CEMAL TAŞ Dağların Kayıp Anahtarı Dersim 1938 Anlatıları KIRMANCKİ DEN (ZAZACA) ÇEVİREN Emirali Yağan i l e t i ş i m
İÇİNDEKİLER SUNU EMİRALİ YAĞAN...7 ÖNSÖZ... 11 Ali Boğazı ANLATICI Kazımê Şıxheseni... 16 Dağların kayıp anahtarı ANLATICI Hemo Sur... 44 Kırmancların kurdu: Bedbahtlık ANLATICI Fatosa Khekıli... 62 Parola: Kurtlar geldi ANLATICI Mustafa Altun... 98 Dağ, şahan ve bir atın gözyaşları ANLATICI Seyd Xıdıro Khuresıc...112 Halvoriye ANLATICI Fêcira Çêna Delali...136 Toprak bize küstü ANLATICI Khêkê İsmayilê Khekıli...170
Zel Dağı hengâmeleri ANLATICI Xıdırê Heseni...218 Süngüden kurtuldum ama sürgünden kurtulamadım ANLATICI Cêmila Çêna Şıxheseni...234 Dağ ve yalnızlık ANLATICI Begê Heseni...252 Günahsızlar ve insafsız Yaradan ANLATICI Gewera Maçi...266 Atlar tepişir eşekler ayak altına gider ANLATICI Usênê Borê Sereni / Hüseyin Gül...298
SUNU EMİRALİ YAĞAN Elinizdeki kitabın derleyicisi Cemal Taş, Dersim özelinde sözlü tarih çalışmalarına öncülük eden isimlerden biri. 1990 lı yılların ortalarında Dersim köylerinin insansızlaştırılması operasyonlarına karşı yürütülen kampanyalara öncülük eden İstanbul Tuncelililer Derneği nin o dönemdeki yöneticilerinden Hüseyin Ayrılmaz ile birlikte o yıllardan başlayarak, (bir kez daha sürgün yollarına düşürülen ve yaşlılıkları nedeniyle birbirleri ardına göçüp giden) Dersim 38 tanıklarını kayda almayı görev edinir. Başlangıçta derneğin yayın organı Dersim dergisine ana dilinde yazılar yazmak amacıyla başlattığı sözlü tarih çalışmalarını, derneğin 2000 yılında kapatılmasından sonra da kişisel çabalarla sürdürür. Geçen zamanda bölgenin sözlü tarihi, folklor araştırmaları alanında kayda değer hacimde bir arşiv çalışması oluşturur. Kayıt altına aldığı anlatılardan birinden kitaplaştırdığı Roê Kırmanciyê ilgililerinin tanıdığı çalışmalarından biri. Kırmancki (Zazaca) dilinde yayımladığı bu kitabının yanı sıra Külden Evler adlı bir kitabın da derleyicisi olan Cemal Taş ın, Nazimiyeli Abdullah Gündüz ün anlatılarından kay- 7
da aldığı bir diğer derlemesi Fecir, Alacakaranlık ve Ömrüm adıyla tarafımdan Türkçe ye çevrilen çalışmalarından bir diğeri... Değişik basın yayım organlarında araştırmalarıyla yer alan Cemal Taş ın kayda alıp, orijinal dilde yazıya döktüğü Dersim 1938 tanıklarının anlatılarından yaptığımız bir seçkiyle çerçevelenen Dağların Kayıp Anahtarı, onun sözlü tarih derlemelerinden yaptığım diğer çevirileri yayım sırasıyla önceliyor. Bu seçkide yer verilen Ali Boğazı başlıklı Kazımê Şıxheseni ye ait tanıklığın anlatı dili ağırlıklı olarak Kırmancki ydi. Bu kısımların çevrisini Cemal Taş kendisi yaptı. Anlatıcının diline, meramına dokunulmaksızın metin üzerinde bazı kısaltmalar yapılmış, tekrarlar elenmiştir. Günahsızlar ve insafsız Yaradan başlığını taşıyan Gewera Maçi ye ait tanıklığın çevrisi Cemal Taş a, redaksiyonu Özgün Enver Bulut a ait. Orijinal anlatı metniyle karşılaştırmalı gözden geçirilerek seçkiye eklendi. Kitapta yer alan diğer tanıklıkların tümü, orijinal anlatı dilleri olan Kırmancki den (Zazaca) Türkçe ye tarafımdan çevrildi. Kimi kez aynı tanıkla değişik zamanlarda yapılmış kayıtlardaki bilgilerin çözümlenerek aynı metin üzerinde üst üste bindirilmelerinden doğan karışıklıklar tarafımdan giderilmeye çalışılmıştır. Kimi ham taslaklar içinde görülen askıda bırakılmış detaylar, yanıtsız kalmış sorular, bağlantısız yanıtlar ayıklanmış, okurun takılı kalacağı teknik sorunlar en aza indirmeye gayret edilmiştir. Zaman, mekân ve olay örgüsü sorunlu anlatıların asli meramlarına dokunmaksızın bazı biçimsel müdahaleler yapılmakla birlikte, anlatıcının kelamına helal getirecek eklentilerden özenle kaçınılmıştır. Zira böylesi ne derleyicinin ne de çevirmenin hakkı da değil. Her dilin morfolojik, sentaktik, yapısal özgünlükleri olduğu gerçeğinden hareketle, orijinalden versiyona aktarımda kimi kez mealden ifadelere başvurduğum oldu. Bunu ya- 8
parken teşbihte hatalar da mümkün... Ancak dönemin birbirinden trajik, dramatik, anlamlandırılması, dile getirilmesi zor insan halleriyle yüklü tanıklıklarını kayda almak, sözlü aktarılanları yazıya dökmek; kaybolmaya yüz tutan bir dilin sınırlarına hapsolmuş gerçekliklerini, tarihin tozu dumanıyla küllenip, bulandırılmış hikâyelerini oldu olduğunca gün yüzüne çıkarmak, bu kitaba emeği geçenlerin amaçladığı tek şeydi. Ezcümle, bu seçkide tanıklıklarına yer verilen yaşlılar, Dersim in değişik bölgelerden seçilmiş 1938 tanıklarıdır. Her birinin kendi tanıklıkları dâhilinde dile gelenler, öteki bölgelerden seçilmiş tanıkların anlatılarıyla bütünlüklü bir çerçeve oluşturmaktadır. Yerelde Son Büyük Tertele (toplu kırım hareketi) olarak anılan Dersim 1938 felaketini yaşamış tanıkların birinci ağızdan anlatılarını kapsayan Dağların Kayıp Anahtarı, şimdiye kadar ortaya çıkmış tanık anlatılarına dayalı benzer kitaplardan farkını içerdiği coğrafî kapsamla ortaya koyuyor. Seçilmiş tanıkların anlatılarında dile gelen 1938, öncesi ve sonrası durumlarla bağlantıları, belli başlı tarihsel kişilikler etrafında dönen hikâyeleriyle şekillenen bu şekçinin ortaya çıkmasına Şükrü Aslan ve Tanıl Bora hocalar vesile oldular. İki hocamın bu isteği olmasaydı, yayımlama hazırlığı içinde olduğum diğer dosyalarımı askıya alarak, iki ay gibi kısa bir sürede ortaya çıkardığım bu çeviriyi fi tarihine ertelemiş olacaktım. Tamamı yaşanmış olaylardan derlenen Dağların Kayıp Anahtarı nın içeriğine ilişkin final bir cümle istenecekse, kıssadan diyeceğim şu olur: Bu kitabı çocuklarınızın erişebileceği yerlerden uzak tutunuz! 9
Ali Boğazı ANLATICI Kazımê Şıxheseni Kayıt yeri, tarihi: Malatya, 27 Nisan 2008 (Cemal Taş, Hüseyin Ayrılmaz) 16
(...) Alişer Efendi 1926 yılında asker Koçanlıların üzerine geldiği tarihte Alişer Efendi ile Zarife de Dersim e geldiler. Sene 1937. Abdullah Hüseyin Alpdoğan köylere okul yaptı. Okullara öğretmen verdi. Amutka da dayım Lılo nun evini okul yaptılar. Yado, Şıxhesen, ben ve birkaç kişi orada okula başladık. Bir eğitmen vermişlerdi, Çemişgezekli ydi. Biz, dayım Cemşi Ağa nın evindeydik. Dediler ki: Abdullah Paşa gelecek. Paşa gelecek diye, hazırlık yapsın diye dayım Sêrxan Ağa, Hozat tan Aşçı Seferi, bir haftalığına oraya getirtti. Elçi çıktı geldi, dedi ki: Paşa geliyor. Biz okul çocukları ve babam karşıladık paşayı. Paşa atından indi, babamların elini tuttu, sıktı, bize döndü, Nasılsınız? dedi. Bize de tembih etmişler Sağol deyin diye. Biz de, Sağol! dedik. Eğitmene döndü dedi ki: 34
Bunlar okula geldiklerinde Türkçe biliyor muydu? Hayır. Nereden öğrendiler? Ben öğrettim. Sen nesin? Eğitmenim. Sen başöğretmensin. Paşa yetkili, Büyük Millet Meclisi nden yetki verilmiş kendisine. Paşa yedi gün boyunca Amutka da dayım Sêrxan Ağagil de kaldı. Bütün ağalar geldi oraya. Ferhatanlardan Cemşi Ağa, Memedali Ağa, Qoç Ağa. Diyap Ağa nın oğlu hepsi orada toplandı. O yedi gün boyunca epey de tüfek getirip, teslim ettiler paşaya. Son gün Alişer Efendi den bahsetti. O ara Qopo dedi ki: Paşam, Alişer Efendi yi Şıxhesen Ağa dan sor! Onun yanındadır. Paşa babama döndü: Öyle mi? Babam: Öyle! Alişer Efendi yedi yıldır yanımızda. Alişer i getir göreyim! Babam, şakayla karışık: Teminat ne oluyor? Namus sözü! İki adam gönderdiler Thanze ye. Yaklaşık iki saat sonra Alişer Efendi ile karısı Zarife Hanım çıktı geldi. Paşa döşekten kalktı, karşıladı onları. Zarife gelip paşanın elini öpmek istedi, paşa, Yok benim bacım! dedi. İkisi de güzel Türkçe konuşuyorlardı. Karşılıklı hal hatır sordular. Abdullah Paşa Alişer e dedi: Sen neden benden kaçıyorsun? Senin ne kusurun var ki? Sen güzelliklere dahilsin. Aha seni burada af ettim. Yetki 35
elimde, darağacından adam indiririm. Ne desem o olur. İmzam kanundur benim. Verdiğim her karar Ankara hükümetinin kararıdır, gel bu fırsatı kaçırma. Devlet bir aslandır, aslandan kim korkmaz? Yok, yok, seni af ettim, geleceksin! Abdullah Paşa gittikten sonra, götürüp teslim edeceklerdi yani. Biz yayladaydık o zaman. Bir gece Alişer Efendi yataklarını yüklüyor; kardeşiyle, çocuklarıyla, davarıyla, malıyla beraber doğru Sultan Baba Dağı nın oraya gidiyor. Ağdad ın karşısında mağaralar var, oraya yerleşiyor. Sonrası bilindiği gibi, Zeynel gitti öldürdü. Orada karısı diyor: Alişer bunların niyeti kötü? Alişer diyor: Hanım biz onların gölgesindeyiz. Alişer mağaraya gidenleri karşılarken, Zarife mağaradan çıkmıyor. Onlar Alişer e sıkıyorlar, Zarife de onlara sıkıyor, Vanklı Efendi vuruluyor. Diğerleri ateş ediyor, öldürüyorlar hepsini, Alişer ile Zarife nin kellesini kesip askere teslim ediyorlar. Baytar Nuri Baytar Nuri, Colig in oğludur. Doğru bir insan değildi. Halka çok zararı vardı. Ortalığı karıştırıp, durmaktan başka bir iş yapamadı. Onun çok zararını çekti millet. Bir halt da yemedi. Elazığ da Holvenk köyü var, orada arazi aldı. Abdullah Paşa onu daima takip ediyor. Bir gün Alpdoğan çağırıyor onu: Nuri, üç gün evvel falan köyde bir Ermeni vuruldu, haberin var mı? Evet paşam. Duydun mu? Duydum! Baytar, attığın her adımı izliyorum, ayağını denk al. 36
Baytar ın da Hükümet Konağı nda bir adamı varmış. Paşa nın kendisine söylediklerini o adamına anlatıyor. O da, Baytar Nuri ye, Seni öldürecekler! diyor. Baytar aynı günün gecesi gidip hazırlık yapıyor. Karısı da Şemuşağı ndan, Ğezık Uşaklı Yıbıl vardı, onlardandı. Sonunda kaçtı Suriye ye gitti. Suriye de öldü. Nuri Dersimi, Alişer Bey gibi değildi. Nuri, nereye gittiyse, orayı karıştırdı. Koçgiri ye gitti orayı karıştırdı. Dersim e geldi hangi aşirete gittiyse onları kışkırttı. Onun zararını millet 38 de çok çekti. Seyit Rıza ailesi Seyit Rıza ailesiyle köyünden göçüp Semkan ile Laçinan ın bölgesine geldi. Kakper e yakın bir mezra var orada ormanlık alana sığındılar. Bir gün baktım, iki süvari çıktı geldi. Babamın amcaoğlu Dıl Ağa, sordu o askerlere: Niye geldiniz? Efendim, Seyit Rıza nın ihbarı yapıldı, Albay bir tabur asker ile geçip Bılges e gitti. Seyit Rıza orada saklanıyormuş, onları kuşatmaya gitti. Ancak asker aç dönecek, onlara yemek hazırlamanız gerek. Amcam kardeşlerimi çağırdı dedi ki: İki kuzu kesin, kapama olarak hazırlayıp getirin! Süvarilerin oradan ayrılması yarım saat olmuştu ki, silah sesleri geldi. Sabah gün doğmadan gitmişler sarmışlar etrafını. Babamlar gidiyorlar, bakıyorlar ki, hepsi kırılmış. Bırdo da kalıyorlardı. Seyit Rıza o gün tesadüfen erken çıkmış aralarından. Aileden Seyit Rıza, Şıxhesen in kızlarından Nare ile Cemila ve Teslim in oğlu sağ kurtuldular. Teslim, Rayber Qop un kardeşidir. Diğerleri otuza yakın kadın ve çocuktu, hepsi öldürüldüler. Seyit Rıza nın büyük oğlu Şıxhesen in kellesini kesip bizim köye ge- 37
tirdiler. Bir gün sonra da kızları ve Teslim in oğlunu yakalayıp getirdiler. Bütün Laçinanlıları topladı oraya binbaşı. Babam ona sordu: Sen bu fakir fukarayı ne diye toplamışsın buraya? Bu taze yağı, bu çökeleği, bu ekmeği kim getirdi oraya? Sözünü ettiğin Seyit Rıza dır. Götürülmüş ekmek ise ben götürdüm, ne istiyorsun sen? Buraya bedeninden koparılmış bir kelle getirmişsin, bu bir insanın kesik başı. Bu Seyit Rıza nın oğlu Şıxhesen in başı. Bu adamın kafasını nereye götüreceksin? Bundaki amacın, şan şöhret mi elde etmek? Bu adam bizim rayberimiz. Bu bize hakarettir. Müsaade et bu kafayı tekrar vücudunun yanına götürelim, inançlarımıza göre gömelim o cesetleri. Yüzbaşı Abdullah Paşa ya tel çekti, Şıxhesen in kellesi ile cesetleri buradaki köylülere teslim ettim, haberin olsun! dedi. Babam o kesik başı aldı gitti, Şıxhesen in cesedinin yanına koymuş, onu ayrı, diğer cesetleri bir kuyu kazıp toplu gömmüş. Oradan sağ kurtulan çocuklar da yaralıydı. Babam binbaşıdan aldı çocukları. Amcam Dıl Ağa nın evine götürdü. Amcam kızı Gezer Hatun çocuklara banyo yaptırdı, kanlı üst başlarını yıkadı, götürüp tekrar teslim etti. Bir gün sonra da Rayber geldi, dedi: Kız kardeşimin cesedini götürecem. Şıxhesen in eşi Rayber in kız kardeşiydi. Rayber gitti, kız kardeşinin cesedini alıp, Pıxamiye köyüne nakletti. Çocukları da Rayber e teslim etmiş binbaşı. Rayber, benim kayınbabam oldu sonra, onun kızı ile evlendim. Üç kızı vardı zaten. Birini ben aldım, birini Polat. Diğeri Pıxamili Hasan Efendi ile evlendi. Ben garpten dönünce o ilk eşim öldü, ben ikinci evliliğimi dayımın kızı ile yaptım. Babam Rayber i sevmezdi, çünkü Rayber, Seyit Rıza ya haksızlık yapıyordu. Seyit Rıza Elazığ da oğlu Usên ve diğer Dersimli liderlerle 38
idam edildi. O sıra Mustafa Kemal Elazığ a gelip Diyarbakır a geçiyor. Diyarbakır dönüşünde bir polis amiri Seyit Rıza nın darağacındaki resmini getiriyor, gösteriyor. (...) 39