PAULO COELHO. Beşinci Dağ

Benzer belgeler
PAULO COELHO SİMYACI

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Ateş adamı

Cem Akaş BUMBA İLE BİBU. Resimleyen: Reha Barış

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Betül Tarıman. Öykü GÖKYÜZÜ PRENSİ PO İLE KÜÇÜK KIZ. 2. basım. Resimleyen: Uğur Altun

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Kral Davut (Bölüm 2)

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ORMANDAKİ DEV. 4. basım. Resimleyen: Reha Barış

BARIŞ BIÇAKÇI Aramızdaki En Kısa Mesafe

PAULO COELHO PİEDRA IRMAĞI NIN KIYISINDA OTURDUM AĞLADIM

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

PAULO COELHO. Işığın Savaşçısının Elkitabı

Delal Arya HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mert Tugen YEDİ DENİZLERDE 2. 2 Basım İSKELET SAHİLİ NDEKİ SIR

PAULO COELHO. Simyacı

PAULO COELHO SİMYACI

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Samuel, Tanrı Çocuğu Hizmetkarı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Ateş adamı

Samuel, Tanrı Çocuğu Hizmetkarı

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Akıllı Kral Süleyman

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ASLAN KRAL KORK. Resimleyen: Sedat Girgin

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Şiir BEZ BEBEKLE KUKLASI. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz

AĞAÇLARIMIZA NE OLDU?

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut GÜNAYDIN! GÜNAYDIN! Resimleyen: Burcu Yılmaz

Gidyon un Küçük Ordusu

Tanrı dan gönderilen Adam

DESTANLAR VE MASALLAR. Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK. Masal. Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Irmaktan Gelen Prens

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Irmaktan Gelen Prens

İnsanların Üzüntüsünün Başlangıcı

BİZİM SOKAKTA ŞENLİK VAR

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. İnsanların Üzüntüsünün Başlangıcı

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. İsa nın Doğuşu

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. İsa nın Doğuşu

KIRMIZI KANATLI KARTAL

de hazır değilken yatağıma gelirdi. O sabah çarşafların öyle uyandırmıştı; onları suratıma atarak. Kız kardeşim makas kullanmayı yeni öğrendi ve bunu

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Çetin Öner. Roman GÜLİBİK. Çeviren: Aslı Özer. 26. basım. Resimleyen: Orhan Peker

Elişa, Mucizeler Adamı

İletişim Yayınları SERTİFİKA NO Κρατύλος

Anne Ben Yapabilirim Resimleyen: Reha Barış

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. İlk Kilisenin Doğuşu

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Hezekiel: Görümler Adamı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Koray Avcı Çakman. Öykü FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ. 1. basım. Resimleyen: Reha Barış

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Tanşıl Kılıç. Roman ŞEKERLİ SİNEK. 12. basım. Resimleyen: Vaqar Aqaei

MERAKLI KİTAPLAR. Alfabe

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Yeşu Yetkiyi Alıyor

İletişim Yayınları 2472 Çağdaş Türkçe Edebiyat 426 ISBN-13: İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2017, İstanbul

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Cennet, Tanrı nın Harika Evi

KEREM ASLAN Her Şey Dahil

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Aldatıcı Yakup

Bir Şizofrenin Kendisine Sorulan Sorulara Verdiği 13 Rahatsız Edici Cevap

ÇEVİRİ: AYKUT DERMAN

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Kırk Yıl

Yeşaya Geleceği Görüyor

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Cennet, Tanrı nın Harika Evi

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Eziyet Eden Birinden Vaaz Eden Birine

Tragedyacılara ve diğer taklitçi şairlere anlatmayacağını bildiğim için bunu sana anlatabilirim. Bence bu tür şiirlerin hepsi, dinleyenlerin akıl

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Eğilmeyen Adamlar

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Nuh ve Büyük Tufan

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Nuh ve Büyük Tufan

Herkese Bangkok tan merhabalar,

PAULO COELHO CASUS 3

Mesih İsa. Mesih İsa ve O nun işi hakkında kişisel bir çalışma kitabı

HAYAT BENİM BİLDİĞİM KADAR MI?

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

HAGAY 1:1 1 HAGAY 1:6 HAGAY

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Güzel Kraliçe Ester

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Güzel Kraliçe Ester

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Kırk Yıl

MİRKET NİNELER. Parti Veriyor

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. Büyük Öğretmen İsa

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Büyük Öğretmen İsa

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Aldatıcı Yakup

KRAL JAMES İNCİLİ 1611 APOCRYPHA DUA AZARYA & üç Yahudi şarkı. Azarya ve şarkının üç Yahudi duası

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

6 Çocukla Ahır'da Yaşam Mücadelesi

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Cihan Demirci. Şiir ŞİİR KÜÇÜĞÜN. 2. basım. Resimleyen: Cihan Demirci

Rut: Bir Aşk Hikayesi

Bilinen hikayedir. Adamın biri, akıl hastanesinin parmaklıklarına yaklaşmış. İçeride gördüğü deliye:

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

SEN SURAT OKUMAYI BİLİR MİSİN?

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Rukia Nantale Benjamin Mitchley Nahide Büşra Ertekin Turkish Level 5

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. 60. Hikayenin 21.si.

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Kazova: Patronsuz üretim devam ediyor; herkes mutlu, herkes çalışmak istiyor.

MAVİ KUŞU GÖREN VAR MI?

BİZ, MELEKLER - DRUNVALO

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar. İlk Paskalya

PAULO COELHO ALDATMAK

Transkript:

1

2

PAULO COELHO Beşinci Dağ 3

O Monte cinco, Paulo Coelho 1996, Paulo Coelho 1998, Can Sanat Yayınları A.Ş. Bu eserin Türkçe yayın hakları Sant Jordi Asociados Agencia Literaria S.L.U. (Barselona, İspanya) aracılığıyla alınmıştır. Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz. www.paulocoelhoblog.com 1. basım: 1998 20. basım: Mayıs 2015, İstanbul Bu kitabın 20. baskısı 1 000 adet yapılmıştır. Kapak tasarımı: Ayşe Çelem Design Kapak resmi: istockphoto.com / Joze Pojbic Kapak baskı: Azra Matbaası Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi D Blok 3. Kat No: 3-2 Topkapı-Zeytinburnu, İstanbul Sertifika No: 27857 İç baskı ve cilt: Ayhan Matbaası Mahmutbey Mah. Devekaldırımı Cad. Gelincik Sokak No: 6 Kat: 3 Güven İş Merkezi, Bağcılar, istanbul Sertifika No: 22749 ISBN 978-975-510-829-2 CAN SANAT YAYINLARI YAPIM VE DAĞITIM TİCARET VE SANAYİ A.Ş. Hayriye Caddesi No: 2, 34430 Galatasaray, İstanbul Telefon: (0212) 252 56 75 / 252 59 88 / 252 59 89 Faks: (0212) 252 72 33 canyayinlari.com/9789755108292 yayinevi@canyayinlari.com Sertifika No: 31730 4

PAULO COELHO Beşinci Dağ ROMAN Çeviri Aykut Derman < > 5

6

PAULO COELHO, 1947 de Brezilya nın Rio de Janeiro kentinde doğdu. Kendini tümüyle edebiyata vermeden önce tiyatro yönetmenliği, oyunculuk, şarkı sözü yazarlığı ve gazetecilik yaptı. 1986 da yayımlanan Hac adlı ilk romanının ardından gelen Simyacı yla dünya çapında üne erişti. Simyacı, XX. yüzyılın en önemli yayıncılık olaylarından biri oldu, 56 dile çevrildi ve 65 milyon sattı. Coelho, Brida (1990) Piedra Irmağı nın Kıyısında Oturdum Ağladım (1994), Beşinci Dağ (1996), Işığın Savaşçısının Elkitabı (1997), Veronika Ölmek İstiyor (1998), Şeytan ve Genç Kadın (2000), On Bir Dakika (2003), Zâhir (2005), Portobello Cadısı (2006), Kazanan Yalnızdır (2008), Elif (2011) ve Akra da Bulunan Elyazması (2012) gibi yapıtlarıyla sürekli olarak çoksatar listelerinde yer aldı. 170 ülkede, 80 dilde yayımlanan kitaplarının toplam satışı 165 milyona ulaştı. Bugüne kadar pek çok ödül ve nişana değer görülen Coelho, Bir leşmiş Milletler Barış Elçisi ve Brezilya Edebiyat Akademisi üyesidir. Paulo Coelho nun Can Yayınları ndaki diğer kitapları: Simyacı, 1996 Piedra Irmağı nın Kıyısında Oturdum Ağladım, 1997 Beşinci Dağ, 1998 Veronika Ölmek İstiyor, 2000 Şeytan ve Genç Kadın, 2001 Işığın Savaşçısının Elkitabı, 2003 On Bir Dakika, 2004 Zâhir, 2005 Hac, 2006 Portobello Cadısı, 2007 Kazanan Yalnızdır, 2009 Brida, 2010 Elif, 2011 Akra da Bulunan Elyazması, 2012 Aldatmak, 2014 7

8

9 Işığın savaşçısı A.M.ye

10

Size doğrusunu söyleyeyim diye devam etti İsa, Hiçbir peygamber kendi memleketinde kabul görmez. Yine size gerçeği söyleyeyim, gökyüzünün üç yıl/altı ay kapalı kaldığı, bütün ülkede korkunç bir kıtlığın baş gösterdiği İlyas zamanında İsrail de çok sayıda dul kadın vardı. İlyas bunlardan hiçbirine gönderilmedi; yalnız Sayda bölgesinin Sarefat kentinde bulunan dul bir kadına gönderildi. LUKA, 4: 24-26 11

12

Yazarın Notu Simyacı adlı kitabımın temel savı, Kral Melkisedek in Çoban Santiago ya söylediği bir cümleyle özetlenebilir: Bir şeyi gönülden istediğin zaman, isteğini gerçekleştirmeni sağlamak için tüm evren sana elbirliğiyle yardımcı olur. Bu söze tüm varlığımla inanıyorum. Bu arada, kendi yazgımızı yaşama edimi, algılama yetimizin çok üstünde bir dizi aşama içerir; bunların amacı, bizi Kişisel Yazgımıza sürekli döndürmek ya da kişisel destanımızı, kişisel tarihimizi oluşturacak o yazgının gerçekleşmesi için bize gerekli dersleri vermektir. Bu düşünceyi, sanırım, kendi yaşamımdan bir dönemi anlatırsam daha iyi açıklamış olacağım. 12 Ağustos 1979 gecesi yatağıma yattığımda kafamda tek ve kesin bir gerçek vardı: Otuz yaşında, plak prodüktörlüğü kariyerimin doruğundaydım. CBS nin Brezilya daki sanat direktörü olarak, plak şirketlerinin patronlarıyla bir araya gelmek üzere ABD ye davet edilmiştim ve bana o alanda tüm düşündüklerimi gerçekleştirebilmem için kuşkusuz en iyi olanakları sunacaklardı. Kafamın içindeki büyük düşü yazar olmak bir kenara koymuştum tabii, ama bunun ne önemi vardı? Sonuçta, gerçek yaşam benim düşlediğimden çok farklıydı; Brezilya da edebiyatla geçinmenin hiç olanağı yoktu. O gece, bir karar aldım ve düşlediğim şeyden vazgeçtim. Kendimi yaşam koşullarına uydurmam, karşıma çıkan fırsatları değerlendirmem gerekiyordu. Kalbim bu kararıma karşı çıkacak olursa, ne zaman istersem şarkı sözü yazarak, ara sıra gazetelerden birine 13

bir yazı göndererek onu her zaman kandırabilirdim. Bununla birlikte, yaşamım başka bir yola girdiğinden, bu yeni yolun daha az heyecan verici olmayacağından da emindim; çokuluslu müzik şirketlerinde beni bekleyen bir gelecek vardı. Sabah uyandığımda, genel müdürden bir telefon aldım: O güne kadar yaptığım hizmetlerden dolayı bana teşekkür ediyorlardı; başka hiçbir açıklama yapmadılar. Sonraki iki yıl boyunca çalmadığım kapı kalmadı; müzik alanında kendime bir iş bulamadım. Beşinci Dağ ı bitirdiğimde, yaşamımın o dönemini anımsadım yaşamımdaki kaçınılmaz olan ın öteki belirtilerini de. Ne zaman duruma kesinlikle hâkim olduğumu düşünsem, bir olay oluyor ve beni başarısız kılıyordu. Bunun nedenini kendi kendime sordum. Bitiş çizgisine her zaman yaklaşacak, ama hiçbir zaman göğüsleyemeyecektim. Bu muydu benim yazgım? Tanrı, ufuktaki palmiye ağaçlarını gösterip beni çölün ortasında susuzluktan öldürecek kadar acımasız olabilir miydi? Bunun açıklamasının bambaşka bir yerde olduğunu çok sonra anladım. Yaşamımızda yer alan bazı olayların amacı, bizi Kişisel Yazgımızın özgün yoluna yeniden döndürmekti. Başka olaylar da, o zamana kadar tüm öğrendiklerimizi uygulamamızı sağlamak için ortaya çıkıyordu. Bazı olaylar ise bize bir şeyler öğretmek için başımıza geliyordu. Hac adlı kitabımda, bu öğrendiklerimizin bizi ille de acıya, üzüntüye boğması gerekmediğini göstermek istemiştim; disiplin ve dikkat yeterliydi. Bu anlayışı kendi yaşamımda önemli bir lütuf haline getirmiş olmama, dolayısıyla da tüm disiplinime ve tüm dikkatime karşın, yaşamda geçtiğim bazı zor anları anlamayı başaramadım. Anlattığım anekdot bunlara bir örnektir: O dönemde iyi bir profesyoneldim, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordum ve kafamda, bugün bile iyi olduklarına hâlâ inandığım düşünceler vardı. Ne var ki kaçınılmaz olan, kendime en çok güvendiğim, kendimden en fazla emin olduğum anda ortaya çıktı. Bu deneyimin yalnızca benim başımdan geçmediğini düşünüyorum; kaçınılmaz olan, yeryüzünde yaşamış tüm insanların yaşamında ortaya çıkmıştır. Kimimiz kendimizi toparladık, kimimiz de ipin ucunu bıraktık ama tragedyanın kanadı hepimize şöyle bir dokunup geçti. 14

Neden, peki? Bu sorunun cevabını bulmak amacıyla, Akbar ın gündüzlerinde ve gecelerinde bana yol göstermesi için İlyas Peygamber in peşine takıldım. 15

16

Öndeyiş MÖ 870 yılının başında, Fenike adıyla bilinen, İsraillilerin Lübnan adını verdikleri bir ülkenin halkı, yaklaşık üç yüz yıl sürmüş barış dönemini kutluyordu. Bu ülkenin halkı bununla gurur duymakta çok haklıydı. Siyaset alanında çok güçlü olmadıklarından, savaşlarla sürekli yakılıp yıkılan bir dünyada yaşamlarını sürdürebilmenin tek çaresi olarak, çevrelerinde kıskançlık yaratan bir ticaret etkinliğine ulaşmayı kendilerine hedef seçmişlerdi. MÖ 1000 yılları dolayında, İsrail Kralı Süleyman ile kurdukları ittifak sayesinde hem ticaret filolarını modernleştirmişler hem de ticaret alanlarını genişletmeyi başarmışlardı. O dönemden başlayarak da Fenike sürekli olarak gelişmişti. Denizcileri daha o zamandan İspanya ya ve Atlantik Okyanusu nun yıkadığı kıyılara ulaşmıştı. Bazı varsayımlara göre ki bunların gerçekliği kanıtlanmamıştır Atlantik in kuzeydoğusunda ve Brezilya nın güneyinde onlardan kalma yazıtlar bulunmaktadır. Cam üretiyor, sedir ağacı, silah, demir ve fildişi ticareti yapıyorlardı. Sayda, Sur ve Byblos gibi büyük kentlerde yaşayanlar, sayıları biliyor, gökbilimle ilgili hesaplar yapabiliyor, şarap yapabiliyor ve iki yüzyıldır, Antik Yunanlıların alfabeta adını verdikleri harfler bütününü, yazı yazmak için kullanıyorlardı. 17

MÖ 870 yılının başında, İsrail deki Gilead bölgesindeki bir ahıra saklanmış olan iki kişi, birkaç saat sonra gelecek olan ölümü bekliyordu. 18

Birinci bölüm 19

20

1 Beni şimdi düşmanlarımın eline teslim eden bir Tanrı ya hizmet ettim, dedi İlyas. Tanrı, Tanrı dır, diye cevapladı Levili Peygamber. Musa ya, kendisinin iyi ya da kötü olduğunu söylemedi, yalnızca Ben, BEN OLANIM dedi. Güneşin altında var olan her şey odur evi yerle bir eden yıldırım ve onu yeniden kuran insanın eli. Karşılıklı konuşmak, korkuyu uzaklaştırmanın tek yoluydu; askerler er ya da geç ahırın kapısını açacak, onları orada bulacak ve yapabilecekleri tek seçimi onlara dayatacaktı. Fenike Tanrısı Ba al e tapınmayı kabul edecek ya da öleceklerdi. Evleri tek tek arıyor, buldukları peygamberleri Ba al e tapınmaya razı ediyor ya da öldürüyorlardı. Levili belki din değiştirir, böylelikle ölümden kurtulurdu. Ne var ki İlyas için bir seçim söz konusu değildi: Başına gelen her şey kendi hatasıydı ve İzebel, öyle ya da böyle, onun başını istiyordu. Beni Kral Ahab a, İsrail halkı Ba al e tapınmayı sürdürdükçe yağmur yağmayacağı konusunda uyarmam için gönderen Tanrı nın bir meleğiydi, diye açıkladı, meleğin sözlerini dinlemiş olduğu için neredeyse özür diliyormuşçasına. Ne var ki Tanrı elini çabuk tutmuyor; kuraklık etkisini göstermeye başladığında, Kraliçe İzebel, Tanrı ya sadık kalanların hepsini ortadan kaldırmış olacak. 21

Levili, suskunluğunu korudu. Ba al e inanması mı, yoksa Tanrı adına ölmesi mi gerektiğini kendi kendine soruyordu. Tanrı kim? diye sözünü sürdürdü İlyas. Peygamberlerimizin inancına sadık kalan insanlarımızı öldüren askerin elindeki kılıcı tutan O mu? İnsanlarımızın başına bunca kötülükler gelsin diye, ülkemizin tahtına yabancı bir kraliçeyi oturtan O mu? Sadık olanları, masumları, Musa nın yasalarına uyanları Tanrı mı öldürüyor? Levili, kararını verdi: Ölmeyi yeğ tutuyordu. Bunun üzerine, gülmeye başladı, çünkü ölüm düşüncesi artık onu korkutmuyordu. Genç peygambere dönüp onu sakinleştirmeye çalıştı: Mademki O nun kararlarından kuşku duyuyorsun, Tanrı ya kim olduğunu sor. Bana gelince, ben kendi yazgımı kabullendim. Tanrı, bizim acımasızca kıyımdan geçirilmemizi istemiş olamaz, diye üsteledi İlyas. Tanrı her şeyi yapabilir. Yalnızca bizim iyi olarak nitelediğimiz şeyleri yapsaydı, O nun her şeye kadir olduğunu söyleyemezdik; o durumda, evrenin yalnızca bir bölümüne hâkim olurdu ve O ndan daha güçlü, O nu gözetleyen ve yaptıklarını yargılayan bir başka varlık daha olurdu. Böyle olunca da ben, daha güçlü olan o bir başka varlığa tapınırdım. Mademki her şeye kadir, O nu sevenleri neden acılardan uzak tutmuyor? Kendi düşmanlarına zafer ve güç kazandırmak yerine, neden bizi kurtarmıyor? Bunu bilmiyorum, dedi Levili. Ama bunun bir nedeni olması gerek ve ben bunu yakında öğreneceğimi umuyorum. Görüyorum ki, bu soruya verecek bir cevabın yok. Hayır. İkisi de suskun kaldı. İlyas soğuk terler döküyordu. Sen korkuyorsun. Oysa ben yazgımı kabullendim, diye yorumladı Levili. Dışarı çıkıp bu can çekişmeye son vereceğim. Dışarıdan kulağıma ulaşan her çığlıkta, kendi 22

saatim geldiğinde başıma geleceği düşünerek acı çekiyorum. Buraya kapandığımızdan beri en az yüz kez öldüm, oysa tek bir kez ölebilirdim. Mademki öldürüleceğim, bari en kısa sürede olup bitsin o iş. Haklıydı. İlyas da aynı çığlıkları duymuş ve dayanma gücünün üzerinde bir acıyla kıvranmıştı. Ben de seninle geliyorum. Fazladan yaşayacağım birkaç saat için çaba harcamaktan bıktım. Ayağa kalkıp ahırın kapısını açtı; güneşin ışıkları, içerde saklanan iki insanın üzerine vurdu. Levili onu kolundan tuttu ve birlikte yürümeye başladılar. Kulaklarına gelen birkaç çığlık dışında, benzeri başka kentlerde yaşanan günlük yaşamın burada da yaşandığı söylenebilirdi çok yakıcı bir güneş, uzaklardaki okyanustan gelen ve havayı dayanılır kılan serin bir rüzgâr, tozlu yollar, harcı samanla karılmış kerpiç evler. Ruhlarımız ölüm dehşetine tutsak düştü, oysa dışarıda güzel bir gün var, dedi Levili. Çoğu zaman, kendimi Tanrı ve dünya ile huzur içinde hissettiğim zamanlarda, sıcaklık bana dayanılmaz geliyordu, çöl rüzgârı gözlerimi kumla dolduruyor, iki adım ötesini göremiyordum. Tanrı nın düşüncesi, bizim ne olduğumuzla ve ne düşündüğümüzle her zaman bağdaşmaz; ama ben, O nun bütün bunları yapmakta bir nedeninin var olduğundan eminim. İnancına hayranlık duyuyorum. Levili, düşünüyormuş gibi, göğe baktı. Sonra İlyas a döndü: Hayranlık duyma, çok inançlı olduğumu da sanma. Ben, kendimle iddiaya girdim. Tanrı nın var olduğunu iddia ediyorum. Sen bir peygambersin, diye karşılık verdi İlyas. Sesleri sen de duydun ve bu dünyanın ötesinde bir dünya olduğunu biliyorsun. Belki de o dünya, benim düş gücümün bir ürünüdür. Tanrı nın işaretlerini gördün, diye üsteledi İlyas, yo- 23

rumları giderek kaygılı bir hal alan arkadaşının söylediklerine karşılık. Belki de benim düş gücümün bir ürünüdür, diye yineledi öteki. Aslında, somut olan tek şey, ortaya koyduğum iddia: Bütün bunların Çok yüce bir yerden geldiğini söyledim kendi kendime. Sokak ıssızdı. İnsanlar evlerine çekilmiş, askerlerin, yabancı prensesin kendilerine verdiği buyruğu sonuna kadar yerine getirmelerini bekliyordu; İsrail peygamberlerinin öldürülme buyruğunu. İlyas, Levili ile birlikte yürüyordu ve her pencerenin, her kapının ardında birinin onu gözleyip olup bitmekte olan şeylerle suçladığını hissediyordu. Peygamber olmayı isteyen ben değilim. Bütün bunlar belki de benim düş gücümün meyvesidir, diyordu kendi kendine İlyas. Ama marangozhanesinde başına gelenlerden sonra, işin hiç de öyle olmadığını anlamıştı. Çocukluğundan beri kulağına sesler geliyor, meleklerle konuşuyordu. Hatta, annesiyle babası, onun bir İsrail rahibine görünmesini ısrarla istemişti. Rahip, birçok soru sorduktan sonra, onun bir nebi, yani bir peygamber, ruhlar dünyasına ait bir kişi, Tanrı yla coşmuş bir kişi olduğunu söylemişti. Rahip, onunla birkaç saat sürekli konuştuktan sonra, annesiyle babasına, çocuğun söylediği her şeyin ciddiye alınması gerektiğini bildirmişti. Dönüş yolunda, annesiyle babası İlyas a, gördüklerini ve duyduklarını hiç kimseye anlatmamasını tembihlemişti; peygamber olmak, ülkeyi yönetenlerle ilişkiye girmeyi gerektiriyordu, ki bu her zaman tehlikeliydi. Ne var ki, İlyas hiçbir zaman rahipleri ya da kralları ilgilendirebilecek şeyler duymamıştı. O yalnızca kendi koruyucu meleğiyle konuşuyor ve yalnızca kendi yaşamını ilgilendiren nasihatlerle ilgileniyordu. Gözünün önün- 24

de, zaman zaman anlam veremediği şeylerin belirdiği de oluyordu uzak okyanuslar, üzerinde tuhaf varlıkların yaşadığı dağlar, kanatları ve gözleri olan daire biçiminde nesneler. Görüntüler ortadan kaybolduğunda, annesinin ve babasının sözüne uyarak, bunları en kısa sürede unutmaya çalışıyordu. Bu yüzden de giderek sesleri daha seyrek duymaya, görüntüleri daha seyrek görmeye başlamıştı. Durumdan memnun olan annesiyle babası da konuyu bir daha hiç açmamıştı. Yaşamını kendi emeğiyle kazanacak yaşa gelince, küçük bir marangozhane açması için ona para vermişlerdi. Gilead sokaklarında dolaşan öteki peygamberlere çoğu zaman saygıyla bakıyordu: Deriden giysiler giyiyor, meşin kemerler takıyor, Tanrı nın onları Seçilmiş Halk ı yönetmeleri için seçtiğini söylüyorlardı. Ama gerçekte, onun yazgısı bu değildi. O hiçbir zaman, dans ettiğinde ya da kendi kendini kırbaçladığında transa geçemeyecekti, çünkü acı çekmekten korkuyordu; oysa bu, Tanrı yla coşmuş olanlar için çok doğal bir şeydi. Gilead sokaklarında hiçbir zaman, kendinden geçtiği sırada kendi bedeninde açtığı yaraları gururla sergileyerek dolaşamayacaktı, çünkü bunu yapamayacak kadar utangaçtı. Kendini sıradan bir insan olarak kabul ediyordu; ötekiler gibi giyinen, öteki ölümlüler gibi ruhunda aynı korkuları duyan, aynı günah eğilimlerini taşıyan bir insan. Marangozhanesindeki işler yoğunlaştıkça, duyduğu sesler giderek bütünüyle kesildi, çünkü erişkinlerin ve çalışan kişilerin böyle şeylere ayıracak vakti yoktu. Annesiyle babası, oğullarından memnundu ve yaşam uyum ve dinginlik içinde akıp gidiyordu. Rahip le çocukluğunda yaptığı konuşma, yavaş yavaş uzak bir anıya dönüştü. İlyas, her şeye kadir Tanrı nın, verdiği buyrukların yerine getirilmesini sağlamak için insanlarla konuşma gereği duyacağına inanamazdı. Çocuk- 25

luğunda olup bitenler, yapacak işi olmayan bir çocuğun düş görmesinden başka bir şey değildi. Doğduğu kent olan Gilead da, deli kabul edilen insanlar vardı. Bunlar, tutarlı düşünüp konuşamadıklarından, Tanrı nın sesini, kendi delice sayıklamalarından ayırt edemiyorlardı. Sokaklarda dolaşıp dünyanın sonunun geldiğini ilan ediyor ve başkalarının cömertliği sayesinde yaşıyorlardı. Ama hiçbir rahip, onların Tanrı yla coşmuş kişiler olduğunu kabul etmiyordu. İlyas, sonunda bu durumdan, rahiplerin söyledikleri şeylerden hiçbir zaman kesinlikle emin olmadıkları sonucunu çıkardı. Tanrı yla coşmuş kişiler, nereye gittiğini bilmeyen, içinde kardeşin kardeşi kırdığı ve her an yeni bir yönetimin işbaşına geldiği bir ülkenin ortaya çıkardığı görünür sonuçlardı. Peygamberler ile deliler arasında hiçbir fark yoktu. İlyas, ülkesinin kralı ile Sur Prensesi İzebel in evlendiğini duyduğunda, buna fazla önem vermedi. Başka İsrail kralları da aynı şeyi yapmıştı, böylelikle de bölgede kalıcı bir barış sağlanmış, Lübnan ile daha geniş ticaret yapma olanağı doğmuştu. Komşu ülke halklarının var olmayan tan rılara inanmasının, hayvanlara ya da dağlara tapınmak gi bi ona yabancı gelen tapınmalar uygulamasının İlyas için fazla önemi yoktu; ticaret konusunda dürüst davranı yorlardı, önemli olan da buydu. Dolayısıyla, onlardan sedir kerestesi almayı ve onlara atölyesinde ürettiği malları satmayı sürdürdü. Biraz gururlu davransalar ve kendilerini Fenikeliler olarak adlandırmaktan hoşlansalar da bunu farklı bir deri rengine sahip oldukları için yapıyorlardı Lübnanlı tüccarlardan hiçbiri, İsrail de hüküm süren karışıklıktan yararlanma yoluna gitmemişti. Mallara fiyatını tam olarak ödüyor ve ülkede sürüp giden içsavaş hakkında hiçbir şey söylemedikleri gibi, İsraillilerin karşı karşıya kaldıkları siyasal sorunlardan da hiç söz etmiyorlardı. İzebel tahta çıktıktan sonra, Ahab dan, tek Tanrı ya 26

tapınma yerine, Lübnanlıların tanrılarına tapınmayı getirmesini istemişti. Bu da daha önce görülmüş bir şeydi. İlyas, Ahab ın bu isteğe boyun eğmesine içerlemekle birlikte, İsrail in Tanrısına tapmayı ve Musa nın yasalarına itaat etmeyi sürdürmüştü. Bu böyle süremez, diye düşünüyordu. İzebel, Ahab ı kandırdı ama tüm halkı inandıracak kadar güçlü olamaz. Ne var ki, İzebel başka kadınlara benzemiyordu; Ba al in kendisini dünyaya öteki halkların ve ülkelerin dinini değiştirmek için gönderdiğine inanıyordu. Tanrı dan yüz çevirip yeni tanrılara tapınanları kurnazlıkla ve sabırla ödüllendirmeye başladı. Ahab, Samiriye de Ba al adına bir tapınak yaptırarak içine bir sunak koydurttu. Bunun üzerine, halk tapınağı ziyaret etmeye başladı ve Lübnan tanrılarına tapınma her yana yayıldı. Bu böyle süremez. Belki bir kuşak boyunca sürecek, sonunda geçip gidecek, diye düşünüyordu hâlâ İlyas. 27

28

29