Alessandro Baricco OKYANUS DENİZ

Benzer belgeler
ALESSANDRO BARICCO SMITH & WESSON

Alessandro Baricco İPEK

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

Arda Alyanak Daniela Palumbo Filiz Özdem Carla Manea

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Cihan Demirci. Şiir ŞİİR KÜÇÜĞÜN. 2. basım. Resimleyen: Cihan Demirci

BARIŞ BIÇAKÇI Aramızdaki En Kısa Mesafe

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

SAGALASSOS TA BİR GÜN

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ORMANDAKİ DEV. 4. basım. Resimleyen: Reha Barış

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

Cornelia, şarkı söylemek isteyen kaz

Cem Akaş BUMBA İLE BİBU. Resimleyen: Reha Barış

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Şiir BEZ BEBEKLE KUKLASI. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut GÜNAYDIN! GÜNAYDIN! Resimleyen: Burcu Yılmaz

KIRMIZI KANATLI KARTAL

Gülmüştü çocuk: Beni de yaz öyleyse. Yaz ki, kaybolmayayım! Ben babamı yazmamıştım, kayboldu!

T.C. M.E.B ÖZEL MANİSA İNCİ TANEM ANAOKULU DENİZ İNCİLERİ SINIFI

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI 2. DÖNEM YAZ OKULU EĞİTİM PROGRAMI

ali hikmet ÞEYTAN UÇURTMASI

Datça da bir Yaz. Gün batımında Datça Limanı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Betül Tarıman. Öykü GÖKYÜZÜ PRENSİ PO İLE KÜÇÜK KIZ. 2. basım. Resimleyen: Uğur Altun

Deneyler ve Hayaletler

I. Metni okuyunuz ve soruları cevaplayınız. ÖNEMLİ BİR DERS

SEN SURAT OKUMAYI BİLİR MİSİN?

Okuyarak kelime öğrenmenin Yol Haritası

ÇİÇEK GRUBU HAZİRAN AYI BÜLTENİ

ÖZEL NİLÜFER ANAOKULU

Benzetme ilgisiyle ismi nitelerse sıfat öbeği, fiili nitelerse zarf öbeği kurar.

İnsan Okur. Resimleyen: Reha Barış MERAKLI KİTAPLAR

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

DESTANLAR VE MASALLAR. Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK. Masal. Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ASLAN KRAL KORK. Resimleyen: Sedat Girgin

Haydi Deniz Kıyısına! Şimdi okuyacağınız hikâye Limonlu Bayır

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Cennet, Tanrı nın Harika Evi

HAYAT BENİM BİLDİĞİM KADAR MI?

Çocuklar için Kutsal Kitap sunar. Cennet, Tanrı nın Harika Evi

MATBAACILIK OYUNCAĞI

Hans Christian Andersen Tahsin Yücel ( Ayşın Delibaş Eroğlu (

Ramazan Alkış. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

DEĞERLER EĞİTİMİ SINIF İÇİ ETKİNLİK PLANI MAYIS-HAZİRAN AYI İŞLENEN DEĞER: AİLEMİZİ ARKADAŞLARIMIZI VE HAYVANLARI SEVMEK ARKADAŞ SEVGİSİ DOSTLUK

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

01-05 MAYIS OKULDA YAPACAĞIMIZ ÇALIŞMALAR OKULA GETİRECEKLERİMİZ. PAZARTESİ Emek ve Dayanışma Günü dolayısı ile okulumuz 1 gün tatil edilmiştir.

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Eski Dostum Kertenkele

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

a 3 -<» rt3 ft3 Ö o\3 CO o\3 Ö o\3 CO v-< 0x3 Ö V-i -i» 3 Gezi / İlgaz Anadolu'nun Sen Yüce Bir Dağısın 0x3 Ö 0x3 Kitap / Kayıp Gül

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

Küçük Hasır Sapka. Korkut Erdur 1980 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu.

6. Sınıf sıfatlar testi testi 1

Belmin Dumlu SAVAŞKAN,

Hiçbir şey olmamış gibi çekip giden, kalpleri hunharca katlederek bırakanların bu hayatta mutlu olacağına inanmıyordum. Zamanla bu inanç alev aldı;

1) O, bu işin. Yukarıdaki cümle aşağıdakilerden hangisi ile tamamlanırsa zor bir işi başarmak anlamına gelir?

Sıfat Tamlaması Tanımı. Sıfat Tamlamalarının Özellikleri. Yazı Menu. - Sıfat Tamlaması Nedir. - Sıfat Tamlamalarının Özellikleri

TEK TEK TEKERLEME. Havada bulut Sen bunu unut

Fatma Atasever.

Her gun. yeni bir. macera

Samed Behrengi. Sevgi Masalı. Çeviren: Songül Bakar

Yazan ve çizen: Michael Ryba

Etkinliğin konusu öğretmen tarafından bir soruyla açılır: Sizin düşmanınız var mı? Düşmanı olan birini tanıyor musunuz?

Anne Ben Yapabilirim Resimleyen: Reha Barış

Derleyen: Nezir Temur Resimleyen: Mert Tugen

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

AYLIK BÜLTEN NİSAN 2012 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI

5 YAŞ AYLIK BÜLTEN ARALIK 2018

AĞIR ÇANTA. Aşağıdaki soruları metne göre cevaplayınız. 1- Fatma evden nasıl çıktı? 2- Fatma neyi taşımakta zorlanıyordu?

JULIUS SU YÜZÜNE ÇIKIYOR

Pırıl pırıl güneşli bir günde, içini sımsıcak saran bir mutlulukla. Cadde de yürüyordu. Yüzü gülümseyen. insanların kullandığı yoldan;

Not: Bu yazımızın video versiyonunu aşağıdan izleyebilirsiniz. Ya da okumaya devam edebilirsiniz

Delal Arya. Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ SIRLAR OTELİ. 2. Kitap

Esrarengiz Olaylar. Dangg Dongg Dangg

.com. Haftanın Diğer Çalışmaları En Kısa Zamanda Yayınlanacaktır.

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı

Sayfa 148,149,150,151,152,153,154

Bu konuda daha kim bilir ne yöntemler bulunacak? Tüm Kişisel Gelişim Uzmanı Meslektaşlarımı ve dostlarımı WC-TERAPİ çalışmalarına bekliyorum!

KIPTAS LA ISTANBUL SIZE KALBINI ACIYOR

Özel Gebze Eğitim Kurumları Öz-Ge Gündüz Bakımevi YILDIZLAR GRUBU ARALIK

DENİZLERDE BÖLGESEL SU ÇEKİLMESİNİN METEOROLOJİK ANALİZİ

ÖZEL NİLÜFER ÇOCUK EVİ

Sonsuza Kadar Beraber Sonsuza Kadar Ayrı

TEST 1. Hareketlilerin yere göre hızları; V L. = 4 m/s olarak veriliyor. K koşucusunun X aracına göre hızı; = 6 m/s V X.

Riksgränsen deki mültecilerin hepsi İsveç e sığınma başvurusu yapmış. Ancak çoğu,

Bahar Ateşi Evet! Hayır! Belki? Ne? Merhaba.

OHIO DOĞAÇLAMASI (OHIO IMPROMPTU)

O günlerde, bir kıyı kenti olan Hull'a gitmiştim. Orada bir. arkadaşıma rastladım. Babasının gemisi vardı. Gemi o gün

PEK ANAOKULU HAZİRAN AYI EĞİTİM PLANI

ÖZEL YAKACIK BALKANLAR KOLEJİ Eğitim Öğretim Yılı. Etkinlik Havuzu KASIM AYI +3 YAŞ

Doğada Keşif Yapıyoruz

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL NİLÜFER ANAOKULU MELİKE DAĞ

DENİZ EĞİTİM ATÖLYELERİ. OKUL ÖNCESİ, ATÖLYE ve OYUNLAR

Kuğu Gecesi. Ferda İzbudak Akıncı

URLA DA SEVGİ DOLU YENİ BİR YAŞAM BAŞLIYOR...

Transkript:

1

2

Alessandro Baricco OKYANUS DENİZ 3

Can Yayýnlarý: 1849 Oceano Mare, Alessandro Baricco R.C.S. Libri S.p.A. Milano, 1993 Can Sanat Yayınları Ltd. Şti., 2009 Tüm hakları saklıdır. Bu eserin Türkçe yayın hakları The Wylie Agency (UK) Ltd. aracılığıyla alınmıştır. Kapak resmi: istockphoto.com 1. basým: Aralık 2009 Bu kitabın 1. baskısı 1000 adet yapılmıştır. Yayýna hazýrlayan: Ayça Sabuncuoğlu Kapak tasarýmý: Erkal Yavi Kapak düzeni: Semih Özcan Diz gi: Gülay Yıldız Düzelti: Füsun Güler Kapak baský: Çetin Ofset Ýç baský ve cilt: Şefik Matbaasý ISBN 978-975-07-1107-7 4 CAN SANAT YAYINLARI YAPIM, DAÐITIM, TÝCARET VE SANAYÝ LTD. ÞTÝ. Hayriye Caddesi No. 2, 34430 Galatasaray, Ýstanbul Te le fon: (0212) 252 56 75 252 59 88 252 59 89 Fax: 252 72 33 http://www.canyayinlari.com e-posta: yayinevi@canyayinlari.com

Alessandro Baricco OKYANUS DENİZ ROMAN İtalyanca aslýndan çeviren ŞEMSA GEZGİN CAN YAYINLARI 5

ALESSANDRO BARICCO NUN CAN YAYINLARI NDAKİ DİĞER KİTAPLARI İPEK / roman KENT / roman ÖFKE ŞATOLARI / roman HOMEROS, İLYADA / roman BİNDOKUZYÜZ / anlatı YARIM KALMIŞ BİR HAYAL / roman 6

Alessandro Baricco, 1958 de İtalya nın Torino kentinde doğ - du. Yazarlık uğraşına, La Republica gazetesinde müzik eleştirmeni olarak başladı. Daha sonra La Stampa gazetesinde kül tür gazeteciliği yaptı. Denemeler ve kısa öyküler yazdı. RAI televizyonuna sanat programları hazırladı. Torino da an - latım tekniklerinin öğretildiği bir okul kurdu. İlk romanı Öfke Şatoları Fransa da Médicis Ödülü ne değer görüldü. İkinci romanı Okyanus Deniz ile İtalya da Viareggio Ödülü nü aldı. İpek adlı yapıtı yaygın bir okur kitlesiyle buluştu, otuza yakın dile çevrildi. Daha sonra Kent (City), Homeros, İlyada ve Yarım Kalmış Bir Hayal adlı yapıtları yayımlandı. Şemsa Gezgin, 1958 de İstanbul da doğdu. İtalyan Lisesi ve İs tanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İtalyan Dili ve Ede - bi yatı mezunu. 1984-1991 yılları arasında aynı bö lümde araştır ma görevlisi olarak çalıştı. Daha sonra, 1991-1994 yılları arasında Roma Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1994 ten bu yana İtal yan - ca dan ve Türkçe den çeviri yapıyor. İtalyanca dan başlıca çevirileri arasında Çöl Kitabı (Maurizio Maggiani), Sıfır Zaman (Italo Calvino), İpek, Kent (Alessandro Baricco), Ecel Saati (Maria Corti), Sakın Kımıldama (Margaret Maz zantini), Baudolino (Umberto Eco) sayılabilir. Ayrıca Orhan Pa muk un Yeni Hayat, Benim Adım Kırmızı, Kar, İs tanbul, Şe hir ve Ha tıralar adlı kitaplarını, Nedim Gürsel in Son Tramvay, Balkanlara Dönüş, Boğazkesen adlı kitaplarını İtalyanca ya çevirdi. 7

8

İÇİNDEKİLER Birinci Kitap Almayer Pansiyonu... 11 İkinci Kitap Denizin Kucağı... 101 Üçüncü Kitap Dönüş Şarkıları... 125 9

10

Molli ye, canım arkadaşım benim 11

12

Birinci Kitap ALMAYER PANSİYONU 13

14

1 Sona ermek üzere olan, sürekli kuzeyden esen rüz - gâ rın kutsadığı bir akşamın soğuk havasında, karşıki tepelerle deniz deniz arasında göz alabildiğine kum. Kumsal. Ve deniz. Kusursuzluk kutsal gözler için bir görüntü bir dünya işte, suyun ve toprağın sessizce var oluşu, tamamlanmış doğru bir yapıt, gerçek gerçek ama o cennetin işleyişini yine kurtarıcı insan tanesi bozuyor, acı gerçeğin o koca düzenini bir saçmalık tek başına durduruyor, değersiz bir şey, ama kuma saplanmış duruyor. O kutsal ikonanın yüzeyini hafifçe yırtan, uçsuz bucaksız kumsalın kusursuzluğuna konan küçücük bir şey. Uzaktan bakıldığında siyah bir nokta yalnızca: hiçlikte bir adamın ve şövalesinin hiçliği. Şövale dört taşa ince iplerle bağlanarak kuma yerleştirilmiş. Sürekli kuzeyden esen rüzgârda hissedilemeyecek biçimde dalgalanıyor. Adamın aya ğında uzun çizmeler, üzerinde de büyük bir balıkçı ceketi var. Ayak ta, denizin karşısında durmuş, ince bir fırçayla oynuyor. Şövalenin üzerinde bir tuval. O dünya parçasını kusursuzluğun sessiz işgalinden korumak için, bir nöbetçi gibi bunu anlamak gerek orada dikilmiş bekliyor, var oluşun olağanüstü görüntüsünü bozan küçük bir çatlak gibi duruyor. Hep 15

böyle olmuştur zaten, gerçekleşmek üzere olan bir şeyin beklentisini bozan hep bir insan pırıltısıdır, o şey, bir delik ya da ince bir çatlak olan o insanın basit ve sonsuz gücü nedeniyle yeniden bir bekleyişe ve bir soruya dönüşüverir hemen; küçük bir kapıdır insan, içinden oluk gibi ne hikâyeler akar, olabilecek şeylerin upuzun bir listesi vardır gerisinde, sonsuz bir yırtık, şahane bir yara, binlerce insanın geçtiği dar bir yol orası, artık orada hiçbir şey gerçek olamayacak ama her şey olacak işte tıpkı mor bir pelerine sarınmış şu kadının attığı adımlar gibi; başını örtmüş, dalgaların çatlamasını izlerken ağır hareketlerle kıyıyı ölçüp biçiyor, sonra büyük tablonun artık yitirilmiş kusursuzluğuna sağdan sola bir çizgi çekiyor, adam ve şövalesi ile arasındaki mesafe giderek azalıyor ve birkaç adım daha attıktan sonra adamın yanında durmak ve sessizce bakmak işten bile olmuyor. Adam dönüp bakmıyor bile. Sabit bakışlarla denizi incelemeyi sürdürüyor. Sessizlik. Ara sıra fırçasını bakırdan bir kaba batırıp tuvale hafifçe dokunarak bir şeyler resmediyor. Fırça, kılları ardında parlak mı parlak bir gölge bırakıyor, ama rüzgâr anında onu kurutup önceki beyazlığı yeniden ortaya çıkarıyor. Su. Bakır kapta yalnızca su var. Tuvaldeyse hiçbir şey. Görülebilecek bir şey yok. Rüzgâr yine kuzeyden esiyor ve kadın mor pelerinine sarılıyor. Plasson, günlerdir burada çalışıp duruyorsunuz. Kullanmaya cesaret edemediğinize göre onca rengi neden yanınızda taşıyorsunuz? Bu sözler adamı kendine getirir gibi oluyor. Şaşırıyor. Dönüp kadının yüzünü inceliyor. Yanıt verme niyetiyle olmasa da konuşuyor. Yalvarırım, kımıldamayın, diyor. Sonra fırçasını kadının yüzüne yaklaştırıyor, bir an duraksıyor, fırçayı dudaklarına dokunduruyor ve yavaş 16

yavaş ağzının bir köşesinden öbür köşesine gezindiriyor. Fırça kılları parlak kırmızıya boyanıyor. Adam fırçaya bakıp hafifçe suya batırıyor ve bakışını yeniden denize yöneltiyor. Kadının dudaklarında öyle bir tadın gölgesi kalıyor ki, Deniz suyu, bu adam denizle denizi çiziyor diye düşünmeden edemiyor, ama tüyleri ürperiyor bu düşünceyle. Kadın çoktan arkasını dönmüş, uçsuz bucaksız kıyıyı matematiksel adımlarla yeniden ölçüyor, öte yandan rüzgâr tuvalin üzerinden geçerek fonda gezinen pembemsi bir ışık sağanağını kurutuyor. Şimdi saatlerce durup o denize, o gökyüzüne, her şeye bakılabilir, ama o renkten eser yok artık. Görülebilecek bir şey yok. O yörede, gelgit karanlık çökmeden yükseliyor. Çok az önce. Su, adamı ve şövalesini çevreliyor, onları yavaşça ama kusursuz bir biçimde yakalıyor, ikisi de orada, hiçbir şey olmamış gibi duruyor, minyatür bir ada, ya da iki başlı bir fosil gibi. Plasson, ressam. Her akşam, güneş batışından az önce, su çoktan kalbine ulaştığında küçük bir kayık gelip alıyor onu. O böyle istiyor. Kayığa biniyor, şövalesini ve diğer eşyalarını yükleyip evinin yolunu tutuyor. Nöbetçi alıp başını gidiyor. Görevi bitti. Tehlike atlatıldı. Bir kez daha kutsallaşamayan ikona gün batı - mında sönüyor. Her şey o küçük adam ve resim fırça - ları yüzünden. Artık gittiğine göre, zaman yok. Karanlık, her şeyi askıya aldı. Karanlıkta hiçbir şey gerçek olamaz. 17

2... arada bir sadece, ve öyle ki, bazılarının kulağına o anlarda, onu gördüklerinde, alçak sesle şu sözcükler gelirmiş Ölecek ya da Ölecek hatta Ölecek hatta hatta Ölecek. Tüm çevre tepelerle kaplıydı. Bu topraklar benim, diye geçirirdi içinden Baron Carewall. Tam bir hastalık değildi, olabilirdi, ama hastalıktan daha az ciddi bir şeydi, bir adı varsa o ad çok hafif olmalıydı, andığın an kaybolan bir ad. Küçük bir çocukken bir gün bir dilenci gelir ve ağıt söylemeye başlar, ağıt bir karatavuğu korkutur ve kaçırır...... bir kumruyu korkutur ve kaçırır, kanat çırpışı...... çırpınan kanat hiç ses yapmaz ki...... on yıl önce olmalı... 18

... bir kumru geçer penceresinin önünden, bir an, öyle, ve o, bakışını oyuncaklarından kaldırır, ne bileyim, öyle bir korkudur ki kapıldığı, beyaz bir korku, yani demek istediğim, korkmuş biri gibi de değil, sanki yok olmak üzere olan biri gibi...... kanat çırpışı...... ruhu çıkmak üzere biri gibi...... bana inanıyor musun? Onun büyüyeceğine ve her şeyin geçeceğine inanıyorlardı. Ama bu arada sarayın her yerine halı döşemeyi de ihmal etmiyorlardı, çünkü kendi adımları bile onu korkutuyordu, beyaz halılar, her yerde, canını acıtmayacak bir renk, sessiz adımlar ve kör renkler. Parkta, yollar yuvarlak biçimliydi, birkaç geniş yolun dışında, onlar da yumuşak dönemeçlerdi, kıvrılarak uzanıyorlardı tıpkı ilahiler gibi böylesi daha akıllıcaydı, nitekim her köşede bir tuzak olabileceğini anlamak için biraz duyarlı olmak yeterliydi, kusursuz bir geometrik şiddetle çakışan iki yol gerçek bir duyarlığa sahip herkesi ciddi bir biçimde korkutmaya yetiyordu, bir de onu düşünün, tam olarak duyarlı bir ruha sahip değildi, ama kelimenin tam anlamıyla, denetlenemeyecek bir ruh duyarlığının egemenliği altında bir insandı, bu kim bilir gizli yaşamının bir hiçti hayatı, çünkü o kadar küçüktü ki hangi anında sonsuza dek sürmek üzere çıkıvermişti ortaya, sonra görülmeyen yollardan yüreğine, gözlerine, ellerine, her yerine ulaşmıştı, bir hastalık gibi, hastalıktan daha önemsiz bir şeydi, bir adı varsa o ad çok hafif olmalıydı, andığın an kaybolan bir ad. Onun için parkta yollar yusyuvarlaktı. Edel Trut un hikâyesini de anlatmak gerek. Tüm ülkede ipek dokumada üstüne yoktu, bir kış günü baron onu sarayına çağırdı. Kar diz boyuydu, kutup soğuğu vardı, oraya kadar gitmek bir işkence oldu, atın tüm bedeninden dumanlar çıkıyor, bacakları gelişigü- Okyanus Deniz 19/2

zel kara batıp çıkıyor, arkasındaki kızak sürüklenip duruyordu, on dakika içinde ulaşamazsak öleceğim herhalde, yok, adım gibi biliyorum, öleceğim, üstelik de baronun bana göstermek istediği o kadar önemli şeyin ne olduğunu öğrenemeden... Ne görüyorsun, Edel? Baron, kızının odasında, penceresiz kocaman duvarın önünde ayakta durmuş, alçak sesle, eski zamanlara özgü bir nezaketle konuşuyor. Ne görüyorsun? Burgonya kumaşı, kaliteli, bildik manzaralar, iyi yapılmış bir iş. Sıradan manzaralar değil onlar, Edel. En azından benim kızım için değil. Onun kızı. Bir çeşit giz bu, ama düş gücünü çalıştırarak anlamak ve düşüncelerin özgürce dolaşabilmesi, uzaklara gidip nesnelerin içine işlemesi ve böylece ruhun her zaman elmas olmadığını, bazen ipekten tül olduğunu görmesi için bunu anlayabilirim ben bildik şeyleri unutmak gerek. İpekten şeffaf bir tül düşün, her şey yırtabilir onu, bir bakış bile, onu kavrayan bir el düşün bir kadın eli evet yavaşça hareket ederek onu parmaklarının arasında sıkıyor, ama sıkmak bile fazla, o bir el değilmiş de bir rüzgâr esintisiymiş gibi havaya kaldırıyor diyelim ve sanki parmakları parmak değil de... düşünceymiş gibi onu tutuyor diyelim. Şöyle. Bu oda işte o el ve benim kızım da ipekten bir tül. Tamam, anladım. Şelale istemiyorum, Edel, bir gölün sakinliğini istiyorum, meşe değil, kayın ağaçları istiyorum, şu karşıdaki dağlar da tepe olsun, gündüz de bir günbatımı olsun, rüzgâr esinti, kentler köy, şatolar bahçe olsun. Şahinler olmadan olmaz dersen, tamam ama uçsunlar, uzaklara. Peki, anladım. Tek bir şey var: Erkekler ne olacak? Baron susar. O koca duvar örtüsünün kişilerini, dü- 20

şüncelerini sormak istercesine tek tek inceler. Bir duvardan öbürüne yürür, ama kimse konuşmaz. Böyle olacağı belliydi. Edel, kötülük etmeyecek erkekler yapma imkânı var mı? Tanrı da, bir an bunu kendine sormuş olmalı. Bilmiyorum. Ama denerim. Edel Trut un atölyesinde, baronun getirttiği kilometrelerce ipek iplikle aylarca çalıştılar. Çıt çıkarmadan çalışıyorlardı, çünkü Edel sessizliğin kumaşın dokusuna işlemesi gerektiğini söylüyordu. Sıradan bir iplikti, ama görünmüyordu, görünmese de vardı. Böylece sessizlik içinde çalışıyorlardı. Aylar geçti. Sonra bir gün baronun sarayı önünde bir araba durdu, arabanın üzerinde Edel in başyapıtı vardı. Tören alayındaki haçlar gibi ağır ve kocaman üç top kumaştı bu. Merdivenlerden yukarı taşıyıp koridorlar boyunca ilerlediler, bir kapıdan öbürüne geçip sarayın tam ortasına, o kumaşları bekleyen odaya ulaştılar. Topları açmadan bir saniye önce baron, Peki, erkekler nerede? diye homurdandı. Edel gülümsedi. İlle de erkek olması gerekiyorsa, bari uçsunlar, hem de uzaklara. Baron kızını elinden tutup yeni odasına götürmek için günbatımı ışığını bekledi. Edel in söylediğine göre kız içeri girer girmez kızarmış, şaşırıp kalmış, baron bir an sürprizin fazla büyük olduğunu düşünmüş, ama bu çok kısa sürmüş, çünkü ipekten bir dünyanın dayanılmaz sessizliği kendini hemen duyurmuş, mutlu bir yer anlatılıyormuş, havada dolaşan küçük adamlar ağır adımlarla gökyüzünün soluk mavisini ölçüyorlarmış. Edel baron çok iyi hatırlıyormuş uzun süre çevresine bakındıktan sonra dönüp gülümsemiş. Adı Elisewin miş. 21

Çok güzel, kadife gibi bir sesi varmış ve havada kayar gibi yürüyormuş, insan gözünü ondan alamıyormuş. Arada bir, nedensiz yere, kim bilir neye ulaşmak için koridorlarda koşmaya başlıyormuş, o beyaz, korkunç halıların üzerinde gölge olmaktan çıkıp koşuyormuş, arada bir sadece, ve öyle ki, bazılarının kulağına o anlarda alçak sesle şu sözcükler gelirmiş... 22

23

24