigaranın tükürük akışını azaltması ve ağız 14 Kasım Dünya Diyabet Günü 1991 den itibaren Uluslararası Diabet Federasyonu (IDF Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve IDF ye üye 140 ülkenin 200 ün üzerindeki cemiyetleri, 2007 den itibaren Birleşmiş Milletler e (BM) üye ülkeler, yeni kurulan dernekler, hükümetler ve medyanın katkılarıyla diyabetiklere ve halka 14 Kasım da diyabet ve sorunları konusunda ciddi ve önemli mesajlar verebilmek için çeşitli etkinlikler düzenlemektedir. Halka şeker hastalığını erken tanımanın yararlarını, diyabetik kişilere ise hastalıklarının arazları ve kontrol altına almanın önemi hakkında bilgiler verilir. Şeker Hastalığı ne kadar erken tanınırsa o ölçüde yan etkilerden korunulur. Hatta bir grup diyabetikler, normal yaşamına geri dönebilir. Niçin 14 Kasım? İnsülini ilk kez keşfeden Frederick Banting 14 Kasım da doğmuştur. İnsülinin keşfedildiğini bildirir ilk resmi rapor dünyaya 14 Kasım da yayınlanmıştır. Şeker Hastalığı nın sıklığı her geçen gün artmaktadır! 1985 te tahmin edilen rakam 30 milyon iken, bugün enaz 246 milyon diyabetli bulunmaktadır. Hiçbir Siz de Hepatit B Olabilirsiniz Dünyada 400, ülkemizde ise yaklaşık 3 milyon kişi Hepatit B virüsü taşıyor. Hepatit B virüsü ile ortaya çıkan karaciğer hücre iltihabı ve hasarı hepatit B hastalığı olarak tanımlanır. Ülkemizde taşıyıcılık oranı %3 ile %7 arasındadır. Hepatit B Nasıl Bulaşır? İnsandan insana vücut sıvıları yoluyla geçer: Kan, Semen (meni), Vajinal sıvı ve salgılar (adet kanı dahil), Doğum sırasında anneden bebeğe geçiş (perinatal hepatit Kan, Kan Ürünleri: Dünya üzerinde hepatit B açısından oldukça yüksek riskli bir grup olan sağlık çalışanları açısından iğne yolu ile bulaşma son derece önemlidir. Çeşitli sağlık birimlerinde çalışan sağlık personeli özellikle kaza sonucu iğne batması ile hepatit B ye yakalanmaktadırlar. Cinsel İlişki: Cinsel ilişki sırasında hepatit B ile enfekte bir kişinin vücut sıvılarının diğer partnerin vajina, makat(rektum) idrar kanalı (üreterler) ve ağızdaki yaralı veya çizik bölgelere teması ile hastalık geçer. Dövme ve Piercing: Ülkemiz ve tüm dünyada dövme (tattoo) ve piercing sırasında kullanılan iğnelerin yeterince steril ve tmiz olmamasından dolayı kişiye bulaşması söz konusudur. Traş Takımı Ustura ve Diş Fırçası: Hastalıklı kişilerin kullandığı ve kan bulaşmış ustura, traş fırçası ve diş fırçalarının kullanılması ile hepatit B bulaşabilir. Perinatal Geçiş (Hamilelikte Geçiş): Doğum sırasında anneden çocuğa hepatit B mikrobu geçmesi sonucu ortaya çıkan durum perianatal geçiş olarak tanımlanmaktadır. Hepatit B nin Kuluçka Süresi Normal olarak 45-180 gün arası değişen bir kuluçka süresi olan bu hastalık ortalama olarak 60-90 gün arasında toplumun büyük kesiminde hastalığın ortaya çıkması için gereken kuluçka süresidir. şey yapılmazsa bu sayı 25 yıl içinde 380 milyona ulaşacaktır! Dünya Diyabet Günü nün Amacı: Şeker hastalarına hastalıklarının önemini anlatmak. Belirtileri olmasa da şeker düzeylerinin yüksek olabileceğini anımsatmak. %30-40 şeker hastasının başlangıçta hiçbir belirtisi olmayacağı, şeker hastalığının tesadüfen tespit edilebileceğini hatırlatmaktır. Dünya Diyabet Günü dünyada hızla yayılan ve tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunları yaratabilecek Şeker Hastalığı nı erken tespit etmek için insanlığa yapılan bir çağrı günüdür. Diyabetin erkenden tanınması ve tedaviye erkenden başlamak, komplikasyon riskini azaltır. Dolayısıyla hastayı etkileyebilecek fiziksel, maddi ve manevi zararlar da erkenden önlenmiş olur. 14 Kasım Çağrısı Kimlere? 1) Ailesinde şeker hastalığı olanlar, 2) Şişmanlar, 3) Oturgan (sedanter) hayat yaşayanlar, 4) İri bebek doğuranlar, 5) Tansiyonu ve kan yağları yüksek olanlar, 6) Kanında yüksek insulin ve ani şeker düşüklükleri (reaktif hipoglisemisi) bulunanlar, 7) Büyük damar (kalp, bacak, beyin damarları gibi) hasarı olanlaradır. Bu çağrı diyabetlileri Kontrole Davet Eder! Diyabetin erkenden tanınması ve tedaviye erkenden başlamak, komplikasyon riskini azaltır. Dolayısıyla hastayı etkileyebilecek fiziksel, maddi ve manevi zararlar da erkenden önlenmiş olur. Birleşmiş Milletler (Bm) Kararı: 20 Aralık 2006 günü 61/225 sayılı BM toplantısında bir karar alındı: Diyabet kronik, sakat bırakıcı, majör komplikasyonlarla birlikte seyreden pahalı bir hastalıktır. Alınan karar uyarınca 14 Kasım 2007 de başlamak üzere Birleşmiş Milletler in üye ülkelerinde kutlanacaktır. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları En Çok Öğretmenleri Ziyaret Ediyor! Geleceğimizin temellerini atan, hepimizin hayatında önemli yeri olan öğretmenlerimizin bazı hastalıklarla boğuşmak zorunda kaldığını ve bu hastalıkların öğretmen hastalığı olarak anıldığını biliyor muydunuz? Bilim insanları özellikle yoğun iş temposu içinde sesini sürekli kullanmak zorunda olan öğretmenlerde, farenjit, larenjit, ses teli nodülleri, ses teli polipleri ve kistleri, alerji, reflü en sık karşılaşılan ve tedavisinde geç kalındığı takdirde kronikleşen önemli hastalıklar olduğunu, sesini uzun süre tempolu ve yüksek tonda kullanan öğretmenlerde, ses tellerinde birtakım olumsuz değişiklikler görüldüğünü, bu temponun içerisine fast food ile beslenme, sık sık çay ve kahve tüketimi, alerjik tahta kalemlerinin etkisi ve sigara kullanımının da eklendiği takdirde ses tellerinde olumsuz değişiklikler hızla ilerleyerek, ses tellerinin yapısını bozar ve kronikleşen ses teli hastalıklarına yol açtığını belirtiyorlar. Öğretmenseniz bu önerileri dikkate alın! Özellikle ders anlatırken sesinizin kullanımını ders süresi ile orantılı ayarlayın. Sesinizi tempolu ve heyecanlı değil; daha düşük tonda ve yormadan kullanın. Ders anlatırken oda sıcaklığında su içerek boğazınızı ıslak tutun. Bu önemli oranda koruyucudur. Ders aralarında ılık bitki çayı ya da ıhlamur tüketin. Reflüye neden olacak çikolata, kuruyemiş ve asitli içeceklerden uzak durun. Sigara kullanmayın. Uzun süredir var olan ve giderek artan bir ses kısıklığınız varsa mutlaka kulak burun boğaz hastalıkları hekimine başvurun. kuruluğuna sebep olması nedeniyle kötü ağız kokusuna sebebiyet vermemesi için bol sıvı alması gerekir. Gece yatmadan önce ağız bakımını ihmal etmeyin. Ağızda kalan bakteriler gece boyunca hızla üremeye devam eder. Bu nedenle yatmadan önce sağlıklı ağız bakımı için önerilen 3 adımı uygulayın. Doğru fırçayı seçin. Dişleri fırçalamayı bilmek kadar fırça seçimi de önemlidir. Diş hekimlerinin çoğu düz küçük başlı ve yumuşak diş fırçalarının, plakları temizlediği için en iyi seçim olduğu konusunda hem fikir. Belli aralıklarla diş fırçanızı değiştirin. Her 6 ayda bir diş hekiminize kontrole gidin. Dişleriniz kanıyorsa, fırçalamaya ara vermeyin. Dişeti hastalığının ilk aşaması olabilir ve doğru ağız bakımı ile diş eti hastalığını önleyebilirsiniz. Dişetleriniz iki haftadan uzun süredir kanıyorsa,mutlaka bir diş hekimine görünün. Unutmayın sadece diş fırçalama ve diş ipi komple ağız bakımını tamamlamaz. Ne kadar iyi fırçalarsanız fırçalayın fırça ve diş ipi ile ulaşamadığınız yerlerde kalan bakteriler ağıza yeniden yayılır. Bakteri plağına karşı etkili sıvı ağız bakım ürünü ile ağzınızı çalkalayarak bakterilerin hızla yayılmasını engelleyin ve ağız sağlığınız için 3 adımı tamamlayın.
Köy-Koop Merkez Biṙliği Kasım 2012 ETKİNLİKLER 21 ARALIK 2012 TARIM FUARLARI TAKVİMİ 06 Aralık - 09 Aralık 2012 Growtech Eurasia 2012 12.Uluslararası Sera, Tarım Ekipmanları, Çiçekçilik ve Teknolojileri Fuarı Antalya Sera, Isıtma, Soğutma, Havalandırma, Sulama Sistemleri, Ekipmanları Ve Pompaları, Fide, Fidan, Tohum, İlaç Ve Gübre NTSR Fuarcılık 06 Aralık - 08 Aralık 2012 FOODİST 2012 6.İstanbul Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı Süt, Et, Arıcılık, Dondurulmuş, Organik, Hazır Gıdalar, Bakliyat, Makarna, Yağlar, İçecekler, şekerleme, Konserve, Çay Ve Kahve, Çikolata, Unlu Ürünler ve Teknolojileri Tüyap İstanbul 13 Aralık - 16 Aralık 2012 Avrasya Tohum 2.Tohumculuk, Fidancılık, Bahçe Bitkileri ve Teknolojileri Fuarı Tohumculuk, Fidancılık, Bahçe Bitkileri ve Teknolojileri Tüyap İstanbul 13 Aralık - 16 Aralık 2012 Traktör Yan Sanayi 3.Traktör ve Tarım Makineleri, Yan Sanayi ve Yedek Parçaları Fuarı Traktör ve Tarım Makineleri Yan Sanayi ve Yedek Parçaları Tüyap İstanbul 13 Aralık - 16 Aralık 2012 Avrasya Hayvancılık 2012 3.Hayvancılık, Ekipmanları, Tavukçuluk ve Süt Endüstrisi Fuarı Hayvancılık, Tavukçuluk ve Süt Endüstrisi Tüyap İstanbul 15 Aralık - 18 Aralık 2012 ARALIK AYI TARIM TAKVİMİ TARLA BİTKİLERİ a) Buğday ve arpa ekimlerine devam edilir. b) 2-3 el pamuk hasadı devam eder. c) Pamuk sapları kırılır ve sürüm yapılır, pamukta çırçırlama devam eder. d) Yeni ekim dönemi için tütün tohumu temin edilir. e) Fiğ ekimleri yapılır. BAĞ-BAHÇE a) Meyve bahçelerinde toprak işleme ve yanmış hayvan gübresi ile gübrelem yapılır. b) Gübreleme için toprak örneği alınıp, analiz ettirilir. c) Yeni kurulacak meyvelik tesisi için fidan yeri işaretlemesi ve çukur açma işlemleri yapılır. d) Kışlık sebze hasadı devam eder, ilkbahar için marul ve turp tohumları ekilir. e) Yazlık sebzelerin ekileceği sıcak yastıklar hazırlanır. e) Seralarda sonbahar ürünü sebzelerin hasadı yapılır. İlkbahar yeütiştiriciliği için domates fidealeri naylon torbalara şaşırtılır. f) Bağlarda boğaz açma yapılır, don tehlikesi olmayan yerlerde bağ budamaya başlanır, gübreleme yapılır. g) Ağaç kesimi h) Zeytin hasadı HAYVANCILIK a) Ağıllarda turfanda kuzu doğumları başlar. b) Kuzular 3 haftalıkken kesif yeme başlanır, mer a dönüşü koyunlara ek yem verilmeli c) Gebe koyunlar sinirsel ve fiziksel stresten uzak tutulmalı d) Doğum malzemeleri hazırlanmalı e) Ahırlarda havalandırma ve sık sık altlık temizliği yapılır. f) Kümeslerde nem ve ısı kontrolleri yapılır. g) Yemlikler sık sık temizlenir. h) Koyun-keçi vebası, Tüberkiloz, Ruam, 21-23 Aralık Türkiye Kooperatifler Fuarı Ankara Ticaret Odası Kongre Merkezinde düzenlenecektir. 05-08 Mart 2013 tarihleri arasında Japonya nın Chiba kentinde Makuhari Messe (Nippon Convention Center) da düzenlenecek olan Foodex Japan 2013 38.Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarına Birliklerimizce Türkiye milli katılım organizasyonu gerçekleştirilecektir. Ekonomi Bakanlığı nca belirlenen 2013 hedef ülkeler arasında yer almakta olup, %70 oranında desteklenmektedir. Br.Abortus Bang, Br. Melitensis, Kuduz, Nevcastle hastalıklarıyla mücadele yapılır. BİTKİ KORUMA a) Pamuk tohumu fümigasyonu, muayene ve mühürleme işlemleri b) Fidanlıklarda söküm dönemi kontrolleri c) Buğday entegre mücadele çalışmaları d) Buğdayda sürme mücadelesi e) Pamukta pembe kurt için kültürel mücadele işlemleri yapılır. f) Sebze fide yastıklarının ilaçlaması yapılır. g) Sebze fideliklerinde kök çürüklüğü ile mücadele edilir. h) Seralarda hastalık ve zararlılarla mücadele sürdürülür. e) Zeytinlerde halkalı leke ile mücadele edilir. f) Fidanlıklardan sökülen fidanların kontrolü yapılır, denetlenip mühürlenir ve pazara çıkarılır. TARIMSAL MEKANİZASYON a) Zirai alet ve makinalarının, zirai mücadele makinalarının kışlık bakımları yapılır. b) Mısır silaj makinalarının bakımı yapılır ve silaja devam edilir. c) Araçların kışlık bakımlarının yapılması, antrifizlerinin konması, vize ve sigorta işlemleri Mevzuat 8 Kasım 2012 Tarihli ve 28461 Sayılı Resmî Gazete, Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Hizmetlerinin Düzenlenmesine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 13 Kasım 2012 Tarihli ve 28466 Sayılı Resmî Gazete, Veteriner Biyolojik Ürünlerin Depolanması, Taşınması ve Uygulayıcılara Pazarlanması ile İlgili Tebliğ (Tebliğ No: 2003/40) in Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tebliğ (No: 2012/71) 13 Kasım 2012 Tarihli ve 28466 Sayılı Resmî Gazete, Hayvancılık Desteklemeleri Hakkında Uygulama Esasları Tebliği (Tebliğ No: 2012/49) nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2012/72) 15 Kasım 2012 Tarihli ve 28468 Sayılı Resmî Gazete, Okul Sütü Programı Uygulama Tebliği (No: 2012/75) 20 Kasım 2012 Tarihli ve 28473 Sayılı Resmî Gazete, Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği Flower Show İstanbul Süs Bitkileri, Peyzaj ve Yan Sanayileri İhtisas Fuarı İç ve Dış Mekan Saksılı Süs Bitkileri, Çiçek Soğanları, Torf, Perlit, Plastik Saksı Malzemeleri, Tarım Aletleri CYF Fuarcılık 11 Ocak - 13 Ocak 2013 Türkiye Tohumculuk ve Tenolojileri, Fidancılık ve Süs Bitkileri Fuarı Tohumculuk ve Tohum Teknolojileri, Fide, Fidan, Süs Bitkileri,Paketleme-Ambalaj Tarımsal Yazılımlar, Tarımsal Bankacılık, Bitki İslahı, Gübre Start Fuarcılık Türkiye de 24 saat esasıyla hizmet veren tek Merkez olan Ulusal Zehir Danışma Merkezi, zehirlenmeler hakkında size bilgi verir... Berlin Sebze ve Meyve Fuarı 06.02.2013-08.02.2013 % 50 KOSGEB destekli program www.fruitlogistica.de Sia Tarım Hayvancılık Fuarı Fransa - Paris 23.02.2013 03.03.2013 Ürün Grupları:Hayvancılık, veterinerlik, tavukçuluk, bahçeçilik www.salon-agriculture.com www.comexposium.com KİTAP Prof.Dr. Erhan REHBER Kooperatifçiliğin Tarihçesi Kooperatif Tanımı, Sınıflandırılması Kooperatifçilik Değer ve İlkeleri Kooperatif Teorisi Dünya ve Türkiye'de Kooperatifçilik Kooperatiflerin Geleceği www.ekinyayinevi.com 21 Kasım 2012 Tarihli ve 28474 Sayılı Resmî Gazete, Balıkçılık Ürünlerine Ait Duyusal Özellikler ve Toplam Uçucu Bazik Azot Limitleri Tebliği (No: 2012/73) 24 Kasım 2012 Tarihli ve 28477 Sayılı Resmî Gazete, 2012/3907 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun Uygulanmasından Elde Edilen Gelirlerin Kullanımına İlişkin Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar Nasıl Bir Organik Tarım? Yazar: Tayfun Özkaya Yayın Evi: Yeni İnsan Bu kitapta Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, Boğaziçi Üniversitesi Tüketim Kooperatifi, Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi, Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi, Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği deneyimlerini paylaştı, nasıl sorusunun yanıtlarını aradı. Katılımcı sertifikasyon, bilge köylü tarımı, topluluk destekli tarım, ev yapımı ilaçlar gibi seçenekler enine boyuna konuşuldu. Bu kitap, bu tartışmaları Türkiye geneline yaymak için tasarlandı.
Kasım 2012 Köy-Koop Merkez Biṙliği 22 SPOR - TARIM BULMACA Evde spor yapılır mı? Başlığı okuyan çoğu insan, evde de spor yapılır mı? diye yerinde bir soru sorabilir. Ancak dünya ortalamasının çok üstünde televizyon seyreden bir milletin ferdi olarak, size her yerde spor yapılabilir ve hatta yapmak zorundasınız demek durumundayım. Bizim insanımızın genele baktığımızda, beslenme alışkanlığımızla ilgili olarak evlerimizde şöyle bir durum yaşanmaktadır. Sabah kahvaltısı genelde zayıf ve işyerlerinde ayaküstü yapılır. Öğlen yemeği ise koşuşturma içinde, idare edecek şekilde geçiştirilir. Ama akşam yemeği denildiği zaman akan suların durduğu an geliyor demektir. Tüm aile bir arada ve evin hanımının marifetlerini sergileme zamanı artık gelmiştir. Arkasından daha sofra bile toplanmadan konan çaydanlıktan gelen demli çay kokusu, yanında olmazsa olmaz, gelecek unlu mamullerin de habercisidir. Ve ardından meyva sepeti Ve ardından çerez keyfi Ve saatlerce televizyon esareti Ve ne yazık ki genelde, her akşam evlerde tekrarlanan bir sahnedir bu Durumun ciddiyeti, ilerleyen zamanda sağlık sektörüne yatırılan paralarla geç de olsa anlaşılıyor. Ama çoğu zaman da iş işten geçmiş olduktan sonra. Her sene geleneksel olarak yaşanılan bahar aylarında aynaların karşısında eyvah bu kilolar nereden geldi? Nasıl kilo vereceğim? sorularını daha sık duymamız, tehlike sinyallerini çoktan çaldırmasına rağmen görmüyorsunuz, görmemek de ısrar ediyoruz. Şimdi, tam zamanı işte. Kış ayları başladı. Kışın gelmesi demek, evde Adnan YAHŞİ Atletizm Yıldız Milli Takım Antrenörü adnanyahsi35@hotmail.com geçirilen zamanın yani televizyon esaretinin de artması demek. Kumandanın hangi tuşuna basarsanız basın, mutlaka kolaylıkla tiryakisi olacağımız bir diziyle karşılaşıyoruz. O diziler belki hayatınızı değil ama şeklinizi değiştiriyor farkında değilsiniz. Tabi ki bu işin mizahi yönü. Hiçbirimiz sağlığımız bozulsun ya da, göbekli, şişman diye anılmak da, görünmek de istemeyiz. Peki bunun için ne yapıyoruz? Çok şey Yarın spor başlıyorum Pazartesi sigarayı bırakıyorum Aybaşında diyete başlayacağım vs. vs. vs. Görüldüğü gibi hep kararlar alınıyor ama bir türlü uygulamaya geçilemiyor. Sağlıklı olmanın çaresi oturmaktan geçmiyor. Sahalara, salonlara ve hatta sokaklara çıkmanız, gitmeniz gerekiyor. Gitmem, gidemem, imkanım yok mazeretlerinin arkasına sığınanlar için, işte size çözüm Evde Spor Yapın..! Olur mu? Olur..! Öncelikle şunu unutmayın yaşınız, cinsiyetiniz ne olursa olsun, kesinlikle herkese uygun çalışma türleri vardır. Yeter ki yapılacak şeyler öncesinde doktora danışın. Çünkü herkesin özellikleri farklı olduğu için, yapılacak çalışmalar da farklı olacaktır. Bunun yanında evde spor yapmak demek, evin her yanını spor aletleriyle donatmak, evi spor salonuna çevirmek de demek değildir. Evdeki malzemelerden de yararlanarak spor yapabileceğiniz gibi, hiç malzeme olmadan da evde spor yapabilirsiniz. İçi su dolu şişeleri ağırlık malzemesi olarak, yer silmekte kullandığınız paspasın sopasını cimnastik sopası olarak ya da bir havluyu çekme, germe alıştırmalarında spor malzemesi olarak kullanmanız işten bile değildir. Öncelikle yapmanız gereken iyi bir ısınmadır. Bununla ilgili örnek ısınma tablosundaki hareketleri birer tekrar yapmanız yeterlidir. Ardından amaca yönelik yapacağınız hareketleri düzenli olarak her gün üçer set yaptığınızda bile kendinizdeki değişime inanamayacaksınız. Şimdi de örnek bir çalışma verelim: Kalça ve arka bacak için: Dizler bükülü, ayak tabanları yerde sırt üstü yatın. Kollarınız yanlarda ve avuç içleriniz yere yapışık durumdayken kalçanızı yerden kaldırıp indirin. 10 defa bu hareketi tekrarlayın. Bacağın ön kısımları için: Ayaklarınızı omuz genişliğinde açın ve sırtınızı kambur yapmadan yere çömelip kalkın. Yere her çömeldiğinizde parmaklarınızın yanlarda yere değmesine dikkat edin. 10 defa bu hareketi tekrarlayın. Sırt, bel ve kalça için: Kollarınızı ileri uzatarak yüzüstü yere uzanın. Aynı anda sol kolunuzu ve sol bacağınızı bükmeden kaldırın. İndirdikten sonra aynı hareketi aynı anda sağ kolunuzla ve sağ bacağınızla yapın. Her yön için 10 defa bu hareketi tekrar edin. Karın bölgesi için: Dizler bükülü, ayaklar yere basacak şekilde sırtüstü yatın. Elleriniz göğüs kısmında çapraz şekilde tutulu durumda iken gövde kısmınızı yerden kaldırarak dik konuma getirip tekrar eski durumunuza dönün. 10 defa bu hareketi tekrar edin. Kollar ve omuz için: Ellerinizi düz durumda duvara dayayın.duvarla aranızdaki mesafe kollarınızın boyu kadar olacaktır.kollarınızı bükün ve eski durumunuza dönün.10 defa bu hareketi yapın. Bel bölgesi için: Omzunuza alacağınız cimnastik sopası amacıyla kullanacağınız sopayı kollarınızla kavrayın. Önce yanlara doğru dönerek gövdenizi her iki yöne çevirin. Bu hareketi en az 20 tekrar yapmanız gerekir. Sonrasında sopa omzumuzdayken yanlara doğru eğilme hareketini yapalım. Bu hareketi de en az 20 tekrar yapmamız faydalı olacaktır. Gördüğünüz gibi bahane aramaya gerek yok. Çok basit hareketler bile spor yapma adına hayatınızda farkındalık yaratmanıza neden olacaktır. Yeter ki İSTEYİN Spor dolu günler sizinle olsun. TARIM BULMACA Y. İzzettin BAŞER 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 Soldan Sağa 1- Verimi artırmak için makina ile yapılan ziraat. 2- Yoğun ağaç topluluğu... 3- Posta kutusu... 3-4 yaşında, enenmiş erkek koyun, keçi... Şarkı, türkü 4- Oy... Yad etme... Adele 5- Gelir, irad... Bir canlı türünde aynı karakteri taşıyan canlıların oluşturduğu alt bölüm... Bir gösterme sıfatı 6- Bitkilerin emici kökleri... Yeni akım, oluşum...7- Çin para birimi... Kırmızı... Uzaklık belirtir 8- Lenf... Samsun un bir ilçesi 9- Türk malı... Kemik ucu 10- Ortadoğuda bir ülke... Otomatik para çekme makinası... Tantalın simgesi 11- İstanbulda bir semt... Bazı bitkilerin tohumu 12- Başkentimiz... Tren yolu. Yukarıdan Aşağıya 1- Toprağın sahip olduğu özellikleri tümü. 2- Er kişi... Birleşik Krallığın kısaltılmışı... Radyumun simgesi 3- Kilometre... Bir işin yapılmasına karşı olan yasal veya yasa dışı engelleme 4- Sodyumun simgesi... Güzel, göze hoş görünen... Damardaki sıvı 5- Amerikada yaşamış eski bir uygarlık... Biriçte sanzatü... Takımın kısaltılmışı 6- Ortak bir atadan geldiklerine inanan topluluk... Beyaz... Damızlık dişi hayvan 7- Kabartılmış toprağın taşını, çöpünü ayıklamak için kullanılan seyrek dişli, tarak... Bir müzik aleti 8- Baharat veya güzel kokular satan kimse veya dükkân... Maddenin en küçük yapısı 9- Mısır tanrısı...söz, laf 10- Sıcak soğuk arası... Bir arada giden veya uçan hayvan dizisi 11- Uyuşturucu özelliği olan, bir şehirimizden de adını alan bir ot... Valide 12- bitkilerin ihtiyaç duyduğu suyu yapay yolla bitkilere verme... Bir seslenme nidası. Anadolu topraklarından bir güneş gibi parlayan bağımsızlık ve özgürlük meşalesi Mustafa Kemal Atatürk ü saygıyla anıyoruz. Atatürk ve Köylü Vatandaş Noelle ROGER, Olaylar ve Atatürk Yüzyıllar, Türk halkı içerisinde en çok Türk köylüsünün ezilmişliğine tanıklık etmiştir. Türkiye nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür diyen Atatürk, köylünün ihmal edilmişliğini bir türlü kabullenememiştir. Yapılmış olan haksızlıkları 1 Mart 1922 de Meclis te yaptığı bir konuşmada şöyle dile getirmiştir. Efendiler!... Yedi yüzyıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerine göndererek, kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi yüzyıldan beri emeklerini ellerinden alıp savurduğumuz ve buna karşılık he zaman aşağılama ve alçaltma ile karşılık verdiğimiz ve bunca özveri ve bağışlarına karşı iyilik bilmezlik, küstahlık ve zorbalıkla uşak durumuna indirmek istediğimiz bu soylu sahibin önünde büyük bir utanç ve saygıyla gerçek durumumuzu alalım. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Atatürk bu sözlerinin takipçisi olmuştur. O yokluk yıllarında devlet bütçesinin yarısını oluşturan aşar vergisini kaldırarak köylüyü vergi yükünden kurtarmış, örnek çiftlikler kurmak, ucuz kredi vermek, tohum dağıtmak, üretime yönelik eğitimi köylünün ayağına götürmek gibi hizmetlerle de yüzyılların haksızlıklarını biraz olsun gidermek için çalışmıştır. Aşağıdaki anekdot Türk köylüsünün o günkü durumunu ve Atatürk ün bakış açısını yansıtan örneklerden biridir. Atatürk, sık sık memleketi dolaşan bir liderdi. Çiftçi ile, işçi, sanatkar, esnaf ile konuşur; memleketin derdini arar bulur, meclise getirir, milletvekillerinden, bakanlardan hesap sorardı.işte böyle yurt gezilerinden birinde Orta Anadolu da tarlasında çift süren bir çiftçi ile karşılaşmıştır. - Kolay gele, bereketli ola ağa. - Allah razı olsun bey - Hayrola ağa, öküzün teki ne oldu? - Devlete borcumuz vardı bey, icra kapımızı çalınca çaresiz kaldık, koca öküzü satıp borcumuzu ödedik. - Sağlık olsun ağa diyerek konuşmasını kısa kesmiştir. Çiftçinin adı Halil Ağa idi. Atatürk ün yanındakiler, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Salih Bozok, Kılıç Ali, Hüsrev Gerede, Emir Subayı Resuhi Bey, daha birkaç yakını vardı. Yürüyorlardı. Atatürk düşünceli idi. Salih Bozok u yanına çağırdı. Salih, yarın sabah git, Halil Ağayı bul, bana getir. Benim kim olduğumu sorarsa, bizim bey seni bir kahve içmeye çağırıyor de. Ertesi gün Salih Bozok, Halil Ağa yı bulmuş Atatürk ün yanına getirmiştir. Atatürk ayağa kalkarak; Buyur Halil Ağa deyip bir sandalye göstermiştir. Zamanın başbakanı İsmet İnönü de salonda bulunuyordu ve olanlardan habersizdi. Atatürk Halil Ağa ya dönerek: Halil Ağa, anlat şu vergi işini bir daha demişti. Halil Ağa, vergi borcunu, icrayı, satılan öküzünü tekrar anlattı. Atatürk kaşlarını çatarak, İsmet Paşa ve Şükrü Kaya ya dönerek; Arkadaşlar, biz İstiklal Savaşı nı Halil Ağa nın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Bu memlekette adaleti, vatandaşı böyle mi koruyacağız, gerekirse vergi borcu ertelenebilir. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz. Halil Ağa Sen Atatürk Paşamsın galiba, beni bağışla, kusur ettim diye yalvaracak oldu. Sana güle güle Halil Ağa, sen bizim gözümüzü açtın diye Halil Ağa yı ayakta uğurlamıştı. Atatürk Türk Köylüsünün borcu konusunda çok titiz davranmıştır.
31,5x46,5.pdf 1 14.11.2012 16:22