ŞİİR ve STRAN TAHLİLLERİ 2 : GUR Û ROVÎ Bir dizi yazı olarak düşündüğümüz Şiir ve Stran Tahlilleri : I de, bu tahlillere niçin gereksinme duyduğumuzu ve bu alanda bugüne dek hiçbir çalışma yapılmadığını belirterek, Vartolu Serda Selaheddîné Gimgimî nin ( 1945 1967) Yar a Min adında, aruz vezniyle yazmış olduğu şiirini tahlil etmeye çalıştık. Dizinin bu ikinci yazısında fabl türünde yazılmış olan ve Kürt Türk Ermeni ilişkilerinin başlangıç ve gelişmelerini manzum bir çerçeve içerisinde sorgulamaya çalıştığı kanısını taşıdığımız Gur û Rovî adını taşıyan bir şiiri tahlil etmeye çalışacağız.. Dizinin üçüncü yazısında da dengbéj geleneğinin son ve dev halkası olan Reso nun (1908 1983) bir stranının tahlilini yapmayı planlamış bulunmaktayız. Klasik şiirlerimizin ve klasik dengbéj stranlarımızın tahlillerini yapmayı -ki bunun nedenlerini bundan önceki yazımızda da belirtmiştik; bunlar kültürümüz, edebiyatımız ve folklorumuz için bulunmaz hazinedir- gücümüz, bilincimiz ve olanaklarımız elverdiğince sürdürmeye çalışacağız. Bunlar anlaşılabilmeli ve bunlardan alınması gereken gıdalar alınabilmelidir diye düşünüyoruz. Yazımıza başlamadan önce bu harikulâde şiirin öyküsüne değinmek istiyoruz.. Şiir bize, bir teyp kasetine okunmuş olarak Serda Selaheddîné Gimgimî nin şiirleriyle birlikte kardeşi Vahdettin Gümgüm (1956-2005) tarafından verilmişti. Çözümünü biz yapıp yazıya geçirdik. Şiir, bundan yaklaşık 40 yıl kadar önce (1968-1969 yılları) Varto da Cıbranlı Xalid Beg in (1882 1925) oğlu Mehmûd Beg in (1912 1970) teyibine kaydedilmiştir. Oradan da aynı yıl, bize ulaştıran Gimgimî Ailesi ne geçer. Şiiri belli bir vezinle-ahenkle kasete okuyan şahsın, Malazgirt Bulanık yörelerinin çok tanınan ve 1950-1970 yılları arasında yurtsever milliyetçi düşüncelerle mücehhez çok sayıda melanın yetişmesinde çok büyük emeği olan Seydayé Mele Sadiq olduğu kesin olarak biliniyor. Ne var ki 75 beyitten oluşan bu şiirin şairinin kim olduğunu bir türlü öğrenemedik. Seydayé Mele Sadiq olabilir dendi. 85 civarında bir yaşta ve bekâr olduğunu ve epey zamandır Avrupa da yaşadığını öğrendiğimiz bu saygın Seyda yı araştırırken, kendisinin Avrupa da şiirlerinden mürekkep bir Dîvan tertip edip yayımladığı ve sözkonusu şiirin bu Dîvan da bulunmadığı bilgisini farklı yerlerde bulunan dostlarımızdan edindik. Yine kimi dostlar aracılığıyla kendilerine ulaşabileceğimiz bir telefon numarasını zar zor bulabildik. Epey bir uğraşın sonunda telefonla Seyda ya ulaşabildik. Çok rahatsız olduğunu söyledi. Sesinden de bu belliydi; çok yorgun ve çok bitkin konuşuyordu. Kimsesiz olduğunu ve çok sıkıntı çektiğini duymuştuk. Bu emektar Seyda nın sesi, doğrusu bizi epey duygulandırdı. Kendimizi tanıtıp Gur û Rovî adında bir şiiri 40 yıl kadar önce Varto da Cıbranlı Xalid Beg in oğlu Mehmûd Beg in teyibine okuduğunu ve merhum talebesi Serda Selaheddîné Gimgimî nin ailesi tarafından bize ulaştırıldığını belirterek, bu şiirin kendisine ait olup olmadığını, şiirle ilgili bir çalışma yapmak istediğimizi ve bu bilgiye ihtiyacımız olduğunu sözlerimize ekledik. Yukarıda da belirttiğimiz gibi çok yorgun ve çok bitkindi, zorluk çekiyordu konuşurken. Şiiri ve şiiri okuduğu evi hatırladı; ancak şiirin kendisine ait olmadığını, kimin yazdığını ise şu anda hatırlayamadığını belirtti. Rahatsızlığını da göz önüne alıp hatırlamaya zorlamadık. Şimdi sözkonusu şiirin, daha önceki çalışmamızda da olduğu gibi ilkin yazıldığı dil olan Kürtçesini, sonra Türkçe çevirisini yazalım ve akabinde de tahlilini yapmaya çalışalım. Ve yine Şiir ve Stran Tahlilleri : I de belirttiğimiz nedenlerden ötürü Kürtçe bilenlerin, şiirin Kürtçesinden doğrudan tahlil kısmına geçmelerini öneririz. Şiirin belli bir ahenkle yazıldığını, tadına varabilmek için de o ahenge uygun bir okuma tarzının yeğlenmesinin yararlı olacağını belirtelim.
GUR Û ROVÎ Gur û rovî bûn heval B can û dil û ruh û mal ( 1 ) Pir bi hev dû şirîn bûn Her dû bi hev emîn bûn ( 2 ) Keftar jî cîrané wan Bi her sé ya yek eywan ( 3 ) Dest û mil an dane hev Kar dikirin roj û şev ( 4 ) Rovî yé pîs é hîlekar Guré şand ba keftar ( 5 ) Go dilxwazî ya me ev e Tu j eywané derkev e ( 6 )
Keftaré got mamé gur Dujmin nabe dosté kur ( 7 ) Guré sereşké nezan Diréjkir çû eywan ( 8 ) Wî yû keftaré şer kir Seré keftar perçe kir ( 9 ) Rovî j para léxist Keftar serdev erdé xist ( 10 ) Keftar çû mal nexweş ket J Ji hérsa pir ferc lé ket ( 11 ) Malé xwe temam firot Ji kincan û hetta pot ( 12 ) Jé ra ma bû yek baxçe Fîyet danî bîst axçe ( 13 ) Guré da rovî pere Go her j me ra bikire ( 14 ) Keftar gerçî pé zor hat Ra bû kir terk a welat ( 15 ) Gur û rovî man ortax Baxçe kir in gul û bax ( 16 ) Baxçe tijî bû ji gul Him reyhan û him sumbul ( 17 ) Gur xebitî bi rastî Ruh cané xwe derxistî ( 18 ) Rovî yé bé bext û soz Xirabî yé kir e doz : ( 19 ) Ev gur ne j qewmé min e Kar a wî j mi ra tu ne ( 20 ) Ya baş ji bo me ev e Ew jî ji vir derkeve ( 21 )
Çavé wî jé ne d birî Tiştek jé ne d ket serî ( 22 ) Bi min tené nabe ev Him bi roj û him bi şev ( 23 ) Rabû gerîya dit heval Bav û ap û kur û xal ( 24 ) Got wan em é hevdû ne Guré reşé pişt cûn e ( 25 ) Eger keysé bibîn e Wé me ji vir derîn e ( 26 ) Tedbîra xwe bibîn in Em wî j baxçe derîn in ( 27 ) Dane hevdû sozé xwe Gur derxîn in ji nav xwe ( 28 ) Rovî şand pey gur Got bi ra bé hetta vir ( 29 ) Gur hat gîhîşt hinda wan Xweş nedît rûçiké wan ( 30 ) Selam da û sekinî Rovî b dizî pé kenî ( 31 ) Rovî bûye şerwan e Ji gur ra dîtî mane ( 32 ) Pirsek ji vir yek ji wir Hetta xwe lé kire gur: ( 33 ) Gur seré te mezin e Tiştek te l baxçe tune ( 34 ) Gur go tu b desméj î Tu van pirsa dibéj î ( 35 ) Wî got pirsa ez béjim Ji can û dil dibéjim ( 36 )
Qesem navé xwedé kim Ezé gohé te jé kim ( 37 ) Pir bi zora guré çu Wî go ez nadim recû ( 38 ) Rovî go: Tu feqîr î Tu réjber î ne mér î ( 39 ) Gur go: Baxçe é me ye Ferqa min te tune ye ( 40 ) Wî go qewmé min heye É te kes kî tune ye ( 41 ) Gur go: Gerçî békes im Ji qewmé te ra bes im ( 42 ) Rovî go: Gur deng ne ke Apo bé te terb ye ke ( 43 ) Gur go: Apé te tune Nizan im mér e jin e ( 44 ) Rovî ba kir dergevan Ap û xal hatin meydan ( 45 ) Gur di cîda sekinî Rovî rabû pé kenî ( 46 ) Gur zanî hal xirab e Bi rovî ra şer nabe ( 47 ) Rovî go gur çewanî Gur got e mîr tu zanî ( 48 ) Rovî go: Gur zalim e Jé ra terbîye lazim e ( 49 ) Qewmé kû gur darda ke Rovî go: Îcab nake ( 50 ) Belé heqqé wî dar e Welew ew xebatkar e ( 51 )
Rovî emré apé kir Gohé guré reş jé kir ( 52 ) Gur sekinî ne qedand Çû mal gohé xwe kewand ( 53 ) Gur tené ma li mal e Ne bav û ap û xal e ( 54 ) Xwe avét bexté rovî Rû berda bû ye sofî ( 55 ) Rovî mez nayî lé kir Wî islahé nefsé kir ( 56 ) Roj ek pez ek jé xwestî Goşt xwar û da gur hestî ( 57 ) Gur hestî xwar b giranî Qîm a xwe wî pé anî ( 58 ) Gur rabû çû zewicî Hestîyan kir ne du cî ( 59 ) Çendek wusa derbas kir Hetta hestî xilas kir ( 60 ) Paşé zarûké wan bûn Kufleté wan giran bûn ( 61 ) Ewladé wan mezin bûn Tev law û mir û jin bûn ( 62 ) Gur zéde bûn bûne pir Hestîyan téra wan nekir ( 63 ) Ji bo hestîya şer danîn Rabûn qira hev anîn ( 64 ) Paşé rabûn bûne yek Nivîsandin kaxiz ek ( 65 ) Kaxizé wana ev bû Tev bi zér û zeber bû: ( 66 )
Hestî j me ra hindik e Ser û pé ihsan bi ke ( 67 ) Dan e desté dergevan Rabû çû got e wan: ( 68 ) Dilxwazî ya wan ji me Ser û pé jî bid ne me ( 69 ) Rovî li texté jor bû Çav li seré wî sor bû: ( 70 ) Îro doza serî ye Sibé doza hemî ye ( 71 ) Qewmé min j wan pirtir e Hestî ji wan ra pir e ( 72 ) Eynadé bi kin e bazar Dé herin li ré ya keftar. ( 73 ) Çenda kû gur ne bin yek Ji xwe daneynin ser ek ( 74 ) Ji ber rovîyé fen ek Rezîl bi bin yek bi yek. ( 75 ) ŞİİRİN TÜRKÇESİ KURT ile TİLKİ 1. Kurt ile tilki canla, başla, ruhla arkadaş olmuştular. 2. Birbirlerine karşı sevgi ve güven doluydular. 3. Sırtlan da komşularıydı ve üçünün bir eyvanı vardı. 4. Birbirlerine omuz veriyor ve gece gündüz çalışıyorlardı. 5. Kötü ve hilebaz tilki (bir gün) kurdu sırtlana yolladı. 6. Bizim senden dileğimiz, sen eyvandan çık dedi. 7. Sırtlan dedi ki kurt amca, (baba) düşmanı oğula dost olmaz 8. Taş kafalı (laf anlamaz) kurt, eyvana hücum edip gitti 9. Sırtlanla kavgaya tutuştu, sırtlanın kafasını parçaladı 10. Tilki arkadan saldırıp sırtlanı yüzükoyun yere vurdu
11. Sırtlan evine gidip hastalandı ve aşırı sinirden felç oldu 12. Elbiselerine varıncaya kadar tüm eşyalarını, mallarını sattı 13. Yalnız bir bahçe kalmıştı kendisine, ona da 20 akçe fiyat biçti 14. Kurt tilkiye para verdi, git bize satın al dedi 15. Sırtlanın gerçi çok ağrına gitti, (çaresiz) kalktı yurdunu terk etti 16. Kurt ve tilki ortak kaldılar, bahçeyi bağ ve gül bahçesi yaptılar 17. Bahçe güllerle, reyhanlarla, sümbüllerle doldu 18. Kurt canını, ruhunu çıkarırcasına doğrulukla çalıştı 19. Sözüne ve bahtına güven olmayan tilki, kötülüğü kendisine mesele yaptı: 20. Bu kurt benim kavmimden değil, bunun bana bir faydası olmaz: 21. Bizim için en iyisi, onun da buradan çıkmasıdır dedi 22. Kurdun üstesinden gelmeye gözü kesmiyordu, ne yapacağını bilmiyordu 23. Gece ya da gündüz, yalnız benimle bu iş (kurdun üstesinden gelme) olmaz 24. Kalkıp arkadaş aradı ve baba, amca, dayı ve oğulu buldu: 25. Biz birbirimiziniz dediler onlar, koyu gri sırtlıdır kurt 26. Eğer fırsatını bulursa, o bizi buradan çıkarır 27. Hazırlığınızı yapın, biz onu bahçeden çıkaralım (atalım) 28. Kurdu aralarından çıkaracaklarına dair birbirlerine söz verdiler 29. (Bunun üzerine) tilki buraya kadar gelsin diye kurda haber saldı 30. Kurt yanlarına gelip vardığında suratlarını iyi görmedi 31. (Şaşkınca) selam verip durdu, tilki gizliden gizliye ona güldü 32. Tilki kavgacı kesildi (ve kurtla kavga için) bahane buldu 33. Bir söz ordan bir söz burdan, ta ki kurdun başına kurt kesildi: 34. Kurt senin kafan büyüktür, senin bu bahçede bir şeyin yoktur dedi tilki 35. Kurt: Sen abdestlisin, böyle sözler nasıl söylersin dedi 36. Tilki: Söyleyeceğim şeyleri, candan gönülden söylerim, 37. Allahın adına and içerim ki senin kulaklarını keseceğim dedi 38. Kurdun ağrına çok gitti, onun yardım vermem demesi 39. Tilki: Sen fakirsin, rençbersin, yiğit değilsin dedi 40. Kurt dedi: Bahçe ikimizindir, benim ya da senin, farkımız yoktur 41. Tilki: Benim kavmim var, senin kimsen yoktur dedi 42. Kurt dedi: Gerçi kimsesizim; ama senin kavmine yeterim 43. Tilki: Kurt sesini çıkarma, amcam gelir seni terbiye eder dedi. 44. Kurt dedi: Erkek mi kadın mı bilmem; ama senin amcan yoktur 45. Tilki kapıcıya seslendi, amca ve dayı ortaya çıktılar 46. Kurt olduğu yerde donakaldı, tilki kalkıp güldü ona 47. Kurt durumun kötü olduğunu ve tilkiyle kavga edilemeyeceğini anladı 48. Tilki: Kurt nasılsın dedi, kurt: Sen bilirsin mirim dedi 49. Tilki dedi: Kurt zalimdir, ona terbiye lâzımdır 50. Onun kavmi tam kurdu asacakken, tilki: İcap etmez dedi, 51. Evet, hakkı idamdır; ama o emekçidir (çalışsın) 52. Tilki amcaya emir verdi, kara kurdun kulaklarını kestirdi 53. Kurt durdu, yapamadı, eve kulaklarını pansuman etmeye gitti 54. Kurt evde yalnızdı; ne baba, ne amca ne dayı vardı 55. Kalktı yine tilkiye sığındı, sakalını uzatıp sofu oldu 56. Tilki ona büyüklük yapıp nefsini terbiye etmeye koyuldu 57. Bir gün kurttan bir koyun istedi, etini yiyip kemiğini kurda verdi 58. Kurt kemikle yetinerek ağır ağır yedi 59. Kurt (sonra) kalkıp gidip evlendi, kemikleri de ikiye bölmüş oldu 60. Kemikleri bitirinceye kadar bir süre böyle devam ettiler
61. Sonra çocukları oldu, külfetleri ağırlaştı 62. Kadınlı erkekli çocuklu büyüyüp çoğaldılar 63. (Her geçen gün) artarak çoğalan kurtlara kemikler yetmez oldu 64. Kemikler için kavga edip birbirlerini yok ettiler 65. Sonra kalkıp bir araya geldiler ve (isteklerini) bir kâğıda yazdılar 66. Yazdıkları, çok rahat okunup anlaşılabilecek şekilde, şuydu: 67. Kemikler bize az geliyor, baş ve ayakları da lütfedin 68. Kapıcının eline verip gönderdiler ve o gidip dedi ki: 69. (Kurtların) bizden istekleri, (kesilecek hayvanların) baş ve ayaklarının onlara verilmesidir. 70. Tilki (başköşede) tahttaydı, (sinirden) gözleri kıpkırmızı olmuştu: 71. (Kurtlar) bugün baş ve ayağı istiyorlarsa yarın tamamını isterler 72. Benim kavmim onlardan daha fazla, kemik bile onlara çoktur 73. Çok inat ederlerse, sırtlanın yolunda giderler(sırtlanın başına gelen, onların da başına gelir) 74. Kurtlar birleşip kendilerine bir baş seçmedikleri müddetçe 75. Tilkinin bir oyunuyla tek tek rezil olup gidecekler Gur û Rovî nin tahliline geçebiliriz artık. Şiire ilkin şekil bakımından bakalım: Şiirin fabl türünde yazıldığını (fabl hakkında, muhteva bakımından inceleme, kısmında bilgi vereceğiz) ve 75 beyitten oluştuğunu görüyoruz. Bilindiği gibi mısraların ikişerli kümelenme biçimlerine beyit adı veriliyor. Kürt edebiyatında beyit (beyt) kelimesinin farklı anlamları hakkında yukarıda adı geçen yazımızda bilgiler vermiştik. Burada her beyit kendi arasında kafiyelenmiştir. Türk edebiyatında olduğu gibi Kürt edebiyatında da bu kafiye biçimine mesnevi tipi kafiye adı verilir. Zaten mesnevi türü de Türk edebiyatına Acem (Fars) edebiyatından geçmiştir. Şair, şiirini belli bir ölçüyle (hece sayısına dayandırarak) yazmıştır. Buna göre baktığımızda her mısrada yedi hece olduğunu görüyoruz. Buna hecenin 7 li kalıbı da denebilir. Kimi mısralarda şair bu kalıbı tutturabilmek için ses düşürmelerine başvurmuştur ki şiirde bu gayet doğaldır. Örneğin Gur û rovî bûn heval / B can û dil û ruh û mal ya da Rovî j para léxist / Keftar serdev erdé xist mısralarının 2.sinde 1., 3.sünde de 2. kelimede (siyah dizili olanlar) bu durum vardır. İlkinde B, ikincisinde J sesinden sonra gelen i sesi düşmüştür. Daha başka mısralarda da vardır bu ses düşmesi. Kafiyeler 2., 61. ve 62. beyitler hariç - mısraların son kelimelerinde yapılmıştır. Bu üç beyitte ise mısraların son kelimeleri olarak bûn yardımcı fiili seçilmiş; kafiyeler, son kelimelerden bir önceki kelimelerde oluşturulmuştur. bûn yardımcı fiillerinin redif olduğu bu üç beyit dışında şiirde redif yoktur. Diğer bir söyleyişle 75 beyitlik bu fablın 72 beyitinde kafiyeler mısraların son kelimelerinde redifsiz olarak vardır ve büyük çoğunluğu iki ses benzeşimine dayanır. Şair tek ses benzeşimine dayalı kafiye hiç yapmamış olmakla birlikte kimi beyitlerde üç ya da daha.fazla ses benzeşimini yeğlemiştir. Şiirin dili Kuzey Kürdistan Kürtçesi olup açık ve anlaşılır bir dildir. Fablın ve mesnevinin doğasına uygun olarak bir öyküleme anlatım biçimi kullanılmıştır. Şimdi de muhteva bakımından bakalım şiire. Öncelikle şunu belirtelim: Şiir ve Stran Tahlilleri : I de, şiirlerin muhteva bakımından tahlilleri yapılırken, şairin sosyo-kültürel ve düşünsel yapısı ile yaşadığı yer ve dönem hakkında bilgiye gereksinme olduğunu söylemiştik; ancak tüm çabalarımıza rağmen bu şiirin şairini bulamadık. Şiirin bir fabl olması ve buna ulalı olarak didaktik karakter taşıması, bu eksikliği -izafi de olsa- izale eder. Yukarıda da belirttiğimiz gibi fabl türünde yazılmıştır bu şiir. Fabl çoğunlukla manzum, sonuçta ahlâkî
bir ders çıkarılan alegorik hikâye biçiminde tanımlanır. Kahramanlarını hayvanların, bitkilerin ya da başka cansız varlıkların oluşturduğu ve sonunda bir ders vermeyi amaçlayan masallar olarak da tanımlayabiliriz fablı. Bu türün ilk örneği olarak hükümdarlara hikmet dersi vermek amacıyla M.S. 300 yıllarında Sanskritçe yazılan Kelile ve Dimne adlı eser gösterilir. Baş kahraman olan iki çakalın öyküsünü anlatan bu eserin Hint filozofu Beydaba tarafından, Hükümdar Dabişlem için yazıldığı söylenir. Katip Çelebi (1609 1657) ye göre bu eser felsefeyi, onun şubelerini, güzelliklerini ve parlak meselelerini, ona isnat edilen lekelerden arıtmak ve asıl gayesini avamdan gizlemek ve kaba cahillerden esirgemek için, hayvanların ve kuşların dilinde yazılmıştır. Ders vermeyi de amaçlayan fabller, doğal olarak didaktik bir özellik taşır. Fabl, aslında yönetilenlerin, yöneticilerin yanlışlarını, içine düştükleri traji-komik durumlarını onlara göstermek, diğer bir söyleyişle onları eleştirmek için ortaya çıkmıştır; ne ki demokrasinin, demokratik düşüncenin henüz yeşermediği ya da olmadığı dönemlerde ve toplumlarda bu eleştiriler doğrudan doğruya yapılamamıştır. Fabl türü tam da bu arada devreye girer, girmiştir. Şiir, ikisi baş olmak üzere üç temel karakter üzerine kurulmuştur. Bunlar sırasıyla kurt, tilki ve sırtlandır. Bunların dışında bir de yardımcı karakterler vardır: Tilkinin yakınları olarak baba, amca, dayı ve oğul. Fablın başında yalnız olan kurdun, sonlara doğru evlendiğini ve çoluk çocuğa karışarak çoğaldığını görüyoruz. Hikâyenin başında kurt ve tilkinin karşılıklı güven ve dostluk içinde komşuları olan sırtlanla (keftar) birlikte aynı mekânı paylaştıklarını görüyoruz. Bir süre sonra kötü ve hilekâr olarak nitelendirilen tilki, kurdu kandırarak, ağırlıkla onun gücüyle zorla sırtlanı mekândan attırır. Kurtla mekânda yalnız kalan tilki, kendi kavminden (ırkından) olmadığı, dolayısıyla kendisine faydasının olamayacağı gerekçesiyle kurdu da sudan bahanelerle mekândan attırmaya çalışır. Buna direnen kurdu, yakınlarını yardımına çağırarak susturur, kulaklarını keserek, çalışmak kaydıyla yaşamını bağışlar. Kurt artık tam olarak itaatkâr olur ve kendisine verilen kemik kırıntılarıyla -ki bunların neyi simgeliyor olabileceğini aşağıda açıklamaya çalışacağız- yetinecek duruma gelir; nedir ki günün birinde kalkar gider evlenir. Ardından da kadınlı erkekli olarak çoğalırlar ve kendilerine verilen kemikler yetmez olur. Kemiklerin yetersiz kalması üzerine aralarında ölümüne kavgalar çıkar. Sonunda tilkiden kelle ve ayakları da -bunun da nasıl bir simge olduğu aşağıda izah edilecektir- isteyen bir dilekçede uzlaşırlar. Tilkinin buna tepesi atar, gözleri sinirden kıpkırmızı olur ve büyük tehdidini savurur: Ya onlara verdiğim kemiklerle yetinirler ya da sırtlanın başına getirdiklerimden ders alsınlar. Aynı akıbet onları da bekler. Şair, çıkarılacak dersi de sona saklamıştır: Kurtlar tilkiye karşı aralarında birleşip bir baş seçmedikçe, ondan daha çok çekip tek tek rezil olacaklar. Böylesi bir fablde doğal olarak her karakter, Kâtip Çelebi nin tabiriyle asıl gayesini avamdan gizlemek ve kaba cahillerden esirgemek için bilinebilen bir kesime, bir topluma ya da bir ulusa tekabül eder. Son 160 yıllık tarihimize baktığımızda buradaki kurt karakteriyle Kürtlerin, tilki karakteriyle Türklerin, sırtlan karakteriyle de Ermenilerin anlatılmak istendiği analizini çıkarmamız hiç de zor olmuyor. Belirttiğimiz tarih dilimi içerisinde bu sonucu çıkarmamızı destekleyen öylesine seçkin örnekler vardır ki hiçbir tereddüde mahal bırakmıyor. Örneğin 1967 yılında Türkiye deki ırkçı faşist düşüncenin önde gelen ideologlarından Nihal Adsız, bu düşüncenin yayın organlarından biri olan Ötüken dergisinde özetle şöyle der: Kürtler, Türk milletinin başını belaya sokmadan kendileri de yok olmadan çekilip gitsinler Nereye mi? Gözleri nereyi görür, gönülleri nereyi çekerse oraya gitsinler. İran a, Hindistan a, Pakistan a, Barzani ye gitsinler. Birleşmiş Milletler e başvurup Afrika da yurtluk istesinler. Türk ırkının aşırı sabırlı olduğunu, fakat ayranı kabardığı zaman arslan gibi önünde durulmadığını ırkdaşları Ermeniler e sorarak öğrensinler de akılları başlarına gelsin. (Bakınız: BÎR Araştırma İnceleme Dergisi, Sayı: 5, s.79. Ayrıca daha geniş bilgi için bkz. DDKO Devrimci Doğu Kültür Ocakları Dava Dosyası, I )
Şimdi kafatasçı faşist Adsız ın bu sözleri ile bu şiirde tilkinin kurda söylediği sözler (73. beyit) arasındaki tıpatıp örtüşmeye baktığımızda, tilkinin Türkler i, kurdun Kürtler i, sırtlanın da Ermeniler i simgelediğine dair en küçük bir kuşkumuz kalabilir mi? Şüphesiz ki hayır. Tilki de özetle tepemi attırmayın haa, sırtlanın başına getirdiklerimi unutmayın; yoksa sizi de onlar gibi yok ederim diyor. Tilkinin kurdu tepelemesinde yardımcıları olan karakterlere gelince -ki bunlar bav, ap, kur, xal (baba, amca, oğul, dayı) idi- Kürtler in tepelenmesinde yardımları görülen dış ve iç güçleri ( Araplar, Acemler, Ruslar, İngilizler ve içerde işbirlikçiler ) simgelediğini söylemek mümkündür bunların (24. beyit). Kurdun bu yakınlardan (baba, amca, dayı, oğul) yoksun olması ise (54. beyit) bu dış güçlerden hiç birisinin Kürtler in yanında yer almaması biçiminde mütalaa etmemiz lazım gelir kanısındayız. Şiirdeki kurt, tilki ve sırtlan karakterleri sırasıyla Kürt, Türk, Ermeni uluslarına tekabül ettiğine göre bundan sonraki analizi daha isabetli yapabilmemizin önünde artık pek sis bulutu da kalmaz. Tilkinin, kurdu sırtlana göndererek, ondan ortak mekânı terk etmesini (6. beyit) istemesi üzerine sırtlanın verdiği uyarıcı cevap ilginçtir: Babanın düşmanı oğula dost olmaz (7. beyit) der. Bu aynı zamanda Kürtçede bir atasözüdür: Dujminé bava, nabe dosté lawa. Acaba bu atasözüne gönderme yapmakla sırtlan asıl neyi vurgulamak istemiş olabilir. En büyük Ermeni tenkil hareketinin 1. Dünya Savaşı nın ilk yıllarında olduğuna ve kalan Ermeniler in de bu yıllarda yerlerinden yurtlarından olduklarına göre, şiirdeki sırtlanın da kelimenin tam anlamıyla perişan edilerek yerinden yurdundan edilmesi olayı, bu tenkil hareketini ve sonrasını simgeliyor denebilir rahatlıkla. Bu durumda sırtlanın kurda asıl anlatmak istediği sanırız 1846 yılındaki Mir Bedirhan Başkaldırısı ile 1880 yılındaki Ubeydullah Nehri Başkaldırısı ve bu başkaldırılardaki Türkler in yaptıklarıdır. Kurt çok saf ve inanmış bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin sırtlanı mekândan kovan tilki, aynı eylemi ona da yapmak için kurdu huzuruna çağırdığında, istihza ile Kurt senin kafan büyüktür / Senin bu bahçede bir şeyin yoktur (34. beyit) der. Kurdun saflığı en çok da buna verdiği cevapta ortaya çıkar: Sen abdestlisin, böyle sözler nasıl söylersin (35. beyit). Bu saflık, tilkinin hiçbir icraatında kötü bir yan düşünmemesini -ya da görmemesini- de beraberinde getirecektir. Kurdu adeta budayan tilki, üretme - çalışma karşılığında ona yaşama hakkı tanımıştır. Bu yaşama hakkı, şiirde kemik verme -da gur hestî- (57. beyit) sözleriyle ifade edilmiştir bizce. Ve kurdun, sadece bu yaşama hakkı ile yetindiğini de qîma xwe wî pé anî- (58. beyit) görüyoruz; ne ki zaman içerisinde kurtlar çoğalacak, dünya da bu arada değişmiş olacak ve çoğalan kurtların gözleri açılacak, kemik ile yetinmeyip daha fazlasını isteyeceklerdir. Daha fazlası ne olabilir acaba? Şiirde bu ser û pé (baş ve ayak -kelle parça-) olarak ifade edilmiştir (67. beyit). Tilkinin bu masumane talebe karşı gösterdiği tepkiye baktığımızda (70. beyit) ser û pé nin neyi simgeliyor olabileceğini kestirmemiz hiç de güç olmaz: Ser û pé ile ulusal ve demokratik haklar anlatılmak isteniyor. Gelmiş geçmiş başbakanlardan hangisinin Kürtler in ulusal ve demokratik hakları sözünü duyunca, gözleri şiirdeki tilkinin gözleri gibi sinirden kıpkırmızı Rovî li texté jor bû / Çav li seré wî sor bû (70. beyit) kesilmiyor? Hangisinin Kürt ve Kürdistan lafı duyunca vücutlarının her santimetrekaresi lerze lerze titrememiştir? Şu anda da böyle değil mi? Tilkinin bu talebe verdiği cevap da ilginçtir: Îro doz a serî ye / Sibé doz a hemî ye../ Hestî ji wan ra pir e -Bugün kafa davasını güden, yarın tamamının davasını güder..kemik bile onlara fazladır- (71 ve 72. beyitler). Bizce tilkinin
bu sözleriyle anlatılmak istenen şudur: Bunlar bugün ulusal demokratik hak davasını güdüyorlarsa, yarın bağımsızlık davasını güderler. Bu yüzden onlara yaşama hakkı bile çoktur. Bugün Türk devlet yetkililerinin Kürt adına, Kürt dili ne gösterdikleri canhıraş tepkinin asıl nedeni de bu değil midir? Bütün tepkilerinin ardında şunu tanısak daha fazlasını isterler endişesi yok mu? Ve bu zaman zaman açık bir biçimde dillendirilmiyor mu? Şiirde, fablın doğasına uygun olarak bir de ders ya da öğüt verilmek isteniyor. Onu da şöyle ifade etmek istemiştir şair: Kurtlar (Kürtler) aralarındaki ihtilafları çözüp birleşmedikleri müddetçe, tilkinin (Türkler in) elinden daha çok çekecekleri olacaktır Nedim Dit nedimdit@hotmail.com