Beyza Akyüz, 13 Temmuz 1982 de Bolu da doğdu. Alman Filolojisi okudu. TRT de editör ve danışman olarak çalıştı. 2008 den bu yana animasyon yazarlığı yapıyor. Çeşitli dergilerde yazmaya devam ediyor. Ayrıca 7 den 70 e herkese şifahen masallar anlatıyor. Zeytin yemeyi çok seven kedisi Sunnyboy ile İstanbul da yaşıyor. Fırat Yaşa, 1977 de İstanbul da doğdu. Mimarlık okudu. Mizah dergilerinde renklendirme yaptı. Kemik dergisinde çizdi. İlk grafik çizgi romanı Çizgili Pijama yı yazdı, çizdi, boyadı; 2010 da Uykusuz dergisinde yayımlandı. Yiğit Değer Bengi nin kısa öyküsü Avcı Nun u çizgi romana uyarladı, çizdi, boyadı; 2013 te Uykusuz dergisinde yayımlandı.
BEYZA AKYÜZ Resimleyen Fırat Yaşa
4
5
Yapı Kredi Yayınları - 4205 Do ğan Kar deş - 586 Uçan Fare ile Hayalet Hayri / Beyza Akyüz Resimleyen: Fırat Yaşa Kitap editörü: Devrim Çakır Düzelti: Filiz Özkan Grafik uygulama: Süreyya Erdoğan Baskı ve Cilt: Ertem Basım Yayın Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. Başkent O.S.B. 22. Cad. No: 6 Malıköy / Ankara Tel: (0312) 640 16 23 Sertifika No: 26886 1. baskı: İstanbul, Eylül 2014 ISBN 978-975-08-3026-6 Ya pı Kre di Kül tür Sa nat Ya yın cı lık Ti ca ret ve Sa na yi A.Ş., 2014 Sertifika No: 12334 Bütün yayın hakları saklıdır. Kaynak gösterilerek tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret ve Sanayi A.Ş. İstiklal Caddesi No: 142 Odakule İş Merkezi Kat: 3 Beyoğlu 34430 İstanbul Telefon: (0 212) 252 47 00 (pbx) Faks: (0 212) 293 07 23 http://www.ykykultur.com.tr e-posta: ykykultur@ykykultur.com.tr İnternet satış adresi: http://alisveris.yapikredi.com.tr
İlk göz ağrısı Şûra ya... Beyza TEŞEKKÜR Aileme, özellikle canım ağabeyime, unutulmaz öğretmenlerim Sabri Şahin, Bircan Değirmenci ve Prof. Dr. İbrahim İlkhan a, masal rehberim M. Ruhi Şirin e, dostum Ayşe Su ya, Elif Konar Özkan a, Ahmet Akbal a ümit dolu desteklerinden dolayı teşekkür ederim. Kaymağın kaymağı Öykü ye... Fırat
Bölüm I Karşılaşma Bir gün daha bitmişti, Dost Şekercisi ni kapatma zamanıydı. Yamak, dükkânın ışıklarını söndürdü. Şerbetli Ali Usta kapıda onu bekliyordu. Yamağa elini çabuk tutmasını söyledi. Her zamanki gibi huysuzluğu üstündeydi. Yamak, telaştan anahtarları yere düşürdü. Usta ters ters baktı. Bütün ustalar biraz huysuzdu galiba, yamakların sabrını ölçmeye mi çalışıyorlardı ne? Şerbetli Ali Usta, mahalledeki Dost Şekercisi nin bir numaralı ustasıydı; şeker, lokum ve pastada çok yetenekliydi ama işte onun da çekilmez yanları yok değildi. Akşam ilerlerken koşarak evlerine giden çocuklar Şerbetli Ali Usta ya çarpıp hızla uzak- 9
10
11
laştılar. Usta çocuklara sinirlenmedi. Onları seviyordu galiba. Usta ve yamağı sokağın sonunda gözden kaybolurken, karanlık dükkânda küçük bir ışık yandı; belli belirsiz, zayıf bir ışık... Bu ışık, Uçan Fare nin Delik Saray dediği, yıllardır yaşadıkları yuvalarından geliyordu. 12
Delik Saray ın kapısı, şekerci dükkânının arka tarafındaki mutfak kısmında, tezgâhın hemen altındaydı. Dikkatli bakıldığında görülebilirdi. İşte, Uçan Fare oradaydı; şeker ve kibrit kutusundan yatağına uzanmıştı. Başucundaki ışık hâlâ açıktı... Bu lambayı sokakta bulup eve getirmişti. Annesi bu ilginç lambayı çok seviyordu, Oldukça orijinal bir tasarım diyordu. Anneler böyle şeyleri hep sever zaten. Annesi Uçan Fare nin üstünü çuval iplerinden özenle ördüğü battaniyeyle örterken, Unutma, yarın çok işin var! Okul açılıyor ya, bir sürü sakar çocuk gelir şimdi şekerci dükkânına. Çocukların sakarlıkları işimize yarayacak yine! deyip güldü. Yere düşen şekerleri kimseye görünmeden alabilirsen, yarın epeyce şeker toplayabilirsin. Aslında haklıydı annesi; ne de olsa çocuklar çoğu zaman kontrol edilemeyen kuklalar gibiydi, sürekli bir şeyleri döküp saçarlardı! 13
Annesi konuşurken, Uçan Fare nin aklı başka yerdeydi, bütün çocuklar gibi!.. Fare de olsa nihayetinde o da henüz bir çocuktu. Çocuklar neden okula gidiyor anne? Sanırım hayatı öğrenmek için. İyi de hayat sokakta değil mi? 14
Annesi oğlunun battaniyesini iyice düzeltti. Bilmiyorum oğlum dedi, Tek bildiğim senin çok iyi yerlere gelmen gerektiği. İyi ama ben daha uçamıyorum bile, ne senin gibiyim ne babam gibi... Adımı bile hak etmiyorum! Uçan değil uçamayan fare olmalı benim adım! Onlar uçuyor da ne oluyor? Hem ortalama 25 metre yükseklikten aşağı doğru süzülmeye uçmak mı denirmiş! Olsa olsa yumuşak iniş denir... Uçan Fare, annesinin espri anlayışının hiç fena olmadığını anladı o an. Bu anneler şaşırtıcıydı; umulmadık zamanlarda beklenmedik yetenekleri ortaya çıkıverirdi. Kafana takma sen... Uçmak senin doğanda var, bir gün mutlaka uçacaksın. Önemli olan başka şeylerde de başarılı olmak! diyerek kafasını karıştırdı annesi. Uçan Fare o gece, başka bir şeyde başarılı 15
olmak üzerine düşündü. Sadece kendisi olmak istiyordu o. Ama annem istiyorsa, başka şeyleri de denemeliyim diye düşündü. Dün gece bunları düşünürken uyumuş olmalıydı, şimdi, delikten süzülen ışıkla uyanmıştı. Okulun ilk günü olduğu için sokak oldukça hareketliydi. Dost Şekercisi nin sahibi Seher Abla da erkenden gelip dükkânını açmıştı. Dükkân ona babasından kalmıştı. Çok eğlenceli biriydi, çocuklarla konuşmayı seviyordu. Hatta bazen çok konuşuyordu!.. Çocuklar okula giderken ya da okul çıkışı mutlaka dükkâna uğruyorlardı; şeker tezgâhının arkasında küçücük 16
kalsalar da boylarından büyük şeker kavanozlarına bakmak onları mutlu ediyordu. Şekerlere bakarken gözbebekleri büyüyor, ağızları da bir yay gibi geriliyordu. İşte, ilk müşteriler gelmişti bile... Üç çocuk vardı içerde; ikisi birbirinin aynısıydı, bunlar ikiz kız kardeşler Tıpır ile Kıpır dı. Yanlarındaki ise Hayalet Hayri ydi; elleri cebinde, öylece duruyordu. Konuşmayı pek sevmiyordu galiba ama gözleri fıldır fıldırdı. Varlığı yokluğu pek belli olmadığı için ona hayalet diyorlardı. Dışarıdan bakınca Hayri nin hiçbir şey düşünmediği sanılabilirdi ama aslında hiç de göründüğü gibi değildi... Kızlar bıcır bıcır konuşurken o dükkânı inceliyordu. Merhaba! Ben Seher! Siz de buralarda yenisiniz, değil mi? Birinci sınıfa mı başladınız? Ayyy! Hem de ikizsiniz siz! Kıpır dükkândaki her şeye dokunurken, Tıpır soruya her zamanki bilmişliğiyle cevap ver- 17
di, Evet, ilk günümüz ama anaokuluna da gittik. Yani okul dünyasında yeni sayılmayız. Seher Abla bir kahkaha attı. Zaten ne söyleseler gülüyordu. İkiz olmamıza gelince... Biz aslında birbirimizin tersiyiz, tıpkı bir ayna gibi dedi Tıpır. Nasıl yani? diye merakla sordu Seher Abla. Bak şimdi dedi Tıpır ve sağ eliyle kafasını kaşıdı. Karşısındaki Kıpır, onu görünce hemen sol eliyle kafasını kaşıdı. Tıpır sağ eliyle deli deli yaptı, Kıpır da sol eliyle... 18
19